close

Enter

Log in using OpenID

2014 Yılı Tarımsal Desteklemeleri Belli Oldu - Köy

embedDownload
Türkiye’nin Tarım Gazetesi
MAYIS 2014
Yıl:3 Sayı:30
TÜRKİYE KÖY KALKINMA VE DİĞER TARIMSAL AMAÇLI KOOPERATİF BİRLİKLERİ MERKEZ BİRLİĞİ GAZETESİ
2014 Yılı Tarımsal
Desteklemeleri Belli Oldu
»» Bakanlar Kurulu’nun ‘’2014 Yılında Yapılacak Tarımsal Desteklemelere İlişkin Karar’’ı,
1 Ocak 2014 tarihinden geçerli olmak üzere Resmi Gazete’nin 12 Nisan 2014 tarihli sayısında
yayımlandı.
Karara göre, bu yıl Çiftçi Kayıt Sistemine
(ÇKS) dahil olan çiftçilere dekar başına
2,5 lira toprak analizi desteği ile mazot
ve gübre destekleme ödemesi yapılacak.
Karar’dan önemli başlıklar;
• Ulusal düzeyde üst örgütlenmesini tamamlamış bir hayvancılık örgütüne üye
olan yetiştiriciler desteklemelerden yararlanacak.
• Anaç sığır başına ödeme birim miktarları,
tek işletme olarak kabul edilen, kooperatif
ile birlikler hariç, 500 başa kadar tam, 501
baş ve üzeri için yüzde 50’sine karşılık gelen
tutarın ödenmesi suretiyle uygulanacak.
• Bu yıl sözleşmeli aspir, kanola ve soya
fasulyesi üretimi yapanlara fark ödemesi desteğine ilave olarak dekar başına 10
lira ödenecek.
• Islah amaçlı süt kalitesinin desteklenmesi projesi kapsamında her bir sığır
için süt içeriğinin tespiti amacıyla yapılacak analizler için Ankara, İzmir, Balıkesir, Bursa ve Tekirdağ illerinde baş
için 50 lira ödeme yapılacak.
• Büyükbaş, küçükbaş hayvan, arı ve su
ürünleri yetiştiriciliğinde organik tarım
yapan çiftçilere hayvancılık desteklemelerine ilave belirlenen organik tarım destekleme ödemesi verilecek.
Organik Vadideki
HES Projesinde Başa
Dönüldü
• Çiftlik Muhasebe Veri Ağı sisteminin
yaygınlaştırılması amacıyla İstanbul,
Samsun, Malatya, Adana, Konya, Bursa,
Erzurum, Şanlıurfa, Nevşehir, Tekirdağ,
Giresun, İzmir, Çanakkale, Balıkesir,
Manisa, Aydın, Denizli, Muğla, Burdur,
Antalya, Mersin, Osmaniye ve Hatay’da
örnek seçilen ve ÇKS’ye kayıtlı tarımsal
işletme sahiplerine işletme başına 375
lira katılım desteği ödenecek. Dr. Yener
Ataseven Haberi » Syf 6’da
Ormanlık Alanları
İşletmelere Açan
Yönetmelik Resmi
Gazete’de Yayımlandı
»» Rize’nin Çayeli İlçesi Senoz Vadisi’nde
Danıştay’ın onayı ile ‘ÇED Gerekli Değildir’
kararı ile su kullanım anlaşması iptal
edilen HES Projesi için Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı, ‘Çevresel Etki Değerlendirme
Olumlu’ kararı verdi.
Vadilerinin HES’ten kurtulduğunu düşünen Senozlular, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan
aldıkları yeni bir duyuru ile
adeta şoke oldular. Çünkü
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı,
• Hayvan hastalıklarıyla mücadele çerçevesinde, Bakanlıkça belirlenen programlı aşılamalar için uygulayıcılara büyükbaş şap aşısı için 75 kuruş, küçükbaş şap
aşısı için 50 kuruş, büyükbaş Brucellosis
için 1,50 lira, küçükbaş Brucellosis için
50 kuruş destekleme ödemesi verilecek.
Yayımlanan yönetmelik ile ormanlık alanlar; petrol boru
hatları, enerji santralları,
geçtiğimiz ay yayımladığı bir
ilanla, Danıştay’ın iki ayrı kesinleşmiş iptal kararı bulunan
Kayalar HES Projesi için ‘ÇED
Olumlu’ kararı verildiğini duyurdu. » Syf 15’te
“Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri ile
ülkemiz tarımının çok daha ileriye
gideceğine inanıyoruz”
Ziraat Mühendisleri
Odası Yönetim
Kurulu Başkanı
Özden GÜNGÖR ile
Tarım, Kırsal Nüfus,
Örgütlenme ve
ZMO’nun faaliyetleri
hakkında konuştuk.
» Syf 12’de
2014 Uluslararası Aile Tarımı Yılı
“Türkiye’de
Kooperatifçilik Eğitiminin
Kurumsallaştırılması
Çalıştayı” Düzenlendi
»» Türkiye Milli Kooperatifler Birliği,
Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA) ve
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 25 Nisan
2014 tarihinde Ankara’da ortak bir çalıştay
gerçekleştirdi.
Türkiye Milli Kooperatifler Birliği Yönetim Kurulu üyelerinin de katılım sağladığı, iki
oturum şeklinde gerçekleşen
çalıştayda, Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA) Avrupa Direktörü Klaus Niederlander, ILO Kooperatifçilik
Bölüm Şefi Dr. Simel Eşim,
Alman Kooperatifleri Konfederasyonu (DGRV) Türkiye
Temsilciliği, Gıda Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı temsilcileri, akademisyenler ve
Kooperatif Üst Kuruluşlarının
temsilcileri yer aldı. » Syf 7’de
İzmir Büyükşehir
Belediyesi ve Kooperatif
İşbirliği
petrol ve doğalgaz aramaları
gibi işletmelere açılabilecek.
Resmi Gazete’de yayımlanan
Orman Kanunu’ nun 16, 17
ve 18. maddelerinin uygulanmasına ilişkin yönetmelikler
ile, ormanlık alanlarda enerji
üretim santralleri, petrol ve
doğalgaz boru hattı, petrol ve
doğalgaz arama tesislerinin
kurulmasına izin verilmesinin önü açıldı. » Syf 9’da
İzmir Büyükşehir Belediyesi,
yerel üreticinin desteklenmesi amacıyla Kiraz ilçesinin İğdeli ve Çevre Köyleri
Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ile kaşar peyniri ve lor
alımına ilişkin ‘protokol’ imzaladı. » Syf 8’de
Hadi İLBAŞ
Prof.Dr. T. Ayhan ÇIKIN
Erol AKAR
Dünden Bugüne
Kooperatifçilik -30» Syf 2’de
Mikroekonomi Açısından
Kooperatif Girişimler -II» Syf 10’da
Üretme İstasyonlarının
Kapatılması Ne Kadar
Doğruydu? » Syf 11’de
Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA
Ünal ÖRNEK
Doğu ve Güneydoğu Anadolu
Bölgesine Köy-Koop
Nasıl Bakmalı? » Syf 4’te
“Başka Bir Hayvancılık
Mümkün”
» Syf 5’te
Avrupa Kooperatifçileri
Polonya Varşova’da
» Syf 19’da
Dr. Nezaket CÖMERT
Dr. Erhan EKMEN
Belgin GÜNAY
Tarımsal İşletmelerde
Değer Zinciri Analizi
Aile Çiftçiliği Yılı ve
Örgütlenmenin Önemi
» Syf 14’te
» Syf 15’te
Şap Hastalığı
» Syf 18’de
KOOPERATİFÇİLİK
YENİ BİR AŞAMAYA GELDİK
Kooperatifçilik dalında Milliyet Kara-
14
DÜNYA ÇİFTÇİLER GÜNÜ
KUTLU OLSUN
01/05/2014
20/05/2014
Nisan 2014 Dönemine Ait İlan ve Reklam Vergisinin Beyanı ve
Ödenmesi
01/05/2014
23/05/2014
Nisan 2014 Dönemine Ait Aylık Gelir/Kurumlar Vergisi Stopajının Beyanı
01/05/2014
23/05/2014
Nisan 2014 Dönemine Ait Aylık Prim ve Hizmet Belgesinin
Verilmesi
01/05/2014
23/05/2014
Nisan 2014 Dönemine Ait İstihkaktan Kesinti Suretiyle Tahsil
Edilen Damga Vergisi ile Sürekli Mükellefiyeti Bulunanlar İçin
Makbuz Karşılığı Ödenmesi Gereken Damga Vergisinin Beyanı
01/05/2014
26/05/2014
Nisan 2014 Dönemine Ait Katma Değer Vergisinin Beyanı ve
Ödenmesi
01/05/2014
26/05/2014
Nisan 2014 Dönemine Ait Aylık Gelir/Kurumlar Vergisi Stopajının Ödenmesi
01/05/2014
26/05/2014
Nisan 2014 Dönemine Ait İstihkaktan Kesinti Suretiyle Tahsil
Edilen Damga Vergisi ile Sürekli Mükellefiyeti Bulunanlar İçin
Makbuz Karşılığı Ödenmesi Gereken Damga Vergisinin Ödenmesi
01/04/2014
02/06/2014
Gelir Vergisi Mükellefleri İçin Vergi Levhasının İnternet Vergi
Dairesi Üzerinden Yazdırılarak Alınması
01/04/2014
02/06/2014
Mükellef Bilgileri Bildiriminin Verilmesi
01/05/2014
02/06/2014
2013 Yılı Çevre Temizlik Vergisi I. Taksit Ödemesi
01/05/2014
02/06/2014
2013 Yılı Emlak Vergisi I. Taksit Ödemesi
01/05/2014
02/06/2014
Kurumlar Vergisi Mükellefleri İçin Vergi Levhasının İnternet
Vergi Dairesi Üzerinden Yazdırılarak Alınması
01/05/2014
02/06/2014
Nisan 2014 Dönemine Ait 4/a ve 4/b Kapsamındaki Sigortalılara
İlişkin Primlerin Ödenmesi
01/05/2014
02/06/2014
Nisan 2014 Dönemine Ait Haberleşme Vergisinin Beyanı ve
Ödenmesi
01/05/2014
02/06/2014
Nisan 2014 Dönemine İlişkin Ba, Bs Formlarının Verilmesi
KÖY-KOOP MERKEZ BİRLİĞİ
1971 yılından bu yana faaliyet gösteren Türkiye Köy Kalkınma ve
Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatif Birlikleri, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nun geçiçi 2. maddesi gereği, intibak dışı kalarak tüzel
kişiliklerini korumuş ve Merkez Birliği düzeyinde KÖY-KOOP adı altında üst örgütlenmelerini tamamlamışlardır.
Köy-Koop Merkez Birliği; Tarıma ait farklı çalışma alanlarında
(Hayvancılık, Süt üretimi ve işlenmesi, seracılık, halı–kilim üretimi,
zeytin ve zeytinyağı işlenmesi, bal, çeltik üretimi ve işlenmesi,
çiçekçilik, fidan, salça, reçel, konserve üretimi v.b.) etkinlik gösterir.
YAYIN KURULU
• Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI
• Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA
• Prof.Dr. Ayhan ÇIKIN
• Prof.Dr. Cem ÖZKAN
• Prof.Dr. Bülent GÜLÇUBUK
• Yrd. Doç.Dr. Tuba ŞANLI
• Yrd. Doç.Dr. Hilal TUNCA
• Yrd.Doç.Dr. Levent DOĞANKAYA
• Dr. Yener ATASEVEN
M
LA
AÇLI KOO
P
ER
RI
BİR
V E D İ Ğ E R TA
F
RK
IN
MA
LİKLERİ M
E
Köy-Koop Merkez Birliği
SA
İ
AT
Uluslararası Tarım Üreticileri Federasyonu tarafından 1984 yılında Hindistan‘da yapılan Genel Kurulda
alınan kararla kutlanmaya başlanan 14 Mayıs Dünya
Çiftçiler Günü; her yıl bütün dünyada çiftçilerin sorunlarını dile getirme adına, hatırlama adına, üretimin,
çalışmanın, alın terinin bilinmesi adına, çiftçiliğin
olmadığı bir dünyada üretimin olmayacağı, gıdanın
olmayacağı, yaşanabilir bir çevrenin olmayacağının
hatırlanması ve hatırlatılması adına kutlanmaktadır.
Tüm dünyada coşkuyla kutlanan 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’ aklında üretmek ve üreterek bu ülkenin topraklarına değer katmaktan başka düşüncesi, emeğinin
karşılığını almaktan başka gayesi olmayan milyonlarca
üreticiye atfedilmiş bir gündür.
Gece gündüz, sıcak soğuk dinlemeden çalışan,
üreten tüm çiftçilerimizin Dünya Çiftçiler Günü
kutlu olsun.
• Dr. Özdal KÖKSAL
• Dr. Neşe N. TOPRAK
• Dr. Selen Deviren SAYGIN
• Dr. Güray AKDOĞAN
• Dr. Caner KOÇ
• Uzm. Dr. Esra GÜNERİ
• Ünal ÖRNEK
• Erol AKAR
• Tevfik Fikret CENGİZ
Gazetemizin Yayın Kurulu Üyeleri Fahri Olarak Görev Yapmaktadırlar.
M
MAYIS
Yazarımızın önceki yazılarına www.
koykoop.org adresinden ulaşabilirsiniz
2014/1. Dönemine (Ocak-Şubat-Mart/2014) Ait Gelir/Kurumlar
Geçici Vergisinin Ödenmesi
K
Türkiye Köy Kooperatifçilik hareketinin atardamarıdır Engiz. Neden mi?
Çünkü Türkiye’de köy kooperatifçiliği
konusundaki her olayda, Engiz’de oluşturulan fikirlerin payı vardır. Her olay
Engiz’de tartışılıyor. Olaylar ya sevinçle ya da şüphe ile karşılanıyor. Üzüntü
Köy İşleri Bakanlığından gerekli desteği sağlayamadılar. Bankalar kredi isteklerine pek sıcak bakmadılar. Çareyi
Köy-Tür’le %50- %50 ortaklıkta buldular. Ne var ki, kooperatifleri aracılığı ile
yurtdışına gönderilen işçiler köylerinde
modern evler yapma yarışına girmişlerdi. Ama onların konut yapma yarışı,
kooperatiflerini ikinci plana itmelerine
neden oldu.
O güne göre Türkiye’nin en modern
süt tesislerini kuran insanların yeterli derecede kooperatif bilincine sahip
olmamaları bu sonucu doğurmuştur.
İlgili bakanlığın, kooperatif yöneticilerinin ortaklardaki bu zaafı görmeleri,
ona göre eğitim planları hazırlamaları
şarttır - Sürecek-
01/05/2014
20/05/2014
L
Atardamar
Engiz ve Çevre Köyler
Kooperatiflerinin büyük
bir istek ve heyecanla
oluşturdukları birlik ve
kurdukları süt tesisleri ne
yazık ki o istek ve heyecana
paralel olarak uzun ömürlü
olamadı. Bu köyler kurdukları
kooperatiflerle bir güç ortaya
koyduklarına, böylece, o güne
göre Türkiye’de az bulunan
pastörize süt tesisi ile onun
yanında tereyağı ve soğuk
hava tesisi kurmakla ileri bir
adım attıklarına inanıyorlardı.
Ama işler umdukları gibi
yürümedi. Pastörize süt 72
saat içinde tüketilmezse
bozuluyordu. İsveç’ten
sterilize süt tesisi getirildi. Ne
var ki, tüm bunlar için yeterli
işletme sermayesi yoktu.
2014/1. Dönemine (Ocak-Şubat-Mart/2014) Ait Gelir/Kurumlar
Geçici Vergisinin Beyanı
KA
Fabrika inşaatında Yalçın Engiz ve Ahmet Altun’un kürekle harç kazıp tezkere ile taşıdığını gören yöneticiler de
bu çabaya katılıyorlar. Yöneticileri ter
içinde gören ortaklar coşuyor ve fabrika inşaatının bütün işçiliğini yapıyorlar.
Hüsnü Kurtluoğlu bu imecenin parasal değerini hesaplıyor. : 321.000.- TL.
İmece tutarı bilançoya ortak bağışları
olarak geçiyor.
ve küskünlük yaratan olaylar da var.
Örneğin,; 1163 sayılı kooperatifler kanununun çıkmasını Engizliler sevinçle
Karşılıyor. Ancak bir kooperatifin diğer
kooperatife tüzel kişi ortak olarak yatıracağı paranın 30.000 de sınırlanması
uygulamada tıkanıklık yaratıyor.
CHP Seçim Bildirgesi, AP’lilerin hoyrat
davranışlarından yılan kooperatifçilerde büyük bir sevinç yaratıyor. Fakat
peşinden Mustafa Ok’un Köy İşleri Bakanlığı sırasında çekilen sıkıntılar adeta eski günleri aratıyor. Devlet katkısı
yazısını imzalamıyor bir türlü sayın bakan. “Efendim bir CHP milletvekili bu
konuda meclise önerge vermiş. Engiz
Koop’a yeniden Devlet katkısı yapılmasına karşı imiş. Bunları duyan kooperatifçiler kooperatifçiliğe kahrediyorlar.
Ecevit Hükümetinin iktidar süresi çok
kısa olmasına karşın:
• Tek bir kooperatifçilik yasasını çıkaramaması,
• Kooperatifler Bankasını kuramaması,
• Halk Sektörünü oluşturamaması, Engiz Koop yöneticilerini küstürüyor .
Engiz Koop ortağı Ahmet Altun’un Köy
İşleri Bakanı ile birlikte “Adım adım
Anadolu“ programı ilgi ile izleniyor.
Ahmet Altun’un Samsun Birliği Genel
Kuruluna katılışı, toplantı sırasında
Türkiye Radyolarından 13.00 ajansından ilk haber olarak verilmesi Engiz’de
günlerce anlatılıyor.
Bu başarılarına rağmen hemşerileri
onun, kooperatifçilik hayatının en büyük
hatasını işlediğini görmekte gecikmiyorlar Ahmet Altun Yer-Fisko Birlik Genel
Müdürü olmuş, Mersinde göreve başlamış. Şaşırıp kalıyorlar. Güdümlü kooperatifçiliğe en sert biçimde karşı çıkan bir
kooperatifçi, bir güdümlü kooperatifte
nasıl görev alabilir. Onu köy kooperatifçiliğine ihanet etmekle suçluyorlar.
Daha sonra Köy-Koop’un çıkardığı Taban Dergisinde savunmasını okuyunca
yürekleri ferahlıyor. Demek ki amaç
“kaleyi içten fethetmekmiş.”
01/05/2014
14/05/2014
Ğİ • KÖY
İmece
Hadi İLBAŞ
Köy-Koop Eski Genel Başkanı
RLİ
Engiz Koop. Genel Kurulu, dış ülkelere gidecek ortakların sermaye taahhütlerini
daima yüksek tutuyor.
1966 da Bakanlık 5.000.-TL. olarak
saptıyor. Engiz ise Anasözleşmedeki tavanı , yani 15.000- TL. nı alıyor. . Ancak
sonraları bunun 10.000.-TL sının tahsiline, 5.000.- TL sının alınmamasına
karar verilmiştir.
1163 sayılı Kooperatifler Kanunu tavanı 20.000.- TL. na çıkarınca Engiz yeni
gidecek ortakların taahhüdünü 20.000
olarak saptıyor. Ve bunun ödenmesini
sağlıyor.
13 Nisanda yapılacak IX. Olağan Genel
Kurul gündeminde taahhüdün 30.000.TL na çıkarılması konusu yer alıyor.
Bu konu her dönemde sert tartışmalara
yol açıyor. Kimi ortaklar, ya da velileri
ile kooperatif düşmanları konuyu istismar ediyorlar.
Ortak Almanya ‘dan yazıyor: filan kooperatif ortağıyla beraberiz. O, 5.000
ödüyor, siz benden 10.000. istiyorsunuz. Ortak velisi Genel Kurulda konuşuyor:” Şu kooperatif 8.000. alırken,
siz benim oğlumdan nasıl 20.000 alırsınız?”
Kooperatif düşmanlarına fırsat doğuyor, “Şikâyet edin” diyorlar.
Köy İşleri Bakanlığına mektuplar yağıyor:” Neden yüksek taahhüt? Engiz
Koop.’un yatırımları Türkiye’de bir köy
kooperatifinin cesaret edebileceği en
büyükler arasına giriyor. Öyleyse, “Büyük Balıklar ancak büyük denizde yaşar.”
can Armağanı ile ödüllendirilen üç kooperatif . Taşucu Balıkçılık Kooperatifi,
Bademler Köy Kalkınma Kooperatifi
ve Tüten Bacanın Öyküsü adıyla yarışmaya giren Bafra-Engiz Çevresi Köy
kalkınma Kooperatiflerinin öykülerini
okuduk. Armağan aldıkları dönemlerde Altın Çağını yaşayan bu kooperatifler şimdi ne durumda? Bademler
Kooperatifi dışında diğerleri sahneden
çekilmişler. Nasıl böyle bir duruma geldıklerini tek tek inceleyelim.
Öyküsünü yazmakta olduğumuz Bafra- Engiz Çevresi Köy Kalkınma Kooperatifleri ve Engiz Koop’un devamını
getirelim önce.
Bİ
Üye Taahhütleri
Değerli Kooperatif Yöneticileri ve
Kooperatif Ortakları,
Mayıs 2014 Dönemi muhasebe işleri ile
ilgili yapılması gerekenleri madde madde aşağıda sıralamış bulunmaktayız.
Bu arada 2013 T. yılına ait işlemlerimiz
bitmiş defterlerimizi kapatılacak düzeye
gelmesi gelmiş olması gerekmektedir.
Kapanış tasdiklerinin yapılacak olması ileride yaşayabiliceğimiz sıkıntıları önlemek için önemlidir.
Z
Dünden Bugüne Kooperatifçilik -30-
MUHASEBEDE BU AY
E
2
Mayıs 2014 Köy-Koop Haber
İmtiyaz Sahibi ve Yayınlayan:
S.S. Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı
Kooperatifler Birliği KÖY-KOOP Adına
Yakup YILDIZ
Sorumlu Yazıişleri Müdürü:
Mehmet SEVER
Genel Yayın Yönetmeni: Emel TUĞRUL
Haber Müdürü: Turgay SOLMAZ
Haber Koordinatörü: Ayhan ELMALIPINAR
Reklam Müdürü: Yasemin ACAR
Merkez Adres: Paris Cad. 24/7 Kavaklıdere-Ankara
Tel: 0312.419 63 95 Faks: 0312. 419 63 96
Web: www.koykoop.org • E-posta: [email protected]
Yayın Türü: Yaygın Süreli Yayın
Mayıs 2014 ANKARA
Baskı:
Atalay Matbaacılık Ltd. Şti.
Elif Sk. Sütçü Kemal İşhanı No:7/236-237 İskitler - ANKARA
Tel: 0312. 384 41 82
Yazıların Sorumluluğu yazarlara, ilanların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir.
4
Mayıs 2014 Köy-Koop Haber
TARIM
Doğu ve Güneydoğu
Anadolu Bölgesi’ne
Köy-Koop Nasıl Bakmalı?
»» Yerel seçimler yapıldı. Doğu ve Güneydoğu
Bölgeleri, iki parti arasında sıkıştı kaldı. Aslında
sorun iki parti arasında sıkışmanın ötesinde
bölgenin sosyo-ekonomik sorunlarına yönelik politik
önermelerin ortalıkta olmayışı idi.
Bu bağlamda tartışılması gereken
stratejik konuların başında, yetişkin nüfusun yüzde 15’ini barındıran Doğu ve Güneydoğu Anadolu
Bölgeleri’nde, kendilerini Kürt
olarak tanımlayan kitlelerin içinde
bulunduğu konumdur.
Bu konuda, salt siyasi partilerin
değil, kırsal kesimin en örgütlü kesimi olan Köy-Koop Hareketi’nin
de sorumluluğu vardır. Çünkü,
anılan bölgelerde egemen üretim
biçimi ve ilişkileri, toprak ağalığı
temelli tarımsal etkinliktir.
Bu doğrultuda önermelere
geçmeden önce birkaç
tespit yapalım;
• Günümüzde Kürt sorununun çözümünde, Kürt yoksullarının sendika, kooperatif gibi emek kitle örgütlerindeki temsilcileri devrede
değildir. Topraksız köylüler, marabalar, kentlere yığılmış işsizler,
boğaz tokluğuna çalışan işçiler,
eğitim olanağı bulamamış gençler,
kısaca Kürt yoksulları ortada gözükmüyor. Kürt yoksulları adına
konuşanlar; meclise girmiş feodal
beyler, feodaliteden bağını koparmamış bölgenin sanayi ve ticaret
erbaplarıdır.
• Ayrılıkçı hareketinin egemen olduğu bölgelerde toprak mülkiyeti,
aşiret örgütlenmesi altında toprak
ağalarının denetimindedir. Ağalara ait topraklarda yoksul Kürt
köylüsü, yarı aç, yarı tok varlığını
sürdürmeye çalışır. Kimi zamanlar topraklar ile satılır ya da pazarlanır. Seçimlerde oylar kitlesel
olarak atılır ve beyler meclise gider. Milletvekilleri, belediye başkanları, genellikle ya toprak ağaları ya da yakınlarıdır. Sanayici ve
ticaret erbapları da benzer sınıfsal
yapıdadır.
• Bölgedeki terörün siyasi, iktisadi, kültürel, askeri, toplumsal ve
diplomatik yönü üzerine çok fazla
tartışma yapıla gelmektedir. Buna
karşılık bölge halkının temsilcisi
olduğu iddiasıyla ortaya çıkan ve
yöneticilerinin çoğu toprak ağası
olan partiler de dâhil olmak üzere
toprak ağalığının tasfiyesine yönelik önermeler ortalıkta yoktur.
• Konu bu yönüyle basında, sivil
toplum örgütleri, sendikalar, kırsal kesimin örgütleri ve de aydınlar arasında, kamuoyunda da pek
Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI
İzmir Çiftçi Örgütleri
Güçbirliği Platformu
[email protected]
gündeme getirilmemekte, konu
adeta görülmek istenmemektedir.
• Bölgede bir süreden beri var olan
yapıyı bozmaksızın kooperatifleşme adı altında oyunlar sahnededir. Ağalara kooperatif kurduruyor. Marabalar kâğıt üstünde eşit
kooperatif üyesi olarak gözüküyor.
Ağa başkan oluyor ve kaynaklar bu
şekilde ağalara aktarılıyor. Bu tip
kooperatiflere bölgede sıkça rastlamanız olası. Ben onlara Aga-Koop adını vermiştim.
• Kentlere gelen yığınlar, sanayi
ve hizmet sektörünün yeterince
gelişememesi nedeniyle işsizdir.
Bölgede eğitim ve sağlık hizmetleri de talebi karşılamaktan uzaktır. Onların insanca yaşamalarına
yönelik ekonomik düzenlemeler
ortalıkta yoktur.
Ne Yapılmalı?
• Bu durumda ekonomik çözüm,
bölgedeki feodal yapıyı tasfiye
edecek olan ve temelinde Toprak
Devrimi’ni kapsayan ”Bölgesel
Kalkınma Planı’ndan geçmektedir. Toprak Devrimi’nin ilk aşaması, elbette topraksız ya da az
topraklı köylülerin yeter genişlikte
topraklandırılmasıdır. Bu doğrultuda önermeleri tartışmaya açmak
Köy-Koop’un da sorumluluğundadır.
• Demokratik çözüm ise, ayrımcılığı ve etnik milliyetçiliği öne
çıkarmadan Kürt yurttaşların
kültürel kimliklerinin korunması,
geliştirilmesi ve seçimlerde serbest iradelerini özgürce kullanabilmeleri sağlayacak önermelerin
kitlelere aktarılmasıdır. (Bu konu
ile ayrıntılı önermeler için bakınız: ”Kaymakçı;M.,Kürt Sorunu/
Toprak Devrimi Üzerine.(İç.,)Küresel Kapitalizme Karşı Tarım Yazıları. Yeniden Anadolu ve Rumeli
Müdafaa-i Hukuk Yayınları”)
Isparta Senirkent Ortayazı Köyü’nde 31
Aileye 124 Baş Gebe Düve Dağıtıldı
»» Köy-Koop Merkez Birliği Ortağı Isparta İli Tarım Kooperatifleri Birliğine bağlı;
Isparta Senirkent İlçesi S.S. Ortayazı Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifinin
Kırsal Alanda Sosyal Destek Projesi kapsamında uygulamakta olduğu Süt Sığırı
Yetiştiriciliği Projesi kapsamında, her bir aileye 4'er baş olmak üzere 31 aileye toplam
124 baş Simental Irkı gebe düve dağıtımı yapıldı.
07 Nisan 2014 tarihinde Senirkent İlçesi Ortayazı Köyü’nde düzenlenen törene Vali Yardımcısı Tahir DEMİR,
Senirkent Kaymakamı Mehmet
SAYIN, Aksu Kaymakamı Lokman
ÖNDER, Atabey Kaymakamı Ömer
Faruk ÇELİK, Gönen Kaymakamı
Adem USLU, Köy-Koop Genel Başkanı Yakup Yıldız, Isparta İli Tarım
Kooperatifleri Birliği Başkanı M. Barış AYDIN, Senirkent Belediye Başkanı Erol CİVELEK, Isparta Tarım
İl Müdürü Cenk ŞÖLEN, Kırsal Kalkınma ve Örgütlenme Şube Müdürü
Ayhan YAMAN, birçok kooperatif
başkanı ve çok sayıda davetli ile köy
halkı katıldı.
Proje kapsamında; proje uygulayıcısı durumundaki 31 ortağın mevcut
ahırlarında gerekli tadilatlar yapıldı. Kooperatif tüzel kişiliği için bir
işletme binası yapıldı. 5 ton kapasiteli süt soğutma tankı, slaj makinesi,
yem ezme makinesi, 31 adet seyyar
süt sağım makinesi ve bir adet jeneratör alındı.
Proje için toplam 1.081.355,00 TL.
kredi kullandırılırken, bu tutarın
proje faydalanıcısı olan ortaklar tarafından ilk iki yılı ödemesiz olmak
üzere 5.813 TL. lik taksitler halinde
sekiz yılda ve faizsiz olarak geri ödemesini yapacaklar.
Köy-Koop Genel Başkanı Yakup Yıldız açılışta yaptığı konuşmasında,
“Daha önceki yıllarda olduğu gibi
Kırsal Alanda Sosyal Destek Projesi
Türkiye’mizin çeşitli illerinde uygulanmaktadır. Ortayazı köyümüzde
ve Isparta ilimizde bu projenin uygulanmasının çok büyük bir önemi
var. Isparta ve çevre illerde değişik
ırk olarak adını duyuran ve Isparta
ilimizde ilk kez bu projeyle simental
ırkı süt sığırcılığı uygulanması önem
arzetmektedir. Simental ırkı damızlık düve yetiştirmek gelecek yıllarda
Isparta’yı bir çekim merkezi haline
getirecektir.” dedi.
Isparta
Bölge
Birliğinin Aksu
merkez ilçesinde de benzer bir
proje çalışması
yaptıklarını belirten Yıldız, “Isparta ilimizde günlük süt üretimi
yaklaşık 350 ton sütün kayıt altında
olduğunu, bunun da kooperatifler
vasıtasıyla pazarlandığını biliyoruz.
Daha önce uygulaması yapılan Kır-
sal Alanda Sosyal Destek Projesi’nde
kooperatiflerimiz çok başarılı olmuştur. Uygulanan bu projeler sayesinde ekonomiye katma değer
yaratılmıştır. Ortayazı köyümüz ve
ortaklarına bu projenin başarılı olmasını temenni ediyorum” diye konuştu.
Isparta Tarım İl
Müdürü
Cenk
Şölen, “Projemiz,
kooperatifçiliğin
desteklenmesi
suretiyle köylerimizin hayvancılıkta ilerlemesi
için uyguladığımız tip projelerden bir tanesi. Bugün
burada insanların sevincini hep birlikte yaşıyoruz.” dedi.
Hayvanlardan daha yüksek verim
elde etmek için bu projenin takipçisi
olacaklarını vurgulayan Şölen, “Bakanlık olarak zaten yonca, korunga,
silajlık mısır gibi her türlü yem bitkisi üretimini her aşamada teşvik ediyoruz. Bu projelerde başarılı olmak
için köylümüz ve bizlerin gayretleri
çok önemli” şeklinde konuştu.
Kooperatiflerin ‘Milis’ Kuvvetler
şeklinde hareket ettiği değerlendirmesinde bulunan Isparta Tarım İl
Müdürlüğü Kırsal Kalkınma Şube
Müdürü Ayhan Yaman, “Bu aşamada
kooperatifleri Kurtuluş Savaşı’ndaki
organize olamamış, kendi çabalarıyla birşeyler yapan, milis kuvvetlere benzetiyorum. Milis kuvvetlerin
belli bir birikime, idari kapasiteye
kavuştuğunda ve birlikte organize
olunduğunda neler yapabildiğini tarihimizde gördük. İlimizde kooperatifler milisler şeklinde hareket ettiği
için, şuan çok başarılı demek kendimizi kandırmaktan öteye geçmez.
Kooperatiflerin dikey örgütlenmeleriyle, daha organize ve daha da güçlü
olmalarıyla, kooperatiflerin öncülük
ettiği bu tür projelerdeki başarılarının önünü açacaktır.” diye konuştu.
Köy-Koop Genel
Başkan Yardımcısı M. Barış Aydın
ise yaptığı açıklamasında, “Isparta
Tarım Kooperatifleri Birliği olarak bizler, yatırım
projelerinin bütçe sıkıntısından dolayı geç çıktığını
gördük, yaşadık. Bu nedenle Kırsal
Alanda Sosyal Destek Projelerinin
kolay çıktığından dolayı, kooperatiflerimiz bu tür projelere yönlendiler.
Ama bizler istiyoruz ki, yatırım projelerinde, sayı fazlalığı var. Bu projeler bizim için çok önemli. Yaptığımız
projelerin geri dönüşümlerindeki
başarımızla Türkiye’de öncü olduğumuzu düşünüyoruz. Yaşanan kuraklık, süt fiyatlarının yetersizliği, girdi
maliyetlerinin yüksekliği gibi sorunlar bizleri umutsuzluğa sevk etmemeli. Kooperatifçilik dayanışmasını
güçlendirerek, bir arada, omuz omuza vererek bu sıkıntılardan kurtulacağımızı unutmamalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.
Aydın, “Her aşamada, her platformda kooperatif ortak ve yöneticilerinin eğitiminin önemini vurguluyoruz. Bu amaçla 2014 yılı içerisinde
Isparta ilimizdeki ortaklarımıza yönelik bir eğitim çalışması yaparak,
bunu sürekli hale getireceğiz” dedi.
Kura çekimi sonrasında gebelikleri
teyit edilerek, iç dış parazit ve vitamin uygulaması yapıldıktan sonra
hak sahibi ortaklara teslimatı yapıldı.
Köy-Koop Kastamonu Birliği Sertifika Eğitim
Programları Devam Ediyor
»» Köy-Koop Kastamonu Birliği kooperatif ortaklarına yönelik eğitim programlarına
devam ediyor.
2005 yılından bu yana DGRV (Alman Kooperatifleri Konfederasyonu) ile ortaklaşa yürütülen teknik
işbirliği çerçevesinde; 05-11 Nisan
2014 tarihleri arasında Antalya Kemer Grand Haber Otelde eğitim düzenlendi. Sertifika Hazırlık Programı
kapsamında (SHP-2) kooperatifçilik
uygulamaları, Girişimcilik, Tedarik
ve Pazarlama konularında verilen
eğitime Köy-Koop Kastamonu Birliğinden, S.Özcan Özdemir, Dilek
Özdemir, Özkan Kapucu ve Mustafa
Maden katıldı.
12-19 Nisan 2014 tarihleri arasında düzenlenen Sertifika Hazırlık
Programı (SHP-3) kapsamında; insan kaynakları, bölgelerde stratejik
planlama, finansal yönetim, kooperatiflerde hizmet alanları konularında verilen eğitime Kastamonu
Bölgesinden 40 kişi katılım sağladı.
Eğitim sonunda katılımcılara sertifikaları verildi.
Köy-Koop Haber Mayıs 2014
TARIM
“Türkiye’de Kuduza Karşı
Ağızdan Aşılama Projesi’
Başladı
»» Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yaban hayatında
kuduz hastalığı ile mücadele amacıyla “Türkiye’ de Kuduza
Karşı Ağızdan Aşılama Projesi’ni” uygulamaya koydu.
Proje, yaban hayatı kaynaklı kuduz hastalığının yoğun olarak görüldüğü 105.000
km² alanda 3 yıl süreyle senede bir defa
olmak üzere havadan aşılama çalışması
ile yürütülecek.
Proje çerçevesinde özellikle tilkiler olmak üzere yabani hayvanların oral aşılama yolu ile bağışık duruma getirilmesi
çalışmaları 21 ilde (Aksaray, Ankara, Antalya, Bilecik, Bolu, Burdur,
Çankırı, Çorum, Düzce, Eskişehir,
İsparta, İstanbul, Kayseri, Kırıkkale, Kırşehir, Kocaeli, Konya,
Nevşehir, Niğde, Sakarya ve Yozgat), yaban hayvanlarının yaşam ve dolaşma alanlarına zayıflatılmış canlı virüs
içeren yemler (bait) bırakılması şeklinde aşı uygulaması yapılacak.
Aşılama çalışmaları uçakla
aşı kapsüllerinin havadan
açık alan ve kırsala atılması
şeklinde yapılacak.
Bu çalışmada kullanılacak aşı, SAD B19
suşu ile üretilmiş attenue canlı bir aşıdır. Aşının çevresinde bulunan köfte
şeklindeki yem, balık ve hayvan yemi ile
parafin ve yağdan yapılmıştır. Aşı plastik bir kapsülün içinde alüminyum folyo
ile kaplanmış halde köftenin ortasında
yer almaktadır.
Aşılama çalışmaları boyunca program
etkinliğinin azalmaması için, açık arazide ve yaban hayatta aşılama çalışması
yapılan alanlarda çocuklar başta olmak
üzere vatandaşların;
• Canlı virüs içeren "bait" lere dokunmamaları, aşı kapsülleri ve çevrelerindeki
yemleriyle temas etmemeleri;
• Bu kapsüllerin (yemlerin) kesinlikle
parçalanmaması ve bütünlüğünün bozulmaması;
• Eğer halen bütünlüğü bozulmamış bir
aşı yemi ise diğer kişilerin göremeyeceği
bir yere doğru ayakla itilmesi, aşı yeminin yani köftenin kendisinin insan sağlığına zararlı olmamasına rağmen dokulmaması,
• Yemlerin açılması/delinmesi ve aşı
virüsünün bütünlüğü bozulmuş deriyle
veya mükoz membranlarla teması gibi
durumlarda ise en yakın sağlık kuruluşuna müracaat etmeleri;
• Hekim tarafından Kuduz Aşısı Profilaksi programına alınan kişiler varsa
aşılarını aksatmadan ve gününde yaptırmaları gerekmektedir.
5
“Başka bir hayvancılık mümkün”
Kitabı Yayınlandı
»» Kırmızı eti, yumurtayı, sütü korka korka tüketenlere iyi haberlerimiz
var. Ancak önce bilgi edinmek, sonra da biraz emek ve zaman harcamak
gerekiyor. Konu olan hayatımız.
Tarım Ekonomisi Derneği ve Ege
Üniversitesi Tarım Ekonomisi
Bölümü tarafından düzenlenen
bir çalıştayın bildiri ve tartışmalarını içeren “Başka Bir Hayvancılık Mümkün” kitabı, Yeni İnsan
Yayınevi tarafından yayınlandı.
Editörlüğünü Fatih Özden ile
birlikte yaptık. Kitapta uzman
hekimler, tarımcılar, veteriner
hekimler ve üreticilerin bildiri ve
tartışmaları var. Kitap, uzmanlar
ve öğrenciler kadar halka yönelik
de hazırlandı.
Kitapta da ayrıntılı sözü edildiği
gibi, eskiden çiftlik hayvanları
meralarda otlayarak beslenirlerdi. Sonraları her şey değişti.
Şimdilerde dünyada soyanın % 90’ını, mısırın % 80’ini
hayvanlar yemekte. Sonuç,
hayvanlar da şeker hastası
oluyorlar. Bunların etlerini, yumurtalarını yiyen insanlar, başta kalp ve damar
hastalıkları, alzheimer, parkinson olmak üzere birçok
hastalığa yakalanıyor. Yoğun
yemle beslenen bu hayvanların
ürünlerinde omega 3 ve konjüge
linoleik asit azalıyor. Bu durum
ise hastalıklara kapıyı açıyor.
Meralarda otlayan ve çayır otları
ile beslenen hayvanların ürünleri
ise son derecede sağlıklı oluyor.
Yem ham maddeleri ülkemize
Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi
[email protected]
daha çok, ithal ediliyor. Bunların
da çoğu GDO’lu. Uzun yıllardır
meraları ihmal ettik. Bununla
ilgili bir yasa da çıktı. Ancak değişen bir şey olmadı. Şu anda
meralarımız bazı istisnalarla çok
verimsiz. Mera ıslahı son derece
önemli. Verimi düşük meraları
daha iyi değerlendirerek koyun
ve keçiye daha çok önem vermemiz gerekiyor. Hayvanları kapalı
yerlere tıkarak yürütülen besleme sisteminin doğrudan gözlenemeyen ağır bir bedeli var. İnsan
sağlığındaki artan sorunlar, çevre
kirliliği, işçi ve köylü refahındaki kayıplar çok ağır. Kesif yemle
besleme daha çok, dev hayvancılık işletmeleri tarafından seviliyor. Bunlar bu yüzden, sonucu
ne olursa olsun, köylülerin daha
küçük kapasiteli hayvancılık işletmelerini aşağılayarak devlet
desteklerinin de kendilerine akmasını sağlıyorlar. Sıfır faizli hayvancılık kredilerini hatırlayalım.
Gördüğünüz gibi köklü çözüm, politikadan geçiyor.
Ancak bireyler ve gruplar
olarak da yapacaklarımız
var. Daha çok otla beslenen hayvanların sütlerini,
yumurtalarını
doğrudan
köylülerden veya köylü pazarlarından alalım. Gruplar
olarak örgütlenip, köylünün temiz ve sağlıklı sütünü, sebzesini ne olduğunu
bilerek almak da bir çözüm.
Buna “topluluk destekli tarım” diyoruz.
Kitapçılardan veya indirimli olarak www.yeniinsanyayinevi.com
adresinden kitabı edinebilirsiniz.
6
Mayıs 2014 Köy-Koop Haber
GÜNDEM
Üreticiye, 2014 Yılında
Verilecek Tarımsal Destekler
Açıklandı
»» Bakanlar Kurulu’nun “2014 Yılında Yapılacak Tarımsal
Desteklemelere İlişkin Karar”ı, 1 Ocak 2014 tarihinden
geçerli olmak üzere 12.04.2014 tarihli ve 28970 sayılı Resmi
Gazete’de yayınlandı. Böylece, 2014 yılında üreticilere
verilecek tarımsal destekler resmen belirlenmiş oldu.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın
2013 yılı ile karşılaştırıldığında 2014’te
bazı yeni destekleme kalemlerini hayata geçirdiğini görüyoruz. Bu yenilikler
arasında, hayvancılık alanında “sürü
yöneticisi (çoban) istihdamı desteği”
uygulaması yer alıyor. Bu desteğe göre
500 baş ve üzeri küçükbaş hayvana sahip işletmelere 2014 yılı için işletme başına 5.000 TL ödeme yapılacak.
Diğer destekleme kalemlerine bakıldığında önemli bir artışın da organik tarım
ve İyi Tarım Uygulamaları’nda olduğu
görülüyor. Geçen sene organik tarım yapan meyve-sebze üreticileri dekar başına 50 TL destek alırken, bu destek 2014
yılında 70 TL’ye yükseltildi. Ancak, organik tarımda tarla bitkilerinde ve hayvancılıkta geçen seneki destek miktarları ise değiştirilmedi. Buna göre; 2014
yılında tarla bitkileri üretimine
dekar başına 10 TL, anaç sığır ve
manda başına 150 TL, buzağı başına 50 TL, anaç koyun ve keçi başına 10 TL, arılı kovan başına 5 TL,
kilogramına alabalıkta 0,35 TL,
çipura ve levrekte 0,45 TL destek
verilecek. İyi Tarım Uygulamaları’nda
meyve-sebze yetiştiren üreticiler ise
geçen sene dekar başına 25 TL alırken
bu sene önemli bir artışla dekar başına
50 TL destek alacaklar. Örtü altında İyi
Tarım Uygulamaları yapan üreticiler ise
geçen sene dekar başına 100 TL destek
alırken bu sene dekar başına 150 TL
destek alacaklar.
Çevreye dost üretim yöntemlerinden olan organik tarım ve İyi Tarım
Uygulamaları’na verilen desteklerde
artış görülüyor. Ayrıca, biyolojik ve biyoteknik mücadele desteğinde de bir
artış olduğunu görüyoruz. Bu artışların, devletin tarımsal çevre uygulamalarına verdiği önemden kaynaklanmasını umuyorum.
Gelelim mazot ve gübre
desteklerindeki duruma…
Mazot ve gübre desteklerine bakıldığında peyzaj ve süs bitkileri, özel çayır,
mera ve orman emvali alanları; hububat, yem bitkileri, baklagiller, yumru
bitkiler, sebze ve meyve alanları; yağlı
tohumlu bitkiler ve endüstri bitkileri
alanları için 2013 yılına göre mazot ve
gübre desteklerinde 2014 yılında 2-5
kuruş arasında artışa gidildi. Değişikliklere göre; peyzaj ve süs bitkileri, özel
çayır, mera ve orman emvali alanlarında dekar başına 3,1 TL mazot, 4,3
TL gübre desteği verilecek. Hububat,
yem bitkileri, baklagiller, yumru bitkiler, sebze ve meyve alanlarında dekar
başına 4,6 TL mazot, 6 TL gübre, yağlı tohumlu bitkiler ve endüstri bitkileri alanları için ise dekar başına 7,5 TL
gübre ve mazot destekleme ödemesi yapılacak. 2014 yılında toprak analizi desteği ise dekar başına yine 2,5 TL olacak.
Toprak analizi, bakliyat ve hububat
ürünleri, yem bitkileri, çay, sertifikalı tohum üretim ve kullanımı, sertifikalı fide
ve fidan, Çiftlik Muhasebe Veri Ağı ile
tarım danışmanlığı gibi birçok destekte
ise 2014 yılında hiç bir artışın olmadığı
görülüyor. Bunların yanında, 2014 yılında sözleşmeli olarak aspir, kanola ve
soya fasulyesi üretimi yapan üreticilere
fark ödemesi desteğine ilave olarak de-
kar başına 10 TL ödeme yapılacak.
Hayvancılık desteklerine bakıldığında ise Bakanlık kayıt sistemlerine ve
Soy Kütüğü ve Ön Soy Kütüğü Sistemi
(E-Islah) veri tabanına kayıtlı, sütçü,
kombine ve etçi kültür ırkı veya kültür
ırkı melezi en az 5 baş anaç sığıra sahip, ulusal düzeyde üst örgütlenmesini
tamamlamış bir hayvancılık örgütüne
üye olan yetiştiricilerle sayı şartına bakılmaksızın Bakanlık kayıt sistemine
kayıtlı anaç mandaya sahip olan yetiştiricilere, sütçü ve kombine ırkların anaç
sığırı için soy kütüğüne kayıtlı olanlara
ve etçi ırklara farklı olmak üzere hayvan
başına ödeme yapılması planlanmıştır.
Buna göre, sütçü ve kombine ırklar ve
melezleriyle etçi ırkların melezleri her
anaç sığır için 225 TL, etçi ırklar anaç
sığırlara 350 TL, anaç mandaya 400
TL, sütçü ve kombine ırklar ve melezleri anaç sığır soy kütüğü ilavesinde
70 TL destekleme ödemesi yapılacak.
E-Islah veri tabanına kayıtlı anadan
suni tohumlama veya etçi ırklarda
Bakanlık’tan izin alınmış tabii tohumlama boğasıyla tohumlama sonucu doğan buzağılar için 75 TL, döl kontrolü
projesi kapsamında testi tamamlanıp
onaylanmış boğa spermasıyla yapılan
suni tohumlamadan doğanlara 35 TL,
yerli ırk veya melezi sığırlardan etçi ırklara ait spermayla yapılacak tohumlama sonucu doğan buzağılara ise 75 TL
destek verilecek.
Bakanlar Kurulu’nun aldığı
karara göre yerli tohum
kullanmayı teşvik etmek
amacıyla yurt içi sertifikalı
tohum kullanım destekleri
de belirlenmiş oldu. Buna
göre; dekar başına olmak
üzere buğday için 7,5 TL;
arpa, tritikale, yulaf ve çavdar
için 6 TL; çeltik, yer fıstığı ve
yonca için 8 TL; nohut, kuru
fasulye ve mercimek için 10
TL; susam, kanola ve aspir
için 4 TL; patates için 40 TL;
soya için 20 TL; korunga ve fiğ
için 5 TL destekleme ödemesi
belirlendi.
Desteklerden yararlanabilmek için
üreticilerin Çiftçi Kayıt Sistemine
(ÇKS)’ye ve Bakanlığın ilgili diğer kayıt
sistemlerine kayıtlı olması gerekmektedir. Tarımsal destekler ile ilgili daha
ayrıntılı bilgiler 12 Nisan 2014 tarihli
ve 28970 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararı’nda bulunabilir.
Üreten tüm çiftçilerimize bereketli bir ürün dönemi diliyorum...
Kuraklığa İlk Önlem İthalat
»» Hükümet, kuraklığa karşı ilk önlem olarak fiyat artışı beklenen 4 üründe sıfır
gümrükle ithalat kararı aldı.
19 Nisan tarihli Resmi Gazete’de
yayımlanan “Toprak Mahsulleri
Ofisi Genel Müdürlüğü’nce Kullanılmak Üzere Buğday, Arpa,
Mısır ve Pirinç İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulaması Hakkında Karar”ına göre, Toprak
Mahsulleri Ofisi (TMO), sıfır
gümrükle; 2.5 milyon ton
buğday, 1 milyon ton arpa,
500 bin ton mısır ve 200 bin
ton pirinç, toplamda 4.2 milyon ton buğday, arpa, mısır
ve pirinç ithal edecek.
Bu karar kapsamında yapılacak
ithalat için Ekonomi Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü’nce ithal
lisansı düzenlenecek. İthalat lisansları buğday, arpa ve mısır için
31 Mayıs 2016’ya kadar pirinç için
düzenlenen ithalat lisansı ise 1 Eylül 2016’ya kadar geçerli olacak.
Üretim yüzde 20 azalacak
Özellikle İç Anadolu, Trakya,
Doğu ve Güneydoğu’da yağışların az olması nedeniyle yaşanan
kuraklığın etkisi ile hububat üretiminin ülke genelinde yüzde 20
oranında azalması bekleniyor.
Hükümet, geçen yıl rekor üretimin gerçekleştiği hububatta bu
yıl kuraklığın etkisi ile sorun yaşamamak için Toprak Mahsulleri Ofisi’ne sıfır gümrükle ithalat
yetkisi getirdi. Toprak Mahsulleri
Ofisi’nin piyasadaki gelişmeleri
ve fiyat değişimine bağlı olarak
ithalat yetkisini kullanacak. Üretimdeki düşüş nedeniyle fiyat
yükseldiğinde ithalat silahı böylece devreye sokulacak.
Hububat üreticileri ise, alınan
ithalat kararının kuraklığa kar-
şı bir önlem olmasının yanı sıra
sezon öncesinde fiyatı baskı altına almaya yönelik de olduğunu
ileri sürdü. Üreticiler, her sene
hasat öncesinde ithalatın gündeme getirildiğini hatırlatarak:” Biz
ürünümüzü hasat ederken ithalat
gündeme getirilerek fiyatın düşük
oluşması sağlanıyor. Bu sene kuraklık nedeniyle zaten üretim az.
Üretici çok büyük zarara uğradı.
İkinci bir darbe de ithalatla vurulacak” görüşünü dile getirdi.
Kuru Üzüm Fiyatlarının 5,5’ten 3 Liraya
Kadar Gerilemesi Krize Yol Açtı
»» Üzüm üreticileri, çekirdeksiz kuru üzüm fiyatlarının kısa sürede 5’ten 3,2
liraya düşmesine tepki gösterdi. Fiyatların düşmesinde, İran üzümünün transit
ticaret yoluyla Türkiye’ye girmesi etkili oldu.
Tariş Üzüm Birliği Başkanı Ali Rıza
Türker’in, “Bazı ihracatçıların
transit ticaret yoluyla gelen İran
üzümünü pazarlaması ve ihracatta Türk üzümü yerine İran üzümünün tercih edilmesi fiyatları
düşürdü. Üreticinin 2013 yılı rekoltesinin çok düşük olması sebebiyle zaten mağdur olduğunu, son
zamanlardaki fiyat düşüşünün de
bu mağduriyetini daha fazla arttırdığını söyledi.”
İzmir Ticaret Borsası (İTB) Başkanı Işınsu Kestelli de bir açıklama
yaparak spekülasyona dikkat çekti. Kestelli, “Dünya lideri olduğumuz üzümde, ülkemizin kaybedeceği spekülatif fiyat döngüsü artık
bitmelidir.” şeklinde konuştu.
Gelişmeleri kriz olarak değerlendiren Kestelli, Ege Bölgesi’nde
yaklaşık 100 bin üretici ailenin
geçim kaynağı olan üzümün, bölge ekonomisinin de önemli bir
itici gücü olduğuna dikkat çekti.
Çekirdeksiz kuru üzümün yüzde
90’ının ihraç edildiğini belirterek,
fiyatların diğer üretici ülkelerdekiyle rekabet edebilecek seviyede olması gerektiğini vurguladı.
Ayrıca çekirdeksiz kuru üzümün
gelişmiş Avrupa ülkelerine hammadde olarak satıldığını ve ihraç
edildiği yerde bir sanayi girdisi
olarak işlem gördüğünü dile getiren Kestelli, “Bu durum, üzüm
ihracatında fiyatları çok daha
önemli konuma getirmektedir.
Üzüm fiyatlarının aşırı yükselmesi durumunda diğer üretici ülkeler, devreye girerek pazarımızı
kapmaktadır. Sezonun hemen
başında yaşanan gelişmeler piyasa üzerinde ciddi baskı kurmuş,
rekoltenin bir önceki yıla göre
yarı yarıya düşeceği söylentisi
yayılmış, üzüm fiyatlarının 6–7
liraya yükseleceği spekülasyonu
yapılmış ve üreticimize mallarını
satmamaları telkin edilmiştir.”
diye konuştu. Bunun sonucu olarak eylül ve ekim aylarında yeterli
ürün arzı olmamasının fiyatları 5
liranın üzerine çıkardığını aktaran Işınsu Kestelli, şunları kay-
detti: “Buna rağmen beklentilerin
spekülatif şekilde yükseltilmesi,
ihracatımızı olumsuz etkilemiştir. Ürünün değerli olması, üreticimizin kazanması hepimizin arzusudur ancak bir üründe fiyatlar
rekabet edemeyecek düzeye gelirse malınızı satamazsınız. Üzümde yaşananlar tam olarak budur.
Balonlaştırılan fiyatlar yüzünden
ihracatta ciddi pazar kayıplarına
uğramış durumdayız. Biz 5 liralı beğenmeyip mal satmazken
bu rakamı olumlu bulan İran ve
Amerika gibi üretici ülkeler bizim
pazarımızı aldı. İhracatımız, 160
bin tondan 110 bin tona geriledi.”
İTB Başkanı Kestelli, üzümde
balonun patlaması sonucu fiyatların 3 lira seviyelerine kadar gerilediğini “5,5’ten 3 liraya inen
bir üründe, son derece ciddi bir
kriz var demektir. Bazı kurumlar,
bunun bir oyun olduğunu beyan
etmektedir ancak kazananı olmayan bir oyun olmaz. Bu fiyatla üretici, aracı, tüccar, ihracatçı hepsi
zarar etmektedir, yani her kesim
kaybetmiştir. Türk üzümcülüğü
kaybetmiştir. Hiç risk olmadan,
popülist demeçlerle piyasayı yönlendirme çabaları hepimize çok
pahalıya mal olmuştur.” dedi.
Avrupa Tarım Komisyonu ve 29. Avrupa Bölge
Konferansı
»» Romanya’nın Bükreş şehrinde gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler (BM)
Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) 38. Avrupa Tarım Komisyonu (ECA) 29. Avrupa
Bölgesel Konferansı’na (ERC) Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşarı
Vedat Mirmahmutoğulları katıldı.
01-04 Nisan 2014 tarihleri arasında
Bükreş Parlamento Sarayı’nda
gerçekleştirilen ve FAO Orta Asya
ve Avrupa Bölgesi’nden üye ülkeler, diğer uluslararası kuruluşlardan gözlemciler ile Sivil Toplum
Kuruluşlarından
temsilcilerin
yer aldığı toplantıya, Müsteşar
Mirmahmutoğulları
başkanlığında, Bakanlık Avrupa Birliği
ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü
(ABDGM) ve Toprak Mahsulleri
Ofisi (TMO) Genel Müdürlüğü
tarafından da katılım gerçekleşti.
Avrupa ve Orta Asya’da Gıda ve
Tarımın Durumu, Avrupa ve Orta
Asya Bölgesi’ndeki Yerinden Yönetim Ofisleri Ağı, kooperatifler,
tarımsal gıda sistemleri, kuraklık yönetimi, 2014 Uluslararası
Aile Çiftçiliği Yılı gibi konular ele
alındi. Bakanlar Yuvarlak Masa
Toplantısı’nın ana teması, “Avrupa ve Orta Asya’daki Gıda Kayıpları ve Atıkları” olarak belirlendi.
Ayrıca, 2016 yılında gerçekleştirilecek FAO 30. Avrupa Bölge
Konferansı’nın ülkemizde gerçekleştirilmesine yönelik teklif, Konferans tarafından kabul edildi.
Köy-Koop Haber Mayıs 2014
KOOPERATİFÇİLİK
“Türkiye’de Kooperatifçilik Eğitiminin
Kurumsallaştırılması Çalıştayı” Düzenlendi
7
»» Türkiye Milli Kooperatifler Birliği, Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA) ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 25 Nisan 2014 tarihinde
Ankara’da ortak bir çalıştay gerçekleştirdi.
Türkiye Milli Kooperatifler Birliği
Yönetim Kurulu üyelerinin de katılım sağladığı, iki oturum şeklinde
gerçekleşen çalıştayda, Uluslararası
Kooperatifler Birliği (ICA) Avrupa
Direktörü Klaus Niederlander, ILO
Kooperatifçilik Bölüm Şefi Dr. Simel
Eşim, Alman Kooperatifleri Konfederasyonu (DGRV) Türkiye Temsilciliği, Gıda Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
temsilcileri, akademisyenler ve Kooperatif Üst Kuruluşlarının temsilcileri yer aldı.
Kooperatifler birer
demokrasi okullarıdır.
Çalıştayın açılış konuşmasında;
2012 yılında açıklanan ‘’Kooperatifçilik Strateji Belgesi ve Eylem Planı’
nda kooperatifçilik eğitimini kurumsallaştırmayı hedeflediklerini vurgulayan Türkiye Milli Kooperatifler
Birliği Genel Başkanı Muammer
Niksarlı, “Bu hedefler çerçevesinde
Kooperatifçilik Eğitim ve Araştırma
Merkezi kurulması teklifinde bulunduk. Bugün bu kurumun nasıl çalışacağı, nasıl yönetileceği, programının neler olabileceği, hedef kitlesini
tartışacağız. Kooperatifçilik anlayışı
özünde bir kültür meselesidir. Sadece Eğitim ve Araştırma Merkezi
kurarak toplumumuzda bir koooperatifçilik kültürü oluşturamayız, yeşertemeyiz, yaygınlaştıramayız. Toplumumuzda bu kültürün, duygunun
HAL VE GİDİŞ
oluşmasını öncelikle okul öncesi ve
ilkokul düzeyinden başlayarak yeni
nesillere aşılayarak sağlayabiliriz.
Bu zaten ‘Strateji Belgesi’nin öngörülerinden biridir. Strateji Belgesi
aynı zamanda siyasi bir tercihi ortaya koyuyorsa ve bu tercih bilinçli
olarak ortaya konmuşsa, bu tercihin
kurumlarının bir an evvel yaşama
geçirilmesi zorunludur. Kooperatifçilik okuyarak öğrenilmez, okuyarak
bilgi sahibi olunur. Kooperatifçilik
demokrasi gibi yaşayarak öğrenilir,
gelişir ve olgunlaşır. Onun için kooperatifler birer demokrasi okullarıdır. Demokrasinin sürekliliği konusunda sorun yaşayan ülkeler varsa,
yapmaları gereken ilk yatırım, çocuk
bazında kooperatifçilik eğitimi olmalıdır.” diye konuştu.
Çalıştayın yöneticiliğini gerçekleştiren Türkiye Milli Kooperatifler Birliği Dış İlişkiler Sorumlusu Prof.Dr.
Hüseyin Polat, farklı yapılanma ve
uygulamalardan örneklerle dünyada
kooperatifçilik eğitimi veren kurumlar hakkında detaylı bilgiler aktardı.
Olması gereken şey
kooperatiflerin bu işi
kendi sorunları olarak ele
alarak, kendi sorunlarını
kendilerinin çözmeleri
gerekiyor.
Avrupa ülkelerinde kooperatifçilik eğitimi ve araştırma konusunda
değerlendirmelerde bulunan, Uluslararası Kooperatifler Birliği (ICA)
Avrupa Direktörü Klaus Niederlander gazetemize yaptığı açıklamasında, “Kooperatifçilik eğitimi yalnız
Türkiye’de değil dünyanın her yerinde çok önde gelen ve güncelliğini koruyan önemli bir sorun. Bu nedenle
bu yönde atılacak olumlu adımlar
çok önemli. Buraya bu konudaki deneyimlerimizi paylaşmak için toplandık. Bu paylaşımlarımızın olumlu olacağı konusunda umutluyum.
Kooperatifçilik eğitimi ortakların ve
personelin eğitimi ile sınırlı kalmamalı. Kooperatiflerin birer işletme
olduğunu düşündüğümüzde, eğitimlerin işletmenin profesyonel yöneticilere kavuşturularak geliştirilmesi
açısından da önemli olduğunu düşünüyorum. Olması gereken şey kooperatiflerin bu işi kendi sorunları
olarak ele alarak, kendi sorunlarını
kendilerinin çözmeleri gerekiyor. Elbette de devletin de bu aşamalarda
katkıda bulunması gerekli. Ama ileriye bakıldığında bu işin tek çözümü
kooperatiflerin kendi ellerinde olduğu gözüküyor. Uluslararası Kooperatifler Birliği olarak, çözüme ilişkin
çalışmalara katkıda bulunmayı sürdüreceğiz.” şeklinde konuştu.
Türkiye’de gerçekten
çok değerli, düşünürler,
yazarlar, konularında
uzman kişiler var.
ILO’nun kooperatifçilik eğitimi ve
araştırma çalışmalarına katkıları
konularında bilgi aktaran Dr. Şimel
Eşim ise çalıştayla ilgili yaptığı
açıklamasında, “Türkiye’de gerçekten çok değerli, düşünürler, yazarlar, konularında uzman kişiler
var. Bugün bu çalıştayda kooperatifçilik eğitiminin kurumsallaşması, kurumlara kooperatifçilik
bilgisinin, bilincinin eklemlenmesi, çocuklara tüm eğitim dönemlerinde kooperatifçiliğin aşılanması
ve bu bağlamda internetin yaygın
kullanılması gibi pek çok konularda konuştuk.” dedi.
Eğitim Türkiye
kooperatifçiliğinin en
önemli eksiklerinden
birisidir.
Köy-Koop Habere Çalıştayın genel
bir değerlendirmesini yapan Türkiye Orman Kooperatifleri Merkez
Birliği Genel Başkanı Cafer Yüksel,
“Bu çalıştay, kooperatifçiliğin kurumsallaşması genel amaç olmakla
birlikte, kurumsal yapısının oluşmasına yönelik bir arama çalışmasıdır.
Eğitim Türkiye kooperatifçiliğinin
en önemli eksiklerinden birisidir.
Herkesin üzerinde hem fikir olduğu
bir konudur. Bu çalışma burada bitmemeli. Bir günde çözülecek bir sorun olduğunu söyleyemeyiz. Kooperatifçilikte kurumsallaşma ve eğitim
çok önemlidir. Eğitimde sürekliliğin
ve kurumsallaşmanın sağlanabilmesi için ciddi bir alt yapıya ihtiyaç
vardır. Altyapı derken, eğitim amaçlı
örgütlü yapıya ihtiyaç vardır. Burada kaynakların rasyonel kullanımda
önemlidir. İyi ve doğru bir planlama
ile sürdürülebilir bir şekilde, yani
kaynak sorununu en aza indirgeyebiliriz. Burada örgütlerimize önemli
görev düşüyor. Örgütlerimizle hemfikir olmalıyız. Önce kendi öz kaynaklarımızı başta, insan gücümüzü
hazır hale getirip, sonra devletten
destek beklemeliyiz. Baştan devletten destek istersek, o zaman konuyu
devlet bildiği gibi çözer. Bildiği gibi
çözüdüğü zaman da diğer sorunlarımızda olduğu gibi olumsuzluklarla
karşılaşıyoruz. Bu şekildeki sorunun
çözümü, bizim ihtiyaçlarımızı karşılar durumda olmayabiliyor. O nedenle yapılması gereken, her anlamda özerkliğimizi korumak istiyorsak,
eğitimde de özerkliliğimizi korumamız gerekir. Bunun için elimizi değil,
kolumuzu taşın altına koyup, bütün
imkanlarımızı seferber etmeliyiz.
Yurtdışı deneyimlerimizi de ülkemiz
koşullarında uygulanabilir yöntem
belirleyerek, buna kurumsallaşmayı
da ekleyerek başarabileceğimize inanıyorum.” dedi.
Çalıştayda;
• Türk Kooperatifçilik Kurumu
Başkanı Prof.Dr. Rasih Demirci;
Türkiye’de kooperatifçilik eğitiminin
geçmişi ve bugünkü durumu,
• Alman Kooperatifleri Konfederasyonu (DGRV) Türkiye Temsilciliğinden Prof.Dr. Salahattin Kumlu;
DGRV’nin Türkiye’deki eğitim çalışmaları ve IRFO Projesine katkısı,
• Türkiye Orman Kooperatifleri
Merkez
Birliği
(OR-KOOP) Dış İlişkiler
Koordinatörü Ünal Örnek;
TAKOG’un İRFO Projesi
kapsamında yürüttüğü eğitim çalışmaları konularında
bilgi aktardılar.
Yapılan çalıştay sonucunda
elde edilen görüş ve öneriler
bir rapor haline getirilerek
‘Eylem Planı’ çalışmalarında
değerlendirilecek.
Sait MUNZUR
Tüm kooperatif ortaklarımız
ve kooperatifçi dostlarımız davetlidir.
8
Mayıs 2014 Köy-Koop Haber
TARIM
İzmir Büyükşehir Belediyesi
Kooperatif İşbirliği
»» İzmir Büyükşehir Belediyesi, yerel üreticinin
desteklenmesi amacıyla Kiraz ilçesinin İğdeli ve Çevre
Köyleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ile kaşar peyniri
ve lor alımına ilişkin ‘protokolü’ imzaladı.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Kiraz’daki İğdeli ve Çevre Köyleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ile yapacağı peynir alımı protokolü imza
töreninde konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Aziz Kocaoğlu,
“Tarım ve hayvancılık kooperatiflerinin kendi ayakları üzerinde durarak ve pazarda rekabet ederek marka
olmalarını sağlamak istiyoruz” dedi.
12 Nisan tarihinde Kiraz’da düzenlenen imza törenine katılan Aziz Kocaoğlu, “30 Mart’tan itibaren Büyükşehir Belediyesi sınırlarına 9 tane ilçe
bağlandı. Bu ilçelerden Kiraz, Kınık,
Ödemiş ve Karaburun ilçelerinin
kalkınmaya en ihtiyaçlı olan ilçeler
olduğunu belirledik. Bu ilçelerimizi
de diğer ilçelerimizin düzeyine çıkartmayı hedefliyoruz. Bunun için
gereken her türlü işbirliğini yapma
konusunda hem belediye başkanlarımız, yerel yöneticilerimiz, muhtarlarımız ve kooperatiflerle birlikte
yürümek istiyoruz” dedi.
İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak,
belediyenin kendi ihtiyaçlarını karşılamak üzere İğdeli Kooperatifi’nden
temsili olarak uzun süredir süt ürünleri aldıklarını belirten Başkan Kocaoğlu, bu kez çıtayı yükselttiklerini
ve dar gelirli ailelere verilen yardım
paketlerinin içine bu ürünleri koyarak miktarı ve desteği arttıracaklarını kaydetti.
Kiraz Belediye Başkanı Saliha Şengül ise, “Bugüne kadar hepimiz
Kiraz’ın kalkınmasına ilişkin ortak
bir görüş ve istek taşıyorduk. Kiraz
Belediyesi olarak ilçemizi Büyükşehir Belediyesi’yle elbirliğiyle kalkındırmak istiyoruz. İzmir’e kadar uzanan büyük bir gelişime açık olacağız.
Kooperatifçilik adına elimizden gelen her şeyi yapacağımıza söz veriyorum. Büyükşehir Belediyesi’nin de
bizi destekleyeceğini biliyoruz. Kiraz
kalkınmaya değer bir ilçedir. Bugünden sonra bir çok şeyin değişeceğine
inanıyoruz” diye konuştu.
İğdeli ve Çevre Köyleri Kooperatif
Başkanı / Süleyman Top
İğdeli ve Çevre Köyleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Süleyman
Top da İzmir Büyükşehir Belediye
Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun bölgeye
verdiği katkıları izlediklerini ve bugünleri çok özleyerek beklediklerini
ifade etti. Top, “Bizim elimizden tutarak, can suyu veren, Kiraz’ın sütünü değerlendiren Aziz Başkan’a çok
teşekkür ediyoruz. Kiraz’ı, İğdeli’yi
de unutmadı. Aziz Başkan’ın Tire’nin
sütünü yaptığı gibi, bizim de sütümüzü, peynirimizi, Kiraz’ı marka haline
getireceğine inanıyoruz” dedi.
Türkiye’de “sözleşmeli üretim”
modelini uygulayan ilk yerel yönetim olan İzmir Büyükşehir Belediyesi, ihtiyaçlarını kooperatiflerden
sağlayarak yerli üreticiye 2007 yılından bu yana destek sağlıyor.
İzmir Büyükşehir Belediyesi imzalanan protokol kapsamında, 2014
yılı içinde kooperatiften hiçbir katkı
maddesi kullanılmadan tamamen
sütten üretilen, 50 ton kaşar peyniri
ve 1.5 ton lor alımı yapacak.
Yemlerin Besleyici Değerinin
Artırılmasında Etkin Uygulamalar
»» Antibiyotiklerin hayvan yemlerinde büyütme faktörü olarak kullanımı Avrupa
Birliği Ülkelerinde 1 Ocak 2006 yılından itibaren yasaklanmıştır. Bunun yanında
birliğe üye olmayan bazı ülkelerde hala antimikrobiyallerin yemden çıkarılması
üzerine çalışmalar devam etmektedir. Aşağıda açıklanan 6 öz ve farklı yöntem,
yemlerden yararlanımın artırılması ve antibiyotiklerin sadece hasta hayvanların
iyileştirilmesinde kullanımını teşvik edilebilir.
Hayvansal üretimde antibiyotik kullanımı tüm dünyada yaygın bir
uygulama alanı bulmuştur. Ancak
antibiyotiklerin büyütme uyarıcı
olarak kullanımları 2006 yılından
itibaren tüm AB ülkelerinde yasaklanmıştır. AB ülkeleri dışında kalan diğer pek çok ülkede ise hayvan
yemlerinde antimikrobiyallerin yem
katkı maddesi olarak kullanımının
azaltılma çalışmaları ve tartışmaları
devam etmektedir. Avrupa’da uzun
süren araştırmalar sonucunda elde
edilen tecrübeler, antibiyotiksiz
yem üretiminin nasıl yapılabileceğini 6 madde ile özetlemektedir. Bu
maddelerden ilki hayvan beslemede yüksek kaliteli protein kaynaklarının kullanımı, ikincisi ise küf
önleme ve mikotoksin kontrolüne
büyük önem vermektir. Diğer uygulamalar da oldukça önemli olup
bunlar; yeme uygulanan işlemler
(sıcaklık ve asitlendirme uygulamaları), yemin partikül boyutu ve
yeme probiyotik / prebiyotik ilavesi
olarak özetlenebilir.
1. Protein sindirimi
Yemlerde yüksek kaliteli protein kullanımı ince bağırsaklarda sindirimi
kolaylaştırır. Yüksek kaliteli protein
kaynakları kolonda (kalın bağırsak)
parçalanabilir protein miktarının
azalmasına bu sayede patojen yani
zararlı mikroorganizmaların gelişimine engel olmaktadırlar. Yemlerde
antibiyotik kullanımın azaltılmasında ilk basamak rasyonda kullanılacak en uygun ve kaliteli protein
kaynağının seçilmesidir. Örneğin,
biyoyakıt endüstrisi yan ürünlerinden elde edilen proteinler hayvan
beslemede kullanılabilecek alternatif protein kaynaklarıdır.
2. Küf ve toksinler
Mikotoksinler pek çok AB ülkesinde çok önemli görülmese de toksinlerin hayvan performansı üzerine olumsuz etkileri tüm dünyada
bilinmektedir. Küfler bu toksinleri
üretirler ve yemlerin besleyici değeri üzerine olumsuz etki yaparlar.
Bu sebeple yemlerde bulunan küf
ve toksin seviyesinin kontrol altında tutulması, hayvandan beklenen
verimin alınabilmesi için oldukça
önemlidir.
3. Isıl işlem-basınç
uygulaması
S.S İğdeli Ve Çevre Köylerı Tarımsal Kalkınma Kooperatifi
İzmir Kiraz İlçesinde bulunan dağ köylerindeki üreticilerin kalkınması
amacıyla, 15 köy muhtarının bir araya gelmesi ile 1987 yılında kurulan, günlük 300 kg süt üretimi ile faaliyetine başlayan kooperatifin,
bugün 2000’e yakın ortağı ve günlük 50 tonun üzerinde süt kapasitesi
var. Kooperatifin toplamış olduğu sütler; kaşar peyniri, dilim peynir,
tulum peyniri, beyaz peyniri, lor peyniri, süzme yoğurt yapımında kullanılmakta bir kısmı da soğuk süt olarak satılmakta. Bünyesinde 19
nakliyeci araci bulunduran, 2 merkezi toplama ile ortaklarinin sütlerini toplayan kooperatif ayrıca ortakların yem, tohum, un, şeker, yağ,
çay gibi ihtiyaclarını karşılıyor. 3 adet soğuk frigolu aracı ile ülke geneline dağıtım yapan kooperatifin süt ve süt ürünlerinin analizlerinin
yapıldığı kimyasal ve mikrobiyoloji laboratuvarı bulunuyor.
Sıcaklık ve basınç uygulamaları
yemlere muhtemel bakteri bulaşmasını önlemenin yanı sıra besin
maddelerinden yararlanımı da artırır. Yemlere uygulanan ısıl işlemler oldukça etkilidir ancak akılda
tutulması gereken bazı faktörler
vardır. Bunlardan biri ısıl işlem
uygulamalarının maliyetidir. Genellikle uygulanan sıcaklık derecesi
80 – 85 0C’ dir. Uygulamada her
5 0C’lik artış enerji masraflarını %
30 artırmaktadır. Bir diğer faktör,
zararlı mikroorganizmaların yeme
ısıl işlem uygulamalarından sonra
yemlerin soğutulması ve öğütülmesi esnasında da bulaşabilmesidir.
Dr. Neşe Nuray TOPRAK
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Zootekni Bölümü
4. Asitle muamele
Yemlerin dezenfeksiyonu için uygulanabilecek en iyi yöntem organik
asitlerin kullanımıdır. Günümüzde
farklı ürün ve karışımlarda organik
asit çeşitlerini bulmak mümkündür. Bu asitlerin yemde ve midede
pH’ yı azaltması ve antimikrobiyal
etkileri sebebiyle sindirim iyileşmekte bu da hayvan performansını
olumlu yönde etkilemektedir. Son
zamanlarda yapılan bir araştırma,
ısıl işlem ve organik asit ilavesinin
birlikte uygulanması durumunda
yemlerin dezenfeksiyonunun oldukça etkin bir şekilde yapılabileceğini göstermiştir. Bu çalışma,
farklı asitlerin farklı etkiler yaptığını da kanıtlamıştır. Organik asitlerle birlikte kullanılan esansiyel yağ
bileşiklerinin de yem hijyeninde etkili olabileceği bildirilmektedir.
5. Yemin yapısı
Yemlerin parçalanması ve öğütülmesi yani partikül boyutu farklı
şekillerde ayarlanabilmektedir. Burada önemli olan sindirilebilirlik ve
bağırsak hareketlerinin uyarılması
arasında optimum dengenin sağlanmasıdır. Hayvanların beslenmesinde kullanılan kolay parçalanabilir bileşikler yemden yararlanmayı
iyileştirir ancak aynı zamanda sindirilen materyalin bağırsaklardan
geçişinin hızlanmasına ve bunun
sonucunda ishale neden olabilir.
Bunun yanında kabaca öğütülmüş
yemler gibi daha iri parçalar daha
zor sindirilir fakat materyalin sindirim kanalında daha uzun süre
tutulmasına, bağırsak hareketlerini
uyarılmasına ve sonucunda besin
maddelerinin fermentasyonun artmasına neden olmaktadırlar.
6. Probiyotikler ve
Prebiyotikler
Hayvanların sindirim sistemlerinde
zararlı bakterilerin ortadan kaldırılmasının yanısıra faydalı bakterilerin
gelişiminin de teşvik edilmesi oldukça önemli bir noktadır. Bu hem
probiyotik hem de prebiyotiklerle
mümkün olmaktadır. Probiyotik
ve prebiyotiklerin etkileri hakkında
cevaplanmamış pek çok soru bulunmasına rağmen yemlerde kullanımları her geçen gün artmaktadır.
Probiyotikler yararlı ve sindirim
kanalında gelişimi istenen bakterilerdir. Bunlar sayesinde hayvanın
sindirim kanalında sağlıklı bir mikroflora sağlanmış olur. Prebiyotikler
ise, bu yararlı mikroorganizmaların
besin maddesi ihtiyaçlarını karşılar
ki bu da mikrofloranın dengede kal-
masını sağlar.
Lactobasilli gibi yararlı bakteriler
bütirik asit gibi kısa zincirli yağ
asitlerinin üretimi yoluyla bağırsak
florasında dengenin korunmasına
yardımcı olurlar. Prebiyotiklerin
dezavantajı, bu yolla bağırsak sağlığını teşvik ederken, mikroorganizmaların yüksek enerji ihtiyaçları
sebebiyle besinsel etkinliklerinin
düşmesidir. Bu da özel durumlarda rasyon formülasyonlarının
denge ve düzenlenmesi için sorun
teşkil etmektedir. Piyasada bütirik
asit gibi kısa zincirli yağ asitlerinin
sindirim kanalına gelmeden önce
etkinliğinin azalmaması için yeni
teknikler uygulanmaya başlanmıştır. Bunlar arasında özellikle bütirik
asit esterlerinin ümit verici uygulamalar arasında olduğu görülmüştür. Bütirik asit insanlarda kolon
(kalın bağırsak) rahatsızlıklarının
giderilmesinde ilaç olarak kullanılmasının yan ısıra bu özelliğinden
dolayı hayvan beslenmesinde de
kullanılmaya başlanmıştır.
Antibiyotik Direnci Nedir?
Antibiyotiklerin büyüme teşvik edici
veya hastalık iyileştirici etkileri son
yıllarda giderek artan bir tartışma
konusu olmuştur. İlk olarak özellikle
MRSA (süper virüs olarak da bilinir,
açılımı metisiline dirençli Stafilokok
aureus- aramızda her 3 kişiden 1’i
bu bakteriyi enfekte olmadan cilt
yüzeyinde veya burnunda taşır)
ve ESBL gibi yaygın olarak görülen
hastalık yapıcı mikroorganizmalara
karşı çalışan antibiyotiklere direnç
oluşturması pek çok kez tartışılmıştır. Antibiyotiklere karşı artan direnç
sebebiyle sağlıkçılar tedavi edilemez
bakterilere dikkat çekmeye başlamışlardır. Üstelik antibiyotiklere
karşı oluşan direnç zamanla çiftlik
seviyesinde de verimi olumsuz etkilemiş, bazı patojen (zararlı) mikroorganizmalarla geleneksel yöntemlerle baş çıkmak daha da zor bir hal
almaya başlamıştır. Ayrıca hayvanların sindirim kanalında bulunan
yararlı mikroorganizmalar da antibiyotiklerden olumsuz etkilenmişlerdir. Senaryoların en kötüsü ise antibiyotiklerin tedavi edici etkisinden
çok ishale dahi neden olabileceğidir.
Antibiyotiklerin artıları ve eksileri
değerlendirildiğinde bakterilerle savaşmak ve hayvanın performansını
artırmak için alternatif yöntemlerin
uygulanması daha akıllıca olacaktır.
Böylece antibiyotikler gelecekte sadece hayvanlar gerçekten bakteriyel
hastalıklardan mustarip olduğunda,
tedavi edilmek amacıyla kullanılabilecektir. Bu makalede bahsedilen
yöntemler dışında yemlerin besleyici değerinin artırılmasında uygulanabilecek pek çok farklı metot
bulunmaktadır. Bu uygulamalar ve
iyileştirmeler sayesinde antibiyotik
kullanımı azaltılabilecek ve üretim
performansı artacaktır.
Kaynak
http://www.allaboutfeed.net/Nutrition/Diet-Formulation/2014/4/
Six-way-approach-to-improvingfeed-1420728W/
AllAboutFeed 22. 01. 2014
Köy-Koop Haber Mayıs 2014
GÜNDEM
Ormanlık Alanları İşletmelere Açan
Yönetmelik Resmi Gazete’de Yayımlandı
»» Yayımlanan yönetmelik ile ormanlık alanlar; petrol boru
hatları, enerji santralları, petrol ve doğalgaz aramaları gibi
işletmelere açılabilecek.
Resmi Gazete’de yayımlanan Orman Kanunu’ nun 16, 17 ve 18. maddelerinin uygulanmasına ilişkin yönetmelikler ile, ormanlık alanlarda enerji üretim santralleri,
petrol ve doğalgaz boru hattı, petrol ve doğalgaz arama tesislerinin kurulmasına izin
verilmesinin önü açıldı.
Yönetmelik hükümlerine göre ormanlık
alanlarda ayrıca, haberleşme tesisleri, işletilme ve yeraltı doğalgaz depolanmasına
ilişkin tesisler ile eğitim ve spor tesislerine, yol, liman geri hizmet alanı, havaalanı,
demiryolu, teleferik hattı, tünel gibi ulaşım
tesislerine izin verilebilecek.
Ayrıca, özel yükseköğretim kurumları dışında, yükseköğretim kurumlarının eğitim
ve araştırma amaçlı tesislerine ve izin verilen bu alan içinde izin sahibi yükseköğretim kurumuna veya Yüksek Öğrenim Kredi
ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğüne
yurt yapılması için izin verilebilecek.
Bunların yanında, ormanlık alanlar içinde,
balık üretim tesislerine, odun kömürü gibi
işletilmesinde ağaç kullanılan ocaklara,
define aramasına, arkeolojik kazı ve restorasyon yapılmasına da izin verilebilecek.
Buna karşılık, arkeolojik kazı ve restorasyon yapılması için yalnızca Kültür ve Turizm Bakanlığı izin verebilecek.
Ormanlık alanlarda kurulmasına izin verilen tesislerin kontrol ve denetimleri de
"serbest yeminli ormancılık büroları"na
yaptırılacağı hüküm altına alınan yönetmelikte şöyle deniliyor:
"Ancak su isale hattı, baraj, gölet, doğalgaz boru hattı, petrol boru hattı, elektronik haberleşme sistemlerine ait baz istasyonu, enerji nakil hattı, yol, telefon iletim
hattı izinlerinde saha kontrolleri yatırım
tamamlanıncaya kadar her yıl, yatırımın
tamamlanmasını takiben sonu sıfır ve beş
ile biten yıllarda yapılır."
Ormanlık alanlarda kurulmasına izin verilen tesislerde patlayıcı madde depolanması halinde çevre güvenlik alanları için yer
üstünde de emniyet sahasına izin verilebileceği de belirtilen yönetmelikte, "Ormanlık alanda olmayan yer üstündeki patlayıcı
madde depolarına çevre güvenlik alanı için
izin verilebilir. Ormanlık alanda yer üstünde patlayıcı madde deposuna izin verilmez" deniliyor.
Çılgın Projelerin! Önünü Açıyor
Düzenlemeyle ilgili olarak değerlendirmelerde bulunan Çevre Mühendisleri Odası
Başkanı Baran Bozoğlu, “Orman arazilerinin imarı konusunda son yıllarda pek çok
değişiklik oldu. 3. Havalimanı 3. Köprü
gibi projelerde bu düzenlemelerden yararlanıldı. Projelerin önünü açar nitelikte düzenlemeler yapıldı” dedi. Geçen yıllarda ormanlara yakın elektrik direkleri yüzünden
pek çok ormanlık alanın yandığını belirten
Bozoğlu, “Ormanlık alanların içinde petrol
aramak orman için ciddi bir yangın riski
oluşturabilir. Ormanları sadece yeşil alan
olarak görmemek lazım. Ranta dayalı görmemek lazım buraları. Bu yeni düzenleme
yeni çılgın projelerin önünü açıyor” dedi.
Yürürlükte olan Orman Kanunu'nun 17.
maddesi, kirli enerji yatırımları dahil olmak
üzere kamu yararı olması halinde ormanlık
alanların yatırımlara açılmasına izin veriyor.
Uygulamada ise, "kamu yararı", çevrenin,
tabiatın, kültür varlıklarının korunması gibi
üstün kamu yararı gözetilmeksizin, saltlıkla
sanayileşme ve kalkınma üzerinden yorumlanıyor. Kısa bir süre önce yayınlanan Milli
Park Yönetmeliği de aynı şekilde, kamu yararı kararına dayanarak, Milli Parkların yapılaşmasına olanak sağladı. Yaşam hakkı ile
doğrudan bağlantılı olan çevrenin korunması üstün kamu yararıdır. Orman Kanunu'nun
17.maddesinin uygulanmasına yönelik yayınlanan Yönetmelik, bu süreci daha da kolaylaştıran, hızlandıran bir yapı getiriyor.
Köylü Kadınlara Hibe Destek Verilecek
»» Proje, İzmir’in kırsal kesiminde yaşayan üretici kadınların
kendi işini kurmasına imkan sağlamak amacıyla, Gıda Tarım ve
Hayvancılık İl Müdürlüğü tarafından hayata geçirildi.
KOSGEB’in katkısıyla düzenlenen proje
çerçevesinde 50 kadına, mahalli ürünlerin işlenmesi ve pazarlanmasından kırsal
alanda ekoturizme, banka kredilerine erişim imkanlarından mikro kredi imkanlarına kadar birçok konuda eğitim verilecek.
Eğitim sonunda girişimci fikri kabul gören
kadınlar, 30 bin liraya kadar hibe destek
almaya hak kazanacak.
Türkiye’de ilk kez çiftçi kadınların kendi
işini kurma fırsatı yakalayacağı “Kırsal Kesimde Kadın Girişimciliğinin Desteklenmesi” projesinin İzmir’in Seferihisar ilçesinde
başlayan Eğitim programının açılışında
konuşan İzmir Gıda Tarım ve Hayvancılık
İl Müdürü Ahmet Güldal, katılmaya hak
kazanan 50 kadının, mülakat ve ön eleme
sonucu 133 başvuru arasından seçildiğini
söyledi. Eğitimin 10 gün süreceğini kaydeden Güldal, projenin başarıya ulaşacağına
inandığını belirterek, “Türkiye’de ilk olmasına rağmen yaşanan gelişmeler gösteriyor
ki hem İzmir’de hem de diğer şehirlerde
projenin devamı gelecek. Başvuru sürecin-
de sadece İzmir’den değil, diğer illerden de
arayan kadınlarımız oldu. Projeye nasıl dahil olabileceklerini, eğitimden nasıl faydalanabilecekleri öğrenmek istediler.” dedi.
Bakanlığın desteğiyle yürütülen projeyle
kırsal kesimdeki kadınların girişimcilik yoluyla ekonomik statüsünün arttırılmasının
amaçlandığını kaydeden İl Müdürü Güldal, eğitimi tamamlayanların, ürettiklerini işleme ve pazarlama imkanı bulacağını
belirtti. Eğitime katılan kadınlardan hayal
güçlerinin sınırlarını zorlamalarını isteyen
Güldal, girişimci ruha sahip olanlar için
İzmir’de birçok imkan olduğunu ifade etti.
9
TÜİK 2013’ün Hayvancılık
Verilerini Açıkladı
»» Hayvancılık sektörü 2013 yılında 40 milyar 500 milyon liralık üretim
gerçekleştirdi.
Üreticilerin büyükbaş hayvan
varlıklarının değeri 2013 yılında küçülürken, küçükbaş ve
kümes hayvanlarının değerinde ise artış oldu.
Türkiye İstatistik Kurumu
(TÜİK) Canlı Hayvan ve Hayvansal Ürün Fiyatları ve Üretim Değeri 2013 verilerine göre,
hayvansal ürün üretim değeri
yüzde 2,1 oranında artış yaşarak
40,5 milyar TL oldu.yaşadı.
Dana fiyatı yüzde 7,2
azaldı.
TÜİK, 2013 canlı hayvan ve
hayvansal ürün fiyatları ve üretim değerleri verilerine göre
kültür dana fiyatı 2013 yılında
bir önceki yıla göre yüzde 7,8
oranında azalışla 1929 TL ve
yerli dana fiyatı yüzde7,2 azalarak 1488 TL olarak gerçekleşti.
Koyun ve keçi fiyatlarına bakıldığında, merinos koyun fiyatında yüzde 5,0 artış, yerli
koyun fiyatında yüzde 5,7 ve kıl
keçisi fiyatında yüzde1,4 azalış
görüldü. Kümes hayvanlarından et tavuğu fiyatı yüzde7,8
oranında azalarak 12,2 TL ve
yumurta tavuğu fiyatı yüzde6,0
oranında artarak 12,3 TL oldu.
bir önceki yıla göre
yüzde9,2 azaldı
İnek sütü fiyatı bir
önceki yıla göre yüzde
5,3 arttı
Canlı hayvan değeri 2013 yılında 57,7 milyar TL oldu. Büyükbaş hayvanların değeri bir
önceki yıla göre yüzde15,1 azalarak 36,7 milyar TL, küçükbaş
hayvanların değeri yüzde3,3
artarak 17,3 milyar TL ve kümes
hayvanlarının değeri yüzde3,2
artarak 3,5 milyar TL oldu.
Süt üretim değeri 18,3 milyar
TL ile toplam üretimde payı
alırken, bal üretim değeri 1,9
milyar TL, yumurta üretim değeri 3,9 milyar TL ve kırmızı et
üretim değeri 16,0 milyar TL
oldu.
İnek sütü fiyatı 2013 yılında bir
önceki yıla göre yüzde5,3 oranında artış göstererek 0,93 TL,
koyun sütü fiyatı ise yüzde14,5
oranında artarak 1,69 TL oldu.
Kırmızı et fiyatlarına bakıldığında, sığır eti yüzde9,6 azalarak 15,83 TL, koyun eti ise yüzde7,6 azalarak 18,14 TL olarak
gerçekleşti.
Canlı hayvan değeri
Mayıs 2014 Köy-Koop Haber
10 KOOPERATİFÇİLİK
Mikro Ekonomi Açısından Kooperatif Girişimler - II
»» Mikro Ekonomiye Kooperatif Girişimlerin Katkıları
Mikro ekonominin ilgi alanı, daha
çok, piyasalarda fiyatın oluşumu,
piyasa dengesi (mal ve sektör düzeyinde), tüketici birimlerin mevcut
gelirleriyle en iyi talep desenini nasıl
kuracağını, üretici birimlerinde ne,
ne kadar, nasıl ve kimin için üretmeli
sorusunu yanıt ararken nasıl hareket
etmeleri gerektiğini, vb.. inceler. Ayrıca, “bölüşüm teorisini” de içeriğine dahil ederek, faktörlerin (emek,
toprak, sermaye ve girişim) nasıl
fiyatlandırılacağını inceler. Bu açılardan bakıldığında kooperatiflerin
mikro-ekonomik alanlarda önemli
katkıları olduğu gözlemlenmektedir.
Bunlardan bazılarını aşağıdaki gibi
özetlemek mümkündür :
Kooperatiflerin fiyatların
oluşumuna katkısı
Fiyatların genellikle serbest piyasada oluştuğu kabul edilir. Örneğin
tarımsal ürünlerin çoğu zorunlu ihtiyaçları gideren mallar olup talep
fiyatları esnek değildir. Bu tip mallarda üretim (arz), normal talebin altında veya üstünde olması fiyatlarda
büyük dalgalanmalar yaratır. Bu dalgalanmalar üretici gelirlerinde ve/
veya tüketici harcamalarında büyük
artışlara veya azalışlara sebep olur.
Öte yandan gelişen teknoloji ve sermaye birikimi , girdi ve çıktı piyasalarındaki bazı sermaye firmalarının
tekelleşme eğilimini artırmıştır. Bu
durum iç ticaret hadlerinin sürekli
küçük üreticilerin aleyhine oluşmasına neden olmaktadır. Yani piyasalardaki tekelleşme eğilimi, serbest
piyasa sistemini bozmakta ve tarımsal girdi/çıktı piyasaları küçük üreticilerin aleyhine çalışır bir konuma
gelmektedir. Bu olumsuzluğun ortadan kaldırılması için 20.yüzyılın ilk
üç çeyreğinde , Türkiye’nin de aralarında bulunduğu pek çok ülkede,
tarımsal fiyatların oluşumunda devlet önemli görevler üstlendi. Ancak
1980’lerden sonra fiyatların tekrar
serbest piyasada oluşması konusu
ağırlık kazandı. Bu konuda ulusal ve
uluslararası boyutta önemli adımlar
atıldı. Örneğin Türkiye’de 24 Ocak
1980 kararları, 1994’de Uruguay’da
imzalanan GATT anlaşması, Avrupa Birliği (AB) ile yapılan Gümrük Birliği anlaşması ve son yıllar-
da IMF’ye verilen niyet mektupları,
vb… piyasalarının giderek liberalleşmesini sağlamıştır. Böyle bir ortamda girdi/çıktı fiyatlarının küçük
üretici lehine oluşturulabilmesi için
bu piyasalara küçük üreticilerin ,
mümkün olduğunca “toplu arz ve
toplu talep” yaratabilecek bir yapılanma ile girmeleri gerekir. Gelişmiş ülkelerden yapılan gözlemlerin, böyle piyasalarda küçük üretici
lehine fiyat oluşturabilen en önemli
kuruluşların kooperatifler olduğunu
göstermektedir (Tarım örneği).
Prof.Dr. T. Ayhan ÇIKIN
[email protected]
Kooperatiflerin pazarların
iyileştirilmesine katkısı
Pazarlama sisteminin temel amacı,
istenilen bir malı istenildiği yerde,
istenildiği zamanda, uygun fiyattan
ihtiyaç sahibine ulaşmasını sağlayacak bir ortam yaratmaktır. Bu da etkin çalışan bir pazarlama sistemi ile
sağlanabilir. Konuyu daha somutlaştırabilmek için şöyle bir örnek verelim: Doğu Anadolu’nun en ücra bir
dağında hayvan yemi olarak kullanabilecek bitkiler var; bu yörede bu
doğal yemleri yiyebilecek hayvanlar
var; bu otlarla hayvanları bilinçli bir
şekilde organize edebilecek insanlar
var. Bu doğal ortamın olanakları o
yörenin insan emeği ile harekete geçirilerek et,süt ve daha birçok tarım
ürünü üretilebilir. İşte bütün sorun
Doğu Anadolu’nun bu ücra dağının
başındaki doğal kaynağı, insanın
bilinçli emeği ile ete, süte, kısacası
bir tarım ürününe dönüştürerek bu
ürünü Ankara’daki, İstanbul’daki ve
hatta Londra’daki işçinin, memurun, vb.. insanların sofralarına taşıyabilecek bir pazarlama sisteminin
kurulmasıdır. Böyle bir pazar kanalının ilk halkasında üretim yapan
üretici, son halkasında da tüketim
yapan tüketici bulunmaktadır. Bu
üretici-tüketici arasındaki tarım-gıda zincirinin her halkasında kendine
pay çıkartan daha bir sürü kişi ve/
veya kuruluşlar (sanayiciler, toplayıcılar, nakliyeciler, dağıtımcılar,
perakendeciler,f inans kuruluşları,
idari kurumlar,vb…) bulunmaktadır. Bu aracı kuruluşlar, tüketiciler adına küçük üreticilerden mal
talep etmekte, sonrada bu malı, tam
veya kısmen işleyerek, üretici adına
tüketicilere sunmaktadırlar. Bunu
yaparken de piyasada kendilerine
uygun bir fark (marj) bırakan fiyatları, çiftçilere ve tüketicilere kabul
ettirmektedirler. Bu aracı kuruluşlar
bizzat çiftçinin ve tüketicinin kendisi
olamayacağına göre, üreticinin eline
geçen fiyatla tüketicinin ödediği fiyat arasında büyük farklar oluşmakta ve mevcut piyasa küçük üreticiyi
ödüllendirememekte ve onu mağdur
etmektedir. Bu nedenle sağlıklı bir
pazar yapısının oluşmasında küçük
üreticilerin ve hatta tüketicilerin
birbirlerinin partneri olabilecek bir
piyasanın yapısal öğelerini oluşturmalıdırlar. Yine bu konuda dünya
örneğinde gözlenen başlıca kuruluşlar kooperatiflerdir.
Kooperatiflerin ürün
farklılaşmasına katkısı
Günümüz dünyasında tüketimin temel merkezi kentlerdir. Kentlerdeki
insanların büyük çoğunluğu çalışmaktadır. Bu nedenle bu insanların
talebi ham ve işlenmemiş ürünlerden
çok, yarı veya tam işlenmiş ürünlere
doğru kaymıştır. Piyasa ekonomilerinde üretim, talebin koşullarına göre
yapıldığından, tüketici talebindeki
bu değişimleri üreticiler algılamak
durumundadır. Yani ham ürünün
farklı işlenmiş ürünler haline getirilmesi, yeni katma değerler kazandırılması konusunda küçük üreticiler,
düşünceler üretmeli ve uygulamalar
geliştirmelidirler. Ayrıca üretici eline
geçen fiyatlar, ham ürüne göre işlenmiş ürünlerde daha farklı olacaktır.
Yani üretici ham ürünü kendisinin
işleyeceği tesisler oluşturursa bu işleme (sanayi) sektöründe yaratılmış
yeni katma değerlerin önemli bölümü yine küçük üreticilerde (örneğin
çiftçide) kalacaktır. Burada en önemli
olgulardan birisi, ürün çeşitliliği artırılırken “tarım ile sanayinin entegre” (sektörler arası bütünleşme)
çalıştırılabilmesidir. Tarımla sanayinin entegre çalışmasında kullanılan en önemli kuruluşların başında
kooperatifler gelmektedir. Tarımsanayi entegrasyonu, çiftçilere,
tarım-dışı firmalara, ulusal ekonomiye önemli katkılar sağlayacaktır.
Böylece ilgili sektörde hem ürün çeşitliliği artacak, hem de ayni üründen
daha fazla katma değer yaratılacaktır.
Örneğin kütlü pamuk, tarladan sırtımızdaki gömleğe, soframızdaki yağa,
ahırımızdaki hayvanlara yem olarak
çok çeşitli ürünlere dönüşmektedir
; pamuğun tarım ürünü olarak sağladığı getiri, sanayi ve ticari kesimde
yeni ürünlerle yaratabildiği değerin
12 kat arttığı ifade edilmektedir[1].
Bugünlerde sevimsiz de olsa, istatistiklerin yeni olmasından dolayı bir
başka örneği Fransız tarım kooperatiflerinden verelim : 2010 yılı itibariyle Fransa’da kooperatifler, inek
sütünün yüzde 45’ini işlemiş, inek
peynirinin yüzde 43’ünü, keçi peynirinin yüzde 65’ini; şeker üretiminin
% 62’sini; pancar alkolünün yüzde
80’ni; işlenmiş sığır etinin yüzde
21’ni, koyun etinin yüzde 34’ünü;
konserve mantarın yüzde 85’ini; kurutulmuş eriğin yüzde 60’ını; malt
ve değirmencilik ürünlerinin yüzde
40’nı; hayvan yeminin yüzde 70’ni;
damıtılmış alkolün yüzde 60’nı gerçekleştirmiştir[2].
Ölçek ekonomisine
ulaşmaya kooperatiflerin
katkısı
Ölçek ekonomileri, işletmelerin
üretim kapasitelerinde meydana gelen artışlar sebebiyle birim üretim
maliyetinde meydana gelen azalmalar olarak ortaya çıkan faydalar veya
tasarruflar olarak ifade edilebilir. Bir
işletmenin “firma ölçeğini”nin değişmesi oldukça uzun bir zaman ister.
İşletme ölçeğinin artması, maliyet
azaltıcı tasarrufların ortaya çıkmasına sebep olur. Örneğin ürünlerin
toplanması, depolanması, kısmi veya
tam olarak işlenmesi, alım-satım işlerinin organizasyonu, vb.. yüzlerce
ortak adına yapılacağından, işgücü,
sermaye ve nakliye gibi gider kalemlerinde birim maliyetleri önemli ölçüde düşürecektir. Bir kooperatifte
ölçek büyüklüğü ile ortakların arz
ve talep kapasitesi yakından ilişkilidir. Kooperatifler, piyasa koşullarına göre birim maliyetleri asgariye
indirebilecek bir üretim hacmini,
ortak arz ve talebine göre ayarlamak
durumundadır. Ya da ortaklarının
arz ve talebine göre, onlara sunabileceği hizmet maliyetini asgariye
indirebilecek şekilde yatırımlarını
planlamaları gerekir. Kooperatiflerin ölçek ekonomileri içsel ekonomi
özelliğindedir. Örneğin Tariş Pamuk
Birliği’nin çırçırlama tesislerinin kapasitesi ( 656 000 ton/yıl) tüm Ege
Bölgesi kütlü pamuğunu çırçırlayacak düzeydedir[3].
Sonuç Olarak
Konu daha da uzatılabilir . Mikro ekonomik açıdan şu hususların
vurgulanmasında yarar vardır : Bir
üretici kooperatife katılırken şunları
dikkate alır : ürününü veya hizmetini değerlendirmek; işletme yönetimini, mesleki faaliyetini ve yaşam
kalitesini yükseltmek; kişisel ve
mesleki projesini gerçekleştirmek .
Bir kooperatif de ortağına şunları
sağlayabilmelidir: tamamlayıcılık,
sinerji, karşılaştığı karmaşık sorunlar için çözüm paketi, ürün muhiti,
formasyon, enformasyon,vb..
Özetle kooperatifler, “ekonominin merkezine insanı konuşlandıran sosyo-ekonomik birimlerdir”.
1] www.tarispamuk.com.tr
[2] http://www.coopdefrance.coop/fr/index.
html
[3] Ege Böldesinde pamuk üretimi 2001/02
döneminde 710 bin ton civarında olan kütlü
pamuk üretimi, 2009/10 döneminde 52,7 bin
tona düşmüştür (www.tarispamuk.com.tr).
23 Nisan Çocuk Bayramı Ama Hangi Çocuklar İçin?
»» Türkiye'de çocuk işçiliğinin %40'dan fazlası tarımda gerçekleşiyor ve bu sektörde çalışan çocukların önemli bir bölümü 15 yaşın altındadır. Bu
çocuklar için 23 Nisan acaba ne ifade ediyor?
Bu çocuklar Türkiye’de en ağır koşullarda çalışan çocuklar. Mevsimlik
tarım işçiliğinin en ağır ve de sahipsiz emekçileridir. Ülkemizde yeterli
geliri olmayan, az topraklı veya topraksız aileler ile kentlerdeki işsiz ve
yoksul ailelerin, geçimlerini sağlayabilmek için göç edip mevsimlik iş
gücü olarak çalışmaya gidiyor hem
de ne çalışma. Türkiye'de yaklaşık 1,2-1,5 milyonluk mevsimlik
tarım işçisi var ve bunların yarıya yakını 15 yaşından küçük.
Bunlar "eğitim, sağlık, sosyal güvence, ücret, barınma ve yerleşim"
olanaklarından yoksun bir biçimde
hayata tutunmaya çalışıyor. Maalesef dünyada da durum böyle. Tüm
dünyada çocuk işçilerin %70'i
tarım sektöründe çalışıyor.
Tarım özellikle çocuklar açısından
en tehlikeli çalışma alanlarındandır.
Özellikle kız çocuklarının yükü ağır-
dır. Çalışan kızlar çoğu kez tarımsal
iş gücünün görünmez bir parçasıdır
ve özellikle dezavantajlı konumda
yer alır. Çünkü, tarımsal işlerin yanı
sıra ev işleriyle de uğraşırlar". Başta
tarımda olmak üzere, çocukların çalışma yaşamına atılması, Türkiye'de
de önemli bir politik ve toplumsal
sorundur. Türkiye'de çocuk işçiler
aileleriyle birlikte 4-7 ay süreyle,
çoğunlukla bitki çapalama, ot alma,
hasat, su taşıma, yakacak toplama
gibi bitkisel üretim işleri ile ahır bakımı, hayvan bakımı vb. işlerde çalışmaktadır. Bu çocukların çalışması
açısından tarım kayıt dışı bir iş alanı
ve sektör olup, çocukların iş güvenliği yoktur, yaralanmaları veya hastalanmaları halinde ödeme alamazlar
ve işverenlerin olumsuz davranışlarında ve çalıştırılma koşullarında
koruma talep edemezler. Çocuklar
için güneş, aşırı sıcak, soğuk, rüzgâr,
Prof.Dr. Bülent GÜLÇUBUK
A.Ü. Ziraat Fakültesi
Tarım Ekonomisi Bölümü
toz, yetersiz ve güvenli olmayan alet
ve makineler, tehlikeli kimyasallar
ile koruyucu donanım olmadan çalışma, ağır yük ve tehlikeli hayvanlar
risk oluşturmaktadır. Çocuk işçiliği
sorunu çözülmeden bir ülkenin kalkınmasından söz edilemez. Çünkü
çocuk ülkelerin geleceğidir. Özellikle
tarımda çocuk işçiliğinin önlenmesinde toplumsal duyarlılık şart.
23 Nisan çocuklara atfedilmiş en
büyük hediye ve bayramdır. Bu bayram her çocuk için bir şeyler ifade
edilmeli. Ama hem ülkemizde hem
de dünyada milyarlarca çocuk çalışırken Bayram kimin için ne ifade
ediyor ve ne ifade etmeli? Bunun
da yanıtını aramak gerekiyor. Burada bir de trajikomik bir durum var;
hukuksal düzenlemeler açısından
Türkiye'de düzenlemeler bulunmaktadır. Türkiye bu sözleşmelere dünyada ilk imza koyan ülkelerdendir.
Gel gelelim ki sonrası yok. Mevcut
yasaların ve imza koyulan uluslar
arası sözleşmelerin etkin bir biçim-
de uygulanması çocukların sağlıklı
bir geleceğe kavuşmaları açısından
önemlidir. Bunun için, Yasaların
varlığından çok, işlerliği ve izlenebilirliği önemlidir ve tabi bir de bizlerin duyarlılığı. Yaşasın tüm dünya
çocukları için 23 Nisan.
Köy-Koop Haber Mayıs 2014
TARIM
Çocuk Bakım Hizmetleri
Artık Kooperatifler Eliyle de
Gerçekleşebilcek
»» Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, çocuk bakım hizmetlerinin
artık kooperatifler eliyle gerçekleştirilmesinin mümkün olduğunu
bildirdi.
Yazıcı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca hazırlanarak 17
Ekim 2012’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından kamuoyuna tanıtılan
Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planında belirlenen hedeflerin birer birer
hayata geçirildiğini belirtti.
Kooperatiflerin her sektörde
alternatif çözümler sunduğuna işaret eden Yazıcı, çocuk
Türkiye’deki 85 binin üzerinde kooperatifin, 30’u aşkın farklı sektörde ekonomiye “can kattığını” belirterek,
şunları kaydetti:
“Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ile yakalanan ivme ile
kooperatifçiliğin yeni sektörlerde açılımı noktasındaki çalışmalarımız da hız kesmeden
devam ediyor. Dayanışma ve
yardımlaşma ilkeleri ekseninde ortaklarına eşit oy ve
demokratik katılım imkanı
sağlayan kooperatiflerin önemi artık daha iyi kavranıyor,
bu nedenle kooperatifleşme
her alana yayılıyor.
Gümrük ve Ticaret
Bakanlığı ile Aile
ve Sosyal Politikalar
Bakanlığının
ortaklaşa yürüttüğü
çalışmalar
sonucunda hazırlanan
Çocuk Bakım Hizmetleri Kooperatifi
Anasözleşmesi, çalışan annelerin en temel sorunlarından
biri olan ‘İşteyken çocuğuma
kim bakacak?’ problemine
çözüm getirmeyi amaçlıyor.
Ebeveynler kendi çocuklarına
bakmak için kooperatif kurabilecekleri gibi konusunda
eğitim almış kişilerin de bir
araya gelerek çocuk bakım
kooperatifi kurmaları mümkün hale getiriliyor.”
korunma ve beslenmelerini
temin etmek için kreş ve gündüz bakım hizmeti verdiğini
hatırlatan Yazıcı, 7-14 yaş
grubu çocuklarının da boş zamanlarının değerlendirilmesine yönelik uygun programlar düzenleyerek bakım ve
korunmalarını sağlandığını
ifade etti.
Girişimcilere Çağrı
Yazıcı, böylece Çocuk Bakım
Hizmetleri Kooperatiflerinin
kreşin yanında, etüt merkezi
hizmeti de sunduğunu belirtti.
Çocuk Bakım Hizmetleri Kooperatiflerinin, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde
ortaklarının ve hizmetten
faydalanmak isteyen müşterilerinin 0-6 yaş grubu çocuklarının gelişim, bakım,
Girişimcileri Çocuk Bakım
Hizmetleri Kooperatifleri çatısı altında buluşmaya davet
eden Yazıcı, bu çerçevede ilgililerin Gümrük ve Ticaret Bakanlığına müracaat etmelerinin yeterli olduğunu kaydetti.
11
Üretme İstasyonlarının
Kapatılması Ne Kadar
Doğruydu?
»» Tarımda geçmişte alınan bazı kararların ne kadar yanlış olduğu
bu gün çarpıcı bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Devlet peynircilik,
tohumculuk, fidancılık veya hayvancılık yapmaz teraneleri ile
gelinen noktada özelleştirmelerle tarımsal alanda önemli boşlukların
oluşacağı görülemedi.
Araştırma
Enstitülerinin
önemli bir kısmının, Devlet Üretme Çiftliklerinin ve
üretme istasyonlarının neredeyse tamamının kapatılmış
olması sorun olarak sunulan şeylerin çözümü yerine
yeni sorunların oluşmasına
neden olmuş ve farklı farklı
yeni tedbirler alınması zorunluluğunu getirmiştir.
Çünkü bu kuruluşların
kuruluş gerekçeleri hala
geçerliliğini korumaktadır.
Üreticinin ihtiyacını karşılayacak kaliteli tohumluk,
damızlık, fide, fidan temin
edilmesinde sorunlar devam
etmektedir. Mevcut bu sorunlar ithalatla çözümlenmeye
çalışılmaktadır. Canlı hayvan,
yağlı tohum, yem hammaddesine, saman ithalatına kadar birçok ürün ithal edilmiş
olmasına rağmen ithalatın da
bu sorunları çözmediği görülmüştür.
Satılan, kiraya verilen, özelleştirilen Devlet Üretme Çiftlikleri ve Üretme istasyonları
faaliyet yürüttükleri süreçte,
çiftçinin damızlık hayvandan, tohumuna, fidanına
kadar girdilerinin temininde
önemli fonksiyon yerine getirirken, artık bu misyonunu
yerine getirme imkânı ortadan kaldırılmış, yerlerine
ikame edilecek kurumlar da
oluşturulmamıştır.
Bir şekilde faaliyetleri
muştur. Üniversitelerin tarımsal alandaki araştırmaları yetersiz kalmakta veya içe
dönük yapılan çalışmaların
uygulamaya konulması sorun olmaktadır.
Erol AKAR
Köy-Koop Kastamonu
Birlik Başkanı
sonlandırılan bu kurumların arazilerinin üzerinde kim bilir neler vardır?
AVM ler mi? yoksa çok
katlı binalar mı? Araştırılmaya değer doğrusu.
Üstelik hepsinin hazin
kapatılış hikâyeleri olduğunu da hatırlamak çok
zor değil.
Özellikle 1990 lı yıllardan
sonra özelleştirilen tarımsal
kitlerin, satılan veya kiralanan üretme istasyonlarının
eksikliği her alanda hissedilmekte, güvenilir damızlık,
fidan, fide ve tohum eksikliğinin giderilemeyişi, önemli
ölçüde dışa bağımlılık yaratmakta ve Ülkemiz kaynaklarının gereksiz israfına neden
olmaktadır. Bu alanda üretim
yapan özel sektör kuruluşları
da haliyle ticari kaygıyla yaklaşmaktadırlar.
Araştırma Enstitülerinin bir
kısmının kapatılmış olması
da yeterli ve kapsamlı araştırma projelerinin ortaya
konulamamasına neden ol-
İl Müdürlüklerimizin yerel araştırmalara hiçbir
katkısı yoktur. Yüzlerce
mühendis veteriner ve
diğer teknik kadro veri
girişi ve diğer bürokratik
işlerin altında ezilmektedir. Tarım İl Müdürleri
ise protokol müdürü olarak görev yapmaktadır.
Diğer önemli olumsuzluklardan birisi de genetik ıslah
konusudur. Çoğu araştırma
projesinin adaptasyon denemesi olduğu dikkate alınırsa
bu konuda da daha alacağımız çok mesafenin olduğu
görülecektir.
• Bu gün gelinen noktada
tohumluk, damızlık fidan ve
fide gibi çok önemli materyalleri dışarıdan temin etmek zorundaysak,
• Yerli ürün yetiştirmekte
ıslah çalışmalarını gerektiği
gibi yapamıyorsak,
İthalat zorunluluğunu ortadan kaldıramamışsak, yıllardan bu tarafa bu konuların
ihmal edildiğini, geçmişte alınan kararların ne kadar yanlış
kararlar olduğunu görmemiz
ve yeni politikalar oluşturulurken daha duyarlı olmamız
gerekmektedir.
‘’Sertifikalı Baklagil Tohumluğu Üretimi
ve Kullanımı Artmalıdır’’
Ülkemizde baklagiller ile ilgili
sertifikalı tohumluk üretimi
ve kullanımının istedikleri ölçüde olmadığını ifade
eden Türkiye Tohumcular Birliği Başkanı Yıldıray
Gençer, üreticilerin genel
olarak kendi üretimlerinden
ayırdıkları tohumları kullandığını ancak son yıllarda
Gıda Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığının politikaları ve
uygulamaları doğrultusunda
sertifikalı baklagil tohumluklarının üretimini ve kullanımını olumlu etkileyen
gelişmeler olduğunu söyledi.
Nohut, kuru fasulye ve mercimek için 2012 yılında dekar başına 7 TL olan yurt içi
sertifikalı tohum kullanım
desteğinin 2013 yılında 10
TL’ye çıkarıldığını, kilogram
başına yurt içi
sertifikalı tohum
üretim
desteğinin ise
50 Kuruş olarak devam et-
tiğini vurgulayan TÜRKTOB
Başkanı Gençer, desteklerin çok önemli olduğunu ve
önümüzdeki yıllarda da devam etmesi gerektiğini vurguladı.
Baklagil tohumluğunda çeşit
eksikliği konusunun mutlaka gündeme alınması gerektiğinin altını çizen Yıldıray
Gençer, yeni bitki çeşitlerine
olan ilgi ve talebin günden
güne arttığını, bitkisel ürünler konusundaki tüketici tercih ve isteklerinin de giderek
daha çok çeşitlilik arz ettiğini sözlerine ekledi.
Gençer,
tohumculuk
şir-
ketlerinin bir yandan belirli türler üzerinde uzmanlaşmaya yönelirken diğer
yandan çeşit özelliklerinde
çiftçi ve tüketici tercihlerini
de dikkate aldığını, çiftçi ve
tüketici tercihlerini dikkate
almayan kuruluşların son
derece rekabetçi ve dinamik
bir yapıya sahip olan tohumculuk piyasasında varlıklarını sürdürebilmesi hayli zor
olduğunu kaydetti.
Baklagil tohumlukları ile ilgili son beş yıllık tohumluk
üretimleri konusunda bilgi veren Gençer, “Nohutta
2007 yılında 143 Ton olan
üretim 2012 yılında 1603
Ton’a yükselmiştir. Beş yılda
11 kat artış demektir. Kuru
fasulyede ise 2007 yılında
sadece 3 Ton olan üretim 30
kat artarak, 2012’de 86 Ton
olmuştur. 2007 yılında 1103
Ton olan mercimek tohumluğu üretimi yaklaşık iki kat
artışla 2078 Ton olarak kayıtlara geçmiştir.’’ dedi.
12
Mayıs 2014 Köy-Koop Haber
RÖPORTAJ
Röportaj:
Emel TUĞRUL
Tarım topraklarının
amaç dışı kullanımı,
su kaynaklarının
yanlış kullanımı,
HES’ler vb. doğal
kaynaklarımıza
zarar verecek tüm
girişimlere karşı, tek
başımıza veya aynı
hassasiyeti taşıyan
örgütlerle birlikte
her türlü mücadeleyi
vermeye çalışıyoruz.
ODA’mızca açılan
davalar sonucunda
bugüne kadar
Afyon, Adana,
Antalya, Balıkesir,
Bolu, Çanakkale,
Düzce, Edirne,
Giresun, Hatay,
İstanbul, İzmir,
Kütahya, Muğla,
Samsun, Tekirdağ
ve Uşak’ta yüzlerce
hektarlık mera
ve tarım arazisi
yapılaşmadan
kurtarılmıştır.
“Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri ile ülkemiz
tarımının çok daha ileriye gideceğine inanıyoruz”
»» En etkili üretici örgütlenmesinin “kooperatif” olduğu değerlendirmesinde bulunan TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası
(ZMO) Yönetim Kurulu Başkanı Özden Özgüven ile Tarım, Kırsal Nüfus, Örgütlenme ve Ziraat Mühendisleri Odası’nın
faaliyetleri hakkında konuştuk.
Köy-Koop Haber- Kendinizi okuyucularımız için tanıtır mısınız?
Özden Güngör- 1951 yılında Adana’ da doğdum. 1977 yılında Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesinden mezun
oldum. Mezuniyetim sonrası Adana
Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsünde göreve başladım. 1985 yılında
kamu görevinden ayrılarak özel sektöre geçtim. 1985 - 1987 yılları arasında Union Carbide Turkey Inc.; 1987 1999 yılları arasında Rhone-Poulenc,
2000 - 2002 yılları arasında Aventis
firmalarının araştırma, geliştirme ve
ruhsatlandırma
kısımlarında (İnsektisit, Fungisit, Herbisit ve BGD),
2002-2013 yılları arasında da Bayer
Cropscience firmasında İç Anadolu ve
Karadeniz Bölgesi teknik sorumlusu
olarak çalışarak, emekli oldum.
Özel sektörde çalışma yaşamımda
Entomolog olarak insektisit ağırlıklı
birçok pestisitin (İnsektisit, Fungisit,
Herbisit, BGD) ruhsatlandırma çalışmalarını yaptım.
Mesleki çalışmalarımın yanı sıra, üyesi olduğum Ziraat Mühendisleri Odası
Adana Şubesinde 1979 yılında yönetim kurulu üyeliğine seçildim. 2000
yılına kadar yönetim kurulu üyeliği
görevimi sürdürdüm. Bu süre zarfında üç dönem Şube Başkan Yardımcılığı ve iki dönem de Şube Başkanlığı
görevinde bulundum.
2002 yılında görev yerimin Ankara
olarak değişmesi sonrası Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkez yönetim kurullarında yer aldım. 2014 yılı
Mart ayında yapılan 44. Genel Kurul
sonrası seçilen yönetim kurulu tarafından, Yönetim Kurulu Başkanı
olarak seçildim. Tüm bu süreçlerde
her zaman eşim Serap ile çocuklarım
Mehmet ve Duygu’nun büyük destek
ve özverilerini gördüm.
K.K.- Öncelikle ZMO olarak amaçlarınız, hedefleriniz nelerdir?
Ö.G.- ODA’mız Anayasa’nın 135 inci
maddesinde yer verilmiş olan kamu
kurumu niteliğinde bir meslek odasıdır. 6235 sayılı Türk Mühendis ve
Mimar Odaları Birliği Kanunu kapsamında kurulmuş, tüm görevlerin
maddi hiçbir karşılığı olmadan, gönüllülük ilkesi kapsamında yürütüldüğü, iki yılda bir 81 ilde hâkim
gözetiminde yapılan seçimlerle yönetimlerinin seçildiği demokratik bir
kitle örgütüdür. ODA’mız bünyesinde
Ziraat Mühendisleri dışında Su Ürünleri Mühendisleri, Balıkçılık Teknolojisi Mühendisleri ve Tütün Teknolojisi
Mühendisleri de yer almaktadır.
ODA’mızın amaç ve hedefleri, kuruluş
kanunumuz olan 6235 sayılı kanunda
belirtilmiş olup; mesleğe, meslektaşa
ve sektöre ilişkin olarak üç başlık altında toplamak mümkündür.
Mesleğe ilişkin olan amaç ve hedeflerimiz; ziraat mühendisliği mesleğinin
lisans eğitimden itibaren bilimsel ve
teknik esaslar dâhilinde, dünyadaki
gelişmeleri de takip ederek, mesleğin
genel menfaatlere uygun olarak sürekli gelişmesini sağlamaktır.
Meslektaşa ilişkin olan amaç ve hedeflerimiz, meslek mensuplarının müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki
faaliyetlerini kolaylaştırmak, meslek
mensuplarının birbirleriyle ve halk ile
olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni
hâkim kılmak üzere, meslek disiplinini
ve ahlakını korumak için teşebbüs ve
faaliyetlerde bulunmaktadır.
Sektöre ilişkin olan amaç ve hedeflerimiz; öncelikle toprak ve su kaynaklarımız başta olmak üzere, tüm doğal
kaynakların korunması, kırsal kesimin refah seviyesinin artmasına katkı
yapacak her türlü bilimsel teknik desteğin aktarılması, tüketicilerin sağlıklı
ve güvenilir gıdaya ulaşmasının sağlanmasıdır.
ODA’mız genel hatlarını belirttiğimiz
bu amaç ve hedeflerin hayata geçirilmesi için kırsal kesim ile tüketicilerin hak ve menfaatlerinin korunması
doğrultusunda kamuoyu oluşturulmasına yönelik olarak diğer meslek
disiplinleri, mesleki paydaş örgütler,
kamu kuruluşları ve bilimsel kuruluşlarla eylemsel ve fikirsel işbirliklerine
gitmektedir.
K.K.- Kırsal nüfusun toplumsal
ve ekonomik kalkınmasının sağlanması amacıyla neler yapmak
istiyorsunuz?
Ö.G.- Ziraat Mühendisleri Odasının,
Ziraat Mühendislerinin mesleki bir
örgütü olarak doğrudan kırsal nüfusun toplumsal ve ekonomik kalkınmasının sağlaması mümkün değildir.
Kırsal nüfusun toplumsal ve ekonomik kalkınması ekonomik politikalar
ve bunun uygulayıcısı olan hükümetlerin görevidir.
ODA’mız, tarımsal üretimin bilimsel
ve teknik esaslar doğrultusunda, en
doğru ve en rasyonel şekilde planlanması ve gerçekleştirilmesi için teşvik,
destek ve yönlendirmeleri içeren politikaların hazırlanması ve uygulanması için kamuoyu oluşturmaya, kamu
örgütlerinin bu doğrultuda hareket
etmesini sağlamaya çalışmaktadır.
Çiftçilerin üretim
süreçlerinden kopmasının,
tarım alanlarını terk
edilmelerinin önlenmesi,
üretimde girdi masraflarının
azaltılması, çeşitli
desteklerle üretimin
yönlendirilmesi, tarımsal
gelirlerinin artmasının
sağlanması ODA’mızın
öncelikli hedeflerindendir.
ODA’mız bu yaklaşımdan hareketle,
kırsal nüfusun sosyal, ekonomik ve
kültürel açıdan kalkınmasına, örgütsel yapısının geliştirilmesine büyük
önem vermektedir.
Gerek kamuda gerek özel sektörde
çalışan meslektaşlarımız ülkemiz tarımının daha ileriye gitmesi, ülkemizin
gıda güvencesinin sağlaması ve kırsal
alandakilerin refah düzeyinin yükselmesi amacıyla çaba harcamaktadır.
K.K.- Kırsal nüfus ile ziraat mühendislerinin işbirliği yeterli buluyor musunuz?
Ö.G.-Bugün için kırsal alan ile Ziraat Mühendislerinin işbirliğinin yeterli
düzeyde olduğunu söylemek mümkün değildir. Kamudaki çalışma düzeni nedeni ile kamu çalışanı Ziraat
Mühendislerinin kırsal alanla ilişkisi
yok denecek seviyeye inmiştir. Bu ilişkinin kurulmasını amaçlayan TARGEL uygulaması ise şekilsel olmaktan
öteye gidememekte, hiç bir tecrübesi
olmayan, meslek içi geliştirme süreçlerinden geçmemiş TARGEL personelinden katkı beklenmektedir.
Kırsal nüfus ile ziraat
mühendislerinin işbirliğinin
gelişmesi için tarım
danışmanlığı sisteminin
geliştirilmesine, bu konudaki
destek ve teşviklerin
artırılmasına ihtiyaç
duyulmaktadır.
Bugünkü yapısı ile sağlanan destek
yetersiz olduğundan, uygulamadan
beklenen yarar sağlanamamaktadır.
Tarım danışmanlığı sisteminin gelişmesi üretimde nicel ve nitel artışlara
yol açacağı gibi, halkımızın güvenilir
gıdaya ulaşması sürecindeki sorunları
da büyük ölçüde ortadan kaldıracaktır.
K.K- Ülkemizdeki Tarımsal Örgütlenmelerin Yapılanması Hakkındaki Görüşleriniz Nelerdir?
Ö.G.-Cumhuriyet’in kuruluşundan bu
yana gündemde olan ve bir türlü çözemediğimiz iki önemli sorun alanı var,
bunlar “eğitim” ve “örgütlenme”dir.
Ne yazık her iki konu sürekli tartışma
gündeminde yer almasına karşın bir
türlü çözülememiştir.
Üreticilerin örgütlenmesi konusunda
bugüne kadar çok fazla arayışa girilmiş olmasına karşın istenilen gelişme
sağlanamamıştır. Bir örgütlenme girişimi, yaklaşımı oturtulmadan, modelleştirilmeden, sonuçları alınmadan
hemen yeni arayışlara girilmektedir.
Bizim açımızdan en etkili üretici örgütlenmesi “kooperatif” biçimindeki
örgütlenmelerdir. Dünyanın gelişmiş
ülkeleri kırsal alandaki örgütlenmede çözümü kooperatiflerde bulmuşlardır. Gerek girdi temininde, gerek
pazarlamada kooperatifler artık ciddi
ekonomik ölçeklere varmıştır. Bizde
ise kooperatiflerin girdi temininde ve
pazarlamada payı toplamda %10’un
çok altındadır. Bu ise özellikle küçük
aile işletmelerini olumsuz yönde etkilemektedir. 2014 yılının Birleşmiş
Milletler tarafından “Aile Çiftçiliği
Yılı” olarak ilan edildiği göz önüne
alınarak, mutlak suretle kırsal alanda,
tarımda her zamankinden daha fazla
olarak; bağımsız, müdahaleden uzak,
özerk bir anlayışla kooperatifçiliğe
ağırlık verilmelidir.
K.K.- Ülkemizde ziraat mühendisi fazlalığı var mı? Yoksa yeterli çalışma alanı mı yok?
Ö.G.- Ziraat Mühendislerinin istihdamına ilişkin değerlendirme, ülkenin tarım politikası ve tarıma bakışı
ile yakından ilgilidir. Tarım yıllardır
ihmal edilen bir sektör haline gelmiş,
tarımsal verimlilik ve gelir düşmüş,
kırsal nüfus uygulanan politikalarla
adeta kentlerin varoşlarındaki yoksul
kesime eklemlenmeye teşvik edilmiştir. Kırsal alanın boşaldığı, tarımın
çözüldüğü bir süreçte, Ziraat Mühendislerinin istihdamına ilişkin bir değerlendirme anlamsız kalmaktadır.
Ancak yine de, Türkiye
tarımının potansiyeline,
tarım ile uğraşanların
nüfusuna bakıldığında Ziraat
Mühendisi sayısının fazla
olduğunu söylemek doğru
bir yaklaşım olmayacaktır.
Eğer Hollanda, Almanya
gibi birçok ülkenin istihdam
kuralından gidersek
ülkemizde Ziraat Mühendisi
açığının olduğunu bile
söyleyebiliriz.
Bizdeki sorun meslektaşlarımızın ne
biçimde değerlendirildiği, istihdam
edildiğidir. Mezun olan mühendisler
okuduğu bölüme göre doğru yerde,
doğru il ve doğru iş’te değerlendiriyor
mu, buna bakmak gerekir. Eğer organizasyon iyi yapılırsa, işletme ölçekleri ve tarımın genel gereksinimleri
dikkate alınırsa Ziraat Mühendisi fazlalığı olduğu söylenemez. Ancak bundan, daha fazla fakülte açılmalı anlamı çıkarılmamalıdır. Ülkemizin daha
fazla Ziraat Fakültesine değil, tarımın
ve dolayısıyla gıdanın yakın gelecekte
stratejik bir sektör olacağı gerçeğinden hareketle, dünyadaki gelişmeler
dikkate alınarak oluşturulacak doğru
tarım politikalarının ihtiyaç duyacağı
elemanları yetiştirecek fakültelere ihtiyacı bulunmaktadır.
K.K.- Tarımsal örgütlerde ziraat
mühendisleri yeterince yer alıyor mu? Daha fazla yer alması
için ne yapılması gerekiyor?
Ö.G.- Tarımsal alandaki istihdam
da, örgütlenme de, kalkınma da doğrudan tarım politikaları ile yakından
ilgilidir. Tarıma yeterli önemin verilmediği bir süreçte güçlü tarımsal örgütlerden bahsedilemez. Örgütlenme
düzeyinin düşük, desteklerin yetersiz,
tarımsal örgütlerin zayıf ve etkisiz olduğu bir ortamda, tarımsal örgütlerin
kalite ve etkisini artıracak bir yapılanma içinde olması beklenemez. Girdi
temininden, pazarlamaya kadar olan
süreci belirleyen bir tarımsal örgütlenme, öncelikle örgütsel insan kaynaklarının niteliğini artırma yoluna
gidecek, bu kapsamda daha fazla Ziraat Mühendisine ihtiyaç duyacaktır.
Köy-Koop Haber Mayıs 2014
TARIM
K.K- Odanızın diğer STK’larla işbirliği var mı? Diğer ülkelerde bu
işbirliği var mı?
Ö.G.- ODA’mız kamu kurumu niteliğinde bir meslek örgütü ve demokratik kitle örgütü olma özelliği nedeni ile ilkesel
esasları belirlenmiş, aynı duyarlılıkları
taşıyan örgütlerle işbirliğine gidilmektedir. Bu kapsamda TMMOB’a bağlı meslek
odaları ile tarımsal üretici örgütleri ve yerel inisiyatiflerle işbirliği içindeyiz ve bu
işbirliklerini artırmaya, güçlendirmeye
çalışıyoruz.
Özellikle gelişmiş ülkelerde meslek odaları ile üretici örgütleri arasında yakın bir
işbirliği bulunmaktadır. Burada kazanan
her şeyden önce üretici, tarım ve kırsal
alan olmaktadır. Bundan hareketle biz de
ilişkileri daha güçlendirmeye çalışıyoruz.
Bazı toplantılarımız, etkinliklerimizi hem
merkezde, hem ülke genelinde müşterek
olarak yapmaya çalışıyoruz.
K.K.- Ülkemizin Tarımsal Varlığı
ve Doğal Kaynaklarının Korunması
İçin Neler Yapıyorsunuz?
Ö.G.-Burada öncelikli hedefimiz ülkemiz kaynaklarının doğru ve sürdürülebilir kullanımı yönündedir. Çünkü tarım
toprakları ve doğal kaynaklar üzerinde
her zamankinden daha fazla baskı bulunmaktadır. Bunun önüne geçmeye çalışıyor, bir taraftan kamuoyunu aydınlatmaya çalışırken, diğer yandan örgütsel ve
hukuksal mücadelemizi sürdürüyoruz.
Örneğin; tarım topraklarının amaç dışı
kullanımı, su kaynaklarının yanlış kullanımı, HES’ler vb. doğal kaynaklarımıza
zarar verecek tüm girişimlere karşı, tek
başımıza veya aynı hassasiyeti taşıyan
örgütlerle birlikte her türlü mücadeleyi
vermeye çalışıyoruz.
ODA’mızca açılan davalar sonucunda bugüne kadar Afyon, Adana, Antalya, Balıkesir, Bolu, Çanakkale, Düzce, Edirne,
Giresun, Hatay, İstanbul, İzmir, Kütahya,
Muğla, Samsun, Tekirdağ ve Uşak’ta yüzlerce hektarlık mera ve tarım arazisi yapılaşmadan kurtarılmıştır.
K.K.- Tarımsal Kalkınma Kooperatiflerinin Ülke Tarımındaki Rolü
Hakkında Düşünceleriniz Nelerdir?
Ö.G.-Biz Türkiye tarımının gerçek sahiplerinin üreticiler ve onların gerçek örgütü
olan Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri
olduğunu düşünüyoruz.
Etkin, üretici temelli, kendi
gücüne inanan, pazarlamada
ve girdi kullanımında
belirleyici olan Tarımsal
Kalkınma Kooperatifleri ile
ülkemiz tarımının çok daha
ileriye gideceğine inanıyoruz.
Kırsal alanda yoksulluğun
azaltılmasında, kaynakların
verimli kullanımında, küçük
aile çiftçiliğinin devamlılığında
tek adresin kooperatifler
olduğunu düşünüyoruz.
Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri sadece üreticiler için değil tüketiciler için de
önemlidir. Tarımsal Kalkınma Kooperatiflerinin daha etkin ve güçlü olması,
tüketicilerin daha sağlıklı ve daha ucuz
tarım ürünlerine erişebilmeleri demektir.
K.K.- Tarımın Geleceğini Nasıl Görüyorsunuz?
Ö.G.-Artan dünya nüfusu, küresel ısınma,
iklimsel değişiklikler, düzensiz yağışlar,
kuraklık gibi olumsuzluklar, son dönemlerde az gelişmiş olan ülkelerde yaşanan
açlık ve gıda kıtlığı ile birlikte düşünüldüğünde tarımsal üretimin ve gıda arzının
önemi daha iyi anlaşılacaktır.
Tarımsal üretim ve gıda güvenliği son
yıllarda dünyanın en önemli sorunlarından biri olarak karşımıza çıkmakta olup,
bu sorun gelecek yıllarda daha da önemli
olacaktır. Tarım ve gıda alanında yaşanan
krizler, çok uluslu şirketleri tarım sektörüne yönlendirmektedir. Birçok ülke ve
çok uluslararası şirket bir taraftan tarım
alanındaki yatırımlarını artırma, az gelişmiş ülkelerde tarım alanları edinme yoluna giderken, diğer taraftan tarımsal girdiler üzerinde tekeller oluşturmaktadır.
Tarımsal üretimde kullanılan tohumlar
üzerinde patent hakları oluşturarak, üreticileri bu tohumları kullanmak zorunda
bırakmakta, yöresel çeşitlerin ortadan
kalkmasına yol açmaktadırlar.
Tarımsal üretimin ve gıda
arzının sürdürülebilirliği
öncelikle ulusal bir tarım
politikasının oluşturulmasını;
bu kapsamda tarımsal alanların
korunmasını, bu alanlara zarar
verecek her türlü girişimden
kaçınılmasını ve amaç dışı
kullanımların çok katı bir
şekilde sınırlandırılmasını
zorunlu kılmaktadır.
Çok sayıda güçsüz aile işletmesinin varlığını sürdürdüğü kırsal kesimin, bu alandaki etkisi ve gücü gün geçtikçe artacak
çok uluslu şirketler karşısında varlıklarını sürdürebilmeleri, rant odaklı politikalar karşısında ayakta kalabilmeleri için
güçlü ve yaygın örgütlenmeleri sağlanmalı ve teşvik edilmelidir.
K.K.- ZMO’nun çalışma kapsamı
hakkında bilgi verir misiniz?
Ö.G.- ZMO’nun çalışma kapsamı; 7472
Sayılı Ziraat Yüksek Mühendisliği Hakkında Kanun’un 2 nci maddesi ile Ziraat
Mühendislerinin Görev Ve Yetkilerine
İlişkin Tüzüğün ikinci ve üçüncü bölümlerinde sayılmış olan genel yetkiler ile Lisans ve Uzmanlık Alanlarına Göre Görev
ve Yetkilerde ziraat mühendisleri için belirtilmiş olan alanlardır.
Bu kapsamda ziraat mühendislerinin
mesleki iştigal veya ihtisas sahaları dahilinde olmak üzere araştırma, ıslah, yetiştirme, toprak muhafaza, zirai mücadele,
ziraat alet ve makinaları, bahçe mimarisi, toprak tasnifi, toprak, su, gıda, yem,
kimyevi gübre, nebat tahlilleri, teknoloji,
zootekni, zirai ekonomi gibi bilumum zirai hizmet ve faaliyetler ile lisans aldıkları
veya ihtisas yaptıkları sahalara ait keşif,
plan ve projeleri hazırlamaya ve tatbik
etmeye, bütün bu sahalarda gerekli kontrol, muayene, ekspertiz, bilirkişilik işlerini görme, raporlar tanzim etme, zirai
danışma büroları ve laboratuvarları açma
ile hususi müessese ve işletmeler kurma
ve idare etmeye veya bunların mesul müdürlüğü yapma ile ilgili konulardır.
13
Ziraat Bankası ve Tarım Kredi
Kooperatiflerince Tarımsal Üretime Dair
Düşük Faizli Yatırım ve İşletme Kredisi
Kullandırılmasına İlişkin Esaslar Belirlendi
»» Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının, Ziraat Bankası ve Tarım Kredi
Kooperatiflerince Tarımsal Üretime Dair Düşük Faizli Yatırım ve İşletme
Kredisi Kullandırılmasına İlişkin Uygulama Esasları Tebliği, 10 Nisan 2014
tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Tebliğe göre, karar kapsamında
üreticilere faiz indirimli işletme
ve yatırım kredisi kullandırılabilmesi için on baş ve üzerinde
manda veya damızlık süt sığırı
işletmesi kurmaları veya işletme
kapasitesini on baş ve üzerine
çıkarmaları gerekecek.
Damızlık Sığır
Yetiştiriciliği
Damızlık süt sığırı yetiştiriciliği
için kurulu veya kurulacak işletmelere kullandırılacak olan
yatırım kredileri, manda veya
holstein (siyah alaca/kırmızı
alaca), brown swiss, simental
(flekvi) ve jersey ırkı alımlarını
ve gerekli olan tesis ve alet-ekipman ile diğer yatırım giderlerini
kapsayacak.
Kredi ile temin edilecek damızlık süt sığırları damızlık belgesine sahip, ilk yavrusuna gebe
veya en fazla ilk doğumunu yapmış ve azami 36 aylık, mandalar
ilk yavrusuna gebe veya en fazla
ilk doğumunu yapmış ve azami
48 aylık, damızlık dişi danaların
4-13 aylık, inek kültür ırkı veya
melezi, azami 48 aylık olması ve
en az bir doğum yapmış olması
gerekecek.
Damızlık etçi sığır yetiştirciliği
ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliği için 10 baş ve üzerine çıkartmaları, Damızlık düve yetiştiriciliğinde 50 baş ve üzerinde
işletme kurmaları veya işletme
kapasitesini 50 baş ve üzerine
çıkartmaları gerekecek.
Küçükbaş Hayvancılık
Karar kapsamında üreticilere
faiz indirimli işletme ve yatırım
kredisi kullandırılabilmesi için,
Küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde; koyun için en az 50 baş,
keçi (Saanen, Saanen Melezi,
Kilis, Damascus, Ankara ve kıl
keçisi yetiştiriciliği) için en az
25 baş kapasiteye sahip işletme
kurmaları veya işletme kapasitesinin bu kapasitenin üzerine
çıkartmaları gerekir. Küçükbaş
hayvan yetiştiriciliğinde ise 100
baş ve üzerinde küçükbaş hayvan besi işletmesi kurmaları
veya işletme kapasitesini 100
baş ve üzerine çıkartmaları gerekecek.
Arıcılık
Karar ile üreticilere faiz indirimli yatırım ve işletme kredisi kullandırılabilmesi için, arıcıların,
arıcılık kayıt sistemine kayıtlı,
asgari 50 adet ve daha fazla sayıda arılı kovan ile üretim yapmaları veya mevcut arılı kovan
sayısını 50 adet ve üzerine çıkarmaları, Bombus arısı üreten
işletmelerin Bakanlıktan üretim
izni almış olması şartı aranacak.
Kanatlı sektörü
Söz konusu kararla kanatlı üretimi yapacak işletmelere kredi
kullandırılabilmesi için asgari,
etlik piliç yetiştiriciliğinde 10
bin adet, yumurta tavuğu yetiştiriciliğinde 7 bin 500 adet,
hindi, kaz, ördek, bıldırcın yetiştiriciliğinde 2 bin 500 adet, devekuşu yetiştiriciliğinde 50 adet
ve üzeri kapasitelerde işletme
kurulması veya kurulu işletmelerin en az bu kapasitelere çıkarılması istenecek.
Su ürünleri
Su ürünleri yetiştiriciliği yapacak olan üreticilerin karar kapsamında faiz indirimli yatırım
kredisine başvurabilmeleri için
projelerin Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından
onaylanmış olması gerekecek.
Yaygın Hayvansal
Üretim
Hayvansal üretim konu başlığı
altında kararda belirtilmeyen
hayvansal üretim konularında
faaliyette bulunan üreticilere
veya kararda belirtilen hayvansal üretim konularında yer almakla birlikte, belirtilen konu
başlıkları altında kapasite, ırk
ve yaş şartı gibi teknik kriterleri kapsayan konularda faaliyet
gösteren üreticilere, faiz indirimli kredi talepleri Yaygın Hayvansal Üretim başlığı altında
değerlendirilecek.
Kontrollü Örtüaltı
Tarımı
Kontrollü örtüaltı tarımı, yurt
içi sertifikalı tohum, fide, fidan
üretimi, yurt içinde üretilen sertifikalı tohum, fide, fidan kullanımı, iyi tarım uygulamaları,
organik tarım, yaygın bitkisel
üretim ve çok yıllık yem bitkisi
üretimi başlıkları altında değerlendirilecek.
Arazi alımı
Tarımsal amaçlı kooperatifler en az 15 ortağın yararlanacağı proje teklifinde
bulunabilecek.
Sözleşmeli
üretim modeli kapsamında, üreticilerin tarımsal ve hayvansal
girdilerini temin etmek ve ürün
almayı garanti etmek suretiyle
tarımsal üretim yaptıran gerçek
ve tüzel kişilere, söz konusu üretim finansmanı amacıyla kredi
açılabilecek, bu kapsamda kullandırılabilecek kredi üst limiti
10 milyon lira olacak.
Bu tebliğ, 01.01.2014 tarihinden
geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girdi.
Çıkan tebliğe göre ilerleyen dönemlerde kooperatifçilik yatırımları konusunda, kooperatiflere nasıl bir katkı sağlayacak?
Yerel Ürünler Market Rafında Yer Alacak
»» Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı kısa süre içinde yaşama geçireceği
düzenleme ile küçük ölçekte üretim yapan süt ve et ürünleri üreticileri,
ürünlerini mağaza ve markettelere satma hakkı edinecek.
Sistem uygulamaya girerse Van’da
otlu peynir, İzmir’de tulum peyniri, Urfa’da örgü peyniri üreten
birisi, ürünlerini o bölgedeki satış yerlerine satabilecek. Bunun
için de yazılı olarak bşvurması
ve taahhütname imzalaması yeterli olacak.
Çiğ Süt Kapsam Dışı
Düzenlemeye göre, et ürünleri, süt ürünleri ve balıkçılıkta
‘sınırlı, marjinal ve yerel tarımsal faaliyet’ adı altında küçük
üreticilere de piyasaya çıkma
şansı verilecek. Başvuruda bulunanlara işletme kayıt nuraması verecek olan üreticiler,
hangi tür hayvansal ürünü piyasaya süreceklerinin bilgisini
de iletecekler. 50 kilometrelik
bir alanda ürettikleri ürünleri
diğer perakendecilere satabilme
olanağı kazanacaklar. Et ve et
ürünlerinde haftalık olarak satış
miktarı 2 bin kilogramı geçemeyecek. Çiğ süt, içme sütü, çiğ
krema ve kaymak söz konusu
kapsamda satılamayacak. Ama
bunun dışında kalan peynir,
yoğurt gibi süt ürünleri satılabilecek. Bunda da sınır haftalık
500 kilogram olacak. Balıkçılık
ürünlerinde de haftalık limit
500 kilogram olacak. Ancak uygulamaya ilişkin bazı kaygılar
da dile getiriliyor. Bu kaygıların
başında ürünlerin dağıtımı sırasında ‘soğuk zincirin’ kırılması
geliyor. Bu tür ürünlerin üretim
koşullarının da önemli olduğu
belirtilirken, gerekli önlemlerin
alınmaması durumunda uygun
olmayan sütlerin veya kaçak
yollarla kesilmiş etlerin piyasaya sürülebileceği de uyarısında
da bulunuluyor.
14
Mayıs 2014 Köy-Koop Haber
TARIM
“Ülkemizde ziraat, çiftçinin
mesleği olmaktan çıkartılmıştır”
»» Üretici Gözüyle köşemizin bu ayki konuğu; Akın Korgalı.
Akın Bey kendinizi kısaca tanıtırmısınız? Hangi tarımsal faaliyetlerde bulunuyorsunuz?
İsmim Akın Korgalı, 1942 İzmir Beydağ Pazaryeri doğumluyum. Bölgemiz tarımsal faaliyetlere oldukça
uygun bir yer. Bu yaşıma kadar, zeytin, incir, kestane üretimi ve ziraatle
meşgul oldum. Aile tarımı yapıyoruz.
Kooperatifçilik ve dernek faaliyetlerinde bulundum. Şimdi besi sığırcılığı yapıyorum. 25 Büyükbaş besi
hayvanım var. Hayvan alımlarımı yakınımızdaki ilçe pazarlarından temin
ediyorum. Baktıktan sonra da kesime
gönderiyorum.
Desteklemelerden yararlanabiliyor musunuz?
Devletten besi hayvanı için destekleme alıyorum.
Kooperatifçilile hangi dönem
uğraştınız?
1972 yılında Beydağ Kalkınma Kooperatifini kurduk. Faaliyet konumuz
zeytinyağı üretimiydi. Yaklaşık 30
sene kooperatif başkanlığı yaptım.
Köy-Koop İzmir Birliği bağlı olarak
faaliyetlerimizi yürütüyorduk. Üretmiş olduğumuz ürünleri kooperatifimiz aracılığı ile piyasaya veriyorduk.
Ayrıca kooperatif ortaklarımızın ihtiyaçlarını karşılamak için tanzim satış
mağazası ve mandıra açtık. Kooperatif olarak çok güzel işler yaptığımızı
düşünüyorum.
Kooperatifiniz hala faaliyette mi?
Hayır, bundan beş sene önce faaliyetini durdurmak zorunda kaldık. 2013
yılında da tasfiye ettik.
Neden?
Öncelikle kooperatifimize sonradan
gelip ortak olanların kooperatifçiliği
iyi benimsiyememiş olmaları kooperatifimizin başarısız olmasına, borç
içerisine girmesine neden oldu. Eski
başarıları devam ettiremediler. Daha
sonra kooperatifin borçlarını kapatıp,
geriye kalan mal varlığını ise bölge
birliğine devrettiler. Ayrıca hükümet
politikaları da kooperatifimizin başarısızlığında etken oldu.
Kooperatifçilik ve kooperatifleşme konusunda neler düşünüyorsunuz?
Üreticiler kooperatife her zaman
gereksinim duyar, zaten kooperatif
ihtiyaçtan doğar. Ancak kooperatifçilikle uğraşan kişilerin, kooperatifçilik
bilincine varmış, bu işi benimsemiş
olması gerekir. Kooperatifimiz büyük
umutlarla kurulmuştu. Güzel işler de
yaptı ama bugünkü durumu üzüntü
ile karşılıyoruz.
Eski bir kooperatifçi olarak, kooperatife ortak olanların, faaliyet konularına göre yıllık yapılan genel kurullarda;
bilanço ve gelir gider tablolarındaki
rakamları görerek, idarecilerden kar
payı dağıtılması konusunda istekte
bulunmaktadır. Halbuki kooperatifin
KOOPERATİF
Aile Çiftçiliği Yılı ve
Örgütlenmenin Önemi
»» Bu yılbaşında sizlerle, içinde bulunduğumuz yılın Birleşmiş Milletler
tarafından “Uluslararası Aile Çiftçiliği Yılı” ilan edildiğini paylaşmıştık.
Dr. Özdal KÖKSAL
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Tarım Ekonomisi Bölümü
[email protected]
Şimdi bunun arkasında yatan sebepleri ve örgütlenme ile olan
ilişkisinden bahsedeceğim.
Öncelikle Birleşmiş Milletlerin,
son yıllarda ilan ettiği uluslararası yılların neler olduğunu bir
daha hatırlayalım.
• 2003 Uluslararası İçilebilir Su
Yılı
• 2004 Uluslararası Pirinç Yılı
• 2005 Uluslararası Mikro Kredi
Yılı
• 2006 Uluslararası Çöller ve
Çölleşme Yılı
• 2007 Uluslararası Kutup Yılı
• 2008 Uluslararası Patates Yılı
• 2009 Uluslararası Yün ve
Pamuk Elyaf Tarımı Yılı
• 2010 Uluslararası Biyoçeşitlilik
Yılı
• 2011 Uluslararası Ormanlar Yılı
• 2012 Uluslararası Kooperatifler
Yılı
• 2013 Uluslararası Su İşbirliği
Yılı
•2014 Uluslararası Aile Çiftçiliği
Yılı
ileriki yıllar için projeler yapabileceği
sermayeyi artırmak amaç olmalı. O
zaman kooperatifler güçlenir, güçlü
olur. Herşeyden önce kooperatifin
başarılı olması için, bilinçli, sorumlu,
eğitimli ve güvenilir kişilerin yönetimde yer alması gerekir.
Listeden de görüleceği üzere, hep
tarımsal üretim ile ilgili konular
üzerine yoğunlaşma olmuş. Ya
su, orman, çöl ya da kutup gibi
çevresel faktörlere ya da önemli
ürünlere el atılmış. Bunun yanı
sıra mikro finans ya da koopera-
Üretici olarak karşılaştığınız sorunlar neler?
Ülkemizde ziraat, çiftçinin mesleği olmaktan çıkartılmıştır. Kumar haline
gelmiştir. Mesela, Suriye’den kaçak
olarak çok düşük fiyatlara zeytinyağı
gelmekte. Biz nasıl rekabet edeceğiz
bu durumda. Sınır denetimi yok demek ki. Patates 5 senede bir para ediyor, diğer zamanlarda borç, dert, zarar.
Çiftçi faiz sarmalına girmiş durumda.
Ziraat Bankası bir ticarethane haline
gelmiş. Çiftçiyi desteklemekten uzak.
Tarıma, küçük üreticiye yeterince ilgi
göstermediği için diğer özel bankalar
faaliyetlerini artırdı.
Üreticinin süt fiyatları ile peynir fiyatları arasında uçurum bulunmakta.
Bu da süt sığıcılğını olmusuz etkilemektedir. Süt üreticisi para kazanamıyor.
Tarımın geleceği hakkında neler düşünüyorsunuz?
Tarım politikaları gelen hükümetlerin elinde, üreticinin söz hakkı yok.
yatları için bir tehdit olarak algılayanlar karşı karşıya geliyor. Bu
kutuplaşma sonucu Dünyamızda
bir grup açlıktan, diğer grup ise
korkudan geceleri uyuyamıyor.
İşe bu açıdan bakınca, Birleşmiş
Milletlerin cabaları ve seçilen konular daha iyi anlaşılabiliyor. Bu
Dr. Erhan EKMEN
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yılın Aile Çiftçiliği (Family Farming) olarak seçilmesinin altınTarım Reformu Genel Müdürlüğü
da da yine aynı neden var. İster
Teşkilatlanma Daire Başkanlığı
gelişmiş, ister az gelişmiş olsun
Projeler ve Dış İlişkiler Çalışma
bütün ülkelerde tarımsal üretimi
Grubu Sorumlusu
genellikle küçük ailelere ait işletmeleri yapıyor. Yakın bir geçmişe
tif ile yine aynı çerçeve içinde açkadar küçümsenen ve vazgeçillık ve yoksulluk sorununa çözüm mesi önerilen bu hayat tarzına
aranmaya devam edilmiş.
bağlı üretim modeli, yaşanan büyük krizler sırasında ne kadar
Peki, Birleşmiş Milletler
önemli olduklarını bütün DünTeşkilatı niçin bu konular yaya kanıtladılar. Büyük işletmeüzerinde bu kadar ısrar
lerin tersine her ne olursa olsun
bu işletmeler tarımsal üretime
ile duruyor?
devam ettiler. Toplumun ihtiyaç
Cevabı basit. Dünyamızda her 6 duyduğu gıdayı topluma vermeyi
kişiden biri aç, 6 kişiden üçü ye- kesintisiz sürdürdüler. Dünyanın
tersiz besleniyor, 6 kişiden dördü büyük gıda tröstleri ise, bunlamutlak fakirlik içinde bulunuyor. rın başarısını elde edemediler ve
Yani kaybedecek bir şeyi olmayan bunları etkileyemediler. Yani aiciddi bir nüfus var. Geriye kalan lenin içinde var olan büyük güç,
kesim içinde de standart refah zorluklara dayanmasını bildi.
şartlarına sahip insan sayısı ciddi Bu durum daha nereye kadar deoranda az. Yani 21. Yüzyılın mo- vam eder, atadan gelen geleneksel
dern teknolojisinin sağladığı ni- yöntemler nasıl gelecek kuşaklara
metlerden faydalanan insan sayı- ulaştırılabilir, bu kültür nasıl kosı aslında utanç verecek kadar az. runabilir? Her şeyin bir dayanma
Gelişen iletişim teknolojisi her noktası vardır. Her geçen gün etkiiki tarafın birbirinden haberdar sini daha da arttıran piyasa baskısı
olmasını sağlıyor. Bir tarafta bi- karşısında, üstelik gençlerini hızla
raz insanca yaşayabilmek için her kaybeden ailelerin bu tarım işletşeyi göze alıp göç eden yığınlar, meleri nasıl ayakta kalacaklar ve
diğer tarafta bunu standart ha- mevcudiyetini nasıl sürdürecekler?
TZOB: Tarımda Meslek Standartları
Belirlenecek
»» Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar,
meslek standardı hazırlanacak mesleklerin belirlenmesi sonrasında, tarım
sektöründe meslek standardı hazırlamak üzere Meslek Yeterlilik Kurumu
(MYK) ile işbirliği protokolü imzalayacaklarını bildirdi.
Bayraktar, yaptığı açıklamada,
Türkiye koşullarının, iş gücünün mesleki yeterliliğinin
objektif olarak değerlendirilmesini yeterince sağlayamadığını belirtti. Bu durumun,
işsizlerin iş bulmalarını, işverenlerin de aradığı işçiyi
temin etmelerini zorlaştırdığını vurgulayan Bayraktar,
“Mesleki yeterlilik belgeleri
bulunmadığı veya mevcut
belgelerin uluslararası kıyaslanabilirliği
olmadığı
için Türkiye’deki firmaların yurt
dışında yürüttüğü faaliyetlerde
Türk işçilerin çalıştırılmasında
güçlüklerle karşılaşılıyor.” dedi.
TZOB Standart
Hazırlanacak Meslekleri
Belirleyecek
Tarım sektöründe meslek standardı hazırlamak üzere Meslek
Yeterlilik Kurumu (MYK) ile iş-
birliği protokolü imzalayacakları
belirten Bayraktar, “Standartların hazırlanması için TZOB’un
MYK ile işbirliği yapması, ayrıca
TZOB’un istihdam ve mesleki
eğitim ilişkisinin güçlendirilmesi konusunda önerilerini kurula
sunması kararı alındı ve geçtiğimiz günlerde çalışmalar başlatıldı. Tarım sektöründeki meslekler göz önünde bulundurularak,
TZOB’un Gıda, Tarım Hayvan-
cılık Bakanlığı ve sektörde faaliyet gösteren diğer
kuruluşların
görüşlerini
alarak, standardı hazırlanacak meslekleri belirlemesi
sonrasında, TZOB ve MYK
arasında ‘Meslek Standardı
Hazırlama İşbirliği Protokolü’ imzalanacak. Belirlenen mesleki standartların
yeterlik düzeyleri, Avrupa
Birliği (AB) tarafından benimsenen yeterlilik seviyesine ve Avrupa Yeterlilik çerçevesine uygun olacak.” dedi.
Protokolle tarım sektöründe
mesleki yeterlilik belgelerine sahip nitelikli iş gücü istihdamının
yaygınlaştırılmasını
amaçlanmakta. Bu saglandiginda işin gerektirdiği bilgi ve becerilere sahip, yeniliklere ayak uydurabilen
kişiler tarımda istihdam edilecek.
Tarımda hem verimlilik artacak
hem de tüketici daha kaliteli ve
sağlıklı ürüne ulaşabilecek.
Köy-Koop Haber Mayıs 2014
TARIM VE ÇEVRE
Tarımsal İşletmelerde Değer
Zinciri Analizi
DİĞER GİRDİLER
(Gübre, İlaç, Tarım
Makinaları, Veterinerlik,
Suni Tohumlama,
Danışmanlık-Hizmet
Alımları
Ziraat Yüksek Mühendisi
[email protected]
İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ
TEKNOLOJİ GELİŞTİRME
Kaynak: Porter, Michael ,1985
Değer Zinciri Analizi birbirine bağlı
4 aşamada yapılır :
1. Değer Zinciri Analizi yapılacak
sektör veya ürüne ilişkin veriler
araştırma, mülakat ve anket yoluyla
birincil ve ikincil kaynaklardan toplanır
2. Toplanan verilerin düzenlenmesi
için bir değer zinciri haritası oluşturulur (değer zincirinde rol oynayan
aktörlerin veya katılımcıların kim
olduğunu ve neler yaptıklarını gösteren tablo)
3. Değer zinciri çerçevesinde, toplanan veriler zincirdeki fırsatları ve kısıtlamaları ortaya çıkaracak şekilde
düzenlenir ve analiz edilir
4. Fırsatların ve kısıtlamaların analiz
sonuçları paydaşlarla incelendikten
sonra, yatırımları arttırmak ve rekabeti geliştirmek için bir değer zinciri
stratejisi tasarlanmasında kullanılır.
(http://www.acpfish2-eu.org/).
Yukarıda belirtilen 4 aşamadan sonra Değer Zinciri Analizi ile sistemdeki güçlü ve zayıf yönler belirlenir,
tanımlanır ve değerlendirilir. Bu
tespitlere istinaden izlenen adımlar
şunlardır:
• Organizasyonun yürüttüğü faaliyetler içinde işletmenin değer önerisine katkı sağlayan ve sağlamayan
faaliyetler belirlenir.
• Analiz süresince, işletmenin başarısını ölçmek için kullanılan çeşitli
ölçütler temelinde, organizasyonun
yürüttüğü her faaliyetin yarattığı
katma değer tespit edilir.
TOPLAMA-SOĞUTMA
arjı
Kar M
Pazarlama
ve
Satış
Çıkan
Lojistik
Operasyonlar
Giren
Lojistik
Birincil
Faaliyetler
SÜT
• Katma değeri az olan faaliyetlere
yapılan yatırım azaltılır ya da bu faaliyetler dış kaynaklara verilir.
• Katma değeri yüksek olan faaliyetler
ise, isletmenin güçlü
yönleri çerçevesinde
daha iyi işler bir hale
getirilmeye çalışılır,
yani isletmenin bu
faaliyetlere odaklanması sağlanır ve kaynaklar ağırlıklı olarak
bu faaliyetlere aktarılır (Erman, 2013).
Değer Zinciri Analizi yoluyla bir işletmenin sağlayabileceği başlıca faydalar şunlardır:
• Daha yüksek gelir
• Daha çok istikrarlı pazar koşulları
• İstihdam imkânı
• Ürün ve pazarların çeşitlendirilmesi
• Gıda güvenliği
• Hasat sonrası kayıpların azaltılması
• Tarımsal üretimde maksimum düzeyde sürdürülebilir yönetim
• Rekabet etme gücünü arttırarak
daha fazla ekonomik fayda sağlamsı
Sonuç olarak; küreselleşen ve tek pazar haline gelen dünyada tarım ve diğer sektörlerdeki işletmeler, artan rekabet koşullarında ayakta kalabilmek
için günümüz tüketicisinin küresel
kalite standartlarına uygun ürün ve
hizmet taleplerini karşılayabilecek
sürdürülebilir üretim yapmak zorundadırlar. Bu nedenlerden dolayı,
işletmler faaliyet gösterdikleri alana
yönelik değer zinciri analizi yöntemi
aracılığı ile bir değer zinciri stratejisi
oluşturarak rakiplerine karşı rekabet
üstünlüğü kazanabilirler.
Kaynaklar
Hizmetler
Destekleyici
Faaliyetler
FİRMA ALTYAPISI
SATIN ALMA (TEDARİK)
1. (http://www.acpfish2-eu.org/)
2. Erman, S. 2013. Tarımsal Örgütlerde
Değer Zinciri ve Finansmanı http://tarimsalorgut.blogspot.com.tr/
3. Porter, M. (1985). Competitive Advantage: Creating and Sustaining Superior
Performance, N. York: The Free Press.
4. http://www.tr52.org/d/doc/69-sutdeger-zinciri-analizi-ve-kumelenmedokumani--taslak-.pdf)
SÜT ÜRÜNLERİ
SÜT
TOPLAYICILARI
YEM
(Kesif Yem, Kaba Yem ve
Yem Hammaddesi)
CANLI HAYVAN
Dr. Nezaket CÖMERT
arjı
SÜT ÜRETİMİ GİRDİLERİ
• İşletme/Organizasyon Altyapısı
(İşletmedeki tüm yönetim işlevlerini
içerir)
• Tedarik (İşletmede değer zincirindeki faaliyetlerde kullanılacak olan
girdilerin satın alınmasıdır)
• İnsan Kaynakları Yönetimi (Geleceğe yönelik insan kaynağı planlaması yapar)
• Teknoloji (Ar-Ge faaliyetlerini de
içererek rekabet avantajı sağlar)
Şekil 2.Değer Zinciri Analizinde
Karşılıklı İlişkiler
Kar M
Değer Zinciri kavramı basit olarak;
üretim, işleme, pazarlama, dağıtım
ve ürün ile ilgili destek hizmetlerine yönelik fonksiyonel faaliyetlerin
birbirleriyle bağlantısını inceleyen
ve her faaliyetin analiz edilmesini
sağlayarak, işletmeye bu faaliyetlerden hangisinin rekabet üstünlüğünü sağlamada daha etkili olduğunu
tespit eden sistematik bir yöntemdir
(http://www.acpfish2-eu.org/). Tarım sektöründen değer zincirine örnek olarak süt ve süt ürünleri değer
zinciri Şekil 1’de verilmiştir.
Bir ürünün değerinin oluşmasında
üretiminden tüketiciye ulaşana kadar geçirdiği aşamalar kadar tüketicilerin kararları da önemli bir etkiye
sahiptir. Tüketicilerin bu kararlarını
etkileyen temel faktörler şunlardır:
• Ürünün fiyatı önemli bir faktördür,
ancak çoğu tüketici sadece fiyatı dikkate alarak ürünü satın almaz
• Ürünün kalitesi ürünün değerini
belirlemede tüketici tarafından dikkate alınır
• Tüketici açısından ürünün kalitesi
çok yönlü ve değişkendir
• Tüketicilerin bazıları ürünün değeri ile ilgili kararını, Kalite ve Fiyat
faktörlerini birlikte dikkate alarak
verir (Değer=Kalite/ Fiyat)
Değer Zinciri Analizi; işletmelerin
özellikle değer zincirindeki çeşitli
faaliyetleriyle ilgili maliyetleri tespit
ederek işletmedeki tüm süreçlere ve
yönetime yardımcı olan sistematik
ve analitik bir araçtır. Değer zincirinde işletmenin tüm faaliyetleri, değer zinciri analizinde maliyet avantajını ve farklılığı ortaya koymak ve
rakiplere karşı rekabet avantajını
tespit etmek için, temel (birincil)
faaliyetler ve destek (yardımcı) faaliyetler olarak iki genel başlık altında
incelenmiştir (Porter, 1985) :
1.Temel Faaliyetler: Ürünle ilgili
hammadde temininden, Ürünün ya
da hizmetin üretim süreci, ürünün
satışı ve satış sonrası hizmetleri de
içeren faaliyetlerdir:
• İçe Doğru Lojistik (Girdi sağlanması faaliyetleri)
• Operasyon/Üretim (Girdilerin son
ürün haline dönüşmesi faaliyetleri)
• Dışa Doğru Lojistik (Üretimi tamamlanmış ürünlerle ilgili faaliyetler)
• Pazarlama ve Satış (Fiyat oluşumu
ve pazarlama kanalları)
• Satış sonrası Hizmetler (Satılan
ürünle ilgili müşteri memnuniyeti
sağlamak için yapılan hizmetler)
2. Destek Faaliyetler: Teknoloji,
insan kaynakları yönetimi, genel satın alma gibi temel faaliyetleridir.
DIŞ PAZAR
SÜT
BİRLİKLERİ
SÜT ÜRETİCİLERİ
SÜT
KOOPERATİFLERİ
YARI MAMUL TEDARİK
(Ambalaj, Maya, Süt Tozu)
ÇİĞ SÜT
PERAKENDE SATIŞ
YATIRIM MALLARI
TEDARİKİ
(Üretim Makinaları,
Sağutma Ekipmanları vb.)
İŞLETME GİDERLERİ
(Yakıt vb.)
SATIŞ VE PAZARLAMA
SÜT İŞLEME
TESİSLERİ
SATIŞ NOKTALARI
(Toptancılar, Hipermarketler, Süpermarketler, Market
ve Bakkkallar)
YARI MAMUL SATIŞ
(Süt Tozu, Peyniraltı Suyu
Tozu, Dondurma, Kazein,
Laktoz, Hazır Yemek
Firmaları, Lokanta vb.)
FABRİKA SATIŞ
NOKTALARI
15
Organik Vadideki HES
Projesinde Başa Dönüldü
»» Rize’nin Çayeli İlçesi Senoz Vadisi’nde Danıştay’ın
onayı ile ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı ile su kullanım
anlaşması iptal edilen Hes Projesi için Çevre Ve
Şehircilik Bakanlığı, ‘Çevresel Etki Değerlendirme
Olumlu’ kararı verdi.
Çayeli ilçesi Senoz Vadisi'nde özel
bir şirket tarafından yapılmak istenen Kayalar HES projesiyle ilgili
çalışmalar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı' ndan 26.11.2007 tarihinde
alınan, ÇED Gerekli Değildir kararı
ile başladı. Ancak Senoz sakinleri,
bakanlığın kararının yürütmesinin
durdurulması ve iptali istemiyle
Rize İdare Mahkemesi'nde dava
açtı. Çevresel etkilerin göz ardı
edildiği, vadi de Havza planlaması
gerektiği gerekçelerini haklı bulan
mahkeme, 11. 12. 2009 tarihinde
oy birliği ile yürütmeyi durdurma,
ardından da iptal kararı verdi.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yerel mahkeme kararını temyiz için
Danıştay'a başvurdu. Danıştay
14'üncü Dairesi, 28.12.2011 tarihinde başvuruyu reddetti, mahkemenin iptal kararını onadı.
Danıştay ayrıca, yerel mahkeme
kararına atıfta bulunarak, 'Uyuşmazlığa konu proje ile aynı vadide
planlanan diğer projeler birlikte
değerlendirilmelidir' gerekçesine
vurgu yaptı. Bu süreçte Danıştay,
Senoz Derneği'nce açılan ve ilgili
firmanın üretim lisansı ve su kullanım anlaşmasının iptali talepli bir
başka davayı da, 28.10 2013 tarihli
oturumunda karara bağlayarak iptal etti. Danıştay'ın kesinleşmiş bu
iki kararı ile, ÇED Gerekli değildir
raporu ve Hes'in üretim lisansı ile
su kullanım anlaşması iptal edilmiş oldu.
Senoz Vadisinde yapılmak istenen
ancak Danıştay 14. Dairesi’nce
'Su Kullanım Hakkı Anlaşması' ve
'Enerji Üretim Lisansı' iptal edilen
Kayalar HES Projesine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nca ÇED Olumlu
Kararı verildi. Geçtiğimiz yıl vadideki 12 köyden 1728 çay üreticisi
organik üretime geçti. Bunu, bal,
et, süt ve mısır gibi ürünlerin organik üretimi izledi. Ancak yörenin
kendi kendine yetebilecek bir ekonomik bağımsızlığa ulaşmasının,
sahip olduğu değerleri koruyarak
gelişmekten geçtiğine inanan ve bu
amaçla çabalayan Senoz halkı alınan karardan dolayı oldukça şaşkın ve öfkeli.
Senoz Vadisi'nde ÇED tartışmaları
sürerken, Senoz Derneği’nin HES
firmasına karşı açtığı 'Su Kullanım
Hakkı'nın iptaline ilişkin davayı
gören Danıştay, Kasım 2013 tarihli
kararında, firmaya verilen 'enerji üretim lisansı' ve su kullanım
hakkı ve işletme esaslarına ilişkin
anlaşmada hukuka uygunluk bulunmadığına hükmederek, üretim
lisansı ve su kullanım anlaşmasını
iptal etti.
Bakanlık, Yargının İptal Ettiği
Hes'e Yeniden Onay Verdi
Yargı kararlarının ardından vadilerinin HES'ten kurtulduğunu düşünen Senozlular, geçtiğimiz ay Çevre
ve Şehircilik Bakanlığı'ndan aldıkları yeni bir duyuru ile adeta şoke
oldular. Çünkü Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı, geçtiğimiz ay yayımladığı
bir ilanla, Danıştay'ın iki ayrı kesinleşmiş iptal kararı bulunan Kayalar
HES Projesi için 'ÇED Olumlu' kararı verildiğini duyurdu.
Kasaplar Sucuk Köfte ve
Tavuk Satamayacak
»» Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın iki
yeni tebliğ tasarısında, kasaplara 1 yıl önce verilen
fermente sucuk, köfte ve parçalanmış tavuk satışına
ilişkin izinler kaldırılıyor.
Taslak halindeki Et ve Et Ürünleri
Tebliği ile Yerel Marjinal ve Sınırlı
Faaliyetlerin Düzenlenmesine Dair
Tebliğ kasaplarda tepkiye neden
oldu. Türkiye Kasaplar Federasyonu, 1 yıl önce kasaplara serbestlik
tanınan köfte, fermente sucuk ve
parçalanmış tavuk satışına yasak
getirilecek olması üzerine, Bakanlığa, tasarı halindeki tebliğlerde
değişikliğe gidilmesi için itirazda
bulundu.
Federasyon Tepkili
Türkiye Kasaplar Federasyonu Genel Başkan Vekili Osman Yardımcı,
bu üç konuda serbestlik verilirken,
1 yıl sonra yeni bir tebliğe gerek
duyulmasına anlam veremediklerini söyledi. Bu konuda açıklama
beklediklerini belirten Yardımcı,
"Bugüne kadar hiçbir kasapta, fermente sucukta karışımla ilgili suç-
layıcı durum yok. Federasyon olarak tüm illerde araştırma yaptık ve
bir kasabın dahi karışımdan dolayı
ceza olayı yok" dedi.
Yardımcı, kasapların eskiden beri
sucuk yaptığını anımsatarak, "Fabrikalar bizim ekmeğimize ortak
oldu. Fabrikalar bizim ekmeğimize ortak olduktan sonra deşifre
oldular. Katkı maddeleriyle sucuk
üreten biz değildik. Zaten bizim
yerimizdi, onlar bize ortak olmuştu. 1 yıl önce getirilen serbestlikle
vatandaşın isteği üzerine yüzde
40-50 düzeyinde sucuk piyasasındaki yerimizi yeniden aldık. Bize
verilen iznin, 1 sene sonra hiçbir
suç yokken geriye alınması yanlış.
Sucuk üretimi yapan 8-10 fabrika
var. Şimdi 10 fabrika mı, 23 bin kasap esnafı mı? Eğer bu fabrikaların
Türkiye’yi yönetmesine izin veriliyorsa lafımız yok.” diye konuştu.
16
Mayıs 2014 Köy-Koop Haber
HAYVANCILIK
Büyükbaş Hayvan Yetiştiriciliğinde Hangi Aşamadayız?
»» Ülkemiz insan beslenmesi konusunda kendi kendine yetebilme kapasitesine sahip bir ülkedir. Bu kapasite aynı zamanda yurt dışına satış
yapabilecek alt yapıya sahiptir. Büyükbaş hayvancılıkta lokomotif rol oynayan süt sığırcılığıdır.
Bu sayede süt dışında kırmızı et üretimi de gerçekleşmektedir. Sık sık
gözlenen yanlış süt fiyat politikaları
ana yetiştirici olan küçük ölçekli süt
sığırı işletmelerimizi maddi açıdan
vurmakta, bu durum anne materyallerinin kesimine yol açarak hayvan
varlığını tehdit etmektedir. Buna
çare olarak gösterilen yurt dışı alınlar ise ülke parasının dış ülkelerdeki
yetiştiricilerin desteklenmesine yaramakta, gerçekten desteklenmesi
gereken ve aynı zamanda sosyal gereklilik olan ilçe ve köylerimizde yerleşik halkın geçinmek üzere uğraşısı
olan hayvancılığı baltalamaktadır.
Halkı yanlış yönlendirmeler
Bütün bunların yanında ülke insanın beslenmesinde ön plana gelmesi
gereken süt ve ürünleri ile kırmızı et
tüketimi medyada yer alan gereksiz
ifadelerle yerin dibine batırılmakta
ülke geleceğine zarar verir duruma
gelmektedir. Buna karşı beyaz et sanayinde yapılan mücadele büyükbaş
hayvan ürünlerinde sahipsiz kalmakta, süte zehir denmekte, ineğe
hormon uygulanıyor ifadelerini söyleyenler kanal kanal televizyonları
gezerken buna karşı oluşacak bilimsel ve üretici cephesi bulunmamaktadır. Bakanlık ise böyle yasak uygulamaların yapılamayacağını, kontrol
mekanizmasının iyi işlediğini ortaya
koymakta gecikmektedir.
Kurallar
Devlet desteği sisteminde gözlenen
pay kapma olayları (birlik ve kooperatiflerin payı) yetiştiricinin eline
geçen desteği azaltmaktadır. Devletin koruyucu mekanizmaları bazen
yetiştiriciye ulaşsa da mutlaka bir
vahim olayı takip etmektedir. Konulan kurallar simülasyonlar yapılmadan, tüm tarafları karşı karşıya
getirmeden ve bilimsel destek almadan yapıldığında kanundur diye ortaya konan yönetmelikler değişime
gitmektedir. Bu arada pek çok kişiyi
mağdur etmektedir.
Destekler
Avrupa birliğinden gelen kaynaklar
aromatik bitkiler ve traktör desteklerine dönüşmektedir. Kalkınma
destek programlarında çiftlik yapılanmaları ve modern kuruluşlar
konusunda yaşatılan zorluklar projenin aracı kurumlar vasıtasıyla verilmesi gerekliliğini nerede ise şart
koşmaktadır. Konulan kuralların
bazıları desteksiz, birilerinin o anda
kendinden ortaya koyduğu kurallar
olmakta, olumsuz yönde olmak adeta iş yapmakla denk olmaktadır.
Sanayi
Süt toplayıcı kurumların, kuruluşların, şahısların toplama esnasında
ölçümü anlık yapabilecek aletlerle
donatılması gerekirken bu uygula-
Eğitimle İlgili
Yapılabilecekler
malar ülke genelinde süt fabrikaları için toplayan aracıların yalnız
5-10 tanesinde bulunmaktadır. Bu
durumda süt fabrikalarının kaliteli
süte prim diyerek yaptıkları bağırmalar yalnız büyük ölçekli çiftliklere
yönelik olup süt fabrikasına sütünü
doğrudan ulaştıran tek başına olan
küçük ölçekli firmalara verilmektedir. Aracı toplayıcılardan dolayı
prim alması gereken kaliteli sütler
diğer sütlerle karışarak fabrikalara
ulaşmakta, iyi ile kötü aynı havanda
dövülmektedir.
A.Ü. Veteriner Fakültesi
Zootekni ve Hayvan Besleme Bölümü
[email protected]
Üretim Tüketim Fiyat
Dengesi
Nadas ve ilgisizlikten bir kısım arazi
boş durarak yabanileşmektedir.
Et fiyatları çoğu zaman iniş ve çıkışlarla yetiştiricinin önünü görmesini engellemektedir. Son zamanda
yine yapılan yanlıştan dönülerek
etkinleştirilen Et Süt Kurumu sayesinde fiyatlar bir nebze düzelmeye,
yetiştirici açısından sakin ve oynak
olmayan bir fiyat politikası yaratmaya başlamıştır. Son verdiği 16,5 TL
fiyatı da yetiştiricilerin genelini rahatlatmıştır. Bu durum
sütte gerçekleşmemektedir.
Süt
yetiştiricisine
verilecek 1,2 TL taban değeri onun bu
işi yapmasında elini
rahatlatacaktır. Para
kazanması litre başına 1,5 TL alması ile
olur. Şu an ise fiyat
1.05 TL’dir. Günümüz şartları ve politikalarında sütten
para kazanmak çok
zordur. Biz eğitmenlerin öğretileri
boşa çıkmaktadır. Öğretilerde yetiştirici hayvanlarını bilimsel yöntemlerle
ve hesaplanan değerlerde, konsantre
yem ve kaba yemle, katkı maddeleri
desteği ile hayvanlarını beslemeleri
gerekir.
Birlikler
Maliyetler
Konsantre yemi fabrikalar hazırlamaktadır. Yem fabrikaları belli kar
marjı güden ve döviz fiyatları değişimlerini fiyatlara yansıtan kurumlardır. Bu fiyatlardan etkilenen ancak ürününe fiyatı yansıtamayan tek
kurum yetiştiricidir. Yetiştiriciler
hayvanın dört memesinden en azından birinden çıkan sütün parasını
cebine indirememekte, dört memeye
de birçok kurum ortak olmaktadır.
Kaba yem problemi ise tabiat koşullarımız nedeni ile sürekli yeşil olan
veya üretim yapılan bir bölgenin
olmamasıdır. Elimizdeki toprak çoğunlukla tek dönem hasat olanağı
verdiğinden üretim yüksek olmamaktadır. Kaba yem açığı devam
etmekte, ülke genelinde bu açığı
kapatacak hesaplama ve organizasyonlara topluca gidilememektedir.
Prof.Dr. Gültekin YILDIZ
Kooperatifler borçlu olduğunda bir
kısım projelere dâhil olamamaktadır. Yönetimler sen ben kavgaları ile
ortaklarını bir araya getirmekten,
ortak hedeflere ulaştırmaktan uzaklaşabilmektedir. Üyelerine vermesi
gereken eğitimleri güçlendirmelidir.
Bu eğitimler üniversite elinden ve
devlet destekli olarak sağlanabilir.
Kimi kurumsallaşmış kooperatif ve
birlikler güçlerini çok artırarak eğitimler, kitaplar, gazeteler yoluyla
üyelerine ulaşmakta, okul açma yönünde uğraşı vermektedir.
Fakülteler
Yetiştirici ile bağlantı yetersizliği
(kişisel) olayları yerinde görememe,
eğitimlerde bakış açısını daraltmaktadır. Mezun olan öğrenciler, stajlar
sırasında ancak doğruyu ve yetiştiriciyi görmektedir. Mezuniyet olanlar olaylarla iç içe kaldıklarında bir
bocalama devresi geçirmektedirler.
Bu kişilerin noksan olduklarını düşündükleri konularda meslek içi eğitimler, kısa süreli üniversite meslek
içi kursları yoluyla tekrar eğitimleri
sağlanabilmelidir.
Birçok yetiştiricinin alanlarında
uzun süren uğraşıları, uzmanı (veteriner hekim, ziraat mühendisi gibi)
test etme yoluna gitmelerine, bizde
uzmanız ruh haline gelmelerine yol
açmaktadır.
1- Destekler konusunda yetiştiricinin yakınında yer alan uzmanlar
(veteriner hekim, ziraat mühendisi)
halka destek vermek üzere eğitilmelidir.
2- Hayvancılıkla uğraşan köylümüz,
küçük ölçekli yetiştiricimizin kazancını artıracak mali eğitim kurslarla
verilmelidir (yapılan iş ve karşılığında elde edilen kazanç).
3- Halkı yanlış yönlendirmelerden
kaçınmak üzere yetiştirme şartları
şeffaf olarak halka yansımalıdır.
4- Kanal kanal televizyonları gezerek
yanlış yönlendirenlere karşı ortak
tedbir alacak eğitim programları televizyonlarda yayınlanmalı, gerekirse üreim alanından naklen yayınlar
olmalıdır.
5- Yasaklar ve kontrol mekanizmaları halk tarafından bilinmelidir.
6- Yanlış uygulama içinde olanlar
cezalandırılmalı, bu uygulama devam etmelidir.
7- Kooperatif ve birliklerin bir ayağı, danışmanı fakültede yer
almalı, dekanlıklar yoluyla eğitim konularında işbirliği protokolleri
ve eğitimleri uygulamalı yapılmalı, tüm üyeler uğraşı alanı ile ilgili
olarak üniversite akademisyenleri yardımı
ile ve örnek uygulama
alanında canlı olarak
eğitimden geçmelidir.
8- Eğitimden geçenler ve
eğitim yuvasından/üniversiteden belgesini alanlar desteklerden yararlanmalıdır. Eğitimler yetiştiriciyi bıktırmayan kısa sürede ve belli
zaman aralıklarında olmalıdır.
9- Kurallar koymadan pilot uygulama yapılmalı, sonuçları tartışılıp
değerlendirilmeli ve sonra kuralları
yazılmalı, uygulanması hata verecek
kurallar koymamalıdır.
10- Süt toplayıcı kurumların, kuruluşların, şahısların toplama esnasında ölçümü anlık yapabilecek aletlerle
donatılması gerekir. Bu uygulamalar
ülke genelinde süt kalitesinin artmasını sağlayacaktır. Süt fabrikalarının
kaliteli süte prim vermesi de küçük
üreticiye destek olacaktır. Şu an
uygulanan büyük ölçekli çiftliklere
yönelik olup süt fabrikasına sütünü
doğrudan ulaştıran büyük ölçekli yetiştiricilere verilmektedir.
11- Et Süt Kurumu fiyat iniş ve çıkışlarına müdahale edecek Süt Kurumunu canlandırmalıdır. Yeniden
yapılanmalı veya yem fabrikalarında
taşeron üretim gibi sektörle anlaşarak fiyat istikrarını sağlayacak alımları sağlamalıdır. Et konusunda son
verdiği 16,5 TL fiyatı yetiştiricinin
önünü görmesini sağlamış, teşvik
etmiştir. Bu durum sütte der gerçekleşmelidir. Süt yetiştiricisine verilecek 1,2 TL taban değeri onun bu
işi yapmasında elini rahatlatacaktır.
Şu an ise fiyat 1.05 TL’dir. Yem fabrikalarının fiyat korumak üzere yaptıkları uygulamalar kaliteyi etkilemektedir. Bu durumda yetiştiricinin
üretimi artmaz, tersine azalır.
12- Yetiştirici örgütleri vasıtasıyla
hesaplamaları öğrenmeli, yaptığı
işin iş gücü, giderler fasılları ve kazançları kâğıda dökülmelidir. Bu
durum yaptıkları işi tanımalarını ve
kazancı artıracak uygulamalara ve
eğitimlere ilgilerini artıracaktır.
13- Konsantre yem ve kaba yem hammaddeleri yetiştiriciler tarafından tam
tanınmamaktadır. Besin maddesi,
yem bileşimi, yemlerin veriliş amacı,
ufak uygulama hatalarının dahi verim
azaltma veya artırmada, kazanç azaltma veya artırmada ne kadar etkili olduğu gösterilmelidir. Dönemlere göre
besleme eğitimi almalıdırlar.
14- Fiyatlardan etkilenen ancak
ürününe fiyatı yansıtamayan tek
kurum olan yetiştirici güçlü olmak
zorundadır. Yetiştiriciler hayvanın
dört memesinin önemini, kazancın
dört memenin de sağlam olmasına
bağlı olduğunu bilmelidir. Bu nedenle azda olsa sağlık ve hastalıktan
korunma kursları almalıdır. Bu sayede meme ve sağım için yapılması
gereken doğru uygulamalar onlara
ve bakıcılarına verilmelidir.
15- Yemlik bitkilerden doğru ekim
uygulamaları, üstün verimli tohum
kullanımı, birim alandan daha fazla
enerji ve/veya protein alımı için gereken ürün türleri kendi toprak yapılarına göre anlatılmalı, topraklarının analizi yapılmalı ve uygulanacak
üretim şekli onlara anlatılmalıdır.
Ülke verimi açısından önemlidir.
16- İlgisizlikten boş kalan araziler
düşük ücretle de olsa üretime sevk
edilmeli, nadas olayı gözden geçirilmelidir.
17- Birlikler ve Kooperatifler projelere dâhil olmalı veya projeler ortaya
koymalıdır.
18- Kooperatif ve Birlikler üyelerine
vermesi gereken eğitimleri üniversite mahareti ile devlet destekli olarak
sağlayabilir.
19- Fakülteler yalnız öğrencilerle uğraşmamalı, yetiştirici ve sanayici ile
ilişki içinde kooperatiflerle birlikte
uğraşılarda ve eğitim ve araştırmalarda yer almalıdır. Onları tanımaları gerek üretimi gerekse verimliliği
artırmada, teknolojinin her iki tarafta da tanınmasında rol oynayacaktır.
20- Fakültenin sanayi, birlik, yetiştirici bağlantısı eğitimlerinde de etkili olmalarını, kullanılacak bilgileri
sunmalarını sağlayacaktır.
21- Desteklemeleri ve kuralları üniversitenin de takip etmesi, bilmesi
uygulamalarda kolaylık sağlayacaktır, hataları azaltacaktır.
Köy-Koop Haber Mayıs 2014
17
Dünyada Arıcılık ve Türkiye’deki Arıcılık Sorunları-I
TARIM
»» Tarihi bundan 4.000 yıl öncelerine kadar uzanan arıcılık, Anadolu’nun da en eski üretim modellerinden biri olmuştur. Hatta gezginci
arıcılığın ilk kez Mısır’da firavunlar zamanında gerçekleştirildiğine ve ilaç olarak Sümerler tarafından kullanıldığına dair bulguların varlığına
rastlanılmıştır. Ekonomik anlamının yanı sıra birçok dinsel metinler içinde de yer edinen arı ve arıcılığa dair, Osmanlılar zamanında da
çeşitli yasalar ile düzenlemelere konu olmuştur.
Arı, dünyadaki habitat düzenin sağlanabilmesi için en önemli canlı varlıktır.
Tarımsal olduğu kadar vahşi doğanın
bitkileri, arıların sağlamış olduğu tozlaşma ile varlıklarını sürdürebilmektedir. Öte yandan arıcılık faaliyetleri
Afrika’da, ormanların korunması ve
biyo çeşitlilik için önemli bir etken olarak görülmektedir. Birleşmiş Milletler
Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’nun yaptığı araştırmaya göre; gıda sağlanan
bitkilerin %90’nına, arılar tarafından
%71 oranında tozlaşma konulu fayda
sağlamaktadır. Bu nedenle arılar tozlaşmadaki en baskın üretici faktördür.
Öte yandan son yıllarda, böcek tozlaşması gerektiren tarımsal ürünlerin
üretimi dört kat artarken, böcek tozlaşmasından bağımsız ürünlerin üretimi iki kart artmıştır. FAO’nun yapmış
olduğu çalışmada, tozlaşmanın küresel ekonomik değeri 210 milyar $ iken,
sadece Birleşik Devletlerde 40 milyar
$’lık bölüm, bal üretimi ve arıcılık piyasasının diğer ürünleri ile ilgili olarak
gerçekleşmiştir.
Tozlaşma ve bal üretimi için yapılan
araştırmalar ve istatistik verilerin
analizi merkez hükümetler tarafından desteklenen FAO ya da UNEP
gibi kuruluşlar tarafından yapılmaktadır. Çalışmalar tüm ülkeleri kapsamamakla beraber, dünyanın hemen
hemen çoğu bölgeleri bu kuruluşlar
tarafından haritalanabilmiştir. Bu iki
kuruluşun yanında Amerikan Arıcılık
Federasyonu (ABF) ve USDA gibi bağımsız kuruluşlarda bulunmaktadır.
Dünyadaki durum;
Arı, kovanı sayısına ilişkin olarak
yapılan uluslararası araştırmada
2000’li yıllar için yaklaşık 60 milyon
kovan tespit edilmiştir. Dünya üretim
devlerinden Amerika’da çiftliklerin
%65’inden fazlasında arı kovanı bulunmaktadır. Genel olarak 1987 yılına kadar hızla gelişen arıcılık, 1987
yılından sonra hızlı bir çöküşe girmiştir. 1997‘li yıllarda arıcılık yavaş
yavaş gelişmeye başlasa da bu gelişim
oldukça yavaş seyretmiştir. 1987’li
yıllarda mite’lar kendini gösterirken,
doksanların sonlarında varroa felaketi ile ani bir düşüş yaşanmıştır. Aynı
yıllarda mite’ların etkisi ile Amerikan
piyasasında fiyat düşüşleri meydana
gelmiştir. “Kanada Bal Konseyi” ’nin
verilerine göre, 2011 yılında 627.700
den fazla kovan ile 146 milyon $ tutarında gelir elde edilirken, Orta Amerika’daki çiftçiler, gıda kaynaklarının
daha iyi gelişebilmesi için arılardan
tozlaşma amacıyla yararlanmaktadırlar. FAO’nun verilerine göre bölgedeki 2,1 milyon kovanın sadece 1,8
milyonu Meksika içinde konuşlandırılmıştır. Bu gelişim içinde Arjantin,
1990’lı yıllardan itibaren bal üretimi
konusunda büyük bir sıçrama yapmış
ve dünyadaki en büyük ikinci ihracatçı halinde gelmiştir. Brezilya ise
Afrika kökenli arılar ile yaklaşık 2,5
milyonluk bir koloniye sahiptir.
Avrupa birliği ülkeleri arasında arıcılıkta lider olarak görünen İspanya,
Yunanistan, İtalya ve Fransa’da arı
kolonilerinin sayısı bilhassa son iki
yılda önemli ölçüde azalmıştır. Ancak
İngiliz Etnomolojistler tozlaşma ve
bal üretimi amaçlı kolonileri geliştirmek üzere yoğun çalışmalar yapmaktadır. Rusya ve eski SSCB ülkeleri de
dahil olmak üzere bölgede 29 milyon
bal arısı kolonisinin var olduğu düşünülmektedir.
Sahra bölgesi hariç Afrika’nın önemli
bir bölümü arıcılık için oldukça yüksek bir potansiyele sahiptir. 2010 Yılı
verilerine göre Mısır, Sudan ve Nil
vadisinde %30’a yakın kovan kayıpları yaşanmasına rağmen bölgede 16
milyona yakın arı kolonisinin olduğu
tahmin edilmektedir. Arıdan elde ediÜLKE
Yrd. Doç.Dr. Cihat KARTAL
Kırıkkale Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
İşletme Bölümü
len ürünler Afrika’nın birçok yerinde
tıbbi ilaç olarak kullanılmaktadır. Bu
nedenle arıcılığın önemli bir geçim
kaynağı olduğunu düşünen Ruanda’lılar modern Langstroth kovanlarını kullanmaktadırlar.
Çin ve Hindistan, arıcılık konusunda
tarihi deneyimleri olan ülkelerdir.
Hatta 15 milyonu aşkın kovanı ile
Çin’in dünya devi olduğu ve arıcılıkta Uzak Doğu’nun en hızlı büyüyen
ülkesi olduğu rahatlıkla söylenebilir. Hindistan’da ise bilhassa Himalaya’ların zengin ormanları ve batı
Gahst bölgesi organik arıcılığın gelişiminde mükemmel bölgeler olarak görülürken, kolonilerinin 10 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir.
Commodity Araştırma Büro’sunun
2005 yılı araştırma verilerine göre
dünyadaki bal üretimi aşağıdaki tabloda gösterilmiştir. Rakamlar bin ton
ile ifade edilmektedir; Tabloda da görüleceği üzere Çin, dünyanın önemli
bal üreticisi ülkeleri arasında lider
konumda olup, üretimin %30’unu
eline almıştır. Brezilya %75’lik büyüme ile rekor elde ederken, Türkiye 5
milyon civarındaki kovanı ile dünya
liderleri arasında yer almaktadır.
2001 2002 2003 2004 2005 2006 2007
7 YILLIK
TOPLAM
%
BÜYÜME
(%)
Çin
254
267
295
298
299
305
303
2.021
30
19
Arjantin
80
83
75
80
110
84
81
593
9
1
Türkiye
60
75
70
74
82
80
74
515
8
23
Ukranya
60
51
54
58
71
76
68
439
6
13
USA
84
78
82
83
73
70
67
537
8
-20
Meksika
59
59
57
57
50
56
54
392
6
-8
Rusya
53
49
48
53
52
55
55
365
5
4
Hindistan
52
52
52
52
52
52
52
364
5
0
Etyopya
29
40
38
41
36
44
44
272
4
52
İran
27
28
28
28
28
36
36
211
3
33
Brezilya
20
24
30
32
34
36
35
211
3
75
Kanada
32
37
34
34
36
48
31
252
4
-3
İspanya
32
36
35
37
27
31
31
229
3
-3
Tanzanya
27
27
27
27
27
27
27
189
3
0
Kenya
25
2
22
22
22
25
25
163
2
0
TOPLAM
894
928
947
976
999 1.025 983
6.752
100
10
Beekeeping.com’dan alınan verilere
göre Türkiye’de 150.000 arıcı bulunmakta, kovan başına 16 kg. bal verimi
ile kg. başına ortalama 2/4 $’lık gelir
elde edilmektedir. Üretilen balın tahmini olarak 4.000 tonu ihraç edilirken, bu konuda ithalatımız bulunmamaktadır. TUİK-2013 verilerine göre
bal üretimi önceki yıla göre 2013 yılında %6,2 artarak 94.694 ton olarak
gerçekleşmiştir. Bal mumu üretimi
ise %0,5 artarak 4.241 ton olarak gerçekleşmiştir.
Arıcılıktaki çöküş;
Dünyadaki arıcılığın genel durumu
bize işlerin pek de eskisi kadar iyi gitmediğini göstermektedir. Dünyanın
hemen her yerinde genel olarak verimde gözlemlenen azalışlara karşılık paradoksal durumlarda meydana
gelmektedir. Örneğin, haritalara göre
Avrupa’daki üretim ve arıcı azalışlarına karşılık, İskandinavya ve Akdeniz
bölgesinde artışlar meydana gelmiştir. 1965-2005 arasında Avrupa’daki
azalışlar ile ilgili olarak mite’lar hariç
yapılan çalışmaların birçoğunda fikir
birliği sağlanamamıştır. Diğer yandan 1985 yılından itibaren Akdeniz
bölgesindeki üretim artışlarında da
bir azalış eğilimi gözlemlenmektedir.
Arıcı sayılarındaki azalma sosyoekonomik nedenlere bağlanırken,
FAO’nun verilerine göre bal arısı sayısında son 50 yılda %45 oranında
gözlemlenen artış, ekonomik küreselleşmenin sonucu olarak suni üretimlerden kaynaklandığını düşündürmektedir. Yapılan çalışmalar, bu
sonucu destekler nitelikte bir diğer sonucu da ortaya çıkarmıştır; gözlemler
hobi arıcılığın giderek kırsal bölgelerde azaldığı buna karşılık endüstriyel
arıcılığın geliştiğini göstermektedir.
Bütün bu gelişmelere karşılık bilhassa
kırsal bölgelerde meydana gelen gelir
artışı, geleneksel üretime alternatif
olarak geliştirilen şeker balı üretimine
endekslenmektedir.
Maliyetlerde meydana gelen artışlar,
arıcılık faaliyetlerindeki gerilemenin
nedeni olarak ortaya konmaktadır.
Özellikle modern arıcılık faaliyetleri
ciddi bir sermaye gerektirmektedir.
Arı hastalıklarının tedavisi, Avrupa
da bir koloninin gelirine eşit ya da artar orandadır. Bu durum hobi arıcılığı
ya da küçük girişimcilerin sahip olduğu sayıca az kolonilerin varlığını sürdürmesi için artık ekonomik olmayan
bir durum olarak görülmektedir.
Journal of Apiculture Araştırma dergisinin 2010 yılı 49. sayısında arıcılık
faaliyetlerindeki gerilemenin önüne
geçebilmek için bir dizi öneri sunulmuştur ki, bu önerilerin ülkemiz içinde geçerli olacağı değerlendirilebilir.
Özetle;
a- Yapılan çalışmaların daha sistematik olabilmesi için standardize metedolojiler ile web tabanlı veri mimarisinin oluşturulması ve elde edilen
sonuçların paylaşılması,
b- Ulusal ve uluslararası düzeyde kayıpların gerçek ve muhtemel neden ve
sonuçlarının ortaya konması,
c- Küresel ölçekte koordineli bir
araştırma programı oluşturularak,
hastalıklar, habitat değişimi ve sosyo-ekonomik değişimler gibi çeşitli
faktörlerin incelenmesi,
d- Tozlaşmanın sağlanması için bir
araştırma kuruluşunun oluşturulması
ve bu şekilde hastalıklar ile ilgili koordineli bir ağın kurulması, araştırma
ve tedavi metedolojilerinin tanıtım
programlarının düzenlenmesi, bulguların yayımlanması ve araştırma fonlarının geliştirilmesi.
e- Arı ölümleri ve koloni kayıpları için
izleme komitelerinin oluşturulması.
Arıcılık faaliyetlerindeki gerilemelerin
önlenmesi için Avrupa Bilim ve Teknoloji İşbirliği COST tarafından desteklenen “Bal Arısı Araştırma Derneği” COLOSS kurulmuştur. Bu ağda 41 ülkeden
150’den fazla paydaşı ile faaliyet göstermektedir. COLOSS’un ana amacı, büyük ölçekli bal arısı koloni kayıplarını
önlemektir. Bu amaca, ulusal düzeyde
yapılan araştırmaların yetersizliğinden
yola çıkılmıştır. Zira çalışmalar, uluslararası ölçekte yapılmadığı sürece gereken etkinliğe ulaşmayacaktır.
Önümüzdeki ay Türkiye’deki arıcılık
sorunlarına değineceğim.
4. Geleneksel Gıdalar Sempozyumu Gerçekleşti
»» Geleneksel Gıdalar Sempozyumunun dördüncüsü, Çukurova Üniversitesinin ev sahipliğinde 3 gün süren yoğun katılımla tamamlandı.
İki yılda bir düzenlenen Geleneksel Gıdalar Sempozyumu'nun dördüncüsü, Çukurova Üniversitesi'nin (ÇÜ)
ev sahipliğinde 3 gün süren yoğun
katılımla tamamlandı.
Daha önce iki kez Van'da ve bir kez
de Konya'da gerçekleştirilen sempozyum öncesinde Mithat Özsan
Amfi fuayesinde açılan stantlarda
Adanalı markalar, ürünlerini ve teknolojilerini tanıttı. Farklı illerden ve
üniversitelerden gelen yaklaşık 600
katılımcıya aynı zamanda Adana'nın
tanıtımı da yapıldı.
Saygı duruşunda bulunulması ve
İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından sempozyumun açılış konuşmasını yapan Çukurova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Kibar,
gıdaların ulusal kimliklerin yaşatılmasında ve ülkelerin tanıtımında
önemli bir yer tuttuğuna vurgu yaptı. Geleneksel gıdaların, toplumların
hem yeme alışkanlıklarını hem de
kültürel özelliklerini nesiller boyunca aktardığını ifade eden Prof. Dr.
Kibar, turizm sektörünün gelişmesine paralel olarak geleneksel gıdalara
olan ilginin de giderek arttığını belirtti.
4. Geleneksel Gıdalar Sempozyumu, konuşmaların ardından, Ankara
Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya
Fakültesi Arkeoloji Bölümü'nden
Tunç Sipahi'nin "Anadolu'da Gıda
Kültürünün 3500 Yıllık Geçmişi"
adlı konferansı ve Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Öğretim
Elemanlarından oluşan "Academic
Quartet" sanatçılarının mini konseriyle devam etti. Sempozyumun
açılış töreni, sempozyuma destek
veren kuruluşlara, konuşmacılara ve
Academic Quartet ekibine teşekkür
plaketinin takdimiyle sona erdi.
Sempozyumda, "Geleneksel Gıdalar
ve Sağlık", "Geleneksel Gıdalar ve
Gıda Güvenliği",
"Geleneksel
Gıdalarda İzlenebilirlik ve Pazarlama", "Geleneksel
Gıdalar ve Coğrafi
İşaretleme", "Geleneksel Gıdalar
Politikalar ve Kırsal Kalkınma" ile
"Geleneksel Gıdalar Teknolojisi" konu başlıkları altında 6 oturum gerçekleştirildi. Ayrıca
Mithat Özsan Amfisi Fuaye kısmında da 3 oturumda toplam 428 poster
bildiri katılımcılara sunuldu.
Geleneksel Gıdaların tüm yönleriyle
tartışıldığı ve bildirilerin sunulduğu
sempozyumun kapanış konuşmasını yapan Erzurum Atatürk Üniversitesi Gıda Mühendisliği Öğretim
Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim
Üyesi Prof. Dr. Zerrin Erginkaya ise,
tüm katılımcılara ve Çukurova Üniversitesi yönetimine teşekkür etti.
Sempozyum toplu fotoğraf çekimi
ile sona erdi.
Üyesi Prof. Dr. Songül Çakmakçı,
Çukurova Üniversitesi'nin köklü bir
üniversite olduğunu belirterek, 6
oturumda 4'er bildiriden 24'ü sözlü,
428 poster bildirinin başarılı şekilde
sunulduğunu söyledi. Katılımcılar
da tek tek söz alarak sempozyumu
değerlendirip, gelecek programlarda görmek istedikleri konu önerini sundu. Sempozyum Başkanı ÇÜ
4. Geleneksel Gıdalar Sempozyumu'
nun son gününde katılımcılar, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Çiftliği'nde yapılan üretim bantlarını
gezerek bilgi aldı. Ardından da, Kastabala, Kartepe ve Anavarza antik
kentlerini ziyaret etti.
ÇÜ Gıda Mühendisliği Bölümü,
Gıda, Tarım Ve Hayvancılık Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü, Gıda Mühendisleri Odası ve Ziraat Mühendisleri
Odası işbirliğinde düzenlenen sempozyuma, birçok üniversiteden akademisyenler, kamu kuruluşları, sivil
toplum kuruluşları ve özel sektör
temsilcileri ile öğrenciler katıldı.
18
Mayıs 2014 Köy-Koop Haber
HAYVAN HASTALIĞI
Şap Hastalığı
»» Bu hastalığa Dabak hastalığı da deniyor. Hayvanların et ve süt verimini çok düşürür.
Hayvandan hayvana kolayca ve hızlıca bulaşır. Bir köye veya bir çiftliğe girince,
hayvanların çoğuna bulaşır. Şap hastalığı çıkan ülkeler kadar onun komşuları
da hemen tedbir almaya çalışırlar. Bu
nedenle resmi makamlarca ihbarı
mecburi olan bir hastalık olarak
kabul edilmiştir.
Hastalık sığır, manda, koyun, keçi ve domuzun yanında yabani çift tırnaklı hayvanlarda da görülür. At ve eşeklerde ise
görülmez.
Şap mikrobunun O, A, C, SAT 1, SAT 2,
SAT 3 ve Asia 1 olmak üzere 7 adet farklı
tipi bulunmaktadır. Her bir tipin diğerine
karşı koruma sağlaması mümkün değildir.
Her tipin ayrıca çok sayıda alt tipleri de
bulunmaktadır.
Şap mikrobu hayvanın vücuduna girdikten sonra hayvan hemen hastalık
belirtileri göstermez. Mikrop hayvanın
vücudunda bir müddet çoğalır. Hastalık
belirtileri görülene kadar ki bu süreye inkübasyon süresi denir. Bu süre 2-14 gün
arasında değişmektedir.
Hastalık yüksek ateş ile başlar. Şaplı
hayvan hemen tanınır. Ağızdan ip gibi
salyalar akar. Dilde, diş etlerinde, dudak
içlerinde, burun içinde ve etrafında mercimek veya nohut büyüklüğünde içi sıvı
dolu kesecikler belirir. Hayvan yem yiyemez. Kesecikler patladıkça, yerlerinde
yaralar oluşur. Memelerde de aynı durum
görülür.
Belgin GÜNAY
Veteriner Hekim
[email protected]
• Ağır vakalarda tırnak düşmesi,
• Süt ve et veriminde azalma,
• Buzağılarda ölüm.
Ülkemizde bugüne kadar değişik tarihlerde A, O, C, SAT-1 ve Asia-1 tipleri teşhis
edilmiştir. Günümüzde hastalık çıkan
yerlerde genellikle A, O ve Asia-1
tipleri tespit edilmektedir. Her üç tipe
karşı aşı üretimi yapılmakta ve kullanılmaktadır.
Koyun ve keçilerde görülen belirtiler;
Bunun yanında Şap mikrobu yapısı gereği sık sık değişikliğe uğramakla birlikte
komşu ülkelerde seyreden yeni tip virüsler sınır illerinden ülkemize girmekte ve kısa sürede Anadolu illerini tehdit
etmektedir.
• Sürüden ayrı yatma isteği,
Sığırlarda görülen belirtilere ilave olarak;
• Durgunluk,
• Halsizlik,
• Aniden oluşan topallık,
• Kuzularda ölüm.
Resim 1. Şap hastası bir sığır.
Hastalığın Bulaşması ve Yayılması
Sığırlar, daha fazla kapasitede hava solumaları ve hastalığa yakalanmak için
daha az mikroba ihtiyaç göstermeleri nedeniyle koyun ve keçilerden daha yüksek
hastalığa yakalanma riski taşırlar. Büyük
sürüler, tek yetiştirilen hayvanlardan ve
küçük sürülerden daha fazla hastalık riski taşırlar.
Bulaşma genel olarak 3 şekilde
olur,
1-Doğrudan Temas: Hasta ve sağlam
hayvanların bir arada bulundurulmasıyla bulaşma,
En yaygın bulaşma şeklidir. Şap hastalığı mihraklarının yaklaşık % 95’inde bu
şekilde bulaşma görülür, Hasta hayvan
hareketleri bulaşmada önemli rol oynar.
2-Hava Yolu İle Bulaşma: Rüzgâr ile
hastalık etkeni geniş bir alana yayılabilir.
Rüzgârın yönü, rüzgârın hızı, hava sıcaklığı, havadaki nem oranı bulaşmada
önemli faktörlerdir. Rüzgâr ile hastalık
etkeni daha uzun mesafelere de (60 km)
yayılabilir.
Resim 2. Şapta ağızda dilde ve damakta
yaralar.
Yürüyemezler
Ayaklarda ve özellikle tırnak aralarında
meydana gelen yaralar (lezyonlar) nedeniyle hayvanlar topallar. bazen tırnakları
düşer. Hayvan çok acı çektiği için yürüyemez olur. Yere diz çökerek yürümeye
çalışır.
• Süt ve süt ürünleri ile bulaşma,
• Suni tohumlama ve embriyo transferi
ile bulaşma.
Hastalıktan Korunma ve Kontrol
A) Haydi Aşıya
Şap hastalığı, aşı ile engellenebilir bir
hastalıktır. En etkili mücadele yöntemi,
hastalık görülmeden önce tedbir almak,
yani hayvanları aşılatmaktır.
2. Aşılama (Tekrar aşılama)
- Birinci aşılamadan 1 ay sonra uygulanır.
Takip Eden Aşılamalar
- Birinci ve tekrar aşılaması yapılan hayvanlara 6 ayda bir aşılama,
Resim 3. Şap hastalığında tırnakların görünümü
Aşağıdaki tabloda Şap mikrobunun çeşitli şartlarda yaşama süreleri belirtilmiştir.
- Ancak hastalığın yoğun görüldüğü bölgelerde etkin bir koruma sağlamak için 4
ayda bir aşılama yapılması tavsiye edilmektedir.
Salgın söz konusu olduğunda çevre aşılaması, aşılama geçmişine
bakılmaksızın 2 haftalıktan büyük
tüm duyarlı hayvanlara yapılır.
Hastalığın Belirtileri
B)Alınması Gereken Önlemler
Yapağı’da
14 gün
Sığır derisi ve kıllar’ında
4-6 hafta
Sinekler’de
10 hafta
Hastalık bulaşmış
ayakkabılar’da
11-14 hafta
Saman-ot v.s.’de
15 hafta
Resim 4. Tırnak aralarında yaralar.
Kuru hayvan gübresi’nde
14 gün
Sığırlarda görülen belirtiler;
Sıvı hayvan dışkısı’nda
(Kışın)
6 ay
• Titreme,
Şap hastalığının önlenmesinde aşı kadar önemli diğer bir husus da kontrolsüz
hayvan hareketleridir. Şap mikrobunun
birçok alt tipi bulunduğundan aşı zaman
zaman yetersiz kalabilmektedir. Bu nedenle veteriner sağlık raporu olmayan
sığırlar satın alınmamalıdır.
• Yüksek ateş,
• Donuk ve cansız bakışlar,
Toprak yüzeyi’nde (Sonbahar)
28 gün
Toprak yüzeyi’nde (Yaz)
3 gün
İdrar’da
39 gün
• Salyalı ve şapırtılı ağız,
• Ağız, dil ve dudaklarda yaralar,
• Diş etlerinde hassasiyet ve içi dolu kabarcıklar,
• Hassas ve ızdıraplı ayaklar,
• Ahırlara hayvan bakıcılarından başkalarının sokulmaması,
• Hayvan bakıcılarının özel elbise ve
ayakkabı ile ahıra girmelerinin sağlanması, bakıcıların diğer ahırlardan uzak
tutulması.
• Sağımdan önce ellerin ve sağımda kullanılacak malzemelerin temizliğine dikkat edilmesi,
• Şüpheli vakalarda Veteriner Hekim’
den bilgi alınması.
2. Hastalık çıktıktan sonra alınacak önlemler:
• Hastalıktan şüpheli hayvanların derhal
ayrı bir yere alınması,
• Ahırlara giriş çıkışların yasaklanması,
ilgililere haber verilmesi,
• Ahıra veya çiftliğe izinsiz kimsenin sokulmaması,
• Araçların çiftliğe girişinin engellenmesi,
• Yem, saman, altlık gibi malzemelerin
giriş çıkışına izin verilmemesi,
• Hasta hayvandan bulaşan yataklık ve
otların yakılması,
• Hasta hayvanlara ait sütlerin süt satıcılarına verilmemesi,
• Ahırlar birden fazla ise, her biri için
ayrı bakıcıların bulundurulması, şayet
mümkün değil ise bakıcılarının çizme ve
elbiselerinin her ahırda değiştirilmesi,
- Aşılı annelerden doğan ve yaşamının
ilk günlerinde ağız sütü yavrulara ise 2
aylıktan itibaren ilk aşılama yapılır.
• Hastalıklı malzemeler (Yem, ot, su, vs.)
ve nakil araçları ile bulaşma
Şap hastalığı, bir halk sağlığı problemi
olarak görülmemektedir.
Şap hastalığının 7 tipi vardır. Çıkan hastalık hangi tipten ise, hayvanlar ona göre
aşılanır. Hastalığın tipini anlamak için,
hasta hayvanların dilinden ve derisinden
yara döküntüleri alınır. Bunlar Ankara'daki Şap Enstitüsü Müdürlüğü’ ne
gönderilir.
- Aşısız annelerden doğan yavrulara 2
haftalıktan,
• Hastalığın doğal taşıyıcısı olmayan
hayvanlar; kedi, köpek, kuşlar, fareler,
vs. yoluyla bulaşma,
• Ahırların girişlerinde bulundurulması
gerekli paspasların veya giriş havuzlarının devamlı olarak sodyum karbonat,
bakır sülfat, sitrik asit vb. dezenfektan
maddelerle muamele edilmesi,
• Satıcıların çiftliğe sokulmaması,
1. Aşılama
• İnsanların elleri ve giysileri aracılığı ile
bulaşma (celep, hayvan bakıcısı, hayvan
sahibi, çiftçiler, misafirler vs.)
uçlarında rastlanır.
Hangi tip?
Şap Aşılama Programı:
3-Dolaylı Bulaşma:
• Et ve et ürünleri ile bulaşma
Hastalık oranı %100'e ulaşabilir. Ölüm
oranı erişkinlerde %2, buzağılarda %20
'nin üzerindedir. Erişkinlerde ölüm oranı
düşük gibi görülmesinin yanında, hastalığı atlatanlarda uzun süre ayak ve meme
bozukluğu yarattığı için büyük ekonomik
kayıplara neden olur. Hastalık belirtileri görülür görülmez İl/İlçe Gıda
Tarım ve Hayvancılık Müdürlüklerine haber verilmelidir.
• Pazarda satılacak veya başka bir yere
nakil edilecek hayvanlara en az 15-20
gün önceden şap aşısının yapılması ve
Veteriner sağlık raporunun alınması,
Hayvan sahiplerince Şap hastalığının
mücadelesinde alınacak önlemler iki
yönden ele alınabilir.
1.Hastalık çıkmadan önce alınacak
tedbirler:
• Duyarlı hayvanlara şap aşısının periyodik olarak uygulanması,
• Yeni alınan hayvanlara şap aşısı yapılıp
yapılmadığına dikkat edilmesi,
• Yeni alınan hayvanlara diğer hayvanlardan ayrı bir yerde karantina uygulanması (20 gün),
• Hastalık sönüşüne kadar hayvan alım
ve satımının yapılmaması,
• Çevre ahır ve çiftliklerin ziyaret edilmemesi, yabancıların hayvanlarını görmeleri için çağırılmaması,
• Hasta ve hastalıktan şüpheli hayvanlarla temas edenlerin, bu hayvanlara ait
eşya, malzeme ve naklinde kullanılan
vasıtaların dezenfeksiyonunun sağlanması,
Şap hastalığı gelip geçtikten sonra ahırlar kireçle badana edilmeli, iyice bir temizlik yapılarak sodalı sularla veya diğer
dezenfektanlarla yıkanarak dezenfekte
edilmelidir.
Hayvanların Eti Yenir mi?
Hasta hayvanların eti yenilebilir. Kesimden sonra kan, kemik gibi artıklar yakılır
veya gömülür. Etler ise buzdolabında 48
saat beklettikten sonra yenebilir.
İnsanlara Bulaşır mı?
Şap hastalığı hayvanlardan insanlara
bulaşan hastalıklar arasında yer almakla
birlikte, insanlar hastalığa karşı fazla duyarlı değildir. Duyarlılık az olduğu için
hastalık da oldukça seyrek görülür.
İnsanlar, hasta hayvanların deri veya
ağız mukozası ile temas ve yeterli ısı işlemi uygulanmamış (iyi pastörize edilmemiş) enfekte sütleri içerek, çiğ sütten
üretilen ve olgunlaştırılmayan peynirleri, yine yeterli ısı işlemi uygulanmamış
etleri tüketerek hasta olabilirler. Hastalık belirtilerinin görülmesi için geçen
süre 2-6 gün kadar olup, ateş, yorgunluk,
keyifsizlik, kollarda ve bacaklarda ağrılar
dikkati çeker. Ağız mukozası kızarıktır.
Ağızda, gırtlakta ve dudaklarda vezikül
benzeri ağrılı kesecikler oluşur. İlerlemiş
olgularda bu oluşumlara, daha çok hayvan sahiplerinde, direkt temaslarda ellerde ve ayaklarda, genellikle de parmak
YANLIŞ
İnsanlarda iyileşme 5-10 gün içerisinde
görülür. Hastalık insandan insana geçmemektedir.
Şap Hastalığı’nın Ekonomi ve Ticarete Etkisi
Şap hastalığının meydana getirdiği kayıplar
• Süt ve et verimindeki kayıplar,
• Hayvanların gelişmesinde gerilik,
• Gebe hayvanlarda yavru atma,
• Özellikle genç hayvanlarda görülen oldukça yüksek oranda ölümler,
• Dış ticarete getirilen kısıtlamalardan
doğan ekonomik kayıplar,
• Tedavi masrafındaki maliyet.
Ülkemizde görülen en önemli çift tırnaklı hayvanların hastalığı olmasına karşın
Şap hastalığının meydana getirdiği ekonomik kayıplarla ilgili çalışmalar çok sınırlı sayıdadır.
2002-2004 yıllarında AB Twining projesi kapsamında yapılan bir çalışmada
1999-2007 yılları arasında ülkemizde
seyreden Şap hastalığının ve hastalığın
kontrolü amacıyla yapılan çalışmaların
toplam maliyetinin 117.158.145 Euro olduğu hesaplanmıştır. Bu çalışmaya hastalığın sebep olduğu uluslararası ticaret
ve turizm kaybı dahil edilmemiştir.
Yalçın ve Şentürk tarafından yapılan bir
çalışmada ise 1999 yılında Şap hastalığının ülkemizde sebep olduğu ekonomik
kaybın 51,3 milyon dolar (bugünkü değerle 105.165.000 TL) olduğu belirlenmiştir.
Şap hastalığından dolayı yıllık % 15 süt
kaybı görülmektedir. Et kaybı ise % 10
dolayındadır.
2012 yılının sonbaharında Anadolu’daki
bazı büyükbaş ve küçükbaş hayvanlardan kan alınarak yapılan bir çalışmanın
ilk analiz sonuçlarına göre; hastalığın
büyükbaş ve küçükbaş tüm hayvanlarda görülme oranı %21, büyükbaşlarda
görülme oranı %15 ve küçükbaşlarda ise
%23,5 olarak hesaplanmıştır.
Hastalık görülen bölgelerde canlı hayvan
ve hayvansal ürün ticareti durdurulmakta, çok sayıdaki tarımsal ürünün başka
ülkelerce ithalatına sınırlama getirilebilmektedir.
Trakya, Şap hastalığı açısından korunmuş bir bölgedir. Dünya Hayvan Sağlığı Teşkilatı (OIE) tarafından da Trakya,
27 Mayıs 2010 tarihinden itibaren Şap
hastalığından aşılı hastalıksız bölge olarak kabul edilmiştir. Söz konusu statüyü
korumak üzere Trakya’ da Şap hastalığına yakalanmış ya da hastalıktan şüpheli
hayvanlar en yakın mezbahada tazminatlı olarak kesime sevk edilmektedir.
Bakanlığın belirlediği usul ve esaslar dışında Trakya’ya Şap hastalığına duyarlı
canlı hayvan sevki yapılamaz.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca
Şap hastalığının ülkemizde yok edilmesi amacıyla 2014 yılından itibaren risk
bazlı stratejik bir plan uygulanacaktır.
Bu Plan çerçevesinde yapılacak çalışmalar ile Trakya’nın korunmuş bölge durumunun sürdürülmesi, Anadolu’da ise
Marmara ve Ege bölgesinden başlayarak
kademeli olarak aşılama ve tazminatlı kesim ile hastalığın bitirilmesi ve bu
bölgelerinde hastalıktan korunmasının
sağlanması hedeflenmiştir.
Hayvanlarınıza Şap Aşısını Yılda
2 Defa Kampanya Dönemlerinde
Yaptırmayı Unutmayınız…
DOĞRU
Aşı olursa süt verimi düşer
Aşı olursa süt verimi sadece birkaç gün düşer.
Oysa hayvanlarınız şap aşısı olmazsa, süt verimi
yaşamıboyunca düşer.
Aşı olursa gebe hayvan yavru atar.
Aşı olursa gebe hayvan yavru atmaz, aksine yeni
doğan yavru hastalığa karşı dayanıklılık kazanır.
Gebeliğin son 1 ayında hayvanlara aşı yapılmaz.
Büyükbaşı senede 1 aşılatmak
yeterlidir.
Büyükbaşa senede 2 defa,
Küçükbaşı aşılatmak gerekmez.
Küçükbaş ise 1 defa, gerekirse 2 defa aşılanmalıdır.
Köy-Koop Haber Mayıs 2014
KOOPERATİFÇİLİK
19
Dünyadan Kooperatif
Hikâyeleri
Avrupa Kooperatifçileri Polonya
Varşova’da bir araya geldiler
Değerli okurlar,
Bu sayımızda, Kenya’daki bir Süt
Kooperatifinin başarı hikâyesini sizlerle paylaşacağız. Kooperatiflerin
markalaşarak nasıl etkin olabileceklerine ve ticari bir hüviyet kazanacaklarına dair dair güzel bir örnek.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve
Spor Bayramınızı kutlarız.
»» Avrupa’daki 36 ülkeden 92 örgütün üyesi olduğu, 123 milyon kişinin ortağı
olduğu ve 160 binden fazla tesisi olan 6 milyondan fazla insana istihdam yaratan
Uluslararası Kooperatifler Birliğinin (ICA) en büyük kıta örgütü olan Avrupa
Kıta Örgütü Cooperative Europe’un 2014 Genel Kurulu 3-4 Nisan 2014 tarihleri
arasında Polonya Varşova’da gerçekleştirildi.
Dr. Nezaket CÖMERT / Dr. Erhan EKMEN
Githunguri Süt Üretimi
Yapan Çiftçilerin Kooperatifi
Githunguri Süt Üretimi Yapan Çiftçiler Kooperatifi, 1961 yılında Kenya’nın
Githunguri şehrinde 31 süt üreticisinin birlikteliğiyle kurulmuş. Bugün
260 çalışanı, 17.000 ortağı ve 68 tane
süt toplama merkezi ile Kenya Süt
Endüstrisinde devrim yaratmış.
Kooperatifin temel hedefi, her zaman
tüketicilerine ihtiyaçlarından daha
fazlasını karşılayacak kadar dünya
standartlarında taze süt ve süt ürünleri sunmak olmuş. Kooperatif, ortaklarının sütlerini Fresha Şirketine ait
‘‘Fresha’’ markası altında paketlenmiş taze süt, yoğurt, fermente edilmiş
süt (Maziva Lala), tereyağı ve kaymak
olarak pazarlamasında önemli bir rol
üstlenmiş. Ürünlerin pazarlanması
için seçilen bu markanın adı, tazeliği simgeleyen ‘‘Daima Tarımın Gerçek Tazeliği’’ sloganıyla diğer satılan
ürünlere örnek teşkil ediyormuş.
Kooperatifin 2004 yılında kendi süt
işleme tesisini kurması, karlılığında
ve büyümesinde artışa neden olmuş.
2 yıl sonra Ulusal Şirketler Yılın
Ödülleri töreninde en gelişmiş şirket
ödülüne layık görülmüş.
Kooperatifin Fresha markası adı altında satılan sütü, artık Kenya’nın
başkenti Nairobi’de önde gelen taze
süt markası haline gelmiş. Bu hızla
büyümenin nedeni, kalite standartlarına bağlı üretim yapmalarından
kaynaklanmış. Ayrıca Kooperatif
Githunguri’de günlük yaklaşık olarak 170.000 litre süt üretimiyle
Kenya’nın 3. büyük süt ve süt ürünleri faaliyetini gerçekleştirme devam
ediyormuş. Fresha marka adıyla satılan yoğurt, tereyağı ve kaymak gibi
süt ürünleri Kenya’da Süt Endüstrisinin yüzünü değiştirmiş (http://
www.fresha.co.ke/).
Denizlerde Av Yasağı Başladı
»» 2013-2014 balıkçılık av sezonu 15 Nisan tarihinde
kapandı.
Genel av yasağı, 15 Nisan tarihinden
itibaren trol ve gırgır ağları ile avcılık yapan balıkçılar için geçerli.
Ancak bu tarihten itibaren isteyen trol
ve gırgır gemilerinin karasuların bitişiğindeki uluslararası sularda İl Müdürlüklerinden alınan izin belgesi ile “3/1
Numaralı Ticari Amaçlı Su Ürünleri
Avcılığını Düzenleyen Tebliği” ile getirilen düzenlemelere uyulması şartıyla su ürünleri avcılığı yapabilecekler.
Ayrıca su ürünleri avcılık tebliği ile
getirilen düzenlemelere uyulması
şartıyla uzatma ağlarıyla su ürünleri
avcılığı da serbest olacak.
2013-2014 av sezonunda avcılıktan
elde edilen üretimin önemli bir bölümünü hamsi, palamut, istavrit ve
çaça gibi göçmen balık türleri oluşturdu. Genel av yasağı ise 1 Eylül’de
sona erecek.
Genel Kurula başta ICA Başkanı Bayan Pauline Green olmak üzere,
Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden
örgüte üye olan kooperatif üst örgütlerinin Genel Başkanları, Yönetim Kurulu üyeleri ve uzmanları ile
Polonya’dan üst düzey devlet yetkilileri ve iştirak etti.
Genel Kurula ülkemizden Milli Kooperatifler Birliği Genel Başkanı
Muammer Niksarlı, Başkan Danışmanı Hüseyin Polat, Türkiye Tarım Kredi Kooperatifler Birliği’nin
Yönetim Kurulu Üyeleri; Ahmet
Sakin, Osman Şirin, Hacı Özata ve
Emrullah Tekman, Uzman Harun
Bolut ile birlikte ICA- ICAO Yönetim
Kurulu Üyesi, Türkiye Milli Kooperatifler Birliği (TMKB) Genel Başkan Yardımcısı olan ORKOOP Genel Başkanı Cafer Yüksel katıldılar.
Genel Kurul 3 Nisan 2014 tarihinde
Polonya Milli Kooperatif Komitesi
Başkanı Alfred Domalgalski, ICA
Başkanı Pauline.Green, ICA Cooperative Europe Başkanı Dirk J. Lehnhoff açış konuşmaları ile başladı.
Polonya Milli Kooperatif Komitesi
Başkanı Alfred Domagaski ev sahibi
olarak tüm genel kurula hoş geldiniz konuşması yaptı ve Polonya’daki
kooperatifçilik hareketi ve sorunları
konusunda bilgi verdi. ICA içinde
Cooperative Europe’un önemini ve
örgütün Avrupa için oynayacağı rollere değindi. Avrupalı kooperatifçileri ülkelerinde görmekten memnuniyetlerini ifade ettiler.
ICA Başkanı Pauline Green yaptığı
konuşmada kooperatifçilik hareketinin başarısı için birlik ve beraberliğin önemine değinerek, yeni
oluşturulan ICA yüzü ile önemli
çalışmalara imza atıldığını, örgüte
üye kooperatiflerin sağlıklı bir veri
tabanında birleştirilmesi yolunda
çalışmalar yürütüldüğünü, bu konuda üye örgütlerin gerekli desteği vermelerini istedi. Cooperative
Europe’un dünya kooperatifçilik
hareketinde önemli roller üstlendiğini, Başarılı çalışmalar yürüttüğünü ifade etti.
Cooperative Europe Başkanı Dirk
J. Lenhnhoff yaptığı açış konuşmasında 2013 yılında Avrupa’da
kooperatiflerin bazı temel değişiklikler gördüğünü, İstanbul’da gerçekleştirilen genel kurulda yapısal
ve statü değişikliklerinin onaylandığı, Cooperative Europe Başkanlığına geldiğini, bu değişimin yeni
yapısal ve statü değişimlerinin Avrupa kooperatifleri için önemli katkılar sağlayacağını açıkladı. 2012
Uluslararası Kooperatifler Yılının
kooperatifçilik hareketinin başarılı
model olduğu anlayışının bir kanıtı olduğunu ifade etti. Bu dönemde
kooperatifler medyada büyük ilgi
görmüştür. Kamuoyunun dikkati
çekilmiştir. Ama yinede kooperatiflerin sorunlarının birçok ülkede
devam ettiğini söyledi. Bu sorunların birlikte dayanışma ile aşılacağına inandığını belirtti. Kooperatifçilik modelinin dayanışma ile
sürdürülebilir ve ortaklık ilişkisi
içinde sorunlara çözüm getirdiğini, kooperatiflerin güvenli istihdam
alanı olduğunu ve ortaklarına azami fayda sağladığını, menfaatlerini
[email protected]
pılması konusunda görüş sunuldu.
03 Nisan 2014 tarihinde öğleden
sonraki programda üç ayrı salonda Turizm Kooperatifleri, Kadın
kooperatifleri ve Polonya’daki kooperatifçilik hareketi konusunda
forumlar gerçekleştirildi. Yapılan
sunuşların ardından konular tartışıldı. Ülkelerin deneyimleri ve geleceğe yönelik yapılması gereken
koruduğunu açıkladı. Yaşamın her
alanında kooperatiflerin ortaklarına hizmet verdiğini, ihtiyaçlara
göre yeni kooperatif çeşitlerinin
kurulduğunu, özellikleri nedeniyle
diğer işletme modellerinden farklı
bir model olduğuna değindi.
çalışmalar açıklandı. Gelişen dünya
koşullarında yeni kooperatiflerin
durumu ele alındı. Ev sahibi ülkede
Polonya’daki kooperatifçilik hareketindeki son gelişmeler ve sorunları uluslararası bir platformda sunuldu ve değerlendirildi.
Ünal ÖRNEK
Ziraat Yüksek Mühendisi
Önümüzdeki yıllarda Cooperative
Europe’un daha etkin çalışmak istediğini, 2013 yılında AB Komisyonu ile birlikte oluşturulan çalışma
grubu ile önemli bir adım atıldığını eğitim için fon yaratılmaya çaba
gösterildiğini, genç insanların kooperatifçilik için önemli olduğunu ve
onları yanımıza çekmemiz gerektiğini ifade etti. Cooperative Europe’un
genç bir ekipten oluştuğunu, kooperatifler arası ilişkilerin geliştirilmesi konusunda önemli adımların
atılacağını buna inancının yüksek
olduğunu söyledi. Bu genel kurulda
ortaya konuşulacak görüş ve değerlendirmelerin kendileri için büyük
fayda sağlayacağını açıkladı.
Daha sonra Polonya’daki devlet
temsilcileri birer hoş geldiniz konuşması yaptılar. Bakan Olgierd
Dziekonski yaptığı konuşmada
Polonya Devlet başkanı Bronislaw
Grezesczak’ın mesajını genel kurula sundu. Daha sonra Parlemento Başkan Yardımcısı Eugeniusz
Grzesczak bir konuşma yaptı. Kooperatifçiliğin Polonya için büyük
önem taşıdığını, kooperatifçilik
sorunlarının çözümü konusunda
çalışmalar yaptıklarını ve Polonyalı
kooperatifçilerle bu konularda işbirliği yapıldığını ifade etti. Ardında Polonya’da kooperatifçilik ile ilgili bakanlık temsilcileri söz aldılar.
Açılış konuşmalarından sonra
İstanbul’da gerçekleştirilen 2013
Cooperative Europe Genel Kurulundaki çalışmalar gözden geçirildi. Bu çerçevede kararlar ve mali
hesaplar genel kurulun onayına
sunuldu. 2014 yılında yapılması
planlanan çalışmalar ve bütçe işle
ilgili çalışmalar değerlendirildi, kararlar ve mali raporlar genel kurula
sunuldu ve onaylandı. Bir sonraki
genel kurulun yeri konusunda görüşmeler yapıldı ve Brüksel’de ya-
Genel Kurulun ikinci
gününde 4 Nisan 2014
tarihinde kooperatifçilik
konusunda önemli
konu başlıklarında
oluşan, çalıştaylar
yapıldı. Çalıştaylarda
kooperatifçilik ilkelerinin
bugünü, dünyadaki
gelişmeler çerçevesinde
kooperatifçilik hareketinin
ihtiyaç duyduğu yeni
kooperatifçilik ilkeleri
konusundaki eğilimler
görüşüldü. Başta AB olmak
üzere kıta Avrupa’sındaki
kooperatifçilik politikaları
değerlendirildi. Genç
kooperatifçilerin
kooperatif kurmada ve
yürütmede karşılaştıkları
sorunlar ve çözüm yolları
tartışıldı.
Cooperative Europe’un 14. Genel
Kurulunda Avrupa Kooperatifçilik
hareketinin bugünü ve geleceğine
yönelik değerlendirmeler yapıldı.
Ortak fikirler gelen değişimler ve
bunlara karşı yapılması gereken
çalışmalar ve izlenmesi gereken
politikalar konuşuldu. Dünya kooperatiflerinin sağlıklı bir veri tabanı oluşturması konusundaki çalışmalar görüşüldü. Özetle Avrupa
kooperatifçileri AB ve dışı ayrımı
yapmadan tüm kıtada sosyal ve
ekonomik gelişmeler doğrultusunda, kooperatiflerin demokrasiye
bağlı, doğaya ve insani değerlere
saygılı, ayrımcılıktan uzak, eşitliği
ve dayanışmayı ön plana alan bir
politika izlenmesinde, tüm ülkelere
bu yönde destek olunması noktasında birleşti.
20
Mayıs 2014 Köy-Koop Haber
KIRSAL KALKINMA
Kooperatiflerde Yönetim Kurulunun
Yetkileri ve Görevleri -IV-
»» Sevgili Kooperatifciler, kooperatiflerin Genel Kurul toplantı
döneminin başlamasından dolayı kaleme aldığım dördüncü
yazılarımda bu ay da Kooperatif Yönetim Kurulunun görev ve
sorumlulukları konularına devam ediyorum.
Kusurlu Sorumluluk Nedir?
• Kusurlu sorumluluk yönetim kurulu üyelerinin kusurundan kaynaklanan bir sorumluluktur.
• TTK.md.338 bir kusur karinesi getirmektedir; yani ortaklara verilen zararların yönetim
kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının
sonucunda meydana geldiği asıldır; Yönetim
kurulu üyeleri kusursuz olduklarını ispat etmedikçe kusurlu sayılırlar.
Sözleşmeden Doğan Sorumluluk Ne
Demektir?
• Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu
sözleşme niteliği taşır.
• Yönetim kurulu üyelerinin kanun veya sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmemeleri ortaklar ile aralarındaki sözleşmenin bir ihlâlini teşkil eder.
Müteselsil Sorumluluk Ne Demektir?
• Yönetim kurulu üyeleri, yönetim kuruluna verilmiş olan görevlerin ihlâli nedeniyle müteselsilen sorumlu tutulmuşlardır
(KK.m.98;TTK.m.336).
• Yöneticiler için öngörülen teselsül, tam teselsüldür. Yani davacı, sorumlu yöneticilerin
kusur derecesine bakılmaksızın tazminatın tamamını birinden veya hepsinden talep edebilir.
Müteselsil Sorumluluk Halleri
• Ödemelerin doğru olmamasından doğan sorumluluk: Yönetim kurulu üyeleri, ortakların
yüklendikleri ortaklık paylarının zamanında
ödenmesini istemek, takip etmek ve ortaklık
paylarının ödenmesi ile ilgili kayıtların doğru
olmasına itina göstermekle görevlidir. Pay bedellerine mahsuben yapılan ödemelerin doğru
olmamasına bağlı olarak bir zararın doğması
halinde, yönetim kurulu üyeleri meydana gelen zararları tazminle yükümlüdür.
• Dağıtılan ve ödenen gelir-gider farkının gerçek olmamasından doğan sorumluluk: Gerçek müspet fark yıllık bilançoya göre hesap
edileceğinden, bilançonun bilanço ilkelerine
uyularak ve usule uygun olarak hazırlanmış
olması lâzımdır. Yönetim kurulunun gelir gider farkı dağıtımında, kanun ve ana sözleşme
hükümlerini göz önünde bulundurması gerekir. Dağıtılan müspet gelir farkı “gerçek değilse” yahut “usulüne uygun dağıtılmamışsa”
yönetim kurulu üyeleri, bundan doğan zararlardan müteselsilen sorumludur.
• Kanunen tutulması gereken defterlerin
mevcut olmaması veya intizamsız bir suretle
tutulmasından doğan sorumluluk: Kooperatifler, kanunen tutulması gereken defterler
(yevmiye defteri, defter-i kebir, karar defteri, ortak defteri) ile kooperatif işletmesinin mahiyet ve öneminin gerektirdiği diğer
bütün defterleri tutmakla yükümlüdürler
(TTK.m.66). Bu yükümlülük yönetim kuruluna aittir. Yönetim kurulu, kusuru memur
ve müstahdemlere yükleterek bu sorumluluktan kurtulamaz. Ticari defterlerin kısmen
veya tamamen mevcut olmamasından yahut kanuna uygun olarak tutulmamasından
veyahut saklanması mecburi olan defter ve
kâğıtların gereği gibi saklanmamasından doğacak zararlardan yönetim kurulu üyeleri sorumludur (TTK.m.67/11).
• Genel kurul kararlarının sebepsiz olarak yerine getirilmemesinden doğan sorumluluk:
Kooperatiflerde icra organı yönetim kuruludur. Bu sıfatla genel kurul kararlarının icrası
da yönetim kuruluna düşer. Yönetim kurulu
üyeleri, genel kurul kararlarını geciktirmeksizin ve kararın gereklerine uygun şekilde
icra etmekle yükümlüdür; aksi davranış sorumluluk nedenidir. Ancak bu ilke sadece
genel kurulun sıhhatli kararları için geçerlidir. Yönetim kurulu üyeleri, icrası söz konusu olan kararı sıhhat yönünden ncelemek
zorundadırlar. Sakat kararları icra etmekten
kaçınmaları gerekir. Sakat kararların yerine
getirilmemesi değil, tam aksine icra edilme-
Turgay SOLMAZ
Köy-Koop Genel Müdürü
si sorumluluk doğurur. Buna göre yönetim
kurulu üyeleri sakat bir genel kurul kararını
icradan kaçınabilir ve bu nedenle sorumlu
tutulamaz. Zira kararın sakatlığı, icradan kaçınmak için KK.m.53 kapsamında haklı bir
sebep teşkil eder.
Kuruluş İşlemlerinde Usülsüzlük
• Kuruluştaki belgelerin doğru olmaması,
• Sermaye hakkında yanlış beyanlar,
• Mal cinsinden sermayeye değer biçilmesinde hile,
• Bir işletmenin veya bazı malların devir alınmasında usulsüzlük.
Müdürün Hatalarından Sorumluluk
• Yönetim kurulu üyelerinin, kooperatif müdürlerinin sebebiyet verdikleri zararlardan
dolayı sorumlu olmayacakları kuralı benimsenmiştir (TTK.md.346). Ancak yönetim
kurulu üyeleri, müdürlerin sebep oldukları
zararlardan üç halde müteselsilen sorumlu
tutulabilir.
• Ehil müdür tayin etmemek
• Zararlı işlere müsamaha göstermek
• Yetki dışı izinler vermek
Kooperatifin İflasında Sorumluluk
• Kooperatifin iflası halinde bunun neticeleri
sadece kooperatif tüzel kişiliğine aittir.
• Yönetim kurulu üyeleri şahsi kusurları olmadıkça bundan dolayı sorumlu tutulamazlar.
• Yönetim kurulu üyeleri sadece kooperatif
alacaklılarına karşı, iflasın açılmasından önceki son üç yıl içinde her ne nam altında olursa olsun hizmetlerine karşılık olarak da olsa
münasip ücreti aşan şekilde aldıkları miktarları, gelir gider farkı olarak haklarından fazla
aldıkları miktarları ve almamaları gerektiği
halde aldıkları paraları geri vermekle yükümlüdür (TTK.md.474).
Kanun Ve Ana Sözleşmeye Uymamak
• Yönetim kurulu üyeleri, kanun ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği diğer görevleri kasten veya ihmal neticesi yapmamalarından dolayı doğacak zararlardan müteselsilen
sorumludurlar (TTK.md.336).
• Bu görevlerden biri, bir yönetim kurulu
üyesine bırakılmış ise sorumluluk ilgili üyeye
yükletilir. Bu takdirde o işlemden dolayı müteselsil sorumluluk söz konusu olmaz.
Üst Birliklerin Talimatına Uymamak
• Sorumluluğun derecesi anasözleşmede gösterilmek üzere, üst kuruluşlar tarafından verilen talimatlara uyulmamasından doğan zararlardan dolayı yönetim kurulu müteselsilen
sorumludur.
Özel Kanun Hükümlülükleri
• 4857 sayılı İş Kanun’unda öngörülen hususların yerine getirilmemesi halinde işveren
veya vekilleri hakkında para cezası hüküm
olunur.
• 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine
göre; vergi kanunları gereği vergi borcu olan
kooperatifin yönetim kurulu üyelerinin ödemeleri kasıt veya ihmalleri nedeniyle yerine
getirmemeleri yüzünden kooperatif varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi
alacakları, kanunî ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Yönetim kurulu üyeleri bu suretle ödedikleri vergiler için
asıl mükellef olan kooperatiften talepte bulunabilirler.
“Eğitim Şart”
»» Verimlilik, teknoloji, teknolojik gelişme, katma değeri yüksek
ürünlerin üretimi, eğitim kalitesi ve eğitime katılım yüzdesinin
artırılması vs. gibi kavramların sıkça kullanıldığı günümüzde,
hedeflenen; 25.000 $ kişi başı gelir ve 500 milyar dolar ihracat,
konusunda görüşlerimi daha önce de yazdım.
Ancak geçen sürede daha farklı
argümanların hızla devreye
sokulması gerekirken zaman
hızla geçmekte ancak önlemlerin alınması ve uygulamasında gecikilmektedir. Kesin
olan gerçek artık kısır çatışmalardan uzak çok hızlı bir
döneme girilmesi gereğidir.
Ben ve benim yaşımdaki nesiller, bazıları bireysel olarak
rahat etmiş olsalar bile, her
sabah kalktıklarında farklı bir
gündemle karşılaşmaktan yoruldular. Hiçbir şeyi yeniden
keşfetmeye gerek yok. Yöntem belli. Teknolojik gelişmenin temeli eğitim düzeyinin
yükseltilmesi ve araştırma faaliyetleridir. Yeni teknolojiler
yeni üretim süreçleri yaratmaktır. İşletmelerin gelişmesi
sadece mali güç ile değil teknolojik araştırma yapma ve
yaratma kapasiteleri ile ilgilidir. 1930’lu yıllarda bu gerçeği gören Schumpeter şunları
yazıyordu “Gerçek rekabet,
maliyet ve kalite bakımından
kesin üstünlüklere sahip olmayı gerektirecek, işletmelerin sadece kazanç hadlerini
ürettikleri mal miktarını değil
dayandıkları temeli ve varlıklarını bile etkileyecektir”.
Teknolojik bilgi birikimi temel ve uygulamalı bilimlerdeki araştırmalara bağlıdır.
Aslında temel bilimlerdeki
araştırmalar her zaman tarımda, endüstride ve hizmetler sektöründe karşılaşılan
sorunlara çözüm getirmeyebilir ancak bu tür araştırmalar sonucunda ortaya atılan
Tevfik Fikret CENGİZ
Köy-Koop Merkez Birliği
Proje Koordinatörü
[email protected]
kuramlar zamanla değişik
alanlarda karşılaşılan sorunlara başarıyla uygulanabilir.
Dünya Bankası
2010 yılı verilerine
baktığınızda ortalama
eğitim ABD’de 12,5
yıl, Almanya 12,2
yıl, Türkiye 6,5 yıl,
Polonya 10 yıl olduğu
görülmektedir. Diğer
ülkelere baktığınızda
gelişmişler ile
gelişmekte olanların
farkı aynı şekildedir.
Eğitim düzeyi düşük
olunca katma değeri
yüksek olan ürün
üretmek konusunda
başarı sınırlı
kalmaktadır.
Katma değeri yüksek ürün
diyince ilk akla çok teknolojik bir ürün geliyor ama oraya kadar gitmeye gerek yok,
örneğin tarımda inek başına
süt verimi AB’de neredeyse
bizimkinin iki buçuk katı. Biz
birim başına iki ton yonca
üretirken Almanya 7 ton üretiyor. Önce mevcut durumda
iş gücü verimliliğini yükseltmek gerekiyor. Bu nasıl kapatılacak. Eğitimle. Ancak işin
başındakilerin bu durumu
görmüş ve açıkça belirtebiliyor olması da çok önemli. Nitekim Ali Babacan verdiği bir
mülakatta bu konuda şöyle
diyor1 “ Yüksek katma değer
ancak yetişmiş insan gücüyle
olur. Ortalama bir eğitim yapısıyla Türkiye’nin üretebileceği, oluşturabileceği katma
değer sınırlıdır, Türkiye’nin
ekonomik büyüklüğü sınırlıdır. Bunun ötesine geçmemiz
ancak daha iyi eğitilmiş bir
nüfusla olabilir”
Sonuçta şunları söylemek
işin özeti olacaktır. Mevcut
durumda işgücü verimliliğinin artırılması öncelikli konudur. ARGE çalışmaları ise
son yıllarda yoğun bir şekilde desteklenmektedir. Ancak
buradaki sorun, çalışma yapıldıktan sonra endüstriyel
üretime geçilmesi ve ticari
bir mal olarak pazara sunulmasında kapasite ve finansman konuları darboğaz oluşturmaktadır. Bunun çözümü
kamu desteği mi olur, risk
sermayesi mi olur ya da hepsi
bir arada mekanizmalar oluşur. Aksi halde bir çok çalışma
raflarda kalacaktır. Ayrıca her
işin kamuya yıkılması yerine
belirli büyüklükten sonra firmaların ya kendileri yenilikçi
çalışmalar yaparlar ya da kurulacak risk fonlarına katkıda
bulunurlar gibi yaklaşımlarla
yeni düzenlemeler yapılabilir.
AB Fonlarında Tarım Amaçlı 3,8 Milyar
Euro Bütçe Var
»» İzmir Ticaret Borsası (İTB), TÜBİTAK Ulusal İrtibat Noktası ile
birlikte “Avrupa Birliği Horizon 2020 Programı ve Gıda Güvenliği,
Sürdürülebilir Tarım ve Biyoekonomi Alanı Bilgi Günü” düzenledi.
Eğitim programındaTÜBİTAK
Ulusal İrtibat Noktası Temsilcisi Çınar Adalı Öner borsa
üyeleri, çevre oda ve borsalarla ilgili kamu kurumlarından
gelen temsilcilere yaptığı sunumun ardından; 1984 yılında temeli atılan ve günümüze
kadar giderek gelişim gösteren AB proje programları ve
son olarak açıklanan AB Horizon 2020 ile ilgili bilgi veren
Adalı, “Programın amacı, arge ve inovasyon sistemlerini
güçlendirerek AB üyesi ülkeler arasında rekabeti etkin
kılmak. Programa AB’ye üye
ülkelerin yanısıra Türkiye’nin
de aralarında yer aldığı, üye
olmayan ancak destek alma
hakkına sahip olan ülkeler katılabiliyor.” şeklinde konuştu.
2014-2020 yılları arasında
sürecek Horizon 2020 programının toplam bütçesinin
78,6 milyar euro, temel bileşenlerininse bilimsel mükemmeliyet, endüstriyel liderlik
ve toplum meselelerine çö-
züm getirme olduğuna dikkat
çeken Çınar Adalı Öner, “Son
yıllarda büyük bir ivme kazanan ve programa katılım hakkına sahip olan Türkiye’den,
bu süreçte aktif katılım bekliyoruz. Üniversitelerin ağırlıkta olduğu katılımcıların yanısıra meslek kuruluşları, kamu
kurumları, STK’lar, KOBİ’ler
ve araştırma merkezleri gibi
kuruluşlar da programa oldukça ilgi göstermekte.” dedi.
Ticaret borsalarının faaliyet
alanına giren tarım ve gıda konularının, "sosyal problemlere çözümler" bileşeni altında
“Gıda Güvenliği, Sürdürülebilir Tarım, Deniz ve Denizcilik
Araştırmaları ve Biyo-Ekonomi” başlığında yer aldığına
dikkat çeken Öner, “Bu başlık altında verilecek projeler
için ayrılan toplam bütçe 3,8
milyar eurodur. Bu alandaki
projelerle güvenli, yüksek kalitede gıda ve biyolojik ürünlerin yeterli miktarda tedarik
edilebilmesi, üretken ve kaynak verimli birincil üretim
sistemlerinin oluşturulması,
sürdürülebilir ve düşük karbonlu tedarik zincirlerinin
sağlanması amaçlanmaktadır. Bu alan kapsamında yedi
yıl boyunca desteklenecek aktiviteler ise tarım ve ormancılık, güvenli beslenme için gıda
ve tarım sektörü, sucul canlı
kaynakları, biyolojik tabanlı
endüstriler ve biyo-ekonomi
ile deniz araştırmalarıdır.”
diye konuştu.
Köy-Koop Haber Mayıs 2014
SAĞLIK
Bir Kağıt Parada 3 Bin Çeşit
Bakteri!
»» New York Üniversitesi'ndeki (NYU) Kirli Para
Projesi'nde görevli araştırmacılar dolar üzerinde
yaptıkları DNS çalışmasında paranın üzerinde yüzlerce
çeşit bakteri buldular.
NYU araştırmacıları 1 dolarlık banknot üzerinde yaptıkları genetik materyal analizinde, toplam 3 bin çeşit
bakteri keşfetti. Bu sayı örneklerin
mikroskop altında incelendiği daha
önceki çalışmalarda ortaya çıkan
sayıdan oldukça fazla. Yine de bu
miktar insan dışı DNA'ların ancak
yüzde 20'sini kapsıyor. Araştırmacılar, buna neden olarak genetik veri
bankalarında bu kadar çok mikroorganizmanın kategori altına alınmamasını gösteriyor.
Bol miktarda tanımlanan türlerden
biri akneye neden olan bakteriler
oldu. Tanımlanan diğer bakteriler
ise ülser, zatürre, gıda zehirlenmesi ve stafilokok enfeksiyonları gibi
rahatsızlıklara neden oluyor. Hatta
bazıları antibiyotik direncinden sorumlu genler taşıyor.
NYU Genom ve Sistemler Biyolojisi Merkezi'nden genom sıralama
sorumlusu Jane Carlton yaptığı yorumda, "Bu gerçekten bizleri şaşırttı.
Gerçekten de paranın üzerinde üreyen mikroplar bulduk" dedi.
Henüz yayınlanmamış bu araştırma
uluslararası bir sorun olan kirli para
sorununu bir kez daha hatırlattı. Rupiden euroya kağıt paralar dünyada
Sıcak İçecek Gırtlak
Kanserine Davetiye
»» Uzmanlar çok sıcak içecekler tüketmenin yemek
borusu ve gırtlak kanserinde en önemli etken olduğunu
belirtiyor.
İstanbul Samatya Eğitim ve
Araştırma Hastanesi Genel
Cerrahi Klinik Şefi Opr. Dr.
Mehmet Emin Güneş, gırtlak kanserinin son yıllarda
arttığını belirterek "Erzurum,
Van, Kars ve Ağrı'da yemek
borusu kanserine çok rastlanıyor. Nedeni ise çok
fazla tüketilen sıcak
çay" dedi.
Dr.Güneş
sözlerine
şöyle devam etti: "Özellikle
Erzurumlular 'kıtlama' denilen yöntemle ağızda şekeri tutarak çayı aşırı
sıcak tüketir. Bu da ağız tabanında ve
yemek borusunda bir kronik hasara,
kanser gelişmesine sebep olur. Çaya
şeker konulup karıştırıldığında, sıcaklığı bir miktar düşer. Bu sıcaklık farkı
kanser oluşumunda en önemli etken.
Kanser hücrelerinin en sevdiği
beslenme maddesi şeker. Doğu ve
Stresi Azaltan Mucize Besinler
»» Muz, ceviz hatta yeşil biber stresinizi azaltmanıza yardımcı oluyor.
Gün içerisinde yaşanan sıkıntıların
kişide strese neden olabildiğini söyleyen bilim insanları, stresi azaltabilmek için bazı besinlerin bize yardımcı olabileceğini belirtiyorlar.
“Kişisel problemleriniz gün içinde
yaşanan sıkıntılara eklenince gününüz katlanılmaz bir hal alabilir. Bu
sıkıntıları besinler çözmese de strese bağlı vücudunuzda hormonal
olarak meydana gelecek değişiklikleri besinler ile azaltabilirsiniz." diyen Tutar bu besinleri sıraladı:
Muz
en fazla el değiştiren maddelerden
birisi. Hijyenistler uzun zamandan
bu yana bunun bir salgının kaynağı
olabileceği konusunda uyarılarda
bulunuyor.
23 ülke için özel banknotlar yapan
Innovia Security Müdürü Philippe
Etienne yorumunda, "Vücut sıcaklığındaki bir cüzdan bakteri üretme
kabı gibi." dedi.
Bazı para uzmanları merkez bankalarının ve devlet hazinelerinin
mikrobiyolojiden çok paranın sahtesinin yapılabilirliği ve sağlamlığı
konusunda endişe duyduklarına dikkat çekiyor. Dünya genelinde her yıl
yaklaşık 150 milyar dolar yeni banknot tedavüle giriyor. (WSJ Türkiye)
Güneydoğu'da kış uzun
sürüyor. Bu nedenle sıcak
ve demli çayı çok fazla tüketiyorlar.
Yutma güçlüğü, yutarken takılma hissi, en önemli belirtidir. Hemen uzman hekime
başvurmak gerekir. Bu tür
hastalara derhal gastroskopi
yapılmalı.
Kansere ait bir lezyon
varsa, derhal temizlenmeli ve tedaviye başlanmalı.
Operasyonda yemek borusunun tamamı ya da midenin yarısı alınıyor.
Bu riskli bir ameliyattır. Türkiye'de
de kısıtlı merkezlerde yapılır. Bu
operasyon İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi
Kliniği'nden Doç. Dr. Hasan Bektaş
ve ekibi tarafından başarıyla gerçekleştiriliyor."
Dt. Coşkan ARAS
ALIŞKANLIK
Yaşlı iki kadın kocalarını çekiştiriyorlar:
• Kocam tırnaklarını yiyor, sinir oluyorum, kardeş…
• Kardeş sorma, benimkinde de bir zamanlar bu dert vardı.
• Artık yemiyor mu?
• Hayır, ben onun bu berbat alışkanlığını
kırdım.
• Nasıl?
• Protezlerini sakladım.!!!
21
İçerisinde potasyum bulunan besinlerin
başında gelen
muz sakinleşmeniz için en önemli besinlerden
birisidir. Ayrıca mutluluk hormonu seratoninin salgılanmasını da
sağladığı için günlük stresinizin
azalmasını sağlayacak başlıca besin
kaynaklarından birisidir.
Ceviz
Ceviz özellikle
uyku problemi olan bireylere önerilir.
Çünkü ceviz
tükettiğinizde melatonin
adı verilen ve kişiyi sakinleştiren
ve daha rahat uyumasını sağlayan
hormon salgılanır. Bu sebeple günde 2-3 tam ceviz tüketmeniz stresinizi azaltacaktır
Balık
Kan şekerinin dengeli
olması stresin
yaşanmaması için
önemlidir.
Düşük kan
şekeri bireylerin sinirlenmesine ve
ekstra strese girmesine neden olabilir. Protein kan şekerinin dengeli
olması için en önemli besin öğesidir. Balıklar, özellikle ton, somon,
uskumru gibi yağlı balıklar hem
protein içerikleri hem de içeriğinde
bulunan omega-3 nedeni ile beslenme programlarında bulunması
gereken bir besindir.
Çikolata
Çikolata tükettiğinizde maksimum seviyede
mutluluk
hormonu salgılanır. Yaşadığınız stresin
mümkün olduğunca sizi az etkilemesini istiyorsanız çok düşük miktarlarda çikolata
tüketebilirsiniz. Ama fazla tüketip
kilo alıp daha fazla strese girmemek
içinde dikkatli olmalısınız.
Tahıllı Ekmek
Yeşil Biber
Stresi azaltmada
C vitamininden
zengin beslenmenin adrenalin seviyesini arttırdığı
ama daha da önemlisi stresi azalttığı
gözlenmiştir. Yeşil biber hepimizin
bildiği C vitamini kaynakları olan
portakal ve mandalinadan daha
yüksek C vitamini içeriğine sahiptir.
Ekmek içerisinde bulunan maya
bireylerin sinir sistemini etkileyerek kişinin daha sakin bir gün geçirmesini sağlar. Ekmeksiz olarak
yapılan beslenme programlarında
daha sık baş ağrıları meydana gelebilir. Bu sebeple içeriğindeki çavdar
unu veya buğday unu içeriği yüksek
olan ekmekler yeterli miktarda diyete eklenmelidir.
14 Tane Bilinmeyen Çok Önemli Faydası Var
»» Salatalık, cildin ihtiyacı olan zengin minerallere sahip olan bir sebze. Aynı
zamanda lifleriyle böbreklere çok faydalı. Ayrıca kan şekerini düzenliyor.
Özellikle salatalara ve yoğurda eklenerek tüketilmesi önerilen salatalığın mucize niteliğindeki 14 bilinmeyen faydası şöyle:
Sıvı kaybını önler: Yüzde 90’ı sudan
oluşan salatalık, vücudun sıvı kaybını telafi eder.
Ağzı ferahlatır: Diş eti çekilmesini giderir. Eğer ağız kokusu probleminiz varsa bir parça salatalığı damağınıza yapıştırarak yarım dakika
beklemeniz nefesini tazelemeye yetecektir.
Kanserle mücadele eder: Saltalığın içinde bulunan üç kimyasal
yumurtalık kanseri, meme kanseri,
prostat kanseri ve rahim kanseri
olma riskini büyük ölçüde azaltır.
Vitamin ikmal eder: Vücudun
günlük vitamin ihtiyacı olan A, B
ve C vitaminlerini içeren salatalık
aynı zamanda bağışıklık sistemini
düzenleyerek enerji sağlar.
Güneş yanığını dindirir: Mide
ekşimesini iyileştirir. Cildin üzerine
konulduğunda güneş yanıklarının
acılarını azaltır.
Diyabeti düzenler: İnsülin hormonunun çalışmasına yardımcı
olur. Ayrıca kandaki kolesterol
seviyesini düzenler. Salatalıktaki
potasyum, magnezyum sayesinde
yüksek tansiyon azaltılır.
Kilo verdirir: Kalorisinin düşük
olması sayesinde kilo vermek isteyenler için ideal atıştırmalık görevi
görür. Soğuk çorbalara, salatalara
ve yoğurda eklenerek tüketilmesi
önerilir. Ayrıca kabızlığa da iyi gelir.
Toksinleri temizler: Vücuttaki
toksinleri atmaya yarayan salatalık
aynı zamanda böbrek taşının atılmasını da sağlar.
Göz torbalarına iyi gelir: Salata-
lıktan iki kalın dilim kesilerek gözlerin üzerine konulduğunda iltihabı
temizler, göz altı torbalarının inmesini sağlar ve karartıları götürür.
İçki sersemliğine iyi gelir: Salatalık, akşamdan kalmışlığın tipik
belirtileri olan baş ağrısı, baş dönmesi ve su kaybı için kesin bir çözümdür. Baş ağrısına sebep olan su
kaybını, B vitamini eksikliği birkaç
dilim salatalıkla giderilir.
Tırnak ve saçları parlatır: Mineral eksikliği yüzünden matlaşan
saç ve tırnaklar, mineral bakımından
zengin olan salatalık tüketiminin ardından parlak ve güçlü hallerine kavuşur.
Cilde parlatır: Cildin üzerine
doğranarak konulan salatalık maskesi, cildin parlaklığı için gerekli
olan potasyum ve magnezyumu
sağlar.
Sağlık katar: İçeriğindeki silisle
bağ dokularını güçlendirir. Böbreği
iyileştirir: Böbrekteki fazla ürik asidin azalmasını sağlayan salatalık,
böbreğin düzenlenmesine yarar.
Teknoloji Gözyaşını Kurutuyor
»» Çok fazla bilgisayar ve akıllı telefon kullanımı gözyaşı salgısına zarar veriyor
Bilim insanları teknolojinin gelişmesi
ve internetin yaygınlaşmasıyla insanlarda göz kuruluğunun daha sık
görüldüğünü söylüyorlar.
Son dönemde insanlar, teknolojinin gelişmesiyle bilgisayar, akıllı
telefonlar gibi cihazların radyasyon
yayıp yaymadığını, göze bir radyoaktif uygulayıp uygulamadığını merak ediyorlar.
Bilgisayar kullanımı, akıllı telefon
kullanımında çok uzun süre dikkatli şekilde bir ekrana, yazıya baktığımızda göz kırpma sayımız azalıyor.
Göz kırpma sayımız azaldığında da
gözyaşı salgımız azalmış oluyor.
Normalde bir insan dakikada yaklaşık 15 kez gözünü kırpar. Bu da 15
kez gözyaşı salgısı anlamına gelir.
Eğer dikkatli bakıyorsak, bilgisayar
kullanıyorsak, cep telefonuyla bir
işlem yapıyorsak ya da oynuyorsak
bu dakikada 4’e 5’e düşüyor. Bu
durumda da insanın gözyaşı salgısı ciddi anlamda yüzde 60-70 oranında azalıyor ve buna bağlı olarak
gün sonunda ciddi anlamda gözde
yanma, batma, sulanma “computer
vision” sendromu denilen bir rahatsızlık meydana geliyor.
22
Mayıs 2014 Köy-Koop Haber
ETKİNLİKLER
MAYIS 2014
TARIM FUARLARI TAKVİMİ
07.05.2014 - 10.05.2014
Hasyurt Tarım Fuarı - Finike
Tarım Teknolojileri, Seracılık, Fidancılık, Sulama ve Gübreleme Fuarı
Batı Akdeniz Fuarcılık
13.05.2014 - 15.05.2014
MAYIS AYI TARIM TAKVİMİ
TARLA ZİRAATI
a) Yazlık ekim yapılacak tarlalarda sürüm,
ikileme, üçlemeler ve gübreleme yapılır.
Kaymak kırma, çapa ve ot alma amacıyla tırmık ve kültüvatörle toprak işlemesi devam
eder. Çeltik tavaları hazırlanır. Yerfıstığında
boğaz doldurulur.
b) Pamuk, ayçiçeği, susam, fasulye, soya, çeltik ve bostan ekimi ile tütün fidelerinin dikimi yapılır.
c) Sulama, çapalama, hereğe bağlama, seyreltme ve diğer bakım işleri yapılır.
d) Özellikle bu ay zararlı ve hastalıklara karşı
dikkat edilmeli ve gerekli tedbirler alınmalıdır.
e) Sıcak bölgelerde erkencil hububat çeşitleri
hasat edilir, harman hazırlığı yapılır. Yem bitkilerinin ve çayır otlarının biçilmeleri başlar.
MEYVECİLİK
Ofi Türkiye 2014
Katı ve Sıvı Yağ Üretimi Teknolojileri Fuarı
Ayçiçek Yağı Üreticileri ve İşleyicileri, Ürün Toplama Teknolojileri ve Makineleri, Yağ Formülleri, Oleochemical Üreticileri
Boyut Fuarcılık
21.05.2014 - 25.05.2014
3. Trakya Hayvancılık, Süt Ürünleri Ve
Tohum Fuarı- Lüleburgaz
Hayvancılık Ekipmanları, Süt Teknlojileri, Çiftlik
Endüstrisi Fuarı
Renkli Fuarcılık
22.05.2014 - 25.05.2014
e) Can erik, kiraz, vişne, yenidünya, kayısı,
badem hasadına başlanır.
SEBZECİLİK
a) Bazı bölgelerde sıcak ve soğuk yastık işleri
devam eder.
b) Sebze ekilecek ve fide dikilecek topraklar
hazırlanır. Her çeşit sebze için gerekli gübreleme yapılır.
e) Her türlü hastalık ve zararlılarla mücadele
yapılır.
f) Ay boyunca her türlü sebze hasadı yapılarak ambalajlanır ve pazara sevk edilir.
a) Bazı serin bölgelerde bağlarda toprak işlemesi ve gübreleme uygulaması yapılır.
b) Asma çubukları dikimi devam eder.
c) Serince bölgelerde budama, boğaz açma,
aşılama devam eder. Ilık bölgelerde uç alma
ve hereklere bağlama işleri yürütülür.
d) Mildiyö ve külllemeye karşı mücadele yapılır. Diğer zararlılarlada savaşılır.
a) Bahçelerde ve fidanlıklarda toprak işlemesi çapa ve sürüm şeklinde devam eder.
Toprak işlemesiyle birlikte gerekli gübreler
verilir.
b) Bazı soğuk bölgelerde fidan dikimi ay sonuna kadar devam eder. c) Bahçe ve fidanlıkta her türlü bakım, taçlandırma, budama,
uç alma, çap ve sulama işleri yapılır. Aşılama genel olarak kalem aşısı şeklinde devam
eder. Bazı bölgelerde sürgün göz aşısına başlanır. Geçen mevsimde yapılarak tutmayan
aşılar yenilenir. Sıcak bölgelerde ağaçlara
kireç badanası yapılır.
a) Ahır işleri ay boyunca devam eder.
ARICILIK
a) Arıların kolay çalışmalarını temin için
kovanlarda bakım ve temizlik işleri devam
eder. Özellikle modern kovanların kullanılması bu işi sağlamada önemlidir.
b) Arı malzemeleri işler durumda bulundurulur. Oğul verme ay boyunca devam eder.
Mevzuat
▶▶ 4 Nisan 2014 Tarihli ve 28962
Sayılı Resmî Gazete, Orman ve Su
İşleri Uzmanlığı Yönetmeliğinde
Değişiklik Yapılmasına Dair
Yönetmelik
▶▶ 4 Nisan 2014 Tarihli ve
28962 Sayılı Resmî Gazete, Sulak
Alanların Korunması Yönetmeliği
DLG-ÖÇP Tarla Günleri
Açık Alan Uygulamalı Tarım Fuarı Torbalı-İzmir
Tohum, gübre, ilaç, fidan, sulama firmalarının
ekim yaparak tanıtım yaptıkları, deneme alanları, traktör ve mekanizasyon firmalarının demo
çalışmaları.
DLG Fuarcılık
▶▶ Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığı Kontrolüne Tabi Belirli
Ürünlerin Girişine Yetkili Gümrük
İdareleri ile Resmi Kontrollerini
Yapmaya Yetkili İl Gıda, Tarım
ve Hayvancılık Müdürlüklerinin
Belirlenmesine Dair Tebliğde
Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ
27.05.2014 - 31.05.2014
Konya Tarım 2014
Tarım, Tarımsal Mekanizasyon ve Tarla
Teknolojileri Fuarı
Tarım, Tarımsal Mekanizasyon ve Tarla Teknolojileri Fuarı
Tüyap Konya
Türkiye’de 24 saat
esasıyla hizmet veren
tek Merkez olan Ulusal
Zehir Danışma Merkezi,
zehirlenmeler hakkında
size bilgi verir...
a) Kümeslerde bakım temizlik ve kireçle
dezenfeksiyon yapılır. Kümeslere kuşların
girmemesi için pencerelerin kafeslenmesine
devam edilir.
b) Kuluçka işleri ay boyunca devam eder.
c) Tavuklara özellikle yeşil yem verilmelidir.
Bu konuda en iyisi yumurta verimini arttıran
yoncadır.
d) Çeşitli tavuk hastalıklarına karşı koruyucu
aşılar ve önleyici ilaçlar yapılmalıdır.
HAYVANCILIK
22.05.2014 - 25.05.2014
Su Ürünleri
7.Uluslararası Su Ürünleri İhracat ve İşleme, Akuakültür ve Balıkçılık Teknolojileri
Fuarı
Akuakültür Ekipmanları, Balıkçılık Malzemeleri,
Su Ürünleri İşleme Makineleri, Deniz Ürünleri
Avrasya Fuarcılık
TAVUKÇULUK
d) Çapalama, sulama, hereklere alma ve uç
alma işleri devam eder.
Anadolu Expo, 1. Canlı Besi Hayvanları, Hayvancılık, Et Ve Et Ürünleri İşleme
Teknolojileri Fuarı
Canlı Besi Hayvan, Hayvancılık, Çiftlik,
Et, İşleme Teknolojileri Fuarı
Büyükbaş ve Küçükbaş Canlı Besi Hayvanı, Hayvancılık, Çiftlik, Et, İşleme Teknolojileri
Platform Fuarcılık
05.06.2014 - 07.06.2014
b) Bazı serin bölgelerde henüz meraların yetersizliğinden yem takviyesi olarak ahır besisi yapılır. Hayvanlarda kırkım yapılır.
c) Doğumlar kısmen azalmakla beraber bazı
bölgelerde devam eder.
d) Mera ıslahları yapılır. Ve dışarda otlatma
bütün bölgelerimizde devam eder.
e) Çeşitli hayvan hastalık ve zararlılarıyla
mücadele yapılır.
c) Her çeşit sebze tohumu ekimi ile fide dikimi tavalara yapılır.
BAĞCILIK
14.05.2014 - 17.05.2014
Burdur 3. Ulusal Hayvancılık ve Süt Fuarı
Hayvancılık ve Ekipmanları, Süt Endüstrisi
Ürünleri, Süt Endüstrisi Teknolojileri ve Tedarikçileri, Tohum, Yem Üretiminde Kullanılan Tarım Alet ve Makineler, Hayvan Sağlığı,
Expolink Fuarcılık
d) Görülebilecek her türlü hastalık ve zararlılara karşı mücadele edilir.
3. Uluslararası Odun Dışı
Orman Ürünleri Sempozyumu
8-10 Mayıs 2014
▶▶ 8 Nisan 2014 Tarihli ve
28966 Sayılı Resmî Gazete, Tarım
Satış Kooperatifi ve Tarım Satış
Kooperatifleri Birliği Örnek
Anasözleşmelerine İntibak Usul ve
Esaslarının Belirlenmesine Dair
Tebliğ
▶▶ 10 Nisan 2014 Tarihli ve
28968 Sayılı Resmî Gazete,
T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve
Tarım Kredi Kooperatiflerince
Tarımsal Üretime Dair Düşük
Faizli Yatırım ve İşletme Kredisi
Kullandırılmasına İlişkin
Uygulama Esasları Tebliği (No:
2014/8)
▶▶ 11 Nisan 2014 Tarihli ve
28969 Sayılı Resmî Gazete,
İnsani Tüketim Amaçlı Sular
Hakkında Yönetmelikte Değişiklik
Yapılmasına Dair Yönetmelik
▶▶ 12 Nisan 2014 Tarihli ve 28970
Sayılı Resmî Gazete, 2014/6091
2014 Yılında Yapılacak Tarımsal
Desteklemelere İlişkin Karar
▶▶ 15 Nisan 2014 Tarihli ve
28973 Sayılı Resmî Gazete, 3/1
Numaralı Ticari Amaçlı Su
Ürünleri Avcılığını Düzenleyen
Tebliğde Değişiklik Yapılmasına
Dair Tebliğ (No: 2014/14)
▶▶ 16 Nisan 2014 Tarihli ve
28974 Sayılı Resmî Gazete,
2014/6087 Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığının
Doğrudan Merkeze Bağlı Taşra
Teşkilatı Olarak İstanbul
İli, Beykoz İlçesinde Bitkisel
Biyoçeşitlilik ve Geofit Araştırma
Merkezi Müdürlüğü Kurulması
Hakkında Karar
▶▶ 18 Nisan 2014 Tarihli ve
28976 Sayılı Resmî Gazete, İş
Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin
İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliğinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ
▶▶ 19 Nisan 2014 Tarihli ve
28977 Sayılı Resmî Gazete,
2014/6169 Toprak Mahsulleri
Ofisi Genel Müdürlüğünce
Kullanılmak Üzere Buğday,
Arpa, Mısır ve Pirinç İthalatında
Tarife Kontenjanı Uygulanması
Hakkında Karar
▶▶ 19 Nisan 2014 Tarihli ve
28977 Sayılı Resmî Gazete,
Yemlerde İstenmeyen Maddeler
Hakkında Tebliğ (No: 2014/11)
Köy-Koop Haber Mayıs 2014
SPOR-TARIM BULMACA
Bel ağrın mı var? Derdin Var!
23
»» Bir makale yazmak sadece bir konu bulup, etraflıca araştırma yaptıktan sonra sayfalar dolusu yazı yazmaktan ibaret değildir.Gerçek hayattan
kesitler koymak, yaşanmışları paylaşmak gerekir.
70 yaşlarında bir akrabamızla sohbet
sırasında, belinin hiç ağrıyıp ağrımadığını ve belle ilgili sıkıntı yaşadıysa, neler hissettiğini sordum.
Böyle bir soru sormam, esasında çok
da anlamlı değil. Çünkü insanların
%80’i hayatlarının bir döneminde
kesinlikle bel ile ilgili bir sıkıntı yaşamıştır. Hatta istatistiklere göre bel
ağrısı, üst solunum yolu hastalıklarından sonra toplumda ikinci sırada
görülen bir sağlık sorunu olarak görülmektedir.
Sorduğum soruya cevap olarak akrabam, bel ağrısı yaşadığında çok
büyük sıkıntı ve hareket kaybı yaşadığını, ağrının şiddetinden sanki bir
daha düzelemeyecek gibi bir duyguya kapıldığını söyledi. Kendini test
etmek için ayakkabısını bağlamaya
çalıştığını ve böyle bir sıkıntının
kimsenin başına gelmemesini istediğini de ekledi.
Bel ağrısı, insanın başına
geldiğinde hareketlerini
kısıtlayan, yürümeyi,
koşmayı bırakın oturmayı
bile zorlaştıran sıkıntılı bir
durumdur.
Bir çok insanın aklına beli ağrıdığında ilk akla gelen “bel fıtığı” dır. Bel
fıtığı, omurlar arasında yer alan disk
içeriğinin omuriliğin bulunduğu kanala ya da sinir köklerinin üzerine
taşması ile oluşur. Oysa bel fıtığına
sıra gelinceye kadar pek çok nedenden ötürü bel ağrısı olabilir. Bunların başlıcaları:
• Sağlıksız beslenme,
• Fazla kilo,
• Hareketsiz yaşam,
• Kötü duruş,
• Yanlış oturmak,
• Osteoporoz (Kemik erimesi),
• Hatalı oturma yeri,
• İç organlardaki rahatsızlıklar,
• Yıpranmış ayakkabılar
• Kalitesiz yatak,
• Büyük göğüsler,
• Ağır omuz çantaları,
• Sigara,
• Stres ve depresyon,
Böylesine geniş bir
neden yelpazesi olan
bel ağrısı tedavisinde,
kesinlikle nedenini tam
olarak bilmeden tedaviye
başlamamak gerekir.
Adnan YAHŞİ
Atletizm Yıldız Milli Takım Antrenörü
[email protected]
atletizm ve jimnastik gibi sporlarla
uğraşanlar,
• Meslekleri nedeniyle sürekli yük
taşıyanlar,
• Sürekli stres altında iş yapanlar,
• Şeker ve tansiyon hastaları,
• Hamileler ve yeni anneler,
• Romatizma ve kemik erimesi olanlar,
• Menopoz dönemindeki kadınlar,
• Aşırı sigara içenler,
• Enfeksiyon hastaları,
• Güreş, halter, kürek, futbol, tenis,
Bel ağrısı, insanların hayatında bir
kez bile olsun çektikleri sıkıntıdan
olsa da bazı kişilerde, bel ağrısına
yakalanma riski daha fazladır:
• 30-40 yaş üstü kişiler,
TARIM BULMACA
1
2
3
4
5
6
7
Y. İzzettin BAŞER
8
9
10
11
12
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
Soldan Sağa
1- Yünü değerli, Ankara’ya özgü ve soyu kaybolmaya yüz tutmuş bir
küçükbaş hayvan 2- Amaç, hedef... Sayı 3- Bir çoğul eki... Genellikle dondurmanın yanında yenilen bir tür tatlı bisküvi 4- Duman
kiri... Bir ağaç çeşiti... 5- Olanak... Bir haber ajansı 6- Nam, şan...
Baklagiller ailesinden çok yıllık bir çalımsı bitki... Bir ağırlık birimi
7- Tren... Bir askeri birlik 8- Mahsül... Karışık renkli 9- Yönetici, baş... Rusçada evet... Bir çam ağacı türü 10- Aza... Ribonükleik
asit... 11- Anadolu’da yaşamış eski bir uygarlık... Atgillerden, kısrak
ile erkek eşeğin çiftleşmesinden doğan melez hayvan 12- İsim... Bir
nota... Kan yolu.
Yukarıdan Aşağıya
1- Zambakgiller familyasından; nemli ortamlarda yetişen, 20 – 50 cm
boyunda, çok yıllık bir bitkidir. 2- Kaz dağlarının eski adı... Manganezin
simgesi... Arabistan’ın başkenti 3- Genç, taze körpe kuma... Pastırmalık
et parçası veya bu parçadan yapılan pastırma 4- Uzaklık belirtir... Ekinlerin harmanda dövülüp taneleri ayrıldıktan sonra kalan, hayvanlara
yedirilen ufalanmış sapları... Kırmızı 5- Birinci... Safi...Doktor 6- Notada duraklama işareti... Evcil olmayan 7- Koyun ve keçiye verilen ortak
ad 8- Bir yaz meyvesi... Beyaz... K harifinin kalın okunuşu 9- Mısır demeti.... Rengi kızıla yakın bir çam türü 10- Doğum ürünü yavrulardan
her biri... Hadise, vaka... Tantalın simgesi 11- Dağ eteğindeki geniş düzlük... Esas, temel... Güzel kokulu 12- Benzer, kopya.
Her zaman söylediğimiz
gibi, hangi rahatsızlığınız
olursa olsun, ilk başvuru
noktanız her zaman
ve kesinlikle doktor
müdahalesi olmalıdır.
Ancak olası rahatsızlığın önüne geçmek ya da en azından azaltmak için
yapacağınız şeyler mutlaka vardır.
Kilonuza dikkat etmeniz ve stresten
uzak kalmaya çalışmanız bunların
başında gelir. Belli günlerde spor
yapamasanız bile en azından uzun
süreli yürüyüşler yapmanız bile hareketlenmeniz için yeterli olacaktır.
Eğer çalışma ortamınızda uzun süre
1 Mayıs İşçinin
Emekçinin Bayramı
»» İlk kez 1856’da Avustralya’nın
Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri,
günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne
Üniversitesi’nden Parlamento Evi’ne
kadar bir yürüyüş düzenlediler.
1 Mayıs 1886’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu
önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş
bıraktılar. Şikago’da yapılan gösterilere yarım milyon işçi
katıldı. Luizvil’de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz
işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil’deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra
hep birlikte Ulusal Park’a girdi. Her eyalet ve kentte, siyah
ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, ‘Böylece önyargı duvarı yıkılmış oldu’ şeklinde
yorumlanmıştı.
Bu gösteriler 1 Mayıs’ı
izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4
Mayıs’ta kanlı Haymarket
Olayı’na yol açtı.
Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması
engellendi.
14 Temmuz-21 Temmuz
1889’da toplanan İkinci
Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin
önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada “Birlik,
mücadele ve dayanışma günü “ olarak kutlanmasına karar
verildi. Böylece ikinci gösteri 1890 yılında yapılabildi.
Zamanla 8 saatlik işgünü birçok ülkede resmen kabul edildi. 1 Mayıs böylece işçilerin birlik ve dayanışmasını yansıtan bir bayram niteliğini kazandı.
Toplumun her kesiminde üreten; başta çiftçimizin,
üretime katkı sağlayan ve hizmete sunan işçilerimizin,
emeklerinin karşılığını alabilmek, haklarını savunmak
amacı ile 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kutluyoruz.
KİTAP
hareketsiz kalıyorsanız arada sırada
pozisyonunuzu değiştirmeniz, taşıdığınız yükleri ellerinize eşit dağıtmanız da faydalı olacaktır.
En çok dikkat etmeniz
gereken şeylerden biri de
yerden ağırlık kaldırırken
vücudunuzu dört (4)
rakamına benzeterek
ve ağırlığı vücudunuza
yakın tutarak kaldırmanız
gerektiğidir.
Tüm bunların yanında yürürken,
otururken ve uyurken ortopedik
malzemeleri kullanmanız da sizlere
sağlıklı, kaliteli bir hayatın kapısını
açacaktır.
Bütün yazılarımızda hep söylediğimiz gibi “SPOR” sağlıklı ve kaliteli
bir yaşamın temel gereklerinden
olma konusunda haklılığını her zaman ispat etmiştir.
Ve her zaman ki tercih yine sizin…
Spor dolu günler sizinle olsun…
Küreselleş(tir)me Karşısı
Bilim Politik Yazılar
Prof.Dr. Mustafa Kaymakçı
Yayınevi: İlkim Ozan Yayınları
Kitapta öncelikle günümüzde dünya ve
Türkiye’de bilimin durumu ele alınmış
ve akademik kapitalizm irdelenmiştir. Bu yazıları, Batı’da bilimin gelişmesi, buna karşılık İslam Dünyası ve
Osmanlı’da bilimin gerilemesinin nedenlerini sorgulayan metinler izlemiştir. Bilimin ve onun yarattığı uygarlığın
salt Batı’ya ait bir olgu olduğunu ve
Doğu’nun gelişen Dünya tarihi içinde
edilgen bir izleyici olarak kaldığını varsayan Oryantalizm/Avrupa merkezci
görüşler ise birbirini izleyen yazılarla
sorgulanmış ve bu görüşün dayanıksız
olduğuna ilişkin bilgiler derlenmiştir.
Kooperatifçilik
Prof.Dr. Ziya Gökalp Mülâyim
Yayınevi: Yetkin Yayınları, Ankara
Kooperatifçilik kitabının 7. Baskısında okurlarına ülkemiz ve dünya
kooperatifçiliğindeki en son durum
ve gelişmeler güncelleştirilerk verilmiş. Kitapta; Genel Kooperatifçilik,
Kooperatifin Tanımı, İlkeleri, Kooperatifle Sermaya Şirketleri Arasındaki Farklar, Özel Sektör Karşısında
Kooperatiflerin Durumu, Devlet ve
Kooperatif, Kooperatifçilik Mevzuatı
ve birçok konu ele alınmış.
Nasıl Bir
Organik Tarım
Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA
Yayınevi: Yeni İnsan
Bu kitapta Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu, Boğaziçi Üniversitesi Tüketim Kooperatifi, Başka Bir Gıda Mümkün Girişimi, Kibele Ekolojik Yaşam
Kooperatifi, Marmariç Ekolojik Yaşam Derneği deneyimlerini paylaştı,
nasıl sorusunun yanıtlarını aradı.
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
0
File Size
3 432 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content