close

Enter

Log in using OpenID

11. Üroonkoloji Kongresi

embedDownload
Bilimsel Sekretarya
Dr. Sinan Sözen
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Telefon: + 90 (312) 202 62 29
E-posta: [email protected]
[email protected]
Kongre Sekretaryası
Serenas Uluslararası Turizm Kongre Organizasyon A.Ş.
Adres: Turan Güneş Bulvarı 5. Cad. No:13
06550 Yıldız - Çankaya, Ankara
Telefon: + 90 (312) 440 50 11
Faks:
+ 90 (312) 441 45 62
E-Posta: [email protected]
Url:
www.serenas.com.tr
İÇİNDEKİLER
Hoşgeldiniz ........................................................................................................ v
Bilimsel Progam ............................................................................................... vi
Destekleyen Kuruluşlar ................................................................................ xx
Genel Bilgiler .................................................................................................. xxi
Bildiri Özetleri Listesi ................................................................................... xxii
Sözel Bildiriler .................................................................................................... 1
Video Bildiriler ................................................................................................. 89
Poster Bildiriler ............................................................................................. 127
Dizin ................................................................................................................. 481
Üroonkoloji Derneği Yönetim Kurulu
Başkan
Dr. Çağ Çal
2. Başkan
Dr. Sinan Sözen
Genel Sekreter
Dr. Talha Müezzinoğlu
Sayman
Dr. Gökhan Toktaş
Üyeler
Dr. Levent Türkeri
Dr. Kutsal Yörükoğlu
Dr. Yıldırım Bayazıt
iv
11. Üroonkoloji Kongresi
11. Üroonkoloji Kongresi
Sevgili Meslektaşlarımız,
Türk Üroonkoloji Ailesinin en büyük mesleki ve bilimsel platformu olan 11. Üroonkoloji
Kongresi’nde birlikte olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.
Kongremiz 7 Kasım 2013 sabahı başlayıp, 10 Kasım 2013 tarihinde sona erecektir. Kongre
öncesinde 6 Kasım 2013 tarihinde öğle saatlerinde Üroonkoloji Derneği Güz Toplantısı
yapılacaktır. Dernek üyelerinin katılım sağlayabildiği bu toplantıda çalışma gruplarının yıl
içerisinde yaptıkları bilimsel araştırmalara ait ara ve sonuç raporları sunulacaktır. Üroonkoloji’ye
gönül vermiş olan tüm meslektaşlarımızı, dünya literatürüne katkı yapmamızı sağlayan bu
çalışmalara katılmak ve bir aile olarak sağladığımız sinerji içerisinde yer almak için derneğimize
üye olmaya davet ediyoruz.
Geçmiş yıllarda olduğu gibi yine bu yıl da birbirinden değerli Türk ve Yabancı konuşmacı-oturum
başkanı hocalarımız bizlerle beraber olacaktır. Her biri konusunda dünya çapında haklı bir üne
sahip olan Dr. Peter Albers, Dr. Eleni Efstathiou, Dr. Christopher Evans, Dr. Martin Gleave, Dr.
Markus Graefen, Dr. Richard Hautmann, Dr. Axel Heidenreich, Dr. Carsten Ohlmann, Dr. Juan
Palou, Dr. Brian Rini, Dr. Mack Roach III, Dr. Robert Uzzo, Dr. Axel Bex ve Dr. Doğu Teber engin
deneyimlerini bizimle paylaşacak yurt dışından katılımları ile bilimsel zenginliğimize zenginlik
katacak olan konuşmacılarımızdır.
Bilimsel ve etik değerlerle mesleki ve sosyal paylaşımın farklı kaygılar, telaşlar, beklentilerle
örselendiği bu günlerde toplum olarak birlikteliğe, doğruya, güzele ulaşma özlemimizin
karşılığını 11. Üroonkoloji Kongresi’nde bulacağımıza inanıyoruz.
Sağlık ve esenlik dileklerimizle,
Dr. Çağ Çal
Dr. Levent Türkeri
Dr. Sinan Sözen
Dernek Başkanı
Kongre Başkanı
Kongre Bilimsel Sekreteri
6-10 Kasım 2013, Antalya
v
11. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı
 7 Kasım 2013 – Perşembe
SALON A
08:00 – 08:20
Açılış Seremonisi
11. Üroonkoloji Kongresi Başkanı
Dr. Levent Türkeri
Üroonkoloji Derneği Başkanı
Dr. Çağ Çal
Ürolojik Cerrahi Derneği Başkanı
Dr. Bülent Alıcı
08:20 – 08:40
EAU Konferansı
Ürologlar Neden Mesane Kanserinde Kılavuzlara Uymazlar?
Dr. Juan Palou
08:40 – 09:00
UICC Konferansı
Global Kanser Kontrolü
Dr. Tezer Kutluk
09:00 – 10:30
Prostat Kanseri
Oturum Başkanları: Dr. Levent Türkeri
Dr. Cenk Yücel Bilen
Prostat Kanserinde PSA’dan Moleküler Tanıya: Kesin Hedefe Yakın mıyız?
Dr. Martin Gleave
09:00 – 09:20
09:20 – 09:40
Prostat Kanserinde, ABD Önleyici Hizmetler Görev Grubu Önerilerinin Kritik Analizi: Tarama ile
İlgili Gerçek Nedir?
Dr. Christopher Evans
09:40 – 10:30
Panel: Aktif İzlem: En İyi Protokol, Sakıncaları ve Sonuçları
Moderatör: Dr. Axel Heidenreich
Panelistler: Dr. Christopher Evans
Dr. Martin Gleave
Dr. Mack Roach III
Dr. Peter Albers
Dr. Juan Palou
10:30 – 11:00
KAHVE MOLASI
11:00 – 12:30
Lokalize Prostat Kanseri: Orta – Yüksek Risk Kategorisi
Oturum Başkanları: Dr. Emin Darendeliler
Dr. Haluk Özen
11:00 – 11:40
Karşıtlık Oturumu
Tedaviye Radikal Prostatektomi ile Başlanmalı
Dr. Christopher Evans
Tedaviye Radyoterapi ile Başlanmalı
Dr. Mack Roach III
vi
11. Üroonkoloji Kongresi
11. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı
11:40 – 12:10
Karşıtlık Oturumu
Orta – Yüksek Riskli Lokalize Prostat Kanserinin Cerrahi Tedavisinde Standart Yaklaşım:
Açık RP: Dr. Axel Heidenreich
Robotik RP: Dr. Christopher Evans
12:10 – 12:30
Yüksek Riskli Lokalize ve Lokal İlerlemiş Prostat Kanserinde Güncel Radyoterapi: Hormonal
Tedaviyi Terk Etmek Mümkün Olacak mı?
Dr. Mack Roach III
12:30 – 13:30
ÖĞLE YEMEĞİ
13:30 – 14:30
Uydu Sempozyumu
mHRPK Tedavisinde Farklı Bir Işık Jevtana
Moderatör:
Dr. Sinan Sözen
Konuşmacılar: Dr. Axel Heidenreich
Dr. Mustafa Özgüroğlu
14:30 – 15:00
KAHVE MOLASI
15:00 – 16:00
Uydu Sempozyumu
mKDPK’de Yeni Çağa Hazır mısınız?
Oturum Başkanları: Dr. Tarık Esen
Dr. Sevil Bavbek
Açılış Konuşması
Dr. Tarık Esen
Metastatik Kastrasyona Dirençli Prostat Kanserinde Abirateron Asetat
Dr. Sevil Bavbek
Abirateron Asetat Klinik Tecrübe Paylaşımı
Dr. Axel Heidenreich
Prostat Kanserinde Androjen Sinyalizasyonu
Dr. Martin Gleave
Tartışma
16:00 – 18:30
Video - Adım Adım Üroonkolojik Cerrahi
Oturum Başkanları: Dr. Martin Gleave
Dr. Juan Palou
16:00 – 16:30
Açık Radikal Prostatektomi
Dr. Markus Graefen
16:30 – 17:00
Robotik Radikal Prostatektomi
Dr. Christopher Evans
17:00 – 17:30
Açık Nefron Koruyucu Cerrahi
Dr. Robert Uzzo
17:30 – 18:00
Laparoskopik / Robot Yardımlı Nefron Koruyucu Cerrahi
Dr. Robert Uzzo
18:00 – 18:30
Üroonkoloji Ameliyatlarında Cerrahi Navigasyon
Dr. Doğu Teber
18:30
Hoşgeldiniz Kokteyli
6-10 Kasım 2013, Antalya
vii
11. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı
 8 Kasım 2013 - Cuma
SALON A
08:00 – 11:00
İleri Evre Prostat Kanseri
Oturum Başkanları: Dr. Sevil Bavbek
Dr. Çağ Çal
08:00 – 08:20
Radikal Prostatektomi Sonrası Hastalarda Adjuvan veya Kurtarıcı Radyoterapi Kullanımının
Düzenlenmesi: Doğru Yaklaşımı Nasıl Seçmeliyiz?
Dr. Mack Roach III
08:20 – 08:40
Lokal Küratif Tedavinin Başarısız Olduğu Hastalarda Kurtarıcı Lenf Nodu Diseksiyonunun Rolü
Dr. Markus Graefen
08:40 – 09:00
Kastrasyona Dirençli Prostat Kanserinin Tanımı ve Androjenlerin İntrakrin Metabolizmasının
Önemi: Hormonal Tedavide Değişen Paradigma
Dr. Martin Gleave
09:00 – 09:20
Kastrasyona Dirençli ve Androjen Bağımlı Olmayan Prostat Kanserinde Genetik, Proteomik ve
Hücresel Mekanizmalar
Dr. Eleni Efstathiou
09:20 – 09:40
Kastrasyona Dirençli Prostat Kanserinde En Uygun Tedavi Sıralaması
Dr. Brian Rini
09:40 – 10:00
Kastrasyona Dirençli Prostat Kanseri Tedavisinin Geleceği
Dr. Martin Gleave
10:00 – 11:00
Olgu Tartışması: Prostat Kanseri
Moderatör: Dr. Haluk Özen
Panelistler: Dr. Christopher Evans
Dr. Martin Gleave
Dr. Axel Heidenreich
Dr. Mack Roach III
Dr. Brian Rini
11:00 – 11:20
KAHVE MOLASI
11:20 – 12:20
Ürotelyal Kanser
Oturum Başkanları: Dr. Yaşar Bedük
11:20 – 11:40
Kasa İnvaze Olmayan Mesane Kanserinin Tedavisinde Cerrahi Kalite ve Geliştirilmiş
Görüntülemenin Önemi
Dr. Juan Palou
11:40 – 12:00
Kasa İnvaze Olmayan Mesane Kanserlerinin Tedavisini BCG mi Üstleniyor?
Dr. Christopher Evans
12:00 – 12:20
BCG’ye Dirençli Hastalığın Tanımı ve Tedavisi
Dr. Peter Albers
12:20 – 13:30
ÖĞLE YEMEĞİ
Dr. Cemil Uygur
viii
11. Üroonkoloji Kongresi
11. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı
13:30 – 14:30
Uydu Sempozyumu
Prostat Kanser Tedavisinde LHRH Analogları: Detaylar Önemli mi?
Oturum Başkanı: Dr. Sümer Baltacı
Konuşmacılar:
Dr. Carsten Ohlmann
Dr. Bülent Akdoğan
14:30 – 14:50
KAHVE MOLASI
14:50 – 15:50
Uydu Sempozyumu
BPH/AÜSS Tedavisinde Problemler ve Çözümler
Moderatör: Dr. Levent Türkeri
BPH’ın Güncel Tedavisinde Silodosin
Dr. Can Öbek
Olgu Sunumları
Dr. Levent Türkeri
Dr. Çağ Çal
Dr. Can Öbek
16:00 – 18:00
Sözel Sunumlar
Oturum Başkanları: Dr. Zühtü Tansuğ
Dr. Hakan Özkardeş
Yorumlayıcılar:
Dr. Adnan Şimşir
Dr. Yakup Kordan
Dr. Bülent Öztürk
Yorumlayıcı: Dr. Adnan Şimşir
16:00 – 16:04
S01 - Clinical-Pathologic Correlation Between Transperineal Mapping Biopsies of The Prostate
and Histological Examination of Prostatectomy Specimens
Dr. Umar Abdulmajid
16:04 – 16:08
S02 - First Results of MRI-Targeted TRUS-Guided Transperineal Fusion Biopsies to Restratify
Prostate Cancer Patients Under Active Surveillance
Dr. Timur H. Kuru
16:08 – 16:12
S03 - Systems Biological Approaches for Prostate Cancer
Dr. Meral Güzey
16:12 – 16:16
S04 - Transrektal Prostat Biyopsi Sonuçlarımız
Dr. Emre Karabay
16:16 – 16:20
S05 - Standart Prostat Biyopsisi Sonrası Saturasyon Prostat Biyopsi Sonuçlarımız
Dr. Murat Akgül
16:20 – 16:24
S06 - Relationship Between the Volume of Prostate and the Serumic Values of PSA Among the
“Grey Zone“ Patients in Kosovo
Dr. Arber Ejup Neziri
16:24 – 16:34
Yorum: Dr. Adnan Şimşir
6-10 Kasım 2013, Antalya
ix
11. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı
Yorumlayıcı: Dr. Yakup Kordan
16:34 – 16:38
S07 - Açık, Laparoskopik ve Robot Yardımlı Radikal Prostatektomi: Tek Cerrahın Üç Teknikte
Operatif ve Patolojik Sonuçlarının Karşılaştırmalı Analizi
Dr. Murat Akand
16:38 – 16:42
S08 - Pelvik Ölçüm, Visseral ve Subkutan Yağ Dokusu Ölçümlerinin Radikal Retropubik
Prostatektomi Sonrası Trifecta ve Cerrahi Sınır Sonuçlarına Etkisi
Dr. Şakir Ongün
16:42 – 16:46
S09 - Tek Kadranda %50 ve Altında Tümör ve Gleason Skoru 6 Saptanan Prostat Kanseri
Hastalarında Aktif İzlem ve Radikal Prostatektomi Sonuçlarımız
Dr. Hüseyin Tarhan
16:46 – 16:50
S10 - Robot Yardımlı Radikal Prostatektomi Sırasında Flöresan Işığı Kılavuzluğunda Sentinel Lenf
Nodu Diseksiyonu: Pilot Çalışma
Dr. Cenk Acar
16:50 – 16:54
S11 - Lokalize Prostat Kanseri Hastasının Ameliyat Kararı Verme Süreci
Dr. Çağatay Doğan
16:54 – 16:58
S12 - Her Radikal Prostatektomide Lenf Nodu Diseksiyonu Yapılmalı mı? Lenf Nodu İnvazyonunu
Öngörmede Etkili Olan Faktörler
Dr. Mehmet Yoldaş
16:58 – 17:08
Yorum: Dr. Yakup Kordan
Yorumlayıcı: Dr. Bülent Öztürk
17:08 – 17:12
S13 - Prostat Kanserinin Klinik Evrelendirilmesinde Evre T1c ve T2a Hastalar Benzer Prognostik
Özelliklere Sahiptir
Dr. Hasan Yılmaz
17:12 – 17:16
S14 - Radikal Prostatektomi Sonrası pT3-T4 Hastalığı Öngören Faktörler
Dr. İbrahim Güven Kartal
17:16 – 17:20
S15 - Laparoskopik Radikal Prostatektomi Hastalarında Cerrahi Sınır Pozitifliği Varlığında Psa
Nüksünü Öngören Parametreler- Uludağ Üniversitesi Deneyimi
Dr. Sinan Çelen
17:20 – 17:24
S16 - Prostat Kanseri Tedavisinde Postoperatif Radyoterapi: Hacettepe Üniversitesi Deneyimi
Dr. Pervin Hürmüz
17:24 – 17:28
S17 - Düşük Riskli Lokalize Prostat Kanseri Tedavi Seçeneklerinde Yaşam Kalitesi
Dr. Cenk Acar
17:28 – 17:32
S18 - Lokalize Prostat Kanser Tanılı Hastalarda Tedavi Sonrası Yaşam Kalitesi
Dr. Cavit Can
17:32 – 17:42
Yorum: Dr. Bülent Öztürk
x
11. Üroonkoloji Kongresi
11. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı
SALON B
16:00 – 18:00
Video Sunumlar
Oturum Başkanları: Dr. Serdar Göktaş
Dr. Yıldırım Bayazıt
Yorumlayıcılar:
Dr. Ender Özden
Dr. Barış Kuzgunbay
Dr. Ömer Demir
Yorumlayıcı: Dr. Ender Özden
16:00 – 16:07
V01 - Böbrek Kanseri ve Karşı Taraf Adrenal Metastazında Orta Hat Aksesiyle Eşzamanlı
Laparoskopik Sol Radikal Nefrektomi ve Sağ Adrenalektomi
Dr. Artan Koni
16:07 – 16:14
V02- Situs Inversus Totalis’li Olguda Laparoskopik Nefroüreterektomi
Dr. Kaan Gökçen
16:14 – 16:21
V03 - Transperitoneal Laparoskopik Radikal Nefroüreterektomi
Dr. Alper Gök
16:21 – 16:28
V04 - Klinik Evre 2 Seminomlu Bir Olguda PET Görüntüleme ve Robot Yardımlı Retroperitoneal
Örneklemenin Tedavi Sürecine Katkısı
Dr. Ömer Acar
16:28 – 16:38
Yorum: Dr. Ender Özden
Yorumlayıcı: Dr. Barış Kuzgunbay
16:38 – 16:45
V05 - Radikal Nefrektomi, Vena Kava ve/veya Atrial Tümör Trombektomi: Yüksek
Torakoabdominal Transdiafragmatik Ekstraperitoneal Yaklaşım
Dr. İsmail Başıbüyük
16:45 – 16:52
V06 - Üreter Alt Bölüm Tümörlerinde Transüretral Rezeksiyon Olgusu
Dr. Cavit Can
16:52 – 16:59
V07 - Mesane Leiomyomunda Robot-Yardımlı Parsiyel Sistektomi
Dr. Ömer Acar
16:59 – 17:06
V08 - Aşama Aşama Extraperitoneal Kadın Sistektomi ve Genişletilmiş Lenfadenektomisi
Dr. Yavuz Önol
17:06 – 17:16
Yorum: Dr. Barış Kuzgunbay
Yorumlayıcı: Dr. Ömer Demir
17:16 – 17:23
V09 - Küçük Renal Kitlelerde Laparoskopik İskemisiz Kitle Enükleasyonu
Dr. Abdullah Demirtaş
17:23 – 17:30
V10 - Sol Taşlı Böbrekte Renal Kitle: Laparoskopik Parsiyel Nefrektomi ve Nefrolitotomi
Dr. Yakup Bostancı
17:30 – 17:37
V11 - Renal Pedikül Etrafındaki Paragangliomunun Laparoskopik Eksizyonu
Dr. Volkan İzol
17:37 – 17:44
V12 - MEN II Sendromlu Olguda Laparoskopik Parsiyel Adrenalektomi
Dr. Ender Özden
17:44 – 17:54
Yorum: Dr. Ömer Demir
6-10 Kasım 2013, Antalya
xi
11. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı
SALON C
16:00 – 18:00
Sözel Sunumlar
Oturum Başkanları: Dr. Feridun Şengör
Dr. Bülent Soyupak
Yorumlayıcılar:
Dr. Yavuz Akman
Dr. Mustafa Aldemir
Dr. Murat Koşan
Yorumlayıcı: Dr. Yavuz Akman
16:00 – 16:04
S19 - Ürotelyal Kanser Tanısıyla Radikal Sistektomi Yapılan Hastalarda Yassı Hücre Differansiasyon
Varlığının Prognostik Önemi
Dr. Cihat Özcan
16:04 – 16:08
S20 - Radikal Sistektomi Sonrası İzole Lokal Nüksün Prognoza Etkisi: Güncellenmiş Veriler ve
Uzun Dönem Takip Sonuçları
Dr. Cihat Özcan
16:08 – 16:12
S21 - Laparoskopik Radikal Sistektomi: Uludağ Üniversitesi Deneyimi
Dr. Sinan Çelen
16:12 – 16:16
S22 - Üst Üriner Sistem Değişici Epitel Hücreli Kanserleri, Yıllar İçinde Değişen Prognostik Faktörler
Dr. Mesut Altan
16:16 – 16:20
S23 - Radikal Sistektomi Yapılan Hastalarda Tur Patolojisindeki Lenfovasküler İnvazyon Lenf
Nodu İnvazyonunun Önemli Göstergesidir
Dr. Murat Üstüner
16:20 – 16:30
Yorum: Dr. Yavuz Akman
Yorumlayıcı: Dr. Mustafa Aldemir
16:30 – 16:34
S24 - İnvazif Olmayan Ürotelyal Mesane Kanserlerinin Nüksünde Transüretral Koagülasyon Yeterli mi?
Dr. Fethi Ahmet Türegün
16:34 – 16:38
S25- Mesane Tümörlü Hastalarda İntramural Üreter Rezeksiyonu Yapılan Hastaların Takip Sonuçları
Dr. Münir Bilgehan
16:38 – 16:42
S26 - pT1 Mesane Tümöründe Erken Re-Tur Uygulanamayan Hastalarda Gecikmiş Re-TUR’un
Lokal Nüks Gelişimi Üzerine Etkisi
Dr. Ümit Gül
16:42 – 16:46
S27 - PTa Mesane Tümörlerinde Patoloji Spesmeninde Muskularis Propria Varlığının Rekürrens
Üzerine Etkisi
Dr. Hakan Türk
16:46 – 16:50
S28 - Urothelial Cancer of Bladder İn Young Versus Older Adults: Clinical Characteristics and
Outcomes
Dr. Haşmet Sarıcı
16:50 – 16:54
S29 - BCG Tedavisi Verilen Mesane T1 Yüksek Dereceli Ürotelyal Karsinomlu Hastalarda Nestin
Ekspresyonunun Prognostik Önemi
Dr. Volkan Şen
16:54 – 17:04
Yorum: Dr. Mustafa Aldemir
xii
11. Üroonkoloji Kongresi
11. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı
Yorumlayıcı: Dr. Murat Koşan
17:04 – 17:08
S30 - The Diagnostic Accuracy of Multidetector Computed Tomography with Multiplanar
Reformatted Imaging and Virtual Cystoscopy In The Early Detection and Evaluation of Bladder
Carcinoma: Comparison with Conventional Cystoscopy
Dr. Amr Mohamed Abdel Hamid
17:08 – 17:12
S31- The Effect of Combination Treatment of Activated NK Cell With Radiation Therapy on
Bladder Cancer Cell
Dr. Taek Won Kang
17:12 – 17:16
S32 - Yüksek Riskli Kasa İnvaze Olmayan Mesane Kanserlerinde İntravezikal İmmunoterapi
Sonrası Nüks İzlenmeyen Olgularda Mikro-RNA Ekspresyonları
Dr. Furkan Dursun
17:16 – 17:20
S33 - Mesane kanserli hastalarda Gas6 gen ekspresyonu ve tirozin kinaz Axl – Sky reseptörleri:
Tümör Evresi ve Derecesi ile İlişkisi
Dr. Murat Akgül
17:20 – 17:30
Yorum: Dr. Murat Koşan
SALON D
16:00 – 18:00
Sözel Sunumlar
Oturum Başkanları: Dr. Turgut Alkibay
Dr. Gürhan Günaydın
Yorumlayıcılar:
Dr.Özgür Akdemir
Dr. Hüsnü Tokgöz
Dr. Mustafa Kaplan
Yorumlayıcı: Dr. Özgür Akdemir
16:00 – 16:04
S34 - Ergene Nehri Çevresinde ve Diğer Yerleşimlerde Yaşayan Böbrek Tümörlü Olguların Kan
ve Böbreğin Normal ve Tümörlü Dokularında Bazı Ağır Metallerin Araştırılması, Nehir Kirliliği İle
İlişkisinin Değerlendirilmesi
Dr. Osman İnci
16:04 – 16:08
S35- Laparoskopik Vs Açık Nefron Koruyucu Cerrahi Yapılan Hastalarda Yaşam Kalitesi
Dr. Artan Koni
16:08 – 16:12
S36 - Postkemoterapi RPLND Uygulanan Hastalarda Sağkalım, IGCCCG Risk Grupları ne Kadar
Önemli?
Dr. Bülent Akdoğan
16:12 – 16:16
S37 - Bolu İlindeki Testis Tümörlü Hastaların Retrospektif Analizi
Dr. Uğur Üyetürk
16:16 – 16:20
S38 - Metastatik Testis Tümörü Hastalarında Trombositozun Kemoterapi Yanıtına Etkisi Var mı?
Dr. Murat Mermerkaya
16:20 – 16:24
S39 - Laparoskopik Adrenalektomi: Uludağ Üniversitesi Deneyimi
Dr. Çağdaş Gökhun Özmerdiven
16:24 – 16:34
Yorum: Dr. Özgür Akdemir
6-10 Kasım 2013, Antalya
xiii
11. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı
Yorumlayıcı: Dr. Hüsnü Tokgöz
16:34 – 16:38
S40 - Büyük Renal Tümörlerde (4 cm’den büyük) Parsiyel Nefrektomi Güvenli Bir Yöntem midir?
Dr. Abdullah Gürel
16:38 – 17:42
S41- Robot-Yardımlı Nefron Koruyucu Cerrahide, Öğrenme Eğrisinin Başında, İskemik ve
Noniskemik Teknik Arasında Cerrahi Sonuçlar Açısından Anlamlı Farklılık Var mı?
Dr. Ömer Acar
16:42 – 16:46
S42 - Laparoskopik Parsiyel Nefrektomi: İskemik mi, Noniskemik mi?
Dr. Ender Özden
16:46 – 16:50
S43 - Laparoskopik Nefron Koruyucu Cerrahide Deneyim İlk Vaka Sonuçlarını Etkiler mi?
Dr. Onur Kaygısız
16:50 – 16:54
S44 - Böbrek Tümörlü Hastalarda Parsiyel Nefrektomide Kullanılan Bir Cerrahi Teknik
Modifikasyonunun Padua Skor Sistemiyle Karşılaştırılması
Dr. Evren Işık
16:54 – 16:58
S45 - Nefron Koruyucu Cerrahinin 4 cm Üzeri Böbrek Kitlelerinde Etkinliği
Dr. Olcay Yıldırım
16:58 – 17:08
Yorum: Dr. Hüsnü Tokgöz
Yorumlayıcı: Dr. Mustafa Kaplan
17:08 – 17:12
S46 - Renal Kitlelerde Değişen Trendler
Dr. Mesut Altan
17:12 – 17:16
S47- Evre I Renal Hücreli Karsinom Hastalarında Kronik Böbrek Hastalığı İçin Predispozan
Sistemik Hastalıkların Varlığında Parsiyel Nefrektominin Önemi
Dr. Ozan Bozkurt
17:16 – 17:20
S48 - Berrak Hücreli Renal Hücreli Karsinomlu Olgularda Von Hippel-Lindau Tümör Baskılayıcı
Gen Metilasyonu Bulgularımız
Dr. Esat Korğalı
17:20 – 17:24
S49 - Renal Nefrometri Skoru Renal Kitlelerde Cerrahi Yaklaşımı Öngörür
Dr. Çağatay Doğan
17:24 – 17:28
S50 - Renal Kitle ile Başvuran Her Hastaya Akciğer Görüntülemesi Gerekli midir?
Dr. Ahmet Şahan
17:28 – 17:32
S51 - Böbrek Tümörlerinde Perkütan İğne Biyopsisinin Yeri: 79 Vakalık Tek Merkez Deneyimi
Dr. Abdullah Demirtaş
17:32 – 17:36
S52 - Şeffaf Hücreli Böbrek Kanserlerinde MDM2, GST-α, Ki-67 Ekspresyonu ve Prognoz
Arasındaki İlişki
Dr. İlker Gökçe
17:36 – 17:46
Yorum: Dr. Mustafa Kaplan
xiv
11. Üroonkoloji Kongresi
11. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı
SALON E
16:00 – 18:00
Video Sunumlar
Oturum Başkanları: Dr. Cenk Yücel Bilen
Dr. Sinan Sözen
16:00 – 16:07
V13 - Üst üriner Sistemin Ürotelial Karsinomu: Laparoskopik Radikal Nefroüreterektomi ve
İntrakorporeal Mesane Güdük Eksizyonu
Dr. Fatih Ataç
16:07 – 16:14
V14 - Sentral-Hilar Yerleşimli Renal Kitlelerde Açık Parsiyel Nefrektomi: İşlemi Kolaylaştıran Teknik
İncelikler
Dr. Yavuz Önol
16:14 – 16:21
V15 - Üst üriner Sistem Tümörlerinde Laparoskopik Retroperitoneos-Kopik Nefroüreterektomi
Dr. Abdullah Demirtaş
16:21 – 16:28
V16 - Pelvis Renalis Tümörüne Perkütan Rezeksiyon Uygulaması
Dr. Cavit Can
16:28 – 16:35
V17 - Çocuk Hastada Dev Adrenal Tümörün Laparoskopik Yöntemle Eksizyonu
Dr. Volkan İzol
16:35 – 16:42
V18 - Laparoskopik Transperitoneal Sol Adrenalektomi
Dr. Ender Özden
16:42 – 16:49
V19 - Tranperitoneal Dessendan Teknikle Laparoskopik Radikal Prostatektomi
Dr. Abdullah Demirtaş
16:49 – 16:56
V20 - Lokal İleri (T3-T4) kanserlerinde Genişletilmiş Radikal Prostatektomi
Dr. Yavuz Önol
16:56 – 17:03
V21 - cT2 Böbrek Tümörlerinde Robot Yardımlı Parsiyel Nefrektomi
Dr. Tarık Esen
17:03 – 17:10
V22 - Üroonkolojik robotik radikal cerrahide genişletilmiş pelvik lenf nodu diseksiyonunun Temel
Aşamaları
Dr. Bora Özveren
17:10 – 17:17
V23 - Robotik Radikal Sistektomi Ameliyatı: Anahatları İle Tekniğin Analizi
Dr. Bora Özveren
17:17 – 17:24
V24 - Genç Erkek Hastalarda Transizyonel Hücreli Neoplaziyi Taklit Eden İnverted Papillomlu İki
Vakanın Derlemesi; TUR-MT Deneyimimiz
Dr. Serdar Yalçın
17:24 – 17:31
V25 - Testis Tümörlü Bir Olguda Laparoskopik İntraperitoneal Lenf Nodu Disseksiyonu
Dr. Abdullah Demirtaş
17:31 – 17:38
V26 - Laparoskopik Retroperitoneal Lenf Nodu Disseksiyonu
Dr. Artan Koni
17:38 – 17:45
V27 - Matür Teratomlu Bir Olguda Multifokal Retroperitoneal Metastatik Kitlelerin Robot Yardımlı
Laparoskopik Cerrahi İle Eksizyonu
Dr. Tarık Esen
17:45 – 17:52
V28 - Üretra Tümörlerinde Transüretral Rezeksiyon
Dr. Cavit Can
6-10 Kasım 2013, Antalya
xv
11. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı
 9 Kasım 2013 – Cumartesi
SALON A
07:30 – 08:30
07:30 – 07:45
2012/2013’ün En Çarpıcı Makaleleri
Oturum Başkanı: Dr. Talha Müezzinoğlu
Cerrahi
Dr. Saadettin Eskiçorapçı
07:45 – 07:50
Sorular ve Cevaplar
07:50 – 08:05
Radyoterapi
Dr. Deniz Yalman
08:05 – 08:10
Sorular ve Cevaplar
08:10 – 08:25
Medikal Onkoloji
Dr. Mustafa Erman
08:25 – 08:30
Sorular ve Cevaplar
08:30 – 10:10
Kasa İnvaze Mesane Kanseri
Oturum Başkanları: Dr. Uğur Kuyumcuoğlu
Dr. İlteriş Tekin
Seminal Vezikül Koruyucu Radikal Sistektomi: Onkolojik ve Fonksiyonel Sonuçları
Dr. Richard Hautmann
08:30 – 08:50
08:50 – 09:10
Kasa İnvaze Ürotelyal Kanserde Radyoterapinin Organ Korumadaki Güncel Rolü
Dr. Mack Roach III
09:10 – 09:30
Üst Sistem Ürotelyal Kanserde Değişen Paradigma: Organ Koruma Yeni Standart mı?
Dr. Juan Palou
09:30 – 09:50
Sistektomi Sonrası Üretral Rekürrens: Koruyucu Önlemler, Tanı ve Tedavi
Dr. Christoper Evans
09:50 – 10:10
Metastatik Ürotelyal Kanserin Tedavisi: İlerleme Neden Yavaş?
Dr. Brian Rini
10:10 – 10:30
KAHVE MOLASI
10:30 – 12:00
Kasa İnvaze Mesane Kanseri
Oturum Başkanları: Dr. Üstünol Karaoğlan
Dr. Erdinç Ünlüer
Radikal Sistektominin Sonuçlarını İyileştirmenin Yolu:
Hasta Hazırlığından Cerrahi Basamaklara Kadar Önemli Noktalar
Dr. Juan Palou
10:30 – 10:50
10:50 – 11:10
Ortotopik Mesane Rekonstrüksiyonunun Endikasyonları ve Komplikasyonları
Dr. Richard Hautmann
11:10 – 12:00
Olgu Tartışması: Mesane Kanseri
Moderatör: Dr. Sümer Baltacı
Panelistler: Dr. Gökhan Toktaş
Dr. Ali Tekin
Dr. Cavit Can
Dr. Uğur Altuğ
Dr. Uğur Mungan
xvi
11. Üroonkoloji Kongresi
11. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı
12:00 – 13:00
Uydu Sempozyumu
BPH Medikal Tedavisi ve PSA İzlem Kriterleri
Oturum Başkanı: Dr. Yaşar Bedük
Güncel BPH Medikal Tedavisi
Dr. Adil Esen
BPH ve Etkin PSA İzlem Kriterleri
Dr. Sümer Baltacı
13:00 – 14:00
ÖĞLE YEMEĞİ
14:00 – 15:00
Uydu Sempozyumu
Moderatör:
Dr. Sümer Baltacı
Renal Hücreli Karsinomda Multidisipliner Yaklaşım ve Takip
Dr. Axel Bex
Metastatik Renal Hücreli Karsinom Tedavisinde Yeni Nesil Tirozin Kinaz İnhibitörü: Aksitinib
Dr. Brian Rini
15:00 – 17:00
Eğitim Kursu - Prostat Kanseri
Oturum Başkanları: Dr. Ferruh Zorlu
Dr. Sinan Sözen
Tanımı, Doğal Seyri ve Epidemiyolojisi
Dr. Ferruh Zorlu
Tanı
(Muayene, PSA, Biyopsi, Patolojinin Değerlendirilmesi, Evreleme, Metastazın Değerlendirilmesi,
Prognostik Faktörler ve Risk Grupları)
Dr. Can Öbek
Lokalize Hastalık, Risk Gruplarına Göre Tedavi
(Aktif İzlem, Radikal Prostatektomi, Patolojinin Değerlendirilmesi, Radyoterapi, Neoadjuvan ve
Adjuvan Tedaviler)
Dr. Haluk Akpınar
Küratif Tedavi Sonrası PSA Yükselmesi
Dr. Taner Divrik
Metastatik Hastalığın Tedavisi (Hormonal Tedavi, Zamanlama ve Sıralama)
Dr. Kamil Çam
Kastrasyona Dirençli Prostat Kanserinin Tedavisi
(Tanı, Kemoterapi, Gelecekteki Tedaviler ve Palyasyon)
Dr. Mustafa Özgüroğlu
Prostat Patolojisi: Bir Ürolog ne Bilmeli?
Dr. Nebil Bal
6-10 Kasım 2013, Antalya
xvii
11. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı
SALON B
15:00 – 17:00
Eğitim Kursu – Mesane Kanseri
Oturum Başkanları: Dr. Çağ Çal
Dr. Kadir Baykal
Mesane Tümörü: Genel Bakış
Dr. Çağ Çal
Tanı ve Takipte Beyaz Işık Sistoskopisinin Rolü: Değişim Zamanı Geldi mi?
Dr. Sertaç Yazıcı
Transüretral Mesane Tümörü Rezeksiyonu: Teknik İpuçları ve Püf Noktaları
Dr. Süleyman Ataus
İntravezikal Tedavinin Endikasyonları
Dr. Hakan Gemalmaz
Sistektomiye Hazırlık: Evrelemeden, Cerrahiye Kadar Geçen Süreç
Dr. Güven Aslan
Sistektomi ve Lenf Nodu Diseksiyonunun Güncellemesi
Dr. Aydın Mungan
Ürotelyal Kanserin Çeşitleri ve Klinik Önemleri
Dr. İpek Işık Gönül
17:00 – 17:15
KAHVE MOLASI
17:15 – 18:45
Video – Adım Adım Üroonkolojik Cerrahi
Oturum Başkanları: Dr. Süleyman Ataus
Dr. İbrahim Cüreklibatır
17:15 – 17:35
Erkek / Kadın Hastalarda Açık Radikal Sistektomi
Dr. Richard Hautmann
17:35 – 17:55
Robotik Radikal Sistektomi
Dr. Juan Palou
17:55 – 18:15
Ortotopik Mesane Konstriksiyonu
Dr. Richard Hautmann
18:15 – 18:45
Primer veya Kemoterapi Sonrası Retroperitoneal Lenf Nodu Diseksiyonu
Dr. Peter Albers
21:00
Leman Sam Konseri
xviii
11. Üroonkoloji Kongresi
11. Üroonkoloji Kongresi Bilimsel Programı
 10 Kasım 2013 - Pazar
SALON A
07:30 – 08:00
Akılcı İlaç Kullanımı
Dr. Selçuk Keskin
08:00 – 10:20
Renal Hücreli Kanser
Oturum Başkanları: Dr. Ahmet Erözenci, Dr. Reşit Tokuç
Hedefe Yönelik Tedavi Çağında Radikal Nefrektominin Rolü
Dr. Robert Uzzo
08:00 – 08:20
08:20 – 08:40
Metastatik Renal Hücreli Kanser: Hedefe Yönelik Tedavi Ajanlarının Etkinliğini Arttırmak İçin En
Uygun Sıralama ve Kurallar
Dr. Brian Rini
08:40 – 09:00
Renal Hücreli Kanser Tedavisinde Metastazektomi Yeterince Kullanılmamaktadır
Dr. Robert Uzzo
09:05
09:10 – 09:30
Ulu Önder ATATÜRK Anısına Saygı Duruşu
ATATÜRK ve BİLİM
Sn. Orhan Bursalı
09:30 – 10:20
Olgu Tartışması – Renal Hücreli Kanser
Moderatör: Dr. Robert Uzzo
Panelistler:
Dr. Brian Rini
Dr. Peter Albers
Dr. Cenk Yücel Bilen
Dr. Faruk Özcan
Dr. Özgür Yaycıoğlu
10:20 – 10:50
KAHVE MOLASI
10:50 – 13:00
Testis Kanseri
Oturum Başkanları: Dr. Murat Lekili, Dr. Osman İnci
Evre 1 Seminom Tedavisi:
Aktif İzlem İlk Seçenek Olmalı
Dr. Peter Albers
10:50 – 11:40
Radyoterapi İlk Seçenek Olmalı
Dr. Fulya Ağaoğlu
Karboplatin Kemoterapisi İlk Seçenek Olmalı
Dr. Brian Rini
11:40 – 12:00
Testiküler Kanser Kılavuzlarında Güncelleme
Dr. Peter Albers
12:00 – 13:00
Olgu Tartışması – Testis Kanseri
Moderatör: Dr. Peter Albers
Panelistler: Dr. Ali Güneş
Dr. Hakan Vuruşkan
Dr. Sinan Ekici
Dr. Bülent Akdoğan
Dr. Özgür Uğurlu
13:00
KAPANIŞ
6-10 Kasım 2013, Antalya
xix
11. Üroonkoloji Kongresi’ni Destekleyen Kuruluşlar
Üroonkoloji Derneği ve 11. Üroonkoloji Kongresi Organizasyon Komitesi aşağıda isimleri
alfabetik sırayla yazılı tüm kuruluşlara katkılarından dolayı teşekkür eder.
Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Tic A.Ş.
Astellas Pharma İlaç Ticaret ve Sanayi A.Ş
AstraZeneca İlaç Sanayi ve Tic.Ltd.Şti.
Bayer Türk Kimya Sanayi Ltd. Sti
Er-Kim İlaç Sanayi ve Ticaret A.Ş
Ferring İlaç San. ve Tic. Ltd. Şti.
Gelişim Medikal Tıbbı Malz. Paz. Sanayi ve Tic.Ltd.Şti.
GlaxoSmithKline İlaçları A.Ş.
Janssen
Koçak Farma İlaç ve Kimya Sanayi A.Ş.
Mustafa Nevzat İlaç Sanayii A.Ş.
Novamed
Pfizer İlaçları Ltd.Şti.
Recordati İlaç San. ve Tic. A.Ş
Sanofi İlaçları Ltd. Şti.
xx
11. Üroonkoloji Kongresi
Genel Bilgiler
KONGRE MERKEZİ
Cornelia Diamond Otel, İskele Mevkii Belek – Antalya
Telefon: + 90 (242) 710 16 00
Faks: + 90 (242) 715 33 54
KONGRE TARİHLERİ
6 - 10 Kasım 2013
KONGRE DİLİ
Kongre dili Türkçe ve İngilizce’ dir. Uluslararası konuşmacıların bulunduğu toplantılarda
İngilizce - Türkçe simültane çeviri yapılacaktır.
KREDİLENDİRME
Kongrenin tüm oturumları, Türk Tabibleri Birliği Sürekli Tıp Eğitimi Kredilendirme Kurulu tarafından
23,5 kredi puanı ile kredilendirilmiştir.
AÇILIŞ KOKTEYLİ
7 Kasım 2013 tarihinde saat 18:30’de Açılış Kokteyli düzenlenecektir.
KONGRE AKŞAMI
8 Kasım 2013 tarihinde saat 21:00’da Leman Sam Konseri düzenlenecektir.
ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ ÖDÜLLERİ
Üroonkoloji Araştırma Ödülü
Üroonkoloji Kongresi – Bildiri Ödülleri*
- Sözel Bildiri Ödülü
- Video Bildiri Ödülü
- Poster Bildiri Ödülü
* Ödüller 9 Kasım akşamı Leman Sam Konseri öncesinde sahiplerini bulacaktır.
POSTER BİLDİRİLER
Yaptıkları çalışmaları poster şeklinde sunacak olan araştırmacıların, posterlerini kendilerine bildirlen
poster numaraları ile 7 Kasım tarihinde bilimsel program başlangıcında asmaları ve 10 Kasım
tarihinde bilimsel program bitişine kadar sergilemeleri gerekmektedir.
6-10 Kasım 2013, Antalya
xxi
BİLDİRİ ÖZETLERİ LİSTESİ
S01
S05
CLINICAL-PATHOLOGIC CORRELATION BETWEEN
TRANSPERINEAL MAPPING BIOPSIES OF THE
PROSTATE AND HISTOLOGICAL EXAMINATION OF
PROSTATECTOMY SPECIMENS
STANDART PROSTAT BİYOPSİSİ SONRASI
SATURASYON PROSTAT BİYOPSİ SONUÇLARIMIZ
Umar Abdulmajid1, John Dormer2, Paul Butterworth1,
Masood Khan1
1
Department of Urology, University Hospitals Leicester
2
Department of Histopathology, University Hospitals
Leicester
S02
FIRST RESULTS OF MRI-TARGETED TRUS-GUIDED
TRANSPERINEAL FUSION BIOPSIES TO RESTRATIFY
PROSTATE CANCER PATIENTS UNDER ACTIVE
SURVEILLANCE
Timur H Kuru1, Matthias Roethke2, Silvan Boxler1,
Sascha Pahernik1, Dogu Teber1, Heinz Peter
Schlemmer2, Markus Hohenfellner1, Boris Hadaschik1
1
Department of Urology, UniversityHospital Heidelberg,
Heidelberg, Germany
2
Department of Radiology, German Cancer Research
Center (DKFZ), Heidelberg, Germany
S03
SYSTEMS BIOLOGICAL APPROACHES FOR PROSTATE
CANCER
Meral Guzey1, Abdo Toku2, Unay Teoman3
Department of Intelligent Computing Systems, İzmir
University of Economics, İzmir, Turkey.
2
Electrical and Computer Engineering Department, Addis
Ababa Institute of Technology, Ethopia
3
Department of Math and Life Sciences, Distance
Education (DE), University of Maryland University
College-Europe, Heidelberg, Germany (Main CampusAdelphi, Maryland, USA)
1
S04
TRANSREKTAL PROSTAT BİYOPSİ SONUÇLARIMIZ
Uğur Yücetaş, Erkan Erkan, Emre Karabay, Soner Ulusoy,
Cemalettin Murat, Vural Saçak, Mahmut Gökhan Toktaş
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
xxii
Murat Akgül1, Ferhat Talibzade1, Kazım Asutay1, Yılören
Tanıdır2, İlker Tinay1, Levent Türkeri1
1
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
2
İzmit Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
S06
RELATIONSHIP BETWEEN THE VOLUME OF
PROSTATE AND THE SERUMİC VALUES OF PSA
AMONG THE “GREY ZONE “ PATIENTS IN KOSOVO
Arber Ejup Neziri, Tune Neziri, Flamur Tartari, Lutfi
Dervishi, Fahredin Veselaj
University of Prishtina, Medicine Faculty, Department of
Urology, Prishtina
S07
AÇIK, LAPAROSKOPİK VE ROBOT YARDIMLI
RADİKAL PROSTATEKTOMİ: TEK CERRAHIN ÜÇ
TEKNİKTE OPERATİF VE PATOLOJİK SONUÇLARININ
KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ
Murat Akand1, Orçun Çelik2, Egemen Avcı3, İbrahim
Duman4, Tibet Erdoğru3
1
Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Konya
2
Kemalpaşa Devlet Hastanesi, Üroloji Bölümü, İzmir
3
Memorial Ataşehir Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
4
Medical Park Antalya Hastanesi, Üroloji Bölümü, Antalya
S08
PELVİK ÖLÇÜM, VİSSERAL VE SUBKUTAN YAĞ
DOKUSU ÖLÇÜMLERİNİN RADİKAL RETROPUBİK
PROSTATEKTOMİ SONRASI TRİFECTA VE CERRAHİ
SINIR SONUÇLARINA ETKİSİ
Şakir Ongün1, Ömer Demir1, Sinem Gezer2, Özgür
Gürboğa1, Mustafa Seçil2
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İzmir
2
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim
Dalı, İzmir
11. Üroonkoloji Kongresi
S09
S13
TEK KADRANDA %50 VE ALTINDA TÜMÖR VE
GLEASON SKORU 6 SAPTANAN PROSTAT KANSERİ
HASTALARINDA AKTİF İZLEM VE RADİKAL
PROSTATEKTOMİ SONUÇLARIMIZ
PROSTAT KANSERİNİN KLİNİK
EVRELENDİRİLMESİNDE EVRE T1C VE T2A
HASTALAR BENZER PROGNOSTİK ÖZELLİKLERE
SAHİPTİR
Hüseyin Tarhan, Rahmi Gökhan Ekin, Özgür Çakmak,
Yusuf Özlem İlbey, Burak Özçift, İlker Akarken, Mehmet
Yoldaş, Hakan Türk, Ferruh Zorlu
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
İzmir
Hasan Yılmaz1, Ufuk Yavuz2, Murat Üstüner2, Seyfettin
Çiftçi2, Emrah Şimşek2, Özdal Dillioğlugil2
1
İzmit Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Departmanı, Kocaeli
2
Kocaeli Üniveristesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kocaeli
S10
S14
ROBOT YARDIMLI RADİKAL PROSTATEKTOMİ
SIRASINDA FLÖRESAN IŞIĞI KILAVUZLUĞUNDA
SENTİNEL LENF NODU DİSEKSİYONU: PİLOT ÇALIŞMA
RADİKAL PROSTATEKTOMİ SONRASI PT3-T4
HASTALIĞI ÖNGÖREN FAKTÖRLER
Cenk Acar1, Gijs Kleinjan2, Roderick Van Den Berg2, Ns
Van Leeuwen2, Henk Van Der Poel2
1
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İstanbul
2
Netherland Cancer Institute-AVL Hospital, Urology
Department, Amsterdam, The Netherlands
S11
LOKALİZE PROSTAT KANSERİ HASTASININ
AMELİYAT KARARI VERME SÜRECİ
Can Öbek, Çağatay Doğan, Zübeyr Talat, Hamdi Özkara,
Süleyman Ataus, Veli Yalçın
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, İstanbul
S12
HER RADİKAL PROSTATEKTOMİDE LENF NODU
DİSEKSİYONU YAPILMALI MI ? LENF NODU
İNVAZYONUNU ÖNGÖRMEDEETKİLİ OLAN
FAKTÖRLER
Osman Koca1, Sıtkı Ün2, Mehmet Yoldaş3, Hakan Türk3,
Hüseyin Tarhan3, Ferruh Zorlu3
1
Horasan Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Erzurum
2
Ergani Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Diyarbakır
3
Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İzmir
6-10 Kasım 2013, Antalya
İbrahim Güven Kartal, Mesut Altan, Burak Çitamak,
Sertaç Yazıcı, Bülent Akdoğan, Haluk Özen
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
S15
LAPAROSKOPİK RADİKAL PROSTATEKTOMİ
HASTALARINDA CERRAHİ SINIR POZİTİFLİĞİ
VARLIĞINDA PSA NÜKSÜNÜ ÖNGÖREN
PARAMETRELER- ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ DENEYİMİ
Yakup Kordan1, Onur Kaygısız1, Burhan Coşkun1, Berna
Aytaç Vuruşkan2, Sinan Çelen1, Hakan Vuruşkan1, İsmet
Yavaşcaoğlu1
1
Uludağ Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Bursa
2
Uludağ Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı,
Bursa
S16
PROSTAT KANSERİ TEDAVİSİNDE POSTOPERATİF
RADYOTERAPİ: HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ
DENEYİMİ
Yurday Özdemir1, Fadıl Akyol1, Gökhan Özyiğit1, Pervin
Hürmüz1, Erdem Karabulut2, Cem Önal1, Uğur Selek1,
Sertaç Yazıcı3, Bülent Akdoğan3, Haluk Özen3
1
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyasyon
Onkolojisi Anabilim Dalı, Ankara
2
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik
Anabilim Dalı, Ankara
3
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, Ankara
xxiii
S17
S22
DÜŞÜK RİSKLİ LOKALİZE PROSTAT KANSERİ TEDAVİ
SEÇENEKLERİNDE YAŞAM KALİTESİ
ÜST ÜRİNER SİSTEM DEĞİŞİCİ EPİTEL HÜCRELİ
KANSERLERİ, YILLAR İÇİNDE DEĞİŞEN PROGNOSTİK
FAKTÖRLER
Cenk Acar1, Cecile Schoffelmeer2, Corin Tillier2, Willem De
Blok2, Erik Van Muilekom2, Jolanda Bloss2, Henk Van Der Poel2
1
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İstanbul
2
Netherland Cancer Institute-AVL Hospital, Urology
Department, Amsterdam, The Netherlands
Bülent Akdoğan, Mesut Altan, Burak Çıtamak, Emin
Mammadov, İbrahim Güven Kartal, Haluk Özen
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
S18
S23
LOKALİZE PROSTAT KANSER TANILI HASTALARDA
TEDAVİ SONRASI YAŞAM KALİTESİ
RADİKAL SİSTEKTOMİ YAPILAN HASTALARDA
TUR PATOLOJİSİNDEKİ LENFOVASKÜLER
İNVAZYON LENF NODU İNVAZYONUNUN ÖNEMLİ
GÖSTERGESİDİR
Abdullah Cem Pehlevan, Turgut Dönmez, Aydın
Yenilmez, Ali Barbaros Başeskioğlu, Cavit Can
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Eskişehir
S19
ÜROTELYAL KANSER TANISIYLA RADİKAL
SİSTEKTOMİ YAPILAN HASTALARDA YASSI HÜCRE
DİFFERANSİASYON VARLIĞININ PROGNOSTİK ÖNEMİ
Çağatay Göğüş1, İlker Gökçe1, Cihat Özcan1, Özden
Tulunay2, Semih Tangal3, Sümer Baltacı1
1
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
2
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı,
Ankara
3
Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
S20
RADİKAL SİSTEKTOMİ SONRASI İZOLE LOKAL
NÜKSÜN PROGNOZA ETKİSİ: GÜNCELLENMİŞ
VERİLER VE UZUN DÖNEM TAKİP SONUÇLARI
Çağatay Göğüş, Evren Süer, Cihat Özcan, Mete Özkıdık,
Kadir Türkölmez, Sümer Baltacı
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
S21
LAPAROSKOPİK RADİKAL SİSTEKTOMİ: ULUDAĞ
ÜNİVERSİTESİ DENEYİMİ
Yakup Kordan, Sinan Çelen, Hakan Vuruşkan, Burhan
Çoşkun, Onur Kaygısız, İsmet Yavaşcaoğlu
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Bursa
xxiv
Murat Üstüner1, Hasan Yılmaz2, Ufuk Yavuz1, Seyfettin
Çiftçi1, Bahri Serkan Aynur1, Kürşat Yıldız3, Özdal
Dillioğlugil1
1
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kocaeli
2
SB. Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
3
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı,
Kocaeli
S24
İNVAZİF OLMAYAN ÜROTELYAL MESANE
KANSERLERİNİN NÜKSÜNDE TRANSÜRETRAL
KOAGÜLASYON YETERLİ Mİ?
Fethi Ahmet Türegün, Sinharib Çitgez, Çetin Demirdağ,
Fetullah Gevher, Can Öbek
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, İstanbul
S25
MESANE TÜMÖRLÜ HASTALARDA İNTRAMURAL
ÜRETER REZEKSİYONU YAPILAN HASTALARIN TAKİP
SONUÇLARI
Münir Bilgehan1, Ata Özen2, Evrim Çiftçi3, Aydın
Yenilmez1, Cavit Can1
1
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Eskişehir
2
Van Bölge Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
Van
3
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji
Anabilim Dalı, Eskişehir
11. Üroonkoloji Kongresi
S26
S30
PT1 MESANE TÜMÖRÜNDE ERKEN RE-TUR
UYGULANAMAYAN HASTALARDA GECİKMİŞ RETUR’UN LOKAL NÜKS GELİŞİMİ ÜZERİNE ETKİSİ
THE DIAGNOSTIC ACCURACY OF MULTIDETECTOR
COMPUTED TOMOGRAPHY WITH MULTIPLANAR
REFORMATTED IMAGING AND VIRTUAL
CYSTOSCOPY IN THE EARLY DETECTION AND
EVALUATION OF BLADDER CARCINOMA:
COMPARISON WITH CONVENTIONAL CYSTOSCOPY
Ümit Gül1, Barış Kuzgunbay1, Tahsin Turunç1, Özgür
Yaycıoğlu1, Hakan Özkardeş2
1
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Adana Uygulama ve
Araştırma Merkezi, Üroloji Bölümü, Adana
2
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
S27
PTA MESANE TÜMÖRLERİNDE PATOLOJİ
SPESMENİNDE MUSKULARİS PROPRİA VARLIĞININ
REKÜRRENS ÜZERİNE ETKİSİ
Hakan Türk, Özgür Çakmak, Hüseyin Tarhan, Yusuf
Özlem İlbey, Ertan Can, Aziz Peker, Gökhan Koç, Oğuz
Mertoğlu, Rahmi Gökhan Ekin, Ferruh Zorlu
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
İzmir
S28
UROTHELIAL CANCER OF BLADDER IN
YOUNG VERSUS OLDER ADULTS: CLINICAL
CHARACTERISTICS AND OUTCOMES
Amr Mohamed Abdel Hamid, Mohamed Farghaly Amin
EL Minia University Hospital, El Minia, Egypt
S31
THE EFFECT OF COMBINATION TREATMENT OF
ACTIVATED NK CELL WITH RADIATION THERAPY ON
BLADDER CANCER CELL
Haebara Park1, Seyoung Kwon1, In Sang Hwang1, Young
Rang Kim2, Chaeyong Jung2, Duck Cho3, Taek Won Kang1
1
Department of Urology, Research Institute of Medical
Sciences, Chonnam National University Medical School,
Gwangju, Korea
2
Department of Anatomy, Research Institute of Medical
Sciences, Chonnam National University Medical School,
Gwangju, Korea
3
Department Clinical Pathology, Chonnam National
University Medical School, Gwangju, Korea
S32
Onur Telli, Haşmet Sarıcı, Berat Cem Özgür, Ahmet
Metin Hasçiçek, Ömer Gökhan Doluoğlu, Tolga
Karakan, Cem Nedim Yücetürk
Ankara Training and Research Hospital, Urology Clinic, Ankara
YÜKSEK RİSKLİ KASA İNVAZE OLMAYAN MESANE
KANSERLERİNDE İNTRAVEZİKAL İMMUNOTERAPİ
SONRASI NÜKS İZLENMEYEN OLGULARDA MİKRORNA EKSPRESYONLARI
S29
Furkan Dursun1, Kenan Karademir1, Ufuk Berber2,
Ferhat Ateş1, Ercan Malkoç1, Ömer Yılmaz1
1
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Üroloji Servisi,
İstanbul
2
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Patoloji Servisi,
İstanbul
BCG TEDAVİSİ VERİLEN MESANE T1 YÜKSEK
DERECELİ ÜROTELYAL KARSİNOMLU HASTALARDA
NESTİN EKSPRESYONUNUNPROGNOSTİK ÖNEMİ
Volkan Şen1, Ozan Bozkurt1, Ömer Demir1, Burçin Tuna2,
Kutsal Yörükoğlu2, Hülya Ellidokuz3, Uğur Mungan1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İzmir
2
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim
Dalı, İzmir
3
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik ve
Tıbbi Bilişim Anabilim Dalı, İzmir
6-10 Kasım 2013, Antalya
xxv
S33
S37
MESANE KANSERLİ HASTALARDA GAS6 GEN
EKSPRESYONU VE TİROZİN KİNAZ AXL – SKY
RESEPTÖRLERİ: TÜMÖR EVRESİ VE DERECESİ İLE İLİŞKİSİ
BOLU İLİNDEKİ TESTİS TÜMÖRLÜ
HASTALARINRETROSPEKTİF ANALİZİ
Murat Akgül1, Özgür Baykan2, Zeynep Karaca3, Mustafa
Özyürek1, İlker Tinay1, Cem Akbal1, Fikriye Uras3, Levent
Türkeri1
1
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
2
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyokimya Anabilim
Dalı, İstanbul
3
Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Biyokimya
Anabilim Dalı, İstanbul
S34
ERGENE NEHRİ ÇEVRESİNDE VE DİĞER
YERLEŞİMLERDE YAŞAYAN BÖBREK TÜMÖRLÜ
OLGULARIN KAN VE BÖBREĞİN NORMAL VE
TÜMÖRLÜ DOKULARINDA BAZI AĞIR METALLERİN
ARAŞTIRILMASI, NEHİR KİRLİLİĞİ İLE İLİŞKİSİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ
Osman İnci1, Muammer Yolal1, Tevfik Gülyaşar2, Suat
Çakina2, Necdet Süt3, Hakan Akdere1, İrfan Hüseyin Atakan1
1
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Edirne
2
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyofizik Anabilim Dalı,
Edirne
3T
rakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik veTıbbi
Bilişim Anabilim Dalı, Edirne
Uğur Üyetürk1, Ümmügül Üyetürk2, Ahmet Metin1
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Bolu
2
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç
Hastalıkları Anabilim Dalı, Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı, Bolu
1
S38
METASTATİK TESTİS TÜMÖRÜ HASTALARINDA
TROMBOSİTOZUN KEMOTERAPİ YANITINA ETKİSİ
VAR MI?
Murat Mermerkaya, Evren Süer, Ömer Gülpınar,
Mehmet İlker Gökçe,Faraj Afandiyev, Sümer Baltacı,
Yaşar Bedük
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
S39
LAPAROSKOPİK ADRENALEKTOMİ: ULUDAĞ
ÜNİVERSİTESİ DENEYİMİ
Yakup Kordan, Çağdaş Gökhun Özmerdiven, Hakan
Vuruşkan, Onur Kaygısız, Feyzi Mutlu Kanat, İsmet
Yavaşcaoğlu
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Bursa
S40
S35
LAPAROSKOPİK VS AÇIK NEFRON KORUYUCU
CERRAHİ YAPILAN HASTALARDA YAŞAM KALİTESİ
Artan Koni, Burhan Özdemir, İbrahim Güven Kartal,
Kubilay İnci, Haluk Özen, Cenk Yücel Bilen
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
S36
BÜYÜK RENAL TÜMÖRLERDE (4 CM’DEN BÜYÜK)
PARSİYEL NEFREKTOMİ GÜVENLİ BİR YÖNTEM
MİDİR?
Abdullah Gürel1, Funda Canaz2, İyimser Üre1, Turgut
Dönmez1, Cavit Can1
1
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Eskişehir
2
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji
Anabilim Dalı, Eskişehir
POSTKEMOTERAPİ RPLND UYGULANAN
HASTALARDA SAĞKALIM, IGCCCG RİSK GRUPLARI
NE KADAR ÖNEMLİ?
Bülent Akdoğan, Sertaç Yazıcı, Burhan Özdemir,
Emrullah Söğütdelen, Mesut Altan, Haluk Özen
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
xxvi
11. Üroonkoloji Kongresi
S41
S45
ROBOT-YARDIMLI NEFRON KORUYUCU CERRAHİDE,
ÖĞRENME EĞRİSİNİN BAŞINDA, İSKEMİK VE
NONİSKEMİK TEKNİK ARASINDA CERRAHİ SONUÇLAR
AÇISINDAN ANLAMLI FARKLILIK VAR MI?
NEFRON KORUYUCU CERRAHİNİN 4 CM ÜZERİ
BÖBREK KİTLELERİNDE ETKİNLİĞİ
Ömer Acar1, Metin Vural3, Fatin Cezayirli1, Ahmet
Musaoğlu1, Tarık Esen2
1
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
2
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
3
VKV Amerikan Hastanesi, Radyoloji Bölümü, İstanbul
S42
LAPAROSKOPİK PARSİYEL NEFREKTOMİ: İSKEMİK
Mİ, NONİSKEMİK Mİ?
Ender Özden1, Yakup Bostancı1, Fatih Ataç2, Cengiz
Beyaz1, Yarkın Kamil Yakupoğlu1, Ali Faik Yılmaz1, Şaban
Sarıkaya1
1
Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Samsun
2
Samsun Gazi Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Samsun
S43
LAPAROSKOPİK NEFRON KORUYUCU CERRAHİDE
DENEYİM İLK VAKA SONUÇLARINI ETKİLER Mİ?
Yakup Kordan, Onur Kaygısız, Hakan Vuruşkan,
Aykut Sönmez, Çağdaş Gökhun Özmerdiven, İsmet
Yavaşcaoğlu
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Bursa
S44
BÖBREK TÜMÖRLÜ HASTALARDA PARSİYEL
NEFREKTOMİDE KULLANILAN BİR CERRAHİ TEKNİK
MODİFİKASYONUNUN PADUA SKOR SİSTEMİYLE
KARŞILAŞTIRILMASI
Evren Işık, Emrah Okulu, Önder Kayıgil
Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji
Kliniği, Ankara
6-10 Kasım 2013, Antalya
Ali Tekin, Olcay Yıldırım, Yusuf Şenoğlu, Muhammet Ali
Kayıkçı, Haydar Kamil Çam
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Düzce
S46
RENAL KİTLELERDE DEĞİŞEN TRENDLER
Bülent Akdoğan, Mesut Altan, Mehmet Ezer, Erman
Ceyhan, Ahmet Güdeloğlu, Haluk Özen
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
S47
EVRE I RENAL HÜCRELİ KARSİNOM HASTALARINDA
KRONİK BÖBREK HASTALIĞI İÇİN PREDİSPOZAN
SİSTEMİK HASTALIKLARIN VARLIĞINDA PARSİYEL
NEFREKTOMİNİN ÖNEMİ
Ozan Bozkurt, Ömer Demir, Serdar Çelik, Kaan Çömez,
Güven Aslan, İlhan Çelebi
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İzmir
S48
BERRAK HÜCRELİ RENAL HÜCRELİ KARSİNOMLU
OLGULARDA VON HİPPEL-LİNDAU TÜMÖR
BASKILAYICI GEN METİLASYONU BULGULARIMIZ
Esat Korğalı1, Gökçe Dündar1, Sevgi Durna Taştan2,
Semih Ayan1, Yusuf Tutar3, Gökhan Gökçe1, Emin Yener
Gültekin1
1
Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, Sivas
2
Cumhuriyet Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi, Genetik
Anabilim Dalı, Sivas
3
Cumhuriyet Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Biyokimya
Anabilim Dalı, Sivas
xxvii
S49
S51
RENAL NEFROMETRİ SKORU RENAL KİTLELERDE
CERRAHİ YAKLAŞIMI ÖNGÖRÜR
BÖBREK TÜMÖRLERİNDE PERKÜTAN İĞNE
BİYOPSİSİNİN YERİ:79 VAKALIK TEK MERKEZ
DENEYİMİ
Çağatay Doğan1, Beate Maria Wrobel2, Sarper Erdoğan3,
Serdar Değer2
1
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, İstanbul
2
Paracelsus Krankenhaus Ruit,Akad. Lehrkrankenhaus der
Univeristaet Tübingen
3
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Halk
Sağlığı Anabilim Dalı, İstanbul
S50
Abdullah Demirtaş1, İbrahim Üntan1, Güven Kahrıman2,
Emre Can Akınsal1, Hülya Akgün3, Deniz Demirci1, Oğuz
Ekmekçioğlu1, Nevzat Özcan2, İbrahim Gülmez1, Atila
Tatlışen1
1
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kayseri
2
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı,
Kayseri
3
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı,
Kayseri
RENAL KİTLE İLE BAŞVURAN HER HASTAYA AKCİĞER
GÖRÜNTÜLEMESİ GEREKLİ MİDİR ?
S52
Ahmet Şahan, Asgar Garayev, Murat Akgül, İlker Tinay,
Levent Türkeri
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
ŞEFFAF HÜCRELİ BÖBREK KANSERLERİNDE
MDM2, GST-Α, Kİ-67 EKSPRESYONU VE PROGNOZ
ARASINDAKİ İLİŞKİ
Özdemir Erdoğan1, İlker Gökçe2, Duygu Kankaya3,
Özden Tulunay3, Çağatay Göğüş2
1
Tarsus Medikal Park Hastanesi, Üroloji Kliniği, Adana
2
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
3
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı,
Ankara
xxviii
11. Üroonkoloji Kongresi
V01
V06
BÖBREK KANSERİ VE KARŞI TARAF ADRENAL
METASTAZINDA ORTA HAT AKSESİYLE EŞZAMANLI
LAPAROSKOPİK SOL RADİKAL NEFREKTOMİ VE SAĞ
ADRENALEKTOMİ
ÜRETER ALT BÖLÜM TÜMÖRLERİNDE
TRANSÜRETRAL REZEKSİYON OLGUSU
Artan Koni, Cenk Yücel Bilen, Mustafa Sertaç Yazıcı,
Kubilay İnci, Şenol Tonyalı, Haluk Özen
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
V02
SİTUS INVERSUS TOTALİS’Lİ OLGUDA
LAPAROSKOPİK NEFROÜRETEREKTOMİ
Kaan Gökçen, Hüseyin Çelik, Murat Kobaner, Sinan
Karazindiyanoğlu
Osmaniye Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Osmaniye
V03
TRANSPERİTONEAL LAPAROSKOPİK RADİKAL
NEFROÜRETEREKTOMİ
Alper Gök, Ali Çift, Mehmet Özgür Yücel, Can Benlioğlu
Adıyaman Devlet Hastanesi, Adıyaman
V04
KLİNİK EVRE 2 SEMİNOMLU BİR OLGUDA
PET GÖRÜNTÜLEME VE ROBOT-YARDIMLI
RETROPERİTONEAL ÖRNEKLEMENİN TEDAVİ
SÜRECİNE KATKISI
Ömer Acar1, Tarık Esen2, Ahmet Musaoğlu1, Fatin Cezayirli1
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
2
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
1
Cavit Can, Abdullah Gürel, İyimser Üre
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Eskişehir
V07
MESANE LEİOMYOMUNDA ROBOT-YARDIMLI
PARSİYEL SİSTEKTOMİ
Tarık Esen1, Ömer Acar2, Levent Gürkan3
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
2
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
3
Kadıköy Şifa Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
1
V08
AŞAMA AŞAMA EXTRAPERİTONEAL
KADIN SİSTEKTOMİ VE GENİŞLETİLMİŞ
LENFADENEKTOMİSİ
Yavuz Önol1, Mehmet Remzi Erdem2, İsmail Başıbüyük1,
Sina Kardaş1, Abdullah Armağan1, Cevper Ersöz1
1
Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
2
Haydarpaşa Numune Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji
Kliniği, İstanbul
V09
KÜÇÜK RENAL KİTLELERDE LAPAROSKOPİK
İSKEMİSİZ KİTLE ENÜKLEASYONU
Deniz Demirci, Abdullah Demirtaş, Numan Baydilli,
Muharrem Özkaya, Volkan Sabur, İbrahim Gülmez
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kayseri
V05
RADİKAL NEFREKTOMİ,VENA KAVA VE/VEYA
ATRİAL TÜMÖR TROMBEKTOMİ: YÜKSEK
TORAKOABDOMİNAL TRANSDİAFRAGMATİK
EKSTRAPERİTONEAL YAKLAŞIM
Yavuz Önol1, Mehmet Remzi Erdem2, İsmail Başıbüyük1,
Abdullah Armağan1, Fikret Fatih Önol3, Muzaffer
Akçay1, Fatih Elbir1
1
Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
2
Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastenesi, Üroloji Kliniği,
İstanbul
3
Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
6-10 Kasım 2013, Antalya
V10
SOL TAŞLI BÖBREKTE RENAL KİTLE: LAPAROSKOPİK
PARSİYEL NEFREKTOMİ VE NEFROLİTOTOMİ
Yakup Bostancı1, Ender Özden1, Fatih Ataç2, Turgut
Serdaş1,
Yarkın Kamil Yakupoğlu1, Şaban Sarıkaya1
1
Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Samsun
2
Samsun Gazi Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Samsun
xxix
V11
V15
RENAL PEDİKÜL ETRAFINDAKİ
PARAGANGLİOMUNUN LAPAROSKOPİK EKSİZYONU
ÜST ÜRİNER SİSTEM TÜMÖRLERİNDE
LAPAROSKOPİK RETROPERİTONEOSKOPİK
NEFROÜRETEREKTOMİ
Volkan İzol, İbrahim Atilla Arıdoğan, Fatih Gökalp,
Mutlu Değer, Zühtü Tansuğ
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Adana
V12
MEN II SENDROMLU OLGUDA LAPAROSKOPİK
PARSİYEL ADRENALEKTOMİ
Ender Özden1, Yakup Bostancı1, Fatih Ataç2, Ayşegül
Atmaca3, Hulusi Atmaca3, Cengiz Beyaz1, Şaban
Sarıkaya1
1
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Samsun
2
Samsun Gazi Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Samsun
3
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Endokrinoloji
Bilim Dalı, Samsun
V13
ÜST ÜRİNER SİSTEMİN ÜROTELİAL KARSİNOMU:
LAPAROSKOPİK RADİKAL NEFROÜRETEREKTOMİ VE
İNTRAKORPOREAL MESANE GÜDÜK EKSİZYONU
Fatih Ataç1, Ender Özden2, Yakup Bostancı2, Cengiz
Beyaz2, Yarkın Kamil Yakupoğlu2, Şaban Sarıkaya2
1
Samsun Gazi Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Samsun
2
Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Samsun
V14
SENTRAL-HİLAR YERLEŞİMLİ RENAL KİTLELERDE
AÇIK PARSİYEL NEFREKTOMİ: İŞLEMİ
KOLAYLAŞTIRAN TEKNİK İNCELİKLER
Yavuz Önol1, Abdullah Armağan1, Senad Kalkan1,
Mehmet Remzi Erdem2, İsmail Başıbüyük1, Fatih Elbir1,
Fikret Fatih Önol3
*Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
2
Haydarpaşa Numune Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji
Kliniği, İstanbul
3
Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
İstanbul
xxx
Deniz Demirci, Abdullah Demirtaş, Numan Baydilli,
Muharrem Özkaya, Volkan Sabur, Emre Can Akınsal,
İbrahim Gülmez
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kayseri
V16
PELVİS RENALİS TÜMÖRÜNE PERKÜTAN
REZEKSİYON UYGULAMASI
Cavit Can, Ali Barbaros Başeskioğlu
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Eskişehir
V17
ÇOCUK HASTADA DEV ADRENAL TÜMÖRÜN
LAPAROSKOPİK YÖNTEMLE EKSİZYONU
Volkan İzol, İbrahim Atilla Arıdoğan, Fatih Gökalp, Ali
Börekoğlu, Nihat Satar
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Adana
V18
LAPAROSKOPİK TRANSPERİTONEAL SOL
ADRENALEKTOMİ
Ender Özden1, Yakup Bostancı1, Fatih Ataç2, Ayşegül
Atmaca3, Hulusi Atmaca3, Aykut Sırtbaş1, Şaban Sarıkaya1
1
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Samsun
2
Samsun Gazi Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Samsun
3
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Endokrinoloji
Bilim Dalı, Samsun
V19
TRANPERİTONEAL DESSENDAN TEKNİKLE
LAPAROSKOPİK RADİKAL PROSTATEKTOMİ
İbrahim Gülmez, Deniz Demirci, Abdullah Demirtaş,
Volkan Sabur, Numan Baydilli, Emre Can Akınsal, Oğuz
Ekmekçioğlu, Atila Tatlışen
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kayseri
11. Üroonkoloji Kongresi
V20
V24
LOKAL İLERİ (T3-T4) KANSERLERİNDE
GENİŞLETİLMİŞ RADİKAL PROSTATEKTOMİ
GENÇ ERKEK HASTALARDA TRANSİZYONEL HÜCRELİ
NEOPLAZİYİ TAKLİT EDEN İNVERTED PAPİLLOMLU
İKİ VAKANIN DERLEMESİ; TUR-MT DENEYİMİMİZ
Yavuz Önol1, Abdullah Armağan1, Fikret Fatih Önol3,
Fatih Elbir1, Abdulkadir Tepeler1, İsmail Başıbüyük1,
Mehmet Remzi Erdem2
1
Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
2
Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastenesi, Üroloji
Kliniği, İstanbul
3
Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
İstanbul
V21
CT2 BÖBREK TÜMÖRÜNDE ROBOT-YARDIMLI
PARSİYEL NEFREKTOMİ
Tarık Esen1, Ömer Acar2, Ahmet Musaoğlu2, Fatin
Cezayirli2
1
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
2
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
V22
ÜROONKOLOJİK ROBOTİK RADİKAL CERRAHİDE
GENİŞLETİLMİŞ PELVİK LENF NODU
DİSEKSİYONUNUN TEMEL AŞAMALARI
Bora Özveren1, Levent Türkeri2
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İstanbul
2
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
1
V23
ROBOTİK RADİKAL SİSTEKTOMİ AMELİYATI:
ANAHATLARI İLE TEKNİĞİN ANALİZİ
Bora Özveren1, Levent Türkeri2
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İstanbul
2
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
1
Serdar Yalçın, Bilal Fırat Alp, Sercan Yılmaz, İbrahim
Yıldırım
Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
V25
TESTİS TÜMÖRLÜ BİR OLGUDA LAPAROSKOPİK
İNTRAPERİTONEAL LENF NODU DİSSEKSİYONU
Abdullah Demirtaş, Volkan Sabur, Emre Can Akınsal,
Numan Baydilli, Deniz Demirci, Oğuz Ekmekçioğlu,
İbrahim Gülmez, Atila Tatlışen
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kayseri
V26
LAPAROSKOPİK RETROPERİTONEAL LENF NODU
DİSSEKSİYONU
Artan Koni, Cenk Yücel Bilen, Mustafa Sertaç Yazıcı,
Kubilay İnci, İbrahim Güven Kartal, Haluk Özen
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
V27
MATÜR TERATOMLU BİR OLGUDA MULTİFOKAL
RETROPERİTONEAL METASTATİK KİTLELERİN
ROBOT-YARDIMLI LAPAROSKOPİK CERRAHİ İLE
EKSİZYONU
Tarık Esen1, Ömer Acar2, Ahmet Musaoğlu2, Fatin
Cezayirli2
1
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
2
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
V28
ÜRETRA TÜMÖRLERİNDE TRANSÜRETRAL
REZEKSİYON
Cavit Can, İyimser Üre
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Eskişehir
6-10 Kasım 2013, Antalya
xxxi
P001
P005
BİFOSFONAT KULLANIMINA BAĞLI MANDİBULADA
OSTEONEKROZ: OLGU SUNUMU
İLK BİYOPSİ SONUCU YÜKSEK DERECELİ
İNTRAEPİTELYAL NEOPLAZİ GELEN HASTALARIN
TEKRAR BİYOPSİ SONUÇLARI
Kaan Çömez, Volkan Şen, Güven Aslan
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İzmir
P002
KEMİK SİNTİGRAFİSİNDE METASTAZ ŞÜPHESİ OLAN
HER LOKALİZE PROSTAT KANSERİNDE MANYETİK
REZONANS GÖRÜNTÜLEME YAPILMALI MI?
Yusuf Şenoğlu, Olcay Yıldırım, Ali Kayıkçı, Kamil Çam,
Ali Tekin
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Düzce
P003
HIGH MITOCHONDRIA CONTENT IS ASSOCIATED
WITH PROSTATE CANCER DISEASE PROGRESSION
Katharina Grupp1, Maria Christina Tsourlakis2,
Waldemar Wilczak2, Alexander Quaas2, Guido Sauter2,
Ronald Simon2, Jakob Izbicki4, Markus Graefen3,
Hartwig Huland3, Thorsten Schlomm3, Sarah Minner
Minner2, Stefan Steurer2
1
General, Visceral and Thoracic Surgery Department and
Clinic; Institute of Pathology; University Medical Center
Hamburg-Eppendorf, Hamburg, Germany
2
Institute of Pathology, University Medical Center
Hamburg-Eppendorf, Hamburg, Germany
3
Martini-Clinic, Prostate Cancer Center, University Medical
Center Hamburg-Eppendorf, Hamburg, Germany
4
General, Visceral and Thoracic Surgery Department and
Clinic; University Medical Center Hamburg-Eppendorf,
Hamburg, Germany
P004
TRANSREKTAL ULTRASON EŞLİĞİNDE YAPILAN
PROSTAT BİYOPSİSİNDE UYGULANAN
PERİPROSTATİK SİNİR BLOKAJI İÇİN OPTİMUM
LOKAL ANESTEZİK DOZU
Umut Gönülalan1, Murat Koşan1, Enis Kervancıoğlu2,
Tufan Çiçek1, Bülent Öztürk1, Hakan Özkardeş2
1
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Konya
2
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
xxxii
Şakir Ongün1, Ozan Bozkurt1, Kaan Çömez1, Ömer
Demir1, Güven Aslan1, Burçin Tuna2, Kutsal Yörükoğlu2,
İlhan Çelebi1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İzmir
2
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim
Dalı, İzmir
P006
PROSTAT SAĞLIK ENDEKSİ (PHİ) İLE PROSTAT
KANSERİ RİSKİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: TANIYA
GİDEN YOLDA NE KADAR KULLANIŞLI?
Ömer Acar1, Erhan Paloğlu3, Metin Vural2, Fatin
Cezayirli1, Ahmet Musaoğlu1, Tarık Esen4
1
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
2
VKV Amerikan Hastanesi, Radyoloji Bölümü, İstanbul
3
VKV Amerikan Hastanesi, Biyokimya Bölümü, İstanbul
4
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
stanbul
P007
PROSTAT KANSERİNDE MULTİPARAMETRİK
MANYETİK REZONANS İLE ELDE EDİLEN
BULGULARIN KANTİFİYE EDİLMESİ OLUMSUZ
HİSTOPATOLOJİK SONUÇLARI ÖNGÖRMEK İÇİN
KULLANILABİLİR Mİ?
Ömer Acar1, Metin Vural2, Aslıhan Onay2, Fatin
Cezayirli1, Sergin Akpek2, Ahmet Musaoğlu1, Tarık Esen3
1
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
2
VKV Amerikan Hastanesi, Radyoloji Bölümü, İstanbul
3
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
P008
AÇIK RADİKAL RETROPUBİK PROSTATEKTOMİ
DENEYİMİMİZ
Abdullah Demirtaş, Muharrem Özkaya, Numan Baydilli,
Emre Can Akınsal, Deniz Demirci, Oğuz Ekmekçioğlu,
İbrahim Gülmez, Atila Tatlışen
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kayseri
11. Üroonkoloji Kongresi
P009
P013
LAPAROSKOPİK RADİKAL PROSTATEKTOMİ
DENEYİMİMİZ: İLK 12 VAKA
PROSTATTA ADENOİD KİSTİK/BAZALOİD HÜCRELİ
KARSİNOM: OLGU SUNUMU
İbrahim Gülmez, Deniz Demirci, Abdullah Demirtaş,
Volkan Sabur, Numan Baydilli, Emre Can Akınsal, Atila
Tatlışen
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kayseri
Uğur Yücetaş1, Mehmet Gökhan Çulha1, Erkan Erkan1,
Kemal Behzatoğlu2, Muhammet Naci Tatar1, Cemalettin
Murat1, Mahmut Gökhan Toktaş1
1
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
İstanbul
2
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Kliniği,
İstanbul
P010
TRANSREKTAL ULTRASON KILAVUZLUĞUNDA
YAPILAN PROSTAT BİYOPSİSİ DENEYİMİ
Abdullah Demirtaş1, Nuh Aldemir1, Akın Avcı1, Emre
Can Akınsal1, Numan Baydilli1, Mustafa Sofikerim2,
Deniz Demirci1, Oğuz Ekmekçioğlu1, Atila Tatlışen1
1
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kayseri
2
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İstanbul
P014
MONO VE MAKSİMAL ANDROJEN BLOKAJI TEDAVİSİ
YAPILAN METASTATİK PROSTAT KANSERLİ
HASTALARIN TAKİBİNDE PSA’NIN PROGNOSTİK
DEĞERİ
Orhan Yiğitbaşı, Osman Raif Karabacak, Fatih
Yalçınkaya, Kürşat Zengin, Murat Bolat
Ankara Dışkapı Eğitim ve Araştıra Hastanesi, 1. Üroloji
Kliniği, Ankara
P011
HORMON DİRENÇLİ PROSTAT KANSERLİ
HASTALARDA PROSTAT SPESİFİK ANTİJEN İKİLEME
ZAMANI VE PROSTAT SPESİFİK ANTİJEN HIZININ
PROGNOZ VE SAĞ KALIM ÜZERİNDE ÖNGÖRÜCÜ
OLARAK ROLLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI
Volkan Sabur, Abdullah Demirtaş, Emre Can Akınsal,
Deniz Demirci, Oğuz Ekmekçioğlu, İbrahim Gülmez,
Atila Tatlışen
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kayseri
P012
HORMON DİRENÇLİ PROSTAT KANSERLİ
HASTALARDA SAĞ KALIM ÜZERİNDE ÖNGÖRÜCÜ
FAKTÖRLER
Volkan Sabur, Abdullah Demirtaş, Numan Baydilli, Emre
Can Akınsal, Oğuz Ekmekçioğlu, Atila Tatlışen
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kayseri
PARMAKLA REKTAL MUAYENEDE ASİMETRİK LOB
PROSTAT KANSERİ İÇİN BİR RİSK Mİ?
Ömer Yılmaz, Hasan Soydan, Ferhat Ateş, Cumhur
Yeşildal, Zeki Aktaş, Kenan Karademir
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Üroloji Kliniği,
İstanbul
P016
METASTATİK PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA
ANTİ-ANDROJEN GERİ ÇEKİLME (WİTHDRAWAL)
TEDAVİ SONUÇLARIMIZ
Hüseyin Engin, Cemil Bilir
Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi, Medikal Onkoloji
Bölümü, Zonguldak
P017
OKSİPİTO-PARİETAL KEMİK METASTAZI OLAN
NADİR PROSTAT ADENOKARSİNOM OLGUSU
Emrah Okulu1, Kemal Ener1, Mustafa Aldemir1, Murat
Keske1, Önder Kayıgil2
1
Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
Ankara
2
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Atatürk Eğitim ve Araştırma Uygulama
Hastanesi, Ankara
6-10 Kasım 2013, Antalya
xxxiii
P018
P023
ERKEN EVRE PROSTAT KANSERİNDE STEREOTAKTİK
RADYOTERAPİ UYGULAMASI OLGU SUNUMU
KRONİK OBSTRÜKTİF AKCİĞER HASTALIĞINA BAĞLI
HİPOKSEMİDE TOTAL VE SERBEST PSA ARTIŞI
Mustafa Halil Akbörü1, Adnan Yöney2, Tanju
Berberoğlu1, Zafer Ünsal Coşkun3, Ekin Ermiş1, Menekşe
Turna1, Asuman Kaynar1, Sevil Kılçıksız1, Mustafa Ünsal1
1
Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Radyasyon
Onkolojisi Kliniği, İstanbul
2
Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyasyon
Onkolojisi Anabilim Dalı, Trabzon
3
Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Radyoloji
Kliniği, İstanbul
Cengiz Özge1, Murat Bozlu2, Eylem Sercan Özgür1,
Ahmet Tunçkıran3, Necati Muşlu4
1
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Göğüs Hastalıkları
Anabilim Dalı, Mersin
2
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Mersin
3
Başkent Üniversitesi Alanya Uygulama ve Araştırma
Merkezi, Üroloji Anabilim Dalı, Antalya
4
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyokimya
Anabilim Dalı, Mersin
P020
TRANSREKTAL ULTRASON EŞLİĞİNDE PROSTAT
BİYOPSİSİ VE KOMPLİKASYONLARININ EREKTİL
FONKSİYONLAR ÜZERİNE ETKİSİ: İKİ FARKLI
ANESTEZİ YÖNTEMİNİN KARŞILAŞTIRILMASI
Onur Serin1, Hakan Kılıçarslan1, Hasan Serkan Doğan2,
Hakan Vuruşkan1, Yakup Kordan1, İsmet Yavaşcaoğlu1
1
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Bursa
2
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, Pediatrik Üroloji Bilim Dalı, Ankara
P021
FOSFODİESTERAZ 5 İNHİBİTÖRLERİNİN
(SİLDENAFİL, VARDENAFİL, TADALAFİL),
PROSTAT KANSERİ ÜZERİNE ETKİLERİNİN HÜCRE
KÜLTÜRÜNDE DEĞERLENDİRİLMESİ
Oytun Erbaş1, Fatih Oltulu2, Vildan Çetintaş3, Hüseyin
Aktuğ2, Altuğ Yavaşoğlu2, Dilek Taşkıran4
1
Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fizyoloji
Anabilim Dalı, Tokat
2
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Histoloji ve Embriyoloji
Anabilim Dalı, İzmir
3
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji Anabilim
Dalı, İzmir
4
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı,
İzmir
P024
RELATIONSHIP BETWEEN AGE AND SERUMIC
VALUES OF
PSA IN KOSOVO
Arber Ejup Neziri, Lutfi Dervishi, Tune Pervorfi, Fahredin
Veselaj, Rexhep Kasumaj, Ilir Miftari, Avni Fetahu
University Pristina, Faculty of medicine, Prishtina
P025
NADİR BİR PORSTAT TÜMÖRÜ: KÜÇÜK HÜCRELİ
PROSTAT KANSERİ
Mehmet Remzi Erdem, Feridun Şengör, Ergin Yücebaş,
Ahmet Rüknettin Aslan, Çağatay Tosun, Mehmet Akif
Ramazanoğlu
Haydarpasa Numune Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
P026
TRANSREKTAL ULTRASONOGRAFİ EŞLİĞİNDE
YAPILAN PROSTAT BİYOPSİLERİNDE UYGULANILAN
LOKAL ANESTEZİ YÖNTEMLERİNİN VİSUAL ANALOG
SKALA (VAS) İLE KARŞILAŞTIRILMASI
Kısmet Burak Cengiz, Esat Korğalı, Gökçe Dündar,
Semih Ayan, Gökhan Gökçe, Yener Gültekin
Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, Sivas
P022
PROSTATIN AGRESİF TÜMÖRÜ: SARKOMATOİD
KARSİNOM
Onur Açıkgöz, Eymen Gazel, Yusuf Kasap, Ahmet
Çamtosun, Ahmet Hamdi Yazıcıoğlu
Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi, Üroloji Kliniği, Ankara
xxxiv
11. Üroonkoloji Kongresi
P027
P031
FLOROKİNOLON PROFİLAKSİSİ İLE YAPILAN PROSTAT
BİYOPSİLERİ SONRASI GÖRÜLEN FLOROKİNOLON
DİRENÇLİ E.COLİ ENFEKSİYONLARININ SIKLIĞI: 2215
HASTA İLE TEK MERKEZ DENEYİMİ
PROSTAT BİYOPSİ SONUCU GLEASON SKORU 6
OLARAK TESPİT EDİLEN HASTALARIN RADİKAL
PROSTATEKTOMİ SPESİMENLERİNDE YÜKSEK
EVRELEME BELİRLENMESİ: HANGİ KLİNİK
BULGULAR YOL GÖSTERİCİDİR?
Özlem Kandemir1, Murat Bozlu2, Ozan Efesoy2, Onur
Gültekin1, Erdem Akbay2
1
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Klinik Mikrobiyoloji ve
Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı, Mersin
2
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Mersin
Özgü Aydoğdu, Ayhan Karaköse, Yusuf Ziya Ateşçi
İzmir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İzmir
P032
LOKALİZE PROSTAT KANSERİ VE BENİGN PROSTAT
HİPERPLAZİLİ OLGULARDA OKSİDATİF STRES
DURUMU İLE ANTİOKSİDATİF KAPASİTENİN
DEĞERLENDİRİLMESİ VE KARŞILAŞTIRILMASI
Mustafa Aldemir1, Yücel Altay1, Emrah Okulu1, Kemal
Ener1, Asım Özayar1, Cem Nedim Yücetürk2, Özcan Erel3
1
Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji
Kliniği, Ankara
2
Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
Ankara
3
Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi,
Biyokimya Kliniği, Ankara
P029
TRUSG EŞLİĞİNDE YAPILAN PROSTAT BİYOPSİSİ
SONUCUNA GÖRE RADİKAL RETROPUBİK
PROSTATEKTOMİ YAPILAN HASTALARDA TÜMÖR
LOKALİZASYONU VE GLEASON SKORU SONUÇLARI:
BİYOPSİ SONUÇLARI NE KADAR GÜVENİLİR?
Özgü Aydoğdu, Ayhan Karaköse, Yusuf Ziya Ateşçi
İzmir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İzmir
P030
SİNİR KORUYUCU RADİKAL RETROPUBİK
PROSTATEKTOMİ YAPILAN HASTALARDA PROSTAT
HACMİ VE KOMPLİKASYONLAR ARASINDAKİ
İLİŞKİ: DAHA BÜYÜK PROSTATI OLAN HASTALARDA
KOMPLİKASYON OLASILIĞI ARTIYOR MU?
Özgü Aydoğdu, Ayhan Karaköse, Yusuf Ziya Ateşçi
İzmir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İzmir
6-10 Kasım 2013, Antalya
OSTEOBLASTİK METASTAZ YAPAN PROSTATIN
PRİMER ÜROTELYAL KARSİNOMU
Bekir Voyvoda, Ömür Memik, Emre Ulukaradağ
Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji
Bölümü, Kocaeli
P033
OBEZİTENİN LAPAROSKOPİK RADİKAL
PROSTATEKTOMİ BAŞARISI VE
KOMPLİKASYONLARINA ETKİSİ
Onur Kaygısız1, Yakup Kordan1, Hakan Vuruşkan1, Ömür
Günseren1, Burhan Coşkun1, Hakan Kılıçarslan1, Berna
Aytaç Vuruşkan2, İsmet Yavaşcaoğlu1
1
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Bursa
2
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı,
Bursa
P034
LAPAROSKOPİK RADİKAL PROSTATEKTOMİ
AMELİYATINDA DORSAL VEN KONTROLÜNDE
LİGASURE KULLANIMI GÜVENLİ VE ETKİN BİR
YÖNTEM MİDİR?
Onur Kaygısız1, Yakup Kordan1, Cabir Alan2, Burhan
Coşkun1, Ömür Günseren1, Ali Erhan Eren2, Berna Aytaç
Vuruşkan3, Hakan Vuruşkan1
1
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Bursa
2
Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, Çanakkale
3
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı,
Bursa
xxxv
P035
P039
PT3 PROSTAT KANSERİNDE LAPAROSKOPİK
PROSTATEKTOMİ SONRASI TAKİP BİR SEÇENEK
MİDİR?
RADİKAL RETROPUBİK PROSTATEKTOMİ
VAKALARINDA KLİNİK VE PATOLOJİK, EVRE VE
GLEASON SKORLARININ KARŞILAŞTIRILMASI
Onur Kaygısız1, Yakup Kordan1, Berna Aytaç Vuruşkan2,
Sinan Çelen1, Burhan Coşkun1, Hakan Vuruşkan1, İsmet
Yavaşcaoğlu1
1
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Bursa
2
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı,
Bursa
Ali Ülgen1, Harun Kılıççalan1, Ata Özen2, Funda Canaz3,
İyimser Üre1, Cavit Can1
1
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Eskişehir
2
Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
Van
3
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji
Anabilim Dalı, Eskişehir
P036
LAPAROSKOPİK RADİKAL PROSTATEKTOMİDE
TÜMÖR HACMİNİN CERRAHİ SINIR POZİTİFLİĞİNE
ETKİSİ
Onur Kaygısız1, Yakup Kordan1, Berna Aytaç Vuruşkan2,
Burhan Coşkun1, Onur Serin1, Hakan Vuruşkan1, İsmet
Yavaşcaoğlu1
1
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Bursa
2
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı,
Bursa
P040
KASTRASYONA VE KEMOTERAPİYE DİRENÇLİ
METASTATİK PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA
ABİRATERON ASETATIN ETKİNLİĞİ
Sertaç Yazıcı, Şenol Tonyalı, İrfan Dönmez, Bülent
Akdoğan, Haluk Özen
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
P041
P037
12 KADRAN PROSTAT BİYOPSİ İLE RADİKAL
PROSTATEKTOMİ PATOLOJİ SONUÇLARININ
KARŞILAŞTIRILMASI
Ömür Memik1, Haydar Kamil Çam2, Ali Tekin2, Olcay
Yıldırım2
1
Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
Kocaeli
2
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Düzce
P038
KLİNİĞİMİZDE RADİKAL RETROPUBİK
PROSTATEKTOMİ YAPILAN HASTALARDA PSA
REKÜRRENSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Harun Kılıççalan1, Ali Ülgen1, Evrim Çiftçi2, İyimser Üre1,
Cavit Can1
1
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Eskişehir
2
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji
Anabilim Dalı, Eskişehir
xxxvi
APPLICATION TECHNIQUE: PLACEMENT OF A
PROSTATE-RECTUM SPACER IN MEN UNDERGOING
PROSTATE RADIATION THERAPY
Gencay Hatiboglu1, Michael Pinkawa2, Jean Paul Vallée4,
H.K. Van Der Poel3, Dogu Teber1, Boris Hadaschik1,
Sascha Pahernik1, Markus Hohenfellner1
1
University of Heidelberg, Department for Urology,
Heidelberg, Germany
2
University of Aachen, Department for Radiotherapy,
Aachen, Germany
3
The Netherlands Cancer Institute, Department of
Urology, Amsterdam, Netherlands
4
Department of Radiology, University of Geneva, Genf,
Switzerland
P042
MANYETİK REZONANS GÖRÜNTÜLEME
KILAVUZLUĞUNDA YAPILAN HEDEFE YÖNELİK
PROSTAT BİYOPSİLERİ: İLK SONUÇLAR
Ömer Acar1, Metin Vural3, Aslıhan Onay3, Sergin Akpek3,
Fatin Cezayirli1, Ahmet Musaoğlu1, Tarık Esen2
1
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
2
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, İstanbul
3
VKV Amerikan Hastanesi, Radyoloji Bölümü, İstanbul
11. Üroonkoloji Kongresi
P043
P047
RELATIONSHIP BETWEEN PROSTATE VOLUME AND
SERUMIC VALUES OF PSA AMONG THE PATIENTS
WITH BPH IN KOSOVO
RADİKAL PROSTATEKTOMİ SPESMENİNDE
SAPTANAN SOLİTER VEYA MULTİPL CERRAHİ SINIR
POZİTİFLİĞİNİN BİYOKİMYASAL NÜKS ÜZERİNE
ETKİSİ
Arber Ejup Neziri1, Flamur Tartari2, Tune Pervorfi1, Lutfi
Dervishi1, Fahredin Veselaj1, Shqiptar Demaqi1, Avni
Fetahu1, Ilir Miftari1, Petrit Nuraj1, Sabit Mehmeti1
1
University of Prishtina, Medicine Faculty,Department of
Urology, Prishtina
2
University of Tirana, Medicine Faculty, Department of
Urology, Tirana
Hüseyin Tarhan, Hakan Türk, Özgür Çakmak, Tufan
Süelözgen, Burak Özçift, Yusuf Özlem İlbey, Rahmi
Gökhan Ekin, Ferruh Zorlu
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi,Üroloji Kliniği,
İzmir
P044
P048
BİR ÜNİVERSİTE KLİNİĞİNDE ÜROLOGLARIN
LOKALİZE PROSTAT KANSERİNDE AKTİF İZLEMİ
BENİMSEME ORANI
PROSTAT BİYOPSİSİNDE PROSTAT KANSERİNİN
KLİNİK ANLAMI İÇİN ÖNGÖRÜCÜ PARAMETRELER
PROSTAT HACMİ İLE DEĞİŞİR Mİ?
Can Öbek, Çağatay Doğan, Zübeyr Talat, Hamdi Özkara,
Süleyman Ataus, Veli Yalçın
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, İstanbul
Hasan Yılmaz1, Seyfettin Çiftçi2, Ufuk Yavuz2, Murat
Üstüner2, Bahar Müezzinoğlu3, Özdal Dillioğlugil2
1
İzmit Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Departmanı, Kocaeli
2
Kocaeli Üniveristesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kocaeli
3
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı,
Kocaeli
P045
PROSTAT KANSERİ TANISIYLA DEFİNİTİF
KONFOMAL RADYOTERAPİ VE TOTAL ANDROJEN
BLOKAJI UYGULANAN HASTALARDAKİ TEDAVİ
SONUÇLARIMIZ: HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ
DENEYİMİ
Yurday Özdemir1, Fadıl Akyol1, Gökhan Özyiğit1, Pervin
Hürmüz1, Erdem Karabulut2, Cem Önal1, Uğur Selek1,
Haluk Özen3
1
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyasyon
Onkolojisi Anabilim Dalı, Ankara
2
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik
Anabilim Dalı, Ankara
3
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, Ankara
P046
RADİKAL PROSTATEKTOMİ SPESMENLERİNDE
EPSTEİN KRİTERLERİNİN DOĞRULANMASI
İlker Akarken, Mehmet Yoldaş, Özgür Çakmak, Hüseyin
Tarhan, Rahmi Gökhan Ekin, Ömer Köyer Gündüz,
Hakan Üçok, Yusuf Özlem İlbey, Ferruh Zorlu
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
İzmir
6-10 Kasım 2013, Antalya
P049
ISPARTA/YALVAÇ DENEYİMİM: İLÇE HASTANESİ
ÜROLOJİ POLİKLİNİĞİNDE PROSTAT KANSERİ
NEDENİYLE HORMONOTERAPİ İLE TAKİPTEYKEN,
40 AYLIK TAKİPTE METAKRON MESANE TÜMÖRÜ
GELİŞEN HASTALARIN KLİNİK VE DEMOGRAFİK
ÖZELLİKLERİNİN RETROSPEKTİF İNCELEMESİ
Ayşe Veyhürda Dikmen
Isparta Yalvaç Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Isparta
P050
PSA SEVİYESİ VE PROSTAT VOLÜMÜ, RADİKAL
PROSTATEKTOMİ SONRASI GLEASON
UPGRADE’İNDE PREDİKTİF BİR FAKTÖR MÜDÜR?
Seyfettin Çiftçi1, Hasan Yılmaz2, Ufuk Yavuz1, Murat
Üstüner1, Kerem Teke1, Bahar Müezzinoğlu3, Özdal
Dillioğlugil1
1
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kocaeli
2
SB. Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
3
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı,
Kocaeli
xxxvii
P051
P055
PSA DANSİTESİ, KÖTÜ PROGNOSTİK ÖZELLİKLERİ
ÖNGÖRMEDE PSA VE GLEASON SKORUNDAN ÜSTÜN
DEĞİLDİR
METASTATİK KASTRASYON DİRENÇLİ PROSTAT
KANSERİ OLGULARINDA DOSETAKSEL TEDAVİSİ:
TEK MERKEZ 7 YILLIK TAKİP SONUÇLARIMIZ
Ufuk Yavuz1, Murat Üstüner1, Hasan Yılmaz2, Seyfettin
Çiftçi1, Bahri Serkan Aynur1, Özdal Dillioğlugil1
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kocaeli
2
SB. Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
1
Nihat Karakoyunlu1, Orhan Yiğitbaşı1, Hakkı Ugur
Özok1, Levent Sağnak1, Hikmet Topaloğlu1, Hamit
Ersoy2
1
SB. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma
Hastanesi, Üroloji Kliniği, Ankara
2
Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Çorum
P052
5α-REDÜKTAZ İNHİBİTÖR TEDAVİSİ BENİGN
PROSTAT HİPERPLAZİSİ VE PROSTAT KANSERLİ
HASTALARDA S/T PSA ORANINI NASIL ETKİLER?
P056
Seyfettin Çiftçi1, Murat Üstüner1, Ufuk Yavuz1, Bahri
Serkan Aynur1, Emrah Şimşek1, Hasan Yılmaz2, Özdal
Dillioğlugil1
1
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kocaeli
2
SB. Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
Mehmet Yücel1, Bekir Aras1, Soner Yalçınkaya2
Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, Kütahya
2
SB. Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
Antalya
PROSTAT BİYOPSİSİNDE KANSER SAPTANMAYAN
HASTALARDA TUR-P SONUÇLARIMIZ
1
P057
P053
İLK BİYOPSİDE HGPIN VE ASAP TANISI ALAN
HASTALARDAKİ REBİYOPSİ SONUÇLARIMIZ
Mehmet Yücel1, Bekir Aras1, Soner Yalçınkaya2
Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, Kütahya
2
SB. Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
Antalya
1
PROSTAT BİYOPSİSİNDE KOR SAYISI GERÇEĞİ
YANSITIYOR MU?
Uğur Yücetaş, Erkan Erkan, Muhammet Naci Tatar,
Nejdet Karşıyakalı, Arman Çekmen, Cemalettin Murat,
Mahmut Gökhan Toktaş
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
İstanbul
P058
P054
PROSTAT SPESİFİK ANTİJEN (PSA) YÜKSEKLİĞİ
OLAN HASTALARDA 3 TESLA MAGNETİK
REZONANS GÖRÜNTÜLEME (MRG) SONRASI
YAPILAN TRANSREKTAL ULTRASONOGRAFİ
EŞLİĞİNDE PROSTAT BİYOPSİSİ (TRUS-BX) ERKEN
SONUÇLARIMIZ
PROSTAT BİYOPSİSİNDE KANSER SAPTAMADA
PROSTAT VOLÜMÜ ÖNEMLİ MİDİR?
Uğur Yücetaş, Erkan Erkan, Hüseyin Aytaç Ateş, Yusuf
Şahin,Cemalettin Murat, Vural Saçak, Mahmut Gökhan
Toktaş
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
İstanbul
Engin Kaya1, Veysel Akgün2, Bilal Fırat Alp1, Serdar
Yalçın1, Turgay Ebiloğlu3, Murat Kocaoğlu2, İbrahim
Yıldırım1
1
Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
2
Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Radyoloji Anabilim Dalı,
Ankara
3
Etimesgut Asker Hastanesi, Üroloji Kliniği, Ankara
xxxviii
11. Üroonkoloji Kongresi
P059
P063
BPH NEDENİYLE YAPILAN PROSTATEKTOMİ,
LAPAROKOPİK RADİKAL PROSTATEKTOMİ
SONUÇLARINI ETKİLİYOR MU?
PROSTAT RADYOTERAPİSİNDE REKTUM ÖN
DUVARI VE PROSTAT ARASINA SPACEOAR™ JEL
ENJEKSİYONU
Fatih Ataç1, Yakup Bostancı2, Ender Özden2, Hasan Çetin2,
Yarkın Kamil Yakupoğlu2, Ali Faik Yılmaz2, Şaban Sarıkaya2
1
Samsun Gazi Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Samsun
2
Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Samsun
Şefik İğdem1, Metin Barlan2, Tülay Ercan3, Gül Alço3, Sait Okkan3
İstanbul Bilim Üniversitesi, Radyasyon Onkolojisi
Anabilim Dalı, İstanbul
2
Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi, Radyoloji
Bölümü, İstanbul
3
Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi, Radyasyon
Onkolojisi Bölümü, İstanbul
1
P060
TRANSREKTAL ULTRASONOGRAFİ
KILAVUZLUĞUNDA PROSTAT BİYOPSİSİNDE LOKAL
ANESTEZİ İÇİN KULLANILAN ÜÇ FARKLI AJANIN
AĞRI ÜZERİNE OLAN ETKİLERİNİN RANDOMİZE
KONTROLLÜ KARŞILAŞTIRILMASI
Sinan Avcı, Sedat Öner, Murat Aydos, Hakan Üstün,
Metin Kılıç, Volkan Tüysüz, Kadir Acıbucu
Şevket Yılmaz Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji
Kliniği, Bursa
P064
PROSTAT MÜSİNÖZ KANSERLİ HASTADA DEFİNİTİF
RADYOTERAPİ - OLGU SUNUMU
Ozan Cem Güler1, Cem Önal1, Nebil Bal2, Gürcan Erbay3
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyasyon Onkolojisi
Anabilim Dalı, Adana
2
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı,
Adana
3
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim
Dalı, Adana
1
P061
METASTATİK PROSTAT CA NEDENİ İLE MEDİKAL
YA DA CERRAHİ ANDROJEN BASKILAMA TEDAVİSİ
UYGULANAN HASTALARDA S/TPSA ORANI NASIL
ETKİLENİR?
P065
Seyfettin Çiftçi1, Emrah Şimşek1, Murat Üstüner1,
Ufuk Yavuz1, Turgay Gülecen2, Hasan Yılmaz3, Özdal
Dillioğlugil1
1
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kocaeli
2
SB. Hakkari Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Hakkari
3
SB. Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
Özgü Aydoğdu, Ayhan Karaköse, Yusuf Ziya Ateşçi
İzmir Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
P062
PROSTAT KANSERİ SAPTANMASINA BİYOPSİ ÖRNEK
UZUNLUĞUNUN ETKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
İÇİN DÖRT FARKLI YÖNTEM: ÖRNEK UZUNLUĞU EN
AZ 10,00 MM OLMALIDIR
Hasan Yılmaz1, Murat Üstüner2, Seyfettin Çiftçi2, Ufuk
Yavuz2, Bahar Müezzinoğlu3, Özdal Dillioğlugil2
1
İzmit Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Departmanı, Kocaeli
2
Kocaeli Üniveristesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kocaeli
3
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı,
Kocaeli
6-10 Kasım 2013, Antalya
ALTMIŞ YAŞINDAN GENÇ HASTALARDA PROSTAT
BİYOPSİSİ KARARI VERMEDE SERUM PSA EŞİK
DEĞERİNİN 2.5 NG/ML OLMASI GEREKSİZ Mİ?
P066
PROSTAT KANSERİ HASTALARINDA RDW
DEĞERLERİ
Sebahattin Albayrak, Serhat Tanık, Kürşad Zengin,
Mesut Gürdal
Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Yozgat
P067
SATURASYON PROSTAT BİYOPSİSİNDE
TRANSİZYONEL ZON KORLARININ ÖNEMİ NEDİR?
Murat Akgül1, Ferhat Talibzade1, Kazım Asutay1, Yılören
Tanıdır2, İlker Tinay1, Levent Türkeri1
1
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
2
İzmit Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
xxxix
P068
P073
PROSTAT SATURASYON BİYOPSİSİ ANTİBİYOTİK
PROFİLAKSİSİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLERİN SEPTİSEMİ
ORANLARINA YANSIMASI
HORMONA REZİSTAN PROSTAT KANSERLİ
HASTALARDA DOSETAKSEL TEDAVİSİ ÖNCESİ
VE SONRASI CRP İLE PSA DEĞERLERİNİN
KIYASLANMASI
Murat Akgül1, Ferhat Talibzade1, Kazım Asutay1, Yılören
Tanıdır2, İlker Tinay1, Levent Türkeri1
1
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
2
İzmit Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
P069
LOKAL/LOKAL İLERİ PROSTAT KANSERLİ YAŞLI
HASTALARDA HORMONAL TEDAVİNİN SONUÇLARI
Ferhat Ateş, Hasan Soydan, Özgür Kurul, Ömer Yılmaz,
Ercan Malkoç, Furkan Dursun, Kenan Karademir
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Üroloji Servisi, İstanbul
P070
PSA DEĞERİ 2,5-4 ARASI OLAN HASTA GRUBUNDA
SATURASYON PROSTAT BİYOPSİSİ
Murat Akgül1, Ferhat Talibzade1, Kazım Asutay1, Yılören
Tanıdır2, İlker Tinay1, Levent Türkeri1
1
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
2
İzmit Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
P071
İLK BİYOPSİ PROSEDÜRÜ OLARAK SATURASYON
PROSTAT BİYOPSİSİ
Murat Akgül1, Ferhat Talibzade1, Kazım Asutay1, Yılören
Tanıdır2, İlker Tinay1, Levent Türkeri1
1
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
2
İzmit Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
Orhan Yiğitbaşı1, Kürşad Zengin2, İbrahim Halil
Bozkurt3, Nevzat Can Şener4
1
SB. Dışkapı Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
Ankara
2
Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Yozgat
3
İzmir Bozyaka Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
İzmir
4
Adana Numune Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji
Kliniği, Adana
P074
KÜRATİF RADYOTERAPİ İLE TEDAVİ EDİLEN YÜKSEK
RİSKLİ PROSTAT KANSERİ TANILI HASTALARDA
PROGNOSTİK FAKTÖRLERİN BİRBİRLERİ İLE
İLİŞKİSİ
Murat Çaloğlu1, Vuslat Yürüt Çaloğlu1, Funda
Çukurçayır1, Tevfik Aktöz2, Ebru Taştekin3
1
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyasyon Onkolojisi
Anabilim Dalı, Edirne
2
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Edirne
3
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı,
Edirne
P075
GLEASON<=7 VE PSA<10 NG/ML OLAN PROSTAT
KANSERLERİNDE PELVİK LENF NODU DİSEKSİYONU
YERİ
Kağan Türker Akbaba, Taha Numan Yıkılmaz, Yalçın
Kızılkan, Mesut Berkan Duran, Hakan Özkardeş
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
P072
PROSTAT KANSERİNDE TİROİD HORMONLARININ
ROLÜ
Murat Akgül1, Muhammed Sulukaya1, Özgür Baykan2,
Ahmet Şahan1, Tarık Emre Şener1, İlker Tinay1, Levent
Türkeri1
1
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
2
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyokimya Anabilim
Dalı, İstanbul
xl
P076
PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA GLEASON SKORU
RETROPUBİK RADİKAL PROSTATEKTOMİ ÖNCESİ
ÖNGÖRÜLEBİLİR Mİ?
Taha Numan Yıkılmaz, Yalçın Kızılkan, Kağan Türker
Akbaba, Mesut Berkan Duran, Ayhan Dirim, Hakan
Özkardeş
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
11. Üroonkoloji Kongresi
P077
P082
RADİKAL PROSTATEKTOMİ SONRASI GELİŞEN
ÜRİNER İNKONTİNANSIN DEĞERLENDİRİLMESİ
ROBOT YARDIMLI LAPAROSKOPİK RADİKAL
PROSTATEKTOMİ SIRASINDA FROZEN
ÇALIŞILMASININ ENDİKASYONLARI: PİLOT
ÇALIŞMA
Taha Numan Yıkılmaz, Kağan Türker Akbaba, Yalçın Kızılkan,
Mesut Berkan Duran, Ayhan Dirim, Hakan Özkardeş
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
P078
RADİKAL PROSTATEKTOMİ SONRASI EREKTİL
DİSFONKSİYONU ÖNGÖREN PARAMETRELER
Taha Numan Yıkılmaz, Kağan Türker Akbaba, Yalçın Kızılkan,
Mesut Berkan Duran, Ayhan Dirim, Hakan Özkardeş
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
Yiğit Akın1, Egemen Avcı2, Hakan Gülmez3, Murat
Akand4, Mehmet Akif Çiftçioğlu5, İbrahim Başsorgun5,
Tibet Erdoğru2
1
Erzincan Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Erzincan
2
Minimal invaziv ve Robotik cerrahi merkezi, Ataşehir
Memorial Hastanesi, İstanbul
3
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Aile hekimliği Anabilim
Dalı, Ankara
4
Selçuklu Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Konya
5
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabili Dalı,
Antalya
P079
KASTRE REZİSTANS PROSTAT KANSERLİ
HASTALARDA TEDAVİ ÖNCESİ AĞRI SKORUNUN
YAŞAM SÜRESİNE ETKİSİ
Orhan Yiğitbaşı, Osman Raif Karabacak, Fatih
Yalçınkaya, Kürşat Zengin, Murat Bolat
Ankara Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 1. Üroloji
Kliniği, Ankara
P080
PROSTAT BİYOPSİSİ ÖNCESİ RİSK BAZLI
ANTİBİYOTİK PROFİLAKSİSİ UYGULAMASININ
ATEŞLİ ENFEKTİF KOMPLİKASYON ÜZERİNE ETKİSİ
Rahmi Gökhan Ekin, Özgür Çakmak, Hüseyin Tarhan,
Yusuf Özlem İlbey, Ertan Can, İlker Akarken, Hakan
Türk, Cemal Selçuk İşoğlu, Ferruh Zorlu
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İzmir
P081
PROSTATIN PRİMER TRANSİZYONEL HÜCRELİ
KARSİNOMU
Mehmet Yücel1, Bekir Aras1, Ayşe Nur Değer2, Mehmet
Korkmaz3
1
Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, Kütahya
2
Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim
Dalı, Kütahya
3
Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji
Anabilim Dalı, Kütahya
6-10 Kasım 2013, Antalya
P083
PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA VMAT
VE 3D KONFOMAL TEDAVİ TEKNİKLERİNİN
KARŞILAŞTIRILMASI
Kubilay İnanç1, Berrin İnanç2, Ahmet Uyanoğlu1, Begüm
Ökten2, Orhan Kızılkaya1
1
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Radyasyon
Onkolojisi, İstanbul
2
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Radyasyon
Onkolojisi, İstanbul
P084
PROSTAT BİYOPSİSİNDE RİSK BAZLI ANTİBİYOTİK
PROFİLAKSİSİ İLE REKTAL SÜRÜNTÜ
KÜLTÜRÜ KULLANILARAK HEDEFE YÖNELİK
YAPILAN ANTİBİYOTİK PROFİLAKSİSİNİN
ENFEKTİF KOMPLİKASYON ORANLARININ
KARŞILAŞTIRILMASI
Rahmi Gökhan Ekin, Hüseyin Tarhan, Özgür Çakmak,
İlker Akarken, Burak Özçift, Hakan Türk, Yusuf Özlem
İlbey, Ferruh Zorlu
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
İzmir
xli
P085
P090
PROSTAT KANSERİNDE AKTİF İZLEM: ÖN SONUÇLAR
DAHA ÖNCE YAPILAN PROSTAT BİYOPSİLERİNDE
KANSER SAPTANMAYAN YÜKSEK RİSKLİ
HASTALARDA PROSTAT SATURASYON BİYOPSİSİ
Ömer Acar1, Fatin Cezayirli1, Ahmet Musaoğlu1, Tarık Esen2
1
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
2
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
P086
YETMİŞBEŞ YAŞ VE ÜZERİ HASTALARDA
PROSTAT BİYOPSİSİ, PROSTAT KANSERİNİN
KLİNİKOPATOLOJİK ÖZELLİKLERİ
Ramazan Yavuz Akman1, İbrahim Özülgen2, Hikmet
Köseoğlu1, Erhan Şen2, Hakan Özkardeş2
1
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
2
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
P087
METASTATİK PROSTAT KANSERİNDE D VİTAMİNİNİN
KATKISI: VAKA SUNUMU
Huriye Şenay Kızıltan1, Ali Hikmet Eriş2
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyasyon
Onkolojisi Anabilim Dalı, İstanbul
2
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi, Nükleer Tıp
Anabilim Dalı, İstanbul
1
P088
TRUS EŞLİĞİNDE YAPILAN PROSTAT İĞNE
BİYOPSİSİNİN ALT ÜRİNER SİSTEM SEMPTOMLARINA
VE ÜROFLOVMETRİK PARAMETRELERE ETKİSİ
Ercan Kazan, Mehmet Dündar, Alper Nesip Manav
Adnan Menderes Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Aydın
Şakir Ongün1, Ozan Bozkurt1, Ömer Demir1, Kaan
Çömez1, Güven Aslan1, Burçin Tuna2, Kutsal Yörükoğlu2,
Uğur Mungan1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İzmir
2
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim
Dalı, İzmir
P091
LOKALİZE PROSTAT KANSERİNDE DAHA AZ
İNVAZİV TEDAVİ SEÇENEKLERİNİN TARTIŞILDIĞI
OLGULARDA, RADİKAL PROSTATEKTOMİ
PATOLOJİSİNİN GLEASON SKORUNDA, PROSTAT
BİYOPSİ GLEASON SKORUNA GÖRE ARTIŞ OLMASI
NE KADAR ANLAMLIDIR?
Evren Süer, Mehmet İlker Gökçe, Ömer Gülpınar, Adil
Güçal Güçlü, Perviz Hacıyev, Çağatay Göğüş, Kadir
Türkölmez, Sümer Baltacı
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
P092
İLK BİYOPSİ SONUCU MALİGNİTE KUŞKULU ODAK
VE EŞLİK EDEN YÜKSEK DERECELİ İNTRAEPİTELYAL
NEOPLAZİ GELEN HASTALARIN TEKRAR BİYOPSİ
SONUÇLARI
Şakir Ongün1, Ozan Bozkurt1, Ömer Demir1, Kaan Çömez1,
Güven Aslan1, Burçin Tuna2, Kutsal Yörükoğlu2, Adil Esen1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İzmir
2
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim
Dalı, İzmir
P089
BİYOPSİDE YÜKSEK DERECELİ PROSTATİK
İNTRAEPİTELYAL NEOPLAZİ VEYA MALİGNİTE
KUŞKULU ODAK VARLIĞINDA TUR-P SONUÇLARI
Şakir Ongün1, Ozan Bozkurt1, Ömer Demir1, Kaan Çömez1,
Aykut Kefi1, Burçin Tuna2, Kutsal Yörükoğlu2, Güven Aslan1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İzmir
2
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim
Dalı, İzmir
xlii
P093
STANDART 12-KADRAN PROSTAT İĞNE BİYOPSİSİNE
ANTERİOR APİKAL ÖRNEKLEMENİN EKLENMESİNİN
PROSTAT KANSERİ TANISINA ETKİSİ
Rahmi Gökhan Ekin, Özgür Çakmak, Hüseyin Tarhan,
Burak Özçift, Yusuf Özlem İlbey, Gökhan Koç, Oğuz
Mertoğlu, İlker Akarken, Naciye Ümit Bayol, Ferruh Zorlu
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İzmir
11. Üroonkoloji Kongresi
P094
P098
KASTRASYONA DİRENÇLİ METASTATİK PROSTAT
KANSERLİ HASTALARDA DOCETAXEL ÖNCESİ
ABİRATERON ASETAT BİR SEÇENEK MİDİR?
İNVAZİV MESANE KANSERLERİNDE
ESTRAPERİTONEAL LENFADENEKTOMİ,
EKSTRAPERİTONEAL RETROGRAD SİSTEKTOMİ,
EKSTRAPERİTONEAL İNTESTİNAL KONFÜGİRASYON
VE ÜRETERAL ANASTAMOZ
Sertaç Yazıcı, Burhan Özdemir, Alp Tuna Beksaç, Bülent
Akdoğan, Haluk Özen
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
P095
KASTRASYONA VE DOCETAXELE DİRENÇLİ
METASTATİK PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA
ABİRATERON ASETAT TEDAVİSİ SONRASI ÜÇÜNCÜL
TEDAVİ OLARAK KABAZİTAKSEL
Sertaç Yazıcı, Mustafa Erman, Mesut Altan, Emrullah
Söğütdelen, Bülent Akdoğan, Haluk Özen
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
P096
KLİNİK EVRE T2 MESANE TÜMÖRLERİNDE RADİKAL
SİSTEKTOMİ SONRASI YÜKSEK EVRELEME:
PREDİKTE EDEN FAKTÖRLER VE PROGNOZA ETKİSİ
Çağatay Göğüş1, Cihat Özcan1, İlker Gökçe1, Mete
Özkıdık1, Semih Tangal2, Yaşar Bedük1
1
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
2
Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
Yavuz Önol1, Tolga Akman1, İsmail Başıbüyük1, Abdullah
Armağan1, Muhammed Tosun1, Mehmet Remzi Erdem2
1
Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
2
Haydarpaşa Numune Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji
Kliniği, İstanbul
P099
MESANE KANSERİ NEDENİYLE RADİKAL
SİSTEKTOMİ VE ÜRETEROKUTANEOSTOMİ YAPILAN
HASTALARDA SONUÇLARIMIZ
Abdullah Demirtaş, Volkan Sabur, Numan Baydilli,
Emre Can Akınsal, Deniz Demirci, Oğuz Ekmekçioğlu,
İbrahim Gülmez, Atila Tatlışen
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kayseri
P100
MESANE DİVERTİKÜLÜ İÇERİSİNDE DEV TAŞ VE
SARKOMATOİD DİFERANSİASYON GÖSTEREN
TÜMÖR: OLGU SUNUMU
Kenan Öztorun, Fatih Ataç, Süleyman Tümer Çalışkan
Samsun Gazi Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Samsun
P097
ORTA VE YÜKSEK RİSKLİ KAS İNVAZİV OLMAYAN
MESANE TÜMÖRLERİNDE İNTRAVEZİKAL TERMOKEMOTERAPİ UYGULAMASININ ERKEN DÖNEM
SONUÇLARI
Özgür Çakmak, Rahmi Gökhan Ekin, Hüseyin Tarhan,
Yusuf Özlem İlbey, Cemal Selçuk İşoğlu, Hakan Türk,
Mehmet Yoldaş, İlker Akarken, Ferruh Zorlu
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
İzmir
6-10 Kasım 2013, Antalya
xliii
P101
P104
BİR SORGULAMA FORMU VE NMP- 22’ NİN
BİRLİKTE KULLANIMI İLE MİKROSKOPİK HEMATÜRİ
DEĞERLENDİRMESİNDE RİSKE GÖRE YAKLAŞIM:
ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ’ NİN ÇOK MERKEZLİ BİR
ÇALIŞMASI
SİSTEKTOMİ UYGULANAN HASTALARDA KAN
GRUPLARI PROGNOZDA ETKİLİ Mİ?
Levent Türkeri1, Bülent Günlüsoy2, Asıf Yıldırım3,
Mustafa Kaplan4, Sümer Baltacı5, Murat Bozlu6, Naşide
Mangır1, Aydın Mungan7
1
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
2
İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji
Anabilim Dalı, İzmir
3
Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İstanbul
4
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Edirne
5
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
6
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji ANabilim Dalı,
Mersin
7
Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, Zonguldak
P102
2 OLGU NEDENİ İLE ÜROGENİTAL LEOMYOM
Mehmet Yücel1, Bekir Aras1, Kadriye Beril Yüksel2, Gizem
Akkaş3, Ayşe Nur Değer3, Mehmet Korkmaz4, Bekir
Şanal4
1
Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, Kütahya
2
Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları
ve Doğum Anabilim Dalı, Kütahya
3
Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim
Dalı, Kütahya
4
Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji
Anabilim Dalı, Kütahya
Evren Süer, Cihat Özcan, İlker Gökçe, Ömer Gülpınar,
Çağatay Göğüş, Yaşar Bedük, Sümer Baltacı
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
P105
NON-UROTELYAL MESANE KANSERLERİNDE
RADİKAL SİSTEKTOMİ SONUÇLARIMIZ
Cihat Özcan, Mete Özkıdık, Evren Süer, Çağatay Göğüş,
Kadir Türkölmez, Sümer Baltacı, Yaşar Bedük
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara (1-7)
P106
PREOPERATİF SERUM ALBUMİN DEĞERİNİN
RADİKAL SİSTEKTOMİ SONRASI SAĞ KALIM
ÜZERİNE ETKİSİ
Çağatay Göğüş, Halitcan Batur, İlker Gökçe, Ömer
Gülpınar, Evren Süer, Yaşar Bedük
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
P107
RADİKAL SİSTEKTOMİ ESNASINDA ÜRETER ALT
UÇLARINDAN ALINAN FROZEN BİYOPSİLERİN
TANISAL DEĞERİ VE PROGNOSTİK ÖNEMİ
Çağatay Göğüş, Mete Özkıdık, Evren Süer, Cihat Özcan,
Ömer Gülpınar, Kadir Türkölmez, Yaşar Bedük
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
P103
MAKROSKOPİK HEMATURİ NEDENİYLE BAŞVURAN
HASTALARDA ULTRASONOGRAFİ NE KADAR
GÜVENİLİR?
Özgü Aydoğdu, Ayhan Karaköse, Yusuf Ziya Ateşçi
İzmir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İzmir
xliv
P108
KLİNİK EVRE T2 MESANE TÜMÖRLERİNDE RADİKAL
SİSTEKTOMİ SONRASI DÜŞÜK EVRELEME VE
PROGNOZA ETKİSİ
Çağatay Göğüş1, Cihat Özcan1, İlker Gökçe1, Mete
Özkıdık1, Semih Tangal2, Kadir Türkölmez1, Sümer
Baltacı1
1
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
2
Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
11. Üroonkoloji Kongresi
P109
P114
AÇIK PARSİYEL SİSTEKTOMİ VE URAKUS
REZEKSİYON CERRAHİSİ UYGULANAN GENÇ
URAKAL MÜSİNÖZ ADENOKARSİNOM OLGUSU
MESANENİN KÜÇÜK HÜCRELİ KARSİNOMU: OLGU
SUNUMU
Bilal Fırat Alp1, Bahadır Duman1, Serdar Yalçın1, Ali
Gürağaç1, İbrahim Yavan2, Yusuf Kibar1
1
Gata Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
2
Gata Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Ankara
Uğur Yücetaş1, Mehmet Gökhan Çulha1, Erkan
Erkan1, Kemal Behzatoğlu2, Arman Çekmen1, Bülent
Mansuroğlu1, Mahmut Gökhan Toktaş1
1
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
İstanbul
2
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Kliniği,
İstanbul
P110
KÜÇÜK HÜCRELİ MESANE KANSERİNDE
KEMOTERAPİ VE RADYOTERAPİ: VAKA SUNUMU
Huriye Şenay Kızıltan1, Ali Hikmet Eriş2
1
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hastanesi,
Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı, İstanbul
2
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fkültesi Hastanesi,
Nükleer Tıp Anabilim Dalı, İstanbul
P115
ÜROTELYAL KANSER DIŞI MESANE KANSERLERİNDE
RADİKAL SİSTEKTOMİ DENEYİMİMİZ
Abdullah Demirtaş, Numan Baydilli, Halil Tosun, Akın
Demirleğen, Emre Can Akınsal, Oğuz Ekmekçioğlu,
Atila Tatlışen
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kayseri
P111
OLGU SUNUMU: MESANENİN SARKOMATOİD
KARSİNOMU
Coşkun Kaçağan1, Dursun Baba1, Hamid Özmen1, Ali
Tekin1,Havva Erdem2, Kamil Çam1
1
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Düzce
2
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı,
Düzce
P116
KAS İNVAZİV OLMAYAN ORTA VE YÜKSEK RİSKLİ
MESANE KANSERLERİNDE TERMOKEMOTERAPİ
UYGULAMASI BAŞLANGIÇ DENEYİMİMİZ
Abdullah Demirtaş, Akın Demirleğen, Halil Tosun,
Numan Baydilli, Volkan Sabur, Emre Can Akınsal, Atila
Tatlışen
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kayseri
P112
MESANE KANSERİNİ TAKLİT EDEN SEKONDER
AMİLOİDOZ: OLGU SUNUMU
Kemal Ener, Emrah Okulu, Mustafa Aldemir, Murat
Keske, Hayriye Tatlıdoğan, Fatih Akdemir
Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji
Kliniği, Ankara
P113
İLERİ EVRE MESANE TÜMÖRLERİNDE SİSPLATİN
BAZLI İKİ KEMOTERAPİ PROTOKOLÜNÜN
ETKİNLİĞİNİN KARŞILAŞTIRIMASI
P117
MESANE KANSERİ NEDENİYLE RADİKAL
SİSTEKTOMİ YAPILAN VE ORTOTOPİK MESANE
İÇİN SİGMOİD BARSAK SEGMENTİ KULLANILAN
OLGULARDA SONUÇLARIMIZ
Abdullah Demirtaş, Volkan Sabur, Numan Baydilli,
Emre Can Akınsal, Deniz Demirci, Oğuz Ekmekçioğlu,
İbrahim Gülmez, Atila Tatlışen
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kayseri
Orhan Yiğitbaşı, Fatih Yalçınkaya, Musa Ekici, Osman
Raif Karabacak, Muslim Bikirov
Ankara Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 1.Üroloji
Kliniği, Ankara
6-10 Kasım 2013, Antalya
xlv
P118
P122
MESANE TÜMÖRÜ İLE KAN GRUPLARI ARASINDA
İLİŞKİ VAR MIDIR?
OBSRÜKTİF İŞEME SEMPTOMLARIYLA BAŞVURAN
HASTADA PRİMER MESANE MARJİNAL ZON
LENFOMASI: OLGU SUNUMU
Abdullah Demirtaş1, Halil Tosun1, Numan Baydilli1,
Gökhan Sönmez1, Müberra Tosun2, Emre Can Akınsal1,
Oğuz Ekmekçioğlu1, Atila Tatlışen1
1
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kayseri
2
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim
Dalı, Kayseri
Abdullah Demirtaş1, Özlem Canöz2, Volkan Sabur1,
Melike Ordu2, Emre Can Akınsal1, Atila Tatlışen1
1
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kayseri
2
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı,
Kayseri
P119
P123
İNSİDENTAL MESANE TÜMÖRLERİ
NADİR BİR OLGU: MESANENİN KÜÇÜK HÜCRELİ
KANSERİ
Ömer Acar1, Fatin Cezayirli1, Ahmet Musaoğlu1, Tarık
Esen2
1
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
2
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
P120
YÜKSEK HACİMLİ (>20GR) TA MESANE TÜMÖRLÜ
HASTALARIN RE-TUR-M PATOLOJİLERİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ
1
2
3
Münir Bilgehan , Ata Özen , Deniz Arık , Abdullah
Gürel1, Cavit Can1
1
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Eskişehir
2
Van Bölge Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji kliniği,
Van
3
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji
Anabilim Dalı, Eskişehir
Eşref Oğuz Güven1, Gülay Bilir2, Fatih Hızlı1, İsmail Selvi1,
Halil Başar1
1
Abdurrahman Yurtarslan Ankara Onkoloji Eğitim ve
Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Ankara
2
Abdurrahman Yurtarslan Ankara Onkoloji Eğitim ve
Araştırma Hastanesi, Patoloji Kliniği, Ankara
P124
ANTİAGREGAN ALAN HASTALARDA MESANE
TÜMÖRLERİNDE İLK TANI ANINDA KLİNİK VE
PATOLOJİK ÖZELLİKLER FARKLI MI?
Çağatay Göğüş, Mete Özkıdık, Evren Süer, İlker Gökçe,
Cihat Özcan, Sümer Baltacı
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
P125
P121
MESANE TÜMÖRLÜ HASTALARDA İKİNCİL PRİMER
TÜMÖRLER
Ata Özen1, Münir Bilgehan2, Deniz Arık3, Aydın
Yenilmez2, Turgut Dönmez2, Cavit Can2
1
Van Bölge Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
Van
2
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Eskişehir
3
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji
Anabilim Dalı, Eskişehir
xlvi
TROFOBLASTİK VE GLANDÜLER DİFERANSİYASYON
GÖSTEREN MESANE KANSERİ, OLGU SUNUMU
Uğur Yücetaş1, Emre Karabay1, Erkan Erkan1, Kemal
Behzatoğlu2, Cemalettin Murat1, Bülent Mansuroğlu1,
Mahmut Gökhan Toktaş1
1
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
İstanbul
2
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Kliniği,
İstanbul
11. Üroonkoloji Kongresi
P126
P131
POINT OF TECHNIQUE: A SIMPLIFIED TECHNIQUE
FOR SECURING THE DORSAL VEIN COMPLEX IN
PERFORMING OPEN RADICAL CYSTECTOMY
İNVAZİV MESANE KANSERİNDE LENF NODU
METASTAZI SAPTANMASINDA PET-CT’NİN TANISAL
DEĞERİ
Arvind Goyal, Ashish Ahuja
Arvind Goyal, Department of Urology & Renal
Transplant, Dayanand Medical college & Hospital,
Ludhiana,Punjab,India
Fetullah Gevher1, Murat Gezer2, Çetin Demirdağ2, Metin
Halaç3, Kerim Sönmezoğlu3, Süleyman Ataus2, Can Öbek2
1
Nusaybin Devlet Hastanesi, Mardin
2
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, İstanbul
3
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Nükleer
Tıp Anabilim Dalı, İstanbul
P127
MESANE KANSERİNE BAĞLI İNATÇI KANAMALARDA
MİKROKATETER YÖNTEMİ İLE SÜPERSELEKTİF
VEZİKAL ARTER EMBOLİZASYONU
P132
NADİR GÖRÜLEN BİR RETANSİYON NEDENİ;
KADINDA ÜRETRA TÜMÖRÜ OLGU SUNUMU
Bahadır Şahin1, Muhammed Sulukaya1, İlker Tinay1,
Feyyaz Baltacıoğlu2, Levent Türkeri1
1
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
2
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim
Dalı, İstanbul
Mesut Berkan Duran, Taha Numan Yıkılmaz, Yalçın
Kızılkan, Yüksel Cem Aygün, Hakan Özkardeş
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
P128
P133
MESANE TÜMÖRÜ İLE BİRLİKTE RASTLANTISAL
SAPTANAN MESANENİN İNGÜİNAL HERNİASYONU:
VAKA SUNUMU
MESANE İÇİ KEMOTERAPÖTİK İLAÇLARIN MESANE
FONKSİYONU ÜZERİNE OLAN ETKİLERİ
Erkan Erdem1, Nertila Hysenaj Cevheroğlu2
1
Özel Vital Hospital, Üroloji Kliniği, İstanbul
2
Özel Vital Hospital, Radyoloji Kliniği, İstanbul
Sebahattin Albayrak1, Kürşad Zengin1, Serhat Tanık1,
Esat Korğalı2
1
Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Yozgat
2
Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, Sivas
P129
PRİMER PT1 MESANE TÜMÖRÜ HASTALARINDA
CİNSİYETİN REKÜRRENS VE PROGRESYON ÜZERİNE
ETKİSİ
Özgür Çakmak, Cemal Selçuk İşoğlu, Hüseyin Tarhan,
İlker Akarken, Rahmi Gökhan Ekin, Burak Özçift, Yusuf
Özlem İlbey, Ferruh Zorlu
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İzmir
P130
14 YAŞINDA HEMATÜRİ İLE BAŞVURAN MESANE
TÜMÖRÜ OLGUSU: HEMATÜRİ İLE BAŞVURAN
ÇOCUKLARDA DA SİSTOSKOPİ GÖZ ARDI
EDİLMEMELİDİR
Ömür Memik, Bekir Voyvoda, Mehmet Aycan Özkaya
Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
6-10 Kasım 2013, Antalya
P134
SOL BÖBREK TÜMÖRÜNÜN (RCC) İZOLE SAĞ FEMUR
BAŞI METASTAZI
Bilal Fırat Alp1, Sercan Yılmaz1, Engin Kaya1, Ali
Gürağaç1, Zafer Demirer2, İbrahim Yıldırım1
1
Gata Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
2
Eskişehir Asker Hastanesi, Üroloji Kliniği, Eskişehir
P135
RENAL HÜCRELİ KANSERİ TAKLİT EDEN RENAL
ASPERGİLLOS VAKASI
Cihat Özcan, Evren Süer, Ömer Gülpınar, İlker Gökçe,
Yaşar Bedük
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
xlvii
P136
P140
DEV RENAL ANJİOMYOLİPOM: OLGU SUNUMU
BÖBREĞİN PERİVASKÜLER EPİTELOİD HÜCRE
TÜMÖRÜ (PECOMA): NADİR BİR OLGU SUNUMU
Özgür Gürboğa1, Volkan Şen1, Ozan Bozkurt1, Ömer
Demir1, Ahmat Adil Esen1, Kutsal Yörükoğlu2, İlhan
Çelebi1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İzmir
2
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim
Dalı, İzmir
P137
RENAL HÜCRELİ KANSERİN GENÇ HASTADA NADİR
BİR PREZENTASYONU: HEMOPTİZİ
Mehmet Fatih Akbulut, Faruk Özgör, Ali Sezer,
Abdülmuttalip Şimşek, Erkan Sarı, Ünsal Özkuvancı,
Zafer Gökhan Gürbüz
Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Bölümü,
İstanbul
P138
RADİKAL NEFREKTOMİ SONRASI LOKAL NÜKS
OLARAK DEĞERLENDİRİLEN NADİR BİR TÜMÖR:
GISTOMA
Mehmet Fatih Akbulut, Faruk Özgör, Akif Erbin, Erkan
Sönmezay, Ünsal Özkuvancı, Abdulmuttalip Şimşek,
Zafer Gökhan Gürbüz
Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Bölümü,
İstanbul
P139
BÖBREĞİN PLEOMORFİK RABDOMYOSARKOMU VE
TEDAVİ YAKLAŞIMI: NADİR BİR OLGU SUNUMU
Serdar Çelik1, Kaan Çömez1, Ozan Bozkurt1, Ömer
Demir1, Emine Burçin Tuna2, Güven Aslan1, Mustafa
Seçil3, Kutsal Yörükoğlu2, Ahmet Adil Esen1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İzmir
2
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim
Dalı, İzmir
3
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim
Dalı, İzmir
Serdar Çelik1, Sedat Karakoç1, Ozan Bozkurt1, Ömer
Demir1, Aykut Kefi1, Güven Aslan1, Mustafa Seçil2,
Emine Burçin Tuna3, Kutsal Yörükoğlu3, Ahmet Adil
Esen1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İzmir
2
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim
Dalı, İzmir
3
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim
Dalı, İzmir
P141
NEFREKTOMİ SONRASI RETİNAL MALİGN MELANOM
TANISI ALAN OLGU
Serdar Çelik1, Kaan Çömez1, Ozan Bozkurt1, Ömer
Demir1, Emine Burçin Tuna2, Güven Aslan1, Mustafa
Seçil3, Kutsal Yörükoğlu2, Ahmet Adil Esen1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İzmir
2
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim
Dalı, İzmir
3
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim
Dalı, İzmir
P142
NEFREKTOMİ PATOLOJİSİ MİXT EPİTELYAL
STROMAL TÜMÖR (MEST) OLAN 2 KADIN OLGU
Serdar Çelik1, Kaan Çömez1, Ozan Bozkurt1, Ömer
Demir1, Emine Burçin Tuna2, Güven Aslan1, Mustafa
Seçil3, Kutsal Yörükoğlu2, İlhan Çelebi1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İzmir
2
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim
Dalı, İzmir
3
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim
Dalı, İzmir
P143
RADİKAL NEFREKTOMİ DENEYİMİMİZ
Abdullah Demirtaş, Halil Tosun, Numan Baydilli,
Volkan Sabur, Emre Can Akınsal, Deniz Demirci, Oğuz
Ekmekçioğlu, İbrahim Gülmez, Atila Tatlışen
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kayseri
xlviii
11. Üroonkoloji Kongresi
P144
P149
RADYOFREKANS ABLASYON YÖNTEMİ İLE TEDAVİ
EDİLEN HASTALARIN KISA DÖNEM SONUÇLARI
ADULT MESOBLASTIC NEPHROMA OR MIXED
EPITHELIAL AND STROMAL TUMOR OF THE KIDNEY
Abdullah Demirtaş1, Güven Kahrıman2, Numan
Baydilli1, Ömer Ozan Yıldızlı1, Atila Tatlışen1
1
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kayseri
2
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı,
Kayseri
Bilal Firat Alp1, Ali Fuat Cicek2, Ali Guragac1, Seref Basal1,
Ayhan Ozcan2, Ibrahim Yildirim1
1
Gata Medical Faculty, Urology Department, Ankara
2
Gata Medical Faculty, Pathology Department, Ankara
P145
RENAL KİTLELERDE NEFRON KORUYUCU CERRAHİ
SONUÇLARIMIZ: 10 YILLIK TEK MERKEZ DENEYİMİ
Abdullah Demirtaş, Şevket Tolga Tombul, Numan
Baydilli,Emre Can Akınsal, Volkan Sabur, Deniz Demirci,
Oğuz Ekmekçioğlu, İbrahim Gülmez, Atila Tatlışen
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kayseri
P146
RENAL KİTLE NEDENİYLE NEFREKTOMİ YAPILAN
BENİGN LEZYONLAR
P150
BÖBREK TOPLAYICI SİSTEM KARSİNOMUNDA
ADRENALEKTOMİ GEREKLİ MİDİR?
Ufuk Yavuz1, Murat Üstüner1, Seyfettin Çiftçi1, Hasan
Yılmaz2, Emrah Şimşek1, Özdal Dillioğlugil1
1
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kocaeli
2
SB. Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
P151
MALİGN TÜMÖRÜ TAKLİT EDEN RENAL
METAPLASTİK OSSİFİKASYON
Onur Telli, Haşmet Sarıcı, Ahmet Metin Hasçiçek, Arif
Demirbaş, Berat Cem Özgür, Ömer Gökhan Doluoğlu
Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Ankara
Eşref Oğuz Güven1, Nazan Bozdoğan2, Fatih Hızlı1, Halil Başar1
Abdurrahman Yurtarslan Ankara Onkoloji Eğitim ve
Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Ankara
2
Abdurrahman Yurtarslan Ankara Onkoloji Eğitim ve
Araştırma Hastanesi, Patoloji Kliniği, Ankara
P147
P152
ÜST ÜRİNER SİSTEM ÜROTELYAL TÜMÖRLERİNDE
DENEYİMİMİZ
VEN İNVAZYONU BİRLİKTELİĞİ OLAN RENAL
ANJİOMİYOLİPOMA: OLGU SUNUMU
Abdullah Demirtaş, Yahya Doğanay, Volkan Sabur,
Emre Can Akınsal, Deniz Demirci, Oğuz Ekmekçioğlu,
İbrahim Gülmez, Atila Tatlışen
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kayseri
Engin Kaya1, Nuri Yiğit2, Sercan Yılmaz1, Bilal Fırat Alp1,
Yıldırım Karslıoğlu2, İbrahim Yıldırım1
1
Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
2
Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Patoloji Anabilim Dalı,
Ankara
P148
BÖBREK HÜCRELİ KANSERLERDE MR VE USG
PATOLOJİK TÜMÖR BOYUTUNU BT’ DEN DAHA
KÜÇÜK ÖLÇMEKTEDİR
Murat Üstüner1, Ufuk Yavuz1, Seyfettin Çiftçi1, Kerem
Teke1, Hasan Yılmaz2, Kürşat Yıldız3, Özdal Dillioğlugil1
1
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kocaeli
2
SB. Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
3
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı,
Kocaeli
6-10 Kasım 2013, Antalya
1
P153
PREOPERATİF hsCRP VE PROKALSİTONİN
DEĞERLERİNİN RENAL HÜCRELİ KANSERİN
PATOLOJİK EVRE, GRADE VE HİSTOLOJİK TİPİNİ
ÖNGÖRMEDE YERİ VAR MI?
Evren Süer, Erdem Öztürk, Nurullah Hamidi, Ömer
Gülpınar, Mehmet İlker Gökçe, Çağatay Gögüş, Kadir
Türkölmez, Sümer Baltacı, Yaşar Bedük
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
xlix
P154
P158
KROMOFOB RENAL HÜCRELİ KANSER: YİRMİSEKİZ
VAKA İLE 17 SENELİK KLİNİK DENEYİMİMİZ
LAPAROSKOPİK VE AÇIK RADİKAL NEFREKTOMİNİN
POSTOPERATİF KREATİNİN DEĞERLERİ ÜZERİNDE
FARKLI ETKİLERİ VAR MI?
Evren Süer, Çağatay Göğüş, Erdem Öztürk, Nurullah
Hamidi, Ömer Gülpınar, Mut Şafak, Yaşar Bedük
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
Tuncay Top, Ahmet Keleş, Muhammed Sulukaya, İlker
Tinay, Levent Türkeri
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
P155
PARSİYEL NEFREKTOMİ OLGULARINDA TÜMÖRÜN
CERRAHİ SINIRA UZAKLIĞI LOKAL NÜKS VE
METASTAZ AÇISINDAN ÖNEMLİ MİDİR?
Abdullah Gürel1, Ali Ülgen1, Mustafa Açıkalın2, Aydın
Yenilmez1, Cavit Can1
1
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Eskişehir
2
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji
Anabilim Dalı, Eskişehir
P156
RENAL HÜCRELİ KARSİNOMLARIN HEPSİ AYNI
MI? YAKLAŞIK 1000 HASTANIN 10-YILLIK GENEL
SAĞKALIM ANALİZİ
P159
NEFRON KORUYUCU CERRAHİDE KİTLE BOYUTU
BENİGN LEZYONLARI ÖNGÖRME KONUSUNDA EK
BİLGİ SAĞLAR MI?
Tarık Emre Şener, Muhammed Sulukaya, Naşide
Mangır, Murat Akgül, İlker Tinay, Levent Türkeri
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
P160
DÜŞÜK BÖBREK KLERENSİ OLAN EVRE I RENAL
HÜCRELİ KARSİNOM HASTALARINDA PARSİYEL
NEFREKTOMİ BÖBREK FONKSİYONLARININ
KORUNMASI AÇISINDAN RADİKAL NEFREKTOMİYE
GÖRE AVANTAJLIMIDIR ?
Bülent Akdoğan1, Murat Aydın1, Fatih İleri1, Mesut
Altan1, Sertaç Yazıcı1, Dilek Ertoy Baydar2, Haluk Özen1
1
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, Ankara
2
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim
Dalı, Ankara
Ozan Bozkurt, Ömer Demir, Serdar Çelik, Kaan Çömez,
Güven Aslan, Adil Esen
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İzmir
P157
P161
LAPAROSKOPİK NEFRON KORUYUCU CERRAHİDE
ADJUVAN HEMOSTATİK AJAN KULLANIMININ
AVANTAJLARI
EVRE I RENAL HÜCRELİ KARSİNOMDA PARSİYEL
VEYA RADİKAL NEFREKTOMİNİN BÖBREK
FONKSİYONLARI ÜZERİNE ETKİSİ
Artan Koni, Burhan Özdemir, Ahmet Güdeloğlu,
Mustafa Sertaç Yazıcı, Kubilay İnci, Cenk Yücel Bilen
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
Ozan Bozkurt, Ömer Demir, Serdar Çelik, Kaan Çömez,
Güven Aslan, Uğur Mungan
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İzmir
l
11. Üroonkoloji Kongresi
P162
P167
TİP 2 DİABETES MELLİTUSUN NONMETASTATİK
RENAL HÜCRELİ KANSER PROGNOZU ÜZERİNE ETKİSİ
GERM HÜCRELİ TESTİS TÜMÖRLERİNDE TÜMÖR
TARAFINDA TIN GÖRİLMESİNİN TÜMÖR TİPİYLE
İLİŞKİSİ YOKTUR
Evren Süer, Erdem Öztürk, Ömer Gülpınar, Aytaç Kayış,
Sümer Baltacı
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
P163
RENAL KORTİKAL TÜMÖRLERİN TEDAVİSİNDE
“ELEKTİF” NEFRON KORUYUCU CERRAHİ
SONUÇLARIMIZ
İrfan Atay1, Cenk Acar2, Metin Onaran1, Ender Cem
Bulut1, Sinan Sözen1, Üstünol Karaoğlan1
1
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
2
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İstanbul
P164
BÖBREK TÜMÖRLERİNDE LAPAROSKOPİK RADİKAL
NEFREKTOMİ DENEYİMLERİMİZ
Eray Gürsoy, Özgür Elvan Gökten, Mehmet Yaman,
Hakan Çamlıkıyı, Kubilay Beyazıt, Asim Albayrak,
Mustafa Odyakmaz
Çekirge Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Bursa
P165
ERKEN EVRE TESTİS KANSERLİ HASTALARIN
ONKOLOJİK SONUÇLARI
Hüseyin Engin, Cemil Bilir
Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi, Medikal Onkoloji
Bölümü, Zonguldak
P166
TRANSVERS EKTOPİLİ TESTİSİNDE TESTİS TÜMÖRÜ
(SEMİNOM) SAPTANAN PERSİSTAN MÜLLER KANAL
SENDROMU OLGUSU
Bilal Fırat Alp1, Oğuzhan Babacan2, Erkan Sarı2, Zafer
Demirer5, Ali Gürağaç1, Sabahattin Sarı3, İbrahim Yavan4
1
Gata Tıp Fakültesi, Üroloj Anabilim Dalı, Ankara
2
Gata Tıp Fakültesi, Pediatri Anabilim Dalı, Ankara
3
Gata Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, Ankara
4
Gata Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Ankara
5
Eskişehir Asker Hastanesi, Üroloji Kliniği, Eskişehir
6-10 Kasım 2013, Antalya
Ufuk Yavuz1, Seyfettin Çiftçi1, Murat Üstüner1, Hasan
Yılmaz2, Kerem Teke1, Kürşat Yıldız3, Özdal Dillioğlugil1
1
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Kocaeli
2
SB. Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
3
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı,
Kocaeli
P168
TESTİSE SINIRLI YÜKSEK RİSKLİ NON
SEMİNAMATÖZ GERM HÜCRELİ TÜMÖRLERDE İKİ
KÜR BEP PROTOKOLÜ SONRASI REKÜRRENS ORANI
Cemal Selçuk İşoğlu, Rahmi Gökhan Ekin, Özgür
Çakmak, Hüseyin Tarhan, İlker Akarken, Mustafa
Karabıçak, Yusuf Özlem İlbey, Ferruh Zorlu
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi,Üroloji Kliniği,
İzmir
P169
RABDOMYOSARKOMA MALİGN TRANSFORMASYON
GÖSTEREN TESTİKÜLER TERATOM OLGU SUNUMU
Volkan Şen1, Ozan Bozkurt1, Ömer Demir1, Burçin Tuna2,
Kutsal Yörükoğlu2, Güven Aslan1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, izmir
2
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim
Dalı, izmir
P170
TESTİKÜLER KALKÜL: OLGU SUNUMU
Volkan Şen1, Ozan Bozkurt1, Ömer Demir1, Güven
Aslan1, Burçin Tuna2, Kutsal Yörükoğlu2, Ahmet Adil
Esen1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İzmir
2
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim
Dalı, İzmir
li
P171
P175
TESTİKÜLER BÜYÜK B HÜCRELİ LENFOMA: OLGU
SUNUMU
EVRE I NONSEMİNAMATOZ GERM HÜCRELİ TESTİS
TÜMÖRLERİNDE ANJİYOGENEZİN VE METASTAZ
RİSKİ
Volkan Şen1, Ozan Bozkurt1, Ömer Demir1, Burçin Tuna2,
Kutsal Yörükoğlu2, Güven Aslan1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İzmir
2
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim
Dalı, İzmir
P172
KEMİK İLİĞİ NEGATİF ANCAK TESTİSTE CALLA (+)
B HÜCRELİ AKUT LENFOBLASTİK LÖSEMİ NÜKSÜ
GÖSTEREN OLGU SUNUMU
Didem Karaçetin1, Sebnem İzmir Güner2, Ekrem Güner3,
İbrahim Orkunt Ayaz4
1
SB. İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Radyasyon
Onkolojisi Kliniği, İstanbul
2
İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Medical
Park Bahçelievler Hastanesi, Erişkin Kemik İliği Nakil
Ünitesi ve Hematoloji Kliniği, İstanbul
3
SB. Doktor Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi,
Üroloji Kliniği, İstanbul
4
İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Medical
Park Bahçelievler Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
Mehmet Selçuk Keskin1, Bilge Can4, Ayşegül Üner3,
Haluk Özen2
1
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İstanbul
2
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, Ankara
3
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim
Dalı, Ankara
4
Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Patoloji Anabilim
Dalı, Samsun
P176
GERM HÜCRELİ TESTİS TÜMÖRÜ OLAN
HASTALARDA SİSPLATİN BAZLI KEMOTERAPİ KÜR
SAYISININ, RENAL FONKSİYON ÜZERİNE ETKİSİ
VAR MI?
Murat Mermerkaya, Evren Süer, Ömer Gülpınar, Faraj
Afandiyev, Sümer Baltacı, Kadir Türkölmez, Yaşar Bedük
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
P173
P177
GENÇ ERİŞKİNDE TESTİSİN METAKRON BİLATERAL
GRANULOSİTİK SARKOMU
PERZİSTAN MÜLLERİAN SENDROM, ÜÇ HASTA İLE
HACETTEPE DENEYİMİ
Fatih Hızlı1, Hakan Aksüt2, Aslı Mengeloğlu3, İbrahim
Sarı4, Halil Başar1
1
Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
Ankara
2
Kilis Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kilis
3
Kilis Devlet Hastanesi, Patoloji Kliniği, Kilis
4
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Kliniği,
Gaziantep
P174
KÜÇÜK İNTRATESTİKÜLER KİTLELERDE TESTİS
KORUYUCU CERRAHİ
Zafer Demirer1, Bilal Fırat Alp2, Şeref Başal3, Ali
Gürağaç2, Ercan Malkoç3, İbrahim Yıldırım2
1
Eskişehir Asker Hastanesi, Üroloji Servisi, Eskişehir
2
GATA Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
3
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Üroloji Servisi,
İstanbul
lii
İrfan Dönmez, Bülent Akdoğan, Tuna Beksaç, Sertaç
Yazıcı, Ali Ergen, Haluk Özen
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
P178
PRIMER KEMOTERAPİ SONRASI REZİDÜEL
KİTLELERDE RETROPERİTONEAL LENF BEZİ
DİSEKSİYONU SONUÇLARIMIZ
Fatih Bıçaklıoğlu1, Cenk Acar2, Metin Onaran1, Esat Ak1,
Sinan Sözen1, Turgut Alkibay1
1
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
2
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İstanbul
11. Üroonkoloji Kongresi
P179
P183
PARATESTİKÜLER KİTLELER: 4 OLGU SUNUMU
ADRENAL KİTLELERE YAKLAŞIMDA LAPAROSKOPİK
SÜRRENALEKTOMİ DENEYİMLERİMİZ
Deniz Abat1, Şeyda Erdoğan2, Yıldırım Bayazıt3, Bülent
Soyupak4, Zühtü Tansuğ3
1
Afşin Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, K.Maraş
2
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim
Dalı, Adana
3
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, Adana
4
Acıbadem Adana Hastanesi, Adana
P180
GERM HÜCRELİ TESTİS TÜMÖRLERİNDE
RETROPERİTONEAL LENFADENEKTOMİ: AÇIK
VE ROBOT-YARDIMLI CERRAHİ ARASINDAKİ
FARKLILIKLAR
Ömer Acar1, Tarık Esen2, Fatin Cezayirli1, Ahmet
Musaoğlu1
1
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
2
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
İstanbul
P181
ÖĞRENME EĞRİSİNİN BAŞINDAKİ
LAPAROSKOPİSTLERİN GİRİŞ TEKNİKLERİNİN
KARŞILAŞTIRILMASI: AÇIK (HASSON) VE KAPALI
(VERES) TROKAR GİRİŞİ
Mehmet Remzi Erdem, Feridun Şengör, Ergin Yücebaş,
Ahmet Rüknettin Arslan, Çağatay Tosun, Cevdet Kaya
Haydarpasa Numune Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
Eray Gürsoy1, Özgür Elvan Gökten1, Özen Öz Gül2
Çekirge Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Bursa
2
Çekirge Devlet Hastanesi, Endokrinoloji Kliniği, Bursa
1
P184
ADRENAL BEZİN BENİGN PATOLOJİLERİNDE
LAPAROSKOPİK ADRENALEKTOMİ ALTIN STANDART
CERRAHİ HALİNE GELDİ Mİ?
Ünsal Eroğlu1, Cenk Acar2, Metin Onaran1, Serhat Çetin1,
Bora Küpeli1, Sinan Sözen1
1
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
2
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İstanbul
P185
ADRENAL KİTLELERİN TEDAVİSİNDE
LAPAROSKOPİK YAKLAŞIM
Yakup Bostancı1, Ender Özden1, Fatih Ataç2, Cengiz
Beyaz1, Ayşegül Atmaca3, Hulusi Atmaca3, Şaban
Sarıkaya1
1
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Samsun
2
Samsun Gazi Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Samsun
3
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Endokrinoloji
Bilim Dalı, Samsun
P186
P182
LAPAROSKOPİK ÜROONKOLOJİK GİRİŞİMLER
SONRASINDA GELİŞEN KOMPLİKASYONLARIN
DEĞERLENDİRİLMESİ
Fatih Ataç1, Ender Özden2, Yakup Bostancı2, Cihan
Yalman2, Yarkın Kamil Yakupoğlu2, Ali Faik Yılmaz2,
Şaban Sarıkaya2
1
Samsun Gazi Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Samsun
2
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Samsun
6-10 Kasım 2013, Antalya
KADIN ÜRETRASININ KAVERNÖZ
HEMANJİOMU:NADİR BİR OLGU SUNUMU
Şakir Ongün1, Serdar Çelik1, Güven Aslan1, Kutsal
Yörükoğlu2, Adil Esen1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İzmir
2
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim
Dalı, İzmir
liii
P187
P191
MESANEDE ENDOSALPİNGİOZİS OLGUSU
PROKSİMAL TİP EPİTELOİD SARKOM: OLGU
SUNUMU
Münir Bilgehan1, Evrim Çiftçi2, Ata Özen3, Funda Canaz2,
Aydın Yenilmez1, Cavit Can1
1
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Eskişehir
2
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji
Anabilim Dalı, Eskişehir
3
Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
Van
Uğur Yücetaş1, Hüseyin Aytaç Ateş1, Erkan Erkan1,
Kemal Behzatoğlu2, Vural Saçak1, Bülent Mansuroğlu1,
Mahmut Gökhan Toktaş1
1
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
İstanbul
2
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Kliniği,
İstanbul
P188
P192
GLEASON DERECELENDİRMESİ: TÜM PATOLOGLAR
ARASINDAAYNI MIDIR?
SKROTUM İÇİNE HIZLI BÜYÜYEN PERİNEAL
KAYNAKLI DEV LİPOM
Ahmet Tuğrul Eruyar1, İbrahim Kuşkonmaz1, Oğuz
Özden Cebeci2, Murat Şener2, Ömür Memik2, Tayyar
Alp Özkan2
1
Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji
Kliniği, Kocaeli
2
Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji
Kliniği, Kocaeli
P189
ÜRETERİN PRİMER TÜMÖRÜNÜ TAKLİT EDEN
SİGMOİD KOLON KANSERİNİN GEÇ METASTAZI
Tarık Yonguç1, Hakan Postacı2, İbrahim Halil Bozkurt1,
Tamer Şahin2, Ömer Koraş1, Bülent Günlüsoy1, Burak
Arslan1
1
İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji
Bölümü, İzmir
2
İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji
Bölümü, İzmir
P190
ADRENAL BEZDEKİ METASTATİK KİTLELERİN
DEĞERLENDİRİLMESİNDE POZİTRON EMİSYON
TOMOGRAFİSİNİN (PET) YERİ
Onur Kaygısız, Gökhun Özmerdiven, Yakup Kordan,
Burhan Coşkun, Hakan Vuruşkan, İsmet Yavaşcaoğlu
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Bursa
Bilgin Öztürk1, Ömer Gündoğan2, Hedef Özgün2
Özel Medifema Hastanesi, Üroloji Bölümü, İzmir
2
Özel Medifema Hastanesi, Genel Cerrahi Bölümü, İzmir
1
P193
QUALITY OF LIFE SCALES
Cihan Kayikci1, Ulvan Ozad2
1
University of West of England, Bristol, UK
2
Barts and the London School of Medicine and Dentistry,
Queen Mary University of London, London, UK
P194
MESANE LİPOMU: NADİR BİR OLGU
Mustafa Karalar1, İbrahim Keleş1, Nazan Okur2, İlyas
Özardalı3, Yiğit Akın4, Mutlu Ateş1
1
Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Afyonkarahisar
2
Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji
Anabilim Dalı, Afyonkarahisar
3
Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji
Anabilim Dalı, Afyonkarahisar
4
Erzincan Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Erzincan
P195
NADİR BİR OLGU: DEV ÜROGENİTAL HEMANJİYOM
Bilal Fırat Alp1, Burak Köprü1, Bahadır Topuz1, Ali
Gürağaç1, Ercan Malkoç3, Selami İnce2
1
Gata Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
2
Gata Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, Ankara
3
Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Üroloji Kliniği,
İstanbul
liv
11. Üroonkoloji Kongresi
P196
P200
ENDÜSTRİYEL ATIKLARLA AĞIR DERECEDE
KİRLENEN ERGENE NEHRİ ÇEVRESİNDE
YAŞAYAN ÜROGENİTAL TÜMÖRLÜ OLGULARIN
TIRNAKLARINDA BAZI AĞIR METALLERİN
ARAŞTIRILMASI
ISPARTA/YALVAÇ DENEYİMİM: İLÇE HASTANESİ
ÜROLOJİ POLİKLİNİĞİNE 40 AYLIK SÜRE İÇİNDE,
TEKRARLAYAN MAKROSKOPİK VE MİKROSKOPİK
HEMATÜRİ ŞİKAYETİYLE BAŞVURAN HASTALARIN
ETİOLOJİK VE KLİNİK ÖZELLİKLERİNİN
RETROSPEKTİF İNCELEMESİ
Osman İnci1, Tevfik Gülyaşar2, Muammer Yolal1, Suat
Çakina2, Necdet Süt3
1
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Edirne
2
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyofizik Anabilim Dalı,
Edirne
3
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik ve Tıbbi
Bilişim Anabilim Dalı, Edirne
P197
NADİR GÖRÜLEN BİR ÜROGENİTAL ENFEKSİYON;
PROSTATTA TÜBERKÜLOZ: OLGU SUNUMU
Yalçın Kızılkan1, Taha Numan Yıkılmaz1, Kağan Türker
Akbaba1, Zeynep Tunca2, Ayhan Dirim1, Mesut Berkan
Duran1, Hakan Özkardeş1
1
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Ankara
2
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı,
Ankara
P198
OLGU SUNUMU: BÜYÜK ADRENAL
GANGLİONÖROMA
Ayşe Veyhürda Dikmen
Isparta Yalvaç Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Isparta
P201
BIVAP VE BİPOLAR TRANSÜRETRAL PROSTAT
REZEKSİYONUNUN POSTOPERATİF TAKİP
SONUÇLARI VE KOMPLİKASYONLAR AÇISINDAN
KARŞILAŞTIRILMASI
Özgü Aydoğdu, Ayhan Karaköse, Yusuf Ziya Ateşçi
İzmir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
P202
PROSTATTA KÜÇÜK LENFOSİTİK LENFOMA/KRONİK
LENFOSİTİK LÖSEMİ TUTULUMU
Sedat Karakoç1, Volkan Şen1, Ozan Bozkurt1, Ömer
Demir1, Güven Aslan1, Adil Esen1, Burçin Tuna2, Kutsal
Yörükoğlu2
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İzmir
2
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim
Dalı, İzmir
Coşkun Kaçağan1, Ekrem Başaran1, Hamid Özmen1,
Havva Erdem2, Ali Tekin1, Ali Kayıkcı1, Kamil Çam1
1
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı,
Düzce
2
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı,
Düzce
P203
P199
P204
YETİŞKİN ERKEK HASTADA ADRENAL KİTLEYİ
TAKLİT EDEN PRİMER MATÜR KİSTİK TERATOM
PROSTAT KANSERİ VE BPH HASTALARINDA İDRAR
PCA3, PSA, MMP2, MMP9 GEN EKSPRESYON
ARAŞTIRMASI
Emrah Okulu1, Kemal Ener1, Mustafa Aldemir1, Çiğdem
Irkkan3, Önder Kayıgil2
1
Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği,
Ankara
2
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji
Anabilim Dalı, Atatürk Eğitim ve Araştırma Uygulama
Hastanesi, Ankara
3
Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Kliniği,
Ankara
6-10 Kasım 2013, Antalya
HER İNGUİNAL HERNİ HASTASI BPH AÇISINDAN
TETKİK EDİLMELİ Mİ?
Adnan Şimşir, Ömer Ünalp, Rasim Farajov, Fariz
Cebiyev, İbrahim Cüreklibatır, Ahmet Çağ Çal
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Taha Reşit Özdemir1, Adnan Şimşir2, Haluk Akın3, Ahmet
Çağ Çal2, İbrahim Cüreklibatır2
1
İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genetik Tanı
Merkezi, İzmir
2
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hastanesi, Üroloji Anabilim
Dalı, İzmir
3
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hastanesi, Tıbbi Genetik
Anabilim Dalı, İzmir
lv
SÖZEL
S01
SÖZEL
CLINICAL-PATHOLOGIC CORRELATION BETWEEN TRANSPERINEAL
MAPPING BIOPSIES OF THE PROSTATE AND HISTOLOGICAL
EXAMINATION OF PROSTATECTOMY SPECIMENS
1
Department of Urology, University Hospitals Leicester
Department of Histopathology, University Hospitals Leicester
2
Background: Trans-rectal ultrasound (TRUS) guided prostate biopsy parameters
are commonly used to evaluate cancer risk and define management. Unfortunately,
several authors have reported that transrectal prostate biopsy has a false-negative
rate of 20-30%. Even in patient’s where cancer is detected, approximately 25% of
such cases are found to have more significant disease on radical prostatectomy.
This makes TRUS guided diagnosis unpredictable. Recently, the frequency of
trans-perineal template guided prostate biopsies (TPTPB) has increased as an alternative mode of diagnosing prostate cancer, with various authors demonstrating
improved detection rates of prostate cancers, especially when located anteriorly.
We determined whether TPTPB accurately reflects the prostate cancer volume
and grade.
Methods: Between July ‘10 and Sept ‘11 15 patients who were diagnosed with
prostate cancer on TPTPB underwent a radical prostatectomy. Tumour location,
gleason scores and prostate size were compared between the biopsy and prostatectomy samples. Between-sample rates of upgrade and downgrade (highest GS and
a novel cumulative GS) and upstage and downstage (laterality) were determined.
Results: Average age for the patients was 62 years (range 54-71). A total of 532
cores were examined, with 120 positive cores idenfied and correlated with the cancer lesions found in their corresponding radical prostatectomy specimens. Mean
PSA was 9.3, with a mean prostate volume of 38.7 cc. Cumulative gleason scores of
TPMB versus RP demonstrated an 80% concordance, with 13% upgraded and 6%
downgraded. Laterality of TPMB and RP was also strongly correlated with 100%
having the same laterality, and a 93% correlation between the lobes in which the
cancer was identified.
Conclusions: We demonstrated a very high accuracy in clinical pathology of
TPMB, to detect clincically significant prostate cancers, in patients. This results in
6-10 Kasım 2013, Antalya
3
PROSTAT KANSERİ
Umar Abdulmajid1, John Dormer2, Paul Butterworth1, Masood Khan1
SÖZEL
PROSTAT KANSERİ
an increase in risk attribution and ultimately provides a more reliable assessment
of grade and stage of disease allowing physicians and patients an opportunity to
make a better informed decision on the most appropriate therapeutic option.
Our small study has demonstrated that prostate cancer detected on TPTPB accurately reflects the true grade and spead of disease within the whole prostate. Hence,
pathology obtained from TPTPB can be used to provide accurate information to
assist the the appropriate management of such patients.
Key words: Trans-perineal template guided prostate biopsies, Prostate cancer
4
11. Üroonkoloji Kongresi
S02
SÖZEL
FIRST RESULTS OF MRI-TARGETED TRUS-GUIDED TRANSPERINEAL
FUSION BIOPSIES TO RESTRATIFY PROSTATE CANCER PATIENTS
UNDER ACTIVE SURVEILLANCE
1
Department of Urology, UniversityHospital Heidelberg, Heidelberg, Germany
Department of Radiology, German Cancer Research Center (DKFZ), Heidelberg, Germany
2
Purpose: Evaluation of the value of MRI-targeted TRUS-guided transperineal
fusion biopsies in early restratification of patients under active surveillance (AS).
Methods: We performed stereotactic prostate biopsies using the BiopSee® platform on 48 men on AS with unifocal Gleason-score 6 prostate cancer (PC) after
standard 12-core-TRUS biopsy. The median number of biopsies taken per patient
were 25 (12-30). A purpose-designed questionnaire was sent out to all patients for
disease-specific follow-up.
Table 1. Pathology results of patients diagnosed by targeted vs. template biopsies. Blackened cells in the table
occur due to the facts that biopsies from one trajectory were only taken once and that histopathology evaluation did
not include core-wise Gleason scor
Pts.
diagnosed by
systematic
biopsies
Pts. diagnosed
by systematic
biopsies
Pts. diagnosed
by systematic
biopsies
Pts.
diagnosed by
systematic
biopsies
No cancer
Gleason score 6
Gleason score
>6
Total
No MRI target
(PIRADS 1/2)
5
11
6
22
Pts. diagnosed by MRI-targeted
biopsies (PIRADS 3-5)
No cancer
3
7
4
14
Pts. diagnosed by MRI-targeted
biopsies (PIRADS 3-5)
Gleason
score 6
0
1
XXX
1
Pts. diagnosed by MRI-targeted
biopsies (PIRADS 3-5)
Gleason
score >6
0
XXX
11
11
Pts. diagnosed by MRI-targeted
biopsies (PIRADS 3-5)
Total
8
19
21
48
6-10 Kasım 2013, Antalya
5
PROSTAT KANSERİ
Timur H Kuru1, Matthias Roethke2, Silvan Boxler1, Sascha Pahernik1,
Dogu Teber1, Heinz Peter Schlemmer2, Markus Hohenfellner1,
Boris Hadaschik1
SÖZEL
PROSTAT KANSERİ
Results: In 40 of 48 (83%) patients with former proof of low-volume Gleasonscore 6 PC, biopsy samples showed PC. 21 of 48 (43.7%) men were upgraded
to Gleason-scores >6. Additionally, 4 of 19 patients with Gleason-score 6 tumors showed bilateral tumor envolvement at re-biopsy. In MRI-lesions marked
as PIRADS 4/5, the tumor detection-rate was 89.5% (17/19); 13 of these with
Gleason-scores >=7. 16 of 22 men (72%) who were described as PIRADS 1/2 on
MRI showed only minimal (11) or no (5) tumor at re-biopsy.
12 patients subsequently underwent radical prostatectomy. 11 of these patients
had pT2c pN0 disease. Two men were upgraded from Gleason-score 6 to 7 (3+4).
Conclusions: A significant percentage of patients with unifocal low-volume
Gleason score 6 PC are underestimated by standard TRUS-guided biopsies. MRItargeted TRUS-guided transperineal prostate saturation biopsies seem to provide
higher detection rates for significant disease and thus allow more reliable risk classification. MRI alone does not seem to be precise enough yet.
Key words: active surveillance, MRI/TRUS-fusion, magnetic resonance imaging
Table 2. Patient’s characteristics (mean values, range in brackets in the first four rows)
All patients
(n=48)
>1 Prior biopsies
(n=9)
Age
66 (47-76)
65 (59-73)
67 (60-76)
Vol. Prostate (ml)
48 (6-160)
54 (33-86)
57 (15-160)
PSA at time of MRI/TRUS fusion
biopsy (ng/ml)
7.1 (1.44-20)
9.8 (4-20)
7.7 (1.44-20)
PSA density at time of MRI/TRUS
fusion biopsy
0.19 (0.03-1.51)
0.21 (0.12-0.36)
0.17 (0.03-0.42)
Suspicious DRE
8
2
4
Highly suspicious MRI (PIRADS
4/5)
19
5
13
PC diagnosed (with upgrading)
40 (21)
9 (5)
21 (21)
6
Patients upgraded after
MRI/TRUS fusion biopsy
(n=21)
11. Üroonkoloji Kongresi
S03
SÖZEL
SYSTEMS BIOLOGICAL APPROACHES FOR PROSTATE CANCER
Meral Guzey1, Abdo Toku2, Unay Teoman3
1
Ali Teoman Unay-1. Department of Intelligent Computing Systems, İzmir University of Economics, İzmir, Turkey.
Mohammed Abdo-2. Electrical and Computer Engineering Department, Addis Ababa Institute of Technology,
Ethopia
3
Meral Guzey-3. Department of Math and Life Sciences, Distance Education (DE), University of Maryland
University College-Europe, Heidelberg, Germany (Main Campus-Adelphi, Maryland, USA)
2
We are working on a novel approach by using swarm intelligence heuristic approach for the longest common subsequence to the arbitrary number of sequences. We expect to elucidate the connection between the molecular biological analysis, functions, and cell states, which requires frameworks and strategies that extend
beyond the current computational-bioengineering system approaches to predict
a supplementary test to the immediate available prostate cancer screening tests.
Our studies emphasized the importance of personalized cancer diagnostics in the
field of prostate cancer since earlier dates. The approach and results reported in
this study possess a significant potential for the discovery of a novel technique by
the combination of biomarker, and computational approaches.
Key words: Personalized cancer care strategies, biomarkers for prostate CA, occurence listing
6-10 Kasım 2013, Antalya
7
PROSTAT KANSERİ
Computational systems biology is expected to make major contributions to personalized cancer treatments. The development of computational approaches is,
however, challenged by a wide spectrum of cancer mechanisms participating on
different levels of genetic and signalling mechanisms. Our major studies focused
on prostate cancer, which is the most common non-cutaneous cancer in men. PSA
as a prostate cancer biomarker has served many years for the initial screening for
prostate cancer, later there has been sincere efforts to complement this diagnostic
test due to its variations. Our studies covered signal transduction pathways in primary prostate cancer cell lines, cultured human prostate cancer cells, and animal
model prepared by knocking out the VDR gene. We aimed searching new prostatic genes starting from their cDNA in Human Genome Data Base, and translational bioinformatics has been widely used. We validated the down-regulation of heat
shock proteins (Hsp)-70 and bcl-2, and up-regulation of Apaf1, Hsp-90, estrogen
receptor- (ER), Her-2/neu, and paxillin genes at the protein level.
SÖZEL
S04
TRANSREKTAL PROSTAT BİYOPSİ SONUÇLARIMIZ
Uğur Yücetaş, Erkan Erkan, Emre Karabay, Soner Ulusoy,
Cemalettin Murat, Vural Saçak, Mahmut Gökhan Toktaş
PROSTAT KANSERİ
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
Amaç: Kliniğimizde transrektal ultrasonografi eşliğinde yapılan prostat biyopsi
sonuçları değerlendirildi.
Materyal-Metod: Ekim 2005 ile Nisan 2013 tarihleri arasında yapılan prostat biyopsi sonuçları gözden geçirildi. Hastalar yaş, PSA, prostat volümü, patoloji sonuçlarına göre incelendi.
Bulgular: 3743 hastaya ait toplam 4075 prostat biyopsi işlemi değerlendirildi.
Hastaların ortalama yaşı 63.91±8.05, ortalama total PSA değeri 12.72±17.68, ortalama prostat volümü 46.10±23.49 ve ortalama kor sayısı 12.38±2.13 idi. Yapılan
biyopsilerin dağılımına bakıldığında 3711’i primer, 344’ü sekonder ve 20’si tersiyer idi. Hastaların patoloji sonuçları incelendiğinde ilk biyopside kanser saptanma
oranının %26, ikinci biyopside %20 ve üçüncü biyopside %15 olduğu görüldü.
Biyopsilerin %3,5’inde ASAP (Atipik small asiner proliferasyon), %2’sinde High
grade PIN ve %23,8’inde Low grade PIN olduğu saptandı (Tablo).
Prostat biyopsisine bağlı major komplikasyonlar incelendiğinde; 23 hastada hospitalizasyon ve parenteral antibiyoterapi gerektiren üriner sistem enfeksiyonu
geliştiği, 4 hastanın ürosepsis nedeniyle tedavi edildiği, bir hastanın ürosepsis sonucu ex olduğu ve bir hastada prostat biyopsisine bağlı pelvik hematom geliştiği
görüldü.
Sonuç: Kliniğimizde yapılan prostat biyopsi sonuçlarına göre toplamda kanser
saptama oranımız %25,4 olup rutin olarak profilaktik antibiyoterapi protokolü
uygulanan bu hastalarda işleme bağlı enfeksiyon düşük orandadır. Bununla birlikte prostat biyopsisi sonrası pelvik hematom, ürosepsis ve hatta ölüm ile sonuçlanabilecek komplikasyonların olabileceği unutulmamalıdır.
Anahtar kelimeler: Prostat Biyopsisi, Prostat Kanseri
8
11. Üroonkoloji Kongresi
S05
SÖZEL
STANDART PROSTAT BİYOPSİSİ SONRASI SATURASYON
PROSTAT BİYOPSİ SONUÇLARIMIZ
1
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
İzmit Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
2
Amaç: PSA yüksekliği nedeniyle standart prostat biyopsisi uygulanmış ancak takibinde PSA değerinde artış ve/veya devam eden yüksekliği olduğu için saturasyon
prostat biyopsisi (SPB) uygulanan hastaların sonuçlarını değerlendirmeyi amaçladık.
Hastalar ve Yöntem: PSA yüksekliği bulgusu nedeniyle 2010-2013 yılları arasında
standart prostat biyopsisi yapılan ve takiplerde PSA değerlerindeki artış ve/veya
devam eden yükseklik nedeniyle SPB uygulanan 69 hastanın PSA değerleri ve patoloji sonuçları değerlendirildi.
SPB tekniği: Genel anestezi altında transrektal ultrason eşliğinde sağ ve sol lateral
zonlardan beşer adet, sağ ve sol transizyonel zonlardan üçer adet ve longitudinal
prostat ölçümlerine göre sağ ve sol far lateral periferik zonlardan her 10 mm’lik
longitudinal uzunluk için birer adet örnekleme şeklinde uygulandı.
PSA değeri <10 olan, PRM bulgusu olmayan, tümör odak sayısı <=2 olan, Gleason
skoru <=6 olan kanserli hastalar klinik olarak önemsiz prostat kanseri kabul edildi.
Tablo 1. PSA değerlerine göre patoloji sonuçları
2,5-4.0 ng/dL
4-10 ng/dL
>10 ng/dL
TOPLAM (n)
BPH (n)
6 (%85,7)
27 (%73,0)
15 (%60)
48 (%69,6)
PIN (n)
0 (%0,0)
0 (%0,0)
0 (%0,0)
0 (%0,0)
ASAP (n)
0 (%0,0)
3 (%8,1)
1 (%4,0)
4 (%5,8)
P. CA (n)
1 (%14,3)
6 (%16,2)
9 (%36)
16 (%23,2)
Klinik önemsiz P. CA (n)
0 (%0,0)
1 (%2,7)
0 (%0,0)
1 (%1,5)
TOPLAM (n)
7 (%100)
37 (%100)
25 (%100)
69 (%100)
Bulgular: Hastaların ortalama yaşları 61,5 ± 6,1 yıl ve ortalama PSA değerleri 8,9 ±
4,2 ng/ml’dir. Hastaların ortalama prostat hacimleri 54,0 ± 20,0 ml olarak ölçüldü.
6-10 Kasım 2013, Antalya
9
PROSTAT KANSERİ
Murat Akgül1, Ferhat Talibzade1, Kazım Asutay1, Yılören Tanıdır2,
İlker Tinay1, Levent Türkeri1
SÖZEL
PROSTAT KANSERİ
Tüm grupta prostat kanseri, PIN ve ASAP oranları sırasıyla %23,2 (n=16), %0
(n=0), %5,8 (n=4) olarak bulundu. Hastalar biyopsi öncesi PSA değerlerine göre
2,5-4 ng/dL, 4-10 ng/dL ve 10 ng/dL’den büyük olarak üç gruba ayrıldı. Farklı
PSA aralıklarına ait patoloji sonuçları Tablo 1’de verildi.
Sonuç: SPB, benign standart prostat biyopsi sonrası PSA yüksekliği ve/veya artışı
devam eden hastalarda, özellikle PSA değeri 4.0 ng/ml üzeri olan grupta prostat
kanseri saptama oranı ile akla ilk gelmesi gereken tanısal modalitedir.
Anahtar kelimeler: Standart prostat biyopsisi, Saturasyon biyopsisi
10
11. Üroonkoloji Kongresi
S06
SÖZEL
RELATIONSHIP BETWEEN THE VOLUME OF PROSTATE AND THE
SERUMİC VALUES OF PSA AMONG THE “GREY ZONE “ PATIENTS IN
KOSOVO
University of Prishtina, Medicine Faculty, Department of Urology, Prishtina
Introduction & Objectives: To estimate relationship between the volume of prostate and the serumic values of PSA among the “grey zone “patients classified due
to age groups.
Material-Methods: A total of 1420 patients with LUTS due to HBP are classified
under four age-groups and they’ve been evaluated prospectively and retrospectively. All the patients underwent standard evaluation, including DRE, PSA determination and TAUS during the time period of January 2005 until Octobre 2012 at
polyclinic “Medicus”, UCC of Kosova- Department of Urology and Outpatient
Urologic Clinic.Presentation of data has been conducted through tabels and diagrams.From statistical parameters has been accounted:Structure index,arithmetical avarage,standard deviation,minimal and maximal value,as well as linear coorelation.For testing of data,T test has been used as well as one way ANOVA analysis
for 95% and 98% reliability respectivily p<0.05 and p<0.01.
Results: The mean prostate volume among the “grey zone” patients was 44.6 cm3,
wheras mean value of serumic PSA was 5.9 ng/ml. It is clear that the both values
rises with age. Therefore the mean prostate volume were in range from 40.5 cm3
and PSA mean values were4.8 ng/ml which correspond age-group of 50-59 yearold. These values rises progressively, therefore in age-group of 80-89 year-old the
mean prostate volume was 51.3 cm3 and the PSA serumic values were 7.2ng/ml.
Conclusions: The data confirms that prostate volume and PSA concentration of
serumic PSA have significant correlation and rises with aging among the “grey
zone” patients.
Anahtar kelimeler: Psa.grey Zone, Prostate Volume
6-10 Kasım 2013, Antalya
11
PROSTAT KANSERİ
Arber Ejup Neziri, Tune Neziri, Flamur Tartari, Lutfi Dervishi,
Fahredin Veselaj
SÖZEL
AÇIK, LAPAROSKOPİK VE ROBOT YARDIMLI RADİKAL
PROSTATEKTOMİ: TEK CERRAHIN ÜÇ TEKNİKTE OPERATİF VE
PATOLOJİK SONUÇLARININ KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ
PROSTAT KANSERİ
S07
Murat Akand1, Orçun Çelik2, Egemen Avcı3, İbrahim Duman4, Tibet Erdoğru3
1
Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Konya
Kemalpaşa Devlet Hastanesi, Üroloji Bölümü, İzmir
3
Memorial Ataşehir Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
4
Medical Park Antalya Hastanesi, Üroloji Bölümü, Antalya
2
Amaç: Günümüzde organa sınırlı prostat kanseri tedavisinde radikal prostatektomi (RP) üç farklı şekilde yapılabilmektedir. Her ne kadar açık (A-), laparoskopik
(L-) ve robot yardımlı laparoskopik (RYL-) RP’yi avantaj ve dezavantajları ile karşılaştıran seriler bulunsa da, tek cerrah tarafından yapılan bu üç tekniğin sonuçlarının karşılaştırıldığı çalışma oldukça azdır. Bu çalışmada tek cerrah tarafından
gerçekleştirilen ARP, LRP ve RYLRP sonuçları karşılaştırılmaktadır.
Materyal & Metod: Mayıs 1999 ile Nisan 2012 tarihleri arasında tek cerrah tarafından 484 RP gerçekleştirilmiştir. Yaş, vücut kitle indeksi (BMI), serum prostat
spesifik antijen (PSA), preoperatif prostat biyopsisi Gleason skoru, preoperatif
transrektal ultrasonografi (TRUS) ile ölçülen prostat hacmi, klinik evre, operasyon süresi, tahmini kanama miktarı, kateterizasyon süresi, prostat spesimeni hacmi, kan transfüzyon oranı hasta kayıtlarından elde edildi. Prospektif olarak kaydedilen bilgiler retrospektif olarak değerlendirildi.
Sonuçlar: Aynı cerrah tarafından yapılan 484 RP’den 50 ARP, 308 LRP ve 79
RYLRP çalışmaya dahil edildi. ARP, LRP ve RYLRP için ortalama yaş değerleri sırasıyla 63.8, 62.7, 60.3 (p>0.05); operasyon süreleri ise 255, 208 ve 242 dk
(p<0.001) idi. Tahmini kanama miktarı ve hospitalizasyon süresi ARP, LRP ve
RYLRP için sırasıyla 602, 526, 234 mL (RYLRP ile diğerleri için p<0.001, ARP
ile LRP için p>0.05) ve 9.1, 3.2 ve 3.2 gün (p<0.001) idi. Hastaların demografik, operatif ve patolojik sonuçları Tablo-1’de verilmiştir. Tahmini kanama miktarı
için RYLRP ve operasyon süresi için de LRP lehine bir avantaj tespit edilirken;
ARP’de üretral katetrizasyon süresi, hospitalizasyon süresi, hemoglobindeki düşüş
ve kan transfüzyonu için belirgin bir dezavantaj tespit edilmiştir. Bununla birlikte, preoperatif prostat hacmi, preoperatif serum PSA seviyesi, onkolojik sonuçlar
ve pozitif cerrahi sınır oranı her üç teknikte benzer olarak kaydedildi. Grupların
komplikasyonlar açısından karşılaştırılması Tablo-2›de verilmiştir. ARP ve LRP
12
11. Üroonkoloji Kongresi
Tablo 1. Açık (ARP), Laparoskopik (LRP) ve Robot Yardımlı Laparoskopik Radikal Prostatektomilerin (RYLRP)
Demografik, Operatif ve Patolojik Sonuçları
Operasyon Zamanı
2004-2010
2010-2012
LRP (n:308)
RYLRP (n:79)
p değeri
63.8
25.4
7.33
38.4
255*
16.3
9.1
602§
3.06
27 (54%)
N/A
62.7
26.1
10.47
37.1
208.5
8.2**
3.2†
526§
2.35††
54 (17.5%)
28.8
60.3
26.9
8.32
39.8
242.6*
6.8**
3.2†
234
2.0††
7 (8.9%)
19.7
>0.05
>0.05
>0.05
>0.05
<0.001
<0.001
<0.001
<0.001
<0.05
<0.001
<0.001
• Su geçirmez
N/A
258 (83.7%)
69 (87.3%)
• Hafif kaçak
N/A
39 (12.6%)
9 (11.3%)
• Orta kaçak
N/A
8 (2.5%)
1 (1.2%)
• Şiddetli kaçak
Klinik evre
N/A
3 (0.9%)
0 (0%)
T1a
-
4 (1.3%)
-
T1b
-
6 (1.9%)
3 (3.8%)
T1c
38 (76%)
175 (56.8%)
63 (79.9%)
T2a
7 (14%)
63 (20.5%)
9 (11.4)
T2b
4 (8%)
52 (16.9%)
3 (3.7%)
T2c
1 (2%)
6 (1.9 %)
1 (1.2%)
5.88
45
2 (0.6%)
6.25
50.4
6.23
44
T2a
6 (12%)
59 (19.2%)
10 (12.7%)
T2b
15 (30%)
45 (14.6%)
15 (19.0%)
T2c
11 (22%)
63 (20.5%)
32 (40.5%)
T3a
12 (24%)
88 (28.6%)
16 (20.3%)
T3b
6 (12%)
51 (16.6%)
6 (7.6%)
T3c
-
1 (0.3%)
-
6.60
3.35
1 (0.3%)
6.57
5.12
6.68
3.40
Genel
15/50 (30.0%)
88/308 (28.6%)
22/79 (27.8%)
pT2
5/32 (15.6%)
15/167 (8.9%)
4/57 (7.0%)
pT3
10/18 (55.5%)
71/140 (50.7%)
18/22 (81.8%)
Yaş (yıl)
BMI (kg/m²)
PSA (ng/mL)
TRUS prostat ağırlığı (g)
Operasyon süresi (dk)
Kateterizasyon süresi (gün)
Hospitalizasyon süresi (gün)
EBL (mL)
Delta Hb (g/dL)
Kan transfüzyonu
Anastomoz zamanı (dk)#
Anastomoz kalitesi¥
T3a
Biopsi GS
Spesimen ağırlığı (g)
Patolojik evre
T4
Patolojik GS
Tümör hacmi (%cc)
PSM
PROSTAT KANSERİ
1999-2003
ARP (n:50)
0.699
N/A
>0.05
>0.05
N/A
>0.05
>0.05
0.966
BMI: Vücut kitle indeksi, PSA: Prostat spesifik antijen, TRUS: Transrektal ultrasonografi, EBL: Tahmini kanama miktarı, Hb: Hemoglobindeki
düşüş, GS: Gleason skoru, PSM: Pozitif cerrahi sınır. #: Independent t-test, ¥: Ki-kare testi. *>0.05, **<0.01, †>0.05, §>0.05,
††>0.05 Datalar ortalama veya sayı (yüzde) şeklinde gösterilmiştir. N/A: Uygulanamaz.
6-10 Kasım 2013, Antalya
SÖZEL
ile karşılaştırıldığında, RYLRP›de minör, majör ve genel komplikasyon oranları
istatistiksel olarak anlamlı düşük bulunmuştur (p<0.001).
13
SÖZEL
PROSTAT KANSERİ
Tartışma: LRP ve RYLRP gibi minimal invazif teknikler ARP ile karşılaştırılabilir
sonuçları olan ümit vaat edici tekniklerdir. RYLRP ile daha kısa kateterizasyon
süresi, daha az kan kaybı ve daha düşük komplikasyon oranı elde edilebilmektedir.
Anahtar kelimeler: laparoskopi, prostat kanseri, radikal prostatektomi
Tablo 2. Clavien-Dindo Sınıflamasına Göre Postoperatif Komplikasyonlar
ARP (n:50)
LRP (n:308)
RYLRP (n:79)
Komplikasyon yok
5 (10%)
223 (72.4%)
68 (86.1%)*
Minör (Grade 1-2)
31 (62%)
73 (23.7%)
8 (10.1%)*
Grade 1
3
11
0
Grade 2 (sadece Tx)
27
54
7
Grade 2 (total)
28
62
8
3 (3.8%)*
Majör (Grade 3-5)
14 (28%)
12 (3.9%)
Grade 3a
9
4
2
Grade 3b
1
3
1
Grade 4a
4
4
0
Grade 4b
0
0
0
Grade 5
0
1
0
45 (90%)
85 (27.6%)
11 (13.9%)*
Genel
Tx: Kan transfüzyonu. * p<0.001
14
11. Üroonkoloji Kongresi
S08
SÖZEL
PELVİK ÖLÇÜM, VİSSERAL VE SUBKUTAN YAĞ DOKUSU
ÖLÇÜMLERİNİN RADİKAL RETROPUBİK PROSTATEKTOMİ SONRASI
TRİFECTA VE CERRAHİ SINIR SONUÇLARINA ETKİSİ
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, İzmir
2
Giriş-Amaç: Çalışmamızda bilgisayarlı tomografi (BT) kullanılarak yapılan pelvik ölçümler, visseral ve cilt altı yağ alanlarının radikal retropubik prostatektomi
(RRP) trifecta (kanser kontrolü, kontinans, potens) ve cerrahi sınır pozitifliklerini
öngörmede fayda sağlayıp sağlamayacağını araştırmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntemler: 2005-2011 tarihleri arasında kliniğimizde lokalize prostat
kanseri tanısıyla RRP yapılan ve operasyon öncesi evreleme amaçlı abdominal
BT’si bulunan 270 hasta çalışmaya dahil edildi. Pelvik ölçümleri ve visseral, subkutan yağ alanı ölçümleri yapıldı. Trifecta sonuçlarına ve cerrahi sınır sonuçlarına
göre tek değişkenli ve çok değişkenli istatistiksel analizler yapıldı. Prostat volümü,
vücut kitle indeksi ve D’Amico risk sınıflamasına göre alt grup analizleri de yapıldı.
Pelvik ve yağ ölçümleri
Şekil 1. A Tüm vücut alanı ve total yağ alanı (1 numaralı ok), visseral yağ alanı (2 numaralı ok) ve elle ROI çizimi (3 numaralı ok) B. Anteroposterior
pelvik girim(B), simfizis açısı(A), prostat derinliği(C) ölçümleri C. interfemorapelvik mesafe(D) ve interspinöz mesafe(E) ölçümleri D. yumuşak doku
mesafesi(G), prostat genişliği(F) ölçümleri
6-10 Kasım 2013, Antalya
15
PROSTAT KANSERİ
Şakir Ongün1, Ömer Demir1, Sinem Gezer2, Özgür Gürboğa1, Mustafa Seçil2
SÖZEL
PROSTAT KANSERİ
Tablo 1. Lokalize prostat kanseri tanısıyla radikal retropubik prostatektomi yapılan ve preoperatif evreleme amaçlı
abdominopelvik BT si olan 270 hastanın demografik verileri, pelvik ölçümleri, yağ dokusu ve total vücut alanları
Ortalama (minimum-maksimum) Std. Deviasyon
Yaş (yıl)
62,63 (43-75) ±6,03
PSA (ng/ml)
8,46 (2,29-47) ±6,34
BMI (kg/m2)
27,5 (18,3-42,7) ±3,8
Prostat volumü (cm3)
54,1 (7-151) ±23,6
Kanama miktarı (ml)
531,48 (50-3000) ±486,28
Transfüzyon miktarı (ünite)
1,32 (0-7) ±1,27
Operasyon süresi (dakika)
136,44 (90-300) ±44,68
Dren (gün)
4,17 (2-18) ±1,87
Taburculuk(gün)
5,32 (3-21) ±2,663
Tüm Vücut Alanı (cm2)
Total Yağ Alanı (cm2)
792,1 (308,1-7677,8) ±44,5
280,3(23,2-840,1) ±118,8
Visseral Yağ Alanı (cm2)
144,3 (4,5-510,4) ±68,4
Subkutan Yağ Alanı (cm2)
136,0(10,7-571,2) ±77,6
Simfizis açısı (°) (A)
Anteroposterior pelvik girim (mm) (B)
Prostat derinliği(mm) (C)
40,5 (24-55) ±5,8
103,7 (79,1-127,3) ±9,6
27,8(15-67,7) ±7,7
İnterfemorapelvik mesafe (mm) (D)
100,3 (85,8-116,5) ±5,7
İnterspinöz mesafe (mm) (E)
89,6 (71,9-123,7) ±7,6
Prostat genişliği (mm) (F)
54,6 (36,7-71,9) ±6,2
Yumuşak doku mesafesi (mm) (G)
61,9 (50,7-76,9) ±6,1
Transvers yumuşak doku indeksi (F/G)
0,88 (0,63-1,09) ±0,07
İnterfemoral indeks (F/D)
0,54 (0,32-0,72) ±0,06
Pelvik ölçüm indeksi (E/C)
3,40 (1,12-6,84) ±0,81
Kemik genişlik indeksi (D/C)
3,81 (1,40-6,96) ±0,89
Yumuşak doku genişliği indeksi (G/C)
2,35 (0,77-5,08) ±0,59
Bulgular: Yapılan tek değişkenli istatistiksel analiz sonuçlarına göre trifectanın
gerçekleştiği hastalar daha genç, prostat spesifik antijen (PSA) değerleri daha düşük, simfizis açıları daha geniş, prostat genişliği daha dar, yumuşak doku mesafesi
daha dar ve interfemoral indeksleri daha düşüktü (p<0,05). Tek değişkenli analizlere göre cerrahi sınır pozitif gelen hastalar daha yaşlı PSA değerleri daha yüksek, prostat volümleri daha küçük ve prostat genişlikleri daha dar bulunmuştur
(p<0,05). Alt grup analizlerine göre trifectanın gerçekleştiği hastalarda; prostat
volümü>60 cm3 ise yumuşak doku indeksi(yumuşak doku mesafesinin prostat
16
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: pelvik ölçümler, radikal prostatektomi, trifecta
6-10 Kasım 2013, Antalya
17
PROSTAT KANSERİ
Sonuç ve Öneriler: Dar simfizis açısı trifecta başarısızlığı için bağımsız bir risk faktörüdür. Pelvik ölçümler ve visseral yağ alanı hesaplamaları RRP öncesi planlamada faydalı olabilir.
SÖZEL
derinliğine oranı) daha düşük, vücut kitle indeksi<25 kg/m2 ise interfemoral indeks (prostat genişliğinin interfemoral pelvik mesafeye oranı) ve visseral yağ alanı
daha düşük, D’Amico risk sınıflamasına göre düşük risk sınıflamasında ise interfemoral indeks (prostat genişliğinin interfemoral pelvik mesafeye oranı) daha düşük
olarak bulunmuştur (P < 0.05). Çok değişkenli istatistiksel analiz sonuçlarına göre
trifectanın gerçekleştiği hasta grubunda PSA ve simfizis açısı, cerrahi sınır açısından değerlendirilen hastalarda is PSA istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P
< 0.05).
SÖZEL
TEK KADRANDA %50 VE ALTINDA TÜMÖR VE GLEASON SKORU 6
SAPTANAN PROSTAT KANSERİ HASTALARINDA AKTİF İZLEM VE
RADİKAL PROSTATEKTOMİ SONUÇLARIMIZ
PROSTAT KANSERİ
S09
Hüseyin Tarhan, Rahmi Gökhan Ekin, Özgür Çakmak, Yusuf Özlem İlbey,
Burak Özçift, İlker Akarken, Mehmet Yoldaş, Hakan Türk, Ferruh Zorlu
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İzmir
Giriş: PSA kullanımı ile düşük dereceli ve düşük hacimli prostat kanseri(PC) tanısı artmıştır. Bu retrospektif çalışmada amaç, prostat biyopsisinde tek kadranda
%50 ve altında tutulum ve Gleason skoru(GS) 6 PC saptanan hastalarda aktif izlem(AS) ve radikal prostatektomi(RP) sonuçlarını karşılaştırmaktır.
Materyal-Metod: Ekim 2000-Mart 2013 tarihleri arasında tek kadranda <=%50,
GS 6 ve PSA <10ng/ml olan 73 PC hastası değerlendirildi.Tek kadranda <=%5
PC bulunması mikrofokal PC olarak kabul edildi.
Tablo 1. İki grubun genel özelliklerinin karşılaştırılması
Hasta Sayısı
AS
RP
43(%58,9)
30(%41,1)
P Değeri
Ortalama Yaş(Yıl)
63,77±6,8(51-79)
59,70±6,0(48-70)
0,011
Ortalama Beden Kütle İndeksi(kg/m2)
27,76±3,7(20-40)
27,34±4,2(19-35)
0,659
Ortalama Alınan Kadran Sayısı
Ortalama PSA Değeri(ng/ml)
12,42±2,8(8-24)
11,40±1,3(8-14)
0,069
6,35±1,9(2,89-9,9)
6,93±2,9(3,23-9,51)
0,316
PCa Saptanana Kadar Yapılan Biyopsi
Sayısı
Birinci Biyopside Saptanan Hasta Sayısı
41/%73,2)
15(%26,8)
İkinci Biyopside(1) Saptanan Hasta Sayısı
2/%11,8)
15(%88,2)
<0,05
8,40±9,2(1-40)
20,07±15,2(1-50)
<0,05
29(%82,9)
6(%17,1)
<0,05
43(%62,3)
26(37,7)
Ortalama Tututlan Kadran Yüzdesi
Mikrofokal(2) PCa Saptanan Hasta Sayısı
TNM Evresi
T1c(n)
T2a(n)
Ortalama Takip Süresi(ay)
0,025
0(%0)
4(%100)
23,69±23,5(4,40-129,53)
53,76±42,4(4,33-151,63)
<0,05
1.İkinci biyopsi saturasyon yapılan 2 hasta vardı ve 2’side aktif izlem grubundaydı. 2.Mikrofokal; kadranda %5 ve altı
tutulum olması.
18
11. Üroonkoloji Kongresi
Sonuçlar: Toplamdaki 73 hastanın tanı anındaki ortalama PSA 6,59±2,4(2,8-9,9)
ng/ml idi. Hastaların 69’u (%94,5) T1c ve 4’ü (%5,5) T2a evresinde idi. Hastaların
43’ü(%58,9) AS,30’u (%41,1) RP grubundaydı. İlk biyopside PC saptanma oranı,
AS ve RP gruplarında sırasıyla 41/43 (%95,3) ve 15/30 (%50) bulundu (p<0,05).
Mikrofokal PC oranı AS ve RP gruplarında 29/43 (%67,4) ve 6/30 (%20) idi
(p<0,05). AS grubunun hepsi T1c, RP grubunun %86,7’si T1c geri kalanı T2a
evresinde saptandı (p<0,05).
Tablo 2. Radikal prostatektomi yapılan hastaların patoloji sonuçları
Hasta Sayısı
Patolojik Tanı
Adenokanser
ASAP
LGPIN
BPH
Gleason Skoru
0
3+3
3+4
4+3
3+5(Tersiyer 4)
TNM Evresi
T0
T2a
T2b
T2c
T3a
T3c
Cerrahi Sınır Pozitifliği(n)
Kapsül İnvazyonu(n)
Ekstrakapsüler Yayılım(n)
Seminal Vezikül İnvazyonu(n)
6-10 Kasım 2013, Antalya
RP
AS Sonrası RP
30
4
27(%90,1)
1(%3,3)
1(%3,3)
1(%3,3)
3(%75)
X
X
1(%3,3)
3(%10)
20(%66,7)
5(%16,7)
2(%6,7)
X
1(%25)
2(%50)
X
X
1(%25)
3(%10)
10(%33,3)
3(%10)
13(%43,3)
1(%3,3)
X
1(%3,3)
0
1(%3,3)
0
1(%25)
2(%50)
X
X
X
1(%25)
0
2(%50)
0
1(%25)
P Değeri
0,900
<0,05
0,900
0,100
19
PROSTAT KANSERİ
RP grubunda postoperatif 6.haftada, 3.,6.,9.,12. ayda ve sonrasında 6 ay arayla
PSA ölçümü yapıldı. Biyokimyasal rekürrens(BCR) kriteri PSA >=0,2ng/ml olarak belirlendi.
SÖZEL
AS grubundaki takip protokolü ilk 2yıl 3ay, 2.yıldan sonra 6 ay arayla PSA ölçülmesi
ve ilk 3 yıl yıllık daha sonra 2-3 yıl arayla tekrar biyopsi yapılmasıydı. AS’den çıkarılma
kriterleri hasta isteği, PSA ikilenme zamanının 3 yıldan kısa olması,tekrar biyopsilerde
GS’nda artış, PSA nın 10 değerini geçmesi veya muayenede nodülül olması idi.
SÖZEL
PROSTAT KANSERİ
AS yapılan 5 hastaya ortalama 16,34 ay (4,4-39,3) takip sonrasında 4’ünde hasta isteği ve 1’inde kadran sayısında artış olması nedeniyle küratif tedavi verildi. 4
hastaya RP yapılırken diğerine komorbiditesi nedeniyle radyoterapi verildi.Küratif
tedavi sonrasında ortalama takip süresi 23,92 ay (4,8-69,9) olup 1 hastada organ
dışı yayılım(ODY) ve 1 hastada 11,43 ay sonunda BCR saptandı.
RP grubunda GS’nda progresyon ve regresyon, %23,4 ve %10 iken TNM evresinde progresyon %56,6 ve ODY %3,3 idi. BCR 2 hastada ortalama 44,51 ay (26,362,7) sonunda saptanırken bu hastaların ortalama 48,51 ay (42,2-54,8) sonunda
ek tedavi gereksinimi olmamıştır.
RP yapılan 34 hastanın 4’ünde (%11) PC saptanmazken bu hastaların hepsi biyopside mikrofokal PC saptanan hastalardı.
Yorum: Tek kadranda <= %50 tümör ve gleason skoru 6 saptanan Prostat kanseri
hastalarında aktif izlem protokolü organ dışı yayılım ve gleason skor artışında düşük risk gözönünde bulundurularak uygulanabililr.
Anahtar kelimeler: Aktif izlem, Radikal prostatektomi, Tek kadran
20
11. Üroonkoloji Kongresi
S10
1
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
Netherland Cancer Institute-AVL Hospital, Urology Department, Amsterdam, The Netherlands
2
Amaç: Yapılan çalışmalar, genişletilmiş pelvik lenf nodu diseksiyonu uygulanan
hastaların yaklaşık %10’unda bu diseksiyon alanları dışında nodal metastazın saptandığını belirtmektedir. Bu pilot çalışmada, robot yardımlı radikal prostatektomi
(RYRP) sırasında Tc99m-ICG-nanocolloid ile 69 hastaya uyguladığımız sentinel
lenf nodu (SLN) diseksiyonu tecrübelerimizi değerlendirmeyi amaçladık.
Hastalar ve Metodlar: Hastalara RYRP’den en az 4 saat önce bimodal indocyanine green (ICG) technetium 99m nanocolloid traceri transrektal ultrason eşliğinde
prostatın 4 ayrı kadranına enjekte edildi. Takiben sintigrafi ve SPECT/CT
görüntüleme ile SLN’ları tespit edildi. RYRP sırasında preoperatif SPECT/CT
bulguları ve intraoperative yakın infrared görüntülerle (laparoskopik yakın infrared
görüntüleme sistemi (Delight, Storz)) gözlenerek SLN’ları diseke edildi. SLN
diseksiyonu takiben genişletilmiş pelvik lenf nodu diseksiyonu (gPLND) uygulanan
69 hasta ile sadece gPLND uygulanan 460 hastanın verileri karşılaştırıldı.
Bulgular: SLN diseksiyonu uygulanan 69 hastadan toplam 261 SLN tespit edildi.
SLN grubu ve gPLND grubunda çıkarılaran ortalama lenf nodu sayıları sırasıyla
15 ± 4 ve 14±5 olarak saptandı (p>0.005). SLN grubundaki hastaların %13’ünde
saptanan SLN’lerin genişletilmiş pelvik lenf nodu bölgeleri dışındaki lenf nodları
olduğu tespit edildi. SLN diseksiyonu uygulanan grupta pN1 saptanma oranı gPLND uygulanan hastalara göre daha yüksekti (sırasıyla, %14.4 ve %9.3). SLN grubundaki hastaların %10.5’inde genişletilmiş pelvik lenf nodu bölgeleri dışındaki
lenf nodlarının pozitif olduğu saptandı. Biyopsi Gleason skoru>7 olan hastalarda
SLN grubundaki pozitif lenf nodu saptanma oranı yaklaşık iki kat daha yüksekti(SLN grubu %23.1 ve gPLND grubu %11.3).
Sonuç: RYRP sırasında flöresan ışığı kılavuzluğunda uygulanan SLN diseksiyonu
özellikle orta ve yüksek riskli prostat kanserinde pN1 saptanma oranlarını arttırmaktadır. Ayrıca, RYRP’de uygulanan lenf nodu diseksiyonundaki anatomik hakimiyeti arttırarak hastaların daha kesin evrelenmesine yardımcı olmaktadır.
Anahtar kelimeler: Robot yardımlı; radikal prostatektomi, sentinel lenf nodu diseksiyonu
6-10 Kasım 2013, Antalya
21
PROSTAT KANSERİ
Cenk Acar1, Gijs Kleinjan2, Roderick Van Den Berg2, Ns Van Leeuwen2,
Henk Van Der Poel2
SÖZEL
ROBOT YARDIMLI RADİKAL PROSTATEKTOMİ SIRASINDA FLÖRESAN IŞIĞI
KILAVUZLUĞUNDA SENTİNEL LENF NODU DİSEKSİYONU: PİLOT ÇALIŞMA
PROSTAT KANSERİ
SÖZEL
S11
LOKALİZE PROSTAT KANSERİ HASTASININ AMELİYAT
KARARI VERME SÜRECİ
Can Öbek, Çağatay Doğan, Zübeyr Talat, Hamdi Özkara, Süleyman Ataus,
Veli Yalçın
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
Giriş-Amaç: Bu çalışmada lokalize prostat kanseri tanısı almış olan hastanın ameliyat kararı verme sürecinde yaşadığı deneyimi biraz daha iyi anlayabilmeyi, olaya
biraz daha hastanın penceresinden bakabilmeyi hedefledik.
Metod: Nisan 2009-Eylül 2011 tarihleri arasında lokalize prostat kanseri tanısıyla
radikal prostatektomi olan 125 hasta telefonla ulaşılarak sorgulandı. Tüm görüşmeleri hastaların tedavi kararı sürecinde aktif rol almamış bir kişi (ÇD) gerçekleştirdi. Hastaların klinik bilgileri ve yanıtlar bir veri tabanında toplandı.
Bulgular: 13 hasta değerlendirme dışı bırakıldı (5 ulaşılamayan, 1 Alzheimer, 4
pre-op sondalı, 1 renal transplant adayı,2 yeni ameliyatlı). Değerlendirilen 112
hastadan %23,2’si kanser tanısından habersizdi.%19,6 hasta tedavi kararı verirken zorlandığını belirtti. Hastaların %32,1 ‘ine radyoterapi, %14,3’une de aktif
izlem diğer bir seçenek olarak sunulmuştu. Cerrahi dışında tedavi düşünmeyenlerin oranı %87,5 idi. Ortalama 2,7 (1-9) ürolog görüşü alınmıştı. Tedavi kararını
%51,7 hekim,%31,3 hasta,%17 hekim-hasta birlikte vermişti. Doktorunun yeterli
bilgi vermediğini düşünenler %18, yan etkileri anlatmadığını belirtenler %20,5,
yan etkilerin anlayacağı dilde anlatmadığını düşünenler %3,4, yan etkilerin daha
detaylı anlatmasını isteyenler %58,4’dü. Etkili tedavi nedir sorusuna %41 yaşam
kalitesinin korunması,%29,5 yaşam süresinin uzaması, %27,7 ise her iki faktörün
birleşimi olduğu yanıtını verdi.%43,8 hasta prostat kanseri konusunda yazı/yayın
okumuş,%42 başkalarının fikirlerine başvurmuştu. Evli bireylerde eşin karara katkısı %61,5 idi. Ameliyat olduğuna pişman olanların oranı %16,1, pişmanlık konusunda kararsız olanların oranı da%4,5’du.
Sonuç: Tedavi/ameliyat kararı veren hastaların 1/4 u prostat kanseri tanısından
habersizdi. Hekimler hastaların yarısında hasta adına karar veriyorlar ve diğer tedavi seçeneklerinden cok düşük oranda söz ediyorlar. Hastalar için etkili tedavi
ağırlıkla yaşam kalitesinin korunması; ancak çok azı aktif izlem konusunda bilgilendiriliyor ve/veya bunu bir seçenek olarak düşünüyor. Hastalar ameliyatın yan
22
11. Üroonkoloji Kongresi
PROSTAT KANSERİ
Anahtar kelimeler: Prostat Ca, Radikal Prostatektomi
6-10 Kasım 2013, Antalya
SÖZEL
etkileri konusunda daha fazla bilgilendirilmeyi istiyor. Azımsanmayacak oranda
hasta verdiği karardan pişmanlık duyuyor. Hekimler olarak lokalize prostat kanseri olan hastamızı hastalığı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin yan etkileri konusunda yeterli bilgilendirmemekyetiz. Bu zor süreçte kendisi için en uygun seçimi
yapabilmesi adına hastamız için daha iyisini yapabiliriz ve yapmalıyız.
23
SÖZEL
HER RADİKAL PROSTATEKTOMİDE LENF NODU DİSEKSİYONU
YAPILMALI MI ? LENF NODU İNVAZYONUNU ÖNGÖRMEDE
ETKİLİ OLAN FAKTÖRLER
PROSTAT KANSERİ
S12
Osman Koca1, Sıtkı Ün2, Mehmet Yoldaş3, Hakan Türk3, Hüseyin Tarhan3,
Ferruh Zorlu3
1
Horasan Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Erzurum
Ergani Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Diyarbakır
3
Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İzmir
2
Amaç: Çalışmamızda prostat kanseri (Pka) nedeniyle radikal prostatektomi (RP)
yapılan hastaların D’Amico risk sınıflamasına göre lenf nodu invazyonu(LNİ)
oranları ve lenf nodu invazyonunu öngören faktörleri değerlendirmeyi amaçladık.
Materyal-Metod: Kliniğimizde Aralık 1994 ile Mart 2013 arasınde Pka tanısı alan 706 hasta değerlendirildi. İlk tedavi olarak RP ve beraberinde pelvik lenf
nodu diseksiyonu (PLND) yapılan ve dataları tam olan 221 hasta çalışmaya dahil edildi. Preoperatif PSA değerleri, klinik evre, biyopsi gleason skoru(GS), kanser pozitif kor sayısı(PKS),kanser pozitif kor yüzdesi (PKY) ve en yüksek kanser
yüzdesi (EKY) parametreleri kullanılarak LNİ ‘nu öngören faktörler araştırıldı.
İstatistiksel analizde Ki-kare testi, lineer ve binary logistic regresyon analizleri kullanıldı.İstatistiksel olarak p<0,05 anlamlı olarak kabul edildi.
Bulgular: Olguların ortalama yaşı 66,8 ve ortalama PSA değeri 10,71 olarak saptanmıştır.RP ve beraberinde PLND yapılan 221 hastanın 13 (%5,8)’ünde lenf nodu
metastazı saptandı.Risk gruplarına göre LNİ oranları Tablo-1 de özetlenmiştir. Risk
grupları arasında LNİ açısından istatistiksel olarak anlamlı fark vardır (p<0,001).
Tablo 1. Risk gruplarına göre lenf nodu invazyon oranları
Risk Grubu
LNİ Olan
LNİ Olmayan
Toplam
Düşük
1(%1,04)
95
96
Orta
6(%5,9)
95
101
Yüksek
6(%25)
18
24
P Değeri
P<0,001
Tek değişkenli regresyon analizinde biyopsi gleason skoru (p<0,001), PSA
(p=0,02) ve klinik evre (p=0,04) istatistiksel olarak anlamlı derecede lenf nodu
invazyonu ile ilişkili bulunmuştur.Ancak pozitif kor sayısı, pozitif kor yüzdesi ve
en yüksek kanser yüzdesi ile LNİ arasında ilişki saptanmamıştır.
24
11. Üroonkoloji Kongresi
Tablo 2. Tüm değişkenlerin tekli ve çoklu analiz verileri
Değişkenler
P Değeri
Çoklu Analiz
P Değeri
5,240
p<0,001
3,657
p<0,001
PSA
2,353
p:0,02
1,005
p:0,8
Klinik Evre
2,064
p:0,04
1,228
p:0,4
PKS
0,843
p:0,4
PKY
1,724
p:0,08
EKY
1,382
p:0,16
Sonuç: Prostat kanserli hastalarda biyopsi gleason skoru lenf nodu metastazı için
güçlü bir prediktördür.RP+PLND kararı verirken öncelikle biyopsi gleason skoru
göz önüne alınmalıdır.Çalışmamıza göre D’Amico sınıflamasına göre düşük riskli
hastalarda PLND yapılmayabilir.
Anahtar kelimeler: prostat kanseri, radikal prostatektomi, lenf nodu invazyonu
6-10 Kasım 2013, Antalya
25
PROSTAT KANSERİ
Tekli Analiz
GS
SÖZEL
Çok değişkenli analizde ise sadece biyopsi gleason skoru artışı (p<0,001) LNi için
istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.Bulgular Tablo-2 de özetlenmiştir
PROSTAT KANSERİ
SÖZEL
S13
PROSTAT KANSERİNİN KLİNİK EVRELENDİRİLMESİNDE EVRE T1C VE
T2A HASTALAR BENZER PROGNOSTİK ÖZELLİKLERE SAHİPTİR
Hasan Yılmaz1, Ufuk Yavuz2, Murat Üstüner2, Seyfettin Çiftçi2,
Emrah Şimşek2, Özdal Dillioğlugil2
1
İzmit Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Departmanı, Kocaeli
Kocaeli Üniveristesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kocaeli
2
Giriş: Prostat kanseri (PK) için evrelendirmede kullanılan TNM sisteminde T1c
tümörler, daha alt kategoride olduğundan T2a tümörlerden dahi iyi prognozlu
olmalıdır. Ancak literatürde T1c ve T2a hastalarının benzer prognoza sahip olduğunu gösteren pek çok çalışma vardır (BJU, 96:777, 2005; J Urol, 160:2412, 1998;
J Urol, 161:1525, 1999). Çalışmamızda T1c ile T2a hastaları patolojik prognostik
bulgular açısından değerlendirmeyi amaçladık.
Materyal-Metod: 2001-2013 yılları arasında lokalize PK nedeniyle radikal retropubik prostatektomi (RRP) uygulan hastalar geriye dönük değerlendirildi.
Hastaların yaşları, preop tPSA’ ları, klinik evreleri, preop Gleason skorları (GS)
ile RRP patolojisine göre cerrahi sınır (CS) ve kapsül dışına taşma (KDT) pozitifliği, seminal vezikül tutulumu (SVT) ve lenf nodu tutulumu (LNT) kayıt edildi.
Bilgilerinde eksiklik olmayan, klinik T1c veya T2a olan 162 hasta çalışmaya dahil
edildi. Hastalar preop GS’ lerine göre düşük (GS<7) ve yüksek (GS>=7) olmak
üzere iki gruba ayrıldı. Hastaların patolojik kötü prognostik faktörleri (CS, KDT,
SVT, LNT) karşılaştırıldı.
Tablo 1. Klinik T1c ve T2a hastalarda GS ve tPSA ve yaş’ın karşılaştırılması.
Ortanca yaş (yıl) (İQA)
Ortanca tPSA (ng/ml) (İQA)
GS; n (%)
T1c
T2a
p
63 (58-67)
62 (58,7-67)
0,936
7,59 (5,45-12,19)
7,82 (5,43-12,73)
0,721
Düşük
29 (%36)
39 (%48)
0,225
Yüksek
51 (%64)
43(%52)
0,409
Bulgular: Ortanca hasta yaşı ve tPSA sırasıyla 63 yıl [İnterquartil aralık (İQA) 5867] ve 7,79 ng/ml (İQA 5,44-12,52) idi. Hastaların klinik evresi 80’inde T1c, 82’
sinde T2a idi. RRP öncesi verilerin klinik evrelere göre karşılaştırılması Tablo 1’
de özetlendi; her iki evredeki hastaların tPSA ve GS açısından benzer değerleri
olduğu izlendi. GS’ göre düşük (<7) ve yüksek (>=7) derece olarak gruplandırılan
26
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Prostat Kanseri, Evrelendirme, T1c T2a
Tablo 2. Klinik T1c ve T2a evrelerinin preop GS’a göre karşılaştırılması.
GS
Prognostik Parametreler
T1c
T2a
p
<7
CS (n(%))
+
5 (%17)
10 (%26)
0,409
-
24 (%83)
29 (%74)
KDT (n(%))
+
7 (%24)
12 (%30)
-
22 (%76)
27 (%70)
SVT (n(%))
LNT (n(%))
>=7
CS (n(%))
KDT (n(%))
SVT (n(%))
LNT (n(%))
Toplam
CS (n(%))
KDT (n(%))
SVT (n(%))
LNT (n(%))
6-10 Kasım 2013, Antalya
+
2 (%6)
1(%3)
-
29 (%94)
39 (%97)
+
0 (%0)
1 (%3)
-
29 (%100)
39 (%97)
+
7(%14)
7(%16)
-
44(%86)
36(%84)
+
11(%22)
20(%47)
-
40(%78)
23(%53)
+
3(%6)
2(%5)
-
48(%94)
41(%95)
+
3(%6)
1(%2)
-
48(%94)
42(%98)
+
12(%15)
17(%20)
-
68(%75)
65(%80)
+
18(%23)
32(%39)
-
62(%77)
50(%61)
+
5(%6)
3(%3)
-
75(%94)
79(%97)
+
3(%4)
2(%2)
-
77(%14)
80(%98)
0,547
0,390
0,574
0,729
0,010
0,581
0,395
0,343
0,023
0,448
0,631
27
PROSTAT KANSERİ
Sonuç: Klinik T1c hastalar daha düşük evrede sınıflandırılsa da T2a hastalar ile
benzer prognostik özelliklere sahiptir. Bu nedenle bu iki evre bizim sonuçlarımııza
göre de tek bir evre olarak değerlendirilebilir.
SÖZEL
hastaların klinik evrelerine göre karşılaştırılması Tablo 2’ de özetlendi. İki evre
arasında sadece KDT’da anlamlı fark saptandı (p=0,023). Hastalar GS’ a göre
değerlendirildiğinde ise yalnızca yüksek dereceli hastalarda, yine sadece KDT’da
anlamlı fark saptandı (p=0,010).
PROSTAT KANSERİ
SÖZEL
S14
RADİKAL PROSTATEKTOMİ SONRASI PT3-T4 HASTALIĞI
ÖNGÖREN FAKTÖRLER
İbrahim Güven Kartal, Mesut Altan, Burak Çitamak, Sertaç Yazıcı,
Bülent Akdoğan, Haluk Özen
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Radikal prostatektomi sonrası pT3-T4 hastalığı öngören faktörleri analiz
etmek.
Materyal-Metod: 1994-2013 yılları arasında lokalize veya lokal ileri prostat kanseri nedeniyle 969 hastaya radikal retropubik prostatektomi (RRP) yapıldı. Bu
hastalardan patoloji sonucu pT3-pT4 gelen hastaların preoperatif ve postoperatif
verileri analiz edildi.
Bulgular: RRP yapılan 969 hastadan takipli 861 hastanın dataları analiz edildi.
RRP sonrası 611 hasta pT1-T2, 250 hasta ise pT3-T4 olarak rapor edilmişti. Her
iki grup karşılaştırıldığında yapılan çok değişkenli analizde biyopsi Gleason skoru
(P=0.004) ve biyopsi pozitif kor oranının (P=0.027) pT3-pT4 hastalığı predikte
eden istatistiksel olarak anlamlı faktörler olarak belirlendi. Hasta yaşı ve tanı anındaki serum PSA değerleri açısından iki grup arasında belirgin fark tespit edilmedi. Peroperatif ve postoperatif değerlere bakıldığında ise iki grup arasında kanama
miktarı, operasyon süresi, transfüzyon oranı açısından fark bulunmazken pT3-T4
hastalarda RRP spesimeninde tümör yüzdesi belirgin olarak daha yüksek bulundu. pT1-T2 ve pT3-T4 için tümör yüzdeleri sırasıyla %10.9 ve %24.7, P<0.001).
Biyokimyasal nüks oranları pT1-T2 ve pT3-T4 hastalarda sırasıyla %10.5 ve %36.8
olarak bulundu.
Sonuç: RRP sonrası pT3-T4 hastalığı öngören en önemli preoperatif faktörler
biyopsi Gleason skoru ve biyopsi pozitif kor oranıdır. Ameliyat öncesi değerlendirmede hastalığın lokalize olduğunu ortaya koyacak daha iyi tanı yöntemlerine
(görüntüleme, biyokimyasal göstergeler) ihtiyaç vardır.
Anahtar kelimeler: prostat, prostatektomi
28
11. Üroonkoloji Kongresi
S15
SÖZEL
LAPAROSKOPİK RADİKAL PROSTATEKTOMİ HASTALARINDA
CERRAHİ SINIR POZİTİFLİĞİ VARLIĞINDA PSA NÜKSÜNÜ ÖNGÖREN
PARAMETRELER- ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ DENEYİMİ
1
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Bursa
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Bursa
2
Amaç: Çalışmanın amacı laparoskopik radikal prostatektomi sonrası patolojik incelemede cerrahi sınır pozitifliği saptanan hastaların takibinde PSA progresyon
oranını ve buna etkileyen faktörleri saptamak
Yöntem Gereçler: Nisan 2004’ten Şubat 2010 tarihine kadar kliniğimizde laparoskopik radikal prostatektomi uygulanan 165 hastadan cerrahi spesmeninde cerrahi
sınırı pozitifliği olan 36 hasta çalışmaya alındı. PSA 0.2 ng/ml üzerinde olması
PSA progresyonu olarak kabul edildi. Takip süresi 12 ayın altında olan 3 hasta,
PSA progresyonu öncesi adjuvan tedavi başlanan 9 hasta çalışma dışı bırakıldı.
PSA progresyonu olan ve olmayan grubun parametreleri karşılaştırıldı.
Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 64,8±6,2 idi. Gruplar arasında yaş, preoperatif
PSA, tümör hacmi açısından fark bulunmadı (Tablo). Ortanca 44 aylık takipte 9
hastada (%37.5) PSA progresyonu geliştiği tespit edildi. Takip süreleri iki grup
arasında benzerdi. Patolojik evresi 2 olan hastalarda, PSA progresyon oranı %23
iken patolojik evresi 3 hastalarda bu oran %54.5 idi. Cerrahi sınırda yaygın tutulumu olan hastaların %75’inde PSA progresyonu mevcutken, sınırlı tutulumu olan
hastalarda bu oran %30 idi. Hem patolojik evre hem de cerrahi sınırın yaygın tutulumu olan hastalarda PSA progresyonunda artmış oran istatiksel olarak anlamlı
olmasa da daha yüksek sayılı serilerde anlamlı çıkabilir (Tablo). Patolojik grade ile
PSA progresyonu arasında anlamlı ilişki bulundu(Tablo). Patolojik gleason skoru
8 olan iki hastanın, seminal vezikül invazyonu olan bir hastanın hepsinde PSA
progresyonu tespit edildi.
Sonuçlar: Cerrahi sınır pozitifliği olan radikal prostatektomili hastaların ortanca
44 aylık takipte sadece %37,5’inde PSA progresyonu gelişmesi seçilmiş hastalar
için takibin uygun bir seçenek olabileceğini düşündürmektedir. Yaygın cerrahi
sınır tutulumu ve patolojik evre potansiyel risk faktörü olarak gözükmektedir.
6-10 Kasım 2013, Antalya
29
PROSTAT KANSERİ
Yakup Kordan1, Onur Kaygısız1, Burhan Coşkun1, Berna Aytaç Vuruşkan2,
Sinan Çelen1, Hakan Vuruşkan1, İsmet Yavaşcaoğlu1
SÖZEL
PROSTAT KANSERİ
Özellikle seminal vezikül tutulumu ve patolojik gleason skoru 8 olan hastaların
hepsinde PSA progresyonu gelişmesi nedeniyle bu hasta grubunda progresyon öncesi adjuvan tedavi öncelikle düşünülmelidir.
Anahtar kelimeler: cerrahi sınır, prostat kanseri, PSA progresyonu
Tablo 1. Cerrahi sınırı pozitif olan prostat kanserli olguların takibinde PSA progresyonu olan ve olmayan grubun
verilerinin karşılaştırılması
YAŞ (yıl)¹
PSA progresyon
olmayan
N=15
PSA progresyonu olan
N= 9
p
65±5,5
64,3± 7,6
0,082
Preoperatif PSA (ng/ml)²
11,4±5,5
8,6±6,7
0,06
Tümör hacmi (cc)²
5,9±3,7
5,9±4,14
1
44,5±15,7
55,4±29,8
0,25
0,09
Son kontrol (ay)¹
Cerrahi sınır tutulum yaygınlığı³
Patolojik evre³
Patolojik Gleason skoru³
TEK
14
6 (%30)
YAYGIN
1
3 (%75)
pT2
10
3 (%23,1)
pT3
5
6 (%54,5)
6
10
2 (%16,7)
7
5
5 (%50)
8
0
2 (%100)
0,11
0,045*
(¹: student’s t test ²: Mann –Whitney U testi, ³: nominal veriler: kikare testi,*: p<0.05; istatiksel olarak anlamlı)
30
11. Üroonkoloji Kongresi
S16
SÖZEL
PROSTAT KANSERİ TEDAVİSİNDE POSTOPERATİF RADYOTERAPİ:
HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DENEYİMİ
1
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı, Ankara
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik Anabilim Dalı, Ankara
3
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
2
Amaç: Bu çalışmada postoperatif radyoterapi (RT) uygulanan prostat kanseri tanılı olgularımızdaki tedavi sonuçlarımızı değerlendirilmiştir.
Gereç-Yöntem: Haziran 1998-Haziran 2011 tarihleri arasında prostat adenokanseri tanısı ile bölümümüzde postoperatif RT uygulanan 108 hastanın verileri değerlendirilmiştir. RT radikal prostatektomi sonrası cerrahi sınır pozitifliği, kapsül
veya seminal vezikül (SV) invazyonu varlığında ya da postoperatif PSA nadir olmayan veya PSA relapsı saptanan olgularda uygulanmıştır. RT prostat+SV yatağına medyan 70 Gy (60-70 Gy) ± pelvik lenf nodlarına 50 Gy olarak uygulanmıştır.
Total androjen blokajı (TAB) 82 olguda (%76) uygulanmıştır.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 64 (51-77 yaş) olup medyan izlem süresi 6
yıldır (1-12 yıl). AJCC 2010 evreleme sistemine göre 63 hastada (%59) T3, 3
hastada (%3) N1 hastalık vardır. Otuz bir hastanın (%29) Gleason skoru (GS)
>=8’dir. Postoperatif PSA ortalama 0.15 ng/mL’dir (0-1.65 ng/mL). Otuz yedi
hastada cerrahi sınır (CS) pozitiftir. RT sonrası 7 hastada PSA relapsı (%6.5) ve
5 hastada (%5) uzak metastaz gelişmiştir. Beş ve 10 yıllık genel sağkalım (GSK)/
PSA relapssız sağkalım (PSA-RSK) oranları sırasıyla %100/87 ve %82.4/89 bulunmuştur. CS durumu GSK (p=0.88) ve PSA-RSK (p=0.68) arasında anlamlı
ilişki gösterilememiştir. RT’e bağlı erken ve geç yan etkiler RTOG sistemine göre
kaydedilmiştir. Erken dönemde 1 olguda grad III genitoüriner sistem (GÜS) toksisitesi gelişmiş olup 14 hastada cerrahiye ikincil gelişen inkontinans devam etmiştir. Geç dönemde 1 olguda grad III gastrointestinal sistem toksisite, 3 olguda da
grad III GÜS toksisitesi görülmüştür. Oniki hastada cerrahi sonrası inkontinans
devam ederken 4 olguda da stres inkontinansı saptanmıştır.
Sonuç: Postoperatif RT etkili ve güvenli bir tedavidir. Hastalarda en sık görülen
toksisite cerrahiye ikincil gelişen GÜS toksisiteleridir.
Anahtar kelimeler: adjuvan radyoterapi, prostat, postoperatif radyoterapi
6-10 Kasım 2013, Antalya
31
PROSTAT KANSERİ
Yurday Özdemir1, Fadıl Akyol1, Gökhan Özyiğit1, Pervin Hürmüz1,
Erdem Karabulut2, Cem Önal1, Uğur Selek1, Sertaç Yazıcı3,
Bülent Akdoğan3, Haluk Özen3
DİĞER
SÖZEL
S17
DÜŞÜK RİSKLİ LOKALİZE PROSTAT KANSERİ TEDAVİ SEÇENEKLERİNDE
YAŞAM KALİTESİ
Cenk Acar1, Cecile Schoffelmeer2, Corin Tillier2, Willem De Blok2,
Erik Van Muilekom2, Jolanda Bloss2, Henk Van Der Poel2
1
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
Netherland Cancer Institute-AVL Hospital, Urology Department, Amsterdam, The Netherlands
2
Amaç: Düşük riskli prostat kanserinde aktif izlem(Aİ), brakiterapi ve robot yardımlı laparoskopik prostatektominin(RYLP) yaşam kalitesi üzerine etkilerini değerlendirmeyi amaçladık.
Gereç ve Yöntemler: 2004-2011 yılları arasında lokalize prostat kanseri nedeniyle
brakiterapi, RYLP ve Aİ uygulanan hastalar değerlendirildi. Kohort içinde, düşük
riskli lokalize prostat kanserli (PSA<10 ng/dl,cT1-2a ve GS<=6), pozitif biyopsi
kor sayısı <=2 ve takip süreleri 1 yıldan fazla olan hastalar tedavi öncesi/sonrası
sorgulama anketlerini doldurdular. Adjuvan tedavi alan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Veri tabanındaki 2615 hastadan, 65 RYLP(%45,1), 50 Aİ(%34,7) ve 29
brakiterapi (%20,2) tedavisi uygulanan 144 hasta seçildi. EORTC-QLQ-C30 ve
PR25, IIEF-15 ve ICIQ-SF valide edilmiş sorgulama formları kullanıldı.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşları 61.9±6.6 yıl ve ortalama takip süreleri 2.5±
1.4 yıldı. RYLP ile brakiterapi gruplarının yaşları arasında (p=0.002), RYLP ile Aİ
gruplarının yaş ve prostat boyutları arasında (sırasıyla,p<0.001 ve p= 0.008) ve brakiterapi ile Aİ gruplarının tanıdaki PSA değerleri ve prostat boyutları arasında (sırasıyla,p=0.037 ve p=0.008) anlamlı fark vardı. Yaş ile PR25 alan 5 (cinsel aktivite), PR25
alan 6 (cinsel işlev) ve IIEF-15 arasında istatistiksel olarak anlamlı ancak ters bir ilişki
saptandı. Uygulanan tedavilerin, tedavi öncesi ve sonrası genel hayat kaliteleri arasında
bir fark yoktu (sırasıyla, p=0,399 p>0,05). Bazal değerlerle karşılaştırıldığında, RYLP
ve brakiterapi gruplarında inkontinansa yönelik önlemler ve cinsel işlevsellik alanlarında anlamlı bir azalma olduğu gözlendi. RYLP sonrası %71, brakiterapi sonrası %59 ve
Aİ’in takiplerinde %30 erkekte cinsel işlevlerde bir azalma gözlendi.
Sonuç: Düşük riskli lokalize prostat kanseri hastalarda Aİ,RYLP ve brakiterapinin
tedavi sonrası genel yaşam kalitelerinin benzerdir. RYLP ve brakiterapinin cinsel
işlevler ve inkontinansın bulunduğu fiziksel yaşam kalitesi bileşenlerini kötüleştirdiği görülmektedir. Ancak, takipler sırasında Aİ’deki hastaların %30’unda cinsel
işlevlerde azalma saptanmaktadır.
Anahtar kelimeler: prostatektomi, aktif izlem, brakiterapi
32
11. Üroonkoloji Kongresi
S18
SÖZEL
LOKALİZE PROSTAT KANSER TANILI HASTALARDA TEDAVİ SONRASI
YAŞAM KALİTESİ
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Eskişehir
Amaç: Bu çalışmada lokalize prostat kanseri nedeni ile tedavi edilen hastaların tedavi sonrası yaşam kalitesini değerlendirmeyi amaçladık.
Gereç-Yöntem: Mart 2003- Eylül 2012 tarihleri arasında, lokalize prostat kanseri tanısı konulan ve bu nedenle radikal prostatektomi ameliyatı yapılan 55 hasta
(%51) ve eksternal radyoterapi alan 53 hastaya (%49), tedavi sonrası yaşam kalitesini değerlendirmek amacıyla EORTC QLQ-C30 ve EORTC QLQ-PR25 anket
modülleri soruldu. Her iki gruba ait genel sağlık durumu/ yaşam kalitesi, fonksiyonel ve semptom skorları hesaplandı.
Bulgular:. QLQ-C30 modülü alt birimi olan genel sağlık durumu/ yaşam kalitesi skorlarında, iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı
(p=0,113). QLQ- C30 fonksiyonel skalasının altbirimi olan fiziksel fonksiyon
skoru ve algılama fonksiyon skoru radikal prostatektomi grubunda, radyoterapi grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (sırasıyla
p=0,001 ve p=<0,001). QLQ-C30 semptom skalasında yorgunluk, nefes darlığı
ve finansal zorluk skorları radikal prostatektomi grubunda, radyoterapi grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük saptandı (sırasıyla p=0,007,
p=0,002 ve p=0,003). Her iki tedavinin alt üriner sistemdeki etkileri incelendiğinde, QLQ-PR25 modülünde, semptom skalasında, üriner semptomlar ve depolama
semptomlarına ait skorlar radikal prostatektomi grubunda, radyoterapi grubuna
göre anlamlı düzeyde düşük saptandı (sırasıyla p=0,047 ve p=0,022). QLQ-PR25
modülünde, fonksiyonel skalada, seksüel fonksiyon skoru, radyoterapi grubunda
radikal prostatektomi grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek
saptandı (p=0,04).
Sonuç: Lokalize prostat kanseri nedeniyle tedavi edilen hastalarda üriner semptomlar, depolama semptomları, finansal zorluk, fiziksel fonksiyon, kognitif fonksiyonlar, yorgunluk hali ve dispne semptomları radikal prostatektomi grubunda; seksüel fonksiyon ise radyoterapi grubunda daha iyi YK skorlarına sahiptir.
6-10 Kasım 2013, Antalya
33
ÜROONKOLOJİK KANSERDE YAŞAM KALİTESİ
Abdullah Cem Pehlevan, Turgut Dönmez, Aydın Yenilmez,
Ali Barbaros Başeskioğlu, Cavit Can
SÖZEL
Hastaların tedavi öncesi değerlendirilmesinde bu sonuçlar dikkate alınarak, hastanın kendisi için önemli olan YK parametreleri belirlenip tedavi seçiminde hastaya yol gösterilebilir. Bu sayede hastaların hem tedavi kararından pişman olmaları
önlenebilir, hem de sağlığa ilişkin yaşam kalite düzeyleri en az şekilde etkilenebilir.
ÜROONKOLOJİK KANSERDE YAŞAM KALİTESİ
Anahtar kelimeler: Yaşam Kalitesi, Radikal Prostatektomi, Radyoterapi
34
11. Üroonkoloji Kongresi
S19
SÖZEL
ÜROTELYAL KANSER TANISIYLA RADİKAL SİSTEKTOMİ YAPILAN
HASTALARDA YASSI HÜCRE DİFFERANSİASYON VARLIĞININ
PROGNOSTİK ÖNEMİ
1
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Ankara
3
Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
2
Amaç: Radikal sistektomi uygulanan olgularda histolojik tip prognoza önemli derecede etki etmektedir. Çalışmada yassı hücreli kanser ve yassı hücre differansiasyon varlığının sağkalıma etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Hastalar ve Yöntem: Çalışmada Ocak 1990 – Aralık 2012 tarihleri kliniğimizde
radikal sistektomi yapılan ve düzenli takibi olan 295 hastanın sonuçları retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastalar patolojisi değişici epitel hücreli karsinom,
yassı hücreli diferansiasyon varlığı olan ve yassı hücreli karsinom olmak üzere 3
gruba ayrılmış ve verileri değerlendirilerek, hastalığa bağlı ve genel sağkalım sonuçları karşılaştırılmıştır.
Bulgular: Hastaların 226 sında değişici epitel hücreli kanser, 29’ unda yassı hücreli
kanser ve 19 unda yassı hücreli diferensiasyon izlenmiştir. Tüm hastalar için ortanca takip süresi 31 aydır (1-132). 5 yıllık genel sağ kalım ve hastalığa özgü sağkalım
oranları değişici epitel hücreli kanser, yassı hücreli diferansiasyonu olan olgular ve
yassı hücreli kanser için sırasıyla; 49.8, 42.3, 31.2 ay ve 55.7,46.9, 34.1 ay olarak
saptanmış olup her üç grup arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur
(p<0.05). Yassı hücreli kanseri olan olgularda yassı hücreli diferansiasyonu olan olgulara göre sağkalım daha kötü saptanmıştır. Çok değişkenli analizde ise histolojik
tip bağımsız bir risk faktörü olarak bulunmamıştır.
Sonuç: Ürotelyal kanser tanısıyla radikal sistektomi yapılan hastalarda yassı hücreli diferansiasyon varlığı sağ kalımı kötü etkilemektedir. Patolojik değerlendirmede
bu histolojik alt tipin vurgulanması hastanın prognozunu öngörmek açısından
önemlidir. Bununla birlikte histolojik tip sağkalım için bağımsız bir risk faktörü
olarak bulunamamıştır.
Anahtar kelimeler: Ürotelyal kanser, yassı hücre differansiasyonu, prognoz
6-10 Kasım 2013, Antalya
35
MESANE KANSERİ
Çağatay Göğüş1, İlker Gökçe1, Cihat Özcan1, Özden Tulunay2,
Semih Tangal3, Sümer Baltacı1
MESANE KANSERİ
SÖZEL
S20
RADİKAL SİSTEKTOMİ SONRASI İZOLE LOKAL NÜKSÜN PROGNOZA
ETKİSİ: GÜNCELLENMİŞ VERİLER VE UZUN DÖNEM TAKİP SONUÇLARI
Çağatay Göğüş, Evren Süer, Cihat Özcan, Mete Özkıdık, Kadir Türkölmez,
Sümer Baltacı
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Çalışmada amaç radikal sistektomi sonrası gelişen izole lokal nüksü predikte
edecek faktörleri belirlemek ve prognoz üzerine olan etkisini değerlendirmektir
Hastalar ve Yöntem: Kliniğimizde Ocak 1990-Aralık 2012 tarihleri arasında radikal sistektomi yapılan ve takip sonuçları olan 295 hastanın verileri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastalarda izole lokal rekürrens gelişimi için risk faktörleri
değerlendirilmiş ve 5 yıllık tahmini sağkalım beklentileri hesaplanmıştır.
Bulgular: İzole lokal rekürrens toplam 33 hastada (%10,8) tespit edilmiştir.
Radikal sistektomi sonrası lokal rekürrens gelişene kadar geçen ortalama süre 12
ay (6,9-17,2) olarak hesaplanmıştır. Bu hastaların hiç birinde uzak metastaz görülmemişken, 15`inde (%46) takip dönemi boyunca uzak metastaz gelişmiştir.
Lokal rekürrens gelişen ve gelişmeyen hasta grubunda 5 yıllık hastalığa özgü sağkalım (HÖS) oranları sırasıyla %0 ve %60,8 olarak bulunmuştur (p=0,001). Tek
değişkenli analizde, yüksek gradeli tümör (P=0,001), histolojik tip (p=0,001),
preoperatif hidronefroz varlığı (p=0,015), ileri evre (<0,001), lenf nodu tutulumu (p=0,004), cerrahi sınır pozitifliği (p=<0,001), lenfovasküler invazyon
(p=0,010) lokal nüksü olanlarda istatiksel olarak yüksek bulunmuştur. Çok
değişkenli analizde ise histolojik tip (HR 4,970-p=0,004), cerrahi sınır pozitifliği
(HR 8,209-p=<0,001), yüksek gradeli tümör (HR 17,293-p=0,006) olması lokal nüks gelişimi için predikte eden faktörler olarak bulunmuştur. Yapılan çoklu
değişken analizinde lokal rekürrens HÖS için olumsuz bir faktör olarak tespit
edilmiştir (HR 7,19 ve p=0,001).
Sonuç: Radikal sistektomi sonrası izole lokal rekürrens gelişimi, uygulanan tedavi ne olursa olsun oldukça kötü bir klinik seyir göstermektedir. Hastaların yaklaşık yarısında takip süresince metastaz gelişmektedir. Patolojik tür, cerrahi sınır
pozitifliği, yüksek gradeli tümör, lokal nüks gelişimini predikte eden en önemli
etkenlerdir.
Anahtar kelimeler: Radikal sistektomi, lokal nüks, prognoz
36
11. Üroonkoloji Kongresi
S21
Yakup Kordan, Sinan Çelen, Hakan Vuruşkan, Burhan Çoşkun,
Onur Kaygısız, İsmet Yavaşcaoğlu
Amaç: Kliniğimizde uygulanan laparoskopik radikal sistektomi (LRS) deneyimlerimizin sunulması
Gereç-Yöntem: Mayıs 2006-Temmuz 2013 tarihleri arasında LRS, lenfadenektomi ve ürinerdiversiyon uygulanan 108 hasta retrospektif olarak değerlendirildi.
Hastaların 100’ü erkek, 8’i kadındır. Hastaların ortalama yaşı ise 63,7 (41–90)
yıldır.
Bulgular: Ortalama toplam ameliyat süresi 353,4 (210–540) dakika olup laparoskopiksistektomi ve lenfadenektomi ise 213,2 (90–310) dakika sürmüştür. Sekiz
hastada aynı seansta unilateral nefroüreterektomi bir hastada bilateral nefroüreterektomi uygulanmıştır. 99 hastada ilealloop, 9 hastada ortotopik diversiyon
uygulanmıştır. Ortalama kan kaybı 249,3 (50–1200) ml olup dokuz hastaya operasyon sırasında kan transfüzyonuna gereksinim duyulmuştur. Ameliyat sonrası
hastanede yatış süresi ise ortalama 15,4 (7–42) gündür. İntraoperatif dönemde
hiçbir hastada komplikasyon gelişmemiş ve açık cerrahiye geçmek gerekmemiştir.
Postoperatif erken dönemde ise 14 hastada yüzeyel yara enfeksiyonu ve dikiş açılması, 3 hastada eviserasyon, 2 hastada enterokutanöz fistül, 1 hastada sepsis, 6 hastada ise uzamış ileus geliştiği görülmüştür. Patolojik değerlendirmede 86 hastada
(%79,6) organa sınırlı (evre pT0/pT1/pT2/pT3a) ve 22 hastada (%20,4) ekstravezikal tümör (evrepT3b/pT4) olduğu görülmüştür. Lenf nodu pozitifliğinin 108
hastanın 15’inde (%13,8) bulunduğu saptanmıştır. 19 hastada lenf nodu pozitifliği, üç hastada histopatolojik olarak yassı hücreli kanser ve bir hastada nöroendokrin karsinom saptanması nedeniyle adjuvan kemoterapi uygulanmıştır.
Sonuç: Kendi klinik deneyimimiz literatürle uyumlu olacak şekilde LRS’nin onkolojik prensiplerden ödün vermeden güvenle yapılabileceğini göstermiştir.
Anahtar kelimeler: Laparoskopi; mesane tümörü; sistektomi
6-10 Kasım 2013, Antalya
37
MESANE KANSERİ
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Bursa
SÖZEL
LAPAROSKOPİK RADİKAL SİSTEKTOMİ: ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ DENEYİMİ
MESANE KANSERİ
SÖZEL
S22
ÜST ÜRİNER SİSTEM DEĞİŞİCİ EPİTEL HÜCRELİ KANSERLERİ,
YILLAR İÇİNDE DEĞİŞEN PROGNOSTİK FAKTÖRLER
Bülent Akdoğan, Mesut Altan, Burak Çıtamak, Emin Mammadov,
İbrahim Güven Kartal, Haluk Özen
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Üst üriner sistem değişici epitel hücreli kanserli (UUTTCC) hastalarda
5-yıllık sağkalımı analizi yapmak.
Material ve Metod: 1987 temmuz ayından bu güne kadar 124 hastaya UUTTCC
nedeniyle nefroüreterektomi ve mesaneden cuff çıkarılması ameliyatı yapıldı.
Yaş, cinsiyet, anemi varlığı, mesane tümörü öyküsü, tümörün T evresi, derecesi,
lokalizasyonu ve mesane rekürrensi varlığı prognostik faktörler olarak incelendi.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 61.5±1.1 yıl, ortalama takip süresi 56.3±1.2 ay,
erkek/kadın oranı: 101/23 olarak bulundu. Tek değişkenli 5-yıllık genel sağkalımı
analizinde; anemi varlığı, mesane tümörü öyküsü, tümörün T evresi, derecesi ve
lokalizasyonu anlamlı değişkenler olarak bulundu (p değerleri sırasıyla; 0.007,
<0.001, 0.001, 0.002, 0.045). çok değişkenli analizde sağkalımı belirleyen en
önemli parametreler; tümörün T evresi, derecesi ve mesane tümörü öyküsü olarak
bulundu (HR sırasıyla; 2.027, 2.342 ve 2.206), (Tablo 1).
Tablo 1. Üst üriner sistem TCC’de 5 yıllık sağkalım Cox Regresyon Analizi
HR
%95 GA
p
yaş
1.619
0.941-2.786
0.082
cinsiyet
0.516
0.235-1132
0.099
anemi
1.441
0.804-2.580
0.220
mesane tümörü öyküsü
2.206
1.098-4.430
0.026
T evresi
0.027
1.111-3.700
0.021
Grade
2.342
1.124-4.880
0.023
lokalizasyon
1.319
0.693-2.508
0.399
mesane rekürrensi
0.947
0.546-1.644
0.847
Sonuç: Tümör evresi ve farklılaşması UUTTCC’de en önemli prognostik faktörlerdir. Mesane tümörü öyküsü kötü prognoza işaret etmektedir. Tümör yerleşiminin üreter veya renal pelvis olmasının prognostik önemi artan hasta sayısıyla yıllar
içinde kaybolmuştur.
Anahtar kelimeler: üst üriner sistem değişici epitel hücreli kanser
38
11. Üroonkoloji Kongresi
S23
RADİKAL SİSTEKTOMİ YAPILAN HASTALARDA TUR PATOLOJİSİNDEKİ
LENFOVASKÜLER İNVAZYON LENF NODU İNVAZYONUNUN
ÖNEMLİ GÖSTERGESİDİR
SÖZEL
Murat Üstüner1, Hasan Yılmaz2, Ufuk Yavuz1, Seyfettin Çiftçi1,
Bahri Serkan Aynur1, Kürşat Yıldız3, Özdal Dillioğlugil1
MESANE KANSERİ
1
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kocaeli
SB. Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
3
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Kocaeli
2
Giriş: İki ayrı yayında ( J Clin Oncol. 23:6533, 2005; BJU Int. 12:6663, 2010)
radikal sistektomi (RS) öncesi TUR materyallerindeki lenfovasküler invazyon
(LVİ) ile RS’deki lenf nodu invazyonu (LNİ) arasında yüksek oranda ilişki olduğu
ileri sürülmüştür. Çalışmamızda, RS öncesi TUR materyallerindeki LVİ’un kötü
prognoz ile ilişkili olup olmadığı RS patolojisindeki LNİ varlığı ile araştırıldı.
Materyal-Metod: 1998 – 2013 yılları arasında RS yapılan 166 hasta geriye dönük
değerlendirildi. Hastaların yaş, cinsiyet, TUR ve RS patolojilerine göre T evresi
(TNM 2010), tümör derecesi, LVİ ve LNİ varlığı kayıt edildi. RS patolojisinde
tümör saptanmayan (n=3), değişici epitel hücreli karsinom (DEHK) dışı tümör
(n=4) saptanan ve TUR patolojisinde LVİ bilgileri eksik olan (n=72) hastalar çalışma dışı bırakıldı. Kalan 87 hasta çalışmaya dahil edildi.
Tablo 1. TUR ve RS patolojik sonuçları
TUR
RS
n
%
n
%
T1
31
35,6
22
25,3
T2
56
64,4
31
35,7
T3
-
-
21
24,1
T4
-
-
13
14,9
G1
13
15
10
11,4
G2
11
12,6
13
15
G3
63
72,4
64
73,6
Bulgular: Ortalama hasta yaşı 64,3 ± 8,8 idi. Hastaların 79’u erkek 8’i kadındı. Hastaların %29,8’inde (n=26) TUR’da LVİ, %32,1’inde (n=28) RS’de LNİ
6-10 Kasım 2013, Antalya
39
SÖZEL
MESANE KANSERİ
mevcuttu. TUR ve RS patolojik sonuçları Tablo 1 de, LVİ ile LNİ arasındaki ilişkinin TUR parametrelerine göre değişimi ise Tablo 2’ de verildi. Hastaların tümüne
(n=87) bakıldığında (Tablo 2), TUR’da LVİ olanlarda istatistiksel anlamlı oranda
daha fazla LNİ saptandı (p<0,0001). Bu ilişki TUR’daki T ve G alt gruplarına
göre değerlendirildiğinde ise yalnızca T2 ve G3 hastalarda anlamlı ilişkinin devam
ettiği izlendi (p<0.0001). LNİ bağımlı değişken alınarak yapılan çok değişkenli
analizde (ÇDA) LVİ’u anlamlı (p=0,000) olduğu halde T ve G alt gruplarının
anlamlı olmadığı bulundu; OR değeri LVİ (26) için T (0,5) ve G’ye (1,1) göre çok
daha anlamlı idi.
Sonuç: TUR patolojisinde LVİ olması önemli bir kötü prognostik gösterge olarak
RS’de LNİ oranını anlamlı oranda artırmaktadır. Bu ilişki esasen yüksek G (G3)
ve T’li (T2) hastalarda mevcuttur. Ancak TUR’daki LVİ tek başına, tümör T ve G
alt gruplarından bağımsız olarak prognozu 26 kat (OR) daha fazla etkilemektedir.
Anahtar kelimeler: Radikal sistektomi lenf nodu invazonu, TUR lenfovasküler invazyon
Tablo 2. LVİ (TUR) ile LNİ (RS) arasındaki ilişkinin TUR’daki T ve G alt gruplarına göre değişimi
LNİ
p
pozitif
n
LVİ
Tümör grade
G1
G2
G3
T evresi
T1
T2
Toplam
40
negatif
%
n
pozitif
0
negatif
2
2,2
11
%
0
.
12,6
pozitif
1
1,1
0
negatif
1
1,1
9
10,4
0,182
pozitif
19
21,9
6
6,9
negatif
5
5,8
33
38
pozitif
2
2,2
1
1,1
negatif
5
5,8
23
26,6
<0,0001
0,120
pozitif
18
20,7
5
5,8
negatif
3
3,4
30
34,4
<0,001
pozitif
20
23
6
7
<0,0001
negatif
8
9
53
61
11. Üroonkoloji Kongresi
S24
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
Amaç: Transuretral rezeksiyon, TaHG ve T1HG mesane tümör takiplerinde
nükslerde standart prosedürdür. Transüretral koagulasyon sadece TaLG mesane
tümör takiplerindeki nükslerde önerilmektedir. Kliniğimizde TaHG ve T1HG
mesane tümörü olup transüretral koagülasyon (TUK) ile tedavi edilen hastaların
verilerini değerlendirdik.
Metod: Kliniğimizde 1995 ile 2010 tarihleri arasında mesane kanseri nedeniyle
tedavi edilmiş 1470 hasta tarandı. Sadece TaHG ve T1HG olan 421 hasta retrospektif incelendi ve sistoskopi takiplerinde TUK uygulanan 117 hasta çalışmaya
dahil edildi. Değerlendirilen veriler rekürrens, progresyon, ileri tedavi (ör. radikal
sistektomi), ve ölümdü.
Bulgular: TaHG olan 55 (%13.1) ve T1HG olan 26 (%6.1) ve takiplerinde TUK
uygulanan 81 hasta takip edildi. Hastaların 36’sına ulaşılamadı. TaHG grubunda hastaların %76’sında rekürrens ve %16’sında progresyon saptanırken T1HG
grubunda %81’inde rekürrens ve %38’inde progresyon saptandı. Ortalama takip
süresi 3 (0.1-15.4) yıldı. TaHG grubundaki hastaların %3.6’sına radikal sistektomi
uygulanırken hastalığa bağlı mortalite %5.4 oldu. T1HG grubundaki hastaların
%11.5’ine radikal sistektomi uygulanırken hastalığa bağlı mortalite %23.1 oldu.
Sonuç: TaHG ve T1HG mesane kanserlerinde tümör progresyonu ve ölüm riski
bizi yakın takip için teşvik etmektedir. TaHG ve T1HG mesane kanserli hastalarda TUK yeterli değildir.
Anahtar kelimeler: Mesane tm, Transüretral koagülasyon
6-10 Kasım 2013, Antalya
41
MESANE KANSERİ
Fethi Ahmet Türegün, Sinharib Çitgez, Çetin Demirdağ, Fetullah Gevher,
Can Öbek
SÖZEL
İNVAZİF OLMAYAN ÜROTELYAL MESANE KANSERLERİNİN NÜKSÜNDE
TRANSÜRETRAL KOAGÜLASYON YETERLİ Mİ?
SÖZEL
S25
MESANE TÜMÖRLÜ HASTALARDA İNTRAMURAL ÜRETER
REZEKSİYONU YAPILAN HASTALARIN TAKİP SONUÇLARI
Münir Bilgehan1, Ata Özen2, Evrim Çiftçi3, Aydın Yenilmez1, Cavit Can1
MESANE KANSERİ
1
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Eskişehir
Van Bölge Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Van
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Eskişehir
2
3
Amaç: Üreter orifisi tutulumu olan mesane tümörlü hastalarda intramural üreter
rezeksiyonu yapılan ve tümörden arındırılan olguların takip sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlandı.
Materyal-Metod: Haziran 1995 ve Haziran 2013 yılları arasında mesane tümörü sebebiyle Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim
Dalı’nda opere olan ve takibe alınan 710 hastanın kayıtları değerlendirmeye alındı.
Üreter rezeksiyonu yapılan ve tümörün bitirildiği gözlenen hastalar değerlendirildi.
Bulgular: Takipteki 710 hastanın, intramural üreter rezeksiyonu sonrası tümörün
bitirildiği 34 hasta mevcut idi (%4.7). Hastaların 3’ü kadın (%8.8), 31’i erkek idi.
(%91.1). Hastaların ortalama yaşı 62.6 (40-81) olup ortalama takip süresi 47.8 (6184) ay idi. 15 hastanın tümör evresi Ta (%44.1), 19 tanesinin T1 (%55.8) olduğu,
4’ü Grade 1 (%11.7), 22’si Grade 2 (%64.7), 3’ü Grade 3 (%23.5) olarak belirlendi.
Hastaların takiplerinde 18 hastada rekürrens olduğu gözlenmiştir (%52.9). 5’inde
üreter tümörü, 2 tanesinde de pelvis renalis tümörü sebebiyle toplam 7 (%20.5)
hastaya nefroüreterektomi ve parsiyel sistektomi yapılmıştır.
Sonuç: Mesane tümörü tanısıyla takipte olan hastaların %2-4’ünde üst üriner sistem tümörü geliştiği bilinmektedir. Mesane tümörü tanılı ve intramural üreter
rezeksiyonu yapılan hastaların yaklaşık %50’si rekürren olmuş ve %20’sine nefroüreterektomi + parsiyel sistektomi yapılmıştır. Bu sebepten intramural üreter rezeksiyonu yapılan hastaların, mesane tümörlü hastalara üst üriner sistem irdelenmesinin daha sık aralıklarla yapılması uygun olacaktır.
Anahtar kelimeler: mesane tümörü, intramural üreter rezeksiyonu
42
11. Üroonkoloji Kongresi
S26
SÖZEL
PT1 MESANE TÜMÖRÜNDE ERKEN RE-TUR UYGULANAMAYAN
HASTALARDA GECİKMİŞ RE-TUR’UN LOKAL NÜKS GELİŞİMİ
ÜZERİNE ETKİSİ
1
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Adana Uygulama ve Araştırma Merkezi, Üroloji Bölümü, Adana
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
2
Amaç: İlk kez pT1 mesane tümörü tanısı alan ve erken dönemde tekrar yapılması önerilen transüretral rezeksiyonu (re-TUR) kabul etmeyen hastaların, uygulanan geçikmiş re-TUR’da hastalığın lokal nüksü açısından daha fazla risk taşıyıp
taşımadıkları araştırıldı.
Metod: İlk kez pT1 ürotelyal mesane kanseri tanısı konulan 43 ardışık hasta çalışmaya alındı. Hastaların 29’una 2-6 hafta içinde re-TUR yapıldı (Grup 1). ReTUR’u kabul etmeyen 14 hasta, 3. ay kontrolünde sistoskopi ile değerlendirildi
(Grup 2). Tüm hastalara tümör tabanı rezeke edilerek gecikmiş re-TUR uygulandı. İki grup hasta yaş ortalaması, tümörün grade’i, sayısı ve boyutu, nüks oranları
ve nüks zamanları açısından karşılaştırıldı.
İki grup arasındaki hasta yaş ortalaması ile tümörün derecesi ve boyutu arasındaki ilişki
ve nüks zamanları ve rezidü tümör oranları student T testi kullanılarak değerlendirildi.
Nüks varlığı ise ki-kare testi ile karşılaştırıldı. p<0,05 anlamlı olarak kabul edildi.
Tablo1. Mesane tümörlü hastaların genel özellikleri
Erkek (n)
Kadın (n)
Re-TUR (+)
Re-TUR (-)
27
11
P değeri
2
3
64,93 (39-79)
67,14 (50-83)
0,481
Yüksek Grade (n)
23
11
0,957
Düşük Grade (n)
6
3
Ortalama yaş (yıl)(aralık)
Tek (n)
12
8
Multipl (n)
17
6
Boyut <= 4 cc
6
5
Boyut > 4cc
23
9
6-10 Kasım 2013, Antalya
0,343
0,301
43
MESANE KANSERİ
Ümit Gül1, Barış Kuzgunbay1, Tahsin Turunç1, Özgür Yaycıoğlu1,
Hakan Özkardeş2
SÖZEL
MESANE KANSERİ
Bulgular: Her iki grup arasında hastaların ortalama yaşı, tümörün grade’i, sayısı
ve büyüklüğü açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı (Tablo
1). Grup 1’de 6 hasta takipten çıktı, takipli olan 23 hastanın 9’unda (%39,13) lokal nüks gelişti. Grup 2’de 2 hasta takipten çıktı, takipli olan 12 hastanın 6’sında
(%50) lokal nüks gelişti. İki grup arsında lokal nüks oranları karşılaştırıldığında
da istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p=0,477). Grup 1’de lokal nüks ortalama 19.1±12,8 ay sonra görülürken, Grup 2’de ortalama 6,0±3,0
ay sonra lokal nüks gelişmiştir. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur
(p=0.019) (Tablo 2).
Tablo2. Mesane tümörlü hastaların ikinci patoloji dağılımları ile nüks oranları ve zamanları
Grup 1
Grup 2
P değeri
İkinci Patoloji (n) (%)
16 (55,17)
5 (35,71)
0.242
pTa (n) (%)
7 (43,75)
2 (40,00)
pT1 (n) (%)
5 (31,25)
2 (40,00)
pT2 (n) (%)
4 (25,00)
1 (20,00)
Lokal nüks (n) (%)
9 (39,13)
6 (50,00)
0,477
19.1±12,8
6,0±3,0
0,019
26,30±21,93
36,50±17,87
İlk nüks zamanı (ay)
Takip Süresi (ay)
Sonuçlar: Erken re-TUR olmayı kabul etmeyen pT1 mesane tümörlü hastalar daha
hızlı lokal nüks geliştirmektedirler. Bu nedenle erken re-TUR uygulanmasını
kabul etmeyen hastalarımıza işlemin gerekliliği vurgulanmalıdır.
Anahtar kelimeler: Mesane tümörü, re-TUR, lokal nüks
44
11. Üroonkoloji Kongresi
S27
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İzmir
Giriş: Mesane tümörlerinin %70’i tanı anında muskularis propria invazyonu göstermez. Bu çalışmamızda pTa mesane tümörlerinde TUR-Mesane (TUR-M) patoloji spesmeninde muskularis propria varlığı veya yokluğunun rekürrens üzerine
etkisini araştırdık.
Materyal- Metod: 1992-2012 yılları arasında kliniğimizde mesane tümörü nedeniyle TUR-M operasyonu olan 514 hasta arasından ilk TUR-M sonucunda pTa mesane tümörü tanısı almış ve operasyon bilgilerine ulaşılabilen 80 hasta değerlendirildi.
Hastaların hepsi postoperatif tek doz intrakaviter tedavi aldı. Tek doz intrakaviter
almayan hastalar çalışma dışı bırakıldı. İstatistiksel analizinde ki kare testi kullanıldı
Bulgular: Hastaların 72’si erkek (%90), 8’si ise (%10) kadın olarak bulundu.
Ortalama yaş 57,5± 11,4 yıl iken ortalama takip süresi 90.3±8.9 ay olarak tespit
edildi. Patoloji spesmeninde muskularis propria saptanan hastaların %55.6’sı
(n=15) nüks ederken muskularis propria saptanmayan hastaların %77.4’ünün
(n=41) nüks ettiği görüldü (p=0.04).Spesmende muskularis propria saptanan
hastaların rekürrens zamanı 22.5 ay olarak bulunurken saptanmayan hastaların rekürrens zamanı ise 34.2 ay olarak bulundu (p=0.056).
Tablo 1. PTa mesane tümörlerinde muskularis propria varlığının rekürrens üzerine etkisi
Muskularis Propria
Rekürrens (-)
Rekürrens (+)
Var
12 (%44.4)*
15 (%55.6)*
Yok
12 (%22.6)*
41 (%77.4)*
*p=0.04
Sonuç: Mesane tümörü rezeksiyonunda tümör tabanınında rezeksiyon derinliği
rekürrensi engellemesi açısından önemlidir. PTa mesane tümörlerinde TUR-M
patoloji spesmeninde muskularis propria varlığı da rekürrens üzerine etkili olan
faktörlerden birisi olarak göz önünde bulundurulmalıdır.
Anahtar kelimeler: Mesane tümörü, Muskularis propria, Rekürrens
6-10 Kasım 2013, Antalya
45
MESANE KANSERİ
Hakan Türk, Özgür Çakmak, Hüseyin Tarhan, Yusuf Özlem İlbey,
Ertan Can, Aziz Peker, Gökhan Koç, Oğuz Mertoğlu, Rahmi Gökhan Ekin,
Ferruh Zorlu
SÖZEL
PTA MESANE TÜMÖRLERİNDE PATOLOJİ SPESMENİNDE MUSKULARİS
PROPRİA VARLIĞININ REKÜRRENS ÜZERİNE ETKİSİ
MESANE KANSERİ
SÖZEL
S28
UROTHELIAL CANCER OF BLADDER IN YOUNG VERSUS OLDER ADULTS:
CLINICAL CHARACTERISTICS AND OUTCOMES
Onur Telli, Haşmet Sarıcı, Berat Cem Özgür, Ahmet Metin Hasçiçek,
Ömer Gökhan Doluoğlu, Tolga Karakan, Cem Nedim Yücetürk
Ankara Training and Research Hospital, Urology Clinic, Ankara
Introduction:The transitional cell carcinoma of the bladder is uncommon below
the age of 40 years (1%). There is no univocity on clinical outcomes of such neoplasm. According to some authors such tumours are non invasive low-grade tumours with low recurrence and therefore an improved prognosis. But according
to other authors bladder tumours do not have a different progression compared to
tumours arising in older patients.
Methods: A retrospective review of our records between 2007 and 2013 identified
56 patients with transitional cell carcinoma of the bladder who were less than 40
years old, 42 males and 14 females. The clinical and pathological parameters of
patients who were less than 40 years of age and a series of patients older than 40
years of age as the control group during the same period were compared. A survival analysis was performed using the Kaplan–Meier method and log-rank test,
and Cox regression was performed to identify clinical parameters that affected the
clinic outcomes.
Results: Mean age was 29,21 years (range 5-40 years) for less than 40 years old
patients and 61,66 years (range, 41-75) for older than 40 years old patients. Mean
followup was 32,26 months (range, 12–65 months) for young patients and 41,57
months (range, 12-72 months) for older patients as control group. Young bladder cancer patients had a lower tumor size less than 3 cm, less multifocal tumors,
less advanced stages and less high-grade cancers than older than 40 years old patients. Additionally, young patients have lower recurrence and progression rate. In
multivariate cox regression analysis we found that high grade tumors (OR; 1.499,
95% CI, 1.067-2.106; p=0.020) and tumors larger than 3 cm (OR;1.631 95% CI
1.221-2.178; p<0.001) predicts tumor recurrence in young patients. The 5-year
overall survival rate was 98.2% for young patients and 88.1% for older patients.
(p=0.003). The 5-year recurrence-free survival rate was 69.42% for the young patients and 53.32% for the older ones (P=0.021). 5-year progression-free survival
rate was 90.82% for the young and 76.80% for the older patients (P=0.044).
46
11. Üroonkoloji Kongresi
SÖZEL
Conclusions: Bladder urothelial carcinoma in patients younger than 40 years is
usually low stage and low grade. We concluded that clinician must beware of the
patients under 40 years of age presented with higher grade and tumor size larger
than 3 cm have higher recurrence rates.
Key words: bladder cancer, urothelial carcinoma, young adults
MESANE KANSERİ
Table 1. Clinical characteristics of younger than 40 years old and older than 40 years old bladder urothelial
cancer patients
Patiens, n
<30 years
Young Group
(<=40 years)
31-40 years
Total
25
31
56
Old Group
(>40 years)
P value
Mean age (range), yr
29,21 (5-40)
61,66 (41-75)
Mean follow up (range),
mo
32,26 (12-65)
41,57 (12-72)
p<0.001
Males/Females
18/7
24/7
42/14
86/26
0,867
Clinical presentation
Microscopic hematuria
Macroscopic hematuria
UTIs
3
20
2
7
21
3
10
41
5
22
79
11
0.53
Stage at presentation, (n)
Ta
T1
T2
T3
21
4
0
0
20
7
3
1
41
11
3
1
62
22
22
6
0.042
Grade at presentation
PUNLMP
Low
High
7
14
4
9
20
2
16
34
6
24
70
18
0.040
Multifocality (>1 lesions)
2
5
7
48
0.023
Tumor size
<=3cm
>3cm
21
4
25
6
46
10
81
31
0.016
Tumor recurrence (n/N)
5/25
12/31
17/56
53/112
0.027
Tumor progression (n/N)
0/25
3/31
3/56
21/112
0.009
6-10 Kasım 2013, Antalya
47
SÖZEL
BCG TEDAVİSİ VERİLEN MESANE T1 YÜKSEK DERECELİ ÜROTELYAL
KARSİNOMLU HASTALARDA NESTİN EKSPRESYONUNUN
PROGNOSTİK ÖNEMİ
MESANE KANSERİ
S29
Volkan Şen1, Ozan Bozkurt1, Ömer Demir1, Burçin Tuna2,
Kutsal Yörükoğlu2, Hülya Ellidokuz3, Uğur Mungan1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, İzmir
3
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik ve Tıbbi Bilişim Anabilim Dalı, İzmir
2
Amaç: Bu çalışmada pT1 yüksek dereceli mesane tümörü olan ve BCG tedavisi
uygulanmış hastalarda immunohistokimyasal yöntemle nestin ekspresyonunun
BCG yanıtını öngörmedeki etkisi ve klinikopatolojik prognostik faktör olarak
kullanılabilirliği araştırıldı.
Yöntem: Kliniğimizde 1990 – 2009 yılları arasında mesane tümörü nedeniyle izlenen 1780 hasta geriye dönük olarak tarandı. Çalışmaya alınma kriterlerine uygun pT1 yüksek dereceli ürotelyal karsinom tanısı ile intrakaviter BCG tedavisi
uygulanmış 63 hasta çalışmaya alındı. Hastalara ait parafin bloklardan elde edilen
kesitler patoloji arşivinden çıkarılarak 2004 Dünya Sağlık Örgütü sınıflamasına
göre yeniden derecelendirildi ve immünohistokimyasal yöntemle nestin ekspresyonu değerlendirildi. Boyama sonuçları görüntü analizi programı ile değerlendirildi ve nestin ekspresyonu yarı kantitatif olarak skorlandı. Buna göre; 0: boyanma
yok, 1: %0-10 boyanma, 2: %10-50 boyanma, 3: %50’den fazla boyanma (Resim
1) olarak skorlandı. Çalışmamızda boyanma skorlarından 3 numaralı skor nestin
pozitif; 0,1 ve 2 numaralı skorlar nestin negatif olarak değerlendirildi.
Bulgular: Çalışmaya alınan 63 hastanın 52’si (%82,5) erkek, 11’i (%17,5) kadındı. Median takip süresi 25 (min. 3– maks.191) aydı. Takip sırasında 29 (%46)
hastada nüks, 8 (%12,6) hastada progresyon saptanırken, 2 (%3,1) hasta hastalığa bağlı nedenlerle öldü. Nüks ve progresyona kadar geçen median süre sırasıyla 7 (min. 2 – maks. 41) ay ve 4 (min. 3 – maks. 33) ay olarak tespit edildi.
Hastaların demografik özellikleri ve tümör karakteristikleri Tablo 1’de verilmektedir. Dokuların nestin ile boyanma özelliklerine bakıldığında 33 (%52,4) hasta
nestin pozitif, 30 (%47,6) hasta ise nestin negatif olarak değerlendirildi. Takipte
nüks saptanan ve saptanmayan hastalar arasında eşlik eden karsinoma in situ varlığı, tümör sayısı, tümör boyutu, yaş ve cinsiyet gibi parametrelerde anlamlı bir
48
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: BCG yanıtsızlığı, T1 yüksek dereceli ürotelyal karsinom, nestin
Şekil 2. nestin boyanma paterni 3
6-10 Kasım 2013, Antalya
49
MESANE KANSERİ
Sonuç: Nestin ekspresyonunun BCG tedavisi verilen pT1 yüksek dereceli ürotelyal karsinomlarda BCG’ye olan yanıtsızlığı öngörmede kullanılabilecek prognostik bir faktör olabileceğini düşünmekteyiz. Daha çok sayıda hastanın katılarak
yapılacak geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
SÖZEL
fark yok iken nestin pozitif hastalarda nüks oranlarının nestin negatif hastalara
oranla anlamlı ölçüde fazla olduğu saptandı (p=0,014) (Tablo 2). Progresyon
açısından bakıldığında bu iki grup hastalar arasında anlamlı bir farkın olmadığı
görüldü (p=0.710) (Tablo 3).
MESANE KANSERİ
SÖZEL
S30
THE DIAGNOSTIC ACCURACY OF MULTIDETECTOR COMPUTED
TOMOGRAPHY WITH MULTIPLANAR REFORMATTED IMAGING AND
VIRTUAL CYSTOSCOPY IN THE EARLY DETECTION AND EVALUATION
OF BLADDER CARCINOMA: COMPARISON WITH CONVENTIONAL
CYSTOSCOPY
Amr Mohamed Abdel Hamid, Mohamed Farghaly Amin
EL Minia University Hospital, El Minia, Egypt
Purpose: To evaluate the diagnostic accuracy of multidetector computed tomography (MDCT) with multiplanar reformatted imaging and virtual cystoscopy
(VC) in early detection and evaluation of bladder masses with comparison with
conventional cystoscopic findings.
Materials-Methods: This prospective study included 35 patients with suspected
bladder cancer were studied by computed tomographic cystography (CTC) and
virtual cystography (VC) in both the supine and prone positions after distending
the bladder with air. The patient population was divided into three groups based
on lesion size at conventional cystoscopy (CC). Results of the CT study were
compared with those of CC.
Main outcome measures: Sensitivity, specificity, positive, and negative predictive
value was used to study the association between VC and CC as regarding lesion
detection. Results: The size of the tumors varied from 2 mm to occupying more
than three quarters of the bladder. Of the 71 lesions detected on CC, 47 lesions
were positive in histopathology, 28 were <4 mm (19 were positive and 9 were
negative for neoplasia), and four of these were missed on VC, with one of 3 mm
missed on CC and correctly located by VC. Thus, all lesions of>4 mm were detected by VC and 24 of 28<4 mm. The locations of all were correctly described at
VC when compared with CC. The overall sensitivity of VC vs. CC was 94.36%,
specificity 71.42%, PPV was 97.1%, and NPV was 55.55%.
Conclusion: Cystoscopy remains the standard of reference for the evaluation of
the urinary bladder, but MDCT is indicated for examination of patients on whom
CC is contraindicated, difficult to perform, unsatisfactory in interpretation, and
as an adjuvant tool in the evaluation of areas difficult to assess with CC.
Anahtar kelimeler: Urinary bladder-Cancer-MDCT, Virtual cystoscopy
50
11. Üroonkoloji Kongresi
S31
SÖZEL
THE EFFECT OF COMBINATION TREATMENT OF ACTIVATED NK CELL
WITH RADIATION THERAPY ON BLADDER CANCER CELL
1
Department of Urology, Research Institute of Medical Sciences, Chonnam National University Medical School,
Gwangju, Korea
2
Department of Anatomy, Research Institute of Medical Sciences, Chonnam National University Medical School,
Gwangju, Korea
3
Department Clinical Pathology, Chonnam National University Medical School, Gwangju, Korea
Purpose: The objective of the present study was to investigate the tumoricidal potential of combining the activated NK cells with low dose radiation therapy in
bladder tumor cells.
Materials-Methods: NK cells were activated and expanded using K562-mbIL1541BBL. Five human and 1 murine bladder cancer cell lines - T24, MBT II,
HT1376, J82, 5376, EJ were treated with activated NK cells and/or radiation
dose of 1000 rad. Elevations of TRAIL expression were assessed in ELISA assay in
urine sample after BCG treatment in non-muscle invasive bladder tumor patients
and NK cell treatment in bladder cancer cells. The cytotoxicity was measured by
MTT assays.
Results: After treatment of BCG, urinal expression of TRAIL was elevated in all
patients. Also, TRAIL expression was elevated 5 bladder cancer cell lines after
activated NK cell treatment except J82. Our test confirmed that T24, J82 and
HT 1376 bladder cancer cells are resistant to radiation, whereas MBT II cells are
sensitive to radiation. Then we examined the cytotoxic effect of NK cells in combination with radiation on bladder cancer cells. We showed for the first time that
pretreatment with activated NK cells significantly sensitizes bladder cancer cells to
radiation-induced cytotoxicity.
Conclusion: These results suggest the potential of combining activated NK cells
with low dose radiation as a novel treatment for bladder cancer.
Key words: NK cell, Bladder cancer, Radiation
6-10 Kasım 2013, Antalya
51
MESANE KANSERİ
Haebara Park1, Seyoung Kwon1, In Sang Hwang1, Young Rang Kim2,
Chaeyong Jung2, Duck Cho3, Taek Won Kang1
SÖZEL
YÜKSEK RİSKLİ KASA İNVAZE OLMAYAN MESANE KANSERLERİNDE
İNTRAVEZİKAL İMMUNOTERAPİ SONRASI NÜKS İZLENMEYEN
OLGULARDA MİKRO-RNA EKSPRESYONLARI
MESANE KANSERİ
S32
Furkan Dursun1, Kenan Karademir1, Ufuk Berber2, Ferhat Ateş1,
Ercan Malkoç1, Ömer Yılmaz1
1
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Üroloji Servisi, İstanbul
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Patoloji Servisi, İstanbul
2
Giriş: Yüksek dereceli T1 mesane kanserinde transüretral rezeksiyonu takiben intravezikal BCG tedavisi tercih edilen adjuvan tedavidir. Fakat BCG tedavisinden fayda
görecek hastaları öngörmemizi sağlayacak belirteçler net değildir. Günümüzde mikro-RNA’ların (miRNA) ürotelyal karsinom patogenezindeki rolleri ile ilgili çalışmalar devam etmekte ve tedavi sürecine katkıları değerlendirilmektedir. Çalışmamızda
T1 yüksek dereceli mesane kanseri olup BCG tedavisi sonrası nüks izlenmeyen olgularda miRNA ekspresyon profili değerlendirilmiş ve BCG tedavisinden fayda görebilecek hastaların öngürülmesinde belirteç olarak kullanılabilmesi hedeflenmiştir.
Tablo 1. Çalışmada Kullanılan miRNA’lar
miRNA
miRBase Kayıt Numarası
miRNA
miR-1
MIMAT0000416
miR-133a
miRBase Kayıt Numarası
MIMAT0000427
miR-9
MIMAT0000441
miR-133b
MIMAT0000770
miR-15a
MIMAT0000068
miR-135b
MIMAT0000758
miR-21
MIMAT0000076
miR-143
MIMAT0000435
miR-34a
MIMAT0000255
miR-145
MIMAT0000437
miR-34c
MIMAT0000686
miR-182
MIMAT0000259
miR-99a
MIMAT0000097
miR-200a
MIMAT0000682
miR-100
MIMAT0000098
miR-200c
MIMAT0000617
miR-125b
MIMAT0000423
miR-204
MIMAT0000265
miR-127
MIMAT0004604
miR-205
MIMAT0000266
miR-129
MIMAT0000242
miR-211
MIMAT0000268
miR-130b
MIMAT0000691
miR-518c
MIMAT0002848
Gereç-Yöntem: pT1 yüksek dereceli ürotelyal karsinom nedeni ile intravezikal
BCG tedavisi almış ve ortalama 55 ay takip süresince nüks izlenmemiş 15 hasta çalışmaya alınmıştır. Tümör dokuları ve normal ürotelyum dokusunda tümör
gelişim basamaklarında rolleri olduğu saptanmış 24 adet miRNA’nın ekspresyon
profilleri karşılaştırılmıştır. Parafine gömülmüş dokulardan miRNA’lar pürifiye
52
11. Üroonkoloji Kongresi
Şekil 1. RT-PCR’da 24 miRNA’nın ekspresyon eğrileri ve oluşan ekspresyon farklılıklarının normal değerlere göre kat cinsinden değerlendirilmesi
Bulgular: Ürotelyal karsinom örneklerinde mir-21 (1.27 kat ), mir-135b (3.22
kat ), mir-145 (3.24 kat ), mir-182 (3.79 kat ), mir-200a (2.22 kat ) ve mir205 (7.56 kat ) ekspresyonları artmış olarak bulunmuştur. Mir-99a (6.56 kat ),
mir-100 (5.45 kat ), mir-129 (4.16 kat ), mir-133a (6.1 kat ), mir-143 (13.9
6-10 Kasım 2013, Antalya
53
MESANE KANSERİ
miRNA Değişim Oranları ve RT-PCR’da Ekspresyon Eğrileri
SÖZEL
edilmiş ve bir dizi reaksiyon sonrasında cDNA sentezlenerek gerçek zamanlı reverse transkriptaz polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) ile miRNA ekspresyonları gösterilmiştir. miRNA seviyelerinin değerlendirilmesi için rölatif kantitasyon
tekniği kullanılmıştır. Bu teknikte refereans olarak, seviyesi insan vücudundaki
çoğu sistemde nispeten sabit düzeyde kalan, tümör enfeksiyon gibi durumlardan
etkilenmediği gösterilmiş, referans gen olarak çalışmalarda sık kullanılan ajanlardan biri olan RNU6-2 kullanılmıştır.
SÖZEL
MESANE KANSERİ
kat) ekspresyonları ise azalmış olarak bulunmuştur. Hastaların birçoğunda özellikle mir-100, mir-133a, mir-133b, mir-143, mir-204 ve mir-211 ekspresyonu azalırken, mir-205 ekspresyonu artmış olarak bulunmuştur.
Sonuç: BCG tedavisinden fayda görebilecek hastaları öngörmede mir-100, mir133a, mir-133b, mir-143, mir-204, mir-205 ve mir-211 belirteç olarak kullanılabilir. miRNA’ların ürotelyal karsinom yolağındaki net rollerinin ortaya konulması
ve tedavi sürecinde rol almaları için daha çok olgunun yer aldığı ayrıntılı fonksiyonel çalışmalara ihtiyaç vardır.
Anahtar kelimeler: Ürotelyal karsinom, mikro RNA, İntravezikal BCG tedavisi
54
11. Üroonkoloji Kongresi
S33
SÖZEL
MESANE KANSERLİ HASTALARDA GAS6 GEN EKSPRESYONU VE
TİROZİN KİNAZ AXL – SKY RESEPTÖRLERİ: TÜMÖR EVRESİ VE
DERECESİ İLE İLİŞKİSİ
1
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyokimya Anabilim Dalı, İstanbul
3
Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Biyokimya Anabilim Dalı, İstanbul
2
Amaç: Tirozin kinaz Axl reseptörü ve ligandı growth arrest-specific gen (Gas6)
disregülasyonunun farklı tümör tiplerinde kötü prognoz ile ilişkili olduğu gösterilmiştir ancak mesane kanseri ile ilgili çalışma yoktur. Bu çalışmada mesane tümörlerinde Gas6 gen ekspresyonu ve tirozin kinaz Axl ve Sky reseptörlerinin tümör
evresi ve derecesi ile ilişkisi değerlendirildi.
Materyal-Metod: Mesane dokusu üzerinde yapılan çalışmalarda; Haziran-Aralık
2012 tarihleri arasında mesane tümörü nedeniyle TUR-Mt uygulanan 55 hastanın ve kontrol grubu olarak radikal prostatektomi operasyonu sırasında normal
mesane mukozası alınan 12 hastanın dokuları incelendi. Gas6 geni ve Axl, Sky
reseptörleri; spesifik primer dizileri ile reverse transkriptaz polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) yöntemi ve immun-histokimyasal boyama sonrası, stoplazmik
boyama yoğunluğu (0 -3 arası) ve boyanan hücrelerin oranı çarpılarak oluşturulan
ekspresyon indeksi ile değerlendirildi. Plazma örneklerinde yapılan çalışmalarda
ise kontrol grubu olarak malignite hikayesi olmayan 25 bireyden alınan örnekler
kullanıldı ve ELISA yöntemi ile Gas6 protein düzeyleri değerlendirildi.
Tablo 1. RT-PCR ve İmmun-histokimyasal incelemede; Gas6 geni ve Axl, Sky reseptörlerinin kontrol grubu ve tümör
pozitif hasta grubu arasındaki ilişki
Kontrol
RT PCR analizi
İmmun-Histokimyasal
inceleme
Tümör(+)
n
Ortanca
Min.
Maks.
n
Ortanca
Min.
Maks.
Gas6
11
60,6
7
294
50
73,1
10
1810
p değeri
0,223
Axl
12
288,7
145
578
55
421,5
87
1997
0,288
Sky
11
10000
2888
15947
54
8048
1591
31333
0,588
Gas6
6
5
0
90
32
85
0
300
0,006
Axl
6
15
0
70
28
60
10
200
0,037
Sky
6
50
0
200
32
180
0
300
0,261
6-10 Kasım 2013, Antalya
55
MESANE KANSERİ
Murat Akgül1, Özgür Baykan2, Zeynep Karaca3, Mustafa Özyürek1,
İlker Tinay1, Cem Akbal1, Fikriye Uras3, Levent Türkeri1
SÖZEL
MESANE KANSERİ
Bulgular: Mesane kanserli hastaların ve kontrol grubunun ortalama yaşları sırasıyla
62,8 ±10,7 ve 57,3± 7,0 yıl olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Mesane tümörü hastaları TUR-Mt patolojilerine göre; Ta düşük (n=17), Ta yüksek (n=5), T1 düşük (n=9), T1 yüksek (n=8) ve T2 yüksek dereceli (n=16) olarak gruplandırıldı. RT-PCR yöntemi ile yapılan incelemede Gas6
geni ve Axl reseptör ekspresyonunun tümör pozitif hasta grubunda daha yüksek
olduğu ancak istatiksel olarak anlamlı olmadığı, immun-histokimyasal incelemede ise kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı derecede pozitif boyandığı
izlendi (Tablo 1). Hastalar TUR-Mt patolojilerine gruplandırıldığında, RT-PCR
yöntemi ile Gas6 geni ve Axl reseptörü analiz oranlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark izlendi (p>0,05) ancak Sky reseptörü için istatistiksel
olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Plazma örneklerinde ELISA yöntemi
ile Gas6 proteini düzeyleri hastaların evre ve derecelerine göre karşılaştırıldığında
gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0.001) (Grafik 1).
Sonuç: Gas6 gen ve Axl reseptörü ekspresyonu mesane tümörü varlığı ile yakın
ilişkili olup, neoplastik transformasyon içerisindeki yerini tam olarak anlamak için
daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
Anahtar kelimeler: Axl reseptörü, Gas6, Mesane tümörü
Şekil 1. ELISA yöntemi ile incelenen Gas6 plazma protein düzeyinin tümör evre ve dereceleri ile ilişkisi
56
11. Üroonkoloji Kongresi
S34
SÖZEL
Osman İnci1, Muammer Yolal1, Tevfik Gülyaşar2, Suat Çakina2, Necdet Süt3,
Hakan Akdere1, İrfan Hüseyin Atakan1
1
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Edirne
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyofizik Anabilim Dalı, Edirne
3
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik ve Tıbbi Bilişim Anabilim Dalı, Edirne
2
Amaç: Ağır metaller ve bileşikleri doğada bozulmadan kalır ve gıda zinciri yolu ile
insana kadar ulaşır. Endüstriyel atık suların arıtılmadan alıcı ortama verilmesi ve
tarımsal sulamada kullanılması halinde toprak da kalıcı olarak kirlenir. Ağır metallerin organizmada enzim bileşenlerin de, intraselüller kimyasal reaksiyonlar da
katalizatör görev yaptıkları, yoğun miktarda alındığında bazılarını kansere neden
olduğu bilinmektedir.
Ergene nehri; ağır metaller de içeren Endüstriyel atık ve evsel atık suların arıtılmadan verilmesiyle IV. derecede kirli su olmuştur. Nehir ve havzadaki yer altı suyu
tarımsal sulama da kullanılmaktadır. Çalışmamızda çoğunlukla bölgede yaşayan
Böbrek tümörlü olguların; Kan, Tümör ve normal dokularında bazı ağır metal düzeylerini araştırdık. Normal ve tümörlü dokuda eser element konsantrasyon değerlerini karşılaştırarak nehir kirliliği ile ilişkisini inceledik.
Gereç-Yöntem: Çalışmamızda Kan, böbrek tümörü ve normal böbrek dokuları
ameliyatı yapılan olgularımızdan alınmıştır. Ölçümler Atomik Absorbsiyon cihazı ile yapıldı. Cu, Fe ve Zn Alevli Atomik Absorbsiyon tekniği, Cd ve Pb Grafit
Fırın tekniği ile saptanmıştır. Referans değerleri için Sing testi, karşılaştırmalar için
Mann-Whitney test kullanıldı. P<0.05 değeri anlamlı kabul edildi.
Bulgular: Toplam 47 olgudan 24’ü Ergene çevresinde (Grup-I), 23 diğer yerleşimlerde (Grup-II) yaşamaktadır. Kan değerlerinde: Grup-I de Fe anlamlı yüksek Cd ise
her gruptada yüksek bulundu. Pb tümör ve dokuda anlamlı yüksek, Cd her ikisinde
de yüksek ancak dokudaki anlamlı değil.İki grupta da tümör ve doku karşılaştırıldığında Fe, Cd tümörde, Cu, Zn dokuda anlamlı yüksek bulundu. Pb böbrek dokularında yüksek, dokuda Cu değerleri Grup-I de anlamlı yüksek. Referans değerler göre
her iki grupta tümör ve böbrekte Pb yüksekliği anlamlı, Cd anlamlı değildi.
6-10 Kasım 2013, Antalya
57
BÖBREK KANSERİ
ERGENE NEHRİ ÇEVRESİNDE VE DİĞER YERLEŞİMLERDE YAŞAYAN
BÖBREK TÜMÖRLÜ OLGULARIN KAN VE BÖBREĞİN NORMAL VE
TÜMÖRLÜ DOKULARINDA BAZI AĞIR METALLERİN ARAŞTIRILMASI,
NEHİR KİRLİLİĞİ İLE İLİŞKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
SÖZEL
BÖBREK KANSERİ
Nehir Cu, Pb çok kirlenmiş, Fe kirlenmiş, Zn az kirlenmiş, Cd içme suyu üst sınırı
aşmış.
Sonuç: Ergene grubu kanda Fe anlamlı yüksek, ikisinde de cd’un yüksek olması,
tümörlü ve normal dokularda Pb ve Cd anlamlı yüksekliği önemli. Karşılaştırmada
Fe ve Cd’un tümörde, Cu ve Zn’nun dokuda yüksekliği, böbrek tümörün de Pb,
Cd, Fe’in anlamlı yüksekliği yeni çalışmaları gerektirecektir. Ergene grubunda
dokuda Cu, Cd ve serumda Fe anlamlı yüksekliği farktır. Olguların demografik
özellikleri aynı sayılır. Trakya’nın bir çalışma bölgesi olarak ele alınıp Ağır metal
kirlenmesi olmayan diğer bölge çalışmaları ile karşılaştırılmasının çok önemli olacağı kanısındayız.
Anahtar kelimeler: Ağır metaller, Ergene kirliliği, Böbrek tümörleri
58
11. Üroonkoloji Kongresi
S35
SÖZEL
LAPAROSKOPİK VS AÇIK NEFRON KORUYUCU CERRAHİ YAPILAN
HASTALARDA YAŞAM KALİTESİ
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Renal kitle nedeniyle laparoskopik nefron koruyucu cerrahi (LNKC) vs
açık nefron koruyucu cerrahi (ANKC) yapılan hastaların yaşam kalitesi üzerindeki etkisini prospektif olarak değerlendirmek.
Yöntem: Aralık 2007 - Aralık 2011 tarihleri arasında toplam 65 hastaya (E/K =
37/28), renal kitle nedeniyle parsiyel nefrektomi (açık/laparoskopik = 45/20)
yapılmıştır. Hastaların demografik bilgilerinin yanında BMI, ASA skoru, renal
kitlenin bilgileri de preoperatif olarak kaydedilmiş olup hastalar 1.grup (LNKC)
ve 2.grup (ANKC) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Hastaların yaşam kalitesini değerlendirmek amacıyla SF-36 kısa formu kullanılmıştır. SF-36 kısa formu
preoperatif dönemde, postoperatif 1.ayda, 6.ayda ve 12.ayda hastalara doldurtulmuş olup veriler kaydedilmiştir. VAS ağrı skorlaması kullanılarak her iki grupta
postoperatif 48.saatte hastaların ağrısı değerlendirilmiştir. Postoperatif dönemde
oral alım, dren çekilme zamanı, hastanede yatış süresi, perioperatif ve postoperatif
komplikasyonlar kaydedilmiştir
Tablo 1. Gruplar arası preoperatif ve postoperatif yaşam kaliteleri
SF-36
Preop
(ort.)
Postop
1.ay (ort.)
Postop
6.ay (ort)
Postop
12.ay (ort)
F
A
G
F
A
G
F
A
G
F
A
G
LNKC
82,89
81,84
71
69,47
77,26
68,16
81,33
85,53
70,27
81,67
86
70,83
ANKC
72,11
70,27 57,98
42,93
46,17
51,69
66,07
65,54
59
75,19
76,31 64,38
P
değeri
,107
,085
,001
,000
,006
,096
,009
,068
,420
,292
,006
,155
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı, BMI ve ASA skoru sırasıyla; 53.78 (17-87),
28.52 (20.3-45.7) ve 1.39 (0-3) idi. Renal kitlelerin ortalama boyutları LNKC’de
26.4 mm, ANKC’de 31.6 mm idi (P=0,244). Ortalama operasyon süresi ve kan
kaybı sırasıyla LNKC’de 137.19 dk ve 55.26 cc; ANKC’de 133.4 dk (P=0,778)
ve 202.8 cc idi (P=0,037). LNKC’de peroperatif komplikasyon görülmemesine
6-10 Kasım 2013, Antalya
59
BÖBREK KANSERİ
Artan Koni, Burhan Özdemir, İbrahim Güven Kartal, Kubilay İnci,
Haluk Özen, Cenk Yücel Bilen
SÖZEL
BÖBREK KANSERİ
rağmen ANKC’de 1 hastada dalak laserasyonu gelişmesi üzerine splenektomi
yapıldı. Postoperatif dönemde ortalama VAS ağrı skoru LNKC’de 2.81; ANKC’de
4.9 idi (P=0,002). Oral alım zamanı, dren çekilme zamanı, hastanede yatış süresi
sırasıyla LNKC’de 15.71 saat, 1.94 gün ve 2.95 gün; ANKC’de 24 saat (P=0,002),
2.72 gün (P=0,003) ve 5.25 gün idi (P=0,000). Hastaların preoperatif ve postoperatif dönemdeki yaşam kalitesi skorları Tablo 1’de gösterilmiştir.
Tartışma: Laparoskopik nefron koruyucu cerrahi, postoperatif ağrısı daha az olup
hastanede yatış süresini kısaltan ve yaşam kalitesini anlamlı olarak daha az etkileyen etkin bir tedavi seçeneğidir.
Anahtar kelimeler: böbrek kanseri, laparoskopi, nefron koruyucu cerrahi
Tablo 2. Cerrahi özellikler
Cs
(+)
Vas
Oral
alım
55,26 0,15
(0-300)
2,81
(0-6)
15,71
(6-24)
Yaş
Bmı
LNKC
55,5
(4171)
29,3
(21,545,7)
1,33
26,4
(1-3) (10-45)
137,19
(70-210)
ANKC
28,14
1,43 31,61
52,98
(17- (20,3-38) (1-3) (10-85)
87)
133,4
(74-280)
202,8
(02000)
P
değeri
,574
,778
,037
60
,601
Boyut
Kan
kaybı
Ort.
,647
Asa
Operasyon
süresi
,244
Dren
çekilme
zamanı
Yatış
süresi
1,94 (0-3)
2,95
(1-4)
0,14
4,9
24
2,72 (0-5)
(0-8) (12-70)
5,25
(215)
,986
,002
,000
,002
,003
11. Üroonkoloji Kongresi
S36
SÖZEL
POSTKEMOTERAPİ RPLND UYGULANAN HASTALARDA SAĞKALIM,
IGCCCG RİSK GRUPLARI NE KADAR ÖNEMLİ?
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Kliniğimizde kemoterapi sonrası retroperitoneal lenf nodu diseksiyonu
(RPLND) yapılan hastalarda sağkalımı belirleyen faktörleri incelemek.
Yöntem: 1990 yılından bu yana 153 hastaya modifiye template RPLND uygulandı. Klinik ve patolojik verileri tam olan hastalar SPSS programında analiz edildi
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı ve takip süresi, 30.3±0.7 yıl ve 41.8±3.4 ay idi.
Orşiyektomi patolojisine gore mikst germ hücreli, ECA, teratom, yolk sac tümör ve
seminom oranları; %58.8, %9.8, %13.7, %5.2 ve %5.9 olarak bulundu. Orşiyektomi
patolojisinde %45 embriyonel karsinom vardı. Düşük, orta ve yüksek risk IGCCCG
grup oranları %58.8, %21.6 ve %19.6 idi. Standart BEP, standard ek kür EP veya VIP
verilmesi ve POMP-ACE alma oranları sırasıyla %54.2, %37.9 ve %7.8 idi. 2000 yılı
öncesine göre nekroz oranı 2000 yılı sonrasında %28.6’den %35.3’e yükselirken; canlı tümör oranı %28.6’dan %20.7’a geriledi. Çok değişkenli analizle sağkalımı belirleyen en önemli faktörler; IGCCCG risk grubu, orşiyektomi patolojisi ve RPLND
patolojisi olarak bulundu (sırasıyla HR= 3.35, 2.76 ve 2.07), (Tablo 1).
Tablo 1. Cox regresyon analizi
HR
%95 GA
P
yaş
1.64
0.6-4.5
0.034
risk grubu
3.35
1.8-6.3
<0.001
orşiyektomi patolojisi
2.76
1.3-5.6
0.005
eca varlığı
1.08
0.3-3.6
0.895
kemoterapi tipi
1.28
0.9-1.9
0.209
rplnd patolojisi
2.07
1.1-4.1
0.037
major komplikasyon
2.12
0.8-5.8
0.144
Sonuç: Etkin kemoterapiyle RPLND sonrası canlı tümör oranları azalmaktadır.
Sağkalımı belirleyen bağımsız değişkenler, histopatoloji ve belirteç yüksekliğini
temel alan risk gruplarıdır.
Anahtar kelimeler: testis germ hücreli tümörü, kemoterapi sonrası RPLND
6-10 Kasım 2013, Antalya
61
TESTİS KANSERİ
Bülent Akdoğan, Sertaç Yazıcı, Burhan Özdemir, Emrullah Söğütdelen,
Mesut Altan, Haluk Özen
SÖZEL
S37
BOLU İLİNDEKİ TESTİS TÜMÖRLÜ HASTALARIN
RETROSPEKTİF ANALİZİ
Uğur Üyetürk1, Ümmügül Üyetürk2, Ahmet Metin1
TESTİS KANSERİ
1
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Bolu
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı, Bolu
2
Giriş: Testis tümörü (TTm) erkeklerde görülen ürogenital malignitelerin yaklaşık
%20’sini, tüm erkek malignitelerinin yaklaşık %1-2’sini oluşturmasına rağmen, 1535 yaş arası erkeklerde en sık görülen solid tümördür. Kriptorşidizm, testiküler
mikrolitiasis, Klinifelter ve Down Sendromu risk faktörleri arasındadır. Bu tümörlerin %95’i germinal dokudan köken alır. Germ hücreli tümörler seminomatöz ve
nonseminomatöz (embriyonel hücreli karsinom, teratom, koryokarsinom, yolk
kesesi tümörü) olarak iki gruba ayrılır.
Materyal-Metod: 01.01.2012-30.06.2013 tarihleri arasında Bolu Abant İzzet Baysal
Üniversitesi Tıp Fakültesi, tıbbi onkoloji polikliniğine başvuran TTm’lü hastaların
demografik özellikleri ve tedavi seçenekleri retrospektif olarak değerlendirildi.
Bulgular: Bu süre içinde median yaşı 33 (22-45) yıl olan 14 hastanın başvurduğu bulundu. İlk başvuru şikayeti olarak 10’nunda (%72) testiste kitle, 2’sinde (%14) ağrı,
2’sinde (%14) kitle ve ağrı vardı. Hastaların 2’sinde (%14) hidrosel ve 3’ünde (%21)
varikosel tespit edildi. Sadece 1(%7) hastada inmemiş testis öyküsü vardı. Hastaların
13’ünde tümör unilateral, 1’inde bilateraldi. Tümör boyutu median 4 (0.8-10) cm’di.
Hastaların 7’si seminomatöz, 6’sı nonseminomatöz, bilateral tümörlü hastanın sağ
testisi seminomatöz, diğeri nonseminomatöz histolojiye sahipti. Nonseminomatöz
tümörlerin %47’si embiyonel karsinom, %27’si seminom, %13’ü yolk salk ve yine
%13’ü teratom kompenenti içermekteydi. Seminomatöz grupta hastaların 3’ü IA, 3’ü
IB, 1’i IIB olarak, nonseminomatöz grupta 2’si IA, 2’si IIA, 1’i IIB, 1’i IIIB, 1’i IIIC
olarak evrelenmişti. Bilateral tümörlü hastanın evrelemesi nonseminomatöz tümöre
göre yapılmıştı. Seminomatöz grupta evre IA olan 2 hasta Karboplatin(7AUC), 1
hasta izlem, evre 1B olan 2 hasta Karboplatin, 1 hasta izlem tedavisini seçtiği ve IIB
olan 1 hastaya Bleomycin,Etoposid,Sisplatin(BEP) kemoterapisi verildiği, nonseminomatöz grupta ise evre IA olan 2 hastanın izlem seçeneğini seçtiği,diğer evre II ve
üzeri hastalara BEP kemoterapisi verildiği bulundu(Tablo1). Hastaların median takip süresi 8.5 (1-53) aydı. Bu süre içinde hastaların hiçbirinde relaps görülmemişti.
62
11. Üroonkoloji Kongresi
SÖZEL
Tablo1. Testis Tümörlü Hastaların Demografik Özellikleri
n(%)
Yaş
33(22-45) yıl
Başvuru Şikayeti
Testiste kitle
10(72)
2(14)
Testiste kitle+Ağrı
2(14)
TESTİS KANSERİ
Ağrı
Tümör Histolojisi
Seminomatöz
7(50)
Nonseminomatöz
7(50)
Evre
I
8(57)
II
4(29)
III
2(14)
Tedavi
İlçasız İzlem
4(29)
Karboplatin
4(29)
BEP kemoterapisi
6(42
BEP:Bleomycin,Etoposid,Sisplatin
Sonuç: TTm gittikçe artma eğilimindedir. Ancak hastalığa bağlı ölüm oranı düşüktür. Bu tümörler radyoterapi ve kemoterapiye oldukça duyarlıdır. 5 yıllık sağ
kalımı %90’ nın üzerinde olan hastalığın prognozu oldukça iyidir.
Anahtar kelimeler: Bolu, testis tümörü
6-10 Kasım 2013, Antalya
63
TESTİS KANSERİ
SÖZEL
S38
METASTATİK TESTİS TÜMÖRÜ HASTALARINDA TROMBOSİTOZUN
KEMOTERAPİ YANITINA ETKİSİ VAR MI?
Murat Mermerkaya, Evren Süer, Ömer Gülpınar, Mehmet İlker Gökçe,
Faraj Afandiyev, Sümer Baltacı, Yaşar Bedük
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Trombositoz varlığı renal hücreli kanser ve belli ürolojik olmayan kanserlerde olumsuz prognostik etken olarak saptanmış olup tümör büyümesi ve metastaz
gelişiminde bir risk faktörü olabileceği düşünülmektedir. Metastatik testis tümörü
olan ve RECIST (Response Evaluation Criteria in Solid Tumors) kriterlerine uygun ölçülebilir tümörü olan hastalarda, trombositozun kemoterapi yanıtına olan
etkisinin değerlendirilmesi.
Hastalar ve Yöntem: 1995-2013 yılları arasında kliniğimizde metastatik germ
hücreli testis tümörü (GHTT) tanısıyla orşiektomi yapılmış, sonrasında kemoterapi almış ve RECIST kriterlerine uygun ölçülebilir kitlesi olan 103 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Ortanca hasta yaşı 30,8 (20-43) ve ortanca takip süresi 57,6
(8-180) aydır. Hastaların 44 (%42,7) ‘ü seminom, 59 (%57,2)’u nonseminomatöz
GHTT tanısı almışlardır. Hastaların 26 (%25,2)’sında trombositoz saptanırken
(Grup1), 77 (%74,7)’sinde trombositoz saptanmamıştır (Grup 2).
Bulgular: Kemoterapi sonrası RECIST kriterlerine göre sırasıyla grup 1 ve 2’de
tam yanıt, parsiyel yanıt, stabil hastalık ve progresif hastalık oranları %11.5 vs.
%32.4 (p<0.05), %38.,4 vs. %35 (p>0.05), %30.7 vs. %25.9 (p>0.05), %19.2 vs.
%6.4 (p<0.05) olarak bulunmuştur.
Sonuç: Trombositoz, metastatik testis tümörlü hastaların ¼’ünde görülebilen ve
kemoterapiye yanıtı öngörebilen bir faktördür. Trombositozu olan hastalarda
tam yanıt daha düşük oranda izlenirken, progresif hastalık daha yüksek oranda
görülmektedir.
Anahtar kelimeler: Testis tümörü, trombositoz
64
11. Üroonkoloji Kongresi
S39
Yakup Kordan, Çağdaş Gökhun Özmerdiven, Hakan Vuruşkan,
Onur Kaygısız, Feyzi Mutlu Kanat, İsmet Yavaşcaoğlu
SÖZEL
LAPAROSKOPİK ADRENALEKTOMİ: ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ DENEYİMİ
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Bursa
Yöntem-Gereçler: Mart 2004 ile Temmuz 2013 tarihleri arasında laparoskopik
adrenalektomi (LA) uygulanan 110’u kadın 68’i erkek toplam 178 hastaya uygulanan 186 LA’nın verileri retrospektif olarak incelendi
Bulgular: Hiçbir olguda açık cerrahiye geçiş gerekmedi. 1 olguya retroperitoneal ve
diğerlerine transabdominal LA uygulandı. Hastaların ortalama yaşı 50,54±12,01
yıl olarak saptandı. 80 olguya sağ, 90 olguya sol ve 8 olguya bilateral LA uygulandı.
Ortalama kitle boyutu 69,95±19,55 mm idi. Olguların ortalama operasyon süresi
116,10±57,12 dakika ve ortalama kan kaybı 68,57±67,33 ml olarak ölçüldü. Bir
olguda intraoperatif distal pankreas yaralanması gerçekleşti. Bunun dışında majör
bir komplikasyon izlenmedi. Olguların hastanede ortalama kalış süresi 3,83±3,15
gün ve ortalama takip süresi 25,12±14,20 aydır. Hiçbir hastada postoperatif erken
veya geç komplikasyon izlenmedi. Patolojik olarak 97 olguda adenom, 9 olguda
adrenokortikal hiperplazi,22 olguda feokromasitoma, 3 olguda adrenokortikal
kanser, 21 olguda metastatik adenokarsinom, 6 hastada onkositom, 5 olguda myelolipom, 8 olguda adrenal kist,1 olguda ganglionöroma, 1 olguda malign feokromasitoma, 2 olguda granülamatöz iltihap ve 2 olgu normal adrenal gland saptandı.
Sonuçlar: Transperitoneal laparoskopik adrenalektomi, adrenal kitlelerin tedavisinde düşük morbiditesi, kabul edilebilir cerrahi ve onkolojik sonuçlarıyla güvenli
ve minimal invaziv bir yöntemdir
Anahtar kelimeler: Adrenal bez neoplazmları; adrenalektomi; laparoskopi; transperitoneal
6-10 Kasım 2013, Antalya
65
ÜROLOJİK KANSERLERDE MİNİMAL İNVAZİV
Amaç: Adrenal kitlelerin tedavisinde laparoskopik cerrahi deneyimimizin
paylaşılması
SÖZEL
S40
BÜYÜK RENAL TÜMÖRLERDE (4 CM’DEN BÜYÜK) PARSİYEL
NEFREKTOMİ GÜVENLİ BİR YÖNTEM MİDİR?
Abdullah Gürel1, Funda Canaz2, İyimser Üre1, Turgut Dönmez1, Cavit Can1
BÖBREK KANSERİ
1
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Eskişehir
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Eskişehir
2
Amaç: 4 cm’den küçük (T1a) tümörlerde parsiyel nefrektomi yapılan vakaların
sonuçlarını, 4 cm ve daha büyük vakalara uygulanan (T1b ve üzeri) parsiyel nefrektomi sonuçları ile karşılaştırarak; 4 cm üzeri uygun tümörlerde parsiyel nefrektominin güvenle uygulanabilir bir yöntem olduğunu göstermeyi amaçladık.
Materyal-Metod: Kliniğimizde 2008 ve 2013 yılları arasında parsiyel nefrektomi
uygulanan ve yaş ortalaması 56,03 yaş (26-77 yaş) olan 33 olgu çalışmaya dahil
edildi. Olguların 19’u erkek, 14’ü kadın idi. Radyolojik ortalama tümör çapı 42,52
mm (21-65 mm) olarak belirlendi. Radyolojik olarak 22(%67) hastada tümör 4
cm ve üzeri iken, 11(%33) hastada 4 cm altında idi. 26 hastada tümör egzofitik, 5
hastada endofitik ve 2 hastada mikst karakterde idi. 12 hastada tümör üst kaliks,
12 hastada orta kaliks ve 9 hastada alt kaliks yerleşimli idi. Bir hastada multifokal
(2 odakta) tümör vardı. Radyolojik olarak 5 hastada kaliksiyel uzanım ve 3 hastada
renal hilus uzanımı mevcuttu. Hastaların tümüne aynı cerrah tarafından parsiyel
nefrektomi yapıldı.
Bulgular: Toplam 7 olguda kaliksiel onarım yapıldı ve bunların bir tanesine intraoperatif, bir tanesine de uzamış drenaj nedenli kateter takıldı. Patolojik boyut ortalaması 42,36 mm (20-75 mm) olarak değerlendirildi. Hastalalar tümör boyutuna
göre gruplandırıldığında 14 (%42) hastada tümör boyutu 4 cm altında (T1a), 18
(%54) hastada tümör boyutu 4-7 cm arasında (T1b) ve 1(%3) hastada tümör boyutu 7 cm üzerinde (T2a) olarak değerlendirildi. Kaliks onarımı yapılan 2 hasta
T1a grubunda iken, 4 hasta T1b ve 1 hasta T2a grubunda yer aldı. Stent takılan
iki olgunun bir tanesi T1b grubunda,1 tanesi T2a grubunda yer aldı. Hastalar ortalama 19,88 ay (1-66) takip edildi. 6 ve 12 aylarda yapılan görüntüleme yöntemlerinde hiçbir hastada lokal nüks ve metastaz saptanmadı. Tümör boyutuna göre
gruplandırma yapıldığında 4 cm altında tümörü olan hastaların verileri 4 cm ve
üzeri tümörü olan hastaların verileri ile karşılaştırıldığında; kaliks onarımı, stent
takılması gerekliliği, postop hastanede kalış süreleri, kan transfüzyon gereksinimi
ve dren çekilme süreleri arasında anlamlı bir fark saptanmadı. (p<0,05)
66
11. Üroonkoloji Kongresi
SÖZEL
Sonuç: Kliniğimizde yapılan parsiyel nefrektomi sonuçlarına bakıldığında; bu
yöntemin 4 cm altı tümörü bulunan hastalarda güvenle uygulanabilir olduğu
gibi, 4 cm üzeri tümörü olan uygun olgularda da güvenle uygulanabileceğini
düşünmekteyiz.
Anahtar kelimeler: parsiyel nefrektomi, renal tümör
BÖBREK KANSERİ
6-10 Kasım 2013, Antalya
67
SÖZEL
ROBOT-YARDIMLI NEFRON KORUYUCU CERRAHİDE, ÖĞRENME
EĞRİSİNİN BAŞINDA, İSKEMİK VE NONİSKEMİK TEKNİK ARASINDA
CERRAHİ SONUÇLAR AÇISINDAN ANLAMLI FARKLILIK VAR MI?
BÖBREK KANSERİ
S41
Ömer Acar1, Metin Vural3, Fatin Cezayirli1, Ahmet Musaoğlu1, Tarık Esen2
1
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
3
VKV Amerikan Hastanesi, Radyoloji Bölümü, İstanbul
2
Amaç: Bu çalışmada böbrek tümörü nedeniyle iskemik veya non-iskemik koşullarda robot-yardımlı nefron koruyucu cerrahi yapılan hastalarda elde edilen perioperatif, onkolojik ve fonksiyonel sonuçlar karşılaştırılmıştır.
Yöntem: Hastanemizde robotik teknolojinin kullanılmaya başlandığı Mayıs
2010’dan itibaren robot-yardımlı nefron koruyucu cerrahi yapılmış olan hastaların kayıtları retrospektif olarak incelendi. Enükleorezeksiyon sırasında pedikülün
klempe edildiği olgular (Grup 1, n= 14) ve non-iskemik koşullarda opere edilmiş
olan hastalar (Grup 2, n= 30) karşılaştırıldı. Görüntülemelerde elde edilen bulgular aynı radyoloji uzmanı tarafından değerlendirildi ve her tümör için R.E.N.A.L.,
P.A.D.U.A. ve C-indeks değerleri hesaplandı. Perioperatif parametreler kaydedildi. Glomerüler filtrasyon hızı (eGFR), Modification of Diet in Renal Disease
formulüne göre hesap edildi. Ameliyattan sonraki ilk 30 gün içerisinde yaşanan
komplikasyonlar Clavien-Dindo sınıflamasına göre rapor edildi. Histopatolojik
inceleme bulguları ve ortalama 18.9±10.1 aylık takip sonucunda elde edilen
onkolojik sonuçlar değerlendirildi.
Bulgular: Gruplar arasındaki ortalama hasta yaşı ve ASA (American Society of
Anesthesiologists) skoru farkları anlamlı düzeye ulaşmadı. Her iki grupta da, insidental olarak tanısı konmuş tümörler çoğunluğu (%75) oluşturmaktaydı. Tümör
çapı ve morfometrik veriler açısından iki grup arasında anlamlı farklılık saptanmadı
Operasyon süresi ve tahmini kan kaybı miktarı açısından iki grup arasında anlamlı
fark yoktu. Açık konversiyon gerektiren hasta sayısı grup 1’de 1 (%7.1), grup 2’de
ise 4 (%13.3) idi (p= 1). İlk 30 gün içerisinde yaşanan Clavien derecesi 2 ve üzerinde olan komplikasyon sayısı; grup 1’de 4 hastada, 6 iken, aynı veri grup 2’de 4 hasta
için 5 olarak hesaplandı (p= 0.2).
Gruplar arasında preoperatif ve postoperatif eGFR değerleri açısından anlamlı
68
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Böbrek, İskemi, Robot
6-10 Kasım 2013, Antalya
69
BÖBREK KANSERİ
Sonuç: Öğrenme eğrisinin başında, pedikülü klempe ederek ve pedikülü klempe
etmeden yapılan robot-yardımlı nefron koruyucu cerrahiler ele alındığında, perioperatif, onkolojik ve fonksiyonel sonuçlar açısından anlamlı farklılık olmadığı
sonucuna varılmıştır.
SÖZEL
fark yoktu. Benzer şekilde eGFR değerlerindeki perioperatif değişim gruplar arasında anlamlı fark sergilemedi. Grup 1’de eksize edilen tümörlerin %86’sı, grup
2’de ise %63’ü renal hücreli karsinom olarak raporlandı. Takip süresince hiçbir
hastada nüks ya da hastalığa bağlı mortalite yaşanmadı.
BÖBREK KANSERİ
SÖZEL
S42
LAPAROSKOPİK PARSİYEL NEFREKTOMİ: İSKEMİK Mİ,
NONİSKEMİK Mİ?
Ender Özden1, Yakup Bostancı1, Fatih Ataç2, Cengiz Beyaz1,
Yarkın Kamil Yakupoğlu1, Ali Faik Yılmaz1, Şaban Sarıkaya1
1
Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Samsun
Samsun Gazi Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Samsun
2
Amaç: Kliniğimizde uygulanan iskemik ve noniskemik parsiyel nefrektomi verilerinin sunulması amaçlandı.
Gereç-Yöntem: Kasım 2009 - Temmuz 2013 tarihleri arasında böbrek tümörü ön
tanısıyla 88 hastaya laparoskopik parsiyel nefrektomi yapıldı. Ortalama yaşı 55,1±
13,6 (10-68) yıl olan hastaların, 57’i erkek, 31’si ise kadın idi. 58 olguda transperitoneal yaklaşım, 30 olguda ise retroperitoneal yaklaşım uygulandı. Ortalama
tümör çapı 35,1 ± 1,4 (5-72) mm idi. Tüm olguların PADUA skorları hesaplandı.
İlk 3 hastaya, peroperatif DJ stent takıldı. Hastaların peroperatif, patolojik verileri
değerlendirmeye alındı. eGFR değeri MDRD formülüne göre hesaplandı.
Bulgular: Hastalar noniskemik (Grup 1) ve iskemik (Grup 2) parsiyel nefrektomi
yapılanlar olarak iki gruba ayrıldı. İki grubun karşılaştırılmalı verileri Tablo 1.’de
gösterilmektedir.
Tablo 1
Grup 1 (19)
Grup 2 (69)
p
57,8±11,9
54,4±14,1
0,441
11/8
46/25
0,589
27,2±1,4
37,3±1,4
0,004
Preop eGFR
84±1,9
88,4±2,6
0,769
Postop 1. ay eGFR
84±1,9
81,4±2,6
0,549
0
8
Yaş (yıl)
Cinsiyet (E/K)
Tümör boyutu (mm)
GFR değişim (%)
PADUA skoru
Operasyon süresi
Tahmini kan kaybı(ml)(ortanca)
Komplikasyon % (n)
Yatış süresi
70
7,9±1,7
8,6±1,6
0,149
92,5±31,9
115,1±35,6
0,019
100 (50-450)
110 (50-600)
0,787
0
%13 (9)
0,347
2,4±0,6
3,3±1,8
0,016
11. Üroonkoloji Kongresi
72 hastada renal hücreli karsinom, bir hastada multikistik nefroma, üç hastada onkositom, altı hasta anjiomyolipom ve altı hastada da benign kistik oluşum olarak
rapor edildi. İskemik yapılan bir olguda cerrahi sınır pozitifliği rapor edildi.
Sonuç: Noniskemik parsiyel nefrektomi, GFR üzerinde olumlu etkiye sahip olduğu görülmektedir. Laparoskopi tecrübesinin artması ile birlikte, seçilmiş olgularda
noniskemik parsiyel nefrektomi güvenle uygulanabilen alternatif bir yöntemdir.
Anahtar kelimeler: Glomerüler filtrasyon hızı; İskemi; Parsiyel nefrektomi
6-10 Kasım 2013, Antalya
71
BÖBREK KANSERİ
İki hastada cerrahi sınırlar kanama ve inflame perinefritik yağ dokusu nedeniyle
net değerlendirilemediği için elektif şartlarda açığa geçildi. Tüm komplikasyonlar
iskemik grupta gözlendi. Dört olguda hematüri, bir olguda pulmoner emboli, bir
olguda idrar ekstravazasyonu gözlendi. Bir hastanın postoperatif takiplerinde hematürisi düzelmediği için anjioembolizasyon yapıldı.
SÖZEL
Kitle boyutu, operasyon ve yatış süreleri açısından iki grup arasında anlamlı fark
gözlendi. İskemik grupta, postoperatif 1. aydaki eGFR ile preop GFR kıyaslandığında, GFR’de istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş gözlendi (p: 0001).
BÖBREK KANSERİ
SÖZEL
S43
LAPAROSKOPİK NEFRON KORUYUCU CERRAHİDE DENEYİM İLK VAKA
SONUÇLARINI ETKİLER Mİ?
Yakup Kordan, Onur Kaygısız, Hakan Vuruşkan, Aykut Sönmez,
Çağdaş Gökhun Özmerdiven, İsmet Yavaşcaoğlu
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Bursa
Amaç: Laparoskopik nefron koruyucu cerrahi başarısı üzerine diğer laparoskopik
cerrahilerin etkilerini değerlendirmek
Metodlar: Mayıs 2007 ve Mart 2013 arasında laparoskopiknefron koruyucu cerrahi uygulanan 73 hasta değerlendirildi. İlk laparoskopiknefron koruyucu cerrahi
uygulanmadan önce kliniğimizde nefrektomi, donörnefrektomi, radikal sistoprostatektomi, pyeloplasti, simplenefrektomi olmak üzere toplam 230 laparoskopik
cerrahi uygulanmıştı. Hastalar cerrahi uygulanan zamana göre 2 gruba ayrıldı. İlk
36 hasta birinci grubu, ikinci 37 hasta ikinci grubu oluşturmaktadır. Gruplar kan
kaybı, sıcak iskemi süresi, operasyon süresi, hastanede kalış süresi, pozitif cerrahi
sınır açısından karşılaştırılmıştır. Komplikasyon oranları modifiye clavien sınıflamasına göre değerlendirilmiştir.
Tablo 1. Laparoskopik Nefron Koruyucu Cerrahide:Deneyim
Grup 1 (n=36)
Grup 2 (n= 37)
Yaş
54,8±12,2
56,1±10,2
Tumor boyutu(mm)
29.8±11.2
29.7±13.0
Sıcak iskemi süresi
24.7±13.4
27.7±11.7
Hemoglobin kaybı
1.5±1.2
1.30±1.4
169.0±66.4
171.2±82.4
3.9±3.0
5.6±3.7
Ameliyat zamanı (dakika)
Hastanede kalış süresi (gün)
Sonuçlar: Her iki grupta da hasta yaşları benzerdi. Hastanede kalış süresi, sıcak
iskemi süresi, tümör boyutu ve hemogram kaybı her iki grupta da benzer saptandı. Birinci grupta bir hastada açık cerrahiye geçilmişti. İkinci grupta bir hastada
aynı seansta laparoskopik radikal nefrektomi uygulanmıştı. Her iki grupta sadece 4
hastada modifiye clavien sınıflamasına göre 2.derece komplikasyon gelişti. Pozitif
cerrahi sınırlar birinci ve ikinci grup için sırasıyla 3 ve 6 saptandı, ancak istatistiksel
72
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Laparoskopi, nefron koruyucu, böbrek tümörü
6-10 Kasım 2013, Antalya
73
BÖBREK KANSERİ
Tartışma: Komplikasyonlar ve klinik sonuçlar her iki grupta da benzerdir. Artan
tecrübeyle birlikte cerrahların laparoskopik cerrahiyi daha çok tercih ettikleri görülmektedir. Biz laparoskopiknefron koruyucu cerrahiden önce cerrahların diğer
laparoskopik cerrahiler ile tecrübelerini artırmanın bu benzer oranlarda etkin olduğunu düşünmekteyiz.
SÖZEL
olarak benzerdir. İlk 3 yılda sadece 11 hastaya laparoskopiknefron koruyucu cerrahi uygulandı. İlk 36 hasta 50 ay ve ikinci 37 hasta 20 ay içinde opere oldu.
SÖZEL
BÖBREK TÜMÖRLÜ HASTALARDA PARSİYEL NEFREKTOMİDE
KULLANILAN BİR CERRAHİ TEKNİK MODİFİKASYONUNUN
PADUA SKOR SİSTEMİYLE KARŞILAŞTIRILMASI
BÖBREK KANSERİ
S44
Evren Işık, Emrah Okulu, Önder Kayıgil
Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Ankara
Bu çalışmada, böbrek tümörlü hastalarda parsiyel nefrektomide uyguladığımız,
çevre parankimal doku yaklaştırması yapılmadan tümör yatağının kapatılması ve
cerrahi doku yapıştırıcısının kullanılmasını içeren bir cerrahi teknik modifikasyonunun sonuçlarını, farklı PADUA skor grubundaki hastalarda karşılaştırmayı
amaçladık.Çalışmaya Nisan 2005 – Eylül 2011 tarihleri arasında Ankara Atatürk
Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Üroloji Kliniği‘ nde renal kitle nedeniyle parsiyel nefrektomi yapılan ve karşı böbreği sağlam olan 50 hasta dahil edilmiştir.
Ortalama yaşı 58,44 ± 9,43 olan hasta grubunda bulunan tümörler, PADUA skor
sistemine göre düşük ve yüksek riskli olarak ikiye ayrılmıştır. Hastaların tamamında iskemi şekli olarak, renal arter klemplenmesini takiben böbreğin tamamen buz
torbası içerisine alınarak soğutulduğu yöntem kullanılmıştır. Rezeksiyon sonrası
kanama kontrolü için, çevre parankimal doku yaklaştırması yapılmadan sadece tümör yatağının kapatıldığı ve siyanoakrilik bazlı bir cerrahi doku yapıştırıcısı olan
Glubran® ‘ la beraber çevre gerota fasyasının kullanıldığı teknik uygulanmıştır. Tüm
hastalar preoperatif ve intraoperatif değerlendirilirken postoperatif ortalama 40 ay
izlenmiştir. Toplam iskemi süreleri açısından karşılaştırıldığında ise, yüksek riskli
gruptaki ortalama iskemi süresi 34,05 ± 3,37 dk. ve diğer gruptaki 26,3 ± 3,85
dk. olarak bulunmuştur (p=0.0009). Her iki grup arasındaki toplam operasyon
süreleri karşılaştırıldığında ise düşük riskli gruptaki ortalama süre 178,5 ± 22,3
dk. olarak hesaplanırken, yüksek riskli grupta 212 ± 20,1 dk. olarak bulunmuştur
(p=0.0004). Tüm takip süresince hiçbir hastada toplayıcı sistem fistülizasyonu görülmemiştir. Düşük risk grubundaki hastaların %6,6’ sınde (n:2) ve yüksek riskli
grubun %10’ unde (n:2) cerrahi sınırı pozitliği izlenmiştir (p=0,67). Ek tedavi
uygulanmayan bu hastalarda, ortalama 40 aylık takip süresince lokal nüks veya
uzak metastaz izlenmemiştir.Yüksek riskli gruptaki 3 hastada (%15) postoperatif
akut böbrek yetmezliği gelişirken diğer grupta da aynı sayıda hastada (n:3 - %9,9)
erken dönemde böbrek yetmezliği görülmüştür (p=0.6). Takip süresince hiçbir
hastada kronik renal yetmezlik görülmemiştir.Literatürde bulunan ve standart
74
11. Üroonkoloji Kongresi
SÖZEL
yöntemlerle yapılan çalışmaların sonuçlarıyla karşılaştırıldığında, uyguladığımız
cerrahi teknik modifikasyonunun, nefron koruyucu cerrahi prensibini tüm beklentileriyle karşıladığı görülmektedir
Anahtar kelimeler: Böbrek tümörü, parsiyel nefrektomi, Padua skoru
BÖBREK KANSERİ
Şekil 1. Parsiyel nefrektomi alanına, taban sütürasyonundan sonra Glubran dökülmesi
6-10 Kasım 2013, Antalya
75
BÖBREK KANSERİ
SÖZEL
S45
NEFRON KORUYUCU CERRAHİNİN 4 CM ÜZERİ BÖBREK
KİTLELERİNDE ETKİNLİĞİ
Ali Tekin, Olcay Yıldırım, Yusuf Şenoğlu, Muhammet Ali Kayıkçı,
Haydar Kamil Çam
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Düzce
Giriş: Nefron koruyucu cerrahi (NKC) 4 cm ve daha küçük solid renal kitlelerde
sandart tedavi olmakla birlikte, 4 cm üzeri kitlelerin tedavisindeki rolü hakkında
bilgi yetersizdir. Bu çalışmada, kliniğimizin >4 cm renal kitle tedavisinde NKC
sonuçlarımızı gözden geçirmeyi amaçladık.
Materyal-Metod: 2008-2013 yılları arasında renal kitle tedavisi amacıyla NKC
uygulanan toplam 36 hastaya ait kayıtlar retrospektif olarak incelendi. Cerrahi
öncesi bilgisayarlı tomografide ölçülen tümör çapı 4 cm üzerinde olan 20 hasta
bu çalışmaya dahil edildi. Hastalar tümör çapı, sıcak iskemi süresi, kanama miktarı, transfüzyon ihtiyacı, perioperatif komplikasyonlar, histopatolojik bulgular,
cerrahi öncesi ve sonrası renal fonksiyonlar, onkolojik sonuçlar (lokal nüks, uzak
metastaz ve sağkalım) açısından değerlendirildi.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 58 (13-80) ve tümör çapı 53 mm (41-150)
olarak belirlendi. NKC 12 hastada elektif, 6 hastada rölatif, 2 hastada kesin endikasyon idi. Vakaların 18’i (%90) klinik evre Ib idi. Kesin endikasyonlu olgulardan biri tümör çapı 90 mm (evre 2a) ve diğer böbreği atrofik olup, diğer hastanın
tüberoskleroz tanısı vardı, bilgisayarlı tomografide tümör çapı 150 mm (evre 2b)
olarak ölçülmüştü. Kanama miktarı ortalama 583 ml (200-1100) olarak bulundu.
Sıcak iskemi süresi 23 dakika (18-35) idi. Histopatolojik tanı 16 (%) hastada renal
hücreli karsinom, 2 olguda (%10) onkositom ve 2 hastada (%10) anjiomyolipom
olarak rapor edildi. Cerrahi sınır tüm hastalarda negatif idi. Perioperatif dönemde 5 hastaya (%25) kan transfüzyonu yapıldı. Operasyon öncesi ortalama serum
kreatinin düzeyi 0.94 mg/dL (0.5-1.38), operasyon sonrası izlemde ise 1.03 mg/
dL (0.6-2.03) olarak belirlendi. Hiçbir hastada postoperatif diyaliz gerekmedi. Bir
hastaya cerrahiden 1 ay sonra ciddi hematüriye neden olan arterio-venöz fistül nedeniyle perkütan mikrovasküler embolizasyon uygulandı. Ortalama 27 ay (2-63)
takip süresinde hiçbir hastada lokal nüks ve/veya metastaz saptanmamış olup tüm
hastalar hastalıksız ve sağ olarak izlemdedir.
76
11. Üroonkoloji Kongresi
6-10 Kasım 2013, Antalya
BÖBREK KANSERİ
Anahtar kelimeler: Nefron koruyucu cerrahi, >4 cm renal kitle
SÖZEL
Sonuç: Bu çalışmada elde ettiğimiz sonuçlar 4 cm üzerindeki böbrek tümörlerinde
nefron koruyucu cerrahinin kabul edilebilir bir onkolojik başarıyla ve güvenli bir
şekilde uygulanabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca benign histoloji olasılığı büyük tümörlü olgularda bile göz ardı edilemez oranlardadır. Retrospektif doğası ve
göreceli olarak az hasta sayısı, bu çalışmayı kısıtlayan önemli faktörlerdir.
77
SÖZEL
S46
RENAL KİTLELERDE DEĞİŞEN TRENDLER
Bülent Akdoğan, Mesut Altan, Mehmet Ezer, Erman Ceyhan,
Ahmet Güdeloğlu, Haluk Özen
BÖBREK KANSERİ
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Renal kitle nedeniyle cerrahi uygulanan hastaların demografik ve klinik
verileri analiz etmek
Yöntem: 1990-2013 yılları arasında renal kitle nedeniyle cerrahi uygulanan 779
erkek (%62.6) 466 kadın (%37.4) toplam 1245 hastanın verileri incelendi.
Bulgular: Hastalarda diyabet, hipertansiyon veya ileri yaş varlığı parametrelerinden 1, 2 veya 3’ünün varlığı oranları sırasıyla %42.7, %11.7 ve %3.4; insidental
tanı oranı %50 idi. 81 hasta tanıda metastatikti (%6.5). RN ve NKC, 803 (%64.5)
ve 442 (%35.5) hastaya uygulandı. 1990’larda RN 2-4 kat fazla yapılırken; 2013
itibarı ile NKC, RN’den 2 kat fazla yapılmaktadır.
1062 (%85.3) hastada malign patolojiler rapor edildi. Şeffaf hücreli, papiller, sarkomatoid tip, multiloküle kistik, kromofob ve toplayıcı kanal karsinomu oranları sırasıyla
%72.4, %16.3, %3.7, %3.1, %3.1 ve %1.3 olarak bulundu. Fuhrman derece 1, 2, 3 ve 4
oranları %14.1, %42.8, %29.3 ve %13.8 idi. 39 hasta (%3.1) nonepitelyal kanserler, 183
hastada (%14.7) benign patolojiler rapor edildi. Onkositom, anjiyomiyolipom, benign
kistik hastalık ve diğer benign hastalık sayısı (oranı) sırasıyla; 62(%5), 58 (%4.7), 38
(%3.1) ve 25 (%2) olarak bulundu. Rcc, AML, onkositom ortalama tümör çapları sırasıyla 6.5, 5.9 ve 4.2 cm olarak bulundu, tümör çapı arttıkça kanser sıklığı artmaktaydı.
RCC olanlarda cerrahi sınır pozitiflik oranları RN ve NKC için 34 hasta (%7.1)
ve 29 hasta (%10.8) idi. RN grubunda tümü kötü histolojik kriterlere sahip 12
hasta (%2.5) progresyonla kaybedildi. NKC grubunda cerrahi sınırı pozitif 3, negatif olan 3’er hasta progresyonla kaybedildi. Hastaların 5’i bilateral tümörü olan
VHL diğeri ise atrofik böbrek nedeniyle zorunlu NKC yapılan hastalardı. Sadece
1 hasta lojda nüks sonrası metastazla kaybedildi, diğerlerinde uzak metastaz gelişti. Ameliyat sırasındaki frozen veya asıl patolojide cerrahi sınırı pozitif olan 2
hastaya radikal nefrektomi yapıldı, rezidü tümör görülmedi. Drenaj nedeniyle 16
(%4.5) hastaya üreteral stent yerleştirildi. 7 cm’den küçük kitlelerde NKC sonrası
kreatinin değerleri, RN’den sonrakine gore anlamlı oranda daha düşük bulundu
(sırasıyla 0.87’den 1.06’ya ve 0.99’dan 1.48’e, p<0.001).
78
11. Üroonkoloji Kongresi
SÖZEL
Sonuç: Renal kitlelerde benign patoloji oranı %15’dir ve bu oran kitle küçüldükçe artmaktadır. NKC evre 1 tümörlerde 2013’te standart yöntem olarak uygulanmaktadır. NKC ile renal rezerv daha iyi korunmaktadır.
Anahtar kelimeler: renal kitle, benign patoloji, nefron koruyucu cerrahi
BÖBREK KANSERİ
6-10 Kasım 2013, Antalya
79
SÖZEL
EVRE I RENAL HÜCRELİ KARSİNOM HASTALARINDA KRONİK
BÖBREK HASTALIĞI İÇİN PREDİSPOZAN SİSTEMİK HASTALIKLARIN
VARLIĞINDA PARSİYEL NEFREKTOMİNİN ÖNEMİ
BÖBREK KANSERİ
S47
Ozan Bozkurt, Ömer Demir, Serdar Çelik, Kaan Çömez, Güven Aslan,
İlhan Çelebi
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Amaç: Diabetes Mellitus (DM) ve Hipertansiyon (HT) kronik böbrek hastalığının (KBH) en sık iki nedenidir ve genel popülasyonda sık rastlanan sistemik
hastalıklardır. Evre I renal hücreli karsinom (RCC) nedeniyle radikal nefrektomi
uygulanan hastalar KBH açısından risk altındadırlar. Evre I RCC’de parsiyel
nefrektomi genel popülasyonda uzun dönemde bu riski azaltarak bu açıdan radikal
nefrektomiye üstünlük sağlamaktadır. Literatürde DM ve/veya HT varlığında parsiyel nefrektominin böbrek fonksiyonlarının korunmasındaki rolü ile ilgili yeterli veri
bulunmamaktadır. Çalışmamızda DM ve/veya HT olan hasta grubunda parsiyel nefrektominin uzun dönemde böbrek fonksiyonları üzerine olan etkisi değerlendirildi.
Materyal-Metod: DM ve/veya HT olan ve kliniğimizde Evre I RCC nedeniyle
radikal veya parsiyel nefrektomi yapılan hastalar çalışmaya alındı. Hastalar radikal
nefrektomi yapılan (Grup I) ve parsiyel nefrektomi yapılan (Grup II) olmak üzere
2 gruba ayrıldı. Her iki grupta Modification of Diet in Renal Disease (MDRD)
formülüne göre ilk başvuru (preop-eGFR) ve son başvuru (postop-eGFR) tahmini glomerüler filtrasyon hızı (eGFR). Gruplar yaş, tümör boyutu, hospitalizasyon
süresi, ortalama takip süresi, preop-eGFR, postop-eGFR ve böbrek fonksiyonundaki kaybı değerlendiren ΔeGFR [ (preop-eGFR) – (postop-eGFR) ] değerleri
açısından SPSS 15.0 veri analizi programı kullanılarak karşılaştırıldı. Analizde
p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.
Bulgular: Radikal nefrektomi yapılan 85 ve parsiyel nefrektomi yapılan 33 olmak üzere
toplam 118 hasta analize dahil edildi. Grup I ve II’ de ortalama tümör boyutu 47,1±15,2
ve 32,2±11,8 cm olarak bulundu; grup II’de ortalama iskemi süresi 9,6±11,4 dakika idi.
Her iki grubun ortalama yaşları, hospitalizasyon süresi, ortalama takip süreleri ve ortalama preop-eGFR değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı; parsiyel
nefrektomi grubunun ortalama postop-eGFR değeri radikal nefrektomi grubuna göre
anlamlı düzeyde daha yüksekti ve ortalama ΔeGFR değerleride parsiyel nefrektomi grubunda radikal nefrektomi grubuna göre daha düşüktü (Tablo 1).
80
11. Üroonkoloji Kongresi
Ortalama yaş (yıl)
Hospitalizasyon süresi (gün)
Grup II(n=33)
p
62,4±10,4
62,4±8,2
0,973
6,5±3,4
7,6±,5,8
0,522
32,4±35,4
35,4±29,1
0,649
Preop-eGFR (mL/min/1.73 m2)
75±28,4
75,5±23,8
0,929
Postop-eGFR (mL/min/1.73 m2)
57,5±21,7
74±27,5
<0,001
17,5±4,2 (23,3)
1,5±0,4 (1,9)
<0,001
∆eGFR (mL/min/1.73 m2) (%)
Sonuç: Çalışmamız evre I RCC cerrahi tedavisinde KBH için predispozan DM
ve HT gibi hastalıkların varlığında parsiyel nefrektominin uzun dönemde böbrek fonksiyonlarının korunması açısından önemini gösteren literatürdeki ilk
çalışmadır. Bulgularımız iyi planlanmış geniş hasta serilerine sahip çalışmalarla
desteklenmelidir.
Anahtar kelimeler: Böbrek tümörü, Sistemik hastalıklar, Parsiyel nefrektomi
6-10 Kasım 2013, Antalya
81
BÖBREK KANSERİ
Ortalama takip süresi (ay)
Grup I (n=85)
SÖZEL
Tablo 1. DM ve/veya HT gibi KBH açısından predispozan hastalıkların varlığında Evre I RCC nedeniyle radikal veya
parsiyel nefrektomi uygulanan hastaların demografik verilerinin ve böbrek fonksiyonlarının karşılaştırmalı analizi
SÖZEL
BERRAK HÜCRELİ RENAL HÜCRELİ KARSİNOMLU OLGULARDA
VON HİPPEL-LİNDAU TÜMÖR BASKILAYICI GEN METİLASYONU
BULGULARIMIZ
BÖBREK KANSERİ
S48
Esat Korğalı1, Gökçe Dündar1, Sevgi Durna Taştan2, Semih Ayan1,
Yusuf Tutar3, Gökhan Gökçe1, Emin Yener Gültekin1
1
Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Sivas
Cumhuriyet Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi, Genetik Anabilim Dalı, Sivas
3
Cumhuriyet Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, Biyokimya Anabilim Dalı, Sivas
2
Kanser gelişim sürecinde genetik değişikliklerin yanı sıra epigenetik değişiklikler de
genetik olaylara benzer şekilde, hücre içi metabolik yolakların düzenini bozarak etkili olabilir. VHL gen mutasyonunun, ailesel ve sporadik berrak hücreli renal hücreli
karsinom (BHRHK) olgularında hipoksi ile uyarılan transkripsiyon faktörü (HIF)
1α ve HIF 2α üzerinde olan etkisi sonucu gelişen karsinogenez süreci ayrıntılı olarak
bilinmektedir. BHRHK gelişim sürecinde, VHL tümör baskılayıcı geninin etkisi,
mutasyonun yanı sıra delesyonu veya metilasyonu yolu ile de olabilir.
Bu çalışmadaki amacımız VHL gen metilasyon oranlarının BHRHK ve kontrol
olgularında araştırılarak karşılaştırılmasıdır.
Çalışmaya 01/01/2010-31/12/2012 tarihleri arasında böbrek tümörü tanısıyla
opere olan 69 hastadan patolojisi BHRHK olarak saptanan 64’ü ile kontrol grubu
olarak üroloji servisinde herhangi bir malinite öyküsü olmayan 150 hasta dahil
edildi. Bireylerden alınan kanda DNA izolasyonu yapıldı. DNA örneklerine VHL
metilasyon kiti ile unmetile primeri, metile primeri ve wild tip primeri kullanılarak
PCR yapıldı. Sonuçlar %3’lük agaroz jelde yürütülerek bant dizilimleri oluşturuldu. Bant dizilim sonuçlarına göre bireyler metile, unmetile ve kısmi metile olarak 3
gruba ayrıldı. Kontrol grubu ve hasta grubunun VHL gen metilasyon yüzdeleri ki
kare testi ile istatistiksel olarak karşılaştırıldı. p<0,05 anlamlı kabul edildi.
Çalışmamızda VHL geninde hasta grubundan 28 (%43,75) bireyde tam metilasyon, 12 (%18,75) bireyde kısmi metilasyon saptandı. Kontrol grubunda ise sonuçları sağlıklı olarak değerlendirilebilen 139 bireyden hiçbirinde VHL geninde tam
metilasyon saptanmazken 36 (%25,90) bireyde kısmi metilasyon saptandı. VHL
geninde metilasyon rastlanmayan birey sayısı ise BHRHK grubunda 24 iken kontrol grubunda 103 idi.
82
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Berrak Hücreli Renal Hücreli Karsinom, Metilasyon, Von Hippel Lindau
Şekil 1. Gruplardaki Metilasyon Oranları
6-10 Kasım 2013, Antalya
83
BÖBREK KANSERİ
BHRHK fizyopatolojisinde tümör baskılayıcı genlerden biri olan VHL geninin
inaktivasyonun rolü bilinmektedir. Literatürde BHRHK olgularında saptanan
VHL gen metilasyon oranları %9 ile %19 arasında değişmektedir. BHRHK olan
hasta grubumuzda metilasyon oranı kontrol grubumuz yanında literatüre göre de
daha yüksek oranda gözlenmiştir.
SÖZEL
Sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirildiğinde tam metilasyon saptanan birey
sayısı BHRHK grubunda anlamlı olarak fazla idi. Tam metilasyon saptananlara
kısmi metilasyon saptanan bireyler de dahil edildiğinde BHRHK grubunda metilasyon patolojisi saptanma oranı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı
şekilde yüksek idi. (p:0,000)
SÖZEL
S49
RENAL NEFROMETRİ SKORU RENAL KİTLELERDE CERRAHİ
YAKLAŞIMI ÖNGÖRÜR
Çağatay Doğan1, Beate Maria Wrobel2, Sarper Erdoğan3, Serdar Değer2
BÖBREK KANSERİ
1
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
Paracelsus Krankenhaus Ruit,Akad. Lehrkrankenhaus der Univeristaet Tübingen
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, İstanbul
2
3
Amaç: R.E.N.A.L nefrometri skoru (RNS) renal tümerlerin anatomik özelliklerini tanımlar. RNS ve tümör kompleksitesi hakkında yayınlar bulunmaktadır.
Bu çalışmada amacımız RNS’nin renal tümörlerde cerrahi yaklaşımı öngörmeye
katkısını araştırmaktı.Cerrahi kararını verme ve RNS arasında anlamlı ilişki olup
olmadığını değerlendirdik
Materyal-Metod: Mayıs 2010 ile Ekim 2012 arasında renal kitle tanısı almış 107
hastanın dataları toplandı. Bu hastalardan 34’üne (%32) radikal nefrektomi (RN),
73’üne ise (%68) nefron koruyucu cerrahi (NKC) uygulandı. Preoperatif BT veya
MR görüntülemelerine ulaşılamayan 2 RN ve 9 NKC hastası çalışma dışı bırakıldı. Hastaların pre- per- ve post-operatif klinik ve demografik özellikleri istatistiki
analiz için toplandı. Sonuç: Ortalama yaş RN için 64 iken NKC için 66 idi (p:
0.33). Ortalama tümör boyutu RN ‘de 6.2 (2.3-12) ve NKC’de 4.1 (1.2-10) cm.
Bu çalışmada 87 (91%) hasta laparoskopik (58 (67%) NSS ve 29 (33%RN) olarak
tedavi edildi. 9 (%9) hasta laparoskopik olarak başlandı ancak daha sonra açık olarak tamamlandı (6 NKC ve 3 RN). RNS’una göre yüksek,orta ve düşük risk grup
oranları oranları T NKC ve RN’de sırasıyla 47%, 31%, 22%ve 10%, 6%, 84%olarak hesaplandı. Ortalama RNS, RN’de 10.38 NKC’de ise 7.47 idi (p <0.001).
Hiler yerleşim RNS grubunda NKC gruna göre anlamlı olarak düşüktü. (12.5%vs
59%, p < 0.05)
Sonuç: Sonuçlara göre cerrahi seçimi ile RNS arasında istatistiki anlamlılık bulundu. RNS preoperatif tümör anatomisini belirlemede objektif olarak cerrahi seçiminde yardımcı olabilir radikal ve parsiyel nefrektomi kararı öncesinde.
Anahtar kelimeler: Böbrek Tm, Renal Nefrometri Skoru
84
11. Üroonkoloji Kongresi
S50
SÖZEL
RENAL KİTLE İLE BAŞVURAN HER HASTAYA AKCİĞER
GÖRÜNTÜLEMESİ GEREKLİ MİDİR ?
Ahmet Şahan, Asgar Garayev, Murat Akgül, İlker Tinay, Levent Türkeri
Giriş: Günümüzde renal kitleler genellikle başka nedenlerle yapılan görüntülemeler sırasında rastlantısal olarak ve erken evrede saptanmakta ve de sıklıkla böbrek
koruyucu yöntemlerle tedavi edilebilmektedir.
Renal kitle saptanan hastaların klinik evrelemesinde olası metastaz taraması amacıyla akciğerlerin görüntülenmesi önerilmektedir. Ancak renal kitlelerin küçük
boyutlarda ve olasılıkla başlangıç evresinde saptanmaları düşük metastatik potansiyele işaret edebilir ve bu hastalarda toraks görüntülemesi gereksiz olabilir.
Bu çalışmada renal kitle nedeniyle tedavi edilen hastalarda, akciğerde saptanan
metastaz oranlarını ve bunların renal kitle boyutu ile olan ilişkisini değerlendirdik.
Hastalar ve Metod: Çalışmaya 75 (%34,9) kadın ve 140 (%65,1) erkek olmak
üzere toplam 215 hasta dahil edildi. Renal kitle ile başvuran hastaların tedavi
öncesi toraks görüntülemeleri PA akciğer grafisi ve toraks tomografisi ile yapıldı.
Görüntülemelerinde akciğerde kitle saptanan hastalar Göğüs Cerrahisi tarafından
eksizyon veya takip açısından değerlendirildi. Hastaların kitle boyutları, patolojik
evreleri ve akciğer metastaz oranları karşılaştırıldı.
Bulgular: Yapılan görüntülemelerinde akciğerinde şüpheli lezyon saptanan 57
hasta Göğüs Cerrahisi tarafından değerlendirildi ve 37’sine (%18,9) akciğer kitle
eksizyonu yapıldı. Eksizyon patolojisi 19 (%51,3) hastada renal hücreli karsinom
metastazı olarak rapor edildi.
Metastaz saptanan hastaların %89,4’ünde (17/19) renal kitle boyutu 4 cm’den
büyük saptandı (Tablo 1). Renal kitle boyutu 2-4 cm. arasında olan hastaların
%50’sinde akciğer kitlesi metastaz olarak saptandı. Renal kitle boyutu 2 cm.’in altında olan 1 hastaya uygulanan eksizyon patolojisi metastaz olarak rapor edildi.
Renal kitlelerin patolojik evrelerine göre toraks görüntülemesinde nodül ve metastaz saptanma oranları Tablo 2’de verilmiştir.
6-10 Kasım 2013, Antalya
85
BÖBREK KANSERİ
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
BÖBREK KANSERİ
SÖZEL
Tablo 1. Renal kitle boyutu – Akciğer kitle patolojisi
Tablo 2.
Sonuç: Renal kitle ile başvuran hastalara, renal kitle boyutuna bakılmaksızın toraks
görüntülemeleri yapılmalı ve akciğer nodülü saptanan hastalar Göğüs Cerrahisi’ne
kitle eksizyonu açısından yönlendirilmelidir.
Anahtar kelimeler: renal kitle, akciğer kitlesi, görüntüleme
86
11. Üroonkoloji Kongresi
S51
SÖZEL
BÖBREK TÜMÖRLERİNDE PERKÜTAN İĞNE BİYOPSİSİNİN YERİ:
79 VAKALIK TEK MERKEZ DENEYİMİ
1
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kayseri
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, Kayseri
3
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Kayseri
2
Amaç: Böbrek tümörü nedeniyle kliniğimize başvuran hastalara uygulanan perkütan iğne biyopsisinin sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlandı.
Yöntem: Nisan 2004-Ocak 2013 tarihleri arasında kliniğimizde böbrek biyopsisi
yapılan hastaların verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Tüm hastalarda biyopsi; girişimsel radyoloji tarafından lokal anestezi altında, perkütan olarak, ultrasonografi eşliğinde, 18 gauge iğne ile, lokal anestezi altında ve prone pozisyonunda
yapıldı. Renal kitlelerden her vakada iki parça alındı. İğne biyopsisi ve cerrahi spesmenin patoloji raporları karşılaştırıldı.
Bulgular: Ortalama yaşları 65.4 yıl (39-89), ortanca takip süresi 45.1 ay (10-105)
olan, 51’i erkek 28’i kadın toplam 79 hasta çalışmaya dahil edildi. Radyolojik görüntülemelerde ortanca tümör büyüklüğü 60.5 mm (24-110) idi. Bu büyüklük
cerrahi spesmende ortanca 62.1 mm (20-107) idi. İlk biyopside tanı oranı %86.6
(70/79) idi, 9 (%11.4) hastaya ikinci biyopsi yapıldı. İğne biyopsisinin malign kitleleri benign kitlelerden ayırmadaki doğruluk oranı %91.1 (72/79) idi. Bu oran
histopatolojik alt tipleri ayırmada %78.4 (62/79) idi. Perkütan böbrek iğne biyopsilerinde duyarlılık %92.6; özgüllük %60.7; pozitif prediktif değer %94.8 ve
negative prediktif değer %50.8 olarak hesaplandı.
Sonuç: Böbrek tümörlerinde perkütan iğne biyopsisi kitlelerin karakterini saptamada, özellikle küçük renal kitlelerde ve ileri yaştaki hastalarda tedaviyi planlama
sürecinde yararlı bir yöntem olarak gözükmektedir.
Anahtar kelimeler: Deneyim, renal tümör, perkütan iğne biyopsisi
6-10 Kasım 2013, Antalya
87
BÖBREK KANSERİ
Abdullah Demirtaş1, İbrahim Üntan1, Güven Kahrıman2,
Emre Can Akınsal1, Hülya Akgün3, Deniz Demirci1, Oğuz Ekmekçioğlu1,
Nevzat Özcan2, İbrahim Gülmez1, Atila Tatlışen1
BÖBREK KANSERİ
SÖZEL
S52
ŞEFFAF HÜCRELİ BÖBREK KANSERLERİNDE MDM2, GST-Α, Kİ-67
EKSPRESYONU VE PROGNOZ ARASINDAKİ İLİŞKİ
Özdemir Erdoğan1, İlker Gökçe2, Duygu Kankaya3, Özden Tulunay3,
Çağatay Göğüş2
1
Tarsus Medikal Park Hastanesi, Üroloji Kliniği, Adana
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
3
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Ankara
2
Amaç: Bu çalışmamızda şeffaf hücreli böbrek kanserlerinde Ki-67, MDM2 ve
GST-α ile immünhistokimyasal boyanma ile tümör evresi, nükleer grade, lenf
nodu metastazı, lenfovasküler invazyon varlığı gibi prognostik histopatolojik parametrelerin ilişkileri araştırılmış ve bu belirteçlerin prognozun belirlenmesinde
kullanılıp kullanılamayacağı incelenmiştir.
Hastalar ve Yöntem: Kliniğimizde böbrek tümörü nedeniyle radikal veya parsiyel
nefrektomi yapılan ve patolojisi şeffaf hücreli böbrek kanseri olan 75 hastanın patoloji materyalleri yeniden gözden geçirildi. Her tümör için seçilen parafin bloklardan hazırlanan kesitlerde Ki-67, MDM2, GST-α, ekspresyonlarını değerlendirmek üzere immunohistokimyasal inceleme yapıldı.
Bulgular: 75 olgunun 52’si (%69) erkek, 23’ü (%31) kadın olup, ortalama takip süresi
46,44 (1-114) aydır. pT evresi ile MDM2, GST- α ve Ki67 ekspresyonu arasındaki ilişki analizinde olgular pT evresine göre pT1,pT2 ve pT3+4 olarak 3 gruba ayrıldı ve sonuçta MDM2 ve GST- α ile istatiksel olarak anlamlı fark saptanamazken (p=0,789 ve
p=0,169), Ki-67 ile pT evresi arasındaki ilişki anlamlıydı (p=0,004). Fuhrman grade’i
ile MDM2, GST- α ve Ki67 ekspresyonu arasındaki ilişki incelendiğinde MDM2 ve
GST- α ile istatiksel olarak anlamlı fark saptanamazken (p=0,776 ve p=0,882), Ki-67
ile grade arasındaki ilişki anlamlıydı (p=0,015). Lenfovasküler invazyon varlığı ve lenf
nodu tutulumu durumu ile MDM2, GST-α ve Ki67 ekspresyonu arasında istatiksel
olarak bir ilişki bulunamadı. Çalışmamıza alınan olguların ortalama sağkalım süresi
103.4 ay olup MDM2 ekspresyonu (p=0,648), GST-α ekpresyonu (p=0,368) ve Ki67 ekspresyonunun (p=0,099) sağkalımla ilgisi saptanmadı.
Sonuç: Şeffaf hücreli böbrek kanserlerinde Ki-67 ekspresyonu ile tümör evresi ve
nükleer grade arasında ilişki saptanırken aynı ilişki MDM2 ve GST-α ekspresyonunda saptanamamıştır. Ki-67, MDM2 ve GST-α ile immünhistokimyasal boyanma ile prognoz arasında bir ilişki bulunamamıştır.
Anahtar kelimeler: Şeffaf renal hücreli kanser
88
11. Üroonkoloji Kongresi
VİDEO BİLDİRİLER
V01
VİDEO
BÖBREK KANSERİ VE KARŞI TARAF ADRENAL METASTAZINDA
ORTA HAT AKSESİYLE EŞZAMANLI LAPAROSKOPİK SOL RADİKAL
NEFREKTOMİ VE SAĞ ADRENALEKTOMİ
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Altmışbeş yaşında kadın hasta, hematüri nedeniyle çekilen abdominal tomografide sol böbrek alt polden kaynaklanan 8 cm’lik kontrast tutan kitle ve ağ adrenal
bezde 3 cm’lik metastaz ile uyumlu kitle tespit edilmiştir. Orta hatta yerleştirilen
portlarla hastaya laparoskopik sol radikal nefrektomi ve sağ adrenalektomi eşzamanlı olarak yapılmıştır.
Anahtar kelimeler: Adrenal metastaz, böbrek kanseri, laparoskopi
6-10 Kasım 2013, Antalya
91
BÖBREK KANSERİ
Artan Koni, Cenk Yücel Bilen, Mustafa Sertaç Yazıcı, Kubilay İnci,
Şenol Tonyalı, Haluk Özen
VİDEO
V02
SİTUS INVERSUS TOTALİS’Lİ OLGUDA LAPAROSKOPİK
NEFROÜRETEREKTOMİ
BÖBREK KANSERİ
Kaan Gökçen, Hüseyin Çelik, Murat Kobaner, Sinan Karazindiyanoğlu
Osmaniye Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Osmaniye
Giriş: Situs İnversus Totalis’li olguda sağ renal neoplazm nedeniyle gerçekleştirilen
Laparoskopik Nefroüreterektomi ve beraberinde mesaneden cuff eksizyonu deneyimimizin sunulması
Olgu: 78 yaşında hipertansiyon dışında bilinen komorbiditesi olmayan ve tarafımıza makroskopik hematüri şikayetiyle başvuran bayan hasta evalüe edildi.
Yapılan tetkiklerinde sağ renal pelviste malignite uyumlu görünüm izlenmesi ve
hastada Situs inversus Totalis (SIT) saptanması üzerine hastaya tanısal üreterorenoskopi (URS) uygulandı. Yapılan URS’de sağ böbrek pelviste multiple tümöral
oluşumlar izlenmesi nedeniyle punch biyopsi alındı. Patoloji sonucu pT1 TCC
olarak raporlanması üzerine hastaya Laparoskopik Nefroüreterektomi + mesaneden cuff eksizyonu planlandı. Operasyon öncesi Çekilen BT anjiografi ile vasküler
ve anatomik yapılar daha detaylı incelendi.
Operasyon süresi 110 dakika olup kanama miktarı 50 ml olarak hesaplandı. Yatış
süresi 4 gün olan ve taburculuğunda Hemoglobin değeri 11,5 mg/dl, serum kreatinin ise 1,15 mg/dl idi.
Patoloji sonucu fokal alanlarda skuamöz difansiasyon gösteren high grade ürotelyal neoplazm olarak raporlandı.
Sonuç: SIT; anatominin farklı gözüktüğü olgular olması ile beraber toplayıcı sistem tümörlerinde yeterli tecrübe ile tedavisi minimal invaziv cerrahi seçenekler ile
güvenli bir şekilde geçekleştirilebilmektedir. Gerçekleştirdiğimiz olgu bu bağlamda literatürde ikinci vaka olarak yerini almıştır.
Anahtar kelimeler: Situs inversus Totalis; Lapararoskopi; Nefroüreterktomi
92
11. Üroonkoloji Kongresi
V03
Alper Gök, Ali Çift, Mehmet Özgür Yücel, Can Benlioğlu
VİDEO
TRANSPERİTONEAL LAPAROSKOPİK RADİKAL NEFROÜRETEREKTOMİ
Adıyaman Devlet Hastanesi, Adıyaman
Yöntem: İki yıldır dış merkezde mesane tümörü nedeniyle defalarca transüretral
mesane tümörü rezeksiyonu uygulanan 75 yaşındaki bayan hastaya kliniğimizde
sol üreter tümörü tanısı konularak laparoskopik transperitoneal nefroüreterektomi uygulandı. Operasyon m.rectus abdominis sol lateral kenarına, epigastrik bölgeye ve ön aksiller hatta konulan birer adet 10 mm’lik trokarlardan gerçekleştirildi.
Radikal nefrektomiyi takiben üreter distalde iliak çarprazın altına kadar disseke
edildi. Solda 6 cm’lik gibson insizyon uygulananarak komşu mesane mukozasınıda
içerecek şekilde üreter ve böbrek tek parça halinde çıkartıldı. Mesane çift kat kapatıldıktan sonra loja dren yerleştirildi.
Bulgular: Operasyon 80 dakika sürdü. Kan kaybı minimaldi. Dreni 2. gün çekilen
hasta postop. 3. gün taburcu edildi. Üretral kateteri 7. gün çekildi. Patoloji sonucu
high grade T1 transisyonel hücreli karsinom ve cerrahi sınır negatif olarak geldi.
Ayrıca yapılan kontrol sistoskopilerde tümöre rastlanmadı.
Sonuç: Laparoskopik nefroüreterektomi hasta açısından daha konforlu minimal
invazif bir yöntemdir.
Anahtar kelimeler: Üreteral kanser
6-10 Kasım 2013, Antalya
93
ÜROLOJİK KANSERLERDE MİNİMAL İNVAZİV
Amaç: Bu videoda üreterin ve renal pelvisin tamamını dolduran transizyonel hücreli karsinom olgusunda uygulanan transperitoneal laparoskopik nefroüreterektomi deneyimimiz paylaşılmaktadır.
VİDEO
KLİNİK EVRE 2 SEMİNOMLU BİR OLGUDA PET GÖRÜNTÜLEME VE
ROBOT-YARDIMLI RETROPERİTONEAL ÖRNEKLEMENİN
TEDAVİ SÜRECİNE KATKISI
TESTİS KANSERİ
V04
Ömer Acar1, Tarık Esen2, Ahmet Musaoğlu1, Fatin Cezayirli1
1
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
2
Amaç: Bu çalışmada PET görüntüleme ve robot-yardımlı retroperitoneal örneklemenin, klinik evre 2 seminomu olan bir olguda, tedavi sürecini nasıl etkilediği özetlenmiştir. Video kısmında robot-yardımlı retroperitoneal lenfadenektomi
gösterilmiştir.
Olgu: 36 yaşında erkek hasta, sol testiste ele gelen ağrısız kitle nedeniyle başvurdu. Fizik muayenede; sol testisin neredeyse tamamını dolduran bir kitle palpe
edilirken, sağ testisin alt polünde bir sertlik olduğu hissedildi. Ultrasonografide;
sol testis parankimini tama yakın oblitere eden, birbirine bitişik, multipl nodüler
kitle lezyonları ve sağ testis alt polünde belirsiz sınırlı, tümör açısından şüpheli
hipoekoik alanlar tespit edildi. Tümör belirteç düzeyleri normal limitlerdeydi. Bu
bulgular doğrultusunda sol radikal orşiektomi ve sağ parsiyel orşiektomi yapıldı.
Patolojik incelemede; bilateral seminom tanısı kondu. Soldaki tümör pT1 evresindeydi ve çapı 6.5 cm ölçüldü. Sağdaki tümör milimetrik boyuttaydı ve tümör dışındaki parankimde seyrek seminom hücre infiltrasyonu olduğu belirtildi. Toraks
BT’de patoloji saptanmazken, batın BT’de infrarenal seviyede, sol paraaortik alanda yerleşim gösteren en büyüğü 1.5 cm boyutunda 4-5 adet lenf nodu tespit edildi.
PET incelemesinde primer hastalık metastazı lehine patolojik metabolik aktivite
artışı gösteren lezyon izlenmediği rapor edildi. Bunun üzerine robot-yardımlı retroperitoneal lenfadenektomi kararı verildi.
Yöntem-Bulgular: Sol lumbotomi pozisyonunda, 5 adet (3 robot + 2 asistan)
transperitoneal port yerleştirildi. İnen kolon mediyalize edildikten sonra böbrek
hilüsu seviyesinde, sol paraaortik sahada yerleşim gösteren lenf nodları etraf dokulardan serbestleştirildi ve sonrasında eksize edildi. Kanama kontrolünü takiben
loja aspiratif dren yerleştirildi. Ameliyat 90 dakika sürdü ve tahminen 100 ml kan
kaybedildi. Hasta, sorunsuz bir postoperatif sürecin ardından, postoperatif 3. günde taburcu edildi. Eksize edilen 12 lenf nodunun patolojik incelemesinde reaktif
94
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Laparoskopi, testis, robot yardımlı
6-10 Kasım 2013, Antalya
95
TESTİS KANSERİ
Sonuç: Seminoma bağlı gelişen retroperitoneal kitlelerin PET-BT ile görüntülenmesi ve retroperitoneal lenfadenektomi ile örneklenmesi, evrelemenin daha
doğru ve kesin bir şekilde yapılmasını sağlar. Robot-yardımlı laparoskopik cerrahi
seminomlu olgularda tespit edilen retroperitoneal lenf nodlarının örneklenmesi
için kulllanılabilir. Retroperitoneal lenf nodlarında, gerek metabolik görüntüleme
gerekse de patolojik inceleme sonucunda malignite saptanmayan klinik evre 2 seminomlarda radyoterapi uygulanmayabilir.
VİDEO
hiperplazi raporlandı. Bunun üzerine radyoterapiye gerek görülmedi ve hastaya 2
kür karboplatin verilmesi kararlaştırıldı.
VİDEO
RADİKAL NEFREKTOMİ,VENA KAVA VE/VEYA ATRİAL TÜMÖR
TROMBEKTOMİ: YÜKSEK TORAKOABDOMİNAL TRANSDİAFRAGMATİK
EKSTRAPERİTONEAL YAKLAŞIM
BÖBREK KANSERİ
V05
Yavuz Önol1, Mehmet Remzi Erdem2, İsmail Başıbüyük1,
Abdullah Armağan1, Fikret Fatih Önol3, Muzaffer Akçay1, Fatih Elbir1
1
Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastenesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
3
Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
2
Böbrek tümörlerinde major venöz sisteme giren tümör trombusü %4-10 arasında
gözükür. Atriuma uzanan trombüslü olgular daha da nadirdir. Bu videoda 8. kot
torakoabdominal transdiafragmatik yaklaşımla radikal nefrektomi ve kaval tümör
trombektomi yapılan teknik sunulmaktadır.
1995-2013 yılları arasında 21 vena kavaya(6 tanesi atriuma) uzanım gösteren tümör
trombüslü renal kitlelere yapılan açık cerrahi girişim sunulmaktadır. Bütün hastalara yüksek torakoabdominal(8,9 ve 10. kotların çıkartılması) girişim uygulanmıştır.
Gerektiğinde kesi rektus ön kılıfı, rektus adelesi ve rektus arka kılıfı kesilerek göbek
altı hizasına uzatılmıştır. İşlem tamamen retroperitoneal olarak gerçekleştirilmiş gerektiğinde retroperitoneal olarak karşı böbreğe de hakimiyet sağlanmıştır. Böbrek
arkadan etraf dokulardan disseke edildikten sonra hemen renal artere ulaşım sağlanmış ve bağlanıp kesilmiştir. Venöz akımın kesilmesi ile karaciğer ve vena kavadaki
dolgunluk önemli ölçüde azalmıştır. Retrohepatik vena kavaya tam kontrol sağlanmıştır. Lomber venler bağlanıp hepatik venler kontrol altına alınmıştır. Distal vena
kavaya kros klemp konulmuştur. Subdiafragmatik trombüslü olgularda proksimal
vena kava satinski klemplerle kontrol altına alınmıştır. Atriuma uzanım gösteren tümörlerde atrium torakoabdominal kesiden manuel olarak tümör trombüsü distale
itilmiştir. Vena cava kesilerek frajil trombüslü olgularda foley atriuma itilip balonu
şişirilerek çıkartılmıştır. Bu kesi ile perikardium açılıp atriuma tam manuel kontrol
sağlanabilir. Vena kava 2 tabaka olarak onarılmıştır. Diafragma ve plevra primer olarak kapatılmıştır. Hiçbir olguda toraks tüpüne gerek kalmamıştır.
Ortalama operasyon süresi 130 dakika, ortalama kanama 1700 cc(500-3000cc), ortalama hastanede kalış süresi 6 gün(2-10 gün), ortalama izlem 26 ay(10-54 ay)’ dır. Atrial
uzanımlı olguların 2 tanesi 2 yıl, 1 tanesi 5 yıl yaşamış olup diğerleri halen hayattadır.
96
11. Üroonkoloji Kongresi
6-10 Kasım 2013, Antalya
BÖBREK KANSERİ
Anahtar kelimeler: Atrial tümör trombüsü, vena kava, böbrek tümörü
VİDEO
Yüksek torakoabdominal yaklaşım retrohepatik anterior yaklaşımlara göre karaciğer mobilizasyonuna gerek kalmadan retrohepatik vena kavaya kolay ulaşım sağlar.
Renal arter hemen bağlanıp kesilir. Atriuma uzana tümör trombüslerinde kardiak
arreste ve kardiyopulmoner by pass’ ihtiyaç duyulmaz. Bu maksimal kesili bu yaklaşım maksimal tümöral kontrol ve orta derecede morbidite göstermektedir.
97
MESANE KANSERİ
VİDEO
V06
ÜRETER ALT BÖLÜM TÜMÖRLERİNDE TRANSÜRETRAL
REZEKSİYON OLGUSU
Cavit Can, Abdullah Gürel, İyimser Üre
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Eskişehir
Amaç: Üreter alt bölümde saptanan tümörün transüretral olarak rezeke edildiği
olgumuzun video görüntülerini paylaşmayı amaçladık.
Hasta ve Yöntem: 52 yaşında kadın hasta makroskopik hematüri nedeniyle kliniğimize başvurdu. Yapılan endoskopisinde sol üreter orifisinden protrüze olan papiller tümöral oluşum izlendi. Tümörün orifisi tutmadığı görüldü. İntramural üreter dolgun görünümdeydi. İlk olarak orifisten protrüze olan kısım rezeke edildi.
Bu işlemde alınan dokunun patolojik incelemesi “düşük dereceli üretelyal tümör”
olarak rapor edildi. Bu işlemden 4 hafta sonra üreterorenoskop ile girilerek üreter
alt ucu 5. cm’e kadar multipl papiller tümörlerin olduğu gözlendi. Bu lezyonların
proksimalinde tümöre rastlanmaması nedeniyle pediatrik rezektoskop kullanılarak TUR-Üreter tümörü uygulandı. Patolojik tanısı “düşük dereceli üretelyal karsinom (Ta)” olarak geldi. 3. ayında üreteroskopik kontrolü yapılarak görüntüleri
kaydedildi.
Sonuç: Üreter alt ucuna lokalize üretelyal tümörlerde transüretral rezeksiyon uygulanabilecek yöntemlerden biridir. Bu amaçla üretranın kısa olması sebebiyle kadın hastalarda pediatrik rezektoskopların güvenle kullanılabileceği kanaatindeyiz.
Anahtar kelimeler: Transüretral Rezeksiyon, Üreter Alt Bölüm Tümörü
98
11. Üroonkoloji Kongresi
V07
VİDEO
MESANE LEİOMYOMUNDA ROBOT-YARDIMLI PARSİYEL SİSTEKTOMİ
Tarık Esen1, Ömer Acar2, Levent Gürkan3
1
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
3
Kadıköy Şifa Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
2
Yöntem: 32 yaşında bayan hasta, infertilite nedeni ile araştırılırken yapılan pelvik
ultrasonografide, mesane içerisinde yer kaplayan lezyon fark edilmesi üzerine kliniğimize başvurdu. Alt üriner sistem semptomu tarif etmeyen hastanın özgeçmişi, soygeçmişi ve fizik muayenesinde özellik saptanmadı. İdrar ve kan testlerinde
anormallik tespit edilmedi. Pelvis MR incelemesinde, mesane anterior duvarda
yerleşim gösteren, homojen, düzgün sınırlı ve 4 cm çapa ulaşan kitlesel lezyon saptandı. T2 ağırlıklı kesitlerdeki sinyal yoğunluğunun kas dokusu ile uyumlu olduğu
rapor edildi. Bu bulgular doğrultusunda hastaya robot-yardımlı parsiyel sistektomi önerildi.
Bulgular: Toplam 5 adet transperitoneal port yerleştirildi. Prevezikal saha oluşturuldu ve mesane ön duvarında yerleşim gösteren kitle izole edildi. Kitle etrafı
demarke edildikten sonra eksizyon gerçekleştirildi. Tümör frozen inceleme için
ekstrakte edildi. Frozen sonucu leiomyom lehine rapor edildi ve cerrahi sınırlarda tümör olmadığı belirtildi. Ardından mesane duvarında oluşan defekt 2 tabaka
halinde kapatıldı. Su sızdırmazlık testini takiben prevezikal sahaya dren kondu.
Ameliyat 120 dakika sürdü ve tahminen 50 ml kan kaybedildi. İntraoperatif ve
postoperatif süreç sorunsuz geçti. Hasta postoperatif 3. günde taburcu edildi ve
foley sonda postoperatif 7. günde alındı. Patolojik inceleme sonucunda, eksize
edilen kitlenin 3.5 cm çapa sahip olan bir leiomyoma olduğu ve cerrahi sınırların
tümör barındırmadığı belirtildi.
Sonuç: Robot-yardımlı parsiyel sistektomi, mesanenin benign görünümlü nonepitelyal tümörlerinin cerrahi tedavisinde tercih edilebilecek etkin ve güvenli bir
yöntemdir.
Anahtar kelimeler: Leiomyom, mesane, robot
6-10 Kasım 2013, Antalya
99
ÜROLOJİK KANSERLERDE MİNİMAL İNVAZİV
Amaç: Bu videoda mesane leiomyomunun robot-yardımlı parsiyel sistektomi ile
rezeksiyonu gösterilmiştir.
MESANE KANSERİ
VİDEO
V08
AŞAMA AŞAMA EXTRAPERİTONEAL KADIN SİSTEKTOMİ VE
GENİŞLETİLMİŞ LENFADENEKTOMİSİ
Yavuz Önol1, Mehmet Remzi Erdem2, İsmail Başıbüyük1, Sina Kardaş1,
Abdullah Armağan1, Cevper Ersöz1
1
Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
Haydarpaşa Numune Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
2
Amaç: İnvazif mesane kanserli kadınlarda radikal sistektomi standart bir tedavidir. Bu hastaların postoperatif dönemde oluşabilecek komplikasyonlarını azaltmak, yaşam kalitesini artırmak için, ekstraperitoneal sistouretrektomi tekniğimizi
sunacağız.
Materyal-Metod: Kasa invazif mesane kanserili kadın hastalar preoperatif dönemde jinekolojik olası bir patoloji açısından değerlendirilir ve riskli hastalarda
jinekolojik organlar korunmayıp, diğerlerinde koruyucu yaklaşım tercih edilir.
Sistektomi yapılacak hastalar anestezi altında bimanual muayene edilip mesane
ve uretranın çevre dokularla olan ilişkisi tesbit edilir. Extraperitoneal sistektomi
şu aşamalardan oluşur: 1. Sol paraumblikal göbek altı median cilt insizyonu 2.
Pariyetal peritonun her iki yanda mediale çekilerek iliak damarlar, promontoryum
ve aort bifurkasyonu 2-3 cm kranialine kadar vizüalize edilip, genişletilmiş ekstraperitoneal lenfadenektomi yapılması 3. Extraperitoneal mesane serbestleştirilmesi, oblitere umblikal arter, inferior, superior ve uterin arterlerin bağlanması 4.
Ureterlerin diseke edip serbestleştirilmesi 5. Endopelvik fasyanın açılıp uretrovezikal uretropubik ligamanların kesilmesi 6. Mesane kubbesindeki peritona dokunmadan arka ve yanlardan tamamen serbestleştirilmesi 7. Sakrum önünden rektumun arkasından diseksiyonun genişletilmesi 8. Sol ureterin kesilip sağa transfer
edilmesi 9. Uterus korunanlarda vajen ön duvarıyla uretra arası serbestleştirilmesi
ve uretra 1/3 proksimalinin kesilmesi (uterus korunduğunda mesane retrograd
kraniale doğru serbestleştirilir) 10. Histerektomi de yapılacak vakalarda batına
girilir, overlerin korunmayacağı olgularda overyen pedikül ve ligamanlar kesilir.
Konfigüre edilecek barsak segmenti periton flapları kapatılarak tamamen ekstraperitonealize edilmiş olur.
Sonuç: Extraperitoneal retrograd sistektomi barsak komplikasyonlarını azaltıp,
hastanın kısa sürede günlük aktivitelerine dönmesini sağlamaktadır. Ayrıca uygun
hasta gruplarında jinekolojik organların korunması aktif bir cinsel yaşam ve cinsel
100
11. Üroonkoloji Kongresi
VİDEO
kimliğin devam etmesi nedeniyle tercih edilmelidir. Radikal sistektomi tek başına
morbiditesi yüksek bir operasyon olduğundan, komplikasyonları en aza indirirken
cerrahi sınırları da negatif sağlama konusunda hassas davranılmalıdır.
Anahtar kelimeler: Kadın, mesane tümörü, sistektomi
MESANE KANSERİ
6-10 Kasım 2013, Antalya
101
BÖBREK KANSERİ
VİDEO
V09
KÜÇÜK RENAL KİTLELERDE LAPAROSKOPİK İSKEMİSİZ
KİTLE ENÜKLEASYONU
Deniz Demirci, Abdullah Demirtaş, Numan Baydilli, Muharrem Özkaya,
Volkan Sabur, İbrahim Gülmez
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kayseri
Amaç: Bu videoda renal kitleli bir hastaya uyguladığımız laparoskopik transperitoneal iskemisiz kitle enükleasyon operasyonunu sunmayı amaçladık.
Yöntem: Polikliniğimize yönlendirilen 57 yaşında bayan hastada sağ renal kitle
mevcuttu. Bilgisayarlı batın tomografisinde sağ böbrek orta üst kesim lateral korteksde böbrek parankimine kıyasla az kontrastlanma gösteren solid karakterde
24x21 mm ölçüsünde RCC ile uyumlu nodüler görünüm tespit edildi. Toraks tomografisinde metastaz lehine bulgu saptanmadı. Kan parametreleri normal olan,
dâhili problemi bulunmayan hastaya laparoskopik parsiyel nefrektomi planlandı.
Sağ semiflank pozisyonda 4 adet 10’luk trokar ile transperitoneal olarak batına
girildi. Böbrek etraf dokulardan hook elektrokoter yardımı ile serbestlendi. Üst
poldeki kitle vizualize edildi. Renal arter bulunarak emniyet amaçlı plastik şerit
ile ortaya kondu. Egzofitik renal kitle iskemi uygulanmadan enükleasyon yöntemi
ile eksize edildi. Tümör yatağından frozen gönderildi. Ameliyat lojuna sump dren
yerleştirilerek işleme son verildi.
Bulgular: Operasyon süresi 120 dakika idi. Frozen sonucu normal idi. Hiç bir
komplikasyon yaşanmadı. Aspiratörde 100 ml hemorajik mayi vardı. Postoperatif
drenaj 0-50 ml arasında idi. Postoperatif sorunu olmayan hasta 3. günde taburcu
edildi. Postoperatif 7. gün dreni çekildi. Patoloji sonucu Renal Hücreli Karsinom,
Furman grade 2, cerrahi sınırlar salim olarak rapor edildi.
Sonuç: Eksofitik küçük böbrek tümörlerinde seçilmiş olgularda, iskemi uygulanmadan enükleasyon yöntemi ile kitle çıkarılabilir. İskeminin olmaması ve
minimal parankim kaybı bu yöntemin seçilmiş vakalarda uygulanabileceğini
göstermektedir.
Anahtar kelimeler: Böbrek Tümörü; Enükleasyon; Laparoskopi
102
11. Üroonkoloji Kongresi
V10
VİDEO
SOL TAŞLI BÖBREKTE RENAL KİTLE: LAPAROSKOPİK PARSİYEL
NEFREKTOMİ VE NEFROLİTOTOMİ
1
Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Samsun
Samsun Gazi Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Samsun
2
Amaç: Bu videoda aynı kaliksiyel sisteme komşu böbrek taşı ve renal kitleli olguya
uyguladığımız, laparoskopik parsiyel nefrektomi (LPN) ve nefrolitotomi deneyimimizi sunmayı amaçladık.
Hasta ve Metod: Sol yan ağrısı nedeniyle başvuran 54 yaşındaki erkek hastada, sol
böbrekte (PADUA skor 10) yaklaşık 50 mm çaplı kitle ve en büyüğü yaklaşık 2,5
cm olan üç adet taş tespit edildi. Hastaya transperitoneal LPN ve nefrolitotomi
planlandı. Hasta 60 derece sol yan pozisyona alındı. Paraumblikal 1 cm kesi ile
Veress iğnesi eşliğinde peritoneal alana girildi ve pnömoperitoneuma oluşturuldu.
Takiben bir adet 12 mm lik optik port, solda midclavicular hatta 1 adet 5 mm lik
ve 1 adet 12 mm lik 2. ve 3. portlar girildi. İnen kolon deviye edildi ve retroperitoneal alana ulaşıldı. Renal arter ve ven serbestlendi. Tümör, üzerinde perirenal yağ
dokusu bırakılarak serbestlendi ve sınır koter yardımı ile belirlendi. Endo-bulldog
yardımı ile renal arter ve ven kapatıldıktan sonra kitle soğuk makas yardımıyla parankimden ayrıldı. Kitle taban cerrahi sınırda toplayıcı sistem açıldı ve taşlar izlendi. Taşlar forceps ile alındıktan sonra önce toplayıcı sistem ardından parankim
“V-Loc” sütür ile kapatıldı. Bulldog klemp alındıktan sonra kanamanın olmadığı
görüldü, loja dren konuldu ve işleme son verildi.
Bulgular: Cerrahi süre 88 dakika, sıcak iskemi 12 dk, kan kaybı yaklaşık 150 cc
idi. Postoperatif 3. günde dreni çekilerek taburcu edildi. Histopatolojik inceleme
sonucu şeffaf hücreli RCC Fuhrman grade 2 olarak rapor edildi.
Sonuç: Sıcak iskemi süresini belirgin derecede uzamadığı ve uygun lokalizasyondaki vakalarda taş varlığında, onkolojik cerrahiye ek olarak laparoskopik taş cerrahisi de uygulanabilir.
Anahtar kelimeler: Böbrek taşı; Parsiyel nefrektomi; Renal kitle
6-10 Kasım 2013, Antalya
103
BÖBREK KANSERİ
Yakup Bostancı1, Ender Özden1, Fatih Ataç2, Turgut Serdaş1,
Yarkın Kamil Yakupoğlu1, Şaban Sarıkaya1
ÜROLOJİK KANSERLERDE MİNİMAL İNVAZİV
VİDEO
V11
RENAL PEDİKÜL ETRAFINDAKİ PARAGANGLİOMUNUN
LAPAROSKOPİK EKSİZYONU
Volkan İzol, İbrahim Atilla Arıdoğan, Fatih Gökalp, Mutlu Değer,
Zühtü Tansuğ
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Adana
Amaç: Paraganglioma, sempatik veya parasempatik sinir sistemi ile ilişkili nöroendokrin hücrelerden kaynaklanan tümörlere verilen genel isimdir. Genellikle
sürrenal medullasından kaynaklansa da, %0.01-0.1 gibi oldukça nadir sıklıkta sürrenal dışı lokalizasyonda bulunabilirler. Farklı lokalizasyondaki paragangliomaların eksizyonunda laparoskopik yaklaşım uygulanabilmektedir. Bu videoda, sağ
renal arter ile ven arasındaki kitlenin laparoskopik yöntemle çıkarılma görüntüleri
sunulmaktadır.
Hasta ve Yöntem: Karın ağrısı nedeniyle yapılan tetkiklerinde sağ renal arteri yaylandıran, 3 cm.lik kitle tanısı konulan 22 yaşındaki erkek hastaya laparoskopik kitle eksizyonu uygulandı. Veress iğnesi ile sağ pararektal göbek hizasından transperitoneal giriş yapıldı. Operasyonda 5 mm 30° laparoskop ve standart laparoskopik
donanım kullanıldı, Transperitoneal yaklaşımla kolon medialize edildikten sonra
sağ renal arter ve ven bulundu. Kitle, arter ve venden ligasure ve harmonik makas
yardımıyla serbestlenip. eksize edildi. Loja 1 adet dren konulup işleme son verildi.
Bulgular: Operasyon 130 dakika sürdü, kanama minimaldi. İntraoperatif ve postoperatif dönemde komplikasyon görülmeyen hasta, 1. gün dreni çekilip taburcu
edildi. Histopatolojik incelemede paraganglioma saptandı.
Sonuç: Atipik yerleşimli kitlelerin çıkartılmasında artan deneyimle birlikte laparoskopi, seçilmiş vakalarda uygulanabilen etkin ve güvenilir bir yöntemdir.
Anahtar kelimeler: Laparoskopi, paraganglioma
104
11. Üroonkoloji Kongresi
V12
VİDEO
MEN II SENDROMLU OLGUDA LAPAROSKOPİK PARSİYEL
ADRENALEKTOMİ
1
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Samsun
Samsun Gazi Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Samsun
3
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Endokrinoloji Bilim Dalı, Samsun
2
Amaç: Bu videoda MEN II sendromlu hastada uyguladığımız sol parsiyel ve sağ
total adrenalektomi deneyimimizi sunmayı amaçladık.
Materyal-Metod: 33 yaşında erkek hasta son 3 aydır devam eden sol kol ağrısı,
yüzde kızarıklık ve çarpıntı yakınması ile başvurmuş ve multipl endokrin neoplazi (MEN) sendromu tanısı konmuştur. Adrenal değerlendirmesinde, bilateral
feokromositoma saptanan hastaya sağ total, sol parsiyel adrenalektomi planlandı.
Önce sol parsiyel adrenalektomi planlandı. Hasta 90 derece sol yan pozisyona alındı. Sol midklavikular hattan “Veress iğnesi” ile girilerek pnömoperitoneum oluşturuldu ve bir adet 10 mm’lik optik port yerleştirildi. Arcus kostaryuma paralel
bir adet 5 mm’lik ve bir adet 10 mm’lik 2. ve 3. trocarlar yerleştirildi. Dalak ve
distal pankreas mediale deviye edilerek adrenal bez bölgesine ulaşıldı. Sol adrenal
ven bulundu. Takiben sol böbrek üst polü, dalak komşuluğu uygun şekilde diseke edildi ve sol adrenalin medial yaprağındaki kitle sınırları ve adrenal ven dalı
diseke edildi. Adrenal dalın kontrolü metal kliplerle yapıldıktan sonra adrenal
medial yaprağı parsiyel olarak Thunderbeat® yardımı ile eksize edildi. Daha sonra
hasta sağ adrenalektomi için 90 derece sağ yan pozisyona alındı. Sağ midklavikular
hattan “Veress iğnesi” ile girilerek pnömoperitoneum oluşturuldu ve bir adet 10
mm’lik optik port yerleştirildi. Arcus kostaryuma paralel bir adet 5 mm’lik ve bir
adet 10 mm’lik 2. ve 3. trocarlar yerleştirildi. Ksifoidin ucundan yerleştirilen 5 mm
lik 4. porttan laparoskopik karaciğer ekartörü yerleştirildi. Önce IVC diseksiyonu
yapıldı ve adrenal ven metal kliplerle kapatılıp kesildi. Adrenal inferiorda böbrek
üst polü, posteriorda psoas üzerinden ve süperiorda karaciğerden yağ dokusu ile
birlikte genişçe diseke edilerek adrenalektomi tamamlandı. Her iki spesmen ayrı
ayrı endobag yardımı ile çıkarıldı.
Bulgular: Cerrahi süre 138 dakika, kan kaybı minimaldi. Postoperatif 2.günde
dreni çekilerek taburcu edildi. Histopatolojik inceleme sonucu feokromositoma
6-10 Kasım 2013, Antalya
105
ÜROLOJİK KANSERLERDE MİNİMAL İNVAZİV
Ender Özden1, Yakup Bostancı1, Fatih Ataç2, Ayşegül Atmaca3,
Hulusi Atmaca3, Cengiz Beyaz1, Şaban Sarıkaya1
VİDEO
ÜROLOJİK KANSERLERDE MİNİMAL İNVAZİV
olarak rapor edildi. Her iki spesimende de cerrahi sınırlar intakt olarak rapor edildi. Hastanın postoperatif 3. aydan itibaren takiplerinde steroid replasman tedavisine ihtiyacı gerekmeedi.
Sonuç: Bilateral feokromasitomalı olgularda, hastayı steroid replasmanından korumak için parsiyel adrenalektomi akılda tutulması gereken opsiyonlardan birisidir.
Parsiyel adrenalektomi, seçilmiş vakalarda güvenle uygulanabilen bir yöntemdir.
Anahtar kelimeler: Adrenal; Feokromositoma; Laparoskopi; Parsiyel adrenalektomi
106
11. Üroonkoloji Kongresi
V13
VİDEO
ÜST ÜRİNER SİSTEMİN ÜROTELİAL KARSİNOMU: LAPAROSKOPİK
RADİKAL NEFROÜRETEREKTOMİ VE İNTRAKORPOREAL
MESANE GÜDÜK EKSİZYONU
1
Samsun Gazi Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Samsun
Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Samsun
2
Amaç: Bu videoda laparoskopik radikal nefrektomideki port konfigurasyonu kullanılarak gerçekleştirdiğimiz laparoskopik radikal nefroüreterektomi (LRNÜ) ve
intrakorporeal mesane kaf eksizyonu olgusunu sunmayı amaçladık.
Hasta ve Metod: Akciğer kanseri nedeniyle opere olmuş ve radyoterapi almış 58 yaşındaki erkek hastanın takiplerinde sol böbrek renal pelviste yaklaşık 3,5 cm’lik kitle tespit
edildi. Hastaya transperitoneal LRNÜ ve mesane kaf eksizyonu planlandı. Hasta 60
derece sol yan pozisyona alındı. Umblikus üstü sol pararektal 1 cm kesi ile Veress iğnesi
eşliğinde peritoneal alana girildi ve pnömoperitoneum oluşturuldu. Takiben solda midclavicular hatta 1 adet 5 mm lik ve 1 adet 10 mm lik 2. ve 3. portlar girildi. Umblikus
altı midclavikular hattan 5 mm lik 4. port girildi. İnen kolon deviye edildi ve retroperitoneal alana ulaşıldı. Üreter iliak çaprazın proksimalinde gonadal venle birlikte bulundu ve proksimale doğru diseke edilerek renal hilusa ulaşıldı. Renal arter ve venin
kontrolü sırasıyla “Hem-O-Lok” klipler ve metal klipler ile yapıldı. Kitlenin etrafının
diseksiyonunda “Thunderbeat®” ve “hook” koter kullanıldı. Takiben üreter ve gonadal venin proksimal seviyeden “Hem-O-Lok” ve metal kliplerle kontrolü sağlandıktan
sonra, gonadal ven kesildi. Üreter distale kadar diseke edildikten sonra kaf ile birlikte çıkarıldı ardından mesane vicryl sütür ile kontinu kapatıldı. Mesaneye sondadan verilen
serum fizyoloji ile sütür hattının sızdırmazlığı kontrol edildi. Kitle endobag yardımıyla
açılan sol oblik gibson insizyonundan çıkarıldı.
Bulgular: Operasyon süresi 120 dakika kan kaybı yaklaşık 90 cc idi. Patoloji yüksek dereceli üretelyal karsinom (T1) üreter cerrahi uç tümör negatifti. Postoperatif
4. gün dreni ve 5. gün sodası çekildi.
Sonuç: Hastada pozisyon değiştirmeden ve ek port gereksinimi olmadan, standart laparoskopik radikal nefrektomide kullandığımız konfigürasyon ile radikal
nefroüreterektomi gerçekleştirmek mümkün olabilmektedir
Anahtar kelimeler: İntrakorporeal; Laparoskopi; Nefroüreterektomi
6-10 Kasım 2013, Antalya
107
BÖBREK KANSERİ
Fatih Ataç1, Ender Özden2, Yakup Bostancı2, Cengiz Beyaz2,
Yarkın Kamil Yakupoğlu2, Şaban Sarıkaya2
BÖBREK KANSERİ
VİDEO
V14
SENTRAL-HİLAR YERLEŞİMLİ RENAL KİTLELERDE AÇIK PARSİYEL
NEFREKTOMİ: İŞLEMİ KOLAYLAŞTIRAN TEKNİK İNCELİKLER
Yavuz Önol1, Abdullah Armağan1, Senad Kalkan1, Mehmet Remzi Erdem2,
İsmail Başıbüyük1, Fatih Elbir1, Fikret Fatih Önol3
*Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
2
Haydarpaşa Numune Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
3
Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
Amaç: Sentral hilar yerleşimli renal kitlelerin parsiyel olarak çıkartılması güçtür.
Bu çalışma ile parsiyel nefrektomiyi kolaylaştıran teknik incelikler ve sonuçları
sunulmaktadır.
Yöntem-Gereçler: 2004-2013 yıllarında böbrek hilusunda yerleşimli kitle nedeniyle 23 hastanın ( 10 erkek, 6 kadın) opere edildi. Kitle boyutu ortalama 5 cm’di
( 4- 8 cm). 3 hasta tek böbrekliydi ve bunların 2’sinin karşı böbrek atrofik, 6 hastanın ise soliter böbrekliydi. Torakoabdominal insizyon ile 9, 10 veya 11. kot alınarak ekstreperitoneal-ekstraplevral yaklaşım uygulandı. Böbreğin tamamen serbestlenmesini takiben 7 hastaya soğuk iskemi, 9 hastaya ise sıcak iskemi ile rezeksiyon
tamamlandı. Tümör 1-5 mm çevresinden insize edilerek parankim diseksiyonu esnasında rastlanılan segmental arterler anında bağlanıp kesildi. Klempaj açıldıktan
sonra yapılacak kanama kontrolu diseksiyon esnasında yapılarak minimal kanama
hedeflendi. Renal pelvis sistemi hemen onarılarak işleme devam edildi. Parankim
U ya da devamlı olacak şekilde no:1 vicryl ile birbirine yaklaştırıldı. Ameliyat süresi, kanama miktarı, post-op kreatinin değerleri, per-postop komplikasyonlar ve
takiplerinde rekurrens olan hastalar kayıt edildi.
Bulgular: Ortalama sıcak ve soğuk iskemi zamanı sırasıyla 13 ve 37 dakika olarak tespit edildi. Kanama miktarı ise 100-800 ml arasındaydı. Pelvikalisiyel sistemin onarıldığı 7 hastaya DJ stent konuldu ve takiplerinde ürinom ve fistül tespit
edilmedi. Hastaların ortalama hastanede yatış süreleri 4.8 gün (2-7) olarak tespit
edildi. Patoloji sonuçları değerlendirildiğinde 14 hastada renal hücreli karsinom, 1
hastada anjiomiyolipom ve 1 hasta da ise onkositoma olarak bildirildi. Hastaların
ortalama 39 ay (11-62) takiplerinde lokal rekürrens ve sistemik metastaz tespit
edilmedi. Hastaların son kontrollerinde kreatinin değerleri 1.9 mg/dl’den yüksek
rapor edilmedi.
108
11. Üroonkoloji Kongresi
VİDEO
Sonuç: Santral hilar yerleşimli böbrek tümörlerinde segmental arterlerin parankim diseksiyonu esnasında karşılaşıldığında hemen bağlanması, zor parsiyel nefrektomi olgularında işlemi kolaylaştıran bir tekniktir.
Anahtar kelimeler: Santral hilar böbrek tümörü, parsiyel nefrektomi
BÖBREK KANSERİ
6-10 Kasım 2013, Antalya
109
BÖBREK KANSERİ
VİDEO
V15
ÜST ÜRİNER SİSTEM TÜMÖRLERİNDE LAPAROSKOPİK
RETROPERİTONEOSKOPİK NEFROÜRETEREKTOMİ
Deniz Demirci, Abdullah Demirtaş, Numan Baydilli, Muharrem Özkaya,
Volkan Sabur, Emre Can Akınsal, İbrahim Gülmez
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kayseri
Amaç: Bu videoda üst üriner sistem tümörü bulunan bir hastada uyguladığımız laparoskopik retroperitoneal nefroüreterektomi operasyonunu sunmayı amaçladık.
Yöntem: Polikliniğimize hematüri şikâyeti ile başvuran 64 yaşında bayan hastanın yapılan bilgisayarlı batın tomografisinde; sol böbrek alt pol kaliksinde fokal
dolum defekti tespit edildi. Mesanede patoloji yoktu. Şüpheli tümör odağından
biyopsi alındı. Biyopsi sonucunda malign hücrelerin bulunması ve alınan selektif
idrar sitolojisi Class 4 olarak gelmesi üzerine hastaya laparoskopik retroperitoneoskopik nefroüreterektomi operasyonu planlandı. Önce litotomi pozisyonunda sol
orifis etrafı TUR ile insize edilerek detrüsör kas tabakasından ayrıldı. Daha sonra
sol flank pozisyonda 2 adet 10’luk 1 adet 5’lik trokar ile retroperitoneal olarak
girildi. Üreter bulunarak klemplendi. Böbrek etraf dokulardan serbestlendi. Renal
arter, ven ve ovarian ven bulunarak klemplendi ve kesildi. Üreter mesane giriş yerine kadar serbestlendi ve mesaneden ayrıldı. Loja hemovak dren konuldu. Trokar
giriş yeri genişletilerek böbrek ve üreter tek parça halinde çıkarıldı.
Bulgular: Operasyon süresi 140 dakika idi. Hiç bir komplikasyon yaşanmayan vakada minimal kan kaybı vardı. Postoperatif drenaj 0-50 ml arasında idi. Postoperatif
sorunu olmayan hasta 3. günde taburcu edildi. Postoperatif 6. gün üretral kateteri
ertesi gün dreni çekildi. Patoloji sonucu Skuamoz Hücreli Karsinom, üreter cerrahi sınır salim, perirenal yağ dokuda tümör izlenmedi olarak rapor edildi.
Sonuç: Üst üriner sistem tümörlerinin tedavisinde üreter orifisinin TUR ile detrüsör tabakasından ayrılmasından sonra laparoskopik retroperitoneoskopik nefroüreterektomi tercih edilebilecek güvenli bir tedavi yöntemi olarak gözükmektedir.
Anahtar kelimeler: Böbrek Tümörü, Laparoskopi, Transüretral rezeksiyon
110
11. Üroonkoloji Kongresi
V16
Cavit Can, Ali Barbaros Başeskioğlu
VİDEO
PELVİS RENALİS TÜMÖRÜNE PERKÜTAN REZEKSİYON UYGULAMASI
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Eskişehir
Hasta ve Yöntem: 2004 yılından itibaren kolon karsinomu ve 2005 yılından itibaren endometrium karsinomu nedeniyle takipte olan 64 yaşında kadın hasta
Kasım 2012’de kliniğimize hematüri şikayeti ile başvurdu. Yapılan Bilgisayarlı
Tomografi sonucunda sol böbrek pelvisinde 1 cm tümör olduğu görüldü. Hastaya
tanısal fleksibl üreteroskopi yapıldı. Pelvis içerisinde 1 cm soliter papiller tümör
izlendi. Üreterin ve diğer kalikslerin temiz olduğu görüldü. Hasta ile konuşularak
perkütan rezeksiyon için onam alındı. Ocak 2013’de hastaya perkütan nefroskopi
eşliğinde monopolar rezeksiyon uygulandı. Patoloji sonucu “düşük dereceli ürotelyal karsinom (Ta)” şeklinde rapor edildi. Postop 3. gün sorunsuz olarak taburcu
edilen hastaya işlemden 8 ay sonra kontrol fleksibl üreteroskopi yapılarak rezidüel
veya nüks tümör olmadığı izlendi.
Sonuç: Küçük ve soliter toplayıcı sistem tümörlerinde hastanın komorbiditeleri
açısından radikal nefroüreterektominin riskli olabileceği düşünülüyorsa perkütan
rezeksiyon kolay uygulanması ve yüksek efektivitesi göz önünde bulundurulduğunda tercih edilebilecek bir yöntemdir.
Anahtar kelimeler: Pelvis Renalis Tümörü, Perkütan Tümör Rezeksiyonu
6-10 Kasım 2013, Antalya
111
ÜROLOJİK KANSERLERDE MİNİMAL İNVAZİV
Amaç: Küçük pelvis renalis tümörü olan hastaya uygulamış olduğumuz perkütan
rezeksiyon prosedürünü görsel olarak aktarmayı amaçladık.
ÜROLOJİK KANSERLERDE MİNİMAL İNVAZİV
VİDEO
V17
ÇOCUK HASTADA DEV ADRENAL TÜMÖRÜN LAPAROSKOPİK
YÖNTEMLE EKSİZYONU
Volkan İzol, İbrahim Atilla Arıdoğan, Fatih Gökalp, Ali Börekoğlu,
Nihat Satar
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Adana
Amaç: Bu videoda, sol adrenal kitlesi olan çocuk bir hastaya uyguladığımız laparoskopik sol adrenalektominin görüntüleri sunulmaktadır.
Materyal Metod: İnsidental olarak 8 cm’lik sol adrenal kitle saptanan hastaya laparoskopik sol adrenalektomi planlandı. Operasyon sol pararektal, midklavikular-subkostal ve midaksiller hattan konulan 3 adet 5 mm.’lik trokarla ve transperitoneal
olarak gerçekleştirildi. Kolon medialize edildikten ve dalak disseke edildikten sonra sol renal ven ve adrenal ven ortaya çıkartıldı. Adrenal ven ligasure yardımıyla
kapatılıp kesildi. Adrenal bez ligasure ve harmonic makas kullanılarak etraf dokulardan ve böbrek üst polünden serbestlendi. Spesimen organ torbası içine alınıp
Pfannenstiel insizyondan çıkartıldı.
Bulgular: Ortalama operasyon süresi 80 dk, kan kaybı minimal idi. İntraoperatif
komplikasyon görülmeyen hasta postoperatif 1.gün mobilize edilip taburcu edildi. Histopatalojik değerlendirme sonucu ganglionöroblastom saptandı ve onkoloji bölümü tarafından kemoterapi planlandı.
Sonuç: Laparoskopik adrenalektomi, deneyimli kliniklerde seçilmiş pediatrik vakalarda başarıyla uygulanabilecek etkin ve güvenilir bir yöntemdir.
Anahtar kelimeler: Laparoskopi, adrenal, çocuk
112
11. Üroonkoloji Kongresi
V18
VİDEO
LAPAROSKOPİK TRANSPERİTONEAL SOL ADRENALEKTOMİ
Ender Özden1, Yakup Bostancı1, Fatih Ataç2, Ayşegül Atmaca3,
Hulusi Atmaca3, Aykut Sırtbaş1, Şaban Sarıkaya1
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Samsun
Samsun Gazi Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Samsun
3
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Endokrinoloji Bilim Dalı, Samsun
2
Amaç: Bu videoda sol adrenal kitle tanısıyla laparoskopik transperitoneal adrenalektomi yaptığımız hastayı sunmayı amaçladık.
Materyal-Metod: 49 yaşında bayan hasta, halsizlik, bulantı ve başağrısı nedeniyle
değerlendirilirken, regüle edilemeyen hipertansiyon ve sol adrenalde 86x75 mm
boyutunda kitle tespit edildi. Tetkikleri sonucunda feokromasitoma ve adrenal
karsinom ön tanısıyla hastaya laparoskopik transperitoneal adrenalektomi planlandı. 90 derece sol yan pozisyona alındı. Umblikus üstünde sol pararektal alandan
“Veress iğnesi” ile girilerek pnömoperitoneum oluşturuldu ve bir adet 12 mm’lik
optik port yerleştirildi. Sol midklavikular alandan ve sol ön aksiller hattan 10’ar
mm’lik 2. ve 3. trocarlar yerleştirildi. Kitlenin medialde ve anteriorda pankreasla,
süperiorda dalak ile, inferior ve medialde de renal hilus ile çok yakın ilişkisi tespit
edildi. Anterior ve medialde inen kolon ve pankreas ile ilişkisi kesildikten sonra,
sırasıyla renal ven ve adrenal ven bulundu. Adrenal ven metal kliplerle kapatılıp
kesildikten sonra adrenal bez renal hilustan başlanarak komşu yapılardan cerrahi
sınırı korunarak eksize edildi. Takiben sol alt kadrandan açılan yaklaşık 5 cm lik
oblik insizyondan endobag yardımıyla çıkarıldı.
Bulgular: Cerrahi süre 118 dakika, kan kaybı 120 ml idi. Postoperatif 2.günde
dreni çekilerek taburcu edildi. Histopatolojik inceleme sonucu feokromositoma
olarak rapor edildi.
Sonuç: Dev adrenal kitlelerde laparoskopi, artan deneyimle ve cerrahi prensiplere
bağlı kalınarak uygulanabilecek alternatif bir yaklaşımdır.
Anahtar kelimeler: Adrenal kitle; Laparoskopi; Transperitoneal
6-10 Kasım 2013, Antalya
113
ÜROLOJİK KANSERLERDE MİNİMAL İNVAZİV
1
PROSTAT KANSERİ
VİDEO
V19
TRANPERİTONEAL DESSENDAN TEKNİKLE LAPAROSKOPİK
RADİKAL PROSTATEKTOMİ
İbrahim Gülmez, Deniz Demirci, Abdullah Demirtaş, Volkan Sabur,
Numan Baydilli, Emre Can Akınsal, Oğuz Ekmekçioğlu, Atila Tatlışen
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kayseri
Amaç: Bu videoda prostat kanseri nedeniyle dessendan yöntemle yapılan laparoskopik radikal prostatektomi ameliyatı yapılmış hastayı sunmayı amaçladık.
Yöntem: Altmış dört yaşında erkek hasta. İdrar yapmakta zorlanma nedeniyle kliniğimize başvurdu. On beş yıldır diabetes mellitus, 12 yıldır hipertansiyon hastalığı mevcuttu. PSA değeri 13.1ng/dl olup, rektal tuşede prostat hafif sert olarak
palpe edildi. Ultrasound eşliğinde transrektal prostat biyopsisi yapıldı. Biyopsi
sonucu gleason 3+3 adenokanser olarak geldi. Tüm vücut kemik sintigrafisinde
metastaza ait bulgu saptanmadı. Manyetik rezonans görüntülemede hastalığın lokal evrede olduğu saptandı ve radikal prostatektomi kararı alındı. Genel anestezi
altında hafif trendelenburg pozisyonunda Hasson tekniğiyle yerleştirilen kamera
girişi sonrası toplam 5 adet trokar yerleştirildi. Öncelikle bilateral pelvik lenf nodu
disseksiyonu yapıldı. Endopelvik fasya açılıp dorsal ven kompleksleri sütüre edildi. Mesane boynundan başlanıp prostat ortaya konulup sonrasında üretra kesildi.
Prostat uygun şekilde çıkarılıp, Von Velthoven yöntemiyle üretrovezikal anastomoz yapıldı.
Bulgular: Ameliyat esnasında gönderilen lenf nodlarının frozen sonucu reaktif
olarak geldi. Cerrahi süresi 270 dakika olup, kan transfüzyonu ihtiyacı olmadı.
Ameliyat sonrası 0-50ml civarında drenajı oldu. Ameliyat sonrası hasta 3. günde
taburcu edilirken, 7. günde sistogram çekilip idrar extravazasyonu olmadığı görüldü dren çekildi. Bir gün sonra üretral kateter çekildi. Cerrahi patolojisi Gleason
3+3 adenokanser ve perinöral invazyon pozitif olarak geldi.
Sonuç: Laparoskopik radikal prostatektomi dessendan yöntemle uygulandığı zaman güvenilir ve başarı oranı yüksek bir metoddur.
Anahtar kelimeler: Radikal prostatektomi, Prostat kanseri, Von Velthoven
114
11. Üroonkoloji Kongresi
V20
VİDEO
LOKAL İLERİ (T3-T4) KANSERLERİNDE GENİŞLETİLMİŞ
RADİKAL PROSTATEKTOMİ
1
Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
Haydarpaşa Eğitim ve Araştırma Hastenesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
3
Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
2
Amaç: Lokal İleri Protat Kanserlerinin tedavisinde hormonoterapi ve/veya radyoterapi popülerdir. T3-T4 tümörlerde genişletilmiş radikal prostatektomi tek başına %50 kür vermektedir.(CAPTURE, PIVOT, PRIAS çalışmaları). Bu çalışmalar
gelecekte cerrahinin daha çok kullanılacağını göstermektedir.
Materyal-Metod: 2001-2013 yılları arasında PSA değeri ortalama 35ng/ml(20110 ng/ml) olan 62 lokal ileri evre prostat kanserli hastaya genişletilmiş radikal
prostatektomi uygulandı. Hastaların ortalama yaşı 66.3(52-75 yaş), klinik evresi
T3-T4, N0, M0 ve Gleason Skorları 7 ve üzeriydi.
Videosu sunulan Olgu: 55 yaşında preop PSA:105ng/ml, preop TRUS Bx:
GS:4+4, 11/12 adenokarsinom.
Her iki bacağa pnomötik intermittant kompresyon cihazı uygulandı. Göbek altı
vertikal insizyonla girildi, bilateral retroperitoneal genişletilmiş lenfadenektomi,
endopelvik fasyaların açılması, dorsal venöz kompleksin kontrolü, apikal disseksiyon ve üretranın kesilmesi, norovasküler bundle’lerin geniş eksizyonu, rektumun
serozası denoviller tabakaları ve V. semianlislerin unblock diseksiyonu ve mesane
boynunun geniş eksizyonu yapıldı. Kanama kontrolü koterizasyon veya ligasyon
kullanılmadan kanayan odakta bırakılan bol miktarda tamponun uyguladığı basınç yardımıyla sağlanmıştır.
Postop; tümör prostanın %85 lik kısmını kaplamakta, GS:5+5, CS(-), 1/20 Lenf
nodu (+), altıncı ay PSA değeri:0,08ng/ml.
Ortalama operasyon süresi 95dk(65-195), ortalama kanama 550cc(300-1300cc),
ortalama üretral katater kalış süresi 9.8 gündür. Altı vakada meydana gelen rektal
yaralanma primer olarak kapatıldı. Üç olguya kolostomi açıldı. Bir olguda bulunan üretrorektal fistül dört ay sonra perineal interpoze skrotal dartos flep yardımıyla onarıldı. Bir olguda fleksible rektosigmoidoskopi ile fistül traktına keleçe
6-10 Kasım 2013, Antalya
115
PROSTAT KANSERİ
Yavuz Önol1, Abdullah Armağan1, Fikret Fatih Önol3, Fatih Elbir1,
Abdulkadir Tepeler1, İsmail Başıbüyük1, Mehmet Remzi Erdem2
VİDEO
PROSTAT KANSERİ
uygulandı.Bir olguya jel doku yapıştırıcı uygulandı ve başarısız olması üzerine operasyon planlanmakta.
Sonuç: Ekstripatif radikal prostatektomi kesin patolojik evreleme vermesi metastaz yapacak ana tümör yükünü ortadan kaldırması ve kabul edilebilir morbidite
ile başarılı sonuçlar verdiği gösterilmiştir. Ayrıca hormonoterapi ve radyoterapinin kombine kullanımın getireceği toksik etkilerden kaçınılmasını sağladığından
gelecekte cerrahi tedavi hormonoterapi ve radyoterapiye göre kendine daha geniş
kullanım alanı bulacaktır.(PIVOT, SPCG-4, PRIAS). Bizim çalışmalarımızda bu
çalışmaları destekler niteliktedir. Bu çalışmalar bize cerrahi tedavi açısından bardağın dolu tarafına odaklanmamızı sağlayacaktır.
Anahtar kelimeler: lokal ileri prostat kanseri, radikal prostatektomi
116
11. Üroonkoloji Kongresi
V21
Tarık Esen1, Ömer Acar2, Ahmet Musaoğlu2, Fatin Cezayirli2
VİDEO
CT2 BÖBREK TÜMÖRÜNDE ROBOT-YARDIMLI PARSİYEL NEFREKTOMİ
1
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
2
Olgu: Hiçbir komorbiditesi olmayan, 41 yaşında erkek hasta, batın ultrasonografisinde tesadüfen saptanan sol böbrek kitlesi nedeni ile kliniğimize başvurdu.
Batın MR görüntülemesinde, sol böbrek üst pol, posteromediyalden kaynaklanan
ve 7.2 cm çapa ulaşan, renal hücreli karsinom (RCC) ile uyumlu kitlesel lezyon
saptandı. R.E.N.A.L. nefrometri skoru 10 olarak kaydedildi. Bu bulgular doğrultusunda robot-yardımlı nefron koruyucu cerrahi planlandı.
Yöntem-Bulgular: Sol lumbotomi pozisyonunda, toplam 5 adet (3 robot + 2
asistan) transperitoneal port yerleştirildi. İnen kolon’un mediyalizasyonundan
sonra gerota fasyası insize edildi ve perirenal yağ dokusu böbrek yüzeyinden diseke edildi. Üst ve alt polden serbestleştirilen böbrek mobil hale getirildi. Üst pol,
posteromediyaldeki tümör lokalize edildi. Renal pedikül diseke edildikten sonra
arter ve ven beraber klempe edildi. Ardından, kitle etrafı koter ile insize edildi ve
tümör soğuk bıçak ile tamamen eksize edildi. Spesimen organ torbasına konduktan sonra tümör tabanından ayrıca örnekleme yapıldı. Tümör yatağı argon lazer
ile koterize edildi. Böbrek parankimi, “sliding-clip” tekniğine uygun olarak adapte
edildi. Pedikül deklempe edildi ve sistolik kan basıncının 100mmHg’yı geçmesi
beklendi. Ekstra kanama olmadığı görüldükten sonra loja aspiratif dren yerleştirildi. Ameliyat 125 dakika sürdü, sıcak iskemi süresi 21 dakika olarak kaydedildi.
Hasta, sorunsuz bir postoperatif sürecin ardından postop 3. günde taburcu edildi. Patolojik incelemede, 6.3 cm çapında (pT1b), fuhrman grade-2, berrak hücreli
RCC raporlandı. Cerrahi sınırlarda özellik olmadığı belirtildi.
6-10 Kasım 2013, Antalya
117
BÖBREK KANSERİ
Giriş-Amaç: Parsiyel nefrektomi, teknik olarak mümkün olduğu sürece, cT1
böbrek tümörlerinin cerrahi tedavisi için önerilen standart yöntem olarak kabul
görmektedir. Daha büyük tümörlerde (>=cT2) ise, seçilmiş hastalarda ve yeterli
deneyime sahip olan merkezlerde, nefron koruyucu cerrahi uygulanabileceği kılavuzlarda belirtilmiştir. Bu videoda, preoperatif görüntülemelerde 7cm’den büyük
bir böbrek tümörü olduğu tespit edilen hastada uygulanan robot-yardımlı parsiyel
nefrektomi gösterilmiştir.
Anahtar kelimeler: böbrek, robot yardımlı
BÖBREK KANSERİ
VİDEO
Sonuç: Robot-yardımlı parsiyel nefrektomi, 4 cm’den büyük (cT1b-T2) böbrek
tümörlerinin cerrahi tedavisinde tercih edilebilecek etkin ve güvenli bir yöntemdir.
118
11. Üroonkoloji Kongresi
V22
VİDEO
ÜROONKOLOJİK ROBOTİK RADİKAL CERRAHİDE GENİŞLETİLMİŞ
PELVİK LENF NODU DİSEKSİYONUNUN TEMEL AŞAMALARI
Bora Özveren1, Levent Türkeri2
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
2
Amaç: Yüksek riskli prostat kanseri ile invazif mesane kanseri hastalarında genişletilmiş lenf nodu disseksiyonu (gPLND) hastalığın evrelendirilmesi ve tedavisi açısından önemlidir. Da Vinci robot-yardımlı radikal kanser cerrahisinde uygulanan
gPLND adımları bu videoda sunulmaktadır.
Gereç-Yöntem: Dört kollu daVinci robot yardımlı laparoskopik radikal sistektomi ve radikal prostatektomi ameliyatlarında uygulanan standart port yerleşimleri
genişletilmiş pelvik lenf nodu diseksiyonu için yeterlidir. gPLND ablatif cerrahi
aşamasının öncesinde veya sonrasında yapılabilir. Diseksiyon kapsamı obturator,
eksternal iliak, hipogastrik,presakral ve iliak bifurkasyonda yer alan lenfatik dokuyu içerir. Bu bölüm üreterin iliak arteri çaprazladığı noktaya kadar uzatılabilir.
Açık cerrahi yöntem ile kıyaslandığında bazı anatomik lokalizasyonlarda teknik
zorluklar yaşanmakla birlikte büyütülmüş alan görüntüsü, cerrahi manipülasyonlarda çok açılı-eklemli hareket kolaylığı ve titremesiz, hassas diseksiyon olanakları
gibi robotik cerrahinin teknik avantajları sayesinde gPLND’ye bağlı komplikasyon oranları azalmıştır. Uygun teknik ve deneyim ile robotik gPLND’de yeterli
sayıda lenf nodu çıkarılabilir ve onkolojik etkinlik sağlanabilir.
Sonuç: Prostat kanseri ve invazif mesane kanseri tedavisinin evrelendirilmesi,
prognozu ve tedavisinde önemli bir yere sahip olan genişletilmiş lenf nodu diseksiyonu, robotik cerrahinin teknik avantajları kullanılarak etkin ve güvenli biçimde
uygulanabilmektedir.
Anahtar kelimeler: Lenf nodu disseksiyonu, radikal sistektomi, radikal prostatektomi
6-10 Kasım 2013, Antalya
119
PROSTAT KANSERİ
1
MESANE KANSERİ
VİDEO
V23
ROBOTİK RADİKAL SİSTEKTOMİ AMELİYATI: ANAHATLARI İLE
TEKNİĞİN ANALİZİ
Bora Özveren1, Levent Türkeri2
1
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
2
Amaç: Bu videoda da Vinci robot yardımlı laparoskopik radikal sistektomi ameliyatında uygulanan teknik anahatları ile sunulmaktadır.
Gereç-Yöntem: Hasta alçak-litotomi ve aşırı-Trendelenburg pozisyonunda hazırlandıktan sonra, supraumbilikal yerleşimli 0o optik kullanılarak, 3 adet 8 mm
metal robotik trokar, 1 adet 12 mm ve 1 adet 5 mm asistan trokarları yerleştirilir
ve daVinci robot yanaştırılır. İntraabdominal laparoskopik eksplorasyonda sağ-sol
periton insizyonu ile üreterler bulunur. Sağ-sol medial umbilikal ligamanlar internal iliak artere yakın bölgede kliplenir ve kesilir. Her iki tarafta üreterler serbestleştirilerek distalde kliplenir ve mesane girişinde kesilerek frozen inceleme için örnek
gönderilir. Posteriorda seminal veziküller disseke edilip vas deferensler kesildikten
sonra rektum ile mesane-prostat arası distale doğru diseke edilir. Sinir koruyucu
cerrahi planlanmış ise endopelvik fasya açıldıktan sonra her iki yanda superior
ve inferior pediküller hemolok klipler, sinir koruyucu cerrahi düşünülmüyor ise
Ligasure ve/veya bipolar koterizasyon kullanılarak kontrol edilir. Her iki tarafta
damar-sinir demetleri interfasyal diseksiyon ile korunarak ayrılır. Daha sonra urakus olabildiğince umbilikusa yakın kesilerek periton devrilir ve Retzius boşluğu
diseke edilir. Dorsal venöz kompleks genellikle sütür ile bağlandıktan sonra kesilir
ve üretra ortaya konulup, hemolok klip ile tutulup, kesilir ve gerekirse frozen inceleme örneği alınır. Spesimen bir organ torbası içine alınıp abdomende kraniyele
doğru saklanır. Ardından genişletilmiş pelvik lenf nodu diseksiyonu uygulanır.
Torba içerisindeki spesimen supraumbilikal kamera port insizyonu genişletilerek
çıkartılır. Aynı insizyondan üriner diversiyon ve üretero-ileal anastomozlar ekstrakorporeal olarak gerçekleştirilir.
Sonuç: Robot-yardımlı laparoskopik sistektomi yöntemi ile organa sınırlı invazif
mesane kanserinin radikal cerrahisinde etkin onkolojik sonuçlara ulaşılabilir ve
düşük komplikasyon oranları ile güvenle uygulanabilir.
Anahtar kelimeler: Robotik cerrahi, radikal sistektomi, invazif mesane kanseri
120
11. Üroonkoloji Kongresi
V24
VİDEO
Serdar Yalçın, Bilal Fırat Alp, Sercan Yılmaz, İbrahim Yıldırım
Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Bu video sunumu ile inverted papillomların endoskopik olarak transizyonel hücreli neoplazi/karsinoma benzerliğini ortaya koymak
Materyal-Metod: Videonun hazırlığında 3 hastanın videosunu seçtik. Bu hastaların tamamı 21 yaşında erkek hasta idi. Hastaların tamamı sigara içiyordu (yaklaşık
10 yıllık sigara içimi öyküsü). TUR-MT operasyonları aynı TUR sistemi kullanılarak yapılmıştır ve tamamında aynı teknik kullanılmıştır. Operasyonların tamamında öncelikle tümör rezeke edilmiştir ve sonrasında tümör tabanları rezeksiyonu veya koterizasyonu yapılmıştır. Spesimenlerin tamamın aynı patoloji servisinde
incelenmiştir.
Sonuçlar: Videonun birinci bölümünde görüntülenen hastanın patolojisi “inverted papillom” olarak raporlanmıştır. Videonun ikinci bölümünde görüntülenen
hastanın patolojisi “yer yer düşük malignite potansiyelli papiller üretelyal karsinomunun eşlik ettiği inverted papillom” olarak raporlanmıştır. Videonun üçüncü
bölümünde görüntülenen hastanın patolojisi “düşük malignite potansiyelli papiller üretelyal karsinom” olarak raporlanmıştır.
Tartışma: İnverted papillomlar alt üriner sistemin transizyonel hücreli kanserlerini
endoskopik olarak taklit eden nadir görülen tümörleridir. İnverted papillomlar genellikle benign tümörler grubundadır; ancak nadiren papiller üretelyal karsinom
komponentlerini üzerlerinde barındırabilirler veya inverted karsinomlara transforme olabilirler. İnverted papillomlar her ne kadar bening tümörler olsa da deneyimlerimize göre takiplerinde malign tümörler gibi takip protokolüne alınmalıdırlar.
Anahtar kelimeler: İnverted Papillom, Düşük Malignite Potansiyelli Üretelyal Karsinom, Mesane
Kanseri
6-10 Kasım 2013, Antalya
121
MESANE KANSERİ
GENÇ ERKEK HASTALARDA TRANSİZYONEL HÜCRELİ NEOPLAZİYİ
TAKLİT EDEN İNVERTED PAPİLLOMLU İKİ VAKANIN DERLEMESİ;
TUR-MT DENEYİMİMİZ
TESTİS KANSERİ
VİDEO
V25
TESTİS TÜMÖRLÜ BİR OLGUDA LAPAROSKOPİK İNTRAPERİTONEAL
LENF NODU DİSSEKSİYONU
Abdullah Demirtaş, Volkan Sabur, Emre Can Akınsal, Numan Baydilli,
Deniz Demirci, Oğuz Ekmekçioğlu, İbrahim Gülmez, Atila Tatlışen
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kayseri
Amaç: Testis tümör tanısı olan bir olguda kemoterapi sonrası retroperitoneal bölgedeki kitlenin laparoskopik yöntemle çıkarılması.
Yöntem: Otuzüç yaşında erkek hasta sol testiste ele gelen ağrısız kitle nedeniyle polikliniğimize başvurdu. Ultrasonda sol testiste orta ve üst polü tutan 40x32
mm’lik solid kitle lezyonu vardı. Sol radikal orşiektomi materyalinin patolojik incelemesi non-seminamatöz mikst germ hücreli tümör olarak rapor edildi. Hasta
Evre 1 olarak değerlendirildi. Dört kür BEP kemoterapisi verildi. Batın BT’de sol
paraaortik sahada yaklaşık 29x22mm’lik tek bir lenf nodu bulunması ve serum belirteçlerinin normal olması (Β-hCG<1mlU/ml, AFP:3.2ng/ml ve LDH:222U/l)
üzerine laparoskopik transperitoneal lenf nodu diseksiyonu uygulanmıştır. Genel
anestezi altında, sol semi flank pozisyonda veres iğnesiyle periton şişirildikten sonra 3 trokarla giriş yapıldı. Barsaklar medialize edilip, posterior periton açıldı. Aorta
komşu kitle çevre dokulardan özenle disseke edildi.
Bulgular: Patolojik incelemede 3x2x5cm’lik spesmenin kesitinde içeriği püy olan
yer yer kistik lezyon izlenmiştir. Kesitlerde lenf nodunun normal yapısının kaybolduğu ve germ hücre metastazı dikkati çekmiştir. Frozen olarak gönderilen dokular
ise tümör izlenmedi olarak raporlandı. Çıkarılan kitle içinde çanlı tümör hücresi
görülmesi üzerine kemoterapi için hasta onkolojiye yönlendirildi. Postop 3.ayda
tümör markerları negatif olup çekilen batın BT’de kitle izlenmedi.
Sonuç: Testis tümörlü olgularda kemoterapi sonrası retroperitoneal rezidü
lenf nodları için laparoskopik transperitoneal lenf nodu diseksiyonu güvenle
uygulanabilir.
Anahtar kelimeler: testis tm, lenf nodu, germ hücreli kanser
122
11. Üroonkoloji Kongresi
V26
VİDEO
LAPAROSKOPİK RETROPERİTONEAL LENF NODU DİSSEKSİYONU
Artan Koni, Cenk Yücel Bilen, Mustafa Sertaç Yazıcı, Kubilay İnci,
İbrahim Güven Kartal, Haluk Özen
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Anahtar kelimeler: laparoskopi, retroperiton, testis kanseri
6-10 Kasım 2013, Antalya
123
TESTİS KANSERİ
Yirmiyedi yaşında erkek hasta, sol testiste kitle nedeniyle inguinal orşiektomi yapılmış olup patolojisi seminom %75, yolc sac %20 ve immatür teratom %5 olarak
gelmiştir. Evre 2B testis kanseri tanısıyla 3 kür BEP kemoterapisi alan hastanın kemoterapi sonrası çekilen abdominal tomografide paraaortik alanda renal ven inferiorunda 3,5 cm lezyon tespit edilmesi üzere hastaya laparoskopik retroperitoneal
lenf nodu disseksiyonu yapılmıştır. Patolojik inceleme sonucunda kitlenin matür
teratom morfolojisinde olduğu anlaşılmıştır.
VİDEO
MATÜR TERATOMLU BİR OLGUDA MULTİFOKAL RETROPERİTONEAL
METASTATİK KİTLELERİN ROBOT-YARDIMLI LAPAROSKOPİK
CERRAHİ İLE EKSİZYONU
TESTİS KANSERİ
V27
Tarık Esen1, Ömer Acar2, Ahmet Musaoğlu2, Fatin Cezayirli2
1
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
2
Amaç: Bu videoda matür teratomlu bir olguda tespit edilen multifokal, retroperitoneal metastatik kitlelerin robot-yardımlı laparoskopik cerrahi ile eksizyonu
gösterilmiştir.
Olgu: 31 yaşında erkek hasta, sağ testiste ele gelen ağrısız kitle nedeniyle başvurdu.
Fizik muayenede; sağ testisin üst polünde sert bir kitle palpe edildi. Ultrasonografide;
sağ testiste, içerisinde kalın septaları bulunan, 41x35x33 mm’lik kistik kitle olduğu
rapor edildi. Tümör belirteç düzeyleri normal limitlerdeydi. Bu bulgular doğrultusunda sağ radikal orşiektomi yapıldı. Patolojik inceleme sonucunda; pT1 evresinde
ve 3 cm çapında matür teratom tanısı kondu. Toraks BT’de patoloji saptanmazken, batın BT’de sağ iliak zincirde 2.5x3cm boyutunda ve parakaval alanda büyüğü
2.5x4x5cm boyutunda olan metastatik karakterde lenfodenopatiler izlendi. Bunun
üzerine robot-yardımlı retroperitoneal kitle eksizyonu kararı verildi.
Yöntem-Bulgular: Sağ lumbotomi pozisyonunda, 5 adet (3 robot + 2 asistan) transperitoneal port yerleştirildi. Çıkan kolon mediyalize edildi. Sağ böbrek hilüsu seviyesinde
yerleşim gösteren ve preaortik, interaortokaval, retrokaval saha boyunca uzanım gösteren, birbirine bitişik metastatik kitleler ana damarlardan ve barsak anslarından serbestleştirilip eksize edildi. Ardından, sağ iliyak bölgedeki metastatik kitle, üreter, spermatik
damarlar ve iliyak venden disseke edildi ve sonrasında eksize edildi. Kanama kontrolünü takiben loja aspiratif dren yerleştirildi. Ameliyat 180 dakika sürdü ve tahminen 150
ml kan kaybedildi. Hasta, sorunsuz bir postoperatif sürecin ardından, postoperatif 3.
günde taburcu edildi. Eksize edilen 5 lenf nodunun, en büyüğünün (5 cm), %99 oranında matür teratom ve %1 oranında embryonal karsinom barındırdığı tespit edildi.
Diğer 4 lenf nodunda ise sadece matür teratom olduğu bildirildi.
Sonuç: Matür teratoma bağlı retroperitoneal bölgede gelişen multifokal, metastatik kitleler robot-yardımlı laparoskopik cerrahi ile etkin ve güvenilir bir şekilde
eksize edilebilir.
Anahtar kelimeler: laparoskopi, matür, testis
124
11. Üroonkoloji Kongresi
V28
VİDEO
ÜRETRA TÜMÖRLERİNDE TRANSÜRETRAL REZEKSİYON
Cavit Can, İyimser Üre
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Eskişehir
Hasta ve Yöntem: 48 yaşında erkek hastaya mesane tümörü öyküsü nedeniyle yapılan üretroskopisinde membranöz üretra seviyesinde 3 adet milimetrik papiller
oluşum izlendi. Bu oluşumlar transüretral olarak rezeke edildi. Takiben sistoskopisi tamamlanan hastanın mesanesindeki multipl tümöral oluşumlar rezeke edildi. Üretradan alınan dokuların patolojik incelemesi “düşük dereceli (Ta) üretelyal
tümör” olarak rapor edildi. Bu işlemden 4 hafta sonra hastanın mesanesindeki tümörlere yönelik planlanan reTUR işlemi öncesinde ve 3. aydaki kontrol sistoskopisi esnasında üretra öncelikli olarak görüntülendi. Hastada herhangi bir tümöre
rastlanmadı. Rezeksiyon seviyesinde üretrada herhangi bir patoloji izlenmedi.
Sonuç: Üretranın üretelyal tümörleri nadir görülmekle beraber doğru tedavinin
yapılabilmesi için bu lezyonların atlanmaması gerekmektedir. Bu bağlamda sistoskopi öncesinde üretroskopi mutlaka yapılmalıdır. Üretrada saptanan papiller
tümörlerin, derin olmamak kaydıyla rezeke edilmesinin başarılı olabileceğini
düşünmekteyiz.
Anahtar kelimeler: Transüretral Rezeksiyon, Üretra Tümörü
6-10 Kasım 2013, Antalya
125
MESANE KANSERİ
Amaç: Nadir görülen bir antite olan üretranın üretelyal tümörünün tedavisinde
transüretral rezeksiyon olgumuzun video sunumunu yapmayı amaçladık.
POSTER
BİFOSFONAT KULLANIMINA BAĞLI MANDİBULADA OSTEONEKROZ:
OLGU SUNUMU
POSTER
P001
Kaan Çömez, Volkan Şen, Güven Aslan
Giriş: Prostat kanseri erkeklerde en sık rastlanan ve kemiğe en sık metastaz yapan
kanserdir. Prostat kanserine bağlı kemik metastazları genellikle osteoblastiktir.
Son 10 yıldır bifosfonatlar; osteoklastik aktivite üzerinde inhibitör etkileri ve antianjiogenik özellikleri nedeniyle, kemik metastazlarıyla seyreden meme, prostat,
akciğer kanserleri, multiple myeloma gibi malignitelerin; osteoporoz, osteopeni,
Paget hastalığı, osteogenezis imperfekta gibi sistemik sağlık sorunlarının standart
tedavisinde kullanılmaktadır. Bifosfonat kullanımı ile birlikte nadir olarak mandibula ve maksilla nekrozu gibi yan etkiler görülmektedir.
Olgu: Aralık 2010 tarihinde PSA değerinin 119 ng/ml olması nedeniyle biyopsi yapılan 80 yaşında erkek hastanın patolojisi prostat adenokarsinom gleason
4+5:9 olarak raporlandı. Yapılan evreleme tetkiklerinde oksipital kemik sağında,
T6,T7,T10 ve L3 vertebralarda, sol 6. kot anteriorunda ve sağ 10. kot posteriorunda metastaz ile uyumlu lezyonlar saptandı. Hastaya maksimum androjen blokajı tedavisi ile birlikte zoledronik asit tedavisi başlandı. Tedavinin 21. ayında sol
çenede şişlik ve pürülan akıntı şikayetleri başlandı. Yapılan oral kavite bakısında
sol alt alveolar ark adentüloz ve retromolar trigonun hemen önünde 2 cm kadar
açıkta hafif nekrotik dokular izlendi. Çekilen boyun bilgisayarlı tomografi incelemesinde, sol mandibula angulus düzeyinde masseter kası posteriorunda santrali
nekrotik 4x4 cm boyutlarında çevre yumuşak dokularda kalınlaşma yapan abse
ile uyumlu lezyon, sol submandibular alanda milimetrik boyutlu lenf nodları, sol
masseter kasında volüm artışı ve kas içerisinde nekrotik alanlar saptandı. Hastanın
almış olduğu bifosfonat tedavisi kesildi. Nekrotik alanlar debride edildi. Patolojisi,
aktinomices kolonileri ile uyumlu bulgular ve nekrotik kemik fragmanları olarak
raporlandı. Hastaya parenteral penisilin tedavisi başlandı ve 3 ay boyunca ayaktan
depo pensilin tedavisi verildi.
Sonuç: Zoledronik asit tedavisi, kemik metastazı olan prostat kanseri olgularında sıkça kullanılmakta olan bir tedavi yöntemidir. Kemik metastazları nedeni ile
bifosfonat kullanan hastalarda çene bölgesinde ağrı, yumuşak doku şişliği gibi
6-10 Kasım 2013, Antalya
129
PROSTAT KANSERİ
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Anahtar kelimeler: Prostat Kanseri, Bifosfonat Tedavisi, Osteonekroz
PROSTAT KANSERİ
POSTER
şüpheli semptom ve bulgular varlığında metastazın yanı sıra osteonekroz da daima
akılda bulundurulmalıdır.
Şekil 1
130
11. Üroonkoloji Kongresi
KEMİK SİNTİGRAFİSİNDE METASTAZ ŞÜPHESİ OLAN HER LOKALİZE
PROSTAT KANSERİNDE MANYETİK REZONANS
GÖRÜNTÜLEME YAPILMALI MI?
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Düzce
Amaç: Klinik lokalize prostat kanseri olgularında evreleme açısından yapılan kemik sintigrafisindeki şüpheli metastatik tutulumların manyetik rezonans görüntüleme (MR) ile radyolojik olarak korelasyonunun incelenmesi amaçlandı.
Gereç-Yöntem: Kliniğimizde 2010-2012 yıllarında klinik olarak lokalize prostat
kanseri olan 260 vaka değerlendirildi. Tüm hastalara evreleme ve küratif tedavi
sonrası takipte bazal bir görüntüleme sağlaması amaçlı kemik sintigrafisi (KS) ve
tüm abdomen bilgisayarlı tomografi rutin olarak yapılmaktadır. 33 hastada KS’de
kemik metastazı yönünden şüpheli tutulum gözlendi ve metastaz net olarak ekarte
edilemedi. Bu hastaların ortalama yaşı 66, serum PSA değeri 8.8ng/dl, Gleason
skoru 6.4, tümör yüzdesi %16, küratif tedavi sonrası izlem süresi 21 aydı. KS’de
şüpheli kemik tutulumu olan 33 hastaya MR görüntüleme yapıldı. Klinik olarak
lokal evrede olduğu düşünülen, KS’de metastaz açısından şüpheli metastatik görünüm saptanan hastalarda MR sonucu ve tedavi öncesi parametreler değerlendirildi.
Bulgular: Lokal evre prostat kanseri olduğu düşünülen hastalarda KS’de şüpheli
aktivite tutulumu olan 33 hasta değerlendirildiğinde MR görüntüleme ile 1 hastada kemik metastazı doğrulandı (%3). 33 hastanın ortalama PSA değeri 8.8 iken
metastaz saptanan hastanın PSA değeri 32 ng/dl idi. 7 hastaya radyoterapi ve hormonoterapi, 25 hastaya radikal prostatektomi, kemik metastazı saptanan 1 hastaya
hormonoterapi uygulandı. Radikal küratif tedavi uygulanan hastalar ortalama 21
ay takip edildi ve bu süre içerisinde nüks saptanmadı. Kemik metastazı saptanan 1
hasta 9 ay takip edildi ve serum PSA değeri 0.1 ng/dl ölçüldü.
Sonuç: Klinik lokalize prostat kanseri vakalarında, kemik sintigrafisinde şüpheli
metastaz varlığında sınırlı sayı içeren bu çalışma verilerine göre PSA değeri 20 veya
30ng/dl altında ise korelasyon amaçlı MR tetkikine ihtiyaç olmadığı görülmüştür.
Anahtar kelimeler: Lokalize prostat kanseri, kemik sintigrafisi, manyetik rezonans görüntüleme
6-10 Kasım 2013, Antalya
131
PROSTAT KANSERİ
Yusuf Şenoğlu, Olcay Yıldırım, Ali Kayıkçı, Kamil Çam, Ali Tekin
POSTER
P002
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P003
HIGH MITOCHONDRIA CONTENT IS ASSOCIATED WITH PROSTATE
CANCER DISEASE PROGRESSION
Katharina Grupp1, Maria Christina Tsourlakis2, Waldemar Wilczak2,
Alexander Quaas2, Guido Sauter2, Ronald Simon2, Jakob Izbicki4,
Markus Graefen3, Hartwig Huland3, Thorsten Schlomm3,
Sarah Minner Minner2, Stefan Steurer2
1
General, Visceral and Thoracic Surgery Department and Clinic; Institute of Pathology; University Medical Center
Hamburg-Eppendorf, Hamburg, Germany
Institute of Pathology, University Medical Center Hamburg-Eppendorf, Hamburg, Germany
3
Martini-Clinic, Prostate Cancer Center, University Medical Center Hamburg-Eppendorf, Hamburg, Germany
4
General, Visceral and Thoracic Surgery Department and Clinic; University Medical Center Hamburg-Eppendorf,
Hamburg, Germany
2
Purpose: Mitochondria are suggested to be important organelles for cancer initiation and promotion. This study was designed to evaluate the prognostic value of
MTC02, a marker for mitochondrial content, in prostate cancer.
Experimental design: Immunohistochemistry of using an antibody against
MTC02 was performed on a tissue microarray (TMA) containing 11,152 prostate
cancer specimens. Results were compared to histological phenotype, biochemical
recurrence, ERG status and other genomic deletions by using our TMA attached
molecular information.
Results: Tumor cells showed stronger MTC02 expression than normal prostate
epithelium. MTC02 immunostaining was found in 96.5% of 8,412 analyzable
prostate cancers, including 15.4% tumors with weak, 34.6% with moderate, and
46.5% with strong expression. MTC02 expression was associated with advanced
pathological tumor stage, high Gleason score, nodal metastases (P<0.0001 each),
positive surgical margins (P=0.0005), and early PSA recurrence (P<0.0001) if all
cancers were jointly analyzed. Tumors harboring ERG fusion showed higher expression levels than those without (P<0.0001). In ERG negative prostate cancers,
strong MTC02 immunostaining was linked to deletions of PTEN, 6q15, 5q21,
and early biochemical recurrence (P<0.0001 each). Moreover, multiple scenarios of multivariate analyses suggested an independent association of MTC02 with
prognosis in preoperative settings.
132
11. Üroonkoloji Kongresi
PROSTAT KANSERİ
Key words: MTC02, prostate cancer, tissue microarray
6-10 Kasım 2013, Antalya
POSTER
Conclusion: Our study demonstrates high-level MTC02 expression in ERG negative prostate cancers harboring deletions of PTEN, 6q15, and 5q21. Additionally,
increased MTC02 expression is a strong predictor of poor clinical outcome in
ERG negative cancers, highlighting a potentially important role of elevated mitochondrial content for prostate cancer cell biology.
133
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P004
TRANSREKTAL ULTRASON EŞLİĞİNDE YAPILAN PROSTAT
BİYOPSİSİNDE UYGULANAN PERİPROSTATİK SİNİR BLOKAJI İÇİN
OPTİMUM LOKAL ANESTEZİK DOZU
Umut Gönülalan1, Murat Koşan1, Enis Kervancıoğlu2, Tufan Çiçek1,
Bülent Öztürk1, Hakan Özkardeş2
1
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Konya
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
2
Amaç: Hastaların prostat biyopsisi sırasında minimum ağrı duymasını sağlayacak
uygun lokal anestezik madde dozunun öngörülmesinde prostat büyüklüğünün rolünün değerlendirilmesi amaçlandı.
Yöntem: Başkent Üniversitesi Konya Uygulama ve Araştırma Merkezi Üroloji
Kliniğinde 2010-2013 arasında transrektal ultrason eşliğinde 12 kor prostat biyopsisi alınan 82 hasta çalışmaya dahil edildi. Bu biyopsi işlemi sırasında tüm hastalara rutin olarak toplam 5 ml. %2 prilokain ile Periprostatik Sinir Blokajı yapıldı
ve hastaların biopsi esnasındaki ağrıları Visual Analog Skorlamasına (VAS) göre
değerlendirildi. Bu hastaların demografik özellikleri, laboratuar bulguları, transrektal prostat incelemeleri retrospektif olarak incelendi. Transrektal prostat incelemesinde prostat boyutu, aksiyal planda antero-posterior (Boyut 1) ve transvers
ölçüm (Boyut 2) ve sagittal planda kraniyo-kaudal ölçüm (Boyut 3) kullanılarak
hesaplandı. Yapılan anestezik madde dozu, prostat dokusuna bölünerek elde edilen doku gram başına doz miktarı ve prostatın ölçümleri VAS skorlarına göre incelendi. İstatistiksel olarak VAS skorları ile prostat doku gramı başına prilokain
dozu, prostatın transvers ve sagittal plandaki ölçümleri arasında korelasyon olup
olmadığı hesaplandı. Ayrıca hastalar VAS skoru 0-2 olanlar (Grup 1) ile 3 ve üzerindeki VAS skorlarına sahip hastalar (Grup 2) olmak üzere iki gruba bölünerek
gruplar arasında lidokain dozu açısından fark olup olmadığı incelendi.
Bulgular: Tüm hastaların VAS skrorları ile yaş, PSA, doz, prostatın transvers ve
sagittal plandaki ölçümleri, prostat boyutları arasında korelasyonu Tablo 1’de gösterilmiştir. Buna göre VAS ile Boyut 1, 2, 3 ve prostat büyüklüğü arasında anlamlı
olarak pozitif orta düzeyde korelasyon mevcuttur. VAS ile doku gramı başına prilokain dozu arasında anlamlı olarak negatif orta düzeyde korelasyon mevcuttur.
VAS skorlarına göre gruplara ayrılarak hastalar karşılaştırıldığında ise Grup 1’deki
134
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: biyopsi, lokal anestezi, prostat
Tablo 1. Hastaların VAS skorları ile yaş ve prostat özellikleri arasındaki ilişki (Spearman korelasyon tablosu)
r korelasyon katsayısı
p değeri
Yaş
Parametreler
-0,019
0,86
PSA
+0,187
0,09
Prostat gramı başına prilokain dozu
-0,344
<0,01
Boyut 1
+0,389
<0,01
Boyut 2
+0,232
0,03
Boyut 3
+0,328
<0,01
Prostat Hacmi
+0,303
<0,01
p<0,05 istatistiksel anlamlı kabul edilmiştir.
Tablo 2. VAS Skorlarına göre hasta gruplarının karşılaştırılması
Grup 1 (n: 51)
Grup 2(n:32)
p değeri
Yaş
65,04±8,07
64,37±7,67
0,71
Prostat gramı başına prilokain dozu (ml)
0,10±0,05
0,07±0,03
<0,05
VAS
1,01±0,68
4,31±1,49
<0,01
Boyut 1 (mm)
38,47±8,43
46,32±11,79
<0,01
Boyut 2 (mm)
55,74±7,35
59,02±8,52
0,06
Boyut 3 (mm)
50,97±7,46
57,83±12,74
<0,01
Prostat Hacmi (ml)
60,31±27,62
91,25±63,51
<0,05
6-10 Kasım 2013, Antalya
135
PROSTAT KANSERİ
Sonuç: Transrektal ultrason eşliğinde prostat iğne biyopsisi öncesi periprostatik
sinir blokajı için uygulanan %2 prilokain dozu prostat büyüklüğü ve özellikle antero-prosterior prostat boyutu ile ilişkilidir. Bir gram prostat dokusu başına 0,1 ml.
%2 prilokain dozu uygulamasının hastanın biyopsi işleminde duyacağı ağrı için
yeterli bir doz olduğunu göstermektedir.
POSTER
hastaların ortalama doku gramı başına prilokain dozu Grup 2’deki hastalara göre
anlamlı olarak düşük, boyut 1, boyut 3 ve prostat büyüklüğü ortalaması ise anlamlı
olarak yüksekti.
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P005
İLK BİYOPSİ SONUCU YÜKSEK DERECELİ İNTRAEPİTELYAL NEOPLAZİ
GELEN HASTALARIN TEKRAR BİYOPSİ SONUÇLARI
Şakir Ongün1, Ozan Bozkurt1, Kaan Çömez1, Ömer Demir1, Güven Aslan1,
Burçin Tuna2, Kutsal Yörükoğlu2, İlhan Çelebi1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, İzmir
2
Giriş: Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN) sıklığı, biyopsilerde kadran sayısındaki artışla birlikte azalma göstermiştir. HGPIN saptanan olgularda tekrar biyopsilerinde prostat adenokarsinomu (PCA) çıkma olasılığı, eski
literatür bilgilerinin aksine, diğer olgulardan daha yüksek değildir. Çalışmamızda
ilk biyopsi sonucu HGPIN olarak gelen hastaların tekrar biyopsi sonuçlarını
değerlendirdik.
Materyal-Metod: Ocak 2005’ten Haziran 2013’e kadar kliniğimizde PSA yüksekliği ya da parmakla rektal muayene bulgusu nedeniyle transrektal ultrasonografi
(TRUS) eşliğinde prostat biyopsisi yapılan 2758 hastadan patolojisi HGPIN olarak gelen 353’ü çalışmaya alındı. Hastalardan lokal anestezi altında ilk biyopside
10 kor ve ikinci biyopside ise 12 kor biyopsi örneği alındı.
Bulgular: İlk biyopsi sonucu HGPIN olarak gelen 353 hastadan 100’üne tekrar biyopsi uygulandı. Bu hastaların %48’inin sonucu benign (prostat dokuları ve prostatit), %21’inin HGPIN, %11’inde malignite kuşkulu odak ve %20’sinde PCA
saptandı. Tekrar biyopsi yapılan hastalardan sonucu PCA gelen 20 hasta ile diğer
80 hasta yaş, prostat spesifik antijen(PSA), PSA dansitesi (PSAD), rektal tuşe bulgusu ve ilk biyopsideki HGPIN odak sayısı açısından karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı sonuca ulaşılamadı (Tablo 1). Ancak ilk biyopsisinde 4 veya daha fazla
kadranda HGPIN bulunan hastaların %35’inde PCA, 3 veya daha az kadranda
HGPIN bulunan hastaların ise %17’sinde PCA saptanmıştır.
Sonuç: Biyopsi sonucu HGPIN olarak gelen hastalarda tekrar biyopsilerde PCA
çıkma olasılığı diğer olgulardan farklı değildir. Biyopsi sonucuna göre 4 veya daha
fazla kadranda HGPIN bulunan hastaların ise daha yakın takibi ve tekrar biyopsi
açısından değerlendirilmeleri gerekir.
Anahtar kelimeler: Prostat biyopsisi, yüksek dereceli intraepitelyal neoplazi
136
11. Üroonkoloji Kongresi
Prostat kanseri
n=20
Diğer sonuçlar
(HGPIN, benign ve malignite kuşkulu odak) n=80
p
62,80±7,49
62,16±6,82
0,715
6,27±4,05
6,96±5,81
0,621
PSAD (ng/ml/cm3)
0,18±0,10
0,17±0,15
0,696
HGPIN odak sayısı
2,2±1,3
1,9±1,3
0,510
Pozitif rektal tuşe bulgusu
2 (%10)
10 (%12,5)
0,758
6-10 Kasım 2013, Antalya
137
PROSTAT KANSERİ
Yaş (yıl)
PSA (ng/ml)
POSTER
Tablo 1. HGPIN tanısı sonrası ikinci biopsi patolojisi prostat kanseri gelen ve diğer hastaların klinik verilerinin
karşılaştırılması
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P006
PROSTAT SAĞLIK ENDEKSİ (PHİ) İLE PROSTAT KANSERİ RİSKİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ: TANIYA GİDEN YOLDA NE KADAR KULLANIŞLI?
Ömer Acar1, Erhan Paloğlu3, Metin Vural2, Fatin Cezayirli1,
Ahmet Musaoğlu1, Tarık Esen4
1
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
VKV Amerikan Hastanesi, Radyoloji Bölümü, İstanbul
3
VKV Amerikan Hastanesi, Biyokimya Bölümü, İstanbul
4
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, stanbul
2
Amaç: Bu çalışmada prostat kanseri şüphesi barındıran hastalarda prostat sağlık
endeksi (Phi) testinin öngördüğü risk durumu ve buna göre izlenen yol neticesinde varılan tanılar ya da önerilen yaklaşımların değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Yöntem: 2012 Haziran – 2013 Mayıs ayları arasında, Phi testi ile prostat kanseri risk
değerlendirmesi yapılan 72 hastanın verileri retrospektif olarak tarandı. Phi skorunu
hesaplamak için; parmakla rektal muayene öncesinde elde edilen serum örneğinde
ölçülen total PSA, serbest PSA ve [-2]proPSA değerleri kullanıldı. Phi skoru; 0-20.9
arasında çıkanlar düşük, 21-39.9 arasında çıkanlar orta, 40 ve üzerinde sonuçlananlar ise yüksek risk kategorisine dahil edildi. Phi sonucuna göre istenen multiparametrik prostat görüntülemesi (MP-MRI) ve/veya prostat biyopsisi sonuçları incelendi.
Bulgular: Phi skoru hesaplanan hastaların %5.5’i (n= 4) düşük risk, %58.3’ü (n=
42) orta risk ve %36.1’i (n=26) yüksek risk kategorisinde idi. Ortalama hasta yaşı
düşük, orta ve yüksek risk grubunda sırasıyla, 51.7±13.6, 60.9±7.9, 60.9±10.8 yıl
idi (orta vs. yüksek p= 0.98). Düşük, orta ve yüksek risk gruplarındaki ortalama
PSA değerleri, sırasıyla 3.8±1.4, 4.7±2.6 ve 9.5±10.7 ng/ml olarak hesaplandı
(orta vs. yüksek p= 0.007). Aynı grup sıralamasında elde edilen ortalama Phi skorları ise, 18.8±2.07, 30.6±5.2 ve 53.9±17.8 idi (orta vs. yüksek p= 0.0001). Daha
önce negatif sonuçlanmış biyopsi öyküsü olan 11 hasta (%15.2) vardı ve bunların
Phi skorları orta (n=5) ve yüksek (n=6) riski işaret etmekteydi. Düşük risk grubundaki hiçbir hasta için MP-MRI ya da biyopsi istenmedi. Orta risk grubundaki
hastaların 13 tanesine MP-MRI çekildi ve Phi ve/veya MR sonuçları doğrultusunda 8 hastaya prostat biyopsisi yapıldı. Bu 8 hastanın sadece 1 tanesinde (%12.5)
prostat ca tespit edildi. Yüksek risk grubundaki hastaların 16 tanesi MP-MRI ile
görüntülendi ve 14 hastaya Phi ve/veya MR sonuçları doğrultusunda prostat biyopsisi yapıldı. Bu 14 hastanın ise 11’inde (%78.5) prostat ca tespit edildi.
138
11. Üroonkoloji Kongresi
PROSTAT KANSERİ
Anahtar kelimeler: belirteç, kanser, prostat
6-10 Kasım 2013, Antalya
POSTER
Sonuçlar: Phi skoruna göre, prostat kanseri riski yüksek olup, biyopsi yapılabilen
hastalarda %78 oranında kanser teşhisi konmuş olup, aynı oran orta risk grubunda
%12 düzeyinde kalmıştır. Phi skoruna göre yüksek risk grubuna giren ve MP-MRI
bulguları kanser açısından yüksek kuşku uyandıran hastalar içerisinde biyopsi yapılabilenlerin %85’ine kanser tanısı konmuştur.
139
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P007
PROSTAT KANSERİNDE MULTİPARAMETRİK MANYETİK REZONANS
İLE ELDE EDİLEN BULGULARIN KANTİFİYE EDİLMESİ OLUMSUZ
HİSTOPATOLOJİK SONUÇLARI ÖNGÖRMEK İÇİN KULLANILABİLİR Mİ?
Ömer Acar1, Metin Vural2, Aslıhan Onay2, Fatin Cezayirli1, Sergin Akpek2,
Ahmet Musaoğlu1, Tarık Esen3
1
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
VKV Amerikan Hastanesi, Radyoloji Bölümü, İstanbul
3
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
2
Amaç: Bu çalışmada, multiparametrik manyetik rezonans (MP-MRI) ile elde
edilen bulguları kantifiye eden PI-RADS (prostate imaging, reporting, and data
system) skorunun ve difüzyon ağırlıklı serilerde ölçümü yapılan ADC (apparent
diffusion coefficient) değerinin prostatektomi patolojisinde tespit edilen olumsuz
histopatolojik bulgular ile ne kadar ilişkili oldukları araştırılmıştır.
Yöntem: Kasım 2011 ile Temmuz 2013 arasında, MP-MRI ile prostat görüntülemesi yapıldıktan sonra radikal prostatektomi yapılan 22 hastanın verileri retrospektif olarak incelendi. Bütün hastalarda, MP-MRI kapsamında, T2-ağırlıklı
kesitler, difüzyon ağırlıklı ve dinamik kontrastlı görüntüler elde edildi. Bunlara
ek olarak 15 hastada spektroskopik inceleme gerçekleştirildi. Radyolojik bulgulara göre her hasta için indeks lezyon tanımlaması yapıldı. İncelenen her parametre
için 5 üzerinden puanlama yapıldı. Prostatektomi materyalindeki histopatolojik
bulgular ile indeks lezyonun PI-RADS skoru ve ADC değeri arasındaki ilişki incelendi. Spektroskopi puanı 5 hastada olmadığı için histopatoloijk bulgular ile
sayısal ilişki hesaplanırken diğer 3 parametreye verilen puanların toplamı indeks
lezyonun skoru olarak ele alındı.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı ve PSA değeri sırasıyla, 61.7±5.9 yıl ve 10.2±13.9
ng/ml ölçüldü. MP-MRI’ın tespit ettiği indeks lezyonların ortalama boyutu ve ADC
değeri ise sırasıyla, 1.5±0.4 cm ve 680.6±161.03 olarak hesaplandı. Prostatektomi
spesimenindeki Gleason skoru 3 hastada 6, 14 hastada 7, 2 hastada 8 ve 3 hastada 9
olarak raporlandı. 17 hastanın patolojik olarak organa sınırlı hastalığı olduğu saptanırken, 5 hastada ekstrakapsüler uzanım (pT3a) tespit edildi.
MP-MRI’ın tarif ettiği indeks lezyonların, prostatektomi spesimeninde hacmen
en fazla yer kaplayan tümör odağı olduğu tespit edildi. İndeks lezyonun PI-RADS
140
11. Üroonkoloji Kongresi
Sonuçlar: MP-MRI bulgularının PI-RADS skorlama sistemi ile kantifiye edilmesi, radikal prostatektomi yapılan hastalarda tespit edilen olumsuz histopatolojik
bulguları öngörmek için kullanılabilir. İndeks lezyon ADC değeri, aynı öngörüye
sahip değildir.
Anahtar kelimeler: Görüntüleme, prostat, patoloji
6-10 Kasım 2013, Antalya
141
PROSTAT KANSERİ
Primer Gleason derecesi >=4 olanlardaki indeks lezyon PI-RADS skorunun, primer Gleason derecesi 3 olanlardakine göre anlamlı ölçüde yüksek olduğu tespit
edildi. (p= 0.023). İndeks lezyon ADC değerini temel alan karşılaştırmalarda anlamlı sonuç elde edilemedi.
POSTER
skoru ile prostatektomi spesimenindeki Gleason skoru arasında istatistiksel olarak
anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (p= 0.039).
POSTER
P008
AÇIK RADİKAL RETROPUBİK PROSTATEKTOMİ DENEYİMİMİZ
Abdullah Demirtaş, Muharrem Özkaya, Numan Baydilli, Emre Can Akınsal,
Deniz Demirci, Oğuz Ekmekçioğlu, İbrahim Gülmez, Atila Tatlışen
PROSTAT KANSERİ
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kayseri
Amaç: Prostat kanseri nedeniyle açık radikal retropubik prostatektomi uygulanan
olguların retrospektif olarak değerlendirilmesi.
Yöntem-Gereçler: Mart 2003-Mart 2013 tarihleri arasında açık radikal retropubik prostatektomi yapılan 53 hasta çalışmaya dahil edildi. Hasta dosyalarından,
klinik verileri tedavi ve takip sonuçları retrospektif olarak değerlendirildi.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 61 yıl (46-78) idi. PSA değerleri ortalama 12,3
(0,4-44) idi. Hasta verileri Tablo-1 de özetlenmiştir. Hastaların birine TUR-P sonrası, diğerlerine ise TRUSG eşliğinde iğne biyopsisi ile tanı konuldu. Hastalardan
23’ünün klinik evresi T1C, 30’unun ise T2 idi. Ameliyat öncesi hastaların erektil
fonksiyonları 5 soruluk IIEF skorlaması ile değerlendirildi, ortalalama skor 15,9
(5-25) idi. Hastaların 5’inde cerrahi sınırda tümör ve sadece 1’inde lenf nodu pozitifliği saptandı. Hastalardan 8’ine tek taraflı 11’ine ise iki taraflı sinir koruyucu
cerrahi yapıldı, diğer 34 hastada ise sinir korunmadı. Tek taraflı korunanlardan
1’inde, iki taraflı korunanların ise 4’ünde, siniri korunmayanların ise 5’inde ameliyat sonrası yeterli ereksiyon görüldü. Birinci yıl kontrolünde 35 hasta (%66) kontinan hale gelirken, 18 hasta (%34) inkontinan idi. Şiddetli inkontinansı olan 3
hastaya artifisiyel üretral sfinkter takıldı. Kontinan 7 hastada ürteral darlık gelişmesi nedeniyle müdahale edildi. Hastaların ortalama takip süresi 42,7 ay (6-115)
idi. Cerrahi sınır pozitifliği ve T3 hastalığı olan hastalarda tedaviyi kabul eden 9’u
RT aldı. Takipteki hastalardan ölen olmadı.
Sonuç: Açık radikal retropubik prostatektomi lokalize prostat kanserli hastaların
tedavisinde halen kabul edilebilir komplikasyon oranları (üriner inkontinans ve
erektil disfonksiyon), yüksek başarı oranları ile yaygın olarak uygulanan tedavi
yöntemidir.
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, tedavi, teknik
142
11. Üroonkoloji Kongresi
61,0(46-78)
Tanı PSA
12,3(0,4-44)
POSTER
Tablo 1. Hasta Özellikleri
Yaş(yıl)
Pre op klinik evre
23
T2
30
PROSTAT KANSERİ
T1c
TRUSG bx gleason skor toplamı
4-6
33
7
15
8-10
5
Sinir koruyucu taraf
Yok
34
Tek
8
Çift
11
Takip süresi(ay)
PSA nüksü
42,7(6-115)
10
Patolojik evre
T0
1
PIN
1
T2
39
T3
12
Radikal patoloji gleason skor toplamı
4-6
23
7
20
8-10
8
Cerrahi sınır +
5
RT
9
Kapsül İnvazyonu
13
Üretral Darlık
7
6-10 Kasım 2013, Antalya
143
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P009
LAPAROSKOPİK RADİKAL PROSTATEKTOMİ DENEYİMİMİZ:
İLK 12 VAKA
İbrahim Gülmez, Deniz Demirci, Abdullah Demirtaş, Volkan Sabur,
Numan Baydilli, Emre Can Akınsal, Atila Tatlışen
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kayseri
Amaç: Laparoskopik radikal prostatektomi (LRP) günümüzde lokalize prostat
kanserinde modern bir tedavi yöntemidir. Geniş görüş açısı ve ufak kanamaların
hızlı tespit edilip, anında müdahale imkanı sağlaması önemli avantajlarındandır.
Bu çalışmamızda ilk LRP deneyimlerimizi sunuyoruz.
Yöntem: Nisan 2011-Nisan 2013 tarihleri arasında 12 adet LRP ameliyatı yapıldı.
Ameliyatlar dessendan yöntemle transperitoneal olarak ve üreterovezikal anastomozlar Von Velthoven yöntemiyle yapıldı. Hastaların verileri; ameliyat öncesi PSA
değeri, biyopsi patolojisi, operasyon süresi, kan tranfüzyonu oranı, hastanede yatış
süresi, katater çekme zamanı, pozitif cerrahi sınır oranı ve patolojik evreleri retrospektif olarak incelendi.
Tablo 1. Hasta Özellikleri
LRP (n=12)
Yaş (yıl)
PSA değeri (ng/dl)
62.36 (55-73)
7.8 (3-19.5)
Operasyon süresi (dakika)
342 (210-540)
Kan transfüzyon miktarı (ml)
531 (0-1800)
Hastanede kalış süresi (gün)
7.81 (4-16)
Kateterizasyon süresi (gün)
23 (7-58)
Tam kontinan (n,%)
8 (66.6)
Gündüz İnkontinan (n,%)
4 (33.3)
Veriler ortalama±SD, ortanca (min-maks.) olarak verilmiştir.
Bulgular: Ortalama hasta yaşı 62,36 yıl (55-73) idi. Hastaların hepsi klinik olarak lokal evredeydi. Vakaların sadece birinde (%8.3) kontrol edilemeyen kanama
nedeniyle açığa geçildi. Hastaların %58.33’ünde (n=7) kan transfüzyonu ihtiyacı oldu. Ortalama operasyon süresi ve transfüzyon miktarı sırasıyla; 342 dakika
(210-540) ve 531 ml (0-1800) idi. Hastanede kalış süresi ortalaması 7.81 gün (416) ve katater çekme süresi median 23 gün (7-58) idi. Vakaların hiçbirinde cerrahi
144
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Lokal evre prostat kanseri, laparoskopi, gleason skoru
6-10 Kasım 2013, Antalya
145
PROSTAT KANSERİ
Sonuç: Lokal evre prostat kanserinde seçilmiş hastalarda cerrahi tedavide laparoskopi seçeneği; kısa hastanede kalış süresi ve kataterizasyon süreleri, daha az kan
kaybı olması, daha az ağrı duyulması ve açık operasyona benzer onkolojik sonuçlarından dolayı tercih edilebilir.
POSTER
sınırda tümör saptanmadı. Patoloji sonucunda Gleason skoru ortanca 6 (6-7) olup
bütün hastalarda kanser lokal evredeydi. Hastaların %66.6’sı (n=8) tam kontinanken, %33.3’ü (n=4) sadece gündüz kontinan olarak tespit edildi. Hiçbir hastada
inkontinans saptanmadı.
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P010
TRANSREKTAL ULTRASON KILAVUZLUĞUNDA YAPILAN
PROSTAT BİYOPSİSİ DENEYİMİ
Abdullah Demirtaş1, Nuh Aldemir1, Akın Avcı1, Emre Can Akınsal1,
Numan Baydilli1, Mustafa Sofikerim2, Deniz Demirci1, Oğuz Ekmekçioğlu1,
Atila Tatlışen1
1
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kayseri
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
2
Amaç: Bu çalışmada transrektal ultrason kılavuzluğunda prostat biyopsisi (TRUPB) uygulanan ilk 341 hastanın sonuçlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi
amaçlandı.
Yöntem: Ocak 2008-Mart 2013 tarihleri arasında 341 hastaya TRU-PB uygulandı. İşlem poliklinik şartlarında lokal anestezi altında periprostatik blok ile lateral dekübit pozisyonda gerçekleştirildi. Saturasyon biyopsilerinde sedo-analjezi
uygulandı. İşlem öncesi antibiyotik profilaksisi yapıldı. İlk biyopside 10-12 kor,
tekrar biyopsilerinde 12 kor ve saturasyon biyopsilerinde 26-28 kor örnek alındı.
Hastaların patoloji sonuçları değerlendirildi.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 63,4 (38–90 yıl) idi. Hastaların PSA değeri
ortanca 9.7ng/dl (2.6-1345) idi. TRUSG ile ortalama prostat hacmi 59,9ml +
olarak ölçüldü. Ortalama pozitif kor sayısı 5,4 olarak saptandı. Hastaların 127’sinde (%37.2) prostat kanseri, 10 hastada ASAP, 6 hastada LPIN, 3 hastada HPIN
saptandı. Ortanca gleason skoru 7 olarak saptandı.195 hastanın biyopsi sonucu
ise normal olarak geldi. Prostat kanseri saptanan 53 hastaya radikal prostatektomi
yapıldı. Elli beş (%16.1) hastaya tekrar biyopsi yapmak gerekti. 15 hastaya saturasyon biyopsisi yapıldı. Hastaların 15’inde (%4.3) akut prostatit gelişmesi üzerine
yatarak antibiyotik tedavisi aldı.
Sonuç: Transrektal ultrason kılavuzluğunda yapılan prostat biyopsisi prostat kanserini tanısında etkin ve güvenli bir yöntemdir.
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, prostat biyopsisi, transrektal ultrason
146
11. Üroonkoloji Kongresi
Volkan Sabur, Abdullah Demirtaş, Emre Can Akınsal, Deniz Demirci,
Oğuz Ekmekçioğlu, İbrahim Gülmez, Atila Tatlışen
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kayseri
Amaç: Prostat spesifik antijen (PSA) ikileme zamanı (PSADT) ve PSA hızının
(PSAV), androjen ablasyon tedavisine (AAT) direnç gelişmiş hastalarda genel sağ
kalımla ilişkisini araştırmak ve hormon tedavisine direnç sonrası yaşam süresini
öngörebilecek veriler elde edebilmek.
Yöntem: Çalışmaya 1999-2011 yılları arasında polikliniğimize başvuran 100
hormon dirençli prostat kanseri (HRPca) hastası dahil edildi. Hastaların başvuru anındaki PSA, Gleason skoru, metastaz durumu, PSA nadir’e ulaşma süresi,
HRPca gelişme süresi, takip süresi, ölüm oranı ve HRPca sonrası üçer ay arayla
ölçülen 3 PSA değeri kullanılarak PSADT ve PSAV değerleri kaydedildi, bu değerlerle yaşam süresi arasındaki ilişki araştırıldı.
Bulgular: Hastaların verileri Tablo 1’de özetlenmiştir. Hastaların ortalama takip
süresi 39.38(10-108) aydı. PSADT ortalama değeri olan 4.23 ayın altında olanların ortalama yaşam süresi 43.816±2.875 ay iken, 4.23 ayın üzerinde olanların
69.415±7.107 ay olarak bulunmuştur (p=0.006). PSAV ortanca değeri olan 35.82
ng/ml/yıl altında olan hastaların ortalama takip süreleri 73.948 ay, 35.82 ng/ml/
yıl üzerinde olanların ortalama takip süreleri (sağ kalım) 41.6 aydır(p<0.001).
Tablo 1. Hastaların verileri
Hasta sayısı (n)
100
Yaş (yıl), Ortalama
69.36 (53-87)
PSA (ng/ml), ortalama
104.56 (2-961)
Gleason skoru, ortalama
PSA nadir (ng/ml), ortalama
Ölüm (n)
6-10 Kasım 2013, Antalya
8.04 (4-10)
2.38 (0.01-19.36)
54
147
PROSTAT KANSERİ
HORMON DİRENÇLİ PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA PROSTAT
SPESİFİK ANTİJEN İKİLEME ZAMANI VE PROSTAT SPESİFİK ANTİJEN
HIZININ PROGNOZ VE SAĞ KALIM ÜZERİNDE ÖNGÖRÜCÜ OLARAK
ROLLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI
POSTER
P011
POSTER
Sonuç: HRPca’lı hastalarda PSADT ve PSAV değerlerinin yaşam süresiyle ilişkili olduğu görülmüştür. PSADT>4.23 ay olanlarda ortalama yaşam süresi 2.2 kat
daha fazla bulunmuştur. PSAV<35.82 ng/ml/yıl olanların ise ortalama yaşam sürelerinin yaklaşık 3 kat daha fazla olduğu görülmüştür.
PROSTAT KANSERİ
Anahtar kelimeler: Hormon dirençli prostat kanseri, PSA hızı, PSA ikileme zamanı
148
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P012
HORMON DİRENÇLİ PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA SAĞ KALIM
ÜZERİNDE ÖNGÖRÜCÜ FAKTÖRLER
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kayseri
Amaç: Hormon dirençli prostat kanserli hastalarda sağ kalımı öngörebilmek için
kullanılabilecek klinik ve laboratuar faktörlerin değerlendirilmesi amaçlandı.
Yöntem: Çalışmaya, 1999-2011 yılları arasında kliniğimizde hormon dirençli
prostat kanseri (HRPca) tanısı konulan 100 hasta dahil edildi. Hastaların başvuru
anında ki PSA değeri, metastaz durumu, LN tutulumu, PSA nadir değeri, PSA nadire ulaşma süresi, HRPca gelişme süresi, adjuvan KT alma durumu, takip süresi,
ölüm oranı kaydedildi. Kaplan-Meier testi kullanılarak sağ kalım analizleri yapıldı.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 69.36 yıl (53-87) idi. Ortanca tanı öncesi PSA,
PSA nadir değeri ve HRPca gelişme süresi sırasıyla; 67 ng/ml (2-961), 1.5 ng/
ml (0.01-19.36) ve 17.13 ay (3-72) olarak bulundu. Elli-dört hasta takipte öldü.
Tüm hastaların ortalama takip süresi 39.38 (10-108) ay olarak bulundu. PSA nadir, PSA nadir’e gelme süresi, HRPca gelişme süresi, kemik metastazı durumu, LN
durumu ve tanıda PSA değeri sağkalımla istatistiksel açıdan anlamlı olarak izlendi
(sırasıyla; p<0.001, p=0.029, p<0.001, p<0.001, p=0.049 ve p=0.001). HRPca
sonrası KT alan ve almayan hastalar arasında sağkalım açısından istatistiksel anlamlı fark olmadığı görüldü (p=0.477). PSA nadire ulaşma süresi ortanca 7 ay (233) idi. Bu süre uzadıkça HRPca gelişme süresinde uzama izlendi (p<0.001).
Sonuç: Bu çalışmada özellikle HRPca gelişme süresinde ki uzamayla sağ kalımın
arttığı görülmüştür. HRPca’lı hastalarda sağ kalımla ilişkili klinik ve laboratuar
olarak birçok faktör bulunmasına rağmen, yine de bu hastalarda sağ kalım süreleri
belirgin kısadır.
Anahtar kelimeler: Hormon dirençli prostat kanseri, PSA nadir, sağ kalım
6-10 Kasım 2013, Antalya
149
PROSTAT KANSERİ
Volkan Sabur, Abdullah Demirtaş, Numan Baydilli, Emre Can Akınsal,
Oğuz Ekmekçioğlu, Atila Tatlışen
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P013
PROSTATTA ADENOİD KİSTİK/BAZALOİD HÜCRELİ KARSİNOM:
OLGU SUNUMU
Uğur Yücetaş1, Mehmet Gökhan Çulha1, Erkan Erkan1, Kemal Behzatoğlu2,
Muhammet Naci Tatar1, Cemalettin Murat1, Mahmut Gökhan Toktaş1
1
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Kliniği, İstanbul
2
Giriş: Prostatın adenoid kistik/bazaloid karsinomu, prostatik ductus ve asiner bazal hücrelerden kaynaklanan nadir görülen malign bir neoplazmdır. Sıklıkla transizyonel zon yerleşimlidir. Hastalar genellikle mesane çıkım obstrüksiyonu şikayeti ile başvurur. Fizik muayenede büyümüş prostat glandı saptanır. Bir çok olgu
non-invazif yöntemlerle takip edilebilmektedir. Lokal rekürrens ve uzak organ
metastazı çok nadirdir. Metastaz sıklıkla karaciğer, akciğer ve kemikte gözlenmektedir. Seçilmiş bazı olgularda agresif tedavi gerekmektedir.
Olgu: 70 yaşında erkek hasta makroskopik hematüri şikayeti ile kliniğimize başvurdu. Aralıklı olarak iki senedir hematüri öyküsü ve 60 paket.yıl sigara öyküsü
mevcuttu. Total PSA değeri 1.56 ng/ml idi. Fizik muayenede anormal bulgu saptanmayan olgunun rektal tuşesinde grade 1 büyüklükte, benign kıvamda prostatı
olduğu tespit edildi. Genel anestezi altında yapılan sistoskopisinde prostatik üretradan başlayarak mesane boynu ve trigona uzanım gösteren, üzeri enkürste 7-8 cm
çapında solid kitle izlendi. Kitlenin tamamı rezeke edildi ve çıkartılan spesmen
patolojiye gönderildi. Patoloji sonucu adenoid kistik/bazaloid karsinom olarak
rapor edildi. Histopatolojik incelemede tümör oranı %90, nekroz fokal pozitif,
damar invazyonu pozitif, perinöral invazyon negatif olarak değerlendirildi ve Kİ67 proliferasyon indexi %30 boyanma olarak belirtildi. İmmunohistokimyasal çalışmada CK 7, kollagen tip 4, bcl-2 ve PAS ile kuvvetli pozitif; CK 14, DKA, S100,
CD 117 ile fokal pozitif; PSA, CK 20, HMWK ve Kongo ile negatif boyanmıştı.
Yapılan vücut taramasında metastaz saptanmadı. Üroonkoloji konseyinde değerlendirilen hastaya radyoterapi uygulanmasına karar verildi. Tanı anından itibaren
8. ayını tamamlayan hastanın takibi devam etmektedir.
Sonuç: Çoğunlukla mesane çıkım obstrüksiyonu ve hematüri ile karakterize olan
ve sıklıkla transizyonel zonda yerleşim gösteren adenoid kistik/bazaloid karsinom çoğu olguda agresif olmayan bir davranış sergilerken, lokal rekürrens ve
150
11. Üroonkoloji Kongresi
PROSTAT KANSERİ
Anahtar kelimeler: Adenoid Kistik Karsinom, Bazaloid Hücreli Karsinom, Prostat Kanseri
6-10 Kasım 2013, Antalya
POSTER
metastazların bildirildiği olgular da mevcuttur. Genellikle organa sınırlı hastalıkta
tercih edilen yöntem cerrahidir. Organ dışı yayılım olduğunda radyoterapi seçilebilmekle birlikte yaygın tutulum ve lenf nodu pozitifliği varlığında kemo-radyoterapi uygulanmalıdır. Radyoterapi ve kemoterapi hastalığın remisyonuna katkı
sağlasa da henüz kanıtlanmış bir çalışma bulunmamaktadır.
151
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P014
MONO VE MAKSİMAL ANDROJEN BLOKAJI TEDAVİSİ YAPILAN
METASTATİK PROSTAT KANSERLİ HASTALARIN TAKİBİNDE
PSA’NIN PROGNOSTİK DEĞERİ
Orhan Yiğitbaşı, Osman Raif Karabacak, Fatih Yalçınkaya, Kürşat Zengin,
Murat Bolat
Ankara Dışkapı Eğitim ve Araştıra Hastanesi, 1. Üroloji Kliniği, Ankara
Giriş: Mono ve maksimal androjen blokajı tedavisi yapılan metastatik prostat kanserli hastalarda tedavi ile PSA değişimlerinin prognostik değerini araştırdık.
Yöntem: 1988-2012 yılları arasında kliniğimizde takip edilen 269 hastanın tedavi
başlangıcından itibaren PSA değerlerini (normal 0-4ng/ml), 1-3 ayda, 3-6 ayda
normale gelen ve normal değere düşmeyen hastalar olmak üzere üç grupta inceledik. Her bir gruba göre progresyon sürelerini belirledik.
Sonuçlar: Progresyon zamanı, PSA’sı 1-3 ayda düşen hastalarda ort. 25,4 ay(1648 ay), 3-6 ayda düşen hastalarda ort.17,2 ay (9-27 ay) ile anlamlı olarak uzundu
(0,05<p<0,02). PSA’sı normale gelmeyen hastaların progresyon zamanı ort. 8,1
ay(4-14 ay) ile ilk iki gruba göre anlamlı olarak kısaydı (p<0,001).
Tablo 1. Tedavi ile PSA değişimi süresinin progresyon zamanına etkisi
Psa Değişimi
Hasta Sayısı
Progresyon Zamanı (Ort. Ay)
PSA (grup 1)
1-3 ayda düşen
149
25,4 AY
(16-48 AY)
PSA (grup 2)
3-6 ayda düşen
78
17,2 AY
(9-27 AY)
PSA (grup 3)
Normale düşmeyen
42
8,1 AY
(4-14 AY)
Toplam
269
1. ve 2. grup arasında progresyon zamanı anlamlı: 0,05<p<0,02 1., 2. grup ile 3. grup arasında progresyon zamanı
anlamlı: p<0,001
Tedavinin başından itibaren PSA düşüş süresinin progresyonu belirlemede etkin
bir faktör olduğu görülmektedir.Dolayısı ile, hastaların PSA değerleri ile yakın takibi; tedavi protokollerinin etkinliği ve değişimlerinin zamanını belirlemede faydalı olacaktır.
Anahtar kelimeler: Metastatik prostat kanseri, PSA, prognostik faktör
152
11. Üroonkoloji Kongresi
PARMAKLA REKTAL MUAYENEDE ASİMETRİK LOB PROSTAT KANSERİ
İÇİN BİR RİSK Mİ?
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
Amaç: Prostat kanseri tespitinde PSA yaygın ve önemli bir test olmakla birlikte
parmakla rektal muayenedeki (PRM)prostata ait sertlik, nodül,sınır düzensizliği
gibi bulgular da özellikle klinik anlamlı tümörlerin tespitinde önemli bulgular olarak hala değerini korumaktadır. PSA değerinden bağımsız olarak bu bulguların
varlığı biyopsi endikasyonu oluşturmaktadır. Azımsanmayacak kadar sık karşılaşılan bir lobun diğerinden farklı büyüklükte olduğu durumlarda prostat kanseri
riskini ortaya koymayı amaçladık.
Gerçe ve Yöntemler: 2007-2013 yılları arasında kliniğimizde PSA yüksekliği, parmakla rektal muayenede anormallik olması gibi nedenlerle prostat biyopsisi yapılan
hastaların verileri retrospektif olarak tarandı. Hastaların yaşları, PSA değerleri, prostat hacimleri, parmakla rektal muayene bulgusu kaydedildi. İlk biyopsiler standart
12 kor alındı. Sonraki biyopsiler 18 veya 24 kor alındı. PSA değeri 10 ng/ml üzerindeki hastalardan seminal vezikül biyopsisi de alındı. Prostat hacmi 60 cc üzerindeki
hastalardan 12 yerine 18 kor biyopsi alındı. Biyopsiler yerlerine göre numaralandırıldı. Patolojik sonuçlar ile muayene bulguları arasındaki korelasyon incelendi.
Bulgular: Biyopsi yapılan 926 hastanın verileri incelendi. Yaş ortalaması 66 yıl,
prostat hacmi ortalaması 56 cc ve PSA ortalaması 7.9 ng/ml idi. Olguların 403’üne
(%43.5) kanser tanısı kondu. Bu olguların 197’sinde (%21.3) nodül veya sertlik
gibi tuşe anomalisi saptandı. Toplamda 75 hastada (%8) sadece asimetri bulgusu
vardı. Yalnızca asimetrik lob tespit edilenlerin 28’inde (%37) herhangi bir lokalizasyonda tümör tespit edildi. Asimetrinin olduğu tarafta tümör tespit edilenler ise
14(sırayla grup içi %50 ve toplamda %18.5) olarak bulundu. Nodül veya sertlik
gibi tümöre daha spesifik bulgusu olanlarda bu bulgunun tespit edildiği lobda tümör tespit edilenlerin sayısı ise 62(%31) olarak belirlendi.
Sonuç: Parmakla rektal incelemede sadece asimetri saptanan olgularda tümör saptanma oranları nodül veya sertlik gibi bulgusu olanlara göre daha düşük olsa da,
sadece asimetrisi olanların %37’sinde tümör, %18.5’inde aynı tarafta tümör saptanması biyopsi yapmayı haklı çıkaracak kadar önemli bir oran kabul edilebilir.
Anahtar kelimeler: Asimetrik lob, parmakla rektal muayene, prostat kanseri
6-10 Kasım 2013, Antalya
153
PROSTAT KANSERİ
Ömer Yılmaz, Hasan Soydan, Ferhat Ateş, Cumhur Yeşildal, Zeki Aktaş,
Kenan Karademir
POSTER
P015
POSTER
P016
METASTATİK PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA ANTİ-ANDROJEN
GERİ ÇEKİLME (WİTHDRAWAL) TEDAVİ SONUÇLARIMIZ
PROSTAT KANSERİ
Hüseyin Engin, Cemil Bilir
Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi, Medikal Onkoloji Bölümü, Zonguldak
Giriş: Hormonal tedaviler metastatik prostat kanserinde (mPK) ilk temel tedaviyi oluştururlar. Hormonal tedavilerin ana amacı biyokimyasal kastrasyonu sağlamak ve hastalığın seyrini yavaşlatmaktır. Ancak tedavinin belirli bir döneminde
hormonlara direnç gelişmekte ve prostat spesifik antijen düzeylerinde (PSA) artış
gözlenmektedir. Kombine hormonal tedavinin kesilerek tekrar PSA düşünü beklemek anti-androjen geri çekilme (AAGÇ) olarak tanımlanır ve Avrupa klavuzlarında hormon refrakter mPK ’da yapılması önerilen ilk yaklaşımdır. Ancak hangi hasta grubunun bu manüplasyona ne oranda yanıt verdiği henüz aydınlatılamamıştır.
Bizim toplumumuzda da AAGÇ yanıt oranları tam olarak bilinmemektedir.
Materyal-Metod: 2005 ve 2013 yılları arasında mPK tanılı 36 erkek hasta PSA artışı sonrası AAGÇ ile ilk olarak takibe alınmıştır. Tedavi sonuçlarını retrospektif olarak inceledik. Bicalutamid için en az 6 hafta diğer ilaçlar için 4 hafta PSA kontrolü için beklenildi.
Sonuçlar: Toplam 36 mPK tanılı hastanın yaş ortalaması 71 idi (sd 8), hastaların
tanı anındaki ortanca PSA değerleri 71 ng/mL (6-6800 ng/mL), ortanca Gleason
skorları 7 (5-10) ve AAGÇ öncesi PSA değerleri ise 44 ng/mL (2-2500 ng/mL) idi.
PSA ikilenme süresi ortanca 7 haftaydı (3-29 hf ). AAGÇ öncesi hormonal tedavi
kullanım süresi ortanca 52 aydı (8-122 ay). AAGÇ sonrası 9 hastada (%25) PSA
düşüşü sağlandı. Ortanca yanıt süresi ise 18 haftaydı (11-29 hf ). AAGÇ de yanıt alınan ile alınamayan hastaların ilk PSA, AAGÇ öncesi PSA, hormonal tedavi
süreleri, progresyon sonrası takiplerinin karşılaştırılması Tablo 1’de özetlenmiştir.
Tablo 1. Anti- Androjen Geri Çekilme tedavisine yanıt veren ile vermeyen hastaların özellikleri
154
11. Üroonkoloji Kongresi
6-10 Kasım 2013, Antalya
155
PROSTAT KANSERİ
Anahtar kelimeler: Anti androjen withdrawal, prostat kanseri, metastataz
POSTER
Tartışma: Anti-androjen geri çekilme tedavisinin etkinliği ve sonuçları hakkında
ayrıntılı bilgiler literatürde maalesef yoktur. Bizim çalışmamızda kendi toplumumuzdaki ilk sonuçlardandır. Sınırlı sayıda da olsa bizim hasta profilimizde literatür
ile uyumlu olarak %25 oranda AAGÇ cevabı gözlendi. Bu cevap oranı yaklaşık
4.5 ay olarak bulundu. Cevap oranı hormonal tedavi süresi ile ilişkili bulundu.
MAB kullanımı uzun olan hastalarda daha fazla AAGÇ yanıtı elde edildi. Diğer
prognostik faktörler açısından yanıt alınan ile ve alınamayan gruplar arasında fark
bulunamaz iken buna PSA sonrası genel sağkalım da dahildi. Progresyon sonrası
docetaksele yanıt AAGÇ cevabı olanlarda 8 ay iken cevabı olmayan grupta 9 ay
bulundu (p=0.5).
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P017
OKSİPİTO-PARİETAL KEMİK METASTAZI OLAN NADİR
PROSTAT ADENOKARSİNOM OLGUSU
Emrah Okulu1, Kemal Ener1, Mustafa Aldemir1, Murat Keske1,
Önder Kayıgil2
1
Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Ankara
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Atatürk Eğitim ve Araştırma Uygulama
Hastanesi, Ankara
2
Amaç: Prostat kanserinin kemiğe metastaz eğilimi oldukça yüksek olmakla beraber sıklıkla aksiyel iskelet sisteminde meydana gelmektedir ve morbidite ve mortaliteye yol açmaktadır. Biz oksipito-paryetal kemik metastazı olan prostat adenokarsinom olgusunu sunuyoruz. Kemik dışında beyin de prostat adenokarsinomun
sık görülen metastazıdır ancak oksipito-parietal kafa kemiği metastazı oldukça
nadir görülmektedir.
Yöntem-Gereçler: Hiçbir şikayeti olmayan hastaya rutin prostat kontrolleri sırasında PSA’sı 23.13 gelmesi üzerine Transrektal ultrason eşliğinde prostat biyopsisi
uygulandı. Patolojisi prostat adenoca gleason 8 (4+4) olarak geldi. Hastaya tüm
abdomen bilgisayarlı tomografi ve tüm vücut kemik sintigrafisi (TVKS) çekildi.
Şekil 1. Tüm vücut kemik sintigrafisindeki (TVKS) Oksipito-paryetel kemik metastazı ve Beyin MR’ındaki oksipito-paryetel metastatik kitle
156
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Kafatası metastazı, oksipito-paryetel kemik, prostat adenokarsinom
6-10 Kasım 2013, Antalya
157
PROSTAT KANSERİ
Sonuçlar: Bu vaka hiçbir semptom ve bulgu vermeden sadece oksipito-paryetal
kafa kemiği tutulumu ile seyreden nadir bir prostat adenokarsinom olgusu olmasından dolayı, literatürdeki ilk olgulardan birisidir ve aynı zamanda okuyucuları
prostat kanserinin nadir metastazı yönünden uyarma özelliği taşımaktadır.
POSTER
Bulgular: TVKS’de oksipito-paryetal kafa kemiğinde metastaz lehine tutulum
saptanması üzerine Hastaya beyin MR’ı yapıldı. MR’da da oksipito-paryetal kafa
kemiğinde 17 mm’lik metastazla uyumlu solid lezyon saptandı. Hastaya bicalutamid ve LHRH agonisti başlandı. 6. aydaki kontrollerde MR’da metastatik lezyon
kaybolmuştu ve serum PSA’sı 0.069 ng/ml olarak geldi.
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P018
ERKEN EVRE PROSTAT KANSERİNDE STEREOTAKTİK RADYOTERAPİ
UYGULAMASI OLGU SUNUMU
Mustafa Halil Akbörü1, Adnan Yöney2, Tanju Berberoğlu1,
Zafer Ünsal Coşkun3, Ekin Ermiş1, Menekşe Turna1, Asuman Kaynar1,
Sevil Kılçıksız1, Mustafa Ünsal1
1
Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Radyasyon Onkolojisi Kliniği, İstanbul
Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı, Trabzon
3
Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Radyoloji Kliniği, İstanbul
2
Giriş: Prostat kanserinin tedavisinde radyoterapinin yeri vazgeçilmezdir. Standart
fraksiyonasyonun yanında tümörün düşük α/β oranı nedeniyle hipofraksiyone
tedavilerden de yarar elde edilmiştir. Son zamanlarda gerek linak bazlı gerekse
bu iş için üretilmiş cihazlarda uygulanan stereotaktik radyoterapilerde de başarılı
sonuçlar yayınlanmaya başlamıştır. Bu bildiride merkezimizde bir senedir kullanılmaya başlayan Cyberknife© cihazıyla ışınlanan iki adet erken evre düşük riskli
prostat kanseri hastası deneyimimiz sunulmaktadır.
Bulgular: Olgu 1: Prostat biyopsisinde sol lobda tek odakta adenokarsinom tanısı
alan 67 yaşında erkek hasta T2a olarak evrelendi. Başlangıç PSA değeri 5.85 ng/
ml idi. Gleason skoru 6 (3+3) idi. Düşük riskli gruba giren hastaya Cyberknife©
cihazıyla stereotaktik radyoterapi planlandı. Dört adet fiducial yerleştirilmesini takiben Kasım 2012 de 35 Gy (5x7Gy) radyoterapi uygulandı. Tedavi sonrası Grade
2 gastrointestinal, Grade 3 genitoüriner toksisite görüldü (RTOG Common
Toxicity Criteria). Sekiz aylık takibi sonrası PSA 0.39 ng/ml değerine düştü.
Olgu2: 72 yaşında erkek hastanın prostat biyopsisinde sol lobda tek odakta adenokarsinom tespit edilmesi üzerine merkezimize Mayıs 2013 tarihinde başvurdu.
Başlangıç PSA değeri 5.29 ng/ml idi. Ancak tanı sonrası hormonoterapi de başlanmıştı. Gleason skoru bu hastanın da 6 (3+3) idi. Düşük riskli hasta grubunda
yer alan olguya dört adet fiducial konulmasından sonra Cyberknife© cihazında
36.25 Gy (5x7.25 Gy) radyoterapi uygulandı. Grade 3 gastrointestinal ve Grade
2 genitoüriner toksisite tespit edildi. Tedaviye alınırken 0.17 olan PSA değeri iki
aylık takipte 0.01 ng/ml ye geriledi.
Tartışma: Stereotaktik radyoterapinin prostat kanserinde kullanımı son yıllarda gelişme göstermeye başlamıştır. Uygun doz ve fraksiyonu araştıran faz I-II
158
11. Üroonkoloji Kongresi
6-10 Kasım 2013, Antalya
159
PROSTAT KANSERİ
Anahtar kelimeler: Cyberknife, prostat kanseri, stereotaktik radyoterapi
POSTER
çalışmalarda beş günlük 7-7.25 Gy lik uygulama hem tümör kontrolü hem de çevre dokuları koruyabilme açısından en çok tercih edilen protokol olmuştur. Biz de
merkezimizde bu dozları kullandık. Tedavi sonrası yan etkiler uzun dönem radyoterapi şemalarıyla benzerdir. Tedavinin kısa sürmesi hasta konforu ve maliyet
açısından çok önemlidir. Uzun dönem sonuçların standart tedavilere eşdeğer olduğunu gösteren çalışmalar yayınlanmaya başlamıştır. Stereotaktik radyoterapinin
prostat kanserinde kullanımının standartlaşması için çok hasta sayılı uzun dönem
takipli randomize çalışmalara gereksinim vardır.
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P019
METASTATİK PROSTAT KANSERİ SAPTANAN TÜRK HASTA
GURUBUNUN ÖZELLİKLERİ
Alkan Çubuk, Mehmet Remzi Erdem, Çağatay Tosun,
Ahmet Rüknettin Aslan, Ömer Ergin Yücebaş, Feridun Şengör
Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
Amaç; Prostat kanseri saptanan hastalarda metastaz taraması yapmak için gerekli koşullar EAU kılavuzlarınca 20 ng/dl üzerinde PSA değerine sahip olmak ve
metastaz düşündürecek semptomlara sahip olmak olarak ifade edilmiştir. Biz bu
çalışmamızda Türk hasta gurubunda metastatik hastalığı öngördürecek parametrelere ulaşmaya çalıştık.
Gereç Yöntem: Kliniğimizce P ca tanısı konan hastaların başvuru PSA değeri ve
yaşı, biyopsi patolojileri taranmıştır.
Bulgular: P ca tanısı alan 457 hastanın yaş ortalaması 70 (45-88), PSA ortalaması
25 (1,5-178) ng/dl dir.Biyospi raporlarında toplam gleason skoruna göre olgu dağılımı; gl 6:225, gl 7:144, gl 8:51 gl 9:37 şeklindedir. Pozitif kor oranı ortalaması
4/12 (1/12-12/12) dir. Tanı anında 127 hasta metastatiktir, bu gurubun yaş ortalaması 76, PSA ortalaması 66 ng/dl, pozitif kor oranı 8/12, gleason skor ortalaması 8 olarak hesaplanmıştır. Metastatik olmayan hastaların ise ortalama yaş 68, PSA
10 ng/dl, yüzde kadran 3/12, gleason skoru 6 hesaplanmıştır.
Metastaz varlığına göre olguların yaş ortalamaları, PSA düzeyleri, yüzde kor oranları ve Gleason skorları istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı farklılık göstermektedir (p<0,01). Met. varlığı için yukarıda bahsedilen parametrelerin cut-off
değerleri hesaplanmaya çalışıldı.
Met. varlığı ile yaşın 75 kesme değeri arasında istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0,01). Met. varlığı için ODDS oranı 7,021 olarak saptanmış olup, bu olgularda met. görülme riski 7 kat fazladır diyebiliriz.
Met. varlığı ile PSA düzeyinin 20ng/dl kesme değeri arasında istatistiksel olarak
ileri düzeyde anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0,01). Met. varlığı için ODDS oranı
126,193) olarak saptanmış olup, bu olgularda met. görülme riski 126 kat fazladır
diyebiliriz.
160
11. Üroonkoloji Kongresi
Sonuç: Çalışmamızda 20 ng/dl PSA değeri, >75 yaş, >5/12 kor pozitifliği, > gleason 6 skoru değerlerine sahip olmak met. P ca ini anlamlı olarak öngördürmektedir. Sonuçlar literatürle de uyumludur. Bu değerleri bilmek hangi hastada metastaz
taraması yapmalıyız noktasında bizlere yol gösterici olacak ve gereksiz evrelendirmeden uzaklaştıracaktır.
Anahtar kelimeler: Metastatik prostat kanseri, prostat kanseri evrelendirmesi
6-10 Kasım 2013, Antalya
161
PROSTAT KANSERİ
Met. varlığı için gleason skronun 7, 8, 9 oluşu gleason 6 ya göre 10 kat artmış risk
olduğu anlaşılmaktadır.
POSTER
Met. varlığı ile yüzde kor oranının 5/12 kesme değeri arasında istatistiksel olarak
ileri düzeyde anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0,01). Met. varlığı için ODDS oranı 8,516) olarak saptanmış olup, bu olgularda met. görülme riski 8,5 kat fazladır
diyebiliriz.
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P020
TRANSREKTAL ULTRASON EŞLİĞİNDE PROSTAT BİYOPSİSİ VE
KOMPLİKASYONLARININ EREKTİL FONKSİYONLAR ÜZERİNE ETKİSİ:
İKİ FARKLI ANESTEZİ YÖNTEMİNİN KARŞILAŞTIRILMASI
Onur Serin1, Hakan Kılıçarslan1, Hasan Serkan Doğan2, Hakan Vuruşkan1,
Yakup Kordan1, İsmet Yavaşcaoğlu1
1
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Bursa
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Pediatrik Üroloji Bilim Dalı, Ankara
2
Giriş: Prostat kanseri (PK) tanısı için lokal anestezi eşliğinde uygulanan TRUSBx (Transrektal Ultrasonografi eşliğinde prostat biyopsisi) standart işlemdir.
TRUS-Bx işleminin çoğunlukla minör olmak üzere belirli oranda komplikasyonları vardır. Son dönemde TRUS-Bx’in mevcut komplikasyonlar haricinde geçici
süreyle erektil disfonksiyonada neden olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur.
Çalışmamızda iki farklı anestezi yöntemi ile uygulanan prostat biyopsilerinin ve
bu biyopsiler sırasında gelişebilen komplikasyonların erektil fonksiyonlar üzerine
etkisini araştırdık.
Gereç-Yöntem: Ocak 2012 - Aralık 2012 arasında prostat kanseri öntanısıyla
TRUS-Bx uygulanan 100 erkek hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar sadece intrarektal lidokain jel ile anestezi uygulanan (Grup 1) ve intrarektal lidokain jel anestezisine ek olarak perirpostatik sinir blokajı uygulanan (Grup 2) olmak üzere 2
ayrı grupta incelenmiştir. Hastalar TRUS-Bx öncesi Ereksiyon İşlevi Uluslararası
Değerlendirme Formu-Erektil Fonksiyon Değerlendirmesi (IIEF-EFD), Beck
Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), ile değerlendirilmiştir.
Hastalar işlem sonrası 3 ay süre ile takip edilmiştir.
Bulgular: Her iki gruptada TRUS-Bx işlemi öncesi IIEF-EFD skorları, işlem sonrası skorlarından yüksek izlendi. Ancak bu yükseklik istatistiksel açıdan anlamlı
bulunmadı (P>0.05). Patoloji sonucu ASAP veya adenokarsinom olarak sonuçlanan 19 hastanın IIEF-EFD değişikliği ayrıca değerlendirildi. Bu 19 hastanın
TRUS-Bx işlemi sonrası birinci ayda IIEF-EFD skorlarında belirgin azalma saptandı. IIEF-EFD skorlarlarındaki bu azalma patoloji sonucu benign olan 81 hastalık diğer gruba oranla istatistiksel açıdan anlamlı bulundu (Tablo 1). Malign/
şüpheli patolojisi olan grupta, IIEF-EFD skorunda azalmanın izlendiği 1. ay kontrollerinde, BAÖ ve BDÖ skorlarında da istatistiksel anlamlı artışlar izlendi ve bu
162
11. Üroonkoloji Kongresi
Tablo 1. Patoloji sonucuna göre TRUS-Bx işlemi öncesi ve sonrası IIEF-EFD skorlarının Karşılaştırması
Patoloji (N)
İşlem Öncesi
İşlem Sonrası 1.hafta
İşlem Sonrası 1.ay
21.64
(6-30)
21.04
(4-29)
22.20
(4-30)
Benign(81)
Ortalama IIEF- EFD
Minimum-Maksimum)
Standart Sapma
5.18
5.25
5.19
Malign-Şüpheli (19)
Ortalama IIEF-EFD
Minimum-Maksimum)
21.84
(14-27)
21.73
(15-30)
16.05
(5-23)
Standart Sapma
3.87
3.88
4.64
(p)
0.96
0,33
<0,001
Benign/ Malign-Şüpheli
Tablo 2. Patoloji sonucu malign / şüpheli sonuçlanan grup ile benign sonuçlanan grubun BAÖ ve BDÖ değişikliği
açısından karşılaştırması.
Patoloji Malign- Şüpheli / Benign
İşlem Öncesi
İşlem Sonrası 1.hafta
İşlem Sonrası 1.ay
Beck Depresyon Ölçeği (p)
0.49
0.21
<0,001
Beck Anksiyete Ölçeği (p)
0.56
0.48
<0,001
6-10 Kasım 2013, Antalya
163
PROSTAT KANSERİ
Anahtar kelimeler: Erektil Disfoksiyon, prostat biyopsisi, prostat kanseri
POSTER
artışta benign patolojisi olan gruba oranla istatistiksel anlamlı olarak bulundu
(Tablo 2). TRUS-Bx sonrası komplikasyon gelişen 47 hastanın erektil fonksiyonlar açısından değerlendirmesinde ise komplikasyon gelişmeyen grupla arasında
istatistiksel anlamlı farklılık izlenmedi (p>0,005). Sonuç olarak; TRUS-Bx işlemine bağlı mevcut komplikasyonların yanında hastalarda erektil fonksiyonların
etkilenip etkilenmediği konusu ile tartışmalıdır. Bununla birlikte biyopsi uygulanması planlanan hastaların biyopsi öncesi ve sonrası dönemde, erektil fonksiyonlar,
depresyon ve anksiyete açısından yakın takibi gerekmektedir.
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P021
FOSFODİESTERAZ 5 İNHİBİTÖRLERİNİN (SİLDENAFİL, VARDENAFİL,
TADALAFİL), PROSTAT KANSERİ ÜZERİNE ETKİLERİNİN
HÜCRE KÜLTÜRÜNDE DEĞERLENDİRİLMESİ
Oytun Erbaş1, Fatih Oltulu2, Vildan Çetintaş3, Hüseyin Aktuğ2,
Altuğ Yavaşoğlu2, Dilek Taşkıran4
1
Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı, Tokat
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı, İzmir
3
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı, İzmir
4
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı, İzmir
2
Amaç: Fosfodiesteraz 5 (FDE-5), corpus kavernozumda bulunan ve c-GMP nin
yıkılmasında görev alan enzimdir. FDE-5 inhibitörleri impotans tedavisinde yaygın olarak kullanılan ilaçlardır. Ayrıca prostat kanserine bağlı yapılan prostatektomi sonrası gelişen impotans tedavisinde de kullanılan bu ilaçların, prostat kanseri üzerine etkileri net değildir. Bu çalışmada amaç farklı FDE-5 inhibitörlerinin
(sildenafil, vardenafil, tadalafil) prostat kanseri hücre hattı üzerine etkileri ortaya
koymaktır.
Materyal-Metod: Androjen bağımsız insan prostat kanseri hücre hattı (PC-3) 96
well platelerde 24 saat kültüre edildi. Ardından herbiri için 0.01, 0.1, 1 ve 10 mM
olacak şekilde FDE-5 inhibitörleri ayrı ayrı olarak (sildenafil, vardenafil, tadalafil) hücre kültürüne uygulandı. Kontrol grubuna ilaç uygulanması yapılmadı. 48
saatlik inkubasyon süresinin ardından viabilite MTT yöntemi ile değerlendirildi.
Ardından hücre proliferasyon markeri Ki-67, apoptozis markeri Caspase-3, büyüme faktör reseptörü EGFR ile immunfloresan boyama yapılarak tümör hücrelerindeki ekpresyonlar gözlendi.
Bulgular: Tadalafil grubunda tüm dozlarda, sildenafil ve vardanafil grubunda 1 ve
10 nM dozlarında kontrol grubuna göre anlamlı hücre viabilite azalması gözlendi.
Diğer taraftan tadalafil grubunda belirgin olmak üzere kontrol grubuna göre Ki67 de azalma, caspase-3 ekspresyonunda artma izlendi.
Sonuç: FDE inhbitörleri tadalafil grubunda en belirgin olmak üzere prostat kanseri viabilitesini azaltmıştır. Ki-67 proliferasyon indeksini azaltmıştır. FDE inhibitörlerinin caspase-3 ekspresyonunda artma oluşturması apoptozisin induklendiğini göstermektedir. FDE inhibitörleri cGMP yi artırıp, Beta-katenin fosforilasyonu
164
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
sonucu viabilite azalışı ve apoptozis artışına neden olmuş olabilirler. Bu çalışma
FDE inhibitörlerinin prostat kanserinde cerrahi sonrası kullanımının güvenilir
hatta yararlı olabileceğini göstermektedir. Bu konuda klinik çalışmalara yol gösterici olabilir.
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, Fosfodiesteraz 5 inhibitörleri
PROSTAT KANSERİ
6-10 Kasım 2013, Antalya
165
POSTER
P022
PROSTATIN AGRESİF TÜMÖRÜ: SARKOMATOİD KARSİNOM
Onur Açıkgöz, Eymen Gazel, Yusuf Kasap, Ahmet Çamtosun,
Ahmet Hamdi Yazıcıoğlu
PROSTAT KANSERİ
Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi, Üroloji Kliniği, Ankara
Sarkomatoid prostat karsinomu, malign prostat neoplazileri içinde en nadir görülen tiplerden olup agresif seyriyle bilinmektedir. Bugüne dek litaratürde rapor
edilmiş 100 civarında olgu bulunmaktadır. Klinik olarak sinsi bir seyir gösterir. Bu
olgu sunumunda patolojisi prostat adenokarsinomundan sarkomatoid karsinoma
dediferansiye olan bir hastanın klinik seyri bildirilmiştir.
54 yaşında erkek hasta kliniğimize alt üriner sistem semptomları (AÜSS) ile
başvurdu.Hastanın PSA değeri 20.5 ng/ml olarak ölçüldü ve transrektal prostat
biopsisi yapıldı. Biopsi sonucu benign olarak rapor edilen hastaya Trans üretral
prostat rezeksyonu (TUR-P) yapıldı ve Gleason 4+3 =7 Prostat adenokarsinomu saptandı. Bu sonuç ile hastaya Radikal Prostatektomi operasyonu planlandı.
Hasta operasyon için açıldığında obturator lenf nodlarından gönderilen frozen
patolojide, sağ obturator lenf nodunda adenokarsinom metastazı saptanması sebebiyle prostatektomi işlemi yapılmadan operasyon sonlandırıldı. Post op dönemde
hastaya maximal androjen blokajı başlanarak taburcu edildi. 1. Ay kontrolünde
PSA değerinin 0.06 ng/ml olduğu görülerek tedaviye devam edildi. Post operatif 3. Ayında AÜSS yineleyen hastada, yapılan USG de sol böbrekte hidronefroz
ve prostat lojunda uzun aksı 4 cm olan kitlesel lezyon izlendi. Sistoskopide prostat lojundan mesane içine uzanım gösteren kitle izlendi ve komplet rezeke edildi. Patoloji indiferansiye adenokarsinom olarak raporlandı. Son operasyondan 4
ay sonra idrar yapamama şikayetiyle Acil servise başvuran hastanın tahlillerinde
PSA: 0.177 ng/dl, ALP normal ve Üre:52 mg/dl, Kreatin:2.31 mg/dl olarak tespit edildi. Hastaya yeniden sistoskopi yapıldı ve prostatik loj ile mesanenin büyük
bir kısmının tümöral doku ile dolu olduğu izlendi. Tümöral dokular inkomplet
rezeke edilerek patolojiye gönderildi. Bu materyalde, giderek dediferansiasyon olduğu ve sarkomatoid görünümün hakim olduğu belirtilerek ”Sarkomatoid Malign
Tümör” tanısı konuldu. Hastaya PET–CT çekilerek Akciğer, Karaciğer ve torakolomber vertebralarda multiple metastaslarının olduğu tespit edildi.Radyoterapi
(RT) ve kemoterapi (KT) planlanarak onkoloji bölümüne yönlendirildi. Hasta
Sarkomatoid karsinom tanısı aldıktan 8 ay sonra kaybedildi.
166
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
Sonuç olarak Sarkomatoid prostat karsinomu tanıda ve tedavide zorluk yaşanan
bir malignite varyantıdır. Tedavide genel yaklaşım küratif tümörlerin cerrahi eksizyonu, adjuvan KT ve/veya RT ve ileri evre hastalıkta palyatif girişimler yapılması
yönündedir.
Anahtar kelimeler: Prostat, Karsinom, Sarkomatoid
PROSTAT KANSERİ
mikroskobik görünüm
Şekil 1. A- İlk TUR-P materyalinde saptanan Gleason 3+5 =8 Prostat adenokarsinomu B- İkinci TUR-P materyalinde saptanan İndiferansiye tümör
hücreleri C-Son TUR-P materyalindeki Sarkomatöz alanlar D-İmmünohistokimyasal örneklemede Sarkomatoid hücreler
Tablo 1. Histopatolojik Bulgular
Işık Mikroskopisi
Artmış Selülerite, Bizar görünümlü iğsi ve pleomorfik hücreler. Atipik mitotik figürler ve
nekroz.
Sitokeratin (AE1/AE3)
Negatif
Vimentin (V9)
Pozitif
SMA
Pozitif
Faktör VIII
Negatif
C-kit (CD117)
CD34
6-10 Kasım 2013, Antalya
Negatif (golgi alanlarında nadir,zayıf ve granüler pozitiflik)
Negatif
167
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P023
KRONİK OBSTRÜKTİF AKCİĞER HASTALIĞINA BAĞLI HİPOKSEMİDE
TOTAL VE SERBEST PSA ARTIŞI
Cengiz Özge1, Murat Bozlu2, Eylem Sercan Özgür1, Ahmet Tunçkıran3,
Necati Muşlu4
1
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı, Mersin
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Mersin
3
Başkent Üniversitesi Alanya Uygulama ve Araştırma Merkezi, Üroloji Anabilim Dalı, Antalya
4
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı, Mersin
2
Amaç: Prostat Spesifik Antijen (PSA), prostat kanserinin tanı ve takibinde önem
taşıyan bir tümör belirleyicidir. Son yıllarda PSA artışının hipoksik durumlarla
ilişkisi ortaya konmuştur. Kronik obstrüktif akciğer hastalığına (KOAH) bağlı hipokside PSA düzeylerinin nasıl etkilendiği bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı
KOAH’a bağlı hipokseminin serum total PSA (tPSA) ve serbest PSA (sPSA) düzeylerine etkisini araştırmaktır.
Hastalar ve Yöntem: Çalışmaya akut alevlenme nedeniyle hastaneye yatırılan 50
KOAH’lı erkek hasta (KOAH grubu) ve aynı yaş grubundaki 50 erkek (kontrol
grubu) dahil edildi. KOAH grubuna akut alevlenme tedavisi başlandı. Çalışmaya
dahil edilen tüm hastalarda tedaviden önce hastaneye yatırılan ilk gün (alevlenme)
ve 7. günde (stabil dönem) serum tPSA, sPSA ve s/tPSA değerlendirildi. Ayrıca
KOAH grubunda tedavi öncesi ve sonrasında solunum fonksiyon testleri (SFT)
ve arteriyel kan gazı çalışıldı.
Bulgular: KOAH grubunun serum tPSA ve sPSA düzeyleri akut alevlenme döneminde stabil dönemden daha yüksek bulunurken (sırasıyla 4.84 ± 0.78 vs. 1.90 ±
0.41 ve 1.88 ± 0.65 0.65 ± 0.29, p<0.01); s/tPSA oranlarında değişim izlenmedi
(p>.0.05). KOAH grubunda günlük sigara tüketimi kontrol grubundan yüksekti (p<0.05). SFT ve kan gazı değerleri stabil dönemde anlamlı derecede düzeldi
(p<0.01).
Sonuç: Çalışmamız akut alevlenme dönemindeki KOAH’ta serum tPSA ve sPSA
değerlerinin yükseldiğini fakat s/tPSA oranının değişmediğini göstermektedir.
Bulgularımız, akut alevlenme dönemindeki KOAH’ın PSA ölçümünde dikkat
edilecek durumlar içerisinde yer alabileceğini vurgulamaktadır.
Anahtar kelimeler: Hipoksi, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, prostat spesifik antijen
168
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P024
RELATIONSHIP BETWEEN AGE AND SERUMIC VALUES OF
PSA IN KOSOVO
University Pristina, Faculty of medicine, Prishtina
Objective: To determine relationship between age and serumic values of Prostatic
Specific Antigen among the patients with LUTS(Lower Urinary tract symptoms)
caused by Benign Prostatic Hyperplasia.
To estimate the impact of aging on serumic values of PSA as well as the volume of
prostate among the patients with HBP.
Material-Methods: A total of 142 patients with LUTS due to HBP are classified
under four age-groups and they’ve been evaluated prospectively and retrospectively. All the patients underwent standard evaluation, including DRE, PSA determination and TAUS during the time period of January 2005 until Octombre 2007 at
polyclinic “Medicus”, UCC of Kosova- Department of Urology and Outpatient
Urologic Clinic.
Results: Mean Prostate Volume was 46.8 cm3 and the mean concentration of PSA
was 3.5 ng/ml. It is clear that the both values rises with aging. In age- group from
50-59 years-old the mean prostate volume was 33.2 cm3 and the concentration of
serumic PSA was 1.8 ng/ml. These values rise progressively, thus the patient of age
group from 60-69 years-old have the mean prostate volume from 37.0cm3 and the
PSA 3.1 ng/ml, age-group 70-79 years-old, has mean volume of 43.0cm3 and the
PSA 4.4 ng/ml, the age-group from 80-89 years-old have mean prostate volume
from 49.2 cm3 and the PSA from 5.1ng/ml.
Conclusions: The data confirms PSA concentration of serumic PSA have significant correlation and rises with aging. This fenomena is obvious as well among the
“grey zone” patients.
Key words: PSA, BPH, AGE
6-10 Kasım 2013, Antalya
169
PROSTAT KANSERİ
Arber Ejup Neziri, Lutfi Dervishi, Tune Pervorfi, Fahredin Veselaj,
Rexhep Kasumaj, Ilir Miftari, Avni Fetahu
POSTER
P025
NADİR BİR PORSTAT TÜMÖRÜ: KÜÇÜK HÜCRELİ PROSTAT KANSERİ
Mehmet Remzi Erdem, Feridun Şengör, Ergin Yücebaş,
Ahmet Rüknettin Aslan, Çağatay Tosun, Mehmet Akif Ramazanoğlu
PROSTAT KANSERİ
Haydarpasa Numune Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
Prostat kanseri dünyada erkeklerde en sık görülen dördüncü kanser olup, buna
bağlı ölümlerde akciğer kanserinden sonra en sık ikinci kanser tipidir. Prostat kanserlerinin yaklaşık%95’i adenokarsinomlardır. Nöroendokrin hücreler prostat dokusunda bol olarak bulunur ve doğumda prostat içerisinde yaygın dağılım gösterirler.Nöroendokrin farklılaşma gösteren prostat kanserleri 2 yılda %35 sağ kalım
oranı ile, 2 yılda %97 sağ kalım oranı olan nöroendokrin farklılaşma göstermeyen
klasik prostat kanserlerine göre daha kötü bir prognoza sahiptir. Prostatın küçük
hücreli karsinomu prostatın nöroendokrin değişim gösteren tümörlerinden olup
akciğerin küçük hücreli karsinomuyla benzerlik gösterir.
Vaka: 76 yaşında erkek hasta 8 ay öncesinde obstrüktif alt üriner sistem şikayetleri ile
başvurduğu merkezde TUR-P yapılmış. Şikayetleri devam etmesi üzerine kliniğimize başvuran hastanın TURP patolojisine ulaşılamadığından ve PSA’sının 310 ng/dl
olması nedeniyle tedaviye başlamak amacıyla biyopsi ve kemik sintigrafisi planlandı.
Biyopsi sonucu küçük hücreli prostat kanseri olarak gelen hastanın tüm vücut kemik
sintigrafisinde de torakal ve lomber vertebralarında multipl kemik metastazı saptandı.
Tartışma: Prostat küçük hücreli kanserlerinde androjen reseptörü bulunmadığı
ve hormonoterapinin yararlı olmadığı gösterilmiştir. Günümüzde bu hastalığın
tedavisi için klinisyenlerin akciğer küçük hücreli karsinomu konusundaki tecrübelerinden yararlanmaktadır. Kemoterapiye hızlı yanıt vermesine rağmen medyan
sağkalım oldukça düşüktür. Olgumuza, ECOG perfomans skoru 2 ve yaşının ileri
olması nedeniyle tek ajan karboplatin başlanmış, ardından palyatif radyoterapi verilmesi planlanmış, ancak hasta tedaviyi tolere edemediği için kemoterapi kesilerek
destek tedavi ile takibe alınmıştır. Hasta tanıdan üç ay sonra kaybedilmiştir.
Küçük hücreli prostat kanserli hastaların büyük kısmı tanı anında metastatiktir.
Standart tedavi yaklaşımı belirlenmemiş olmakla birlikte; temel tedavi şekli kemoterapidir. Sınırlı hastalıkta radikal radyoterapi, yaygın hastalıkta palyasyon gerektiren durumlarda palyatif radyoterapi eklenebilir.
Anahtar kelimeler: Küçük hücreli prostat kanseri
170
11. Üroonkoloji Kongresi
TRANSREKTAL ULTRASONOGRAFİ EŞLİĞİNDE YAPILAN PROSTAT
BİYOPSİLERİNDE UYGULANILAN LOKAL ANESTEZİ YÖNTEMLERİNİN
VİSUAL ANALOG SKALA (VAS) İLE KARŞILAŞTIRILMASI
Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Sivas
Bu prospektif randomize çalışmada, Transrektal Ultrasonografi (TRUS) kılavuzluğunda prostat biyopsisi yapılan 150 hastada analjezi sağlamak için uygulanan 3
farklı lokal anestezi tekniğinin, intrarektal topikal anestezi (İR-TA), periprostatik tek bölgeli (bazal) blokaj (PPB-b) ve periprostatik çift bölgeli (bazal-apikal)
(PPB-ab) blokaj etkinliğini, Visual Analog Skala (VAS) ile değerlendirerek bu üç
teknik arasındaki analjezi etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık.
2011–2012 tarihleri arasında 150 hastadan TRUS eşliğinde 12/16 adet prostat
iğne biyopsisi alındı. Hastalar poliklinik müracaat sırasına göre randomize olacak
şekilde her biri 50 kişiden oluşan 3 gruba ayrıldı;
Grup L: Sadece intrarektal 60mg %5 lidokain jel uygulanılan grup.
Grup PPB-b: İntrarektal lidokain jel uygulamasına ek olarak bazal periprostatik
blokaj (PPB-b) amaçlı 20 ml %1 lidokain uygulanılan grup.
Grup PPB-ab:İntrarektal lidokain jel uygulamasına ek olarak bazal ve apikal periprostatik blokaj (PPB-ab) amaçlı 20 ml %1 lidokain uygulanılan grup.
Gruplardaki tüm hastalardan görüntülemede kullanılan TRUS probunun yerleştirilmesi esnasında (prob VAS), periprostatik blokajların (bazal veya bazal+apikal)
yapılması aşamasında (prob VAS) ve her biyopsi tabancasının ateşlenimi sonrasında (biyopsi VAS) hastalardan VAS şeması kullanılarak ağrı skorlaması istendi.
Tablo 1. Gruplara ait biyopsi VAS değerlerinin karşılaştırılması
VAS
n
Ortalama VAS değeri
Standart sapma
Grup L
50
7,32
1,25
p=0,001
Grup PPB-b
50
4,40
1,93
p=0,001
Grup PPB-ab
50
3,02
1,96
p=0,001
p< 0.05 anlamlı
6-10 Kasım 2013, Antalya
171
PROSTAT KANSERİ
Kısmet Burak Cengiz, Esat Korğalı, Gökçe Dündar, Semih Ayan,
Gökhan Gökçe, Yener Gültekin
POSTER
P026
POSTER
PROSTAT KANSERİ
Her 3 gruptaki hastaların biyopsi VAS skorları karşılaştırıldığında gruplar arasındaki farklılık istatistiksel olarak anlamlıydı. (p<0.05) 3 gruptaki biyopsi VAS
skorları ikişerli olarak karşılaştırıldığında, sonuçların tümü istatistiksel olarak anlamlıydı. En az biyopsi VAS skoru PPB-ab grubunda tespit edildi. Lokal intrarektal lidokain jele ilave olarak basal ve apikal (çift bölge) periprostatik sinir blokajı;
basal (tek bölge) periprostatik blokajdan ve sadece intrarektal lidokainden daha
etkilidir.
Standart periprostatik blokaja eklenen apikal enjeksiyon biyopsi sırasında hasta
konforunu arttırır.
Anahtar kelimeler: Prostat biyopsisi, VAS, periprostatik blokaj
172
11. Üroonkoloji Kongresi
FLOROKİNOLON PROFİLAKSİSİ İLE YAPILAN PROSTAT
BİYOPSİLERİ SONRASI GÖRÜLEN FLOROKİNOLON DİRENÇLİ E.COLİ
ENFEKSİYONLARININ SIKLIĞI: 2215 HASTA İLE TEK MERKEZ DENEYİMİ
1
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı, Mersin
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Mersin
2
Amaç: Transrektal ultrasonografi (TRUS) kılavuzluğunda yapılan prostat biyopsileri ürolojide sık uygulanan girişimlerdendir. Çoğu merkezde enfektif komplikasyonları önlemek ya da en aza indirmek amacıyla florokinolon profilaksisi uygulanmaktadır. Bu çalışmada, florokinolon profilaksisi uygulanarak yapılan prostat
biyopsilerinde görülen enfektif komplikasyonlar ve florokinolon direnci oranları
değerlendirilmiştir.
Hastalar ve Yöntem: Ocak 2003 ile Aralık 2012 tarihleri arasında TRUS kılavuzluğunda 12-kor prostat biyopsisi yapılan 2215 olgunun kayıtları merkezimizdeki
bilgisayar sisteminden retrospektif olarak incelendi. Olguların hepsine biyopsi öncesi bağırsak hazırlığı ve siprofloksasin profilaksisi yapılmıştı. Bu olgulardan enfeksiyon bulguları olanlar ve idrar kültüründe üreme saptananlar kaydedildi. İdrar
kültüründe üreme saptanan olgularda kinolon direnç oranlarına bakıldı.
Bulgular: Biyopsi yapılan 2215 olgunun 306’sında (%13.8) biyopsi ile ilişkili olduğu düşünülen enfeksiyon bulguları (ateş, dizüri, lökositoz vb) saptandı. Enfeksiyon
bulgusu olanların 153’ünde (%50) kültür pozitifliği gözlendi. Bunların 129’u
(%84.3) E.coli, 8’i (%5.2) Enterococcus spp, 6’sı (%3.9) Enterobacter spp, 5’i (%3.2)
Pseudomonas spp, 3’ü (%1.9) MRKNS ve 2’si (%1.3) Klebsiella spp idi. E.coli pozitif
idrar kültürlerinin 99’unda (%76.7) florokinolon direnci çalışılmış olup; 83’ünde
(%83.8) florokinolon direnci saptandı. Bunların 51’i (%61.4) ESBL pozitif iken,
32’si (%38.6) ESBL negatifti. Florokinolon dirençli E.coli oranları 2008 öncesi ve
sonrası dönemde anlamlı derecede farklıydı (sırasıyla %73.4 ve %95.9, p=0.002).
Florokinolon dirençli E.coli suşlarının en duyarlı olduğu antibiyotikler imipenem
(%100) ve amikasin (%81) olarak bulundu.
Sonuç: Çalışmamız TRUS kılavuzluğunda yapılan prostat biyopsilerinde florokinolon profilaksisine rağmen florokinolon dirençli enfektif komplikasyonların
6-10 Kasım 2013, Antalya
173
PROSTAT KANSERİ
Özlem Kandemir1, Murat Bozlu2, Ozan Efesoy2, Onur Gültekin1,
Erdem Akbay2
POSTER
P027
Anahtar kelimeler: Enfeksiyon, florokinolon, prostat biyopsisi
PROSTAT KANSERİ
POSTER
arttığını göstermektedir. Enfeksiyon bulguları gelişen olgularda en sık etkenin florokinolon dirençli E.coli olabileceği akılda tutularak; kültür sonuçları çıkıncaya
kadar empirik tedavide imipenem ve amikasin kullanılabilir.
174
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P028
LOKALİZE PROSTAT KANSERİ VE BENİGN PROSTAT HİPERPLAZİLİ
OLGULARDA OKSİDATİF STRES DURUMU İLE ANTİOKSİDATİF
KAPASİTENİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE KARŞILAŞTIRILMASI
1
Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Ankara
Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Ankara
3
Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Biyokimya Kliniği, Ankara
2
Amaç: Bu çalışmamızda, lokalize prostat kanseri (LPCa) ve benign prostat hiperplazili (BPH) olgularda oksidatif stres durumu ile antioksidatif kapasitenin
değerlendirilmesi ve karşılaştırılması amaçlanmıştır.
Yöntem: Bu prospektif çalışmaya, LPCa tanılı 24 hasta ve BPH semptomları olan
ancak klinik ve patolojik olarak prostat kanseri olmadığı bilinen 36 hasta dahil
edilmiştir. Hastaların öykü, muayene ve temel ürolojik tetkiklerine ek olarak; serum lipid profili, total oksidatif status (TOS), total antioksidan kapasite (TAC),
paraoxonase1 (PON1), arylesteraz ve total thiol düzeyleri bakılmış ve iki grup arasında istatistiksel analizi yapılmıştır.
Bulgular: Olguların ortalama yaşı BPH grubunda 67±12 yıl, LPCa grubunda ise
63±8 yıl idi. Ortalama total prostat spesifik antijen (PSA) düzeyi BPH grubunda
5.98 ± 2.01 ng/dL, LPCa grubunda ise 34.25 ± 43.68 ng/dL idi. Ortalama prostat
hacmi BPH grubunda 76.25 ± 35.62 mL, LPCa grubunda ise 51.71 ± 30.86 mL
idi. İki gruba ait lipid profili ve oksidatif stres ile antioksidan düzeyi gösteren parametreler karşılaştırıldığında istatistiki bir fark olmadığı görülmüştür (Tablo 1).
Sonuç: Çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçlara göre, serumda çalışılan oksidatif
stres ve antioksidan düzeyi gösteren enzimler karşılaştırıldığında LPCa ile BPH
grubu arasında anlamlı bir fark olmadığı, bu nedenle bu parametrelerin BPH ve
LPCa ayırımında bir belirteç olarak kullanılamayacağı saptanmıştır.
Anahtar kelimeler: Lokalize prostat kanseri, oksidatif stres, antioksidan kapasite
6-10 Kasım 2013, Antalya
175
PROSTAT KANSERİ
Mustafa Aldemir1, Yücel Altay1, Emrah Okulu1, Kemal Ener1, Asım Özayar1,
Cem Nedim Yücetürk2, Özcan Erel3
POSTER
PROSTAT KANSERİ
Tablo 1. İki grubun biyokimyasal parametrelerinin karşılaştırılması ve istatistiki sonuçları.
BPH
Ortalama ± sd
(n = 36)
LPCa
Ortalama ± sd
(n = 24
P
Yaş
63.33±8.40
68.54±7.5
0.955¹
TAC (mmol Trolox equiv. L-1)
2.73±1.11
2.56±0.49
0.846¹
Total thiol (mm)
893.10±477.70
785.21±269.22
0.675¹
Arylesterase (U l-1)
342.22±28.94
327.01±18.3
0.960¹
40.58±7.36
38.28±8.62
0.734¹
LDL (mg dl-1)
87.46±26.96
104.95±38.78
0.771¹
Total kolesterol (mg dl-1)
172.81±30.37
164.0±49.24
0.728¹
Trigliserid (mg dl-1)
116.11±45.39
142.83±48.43
0.910¹
HDL (mg dl-1)
TOS (μm)
52.31±92.60
35.42±37.99
0.662²
Paraoxonase-1 (U l-1)
152.94±89.71
171.49±101.59
0.407²
1: Student’s t test 2: Mann-Whitney U test. P<0.05 anlamlı değer. TAC: total antioksidan kapasite; TOS: total oksidatif status;
HDL: high-density lipoprotein; LDL: low-density lipoprotein; LPCa: Lokalize prostate kanseri.
176
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P029
Özgü Aydoğdu, Ayhan Karaköse, Yusuf Ziya Ateşçi
İzmir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Amaç: Prostat kanseri tanısı ile radikal retropubik prostatektomi (RRP) yapılan
hastaların patoloji spesimenleri ile transrektal ultrasonografi (TRUSG) eşliğinde
yapılan prostat biyopsisi sonuçlarının tümör lokalizasyonu ve gleason skoru açısından karşılaştırılması.
Materyal-Metod: Çalışmaya Ocak 2012-Haziran 2013 tarihleri arasında lokalize
prostat kanseri nedeniyle RRP yapılan ve kayıtlarına ulaşılabilen 72 hasta dahil
edildi. Tüm hastalara preoperatif tanı aynı kişi tarafından yapılan 12 odak TRUSG
eşliğinde prostat biyopsisi ile kondu. RRP ameliyatları iki cerrah tarafından gerçekleştirildi ve tüm prostat biyopsi ve RRP spesimenleri aynı patolog tarafından
değerlendirildi. Prostat biyopsi si ve prostatektomi spesimenleri gleason skoru ve
tümör lokalizasyonu açısından karşılaştırıldı.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 64,23±9,8 yıl olarak hesaplandı. Hem biyopsi
hem de RRP spesimenlerinde bakılan ortalama gleason skoru 6 olarak tespit edildi. Prostat biyopsisi histopatolojik sonuçlarına göre her iki lobda tutulumu olan
31 hastanın tümünde RRP spesimeninde iki taraflı tutulum olduğu tespit edildi.
Biyopsi sonucuna göre tek taraflı tutulum olduğu rapor edilen 41 hastanın prostatektomi sonrası incelenen patoloji sonuçlarına göre 26’sında (%63) her iki prostat
lobunda da prostat kanseri olduğu tespit edildi.
Sonuç: TRUSG eşliğinde gerçekleştirilen prostat biyopsisinde tek taraflı tümör tespit edilmesi RRP patoloji sonuçları açısından belirleyici olmayabilir. Özellikle sini
koruyucu cerrahi planlanan hastalarda bu durum göz önünde bulundurulmalıdır.
Anahtar kelimeler: Radikal retropubik prostatektomi; gleason skoru; tümör lokalizasyonu
6-10 Kasım 2013, Antalya
177
PROSTAT KANSERİ
TRUSG EŞLİĞİNDE YAPILAN PROSTAT BİYOPSİSİ SONUCUNA GÖRE
RADİKAL RETROPUBİK PROSTATEKTOMİ YAPILAN HASTALARDA
TÜMÖR LOKALİZASYONU VE GLEASON SKORU SONUÇLARI:
BİYOPSİ SONUÇLARI NE KADAR GÜVENİLİR?
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P030
SİNİR KORUYUCU RADİKAL RETROPUBİK PROSTATEKTOMİ YAPILAN
HASTALARDA PROSTAT HACMİ VE KOMPLİKASYONLAR ARASINDAKİ
İLİŞKİ: DAHA BÜYÜK PROSTATI OLAN HASTALARDA KOMPLİKASYON
OLASILIĞI ARTIYOR MU?
Özgü Aydoğdu, Ayhan Karaköse, Yusuf Ziya Ateşçi
İzmir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Amaç: Bu çalışmada radikal retropubik prostatektomi (RRP) yapılan hastalarda
prostat hacminin komplikasyon oranlarına olan potansiyel etkisinin araştırılması
amaçlanmıştır.
Materyal-Metod: Ocak 2012 ile Haziran 2013 tarihleri arasında lokalize prostat
kanseri tanısı ile sinir koruyucu RRP yapılan ve preoperatif prostat hacmi verilerine ulaşılabilen 58 hastanın verileri retrospektif olarak incelendi. Tüm hastalarda
prostat hacmi ölçümleri transrektal ultrasonografi (TRUSG) ile yapıldı. Prostat
hacmi değerlerine göre hastalar iki gruba ayrıldı (grup 1, prostat hacmi <=50 ml
ve grup 2, prostat hacmi >50 ml). İki grup arasında operasyon süresi, hastanede
yatış süresi, komplikasyon ve morbidite oranları, transfüzyon gerektiren kanama
oranları, preoperatif Hb ve Htc, postoperatif Hb ve Htc, Hb ve Htc değerlerindeki değişim açısından karşılaştırma yapıldı. İstatiksel analizler SPSS 18.0 programı
kullanılarak gerçekleştirildi ve p<0.05 istatiksel olarak anlamlı kabul edildi.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 64.5±8.3 yıl (grup 1, 63.4±10.6 ve grup 2,
65.6±5.7) olarak tespit edildi (p>0,05). Postoperatif ortalama takip süresi ise
4.8±0.72 ay (grup 1, 5.1±1.2 ve grup 2, 4.5±0.61) olarak tespit edildi (p>0,05).
Hiçbir hastada intra veya postoperatif ölüm, bağırsak yaralanması veya büyük damar yaralanması gibi ciddi komplikasyonlar izlenmedi. Postoperatif kontrollerde
sorgulanan erektil disfonksiyon ve üriner inkontinans oranları iki grupta benzer
olarak tespit edildi. İki grup arasında operasyon süresi, hastanede yatış süresi, preoperatif Hb ve Htc değerleri açısından anlamlı fark izlenmedi. Postoperatif Hb ve
Htc değerleri grup 2’de grup 1 ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak düşük olarak
izlendi (p=0.001). İlave olarak Hb ve Htc değerlerindeki değişim grup2 ‘de grup 1
ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak fazlaydı (p<0.05). Kan transfüzyonu oranının grup 2’de anlamlı olarak daha fazla olduğu tespit edildi.
178
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Radikal retropubik prostatektomi; kanama; morbidite
POSTER
Sonuç: Lokalize prostat kanseri tanısıyla RRP planlanan ve prostat hacmi fazla
olan hastalarda operasyon süresi, hastanede yatış süresi ve morbidite oranları anlamlı olarak değişmese de özellikle kan kaybı açısından dikkatli olunmalıdır.
PROSTAT KANSERİ
6-10 Kasım 2013, Antalya
179
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P031
PROSTAT BİYOPSİ SONUCU GLEASON SKORU 6 OLARAK TESPİT
EDİLEN HASTALARIN RADİKAL PROSTATEKTOMİ SPESİMENLERİNDE
YÜKSEK EVRELEME BELİRLENMESİ: HANGİ KLİNİK BULGULAR
YOL GÖSTERİCİDİR?
Özgü Aydoğdu, Ayhan Karaköse, Yusuf Ziya Ateşçi
İzmir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Amaç: Prostat kanseri şüphesi ile transrektal ultrasonografi (TRUSG) eşliğinde
prostat biyopsisi yapılan hastalarda radikal retropubik prostatektomi (RRP) sonrasında olası yüksek evrelemeyi tahmin etmede faydalı olabilecek klinik bulguların belirlenmesi.
Materyal-Metod: Mayıs 2012 ile Haziran 2013 tarihleri arasında prostat biyopsisinde gleason skoru 6 olarak tespit edilen ve RRP operasyonu gerçekleştilen 44
hastanın verileri retrospektif olarak incelendi. Yaş, total PSA, serbest PSA yüzdesi, PSA dansitesi (t PSA/prostat hacmi), prostat hacmi, her iki prostat lobunda
tümör tespit edilmesi ve biyopside prostat kanseri açısından pozitif olarak tespit
edilen kor sayısı prostatektomi spesimenlerinde yüksek evrelemeyi tahmin edebilecek klinik parametreler olarak incelendi. İstatiksel değerlendirmeler SPSS 18.0
programı kullanılarak yapıldı. Her bir klinik parametre için odds ratio (OD) ve p
değerleri hesaplandı. p<0.05 istatiksel olarak anlamlı kabul edildi.
Bulgular: RRP histopatoloji sonuçlarına bakıldığında 14 hastada gleason skoru
>6, 23 hastada biyopsi gleason skoru ile aynı ve 7 hastada ise <6 olduğu tespit
edildi. İstatiksel analiz sonuçlarına bakıldığında total PSA, serbest PSA yüzdesi ve
PSA dansitesinin prostatektomi spesimenlerinde yüksek evreleme tespit edilmesi
açısından artmış risk ile anlamlı olarak ilişkili olduğu tespit edildi.
Sonuç: Prostat biyopsi sonucuna göre gleason skoru 6 olarak tespit edilen ve total
PSA ve PSA dansitesi değerleri yüksek ve/veya serbest PSA yüzdesi düşük olan
hastalar radikal prostatektomi materyallerinde yüksek evreleme tespit edilmesi
açısından risk altındadır.
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri; gleason skoru; yüksek evreleme
180
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P032
OSTEOBLASTİK METASTAZ YAPAN PROSTATIN PRİMER
ÜROTELYAL KARSİNOMU
Bekir Voyvoda, Ömür Memik, Emre Ulukaradağ
Giriş: Prostatın primer ürotelyal karsinomu oldukça nadir görülür. Osteoblastik
metastaz yapan prostatın primer transizyonel hücreli karsinomu literatürü taradığımızda nadir görülmesi nedeniyle olguyu sunmaya değer bulduk.
Materyal-Metot: Akut idrar retansiyonu nedeniyle üretral kateter konulan 71 yaşında erkek hastanın genel fizik muayenesi normal, parmakla rektal incelemede
prostat yumuşak kıvamlı orta büyüklükte değerlendirildi. Hastanın PSA’ sı 2,4 ng/
ml, diğer laboratuar bulguları normaldi. Hastaya yapılan ultrasonografik değerlendirmede bilateral böbrekler, mesane normal, prostat hacmi 74 cc olarak değerlendirildi ve hastaya TUR-P planlandı.
Bulgular: Hastanın sistoskopik değerlendirilmesinde prostat hipertrofik, mesane
normal olarak değerlendirildi. Takiben hastaya plazma kinetik enerji kullanılarak
TUR-P yapıldı. Olgunun patoloji raporu lenfatik invazyon pozitif grade 3 transizyonel hücreli karsinom olarak geldi. Hastaya kontrastlı abdominopelvik tomografi planlandı. Tomografide prostatın heterojen kontrast tutulumu dışında bulguya
rastlanmadı. Lomber bölgede ağrısı olan hastaya patolojik tanısı öğrenildikten
sonra lomber MR yapıldı. Lomber MR’ da L3,L4,T11 ve T12 vertebra korpuslarında T1 ve T2 ağırlıklı serilerde hipointens osteoblastik metastaz ile uyumlu
alanlar izlendi.
Sonuç: TUR-P yapılan hastaların patolojik değerlendirilmesinde prostatın adenokarsinomasına göre daha agresif seyir gösteren, tıpkı prostat adeoCa gibi osteoblastik vertebral metastaz yapabilen prostatın primer ürotelyal karsinomu akılda
tutulmalıdır.
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, ürotelyal karsinom
6-10 Kasım 2013, Antalya
181
PROSTAT KANSERİ
Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Bölümü, Kocaeli
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P033
OBEZİTENİN LAPAROSKOPİK RADİKAL PROSTATEKTOMİ BAŞARISI VE
KOMPLİKASYONLARINA ETKİSİ
Onur Kaygısız1, Yakup Kordan1, Hakan Vuruşkan1, Ömür Günseren1,
Burhan Coşkun1, Hakan Kılıçarslan1, Berna Aytaç Vuruşkan2,
İsmet Yavaşcaoğlu1
1
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Bursa
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Bursa
2
Amaç: Bu çalışmanın amacı obezitenin laparoskopik radikal prostatektomi başarı
ve komplikasyonlarına olan etkisini değerlendirmektir.
Yöntem Gereçler: Nisan 2004 ve Ocak 2012 arasında laparoskopik radikal prostatektomi uygulanan 235 hasta değerlendirildi. Adjuvan ve neoadjuvan tedavi gören, 1 yıldan kısa takip süresi olan ve vücut kitle indeksi kayıt edilmeyen hastalar
çalışma dışı bırakıldı. Kalan 190 hasta değerlendirildi. Vücut kitle indeksi < 25kg/
m2 olanlar normal, 25-30 kg/m2 olanlar kilolu ve >30 kg/m2 olanlar obez olarak
sınıflandırıldı. Ameliyat tarihine göre hastalar 3 gruba ayrıldı; ameliyat olan ilk 66
hasta birinci grubu, sonraki 66 hasta ikinci grubu ve son 68 hasta üçüncü grubu
oluşturdu. Gruplar kan kaybı, ameliyat süresi, hastanede kalış süresi, pozitif cerrahi sınır ve kontinans açısından karşılaştırıldı. Komplikasyonlar modifiye clavien
sınıflamasına göre karşılaştırıldı. Hasta yaşları ve PSA değerleri her üç grup için
benzerdi (Tablo).
Tablo 1. Obeziteye göre hasta verilerinin karşılaştırılması
Yaş (yıl)*
Normal
(n=56)
Kilolu
(n=102)
Obez
(n=32)
p
0.71
63.4± 6.0
62.6±6,0
62.9±6.7
PSA (ng/ml)
8.0±4.5
8.0±4.8
9.7±7.9
0.43
Hemoglobin düzeyinde düşme
2.1±1.5
2.0±1.4
2.6±1.3
0.06
190.2±106.7
162.9±95.6
141.6±56.5
0.09
4,4±2.1
3.6±3.4
3.1±2.3
0.56
%72ç3
%57.7
%51.9
0.15
Ameliyat süresi (dakika)
Hastanede kalış süresi
Kontinans oranı**
(**: nominal veri, *: parametrik veri, diğerleri: nonparametrik veri)
182
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Komplikasyon, laparoskopik prostatekmi, obezite
6-10 Kasım 2013, Antalya
183
PROSTAT KANSERİ
Sonuçlar: İlk hasta grubunda obez hasta sayısının az olması başlangıç vakalarında
obez hastaların operasyonundan etmekten kaçınıldığını gösterebilir. Bununla birlikte obezite ilk vakalarda dahi hemogram kaybı, operasyon süresini, pozitif cerrahi sınır oranlarını ve kontinans durumunu etkilememektedir. Bizim sonuçlarımıza
göre cerrah kendini hazır hissettiğinde obez vakalara da güvenle laparoskopik radikal prostatektomi yapabilir.
POSTER
Bulgular: Obez hasta sayısı ilk grupta 5, ikinci grupta 18 ve üçüncü grupta 9 idi.
Obezitenin operasyon süresi, hemogram kaybı, kateterizasyon ve hastanede kalış
süresini her üç grupta da etkilemediği saptandı (Tablo). Ameliyat sonrası birinci yıl kontinans oranları kilolu ve obez hastalarda daha düşük olduğu belirlendi
ancak istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı(p=0.15). Ciddi komplikasyonlarda
ikinci grupta obez bir hastada modifiye Clavien 4B (pulmoner emboli, urosepsis),
kilolu 2 hastada modifiye Clavien 3, üçüncü grupta da kilolu ve obez birer hastada modifiye Clavien 3komplikasyon gözlendi, komplikasyon oranları gruplar
arası benzerdi. Pozitif cerrahi sınırın da her üç grupta obeziteden etkilenmediği
gözlendi.
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P034
LAPAROSKOPİK RADİKAL PROSTATEKTOMİ AMELİYATINDA DORSAL
VEN KONTROLÜNDE LİGASURE KULLANIMI GÜVENLİ VE
ETKİN BİR YÖNTEM MİDİR?
Onur Kaygısız1, Yakup Kordan1, Cabir Alan2, Burhan Coşkun1,
Ömür Günseren1, Ali Erhan Eren2, Berna Aytaç Vuruşkan3,
Hakan Vuruşkan1
1
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Bursa
Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Çanakkale
3
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Bursa
2
Amaç: Bu çalışmanın amacı laparoskopik radikal prostatektomide dorsal venin ligasure ile mühürlenmesinin etkinliğinin ve güvenilirliğinin araştırılması
Yöntem-Gereçler: İki tecrübeli cerrah tarafından bilateral sinir koruyucu teknik
ile laparoskopik radikal prostatektomi uygulanan hastalar çalışmaya alındı. Dorsal
venin bağlanması birinci cerrah tarafından sütür ile ikinci cerrah tarafından ligasure ile yapılmıştı. Her iki grupta ilk 20 hasta, adjuvan ve neoadjuvan tedavi alanlar,
bir yıldan kısa takip süresi olan hastalar çalışma dışı bırakıldı. İlk grupta 37 hasta,
ikinci grupta 32 hasta çalışmaya alındı. Gruplar kanama, operasyon zamanı, hastanede kalış süresi, pozitif cerrahi sınır ve kontinans açısından karşılaştırıldı.
Bulgular: Her iki grup benzer yaş ortalamalarına sahipti. PSA ve hemogram kaybı
ilk grupta fazla bulundu. (sırasıyla p=0.004 ve p=0.023) Kan transfüzyon sayıları
birinci ve ikinci grupta sırasıyla 5 ve 1’di. (p=0.127) Ameliyat süresi 2. grupta 1.
grupla kıyaslandığında belirgin derecede kısaydı. (p<0.001) (Tablo) Cerrahi sonrası 1 yıllık takipte kontinans oranları her iki grupta da benzer saptandı (Tablo)
Her iki grupta sadece birer hastada modifiye clavien sınıflamasına göre 3. Derece
komplikasyon görüldü. Pozitif cerrahi sınır oranları benzerdi, ancak ilk yıl içinde
PSA progresyonu birinci grupta 2 hastada ve ikinci grupta 1 hastada saptandı.
Sonuçlar: Laparoskopik radikal prostatektomide dorsal venin ligasure ile kontrolü
güvenli ve efektif bir tekniktir.
Anahtar kelimeler: Laparoskopik prostatektomi, ligasure, dorsal ven
184
11. Üroonkoloji Kongresi
Grup 1 (n=37)
Grup 2 (n=32)
Yaş (yıl)*
62.0±4.2
60.2±4.8
0.1
PSA (ng/ml)
14.7±11.2
8.40±4.4
0.004
p
2.7±1.0
2.30±1.7
0.023
275.7±25.3
118.1±36.4
<0.001
Hastanede kalış süresi (gün)
7.0±3.6
2.2±1.0
<0.001
Kontinans oranı**
31 (%84)
28 (%88)
0.66
PROSTAT KANSERİ
Hemoglobin seviyesinde düşme
Ameliyat süresi (dakika)
POSTER
Tablo 1. Dorsal ven kontrolünün sütür ve Ligasure ile yapılan hasta gruplarının verilerinin karşılaştırılması
(*: parametrik veri. **: nominal veri, diğerleri: nonparametrik veri)
6-10 Kasım 2013, Antalya
185
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P035
PT3 PROSTAT KANSERİNDE LAPAROSKOPİK PROSTATEKTOMİ
SONRASI TAKİP BİR SEÇENEK MİDİR?
Onur Kaygısız1, Yakup Kordan1, Berna Aytaç Vuruşkan2, Sinan Çelen1,
Burhan Coşkun1, Hakan Vuruşkan1, İsmet Yavaşcaoğlu1
1
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Bursa
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Bursa
2
Amaç: pT3 prostat kanserinde takipte PSA progresyon oranını ve buna etkileyen
faktörleri incelemek.
Yöntem Gereçler: Nisan 2004’ten Şubat 2010 tarihine kadar kliniğimizde laparoskopik radikal prostatektomi uygulanan 165 hastadan pT3 olan 41 hasta çalışmaya
alındı. Takip süresi 1 yıldan az olan veya psa progresyonu öncesi adjuvan tedavi
alan 12 hasta çalışma dışı bırakıldı. Ortalama yaş 64,1± 5,5 idi. Hasta parametreleri PSA progresyon olan ve olmayan gruplar arasında karşılaştırldı.
Bulgular: Ortanca 43 ay takipte hastaların 13’ünde (%44.8) PSA progresyonu
gözlendi. PSA progresyonu 6 hastada (%46) ilk 2 yılda gözlendi ve progresyona
kadar geçen ortanca süre 29,5 aydı. Yaş, PSA, tümör hacmi gruplar arasında istatiksel fark saptanmadı (Tablo). Hastaların 12’sinde cerrahi sınır pozitifti ve bu
hastaların yarısında PSA progresyonu mevcuttu. Cerrahi sınır pozitif olan ve olmayan gruplar arasında fark yoktu (p=0,64) (Tablo). Patolojik evre T3 b ve T3 c
olan üç hastada da PSA progresyonu gözlenirken pT3a olan hastaların %38,5’inde
progresyon gözlendi. Patolojik grade PSA progresyonuyla anlamlı ilişkili bulundu ve patolojik gleason skoru 8 olan bütün hastalarda PSA progresyonu saptandı
(Tablo).
Sonuçlar: Takipte pT3 evreli prostat kanserli hastaların yarısından azında progresyon gelişmesi komorbiditeden korunmak için takibi anlamlı kılmaktadır. Cerrahi
sınır pozitifliği progresyonu etkilemezken, özellikle patolojik evrenin 3b ve 3c olması veya gleason skorunun 8 olması erken tedavi için uyarıcı olmalıdır.
Anahtar kelimeler: Evre 3, prostat kanseri, psa progresyonu
186
11. Üroonkoloji Kongresi
PSA progresyonu olan
N= 13
p
YAŞ (yıl)¹
64,8±5,3
63,3± 5,8
0,48
PSA (ng/ml)²
10,1±4,9
13,6±7,5
0,15
Tümör hacmi (cc)²
6,1±3,7
6,9±5,5
0,63
Son kontrol (ay)¹
Cerrahi sınır tutulum³
Patolojik evre³
Patolojik Gleason skoru³
43,0±18,6
48,8±26,0
0,49
YOK
10
7 (%41,2)
0,64
VAR
6
6 (%50)
pT3a
16
10(%38,5)
pT3b
0
2(%100)
pT3c
0
1(%100)
6
10
3 (%23,1)
7
6
6 (%50)
8
0
4 (%100)
0,13
0,023*
(¹: parametrik veri, ²: nonparametrik veri, ³: nominal veri *: p<0.05; istatiksel olarak anlamlı
6-10 Kasım 2013, Antalya
187
PROSTAT KANSERİ
PSA progresyon olmayan
N=16
POSTER
Tablo 1. PSA progresyonu olan ile olmayan pT3 prostat kanserli hastaların verilerinin karşılaştırılması
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P036
LAPAROSKOPİK RADİKAL PROSTATEKTOMİDE TÜMÖR HACMİNİN
CERRAHİ SINIR POZİTİFLİĞİNE ETKİSİ
Onur Kaygısız1, Yakup Kordan1, Berna Aytaç Vuruşkan2, Burhan Coşkun1,
Onur Serin1, Hakan Vuruşkan1, İsmet Yavaşcaoğlu1
1
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Bursa
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Bursa
2
Amaç: Laparoskopik radikal prostatektomi uyguladığımız hastalarda tümör hacminin cerrahi sınır pozitifliğine etkisini araştırmak.
Yöntem Gereçler: Nisan 2004’ten Haziran 2012 tarihine kadar kliniğimizde laparoskopik radikal prostatektomi uygulanan 294 hastadan tümör hacmi kayıt altında olan 254 hasta çalışmaya alındı. Ortalama yaş 63,1± 5,9 idi. Tümör hacmi tüm
patolojik materyalde ölçüldü. Cerrahi sınır negatif (Grup1) ve pozitif (Grup2)
olan hastalar iki gruba ayrıldı ve parametreleri karşılaştırıldı.
Bulgular: İki grubun yaşları, ameliyat süreleri ve vücut kitle indeksi benzerdi. PSA,
tümör hacmi grup 2’de belirgin yüksek idi (Tablo 1). Lenf nodu tutulumu olan
hastalarda cerrahi sınır pozitifliği fazla saptandı. Ayrıca lokal ileri evre ve yüksek
gradeli hastalarda da cerrahi sınır pozitifliği belirgin fazla saptandı (Tablo 1).
Prostat iğne biyopsisindeki kanser pozitif kor sayısı arttıkça tümör volümü anlamlı
arttığı gözlendi (Tablo 2). Ayrıca pozitif kor sayısı ile cerrahi sınır arasında anlamlı
ilişki saptandı (p=0.006).
Sonuçlar: Bizim serimizde tümör hacmi ile cerrahi sınır pozitifliği anlamlı ilişkili saptanması ve pozitif kor sayısı ile tümör hacmi arasında ilişkili olduğundan,
özellikle kor sayısı 7’nin üzerinde olan hastalarda cerrahi sırasında daha dikkatli
olunmalıdır.
Anahtar kelimeler: Cerrahi sınır, radikal prostatektomi, tümör hacmi
188
11. Üroonkoloji Kongresi
Cerrahi sınır negatif
(Grup 1) (n=177)
Cerrahi sınır pozitif
(Grup 1) (n=77)
Yaş (yıl)¹
62,7±6,2
64,0± 5,2
0,10
PSA (ng/ml)²
8,2±4,9
11,4±7,8
0,001
Lenf nodu tutulumu³
Patolojik evre³
Patolojik gleason
skoru³
2,8 (0,04-33)
5,0 (0,01-124)
<0,001
Yok
160
58 (%26,6)
0,002
Var
17
19 (%52,8)
pT2
134
33 (%19,8)
pT3
43
42(%49,4)
pT4
0
2 (%100)
<7
127
41 (%24,4)
7
45
28 (%38,4)
>7
5
8 (%61,5)
<0,001
0,04
(¹: parametrik veri, ²: nonparametrik veri, ³: nominal veri p<0.05; istatiksel olarak anlamlı)
Tablo 2. Prostat iğne biyopsisinde kanser pozitif çıkan kor sayısıyla tümör hacmi arasındaki ilişki
Pozitif kor sayısı
1-3
4-6
7-10
p
Tümör Hacmi(cc)
3,1 (0,1-47)
4,0 (0,1-18,5)
9,3 (1,2-124)
<0,001
(nonparametrik veri)
6-10 Kasım 2013, Antalya
189
PROSTAT KANSERİ
Tümör hacmi (cc)²
p
POSTER
Tablo 1. Cerrahi sınır pozitifliğine göre hasta verilerinin karşılaştırması
POSTER
P037
12 KADRAN PROSTAT BİYOPSİ İLE RADİKAL PROSTATEKTOMİ
PATOLOJİ SONUÇLARININ KARŞILAŞTIRILMASI
PROSTAT KANSERİ
Ömür Memik1, Haydar Kamil Çam2, Ali Tekin2, Olcay Yıldırım2
1
Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Düzce
2
Amaç: Prostat kanseri tanısında transrektal ultrasonografi (TRUS) eşliğinde biyopsi altın standart yöntemdir. Lateral prostat biyopsi odaklarının sayı ve lokalizasyon açısından standardize edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada 12 odak prostat biyopsi parametrelerinin radikal prostatektomi spesmen patoloji sonuçları ile
tutarlılığı incelenmiştir.
Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya, kliniğimizde Ocak 2005-Kasım 2009
tarihleri arasında radikal prostatektomi operasyonu yapılan ardışık 52 hasta alındı.
Tüm biyopsiler aynı hekim tarafından; her iki lobun apikal, orta ve bazal segmentlerinin lateral (klasik sekstant biyopsi) ve uzak laterallerinden her lob için 6 adet
olmak üzere toplamda 12 kor olarak uygulandı. Biyopsi parametreleri özellikle
Gleason skorları ve biyopsi odaklarının lokalizasyonları, radikal prostatektomi
operasyonu sonrası elde edilen spesmenin patoloji bulguları ile karşılaştırıldı.
Bulgular: Tek başına klasik sekstant biyopsi, hastaların %71 (37/52)’ine tanı koyarken, hastaların %29 (15/52)’una eklenen uzak lateral biyopsi odakları ile tanı
konuldu. Klasik sekstant biyopsiye eklenmiş uzak lateral biyopsi odaklarını içeren
12 kor biyopsinin kanser tanı başarısı, klasik sekstant biyopsiden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu. TRUS biyopside tek taraflı kanser pozitifliği saptanan 35 hastanın radikal prostatektomi patolojisi 25 (%71,4) hastada iki
taraflı kanser pozitif olarak saptandı. Biyopsi ve radikal prostatektomideki tek ve
iki taraflı kanser pozitif odaklar arasında istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde tutarsızlık görüldü. 52 hastanın biyopsi Gleason skorları incelendiğinde 33 (%63,5)
hasta orta (Gleason skor = 5-6), 17 (%32,7) hasta orta kötü (Gleason skor = 7)
ve 2 (%3,8) hasta kötü (Gleason skor = 8-10) diferansiye olarak raporlanırken iyi
diferansiye tümörü olan hasta yoktu. Biyopsi ve radikal prostatektomi spesmen
patoloji Gleason skorları istatistiksel anlamlı düzeyde tutarlı bulundu.
Sonuçlar: Bu çalışmada TRUS eşliğinde yapılan klasik sekstant biyopsiye eklenen 6
uzak lateral biyopsi odağının kanser tanı başarı oranını belirgin olarak yükselttiği,
190
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
TRUS biyopside tek taraflı olarak raporlanan kanserlerin radikal prostatektomi
spesmen patolojisinin sıklıkla iki taraflı olarak raporlanacağı, biyopsi Gleason sonuçlarının radikal prostatektomi spesmen patolojisi ile yüksek benzerlik oranlarına sahip olduğu gösterildi.
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, prostat biyopsisi, radikal prostatektomi
PROSTAT KANSERİ
6-10 Kasım 2013, Antalya
191
POSTER
P038
KLİNİĞİMİZDE RADİKAL RETROPUBİK PROSTATEKTOMİ YAPILAN
HASTALARDA PSA REKÜRRENSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
PROSTAT KANSERİ
Harun Kılıççalan1, Ali Ülgen1, Evrim Çiftçi2, İyimser Üre1, Cavit Can1
1
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Eskişehir
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Eskişehir
2
Amaç: Çalışmamızda radikal retropubik prostatektomi (RRP) yapılan olguların
takiplerinde saptanan PSA nüksü ve patolojik veriler arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçladık.
Materyal-Metot: 1998-2013 yılları arasında prostat kanseri tanısı ile RRP yapılan ve dosyalardan bilgilerine ulaşılabilen toplam 103 hasta değerlendirildi.
Biyokimyasal nüks olarak PSA>0.1 kabul edildi. Veriler SPSS programı ile analiz
edildi ve analizde ki-kare testi kullanıldı.
Bulgular: Değerlendirilen olguların yaş ortalaması 62.1 olarak saptandı. Ortalama
takip süresi 47.3 aydı. Takip edilen 103 hastanın 22’sinde PSA nüksü saptandı
(%21.3). Ortalama nüks süresi 41.6 aydı. RRP öncesi ortalama PSA değeri 10.89
ng/ml idi. PSA nüksü olan grupta tanı esnasındaki PSA değerinin ve toplam
Gleason skorunun, nüks saptanmayan hastalara göre daha yüksek olduğu saptanmıştır (Sırasıyla, p:0,003;p<0,001).Cerrahi sınır pozitifliği, ekstrakapsüler uzanım, seminal vezikül invazyonu, ve lenf nodu pozitifliği ile PSA nüksü arasındaki
ilişki değerlendirildi. Çalışmamızda seminal vezikül invazyonu olması RRP sonrası PSA nüksü gelişmesi için istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p:0,035).
Bunun yanında cerrahi sınır pozitifliği, ekstrakapsüler uzanım ve lenf nodu pozitifliği olması ile PSA nüks yüzdesi de artmış,fakat bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (Sırasıyla,p:0,239;p:0,607;p:0,06).
Sonuç: RRP öncesi PSA değerinin >10 ng/ml olması, RRP sonrası toplam Gleason
skorunun >6 olması biyokimyasal PSA nüksü için risk faktörü olarak değerlendirilebilir. Seminal vezikül invazyonu olması PSA nüksünün bir göstergesi olabilir.
Cerrahi sınır pozitifliği, ekstrakapsüler uzanım ve lenf nodu pozitifliği olması ise,
PSA nüksü açısından istatistiksel olarak anlamlı bulunmasa da daha fazla hasta
sayısına ve takip süresine ihtiyaç vardır.
Anahtar kelimeler: Radikal Prostatektomi, PSA nüksü
192
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P039
RADİKAL RETROPUBİK PROSTATEKTOMİ VAKALARINDA KLİNİK VE
PATOLOJİK, EVRE VE GLEASON SKORLARININ KARŞILAŞTIRILMASI
1
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Eskişehir
Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Van
3
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Eskişehir
2
Giriş: Çalışmamızda prostat kanseri tanısıyla radikal retropubik prostatektomi
(RRP) yapılan hastaların TRUS-Biyopsi ve RRP patoloji sonuçlarını karşılaştırmayı amaçladık.
Materyal-Metod: Kliniğimizde 1998-2013 arasında RRP yapılan hastaların verileri retrospektif olarak analiz edildi. 103 hasta çalışmaya dahil edildi ve veriler SPSS
programı ile değerlendirildi.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 62.1 (43-74) ve TRUS-Biyopsi ile tanı anındaki ortalama PSA değeri 10.8 ng/ml idi. Ortalama 12 kadrandan biyopsi yapılmış
olup (8-24 arası), bunların 8’i Re-Biyopsi idi (16-24 kadran). Ortalama 3.5 kadranda tümör saptanmıştı (1-12 arası). RRP materyallerinin incelenmesi sonucu
103 hastanın 95’inde iki lobda tümör saptanmış, 8’inde ise sadece tek lobda tümör görülmüştü. Patoloji raporlarında tümör boyutlarının belirtildiği vakalarda
ortalama tümör boyutu 28.0 mm idi. Hastaların 66’sında (%64.1) patolojik evre
T2c olarak saptanmıştır. Bu hastaların sadece 12’sinde (%18) biyopside iki taraflı
tümör izlenmiştir. Biyopside alınan kor sayısının değişiminin, klinik ve patolojik
olarak elde edilen Gleason skorlarının birbirleri arasında değişkenlik arz etmesi
açısından istatistiksel olarak anlamlı fark yaratmadığı görüldü (p>0,05).
Sonuç: TRUS-Biyopsi’de daha fazla kadrandan biyopsi almak özellikle büyük hacimli prostatlarda tanı açısından önemlidir. Çalışmamızda klinik olarak elde ettiğimiz verilerin RRP materyalinin patolojik incelenmesinden elde edilen evre ve
Gleason skorunun tahmin edilmesinde faydalı olmadığı görülmüştür
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, klinik evre, patolojik evre
6-10 Kasım 2013, Antalya
193
PROSTAT KANSERİ
Ali Ülgen1, Harun Kılıççalan1, Ata Özen2, Funda Canaz3, İyimser Üre1,
Cavit Can1
POSTER
P040
KASTRASYONA VE KEMOTERAPİYE DİRENÇLİ METASTATİK PROSTAT
KANSERLİ HASTALARDA ABİRATERON ASETATIN ETKİNLİĞİ
PROSTAT KANSERİ
Sertaç Yazıcı, Şenol Tonyalı, İrfan Dönmez, Bülent Akdoğan, Haluk Özen
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Kastrasyona ve kemoterapiye dirençli metastatik prostat kanserli hastalarda bir androjen biyosentez inhibitörü olan abirateron asetatın etkinliği
değerlendirildi.
Metod: Kastrasyona ve docetaxel kemoterapisine dirençli metastatik prostat kanserli 25 hastaya oral olarak günlük 1000 mg abirateron asetat ve 10 mg prednizon
tedavisi başlandı. ECOG (Eastern Cooperative Oncology Group) performans statüsü 2’nin üstünde olan, serum transaminaz seviyeleri yüksek (normal değerden
2.5 kat fazla), kronik karaciğer hastalığı, veya kontrol edilemeyen hipertansiyonu
olan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. PSA cevap oranı (Tedavinin 6. haftasında
ölçülen PSA düzeyinde ilk PSA düzeyine oranla %50 veya daha fazla azalma görülen hastaların oranı), PSA progresyonsuz sağkalım, ağrı cevabı (ağrı skoru ve
analjezik ihtiyacı), yan etki profili değerlendirildi.
Bulgular: Docetaxel kemoterapisine dirençli, median yaşı 75 olan (55 – 88) 25 hasta ortalama 6.8 ay takip edildi. Beş hasta ikincil kemoterapi olarak mitoxantrone, 2
hasta ise cabazitaxel tedavisi almıştı. Abirateron asetata başlandıktan sonraki ilk 1 ay
içinde haftalık olarak karaciğer fonksiyon testleri kontrol edildi. Tedavinin 6. haftasında bakılan PSA sonucu, 14 hastada (%56) serum PSA seviyelerinde %50’den fazla
azalma gözlendi ve tedavi boyunca PSA seviyesindeki düşme devam etti. Yedi hasta
hastalık progresyonu nedeniyle kaybedildi. Tüm hastalarda tedavi boyunca opioid
analjezik ihtiyacı azaldı ve ağrı skorlarında anlamlı düşme kaydedildi. En sık görülen
yan etki halsizlik idi (%88). Üç hastada transaminaz yüksekliği nedeniyle tedaviye
ara verildi. Yedi hastada mineralokortikoid seviyelerindeki artışa bağlı olarak grade
1-2 sıvı retansiyonu ve ödem gözlendi. PSA-progresyonsuz sağkalım 3.9 ay olarak
hesaplandı. Progresyonsuz sağkalımı etkileyen tek anlamlı faktör ECOG performans statüsü olarak bulundu (ECOG 0 vs. ECOG 1-2, P=0.008).
Sonuç: Abirateron asetat, kastrasyona ve kemoterapiye dirençli metastatik prostat
kanserli hastalarda yan etki profili düşük, etkili bir tedavi yöntemidir.
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, kemoterapiye direnç, abirateron asetat
194
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P041
APPLICATION TECHNIQUE: PLACEMENT OF A PROSTATE-RECTUM
SPACER IN MEN UNDERGOING PROSTATE RADIATION THERAPY
1
University of Heidelberg, Department for Urology, Heidelberg, Germany
University of Aachen, Department for Radiotherapy, Aachen, Germany
3
The Netherlands Cancer Institute, Department of Urology, Amsterdam, Netherlands
4
Department of Radiology, University of Geneva, Genf, Switzerland
2
Purpose: To describe the technique used to apply a hydrogel spacer between the
prostate and rectum in prostate cancer patients undergoing radiotherapy, with the
intent to decrease the radiation dose to the rectum.
Methods: A prospective, multicenter study evaluating the safety and efficacy of
prostate-rectum spacer injection was performed in 29 male prostate cancer patients
scheduled for radiotherapy. Spacing hydrogel was injected into the perirectal space
using a transperineal approach with real-time transrectal ultrasound (TRUS) guidance. With the needle tip positioned beyond the rectourethralis muscle, saline injection opened the space between Denonvilliers’ fascia and the anterior rectal wall,
allowing needle advancement to mid-prostate without rectal wall injury. Injection
of hydrogel precursors further opened this space, which was then maintained due to
hydrogel polymerization. Procedure duration and adverse events were monitored.
CT and/or MRI simulation scans were performed before and after injection. The
hydrogel-created space was measured and reduction in V70 dose was determined.
Prostate-Rectum Spacer
Şekil 1. Demonstration of Spacer Implantation (left: before; right: after spacer implantation)
6-10 Kasım 2013, Antalya
195
PROSTAT KANSERİ
Gencay Hatiboglu1, Michael Pinkawa2, Jean Paul Vallée4,
H.K. Van Der Poel3, Dogu Teber1, Boris Hadaschik1, Sascha Pahernik1,
Markus Hohenfellner1
POSTER
PROSTAT KANSERİ
Results: Hydrogel injection resulted in 9.87± 5.92 mm additional prostate-rectum space relative to baseline. The mean procedure time as measured by TRUS
insertion and removal was 16 minutes. The percent relative reduction in rectal
V70 was 60.6%. There were no unanticipated adverse events associated with the
hydrogel procedure or the hydrogel.
Conclusion: Hydrogel spacer injection using hydrodissection is a fast and effective
procedure to separate the rectal wall from the prostate in order to avoid rectal toxicity, as demonstrated by the addition of ~1 cm of space and the marked reduction
of the computed incidental radiation exposure (V70).
Key words: Prostate cancer, radiotherapy, spacer
196
11. Üroonkoloji Kongresi
MANYETİK REZONANS GÖRÜNTÜLEME KILAVUZLUĞUNDA YAPILAN
HEDEFE YÖNELİK PROSTAT BİYOPSİLERİ: İLK SONUÇLAR
1
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
3
VKV Amerikan Hastanesi, Radyoloji Bölümü, İstanbul
2
Giriş: Bu çalışmada, manyetik rezonans (MR) görüntüleme kılavuzluğunda prostat biyopsisi yapılan hastaların klinik bulguları ve elde edilen histopatolojik sonuçlar değerlendirilmiştir.
Yöntem: Prostat biyopsisi MR görüntüleme kılavuzluğunda yapılmış olan hastaların kayıtları retrospektif olarak tarandı. Multiparametrik MR’da (MP-MRI) malignite kuşkulu odak sayısının az olması, indeks lezyon boyutunun küçük olması,
malignite kuşkulu alanın anteriorda yerleşim göstermesi, daha önceki TRUS biyopsilerin negatif sonuçlanmış olması ya da TRUS biyopsiye bağlı komplikasyon
gelişmiş olması prostat biyopsisinin MR kılavuzluğunda yapılmasını tercih etmemizin başlıca nedenleridir. Florokinolon grubu antibiyotik ile profilaksi sağlandı.
İşlem sabahı defekasyon olmadıysa, fleet enema ile distal kolon boşaltıldı. Biyopsi
işlemlerinde lokal ya da genel anestezi kullanılmadı.
Bulgular: Şubat 2012 – Mayıs 2013 arasında, toplam 15 hastaya multiparametrik görüntülemede tarif edilmiş olan hedef lezyonlara yönelik olarak MR kılavuzluğunda
prostat biyopsisi yapıldı. Hastaların ortalama yaşı ve ortalama PSA değeri, 62.6±8.09
(51-64) yıl ve 6.7±6.2 (2.9-30) ng/ml idi. Daha önce negatif sonuçlanmış TRUS-Bx
öyküsü olan 2 hasta vardı. Hedefe yönelik biyopsilerde ortalama olarak 3.9±1.1 (3-7)
odaktan örnekleme yapıldı ve işlem başına ortalama 6.4±2.6 (3-11) adet doku parçası
elde edildi. Histopatolojik inceleme sonucunda 4 hastada malignite saptanmazken, 11
hastada (%73.3) prostat kanseri teşhis edildi. Kanser saptanan hastalarda alınan parçaların ortalama olarak %76.4±31.9’sını (9.1-100) tümör oluşturmaktaydı. Tümörlü
dokuların, doku parçalarının toplam uzunluğuna oranı ortalama olarak %39.8±30
(2.5-88) olarak hesaplandı. Tanısı konan kanserlerin gleason skoru, sırasıyla 5, 3, 2 ve 1
hastada, 7, 6, 8 ve 9 ölçüldü. Toplam 5 hastaya radikal prostatektomi yapılırken, 3 hasta
radyoterapi + hormonoterapi ile tedavi edildi. Geri kalan 3 hastaya ise radikal prostatektomi önerildi. Hiçbir hastada biyopsiye bağlı komplikasyon gelişmedi.
6-10 Kasım 2013, Antalya
197
PROSTAT KANSERİ
Ömer Acar1, Metin Vural3, Aslıhan Onay3, Sergin Akpek3, Fatin Cezayirli1,
Ahmet Musaoğlu1, Tarık Esen2
POSTER
P042
POSTER
Sonuçlar: Manyetik rezonans kılavuzluğunda, multiparametrik görüntülemede
tanımlanmış olan hedef lezyonlara yönelik yapılan biyopsi, prostat kanseri tanısında kullanılabilecek bir yöntemdir. Daha az sayıda doku parçası elde ederek, hastaların yaklaşık olarak 3/4’ünde tanıya varmak mümkün olmaktadır.
PROSTAT KANSERİ
Anahtar kelimeler: Biyopsi, manyetik rezonans, prostat
198
11. Üroonkoloji Kongresi
RELATIONSHIP BETWEEN PROSTATE VOLUME AND SERUMIC VALUES
OF PSA AMONG THE PATIENTS WITH BPH IN KOSOVO
1
University of Prishtina, Medicine Faculty,Department of Urology, Prishtina
University of Tirana, Medicine Faculty, Department of Urology, Tirana
2
Objective: To determine relationship between prostate volume and serumic values
of Prostatic Specific Antigen among the patients with LUTS(Low Urinary tract
symptoms) caused by Benign Prostatic Hyperplasia.
To estimate the impact of aging on serumic values of PSA as well as the volume
of prostate among the patients with HBP. To estimate relationship between the
volume of prostate and the serumic values of PSA among the “grey zone “patients
classified due to age groups.
Material-Methods: A total of 1420 patients with LUTS due to HBP are classified
under four age-groups and they’ve been evaluated prospectively and retrospectively. All the patients underwent standard evaluation, including DRE, PSA determination and TAUS during the time period of January 2005 until Octobre 20012 at
polyclinic “Medicus”, UCC of Kosova- Department of Urology and Outpatient
Urologic Clinic. Presentation of data has been conducted through tabels and
diagrams.
Results: Mean Prostate Volume was 46.8 cm3 and the mean concentration of PSA
was 3.5 ng/ml. It is clear that the both values rises with aging. In age- group from
50-59 years-old the mean prostate volume was 33.2 cm3 and the concentration of
serumic PSA was 1.8 ng/ml.
These values rise progressively, thus the patient of age group from 60-69 years-old
have the mean prostate volume from 37.0cm3 and the PSA 3.1 ng/ml, age-group
70-79 years-old, has mean volume of 43.0cm3 and the PSA 4.4 ng/ml, the agegroup from 80-89 years-old have mean prostate volume from 49.2 cm3 and the
PSA from 5.1ng/ml.
The mean prostate volume among the “grey zone” patients was 44.6 cm3, wheras
mean value of serumic PSA was 5.9 ng/ml. It is clear that the both values rises with
age. Therefore the mean prostate volume were in range from 40.5 cm3 and PSA
6-10 Kasım 2013, Antalya
199
PROSTAT KANSERİ
Arber Ejup Neziri1, Flamur Tartari2, Tune Pervorfi1, Lutfi Dervishi1,
Fahredin Veselaj1, Shqiptar Demaqi1, Avni Fetahu1, Ilir Miftari1,
Petrit Nuraj1, Sabit Mehmeti1
POSTER
P043
POSTER
PROSTAT KANSERİ
mean values were4.8 ng/ml which correspond age-group of 50-59 year-old. These
values rises progressively, therefore in age-group of 80-89 year-old the mean prostate volume was 51.3 cm3 and the PSA serumic values were 7.2ng/ml.
Conclusions: The data confirms that prostate volume and PSA concentration of
serumic PSA have significant correlation and rises with aging. This fenomena is
obvious as well among the “grey zone” patients.
Key words: PSA, BPH, department of urology-university of Prishtina
200
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P044
BİR ÜNİVERSİTE KLİNİĞİNDE ÜROLOGLARIN LOKALİZE PROSTAT
KANSERİNDE AKTİF İZLEMİ BENİMSEME ORANI
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
Giriş-Amaç: 2009 Nisan ayında yayınlanan Amerikan Üroloji Derneği (AUA)
Rehberi PSA taraması ile tanı konan tüm prostat kanserli olgularda aktif izlemin
bir seçenek olarak hastayla konuşulmasını önermektedir. Ayrıca son yıllarda tüm
rehberler düşük riskli hastalarda aktif izlemin mutlak bir seçenek olarak hastayla paylaşılması gerekliliğini belirtmektedir. Biz kliniğimizde 2009 Nisan ayından
sonra lokalize prostat kanseri tanısıyla radikal prostatektomi uygulanan hastalara
tedavi seçenekleri arasında aktif izlemin önerilip önerilmediğini sorguladık.
Metod: Nisan 2009-Eylül 2011 tarihleri arasında lokalize prostat kanseri tanısıyla
radikal prostatektomi uygulanan hastalar telefonla ulaşılarak sorgulandı. Tüm görüşmeleri hastaların tedavi kararı sürecinde aktif rol almamış bir kişi (ÇD) gerçekleştirdi. Hastaların pre-op ve post-op klinik bilgileri bir veri tabanında toplandı.
Aktif izlem önerilme oranı grubun geneli ve D’Amico kriterlerine göre düşük risk
grubu için ayrı ayrı değerlendirildi.
Bulgular: Ameliyat edilen 125 hastadan 13 hasta değerlendirme dışı bırakıldı
(5 hastaya ulaşılamadı, 1 hasta Alzheimer, 4 hasta pre-op sondalı, 1 hasta renal
transplant adayı, 2 hasta yeni ameliyatlı). Ortalama yaş 61,3, PSA 9,6 ng/ml, takip süresi 13,4 aydı. Tüm hasta grubunda aktif izlem önerilme oranı sadece %14,3
(16/112) idi. Verileri tam olan ve D’Amico kriterlerine uyan hastalarda da ilginç
olarak aktif izlem önerilme oranı aynıydı (7/50) %14. Beş hasta doktorunun ameliyatsız tedaviyi önermiş olmasını dilediğini belirtirken, %16,1 hasta ameliyat olduğuna pişman olduğunu beyan etti. %4,5 hasta ise pişmanlık konusunda kararsızdı.
Sonuç: Bu çalışmada Türkiye’de bir üniversite kliniğinde ürologların aktif izlemi
pek benimsemedikleri, bu seçeneği hastalarına uluslararası rehberlerin önerilenin
çok altında oranlarda önerdikleri saptanmıştır. Bu sonuçlar Türkiye’deki diğer eğitim kurumlarını ve/veya Türkiye genelini yansıtmayabilir.
Anahtar kelimeler: Prostat Ca, Aktif İzlem
6-10 Kasım 2013, Antalya
201
PROSTAT KANSERİ
Can Öbek, Çağatay Doğan, Zübeyr Talat, Hamdi Özkara, Süleyman Ataus,
Veli Yalçın
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P045
PROSTAT KANSERİ TANISIYLA DEFİNİTİF KONFOMAL RADYOTERAPİ
VE TOTAL ANDROJEN BLOKAJI UYGULANAN HASTALARDAKİ TEDAVİ
SONUÇLARIMIZ: HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DENEYİMİ
Yurday Özdemir1, Fadıl Akyol1, Gökhan Özyiğit1, Pervin Hürmüz1,
Erdem Karabulut2, Cem Önal1, Uğur Selek1, Haluk Özen3
1
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı, Ankara
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik Anabilim Dalı, Ankara
3
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
2
Amaç: Bu çalışmada prostat kanseri tanısıyla definitif radyoterapi (RT) ve total androjen blokajı (TAB) uygulanan hastalarımızdaki tedavi sonuçlarımız
değerlendirilmiştir.
Gereç-Yöntem: Haziran 1998-Haziran 2011 tarihleri arasında metastatik olmayan prostat adenokanseri tanısı ile bölümümüzde prospektif protokollerimiz
çerçevesinde RT uygulanan 518 hastanın verileri değerlendirmiştir. TAB tedavisi
RT’den 3 ay önce başlanmış ve olguların %55’inde 1 yıldan az uygulanmıştır. RT
prostat ve seminal veziküllere yönelik günlük 2 Gy/gün fraksiyon dozu ile toplam
70 Gy olarak üç boyutlu konformal teknikle uygulanmıştır. Hastalarda tanı anındaki PSA değeri, Gleason skoru (GS), T evresi, N evresi, risk grupları, perinöral
invazyon (PNİ) durumu ve tümör içeren kor biyopsi yüzdesine (KTY) göre genel sağkalım (GSK), PSA relapssız sağkalım (PSA-RSK) ve metastazsız sağkalım
(UMSK) oranları hesaplanmış ve tedaviye bağlı yan etkiler analiz edilmiştir.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 67 (50-85 yaş) olup medyan izlem süresi 4.5
yıldır (0-14 yıl). D’Amico sınıflamasına göre olguların %16’sı düşük, %20’si orta ve
%64’ü yüksek riskli grupta yer almaktadır. Tüm grupta 5-10 yıllık GSK, PSA-RSK
ve UMSK oranları sırasıyla %95.5-90, %72-61, %95.3-93.4 bulunmuştur. Tek değişkenli analizde GS>= 8 olması, LN pozitifliği, PSA düzeyi ve PNİ varlığı, GSK
ve PSA-RSK’ı olumsuz etkilemiştir (p<0.05). İleri T evresi, KTY’nin >=%50 olması PSA-RSK ve UMSK’ı anlamlı olarak azaltmıştır (p<0.05). Çok değişkenli
analizlerde PSA düzeyi ve LN pozitifliğinin GSK ve PSA-RSK’ı; GS>= 8 olması
ve LN pozitifliğinin UMSK’ı anlamlı olarak etkilediği bulunmuştur (p=0.001).
TAB süresinin <1yıl olması ile >=1yıl olması GS>=8 olan grupta karşılaştırıldığında GSK, PSA-RSK ve UMSK’da fark saptanmamıştır. Ancak yüksek riskli olgularda uzun süreli TAB ile düşük GSK oranları trendi varken (p=0.05) PSA-RSK
202
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Prostat, definitif konfomal radyoterapi
6-10 Kasım 2013, Antalya
203
PROSTAT KANSERİ
Sonuç: Prostat kanseri tedavisinde RT+TAB etkili ve güvenli bir tedavidir. PSA
düzeyi, GS ve T evresine ek olarak PNİ varlığı ve KTY’nin >=%50 olması da prostat kanserinin risk değerlendirmesinde kullanılabilir. Yüksek riskli olgularda >=1
yıl TAB kullanımının katkısı gösterilememiştir.
POSTER
da uzun süreli TAB kullananlarda daha kötü çıkmıştır (p=0.03). RT iyi tolere edilmiş olup akut ve kronik RTOG grad III/IV gastrointestinal/genitoüriner sistem
toksisite oranları %1.7/1.4 ve %4.1/3.7 olarak saptanmıştır.
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P046
RADİKAL PROSTATEKTOMİ SPESMENLERİNDE EPSTEİN
KRİTERLERİNİN DOĞRULANMASI
İlker Akarken, Mehmet Yoldaş, Özgür Çakmak, Hüseyin Tarhan,
Rahmi Gökhan Ekin, Ömer Köyer Gündüz, Hakan Üçok, Yusuf Özlem İlbey,
Ferruh Zorlu
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İzmir
Giriş: Son birkaç dekatta yaşlı nüfus oranın artması ve Prostat Spesifik Antijen
(PSA)’nin klinik kullanıma girmesiyle birlikte giderek daha fazla sayıda hasta prostat kanseri (PCa) tanısı almıştır. Daha ayrıntılı biyopsi şemalarının da kullanımıyla birlikte özellikle düşük evre PCa yakalama oranlarında artış dikkat çekicidir.
Bu durum klinik önemsiz PCa hastalarının tanımlama gerekliliği ortaya çıkarmış
olup Epstein kriterleri klinik önemsiz PCa hastalarının belirlenmesinde yol gösterici olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada kliniğimizde Epstein’nın klinik önemsiz
PCa kriterlerini taşıyan ve radikal retropubik prostatektomi (RRP) uygulanan hastalarda patoloji sonuçlarının Epstein kriterleri ile olan uyumunu değerlendirdik.
Materyal-Metod: Kliniğimizde 1990 ile 2012 yılları arasında takip edilen 757
PCa tanılı hastanın verileri retrospektif olarak tarandı. Biyopsi patolojisinde gleason skoru <7, PSA değeri <10 ng/ml, en fazla 3 korda kanser, herbir korda en fazla
%50 kanser olan ve sonrasında RRP uygulanmış 29 hasta çalışmaya dahil edildi.
Bu hastaların RRP spesmeninin değerlendirilmesinde gleason skorunda yükselme
olması yada hastalığın organ dışına çıkmış olması progresyon olarak kabul edildi.
Bulgular: 10 (%34) hastada gleason skorunda, 5 (%17) hastada evrede, 4 (%13)
hastada ise hem gleason skorunda hem de evrede yükselme saptandı. Toplam 11
(%37) hastada progresyon saptandı.
Sonuç: Epstein kriterlerinin %37 oranında yanılma payına sahip olduğu ve hastalığın seyrini öngörmede yeterince güvenilir olamayabileceği Epstein’nın klinik
önemsiz PCa kriterlerini taşıyan hastalar ile ilgili tedavi kararı verirken göz önünde bulundurulmalıdır.
Anahtar kelimeler: Epstein kriterleri, Prostat kanseri, Radikal Retropubik Prostatektomi
204
11. Üroonkoloji Kongresi
Tablo 1. RRP sonucuna göre progresyon gösteren hastaların dağılımı
POSTER
PROSTAT KANSERİ
6-10 Kasım 2013, Antalya
205
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P047
RADİKAL PROSTATEKTOMİ SPESMENİNDE SAPTANAN SOLİTER VEYA
MULTİPL CERRAHİ SINIR POZİTİFLİĞİNİN BİYOKİMYASAL
NÜKS ÜZERİNE ETKİSİ
Hüseyin Tarhan, Hakan Türk, Özgür Çakmak, Tufan Süelözgen,
Burak Özçift, Yusuf Özlem İlbey, Rahmi Gökhan Ekin, Ferruh Zorlu
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi,Üroloji Kliniği, İzmir
Giriş: Radikal Prostatektomi (RP) patoloji spesmen incelemesinde cerrahi sınır
(CS) pozitifliği mevcudiyeti biyokimyasal nüksü predikte etmekte kullanılabilen
önemli bir parametredir. Bu çalışmamızda prostat kanseri nedeniyle RP yaptığımız hastaların patoloji spesmenlerinde soliter veya multipl cerrahi sınır pozitifliği
varlığının biyokimyasal nüks üzerine etkisini araştırdık.
Materyal-Metod: 2000-2012 yılları arasında prostat ca nedeniyle kliniğimizde RP
yapılan, 253 hasta çalışmaya dahil edildi. Bu hastaların pre op PSA değerleri ile
RP spesmen incelemesi ile saptanan gleason skoru, CS, seminal vezikül invazyonu
(SVI), ekstra kapsüler yayılım (ECE), peri nöral invazyon (PNI) ve kapsüler invazyon (CI) parametreleri değerlendirildi. Postoperatif dönemde hastalar ilk 2 yıl 3
ayda bir, sonraki 2 yıl boyunca 6 ayda bir ve daha sonrasında ise yıllık PSA ölçümü
ile takip edildi. PSAdeğerinin 0.2 ng/ml ve daha üzerinde saptanması biyokimyasal nüks olarak kabul edildi.
Tablo 1. Cerrahi sınır pozitifliğinin biyokimyasal nüks üzerine etkisi
Cerrahi Sınır Pozitifliği
Biyokimyasal Nüks (-)
Biyokimyasal Nüks (+)
Yok
65 (%53.3)*
57 (%46.7)*
Tek
43 (%76.8)*
13 (%23.2)*
Multipl
41 (%55.4)*
33 (%44.6)*
p=0,001
Bulgular: Ortalama takip süresi 49.9 ±36.9 ay olup ortalama yaş 65.8±7 yıl olarak
saptandı. Takiplerde CS soliter (+) olan hastaların %23.2’sinin (n=13), multipl
(+) olanların %44.6’sının (n=33), ve CS (-) olanların %46.7’sinin (n=57) biyokimyasal olarak nüks ettiği saptandı (p=0.009).Multipl ve soliter CS (+) arasında da nüks açısından anlamlı farklılık bulundu. (P=0,001) Nüks açısından RP
206
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Biyokimyasal nüks, Cerrahi sınır pozitifliği, Radikal prostatektomi
6-10 Kasım 2013, Antalya
207
PROSTAT KANSERİ
Sonuç: RP yapılan hastaların biyokimyasal nüksü sık karşılaşılan bir sorun olmakla birlikte ve bunu predikte eden pek çok faktör vardır. CS pozitifliği de bu risk
faktörlerinden biridir. Ancak biyokimyasal nüksü öngörmede CS pozitifliğinin
soliter veya multipl olması da göz önünde tutulması gereken faktörlerden biri
olmalıdır.
POSTER
gleason skoru, SVI, CS pozitifliği lojistik regresyon analizi ile değerlendirildiğinde
CS pozitifliği (p=0.008), SVI (p=0.028) ve RP spesmen gleason skoru (p=0.001)
anlamlı tespit edildi.
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P048
PROSTAT BİYOPSİSİNDE PROSTAT KANSERİNİN KLİNİK ANLAMI İÇİN
ÖNGÖRÜCÜ PARAMETRELER PROSTAT HACMİ İLE DEĞİŞİR Mİ?
Hasan Yılmaz1, Seyfettin Çiftçi2, Ufuk Yavuz2, Murat Üstüner2,
Bahar Müezzinoğlu3, Özdal Dillioğlugil2
1
İzmit Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Departmanı, Kocaeli
Kocaeli Üniveristesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kocaeli
3
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Kocaeli
2
Giriş: Transrektal prostat biyopsisi (TRUS-Bx) ile elde edilen patolojik veriler
prostat kanseri (PK)’nin klinik anlamını değerlendirmede ve aktif izlem için öngörücü olarak kullanılabiliyor. Artan prostat hacim (PH)’lerinde alınan biyopsinin
uzunluğu da artabiliyor. Bunun yanında TRUS-Bx’de PK prognostik parametreleri biyopsinin ve kanserli dokunun uzunluk ölçümüyle de yakından ilgilidir. Bu
nedenle çalışmamızda genel kabul gören kötü prognostik parametrelerin PH’ ne
göre değişimini değerlendirmeyi amaçladık.
Materyal-Metod: 2009-2012 yılları arasında sistematik 12 örnek (kor) TRUSBx yapılan, bilgileri tam olan ve PK saptanan 249 hasta çalışmaya dahil edildi.
Hastaların yaş, tPSA, PH, alınan biyopsi örnek uzunlukları, örneklerin kanserli
doku uzunlukları, PK için pozitif örnek sayısı kayıt edildi. Kötü prognostik parametreler kategorik [pozitif örnek sayısı (<3, >=3), bir örnekte %50 den fazla
kanser olması (var/yok), bir örnekteki kanserli doku uzunluğunun 5 mm’ den fazla
olması (var/yok)] ve sürekli (bir örnekteki kanserli doku yüzdesi, toplam kanserli
doku uzunluğu) olarak ikiye ayrıldı ve PH’ deki her 10 cc’ lik artış ile (PH/10)
karşılaştırıldı.
Bulgular: Ortanca hasta yaşı, tPSA, PH, biyopsi örnek uzunluğu, kanserli doku
uzunluğu ve pozitif örnek sayısı sırasıyla 68 yıl [İnterquartil aralık (İQA) 62-74],
12,30 ng/ml (İQA 6,94-30,37), 48,26 cc (İQA 29,95- 61,05), 10,0 mm (İQA
6,00- 13,00), 4,0 mm (İQA 1,80- 8,00) ve 5 (İQA 2-9) idi. PH’ deki her 10 cc’ lik
artış ile kategorik prognostik parametrelerin kötü (var) olanlarının oranında istatistiksel anlamlı düşüş (dolayısı ile iyi olanlarının oranında da artış) izlendi (Tablo
1). Buna karşın kanserli doku yüzdesi ve toplam kanserli doku uzunluğunda anlamlı değişim izlenmedi (Tablo 2).
208
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
Sonuç: Bulgularımıza göre TRUS-Bx’deki kategorik iyi prognostik parametreler (Ör. 3’den az örnekte PK olması veya örnekte 5mm’ den az PK olması) artan
PH’lerinde artmaktadır. Bu nedenle, daha büyük prostatlarda aktif izleme uygun
hastalar daha çok olabilir.
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, prediktif değerler, prostat biyopsisi
Kötü Prognostik Parametreler
OR (%95 CI)
p
Bir örnekte 5 mm’den uzun PK olması
0,936 (0,905-0,968)
<0,0001
2’den fazla örnekte PK olması (>=3)
0,849 (0,758-0,950)
0,004
Bir örnekte %50’ den fazla tümör olması
0,913 (0,882-0,944)
<0,0001
Tablo 2. Sürekli prognostik parametrelerin PH/10’a göre spearman rank korelasyon testi ile analizi.
Korelasyon Katsayısı(r)
p
Bir örnekteki kanserli doku yüzdesi
Kötü Pognostik Parametreler
-0,005
0,781
Toplam kanserli doku uzunluğu
0,095
0,139
6-10 Kasım 2013, Antalya
209
PROSTAT KANSERİ
Tablo 1. Kategorik prognostik parametrelerin PH/10’a göre tek değişkenli lojistik regresyon analizi ile
değerlendirilmesi.
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P049
ISPARTA/YALVAÇ DENEYİMİM: İLÇE HASTANESİ ÜROLOJİ
POLİKLİNİĞİNDE PROSTAT KANSERİ NEDENİYLE HORMONOTERAPİ
İLE TAKİPTEYKEN, 40 AYLIK TAKİPTE METAKRON MESANE TÜMÖRÜ
GELİŞEN HASTALARIN KLİNİK VE DEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİNİN
RETROSPEKTİF İNCELEMESİ
Ayşe Veyhürda Dikmen
Isparta Yalvaç Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Isparta
Amaç: İlçe hastanesi üroloji polikliniğinde hormonoterapi ile takip edilmekteyken primer mesane tümörü saptanan hastaların klinik özelliklerinin belirlenmesi
Gereç-Yöntem: Poliklinik takibinde saptanan bulguların retrospektif olarak
incelenmesi.
Bulgular: Çoklu primer tümörler genel olarak senkron ve metakron tümörler olarak iki gruba ayrılır. İkinci tümör ilk tümör tanısından 6 ay sonra saptandığında
metakron, 6 ay içinde saptandığında senkron tümör olarak adlandırılır [Suzuki T
et al. Acta Otolayngol Suppl 2002;547:88–92]. Kanser tedavisindeki ilerlemeler
hastaların kanserden kür olmalarını sağlayarak sağkalım süreçlerini artırdığı için
ikinci tümör, metakron tümör görülme insidansında da artışa sebep olmaktadır.
Yaşları 56-97 arasında değişen, prostat adenokarsinom nedeniyle hormonoterapi
almakta olan 44 hastanın 14’ü halen sigara içicisi olup bu hastalardan yaşları 78-97
arasında değişen 6 hastada primer mesane tümörü saptandı. Bu hastaların primer
prostat kanseri tanısı anındaki patolojileri retrospektif incelendiğinde, 29 hastanın
Gleason 3+4 olup diğer 15 hastanın Gleason 4+4 ve daha ileri derecede olduğu
saptandı. Mesane tümörü saptanan olguların tamamı makroskopik hematüri şikayetiyle başvurmuş olup ultrasonografik değerlendirmelerinde, mesanede 2cm’den
küçük multipl tümöral lezyonlar tespit edildi. 6 olgunun tamamının mesane tur
patolojisi T1G3 saptandı. Yalnız 1 hastada eş zamanlı sol üreter kaynaklı üst sistem
transizyonel hücreli karsinom saptandı. 6 olgudan 2’si 3 yıldan az süredir hormonoterapi almaktayken 4’ü 5 yıl ve daha uzun süreli olarak hormonoterapi almaktaydı ve bu olguların hepsinin primer prostat kanseri patolojilerinin Gleason 3+4
olması dikkat çekiciydi. Olguların tamamı mesane tümörü yönünden 12-32 aylık
değişen toplam takip süreleri boyunca değerlendirildi. Mesane tümörü takibinde
olguların 3 aylık kontrol sistoskopilerinde nüks lezyon saptanmadı.
210
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Prostat, mesane, metakron
POSTER
Sonuç: Kanser tedavisindeki ilerlemeler hastaların prostat kanserinden sağkalım
süreçlerini artırdığı için ilerleyen yaşlarıyla bağlantılı olabileceği düşünülen ikinci
tümör, metakron tümör görülme riski ortaya çıkmıştır.
PROSTAT KANSERİ
6-10 Kasım 2013, Antalya
211
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P050
PSA SEVİYESİ VE PROSTAT VOLÜMÜ, RADİKAL PROSTATEKTOMİ
SONRASI GLEASON UPGRADE’İNDE PREDİKTİF BİR FAKTÖR MÜDÜR?
Seyfettin Çiftçi1, Hasan Yılmaz2, Ufuk Yavuz1, Murat Üstüner1, Kerem Teke1,
Bahar Müezzinoğlu3, Özdal Dillioğlugil1
1
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kocaeli
SB.. Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
3
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Kocaeli
2
Amaç: Bu çalışmamızda, prostat volümü ile Gleason upgrade’i [Radikal prostatektomi (RP) spesimeninde TRUS-biyopsiye (TRUS-Bx) göre daha yüksek Gleason
saptanması] arasında bir ilişki olup olmadığını değerlendirmeyi amaçladık.
Materyal-Metod: 1998-2013 yılları arasında kliniğimizde prostat kanseri tanısı ile
RP yapılmış 372 hasta retrospektif olarak incelendi. Hastaların yaşı, TRUS-Bx’deki
Gleason değerleri, TRUS ile ölçülen prostat volümü (PV), operasyon öncesi total
PSA (tPSA) değerleri ve RP patolojisindeki Gleason dereceleri kaydedildi.
Bütün kayıtlarına ulaşılamayan 109 hasta çalışma dışı bırakıldı. Gleason upgrade’i
varlığına göre hastalar “var/yok” şeklinde 2 gruba ayrıldı. TRUS-Bx’de Gleason
3+4 iken RP spesimeninde 4+3 gelen ve 4+5 iken 5+4 gelen hastalar da upgrade
“var” şeklinde kaydedildi. tPSA değerleri 0-2,5 arası, 2,5-10 arası ve 10 ve üzeri
olarak gruplandırıldı. PV 40 cc’nin altında olan hastalar ve 40 cc’den fazla olanlar
ayrı gruplandırıldı. İstatistiksel analizde ki-kare testi kullanıldı.
Bulgular: Çalışmaya alınan 263 hastanın yaş ortalaması 62,7 (47-78) idi. TRUS ile
ölçülen PV ortalaması 45,3cc (10-165), operasyon öncesi tPSA ortalaması 12,23
ng/ml (0,27-165), TRUS-Bx sonucundaki Gleason toplamlarının ortalaması 6,72
(4-9), RP patolojisindeki Gleason toplamlarının ortalaması 6,77 (5-9) olarak saptandı. Toplam 184 (%70) hastada upgrade saptandı.
tPSA grupları ile Gleason upgrade’i arasında yapılan analizde, Gleason upgrade’inin tPSA ile arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görüldü
(Tablo; p>0,05).
PV ile Gleason upgrade’i arasında yapılan analizde, PV 40cc’nin altında olan grupta, anlamlı oranda daha fazla Gleason upgrade’i olduğu görüldü (Tablo; p<0,05).
Sonuç: Çalışmamızda düşük prostat volümlü hastaların RP sonrası Gleason
212
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
upgrade’i açısından daha yüksek riske sahip olduğu görüldü. Literatüre göre derece yüksekliğinin diğer olumsuz prognostik faktörler ile doğru orantılı olduğu da
bilindiğinden küçük prostatlarda cerrahi sınır açısından daha dikkatli olunmalıdır.
tPSA seviyesi ise Gleason upgrade’i açısından önemli değildir.
Anahtar kelimeler: Gleason upgrade, Prostat Volümü, PSA düzeyi
PROSTAT KANSERİ
Tablo 1. tPSA ve PV grupları ile Gleason upgrade arasındaki ilişki.
Gruplar
tPSA (ng/ml)
PV (cc)
Upgrade var
Upgrade yok
p
0-2,5
2 (%28,6)
5(%71,4)
p>0,05
2,5-10
47 (%29,2)
114 (%70,8)
p>0,05
10 ve üstü
30 (%31,6)
65 (%68,4)
p>0,05
40 ve altı
52 (%35,1)
96 (%64,9)
p<0,05
40 üstü
27 (%23,5)
88 (%76,5)
p<0,05
6-10 Kasım 2013, Antalya
213
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P051
PSA DANSİTESİ, KÖTÜ PROGNOSTİK ÖZELLİKLERİ ÖNGÖRMEDE PSA
VE GLEASON SKORUNDAN ÜSTÜN DEĞİLDİR
Ufuk Yavuz1, Murat Üstüner1, Hasan Yılmaz2, Seyfettin Çiftçi1,
Bahri Serkan Aynur1, Özdal Dillioğlugil1
1
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kocaeli
SB. Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
2
Giriş: Sfoungaristos ve ark yaptıkları çalışmada (Can Urol Assoc J. 6:46, 2012)
PSA dansitesinin (PSAD) lokalize prostat kanserli (PK) hastalarda radikal prostatektomi (RP) sonrası kötü prognostik özellikleri öngörmede preop PSA ve
Gleason skorundan(GS) daha yüksek öngörü değerine sahip olduğunu ileri sürmüşlerdir. Çalışmamızda RP operasyonu yapılan hastalarda kötü prognostik özellikleri öngörmede PSAD ile preop PSA ve GS’nu karşılaştırdık.
Materyal Metod: 1998- 2013 yılları arasında RP ve bilateral pelvik lenfadenektomi operasyonu yapılan 366 hasta geriye dönük değerlendirildi. Preop PSA, transrektal ultrason
(TRUS) ve patoloji raporlarına ulaşılan 271 hastanın yaşı, preop PSA’sı, TRUS ile prostat
hacmi (PH), preop GS’u, RP patolojilerindeki cerrahi sınır (CS) ve kapsül dışına yayılım
(KDY) pozitifliği ile seminal vezikül tutulumu (SVT) ve lenf nodu tutulumu (LNT)
durumları not edildi. Hastaların preop PSA değerleri PH’e bölünerek PSAD hesaplandı.
İstatistiksel olarak ROC analizi ve çok değişkenli analiz (ÇDA) kullanıldı.
Bulgular: Ortanca hasta yaşı, preop PSA ve PH sırasıyla 63yıl [interquartil aralık (IQA 59-67)], 7,93 ng/ml (IQA 5,58-12,6) ve 37,2 cc (IQA 28,9-53,2) idi.
Hastaların GS’u %41,7’sinde (113/271) 6, %40,6’sında (110/271) 7, %14’ünde
(38/271) 8 ve %3,7 ‘sinde (10/271) 9 olarak saptandı. CS, PDY, SVT ve LNT
pozitif olan hasta oranı sırasıyla %18,4 (n=50), %33,5 (n= 91), %9,2 (n=25) ve
%5,1(n=14) idi. RP patolojik sonuçlarını öngörmede PSA, PSAD ve GS’nun
ROC eğrisi ile değerlendirilmesi Tablo 1’de, lojistik regresyon analiziyle ÇDA
değerlendirilmesi ise Tablo 2’de gösterildi. ROC analizinde PSAD tüm patolojik
parametreleri öngörmede istatistiksel anlamlı bulunmasına rağmen, ÇDA’de hiçbir parametre için anlamlı bulunmadı. Buna karşın PSA, KDY hariç tüm parametreleri öngörmede en anlamlı parametre idi; KDY için en anlamlı olan ise GS idi.
Sonuç: PSAD, Sfoungaristos ve ark’ nın iddia ettiğinin aksine kötü RP prognostik özelliklerini öngörmede PSA ve GS’a göre üstün bir öngörücü faktör değildir.
PSA, tüm kötü prognostik parametreleri öngörmede önemli bir faktördür.
Anahtar kelimeler: PSA dansitesi, Prostat kanseri, Gleason skor
214
11. Üroonkoloji Kongresi
%95 Cl
Standart sapma
p
Alt sınır
Üst sınır
PSA
0,656
0,048
0,001
0,563
0,749
PSAD
0,654
0,049
0,001
0,559
0,750
GS
0,535
0,048
0,438
0,441
0,629
PSA
0,611
0,037
0,003
0,539
0,683
PSAD
0,656
0,036
0,000
0,586
0,727
GS
0,621
0,036
0,001
0,551
0,692
Cerrahi sınır pozitifliği için
KDY için
SVT için
PSA
0,780
0,050
0,000
0,683
0,877
PSAD
0,773
0,059
0,000
0,657
0,890
GS
0,912
0,051
0,000
0,668
0,869
LNT için
PSA
0,755
0,080
0,001
0,598
0,912
PSAD
0,761
0,086
0,001
0,591
0,930
GS
0,787
0,070
0,000
0,649
0,924
Tablo 2. PSA, PSAD ve GS’nun CS, KDY, SVT ve LNT’nu öngörmede çok değişkenli analiz sonuçları
p
OR
%95 Cl
%95 Cl
Alt Sınır
Üst Sınır
Cerrahi sınır pozitifliği için
PSA
0,000
1,074
1,038
1,112
PSAD
0,104
1,033
0,993
1,074
GS
0,785
0,974
0,807
1,176
KDY için
PSA
0,054
1,026
1,000
1,052
PSAD
0,845
1,004
0,967
1,042
GS
0,004
1,565
1,152
2,126
SVT için
PSA
0,004
1,054
1,017
1,091
PSAD
0,209
0,886
0,734
1,070
GS
0,287
1,067
0,947
1,204
LNT için
PSA
0,001
1,060
1,023
1,099
PSAD
0,714
0,963
0,786
1,179
GS
0,327
1,069
0,935
1,221
6-10 Kasım 2013, Antalya
215
PROSTAT KANSERİ
%95 Cl
AUC
POSTER
Tablo 1. RP patolojik sonuçlarını öngörmede PSA, PSAD ve GS’nun değerlendirilmesi.
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P052
5α-REDÜKTAZ İNHİBİTÖR TEDAVİSİ BENİGN PROSTAT HİPERPLAZİSİ
VE PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA S/T PSA ORANINI
NASIL ETKİLER?
Seyfettin Çiftçi1, Murat Üstüner1, Ufuk Yavuz1, Bahri Serkan Aynur1,
Emrah Şimşek1, Hasan Yılmaz2, Özdal Dillioğlugil1
1
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kocaeli
SB. Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
2
Amaç: Bu çalışmamızda, kliniğimizde benign prostat hiperplazili (BPH) ve prostat kanserli (PCa) hastalarda uygulanan 5α-redüktaz inhibitör (5α-Rİ) tedavisinin, tedavi öncesi (TÖ) serbest PSA (sPSA) ve total PSA (tPSA) oranının(s/t
PSA) tedavi sonrasındaki (TS) orana göre değişimini karşılaştırdık.
Materyal-Metod: 2008-2013 yılları arasında kliniğimzde 5α-Rİ tedavisi alan 84
BPH’lı hasta ile, PCa tanısı alıp aktif izlem (Aİ) uygulanan ve sadece 5α-Rİ tedavisi alan 89 hasta retrospektif olarak incelendi. Hastaların yaşı, TÖ ve tedaviden en
az 6 ay sonraki s/tPSA oranları, ilacı düzenli kullanıp kullanmadıkları, PCa nedeni
ile definitif tedavi alıp almadığı kaydedildi.
İlacı düzenli kullanmayan, PCa nedeni ile sonrasında definitif tedavi yapılan ve
tüm kayıtlarına ulaşılamayan toplam 93 hasta çalışma dışı bırakıldı. BPH tanısı
olan 40 hasta ile PCa tanısı olan 40 hasta 2 grup şeklinde sınıflandırıldı. Her iki
grupta TÖ ve TS s/tPSA oranları karşılaştırıldı. İstatistiksel analizde Wilcoxon
testi kullanıldı.
Bulgular: Çalışmaya dahil edilen tüm hastaların yaş ortalaması 69,53 (54-87),
BPH’lı grupta 68,65 (54-87), PCa’lı grupta ise 70,40 (54,83) idi. BPH’lı grupta
TÖsPSA ortalaması 1,36ng/ml (0,08-8,11), tPSA ortalaması 5,70ng/ml (0,2431,85) iken, TSsPSA ortalaması 0,75ng/ml (0,05-4,98), tPSA ortalaması 3,25ng/
ml (0,17-13,15) idi. PCa’lı grupta ise, TÖ sPSA ortalaması 1,39ng/ml (0,239,62), tPSA ortalaması 6,71ng/ml (1,46-20,43) iken, TS sPSA ortalaması 0,80ng/
ml (0,14-5,86), TS tPSA ortalaması 3,74ng/ml (0,34-26,68) idi (Tablo 1).
BPH’lı grupta TÖ s/tPSA oranının ortanca değeri %24,59 (9,43-64,83) iken, TS
bu değer %26,22 (7,49-48,39) olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (Tablo 2; p>0,05).
216
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
PCa’lı grupta ise TÖ s/tPSA oranının ortanca değeri %17,81 (7,45-64,80) iken,
TS bu değer %21,81 (9,57-54,79) olup orandaki bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulundu (Tablo 2; p=0,01).
Tablo 1. BPH ve PCa’lı hastalarda yaş, TÖ ve TSsPSA ve tPSA değerlerinin karşılaştırılması
PCa’lı Hastalar
Ortalama Yaş
68,65
70,40
Tedavi Öncesi Ortalama sPSA (ng/ml)
1,36
1,39
Tedavi Sonrası Ortalama sPSA (ng/ml)
0,75
0,80
Azalma Yüzdesi (%)
44,85
42,44
Tedavi Öncesi Ortalama tPSA (ng/ml)
5,7
6,71
Tedavi Sonrası Ortalama tPSA (ng/ml)
3,25
3,74
Azalma Yüzdesi (%)
42,9
44,26
Tablo 2.BPH ve PCa’lı hastalarda TÖ ve TS s/t PSA oranlarının (%) karşılaştırılması.
BPH-PCa
BPH’lı Hastalar
PCa’lı Hastalar
Tedavi Öncesi s/tPSA (%)
Tedavi Sonrası s/tPSA (%)
p
Median
24,59
26,22
p>0,05
Min
9,43
7,49
Mak
64,83
48,39
Median
17,81
21,81
Min
7,45
9,57
Mak
64,80
54,79
p=0,01
Sonuç: 5α-Rİ BPH’lı hastalarda tPSA’yı düşürdüğü oranda sPSA’yı da düşürmektedir. Hem sPSA hem de tPSA’da aynı oranda azalma olduğu için, bu hastalarda
tedaviden sonra s/tPSA oranında azalma olmakla birlikte istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik olmamaktadır. Bunun aksine PCa’lı hastalarda 5α-Rİ tedavisi
sonrası, tedavinin PCa üzerine olası etkisi sonucutPSA daha fazla oranda azaldığı
için s/tPSA oranı artmaktadır. BPH’lı hastalarda oranda azalmaya karşın PCa’lı
hastalarda artma olması, Aİ hastalarının 5α-Rİ tedavisinde monitarizasyonu için
kulanılabilir.
Anahtar kelimeler: 5Α-Redüktaz İnhibitör Tedavisi, Benign Prostat Hiperplazisi, Prostat Kanseri
6-10 Kasım 2013, Antalya
217
PROSTAT KANSERİ
BPH’lı Hastalar
POSTER
P053
İLK BİYOPSİDE HGPIN VE ASAP TANISI ALAN HASTALARDAKİ
REBİYOPSİ SONUÇLARIMIZ
PROSTAT KANSERİ
Mehmet Yücel1, Bekir Aras1, Soner Yalçınkaya2
1
Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kütahya
SB. Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Antalya
2
Amaç: Prostat biyopsisi yapılan ve yüksek gradeli intraepitelyal neoplazm
(HGPIN) ve atipik küçük asiner proliferasyon (ASAP) tanısı konulan hastalarda rebiyopsi önerilmektedir. Çalışmamızda ilk biyopsi sonuçlarına göre patoloji
sonuçları HGPIN ve ASAP tanısı alan hastalarda PSA yüksekliğinin seyretmesi
üzerine yapılan rebiyopsi sonuçlarını değerlendirdik.
Gereç-Yöntem: Temmuz 2006 ve Mayıs 2013 tarihleri arasında PSA yüksekliği nedeniyle prostat biyopsisi yapılan ve patoloji sonuçları HGPIN ve ASAP gelen 62
hastanın prospektif olarak tutulan verileri retrospektif olarak incelendi. Hastaların
yaşı, rektal muayenedeki nodül varlığı, biyopsi sırasındaki PSA değerleri, prostat
hacmi, ilk biyopsi sırasındaki patoloji sonuçları (HGPIN, ASAP) ve biyopsilerin
patoloji sonuçları karşılaştırıldı.
Bulgular: Kliniğimizde ilk prostat biyopsisi sonuçları HGPIN ve ASAP olarak saptanan toplam 62 hastaya rebiyopsi yapıldı. Rebiyopsi yapılan tüm hastalarımıza daha önce sadece bir defa biyopsi yapılmıştı. Hastaların ortalama yaşı
69.87 (SD±8.21) olarak saptandı. Biyopsi sırasındaki ortalama PSA değeri 11.68
(SD±8.21) ng/ml olarak saptandı. Ortalama prostat hacmi 39.64 (SD±6.75) cc
olarak saptandı. Muayenede nodül saptanan 14 hastanın 7’sinde rebiyopside kanser tespit edildi. İlk biyopside ASAP tespit edilen 28 hastanın 16’sında rebiyopside
kanser tespit edildi. İlk biyopside HGPIN tespit edilen 34 hastanın 4’ünde rebiyopside kanser tespit edildi. İlk biyopsisinde ASAP tespit edilen hastalarda kanser
tespit edilme oranı istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0.05).
Sonuç: İlk biyopsi sonucunda kanser saptanmayan ve PSA değerleri yüksek seyreden hastalarda mutlaka rebiyopsi yapılmalıdır. Özellikle ilk biyopsi sonucunda
ASAP saptanan hastaların daha sıkı takibi ve rebiyopsi alınması kanser tespiti açısından daha büyük önem arz etmektedir.
Anahtar kelimeler: Rebiyopsi, yüksek gradeli intraepitelyal neoplazm (HGPIN), atipik küçük
asiner proliferasyon (ASAP)
218
11. Üroonkoloji Kongresi
Engin Kaya1, Veysel Akgün2, Bilal Fırat Alp1, Serdar Yalçın1,
Turgay Ebiloğlu3, Murat Kocaoğlu2, İbrahim Yıldırım1
1
Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Radyoloji Anabilim Dalı, Ankara
3
Etimesgut Asker Hastanesi, Üroloji Kliniği, Ankara
2
Giriş: PSA yüksekliği olan hastalarda TRUS-BX öncesi yapılan 3 Tesla MRG’nin
etkinliğini ortaya koymayı amaçladık.
Materyal-Metod: Ocak 2013-Ağustos 2013 tarihleri arasında polikliniğimize
PSA yüksekliği ile başvuran 21 hastaya TRUS-BX planlanmış ve işlem öncesi tüm hastalara 3 Tesla MRG yapılmıştır. Tüm hastalara 12 kadran prostat biyopsisi uygulanmıştır. Spesmenler hastanemiz Patoloji Kliniği’nde incelenmiş ve
raporlanmıştır.
Sonuçlar: Hastaların total PSA ortalamaları 10,37 ng/ml (3,9-34,21) ve serbest
PSA ortalamaları 2,05 ng/ml (0,15-9,14) olarak hesaplanmıştır. 21 hastanın
MRG-TRUS BX karşılaştırması Tablo 1’de verilmiştir.
TMRG uygulanan 21 hastanın 8’inde (%38) prostat kanseri saptanırken, 1’inde
(%4,7) atipik small asiner proliferasyon (ASAP), 1’inde (%4,7) yüksek dereceli
prostatik intraepitelyal neoplazi (YDPİN) saptandı. Bu hastaların 9’unda MRG’de
şüpheli alan mevcuttu. Toplamda MRG’de şüpheli alan gözlenen 12 hastanın
9’unda biyopsi pozitif saptanmış olup kalan 3 hastaya tekrar biyopsi planlandı.
1 hastada ise MRG’de herhangi bir patolojik bulgu olmamasına rağmen prostat
adenokarsinomu tespit edildi.
21 hastalık grubumuzda 3 Tesla MRG’nin sensitivitesi %90; spesifitesi %72,7; pozitif prediktif değer %90 ve negatif prediktif değer ise %88,8 olarak hesaplanmıştır.
Test geçerliliği ise %80,9 olarak hesaplanmıştır.
Tartışma: Hastalarımızın birinde MRG ile herhangi bir patoloji saptanmamış olmasına rağmen hastanın TRUS-BX sonucu adenokarsinom olarak raporlanmıştır.
6-10 Kasım 2013, Antalya
219
PROSTAT KANSERİ
PROSTAT SPESİFİK ANTİJEN (PSA) YÜKSEKLİĞİ OLAN HASTALARDA
3 TESLA MAGNETİK REZONANS GÖRÜNTÜLEME (MRG) SONRASI
YAPILAN TRANSREKTAL ULTRASONOGRAFİ EŞLİĞİNDE PROSTAT
BİYOPSİSİ (TRUS-BX) ERKEN SONUÇLARIMIZ
POSTER
P054
POSTER
PROSTAT KANSERİ
3 hastamızda ise MRG ile patolojik alanlar tariflenmesine rağmen TRUS-BX
sonucunda neoplazi saptanmamıştır. Erken sonuçlarımız verdiğimiz bu çalışmada neoplazi saptanmayan 3 hastamıza ve raporları ASAP ile YDPİN olarak gelen
hastalarımıza re-biyopsi planlanmaktadır. Re-biyopsiler sonrası TRUS-BX ‘lerde
yeni kanser olgularını saptayacağımızı düşünüyoruz.
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, 3 Tesla Magnetik rezonans görüntüleme, TRUS-Bx
Tablo 1
220
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P055
METASTATİK KASTRASYON DİRENÇLİ PROSTAT KANSERİ
OLGULARINDA DOSETAKSEL TEDAVİSİ: TEK MERKEZ 7 YILLIK
TAKİP SONUÇLARIMIZ
1
SB. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Ankara
Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Çorum
2
Amaç: Metastatik Kastrasyon Dirençli Prostat Kanseri (MKDPK) olgularında
kullandığımız dosetaksel tedavisinin uzun dönem sonuçlarını paylaşmak.
Gereç-Yöntem: Nisan 2006- Mayıs 2013 tarihleri arasında dosetaksel ile tedavi
edilmiş hastaların dosyaları, geriye dönük olarak taranarak çalışma verileri elde
edilmiştir. Bu kapsamda toplam 25 hastanın verileri değerlendirilmiştir.
Hastanemiz üroloji kliniğince metastatik evrede tanı konulmuş ve hormono terapiler sonrası testosteron seviyesi <50 ng/dl olmasına rağmen haftalık üç ölçümde
üst üste artış veya PSA nadir üzerinden 2 kez %50 artış veya PSA>2 ng/ml ölçülmesi veya solid organ metastazları yeni oluşmuş veya boyutu artması durumunda
MKDPK olarak değerlendirilmiştir.
Hastalara 3 haftada 1 kez 75 mg/m2 dosetaksel ve günde 2 kez 5 mg prednizon
kürü yanıt alındıkça devam edilecek şekilde 8 kür uygulanmıştır.
Sonuçlar: Hastaların dosetaksele başlangıç yaşı ortalaması 69,4 (54-81) iken, ortanca Gleason skoru 8 (5-10) olarak gözlenmiştir. Kastrasyon direnç gelişimi süreleri ise ortalama 29 ay (4-96) olarak saptanmıştır.
Dosetaksel öncesi son PSA ortalaması 72,54 (12-150) iken tedavi sonrası PSA
nadir değerleri ortalama olarak 16,86(0,98-70) gözlenmiştir. İlk kür sonrası 17
hastada (%68) PSA %50’den fazla düşüş göstermiştir. PSA nadir ulaşılan kür sayısı
ortanca olarak 7 (4-8) olarak belirlenmiştir.
Hastalarda gözlenen yan etkiler; 3 hastada (%12) periferik nöropati, 2 hastada
(%8) alopesi, 2 hastada (%8) hafif anemi ve 1 hastada (%4) el ayak sendromudur.
Ancak tedavinin sonlandırılmasını gerektirecek yan etki gözlenmemiştir.
6-10 Kasım 2013, Antalya
221
PROSTAT KANSERİ
Nihat Karakoyunlu1, Orhan Yiğitbaşı1, Hakkı Ugur Özok1, Levent Sağnak1,
Hikmet Topaloğlu1, Hamit Ersoy2
POSTER
PROSTAT KANSERİ
Halen sağ olan hasta sayısı 9 tanedir (%36). Sağ olan grup için tedavinin başlangıcından itibaren ortalama 18.66 (9-48) ay yaşam süresi gözlenmiştir.
Prostat kanseri nedeni ile kaybedilen 15 hastanın (%60) dosetaksel sonrası yaşam
süresi ortalama 22,13 (12-40) ay olarak belirlenmiştir. 1 hasta ise kardiyak nedenler ile kaybedildiğinden çalışma dışında bırakılmıştır.
Yorum: MKDPK hastalarının 1. basamak tedavisinde dosetaksel kullanımının etkin ve güvenli olduğu gösterilmiştir.
Anahtar kelimeler: Kastrasyon Dirençli Prostat Kanseri, Dosetaksel
222
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P056
PROSTAT BİYOPSİSİNDE KANSER SAPTANMAYAN HASTALARDA
TUR-P SONUÇLARIMIZ
Mehmet Yücel1, Bekir Aras1, Soner Yalçınkaya2
Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kütahya
SB. Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Antalya
2
Amaç: Prostat biyopsisi yapılan ve biyopsi sonuçlarına göre kanser saptanmayan
ve ileri derecede obstrüksiyon bulguları olan hastalarda yapılan prostat transüretral rezeksiyonu (TUR-P) sonuçlarımızı değerlendirmektir. Çalışmamızda biyopsi
sonuçları ile TUR-P sonuçlarını histopatolojik sonuçlarını değerlendirdik.
Gereç-Yöntem: Mayıs 2004 ve Mayıs 2013 tarihleri arasında anormal rektal tuşe
bulgusu ve/veya PSA yüksekliği nedeniyle prostat biyopsisi yapılan ve patoloji
sonuçları kanser gelmeyen 491 hastanın prospektif olarak tutulan verileri retrospektif olarak incelendi. Bu hastaların ileri derecede obstrüksiyon bulguları olan ve
biyopsi sonuçları göre kanser saptanmayan benign [BPH, kronik prostatit, düşük
gradeli intraepitelyal neoplazm (LGPIN) ve yüksek gradeli intraepitelyal neoplazm (HGPIN)] tanısı konulan 51 hastaya TUR-P operasyonu yapıldı. Prostat
iğne biyopsisi patoloji sonuçları ile TUR-P patoloji sonuçları karşılaştırıldı.
Bulgular: TUR-P yapılan 51 hastalanın sadece 3 tanesinde kanser saptandı.
Hastaların ortalama yaşı 67.74 (SD±8.65) olarak saptandı. Hastaların ortalama PSA değeri 5.81 (SD±8.65) ng/ml olarak saptandı. Ortalama prostat hacmi
53.31 (SD±11.78) cc olarak saptandı. TUR-P operasyonu yapılan hastalar yıllık
muayene ve PSA takipleri ile kontrol edildi. Bu hastalardan 2 tanesinde takipteki
PSA değerlerinde artış olması nedeniyle yapılan biyopsilerde prostat kanseri tespit
edildi.
Sonuç: Prostat biyopsi sonucunda kanser saptanmayan ve ileri derecede obstrüksiyon bulguları olan hastalarda TUR-P uygulanabilir. Bu hastaların takibine devam
edilmeli, rektal inceleme ve PSA değerlerine göre kanser şüphesi taşıyorsa TUR-P
sonrası da rebiyopsiler gerçekleştirilmelidir.
Anahtar kelimeler: Prostat biyopsisi, prostat kanseri, transüretral rezeksiyon (TUR-P)
6-10 Kasım 2013, Antalya
223
PROSTAT KANSERİ
1
POSTER
P057
PROSTAT BİYOPSİSİNDE KOR SAYISI GERÇEĞİ YANSITIYOR MU?
Uğur Yücetaş, Erkan Erkan, Muhammet Naci Tatar, Nejdet Karşıyakalı,
Arman Çekmen, Cemalettin Murat, Mahmut Gökhan Toktaş
PROSTAT KANSERİ
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
Amaç: Kliniğimizde transrektal ultrasonografi eşliğinde yapılan prostat biyopsi
sonuçları değerlendirildi.
Materyal-Metod: Ekim 2005 ile Nisan 2013 tarihleri arasında yapılan prostat biyopsi sonuçları gözden geçirildi. Hastalar yaş, PSA, prostat volümü, patoloji sonuçlarına göre incelendi.
Bulgular: 3743 hastaya ait toplam 4075 prostat biyopsi işlemi değerlendirildi.
Hastaların ortalama yaşı 63.91±8.05, ortalama total PSA değeri 12.72±17.68, ortalama prostat volümü 46.10±23,49 ve ortalama kor sayısı 12.38±2.13 idi. Yapılan
biyopsilerin dağılımına bakıldığında 3711’i primer, 344’ü sekonder ve 20’si tersiyer idi. Hastaların patoloji sonuçları incelendiğinde ilk biyopside kanser saptanma
oranının %26, ikinci biyopside %20 ve üçüncü biyopside %15 olduğu görüldü.
Biyopsilerin %3,5’inde ASAP (Atipik small asiner proliferasyon), %2’sinde High
grade PIN ve %23,8’inde Low grade PIN olduğu saptandı (Tablo 1).
İlk kez biyopsi yapılan ve anormal tuşe bulgusu olmayan 3010 olgunun özellikleri incelendi. Olgular patoloji sonucuna göre 5 gruba (Kanser, ASAP, HGPIN,
LGPIN, Benign) ayrıldı ve yaş, total PSA, prostat volümü ve kor sayısına göre karşılaştırıldı. Olguların patoloji sonuçları incelendiğinde korların ortalama %4,37’sinin başarısız (Kolon mukozası, periprostatik dokular, atrofik-yetersiz materyal
gibi) olduğu saptandı. LGPIN grubu ile benign grup arasında efektif kor sayısı
açısından anlamlı bir fark olmakla birlikte kanser saptanan olgular ile kanser saptanmayanlar arasında anlamlı bir farlılık yoktu (Tablo 2).
Sonuç: Günlük üroloji pratiğinde önemli bir yeri olan ve artık en az 12 kor yapılan
prostat biyopsisinde alınan korların verimliliğine dikkat çekmek isteyen bu çalışmamızda, başarısız kor sayılarına rağmen bu durumun kanser saptanan grupta anlamlı
bir farklılık oluşturmadığı sonucuna vardık. Ancak başarılı kor yüzdesini artırmaya
yönelik asistan eğitiminin gözden geçirilmesinin, şüpheli durumlarda kor sayısının
artırılmasının veya tekrar parça alınmasının önemli olduğunu düşünmekteyiz.
Anahtar kelimeler: Prostat Biyopsisi, Prostat Kanseri
224
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P058
PROSTAT BİYOPSİSİNDE KANSER SAPTAMADA PROSTAT VOLÜMÜ
ÖNEMLİ MİDİR?
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
Amaç: Kliniğimizde transrektal ultrasonografi eşliğinde yapılan prostat biyopsi
sonuçları değerlendirildi.
Materyal-Metod: Ekim 2005 ile Nisan 2013 tarihleri arasında yapılan prostat biyopsi sonuçları gözden geçirildi. Hastalar yaş, PSA, prostat volümü, patoloji sonuçlarına göre incelendi.
Bulgular: 3743 hastaya ait toplam 4075 prostat biyopsi işlemi değerlendirildi.
Hastaların ortalama yaşı 63.91±8.05, ortalama total PSA değeri 12.72±17.68, ortalama prostat volümü 46.10±23.49 ve ortalama kor sayısı 12.38±2,13 idi. Yapılan
biyopsilerin dağılımına bakıldığında 3711’i primer, 344’ü sekonder ve 20’si tersiyer idi. Hastaların patoloji sonuçları incelendiğinde ilk biyopside kanser saptanma
oranının %26, ikinci biyopside %20 ve üçüncü biyopside %15 olduğu görüldü.
Biyopsilerin %3,5’inde ASAP (Atipik small asiner proliferasyon), %2’sinde High
grade PIN ve %23,8’inde Low grade PIN olduğu saptandı (Tablo 1).
İlk kez biyopsi yapılan ve anormal tuşe bulgusu olmayan 3010 olgunun özellikleri incelendi. Olgular patoloji sonucuna göre 5 gruba (Kanser, ASAP, HGPIN,
LGPIN, Benign) ayrıldı ve yaş, total PSA, prostat volümü ve kor sayısına göre
karşılaştırıldı. Kanser saptanan olguların özellkle benign patoloji sonucuna sahip
gruba kıyasla yaş ortalaması ve total PSA ortalaması anlamlı olarak daha yüksekti
ve prostat volümü ortalaması daha düşüktü (p<0,0001) (Tablo 2). Ayrıca yaş, total
PSA ve prostat volümü arasında anlamlı birer ilişki olduğu saptandı.
Sonuç: Prostat hacminin, yaş ve total PSA değerinde olduğu gibi prostat kanseri
saptanan olgularda anlamlı farklılık gösterdiğini saptadık. Prostat kanseri saptanan olguların prostat hacimleri anlamlı olarak daha düşüktü. Bu nedenle daha
büyük prostatı olan hastaların prostat biyopsilerinde daha fazla kor alınması gerektiğini düşünmekteyiz.
Anahtar kelimeler: Prostat Biyopsisi, Prostat Kanseri
6-10 Kasım 2013, Antalya
225
PROSTAT KANSERİ
Uğur Yücetaş, Erkan Erkan, Hüseyin Aytaç Ateş, Yusuf Şahin,
Cemalettin Murat, Vural Saçak, Mahmut Gökhan Toktaş
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P059
BPH NEDENİYLE YAPILAN PROSTATEKTOMİ, LAPAROKOPİK RADİKAL
PROSTATEKTOMİ SONUÇLARINI ETKİLİYOR MU?
Fatih Ataç1, Yakup Bostancı2, Ender Özden2, Hasan Çetin2,
Yarkın Kamil Yakupoğlu2, Ali Faik Yılmaz2, Şaban Sarıkaya2
1
Samsun Gazi Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Samsun
Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Samsun
2
Amaç: Bu videoda organa sınırlı prostat kanseri tanısı almış TUR(P)’lı bir hastada
uygulanan laparoskopik ekstraperitoneal radikal prostatektomi (LERP) ameliyatı
sunulmaktadır.
Hasta ve Yöntem: PSA düzeyi 8 ng/ml, biyopside Gleason skoru 3+4/7 ve klinik T1c olan 66 yaşındaki hastaya LERP planlandı. Hastanın 2 yıl öncesine ait
TUR(P) öyküsü mevcuttu. Hasta supin pozisyonda, göbek altı 2 cm kesi ile ekstraperitoneal alana girildi ve balon dilatasyonu yardımı ile ekstraperitoneal alanda
boşluk oluşturularak 12 mm’lik optik port yerleştirildi. Her iki tarafta pararektal
alana 10 mm iki adet, krista iliaka medialine 5 mm iki adet port yerleştirilerek önce
bilateral standart iliak ve obturator lenf nodu diseksiyonu uygulandı. Takiben endopelvik fasya açıldı ve derin dorsal ven bağlandı. Takiben “desendan” tekniğe
uygun olarak “Thunderbeat®” ve “rightangle” yardımı ile mesane boynu diseksiyonu yapıldı ve her iki vaz deferens diseke edilerek “Hem-o-Lok” klipler ile kontrol
edildi. Her iki seminal vezikülün diseksiyonu yapıldıktan sonra “Hem-o-Lok” ve
metal klipler yardımı ile pedikülün kontrolü sağlandı. Denovillier fasyasın açıldıktan sonra posterior diseksiyon soğuk makas yardımı ile yapıldı. Derin dorsal ven ve
üretra kesildikten sonra spesmen endobag içine alındı. Üretrovezikal anostomoz
3/0 PDS ile “van-Velthoven” tekniği ile yapıldı.
Bulgular: Ağustos 2009 ve Temmuz 2013 tarihleri arasında 125 hastaya LERP
uygulandı. Hastalar preoperatif prostatektomi yapılan (Grup 1) ve yapılmayan
(Grup 2) olarak iki gruba ayrıldı. Hastaların karşılaştırmalı verileri Tablo 1’de
sunulmuştur.
Peroperatif 2 hastada rektum, 2 hastada iliak ven yaralanması izlenirken, hastaların tamamına laparoskopik primer onarım gerçekleştirildi. Postoperatif dönemde 15 olguya
kan transfüzyonu yapılırken, 3 olguda idrar ekstravazasyonu, 4 olguda İYE, 1 olguda 1
ay sonra derin ven trombozu, ve 1 olguda antibiyotik kullanımına bağlı üremi gözlendi.
226
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Laparoskopi, Prostatektomi, Prostat kanseri
POSTER
Sonuç: BPH nedeniyle yapılan prostatektomi, laparoskopik radikal proatatektominin peroperatif ve postoperatif sonuçları üzerine negatif etki göstermemektedir
Tablo 1. LERP uygulanan hastaların karşılaştırmalı verileri
PROSTAT KANSERİ
6-10 Kasım 2013, Antalya
227
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P060
TRANSREKTAL ULTRASONOGRAFİ KILAVUZLUĞUNDA PROSTAT
BİYOPSİSİNDE LOKAL ANESTEZİ İÇİN KULLANILAN ÜÇ FARKLI
AJANIN AĞRI ÜZERİNE OLAN ETKİLERİNİN RANDOMİZE KONTROLLÜ
KARŞILAŞTIRILMASI
Sinan Avcı, Sedat Öner, Murat Aydos, Hakan Üstün, Metin Kılıç,
Volkan Tüysüz, Kadir Acıbucu
Şevket Yılmaz Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Bursa
Giriş: Bu çalışmada, TRUS kılavuzluğunda prostat biyopsisi alınan 160 hastada
lokal anestezi için kullandığımız üç farklı anestezik ajanın ağrı üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir.
Materyal-Metod: Ocak 2012-Mayıs 2012 tarihleri arasında 160 hasta randomize
edilerek 40 kişiden oluşan 4 gruba ayrılmıştır; anestezi kullanılmayan grup (Grup 1),
lidokain kullanılan grup (Grup 2), levobupivakain kullanılan grup (Grup 3) ve bupivakain kullanılan (Grup 4). Hastalardan TRUS eşliğinde 12 kor prostat biyopsisi
alınmıştır. Ağrı skorları vizüel analog skala (VAS) kullanılarak ölçülmüştür. Lokal
anestezik ajanın uygulanması sırasındaki (VAS 1), biyopsi sırasındaki (VAS 2), biyopsiden hemen sonraki (VAS 3) ve biyopsiden 1 saat sonraki (VAS 4) ağrı skorları
değerlendirilmiştir. VAS 1 skoru anestezik ajan enjeksiyonu yapılmayan grup 1’de bulunmamaktadır. Komplikasyonlar kaydedilip gruplar arası farklar karşılaştırılmıştır.
Bulgular: Dört grubun ortalama yaşları, PSA değerleri, prostat hacimleri, rektal tuşe
bulguları, eğitim düzeyleri ve patoloji sonuçları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. VAS 1 için gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. VAS 2 için
anestezi uygulanan her 3 gruptaki ağrı skorları anestezi uygulanmayan gruba göre
anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Anestezi uygulanan grupların VAS 2 açısından birbirlerine istatistiksel olarak bir üstünlükleri bulunmamıştır. VAS 3 skorları
grup 2 ve grup 3’te anestezi uygulanmayan gruba göre anlamlı olarak daha düşük
bulunmuştur. Anestezi uygulanan grupların VAS 3 açısından birbirlerine istatistiksel
olarak bir üstünlükleri bulunmamıştır. VAS 4 skorları sadece grup 3’te anestezi uygulanmayan gruba göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Anestezi uygulanan
gruplar için VAS 4’te grup 3’ün skorları hem grup 2’den hem de grup 4’ten anlamlı
olarak daha düşük bulunmuştur. Grupların kendi aralarında ve ikili karşılaştırmalarında komplikasyonlar açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır.
228
11. Üroonkoloji Kongresi
6-10 Kasım 2013, Antalya
229
PROSTAT KANSERİ
Anahtar kelimeler: Analjezi, periprostatik sinir blokajı, prostat biyopsisi
POSTER
Sonuç: Bu çalışmada kullanılan üç lokal anestetik ajanın da prostat biyopsisine
bağlı oluşan ağrıyı etkili bir şekilde azalttığı gösterilmiştir. Anestezik ajan enjeksiyonuna bağlı oluşan ağrıda ajanlar arasında bir fark görülmemiştir. Kontrol grubuna karşı ağrının değerlendirildiği 3 aşamada da (biyopsi sırasındaki, biyopsiden
hemen sonraki ve biyopsiden 1 saat sonraki) ağrı skorlarını anlamlı olarak azaltan
tek ajan olan levobupivakainin bu 3 ajan içinde bir adım öne çıktığı görülmüştür.
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P061
METASTATİK PROSTAT CA NEDENİ İLE MEDİKAL YA DA CERRAHİ
ANDROJEN BASKILAMA TEDAVİSİ UYGULANAN HASTALARDA S/TPSA
ORANI NASIL ETKİLENİR?
Seyfettin Çiftçi1, Emrah Şimşek1, Murat Üstüner1, Ufuk Yavuz1,
Turgay Gülecen2, Hasan Yılmaz3, Özdal Dillioğlugil1
1
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kocaeli
SB. Hakkari Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Hakkari
3
SB. Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
2
Giriş: Bu çalışmamızda metastatik prostat kanseri (PCa) nedeni ile medikal ya da
cerrahi (bilateral skrotal orşiektomi) androjen baskılama tedavisi (ABT) yapılan
hastalarda tedavi öncesi ve tedaviden en az 3 ay sonraki serbest PSA (sPSA), total
PSA (tPSA) oranlarını (s/tPSA) karşılaştırmayı amaçladık.
Materyal Metod: 2004-2013 yılları arasında kliniğimizde metastatik PCa tanısı
alan 210 hasta tespit edildi. Bunlardan prostat lojuna RT alan ve takipteki kayıtlarına ulaşılamayan 142 hasta çalışma dışı bırakıldı, 68 hasta çalışmaya dahil edildi.
Bu hastaların ABT öncesi sPSA ve tPSA değerleri, yaşları, hangi tedaviyi aldıkları
(Medikal ABT / Cerrahi ABT), palyatif radyoterapi (RT) alıp almadıkları ve tedaviden en az 3 ay sonraki ilk s ve t PSA değerleri kaydedildi. İstatistiksel analizde,
paired sample T test kullanıldı.
Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 69,78 (50-89) olup, 30 hasta (%44,1) palyatif
RT almış, 38 hastaya (%55,9) RT uygulanmamıştı. Hastalarda ABT’nden ortalama 10,02 ay (3-34) sonra kontrol s-t PSA bakılmış. Hastaların ABT öncesi s/tPSA
oranının ortalaması %15,26 iken, tedaviden sonra bu oran %24,13 olup istatistiksel olarak anlamlı oranda yüksek saptandı (p<0,05).
Ekstraprostatik palyatif RT alanlar ile almayanlar arasında yapılan istatistiksel analizde, her iki grupta da, aynı şekilde, ABT sonrası s/tPSA oranı ABT öncesine göre
anlamlı oranda yüksek olduğu (Tablo) görüldü (p<0,05). Medikal ABT alan grup
ile cerrahi ABT yapılan grup arasındaki analizde de durum değişmemiştir (Tablo;
p<0,05).
Sonuç: Metastatik PCa tanılı hastalarda uygulanan ABT s/tPSA oranını yükseltmektedir. Bu da muhtemelen uygulanan tedavinin karsinomatöz hücreleri
azaltmasına bağlı olarak benign hücrelerin oranının artması sonucunda s/tPSA
230
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
oranının artmasından kaynaklanmaktadır. Uygulanan tedavi seçeneğinin medikal
ya da cerrahi olması veya hastanın palyatif RT alıp almaması bu sonucu değiştirmemektedir. Hasta sayısının daha fazla olduğu ve s/t PSA oranındaki değişim
miktarının prognoz ile karşılaştırıldığı daha geniş çaplı araştırmalara ihtiyaç vardır.
Anahtar kelimeler: Androjen baskılayıcı tedavi, metastatik prostat karsinoma, s/tPSA oranı
PROSTAT KANSERİ
Tablo 1. Palyatif radyoterapi ve ABT cinsine (medikal/cerrahi) göre ABT sonrasında s/tPSA oranı (%) değişimi.
* P: <0,05.
Palyatif RT Almış mı?
ABT Cinsi
6-10 Kasım 2013, Antalya
ABT Öncesi oran (%)
ABT Sonrası oran (%)
Evet
15,2
23,31 *
Hayır
15,3
24,78*
Medikal
14,29
26,45*
Cerrahi
16,72
20,61*
231
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P062
PROSTAT KANSERİ SAPTANMASINA BİYOPSİ ÖRNEK UZUNLUĞUNUN
ETKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ İÇİN DÖRT FARKLI YÖNTEM:
ÖRNEK UZUNLUĞU EN AZ 10,00 MM OLMALIDIR
Hasan Yılmaz1, Murat Üstüner2, Seyfettin Çiftçi2, Ufuk Yavuz2,
Bahar Müezzinoğlu3, Özdal Dillioğlugil2
1
İzmit Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
Kocaeli Üniveristesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kocaeli
3
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Kocaeli
2
Giriş: Prostat kanseri (PK) tanısı için tek bir örnek alınıyor olsaydı, örnek uzunluğu (ÖU) kaçınılmaz olarak ve doğrudan tüm patolojik sonuçları etkileyecekti.
Ancak prostat biyopsileri sistematiktir ve önerilen en az örnek sayısı sekizdir (Eur
Urol, 59:61, 2011). Örneklerin kendi başına etkilerinin yanında topluca etkileri de
gözardı edilmemelidir ve bu nedenle PK tanısına ÖU’ larının etkisinin nasıl değerlendirileceği açık değildir. Çalışmamızda PK saptanmasına ÖU’ larının etkisini
dört farklı yöntem ile değerlendirmeyi amaçladık.
Materyal-Metod: 2009-2012 arasında ilk kez sistematik 12 örnek biyopsi (12Bx)
yapılan 1017 ardışık hasta değerlendirildi. Yaş, tPSA, prostat hacimleri (PH) ve
ÖU’ ları not edildi. Benign patolojiler, HGPİN ve ASAP kanser yok (benign);
PK, kanser var (malign) olarak değerlendirildi. Standardizasyon için eksik bilgileri olan, adenokarsinom dışı patolojiler, 12’ den az yada çok örnek sayısı olanlar,
antiandrojen, 5-alfa redüktaz inhibitörü veya radyoterapi almış olanlar çalışma
dışı bırakıldı. Kalan 521 hasta dahil edildi. PK saptanması ile ÖU arasındaki ilişki
dört farklı yöntem ile değerlendirildi. Yöntemlerin açıklaması Tablo 1’ de verildi.
Optimal kesme değerler ROC eğrisi ve %95 CI ile belirlendi.
Bulgular: Ortanca yaş, PH, tPSA ve ÖU sırasıyla 66 yıl (interquartil aralık (İQA)
61-3), 45,6 cc (İQA 32,30-1,25), 9,12 ng/mL (İQA 5,86-7,81) ve 10,0 mm
(İQA 6-3) idi. Hastaların %47,8’ inde (249/521) ve tüm örneklerin %22,5’ unda
(1404/6252) PK saptandı. Yöntemlere göre alt gruplarda PK varlığının değerlendirilmesi Tablo 2’ de verildi. Üçüncü yöntemde, PK saptananlar ile benign örnekler arasında tüm alt gruplarda anlamlı fark izlendi. Ancak ÖU’ nun PK saptanmasına etkisinin, PK olmayan hastaların örnekleri de eklenerek değerlendirilmesinin
doğru olmadığı kanaatindeyiz. Bu nedenle 4. yöntemin esas olması gerektiğini
232
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, biyopsi uzunluğu
Tablo 1. Uzunluk ölçümünde kullanılan yöntemlerin açıklaması.
Yöntem
Açıklama
Karşılaştırma
1) Toplam biyopsi uzunluğu
Her bir hastanın örneklerinin
uzunlukları toplamı
PK hastaları - benign hastalar
2) Ortalama örnek uzunluğu
Her bir hastanın örnek
uzunluklarının ortalaması
PK hastaları - benign hastalar
3) Tüm hastalarda örneklerin
ortalama uzunlukları
Havuzlanmış örneklerin
uzunluklarının ortalaması
Benign örnek - malign örnek
4) Sadece PK saptanan hastalarda
örneklerin ortalama uzunlukları
Havuzlanmış örneklerinin
uzunluklarının ortalaması
Benign örnek - malign örnek
6-10 Kasım 2013, Antalya
233
PROSTAT KANSERİ
Sonuç: PK saptanan hastalarda, malign örnekler benignlerden istatistiksel anlamlı olarak uzun saptandı. Bize göre 4. yöntem bu farkı değerlendirmek için daha
makul bir yöntemdir ve optimal ÖU’ larını değerlendirmede dikkate alınmalıdır:
<50 cc prostatlarda 10,00, >=50 cc prostatlarda da en az 10,90 mm biyopsi optimal görünmektedir.
POSTER
düşünüyoruz. Böylece PK saptanmış 249 hastanın havuzlanmış örneklerinin karşılaştırıldığı 4. yöntemde malign örneklerin ortalama uzunlukları anlamlı olarak
daha fazla idi (p<0,000): PH <50 ve PH >=50 gruplarında olması gereken en az
ortalama uzunluk sırasıyla 10,00 ve 10,90 mm idi.
POSTER
PROSTAT KANSERİ
Tablo 2. Biyopsi uzunluğunun PK saptanmasına etkisinin değerlendirilmesinde dör t yöntemin sonuçları.
Yöntem
(1)Toplam örnek
uzunluğu
Benign
Toplam
Yaş (yıl)
tPSA (mg/dL)
Prostat
Hacmi (cc)
tPSA (mg/dL)
Prostat Hacmi
(cc)
(3) Tüm hastaların
havuzlanmış örneklerinde
ortalama örnek uzunluğu
tPSA (mg/dL)
Prostat Hacmi
(cc)
(4) Malign hastaların
havuzlanmış örneklerinde
ortalama örnek uzunluğu
tPSA (mg/dL)
Prostat Hacmi
(cc)
234
n
Ortalama±ss
249
119,77±32,39
0,554
114,68±26,34
143
118,69±31,07
0,204
82
126,30±32,37
106
121,23±34,19
0,303
<10
192
116,88±119,53
96
119,53±33,87
0,691
>=10
80
121,32±29,83
153
119,92±31,54
0,743
<50
129
114,72±29,2
167
114,53±31,33
0,959
143
121,31±130,43
82
130,43±32,07
0,027
3264
9,84±4,65
2928
9,98±4,78
0,268
<70
2280
9,55±4,50
1716
9,89±4,69
0,023
>=70
984
10,52±4,91
1272
10,10±4,90
0,043
<10
2304
9,74±4,60
1152
9,96±4,94
0,193
>=10
960
10,11±4,77
1836
9,99±4,69
0,534
<50
1548
9,56±4,64
2004
9,54±4,61
0,923
>=50
1716
10,10±4,64
984
10,86±5,01
<0,001
4848
9,70±4,78
1404
10,62±4,42
<0,001
<70
3249
9,55±4,65
747
10,31±4,25
<0,001
>=70
1599
10,00±5,01
657
10,96±4,59
<0,001
<10
3100
9,73±4,74
356
10,53±4,37
0,002
>=10
1748
9,66±4,83
1048
10,65±4,44
<0,001
<50
2604
9,27±4,71
948
10,30±4,29
<0,001
>=50
2244
10,20±4,81
456
11,28±4,62
<0,001
1584
9,41±5,02
1404
10,62±4,42
<0,001
Toplam
Yaş (yıl)
Ortalama±ss
118,18±28,73
190
Toplam
Yaş (yıl)
N
272
<70
Toplam
Yaş (yıl)
p
>=70
>=50
(2) Ortalama örnek
uzunluğu
Malign
<70
969
9,56±4,99
747
10,31±4,25
<0,001
>=70
615
9,18±5,06
657
10,96±4,59
<0,001
<10
796
9,70±5,15
356
10,53±4,37
0,001
>=10
788
9,12±4,86
1048
10,65±4,44
<0,001
<50
1056
8,86±4,77
948
10,30±4,29
<0,001
>=50
528
10,50±5,31
456
11,28±4,62
0,015
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P063
PROSTAT RADYOTERAPİSİNDE REKTUM ÖN DUVARI VE
PROSTAT ARASINA SPACEOAR™ JEL ENJEKSİYONU
Şefik İğdem1, Metin Barlan2, Tülay Ercan3, Gül Alço3, Sait Okkan3
İstanbul Bilim Üniversitesi, Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı, İstanbul
Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi, Radyoloji Bölümü, İstanbul
Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi, Radyasyon Onkolojisi Bölümü, İstanbul
2
3
Amaç: Prostat kanseri nedeniyle hipofraksiyone küratif yoğunluk ayarlı radyoterapi (YART) uygulanan iki olguda tedavi öncesi prostat ve rektum ön duvari arasına
enjekte edilen SpaceOAR™ jelin doz dağılımına etkisini araştırmaktır.
Gereç-Yöntem: Prostat kanseri tanısı almış iki olguya prostat ve rektum ön duvari
arasına genel anestezi altında transrektal ultrasonografi rehberliğinde transperineal yoldan 10ml SpaceOAR™ jel enjekte edildi. Uygulamadan önce ve sonra bilgisayarlı tomografi (BT) ve magnetik rezonans (MR) kesitleri alindi. Prostat ve seminal veziküller konturlanarak planlama hedef volümleri yaratıldı; rektum, mesane,
femur başları, penil bulbus ve PTV içi rektum duvarı risk altındaki organlar olarak
konturlandı. Varian Eclipse planlama sistemi ve Analitik Anizotropik Algoritma
kullanılarak her iki BT setinde YART planları aynı doz tanımlaması prensipleri
ile yapıldı. Olgu 1’de yalnızca prostat, olgu 2’de ise prostat ve seminal veziküller
hedef volüm olarak belirlendi. Doz-volüm histogramları (DVH) yardımı ile risk
altındaki organların aldığı dozlar ile rektum ve prostat arasındaki mesafeler; üst,
orta ve alt kesitlerde ölçülerek karşılaştırıldı.
Bulgular: Olgu 1’de jel prostat üst ve orta kesim hizasına enjekte edildi ancak alt
bölüme homojen olarak verilemediği görüldü. Olgu 2 de ise prostat boyunca eşit
olarak uygulanabildi (Şekil 1). Organların aldığı dozlara ait bulgular Tablo 1’de
görülmektedir. Rektumun 30Gy’in üzerinde aldığı dozlar, 70Gy alan rektum hacmi ve PTV içi rektum ön duvarı hacmi SpaceOAR™ jel uygulaması ile azalmış,
rektum ile prostat arasındaki mesafe artmıştır. Rektum ve prostat arası mesafe jel
konmadan bitişik iken; jel enjeksiyonu sonrası üst orta ve alt kesitlerde ölçümle
sırasıyla ilk olguda 1.63cm, 0.83cm, 0.47 cm, ikinci olguda 1.60cm, 1.36cm, 1.84
cm olarak uzaklaştı. Olguların birinde enjeksiyonu takip eden iki gün grad II tenezm gelişmiş, semptomatik tedavi ile düzelmiştir.
6-10 Kasım 2013, Antalya
235
PROSTAT KANSERİ
1
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, SpaceOAR™ jel, rektal yan etki
PROSTAT KANSERİ
POSTER
Sonuç: SpaceOAR™ jel enjeksiyonu sonrasi yuksek doza maruz kalan rektum volümlerinde azalma gözlenmiştir. SpaceOAR™ jel uygulamasi ile rektuma ait akut ve
geç yan etkilerin azalması beklenmektedir.
Şekil 1. Olgu 2 ‘de SpaceOAR™ jel enjeksiyonu sonrası rektum ön duvarı ve prostat arası uzaklıklar
236
11. Üroonkoloji Kongresi
PTV70Gy
Olgu 1-jel öncesi
Olgu 1-jel sonrası
Olgu 2-jel öncesi
Olgu 2-jel sonrası
D%95
70.13Gy
70.24Gy
70.19Gy
70.25Gy
D%1
71.89Gy
70.55Gy
72.55Gy
73.08Gy
Hedef
Olgu 1-jel öncesi
Olgu 1-jel sonrası
Olgu 2-jel öncesi
Olgu 2-jel sonrası
V50Gy
<= %17
%15.23
%11.85
%17.38
%6.3
V31Gy
<= %35
%35.60
%36.13
%37.19
%36.18
V70Gy
<= 10 cc
4.31 cc
0.8 cc
4.49 cc
0 cc
3.7 cc
0 cc
6 cc
0 cc
Organ
PTV içi rektal
ön duvar
volüm
PROSTAT KANSERİ
Rektum
Mesane
V50Gy
<=%25
%21.56
%29.39
%15.96
%19.92
V31Gy
<=%50
%46.37
%59.44
%52.03
%53.01
<=%10
max 31.6Gy
max 31.5 Gy
max 36.1Gy
max 33Gy
<=%10
max 31Gy
max 27.5Gy
max 38Gy
max 32Gy
8.3Gy
Sağ femur
başı
v50Gy
Sol femur
başı
v50Gy
Penil bulbus
Ortalama doz
51Gy
7.93Gy
13.25Gy
9.7Gy
v40Gy
<=%70
-
-
-
-
v14Gy
<=%95
%5
%33
%0.28
%3.7
6-10 Kasım 2013, Antalya
POSTER
Tablo1. Hedef volüm ve risk altındaki organlara ait dozlar
237
POSTER
P064
PROSTAT MÜSİNÖZ KANSERLİ HASTADA DEFİNİTİF RADYOTERAPİ OLGU SUNUMU
PROSTAT KANSERİ
Ozan Cem Güler1, Cem Önal1, Nebil Bal2, Gürcan Erbay3
1
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı, Adana
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Adana
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, Adana
2
3
Amaç: Prostat kanseri erkeklerde sık görülen kanser olup, %95’den fazlası adenokarsinom histolojisinden oluşmaktadır. Müsinöz alt tipi çok nadirdir. Standart
tedavisi net olmamakla birlikte, seçenekler arasında cerrahi ve radyoterapi (RT)
bulunmaktadır. Definitif RT ve hormonoterapi (HT) ile etkin bir şekilde tedavi
edilen bir vaka sunulmaktadır.
Metod: 60 yaşında erkek hasta prostatizm ve rektal ağrı nedeni ile tetkik edilirken
prostat boyutlarında aşırı artış saptanmıştır. Özgeçmişinde diyabet ve serbrovasküler olay bulunmaktadır. Başvuru anındaki PSA değeri 1.2 ng/mL olan hastaya
prostat biyopsi yapılmış ve sonrasında hormonopterapi başlanmış. Patoloji sonucu müsinöz adenoca ve Gleason skoru 4+4 olarak raporlanmış. Merkezimize
başvuran hastanın çekilen torakoabdominal BT de prostat lojunda sıvı, abse veya
hematom şüphesi olan ve kemik sintigrafisinde metastaz saptanmayan hasta, prostattaki sıvının drenajı için girişimsel radyolojiye yönlendidirildi. Transrektal ultrasonografide de anlamlı sıvı lokülasyonu saptanamayan ve aspirasyon yapılamayan
hastanın çekilen magnetik rezonans görüntülemede prostat posterior – anterior
lojundan köken alan, rektuma doğru büyüyüp ileri derecede bası yapan, her iki
seminal vezikül, mezorektal fasya ve penil üretraya invaze müsinöz komponenti
yüksek malign lezyon ve sol perirektal yağ dokuda, her iki internal iliak ve obturator düzeyde birer adet lenfadenopati saptanmıştır. Hasta yükske risk prostat ca
olarak kabul edilip, pelvik lenfatikler ve prostat + seminal veziküle 2 Gy/ 46 Gy
sonrası prostat + seminal vezikül bölgesine toplamda 2 Gy/ 72 Gy olacak şekilde
konformal planlı radyoterapi ile birlikte eşzamanlı HT ile tedavi edilmiştir. Tedavi
esnasında ciddi yan etki görülmemiştir. Tedaviden sonra 3.ay, 8. ay, 12. ay ve 20. ay
da çekilen magnetik rezonans görüntülerinde prostat ve kitle boyutunda, difüzyon
kısıtlılığında belirgin regresyon saptanmıştır. Halen HT kullanan hasta, yaklaşık 2
yıldır hastalıksız ve remisyonda izlenmektedir.
238
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Müsinöz, prostat, radyoterapi
6-10 Kasım 2013, Antalya
239
PROSTAT KANSERİ
Tartışma: Prostat adenokanserinde olduğu gibi çok daha nadir görülen müsinöz
kanser varyantında da RT etkin ve toksisitesi düşük bir tedavi seçeneklerinden
birisidir.
POSTER
Sonuç: Müsinöz kanser prostatın nadir görülen ve tedavisi güç histolojik alt tiplerinden biri olup tedavisine dair sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmada
definitif RT ve HT’nin etkin olduğunu gösteren bir vaka sunulmaktadır.
POSTER
P065
ALTMIŞ YAŞINDAN GENÇ HASTALARDA PROSTAT BİYOPSİSİ KARARI
VERMEDE SERUM PSA EŞİK DEĞERİNİN 2.5 NG/ML OLMASI GEREKSİZ Mİ?
PROSTAT KANSERİ
Özgü Aydoğdu, Ayhan Karaköse, Yusuf Ziya Ateşçi
İzmir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Amaç: Bu çalışmada altmış yaşından genç hastalarda transrektal ultrasonografi
(TRUSG) eşliğinde yapılan prostat biyopsisi için 2,5 ng/ml eşik değerinin gerekli
olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır.
Materyal-Metod: Çalışmaya kliniğimizde Nisan 2012 ile Temmuz 2013 tarihleri
arasında yaşları <60, serum PSA değeri 2,5-4,0 ng/ml arasında olan ve TRUSG
eşliğinde prostat biyopsisi yapılan 47 hasta dahil edildi. Tüm hastalara iki farklı
hekim tarafından aynı şekilde 12 kadran TRUSG eşliğinde prostat biyopsi işlemi
uygulandı. Tüm histopatolojik incelemeler aynı patolog tarafından gerçekleştirildi. Hastaların kayıtları retrospektif olarak incelendi.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 57.6 (51-59) idi. Hastaların ortalama prostat
volümü 42.2±7.4 ml olarak ölçüldü. Rektal tuşe bulguları gözden geçirildiğinde
4 hastada sertlik, 3 hastada tek tarafli nodül ve 42 hastada ise prostatın yumuşak
kıvamda olduğunun kaydedildiği tespit edildi. Biyopsi patoloji sonuçlarına göre
16 hastada (%34.04) prostat kanseri tespit edildi. Gleason skorunun 10 hastada
<=6 ve 6 hastada ise >6 olduğu izlendi. 2 hastada atipik küçük asiner proliferasyon
(ASAP) ve 7 hastada prostatik intraepitelyal neoplazi (PIN) olduğu tespit edildi.
Hiçbir hastada bilateral lobar tutulum izlenmedi. Prostat kanseri pozitif olarak
tespit edilen ortalama kor sayısı 2.3±0.7 olarak tespit edildi.
Sonuç: Altmış yaşından genç ve serum PSA değeri 2.5 ng/ml’nin altında olan hastalarda rektal tuşe bulgularına bakılmaksızın olası prostat kanseri riskini gözden
kaçırmamak için TRUSG eşliğinde prostat biyopsisi planlanmalıdır.
Anahtar kelimeler: Prostat biyopsisi; PSA; prostat kanseri
240
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P066
PROSTAT KANSERİ HASTALARINDA RDW DEĞERLERİ
Sebahattin Albayrak, Serhat Tanık, Kürşad Zengin, Mesut Gürdal
Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Yozgat
Materyal-Metod: Kasım 2012- Temmuz 2013 arasında ortalama yaşları 65 olan 75
hastaya TRUS biyopsi yöntemi ile biyopsi yapıldı. Hastalara ortalama 12 kor biyopsi yapılmış olup işlem öncesi lokal anestezi ve işlem öncesi ve sonrası antibiyotik proflaksi uygulamaları yapılmıştır. İşlem öncesi ölçülen RDW ve PSA değerleri
ile biyopsi sonucunda çıkan Gleason skoru değerlendirilmiştir.
Bulgular: 25 hastada prostat kanseri saptandı. Prostat kanseri olmayanlarda ortalama
RDW 13.9, olanlarda ise 14,4 olarak saptandı istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı
(Tablo 1). RDW ile prostat kanseri hastalarının surveyini etkileyen PSA ve Gleason skoru ile korelasyonu değerlendirildi ve RDW değerlerinin PSA ve Gleason skoru ile korele
olmadığı fakat PSA ile Gleason skorunun birbiri ile korele olduğu saptandı (Tablo 2).
Tablo 1. Çalışmaya dahil edilen hastaların RDW değerleri
RDW
Prostat Kanseri
YOK
VAR
N
50
25
Mean
13,9184
14,4044
Std. Deviation
2,81817
,85406
Tablo 2. Prostat kanseri hastalarında PSA, RDW ve Gleason skoru sonuçlarının korelasyonu
Prostat Kanseri
PSA
RDW
VAR
PSA
Pearson Correlation
1
,299
P değeri
,147
N
25
25
RDW
Pearson Correlation
,299
1
P değeri
,147
N
25
25
GLEASON
Pearson Correlation
,682**
,190
P değeri
,000
,362
GRADE
N
25
25
**Korelasyon anlamlı p=0.01
Std. Error Mean
,50616
,17081
Gleason Grade
,682**
,000
25
,190
,362
25
1
25
Sonuç: Daha önceki çalışmalarda yüksek RDW değerlerinin kansere bağlı ölümlerle
ilişkili olduğu saptanmış olup prostat kanserinin surveyi ile ilişkili olan Gleason skoru
ve PSA değerlerinin RDW değerleri ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanamadı. Prostat kanseri hastalarında RDW değerleri daha yüksek bulunmuş olup aradaki
farkın istatistiksel olarak anlamlı olmaması hasta sayısının yetersizliğine bağlı olabilir.
Anahtar kelimeler: Prostat Kanseri, Red Cell Distrubition Width, TRUS Biyopsi
6-10 Kasım 2013, Antalya
241
PROSTAT KANSERİ
Giriş: Yapılan çalışmalarda yüksek RDW (red cell distrubition width) seviyelerinin kansere bağlı veya bağımsız mortalite riskinde artışla bağlantılı olduğu saptanmıştır. Biz bu çalışmada kliniğimizde yapılan prostat biopsileri ile saptanan prostat kanseri hastalarında RDW seviyelerini ve surveyi etkileyen PSA seviyeleri ile
Gleason skoru sonuçlarını karşılaştırdık.
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P067
SATURASYON PROSTAT BİYOPSİSİNDE TRANSİZYONEL ZON
KORLARININ ÖNEMİ NEDİR?
Murat Akgül1, Ferhat Talibzade1, Kazım Asutay1, Yılören Tanıdır2,
İlker Tinay1, Levent Türkeri1
1
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
İzmit Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
2
Amaç: Bu çalışmadaki amacımız saturasyon prostat biyopsisi (SPB) yapılan olgularda transizyonel zondan alınan ilave biyopsilerin kanser saptama oranı üzerine
etkisini değerlendirmektir.
Hastalar ve Yöntem: PSA yüksekliği (>2,5 ng/dL) ve/veya parmakla rektal muayenede (PRM) anormal bulgu tespit edilen toplam 369 hastaya 2010 - 2013 yılları
arasında SPB uygulandı.
İşlem sırasında sağ - sol uzak lateral zondan longitudinal prostat ölçümlerine göre
her 10 mm’lik uzunluk için birer adet, sağ - sol lateral zondan beşer adet ve ayrıca
sağ - sol transizyonel zondan üçer adet biyopsiler alındı.
PSA değeri <10 olan, PRM bulgusu olmayan, tümör odak sayısı <=2 olan,
Gleason skoru <=6 olan kanserli hastalar klinik olarak önemsiz prostat kanseri kabul edildi. Lateral ve uzak lateral zonlardan alınan örneklerin patolojik sonuçları
transizyonel zondan alınan örnekler ile karşılaştırıldı.
Bulgular: SPB uygulanan hastaların ortalama yaşı 61,8 ± 7,0 yıl, ortalama prostat
hacmi 51,0 ± 23,0 ml olarak saptandı. Her 3 grubun ortalama yaş, ortalama prostat hacmi ve ortalama PSA değerleri arasında istatistiksel bir fark tespit edilmedi
(p>0,05). SPB sonrası toplam 125 (%34,1) hastada prostat kanseri tespit edildi.
Hastaların 120‘sinde (%96) periferik zonlarda prostat kanseri tespit edilirken sadece 5 (%4,0) hastanın izole transizyonel zon kanseri mevcuttu. İzole transizyonel
zonda kanser saptama oranı diğer zonlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede
düşük bulundu (p0,001).
Transizyonel ve periferal zon birlikteliği olan kanserlerin %5,5‘i, sadece periferik
zonu içeren kanserlerin %27,2‘si ve sadece transizyonel zonu içeren kanserlerin ise
%40‘ı klinik olarak önemsiz prostat kanseridir (p<0,05) (Tablo 1).
242
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Saturasyon biyopsisi, transizyonel zon, prostat kanseri
kanser tespit oranları
Transizyonel ve
periferal zon
Ortalama Yaş
Ortalama
Prostat
Hacimleri (mL)
Ortalama PSA
Değerleri (ng/dL)
Prostat Kanser
Oranları (n) (%)
Kliniği önemsiz
prostat kanseri (n) (%)
64,6 ± 8,8
44 ± 22,0
11,5 ± 1,6
54 (%43,2)
3 (%5,5)
Periferal zon
63,3 ± 7,1
44,7 ± 19,1
7,4 ± 0,5
66 (%52,8)
18 (%27,2)
Transizyonel
zon
63,3 ± 2,1
46,6 ± 29,3
6,9 ± 2,1
5 (%4,0)
2 (%40)
6-10 Kasım 2013, Antalya
243
PROSTAT KANSERİ
Tablo 1. Biyopsi alınan zonlara göre or talama yaş, prostat hacimleri, PSA değerleri, kanser ve kliniği önemsiz
POSTER
Sonuç: SPB uygulamasında transizyonel zon biyopsisi anlamlı derecede düşük
kanser oranı ve kliniği önemsiz kanser birlikteliği göstermektedir. Bu nedenle
transizyonel zondan biyopsi alınması sadece elektif vakalarda düşünülmelidir.
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P068
PROSTAT SATURASYON BİYOPSİSİ ANTİBİYOTİK PROFİLAKSİSİNDEKİ
DEĞİŞİKLİKLERİN SEPTİSEMİ ORANLARINA YANSIMASI
Murat Akgül1, Ferhat Talibzade1, Kazım Asutay1, Yılören Tanıdır2,
İlker Tinay1, Levent Türkeri1
1
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
İzmit Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
2
Amaç: Zaman içinde mikroorganizmalarda gelişen antibiyotik direnci nedeni ile
prostat biyopsisi için önerilen antibiyotik profilaksi protokollerinin de güncellenmesi bir zorunluluktur. Bu çalışmada prostat saturasyon biyopsisi (PSB) için farklı
zaman aralıklarında uyguladığımız 2 farklı antibiyotik profilaksi protokolünün
sonuçlarını değerlendirdik.
Hastalar ve Yöntem: 2003-2007 yılları arasında kliniğimizde transrektal ultrason
eşliğinde PSB yapılan 260 hastaya antibiyotik profilaksisi olarak işlemden iki gün
önce başlanarak toplam 5 gün süreyle ofloksasin 400 mg oral tablet verildi (Grup
1). 2008-2013 yılları arasında ise 540 hastaya biyopsiden önceki gece tek doz oral
3 g. fosfomisin, işlemden 30 dakika önce intramusküler 500 mg amikasin ve işlemden sonra 5 gün süreyle günde iki kez 500 mg sefuroksim oral tablet verildi (Grup
2). Tüm PSB işlemleri steril idrar kültürü doğrulaması sonrası gerçekleştirildi.
İki grup arasında PSB sonrası tespit edilen >38,5°C‘den yüksek ateş, titreme
ve genel durum bozukluğu gibi sepsis düşündüren bulgu (septisemi) oranları
karşılaştırıldı.
Bulgular: Her iki grup arasında yaş ortalaması ve biyopsi öncesi PSA değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı (Tablo 1). Grup 1 için septisemi oranı %9,2 ve grup
2 için septisemi oranı %2,2 olarak hesaplandı (Tablo 1). Grup 2’ye uygulanan fosfomisin + amikasin + sefuroksim protokolünün PSB sonrası gelişen septisemiyi
anlamlı derecede azalttığı görüldü (p<0,001) (Tablo 1). Gruplara ait septisemi
sırasında gönderilen idrar kültür sonuçları Tablo 2’de gösterildi.
Sonuç: Gelişen antibiyotik dirençleri nedeniyle, merkezlere ait PSB antibiyotik
profilaksi protokollerinin güncellenmesi septisemi oranlarının azaltılması için
gereklidir.
Anahtar kelimeler: Septisemi, antibiyotik profilaksisi, saturasyon prostat biyopsisi
244
11. Üroonkoloji Kongresi
Yaş (yıl)
Ortanca PSA (ng/dL)
Grup 2 (n=540)
P değeri
62,9 ± 7,5
62,0 ± 7,1
P > 0,05
7
6,6
P > 0,05
24
(%9,2)
12
(%2,2)
P < 0,001
PROSTAT KANSERİ
Septisemi (n)
(%)
Grup 1 (n=260)
POSTER
Tablo 1. Gruplara ait yaş, PSA değerleri ve septisemi oranları
Tablo 2. Gruplara ait septisemi sırasında yollanan idrar kültürü sonuçları
Grup 1 (n=24)
Grup 2 (n=12)
E.Coli (n) (%)
12 (%50)
2 (%16,7)
Stafilokok (n) (%)
1 (%4,2)
1 (%8,3)
Pseudomonas (n) (%)
1 (%4,2)
0 (%0)
Serratia (n) (%)
1 (%4,2)
0 (%0)
Kontaminasyon (n) (%)
Steril (n) (%)
6-10 Kasım 2013, Antalya
6 (%25)
4 (%33,3)
3 (%12,5)
5 (%41,7)
245
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P069
LOKAL/LOKAL İLERİ PROSTAT KANSERLİ YAŞLI HASTALARDA
HORMONAL TEDAVİNİN SONUÇLARI
Ferhat Ateş, Hasan Soydan, Özgür Kurul, Ömer Yılmaz, Ercan Malkoç,
Furkan Dursun, Kenan Karademir
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Üroloji Servisi, İstanbul
Amaç: Lokal veya lokal ileri prostat kanseri (PCa) olup küratif tedavi yapılmayan
genellikle ileri yaştaki olguların tedavi sonuçlarını incelemek.
Gereç Yöntem: Kliniğimizde 1993-2013 yılları arasında lokalize PCa olduğu halde hormonal tedavi başlanmış hastaların dosyaları tarandı. Tanı anındaki yaş, PSA,
Gleason skoru (GS), biyopside tümörlü kor sayısı, tümörlü kor yüzdesi, yapılan
hormonal tedavinin tipi, nadir PSA seviyesi, nadir PSA’ya kadar geçen süre, nüks
olup olmadığı, nükse kadar geçen süre, yapılan ek tedaviler, takip süresi, sağkalım,
kemik mineral yoğunluğu (KMY) sonuçları incelendi. İstatistikler SPSS 16.0 ile
yapıldı, p<0,05 değeri anlamlılık sınırı olarak kabul edildi.
Bulgular: Toplam 127 hastadan 106’sının takibi vardı. Ortalama yaş 75,47±6,12 yıl,
PSA 35,27±49,65 (ortanca 17,25) ng/ml, biyopsi GS 7,18±1,11 (ortanca 7), pozitif
kor sayısı 4,42±2,68 (ortanca 3), pozitif kor yüzdesi 51,84±28,57 (ortanca 50), nadir
PSA 0,70±1,65 (ortanca 0,16) ng/ml, nadir PSA’ya kadar geçen süre 18,73±19,55
(ortanca 12) aydı. Nükse kadar geçen süre 49,75±43,32(ortanca 36) ay, takip süresi
70,28± 47,12 (ortanca 60) aydı. 127 hastadan 52’sine orşiektomi, 75’ine medikal
tedavi verilmişti. Takip süresi içinde 33 hastada PSA nüksü görüldü. Bunlardan 8’ine
ilave kastrasyon, 13 olguya antiandrojen tedavi verildi, 7 olgu Kemoterapiye kadar giden bir süreç izledi. Takip süresi içinde 10 hastanın öldüğü biliniyor, bunların sadece
2’si kemoterapi sürecindeyken yüksek PSA seviyelerinde öldüğü bilinmekte diğerleri
düşük PSA seviyelerindeyken başka nedenlerle öldüler. Takip süresi içinde 47 olguda
KMY takibi yapılmış ve 18 hastada osteopeni ve 17 olguda osteoporoz saptanarak
tedavi verilmişti. Nüks olup olmamasında yaş, klinik evre, PSA, biyopsi Gleason skoru, pozitif kor yüzdesinden hiçbiri etken değildi (lineer regresyon analizi), en muhtemel faktör tümörün yaygınlığını gösteren pozitif kor yüzdesi idi (p=0,119). Nükse
kadar geçen süre açısından yine etkili faktör bulunamadı, biyopsi Gleason skoru biraz daha ön plana çıkmaktaydı p=0,071). Başlangıç tedavisinin medikal veya cerrahi
kastrasyon olmasının nadir PSA süresini etkilemediği bulundu (p=0,948)
246
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
Sonuç: Genellikle ileri yaş nedeniyle küratif tedavi verilmeyip erken hormonal tedavi başlanan PCa’lı hastalarda, sonucu etkileyen en önemli faktörün Gleason skoru olduğunu düşündüren bulgular elde edildi. Bu yaş grubu için hastalık nedeniyle
ölüm oranları oldukça düşük (2/106) bulundu.
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, hormonal tedavi, ileri yaş
PROSTAT KANSERİ
6-10 Kasım 2013, Antalya
247
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P070
PSA DEĞERİ 2,5-4 ARASI OLAN HASTA GRUBUNDA SATURASYON
PROSTAT BİYOPSİSİ
Murat Akgül1, Ferhat Talibzade1, Kazım Asutay1, Yılören Tanıdır2,
İlker Tinay1, Levent Türkeri1
1
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
İzmit Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
2
Amaç: Günümüzde birçok klinikte, anormal parmakla rektal muayene (PRM) bulgusu olmayan ancak PSA değeri 4 ng/dL üzerinde saptanan hastalara prostat biyopsisi uygulanmaktadır. Biz bu çalışmada anormal PRM bulgusu olmayıp ilk biyopsi
prosedürü olarak saturasyon prostat biyopsisi (SPB) uygulanan PSA değeri 2,5-4 ng/
dL ile PSA değeri 4-10 ng/dL arasındaki hasta gruplarını karşılaştırmayı amaçladık.
Hastalar ve Yöntem: 2010 – 2013 yılları arasında anormal parmakla rektal muayene (PRM) bulgusu olmayıp PSA değeri 2,5-10 ng/dL arasında olan 246 hastaya
genel anestezi altında SPB uygulandı. İşlem sırasında standart (sağ ve sol lateral
zondan beşer adet, sağ ve sol transizyonel zondan üçer adet) odaklara ek olarak,
sağ ve sol uzak lateral zondan longitudinal prostat ölçümlerine göre her 10 mm’lik
uzunluk için ek biyopsiler alındı. PSA değeri <10 olan, PRM bulgusu olmayan,
tümör odak sayısı <=2 olan, Gleason skoru <=6 olan kanserli hastalar klinik olarak önemsiz prostat kanseri kabul edildi. PSA değeri 2,5- 4 ng/dL olan (Grup 1)
(n=45) ve 4- 10 ng/dL (Grup 2) (n=201) olan hastalar demografik özellikleri,
prostat boyutları ve sonuçları açısından değerlendirildi.
Bulgular: Ortalama hasta yaşı 61,4 ± 6,9 yıl (n=246) olarak hesaplandı. Grup 1 ‘in
yaş ortalaması 59,2 ± 6,5, grup 2 ‘inin yaş ortalamsı ise 61,9 ± 6,9 yıl olarak saptandı (p=0,013). Ortalama prostat hacimleri; grup 1 için 43,0 ± 14,3 ml ve grup
2 için 51,8 ± 23,3 ml olarak ölçüldü (p=0,017). Grup 1 ‘in ortalama PSA değeri
3,4 ± 0,4 ng/dL ve grup 2 ‘inin 6,5 ± 1,7 ng/dL olarak saptandı (p=0,0001). Grup
1 ‘de prostat kanseri saptanma oranı %26,6 (n=12) ve grup 2 için %32,8 (n=66)
olarak tespit edildi (p=0,4815). Grup 1 için Gleason skoru 6,8 ± 1,0 ve grup 2 için
Gleason skoru 6,3 ± 0,9 olarak saptandı (p=0,146). İki grup arasında istatistiksel
olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Grup 1 için klinik olarak önemsiz kanser oranı %25 (n=3) iken grup 2 için klinik olarak önemsiz kanser oranı %24,2 (n=16)
tespit edildi ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı
(p=1,0). Grup 1 ve grup 2 için patoloji sonuçları Tablo 1 ‘de gösterildi.
248
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
Sonuç: Çalışmamızda PSA değeri 2,5- 4 ng/dL arasındaki hasta grubunda yaklaşık
4 hastadan birinde prostat kanseri saptanmış olup, Gleason skorları daha yüksek
PSA değerine sahip hastalar ile benzer bulunmuştur. Bu çalışma sonuçları söz konusu hastalarda da SPB’nin ilk seçenek olması gerektiğini düşündürmektedir.
Anahtar kelimeler: Saturasyon Prostat biyopsisi, PSA
PROSTAT KANSERİ
Tablo 1. PSA değeri 2,5- 4,0 ng/dL ve 4,0- 10 ng/dL olan hasta gruplarının patoloji sonuçları
Benign patoloji (n) (%)
PIN (n) (%)
Grup 1
2,5-4.0 ng/dL
Grup 2
4.0-10 ng/dL
TOPLAM (n)
(%)
33 (%73,3)
125 (%62,2)
158 (%64,2)
0 (%0)
3 (%1,5)
3 (%1,2)
ASAP (n) (%)
0 (%0)
7 (%3,5)
7 (%2,8)
P. CA (n) (%)
12 (%26,7)
66 (%32,8)
78 (%31,7)
TOPLAM (n) (%)
45 (%100)
201 (%100)
246 (%100)
6-10 Kasım 2013, Antalya
249
POSTER
P071
İLK BİYOPSİ PROSEDÜRÜ OLARAK SATURASYON PROSTAT BİYOPSİSİ
Murat Akgül1, Ferhat Talibzade1, Kazım Asutay1, Yılören Tanıdır2,
İlker Tinay1, Levent Türkeri1
PROSTAT KANSERİ
1
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
İzmit Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
2
Amaç: PSA yüksekliği nedeniyle ilk biyopsi prosedürü olarak transrektal ultrasonografi eşliğinde saturasyon prostat biyopsisi (SPB) yapılan hastalara ait sonuçlarını değerlendirilmeyi amaçladık.
Hastalar ve Yöntem: 2010 – 2013 yılları arasında PSA yüksekliği ve/veya anormal
parmakla rektal muayene (PRM) bulgusu olduğu için genel anestezi altında SPB
uygulandı (n=261). İşlem sırasında standart (sağ ve sol lateral zondan beşer adet,
sağ ve sol transizyonel zondan üçer adet) odaklara ek olarak, sağ ve sol uzak lateral zondan longitudinal prostat ölçümlerine göre her 10 mm’lik uzunluk için ek
biyopsiler alındı. PSA değeri <10 olan, PRM bulgusu olmayan, tümör odak sayısı
<=2 olan, Gleason skoru <=6 olan kanserli hastalar klinik olarak önemsiz prostat
kanseri kabul edildi. Hastalar demografik özellikleri, işlem öncesi PSA değerleri,
prostat boyutları ve sonuçları açısından değerlendirildi.
Bulgular: Ortalama hasta yaşı 62,1 ± 7,0 yıl olarak hesaplandı. Hastaların
%15,3’ünde (n=40) PRM’de anormal bulgular vardı ve %97,3’ünde (n=254) PSA
yüksekliği mevcuttu. Kanser saptanan 101 (%38,7) hastanın ortalama prostat hacmi 44,5 ± 20,2 ml olup, kanser saptanmayan 160 (%61,3) hastanın ortalama prostat hacmi 54,8 ± 24,8 ml olarak saptandı. PRM ‘de anormal bulgusu olan (n=40)
hastaların %57,5’inde (n=23) prostat kanseri saptanırken, PRM normal olan
hastaların (n=221) ise %35,2’sinde (n=78) prostat kanseri saptandı. PRM normal olan hastalarda klinik önemsiz kanser oranı %21,8 (n=17) saptandı. Hastalar
biyopsi öncesi PSA değerlerine göre 2,5 ng/dL’den küçük, 2,5-4 ng/dL, 4-10 ng/
dL ve 10 ng/dL’den büyük olarak dört gruba ayrıldı. Farklı PSA aralıklarına ait
patoloji sonuçları Tablo 1’de verildi. Hastaların biyopsi alınan zonlara ve PSA değerlerine göre prostat kanseri saptanma oranları Tablo 2‘de gösterildi. SPB yapılan
261 hastanın 3’ünde (%1,1) parenteral tedavi gerektiren üriner sistem enfeksiyonu
gelişti. Hastaların 10’unda (%3,8) üriner retansiyon nedeniyle üretral kateterizasyon uygulandı.
250
11. Üroonkoloji Kongresi
Tablo 1. PSA değerlerine göre patoloji sonuçları
0-2.5 ng/dL
2,5-4.0 ng/dL
4-10 ng/dL
>10 ng/dL
Toplam (N)
5
(%71,4)
31
(%72,1)
91
(%58,3)
28
(%47,5)
155
(%59,4)
PIN (n)
0
(%0)
0
(%0)
3
(%1,9)
0
(%0,0)
3
(%1,1)
ASAP (n)
0
(%0)
0
(%0)
4
(%2,6)
2
(%1,3)
6
(%2,2)
P. CA (n)
2
(%28,5)
12
(%27,9)
58
(%37,2)
29
(%49,2)
101
(%38,7)
Klinik olarak önemsiz P. CA (n)
1
(%14,3)
3
(%7,0)
13
(%8,3)
1
(%1,7)
18
(%6,9)
TOPLAM (n)
7
(%100)
43
(%100)
156
(%100)
59
(%100)
261
(%100)
Benign patoloji (n)
Tablo 2. Biyopsi alınan zonlara ve PSA değerlerine göre prostat kanseri saptanma oranları
0-2.5 ng/dL
2,5-4.0 ng/dL
4-10 ng/dL
>10 ng/dL
Uzak lateral zon
(%)
Prostat kanseri saptanma oranı
5 ±7,1
25,8 ±25
30,5 ±22,4
37,7 ±29,2
Lateral zon
(%)
10 ±0
24,2 ±27,8
22,5 ±25,7
35,8 ±32,3
Transizyonel zon
(%)
0 ±0
18,1 ±19,4
18,7 ±24,6
34,8 ±38,9
6-10 Kasım 2013, Antalya
251
PROSTAT KANSERİ
Anahtar kelimeler: Saturasyon Prostat biyopsisi, prostat kanseri
POSTER
Sonuç: Prostat kanseri tanısı için genel anestezi altında uygulanan saturasyon prostat biyopsisi, hasta açısından konforlu ve düşük komplikasyon oranlarına sahip bir
tanı yöntemidir. Çok düşük serum PSA düzeylerinde bile prostat kanseri tanı oranı %25 den daha fazla olup, klinik olarak önemsiz kanser saptanma oranları kabul
edilebilir seviyelerde (kanser olgularının %15’inden daha düşük) bulundu.
POSTER
P072
PROSTAT KANSERİNDE TİROİD HORMONLARININ ROLÜ
Murat Akgül1, Muhammed Sulukaya1, Özgür Baykan2, Ahmet Şahan1,
Tarık Emre Şener1, İlker Tinay1, Levent Türkeri1
PROSTAT KANSERİ
1
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyokimya Anabilim Dalı, İstanbul
2
Amaç: Tiroid hormonlarının hücre farklılaşmasında, büyümesinde, metabolizmasında ve anjiogenez üzerindeki etkilerinden dolayı kanser ve progresyonu ile ilişkisi
merak konusu olmuştur. Biz bu çalışmada prostat kanseri tanısı olan hastaları risk
grupları ve progresyonlarına göre tiroid hormon seviyeleri açısından karşılaştırmayı amaçladık.
Hastalar ve Yöntem: Prostat kanseri tanısıyla 2012- 2013 yıllarında Marmara
Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroonkoloji polikliniğinde düzenli takiplerine devam
eden toplam 65 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar; düşük riskli (Grup 1); T1cT2a, PSA değeri <=10, Gleason skoru <=6, orta riskli (Grup 2); T2b-T2c, PSA
değeri 10-20, Gleason skoru 7, yüksek riskli (Grup 3); T3a, PSA değeri >=20,
Gleason skoru >=8 lokal ileri evre (Grup 4); T3b-T4-N0 ve metastatik (Grup 5)
olarak gruplandırıldı. Hastaların PSA değerleri ve serbest T3, T4, TSH değerleri
eş zamanlı olarak bakıldı ve klinik evreleri ile olan ilişkisi değerlendirildi. Aynı zamanda uygun tedaviye rağmen progresyon gösteren hasta grubu ile uygun tedaviye
yanıt alınan hastalar tiroid hormon düzeyleri açısından karşılaştırıldı. Bilinen tiroid hastalığı olan prostat kanserli hastalar çalışmaya dahil edilmedi.
Bulgular: Hastaların risk gruplarına göre yaş, TSH, sT3, sT4 ilişkisi Tablo 1’de
gösterildi. Progresyon gösteren hastalar ile, stabil seyreden hasta grubunun sT3,
sT4 ve TSH düzeyleri ise Tablo 2’de gösterildi. Hastaların gerek risk gruplarına
gerekse progresyon gösterip göstermemelerine göre sT3, sT4 ve TSH düzeyleri
karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı
(p>0,05).
Sonuç: Çalışmamızda tiroid hormonları ile prostat kanseri arasında anlamlı bir
ilişki gözlenmedi. Tiroid hormonları ve prostat kanseri arasındaki ilişkiyi tam olarak anlamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, Tiroid hormonu
252
11. Üroonkoloji Kongresi
Grup 2 (n=21)
Grup 3 (n=10)
Grup 4(n=3)
Grup 5 (n=8)
sT3 (ng/mL)
2,8 ± 0,5
3,0 ± 0,5
3,03 ± 0,4
2,9 ± 2,9
2,9 ± 0,3
sT4 (ng/mL)
1,2 ± 0,2
1,2 ± 0,2
1,2 ± 0,2
1,1 ± 0,4
1,2 ± 0,1
TSH (IU/L)
1,9 ± 1,3
1,8 ± 1,2
1,9 ± 1,5
1,8 ± 1,1
1,7 ± 0,9
Yaş (yıl)
66,3 ± 8,5
64,8 ± 5,3
66,1 ± 7,1
69,6 ± 6,5
71,4 ± 8,8
Tablo 2. Prostat kanseri (PCa) progresyonuna göre sT3, sT4, TSH ve yaş or talamaları
Progresyon gösteren PCa
Stabil PCa
sT3 (ng/mL)
3,0 ± 0,4
2,9 ± 0,5
sT4 (ng/mL)
1,2 ± 0,2
1,2 ± 0,2
TSH (IU/L)
1,4 ± 0,8
1,9 ± 1,3
Yaş (yıl)
69,3± 8,6
65,7 ± 7,3
6-10 Kasım 2013, Antalya
253
PROSTAT KANSERİ
Grup 1 (n=21)
POSTER
Tablo 1. Risk gruplarına göre sT3, sT4, TSH ve yaş or talamaları
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P073
HORMONA REZİSTAN PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA DOSETAKSEL
TEDAVİSİ ÖNCESİ VE SONRASI CRP İLE PSA DEĞERLERİNİN
KIYASLANMASI
Orhan Yiğitbaşı1, Kürşad Zengin2, İbrahim Halil Bozkurt3,
Nevzat Can Şener4
1
SB. Dışkapı Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Ankara
Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Yozgat
3
İzmir Bozyaka Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İzmir
4
Adana Numune Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Adana
2
Giriş: Kanserin inflamasyonu indüklediği hipotezinden yola çıkılarak, bu süreçte
rol alan belirteçlerin kanser ile ilişkisi uzun zamandır pek çok çalışmaya konu olmuştur. İnflamatuar belirteçlerden C-Reaktif proteinin (CRP) prostat kanserinin
prognozunu öngörebileceğine dair pek çok yayın bulunmaktadır.
Amaç: Dışkapı EAH Üroloji Kliniği’nde 2010 yılından itibaren hormona rezistan prostat kanseri (HRPK) tanısı almış ve dosetaksel tedavisi başlanan prostat
kanserli hastaların tedaviye başlanmadan önceki ve 8 kür tedavi sonrası CRP düzeyleri ile prostat spesifik antijen (PSA) retrospektif olarak dosyaları araştırılarak
kıyaslanmıştır.
Gereç-Yöntem: HRPK tanısı ile dosetaksel tedavi protokolüne alınan ve 8 kür
tedavi verilmesi planlanan 55 hasta dosyası araştırılmıştır. Hastaların 3 tanesinin
tedavi protokolünü tamamlayamadan komorbid faktörlere bağlı ex olduğu görülmüştür. Tedavi protokolünü tamamlayan 52 hastanın verileri ile istatistiksel çalışma yürütülmüştür. Hastaların ortalama yaşam süreleri hesaplanmıştır. Hastaların
tedavi öncesi CRP ve PSA değerleri tedavi sonrası değerleri ile kıyaslanmıştır.
Bulgular: Hastaların ortalama takip süresi 16.6 aydır (9-40 ay). Hastaların tedavi
öncesi PSA ortalaması 82.9 ng/mL (12-150) olarak bulundu. Tedavi öncesi ortalama CRP değeri ise 10.6 mg/dL (3-75) olarak hesaplandı. Hastaların 22’sinin
(%42.3) tedavi öncesi CRP değeri normal seviyede iken, 30’unun (%57.7) CRP
değeri yüksekti.
Tedavi sonrası ortalama CRP değeri 8.09 mg/dL (3-65) iken ortalama PSA değeri
ise 41.76 ng/mL (1.3-150) olarak hesaplanmıştır. Tedavi öncesi ve sonrası CRP
değerleri kıyaslandığında anlamlı bir sonuç bulunmazken (p=0.24), PSA için
254
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: CRP, hormona rezistan prostat kanseri, PSA
6-10 Kasım 2013, Antalya
255
PROSTAT KANSERİ
Sonuç: Çalışmamızda PSA değerleri HRPK›li hastaların kemoterapi esnasında ve
sonrasında izlenmesi açısından CRP›den daha değerli bulunmuştur.
POSTER
istatiksel açıdan anlamlı bir fark olduğu görülmüştür (p=0.047). Tedavi sonrası
17 hastanın (%32.7) CRP değeri normal düzeyde izlenmiş, 8 hastanın (%15.4)
CRP düzeyi artmış, ve 27 hastanın (%51.9) CRP düzeyinin ise azalmış olduğu
görülmüştür. Çalışmaya alınan hastaların ortalama yaşam süresi 13.2 ay (8-40 ay)
olarak hesaplanmıştır.
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P074
KÜRATİF RADYOTERAPİ İLE TEDAVİ EDİLEN YÜKSEK RİSKLİ PROSTAT
KANSERİ TANILI HASTALARDA PROGNOSTİK FAKTÖRLERİN
BİRBİRLERİ İLE İLİŞKİSİ
Murat Çaloğlu1, Vuslat Yürüt Çaloğlu1, Funda Çukurçayır1, Tevfik Aktöz2,
Ebru Taştekin3
1
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı, Edirne
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Edirne
3
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Edirne
2
Amaç: Gleason Skoru ve Prostat Spesifik Antijen (PSA) düzeyi prostat kanserinin başlıca prognostik faktörlerinden ikisidir. Yaş, biyopside alınan örnek sayısı
ve prostat volümü de tedavi kararının verilmesinde büyük önem taşımaktadır.
Yapılmış az sayıdaki çalışmada Gleason Skoru, yaş, prostat volümü, biyopside alınan örnek sayısı ve PSA arasındaki ilişki değerlendirilmiş olmakla birlikte halen
kesin veriler bulunmamaktadır. Bu çalışmada yüksek risk grubundaki hastalarda
Gleason Skoru, yaş, prostat volümü, biyopside alınan örnek sayısı ve PSA arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Hastalar ve Method: Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 2005-2010 yılları arasında tanisi konmus ve küratif radyoterapi ve/veya hormonoterapi uygulanmiş 91
yüksek riskli hastanın sonuçları geriye doğru değerlendirilmiştir. Hastalara ait veriler hasta dosyalarından elde edilmiştir. p<0.05 anlamlı kabul edilmiştir.
Sonuçlar: Ortanca hasta yaşı 71(50-86)’dır. Hastaların 41 (%51.6) tanesi tanı
sırasında 70 yaşından gençtir. Tanı sırasında hastaların tümü yüksek risklidir
ve sadece biyopsi yapılmıştır. Ortanca PSA 18 ng/ml’dir. PSA değeri hastaların
41(%51.6)’inde 20 ng/ml’nin üzerindedir. Gleason Skoru 58 (%63.7) hastada
7’nin altında 33 (%36.3) hastada ise 7’nin üzerindedir. Biyopsi örnek sayısı 29
(%31.9)’unda 10’dan az, 62 (%68.1)’sinde ise 10’dan fazladır. Ortanca prostat volümü 28 cc (15-56 cc)’dir. 70 yaşın altindaki hastalarda Gleason Skoru istatistiksel
anlamlı oranda yüksektir (p=0.01). Ayrıca yaş ile prostat volümü (p=0.018) ve
PSA ile Gleason Skoru (p=0.002) arasında istatiksel anlamlı bir ilişki görülmüştür.
Tartışma: Çalışmamızda yüksek riskli prostat adenokarsinomu tanısı almış hastalarda genç yaş, yüksek Gleason Skoru ile ilgili bulunmuş, yüksek Gleason skorunun yüksek PSA düzeyi ile ilişkili olduğu anlaşılmıştır.
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, PSA, Gleason Skoru
256
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P075
GLEASON<=7 VE PSA<10 NG/ML OLAN PROSTAT KANSERLERİNDE
PELVİK LENF NODU DİSEKSİYONU YERİ
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Giriş: Prostat karsinomu tanısı almış ve radikal retropubik prostatektomi operasyonu yapılmış, biyopsi öncesi tPSA <10 ng/ml ve biyopside Gleason skoru <=7
olan hastalarda pelvik lenf nodu diseksiyonunun gerekli olup olmadığını araştırdık.
Materyal-Metot: 1998 ve 2011 yılları arasında Prostat karsinomu tanısı nedeniyle radikal retropubik prostatektomi ve bilateral lenf nodu diseksiyonu yapılmış
90 hasta randomize seçildi. Bu hastaların TRUS biyopsi öncesi tPSA değeri <10
ng/ml olan ve Gleason Skoru <= 7 olan 80 hasta seçildi. Bu hastaların 50 (%63)
tanesine ek olarak bilateral pelvik lenf nodu diseksiyonu (PLND) uygulandı.
Preoperatif PSA, hasta yaşı, preoperatif prostat biyopsisi, klinik evre, nihai patoloji, radyo¬lojik incelemeler değerlendirilerek lenf nodu invazyonu araştırıldı. Bu
hastaların PNLD patoloji sonuçları retrospektif olarak incelendi.
Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 61,1 (48-73),ortalama
PSA değeri 8 ng/ml ve ortalama prostat hacmi 46,4 cc olarak bulundu. Prostat
dokusu içindeki tümör hacmi ortalama 3,6 cc idi. Diseke edilen lenf nodu sayısı
ortalaması 7,9 idi. Operasyon esnasında PLND yapılan 50 has¬tanın hiçbirinde
lenf nodunda tümör metastazı saptandı.
Sonuç: Kliniğimizde Gleason skoru <=7 olan ve tPSA değeri 10 ng/ml’nin altında
olan prostat karsinomu hastalarına radikal retropubik prostatektomi ve PLND yapılmış ancak hiçbir olguda lenf nodu metastazı görülmemiştir. Bu sonuçlarla düşük dereceli prostat karsinomu hastalarında PLND yapılmasının gerekli olmadığı
görüşü benimsenmiştir. Daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
Anahtar kelimeler: Lenf nodu, prostat kanseri
6-10 Kasım 2013, Antalya
257
PROSTAT KANSERİ
Kağan Türker Akbaba, Taha Numan Yıkılmaz, Yalçın Kızılkan,
Mesut Berkan Duran, Hakan Özkardeş
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P076
PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA GLEASON SKORU RETROPUBİK
RADİKAL PROSTATEKTOMİ ÖNCESİ ÖNGÖRÜLEBİLİR Mİ?
Taha Numan Yıkılmaz, Yalçın Kızılkan, Kağan Türker Akbaba,
Mesut Berkan Duran, Ayhan Dirim, Hakan Özkardeş
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Bu çalışmada lokalize prostat karsinomu nedeniyle radikal prostatektomi
yapılan olgularda Gleason skorunun cerrahi öncesi öngörülüp öngörülemeyeceği
araştırılmıştır.
Yöntem: Mart 2003 ile Aralık 2010 tarihleri arasında kliniğimizde prostat kanseri tanısı konup, retropubik radikal prostatektomi yapılan 95 hastanın bilgileri
retrospektif olarak incelendi. İlk tanı anındaki PSA değeri, evresi ve iğne biyosisi
sonucu Gleason skoru karşılaştırıldı. Olgular 3 gruba ayrıldı. Birinci grup radikal
prostatektomi Gleason skoru ile iğne biyopsisi Gleason skoru aynı olanlar; ikinci
grup radikal prostatektomi Gleason skorunun iğne biyopsisinden yüksek olduğu
hastalar; üçüncü grup ise radikal prostatektomi Gleason skorunun iğne biyopsisinden düşük gelen hastalardır.
Bulgular: Radikal prostatektomi spesimenlerinin Gleason skoru ile iğne biyopsi
Gleason skorunun hastaların %61’inde aynı olduğu, %30’unda daha yüksek ve
%7’sinde ise iğne biyopsisi materyalinden daha düşük geldiği görüldü. Yüzde yirmi
dokuzunda her iki skor arasında 1 fark, %8’inde ise daha fazla fark olduğu belirlendi. Birinci grup hastaların ortalama PSA değeri 7.31 ng/ml (0,2-27,9), ikinci grup
7,2 ng/ml (2,11-15,4), diğer grubun ortalama PSA değeri ise 10,5 ng/ml (4,314,7) bulundu. Gleason skorları gruplara ayrılarak karşılaştırıldığında ise Gleason
skorları arasında orta derecede bir uyum olduğunu belirlendi. Ancak Gleason skoru 5 ve altında olan hastalar ayrı bir grup olarak değerlendirildiğinde, bu grupta
nihai patolojinin Gleason değerinin daha yüksek geldiği gözlendi.
Sonuç: Gleason skorları iğne biyopsi spesimenleri ile prostatektomi spesimenlerinde farklı olabilir. Bu farkın Gleason skoru 7 olan grupta nispeten daha fazla
olabileceği düşünülmektedir. Preoperatif ortalama PSA değerinin Gleason skoru
ile bir ilişkisi bulunamamıştır.
Anahtar kelimeler: Radikal prostatektomi, gleason
258
11. Üroonkoloji Kongresi
Gleason skoru
n
Aynı
İğne biyopsisinde
1 puan fark
>=2 puan fark
Yüksek
Düşük
115
%29.56
%42.6
%27.82
%32.17
%38.26
Spires ve ark.
67
%58.20
%35.82
%5.97
%14.92
%26.86
Bostwick ve ark.
316
%35
%39
%26
%25
%40
Thickman ve ark.
124
%28
%34
%38
%15
%57
Cookson ve ark.
226
%31
%43
%26
%15
%54
Köksal ve ark.
134
%45
%44
%11
%10
%45
Altay ve ark.
61
%45.9
%29.5
%27.86
%11.84
%42.26
Buradaki seri
94
%61
%29
%8
%7
%30
6-10 Kasım 2013, Antalya
259
PROSTAT KANSERİ
Garnett ve ark.
POSTER
Tablo 1. Literatürdeki çalışmalar ile kliniğimizde yapılan çalışmadan elde edilen sonuçlar
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P077
RADİKAL PROSTATEKTOMİ SONRASI GELİŞEN ÜRİNER
İNKONTİNANSIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Taha Numan Yıkılmaz, Kağan Türker Akbaba, Yalçın Kızılkan,
Mesut Berkan Duran, Ayhan Dirim, Hakan Özkardeş
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Radikal prostatektomi sonrasında gelişen üriner inkontinansta risk faktörlerininbelirlenmesi ve inkontinansla olan ilişkilerinin gözden geçirilmesi
amaçlanmıştır.
Yöntem: Lokalize prostat kanseri nedeni ile radikal prostatektomi yapılan 95 olgu
retrospektif olarak değerlendirildi. Hasta yaşı, PSA değeri, drenaj miktarı, sonda
çekilme zamanı, komorbidite, preoperatif kontinans durumu, cerrahi şekli ve cerrahi sınır pozitifliği gibi parametreler üriner inkontinans açısından gözden geçirildi. İnkontinans günlük bir ped veya fazlasının kullanılması olarak kabul edildi.
Bulgular: Doksanbeş olgunun incelendiği bu çalışmada olgular iki gruba ayrıldı.
Birinci grup günlük 1 pedden fazla üriner inkontinansı olanlar; ki bu grup 11
(%12) kişiden oluşmaktadır, ikinci grup ise 1 pedden az kullananlar (%88) olarak
kabul edildi. Birinci grubun tam kuruluk süresi ortalama 6 ay (3-9 ay), diğer grubun ise 2,3 ay (1-10 ay) bulundu. İlk grupta 2 olguda tam kuruluk sağlanamadı.
Tüm olguların yaş ortalaması 61.4 yıl (48-75 yıl) idi. Birinci grubun yaş ortalaması 64,4 yıl (52-75) iken; ikinci grupta 60,8 yıl (48-71) şeklindedir. Komorbidite
olarak Diabetus Mellitus (DM) ve geçirilmiş Transüretral Prostat Rezeksiyonu
(TUR-P) değerlendirmeye alındı. İlk grupta olguların 3’ünde DM mevcutken,
hiçbir hastanın TUR-P öyküsü bulunmamaktadır.İkinci grupta ise 11 DM, 5
TUR-P öyküsü olan hasta vardır. PSA seviyeleri karşılaştırıldığında birinci grupta
7,7 ng/ml (2,1-27,9) ve ikinci grupta 8,5 ng/ml (4,7-15,4)‘ dir. İki grupta sırasıyla ortalama sonda çekilme zamanı 14,4 gün (13-15), 13,9 gün (12-33 gün) idi.
Ortalama drenaj miktarı 90 mL (0-2,250 mL) olarak belirlendi. İlk grupta ortalama drenaj miktarı 93 mL (0-2,250 mL) iken, ikinci grupta 20 mL (0-675 mL) idi.
Cerrahi uygulanan hastaların hiçbirinin preoperatif inkontinansı olmadığı için bu
risk faktörü değerlendirilmeye alınmadı.
Sonuç: Radikal prostatektomi uygulanan hastalarda postoperatif drenaj miktarı, ileri yaş ve sondanın geç çekilmesi üriner inkontinans gelişimi açısından risk
260
11. Üroonkoloji Kongresi
PROSTAT KANSERİ
Anahtar kelimeler: radikal prostatektomi, üriner inkontinans
Tablo 1. Radikal prostatektomi sonrası üriner inkontinans
İnkontinans n (%)
Var
Yok
Toplam
Yaş (yıl)
<=60
>60
1 (3)
34 (97)
35
10 (16)
50 (84)
60
Komorbidite (DM)
Var
3 (21)
11 (79)
14
Yok
8 (10)
73 (90)
81
<=90
7 (9)
74 (91)
81
>90
4 (28)
10 (72)
14
Ortalama Drenaj
miktarı (mL)
Ortalama sonda
çekilme zamanı (gün)
<14
1 (11)
8 (89)
9
14
8 (12)
59 (88)
67
>14
2 (10)
17 (90)
19
Cerrahi sınır pozitifliği
Var
2 (15)
11 (85)
13
Yok
9 (19)
73 (81)
82
Radikal prostatektomi sonrası üriner inkontinans gelişen ve gelişmeyen olguların değerlendirilmesi
6-10 Kasım 2013, Antalya
POSTER
oluşturuyor görünmektedir. On ayrı risk faktörünün değerlendirildiği bu çalışmada üriner inkontinansta tek etkili faktörün cerrahinin geçirildiği yaş olduğu fikri
benimsenmiştir. Bu risk faktörleri dışında bahsedilen diğer faktörlerin de olası risk
açısından sağlıklı değerlendirilebilmeleri için daha geniş hasta serili çalışmalara gereksinim vardır.
261
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P078
RADİKAL PROSTATEKTOMİ SONRASI EREKTİL DİSFONKSİYONU
ÖNGÖREN PARAMETRELER
Taha Numan Yıkılmaz, Kağan Türker Akbaba, Yalçın Kızılkan,
Mesut Berkan Duran, Ayhan Dirim, Hakan Özkardeş
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Radikal prostatektomi sonrası erektil disfonksiyon (ED) oranlarını ve
ED’yi etkileyen parametreleri değerlendirmek.
Yöntem: Lokalize prostat kanseri nedeni ile radikal prostatektomi yapılan 95 olgu
retrospektif olarak değerlendirildi. Hasta yaşı, tanı PSA değerleri, biyopsi Gleason
skoru, T evresi, cerrahi sınır pozitifliği ve sinir koruyucu cerrahi uygulanması gibi
parametreler ED açısından gözden geçirildi. D’amico sınıflamasına göre yüksek
riskli hastalara sinir koruyucu cerrahi uygulanmadı.
Bulgular: Doksanbeş olgunun 33’ünde (%34) postoperatif empotans saptandı. Tüm
olguların yaş ortalaması 61.4 yıl (48-75) idi. Altmış yaş ve altındaki 34 olgunun
8’inde (%23) ED görülürken, 60 yaş üstü hastaların ise 26’sında (%42) ED gözlendi
(Tablo 1). Tanı PSA değerlerine bakıldığında ED’si olan hastalarda 7,3 ng/ml (2,714,7) iken; ED’si olmayan hastalarda 8,2 ng/ml (2,1-27,9)’dir. Gleason skorları karşılaştırıldığında ortalama değerler benzer bulundu. Evreye baktığımızda klinik T3 ve
üzeri olgu bulunmadığı görüldü. Komorbidite olarak Diabet, Koroner arter hastalığı ve hiperlipidemiye bakıldı. Preoperatif hastalara IIEF formu doldurtularak potans
durumları değerlendirildi. Ortalama IIEF puanları potans hastalarda 19,7 (8-25)
puan, empotan olgularda 15,8 (5-24) puan iken; postoperatif empotan hastaların 5
tanesinde preoperatif de empotans bulunmaktaydı. Hastalar sinir koruyucu cerrahi
uygulanması ve cerrahi sınır pozitifliğine göre de değerlendirildi. Postoperatif empotan olguların 24 tanesi çeşitli tedavi modaliteleri ile ortalama 4,3 ayda (2-15) potans
sağlarken, ED olmayan grup 3,6 ay (2-10) sonra potansını sağladı.
Sonuç: Radikal prostatektomi uygulanan hastalarda empotans sık görülen yan etkilerdendir. On parametreyi değerlendirdiğimizde genç yaşta opere olmak, düşük
riskli grupta yer almak, preoperatif potansın varlığı ve sinir koruyucu cerrahinin
uygulanması potansın sağlanmasındaönemlidir. Bu risk faktörleri dışında bahsedilen diğer faktörlerin de olası risk açısından sağlıklı değerlendirilebilmeleri için
daha geniş hasta serili çalışmalara gereksinim vardır.
Anahtar kelimeler: radikal prostatektomi, erektil disfonksiyon
262
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
Tablo 1. Radikal prostatektomi sonrası empotans
empotans n (%)
Var
Yok
Toplam
<=60
8 (23)
26 (77)
34
>60
26 (42)
35 (58)
61
<=7,5
21 (21)
36 (79)
57
>7,5
13(10.3)
25(89.7)
38
<=6
22 (7)
55 (93)
77
7
10(57)
6 (43)
16
8
2
0
2
<=T1c
30 (22)
55 (78)
85
T2
4(12)
6 (88)
10
>T3
0
0
0
Yaş (yıl)
PROSTAT KANSERİ
PSA
Gleason
Evre
Komorbidite
DM +
9 (31)
5 (69)
14
-
25 (14)
56 (86)
81
KAH +
9 (48)
11 (52)
20
-
25 (34)
50 (66)
75
HL +
7 (44)
9 (56)
16
-
27 (34)
52 (66)
79
Yok
16 (76)
5 (24)
21
Sinir koruyucu
Tek taraf
4 (40)
6 (60)
10
Çift taraf
14 (21)
50 (79)
64
Cerrahi sınır
+
6 (50)
7 (50)
13
-
28 (34)
54 (66)
82
Radikal prostatektomi sonrası empotans gelişen ve gelişmeyen olguların değerlendirilmesi
6-10 Kasım 2013, Antalya
263
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P079
KASTRE REZİSTANS PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA TEDAVİ ÖNCESİ
AĞRI SKORUNUN YAŞAM SÜRESİNE ETKİSİ
Orhan Yiğitbaşı, Osman Raif Karabacak, Fatih Yalçınkaya, Kürşat Zengin,
Murat Bolat
Ankara Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 1. Üroloji Kliniği, Ankara
Amaç: Bu çalışma da, kastre rezistans prostat kanseri tanısı alan hastalarda iki ayrı
sistemik kemoterapi protokolü kullanılarak tedavi öncesi ağrı skorunun yaşam süresi üzerine etkisini araştırdık
Yöntem: 2004-2012 yılları arasında kastre rezistans prostat kanseri tanısı alan ve
yaşları 53-83 (ort:71) arasında olan 58 hastaya sistemik kemoterapi uygulandı.
Kemoterapi öncesi tüm hastalara maksimal androjen blokajı tedavisi ve sadece 4
hafta süre ile androjen çekilme tedavisi uygulandı.
Hastaların 23’ üne epirubisin 30mg/m2/hafta/8 kür ve daha sonra 4-6 ay 30mg/
m2/ay ile idame tedavisi yapıldı. Bu grupta estramutin fosfat 1600mg/gün kombine tedavi olarak verildi.
Dosetaksel 35 hastada, 70mg/m2/3 haftada/8 kür olarak verildi. Prednizolon 10
mg/gün ile kombine edildi. 15 hastada dosetaksel 4+4 kür olarak devam edildi.
Hastalar, ağrı skoru 0, 1, 2 olmak üzere kemoterapi sonrası yaşam süreleri ile istatistiksel olarak değerlendirildi.
Sonuçlar: Ağrı skoru ‘0’ olan 25 hastanın ortalama yaşam süresi 22,5 ay (14-32 ay),
ağrı skoru 1 olan 20 hastanın ortalama yaşam süresi 16,5 ay (9-27 ay) ve ağrı skoru
2 olan 13 hastanın da ortalama yaşam süresi 9,5 ay (4-14 ay) olarak tesbit edildi.
Tablo 1. Kastre rezistans prostat kanserli hastaları ağrı skoru ile yaşam sürelerinin karşılaştırılması
Ağrı Skoru
Hasta Sayısı
Ort.Yaşam Süresi (ay
0
25
22,5 ay
(14-32 ay)
1
20
16,5 ay
/9-27 ay)
0,02<p<0,01
2
13
9,5 ay
(4-14 ay)
p=0,001
264
P değeri
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Ağrı, Kastre rezistans prostat kanseri
6-10 Kasım 2013, Antalya
265
PROSTAT KANSERİ
Sonuç olarak, kastre rezistans prostat kanseri tanısı alan hastalarda, kemik metastazı ağrıları başlamadan erken sistemik kemoterapi yapılmasının yaşam süresini
anlamlı bir düzeyde arttırdığı gözlenmiştir.
POSTER
Yaşam süreleri açısından, ağrı skoru 0 ve 1 olan grup arasında anlamlı bir fark vardı
(0,02<p<0,01). Buna karşılık, bu iki grupla ağrı skoru 2 olan grup arasında yaşam
süresinin anlamlı olarak daha uzun olduğu gözlendi (p<0,001).
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P080
PROSTAT BİYOPSİSİ ÖNCESİ RİSK BAZLI ANTİBİYOTİK PROFİLAKSİSİ
UYGULAMASININ ATEŞLİ ENFEKTİF KOMPLİKASYON ÜZERİNE ETKİSİ
Rahmi Gökhan Ekin, Özgür Çakmak, Hüseyin Tarhan, Yusuf Özlem İlbey,
Ertan Can, İlker Akarken, Hakan Türk, Cemal Selçuk İşoğlu, Ferruh Zorlu
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İzmir
Amaç: TRUS-prostat biyopsisi(PBx) öncesinde siprofloksasin(SPF) veya risk bazlı antibiyotik profilaksisi(RRAP) kullanılması sonucu meydana gelen semptomatik (ateşli) enfektif komplikasyon (AEK) oranlarını karşılaştırmak.
Method: Eylül 2007-Temmuz 2013 tarihleri arasında kliniğimizde PBx yapılan 3407 hasta çalışmaya alındı. Eylül 2007-Eylül 2012 arasındaki hastalar Grup1’i,Ekim 2012-Temmuz 2013 arasındakiler ise Grup2’yi oluşturdu.
Grup1’deki hastalar PBx’den 30 dakika önce ve 12 saat sonra 500mg oral SPF alırken Grup 2’deki hastalara RRAP uygulandı. Risk faktörleri olarak ise PBx sonrası
AEK öyküsü,immunsupresif ilaç kullanımı, son 6 ayda kinolon ve kinolon dışında
antibiyotik kullanımı, ürolojik girişim, kataterizasyon ve hospitalizasyon öyküsü
sorgulandı. Risk faktörü olmayanlara PBx’den 30 dakika önce ve 12 saat sonra
500mg oral SPF verilirken olan hastalar PBx’den 30 dakika önce 1 gr IM amikasin
ile 500 mg oral SPF ve 12saat sonra 500mg oral SPF aldı.Barsak temizliği yapılmadı.10-24 kadran PBx yapıldı.Hastalara PBx sonrası 1ay içinde 38,5˚C üzeri ateş
gelişmesi durumunda hastaneye başvurmaları gerektiği anlatıldı. AEK gelişen hastalardan idrar ve kan kültürleri alındı.Biyopsi sonrasında ilk 1 ayda ateş gelişimi ile
profilaksi protokolleri,yaş,PSA,biyopsiden ateş gelişene kadar geçen süre, biyopsi
patoloji sonucu ve ateş gelişen hastalarda kültürde üreyen etkenler incelendi.
Sonuçlar: Gruplarda yaş, PSA ve biyopsi patolojisi açısından istatistiksel fark
bulunmadı. Hastaların %3,1’ünde AEK görülürken grup1 ve 2’de AEK görülme
oranları sırasıyla %3,2 ve %2,6 olarak bulundu(p=0,473). Ancak yıllara ayrılarak
incelendiğinde grup1’de 2008’den 2012’ye AEK insidansının %0,6’dan %7,2’ye
yükseldiği, grup2’de ise 2012’den 2013’e %2,9’dan %2,5’e gerilediği saptandı
(p<0,05).Grup 2’de ateş görülenlerin %75’i sadece SPF alırken,%25’i amikasin ve
SPF kombinasyonu aldı. Biyopsi sonrası ateş görülene kadar geçen ortalama(ort.)
süre grup 1 ve 2’de sırasıyla 1,85 ve 3,86 gün bulundu(p=0,024).Ort.hastanede
kalış grup1 ve 2’de 6,80 ve 8,43 bulundu(p=0,161).Yoğun bakım şartlarında takip
266
11. Üroonkoloji Kongresi
Yorum: SPF profilaksisi ile karşılaştırıldığında RRAP, PBx sonrasında gelişen ateşli
enfektif kompikasyonların görülmesini geciktiren veya azaltan etkin bir tedavidir.
Şekil 1. A. 2007-2013 tarihleri arasında toplam biyopsi yapılan, toplam ateşli enfektif komplikasyon gelişen hastalar ile risk bazlı antibiyotik profilaksisi
ile yapılan toplam biyopsi ve ateşli enfektif komplikasyon gelişen hastaların aylık değişimi. B. 2007-2013 tarihleri arasında ateşli enfektif komplikasyon
gelişimesinin grup 1, grup 2 ve genel insidansları.
6-10 Kasım 2013, Antalya
267
PROSTAT KANSERİ
Anahtar kelimeler: Ateşli enfektif komplikasyon, Prostat biyopsisi, Risk bazlı antibiyotik profilaksisi
POSTER
edilen hasta sayısı grup 1’de 1 iken grup 2’deki hastaların yoğun bakım şartlarında takibi gerekmedi(p=0,693). Yaş,PSA, patoloji sonucu,idrar ve kan kültüründe
üreyen bakteri ateşli EnfKomp gelişiminde etkili bulunmadı.
POSTER
PROSTAT KANSERİ
Tablo 1. İki grubun genel özelliklerinin karşılaştırılması
Grup 1
Grup 2
Tüm Hastalar
Hasta Sayısı
2867
%84,2
540
%15,8
3407
Ortalama Yaş (yıl)
63,94
±7,8
63,10
±7,5
63,73
±7,8
0,463
Ortalama PSA (ng/ml)
15,46
±14,4
12,78
±7,1
14,83
±9,7
0,086
BPH
1022 / 2867
%35,6
194 / 540
%35,9
1216 / 3407
%35,7
BPH+Prostatit
1168 / 2867
%40,7
214 / 540
%39,6
1382 / 3407
%40,6
Prostat Kanseri
677 / 2867
%23,6
132 / 540
%24,4
809 / 3407
%23,7
91 / 105
%86,7
14 / 105
%13,3
105
%3,2
%2,6
%3,1
1 / 105 (%1,0)
1 / 3407 (%0,02)
0
1
Patolojik Değerlendirme
p
0,869
Komplikasyon Değerlendirme
Ateşli Enfektif Komplikasyon Sayısı
Ateşli Enfektif Komplikasyon İnsidansı
Yoğun Bakım Takip Sayısı
0,473
0,693
Biyopsi-Ateş Arası Geçen Zaman (gün)
1,85 ±1,6
3,86 ±7,3
2,11 ±3,1
0,024
Hospitalizasyon Süresi (gün)
6,80 ±4,0
8,43 ±3,7
7,02 ±4,0
0,161
İdrar Kültüründe Üreme Sayısı
62 / 91 %68,1
12 / 14 %85,7
74 / 105 %70,5
0,179
Kan Kültüründe Üreme Sayısı
33 / 91 %36,3
5 / 14 %35,7
38 / 105 %36,2
0,968
Her İki Kültürde Üreme Sayısı
20 / 91 %22,0
4 / 14 %28,6
24 / 105 %22,9
0,216
Etken İzole Edilemeyen
16 / 91 %17,6
1 / 14 %7,1
17 / 105 %16,2
0,216
Mikrobiyolojik Değerlendirme
Tablo 2. Ateşli enfektif komplikasyonların yıllık gruplara göre insidansı
TRUS-PBx
Sayısı
Grup 1
Grup 2
Toplam
268
Ateşli Enfektif Komplikasyon
Sayısı
İnsidans
(yüzde)
p
2007
72
0
0
<0,05
2008
513
3
0,6
<0,05
2009
642
5
0,8
<0,05
2010
510
20
3,9
<0,05
2011
631
27
4,3
<0,05
2012
498
36
7,2
<0,05
2012
174
5
2,9
<0,05
2013
366
9
2,5
<0,05
3407
105
3,1
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P081
PROSTATIN PRİMER TRANSİZYONEL HÜCRELİ KARSİNOMU
Mehmet Yücel1, Bekir Aras1, Ayşe Nur Değer2, Mehmet Korkmaz3
1
Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kütahya
Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Kütahya
3
Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, Kütahya
2
Vaka Raporu: 72 yaşında erkek hasta 4 yıldır devam eden alt üriner sistem şikayetleri ile başvurdu. Rektal muayenesinde büyük ve adenom benign karakterde
bir prostat saptandı. Üriner sistem ultrasonografisinde böbrekler normal ve 100gr
prostat saptandı. PSA:2,94ng/ml saptanan hastaya biyopsi önerildi. Hasta 4 yıl
önce prostat biyopsisi olduğu ve biyopsi sonucu iyi geldiği için tekrar biyopsiyi
kabul etmedi. Hastaya medikal tedavi yetersiz geldiği için ameliyat olmak istedi.
Hastaya TUR-P operasyonu yapıldı. TUR patoloji sonucunda ürotelyal karsinom
(transizyonel hücreli karsinom) saptandı. Postoperatif dönemde çekilen batın tomografisinde prostat posteriorunda 5x6 cm.lik kitle saptandı. Bu sırada hastada
ciddi kilo kaybı, halsizlik ve genel durumunda kötüleşme olmaya başladı. Bunun
üzerine hasta onkolojiye konsulte edildi. Onkoloji tarafından kemoterapi verilmesi kararlaştırılan hasta kemoterapi alamadan hazırlık aşamasında kilo kaybının
artması, ağrılarının artması sonucunda algolojiden destek tedavisi alındı. Hastanın
kemoterapiyi de kaldıramayacak duruma gelmesi üzerine kemoterapi uygulanamadı. Hastamız tanı konulmasından itibaren 7 ay içinde ex olmuştur.
Tartışma: Parmakla rektal muayenede birçok hastada anormallik saptanmasına
rağmen, her zaman gözlenen bir bulgu değildir. PSA değeri değişkendir ve tanıda değeri sınırlıdır. Çoğunlukla iğne biyopsisi negatiftir ve transüretral rezeksiyon
doğru tanıya götürür. Prostatın primer transizyonel hücreli karsinomu oldukça nadir olduğundan tedavisi ilgili konsnsüs yoktur. Ancak erken lokalize olgularda radikal sistoprostatektominin en uzun sağkalım sağladığı öne sürülmektedir. Sonuç
olarak, prostatın primer transizyonel hücreli karsinomu çok kötü prognoza sahip
nadir bir kanser türüdür.
Anahtar kelimeler: Prostat, ürotelyal karsinom, transizyonel karsinom
6-10 Kasım 2013, Antalya
269
PROSTAT KANSERİ
Amaç-Giriş: Prostatta transizyonel hücreli karsinom görülmesi sıklıkla mesaneden direkt yayılımla olmaktadır. Prostat kaynaklı primer transizyonel hücreli karsinom görülmesi oldukça nadirdir ve kötü prognoza sahiptir. Primer transizyonel
hücreli karsinom saptanan bir prostat kanserini bildiriyoruz.
POSTER
PROSTAT KANSERİ
Şekil 1. Tümör adaları PSA negatif iken tümör çevresinde prostatik glandlarda PSA ile pozitif reaksiyon görülüyor PSAX40
270
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P082
ROBOT YARDIMLI LAPAROSKOPİK RADİKAL PROSTATEKTOMİ
SIRASINDA FROZEN ÇALIŞILMASININ ENDİKASYONLARI:
PİLOT ÇALIŞMA
PROSTAT KANSERİ
Yiğit Akın1, Egemen Avcı2, Hakan Gülmez3, Murat Akand4,
Mehmet Akif Çiftçioğlu5, İbrahim Başsorgun5, Tibet Erdoğru2
1
Erzincan Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Erzincan
Minimal invaziv ve Robotik Cerrahi Merkezi, Ataşehir Memorial Hastanesi, İstanbul
3
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Aile Hekimliği Anabilim Dalı, Ankara
4
Selçuklu Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Konya
5
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabili Dalı, Antalya
2
Giriş: Bu çalışmada tek cerrah tarafından gerçekleştirilen robotik yardımlı laparoskopik radikal prostatektomi (RYLRP) sırasında alınan ve tecrübeli bir üro-patolog tarafından değerlendirilen frozen çalışmalarının ışığında RYLRP sırasında
frozen çalışılmasının objektif kriterleri ve endikasyonları araştırıldı.
Materyal-Metod: Haziran 2010 ve Temmuz 2012 tarihleri arasında prostat kanseri nedeni ile RYLRP yapılan 80 hasta çalışmamıza dahil edildi. Hastalar randomize edilerek 2 gruba ayrıldı Grup 1’de RYLRP sırasında frozen çalışılan 66
hasta, grup 2’de ise frozen alınmayan 14 hasta mevcuttu. Hastaların yaş, vücut kitle
indeksi, prostat spesifik antijen (PSA), trans rektal ultrasonografide prostat hacmi,
preoperative Gleason skorları, biyopsideki tümör yüzdesi operasyon öncesi veriler
olarak; operasyon sırasındaki hemoglobin değişimi, frozen çalışma sayısı, pozitif
frozen oranları, demografik verilerinin yanında, kanama miktarı operatif veriler
olarak; sonda çekilme zamanı, PSA nüksü, ereksiyon oranları, komplikasyonlar
operasyon sonrası veriler olarak kaydedildi. Tüm veriler iki grup arasında istatistiki
analizlerle değerlendirildi. İstatistiki anlamlı P değeri p<0.05 olarak kabul edildi.
Sonuçlar: Ortalama takip süresi 15±6 (25-4) aydı. İki grup arasındaki demografik
verilerde, operasyon verilerinde ve oprasyon sonrası takiplerle ilgili verilerin istatistiki analizinde herhangi bir farklılık gözlenmedi. Operasyon öncesi TRUS’ta
Grup 1’in ortalama prostat hacmi grup 2’den istatistiki anlamlı yüksekti (p=0.037)
(Tablo 1). Ayrıca Frozen çalışılması istatistiki olarak pozitif cerrahi sınıra bağımlı
idi (Tablo 2). ROC eğrileri ile yapılan değerlendirmede RYLRP sırasında frozen
çalışılması için kritik prostat hacmi (operasyon öncesi TRUS ile ölçülen) 55.5cc
olarak saptandı (Şekil 1).
6-10 Kasım 2013, Antalya
271
POSTER
PROSTAT KANSERİ
Tartışma: Çalışmamız literatürde henüz olmayan RYLRP sırasında yapılan frozen
çalışmanın objektif kriterlerini belirlemek amaçlı yapıldı ve serimzde kritik prostat
hacmi 55.5cc olarak saptandı. Her ne kadar bu veriler diğer cerrahların vakaların
için tam bir cerrahi transfer niteliği sağlanmasa da bir ön görü verebilir. Operasyon
öncesi ölçülen prostat hacmi RYLRP sırasında frozen çalışma için bir belirteç olabilir. Bu sayade operasyon öncesi hastalara operasyon ile ilgili daha aydınlatıcı bilgilerde verilebilir. Daha doğru sonuçlar için çok merkezli prospektif randomize
çalışmalara ihtiyaç vardır.
Anahtar kelimeler: Frozen, prostat kanser, robotik cerrahi
Şekil 1
Tablo 1. İki grubun operasyon öncesi verilerinin karşılaştırılması.
Parametre
Grup 1
Grup 2
p
59.62±8
62.79±6.6
0.172
Ortalama Vücut kitle indeksi (kg/m2)
27.73±3.2
28.73±3
0.291
Ortalama PSA (ng/ml)
8.07±6.3
8.47±5.4
0.837
Prostat biyopsisinde ortalama Gleason skoru
6.32±0.6
6.07±1.3
0.324
Prostat biyopsisinde ortalama tumor yüzdesi (%)
22.61±19.7
17.14±15.2
0.334
Transrektal ultrasonografide prostat hacmi(cc)
51.26 ±16.2
40.86±18.4
0.037
Ortalama yaş (yıl)
272
11. Üroonkoloji Kongresi
TRUS’ta
Prostat
hacmi (cc)
Parametre
r
p değeri
VKI (kg/m2)
r
p değeri
Yaş (Yıl)
r
p değeri
PSA (ng/dl)
r
p değeri
Prostat
biyopsisinde
Gleason skoru
r
p değeri
Spesmen
hacmi (cc)
r
p değeri
6-10 Kasım 2013, Antalya
1
Yaş
(Yıl)
PSA
(ng/dl)
.076
0.502
.214
0.056
.205
0.074
-.195
0.096
.172
0.126
.525
<0.001
1
.069
0.545
.135
0.242
.146
0.213
.111
0.325
-.053
0.639
1
.218
0.057
.066
0.574
-.062
0.586
.189
0.093
1
.092
0.446
.038
0.744
.253
0.026
1
.220
0.059
.106
0.368
1
.040
0.722
273
PROSTAT KANSERİ
TRUS’ta Prostat
hacmi (cc)
Prostat
Spesmen
pozitif
biyopsisinde
hacmi
cerrahi Sınır
Gleason skoru
(cc)
VKI
(kg/m2)
POSTER
Tablo 2. Korelasyon tablosu
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P083
PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA VMAT VE 3D KONFOMAL TEDAVİ
TEKNİKLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI
Kubilay İnanç1, Berrin İnanç2, Ahmet Uyanoğlu1, Begüm Ökten2,
Orhan Kızılkaya1
1
Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Radyasyon Onkolojisi, İstanbul
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Radyasyon Onkolojisi, İstanbul
2
Amaç: Bu çalışmada 10 adet prostat kanseri tanısı konmuş konformal ve tek yada
double arc VMAT ile tedavi edilmiş hastalar değerlendirildi. Bu çalışma ile aşağıdaki sorulara cevap aranmıştır, VMAT dosimetrisi ile konformal planların dosimetrik olarak karşılaştırılması? VMAT ile tedavi edilenlerde barsak dozu azaldı
mı? Bir yada 2 ark VMAT tekniği prostat kanserinde standart mıdır?
Metod: 10 adet düşük-orta riskli prostat kanserli hasta randomize olarak seçildi.
Konformal, tek yada iki ark VMAT planları genel ve dosimetrik olarak değerlendirildi. 3 farklı planda planlanan tedavi volumü (PTV) 42 fraksiyonda total olarak
75.6 cGy olarak hesaplandı ve kritik dokuların (rektum, mesane, sağ femur, sol
femur ve barsaklar) aldığı dozlar incelendi. Konformal planlar 5 alan olarak 18 mv
fotonlarla planlandı. Gantri açıları 0, 45, 90, 270 ve 315’dir.Bir yada iki ark planlarında full gantri rotasyonu (179-181 derece) ile ve 6 mv fotonla yapıldı. Tek ark
ile yapılan planlar saat yönünde iken, 2 ark ile yapılan planlar da biri saat yönünde
iken diğeri ise saat yönünün tersine olarak yapıldı. Aynı kritik organların aldığı
dozlara bakıldı. VMAT tekniğinde ‘PTV plus’ PTV ‘ye 1mm eklenmesi ile oluşturuldu. ‘Rektum limit’ ptv plus dan 2mm çıkatılarak elde edildi. Benzer şekilde
‘mesane limit’ oluşturuldu. PTV için PTVD5, PTVD95 maximum, minimum ve
mean dozlara, Rektum için V40, V50, V60, V70, V75 dozlarına, Mesane için V50,
V60, V70, V75 dozlarına, Sağ ve Sol femur için V30, V40, V45 ve maximum dozlara, İnce barsaklar için mean, maximum V2, V4, V6, V8 dozlarına bakıldı.
Sonuç: Sağlıklı doku konformite indeksi 2 VMAT tekniğinde de konformal planlara göre daha iyi bulunmuş, maksimum PTV dozu 2 ark VMAT veya konformal
göre tek ark VMAT planlarında yüksek olarak bulunmuştur. VMAT planlarında
rektum ve femur başları daha az doz alırken, tek ark planlarda sağ femur iki ark
planlarında sol femur optımum doz almıştır.
274
11. Üroonkoloji Kongresi
PROSTAT KANSERİ
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, VMAT, 3D Konformal
6-10 Kasım 2013, Antalya
POSTER
VMAT tedavi ve planlama olarak yeni bir teknolojidir. Bu çalışmamızda VMAT
planları dosimetrik olarak konformala göre iyi ve kabul edilebilir olarak bulunmuştur. VMAT prostat kanseri tedavisinde stanadart olarak kabul edilebilmesi
için daha fazla sayıda çalışmaya ayrıca akut ve geç toksisitesinin takibine ihtiyaç
vardır.
275
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P084
PROSTAT BİYOPSİSİNDE RİSK BAZLI ANTİBİYOTİK PROFİLAKSİSİ
İLE REKTAL SÜRÜNTÜ KÜLTÜRÜ KULLANILARAK HEDEFE YÖNELİK
YAPILAN ANTİBİYOTİK PROFİLAKSİSİNİN ENFEKTİF KOMPLİKASYON
ORANLARININ KARŞILAŞTIRILMASI
Rahmi Gökhan Ekin, Hüseyin Tarhan, Özgür Çakmak, İlker Akarken,
Burak Özçift, Hakan Türk, Yusuf Özlem İlbey, Ferruh Zorlu
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İzmir
Prostat biyopsisi (PxBx) sonrasındaki enfektif komplikasyonlarda (EnfKomp)
kinolon dirençli mikroorganizmaların (MİO) sıklığı her yıl artmaktadır. Bu retrospektif çalışmada PxBx öncesi risk bazlı antibiyotik profilaksisi (RRAP) ile hedefe yönelik antibiyotik profilaksisi (TAP) sonucu gelişen EnfKomp oranlarını
karşılaştırmaktır
Materyal: Kasım-Aralık 2012 tarihleri arasında PxBx yapılan 42 hasta çalışmaya
alındı. Grup 1’e RRAP uygulandı. PxBx öncesi tüm hastalardan rektal sürüntü
(RS) ve idrar kültürü alındı. RS 1μg/ml SPF içeren MacConkey besiyerine ekildi,
48saat sonra değerlendirildi. Risk faktörü olarak belirlenen PxBx sonrası EnfKomp
öyküsü, immunsupresif ilaç kullanımı ile son 6aylık sürede, kinolon grubu antibiyotik kullanımı, kinolon dışındaki antibiyotik kullanımı, ürolojik girişim, kataterizasyon ve hospitalizasyon öyküsü soruldu. Riski olmayana pxbx’den 30dakika önce
ve 12saat sonra oral siprofloksasin (SPF) 500mg, riski olanlara pxbx’den 30dakika
önce IM amikasin 1gr ile oral metranidazol 500mg ve 12saat sonra oral metranidazol 500mg verildi. Grup 2’ye TAP uygulandı. MİO, SPF duyarlıysa pxbx’den 30
dakika önce ve 12 saat sonra oral SPF 500mg, dirençliyse pxbx’den 30 dakika önce
antibiyotik duyarlılık testinde etkin ve duyarlı antibiyotik başlanıp 24 saat içinde
stoplandı. 15.gün kontrolünde idrar kültürü alınıp EnfKomp sorgulandı.
Sonuç: Gruplarda 21 hasta bulunmakta olup yaş (ortalama (ort.) 60,57 vs
64,19;p=0,102), charlson komorbidite indeks skoru (ort. 4,52 vs 5,19;p=0,163),
IPSS (ort. 6,71 vs 10,71;p=0,140), PSA (ort.8,74 vs 7,17;p=0,475), prostat volümü(ort. 54,15 vs 56,62;p=0,741) ve alınan kadran sayısı (ort.15,81 vs
15,24;p=0,729) açısından fark saptanmadı. Barsak florasının SPF duyarlılığı
RRAP ve TAP gruplarında %76,2 ve %66,7 olarak bulundu (p=0,495). RRAP
grubunda 10 hastaya SPF, 11 hastaya ise kombinasyon verildi. SPF alan grupta
276
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: prostat biyopsisi, rektal sürüntü, risk bazlı
Tablo 1. İki grubun genel özelliklerinin karşılaştırılması
Hasta Sayısı
Ortalama Yaş (yıl)
Risk Bazlı
Hedefe Yönelik
21
21
60,57 ± 5,9
64,19 ± 7,9
2 (%9,5)
2 (%9,5)
Yaş Gruplarına Göre Hasta Sayısı
40-50
0,102
0,246
51-60
6 (%28,6)
2 (%9,5)
61-70
13 (%61,9)
15 (%71,4)
71-80
p Değeri
0 (%0)
2 (%9,5)
Ortalama Charlson Komorbidite
4,52 ± 1,3
5,19 ± 1,6
0,163
Ortalama IPSS
6,71 ± 5,0
10,71 ± 7,0
0,140
Ortalama PSA (ng/ml)
8,74 ± 9,7
7,17 ± 2,4
0,475
Ortalama Prostat Volumü (cm3)
54,15 ± 27,1
56,62 ± 20,5
0,741
Alınan Kadran Sayısı
15,81 ± 5,4
15,24 ± 5,1
0,729
Var
11 (%52,4)
11 (%52,4)
Yok
10 (%47,6)
10 (%47,6)
1,00 ± 0,0
8,61 ± 2,9
E. coli
20 (%95,2)
19 (%90,5)
Diğer
1 (%4,8)
2 (%9,5)
Duyarlı
16 (%76,2)
14 (%66,7)
Dirençli
5 (%23,8)
7 (%33,3)
Risk faktörü
0,621
Rektal Sürüntü Kültürü Özellikleri
Kültür Alımı ile Biyopsi Arasında Geçen Zaman (gün)
<0,05
Üreyen Bakteri
Florokinolon Duyarlılığı
Enfektif Komplikasyon
Var
0
0
Yok
21
21
6-10 Kasım 2013, Antalya
277
PROSTAT KANSERİ
Yorum: Prostat biyopsisi öncesinde risk bazlı ile hedefe yönelik antibiyotik profilaksisi uygulamasının enfektif komplikasyon oranları aynıdır. Risk bazlı antibiyotik profilaksi uygulaması uygun ve yeterli bir seçenektir.
POSTER
hastaların tümü SPF duyarlı, kombine alan grupta ise %54,5’i SPF duyarlıydı.T
AP grubunda hastaların 14’üne SPF, 4’üne sefuroksim aksetil, 2’sine amikasin
ve 1’ine gentamisin verildi. Kontrolde hiçbirinde semptomatik ve asemptomatik
EnfKomp saptanmadı. Risk sorularının SPF direncini tespit etmede yalancı pozitiflik oranı %33,4, yalancı negatiflik oranı %0, pozitif prediktif değeri %54,5,
negatif prediktif değeri ise %0 olarak bulundu.
POSTER
P085
PROSTAT KANSERİNDE AKTİF İZLEM: ÖN SONUÇLAR
Ömer Acar1, Fatin Cezayirli1, Ahmet Musaoğlu1, Tarık Esen2
1
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
PROSTAT KANSERİ
2
Amaç: Bu çalışmada prostat kanseri tanısı aldıktan sonra aktif izlem uygulanmış
olan hastaların özellikleri ve elde edilen onkolojik sonuçlar incelenmiştir.
Yöntem: Prostat kanseri tanısı aldıktan sonra aktif izlem seçeneği tercih edilmiş
olan hastaların kayıtları retrospektif olarak tarandı. Demografik veriler, klinik
özellikler, aktif izlem esnasında definitif tedavi kararı verilen hastaların özellikleri
ve elde edilen onkolojik sonuçlar değerlendirildi.
Bulgular: 2009 Mart – 2013 Haziran arasında toplam 27 hasta için, prostat kanseri tanısı konduktan sonra aktif izlem ile takip kararı verildi. Bu hasta grubunda
ortalama yaş ve PSA değeri sırasıyla, 65.3±8.3 yıl ve 6.6±3.6 ng/ml olarak ölçüldü.
PSA değeri 10ng/ml’yi geçen hasta sayısı 2 idi ve hastaların sadece 4’ünde (%14.8)
tümör palpe edilebiliyordu (cT2a). Pozitif odak sayısı ikinin üstünde olan hasta sayısı 3’tü (%11.1). Biyopsi materyalindeki gleason skoru, sırasıyla 24, 2 ve 1 hastada,
3+3, 3+4 ve 3+2 hesaplandı. Bir hasta hariç bütün hastalarda kor başına hesaplanan tümörlü doku oranı %15 ve altında idi. Memorial Sloan Kattering Cancer
Center (MSKCC) kriterlerinin tamamına sahip hasta sayısı 22 (%81) idi. Toplam
12 hastada, aktif izlemin birinci yılında prostat biyopsisi tekrarlandı. Bunların 5
tanesinde neoplazi saptanmazken, 3 tanesinde odak sayısı, 1 hastada ise Gleason
skoru artış gösterdi. Ortalama aktif izlem süresi 18.2±10.6 ay olarak hesaplandı.
İki hastada biyokimyasal progresyon, 5 hastada histolojik progresyon, 2 hastada
klinik progresyon ve 1 hastanın kendi isteği doğrultusunda olmak üzere toplam 10
hastaya aktif izlemin başlangıcından ortalama 17.2±10.3 ay sonra, definitif tedavi
kararı verildi. Bu hastaların 7 tanesi opere edilirken, üç hasta (%11.1) radyoterapiye yönlendirildi. Opere edilen hastaların 6’sında pT2c, 1’inde ise pT3a evresinde
hastalık tespit edildi. Üç hastanın gleason derecesi prostatektomi spesimeninde
yükseldi ve ortalama tümör hacmi 0.8±0.4 cm3 ölçüldü. Hiçbir hastada prostat
kanserine bağlı ölüm yaşanmadı. Opere edilen alt grupta ise, ortalama 13.7±9.3
aylık takip neticesinde PSA nüksü gelişmedi.
Sonuçlar: Prostat kanseri tanısı konduktan sonra aktif izlem önerilen hastaların
278
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: izlem, kanser, prostat
POSTER
¾’ünden fazlası MSKCC kriterlerine uygundu. Definitif tedaviye geçilen hasta
oranı %37 (10/27) iken, opere edilen hastaların %85’inde histopatolojik olarak
organa sınırlı hastalık tespit edildi ve hiçbirinde biyokimyasal nüks yaşanmadı.
PROSTAT KANSERİ
6-10 Kasım 2013, Antalya
279
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P086
YETMİŞBEŞ YAŞ VE ÜZERİ HASTALARDA PROSTAT BİYOPSİSİ,
PROSTAT KANSERİNİN KLİNİKOPATOLOJİK ÖZELLİKLERİ
Ramazan Yavuz Akman1, İbrahim Özülgen2, Hikmet Köseoğlu1,
Erhan Şen2, Hakan Özkardeş2
1
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
2
Amaç: Klinik kılavuzlar yaşlı erkeklerde PSA taramasına karşı olmasına rağmen birçok
yaşlı hastaya kendi isteği veya doktor önerisiyle PSA taraması yapılmaktadır. Bu çalışmanın amacı 75 yaş ve üzeri hastalarda kliniğimizde uygulanan prostat biyopsi sonuçlarını irdelemek ve saptanan prostat kanserlerinin özelliklerini ortaya koymaktır.
Hastalar ve Yöntem: Ocak 2010 - Haziran 2013 tarihleri arasında Başkent
Üniversitesi Ankara ve İstanbul Hastanelerindeki uygulanan prostat biyopsi hasta
dosyaları retrospektif olarak incelendi. Hasta yaşı biyopsi uygulama tarihinde 75
ve üzeri olan ilgili medikal bilgileri ve patoloji raporları eksiksiz olan hastalar değerlendirmeye alındı.
Bulgular: Toplam 49 hasta değerlendirmeye alındı. Yaş ortalaması 80,1 ±3,2 idi.
Hastaların %55.1’i yedinci dekatta, %44.9’u sekizinci dekatta idi. Medyan PSA
değeri 14.5 (2.1-700) ng/ml idi. Biyopsi yapılan hastaların %71.4’ünde PSA değeri 20’nin altında idi. Hastaların %35’inde dijital rektal muayene bulgusu pozitifti. Hastaların sadece %53’ünde alt üriner sistem semptomları (AÜSS) mevcuttu. Hastaların %10’ında DM, %35’inde HT, %31’inde KAH, %12’inde KOAH,
%12’inde nörolojik hastalık, %6’sında böbrek yetmezliği ve %14’ünde diğer kronik hastalıklar mevcut olup %77‘sinde en az 1 veya daha fazla ko-morbid hastalık
mevcuttu. Hastaların %45’i antikoagülan kullanmakta idi. Hastaların biyopsi sonucunda %69 prostat adenokarsinom, %2 ASAP saptanırken %29 u benign olarak değerlendirildi. Prostat kanserli olguların %85’inde Gleason skoru 7 ve üzeri
iken %64’ünde 8 ve üzeri idi. Hastaların %12 sin de kemik metastazı mevcuttu
(4/33). Hastaların biyopsi sonucu benign olanlara izlem uygulanırken, prostat
adenokarsinom saptananların hemen hepsine (32/33) hormon ablasyon tedavisi
uygulanmış olup %76 sı medikal tedaviyi tercih etmiştir. Yedinci ve 8. dekat hasta
grupları,hormon ablasyon tedavi modalitesi açısından karşılaştırıldığında benzer
oranda orşiektomi ve medikal kastrasyon uygulandığı görüldü. Yine AÜSS’nin
PSA değeri 20 nin altında olan hastalarda daha sık görüldüğü saptandı.
280
11. Üroonkoloji Kongresi
PROSTAT KANSERİ
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, biyopsi, yaşlı
6-10 Kasım 2013, Antalya
POSTER
Sonuç: Prostat kanseri saptanan hastaların %85 inde Gleason skorunun 7 veya
daha yüksek olması bu yaş grubunda saptanan prostat kanseri vakalarının klinik
önemsiz olmadığını düşündürmektedir. Bu nedenle 75 yaş ve üzerindeki hastalarda da klinik olarak önemli prostat kanseri saptanabileceği düşünülmeli ve gereken
hastalara biyopsi önerilmelidir.
281
POSTER
P087
METASTATİK PROSTAT KANSERİNDE D VİTAMİNİNİN KATKISI:
VAKA SUNUMU
PROSTAT KANSERİ
Huriye Şenay Kızıltan1, Ali Hikmet Eriş2
1
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı, İstanbul
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi, Nükleer Tıp Anabilim Dalı, İstanbul
2
Amaç: Hormon dirençli prostat kanserli hastalarda hızla progresyon görülmektedir. Genellikle 2. Ve 3. Seri tedavilere alınan cevap oranları düşüktür. D vitamininin prostat kanserinden korunmada önemli olduğu bildirilmiştir. Prostat kanseri
tedavisinde de katkısı olabileceğine ışık tutması açısından bu hastadan alınan netice önemlidir.
Vaka: 63 yaşında erkek hasta bel ve kasıklarında şiddetli ağrı, yürüyememe şikayetleri ile Üroloji bölümüne başvurmuştu. Prostat bezinden alınan biopside prostat
adeno kanseri, Tüm Vücut Kemik Sintigrafisinde lomber vertebralarda, pelviste
yaygın kemik metastazları, Prostat Spesific Antigen (PSA) başlangıç değeri 100
üzeri olarak tesbit edilmişti. 3 aylık kürlerle Löprolid asetat ve bikalutamid içeren hormonoterapi başlanan hastanın pelvis kemik bölgesine 200cGy fraksiyonla total 5000cGy palyatif radyoterapi yapılmıştır. Ağrılarında tam palyasyon elde
edilen hasta yürümeye başlamıştır. 9 ay sonra ağrıları yeniden başlayan hastada kemik metastazlarında progresyon nedeni ile Lomber vertebralarına 300 cGy fraksiyonla 10 fraksiyonda total 3000cGy radyoterapi yapılmış. Ağrıda %50 palyasyon
elde edilmiştir. 3 ay sonra ağrılarında progresyon görülen hastaya 300.000IU D3
(25-Hidrokxy cholecalciferol) vitamini oral olarak verildikten 1 hafta sonra ağrılarında tama yakın palyasyon elde edilmiş, hasta yeniden mobilize olmuştur. Genel
durumu düzelen hastaya medikal onkolojide konsolidasyon amaçlı 1 kür paklitaksel yapıldıktan sonra hızla progresyon gelişmiştir.
Bulgular: Palyatif radyoterapi sonrası ağrılarda %100 palyasyon elde edilmiştir.
Karnofski performans skoru %50’den %90’a çıkmıştır. Progresyonsuz yaşam 9 aydır. Nüks sonrası palyatif lomber radyoterapi ile ağrılarda %50 palyasyon elde edilmiştir. PSA değeri 4’e kadar gerilemiştir.2. Nüks ve D3 vitamini sonrası ağrılarda
%80 palyasyon elde edilmiştir. Karnofski skoru %50’den %80’e çıkmıştır. Nüks
sonrası Progresyonsuz yaşam 3 aydır. 1 kür pacitaxelden 2 gün sonrasında hasta
performansı%80’den %40’a düşmüş ve progresyon gelişmiştir.
282
11. Üroonkoloji Kongresi
6-10 Kasım 2013, Antalya
283
PROSTAT KANSERİ
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri D vitamini, PSA, kemik metastazları
POSTER
Tartışma: Prostat kanserinde D3 vitaminin katkısını gösteren önemli bir deneyimdir. D3 vitamini sonrası elde edilen %80 ağrı palyasyonu ve performansta ki
belirgin düzelmenin erken yapılmış gereksiz bir kemoterapi ile negatif bir sonuca
dönüştüğü düşünülmüştür. Prostat kanserinden korunmada olduğu gibi, nüks ve
metastatik veya hormon dirençli prostat kanserlerinde de D3 vitamini ile destek
tedavisi diğer tedavilere eklenmelidir.
POSTER
P088
TRUS EŞLİĞİNDE YAPILAN PROSTAT İĞNE BİYOPSİSİNİN ALT ÜRİNER
SİSTEM SEMPTOMLARINA VE ÜROFLOVMETRİK PARAMETRELERE ETKİSİ
PROSTAT KANSERİ
Ercan Kazan, Mehmet Dündar, Alper Nesip Manav
Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Aydın
Amaç: Bu prospektif çalışmada, transrektal ultrasonografi (TRUS) eşliğinde prostat iğne biyopsisinin alt üriner sistem semptomlarına ve üroflowmetrik parametreler üzerine etkisini araştırdık.
Gereç-Yöntem: Nisan 2012 ile Ocak 2013 arasında prostat kanseri şüphesi ile TRUS
ile biyopsi yapılan 100 hasta çalışmaya alındı. Biyopsi öncesi fizik muayane, biyokimya, PSA, tam idrar analizi yapıldı, uluslar arası prostat semptom skoru (IPSS),
üroflowmetri, rezidüel idrar volümü değerlendirildi. Prostat kanseri şüphesi olanlara
prostat volumu ile beraber oniki kadran biyopsi yapıldı. Biyopsi sonrası birinci ve
yedinci günde üroflowmetri, rezidü idrar volumü, tam idrar analizi yapıldı. Yedinci
günde IPSS tekrar değerlendirildi. İstatistiksel değerlendirme SPSS 14.0 programı
kullanılarak Wilcoxon, Kruskal-Wallis ve Friedman testleri kullanılarak yapıldı.
Bulgular: Biyopsi sonrasında tepe akım hızında ve IPSS de biyopsi öncesi değerlere
göre istatistiksel anlamlı değişiklik izlenmedi. Yaş, prostat volumü, PSA değeri, PRİ
bulgusu, histopatolojik tanıya göre oluşturulan alt gruplarda da biyopsi sonrası tepe
akım hızı ve IPSS değerlendirmelerindeki değişiklik istatistiksel anlamlı bulunmadı. IPSS alt grupları içinde biyopsi sonrası tepe akım hızında ve tepe akım hızı alt
grupları içinde biyopsi sonrası IPSS değerlerinde istatistiksel anlamlı bir değişiklik
saptanmadı. Biyopsi sonrası yedinci günde rezidü idrar miktarında ve eritrositüride
istatistiksel anlamlı artış gözlendi. Akut üriner retansiyon üç hastada (%3) gözlendi,
bu olguların prostat volümleri 50 cc üzerinde ve patolojileri benigndi. İki hastada
(%2) hastaneye yatırılarak tedavi edilen idrar yolu enfeksiyonu gelişti.
Sonuç: TRUS eşliğinde prostat iğne biyopsisinin alt üriner sistem semptomlarına
ve üroflowmetrik parametrelerde istatistiksel anlamlı bir fark oluşturmadığı kanaatindeyiz. Prostat volümü büyük ve benign histopatolojik tanı saptanan olgular
akut üriner retansiyon için riskli olabilir.
Anahtar kelimeler: AÜS, IPSS, Prostat biyopsisi
284
11. Üroonkoloji Kongresi
BİYOPSİDE YÜKSEK DERECELİ PROSTATİK İNTRAEPİTELYAL NEOPLAZİ
VEYA MALİGNİTE KUŞKULU ODAK VARLIĞINDA TUR-P SONUÇLARI
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, İzmir
2
Amaç: Çalışmamızda prostat biyopsilerinde yüksek dereceli prostat intraepitelyal
neoplazi (HGPIN) veya malignite kuşkulu odak (MKO) saptanan ancak ileri derecede obstrüksiyon bulguları nedeniyle transüretral prostat rezeksiyonu (TURP)
uygulanan hastaların histopatolojik sonuçları karşılaştırılmaktadır.
Materyal-Metod: Ocak 2005’ten Haziran 2013’e kadar kliniğimizde PSA yüksekliği ya da parmakla rektal muayene bulgusu nedeniyle TRUS eşliğinde prostat biyopsisi yapılan ve patolojisi HGPIN veya malignite kuşkulu odak olarak gelen 465
hastanın verileri incelendi. Bu olgulardan TURP uygulanan 58 hastanın (42’si
HGPIN, 16’sı MKO) verileri karşılaştırıldı.
Bulgular: TURP uygulanan 58 hastanın 4’ünde (%6.9) prostat kanseri (Pca) saptandı.
H-PIN olan olgularının 4 tanesinde prostat kanseri tespit edildi. Malignite kuşkulu
odak içeren olguların hiçbirinde kanser görülmedi. Hastaların demografik ve klinik
verileri Tablo 1’de verilmiştir. Prostat kanseri saptanan olguların ikisinin patoloji sonucu T1a 3+3=6, birinin T1b 3+4=7 ve sonuncusunun ise T1b 4+3=7 olarak geldi.
Tablo 1. Biyopsi sonucuna göre hastaların demografik verileri ve TURP patolojileri
Malignite kuşkulu odak n=16
H-PIN n=42
p
Yaş (yıl)
63,88±6,71
64,19±7,16
0,879
PSA (ng/ml)
7,54±3,74
7,69±4,62
0,909
PSAD (ng/ml/cm3)
0,15±0,09
0,17±0,16
0,652
Pozitif rektal tuşe bulgusu
3 (%18,7)
2 (%4,7)
0,090
Benign
14 (%87,5)
36 (%86)
1
H-PIN
2 (%12,5)
1 (%2,3)
0,181
Malignite kuşkulu odak
0
1 (%2,3)
1
Prostat kanseri
0
4 (%9,4)
0,567
TURP Patolojisi
6-10 Kasım 2013, Antalya
285
PROSTAT KANSERİ
Şakir Ongün1, Ozan Bozkurt1, Ömer Demir1, Kaan Çömez1, Aykut Kefi1,
Burçin Tuna2, Kutsal Yörükoğlu2, Güven Aslan1
POSTER
P089
POSTER
PROSTAT KANSERİ
Sonuç: Biyopside H-PIN veya malignite kuşkulu odak olan olgularda erken dönemdecerrahi endikasyon varlığında geciktirilmeden TUR-P uygulanabilir. Bu
işlemin kanser tanısında çok belirgin bir önemi yoktur. Klinisyen rektal inceleme
ve PSA değerlerine göre kanser şüphesi taşıyorsa re-biyopsi veya satürasyon biyopsilerini TUR-P sonrası dönemde gerçekleştirmelidir.
Anahtar kelimeler: Malignite kuşkulu odak, TUR-P, yüksek dereceli prostatik intraepitelyal
neoplazi
286
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P090
DAHA ÖNCE YAPILAN PROSTAT BİYOPSİLERİNDE KANSER
SAPTANMAYAN YÜKSEK RİSKLİ HASTALARDA PROSTAT
SATURASYON BİYOPSİSİ
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, İzmir
2
Amaç: Prostat spesifik antijen (PSA) yüksekliği ya da parmakla rektal muayene
bulgusu nedeniyle transrektal ultrasonografi (TRUS) eşliğinde iki kez prostat biyopsisi yapılan ve sonucu negatif gelen hastalarda prostat satürasyon biyopsisinin
tanısal değerinin incelenmesi amaçlanmıştır.
Materyal-Metod: Ocak 2005’ten Haziran 2013’e kadar kliniğimizde prostat satürasyon biyopsisi yapılan 89 hasta çalışmaya alındı. Bu hastaların hepsinden sedasyon anestezi altında TRUS eşliğinde 24 kor biyopsi alındı. Bu hastaların 12’sine
(%13,4) rektal tuşe (RT) bulgusu, 29’una (%32,5) malignite kuşkulu odak, 26’sına
(%29,2) yüksek PSA değeri, 22’sine (%24,7) yükselen PSA değerleri nedeniyle satürasyon biyopsisi yapıldı.
Bulgular: Hastaların ortalama PSA değerleri 10,47±6,35 ng/ml, yaşları 63,03±6,08
ve prostat volümleri 64,3±30,8 cc idi. Saturasyon biyopsisinde %46’sının sonucu
benign (prostat dokuları ve prostatit), %28’inin HGPIN, %8’inde malignite kuşkulu odak ve %18’inde prostat adenokarsinomu (PCA) saptandı. Rektal tuşe bulgusu nedeniyle satürasyon biyopsisi yapılan hastaların %25’inde, malignite kuşkulu odak nedeniyle yapılanların %20’sinde, yüksek PSA nedeniyle yapılanların
%19’unda ve yükselen PSA nedeniyle yapılanların %9’unda prostat kanseri saptandı. Patolojisi prostat kanseri gelen 16 hastadan 10’unun Gleason skoru 3+3=6,
6’sının ise 3+4=7 olarak geldi. Saturasyon biyopsisi patolojisi benign, HGPIN ya
da malignite kuşkulu odak olarak gelen 17 hastaya transüretral prostat rezeksiyonu (TURP) yapıldı. TURP yapılan hastaların tümünün patolojisi benign olarak
geldi.
Sonuç: Saturasyon biyopsisi sonucunda prostat kanseri saptanma olasılığı çalışmamızda nispeten düşük bulunmuş ve prostat kanseri olgularının büyük bölümü
aktif izlem için uygun bulunan düşük risk grubunda yer almaktadır. Sonuçlarımız
6-10 Kasım 2013, Antalya
287
PROSTAT KANSERİ
Şakir Ongün1, Ozan Bozkurt1, Ömer Demir1, Kaan Çömez1, Güven Aslan1,
Burçin Tuna2, Kutsal Yörükoğlu2, Uğur Mungan1
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, prostat biyopsisi, satürasyon biyopsisi
PROSTAT KANSERİ
POSTER
gözönüne alındığında saturasyon biyopsisi uygulanan hasta grubunun PSA ve RT
ile güvenle takip edilebileceğini, gerekirse AÜSS için gerekli tedavilerin yapılarak
biyopsi tarihinin güvenle ertelenebileceğini söyleyebiliriz.
288
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P091
Evren Süer, Mehmet İlker Gökçe, Ömer Gülpınar, Adil Güçal Güçlü,
Perviz Hacıyev, Çağatay Göğüş, Kadir Türkölmez, Sümer Baltacı
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Çalışmamızın amacı, radikal retropubik prostatektomi yapılan ve biyopsi
patoloji sonuçlarına göre Gleason skorunda artış gözlenen olguların onkolojik sonuçlarını değerlendirmek ve bu tümörlerin ilk biyopsi Gleason skorunun özelliklerini mi yoksa radikal retropubik prostatektomi Gleason skorunun özelliklerini
mi gösterdiğini belirlemektir.
Materyal-Metod: Kliniğimizde Ocak 1994 ve Mayıs 2011 tarihleri arasında radikal retropubik prostatektomi yapılan 632 hastanın verileri retrospektif olarak
incelenmiştir. Yaş, preoperatif PSA değeri, klinik evre, biyopsi Gleason skoru,
prostat hacmi, radikal prostatektomi materyalinin Gleason skoru, cerrahi sınır
pozitifliği, patolojik T evresi ve biyokimyasal nüks verileri değerlendirmeye alınmıştır. Gleason skoru uyumlu olan ve artmış olan tümörlerdeki biyokimyasal nüks
oranları karşılaştırılmıştır.
Bulgular: Olguların 378’ inde (%59,8) Gleason skorunda uyumluluk ve 183’ünde
(%28,9) Gleason skorunda artış izlenmiştir. Gleason skorlarında artış izlenen tümörlerde, Gleason skorları uyumlu olanlara göre, biyokimyasal nüks riskinin artmış olduğu görülmüştür. Çok değişkenli analizlerde; serum PSA düzeyi, patolojik
T evresi ve Gleason skorundaki artışın biyokimyasal nüks için bağımsız risk faktörleri olduğu gösterilmiştir. Yaş ve prostat hacmi bağımsız risk faktörleri olarak
saptanmamıştır.
Sonuç: Gleason skorları uyumlu olanlarla kıyaslandığında, biyopsi Gleason skoruna göre artış gösteren tümörler daha agresif özellik gösterip, biyokimyasal nüks
için daha risklidir. Bu durum hastaların ¼’ ünde görülebilmektedir. Şu an, Gleason
skorlarında artış olabilecek hastaları önceden belirleyemediğimizden; daha az
6-10 Kasım 2013, Antalya
289
PROSTAT KANSERİ
LOKALİZE PROSTAT KANSERİNDE DAHA AZ İNVAZİV TEDAVİ
SEÇENEKLERİNİN TARTIŞILDIĞI OLGULARDA, RADİKAL
PROSTATEKTOMİ PATOLOJİSİNİN GLEASON SKORUNDA, PROSTAT
BİYOPSİ GLEASON SKORUNA GÖRE ARTIŞ OLMASI
NE KADAR ANLAMLIDIR?
Anahtar kelimeler: Gleason skorunda artış, prostat biyopsisi, prostat kanseri
PROSTAT KANSERİ
POSTER
invaziv tedavi seçenekleri için uygun kriterlere sahip hastalara, Gleason skorundaki artış riskinden ve daha kötü bir klinik seyir olasılığından bahsetmemiz gerekir.
290
11. Üroonkoloji Kongresi
İLK BİYOPSİ SONUCU MALİGNİTE KUŞKULU ODAK VE EŞLİK EDEN
YÜKSEK DERECELİ İNTRAEPİTELYAL NEOPLAZİ GELEN HASTALARIN
TEKRAR BİYOPSİ SONUÇLARI
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, İzmir
2
Giriş: Malignite kuşkulu odak (MKO), kesin prostat kanseri (PCA) tanısı koyduracak düzeyde olmayan, atipik bezlerin varlığını ifade eden histopatolojik bir tanıdır. Malignite kuşkulu odak saptanan olgularda tekrar biyopsilerinde PCA çıkma olasılığı yüksektir (%42-60). Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi
(HGPIN) saptanan olgularda ise tekrar biyopsilerinde PCA çıkma olasılığı, eski
literatür bilgilerinin aksine, diğer olgulardan daha yüksek değildir. Çalışmamızda
ilk biyopsi sonucu malignite kuşkulu odak olarak gelen hastaların tekrar biyopsi
sonuçlarını değerlendirdik.
Materyal-Metod: Ocak 2005’ten Haziran 2013’e kadar kliniğimizde PSA yüksekliği ya da parmakla rektal muayene bulgusu nedeniyle transrektal ultrasonografi
(TRUS) eşliğinde prostat biyopsisi yapılan 2758 hastadan patolojisi malignite
kuşkulu odak olarak gelen 112 hasta çalışmaya alındı. Hastalardan lokal anestezi
altında ilk biyopside 10 kor ve ikinci biyopside ise 12 kor biyopsi örneği alındı.
Bulgular: İlk biyopsi sonucu malignite kuşkulu odak olarak gelen 112 hastadan
47’sinde eşlik eden HGPIN mevcuttu. 112 hastaya tekrar biyopsi uygulandı. Bu
hastaların %44’ünün sonucu benign (prostat dokuları ve prostatit), %13’ünün
HGPIN, %9’unda malignite kuşkulu odak ve %34’ünde PCA saptandı. Eşlik eden
HGPIN olması durumunda tekrar biyopside PCA gelme oranı %30, eşlik eden
HGPIN olmaması durumunda ise %37 olarak bulundu. Tekrar biyopsi yapılan
hastalardan sonucu PCA gelen 38 hasta ile diğer 74 hasta yaş, rektal tuşe bulgusu
ve eşlik eden HGPIN durumuna göre karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı sonuca ulaşılamadı (Tablo 1). Ancak sonucu PCA gelen hastaların prostat spesifik
antijen(PSA), PSA dansitesi (PSAD)’leri istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde diğer hastalardan daha yüksekti (p<0.05) (Tablo 1).
6-10 Kasım 2013, Antalya
291
PROSTAT KANSERİ
Şakir Ongün1, Ozan Bozkurt1, Ömer Demir1, Kaan Çömez1, Güven Aslan1,
Burçin Tuna2, Kutsal Yörükoğlu2, Adil Esen1
POSTER
P092
POSTER
PROSTAT KANSERİ
Sonuç: Biyopsi sonucunda malignite kuşkulu odağa eşlik eden HGPIN bulunması durumu tekrar biyopsilerde PCA çıkma olasılığını arttırmamaktadır. Biyopsi
sonucu malignite kuşkulu odak gelen hastaların artmış PCA olasılığı nedeniyle
tekrar biyopsi açısından değerlendirilmeleri gerekir.
Anahtar kelimeler: prostat biyopsisi, malignite kuşkulu odak, yüksek dereceli intraepitelyal
neoplazi
Tablo 1. Malignite kuşkulu odak tanısı sonrası ikinci biopsi patolojisi prostat kanseri gelen ve diğer hastaların klinik
verilerinin karşılaştırılması
Prostat kanseri
n=38
Diğer sonuçlar (HGPIN, benign ve
malignite kuşkulu odak) n=74
p
Yaş (yıl)
63,63±6,81
62,80±6,60
0,533
PSA (ng/ml)
10,03±6,00
5,98±2,85
<0,0001
<0,0001
PSAD (ng/ml/cm3)
0,24±0,18
0,14±0,08
Eşlik eden HGPIN
14 (%36,8)
33 (%44,5)
0,431
Pozitif rektal tuşe bulgusu
6 (%15,7)
14 (%18,9)
0,682
292
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P093
STANDART 12-KADRAN PROSTAT İĞNE BİYOPSİSİNE ANTERİOR
APİKAL ÖRNEKLEMENİN EKLENMESİNİN PROSTAT KANSERİ
TANISINA ETKİSİ
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İzmir
Giriş: Prostatın apeksi anteriordan distal prostatik üretraya doğru uzanmakta
olup bu bölgedeki apikoanterior kanserleri rektal tuşede palpe etmek ve biyopside örneklemek zordur. Bu çalışmada ilk defa transrektal ultrason(TRUS) eşliğinde 12-kadran prostat biyopsisi(pxbx) yapılacak hastalarda anterior apikal(AAp) kadran biyopsilerinin rutin alınmasının prostat kanseri(PCa) tanısına etkisi
incelenmektedir.
Materyal–metod: Çalışmaya Ocak-Haziran 2013 tarihleri arasında PSA değeri
2,5ng/ml üzerinde olan 308 hasta alındı. Pxbx öyküsü olan, PSA değeri 100ng/
ml üzerinde ve AUA kriterlerine uymayan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Uygun
antibiyotik profilaksisi sonrasında 245 hastaya 10ml %1 lidokain ile periprostatik
blokajı takiben 18G iğne kullanılarak pxbx yapıldı.Standart 12 kadran pxbx sonrasında önce sağdan olmak üzere apeks ile üretranın birleştiği lokalizasyondan AAp
kadran bx’leri alındı. Ağrıyı değerlendirmek için 10 puanlı Vizüel Analog Skala
(VAS) kullanıldı, sağ ve sol AAp kadran ağrıları ayrı olarak kaydedildi.
Sonuç: Ortalama(ort.) biyopsi ağrısı 0,71, ort. sağ ve sol anterior apeks biyopsi
ağrısı 1,21 ve 1,26 saptanmış olup AAp bx ağrısının yüksek olması istatistiksel olarak anlamlıdır(p<0.05). PCa tanısı alan 79 hastada (%32,2) kanser en fazla lateral
kadranlarda saptanmış olup PCa tanısına en fazla (%14,7) katkısı olan alan ise
lateral mid kadran olarak tespit edildi. AAp örneklemenin tanıya katkısı %11 olarak bulundu. İzole tek kadranda PCa saptanan 17 hastada, en çok 3 hasta ile sol
lateral tabanda PCa saptanmasına rağmen anatomik bölgelere göre AAp(n=5) en
fazla tanı koyduran kadrandır. Eğer hastalara sadece 12-kadran pxbx yapılmış olsaydı PCa tanı oranı %30,2 olacaktı ancak eklenen yeni 2 kadran sayesinde bu oran
%32,2’ye yükselmiş olup bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır(p=0.039). İzole
sadece AAp ile PCa tanısı konanlar(n=5) ile diğer PCa tanısı konanlar(n=74)
6-10 Kasım 2013, Antalya
293
PROSTAT KANSERİ
Rahmi Gökhan Ekin, Özgür Çakmak, Hüseyin Tarhan, Burak Özçift,
Yusuf Özlem İlbey, Gökhan Koç, Oğuz Mertoğlu, İlker Akarken,
Naciye Ümit Bayol, Ferruh Zorlu
POSTER
PROSTAT KANSERİ
incelendiğinde yaş, BMI, PSA değeri, prostat volümü, VAS ve Gleason skorları arasında istatistiksel fark saptanmamış olup sadece IPSS(p=0,038) ve PSA <10ng/ml
subgrubunda(p=0,031) istatistiksel farklılık bulundu. Ayrıca izole AAp tutulumu
olan tüm PCa’ların gleason skoru 3+3 olup ve bu tümörler kadranın en fazla %10’
unu tutmaktaydı.
Yorum: Anterior apeks kadran örneklemesi biyopsi ağrısını arttırmasına rağmen
PCa tanısını arttırması nedeniyle 12-kadran pxbx planlanan düşük IPSS skoru ve
PSA değeri 10 ng/ml altında olan hasta grubunda göz önünde bulundurulmalıdır.
Anahtar kelimeler: Anterior apikal kadran biyopsisi, Prostat Ca
Şekil 1. (A) Prostat biyopsi şeması üzerinde 14 kadranda kanser yakalanma sıklığı (gösterilen yüzdeler, aynı lokalizasyonda alınan toplam kadran sayısının
o lokalizasyonda kanser saptanan kadran sayısıına oranından elde edilmiştir). (B) Prostat biyopsi şeması üzerinde izole kanser saptanan kadran sayısı (sadece
tek kadran pozitif olan kanser vakalarını göstermektedir)
294
11. Üroonkoloji Kongresi
Ortalama yaş (yıl)
POSTER
Tablo 1. Hasta ve tümör ile ilgili özellikler
63,20 ± 7,0
(40-83)
Ailede Prostat Kanseri Öyküsü
Var
230 (%93,9)
15 (%6,1)
Ortalama IPSS
9,77 ± 6,6
(0-33)
Ortalama PSA (ng/ml)
9,67 ± 6,8
(1,16-79,6)
PROSTAT KANSERİ
Yok
PSA Aralıklarına Göre Hastaların Dağılımı
PSA <10 ng/ml (n)
166 (%67,8)
PSA 10-20 ng/ml (n)
51 (%20,8)
PSA >20 ng/ml (n)
Ortalama Prostat Volumü (cm3)
28 (%11,4)
43,81 ± 24,5
(12-216)
PRİ Anormallik
Var
38 (%15,5)
Yok
207 (%84,5)
VAS
Parmakla Rektal İnceleme
1,12 ± 0,1
Prob
3,06 ± 2,5
Periprostatik Blok
0,53 ± 1,1
Biyopsi
0,71 ± 1,3
Sağ Anterior Apeks
1,21 ± 1,6
Sol Anterior Apeks
1,26 ± 1,6
Adenokarsinom Tanısı Alan Hasta Sayısı
79 (%32,4)
Ortalama Pozitif Kadran Sayısı
5,10 ± 4,4
Gleason Skoruna Göre Hastaların Dağılımı
3+3
46 (%58,2)
3+4
6 (%7,5)
4+3
13 (%16,5)
4+4
7 (%8,9)
4+5
4 (%5,1)
5+4
3 (%3,8)
6-10 Kasım 2013, Antalya
295
POSTER
PROSTAT KANSERİ
Tablo 2. Tümör saptanan kadranların dağılımı
Pozitif kadran sayısı
İzole pozitif kadran sayısı
14-Kadrana Göre Dağılım
Sağ Lateral Apeks
25 (%10,2)
1
Sağ Lateral Mid
35 (%14,3)
1
Sağ Lateral Taban
31 (%12,7)
1
Sağ Medial Apeks
22 (%9)
Sağ Medial Mid
28 (%11,4)
Sağ Medial Taban
26 (%10,6)
2
Sol Lateral Apeks
27 (%11,0)
Sol Lateral Mid
37 (%15,1)
2
Sol Lateral Taban
37 (%15,1)
3
Sol Medial Apeks
27 (%11,0)
1
Sol Medial Mid
32 (%13,1)
Sol Medial Taban
28 (%11,4)
1
Sağ Anterior Apeks
29 (%11,8)
3
Sol Anterior Apeks
25 (%10,2)
2
Anatomik Lokalizasyona Göre Dağılım
Lateral Apeks
52 (%10,6)
1
Lateral Mid
72 (%14,7)
3
Lateral Taban
68 (%13,9)
4
Medial Apeks
49 (%10,0)
1
Medial Mid
60 (%12,2)
2
Medial Taban
54 (%11)
1
Anterior Apeks
54 (%11)
5
296
11. Üroonkoloji Kongresi
KASTRASYONA DİRENÇLİ METASTATİK PROSTAT KANSERLİ HASTALARDA
DOCETAXEL ÖNCESİ ABİRATERON ASETAT BİR SEÇENEK MİDİR?
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Kastrasyona dirençl,i kemo-naif metastatik prostat kanserli hastalarda bir
androjen biyosentez inhibitörü olan abirateron asetatın etkinliği değerlendirildi.
Metod: Docetaxel kemoterapisi almamış kastrasyona dirençli metastatik prostat
kanserli 5 hastaya oral olarak günlük 1000 mg abirateron asetat ve 10 mg prednizon tedavisi başlandı. ECOG (Eastern Cooperative Oncology Group) performans
statüsü 2’nin üstünde olan, serum transaminaz seviyeleri yüksek (normal değerden
2.5 kat fazla), kronik karaciğer hastalığı, veya kontrol edilemeyen hipertansiyonu
olan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. PSA cevap oranı (Tedavinin 6. haftasında
ölçülen PSA düzeyinde ilk PSA düzeyine oranla %50 veya daha fazla azalma görülen hastaların oranı) ve yan etki profili değerlendirildi.
Bulgular: Median yaşı 75 olan (62 – 79) 5 hasta ortalama 4.6 ay takip edildi. İki
hastaya docetaxel allerjisi, 2 hastaya ise ciddi kardiyak morbidite nedeniyle, 1 hastaya ise kendi isteğiyle abirateron asetat tedavisi başlandı. Tedavi öncesi ortalama
serum PSA seviyesi 16.66 ng/ml idi. Abirateron asetata başlandıktan sonraki ilk
1 ay içinde haftalık olarak karaciğer fonksiyon testleri kontrol edildi. Tedavinin
6. haftasında bakılan PSA sonucu, 3 hastada (%60) serum PSA seviyelerinde
%50’den fazla azalma gözlendi ve tedavi boyunca PSA seviyesindeki düşme devam
etti. Bir hastada 12. haftanın sonunda %50’den fazla azalma olurken, 1 hastada
PSA progresyonu gözlendi. En sık görülen yan etki halsizlik idi (%80). Bir hastada mineralokortikoid seviyelerindeki artışa bağlı olarak sıvı retansiyonu ve ödem
gözlendi. Hastaların hiçbirinde karaciğer toksisitesi veya hipokalemi gözlenmedi.
Sonuç: Abirateron asetat, kastrasyona dirençli kemo-naif prostat kanserli hastalarda düşük yan etki profilli, etkili bir tedavi yöntemi olarak docetaxel kemoterapisine alternatif olabilir.
Anahtar kelimeler: Metastatik prostat kanseri
6-10 Kasım 2013, Antalya
297
PROSTAT KANSERİ
Sertaç Yazıcı, Burhan Özdemir, Alp Tuna Beksaç, Bülent Akdoğan,
Haluk Özen
POSTER
P094
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P095
KASTRASYONA VE DOCETAXELE DİRENÇLİ METASTATİK PROSTAT
KANSERLİ HASTALARDA ABİRATERON ASETAT TEDAVİSİ SONRASI
ÜÇÜNCÜL TEDAVİ OLARAK KABAZİTAKSEL
Sertaç Yazıcı, Mustafa Erman, Mesut Altan, Emrullah Söğütdelen,
Bülent Akdoğan, Haluk Özen
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Kastrasyona ve docetaxele dirençli metastatik prostat kanserli hastalarda
abirateron asetatın tedavisi sonrası üçüncül tedavi olarak kabazitakselin etkinliği
değerlendirildi.
Metod: Docetaxel kemoterapisi sonrası abirateron asetat tedavisine direnç gelişen kastrasyona dirençli metastatik prostat kanserli 4 hastaya kabazitaksel 25mg/
m2 iv infüzyon şeklinde 3 haftada bir G-CSF profilaksisi ile birlikte verildi. Tüm
hastaların ECOG (Eastern Cooperative Oncology Group) performans statüsü 0
veya 1 idi. Altı kür kabazitaksel tedavisi sonras klinik cevap, ağrı cevabı ve yan etki
profili değerlendirildi.
Bulgular: Median yaşı 69 olan (62 – 77) 4 hasta ortalama 6.2 ay takip edildi. Kabazitaksel tedavisi öncesi ortalama serum PSA seviyesi 289 ng/ml idi.
Abirateron asetat tedavisi sırasında 3 hastada PSA progresyonu ile birlikte radyolojik progresyon, 1 hastada ise sadece PSA progresyonu gelişmişti. Her siklus
öncesi PSA düzeyi, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri, hemogram ve ağrı skoru
değerlendirildi. Üç hastada 6 siklus sonunda, 1 hastada ise 4 siklus sonunda yapılan
değerlendirme sonucu 2 hastada PSA progresyonu izlenirken, 2 hastanın ise PSA
düzeylerinde ilk PSA düzeyine oranla %50’den fazla azalma gözlendi. Karaciğer
metastazı olan bir hastanın lezyonunda 6. kür sonunda yapılan görüntülemede belirgin regresyon gözlendi. PSA cevabı alınan 2 hastada da opioid analjezik ihtiyacı
azaldı ve ağrı skorlarında anlamlı düşme kaydedildi. Sadece 1 hastada grade 1-2
nötropeni gözlendi.
Sonuç: Docetaxel kemoterapisi sonrası abirateron asetat tedavisine direnç gelişen
kastrasyona dirençli metastatik prostat kanserli hastalarda kabazitaksel tedavisi etkin ve kullanılabilir bir alternatiftir.
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, docetaxel kemoterapi
298
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P096
KLİNİK EVRE T2 MESANE TÜMÖRLERİNDE RADİKAL SİSTEKTOMİ
SONRASI YÜKSEK EVRELEME: PREDİKTE EDEN FAKTÖRLER VE
PROGNOZA ETKİSİ
1
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
2
Amaç: Çalışmada amaç klinik evre T2 (cT2) mesane tümörü tanısıyla radikal sistektomi uygulanan olgularda, nihai patolojileri aynı kalan (pT2) ve patolojik evresi yükselen hastaların sağkalımlarının karşılaştırılması ve evrenin yükselmesini
predikte eden faktorlerin incelenmesidir.
Hastalar ve Yöntem: Çalışmada Ocak 1990 - Aralık 2012 tarihleri arasında kliniğimizde radikal sistektomi uygulanan ve düzenli takip sonuçları olan 295 hastanın kayıtları retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Patolojisi urotelyal karsinom dışı olan hastalar ile neoadjuvan kemoterapi veya radyoterapi alan hastalar
çalışma dışı bırakılmışlardır. Evre cT2 olan hastalar nihai patolojileri aynı kalanlar (pT2-Grup1) ve evresi yükselenler (>pT2-Grup2) olarak iki gruba ayrılarak
hastalığa özgü sağkalım (HÖS) ve genel sağkalım (GS) açısından karşılaştırılmış ve çok değişkenli analiz yapılarak yüksek evrelemeyi predikte eden faktörler
değerlendirilmiştir.
Bulgular: cT2 evre mesane tümörü tanısıyla radikal sistektomi yapılan ve çalışma
kriterlerine uyan 156 hastanın, 54 tanesinde (%34.6), pT2 tümör saptanmıştır.
Otuzaltı hastada pT3 ve 14 hastada pT4 hastalık olmak üzere 50 hastanın (%32)
nihai patolojilerinde ilerleme izlenmiştir. Grup1 ve Grup2 arasında yaş, cinsiyet
ve grade açısından istatiksel fark saptanmamıştır. Preoperatif hidronefroz varlığı (p=0,022), cerrahi sınır pozitifliği (p=0,003), patolojide squamoz differansiyasyon bulunması (p=0,001), LVI (p=0,020), CIS varlığı (p<0,001), lenf nodu
tutulumu (0,043) Grup2’de anlamli olarak yüksek bulunmuştur. Çok değiskenli
analizde squamoz differansiyasyon (HR4,17-p=0,009) ve hidronefroz varlığı (HR
3,28-p=0,003) evre ilerlemesi için bağımsız prediktif faktörler olarak saptanmıştır.
Grup 1 ve 2 arasındaki GS (%50,9-%30,4) ve HÖS (%69-%32,9) farkı istatistiksel
olarak anlamli bulunmuştur (p<0,001)
6-10 Kasım 2013, Antalya
299
MESANE KANSERİ
Çağatay Göğüş1, Cihat Özcan1, İlker Gökçe1, Mete Özkıdık1, Semih Tangal2,
Yaşar Bedük1
POSTER
MESANE KANSERİ
Sonuç: Radikal sistektomi sonrası cT2 hastaların yaklaşık 1/3’ünde yüksek evreleme söz konusudur ve patolojik evrenin ilerlemesi prognozu belirgin olarak kötü
etkilemektedir. Bu hastalarda hidronefroz varlığı ve patolojide histolojik alt tiplerin bulunması yüksek evrelemeye neden olan bağımsız prediktif faktörler olarak
bulunmuştur.
Anahtar kelimeler: Mesane Tümörü, radikal sistektomi, yüksek evreleme
300
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P097
ORTA VE YÜKSEK RİSKLİ KAS İNVAZİV OLMAYAN MESANE
TÜMÖRLERİNDE İNTRAVEZİKAL TERMO-KEMOTERAPİ
UYGULAMASININ ERKEN DÖNEM SONUÇLARI
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İzmir
Amaç: Intravezikal Termokemoterapi (ITK) instilasyonunun orta ve yüksek riskli
kas invaziv olmayan mesane tümörlerine (KIOMT) etkinliğini değerlendirmek.
Gereç-Yöntem: Kliniğimizde Mart 2012 ve Ekim 2012 tarihleri arasında orta veya
yüksek riskli mesane tümörü nedeniyle ITK instilasyonu yapılan 23 KIOMT hastası çalışmaya dahil edildi. Orta risk grubuna giren hastalara 6 hafta boyunca haftada bir uygulama olmak üzere indüksiyon tedavisi verilirken yüksek risk grubuna
giren hastalar indüksiyon tedavisine ek olarak 6 ay boyunca ayda bir uygulama olmak üzere idame tedavisi aldı. Her bir uygulama mesane duvarının 42,5˚C-45˚C
sıcaklığına kadar ısıtıldığı ve 40 mg Mitomisin-C (MMC) kullanıldığı 50 dakikalık bir işlemden oluşuyordu. İndüksiyon tedavisi sonrası hastalar sistoskopik
bakı ve sitolojik inceleme ile değerlendirildi ve şüpheli alan görülmesi halinde bu
alanlar örneklendi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, intrakaviter tedavi öyküsü, T evresi ve
tümör derecesi, eşlik eden karsinoma in situ (CİS) varlığı, rekürrens varlığı, hastalıksız ve progresyonsuz sağkalım verileri incelendi.
Sonuçlar: Ortalama takip süresi 12,3 ay (6-15) olarak bulundu. ITK uygulanan 23
hastanın sadece birinde (%4,3) progresyon saptandı. Radikal sistektomi önerilip
kabul etmemesi üzerine ITK tedavisi başlanan bu hastada T evresindeki progresyon nedeniyle ITK uygulaması sonlandırılarak hastaya mesane koruyucu protokol
uygulandı. İlk 3 ayda sadece bir hastada rekürrens saptandı. Çalışmaya alınan 23
hastanın 4’ünde (%17,4) rekürrens saptanırken rekürrens saptanma süresi ortalama 9,65±4,0 ay olarak bulundu. Rekürrens gözlenen 4 hastanın %50’sinde T evresinde regresyon, %25’inde T evresinde progresyon, %25’inde de aynı T evresinde
rekürrens saptanırken tümör dereceleri 2 hastada (%50) aynı diğer 2 hastada ise
daha düşük olarak bulundu. Kaplan-Meier tahmini hastalıksız sağ kalım analizinde hastaların %87’sinde rekürrens saptanmadı. Hastaların tahmini hastalıksız
6-10 Kasım 2013, Antalya
301
MESANE KANSERİ
Özgür Çakmak, Rahmi Gökhan Ekin, Hüseyin Tarhan, Yusuf Özlem İlbey,
Cemal Selçuk İşoğlu, Hakan Türk, Mehmet Yoldaş, İlker Akarken,
Ferruh Zorlu
POSTER
MESANE KANSERİ
sağkalım süreleri ortalama 14,43 ay olarak bulunurken, CİS eşlik eden ve etmeyen
hastalarda bu süreler sırasıyla 12,44 ay ve 15,05 ay olarak tespit edildi (p=0,201).
Yorum: Orta ve yüksek riskli mesane tümörlerinde (CİS varlığında dahi) adjuvan
tedavi olarak uygulanacak ITK tümör rekürrensi ve progresyonu üzerine olumlu
etkisi olan bir tedavi olarak görünmesine rağmen daha geniş hasta grupları ile daha
uzun takip süreli olarak yapılacak kontrollü çalışmalara gerek vardır.
Anahtar kelimeler: İntravezikal Termokemoterapi, Mesane Tümörü
Şekil 1. A. Kaplan-Meier hastalıksız sağkalım eğrisi B. İntrakaviter termo-kemoterapi öncesinde CİS eşlik eden ve
etmeyen hastaların hastalıksız sağkalım eğrisi.
302
11. Üroonkoloji Kongresi
Ortalama Yaş (yıl)
Erkek / Kadın
Primer Tümör Sayısı
23
68,35 ± 9,9
23/0
14 (%61,9)
9 (%39,1)
7 (%30,4)
MESANE KANSERİ
Rekürren Tümör Sayısı
Önceki İntravezikal Tedavi Sayısı
Ortalama İlk Tanı ile ITK Arası Zaman (ay)
POSTER
Tablo 1. Hastaların demografik ve klinik verileri
Hasta Sayısı
18,9 ± 43,7
Tümör T Evresi
Ta
3 (%13)
T1
18 (%78,3)
İzole CIS
2 (%8,7)
Tümör Derecesi
G1
6 (%26,1)
G3
17 (%73,9)
CIS Sayısı
8 (%34,8)
Rekürrens Saptanan Hasta Sayısı
4 (%17,4)
Progresyon Saptanan Hasta Sayısı
1 (%4,3)
6-10 Kasım 2013, Antalya
303
POSTER
MESANE KANSERİ
P098
İNVAZİV MESANE KANSERLERİNDE ESTRAPERİTONEAL
LENFADENEKTOMİ, EKSTRAPERİTONEAL RETROGRAD SİSTEKTOMİ,
EKSTRAPERİTONEAL İNTESTİNAL KONFÜGİRASYON VE
ÜRETERAL ANASTAMOZ
Yavuz Önol1, Tolga Akman1, İsmail Başıbüyük1, Abdullah Armağan1,
Muhammed Tosun1, Mehmet Remzi Erdem2
1
Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
Haydarpaşa Numune Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
2
Amaç: Transperitoneal radikal sistektomi ve intraperitoneal ortotopik mesane ve
ileal loop oluşturulması invaziv mesane kanseri için standart cerrahi tedavidir. Bu
hastaların morbiditesini azaltmak için uyguladığımız “ekstraperitoneal ekstended
lenfadenektomi, ekstraperitoneal retrograd sistektomi ve estraperitoneal intestinal
konfügirasyon yaklaşım” tekniğini sunuyoruz.
Materyal-Metod: 2000-2013 yıllarında ortalama yaşı 63.5 (45-76) invaziv mesane
kanserli 73 erkek hastaya ekstraperitoneal retrograd sistektomi ve estraperitoneal
intestinal konfügirasyon yaklaşımı uygulandı. Epidural anestezi altında, periton
boşluğuna girilmeden pariatal periton mediale çekilerek genişletilmiş retroperitoneal lenf adenektomi yapıldı. Dorsal venöz kompleks kontrol edildikten sonra
damarsal pediküller bağlanıp mesane kubbesinde bulunan küçük bir periton ile
beraber retrograd sistektomi tamamlandı ve barsak bütünlüğü elle tek tabaka veya
lineer cutter ile sağlandı. Geniş peritoneal flepler kapatıldı böylece barsak segmenti ekstraperitonize edilmiş oldu. Sol üreter sigmoid-mezokolon altında sağ taraf
transfer edildi. Böylece konfugirasyon ve üreterointestinal anastamozlar tamamen
ekstraperitonize edilmiş olup batın boşluğuna idrar kaçağıda engellenmiş oldu.
Bulgular: Ekstraperitoneal yaklaşımda operasyon süresi daha kısa bulundu. 10 hastada barsak distansiyonu gelişti, hiçbirinde reoperasyon gerektirecek ileus görülmedi ve distansiyon 1-2 gün içinde geriledi. Hastaların takiplerinde 1 lokal rekkürrens
görüldü, uzak metastaz gelişen bir hasta 12 ay sonra (postoperatif 2. yılında) ex oldu.
Sonuç: İnvaziv mesane tümörlerinde, ekstraperitoneal yaklaşım, konfugirasyon
anastamoz, güvenli, mınımal gastrointestinal komplikasyonlu ve kısa hastanede
kalış süresi sağlayan önerilecek yöntemdir. Bu teknik, transperitoneal tekniğin en
sık komplikasyonu olan, barsak motilite bozukluğunu azaltan güvenli bir tekniktir.
Anahtar kelimeler: Ekstraperitoneal sistektomi, kasa invazif mesane kanseri
304
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P099
MESANE KANSERİ NEDENİYLE RADİKAL SİSTEKTOMİ VE
ÜRETEROKUTANEOSTOMİ YAPILAN HASTALARDA SONUÇLARIMIZ
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kayseri
Amaç: Mesane kanseri nedeniyle radikal sistektomi ve üreterokutaneostomi yapılan hastaların sonuçlarını değerlendirmek.
Yöntem: Kliniğimizde Ocak 1999-Nisan 2013 tarihleri arasında mesane kanseri
nedeniyle radikal sistektomi yapılan 270 hastadan üreterokutaneostomi yapılan
133 hastanın verileri retrospektif olarak incelendi. Hastaların hepsinde ürotelyal
karsinom mevcuttu. Mesane tümörüne transüretral rezeksiyon ameliyatı yapılan,
patolojisi T2 veya Ta-1 yada Tis olup intrakaviter kemoterapi ve/veya BCG tedavisine dirençli olan hastalar güncel kılavuzlara göre endikasyon konularak ameliyat
edildi (KT1-4NxM0). Standart Lenf nodu (LN) disseksiyonu yapıldı. İstatistiksel
değerlendirmede Kaplan-Meier analizi kullanıldı.
Şekil 1. Lenf noduna göre ve T evresine göre genel sağ kalım, Kaplan-Meier grafikleri
Bulgular: Hastaların yaş ortalamaları 63.01±1.08 yıl ve %15 kadın, %85 erkekti. Patoloji sonucu <T1 18, >T2 115 hastaydı. Çift j çekildikten sonra hastaların
34’ünde üreter ağzında darlık oluştu. Yeniden stent ihtiyacı doğdu. LN tutulumu
olmayan 89 hastaya karşılık 44 hastada LN tutulumu vardı. Ortalama çıkarılan LN
sayısı 12.96±7.88. Ortalama takip süreleri 33.75 (1-144) aydı. Hastaların 53’ü takipte öldü. Cerrahi sonrası 34 hastaya kemoterapi ve 12 hastaya kemoradyoterapi
6-10 Kasım 2013, Antalya
305
MESANE KANSERİ
Abdullah Demirtaş, Volkan Sabur, Numan Baydilli, Emre Can Akınsal,
Deniz Demirci, Oğuz Ekmekçioğlu, İbrahim Gülmez, Atila Tatlışen
POSTER
MESANE KANSERİ
verildi. Kaplan-Meier testine göre patolojik evre ve LN tutulumunun sağ kalımla
anlamlı ilişkisi olduğu görüldü (sırasıyla; p=0.045 ve p<0.001). Yaş ile sağkalım
arasında anlamlı ilişki olmadığı gözlendi (p=0.142).
Sonuç: Radikal sistektomi yapılan hastalarda T evresi ve lenf nodu tutulumu sağ
kalımı öngörmede en değerli faktörler olarak görülmektedir. Beklenen yaşam süresi kısa olan ve diversiyon için kullanılan barsak morbiditelerinden endişe edilen
hastalarda üreterokutaneostomi uygun bir metoddur.
Anahtar kelimeler: Sistektomi, ürotelyal kanser, prognoz
306
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P100
MESANE DİVERTİKÜLÜ İÇERİSİNDE DEV TAŞ VE SARKOMATOİD
DİFERANSİASYON GÖSTEREN TÜMÖR: OLGU SUNUMU
Kenan Öztorun, Fatih Ataç, Süleyman Tümer Çalışkan
Amaç: Mesane divertikülü içinde malign tümör gelişme oranı %1.3-10 arasındadır ve hemen tamamen yetişkinlerde görülür. Mesanede saf ürotelyal hücreli
kanserler dışında sarkomatoid bileşenlerin olduğu tümörler ise oldukça nadirdir.
Sarkomatoid diferansiasyon gösteren ürotelyal hücreli tümörler (SDGT) hakkında yayınlarda olgu sunumları ya da küçük seriler halinde sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Tümörün derinliği ve agresifliği nedeni ile kötü prognoz gösterirler.
Bu çalışmada mesane divertikülü içerisinde dev taş ve SDGT ü bulunan ipsilateral
hidroüreteronefrozlu bir olgunun sunulması amaçlandı.
Olgu: 57 yaş erkek hasta, uzun süredir devam eden alt üriner sistem semptomları
ile kliniğimize başvurdu. Üriner sistem USG’de, sağ böbrekte grade I-II ektazi izlendi ve mesane sağ posterolateral duvarda (sağ üreter orifisini içine alacak şekilde)
kalsifiye kitlesel bir lezyon şüphesi alındı. Kreatinin seviyesi 1.6 mg/dl idi. Yapılan
taş protokollü BT’de, sağ börekte grade II HÜN ve mesane sağ yan duvarda 70x45
mm. çapta hiperdens lezyon izlendi (taş?). Sistoskopisinde mesane tabanı sağ lateralde divertikül ağzı ve buradan mesaneye uzanım gösteren taş izlendi. Sağ üreter
orifisi izlenemedi. Açık cerrahiye karar verilerek suprapubik vertikal insizyonla
girildi. Ekstravezikal olarak divertikül serbestlenmeye çalışıldı ancak özellikle mesane taban kısmında divertikül oldukça yapışıktı. Serbestlenen divertikül duvarı
eksize edilerek taş çıkartıldı. Sağ üreter orifisinin komplet obstrükte olduğu görüldü ve ekstravezikal UNC (Lich Gregoir) yapılarak sağ üretere 6 Fr Double J stent
yerleştirildi.
Bulgular: Divertikül duvarı patoloji raporu; demetler şeklinde iğsi hücrelerden
kurulu, immün histokimyasal çalışmada CK-7 ve Vimentin ile pozitif, DesminSMA, S-100 ve EMA ile negatif boyanmış SDG yüksek dereceli karsinom olarak
raporlandı. Hastanın postoperatif kreatinin değeri 1.1 mg/dl ye geriledi ve yapılan
MRG’ında sağ iliak grupta patolojik LAP ve AC de metastatik nodül saptandı.
Medikal onkoloji ile yapılan değerlendirme sonucu kemoterapi başlandı.
6-10 Kasım 2013, Antalya
307
MESANE KANSERİ
Samsun Gazi Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Samsun
POSTER
MESANE KANSERİ
Sonuç: Mesanede divertikülü vakalarında malignite birlikteliği unutulmamalı ve
hastalar bu açıdan iyi değerlendirilmelidirler. Normal mesane duvarının aksine,
divertikülde kas tabakasının olmaması nedeniyle bu tümörlerin yüzeyel ve invaziv
olarak sınıflandırılması zordur ve kanıta dayalı tıp zemininde tanı ve tedavi algoritmaları belirlemek literatürdeki hasta sayısının yetersizliği nedeniyle mümkün
değildir.
Anahtar kelimeler: Mesane divertikülü içerisinde dev taş, Mesane divertikülünde sarkomatoid
diferansiasyon gösteren tümör
Operasyon öncesi BT
Şekil 1. Sağ hidroüreteronefroz ve mesane sağ lateralinde divertikül içerisinde dev taş
308
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P101
MESANE KANSERİ
BİR SORGULAMA FORMU VE NMP- 22’ NİN BİRLİKTE KULLANIMI
İLE MİKROSKOPİK HEMATÜRİ DEĞERLENDİRMESİNDE RİSKE GÖRE
YAKLAŞIM: ÜROONKOLOJİ DERNEĞİ’ NİN ÇOK MERKEZLİ
BİR ÇALIŞMASI
Levent Türkeri1, Bülent Günlüsoy2, Asıf Yıldırım3, Mustafa Kaplan4,
Sümer Baltacı5, Murat Bozlu6, Naşide Mangır1, Aydın Mungan7
1
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
3
Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
4
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Edirne
5
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
6
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji ANabilim Dalı, Mersin
7
Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Zonguldak
2
Giriş: Mikroskopik hematüri ile başvuran hastalar içinde ürotelyal karsinom (ÜK)
gelişimi açısından daha yüksek riske sahip olanların daha iyi belirlenebilmesine
ihtiyaç vardır. RisikoCheck© sorgulama formu ÜK varlığı ile güçlü bir korelasyon
gösterir ve mevcut diğer testler ile birlikte kullanımının bu sorgulama formunun
etkinliğini arttırabileceğine dair kanıtlar mevcuttur.
Amaç: Bu çalışmanın amacı RisikoCheck© sorgulama formunun NMP-22®
(BladderChek®) ile birlikte bir ‘hasta başı testi’ olarak kullanımının, mikroskopik
hematüri ile başvuran hastalardaki ÜK mevcudiyetini öngörmedeki etkinliğini
değerlendirmektir.
Materyal-Metod: Kasım 2007 ile Ağustos 2010 arasında Türkiye’ deki 7 akademik
merkezde mikroskopik hematüri nedeniyle müracaat eden ve ÜK öyküsü olmayan
toplam 307 hasta prospektif olarak değerlendirildi. Tüm hastalara idrar tahlili/ kültürü, idrar sitolojisi, idrarda NMP- 22, üriner sistem radyolojik incelemesi(USG,
IVP, BT veya MR) yapılmış ve RisikoCheck© risk grupları değerlendirilmiştir.
Ardından tüm hastalara sistoskopi yapılmış ve gerektiğinde şüpheli alanlardan biyopsi alınmıştır. Sistoskopi bulguları altın standart olarak alınarak RisikoCheck©,
NMP-22 ve idrar sitolojisinin özgüllük ve duyarlılıkları hesaplanmıştır.
Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların tümüne sistoskopi yapılmış ve toplam 18
(%5.9) hastada tümör saptanmıştır. İdrar sitolojisi ve NMP- 22 sırasıyla 9 (%3.2)
ve 12 (%7.5) hastada malignite açısından pozitif olarak saptanmıştır. Toplam 43
6-10 Kasım 2013, Antalya
309
POSTER
MESANE KANSERİ
(%14) hasta RisikoCheck© yüksek riskli olarak bulunmuştur. Yüksek riskli grupta
RisikoCheck© sorgulama formunun mesane tümörünü saptamada duyarlılık ve
özgüllüğü sırasıyla %61.5 ve %84’ tür. Pozitif NMP- 22 veya RisikoCheck© yüksek riskli olan hastaların %23.6’ sında mesane tümörü izlenmiştir. Her iki testin
de negatif olduğu durumlarda hastaların %3.3’ ünde mesane tümörü saptanmıştır.
Sonuç: Mikroskopik hematüri ile başvuran hastaların tanısal değerlendirmesinde
RisikoCheck© risk grubu sınıflaması ve NMP- 22 testinin birlikte kullanımı mesane kanseri gelişimi açısından yüksek riske sahip hastaları daha iyi belirleyebilir ve
düşük riskli hastalardaki gereksiz girişimlerin sayısını azaltabilir.
Anahtar kelimeler: Ürotelyal karsinom, RisikoCheck© risk grubu sınıflaması, NMP- 22
Tablo 1. Hastaların çalışmaya alındığı merkezlere göre dağılımı
Merkez
Dahil edilen hasta sayısı
Yüzde (%)
Ankara EAH
31
10.1
Göztepe EAH
62
20.2
İzmir Bozyaka EAH
120
39.1
Marmara Üniversitesi
60
19.5
Mersin Üniversitesi
11
3.6
Trakya Üniversitesi
19
6.2
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi
Toplam
310
4
1.3
307
100
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P102
2 OLGU NEDENİ İLE ÜROGENİTAL LEOMYOM
Mehmet Yücel1, Bekir Aras1, Kadriye Beril Yüksel2, Gizem Akkaş3,
Ayşe Nur Değer3, Mehmet Korkmaz4, Bekir Şanal4
1
Giriş: Leomyomlar bening mezenşimal tümörler olup, üriner sistemde nadiren görülmektedir. Bu posterde mesane ve üretral yerleşimli 2 leomyom olgusu
sunulmaktadır.
Olgu1: 36 yaşında erkek hasta sol yan ağrısı nedeni ile başvurduğu üroloji polikliniğimizde yapılan US’de mesane sol posterolateralde 20x19x18 mm’lik yuvarlak
şekilli kitle izlendi. Kitlenin ekstravezikal yayılım şüpheli görünümü nedeni ile
çekilen MR’ında mesanenin tüm katlarını tuttuğu ve ekstravezikal alana uzandığı görüldü (Şekil 1,2,3). Kitlenin transuretral olarak parsiyel rezeksiyonu ve histopatolojik değerlendirmesinde leomyom ile uyumlu olarak tümör hücrelerinde
immunohistokimyasal aktin ve desmin ile pozitif olarak boyandığı ve tümör hücrelerinde CD117 immunreaktivitesi, sitolojik atipi, mitotik aktivite veya nekroz
izlenmediği görüldü (Resim 4,5). Hasta yakın takibe alındı.
Olgu2: 23 yaşında bayan hasta yaklaşık 2 yıldır idrarda yanma, cinsel ilişkide ağrı ve
vajende ele gelen şişlik şikayetiyle polikliniğimize başvurdu. Yapılan fizik muayenesinde üretra distal kısımdan kaynaklanan ve labyumlar arasından vajen anterior
duvara uzanım gösteren üzeri hiperemik, mobil, yaklaşık 3x3 cm’lik düzgün sınırlı
yumuşak kıvamlı, solid lezyon palpe edildi. Çekilen pelvik manyetik rezonans’da
orta hatta, üretra altında vajen anteriorda yer alan, 31x31 mm. boyutlarında, T1
ağırlıklı kesitlerde hipointens, T2 ağırlıklı kesitlerde homojen hiperintens özellikte lezyon izlendi (Şekil 1). Bu bulgular ışığında hastaya sistoskopi yapıldı, üretra ve
mesane anatomisi normal olarak değerlendirildi. Vajen anterior duvarından lezyon
üzerinden insizyon yapılarak kitle çepeçevre submukozal olarak serbestleştirilerek
üretra tabanından ince diseksiyonlarla enblok olarak çıkarıldı (Şekil 2). Çıkarılan
kitlenin makroskopik incelemesinde psödokapsüllü görünümde 4x3x3 cm boyutlarında solid, krem renkli bir kitle gözlendi. Histopatolojik incelemesinde ise yer
yer ödemli bir stroma içerisinde geniş eozinofilik sitoplazmalı, yuvarlak, monoton,
6-10 Kasım 2013, Antalya
311
MESANE KANSERİ
Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kütahya
Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Kütahya
3
Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Kütahya
4
Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, Kütahya
2
POSTER
MESANE KANSERİ
ince kromatin paternine sahip epiteloid nükleuslar yanı sıra sınırları daha belirsiz
eozinofilik sitoplazmalı, iğsi nükleuslu hücrelerin diffüz biçimde saçıldığı sellüler
nodüler lezyon izlendi. İmmunhistokimyasal incelemede desmin (+), düz kas aktini (+), S100 (-) ve pansitokeratin (-)’liği saptanmıştır.
Tartışma: Leomyomlar uterus dışında genitoüriner traktta nadiren görülen bening tümörler olup, asemptomatik olgularda yakın takip, semptomatik olgularda
cerrahi tedavi gerekebilir.
Anahtar kelimeler: Üretra, Mesane, leomyom
Şekil 1. Mesane ve uretral leomyom
312
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P103
MAKROSKOPİK HEMATURİ NEDENİYLE BAŞVURAN HASTALARDA
ULTRASONOGRAFİ NE KADAR GÜVENİLİR?
Özgü Aydoğdu, Ayhan Karaköse, Yusuf Ziya Ateşçi
Amaç: Bu çalışmada makroskopik hematuri nedeniyle üroloji kliniğine başvuran
hastalarda ultrasonografinin (USG) güvenilirliğinin incelenmesi amaçlanmıştır.
Materyal-Metod: Ağustos 2012-Haziran 2013 tarihleri arasında makroskopik
hematuri nedeniyle üroloji polikliniğinde değerlendirilen, antikoagülan kullanım
öyküsü bulunmayan, üriner USG’si normal olarak raporlanan ve fleksibl sistoskopi
yapılan 64 hastanın (41 erkek, 23 kadın) kayıtları retrospektif olarak incelendi.
Hastaların tümüne iki farklı radyolog tarafından üriner USG yapıldı. Hastaların
fizik muayene bulguları, idrar tetkikleri, USG’ye ilave olarak yapılan tetkikleri ve
fleksibl sistoskopi bulguları incelendi.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 52,4 yıl (34-69) olarak tespit edildi. 21 hastada
beraberinde yan ağrısı da bulunması nedeniyle üriner sistem bilgisayarlı tomografi (BT) ile değerlendirme yapıldı. Üriner sistem BT yapılan hastaların 9’unda
böbrek taşı ve 3’ünde mesane içerisinde lümene uzanım gösteren papiller oluşum
rapor edildi. 19 hastada (%29,6) fleksibl sistoskopide intravezikal papiller tümöral oluşum izlendi ve transüretral mesane tümörü rezeksiyonu yapıldı (TUR-M).
Histopatoloji sonuçlarına bakıldığında TUR-M yapılan hastaların 17’sinde mesane tümörü izlendi. 2 hastada ise patoloji sonucu sistit olarak rapor edildi. Mesane
tümörü tespit edilen hastalardan 6’sında (%35) Ta G1-2, 5 hastada (%30) T1 G12, 3 hastada (%17,5) T1 G3 ve 3 hastada (%17,5) ise T2 G1-3 tümör olduğu izlendi. T1 G3 tespit edilen hastaların tümüne 1 ay sonra ikinci kez TUR-M yapıldı
ve 3 hastanın patoloji sonucu da ilk TUR-M operasyonundaki ile aynı geldi ve intravezikal kemoterapi başlandı. Kasa invazif tümör tespit edilen 3 hastaya radikal
sistektomi ve subtitisyon operasyonu yapıldı. Hiçbir hastada metastaz izlenmedi.
Sonuç: Makroskopik hematuri ile başvuran hastalarda üriner USG sonuçları normal olarak rapor edilse de olası mesane tümörü açısından uyanık olunmalıdır.
Fleksibl sistoskopi klinik olarak şüphede kalınan hematurili hastalarda potansiyel
intravezikal patolojilerin tespit edilmesi açısından poliklinik şartlarında kolayca
uygulanabilen, basit ve güvenilir bir yöntemdir.
Anahtar kelimeler: Mesane tümörü; fleksibl sistoskop; USG
6-10 Kasım 2013, Antalya
313
MESANE KANSERİ
İzmir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
POSTER
MESANE KANSERİ
P104
SİSTEKTOMİ UYGULANAN HASTALARDA KAN GRUPLARI
PROGNOZDA ETKİLİ Mİ?
Evren Süer, Cihat Özcan, İlker Gökçe, Ömer Gülpınar, Çağatay Göğüş,
Yaşar Bedük, Sümer Baltacı
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: ABO kan grupları ile farklı kanser türleri arasında ilişkileri inceleyen çalışmalar mevcuttur. Bu çalışmada ABO kan grubu ile Rhesus (Rh) faktörü’nün radikal sistektomi uygulanan hastalarda prognoz üzerine olan etkileri araştırılmıştır.
Gereç-Yöntem: Çalışmada Ocak 1990 – Eylul 2012 tarihleri arasında Ankara
Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Kliniği’ nde Radikal sistektomi uygulanan ve
takipleri mevcut olan 290 hastanın sonuçları retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastalar 0 ve 0 olmayan olmak üzere ABO antijenlerine göre ve Rhesus
factor (Rh) pozitifliği olup olmamasına gore iki farklı şekilde değerlendirilmiştir.
Yaş, cinsiyet, evre, lenf bezi tutulumu ve cerrahi sınır pozitifliği parametreleri incelenmiştir. Hastalığa bağlı ve genel sağkalım sonuçları karşılaştırılmış olup çok
değişkenli analiz yapılmıştır.
Bulgular: 260 (%89,7) erkek ve 30 (%10,3) kadın hasta çalışmaya katılmıştır.
Ortalama takip süresi 37,7±18,9 aydır. Hastaların 180’inde (%62,1) 0 olmayan,
110’unda (%37,9) ise 0 kan grubu saptanmıştır. Rh pozitif ve negatif hasta sayısı
sırasıyla 247 (85,2%) ve 43 (%14,8) olarak tespit edilmiştir. Klinik ve patolojik
parametreler arasinda yapılan tek ve çok değişkenli analizde AB0 kan grubu ve Rh
faktörünün sağkalım üzerine istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi saptanmamıştır.
Sonuç: Çalışmamızda ABO grubu ve Rh faktörü ile sistektomi operasyonu geçiren mesane kanseri arasında ilişki saptanmamıştır. Çalışmamız kan grupları ve
mesane kanseri arasındaki ilişkiyi değerlendiren ilk çalışmadır. Ancak daha geniş
hasta serileri ve prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.
Anahtar kelimeler: Sistektomi, mesane kanseri, kan grupları
314
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P105
NON-UROTELYAL MESANE KANSERLERİNDE RADİKAL
SİSTEKTOMİ SONUÇLARIMIZ
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara (1-7)
Amaç: Non-ürotelyal mesane kanserleri (NUMK) göreceli olarak nadir görülmekle birlikte agressif bir klinik seyir gösteren tümörlerdir. Bu hastalarda radikal
sistektomi standart tedavi olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada kliniğimizde
NUMK tanısıyla radikal sistektomi yapılan hastaların sonuçları değerlendirilmiştir.
Gereç ve Yöntemler: Ocak 1990 ve Aralık 2012 tarihleri arasında kliniğimizde
radikal sistektomi yapılan 50 NUMK (43 erkek,%86-7 kadın, %14) hastası çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların klinik ve patolojik verileri değerlendirililerek,
sağkalım analizleri yapılmıştır.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 60,09(±)9,25 olup ortanca takip süresi 25
(3-81) ay olarak bulunmuştur. Hastalarda saptanan histolojik alt tipler sıklık sırasına göre; yassı hücreli kanser (29 hasta-%58), adeno kanser (11 hasta-%22),
küçük hücreli kanser (2 hasta-%4), undifferansiye kanser (2 hasta-4%), sarkom
(3 hasta-%6), mezonefrik adenoca (1 hasta -2%), plazmasitoid hücreli kanser (1
hasta-%2), osteoklastik dev hücreli hücreli kanser (1 hasta -%2) olarak sıralanmaktadır. Hastalara üriner diversiyon olarak ileal konduit (44-%88), üreterokutanostomi (4-%8) ve üreterosigmoidostomi (2-%4) uygulanmıştır. Patolojik evrelendirmede; T0-2(%4), T2-10(%20), T3-27(%54), T4 evre tümör 11(%22)
hastada izlenmiştir. Squamoz hücreli kanser ve adeno kanser türleri için 5 yıllık
genel sağ kalım (%31,2-%27,6 p=0,068) ve hastalığa bağlı sağkalım (%34,1-%31,9
p=0,283) açısından istatiksel fark saptanmamıştır.
Sonuçlar: NUMK nedeni ile radikal sistektomi yapılan hastalarda kanser tanı
anında çoğunlukla lokal ileri evrede olup bu hastalarda prognoz kötüdür.
Anahtar kelimeler: Mesane kanseri, non-ürotelyal, radikal sistektomi
6-10 Kasım 2013, Antalya
315
MESANE KANSERİ
Cihat Özcan, Mete Özkıdık, Evren Süer, Çağatay Göğüş, Kadir Türkölmez,
Sümer Baltacı, Yaşar Bedük
POSTER
MESANE KANSERİ
P106
PREOPERATİF SERUM ALBUMİN DEĞERİNİN RADİKAL SİSTEKTOMİ
SONRASI SAĞ KALIM ÜZERİNE ETKİSİ
Çağatay Göğüş, Halitcan Batur, İlker Gökçe, Ömer Gülpınar, Evren Süer,
Yaşar Bedük
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: İnvaziv mesane kanseri tedavisinde radikal sistektomi sonrasında prognozun öngörülmesi için değişik faktörler belirlenmiştir. Serum albumin değeri hastanın beslenme durumu ve hastalığın evresiyle ilgili fikir verebilir. Çalışmada radikal
sistektomi öncesinde serum albumin düzeyinin sağkalıma olan etkisinin araştırılması amaçlanmıştır.
Hastalar ve Yöntem: Çalışmada Ocak 1990-Aralık 2012 tarihleri arasında kliniğimizde radikal sistektomi yapılan ve takip sonuçları olan 295 hastanın sonuçları
retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastalar albumin değeri <=3,5 gr/dl olan
(Grup 1) ve > 3,5 gr/dl olan hastalar (Grup 2) olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Iki
grubun hastalığa özgü ve genel sağkalım sonuçları karşılaştırılmıştır. Ayrıca albumin düzeyinin bağımsız bir risk faktörü olup olmadığının belirlenmesi için çok
değişkenli analiz yapılmıştır. Yaş, cinsiyet, histolojik tip, evre ve lenf bezi tutulumu
çok değişkenli analizde incelenmiştir.
Bulgular: Grup 1 de 36, grup 2’de 259 hasta mevcuttur. Hastaların ortanca takip
süresi 24 aydır (1-144). Yaş ortalaması 60,3±9,2 dir. Grup 1 ve grup 2’de 5 yıllık hastalığa özgü sağkalım oranları sırasıyla %36,6 ve %57,1 olarak bulunmuştur
(p=0,0001). Grup 1 ve grup 2 de 5 yıllık genel sağkalım oranları ise sırasıyla %29,3
ve %51,6 olarak bulunmuştur (p=0,0001). Çok değişkenli analizde ise yaş, evre ve
lenf bezi pozitifliği bağımsız risk faktörü olarak değerlendirilirken serum albumin
değeri bağımsız bir risk faktörü olarak tespit edilmemiştir.
Sonuç: İnvaziv mesane tümörü tanısıyla radikal sistektomi yapılan ve preoperatif
serum albumin değeri düşük olan hastalarda hem hastalığa bağlı, hemde genel sağkalım sonuçları daha kötü bulunmuştur. Serum albumin değeri bu hasta grubunda
prognostik bir faktör olarak kullanılabilir ancak daha çok sayıda hasta içeren prospektif, randomize çalışmalara ihtiyaç vardır.
Anahtar kelimeler: Mesane kanseri, radikal sistektomi, serum albümin değeri
316
11. Üroonkoloji Kongresi
RADİKAL SİSTEKTOMİ ESNASINDA ÜRETER ALT UÇLARINDAN ALINAN
FROZEN BİYOPSİLERİN TANISAL DEĞERİ VE PROGNOSTİK ÖNEMİ
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Radikal sistektomi uygulanan hastalarda üreter frozen değerlendirilmesinin nihai patoloji ile karşılaştırılması, üreter frozen pozitifliğini predikte eden faktörler ve frozen pozitifliği olan hastaların olmayan hastalar ile sağkalım açısından
karşılaştırılması amaçlanmıştır.
Hastalar ve Yöntem: Çalışmada Ocak 1990–Aralık 2012 tarihleri arasında kliniğmizde radikal sistektomi uygulanan ve düzenli takipleri olan 295 hastadaki, 576
üreteral frozen (ÜF) sonucu retrospektif olarak değerlendirilmiştir. ÜF sonuçları
nihai patoloji ile karşılaştırılmıştır. Üreteral frozen pozitifliği bulunan (Grup1)
ve bulunmayan (Grup2) hastalar, evre, grade, patolojik tip, lenf nodu tutulumu
(LN+), preoperatif ek tedavi, karsinoma insitu (CIS) varlığı, hidronefroz (HN)
varlığı, lenfovasküler invazyon (LVİ) parametreleri açısından karşılaştırılarak pozitif sonucu predikte edebilecek faktörler araştırılmıştır.
Bulgular: 576 ÜF spesmeninden 24 tanesinde (%4) malign üreteral tutulum izlendi. Nihai patolojiler incelendiğinde ise 28 hastada üreter cerrahi sınırında pozitiflik gözlendi (sensitivite %85,7). Bir hastada ise yanlış pozitiflik izlendi (spesifite
%99,8). Grup 1 ve 2 arasında cinsiyet (p=0,787), LN+ tutulumu (p=0,071), patolojik tür (p=0,255), preoperatif ek tedavi (p=0,410), CIS varlığı (p=0,935) açısından istatiksel fark izlenmemiştir. Tek değişkenli analizde yaş (p=0,002), grade
(p=0,014), preoperative HN varlığı (p<0,001), patolojik evre (p=0,004) ve LVİ
(p=0,045) istatiksel olarak anlamlı izlenmiştir. Çok değişkenli analizde yaş (HR
1,083- p=0,007) ve preoperatif HN varlığı (HR 5,01-p=<0,001) bağımsız predikte edici faktörler olarak bulunmuştur. 5 yıllık hastalığa bağlı sağkalım Grup1 ve
Grup2 arasında benzer olarak izlenmiştir (%47,9-%49,9 p=0,286).
Sonuç: Radikal sistektomi esnasında alınan üreter frozen biyopsi sonuçları yüksek
doğruluk oranlarına sahip olmakla birlikte pozitiflik açısından riskli gruplar dışında alınması tartışmalıdır ve prognoz üzerinde bir etkisinin olmadığı saptanmıştır.
Anahtar kelimeler: Mesane kanseri, radikal sistektomi, üreter biyopsi
6-10 Kasım 2013, Antalya
317
MESANE KANSERİ
Çağatay Göğüş, Mete Özkıdık, Evren Süer, Cihat Özcan, Ömer Gülpınar,
Kadir Türkölmez, Yaşar Bedük
POSTER
P107
POSTER
MESANE KANSERİ
P108
KLİNİK EVRE T2 MESANE TÜMÖRLERİNDE RADİKAL SİSTEKTOMİ
SONRASI DÜŞÜK EVRELEME VE PROGNOZA ETKİSİ
Çağatay Göğüş1, Cihat Özcan1, İlker Gökçe1, Mete Özkıdık1, Semih Tangal2,
Kadir Türkölmez1, Sümer Baltacı1
1
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
2
Amaç: Çalışmada amaç klinik evre T2 (cT2) mesane tümörü tanısıyla radikal
sistektomi uygulanan olgularda, nihai patolojileri aynı kalan (pT2) ve patolojik
evresi düşük gelen hastaların sağkalımlarının karşılaştırılması ve düşük evrenin
prognoza etkisinin saptanmasıdır.
Gereç-Yöntem: Çalışmada Ocak 1990 – Aralık 2012 tarihleri arasında Ankara
Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim dalında radikal sistektomi uygulanan
ve düzenli takip sonuçları olan 295 hastanın verileri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Patolojisi ürotelyal karsinom dışı olan hastalar ile neoadjuvan kemoterapi
veya radyoterapi alan hastalar çalışma dışı bırakılmışlardır. Evre cT2 olan hastalar,
nihai patolojileri aynı kalanlar (pT2-Grup1) ve evresi düşük (<pT2-Grup2) olanlar olarak iki gruba ayrılarak, hastalığa bağlı ve genel sağkalım sonuçları açısından
karşılaştırılmıştır. Her iki grupta yaş, cinsiyet, lenf nodu tutulumu (LN+), lenfovaskuler invazyon (LVI) bulunması, karsinoma insitu (CIS) varlığı, hidronefroz
(HN) bulunması ve cerrahi sınır pozitifliği (CS+) parametreleri karşılaştırılarak
bunların düşük evreleme üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir.
Bulgular: cT2 evre mesane tümörü tanısıyla radikal sistektomi yapılan ve çalışma
kriterlerine uyan 156 hastanın, 54 tanesinde (%34.6), pT2 tümör saptanmıştır.
Toplam 52 (%34.2) hastanın nihai patolojilerinde ise evrede gerileme izlenmiştir. Grup1 ve Grup2 arasında yaş (p=0,810), cinsiyet (p=0,734), patolojik tür
(p=0,960) lenf nodu tutulumu (p=0120), CS pozitifliği (p=0,093), HN varlığı
(p=0,321), CIS (p=0,890) açısından istatiksel fark saptanmamıştır. Yüksek grade
(p=0,02) ve LVI (p=0,010) Grup1’de anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Çok
değiskenli analizde LVI (HR 5,31-p=0,003) ve grade (HR 2,12-p=0,023) evre gerilemesini etkileyen negative prediktörler olarak saptanmıştır. Grup 1 ve 2’de genel
sağkalım ve hastalığa bağlı sağkalım oranları sırasıyla %50,9, %52,3 ve %69, %70,1
olarak bulunmuş ve gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,325).
318
11. Üroonkoloji Kongresi
MESANE KANSERİ
Anahtar kelimeler: Mesane kanseri, radikal sistektomi, düşük evreleme
6-10 Kasım 2013, Antalya
POSTER
Sonuç: cT2 hastalarda patolojik evrenin gerilemesinin prognoza etkisi saptanmamıştır. Bu hastalarda LVI varlığı ve yüksek grade evrenin gerilemesini engelleyen
prediktif faktörler olarak bulunmuştur. Bu hasta grubunda radikal sistektomi sonrası düşük evrelemenin etkisini tam olarak belirleyebilmek için çok sayıda hasta
içeren randomize prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.
319
POSTER
MESANE KANSERİ
P109
AÇIK PARSİYEL SİSTEKTOMİ VE URAKUS REZEKSİYON CERRAHİSİ
UYGULANAN GENÇ URAKAL MÜSİNÖZ ADENOKARSİNOM OLGUSU
Bilal Fırat Alp1, Bahadır Duman1, Serdar Yalçın1, Ali Gürağaç1,
İbrahim Yavan2, Yusuf Kibar1
1
Gata Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Gata Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Ankara
2
Amaç: Kliniğimizde takip ve tedavisini yapmakta olduğumuz oldukça nadir görülen mesane tümörlerinden olan Urakal Adenokarsinom vakasını sunmak.
Olgu: 9 aydır devam eden sık idrar yolu enfeksiyonu, 6 aydır devam eden makroskopik hematüri ve 3 aydır mevcut olan karın ağrısı şikayetleriyle dış merkeze başvuran 34 yaşında erkek hastaya aynı merkezde TUR-MT operasyonu yapılmış ve
patolojisi müsinöz adenokarsinom olması üzerine hasta kliniğimize ileri tetkik ve
tedavi amacıyla refere edilmiştir. Hastaya çekilen BT’de mesane ön duvarından
köken alarak umblikusa doğru uzanım gösteren yaklaşık 4*4 cm kitle lezyonu gözlendi. Kitlede kalsifik ve nekrotik alanlar içeriyordu. Hastanın RİE grafisi normal
olarak değerlendirildi. Hastaya açık parsiyel sistekomi, urakus rezeksiyonu ve lenf
nodu diseksiyonu yapılmasına karar verildi. Hastaya açık cerrahi öncesi sistoskopi
yapıldı ve önceki rezeksiyon alanı dışında mesane içersinde patoloji saptanmadı.
Operasyon süresi 90 dk olarak hesaplanmıştır, hastanın cerrahi sonrası 3. gün dreni, 6. gün üretrali çıkarılmıştır. Hasta 7. gün taburcu edilmiştir. Çıkarılan spesmenin patoloji raporu urakal adenokarsinom olarak raporlanmıştır. Çıkarılan lenf
nodları ve cerrahi sınır negatiftir. Hasta urakal adenokarsinom klinik evreleme
sistemine göre evre 3A’dır.
Şekil 1. Mesanenin Urakal Müsinöz Adenokarsinomu
320
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Adenokarsinom, Parsiyel sistektomi, Urakus Tümörü
6-10 Kasım 2013, Antalya
321
MESANE KANSERİ
Tartışma: %1’in altında görülme oranıyla mesanenin adenokarsinomu nadir görülen mesane tümörleri arasındadır. Laparoskopik ve robotik cerrahilerle minimal invaziv yaklaşımlar günümüzde kullanılmasına rağmen yeterli vaka serilerine
ulaşılamaması nedeniyle halen urakal adenokarsinomu için standart tedavi açık
parsiyel sistektomi ve urakus rezeksiyodur. Mesane adenokarsinomu vakalarında
beklenen sağkalım oranları çok düşüktür; ancak bu oran negatif cerrahi sınırlara
ulaşılması ile artmaktadır.
POSTER
Hasta tıbbi onkoloji kliniğine konsulte edilmiştir. Kemoterapi öncesi adenokarsinom açısından başka odak aramak amacıyla kolonoskopi yapılmıştır ve başka odak
bulunamıştır. Hastaya Gemstabin ve Sisplatin kemoterapisi başlanmıştır. Hastaya
postop 6. ay kemoterapi sonrası 3. ayda kontrol sistoskopisi planlanmıştır. Hasta
halen kliniğimiz ve Tıbbı Onkoloji kliniklerinin takibi altındadır.
POSTER
MESANE KANSERİ
P110
KÜÇÜK HÜCRELİ MESANE KANSERİNDE KEMOTERAPİ VE
RADYOTERAPİ: VAKA SUNUMU
Huriye Şenay Kızıltan1, Ali Hikmet Eriş2
1
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hastanesi, Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı, İstanbul
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fkültesi Hastanesi, Nükleer Tıp Anabilim Dalı, İstanbul
2
Amaç: Küçük hücreli mesane kanseri çok nadir rastlanan ve agressif seyirli bir mesane kanseri türüdür. Akciğerin küçük hücreli kanserleri gibi seyreder. Tedavisinde
de akciğer küçük hücreli kanseri ile bazı benzerlikleri vardır. Nadir rastlanması nedeni ile her bir vakanın tedavi ve sonuçlarının literatüre ayrı bir katkısı olacaktır.
Vaka: 46 yaşında erkek hasta, kliniğimize şiddetli kasık ağrısı şikayeti ile başvurdu. Hastada hematüri, pollakiüri, dizüri, oligüri mevcuttu. FDG 18 PET CT
(Flurodeoxyglucose 18 Pozitron Emission Tomography) ve CT (Computed
Tomography) tetkikinde mesanede diffüz, heterojen bir duvar kalınlaşması mevcuttu. Mesane en kalın yerinde 2.5 cm idi. Hastaya sisplatin 1. Gün 80 mg/m2 ve
etoposid 1-3. Günler 80 mg/m2 kemoterapi başlandı. 21 günde bir yapılan 6 kür
kemoterapi sonrası kontrol PET CT’de tama yakın cevap alınması üzerine konformal yöntemle Linac cihazı ile 46 Gy pelvis radyoterapisi ve lokal mesane lojuna
total 66 Gy radyoterapi yapıldı. Radyoterapi sonrası cerrahi önerilen hasta cerrahiyi kabul etmedi. 3 ay sonra karaciğer metastazı gelişen hasta sistemik kemoterapi
için medikal onkolojiye gönderildi. Kemoterapi ile kısmi cevap alınan hastada 6 ay
sonra exitus gerçekleşti. 15 aylık yaşam elde edildi.
MESANE ktrt
Şekil 1. Kemoterapi öncesi ve sonrası CT görünümleri
322
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Küçük hücreli mesane kanseri, etoposid sisplatin mesane, kemoterapi
radyoterapi cerrahi
6-10 Kasım 2013, Antalya
323
MESANE KANSERİ
Tartışma: Kemoterapi ile elde edilmiş olan %90 cevap oranı çok iyi bulunmuştur.
Literatürdeki diğer küçük hücreli mesane vakalarında en iyi neticeler kemoterapi
ve radyoterapi sonrasında sistektomi yapılan olgularda alınmıştır. Bizim olgumuzda cerrahi yapılamamış olması kısa sürede metastaz gelişmesine sebep olmuş olabilir. Literatürle karşılaştırıldığında 15 aylık yaşam yine de iyi bulunmuştur.
POSTER
Bulgular: Henüz 1 kür kemoterapi sonrası dahi ağrılarında %90 azalma tesbit
edildi. 6 kür kemoterapi sonrası FDG 18 PET CT ve alt abdomen CT) tetkikinde %90 regresyon tesbit edildi. Radyoterapi sonrasında çekilen Bilgisayarlı
Tomografi tetkikinde tümörün stasyoner kaldığı görüldü. Teşhis konduktan sonra
nükse kadar geçen süre 9 ay olarak bulundu.
POSTER
MESANE KANSERİ
P111
OLGU SUNUMU: MESANENİN SARKOMATOİD KARSİNOMU
Coşkun Kaçağan1, Dursun Baba1, Hamid Özmen1, Ali Tekin1,
Havva Erdem2, Kamil Çam1
1
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Düzce
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Düzce
2
Giriş: Sarkomatoid karsinom (karsinosarkom) hem malign epitelyal, hem de
malign mezenkimal dokulardan oluşan bifazik tümör olarak tanımlanmıştır.
Karsinosarkom mesane karsinomlarının %0,3’ünü oluşturacak kadar nadir görülen transizyonel hücreli karsinomun bir çeşididir ve literatürde günümüze kadar
sınırlı sayıda bildirilmiştir. Epitelyal kısmı genellikle yassı hücreli karsinom, karsinoma insitu, küçük hücreli karsinom ve adenokarsinomdan oluşurken; sarkomatöz kısmı ise leiomyosarkom, kondrosarkom, rabdomyosarkom ve nadiren de lipsarkomdan oluşmaktadır. Erken tanı ve cerrahi tedavi başarısını belirlemektedir.
Olgu sunumunda tanı konan ve küratif tedavi uygulanan bir vaka tartışılmıştır.
Olgu: 69 yaşında erkek hasta 6 aydır olan ağrısız, pıhtılı, makroskopik hematüri şikayeti ile servisimize yatırıldı. Kontrastlı manyetik rezonans görüntülemede
mesane sağ yan inferiyor duvarda pedikülü olan ve mesane lümeninin büyük bir
kısmını dolduran, T1’de hipointens, T2’de orta intensite gösteren, post kontrast görüntülemede kontrast madde tutulumu izlenen, kitle lezyonu belirlendi.
Sistoskopide mesanenin tamamını dolduran hematom ve tümör dokuları ile karşılaşıldı. Transüretral mesane tümörü rezeksiyonunda 282cc tümör ve hematom
rezeke edildi. Tümörünün sağ yan duvarda 3cm saplı olduğu İzlendi. Tam olarak
rezeke edildi. Patolojik incelemede sarkomatoid karsinom ve derin kas dokusuna
invazyon pozitif olduğu raporlandı. CK7, CK5-6 ve CD10 boyasına yanıt vermediği, CK20 negatif ve RCC, Vimentin, Üroplakin, SMA, EMA pozitif, S100 ile
PANCK fokal pozitif yanıt verdiği belirtildi (Şekil 1). Radikal sistoprostatektomi
ve ileal loop operasyonu yapıldı. Radikal sistekomi materyalinde yine kasa invazif karsinosarkom izlendi Standart lenfadenektomi patolojisi negatif olarak rapor
edildi (pT2N0M0). 6. aydaki takipte nüks bulunmadı.
Sonuç: Sınırlı sayıda vaka olduğundan karsinosarkomların tedavisinde henüz
oluşturulmuş bir konsensus yoktur. Lokal rekürrens ve metastaz riski yüksektir. Karsinosarkomlarda kas invazyonu olmasa dahi lamina propria invazyonu
mutlaktır. Dolayısıyla da radikal sistektomi ağırlıklı olarak tercih edilmektedir.
324
11. Üroonkoloji Kongresi
MESANE KANSERİ
Anahtar kelimeler: Sarkomatoid karsinom, karsinosarkom
Mikroskopik Görüntü
Şekil 1. Yaygın vimentin ve pankeratin pozitifliği.
6-10 Kasım 2013, Antalya
POSTER
Sonrasında yakın takibi gerekmekte olup, son yıllarda erken adjuvan tedavi gereksinimi tartışılmaktadır. Bu olgu ışığında patolojik olarak karsinosarkom saptandığında erken radikal cerrahi planlanmalı, hasta yakın takip edilmeli ve mümkünse
adjuvan tedavi çalışma protokollerine dahil edilmesi düşünülmelidir.
325
POSTER
MESANE KANSERİ
P112
MESANE KANSERİNİ TAKLİT EDEN SEKONDER AMİLOİDOZ:
OLGU SUNUMU
Kemal Ener, Emrah Okulu, Mustafa Aldemir, Murat Keske,
Hayriye Tatlıdoğan, Fatih Akdemir
Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Ankara
Amiloidoz, birçok organda ekstraselüler, hyalin, amorf ve proteinöz bir madde birikimi ile karakterize olup, primer tip (immünosit diskrazileri ile ilişkili tip) ve sekonder tip
(kronik inflamatuar bir sürecin komplikasyonu sonucu oluşan tip) olarak sınıflandırılmaktadır. Amiloidozun her iki formu da lokalize veya jeneralize hastalık olarak kendini
gösterebilir. Üriner traktta, amiloid depozitleri böbrekten mesaneye kadar her yerde
yerleşebilir. Sekonder amiloidoz olgularında hemen her zaman böbrek tutulumu gözlenmekte iken, primer lokalize amiloidoz daha ziyade mesane tutulumu yapmaktadır.
Bu olgu sunumunda, primer lokalize mesane amiloidozuna göre literatürde daha az
görülen, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH)’na bağlı geliştiği düşünülen ve
mesane kanserini taklit eden, sekonder mesane amiloidozu olgusu incelenmiştir.
Anahtar kelimeler: Sekonder amiloidoz, mesane
Şekil 1, 2, 3. 1- Abdomen BT’de mesane tabanında oluşan 60x50 mm boyutundaki kitlesel lezyon 2- Amiloid depozitlerinin mesanede oluşturduğu
kitlenin sistoskopik görünümü 3- Homojen eozinofilik boyanma gösteren amiloid birikimi (H&E x200).
326
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P113
İLERİ EVRE MESANE TÜMÖRLERİNDE SİSPLATİN BAZLI İKİ
KEMOTERAPİ PROTOKOLÜNÜN ETKİNLİĞİNİN KARŞILAŞTIRIMASI
Ankara Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 1.Üroloji Kliniği, Ankara
Giriş: İleri evre (T3b,T4) radikal sistoprostatektomi yapılmış veya yapılmamış mesane tümörlü hastalarda sisplatin bazlı MVEC (metotreksat 30mg/m2 1,15,22.
günler, vinblastin 3mg/m2 1,15,22. günler, epirubisin 30mg/m2 2.gün, sisplatin
70mg/m2 2.gün)ve GC (gemsitabin (1000mg/m2 1,8,15. günler, sisplatin 70mg/
m2 2. gün) sistemik kemoterapisi kullanılarak, her iki tedavi protokolünün etkinliğini ve komplikasyonlarını karşılaştırdık.
Yöntem: MVEC protokolü 16’sı T3b, ve 6’sı T4 evresinde 22 hastaya ayda bir defa
6 kür olarak uygulandı.
GC tedavi protokolü ise 10’u T3b ve 4’ü T4 evresinde 14 hastada ayda bir defa 6
kür olarak yapıldı.
Her iki grupta da sisplatinin renal toksitesine karşı özel diürez tedavisi uygulandı.
Bulgular: Tam yanıt sadece MVEC uygulanan T3b evresinde ki 2 hastada gözlendi (%9)
Parsiyel yanıt; MVEC uygulanan T3b evresindeki 8 hastada (%36), GC uygulanan T3b evresindeki 6 ve T4 evresindeki 1 hastada görüldü (%50). (p<0,5)
Stabil yanıt; MVEC uygulanan T3b evresindeki 5 hasta ve T4 evresindeki 2 hastada (%32), GC uygulanan T3b evresindeki 3 hasta ve T4 evresindeki 1 hastada
tesbit edildi (%28,5) (p<0,5).
Progresyon ise; MVEC uygulanan T3b evresindeki 3, T4 evresindeki tüm hastalarda (%23), GC uygulanan T3b evresindeki 3 ve T4 evresindeki 3 hastada izlendi(%21,5). (p<0,5)
MVEC uygulanıp, tam ve parsiyel yanıt veren hastaların tedavi sonrası ortalama
14. ayda (9-20 ay) tekrar progresyon gösterdi. GC uygulanan ve parsiyel yanıt veren hastalarda ise ortalama 13. ayda (8-24 ay) tekrar progresyon görüldü. (p<0,5).
6-10 Kasım 2013, Antalya
327
MESANE KANSERİ
Orhan Yiğitbaşı, Fatih Yalçınkaya, Musa Ekici, Osman Raif Karabacak,
Muslim Bikirov
POSTER
MESANE KANSERİ
MVEC tedavi grubunda bir hastada tedaviye bir ay ara verilen nefrotoksite gözlendi.Yine MVEC grubunda 6 hastada, GC grubunda ise 3 hastada transfüzyonu
gerektirecek anemi tesbit edildi. Grade 3-4 nötropeni her iki gruptada birer hastada görüldü ve tedaviye ara verilerek nötropeni düzeltildi.
Sonuç: Her iki tedavi protokolünde; tedaviye yanıt, progresyon zamanı ve komplikasyonları karşılaştırıldığında birbirine üstünlüğü gözlenmedi (p<0,5).Sadece
yaşam kalitesi ve tedavide kolaylık açısından GC protokolünün tercih sebebi olabileceği düşünüldü.
Anahtar kelimeler: Kemoterapi, mesane tümörü, sisplatin
Tablo 1. İki tedavi protokolünün komplikasyonları
Komplikasyon
Mvec Tedavisi
Gc Tedavisi
Renal toksite
1 (%4,5)
_
Anemi
6 (%27)
3 (%21,5)
Nötropeni
(grade 1-2)
6 (%27)
3 (%21,5)
Nötropeni
(grade 3-4)
1 (%4,5)
1 (%7)
Her iki tedavi protokolünde komplikasyonlar açısından farklılık gözlenmedi (p<0,5)
Tablo 2. MVEC ve GC tedavi protokollerinin tedaviye yanıtı
Tedavi
Cevabı
MVEC
T3b
MVEC
T4
%
Yanıt
GC
T3b
GC
T4
Tam yanıt
2
Parsiyel
yanıt
8
Stabil
Progresyon
Toplam
%
Yanıt
_
%9
_
_
_
_
% 36
6
1
% 50
5
2
% 32
3
1
% 28,5
1
4
% 23
1
2
% 21,5
16
6
10
4
İki tedavi protokolününde tedaviye yanıtları arasında anlamlı bir fark izlenmedi (p<0,5).
328
11. Üroonkoloji Kongresi
MESANENİN KÜÇÜK HÜCRELİ KARSİNOMU: OLGU SUNUMU
Uğur Yücetaş1, Mehmet Gökhan Çulha1, Erkan Erkan1, Kemal Behzatoğlu2,
Arman Çekmen1, Bülent Mansuroğlu1, Mahmut Gökhan Toktaş1
POSTER
P114
1
Giriş: Akciğer dışı küçük hücreli kanser gastrointestinal sistem, larenks, tükrük
bezleri, deri, endometrium, pankreas, meme, prostat, böbrek ve mesane gibi çok çeşitli lokalizasyonlarda tanımlanmıştır. Mesanenin küçük hücreli kanserleri oldukça nadirdir ve mesane kanserlerinin %1’inden azını oluşturmaktadır. Histolojik
özellikleri ve agresif klinik seyri akciğerin küçük hücreli kanserine benzer. En sık
rastlanan semptom hematüridir. Mesanenin küçük hücreli karsinomu saf formda
olabileceği gibi transizyonel hücreli kanser veya adenokarsinom ile kombine halde
olabilir. Histopatolojik olarak solid paternde büyümüş, hiperkromatik nükleuslu,
dar sitoplazmalı küçük hücrelerden oluşur. Bu hücreler nöroendokrin özellikler taşır ve immunohistokimyasal olarak NSE, kromogranin ve sinaptofizin gibi nöroendokrin belirleyiciler ile immun reaktivite gösterebilmektedir.
Olgu: Akciğer tüberkülozu nedeniyle tedavi gören 58 yaşında erkek hasta makroskopik hematüri şikayeti ile kliniğimize başvurdu. Lokal anestezi altında yapılan sistoskopide trigonda ve yan duvarlarda ödemli, yer yer büllöz görünüme sahip şüpheli
alanlar gözlendi. İdrar sitolojisi ve punch biyopsi alınarak inceleme tamamlandı.
İdrar sitoloji sonucu benign ve mesaneden alınan punch biyopsi sonucu küçük hücreli karsinom infiltrasyonu olarak rapor edildi. İmmünohistokimyasal incelemede
TTF-1 ile pozitif, CK-7, CK-20 ve CK5/6 ile negatif boyanmıştı. Yapılan radyolojik
görüntülemede sağ böbrekte grade 2 hidronefroz ve perivezikal, iliak ve paraaortik
alanlarda çok sayıda lenf nodu tutulumu saptandı. Üroonkoloji konseyinde değerlendirilen hastaya medikal onkolog gözetiminde kemoterapi (Sisplatin+Etoposid)
planlandı. Kemoterapi protokolündeki hasta 1 ay sonra exitus oldu.
Sonuç: Oldukça nadir görülen mesanenin küçük hücreli karsinomunda, tanı konulduğunda çoğu olguda kas tabakası invazyonu ve uzak organ metastazı mevcuttur. Yeterli tedaviye rağmen bu olgularda agresif klinik seyir nedeniyle prognoz
oldukça kötüdür ve ortalama yaşam süresi 7 ay olarak belirtilmektedir. Hastalığın
seyri evreye bağlıdır ve tedavi için radikal cerrahi ve kemoterapi önerilmektedir.
Anahtar kelimeler: Mesane Kanseri, Küçük Hücreli Karsinom
6-10 Kasım 2013, Antalya
329
MESANE KANSERİ
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Kliniği, İstanbul
2
POSTER
MESANE KANSERİ
P115
ÜROTELYAL KANSER DIŞI MESANE KANSERLERİNDE RADİKAL
SİSTEKTOMİ DENEYİMİMİZ
Abdullah Demirtaş, Numan Baydilli, Halil Tosun, Akın Demirleğen,
Emre Can Akınsal, Oğuz Ekmekçioğlu, Atila Tatlışen
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kayseri
Amaç: Radikal sistektomi patolojisi ürotelyal kanser (ÜK) dışı tümörler olarak rapor edilen hastaların tedavi ve takip sonuçlarının retrospektif olarak
değerlendirilmesi.
Yöntem: Haziran 2004-Şubat 2013 tarihleri arasında kliniğimizde radikal sistektomi yapılıp patoloji sonucu ÜK dışı mesane kanseri olarak rapor edilen 23 hasta
çalışmamıza alındı. Olguların verileri, kitlelerin patolojik özellikleri ve takip sonuçları retrospektif olarak değerlendirildi.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 63. 1yıl (38–83), BKİ ortalaması 25.3 (21–31),
ortalama takip süresi 42.6 ay (3–90) idi. Hasta verileri Tablo 1’de özetlenmiştir.
Kitle patolojilerinde 12 epidermoid karsinom, 6 adenokarsinom, 3 sarkomatoid
karsinom,1 şeffaf hücreli kanser,1 küçük hücreli kanser saptandı. Patoloji sonuçları,
tümör evreleri Tablo 1 ve Tablo 2’de verilmiştir. Takipte 6 hastada kemoterapi, 5 hastaya radyoterapi ve 1 hastada ise hem kemoterapi hem de radyoterapi tedavisi aldı.
Takip sürecinde 11 hasta ex oldu. Takipte diğer hastalarda tümör nüksü gelişmedi.
Tablo 1. Hasta Özellikleri
Yaş (yıl)
63.1 (38-83)
Beden Kitle İndeksi (kg/m2)
25.3 (21-31)
Ortalama Takip Süresi (ay)
42.6 (3-90)
Komorbidite (n, %)
330
• Diabetes Mellitus
5 (21.7)
• Hipertansiyon
8 (34.7)
• KOAH
8 (34.7)
• Koroner Arter Hastalığı
7 (30.4)
• Ek Hastalığı Olmayanlar
9 (39.1)
• Diğer
8 (34.7)
11. Üroonkoloji Kongresi
MESANE KANSERİ
Anahtar kelimeler: Adenokarsinom, Epidermoid karsinom, Transizyonel hücreli karsinom
Tablo 2. Klinik evre ve patoloji sonuçlarına göre hasta sayıları
Klinik evre
Hasta sayısı, n (%)
T1N0M0
1 (4.3)
T2N0M0
8 (34.7)
T2N+M0
3 (13)
T3N0M0
8 (34.7)
T3N+M0
2 (8.6)
T4N0M0
1 (4.3)
Toplam
23 (100)
Patoloji Sonuçları
Epidermoid Karsinom
12 (52.1)
Adenokarsinom
6 (26)
Sarkomatoid Karsinom
3 (13)
Şeffaf Hücreli Kanser
1 (4.3)
Küçük Hücreli Kanser
1 (4.3)
6-10 Kasım 2013, Antalya
POSTER
Sonuçlar: Kas invaziv mesane kanserlerinde radikal sistektomi altın standart tedavi metodudur. Sistektomi patolojisi sıklıkla ÜK olmakla birlikte patologların
ÜK dışı nadir görülen kanser tipleri açısından dikkatli değerlendirme yapmaları
gerekmektedir.
331
POSTER
MESANE KANSERİ
P116
KAS İNVAZİV OLMAYAN ORTA VE YÜKSEK RİSKLİ MESANE
KANSERLERİNDE TERMOKEMOTERAPİ UYGULAMASI
BAŞLANGIÇ DENEYİMİMİZ
Abdullah Demirtaş, Akın Demirleğen, Halil Tosun, Numan Baydilli,
Volkan Sabur, Emre Can Akınsal, Atila Tatlışen
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kayseri
Amaç: Kliniğimizde kas invaziv olmayan orta ve yüksek riskli mesane kanserlerine uygulanan termokemoterapi uygulamasının etkinlik ve güvenilirliğini
değerlendirmek.
Yöntem: Mart 2012-Mayıs 2013 tarihleri arasında EORTC’e göre orta ve yüksek
risk grubunda bulunan ve BCG’ye dirençli mesane kanseri olan toplam 13 hastaya
termokemoterapi tedavisi planlandı. İki hasta tedaviyi kabul etmediği için çalışmadan çıkarıldı. İşlem poliklinik şartlarında 20F üç yollu özel silikon katater ve
bilgisayar ünitesi içeren sistem kullanılarak yapıldı. Mitomisin-C (40 mg) 50 ml
serum fizyolojik ile sulandırılıp 42 +/- 2°C sıcaklıkta 45 dakika süreyle mesane içine uygulandı. İlk 6 hafta haftada bir intrakaviter tedavi uygulandı. Sonra 3.aydan
itibaren ayda bir uygulama yapıldı. Takiplerde her 3 ayda bir kontrol sistoskopisi
yapıldı ve 1. yıldan sonra nüks ya da progresyon göstermeyen hastalar 6 aylık sistoskopi takibine alındı.
Tablo 1. Hastaların verileri
Hasta No
Yaşı
Cinsiyet
1
67
Erkek
Ta
orta
yok
12
2
56
Erkek
T1
orta
yok
12
332
Evresi
Risk Grubu
Nüks
Takip Süresi (Ay)
3
49
Kadın
T1
yüksek
yok
14
4
59
Erkek
T1
orta
yok
14
5
52
Erkek
Ta
orta
yok
14
6
69
Erkek
T1
yüksek
yok
10
7
63
Erkek
Ta
orta
yok
8
8
70
Erkek
T1
orta
yok
8
9
66
Erkek
T1
orta
yok
6
10
53
Erkek
T1
orta
yok
6
11
74
Erkek
T1
orat
yok
6
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: İntrakaviter tedavi, Mesane kanseri, Termokemoterapi
6-10 Kasım 2013, Antalya
333
MESANE KANSERİ
Sonuç: Seçilmiş hastalarda özellikle BCG dirençli ve BCG’ye toleransı olmayan
hastalarda termokemoterapi tercih edilebilecek bir yöntem olarak gözükmektedir.
Ülkemiz şartlarında tedavi maliyeti de göz önünde bulundurulmalıdır.
POSTER
Bulgular: İşlem uygulanan 11 hastanın 10’u erkek 1’i kadın idi. Hastaların yaş ortalaması 61.6 (49–74) idi. Hastaların tümör evreleri ve risk grupları Tablo 1’ de
özetlenmiştir. Bir hastada 6. termokemoterapi seansından sonra allerjik reaksiyon
gelişti ve çalışma dışı bırakıldı. Hiçbir hastada teknik nedenlerle işlem sonlandırılmadı. İşlem sırasında hastalarda hafif suprapubik sıcaklık hissi oldu. Hiçbir hastada işlem sırasında tedaviyi sonlandırmak gereken yan etki olmadı. Hastaların ortalama takip süresi 10 ay (6-14) idi. Tedavi sonrası hiçbir hastada sistizm yakınmaları
görülmedi. Takiplerde BCG dirençli bir hasta da dahil olmak üzere hiçbir hastada
nüks yada progresyon olmadı.
POSTER
MESANE KANSERİ
P117
MESANE KANSERİ NEDENİYLE RADİKAL SİSTEKTOMİ YAPILAN VE
ORTOTOPİK MESANE İÇİN SİGMOİD BARSAK SEGMENTİ KULLANILAN
OLGULARDA SONUÇLARIMIZ
Abdullah Demirtaş, Volkan Sabur, Numan Baydilli, Emre Can Akınsal,
Deniz Demirci, Oğuz Ekmekçioğlu, İbrahim Gülmez, Atila Tatlışen
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kayseri
Amaç: Mesane kanserinde radikal sistektomi yapılan ve ortotopik mesane için sigmoid barsak segmenti kullanılan olguların sonuçlarını değerlendirmek.
Yöntem: Kliniğimizde Ocak 1999-Nisan 2013 tarihleri arasında mesane kanseri
nedeniyle radikal sistektomi yapılan 270 hastadan sigmoid barsak segmenti kullanılarak ortotopik mesane yapılan 63 hastanın verileri retrospektif olarak incelendi.
Hastaların hepsinde ürotelyal karsinom mevcuttu. Mesane tümörüne transüretral
rezeksiyon ameliyatı yapılan, patolojisi T2 veya Ta-1 yada Tis olup intrakaviter
kemoterapi ve/veya BCG tedavisine dirençli olan hastalar güncel kılavuzlara göre
endikasyon konularak ameliyat edildi (KT1-4NxM0). Standart Lenf nodu (LN)
disseksiyonu yapıldı. İstatistiksel değerlendirmede Kaplan-Meier analizi kullanıldı.
Şekil 1. Lenf nodu tutulumuna ve T evresine göre genel sağ kalım, Kaplan-Meier eğrisi
Bulgular: Hastaların yaş ortalamaları 55.52±9.46 yıl ve %3 kadın, %97 erkekti.
Patoloji sonucu <T1 13, >T2 50 hastaydı. Hastaların 14’ünde sürekli inkontinas
ve 38’inde enürezis noktürna mevcut. LN tutulumu olmayan 52 hastaya karşılık 11 hastada LN tutulumu vardı. Ortalama çıkarılan LN sayısı 15.69±2.41.
Ortalama takip süreleri 49.98 (1-201) aydı. Metabolik asidoz en sık komplikasyondu. Hastaların 14’ü takipte öldü. Cerrahi sonrası adjuvan tedavi alan 8 hastaya
334
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Radikal sistektomi, sigmoid kolon, ortotopik mesane
6-10 Kasım 2013, Antalya
335
MESANE KANSERİ
Sonuç: Radikal sistektomi yapılan hastalarda T evresi ve lenf nodu tutulumu sağ
kalımı öngörmede en değerli faktörler olarak görülmektedir. Uygun vakalarda sigmoid barsak kullanılması hasta konforu ve morbidite açısından doğru bir yaklaşım
olarak görülmektedir
POSTER
kemoterapi ve 4 hastaya kemoradyoterapi verildi. Kaplan-Meier testine göre patolojik evre ve LN tutulumunun sağ kalımla anlamlı ilişkisi olduğu görüldü (sırasıyla; p=0.026 ve p=0.004). Yaşın sağ kalım arasında anlamlı ilişki olmadığı gözlendi
(p=0.485).
POSTER
MESANE KANSERİ
P118
MESANE TÜMÖRÜ İLE KAN GRUPLARI ARASINDA İLİŞKİ VAR MIDIR?
Abdullah Demirtaş1, Halil Tosun1, Numan Baydilli1, Gökhan Sönmez1,
Müberra Tosun2, Emre Can Akınsal1, Oğuz Ekmekçioğlu1, Atila Tatlışen1
1
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kayseri
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Kayseri
2
Amaç: Mesane tümörü ile kan grupları arasında ilişki olup olmadığının değerlendirilmesi amaçlandı.
Yöntem: Şubat 2006 – Nisan 2013 tarihleri arasında Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi
Üroloji Ana Bilim Dalı’nda mesane tümörü tanısı konulan 992 hasta çalışmamıza dahil edildi. Hastaların kan grubu dağılımı retrospektif olarak incelendi. Türkiye
Cumhuriyeti Kızılay 2012 yılı verileri kullanılarak toplumumuzun kan dağılımı ile
mesane tümörü tanısı konulan hastaların kan grubu dağılımı birbiriyle karşılaştırıldı.
Bulgular: Mesane tümörlü hastaların kan grubu verileri ile kontrol grubu olarak
T.C. Kızılay kan grubu verileri Tablo 1 ve Şekil 1’de özetlendi. Tablo 2’de mesane
tümörlü hastalar ve kontrol grubu arasındaki Rh(-) ve Rh(+) kan grubu dağılımının görülme oranları özetlendi. Kan gruplarına (O, A, B, AB) bakıldığında mesane
tümörü tanısı alan hastalarda toplum verileri açısından istatistiksel olarak anlamlı
fark bulunmadı. Rh faktörü ile birlikte değerlendirildiğinde bütün kan grubu alt
tiplerinde ve genel olarak Rh negatif kan grubunun genel populasyona göre daha
fazla mesane tümörüne yakalandığı gözlendi.
Sonuç: Kayseri bölgesinde kan grubu Rh (-) olan kişilerde Rh (+) olan kişilere
göre mesane tümörü görülme sıklığının daha fazla olduğu tespit edildi.
Anahtar kelimeler: Mesane tümörü, Rh(-), Rh(+)
336
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
MESANE KANSERİ
Şekil 1. Hastalarda ve Kontrol Grubunda Kan Grubu Sıklıkları ve Mesane tümörü ve kontrol grubu arasındaki Rh (-) kan grubu dağılımı
Tablo 1. Kan Grupları Dağılımı
Kan Grupları
Mesane Tm
(n, %)
Kontrol
(n, %)
Toplam
(n, %)
O Rh (+)
242 (12)
297 (14.9)
519 (27.1)
A Rh (+)
357 (17,9)
378 (19)
735 (39.9)
B Rh (+)
87 (4.4)
141 (7.1)
228 (11.4)
AB Rh (+)
60 (3)
72 (3.6)
132 (6.6)
O Rh (-)
60 (3)
40 (2)
100 (5)
A Rh (-)
90 (4.5)
47 (2.4)
137 (6.9)
B Rh (-)
68 (3.4)
16 (0.8)
84 (4.2)
AB Rh (-)
28 (1.4)
9 (0.5)
37 (1.9)
992 (49.8)
1000 (50.2)
1992 (100)
Toplam (n, %)
Pearson Ki- Kare
<0.001
Tablo 2. Rh (-) kan grubu dağılımının mesane tümörü ve kontrol grubu arasında karşılaştırılması.
Rh grubu
Mesane Tm
(n, %)
Kontrol
(n,%)
Toplam
(n,%)
• Pozitif
746 (37.4)
888 (44.6)
1634 (82)
• Negatif
246 (12.3)
112 (5.6)
358 (18)
Toplam (n,%)
992 (49.8)
1000 (50.2)
1992 (100)
6-10 Kasım 2013, Antalya
Pearson
Ki-Kare
<0.001
337
POSTER
P119
İNSİDENTAL MESANE TÜMÖRLERİ
Ömer Acar1, Fatin Cezayirli1, Ahmet Musaoğlu1, Tarık Esen2
1
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
MESANE KANSERİ
2
Amaç: Bu çalışmada, tesadüfen saptanan mesane tümörlerinin özellikleri
incelenmiştir.
Yöntem: 2006-2013 yılları arasında, mesane tümörü nedeniyle transuretral rezeksiyon (TUR) yapılmış olan hastaların kayıtları retrospektif olarak tarandı.
Bunların içinden, mesane tümörü tanısı check-up kapsamında yapılan batın ultrasonografisinde (USG) konan hastalar değerlendirmeye alındı. Tanısı konan mesane tümörlerinin histopatolojik özellikleri, uygulanan tedavi yöntemleri ve ortalama 31.09±26.05 (1-87) aylık takip sonucunda elde edilen onkolojik sonuçlar
incelendi.
Bulgular: Hastanemizde, 2006 Ocak – 2013 Mayıs ayları arasında, toplam 366
hastaya mesane tümörü nedeniyle TUR yapıldı. Bunların 58 tanesini (%15.8)
check-up kapsamında yapılan USG’de mesane içerisinde tümör saptanan hastalar oluşturmaktaydı. Hastaların ortalama yaşı 57.5±12.3 idi. Büyük çoğunluğunu
(%68.9) erkeklerin oluşturduğu bu hasta grubunda sigara içenlerin oranı %60.3
idi. Tümörlerin ortalama çapı 1.5±0.9 cm idi. Hastaların 11’inde (%18.9) mesanede multifokal tümör tespit edildi. TUR sonrasında yapılan histopatolojik değerlendirmede; 37 hastaya (%63.7) düşük dereceli pTa, 7 hastaya (%12.06) yüksek dereceli pT1, 6 hastaya (%10.3) düşük malignite potansiyeli taşıyan papiller
ürotelyal neoplasm (PUNLMP), 5 hastaya (%8.6) yüksek dereceli pTa, 2 hastaya
(%3.4) yüksek dereceli pT2 ve 1 hastaya (%1.7) ürotelyal papillom tanısı kondu.
Yüzeyel ürotelyal karsinom saptanan hastaların (n=49), 32’si (%65) EORTC risk
sınıflamasına göre nüks ve progresyon ihtimali açısından düşük risk grubunda
idi. Geri kalan 17 hasta ise nüks ihtimali açısından orta, progresyon ihtimali göz
önüne alındığında ise orta (n=11/17) veya yüksek (n=6/17) risk grubuna girmekteydi. Toplam 35 hastaya (%60.3) erken postoperatif dönemde tek doz intravezikal kemoterapi uygulanırken, 13 hasta (%22.4) adjuvant intravezikal tedavi
aldı. Ortalama 31 aylık takip sonucunda 4 hastada (%6.8) mesane tümörü nüks
etti. Bunların iki tanesinde, mesanedeki nüksü takiben üst üriner sistemde de
tümör gelişti ve bir tanesine nefroüreterektomi uygulandı. Diğer bir hastaya ise,
338
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Check-up, insidental, mesane tümörü
6-10 Kasım 2013, Antalya
339
MESANE KANSERİ
Sonuçlar: Kontrol amacıyla yapılan batın ultrasonografisinde farkedilen mesane
tümörlerinin %65’i nüks ve progresyon ihtimali açısından düşük risk kategorisindedir. Dörtte birinden azına adjuvant intravezikal tedavi gerekmiş olup, orta vadede nüks oranı %7’dir.
POSTER
intravezikal tedaviye ragmen nüks eden ve derecesi ilerleyen yüzeyel hastalık için
sistektomi yapıldı.
POSTER
MESANE KANSERİ
P120
YÜKSEK HACİMLİ (>20GR) TA MESANE TÜMÖRLÜ HASTALARIN
RE-TUR-M PATOLOJİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Münir Bilgehan1, Ata Özen2, Deniz Arık3, Abdullah Gürel1, Cavit Can1
1
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Eskişehir
Van Bölge Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji kliniği, Van
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Eskişehir
2
3
Giriş: Yüksek hacimli (>20 gram) mesane tümörlü hastalara yapılan TUR-M ve
patoloji sonucu Ta gelen hastaların re-TUR-M patolojileri ile değerlendirilmesi.
Materyal – Metod: Haziran 1995 ve Haziran 2013 yılları arasında Eskişehir
Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’nda primer mesane
tümörü sebebiyle TUR-M yapılan, yüksek hacimli olup, patoloji sonucu Ta olarak
rapor edilen ve re-TUR-M yapılan 14 hasta çalışmaya dahil edildi.
Bulgular: Çalışmada 14 hastanın ortalama tümör ağırlığı 86.14 gram (20gram440 gram), takip süresi 54.6 ay (5-120) idi. Hastaların patolojik tanılarında14’ünün de düşük dereceli ve Cis negatif olduğu belirlendi. Hastaların 4-6 hafta sonra
yapılan re-TUR-M patoloji sonucu ile değerlendirildiğinde 9’unda tümör olmadığı (%64.3), 4’ünün Ta (%28.6), 1’inin ise T1 olduğu gözlenirken (%7.1), 1 hastanın Cis (+) olduğu ve hepsinin düşük dereceli olduğu saptandı. Uzun dönem
takiplerinde 6 hastada (%42.8) Ta rekürrensi görülürken, 3 hastanın T1 progrese
olduğu (%21.4) gözlendi. Hastaların hepsi halen kendi mesaneleri ile hastalıksız
olarak yaşamlarını sürdürmektedirler.
Sonuç: Yüksek hacimli (>20gr) kasa invaziv olmadığı düşünülen mesane tümörlü
hastalarda, komplet rezeksiyon ve re-TUR-M ile takibi yapılarak hastalara kendi
mesaneleri ile yaşama şansı tanımak mümkündür.
Anahtar kelimeler: Mesane tümörü, yüksek hacim
340
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P121
MESANE TÜMÖRLÜ HASTALARDA İKİNCİL PRİMER TÜMÖRLER
Ata Özen1, Münir Bilgehan2, Deniz Arık3, Aydın Yenilmez2,
Turgut Dönmez2, Cavit Can2
1
Giriş: Maligniteli bir olguda farklı bir organa ait yeni bir malignite ortaya çıkması ikincil primer tümör olarak bilinmekte olup çalışmamızda mesane tümörlü
hastalarda, tanı anında veya sonradan ortaya çıkan ikincil tümörlerin saptanması
amaçlanmaktadır.
Materyal – Metod: Haziran 1995 ve Haziran 2013 yılları arasında Eskişehir
Osmangazi Üniversitesi Üroloji Anabilim Dalı’nda mesane tümörü sebebiyle takip edilen 710 hastanın dosyası incelendi. Tanı anında veya takipte ikincil primer
tümör saptanan hastalar kaydedildi.
Bulgular: Değerlendirilen 710 hastanın 24’ünde (%3.3) tanı anında veya takipte ikincil primer tümör olduğu saptandı. Hastaların 2’si kadın (%8), 22’si erkekti
(%91.6). Gastro-intestinal sistem tümörlerinin 6 hastada (%25) olmak üzere en
sık görülen malignite olduğu saptandı. Sırasıyla 5 hastanın prostat (%20.8), 3’er
hastanın akciğer, böbrek, larinks, hematolojik (%12.5) kanserler olduğu, 1’er hastanın tiroid ve pankreas (%4.16) tümörü olduğu 1 hastanın ise hem hematolojik
hem de larinks kanseri olduğu gözlendi.
Sonuç: Mesane tümörlü olgularda ikincil tümörlerin sıklıkla prostat, GİS ve akciğer tümörü olduğu bilinmektedir. Bizim serimizde başta GİS olmak üzere prostat ve akciğer kanserinin en sık görülen ikincil maligniteler olduğu gözlenmiştir.
Onkolojik çalışmalardaki gelişmelere paralel olarak sağkalımın uzamasıyla sekonder tümör sıklığı da artacaktır. Bu açıdan onkoloji hastalarında ikincil primer tümör gözardı edilmemeli, metastatik tümör ayrımı iyi yapılmalı ve multidisipliner
bir anlayış içerisinde olunmalıdır.
Anahtar kelimeler: Mesane tümörü, ikincil tümör
6-10 Kasım 2013, Antalya
341
MESANE KANSERİ
Van Bölge Eğitim Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Van
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Eskişehir
3
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Eskişehir
2
POSTER
MESANE KANSERİ
P122
OBSRÜKTİF İŞEME SEMPTOMLARIYLA BAŞVURAN HASTADA PRİMER
MESANE MARJİNAL ZON LENFOMASI: OLGU SUNUMU
Abdullah Demirtaş1, Özlem Canöz2, Volkan Sabur1, Melike Ordu2,
Emre Can Akınsal1, Atila Tatlışen1
1
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kayseri
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Kayseri
2
Amaç: Mesane kaynaklı extranodal primer lenfoma oldukça nadir görülen bir
tümördür. Bu çalışmada extranodal marjinal zon lenfoma tanısı alan bir hastayı
sunmayı amaçladık.
Yöntem: Yetmiş-dört yaşında erkek hasta yaklaşık olarak 2 aydır olan hematürisiz,
progresif obstruktif dizüri nedeniyle tetkik edildi. Rektal incelemede prostattan
bağımsız rektumu dolduran yumuşak kıvamlı kitle palpe edildi. Hastanın daha
önce geçirilmiş üriner sistem cerrahisi öyküsü yoktu. Plazma kreatin: 0.7 mg/dl ve
PSA: 0.9 ng/dl olup ultrasonda; mesane içini dolduran 125x95 mm çaplı lobüle
konturlu hipervaskülarite gösteren solid kitle lezyonu izlendi. Prostat 30 gr ve homojendi. Batın tomografisinde; prostat superior posteriorundan çıkarak kraniale
doğru uzanan mesane tabanı ve sol lateralini invaze eden ve rektum ile ara planları
izlenmeyen 140x60 mm ölçüsünde kitle izlenmiştir. Bu veriler ışığında hastaya sistoskopi yapıldı. Prostatik loj açıktı. Mesane sol yan duvar ve karşı duvarı tamamen
dolduran solid tümör izlendi. Transüretral rezeksiyon yapıldı. Postoperatif 1. günde üretral kateter çekilerek hasta taburcu edildi.
Bulgular: Patolojik incelemede kesitlerde lenfoid hücrelerden oluşan neoplastik nitelikte doku parçaları izlendi. Moleküler incelemede CD3 ve CD5 ile negatif, CD20
ile diffüz pozitif, CD23 ile negatif boyanma, BCL-2 pozitif, MUM1 negatif, CD10
negatif ve Ki67 ile infiltrasyon alanlarında %10 oranında pozitiflik saptanmış olup,
marjinal zon lenfoma tanısı konulmuştur. Toraks tomografisinde patolojik lenf nodu
olmayan hasta hematoloji bölümüne kemoterapi için konsülte edildi.
Sonuç: Klinik olarak benin prostat hiperplazisini taklit edebilen mesane lenfoması nadir görülen bir hastalıktır. Patolojik tanı sonrası hastalığın asıl tedavisi kemoterapidir. Patologların bu konuda dikkatli olması önemlidir.
Anahtar kelimeler: Marjinal zon lenfoma, ekstranodal tutulum, obstrüktif üropati
342
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
MESANE KANSERİ
Şekil 1. Kitlenin histopatolojik görünümü ve kitlenin tomografi görüntüsü, A: Diffüz matür lenfositten çok az büyük, yer yer çentikli nükleuslu, dar
sitoplazmadan oluşan infiltrasyon görülmekte (X400 büyütme) B: CD20 ile diffüz pozitif boyanma C: CD5 ile negatif boyanma D: CD23 ile negatif boyanma
E: Bcl-2 ile pozitif boyanma
6-10 Kasım 2013, Antalya
343
POSTER
P123
NADİR BİR OLGU: MESANENİN KÜÇÜK HÜCRELİ KANSERİ
Eşref Oğuz Güven1, Gülay Bilir2, Fatih Hızlı1, İsmail Selvi1, Halil Başar1
1
Abdurrahman Yurtarslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Ankara
Abdurrahman Yurtarslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Kliniği, Ankara
MESANE KANSERİ
2
Mesanenin küçük hücreli kanseri (MKHK) 1981 yılında ilk defa tanımlanmış
olan mesanenin kötü diferansiye nöroendokrin kanseridir. Oldukça nadir görülen agresif,çok saldırgan seyirli ve tanı anında genellikle ileri evrede olan bir kanserdir. Saf MKHK çok nadir olup genellikle transizyonel hücreli karsinom,adenokarsinom veya skuamöz hücreli karsinomlarla birlikte gelişir. Hematüri tüm
mesane tümörlerinde olduğu gibi MKHK de de asıl semptomdur. Ayrıca, dizüri,
üriner obtrüksiyon, abdominal ağrı, üriner enfeksiyon, kilo kaybı ve paraneoplastik sendromlar (ektopik ACTH salınımı, hiperkalsemi) görülebilir. Kökeni
bilinmemektedir. Teoriler içinde multipotent kök hücre teorisi en popüleridir.
Histolojik ve immünohistokimyasal olarak akciğerin KHK ile tamamen aynıdır.
Evrelemesi TNM sistemi ile yapılır. Oldukça nadir bir tümör olduğu için tedavi şekli kesinleşmemiş ve genel yaklaşım da akciğer KHK sı gibi tedavi edilmesi
yönündedir. cT1-4aN0M0 evresinde neoadjuvan kemoterapi+radikal rezeksiyon
veya Radyoterapi+kemoterapi önerilmekte iken ileri evrede, glomerüler filtrasyon hızının 60ml/dk dan az olduğu hallerde kemoterapi tedavi seçeneği olarak
önerilmektedir.
58 yaında erkek hasta 4 aydan beri devam eden makroskobik hematüri, infravezikal obstrüksiyon şikayetleri ile başvurdu. Yapılan sistoskopide mesane boynuna
kadar uzanan ye ryer nekrotik, mesane lümeni içini dolduran yaygın tümör görüldü. Patoloji sonucunun KHMK gelmesi üzerine yapılan radyolojik incelemede
mesane dışında tümör kaynağı ve metastaz görülmedi.
KHMK lerinde lokalize evrede önerile tedavi neoadjuvan kemoterapi+radikal rezeksiyon olup %78-80 kür şansı tanımaktadır. Sunduğumuz vakada her ne kadar
vaka lokalize de gözükse renal fonksiyon bozukluğu nedeniyle hastaya radikal cerrahi yaklaşımda bulunulamamış olup RT+KT tedavisi uygulanmıştır.
KHMK de kemoterapi asıl tedavi seçeneği olup radikal sistektomi ve RT yardımcı
tedavi seçenekleridir. KHMK leri sıklıkla TCC ile beraberlik gösterdikleri için lokalize hastalıkta radikal rezeksiyon neoadjuvan KT sonrası öncelikle düşünülmesi
gereken tedavi yöntemidir.
Anahtar kelimeler: Mesane tümörü, küçük hücreli kanser
344
11. Üroonkoloji Kongresi
mesane küçük hücreli karsinomu
POSTER
MESANE KANSERİ
Şekil 1. Mesane küçük hücreli karsinomu histolojik görünüm
6-10 Kasım 2013, Antalya
345
POSTER
MESANE KANSERİ
P124
ANTİAGREGAN ALAN HASTALARDA MESANE TÜMÖRLERİNDE İLK TANI
ANINDA KLİNİK VE PATOLOJİK ÖZELLİKLER FARKLI MI?
Çağatay Göğüş, Mete Özkıdık, Evren Süer, İlker Gökçe, Cihat Özcan,
Sümer Baltacı
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Mesane tümörleri özellikle 60 yaş sonrası dönemde sık olarak tespit edilmekte ve hastaların üroloğa başvuru nedenini çoğunlukla makroskopik hematüri
oluşturmaktadır. Antiagregan ilaçlar bu ileri yaştaki hasta grubu tarafından proflaksi ve tedavi amacıyla kullanılmaktadır. Bu ilaçları kullanan hastaların daha erken
dönemde özellikle hematüri nedeniyle semptomatik hale gelmeleri beklenebilir.
Bu çalışmada amaçlanan antiagregan ilaç kullanan hastalardaki mesane tümörlerinin klinik ve patolojik özelliklerini değerlendirmektir.
Hastalar ve Yöntem: Kliniğimizde Ocak 2008-Nisan2013 yılları arasında primer
mesane tümörü nedeniyle transüretral rezeksiyon yapılmış olan 340 hastanın verileri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastalar antiagregan kullanan (Grup
1) ve antiagregan kullanmayan (Grup 2) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Yaş, cinsiyet, lokal evre, grade, tümör boyutu, karsinoma insitu oranı ve histolojik alttip
sonuçları gruplar arasında karşılaştırılmıştır.
Bulgular: Gruplardaki hasta sayısı Grup 1 ve Grup 2 için sırasıyla 77(%22,6) ve
263(%77,4) olarak tespit edilmiştir. Grup 1 de ortalama yaş 71,4±11,2 yıl olup
grup 2`den 66,2±10,1 anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p=0,001).
Ortalama tümör boyutu tanı anında grup 1`de grup 2`ye göre belirgin derecede
küçük olarak tespit edilmiştir (22mm-31mm,p=0,001). Grup 2’de tanı anında invaziv tümör olma ihtimali grup 1’e göre yüksek izlendi (%29,6-%14,3 p=0,004).
Yüksek grade tümör oranı grup 1 ve grup 2 için %61,1 ve`%72,1 olarak tespit
edilmişse de bu fark anlamlı bulunmamıştır(p=0,09). Diğer parametreler her iki
grupta da benzer olarak bulunmuştur.
Sonuç: Antiagregan kullanan hastalarda mesane tümörleri daha küçük boyutlarda
ve erken evrede saptanabilmektedir. Bununla birlikte, bu önemli bulguyu destekleyen geniş serili prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.
Anahtar kelimeler: Mesane kanseri, tanı, antiagregan
346
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P125
TROFOBLASTİK VE GLANDÜLER DİFERANSİYASYON GÖSTEREN
MESANE KANSERİ, OLGU SUNUMU
1
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Kliniği, İstanbul
2
Giriş: Mesanede saptanan en sık tümör ürotelyal tümörler olmakla birlikte infiltrasyon gösteren ürotelyal tümörler başlığında trofoblastik ve glandüler diferansiyasyon gösteren tümörler de bulunmaktadır. Trofoblastlardan köken alan
karsinomlar sıklıkla uterus ve overlerde gelişir. Erkekte ekstragenital organlarda
trofoblastik tümör gelişimi oldukça nadirdir. İnvazif transizyonel hücreli karsinomların %10’unda glandüler veya skuamöz diferansiyasyon eşlik ettiği bilinmektedir.
Olgu: 47 yaşında erkek hasta kliniğimize bir haftadır devam eden makroskopik
hematüri şikayetiyle başvurdu. 35 yıl.paket sigara kullanım öyküsü olan hastanın
fizik muayenesinde özellik yoktu. Özgeçmişinde lomber disk hernisi operasyonu
dışında özellik bulunmayan hastanın yapılan laboratuvar tetkiklerinde herhangi
bir patoloji saptanmadı. Üriner sistem ultrasonogramında mesanede kitle saptanması üzerine hastaya genel anestezi altında transüretral rezeksiyon uygulandı.
Sistoskopisinde sağ üreter orifisi süperolateralinde yaklaşık 3 cm çapında solid görünümde tümöral kitle izlendi. Rezeksiyon sonrası yapılan histopatolojik inceleme sonucu glandüler ve trofoblastik diferansiyasyon gösteren, yüksek dereceli, lamina propria invazyonu olan ürotelyal karsinom ve karsinoma in-situ olarak rapor
edildi. Üroonkoloji konseyinde değerlendirilen hastaya erken sistoprostatektomi
ve genişletilmiş lenf nodu diseksiyonu uygulandı. Yapılan vücut taramasında metastaz saptanmayan hasta histopatolojik inceleme sonrası pT1N0M0 olarak değerlendirildi. Postoperatif 4. ayını tamamlayan hastada nüks veya metastaz gelişmedi.
Sonuç: Trofoblastik diferansiyasyon gösteren ürotelyal tümörler nadir olmakla
beraber oldukça agresif seyirlidir. Literatürde glandüler diferansiyasyon gösteren
tümörlerde de prognozun oldukça kötü olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle erken
sistektominin önemli olduğu vurgulanmaktadır.
Anahtar kelimeler: Glandüler Diferansiyasyon, Mesane Kanseri, Trofoblastik Diferansiyasyon
6-10 Kasım 2013, Antalya
347
MESANE KANSERİ
Uğur Yücetaş1, Emre Karabay1, Erkan Erkan1, Kemal Behzatoğlu2,
Cemalettin Murat1, Bülent Mansuroğlu1, Mahmut Gökhan Toktaş1
POSTER
MESANE KANSERİ
P126
POINT OF TECHNIQUE: A SIMPLIFIED TECHNIQUE FOR SECURING THE
DORSAL VEIN COMPLEX IN PERFORMING OPEN RADICAL CYSTECTOMY
Arvind Goyal, Ashish Ahuja
Arvind Goyal, Department of Urology & Renal Transplant, Dayanand Medical college & Hospital,
Ludhiana,Punjab,India
One of the major complications of radical cystectomy is intra-operative blood loss.
Excessive blood loss may occur most often during division of the dorsal vein complex (DVC). The control of the dorsal vein complex is still a critical surgical step
in achieving haemostasis during radical cystoprostatectomy.
The technique to reduce blood loss while tackling DVC has been followed in a
tertiary care centre in a developing country where we generally prefer performing
open radical cystectomy for treatment of muscle invasive bladder cancer.
After ligating pedicles the bladder is mobilized.Plain is developed between the
bladder and rectum as bladder is further separated. The bladder and prostate are
attached to urethera inferiorly and DVC lies superiorly over it. The DVC is cut
flush with the urethera and packed with five sponges and pressed with sponge stick
from top. After five minutes the pressure and sponges are removed and the DVC
pedicle towards symphisis pubis is secured with suture ligature. The process is
quicker without any significant blood loss.
Another problem lies in massive lymph loss that occurs after massive retroperitoneal dissection. The lymph volume is significantly reduced by using small clips
used in laproscopic surgery to clip all lymph channels during dissection. Also while
separating bladder and prostate from endo pelvic fascia the lateral tissue is ligated
in big bites by using Lehy’s forceps. This maneuver further reduces the blood loss
and lymph drainage.
We used these techniques in all cases (Twenty),done between years 2007 and 2012
and found lower complication rate as compared to described methods.
Key words: Dorsal venous comples, radical cystectomy, blood loss
348
11. Üroonkoloji Kongresi
MESANE KANSERİNE BAĞLI İNATÇI KANAMALARDA MİKROKATETER
YÖNTEMİ İLE SÜPERSELEKTİF VEZİKAL ARTER EMBOLİZASYONU
1
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, İstanbul
2
2Mesane kanserine bağlı meydana gelen inatçı kanamaları kontrol altına almak
amacıyla palyatif yaklaşım olarak mikrokateter yöntemi ile uygulanan süperselektif vezikal arter embolizasyonu tecrübemizi paylaşmak
Hastalar ve Yöntem: Mesane kanserine bağlı makroskopik hematüri nedeniyle kliniğimizde değerlendirilen ve diğer palyatif yöntemlerle kanaması kontrol altına
alınamayan 12 hastaya, mikrokateter yöntemi ile süperselektif vezikal arter embolizasyonu uygulandı. Embolizasyon girişimi öncesi ve sonrası; hemoglobin değerleri, uygulanan kan transfüzyonu miktarları, komplikasyonlar ve üretral kateter
çekilme süreleri değerlendirildi.
Bulgular: Ortalama hasta yaşı 73,3 (63-85) yıl olarak hesaplandı. Embolizasyon
işlemi için üç hastada birincil yöntem olarak n-butyl-2-cyanoacrylate (glue) embolizasyonu, diğer 9 hastada ise poly vinyl alkol (PVA) partikül embolizasyonu
uygulandı. PVA embolizasyonu yapılan ve kanaması kontrol altına alınamayan
iki hastada bir hafta içerisinde ikincil işlem olarak glue embolizasyonu uygulandı.
Olguların hepsinde mikrokateter yöntemi ile süperselektif vezikal arter embolizasyonu uygulandı. Dört olguda sistoskopi sonucuna göre tümörün saptandığı
tarafa, diğer 8 olguda ise bilateral embolizasyon yapıldı.
Embolizasyon işlemi öncesi ortalama hemoglobin değeri 7,9 g/dl ve işlem sonrası
ortalama hemoglobin değeri 9,2 g/dl olarak hesaplandı. İşlem öncesi ve sonrası uygulanan ortalama kan transfüzyonu miktarları 4 (2-15) ile 2,3 (1-4) ünite eritrosit
süspansiyonu/tam kan olarak saptandı.
İkinci işlem uygulanmayan 10 hastanın üretral kateterleri idrar rengi berrak hale
geldikten sonra ortalama 7. (2-16) günde çekildi. İşlem sonrasında hiçbir hastada
girişime bağlı major komplikasyon ya da mortalite meydana gelmedi.
6-10 Kasım 2013, Antalya
349
MESANE KANSERİ
Bahadır Şahin1, Muhammed Sulukaya1, İlker Tinay1, Feyyaz Baltacıoğlu2,
Levent Türkeri1
POSTER
P127
POSTER
MESANE KANSERİ
Sonuç: Mesane kanserine bağlı meydana gelen ve diğer palyatif yöntemlerle kontrol altına alınamayan inatçı makroskopik hematüri durumunda mikrokateter yöntemi ile uygulanan süperselektif vezikal arter embolizasyonu uygulaması etkin ve
güvenilir bir alternatiftir.
Anahtar kelimeler: hematüri, mesane tümörü, embolizasyon
350
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P128
MESANE TÜMÖRÜ İLE BİRLİKTE RASTLANTISAL SAPTANAN
MESANENİN İNGÜİNAL HERNİASYONU: VAKA SUNUMU
Erkan Erdem1, Nertila Hysenaj Cevheroğlu2
Özel Vital Hospital, Üroloji Kliniği, İstanbul
Özel Vital Hospital, Radyoloji Kliniği, İstanbul
2
Giriş: Mesanenin ingüinal kanal içerisine herniasyonu yaklaşık %1-3 oranında
görülen ve ingüinal herni operasyonu sırasında gelişebilecek komplikasyonları
önlemek açısından tanı konulması önem taşıyan bir durumdur. Nadiren üriner
obstrüksiyona da neden olabilen mesane herniasyonu genellikle inguinal herni ile
birliktedir.
İzole mesane herniasyonu ve mesane tümörü birlikteliği nadir görülen patolojik
bir durumdur. Bu vaka sunumunda hematüri nedeniyle başvuran ve hematüri
etyolojisi araştırmak için yapılan USG ve kontrastlı BT incelemelerinde, sağ yan
duvarda mesane tümörü ve birlikte rastlantısal olarak tespit edilen sağ ingüinal
mesane herniasyonu olgusu sunulmuştur.
Yöntem: Hematüri ve sağ kasıkta şişlik nedeniyle kliniğimize başvuran 75 yaşındaki erkek hastanın yapılan tetkiklerinde mesane sağ yan duvarda solid kitle ve sağ
ingüinal mesane herniasyonu tespit edildi. Daha sonra transüretral mesane tümörü rezeksiyonu yapılan hastanın patoloji sonucu kas invaziv mesane tümörü olarak
rapor edildi.
Sonuç: Bu olgu ve literatür eşliğinde mesane tümörü ile birlikte saptanan ingüinal
mesane herniasyonu olgusu sunulmuştur.
Anahtar kelimeler: mesane herniasyonu, mesane tümörü
6-10 Kasım 2013, Antalya
351
MESANE KANSERİ
1
POSTER
MESANE KANSERİ
P129
PRİMER PT1 MESANE TÜMÖRÜ HASTALARINDA CİNSİYETİN
REKÜRRENS VE PROGRESYON ÜZERİNE ETKİSİ
Özgür Çakmak, Cemal Selçuk İşoğlu, Hüseyin Tarhan, İlker Akarken,
Rahmi Gökhan Ekin, Burak Özçift, Yusuf Özlem İlbey, Ferruh Zorlu
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İzmir
Amaç: Primer T1 mesane tümörü (tm) hastalarında cinsiyetin rekürrens ve progresyon üzerine etkisini araştırmak.
Materyal-Metod: Kliniğimizde takipli 525 mesane tm hastasının verileri retrospektif
olarak incelendi. İlk TUR-M (transüretral rezeksiyon- mesane) materyalinin incelenmesi sonucunda pT1 tanısı sonrasında adjuvan intrakaviter tedavi alan 137 hasta
çalışmaya dahil edildi. Adjuvan intrakaviter tedavi sonrasında, kas invaziv olmayan
mesane tm saptanması rekürrens olarak sayıldı. Mesane kas tabakasında invazyon
saptanması ve/veya metastatik hastalık oluşması progresyon olarak sayıldı.
Tablo 1. Cinsiyete göre hastaların dağılımı
Erkek
Kadın
120
17
66,97 ± 10,2
67,12 ± 10,0
0,837
22 (%18,3)
4 (%23,5)
0,609
33,11 ± 31,3
22,82 ± 14,9
0,189
14 (%11,9)
2 (%11,8)
0,675
89,05 ± 72,6
29,96 ± 2,5
0,283
Hasta Sayısı
Ortalama Yaş (yıl)
Rekürrens Saptanan Hasta Sayısı
Ortalama Rekürrens Süresi (ay)
Progresyon Saptanan Hasta Sayısı
Ortalama Progresyon Süresi (ay)
p değeri
Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 137 hastanın ortalama yaşı 66,99 (38-85) yıl ve
hastaların 120’si (%87,5) erkek, 17’si (%12,5) kadındı. Ortalama 14(1-28) yıllık
takipte rekürrens erkek ve kadın hastalarda sırası ile %18,3 ve %23,5 saptandı
(p=0,609). Ortalama rekürrens süresi erkek ve kadın hastalarda 33,11 ve 22,82 aydı
ve aradaki farklılık istatistiksel olarak anlam kazanmadı (p=0,189). Progresyon erkek ve kadın hastalarda sırası ile %11,9 ve %11,8 saptandı (p=0,675). Ortalama
progresyon süresi erkek ve kadın hastalarda sırası ile 89,05 ve 29,96 aydı ancak
aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0,283).
Yorum: Primer pT1 mesane tümörü hastalarında cinsiyetin rekürrens, rekürrens zamanı, progresyon ve progresyon zamanına etkisi bulunmamıştır.
Anahtar kelimeler: Cinsiyet, Progresyon, Rekürrens
352
11. Üroonkoloji Kongresi
14 YAŞINDA HEMATÜRİ İLE BAŞVURAN MESANE TÜMÖRÜ OLGUSU:
HEMATÜRİ İLE BAŞVURAN ÇOCUKLARDA DA SİSTOSKOPİ
GÖZ ARDI EDİLMEMELİDİR
Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
Amaç: Değişici epitel hücreli mesane tümörü çoğunlukla ileri yaşlarda görülen
ağrısız pıhtılı makroskopik hematüri ile karakterize bir durumdur. Sıklıkla 50 yaş
üzeri hastalarda görülmektedir. Daha genç yaştaki hematüri ile başvuran hastalarda benzer klinik semptomlar veren diğer hastalıkların üzerinde daha çok durulması nedeniyle, değişici epitel hücreli mesane tümörü açısından sistoskopi göz
ardı edilmemelidir. Hematüri ile başvuran hastalarda sistoskopinin önemi ve literatürde sınırlı sayıda genç yaşta vaka olması nedeniyle bu olgu sunumunun değerli
olduğu düşünüldü.
Yöntem: Onbeş yaşında kız çocuğu yaklaşık 2 aydır olan idrarda yanma ve ağrısız
aralıklı hematüri şikayeti ile polikliniğimize başvurdu. Tam idrar tetkikinde 10 15
eritrosit bol lökosit saptandı. Ultrasonografik incelemede mesane posterior duvarından lümene protrüde görünümde 28*11mm boyutlarında polipoid hipoekoik
solit kitle lezyon gözlendi. İdrar yolu enfeksiyonu tedavisi sonrası sistoskopi yapılan hastada mesane posterior duvarda 2 x 3 cm boyutlarında lümene protrüde vejetan papiller tümör görüldü. Hastaya genel anestezi altında transuretral rezeksiyon
uygulandı. Tümör komplet rezeke edildi
Bulgular: Histopatolojik inceleme sonucu düşük dereceli değişici epitel hücreli
karsinom pTa,G1 olarak raporlandı.
Sonuç: Literatürde bu kadar genç yaşta bildirilen değişici epitel hücreli mesane
tümörü olgusu sınırlı sayıdadır. Bu vaka ışığında hematüri ile başvuran çocuklarda
da mesane tümörü olasılığı akılda bulundurulmalı ve mesane tümörü ekartasyonu
açısından hastalar ultrasonografi ve sistoskopi ile mutlak değerledirilmelidir.
Anahtar kelimeler: Mesane Tümörü, Çocuk
6-10 Kasım 2013, Antalya
353
MESANE KANSERİ
Ömür Memik, Bekir Voyvoda, Mehmet Aycan Özkaya
POSTER
P130
POSTER
MESANE KANSERİ
P131
İNVAZİV MESANE KANSERİNDE LENF NODU METASTAZI
SAPTANMASINDA PET-CT’NİN TANISAL DEĞERİ
Fetullah Gevher1, Murat Gezer2, Çetin Demirdağ2, Metin Halaç3,
Kerim Sönmezoğlu3, Süleyman Ataus2, Can Öbek2
1
Nusaybin Devlet Hastanesi, Mardin
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
3
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Nükleer Tıp Anabilim Dalı, İstanbul
2
Giriş ve Amaç: Bu çalışmada invaziv mesane kanserli ve radikal sistektomi operasyonu geçirmiş hastalarda lenfatik metastazı öngörmede fluorine-18 fluorodeoxyglucose ([18F]FDG) positron emission tomography-Computed Tomography
(PET-CT)’nin rolünü araştırmayı amaçladık.
Metod: Radikal sistektomi ve genişletilmiş lenf nodu diseksiyonu uygulanan hastalara ameliyat öncesinde [18F]FDG-PET/CT çekildi. Görüntüleme bulguları ve
ameliyat sonrası elde edilen lenf nodu patolojileri karşılaştırıldı.
Bulgular: Nisan 2009-Mayıs 2013 tarihleri arasında 46 hastaya radikal sistektomi
ve beraberinde genişletilmiş lenf nodu diseksiyonu uygulandı. Çıkarılan ortalama
lenf nodu sayısı 25 idi (11-65). PET-CT bulgusu olarak lenf nodu metastazı 13
(28%) hastada saptandı. Bu 12 hastanın lenf nodu histolojik incelemesi sonucu 5
(38%) hastada gerçekten pozitiflik saptandı. Ameliyat öncesi PET-CT bulgusu
negatif olan 33 olgunun 6 (18%) tanesinde lenfatik metastaz saptandı. Yöntemin
duyarlılığı %45, özgüllüğü %77, pozitif tanısal oranı %38, negatif tanısal oranı ise
%81 olarak saptandı.
Sonuç: İnvaziv mesane kanserinde PET-CT’nin lenfatik metastaz saptama oranı
güvenilir seviyelerde saptanmadı. Genişletilmiş lenf nodu diseksiyonu halen patolojik evrede altın standart olma özelliğini sürdürecek gibi görünmekte.
Anahtar kelimeler: Mesane kanseri, PET-CT, Radikal sistektomi
354
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P132
NADİR GÖRÜLEN BİR RETANSİYON NEDENİ; KADINDA ÜRETRA
TÜMÖRÜ OLGU SUNUMU
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Giriş: Üretra kanserleri ürogenital sistemin nadir görülen tümörlerindendir.
Kadınlarda daha sık gözlemektedir. Görülme sıklığı açısından kadın erkek oranı 2/1’dir. Üretral kanser etyolojisinde ileri yas ve mesane kanseri öyküsü olması
rol oynamaktadır. Diğer nedenler arasında ise kronik irritasyonlar, enfeksiyonlar
ve striktürler sayılabilir. Primer malign üretra tümörlerinin %15’i değişici epitel
hücreli karsinom, %78’i yassı epitel hücreli karsinom, %4’ü adenokarsinomlardır.
Üretral kanser metastazları çoğunlukla lenfojen şekilde pelvik lenf nodlarına ve
inguinal lenf nodlarına olurken hematojen metastazları nadirdir.
Hastalar genellikle geç dönemde lenf nodu metastazı gelişmiş şekilde başvurur. Obstruktif işeme semptomları, ağrısız hematüri ve çamaşırda kanlı leke gibi
non-spesifik semptomlarla başvurabilirler. Fizik muayenede kadında üretral meatusta kitle palpe edilebilir. İnguinal lenfadenopati (LAP), solunum ile ilgili semptomları ve hepatomegali metastatik hastalığı düşündürmelidir.
Olgu: 64 yaşında kadın hasta kliniğimize idrar yapamama ve idrar retansiyonu
ile başvurdu. Daha önce Servikal intraepitelyal neoplazi (CIN3) sebebiyle total
abdominal histerektomi ve bilateral salpingooferektomi (TAH+BSO) öyküsü
bulunmakta. Fizik muayenesinde periüretral fibrozis tespit edildi. Hastaya retansiyon nedeni ile sistoskopi yapıldı. Sistoskopi sırasında mesanede şüpheli tümöral
oluşum görülmedi. Hastaya üretra darlığı tanısı konarak buji dilatasyonu yapıldı.
Tekrar retansiyon gelişmesi üzerine hastaya üretrolizis planlandı. Operasyon esnasında periüretral bölgede fibrotik doku görülerek eksize edildi, spesmen patolojiye
gönderildi. Patoloji sonucu; stroma ve kas tabakasına invaziv glandüler diferansiasyon gösteren yüksek dereceli ürotelyal karsinom olarak rapor edildi. Hastaya
tarafımızca sistektomi+ileal loop+genişletilmiş periüretral doku eksizyonu yapıldı. Spesmene vagen anterior duvarı da dahil edildi. Nihai patoloji sonucu invaziv
üretra tümörü geldi. Hasta daha sonra radyoterapi için onkoloji bölümüne devir
edildi.
6-10 Kasım 2013, Antalya
355
MESANE KANSERİ
Mesut Berkan Duran, Taha Numan Yıkılmaz, Yalçın Kızılkan,
Yüksel Cem Aygün, Hakan Özkardeş
POSTER
MESANE KANSERİ
Sonuç olarak kadınlarda idrar yapamamanın birçok nedeni olabilir. Üretral obstruksiyon, kitle, abse ve fistül gelişmesi, üretroraji gibi nonspesifik semptomlar
verebilirler. Üretral darlıklar için yapılan dilatasyonlarda veya hafif travmalarda
normalden fazla kanama maligniteden şüphelendirmelidir. Periüretral fibrozisli
hastaların üretra tümörü olabileceği dikkate alınmalıdır.
Anahtar kelimeler: kadında üretra tümörü, retansiyon
356
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P133
MESANE İÇİ KEMOTERAPÖTİK İLAÇLARIN MESANE FONKSİYONU
ÜZERİNE OLAN ETKİLERİ
Sebahattin Albayrak1, Kürşad Zengin1, Serhat Tanık1, Esat Korğalı2
Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Yozgat
Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Sivas
2
Giriş: Mesane tümöründe kullanılan intravezikal kemo/immunoterapi alan hastalarda alt üriner sistem semptomları sık görülmektedir. Bu semptomların ortaya çıkmasının sebebi ve mekanizması bilinmemektedir. Bu çalışmadaki amacımız
Mitomycin C ve Epirubicin gibi intravezikal kemoterapötik ilaçların sıçan mesane
kası şeritlerinin kolinerjik ve pürinerjik ajanlara verdiği in vitro yanıtları nasıl etkilediğini araştırmaktır.
Materyal-Metod: Bu çalışmada 30 adet Wistar Albino dişi sıçan; Mitomycin C grubu, Epirubicin ve kontrol grubu olmak üzere üçe ayrıldı. Mitomycin C grubuna 8
hafta 1 mg/mL (0.1 mL) intravezikal haftada 1 kez, Epirubicin grubuna 8 hafta 1
mg/mL (0.1 mL) intravezikal haftada 1 kez, kontrol grubuna 8 hafta 0.1 cc %0.9
NaCl intravezikal haftada 1 kez uygulandı. Tedavinin bitiminden 1 hafta sonra tüm
gruplardan alınan mesane şeritleri in vitro olarak değerlendirildi. Karbakol, KCL,
ATP, ADP ve elektriksel alan uyarısı ile oluşan kasılma yanıtlarına bakıldı.
Bulgular: Çalışma sonucunda mesane şeritlerinde in vitro olarak yapılan değerlendirmelerde kontrol grubu ile Mitomycin C ve Epirubicin grubunda KCL kasılma
yanıtlarında anlamlı fark bulunmazken; Karbakol, ATP ve ADP kasılma yanıtlarında kontrole göre Mitomycin C ve Epirubicin grubunda anlamlı olarak azalmış
bulundu. Elektriksel alan uyarısı ile elde edilen kasılma yanıtlarında kontrol ve
Epirubicin grupları arasında anlamlı fark saptanmadı. Mitomycin C grubunda ise
kontrole göre elektriksel alan uyarısı ile elde edilen kasılma yanıtlarında anlamlı
artış saptandı.
Sonuç: Kolinerjik ve pürinerjik ajanlara yanıt azalmış iken elektriksel alan uyarısı ile elde edilen kasılma yanıtlarında beklenebilecek azalmanın olmaması,
Mitomycin C grubunda artış olması ve Epirubicin grubunda ise değişiklik olmaması, farklı mekanizmaların bu olayda rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Bu
konu ile ilgili ileri araştırmalara gerek vardır.
Anahtar kelimeler: Mesane Tümörü, Mitomycin C, Epirubicin
6-10 Kasım 2013, Antalya
357
MESANE KANSERİ
1
POSTER
P134
SOL BÖBREK TÜMÖRÜNÜN (RCC) İZOLE SAĞ FEMUR BAŞI METASTAZI
Bilal Fırat Alp1, Sercan Yılmaz1, Engin Kaya1, Ali Gürağaç1, Zafer Demirer2,
İbrahim Yıldırım1
BÖBREK KANSERİ
1
Gata Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Eskişehir Asker Hastanesi, Üroloji Kliniği, Eskişehir
2
Giriş: Renal hücreli karsinomaların izole kemik metastazı çok nadir olarak saptanmaktadır. Bu hastalarda uygulanacak uygun cerrahi prossedür ile 5 yıllık sağkalım
ortalama %35 ile %60 arasındadır. Biz bu olguda izole kemik metastazı olan renal
hücreli karsinomalı 59 yaşında erkek hastamızı sunuyoruz.
Olgu: 59 yaşında erkek hasta sağ bacak ağrısı ile ilk olarak ortopedi doktoruna
başvurmuş. Yapılan radyolojik değerlendirme sonucu sağ femur metafizinde kitle tespit edilmesi üzerine metastazın primer odağının araştırması yapılmıştır.Bu
amaç ile torako-abdomino-pelvik bilgisayarlı tomografi ve magnetik rezonans görüntüleme tetkikleri yapılmıştır. Yapılan tetkikler sonucu sol böbrek alt polünde
yaklaşık 78x61x71mm boyutunda heterojen kontrastlanan kitle ve sağ femur metafizine metastaz tespit edilmiştir. Hastaya mevcut bulgular ışığında kliniğimizde
sol radikal nefrektomi operasyonu yapıldı. Patolojisi “renal hücreli karsinoma, furhman grade 3” olarak raporlanan hastaya postoperatif 12.günde ortopedi kliniğinde kitle eksizyonu ve sağ parsiyel kalça protezi operasyonu uygulandı. Bu kitlenin
patolojisi de “renal hücreli karsinom metastazı” olarak rapor edildi. 2.ameliyatın
postoperatif 1. gününde hasta fizyoterapist eşliğinde yürütülmeye başlandı ve postoperatif 8.gününde komplikasyonsuz bir şekilde taburcu edildi.
Şekil 1. Böbrek Tümörü-Femur Metastazı
Sonuç: Metastatik renal hücre karsinomalı hastaların 5 yıllık sağkalım oranları,
bu tümörün gerek radyoterapi gerekse kemoterapiye yetersiz yanıtından dolayı
358
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
düşüktür. Ancak izole kemik metastazı olan RCC’li hastaların uygun cerrahi tedavi ile 5 yıllık sağkalım oranları oldukça uzamaktadır. Bu vakamızın da femur
metastazı dışında metastazı olmadığı için her iki tümör odağına da cerrahi tedavi
ilk seçenek olarak uygulanmıştır.
Anahtar kelimeler: Böbrek Tümörü, Femur Metastazı
BÖBREK KANSERİ
6-10 Kasım 2013, Antalya
359
POSTER
P135
RENAL HÜCRELİ KANSERİ TAKLİT EDEN RENAL ASPERGİLLOS VAKASI
Cihat Özcan, Evren Süer, Ömer Gülpınar, İlker Gökçe, Yaşar Bedük
BÖBREK KANSERİ
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Giriş: Renal aspergillos, immünkompremize hastalarda görülebilmektedir. Böbrek
tümörlerini taklit eden vakalar bildirilmiştir. Vaka sunumuzda 56 yaşında diyabetik, renal hücreli aspergillos vakası sunulmuştur.
Vaka sunumu: 15 yıldır diabetik olan 56 yaşında erkek hasta 2 aydır devam eden
sol yan ağrısı şikayeti ile polikliniğimize başvurdu. Hastanın son 3 ayda 10 kilo
kaybı ve 1 aydır zaman zaman 38°C geçen ateşleri mevcuttur. Kist hidatik indirekt hemoglitinasyon testi negatif olarak saptandı. Hastanın rutin kan tetkiklerinde; tam kan ve biyokimyasal testleri normal olarak saptanırken CRP (C Reaktif
Protein) değeri 158 mg/L olarak izlendi. İdrar ve kan kültürlerinde mikroorganizma saptanmadı. Böbrekte şüpheli lezyon - olası malignite şüphesi ile 12. kot aldı
chevron kesi ile sol radikal nefrektomi yapıldı. İntraoperatif değerlendirmede böbrek anterior kısmında kistik lezyon izlendi. Lezyon içerisinden nekrotik püy drene oldu. Histopatolojik incelemede; ksantogranülamatöz pyelonefrit ile birlikte
hemoksilen eozin boyası ile küf mantarı ile uyumlu dallanan septalı hifalar izlendi. Nekrotik materyalden yapılan kültürde Aspergillus fumigatus üredi. Çekilen
toraks ve kranial tomografi, ekokardiyografi işe oftalmoskopik değerlendirmede
başka lezyon saptanmadı.Hastaya 6 hafta süre ile 2*100 mg oral itrakonazol tedavisi verildi. Tedavi sonunda CRP normal olarak saptanırken ve abdominopelvik
BT’de patolojik bulguya rastlanmadı.
360
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
Anahtar kelimeler: Renal kanser, aspergillos
intraoperatif
BÖBREK KANSERİ
Şekil 1. intraoperatif görünüm
6-10 Kasım 2013, Antalya
361
POSTER
P136
DEV RENAL ANJİOMYOLİPOM: OLGU SUNUMU
Özgür Gürboğa1, Volkan Şen1, Ozan Bozkurt1, Ömer Demir1,
Ahmat Adil Esen1, Kutsal Yörükoğlu2, İlhan Çelebi1
BÖBREK KANSERİ
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, İzmir
2
Anjiomyolipomlar perivaskuler epiteloid hücrelerden gelişen kan damarları, düz
kas ve matür yağ dokusu içeren benign tümörlerdir. Son zamanlarda yapılan çalışmalarda nöral krestten de orjin alabileceği ortaya konulmuştur. Bu tümörlerin
%80‘i sporadik olarak görülürken, %20’si tüberoskleroz kompleksi ve pulmoner
lenfanjioleiyomiyomatozis ile birlikte görülebilir. Masif kanama ve kitle etkisi bu
lezyonların başlıca semptomlarıdır. Büyük ve vasküleritesi fazla olan kitlelerde
özellikle kanama riskini minimale indirmek için preop selektif renal arteriyel embolizasyon işlemi uygulanabilir.
Kliniğimizde tuberoskleroz tanısı almış, takiplerinde dev boyutlara ulaşan, bası
etkisi yaratan ve preop selektif renal arteriyel embolizasyon işlemi uygulanan sağ
böbrek anjiomyolipomunu sunmayı amaçladık.
Sekiz yıl önce tuberoskleroz tanısı alan hasta, son zamanlarda başlayan sağ yan
ağrısı ve ateş yüksekliği olması nedeniyle acil servisimize başvurdu. Yapılan bilgisayarlı tomografi tetkikinde sağ böbrekte 27x12x17 cm boyutlarında anjiomyolipom ile uyumlu kitlesel lezyon saptandı. Hemoglobin değeri 7,9 olarak gelen
hastaya 3 ünite eritrosit süspansiyonu verildi. Perop kanamayı azaltmak amacıyla hastaya preoperatif selektif renal arteryel embolizasyon yapıldı. Embolizasyon
sonrası 10. gün hastaya supine pozisyonda sağ subkostal, göbek altı median ve göbek üstü median insizyonla sağ nefrektomi yapıldı. Postop 7. günde dreni cekilen
hasta eksterne edildi.
Patolojisi, anjiomyolipom olarak gelen hastanın yapılan 1. yıl kontrollerinde nüks
ya da metastaz saptanmadı
Litaratürde nadir olarak görülen dev anjiomyolipom olgularında ameliyat öncesi renal arterin selektif olarak embolizasyonu ameliyat sırasındaki kanama riskini
minimale indirmektedir. Dev boyutlu anjiomiyolipom olgularında bu yaklaşımın
işleme bağlı morbidite ve mortalite riskini azaltacağı kanaatindeyiz.
Anahtar kelimeler: Anjiomyolipom, dev anjiomyolipom, selektif renal arter embolizasyonu
362
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
BÖBREK KANSERİ
Şekil 1. Dev renal anjiomyolipom bt görüntüsü
6-10 Kasım 2013, Antalya
363
POSTER
BÖBREK KANSERİ
P137
RENAL HÜCRELİ KANSERİN GENÇ HASTADA NADİR BİR
PREZENTASYONU: HEMOPTİZİ
Mehmet Fatih Akbulut, Faruk Özgör, Ali Sezer, Abdülmuttalip Şimşek,
Erkan Sarı, Ünsal Özkuvancı, Zafer Gökhan Gürbüz
Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
Amaç: Böbrek hücreli kanserler genitoüriner sistemin prognozu en kötü kanserleridir. Yaşamın altı ve yedinci dekatlarında insidansi artan böbrek hücreli kanserler
en sık olarak rastlantısal olarak yapılan görüntüleme yöntemleri sırasında tanı alır.
Biz olgumuzda 21 yaşında hemoptizi ve göğüs ağrısı şikayeti ile göğüs hastalıkları
polikliniğine başvuran ve yapılan tetkikler sonucu renal hücreli kanser tanısı alan
hastayı sunmayı amaçladık.
Yöntem-Gereçler: İki aydır süregelen nefes almada güçlük, göğüs ağrısı ve hemoptizi şikayetleri ile göğüs hastalıkları polikliniğine başvuran 21 yaşındaki erkek
hastada yapılan toraks bilgisayarlı tomografisinde mediastinal lenfadenopatiler
saptandı. Mediastenoskopi ile yapılan lenf nodu biyopsisi az diferansiye adenokanser ile uyumlu idi. Primer kanseri tanımlamak için yapılan PET-CT’de sol
böbrek alt pol kaynaklı 5,5*5,3*8,3 cm boyutlarında perirenal alanda kirlenmeye
yol açan kitle saptandı. Ayrıca aortakaval bölgede odaklar halinde en büyüğü 5
cm boyutunda olmak üzere FDG tutulumu olan lenfadenopatiler izlendi. Yapılan
MR görüntülemesinde lenfadenopatilerin renal vene bası yaptığı fakat renal ven
yada vena cava inferiorda tümör tutulumu olmadığı görüldü. Tekrarlanan patoloji
konsültasyonunda mediastenden alınan lenf nodu biyopsisi sonucu berrak hücre
diferansiyasyonu gösteren solid karsinom metastazı olarak tanımlandı.
Bulgular: Hastaya subcostal insizyon ile transperitoneal olarak açık radikal nefrektomi ve aortakaval lenf nodu eksizyonu yapıldı. Kolonun medialize edilmesinden
sonra üreter tespit edildi. Renal hilusa ulaşılarak renal arter ve ven ayrı olarak bağlandı. Böbrek çevre dokulardan serbestleştirildi ve en son olarak üreter kesilerek
böbrek piyesi vücut dışına alındı. Aorta kaval bölgede olan 4*5, 2*2, 2*3 ve 2*1 cm
boyutlarında olan 4 adet lenf nodu ise ayrı ayrı çıkarıldı. Operasyon süresi yaklaşık
115 dakika, tahmini kanama miktarı 110 cc olarak tespit edildi. Post operatif dönemde hematokrit düşüklüğü saptanmayan hastanın operasyon sonrası 1. günde
dreni 70 cc çalıştı, 2. gün dreni çalışmayan ve vitalleri stabil olan hasta dreni alınarak eksterne edildi. Final patoloji kromofob hücreli kanser olarak geldi.
364
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: Radikal nefrektomi, renal hücreli kanser
POSTER
Sonuç: Böbrek hücreli kanserler ileri yaşlarda ve insidental olarak daha sık rastlanmasına rağmen genç yaştaki hastalarda da görülebilir ve metastaza bağlı semptomlar ile şikayetlere yol açabilir.
BÖBREK KANSERİ
Şekil 1. Sol böbrekte alt polden orta pole uzanan 5,5*5,3*8,3 kitle
6-10 Kasım 2013, Antalya
365
POSTER
BÖBREK KANSERİ
P138
RADİKAL NEFREKTOMİ SONRASI LOKAL NÜKS OLARAK
DEĞERLENDİRİLEN NADİR BİR TÜMÖR: GISTOMA
Mehmet Fatih Akbulut, Faruk Özgör, Akif Erbin, Erkan Sönmezay,
Ünsal Özkuvancı, Abdulmuttalip Şimşek, Zafer Gökhan Gürbüz
Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
Amaç: Radikal nefrektomi sonrası lokal nüks görülmesi nadir rastlanan bir durumdur ve çoğu seride bu oran %2 ile %4 arasında değişmektedir. Lokal nüks
tanısı çoğu zaman hastaların şikayetinden bağımsız olarak yapılan görüntüleme
yöntemleri ile konur. Biz olgumuzda Haziran 2012’de açık radikal nefrektomi geçiren, birinci yıl kontrollünde görüntüleme yöntemleri ile lokal nüks tanısı alan ve
yapılan kitle eksizyonu sonrası duodenum kaynaklı gastrointestinal stromal tümör
tespit edilen vakayı sunmayı amaçladık.
Yöntem-Gereçler: Öyküsünde sağ böbrek alt polde 6,5*5,5*3,5 cm kitle nedeniyle
sağ radikal nefrektomi operasyonu olan ve patolojisi müsinöz tübüler iğsi hücreli
karsinom saptanan hastanın aktif şikayeti yoktu. Birinci yıl kontrollerinde yapılan
kontrastlı batın BT’ sinde operasyon bölgesinde 4,5*3,9 cm boyutunda lokal nüks
ile uyumlu kitle saptandı. Kitle vena cava inferioru itmekle beraber damar duvarına
invazyon saptanmadı. Cerrahi olarak nüks kitlenin çıkarılmasına karar verildi.
Bulgular: Onbir – onikinci kotlar arası insizyonla batına girilerek kitle karaciğer
ve vana cava inferiordan ayrıldı. Kitlenin duodenum ikinci kısımına invaze olduğu
görüldü ve kitle genel cerrahi konsültasyonunun ardından duodenum ikinci kısım
anterolateral duvarı ile beraber çıkarıldı. Operasyon süresi 140 dakika, tahmini
kanama miktarı 110 cc olarak saptandı. Post operatif dönemde 5 gün oral beslenmeyen hasta, yedinci gün dreni alınarak taburcu edildi. Final patoloji Duodenal
gastrointestinal stromal tümör ile uyumlu olarak saptandı. Medikal onkoloji konsültasyonunda hastaya İmatinib tedavisi başlandı.
Sonuç: Radikal nefrektomi sonrasında böbrek lojunda saptanan kitleler ön planda
lokal nüksü düşündürsede özellikle gastrointestinal sisteme ait tümörlerinde böbrek lojuna doğru uzayabileceği gözardı edilmemelidir.
Anahtar kelimeler: Gastrointestinal stromal tümör, radikal nefrektomi
366
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P139
BÖBREĞİN PLEOMORFİK RABDOMYOSARKOMU VE TEDAVİ
YAKLAŞIMI: NADİR BİR OLGU SUNUMU
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, İzmir
3
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, İzmir
2
Rabdomyosarkomlar embriyonal, alveolar ve pleomorfik subtiplerden oluşmaktadır. Özellikle embriyonal ve alveolar tip rabdomyosarkomlar pediatrik yaş grubu
tümörler olarak karşımıza çıkmaktadır. Erişkin yaş grubunda ise nadir saptanmakla birlikte pleomorfik rabdomyosarkom gözlenmektedir.
Böbrek sarkomları malign böbrek tümörleri içerisinde %1-3 arasında gözlenen
tümörlerdir. Primer böbrek pleomorfik rabdomyosarkomu ise bu grup içerisinde
nadir gözlenen, büyük boyutlara ulaşan, agresif seyreden ve tedavisinde cerrahinin ve kemoterapinin önemli bir yer tuttuğu tümörlerdir. Ayrıca bu tümörlerin
patolojik olarak sınıflandırılamayan renal hücreli karsinom ve sarkomatoid renal
hücreli karsinomdan ayrımı da önemlidir.
Şekil 1. Kitlenin MR görüntüsü
6-10 Kasım 2013, Antalya
367
BÖBREK KANSERİ
Serdar Çelik1, Kaan Çömez1, Ozan Bozkurt1, Ömer Demir1,
Emine Burçin Tuna2, Güven Aslan1, Mustafa Seçil3, Kutsal Yörükoğlu2,
Ahmet Adil Esen1
POSTER
BÖBREK KANSERİ
Olgu: Kontrol amaçlı yapılan tetkiklerinde sol böbreğin yerini alan renal pelvis ve
üretere uzanım gösteren, miksoid ve solid bileşenlerden oluşan 18x13 cm kitlesel
lezyon saptanan (Şekil 1) 50 yaşında kadın hastaya 30.12.2010 tarihinde sol modifiye chevron insizyon ile radikal nefrektomi yapıldı. Peroperatif ve postoperatif
herhangi bir komplikasyon gözlenmeyen hasta 4. gün dreni çekilerek taburcu edildi. Patolojisi pleomorfik rabdomyosarkom olarak gelen hastaya medikal onkoloji
bölümünce 5 kür EVAİA (etoposid, vinkristin, actinomisin-d,ifosfamid, adriamisin) kemoterapisi verildi. Hasta postoperatif 3. yılında tarafımızca metastaz ya da
nüks saptanmadan stabil olarak izlenmektedir.
Sonuç olarak böbreğin pelomorfik rabdomyosarkomu nadir gözlenen, büyük boyutlara ulaşan, tedavisinde radikal nefrektomi ve kemoterapinin önemli yer tuttuğu agresif tümörlerdir.
Anahtar kelimeler: Böbrek tümörü, pleomorfik rabdomyosarkom
368
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P140
BÖBREĞİN PERİVASKÜLER EPİTELOİD HÜCRE TÜMÖRÜ (PECOMA):
NADİR BİR OLGU SUNUMU
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, İzmir
3
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, İzmir
2
Böbreğin epiteloid anjiomyolipomu ya da perivasküler epiteloid hücre tümörü olarak adlandırılan bu tümörler mezenkimal kaynaklı olup histolojik olarak
renal anjiomyolipomu taklit etmektedirler. Fakat anjiomyolipomun aksine olguların %50’sinde progreyon gözlenmektedir. Bu yüzden davranışı tam olarak
bilinmemektedir.
Literatürdeki olguların yarısı böbrek kaynaklı olup bunu sırası ile karaciğer, jinekolojik organlar, retroperitoneal yumuşak doku ve akciğerler izlemektedir. Bir
olguda multipl organlarda tümoral lezyonlar izlenmiştir. Bu tümörlerde standart
tedavi yöntemi cerrahi eksizyondur.
Olgu: Sol yan ağrısı nedenli polikliniğimize başvuran 25 yaşında erkek hastanın
yapılan tetkiklerinde sol böbrek alt polde 4 cm tümöral lezyon saptanması (Şekil
1) üzerine kliniğimizde sol retroperitoneoskopik parsiyel nefrektomi yapıldı. Sıcak
iskemi süresi 14,5 dakika olan hastanın operasyon süresi 90 dakikaydı. Peroperatif
herhangi bir komplikasyon olmayan hastanın postoperatif genel durumunun
iyi olması üzerine 3. gün dreni çekilerek taburcu edildi. Patolojik incelemesinde
HMB-45 (human melanoma black monoclonal antibody) ekspresyonu izlenen
ve 50 büyük büyütme alanında 2 mitoz saptanan hastaya PEComa (perivasküler
epiteloid hücreli tümör) tanısı konuldu. İleri tetkiklerinde başka bir odak saptanmayan hasta postoperatif 8. ayında sorunsuz bir şekilde izlenmektedir.
Sonuç olarak PEComa, renal anjiomyolipom ayırıcı tanısında akılda bulundurulması gereken, klinik davranışının tam olarak bilinmemesi nedenli mutlak cerrahi
eksizyon ve takip gerektiren tümörler olarak karşımıza çıkmaktadırlar.
Anahtar kelimeler: Anjiomyolipoma, böbrek tümörü, PEComa
6-10 Kasım 2013, Antalya
369
BÖBREK KANSERİ
Serdar Çelik1, Sedat Karakoç1, Ozan Bozkurt1, Ömer Demir1, Aykut Kefi1,
Güven Aslan1, Mustafa Seçil2, Emine Burçin Tuna3, Kutsal Yörükoğlu3,
Ahmet Adil Esen1
POSTER
BÖBREK KANSERİ
Şekil 1. Kitlenin MR görüntüsü
370
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P141
NEFREKTOMİ SONRASI RETİNAL MALİGN MELANOM
TANISI ALAN OLGU
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, İzmir
3
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, İzmir
2
Tüm malign melanom olguları içerisinde böbrek metastazı görülme oranı %2’dir.
Metastatik malign melanom olguları içerisinde böbrekte metastaz saptanma oranı ise %5,5 dir. Oküler malign melanomlar tüm melanomların %15’ini oluşturmaktadırlar. Bu olguların %28’inde metastaz saptanmakla birlikte en sık karaciğer
(%70) ve abdominal lenf nodu (%15) metastazı gözlenmektedir. Böbrek metastazı
görülme olasılığı ise oldukça nadirdir.
Biz bu olguda renal kitle nedenli opere ettiğimiz patolojisi malign melanom olarak gelen sonrasında primer odak olarak oküler malign melanom saptanan olguyu
sunmayı amaçladık.
Olgu: Sağ yan ağrısı nedenli yapılan tetkiklerinde sağ böbrek orta kesimden kaynaklanan 15x11 cm nekrotik ve çevre dokulara invaze kitlesel lezyon saptanan
(Şekil 1) 39 yaşındaki kadın hastaya 03.04.2008 tarihinde sağ radikal nefrektomi
yapıldı. Patolojisi malign melanom metastazı olarak gelen hastanın ileri tetkiklerinde sol gözde fitizis ve retinal malign melanom uyumlu bulgular saptanması
(Şekil 1) üzerine enükleasyon yapılmış. Patolojisinde tamamen atrofik ve fitizik
bulgular göstern göz küresinde ekstraoküler yayılımlı malign melanom saptanan
hastanın 1. yıl kontrol tetkiklerinde metastaz ya da lokal nüks saptanmamıştır.
Sonuç olarak oküler malign melanomun böbrek metastazı az da olsa görülebilmektedir. Bu tür olgularda Metastatektomi (nefrektomi) ile birlikte primer hastalığın tanı ve hızlı tedavisi ile sağkalıma olumlu etkiler sağlanabilmektedir.
Anahtar kelimeler: Böbrek tümörü, malign melanom metastazı, retinal malign melanom
6-10 Kasım 2013, Antalya
371
BÖBREK KANSERİ
Serdar Çelik1, Kaan Çömez1, Ozan Bozkurt1, Ömer Demir1,
Emine Burçin Tuna2, Güven Aslan1, Mustafa Seçil3, Kutsal Yörükoğlu2,
Ahmet Adil Esen1
POSTER
BÖBREK KANSERİ
Şekil 1. BT de renal kitle ve sol orbital tutulum
372
11. Üroonkoloji Kongresi
NEFREKTOMİ PATOLOJİSİ MİXT EPİTELYAL STROMAL TÜMÖR (MEST)
OLAN 2 KADIN OLGU
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, İzmir
3
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, İzmir
2
Mixt epitelyal stromal tümörler (MEST), epitelyal ve stromal komponetleri barındıran solid-kistik neoplasmlardır. Kadınlarda erkeklere oranla 6-10 kat daha
faza gözlenirler. Risk faktörü olarak kadınlarda uzun dönem östrojen maruziyeti,
erkeklerde ise androjen deprivasyon tedavisi gösterilmektedir. Fetal primitif mesenkimal doku ya da metanefrik blastemin böbrek içerisinde hormonal etki ile
büyümesi ve kitle etkisi oluşturması ile bilgisayarlı tomografide bosniak tip 3-4
lezyonlar olarak karşımıza çıkarlar. Operasyon öncesi malign tümörlerden ayrımı
zordur. Operayon öncesi bx, rekürrensi artırdığı için önerilmemektedir. Kür cerrahi eksizyon ile mümkün olmakla birlikte, rekürrens açısından tümör ekimi ve
cerrahi sınır pozitifliği olmaması için dikkatli rezeksiyon önemlidir.
Olgu: Sağ yan ağrısı nedenli kliniğimize başvuran 41 ve 61 yaşında iki kadın hasta
değerlendirildi. Öykülerinde bilinen hormon replasmanı mevcut olmayan hastalardan 1. olguda sağ böbrek üst polde 7 cm kitle saptanması üzerine 17.02.2009 tarihinde sağ radikal nefrektomi, 2. olguda ise sağ böbrek üst polde 14 cm kistik kitle
saptanması üzerine 17.11.2011 tarihinde sağ radikal nefrektomi yapıldı (Şekil 1).
Her iki hastanın operasyonlarında ve sonrasında herhangi bir komlikasyon gelişmedi. Patolojileri mixt epitelyal stromal tümör cerrahi sınır (-) olarak gelen hastalar postoperatif 2. ve 4. yıllarında tarafımızca sorunsuz ve rekürrenssiz bir şekilde
izlenmektedirler.
Sonuç olarak MEST’ler görüntüleme yöntemleriyle malign tümörlerden ayrımı
mümkün olmayan, böbrek biopsisinin ve cerrahi sınır pozitifliğinin rekürrensi arttırdığı, cerrahi tam eksizyon ile kür olduğu, etiyolojisinde hormonal tedavilerin
yer tuttuğu benign tümörlerdir.
Anahtar kelimeler: Böbrek tümörü, mixt epitelyal stromal tümör (MEST), östrojen etkisi
6-10 Kasım 2013, Antalya
373
BÖBREK KANSERİ
Serdar Çelik1, Kaan Çömez1, Ozan Bozkurt1, Ömer Demir1,
Emine Burçin Tuna2, Güven Aslan1, Mustafa Seçil3, Kutsal Yörükoğlu2,
İlhan Çelebi1
POSTER
P142
POSTER
BÖBREK KANSERİ
Şekil 1. Olguların BT ve MR görüntüleri
374
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P143
RADİKAL NEFREKTOMİ DENEYİMİMİZ
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kayseri
Amaç: Böbrek kitlesi nedeniyle radikal nefrektomi yapılan olguların tedavi, takip
ve sağkalım sonuçlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi.
Yöntem-Gereçler: Ocak 2006- Şubat 2013 yılları arasında kliniğimizde radikal
nefrektomi yapılan 228 hasta çalışmamıza dâhil edildi. Olguların demografik verileri, kitlelerin radyolojik ve patolojik özellikleri, takip sonuçları retrospektif olarak
değerlendirildi.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 56,8 yıl (33-91), BMI ortalaması 28,1 (19,5-40,6)
idi. Ortalama takip süresi 47 ay (4-84 ay) idi. Hasta verileri Tablo 1’de özetlenmiştir.
Başvuru nedeni olarak; 78 hastada böğür ağrısı, 131 hasta herhangi bir nedenle hastaneye geldiğinde rutin kontroller sırarında saptanan renal kitle, 19 hastada hematüri
vardı. Kitle patolojilerinde 191 renal hücreli karsinom, 20 onkositom, 8 kronik pyelonefrit,6 malign mezenkimal tümör, 3 anjiomyolipom saptandı. 203 hastaya açık
radikal nefrektomi,25 hastaya laparoskopik nefrektomi ameliyatı yapıldı. Patoloji sonucuna göre, T1a, T1b, T2a, T2b, T3a, T3b, T3c ve T4’de hasta sayıları ve yüzdeleri
sırasıyla;11 %4.8, 33 %14.4, 74 %32.4, 75 %32.8, 19 %8.3 5, %2.1, 3 %1.3 ve 6 %2.6
idi. Tablo 2 ve şekil 1’de T evresine göre sağ kalım Kaplan-Meier sonuçları görülmektedir. 10 hastada pre op renal arter total embolizasyonu uygulanmasından 3 ay sonra
radikal nefrektomi operasyonu gerçekleştirildi. Post operatif 29 hastada kemoterapiye gerek duyuldu. Takip edilen süre boyunca 44 hasta ex oldu bunların 31 tanesi tümöre bağlı idi.1 hastada 1 ay sonra tiroidde RCC metastazı gelişti. Kemoterapi acısından onkoloji ye yönlendirilen hasta 1 yıl sonra ex oldu. Bir hastada ikinci primer
beyin tümörüne bağlı ex oldu. Takiplerde diğer hastalarda tümör nüksü gelişmedi ve
hastalığa bağlı ölüm görülmedi.
Sonuçlar: Böbrek tümörlerinde nefron koruyucu cerrahi yapılamıyorsa altın standart tedavi radikal nefrektomidir. Laparoskopik ve açık radikal nefrektomi olarak
kliniğimizde uygulanmaktadır.
Anahtar kelimeler: Nefrektomi, Renal Hücreli Karsinom, Laparosk
6-10 Kasım 2013, Antalya
375
BÖBREK KANSERİ
Abdullah Demirtaş, Halil Tosun, Numan Baydilli, Volkan Sabur,
Emre Can Akınsal, Deniz Demirci, Oğuz Ekmekçioğlu, İbrahim Gülmez,
Atila Tatlışen
POSTER
Tablo-1. Hasta Özellikleri
Yaş (yıl)
56.8 (33-91)
Beden Kitle İndeksi
28.1 (19.5-40.6)
BÖBREK KANSERİ
Tümör Tarafı (n, %)
Sağ
134 %58.7
Sol
94 %41.3
Başvuru şikayeti (n, %)
Böğür ağrısı
78 %34.2
Hematüri
19 %8.3
İnsidental
131 %57.4
Komorbidite (n)
Yok
63
DM
45
HT
90
KOAH
53
KAH
34
Diğer
25
Operasyon Süresi (dakika)
148 (65-225)
Ortalama kan kaybı (mililitre)
250 (0-1800)
Peroperartif Kan Replasmanı (mililitre)
200 (0-2700)
Ortalama Takip Süresi (ay)
47 (4-84)
Tablo 2. T Evresine göre sağ kalım tablosu
376
Sağ Kalım (Kaplan-Meier)
1 Yıl
3 Yıl
5 Yıl
T1(n=44 %19.2)
%96
%89
%68
T2(n=149 %65.3)
%99
%80
%58
T3-T4 (n=35 %15.3)
%99
%40
%0
p değeri
0.022
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
BÖBREK KANSERİ
Şekil 1. T Evresine göre Kaplan-Meier grafiği
6-10 Kasım 2013, Antalya
377
POSTER
BÖBREK KANSERİ
P144
RADYOFREKANS ABLASYON YÖNTEMİ İLE TEDAVİ EDİLEN
HASTALARIN KISA DÖNEM SONUÇLARI
Abdullah Demirtaş1, Güven Kahrıman2, Numan Baydilli1,
Ömer Ozan Yıldızlı1, Atila Tatlışen1
1
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kayseri
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, Kayseri
2
Amaç: Genel anestezi için yüksek riskli küçük renal kitlelerde, radyofrekans
ablasyon (RFA) yöntemi ile tedavi edilen hastaların kısa dönem sonuçlarını
değerlendirmek.
Yöntem: Genel anestezi için yüksek riskli küçük renal kitlesi olan hastalarda lokal
anestezi altında perkütan iğne biyopsisi yapıldı. Renal hücreli karsinom tanısı alan
5 hastaya RFA uygulanandı. Hastalarda genel anestezi için yüksek risk oluşturabilecek çeşitli komorbiditeler mevcuttu. RFA işlemi RITA 1500 x FR jeneratörü ve
Starbrust Talon RF ablasyon elektrocerrahi probu ile perkütan olarak gerçekleştirildi. İşlem etkinliği 2 ay sonra kontrolde çekilen kontrastlı BT ile değerlendirildi.
Bulgular: Ortanca yaşı 64 (41–77) yıl, ortanca beden kitle indeksi 29.6 (23.5–
31) olan 2 erkek 3 bayan hasta değerlendirildi. Ortanca kitle boyutu 40 (13–45)
mm idi. Kitle 3 hastada sağ, 2 hastada sol böbrekte ve 4’ü alt pol, 1’i üst polde
lokalize idi. Ortanca işlem süresi 10 (10–15) dakika idi. İşlem öncesi ve sonrası
alınan Hemoglobin ve Kreatin değerlerinde önemli bir değişiklik gözlemlenmedi.
Hastalardan 4’ü aynı gün akşamı taburcu edildi. Bir hasta aort kapak replasmanı
nedeniyle antikoagülan kullandığından dolayı, işlem öncesi ayarlanan antikoagülan dozları işlem sonrası tekrar ayarlanmak için bir hafta sonra taburcu edildi. Bir
hasta işlem sonrası ağrıları nedeniyle intravenöz analjezi (NSAİ) ihtiyacı oldu. Üç
hastanın işlemden 2 ay sonra çekilen BT’sinde nüks veya rezidü tümör izlenmedi.
Diğer hastaların kontrol zamanı henüz gelmedi. İşlem sırasında hiçbir hastada
komplikasyon olmadı.
Sonuç: Azalmış morbidite oranı ile özellikle genel anestezi için yüksek riskli hastalarda, uygun lokalizasyondaki küçük böbrek kitlelerinin tedavisinde RFA tercih
edilebilir bir yöntem olarak gözükmektedir.
Anahtar kelimeler: Minimal invazif girişim, Renal hücreli karsinom, Radyofrekans ablasyon
378
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
Tablo 1. Hasta Özellikleri
Yaş (yıl)
64 (41–77)
Beden kitle indeksi
29.6 (23.5–35.9)
Kitle boyutu (mm)
40 (13–45)
Tümör yerleşimi (n)
1
Orta pol
0
Alt pol
Tümör tipi
İşlem süresi (dk)
BÖBREK KANSERİ
Üst pol
4
RCC
10 (10–15)
İşlem öncesi
Hemoglobin
Kreatin
14.1 (13.9–15.2)
0.7 (0.6–2.0)
İşlem sonrası
Hemoglobin
Kreatin
14.2 (13.6–15.8)
0.6 (0.6–1.9)
Hastanede kalış
süresi (gün)
1 (1–7)
Takip süresi (ay)
2 (0.5–13)
Median (min-maks)
6-10 Kasım 2013, Antalya
379
POSTER
BÖBREK KANSERİ
P145
RENAL KİTLELERDE NEFRON KORUYUCU CERRAHİ SONUÇLARIMIZ:
10 YILLIK TEK MERKEZ DENEYİMİ
Abdullah Demirtaş, Şevket Tolga Tombul, Numan Baydilli,
Emre Can Akınsal, Volkan Sabur, Deniz Demirci, Oğuz Ekmekçioğlu,
İbrahim Gülmez, Atila Tatlışen
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kayseri
Amaç: Kliniğimizde nefron koruyucu cerrahi yapılan hastaların sonuçlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi amaçlandı.
Yöntem: Kliniğimizde Ocak 2003 ile Ocak 2013 arasında parsiyel nefrektomi yapılan hastaların klinik verileri retrospektif olarak değerlendirildi.
Bulgular: Ocak 2003-Ocak 2013 arası parsiyel nefrektomi yapılan 143 hastanın
bilgilerine ulaşıldı. On altı hasta patolojisi iyi huylu geldiği için çalışma dışı bırakıldı. Bu patolojilerin dağılımı on hastada onkositom, dört hastada anjiyomiyolipom
ve iki hastada kronik pyelonefrit şeklindeydi. Çalışmaya dâhil edilen 127 hastanın
82’i erkek ve 45’i kadındı. Erkek hastaların yaş ortalaması 55 yıl (31-79), kadın
hastaların ise 52 (28-76) yıldı. 64 hastanın tanısı başka nedenler ile yapılan tetkikler sırasında konurken, 6 hasta hematüri ve 57 hasta böğür ağrısı nedeniyle araştırılırken tanı aldı. Altmış altı hastada tümör sağ taraftayken altmış birinde ise sol
taraftaydı. Altı hastada parsiyel nefrektomi için kesin endikasyon vardı. Bunlardan
üçünde bilateral renal kitle tespit edildi. Diğer üç hastada karşı böbreğe, atrofik
böbrek (2 hasta) veya renal kitle (1 hasta) nedeniyle nefrektomi yapılmış olduğu tespit edildi. Yetmiş altı hasta sıcak iskemi altında opere edilirken, elli hasta
soğuk iskemi altında opere edilmiştir. Ortalama sıcak iskemi süresi 19,7 dakika,
ortlama soğuk iskemi süresi ise 20,6 dakikadır. Patolojik inceleme sonucunda 80
hastanın pT1a, 37 hastanın pT1b ve 9 hastanın pT2 evresinde olduğu tespit edildi.
Ortalama patlojik spesmen boyutu 41,2mm’ (10-100) idi. Hastaların postoperatif
ortalama takip süresi 41,8 ay (6-120) idi. Takipte ölen hasta yok.
Sonuç: Küçük renal tümörlerin tedavisinde nefron koruyucu cerrahi altın standart
tedavi yöntemi olarak yerini korumaktadır.
Anahtar kelimeler: Böbrek tümörü, Nefron koruyucu cerrahi, iskemi
380
11. Üroonkoloji Kongresi
Erkek
Hasta Sayısı
Kadın
Toplam
45
126
52
(28-76)
54
(28-79)
Tesadüf
45
19
64
Hematüri
5
1
6
Böğür ağrısı
31
25
56
Sağ
42
23
65
Sol
39
22
61
Karşı böbrek normal
66
38
104
Karşı böbrek yok
2
1
3
Karşı böbrekte kitle
3
0
3
BÖBREK KANSERİ
81
55
(31-79)
Ortalama yaş-yıl
(min-max)
POSTER
Tablo 1. Hastaların demografik ve tümöral kitlelerin genel özellikleri
Başvuru Şikayeti
Tümör tarafı
Karşı böbreğin durumu
Karşı böbrekte kist
7
3
10
Karşı böbrekte taş
3
2
5
Karşı böbrek displastik
0
1
1
Şeffaf hücreli RHK
66
38
104
Papiller RHK
10
0
10
Kromofob RHK
2
5
7
Kistik RHK
3
2
5
T1a
44
36
80
T1b
29
8
37
Tümör tipi
Patolojik evre
T2
Patolojik kitle boyutu (ortalama milimetre)
(min-max)
6-10 Kasım 2013, Antalya
8
1
9
44
(10-100)
36
(18-90)
41.28
(10-100)
381
POSTER
BÖBREK KANSERİ
P146
RENAL KİTLE NEDENİYLE NEFREKTOMİ YAPILAN BENİGN LEZYONLAR
Onur Telli, Haşmet Sarıcı, Ahmet Metin Hasçiçek, Arif Demirbaş,
Berat Cem Özgür, Ömer Gökhan Doluoğlu
Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Ankara
Amaç: Bu çalışmanın amacı, renal kitle tanısı ile radikal veya parsiyel nefrektomi
yapılmış ve patoloji sonucu benign olan olguları retrospektif olarak incelemektir.
Yöntem-Gereç: Kliniğimizde Ocak 2001 ile Nisan 2013 tarihleri arasında böbrek
tümörü ön tanısı ile cerrahi tedavi yapılmış 406 hasta değerlendirme altına alınmıştır. Histopatolojik değerlendirmeleri sonucu benign tanısı alan 54 hasta (Grup
1) ve malign tanılı 352 hasta (Grup 2) çalışmaya dahil edildi. Patolojik evrelendirme için 2010 TNM evrelendirme sistemi kullanılmıştır. Histolojik alt tiplerin değerlendirilmesi için Heidelberg sınıflandırmasına başvurulmuştur. Tümör boyutu,
patolojik spesimenlerden cm olarak ölçülen en büyük çap olarak değerlendirilmiştir. Hastalar klinik sunum açısından insidental ve semptomatik olarak kategorize
edilmişlerdir. Tüm hastalar yaş, cinsiyet, tanı anındaki semptomları, multifokalite,
tümör çapı ve histolojik alt tip açısından incelenmiştir.
Bulgular: Olguların ortalama yaşı benign grupta 58,3+/-5,29 (46-58) iken malign
grupta 63,5+/-8,17(42-83) idi. Grup 1 ‘de 16 kadın, 38 erkek; grup 2’de 117(%33)
kadın ve 235(%67) erkek hasta bulunmaktaydı. Benign grupta 10(%18) hasta kliniğe belirli şikayetlerle başvurmuşken geri kalan 44(%82) hasta ise insidental olarak saptandı. Malign grupta ise 75(%21) hasta insidental, 277(%79) hasta semptomatik olarak saptandı. Multifokalite Grup 1’de 2 (%0,03) hastada, grup 2’de 76
(%21) hastada görülmüştür. Tümör çapı grup 1’de ortalama 3.8 cm(0.8-8.7), grup
2 ‘de ise 6.4cm (1.1-14cm) olarak ölçülmüştür. Benign tümörlerde histolojik alt
tip olarak sırasıyla 20 (%37) onkositom, 12(%22) anjiomyolipom, 8(%14) metanefrik adenom, 14(%27) diğer olarak bulunmuştur. Her iki grup arasında tanı
anındaki semptomlar, multifokalite ve tümör çapı istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır. (p<0.05)
Sonuç: Böbrek tümörü ön tanısıyla nefrektomi yapılan renal kitlelerde benzer
çalışmalarda olduğu gibi semptomatik olma, multifokalite ve tümör çapı artıkça
malign olma olasıkları artmaktadır.
Anahtar kelimeler: Benign lezyon, nefrektomi, renal kitle
382
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P147
ÜST ÜRİNER SİSTEM ÜROTELYAL TÜMÖRLERİNDE DENEYİMİMİZ
Abdullah Demirtaş, Yahya Doğanay, Volkan Sabur, Emre Can Akınsal,
Deniz Demirci, Oğuz Ekmekçioğlu, İbrahim Gülmez, Atila Tatlışen
Amaç: Kliniğimizde üst üriner sistem tümörü nedeniyle cerrahi uygulanan hastaların sonuçlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi amaçlandı.
Yöntem: Nisan 1995-Nisan 2013 tarihleri arasında kliniğimizde üst üriner sistem
tümörü nedeniyle açık veya laparoskopik nefroüreterektomi yapılan hastaların verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Kayıtlardan yaş, cinsiyet, tümör lokalizasyonu, tümörün evresi ve derecesi, cerrahinin şekli, takip süresi, nüks ve sağ kalım
parametrelerine bakıldı.
Bulgular: Nefroüreterektomi yapılan 78 hastadan kayıtları tam olan 58 hasta değerlendirmeye alındı. Hastaların ortanca yaşı 63 yıl (31-82), 48’i erkek (%82.7)
ve 10’u kadındı (%18.3). Açık nefroüreterektomi yapılan hasta sayısı 52 (%89.6),
laparoskopik nefroüreterektomi yapılan hasta sayısı 6 (%10.4) olarak bulundu.
Tümör evresi, derecesi, takip süresi ve nüks durumları Tablo 1’de gösterilmiştir.
Postoperatif ortanca takip süresi 39.3 ay (2-264) olarak hesaplandı. Takiplerde
14 hastada mesanede nüks görüldü. Hiçbir hastada ameliyat lojunda nüks görülmedi. Dört hastanın patolojisinde lenf nodu pozitifliği olması üzerine kemoterapiye yönlendirildi. Cerrahi şekli ve tümör lokalizasyonuna göre nüks durumu
Tablo 2’de gösterilmiştir. Hastaların sağ kalım analizine bakıldığında tümör evresine göre anlamlı (p<0.001), tümör derecesi ve yaşa göre anlamsız ilişki bulundu
(p=0.875837, Şekil 1).
Sonuç: Üst üriner sistem tümörlerinde nefroüreterektomi sonrası mesanede nüks
gelişme olasılığı azımsanmayacak ölçüde yüksek olup, bu risk ileri evre tümörlerde
ve üretere lokalize tümörlerde daha fazla görülmektedir.
Anahtar kelimeler: Nefroüreterektomi, üst üriner sistem, tümör
6-10 Kasım 2013, Antalya
383
BÖBREK KANSERİ
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kayseri
POSTER
BÖBREK KANSERİ
Şekil 1. T evresine göre genel sağ kalım
Tablo 1. Tümör evresine göre tümör derecesinin dağılımı
T evre
Düşük derece(n)
Yüksek derece (n)
Nüks (n)
Tis
0
1
1
Takip süresi ortalama (ay)
16
Ta
8
1
0
45.2
T1
17
10
4
43.5
T2
9
5
5
34
T3
3
3
3
39.5
T4
0
1
1
6
Toplam
37
21
14
39.3
Tablo 2. Hastalık nükslerinin dağılımı
n (%)
Cerrahi şekli
Üreterektomi
Tümör lokalizasyon
384
nüks n (%)
Açık
52 (89.6)
13 (25)
Laparoskopik
6 (10.4)
1 (16.6)
Orifise TUR
27 (46.5)
10 (37)
Kaf çıkarılması
31 (53.5)
4 (12.9)
Pelvis
40 (68.9)
8 (20)
Üreter
18 (31.1)
6 (33.3)
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P148
BÖBREK HÜCRELİ KANSERLERDE MR VE USG PATOLOJİK TÜMÖR
BOYUTUNU BT’ DEN DAHA KÜÇÜK ÖLÇMEKTEDİR
1
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kocaeli
SB. Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
3
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Kocaeli
2
Giriş: Tümör boyutu, böbrek hücreli kanser (BHK) evrelemesinde ve tedavi seçeneğini belirlemede kritik bir parametredir. Literatürde genellikle BT ve USG
ölçümlerinin patolojik tümör boyutu ölçümlerinden daha büyük olduğu belirtilmektedir (Urol J. 9(4):662-6; 2012, BMC Urology. 11:2; 2011). Çalışmamızda
preoperatif görüntülemedeki tümör boyutunu, patolojik boyut ile karşılaştırmayı
amaçladık.
Materyal-Metod: 2003-2013 yılları arasında BHK nedeni ile Radikal ve Parsiyel
Nefrektomi yapılan 312 hasta retrospektif olarak incelendi. Preoperatif görüntülemesi cerrahiden 3 ay önce olan, cerrahi sınır pozitifliği olan, patolojisi benign
gelen ve verileri eksik olan 61 hasta çalışma dışı bırakılarak 251 hasta çalışmaya
dahil edildi. Patolojik spesimendeki tümör boyutu ile görüntüleme yöntemleri ile
ölçülen tümör boyutları karşılaştırıldı.
Bulgular: Ortalama yaş 58,23±11,85 idi. Hastaların %37,1’i (93/251) kadın,
%62,9’u (158/251) erkekti. Görüntüleme yöntemi olarak hastaların 176’sında
USG, 159’unda BT, 83’ünde ise MR mevcuttu. Hastaların 30’unda sadece USG
vardı.
Hastaların görüntüleme yöntemlerinde ölçülen tümör boyutları ile patolojik tümör boyutlarının karşılaştırılması Tablo 1’ de gösterilmiştir. USG ve MRG ile
ölçülen tümör boyutları patolojik boyutlardan daha küçüktü, fakat anlamlı fark
yoktu (p>0,05). BT ile ölçülen boyutlar ise patolojik boyutlardan istatistiksel
olarak anlamlı (p=0,043) oranda büyüktü (ortalama 2,8 mm). Klinik evrelemeye
(TNM 2010) göre değerlendirildiğinde cT1 ve cT2 hastalarda BT, MR ve USG
ölçümlerinde patolojik boyut ile görüntüleme boyutu arasında hiçbir anlamlı
fark yoktu (p: ns). Patolojik evrelemeye göre pT1 BHK’lerde BT, MR ve USG
ölçümlerinin hepsi tümörü olduğundan büyük gösterdiği halde sadece BT’de bu
6-10 Kasım 2013, Antalya
385
BÖBREK KANSERİ
Murat Üstüner1, Ufuk Yavuz1, Seyfettin Çiftçi1, Kerem Teke1, Hasan Yılmaz2,
Kürşat Yıldız3, Özdal Dillioğlugil1
POSTER
BÖBREK KANSERİ
büyüme (ortalama 5,1 mm) anlamlılık kazandı (p= 0,000). pT2 tümörlerde ise
hepsi tümörü olduğundan küçük gösterdiği halde USG tümörü anlamlı şekilde
küçük (ortalama 5,8 mm) göstermekteydi (p=0,049). Preoperatif görüntülemelerde tümör yapısının solid veya kistik olmasına göre yapılan değerlendirmede bu
gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı.
Sonuç: BHK’lerde BT genelde tümörü patolojik boyutundan daha büyük (ortalama 2,8 mm) göstermektedir; pT1 hastalarda bu fark artmakta (ortalama 5,1
mm), tümörün solid ya da kistik olmasına göre ise fark etmemektedir. USG ve
MR ölçümlerinde ise genel olarak patolojik tümör boyutu ile görüntüleme boyutu
arasında fark olmamaktadır.
Anahtar kelimeler: Böbrek hücreli kanser, BT boyut, patolojik boyut
Tablo 1. Hastaların görüntüleme yöntemlerinde ölçülen tümör boyutları ile patolojik tümör
boyutlarının karşılaştırılması.
Boyut (cm)
BT
n
Ortalama ± ss
p
159
6,93±3,30
0,043
Patolojik
USG
6,65±3,47
176
Patolojik
MR
Patolojik
386
6,64±3,20
0,318
6,77±3,35
83
6,03±3,46
0,327
6,21±3,76
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P149
ADULT MESOBLASTIC NEPHROMA OR MIXED EPITHELIAL AND
STROMAL TUMOR OF THE KIDNEY
1
Gata Medical Faculty, Urology Department, Ankara
Gata Medical Faculty, Pathology Department, Ankara
2
Objective: Mixed epithelial stromal tumor of the kidney (MESTs) was recently
described and unusual entity. This rare complex renal neoplasm composed of a
mixture of cystic and solid components. Mezoblastic nephroma (MN) mostly discovered during the first few weeks of life however Block et al., described the first
case of adult mezoblastic nephroma in 1973 and it was grossly and microscopically similar to congenital mezoblastic nephroma.Since then only small series and
isolated case reports in adulthood have been published. We reported an unusual
tumor of the kidney in a 22 year old female patient.
Methods: A 22-year old female presented with a palpable right-sided abdominal
mass and microscopic hematuria. She had no hipertension, and all laboratuary
values were normal. A 15 cm heterogenous, solid, right sided renal mass wich was
displacing the renal parenchima revealed by contrast-enhanced CT scan. Renal
origin of the mass also confirmed by MR imaging and there was marked displacement of the inferior vena cava without tumoral infiltration. We performed open
right radical nephrectomy with retroperitoneal lymph node sampling. Gross examination revealed a large, tan-gray solid mass, compressing the adjacent renal parenchyma. Microscopic examination of the specimen revealed fascicles of spindle
cells with abundant intercellular collagen. The final pathologic diagnosis was mezoblastic nephroma with no atypical features. The patient was free of disease on
the 6-month follow-up examination.
Results: Imaging studies are not diagnostic for MESTs. Radiologic appareance
generally reveal a centrally located solid or solid and cystic mass. This complex
cystic renal mass typically classifying as Bosniak class III to IV lesions by radiologists. Differential diagnosis also include renal tumors wich can show at least cystic
morphology such as angiomyolipoma with epithelial cysts or in rare cases synovial
sarcoma. Histological and immunohistochemical findings combination is useful
to distinguish MN from other tumors of the kidney with spindle cells.
6-10 Kasım 2013, Antalya
387
BÖBREK KANSERİ
Bilal Firat Alp1, Ali Fuat Cicek2, Ali Guragac1, Seref Basal1, Ayhan Ozcan2,
Ibrahim Yildirim1
POSTER
BÖBREK KANSERİ
Conclusion: The clinical behaviour of adult MN is usually benign and radical or
partial nephrectomy or tumorectomy generally curative, neither chemoterapy nor
radiation therapy is routinely recommended. However a case of malignant transformation to sarcomatoid carcinoma and several cases of local recurrence have
been desribed therefore careful long-term followup is indicated in these patients.
Key words: Adulthood kidney tumor, Mesoblastic nephroma, Mixed epithelial and stromal tumor
Şekil 1. Mesoblastic nephroma or mixed epithelial and stromal tumor
388
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P150
BÖBREK TOPLAYICI SİSTEM KARSİNOMUNDA ADRENALEKTOMİ
GEREKLİ MİDİR?
1
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kocaeli
SB. Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
2
Giriş: Böbrek toplayıcı sistem karsinomu’nda (BTSK) adrenalektomi gerekliliği
net değildir. Bu konuda yapılan bir çalışmada (n=110), aynı zamanda adrenalektomi yapılan hastalardan (n=40) hiç birinde metastaz saptanmamıştır (Eur J Surg
Oncol. 35:1333, 2009). Biz de çalışmamızda BTSK tedavisinde nefroüreterektominin yanısıra ipsilateral adrenelektominin rolünü araştırdık.
Materyal-Metod: Kliniğimizde 2001- 2013 tarihleri arasında BTSK tanısıyla
nefroüreterektomi yapılan 21 hastanın patoloji raporları geriye dönük incelendi.
Hastaların patolojik sonuçlarına göre tümörün boyutu, lokalizasyonu, derecesi,
pT evresi (TNM 2010) ve adrenelektomi yapılmışsa adrenal bez invazyonu değerlendirmeye alındı.
Bulgular: Ortalama yaş 68,2 idi. Hastaların 16’sı erkek, 5’i bayan idi. Tümörlerin
9’u sağda, 12’si ise solda idi. Hastaların 9’una nefroüreterektomiye ek olarak ipsilateral adrenalektomi uygulandı. Adrenelektomi yapılan hastaların patolojik özellikleri Tablo 1’ de özetlendi; hiçbirinde adrenal bezde BTSK saptanmadı.
Tablo 1. Toplayıcı sistem tümörlü hastaların patolojik özellikleri
Hasta
Yaş
Cinsiyet
Taraf
Lokalizasyon
Boyut
pT
Derece
1
2
75
Erkek
68
Kadın
Sağ
Pelvis
6
T3
G3
Sol
Üst kaliks
2
T1
3
77
G1
Kadın
Sol
Üst kaliks
3
T1
4
G1
72
Erkek
Sol
Pelvis
1
T1
G1
5
66
Kadın
Sol
Üreter
1
T2
G3
6
62
Erkek
Sağ
Üst kaliks
4
T3
G3
7
56
Erkek
Sağ
Pelvis
6
T3
G3
8
73
Erkek
Sol
Pelvis
5
T1
G3
9
65
Erkek
Sol
Pelvis
4
T3
G3
6-10 Kasım 2013, Antalya
389
BÖBREK KANSERİ
Ufuk Yavuz1, Murat Üstüner1, Seyfettin Çiftçi1, Hasan Yılmaz2,
Emrah Şimşek1, Özdal Dillioğlugil1
Anahtar kelimeler: Adrenal metastaz, böbrek toplayıcı sistem karsinomu
BÖBREK KANSERİ
POSTER
Sonuç: Preop görüntüleme yöntemlerinde bariz invazyon bulgusu olmadıkça
BTSK tedavisinde adrenalektomi yapılmayabilir. Bu konuda, özellikle üst polde 4
cm’den büyük tümörleri de içeren daha fazla sayılı çalışmalara ihtiyaç vardır.
390
11. Üroonkoloji Kongresi
MALİGN TÜMÖRÜ TAKLİT EDEN RENAL METAPLASTİK OSSİFİKASYON
Eşref Oğuz Güven1, Nazan Bozdoğan2, Fatih Hızlı1, Halil Başar1
POSTER
P151
1
Abdurrahman Yurtarslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Ankara
Abdurrahman Yurtarslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Kliniği, Ankara
2
Yukarıda da bahsedildiği gibi böbrekte metaplastik ossifikasyon maligniteler, kronik iskemi ve inflamasyon yaratan hallerde görülmektedir. Biz bu vaka sunumu ile,
bildiğimiz kadarıyla altta yatan etyolojik bir etken olmadan tamamen normal böbrek dokusunda gelişen ilk metaplastik ossifikasyon vakasını sunmaktayız.Renal
kitlelerde kalsifikasyon malignite şüphesini güçlendirmekte ve hastalara sıklıkla
radikal girişimler yapılmak zorunda kalınmaktadır. Mevcut durumda metaplastik
6-10 Kasım 2013, Antalya
391
BÖBREK KANSERİ
İskelet dışı ossifikasyon 18. Yüzyıldan beri bilinmekte olan, malign ve benign
şartlarda birçok organ ve dokuda geliştiği rapor edilmiş bir olgudur. Metaplastik
ossifikasyon yumuşak dokuda heterotropik normal kemik dokusunun bulunması
olarak tanımlanır. Metaplastik ossifikasyon patofizyolojisi iyi bilinmemekle birlikte kronik inflamasyon ve kronik iskemi suçlanan başlıca faktörlerdendir.Böbrekte
oldukça nadir görülmekle birlikte transpalnte böbrekte ve böbrek tümörleriyle
birlikte tümör içinde yada komşuluğunda ve üretelyumda geliştiğini genellikle
vaka sunumu tarzında tarif eden tekil yayınlar mevcuttur. Genellikle asemptomatik seyreder ve tanı rastlantısal olarak konulur.Patofizyolojisi bilinmemekle birlikte kronik iskemi, travma, kronik inflamasyon, resorbe olmamaış hematom, hipokalsemi, VitD-hipervitaminozu suçlanmıştır. İnsanda böbrekte kemik gelişimi
en sık papiller nekroz, kronik pyelonefrit ve kronik interstisyel nefrit lerle birlikte
görülmektedir.Metaplastik ossifikasyon ve ektopik kalsifikasyon birbirlerinden
ayrı oluşumlardır: Metaplastik ossifikasyon canlı hücreler içeren yaşayan bir dokudur, ancak ektopik kalsifikasyonlar cansız kalsiyum fosfat depolanmalarıdırlar.33
yaşında erkek hasta sağ yan ağrısı ile kliniğimize başvurdu.Yapılan üriner ultrasonografide sağ böbrek üst polde 2,5x5 cm lik internal ekoları olan kitle saptanması üzerine yapılan kontrastlı tomografide sağ böbrekte 2,5x3x5 cm boyutlarında
içinde at nalı şeklinde kalsifikasyonu olan alacalı opaklaşan kitle saptandı. Renal
malign tümör ön tanısıyla hastaya parsiyel nefrektomi yapıldı. Patolojik inceleme
sonucu çevre doku ile net sınırlama gösteren matür kemik dokusu, çevre böbrek
dokusunda çoğu alan normal görünümde olup az miktarda tübüllerde tiroidizasyon alanları rapor edilmiştir.
Anahtar kelimeler: Metaplastik ossifikasyon, böbrek tümörü
BÖBREK KANSERİ
POSTER
ossifikasyonun preoperatif ayrımını yapmak mümkün değildir ve tanı ancak radikal girişim sonrası patolojik inceleme ile konulabilmektedir.
Şekil 1. Organize osseöz oluşum x100
392
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P152
VEN İNVAZYONU BİRLİKTELİĞİ OLAN RENAL ANJİOMİYOLİPOMA:
OLGU SUNUMU
1
Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Patoloji Anabilim Dalı, Ankara
2
Giriş: Anjiomiyolipoma(AML) bütün böbrek tümörlerinin %0.3 ile %3 ünü oluşturur. Soliter veya multipl, unitaleral veya bilateral olabilmektedir. AML’nin benign ve malign formları tanımlanmıştır. Benign (klasik) AML, nadir görülen ve
sporadik olan formudur ve yaygın olarak böbreğin benign mezenkimal hücreli tümörü olarak bilinir. Genelde orta yaş grubunda soliter olarak gözlenir ve bu kadın
erkek oranı 4:1 dir. Benign AML’nin cerrahisi küratiftir ancak hasta yaşı, komorbiditeler ve diğer ilişkili faktörlerde cerrahinin tipini belirlemede önem arz eder.
Olgu: 50 yaşında bayan hasta, 4 yıldır devam eden sağ yan ağrısı şikayeti ile kliniğimize başvurdu. Hastada eşlik eden başka rahatsızlık mevcut değildi. Görüntüleme
yöntemleri sonucunda hastada böbrekte karaciğer sağ lob komşuluğunda kitle tespit edildi (Şekil 1). Radyolojik olarak böbrek vasküler yapılarında özellik arz eden
durum yoktu. Hastaya sağ laparoskopik radikal nefrektomi operasyonu uygulandı.
Bir haftalık hospitalizasyon sonrasında hasta komplikasyonsuz bir şekilde taburcu
edildi. Histopatolojik bulgular tipik AML ile uyumluydu (Şekil 2-3).
6-10 Kasım 2013, Antalya
393
BÖBREK KANSERİ
Engin Kaya1, Nuri Yiğit2, Sercan Yılmaz1, Bilal Fırat Alp1, Yıldırım Karslıoğlu2,
İbrahim Yıldırım1
POSTER
BÖBREK KANSERİ
Sonuç: AML, histopatolojik olarak tipik morfolojisi nedeni ile kolay ayırtedilebilen bir tümördür. Bazı vakalarda değişen derecelerde sitolojik atipi ile karşımıza çıkabilir. AML olgularında, sık olmasa da renal kapsül, perirenal yağ doku, renal ven
ve hatta vena kava inferior invazyonu gözlenebilir. Bu bulgular malignite yönünde
değerlendirilmemelidir. Olgumuzda da görüldüğü gibi nadir de olsa AML’da renal
ven invazyonu bulunabilir. Bu bulgunun öneminin ortaya konması için yeni çalışmalar gerekmektedir.
Anahtar kelimeler: Anjiomiyolipoma; Ven invazyonu; Böbrek tümörü
394
11. Üroonkoloji Kongresi
PREOPERATİF hsCRP VE PROKALSİTONİN DEĞERLERİNİN RENAL
HÜCRELİ KANSERİN PATOLOJİK EVRE, GRADE VE HİSTOLOJİK TİPİNİ
ÖNGÖRMEDE YERİ VAR MI?
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: High sensitive C-reaktif protein(hsCRP) ve prokalsitonin klinik pratikte
enfeksiyöz hastalıkların tanı ve takibinde kullanılmaktadır. Özellikle güncel çalışmalar ile CRP`nin renal hücreli kanser(RHK) hastalarında patolojik özellikler ve sağkalım ile olan ilişkisi gösterilmiştir. Bu çalışma ile hsCRP ve prokalsitoninin RHK hastalarında klinik ve patolojik özellikleri öngörmedeki konumu
araştırılmıştır.
Material Metod: Mayıs 2011- Ağustos 2013 tarihleri arasında kliniğimizde RHK
nedeniyle parsiyel ve radikal nefrektomi yapılan 96 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Klinik(Yaş ve cinsiyet) ve patolojik(evre, grade, histolojik alttip,boyut) değişkenlerin preoperatif hsCRP ve prokalsitonin değerleri olan ilişkisi incelenmiştir.
Bulgular: Yaş ve cinsiyet ile hsCRP ve prokalsitonin düzeyleri arasında herhangi
bir ilişki saptanmamıştır. Tümör evresi ile hsCRP arasındaki ilişki anlamlı olarak
saptanmış olup prokalsitonin düzeyi ve tümörün evresi arasında istatistiksel olarak
anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Hastalardaki histolojik grade sonuçları değerlendirildiğinde düşük gradeli (G1+2) RHK hastalarında ortalama hsCRP değeri
0.3944, prokalsitonin değeri ise 0,021 iken aynı değerler yüksek gradeli tümörlerde 1,7645 ve 0,024 olarak saptanmıştır. Farklar hsCRP için istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) iken prokalsitonin değerleri arasında anlamı fark bulunamamıştır
(p>0,05). Tümör histolojik tipini öngörmede ise her iki parametre de anlam ifade
etmemektedir.
Sonuç: Serum hsCRP tümör evresi ve histolojik grade`i öngörmede etkili olsa
da serum prokalsitonin düzeyinin herhangi bir klinik ve patolojik faktörle ilişkisi
saptanamamıştır.
Anahtar kelimeler: Böbrek tümörü, HsCRP, Prokalsitonin
6-10 Kasım 2013, Antalya
395
BÖBREK KANSERİ
Evren Süer, Erdem Öztürk, Nurullah Hamidi, Ömer Gülpınar,
Mehmet İlker Gökçe, Çağatay Gögüş, Kadir Türkölmez, Sümer Baltacı,
Yaşar Bedük
POSTER
P153
POSTER
BÖBREK KANSERİ
P154
KROMOFOB RENAL HÜCRELİ KANSER: YİRMİSEKİZ VAKA İLE
17 SENELİK KLİNİK DENEYİMİMİZ
Evren Süer, Çağatay Göğüş, Erdem Öztürk, Nurullah Hamidi,
Ömer Gülpınar, Mut Şafak, Yaşar Bedük
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Kromofob renal hücreli kanserler (RHK) daha az sıklıkta gözüken bir patolojik alt gruptur ve bütün RHK`lerin %4-10`unu oluşturmaktadır. Bu hastaların uzun süreli takiplerine ilişkin elimizde kısıtlı sayıda bilgi bulunmaktadır. Bu
çalışmanın amacı kromofob RHK`in geniş bir RHK serisindeki sıklık ve klinik
seyrinin saptanması ve bu hastalardaki sağ kalımın değerlendirilmesidir.
Hastalar ve Yöntem: Ocak 1995 ve Haziran 2013 tarihleri arasında lokalize veya
metastatik RHK öntanısı ile cerrahi uygulanmış ve düzenli takipleri olan 705 hasta bu çalışmanın kapsamına alınmıştır. Bu hastalardan kromofob RHK tanısı alan
28 hastanın verileri değerlendirilip analiz edilmiştir.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 57 (38-75) olup, ortalama takip süresi 40,68
ay olarak belirlendi. Ortalama tümör boyutu 58,2 mm olup, tedavide 21 hastada (%75) radikal nefrektomi, 7 hastada ise (%25) parsiyel nefrektomi uygulandı.
Hastaların tümünde patolojik evre pT1-2 aralığında tespit edildi. Hiçbir hastada
tanı anında ya da uzun süreli takiplerde lenf nodu veya uzak organ metastazı saptanmadı. 5 yıllık hastalığa spesifik sağkalım %100 olarak bulunurken, genel sağ
kalım %85.7 olarak tespit edildi.
Sonuç: Tanısal ve prognostik araçların tam olarak belirlenmesi için daha çok
çalışmaya ihtiyaç duyulsa da kromofob RHK çok iyi prognostik özellikler
göstermektedir.
Anahtar kelimeler: Renal Hücreli Kanser, Kromofob, prognoz
396
11. Üroonkoloji Kongresi
PARSİYEL NEFREKTOMİ OLGULARINDA TÜMÖRÜN CERRAHİ SINIRA
UZAKLIĞI LOKAL NÜKS VE METASTAZ AÇISINDAN ÖNEMLİ MİDİR?
POSTER
P155
Abdullah Gürel1, Ali Ülgen1, Mustafa Açıkalın2, Aydın Yenilmez1, Cavit Can1
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Eskişehir
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Eskişehir
2
Amaç: Parsiyel nefrektomi uygulanan hastalarda tümörün cerrahi sınıra uzaklığının lokal nüks ve metastaz üzerine olan etkisini değerlendirmek.
Materyal-Metod: Kliniğimizde 2008 ve 2013 yılları arasında parsiyel nefrektomi
uygulanan ve yaş ortalaması 56,03 yıl (26-77 yıl) olan 33 olgu çalışmaya dahil edildi. Olguların 14’ü bayan, 19’u erkekti. Radyolojik ortalama tümör çapı 42,52 mm
(21-65mm) idi. Radyolojik olarak 5 olguda kaliksiyel uzanım, 3 olguda renal hilus
uzanımı mevcuttu. Hastaların tümüne aynı cerrah tarafından parsiyel nefrektomi
yapıldı.
Bulgular: Toplam 7 olguda (%21) kaliksiel onarım yapıldı ve bunların bir tanesine
intraoperatif, bir tanesine de uzamış drenaj nedeni ile kateter takıldı. Patolojik değerlendirme sonucunda ortalama tümör çapı 42,36 mm(20-75 mm) idi. Patolojik
örneklerdeki tümörün cerrahi sınıra en yakın uzaklığı ortalama olarak 0,985 mm
(0,2-5mm) idi. Tümörün cerrahi sınıra uzaklığı, 22(%67) vakada 0,5 mm ve üzeri
olarak belirlenirken, 11(%33) vakada 0,5 mm altında idi. İki hastada tümör devamlılığı şüphesi nedeniyle tümör tabanından frozen section yapıldı. Bir hastada
frozen section sonucunda tümör devam etmesi üzerine tümör tabanına tekrar rezeksiyon yapıldı. Sonuç olarak hiçbir hasta da cerrahi sınır pozitifliği saptanmadı.
Hastalar ortalama 19,88 ay (1-66 ay) takip edildi. Halen hastaların tümü lokal
nükssüz ve uzak metastazsız olarak izlenmektedir.
Sonuç: Kliniğimizde yapılan parsiyel nefrektomi olguları incelendiğinde, izlem
süresi yeterli olmamakla birlikte; tümörün cerrahi sınıra uzaklığının, lokal nüks
ve sağ kalım üzerine olumsuz etkisinin olmadığı izlenimini vermektedir. Cerrahi
sınır negatifliği önemli olarak görülmektedir. Rutinde tümör tabanından frozen
section gönderilmemekle birlikte şüpheli olgularda frozen section yollanması faydalı olabilir öngürüsündeyiz.
Anahtar kelimeler: Parsiyel nefrektomi, Böbrek tümörü, Cerrahi sınır
6-10 Kasım 2013, Antalya
397
BÖBREK KANSERİ
1
POSTER
BÖBREK KANSERİ
P156
RENAL HÜCRELİ KARSİNOMLARIN HEPSİ AYNI MI? YAKLAŞIK 1000
HASTANIN 10-YILLIK GENEL SAĞKALIM ANALİZİ
Bülent Akdoğan1, Murat Aydın1, Fatih İleri1, Mesut Altan1, Sertaç Yazıcı1,
Dilek Ertoy Baydar2, Haluk Özen1
1
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Ankara
2
Amaç: Renal kitle nedeniyle cerrahi uygulanan hastalarda prognostik verileri
değerlendirmek
Yöntem: 1990 yılından itibaren radikal nefrektomi veya nefron koruyucu cerrahi uygulanan hastaların demografik ve patolojik verileri SPSS programında analiz edildi.
Bulgular: Toplam 968 RCC hastasının 631’i erkek (%65.2), 337’si kadındı (%34.8).
Ortalama yaş erkeklerde 56.5 yıl, kadınlarda 54.8 yıl olarak bulundu. İnsidental tanı
ve anemi oranları %49.1 ve %18.5 idi. 71 hastada venöz invazyon vardı (36 hastada renal ven (%3.7), 33 hastada IVC (24 infrahepatik, 3 intrahepatik, 6 supradiyafragmatik)). pT1, 2, 3 ve 4 oranı %58, %15, %24.2 ve %2.9; RN ve NKC oranı
644 (%66.5) ve 324 (%33.5) idi. Şeffaf hücreli, papiller, sarkomatoid tip, multiloküle kistik, kromofob ve toplayıcı kanal karsinomu oranları sırasıyla %73.6, %16.7,
%2.2, %3.3, %3.3 ve %0.9 olarak bulundu. Fuhrman grade 1, 2, 3 ve 4 oranı %15.1,
%45.5, %28.9 ve %10.4 idi. İzlem sonunda 104 hastanın 70’i (%7.2) progresyonla,
34’ü (%3.5) hastalıksız olarak kaybedildi. Ortalama sağkalım süreleri histolojik alt
tipler için; şeffaf 187±9, papiller 226±5.9, sarkomatoid 33±10, multiloküle kistik
228±12, kromofob 162±16, toplayıcı kanal 34±13 ay olarak bulundu. Çok değişkenli analizle sağkalımı belirleyen bağımsız faktörler tümör evresi, derecesi, histolojik alt tip, başvuruda semptom varlığı ve anemi varlığı olarak tespit edildi (Tablo 1).
Tablo 1. 10-yıllık genel sağkalım, Cox regresyon analizi
cinsiyet
398
HR
%95 GA
p
0.77
0.49-1.21
0.258
yaş
0.77
0.42-1.42
0.403
morbidite
1.27
0.86-1.87
0.225
0.031
başvuru yakınması
1.69
1.05-2.71
anemi varlığı
2.03
1.32-3.13
0.001
T evresi
1.80
1.42-2.29
<0.001
Grade
1.97
1.49-2.61
<0.001
patoloji alt tip
1.18
1.01-1.39
0.035
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: renal hücreli karsinom, sağkalım, histoloji
POSTER
Sonuç: Renal hücreli karsinomda tümör evresi, derecesi ve histolojik alt tip en
önemli sağkalımı parametreleridir. Başvuruda yakınma olması ve anemi varlığı
ameliyat öncesinde kötü prognoz konusunda uyarıcıdır.
BÖBREK KANSERİ
6-10 Kasım 2013, Antalya
399
POSTER
BÖBREK KANSERİ
P157
LAPAROSKOPİK NEFRON KORUYUCU CERRAHİDE ADJUVAN
HEMOSTATİK AJAN KULLANIMININ AVANTAJLARI
Artan Koni, Burhan Özdemir, Ahmet Güdeloğlu, Mustafa Sertaç Yazıcı,
Kubilay İnci, Cenk Yücel Bilen
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Laparoskopik nefron koruyucu cerrahi (LNKC) sırasında adjuvan hemostatik ajan kullanılan ile kullanılmayan hastalarda komplikasyon farklarını ortaya
koymak.
Materiyal ve Metod: Mart 2004 – Mart 2012 arasında toplam 43 hastaya renal kitle
nedeniyle LNKC yapılmıştır. Dokuz hastada retroperitoneal, 34 hastada transperitoneal yaklaşım uygulanmış olup aynı cerrah tarafından ve aynı teknik kullanılarak ameliyat edilmiştir. Renal kitle çıkarılıp taban onarımı takiben adjuvan hemostatik ajan uygulandıktan sonra surgicel yerleştirilmiş (1.grupta Tacho-sil, 2.grupta
Floseal), 3.grupta sadece surgicel yerleştirilip parankim onarımı yapılmıştır. Her
3 gruptaki hastaların preoperatif parametreleri ve kitlelerin özellikleri benzerdi.
Postoperatif dönemde her 3 grupta görülen komplikasyonlar kaydedilmiştir.
Sonuçlar: Adjuvan hemostatik ajan kullanılan 36 hastanın 25’inde Tacho-sil,
11’inde Foseal kullanılmış, 7’sinde sadece surgicel uygulanmıştır. Adjuvan hemostatik ajan kullanılmayan 2 hastada postoperatif komplikasyon gelişmiştir. Bir hastaya, postoperatif dönemde çekilen kontrol abdomen tomografisi rekürrens olarak
yorumlanması üzerine açık radikal nefrektomi uygulanmıştır; patolojik inceleme
sonucunda rekürrens olmadığı, arterio-venöz malformasyon olduğu anlaşılmıştır.
Diğer hastada hemorajik drenaj ve ileus tablosu gelişmiştir, Hb düşüklüğü nedeniyle 2 ünite kan transfüzyonu yapılmıştır. Tacho-sil kullanılan grupta postoperatif komplikasyon görülmemiştir. Floseal kullanılan 1 hastada postoperatif dönemde hemorajik drenaj olması üzerine 2 ünite kan transfüzyonu yapılmıştır.
Tartışma: LNKC’de adjuvan hemostatik ajan kullanımı, kabul edilir düzeyde
olsa da maliyeti yükseltmektedir. Postoperatif dönemde görülen komplikasyonları önemli ölçüde azaltan bu ajanların kullanımı LNKC’de tercih edilmelidir.
Adjuvan hemostatik ajanlar arasında Tacho-sil, komplikasyon anlamında en yüksek faydayı sağlayan ajan olduğu görülmektedir.
Anahtar kelimeler: Adjuvan hemostatik ajan, laparoskopi, nefron koruyucu cerrahi
400
11. Üroonkoloji Kongresi
LAPAROSKOPİK VE AÇIK RADİKAL NEFREKTOMİNİN POSTOPERATİF
KREATİNİN DEĞERLERİ ÜZERİNDE FARKLI ETKİLERİ VAR MI?
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
Amaç: Renal kitle nedeni ile uygulanan laparoskopik veya açık radikal nefrektomi
ameliyatının kreatinin değerleri üzerindeki etkilerini karşılaştırmalı olarak değerlendirmeyi amaçladık.
Hastalar ve Yöntem: 2008 ve 2012 tarihleri arasında renal kitle nedeni ile transperitoneal laparoskopik ve ya açık radikal nefrektomi uygulanan 51 hasta (28 erkek ve 23 kadın) çalışmaya dahil edildi. En az 1 yıllık takibi olan hastaların klinik
özellikleri, operasyon verileri, patolojik verileri ve klinik izlem bilgileri retrospektif
olarak değerlendirildi.
KBY nedeni ile takipli olan, diğer böbreğinde taşı olan, diğer böbrekten herhangi bir cerrahi işlem geçiren hastalar ve farklı nedenlerden ötürü ameliyat sonrası
erken dönemde intravenöz kontrastlı görüntüleme yapılan hastalar çalışma dışı
bırakıldı.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı açık nefrektomi (Grup 1) yapılan grupta 59,2
yıl ve laparoskopik nefrektomi (Grup 2) yapılan grupta 58,6 yıl olarak hesaplandı.
Gruplar arasında preoperatif, postoperatif 1. gün, 3. gün, 1. ay, 6. ay ve 12. ay kreatinin değerleri arasında anlamlı fark saptanmamıştır (Şekil 1).
Patolojik evrelerin gruplara göre dağılımı tablo 1’de verilmiştir.
Peroperatif ortalama kan kaybı, ortalama hastanede kalış süresi ve ortalama üretral
katater çekilme zamanları arasında laparoskopik grup lehine anlamlı fark saptanmıştır (Tablo 2).
Sonuç: Radikal nefrektomi tekniğinin, hastaların pre- ve postoperatif erken ve
geç dönemlere ait kreatinin değerleri üzerine anlamlı bir etkisi saptanmamıştır.
Laparoskopik grupta kanama miktarı, hastanede kalış süresi ve foley kateter çekilme zamanı açık radikal nefrektomiye oranla anlamlı düşük çıkmıştır.
Anahtar kelimeler: Kreatinin, laparoskopik nefrektomi, açık nefrektomi
6-10 Kasım 2013, Antalya
401
BÖBREK KANSERİ
Tuncay Top, Ahmet Keleş, Muhammed Sulukaya, İlker Tinay,
Levent Türkeri
POSTER
P158
POSTER
BÖBREK KANSERİ
Şekil 1. Ameliyat tekniğine göre kreatinin değerlerinin karşılaştırılması
Tablo 1. Gruplara göre patolojik evrelerin dağılımı
Grup 1
(Açık Cerrahi)
Grup 2
(Laparoskopik)
pT1
13
15
pT2
20
3
Toplam
33
18
Tablo 2. Ameliyat özelliklerine göre grupların karşılaştırması
Grup 1
(Açık Cerrahi)
Grup 2
(Laparoskopik)
P
< 0,05
Ortalama kanama miktarı (ml)
461 (+/- 45)
169 (+/- 23)
Ortalama operasyon süresi (dk)
220 (+/- 4.5)
218 (+/- 9.5)
0,17
Foley kateter çekilme zamanı (gün)
3,3 gün
2,3 gün
< 0,05
Ortalama hastanede kalış zamanı
4.1 gün
2,9 gün
< 0,05
402
11. Üroonkoloji Kongresi
NEFRON KORUYUCU CERRAHİDE KİTLE BOYUTU BENİGN LEZYONLARI
ÖNGÖRME KONUSUNDA EK BİLGİ SAĞLAR MI?
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
Giriş: Rastlantısal renal kitle insidansındaki artış ve nefron koruyucu cerrahi
(NKC) tekniklerindeki gelişmeler sonucunda, NKC için uygun hasta endikasyonları her geçen gün genişletilmektedir. Ancak bu durumun cerrahi örneklerde benign lezyon saptanma oranlarını nasıl etkilediği ve her NKC öncesi renal biyopsi
yapılmasının gerekli olup olmadığı net değildir.
Bu çalışmada NKC uygulanan hastalardan renal kitlesi 4 cm.’den küçük ve büyük
olanların patolojik ve operasyon verileri değerlendirildi.
Hastalar ve Yöntem: Renal kitle nedeniyle NKC uygulanan ve Üroonkoloji polikliniği’nde düzenli takipleri mevcut olan son 63 hastanın verileri değerlendirildi.
Hastalar kitle boyutuna göre 4 cm.’den küçük ve büyük olarak iki gruba ayrılarak;
sıcak iskemi süresi, kanama miktarı, komplikasyonlar ve kitle patolojileri açısından
karşılaştırıldı.
Bulgular: Hastaların ortalama kitle boyutları 33,1 (12-80) mm. olarak ölçüldü ve
41 hastanın (%65,1) kitle boyutu 4 cm.’den küçük tespit edildi. Kitle boyutuna
göre oluşturulan grupların kanama miktarları arasında anlamlı fark saptanmadı
(Tablo 1).
Ortalama sıcak iskemi süresi her iki grupta da 30 dakikanın altında olmasına rağmen bu süresi 4 cm.’den küçük grupta anlamlı olarak daha kısa saptandı (Tablo 1).
Tablo 1. Kitle boyutuna göre kanama ve sıcak iskemi zamanları
Kitle Boyutu
Sıcak iskemi zamanı (dk)
Kanama miktarı (ml)
< 4 cm
> 4 cm
21,53 ± 0,69
27,32 ± 1,37 *
333 ± 34,2
409 ± 82,5 **
* p< 0,05 / ** p> 0,05
6-10 Kasım 2013, Antalya
403
BÖBREK KANSERİ
Tarık Emre Şener, Muhammed Sulukaya, Naşide Mangır, Murat Akgül,
İlker Tinay, Levent Türkeri
POSTER
P159
Tablo 2. Kitle boyutuna göre patoloji sonuçları
BÖBREK KANSERİ
POSTER
Postoperatif patolojik incelemede benign lezyon saptanma oranları 4 cm.’den büyük grupta 4 cm.’den küçük gruba göre daha az oranda saptansa da (%9,1 - %12,2)
istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı (Tablo 2).
Kitle Boyutu
< 4 cm
> 4 cm
Benign lezyon
5 (%12,2)
2 (%9,1)
Berrak Hücreli RHK
30 (%73,2)
17 (%77,3)
Papiller RHK
6 (%14,6)
1 (%4,5)
Kromofob RHK
1 (%2,4)
2 (%9,1)
41
22
Toplam
Ortalama 28,6 (10-40) aylık takipte, 4 cm.’den küçük kitlesi olan hastaların ikisinde (%4,9), postoperatif 3. ay kontrol görüntülemelerinde ürinom oluşumu saptandı ve konservatif yaklaşım uygulandı. Hastaların hiç birinde lokal ya da sistemik
nüks gözlenmedi.
Sonuç: Teknik olarak uygun olduğu düşünülen büyük renal kitlelerde de NKC
güvenle kullanılabilecek bir cerrahi seçenektir. Eksize edilen benign kitle oranı
kitle boyutunun artışı ile azalıyor gibi görünse de, dikkatli hasta seçimi ile 4 cm
den küçük renal kitlelerde bile aslında cerrahi gerektirmeyen benign lezyonların
saptanma oranları kabul edilebilir düzeylere indirilebilir.
Anahtar kelimeler: Renal kitle, patoloji, nefron koruyucu cerrahi
404
11. Üroonkoloji Kongresi
Ozan Bozkurt, Ömer Demir, Serdar Çelik, Kaan Çömez, Güven Aslan,
Adil Esen
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Amaç: Parsiyel nefrektominin Evre I renal hücreli karsinomun (RCC) tedavisinde
radikal nefrektomiye göre böbrek fonksiyonlarının korunması açısından avantajlı
olduğu ileri sürülmektedir. Son dönemde yapılan bazı çalışmalarda düşük böbrek
klerensi olan hastalar için bu avantajın ortadan kalktığı bildirilmektedir. Bu çalışmada kliniğimizde evre I RCC nedeniyle opere edilen ve düşük böbrek klerensi
olan hastaların uzun dönem takipte böbrek fonksiyonları incelendi.
Materyal-Metod: Kliniğimizde Evre I RCC nedeniyle radikal veya parsiyel nefrektomi yapılan ve Modification of Diet in Renal Disease (MDRD) formülüne göre
hesaplanan preop tahmini glomerüler filtrasyon hızı (preop-eGFR) değeri <60
ml/dk/1,73 m2 olan hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastalar radikal nefrektomi
yapılan (Grup I) ve parsiyel nefrektomi yapılan (Grup II) olmak üzere 2 gruba
ayrıldı. Her iki grupta MDRD formülüne göre ilk başvuru (preop-eGFR) ve son
başvuru (postop-eGFR) eGFR hesaplandı [ eGFR (mL/min/1.73 m2) = 186 ×
(Scr)-1.154 × (Age)-0.203 × (0.742; kadınsa) × (1.212; African American) ].
Gruplar yaş, ortalama takip süresi, preop-eGFR, postop-eGFR ve böbrek fonksiyonundaki kaybı değerlendiren ΔeGFR [ (preop-eGFR) – (postop-eGFR) ]
değerleri açısından SPSS 15.0 veri analizi programı kullanılarak karşılaştırıldı.
Nonparametrik analizde p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.
Bulgular: Radikal nefrektomi yapılan 30 ve parsiyel nefrektomi yapılan 8 olmak
üzere toplam 38 hasta analize dahil edildi. Her iki grubun ortalama yaşları, ortalama takip süreleri, ortalama preop-eGFR değerleri, ortalama postop-eGFR değerleri ve ortalama ΔeGFR değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı görüldü (Tablo 1).
6-10 Kasım 2013, Antalya
405
BÖBREK KANSERİ
DÜŞÜK BÖBREK KLERENSİ OLAN EVRE I RENAL HÜCRELİ KARSİNOM
HASTALARINDA PARSİYEL NEFREKTOMİ BÖBREK FONKSİYONLARININ
KORUNMASI AÇISINDAN RADİKAL NEFREKTOMİYE
GÖRE AVANTAJLIMIDIR ?
POSTER
P160
POSTER
BÖBREK KANSERİ
Sonuç: Sonuç olarak düşük böbrek klerensi olan (eGFR< 60ml/dk/1,73 m2) evre
I RCC hastalarında parsiyel nefrektominin uzun dönemde böbrek fonksiyonlarının korunması açısından radikal nefrektomiye avantaj sağlamadığı bulunmuştur.
Kısıtlı hasta sayısı nedeniyle sonuçlarımızın yorumlanması zordur ve bulgularımız
geniş serilerle desteklenmelidir.
Anahtar kelimeler: Böbrek tümörü, Kronik böbrek hastalığı, Parsiyel nefrektomi
Tablo 1. Evre I RCC nedeniyle radikal veya parsiyel nefrektomi uygulanan düşük böbrek klerensine sahip (eGFR<
60ml/dk/1,73 m2) hasta gruplarının demografik verilerinin ve böbrek fonksiyonlarının karşılaştırmalı analizi
Grup I
(n=30)
Grup II
(n=8)
p
0,635
Ortalama yaş (yıl)
63,4±12,9
65,9±5,6
Ortalama takip süresi (ay)
54,1±44,8
39,5±34,9
0,428
Preop-eGFR
(mL/min/1.73 m2)
42,5±15
44,3±16,1
0,562
Postop-eGFR
(mL/min/1.73 m2)
38,6±17,2
42,6±26,4
0,661
3,9±1,3
(9,1)
1,7±1,1
(3,8)
0,211
∆eGFR
(mL/min/1.73 m2) (%)
406
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P161
EVRE I RENAL HÜCRELİ KARSİNOMDA PARSİYEL VEYA RADİKAL
NEFREKTOMİNİN BÖBREK FONKSİYONLARI ÜZERİNE ETKİSİ
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Amaç: Evre I renal hücreli karsinomda (RCC) parsiyel nefrektomi onkolojik açıdan radikal nefrektomi ile benzer genel ve kansere özgü sağkalım oranlarına sahiptir, bunun yanında böbrek fonksiyonlarını radikal nefrektomiye oranla daha iyi
koruduğu ileri sürülmektedir. Çalışmamızda Evre I RCC nedeniyle parsiyel veya
radikal nefrektomi uygulanan hastalar uzun dönem böbrek fonksiyonları açısından karşılaştırılmaktadır.
Materyal-Metod: Kliniğimizde Evre I RCC nedeniyle opere edilen ve takip devamlılığı olan 214 hastanın onkoloji dosyası geriye dönük olarak değerlendirmeye
alındı. Hastalar radikal nefrektomi yapılan (Grup I) ve parsiyel nefrektomi yapılan (Grup II) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Her iki grupta Modification of Diet in
Renal Disease (MDRD) formülüne göre ilk başvuru (preop-eGFR) ve son başvuru (postop-eGFR) tahmini glomerüler filtrasyon hızı (eGFR) hesaplandı. Gruplar
yaş, ortalama takip süresi, tümör boyutu, hospitalizasyon süresi, diabetes mellitus
(DM) ve esansiyel hipertansiyon (HT) gibi eşlik eden sistemik hastalıklar, sigara
kullanımı ve preop-eGFR, postop-eGFR ve böbrek fonksiyonundaki kaybı değerlendiren ΔeGFR [(preop-eGFR)–(postop-eGFR)] değerleri açısından SPSS 15.0
veri analizi programı kullanılarak karşılaştırıldı. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı
kabul edildi.
Bulgular: Grup I’de yer alan 158 hastadan 35’ine laparoskopik radikal nefrektomi,
123’üne açık radikal nefrektomi; grup II’de yer alan 56 hastadan 12’sine laparoskopik parsiyel nefrektomi ve 44’üne açık parsiyel nefrektomi uygulandı. Grup I ve
grup II’de ortalama tümör boyutu sırası ile 48.5±14.1 cm ve 33.4±12.4 cm olarak
bulundu, grup II’de ortalama iskemi süresi 10.4±11.1 dakika idi. Her iki grubun
ortalama yaşları, ortalama takip süreleri, hospitalizasyon süreleri, DM ve HT gibi
eşlik eden sistemik hastalık insidansları, sigara kullanımı oranları ve ortalama preop-eGFR değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmazken; grup
II’nin ortalama postop-eGFR değeri grup I’e göre anlamlı düzeyde daha yüksek
6-10 Kasım 2013, Antalya
407
BÖBREK KANSERİ
Ozan Bozkurt, Ömer Demir, Serdar Çelik, Kaan Çömez, Güven Aslan,
Uğur Mungan
POSTER
BÖBREK KANSERİ
bulundu ve ortalama ΔeGFR değerleride parsiyel nefrektomi grubunda radikal
nefrektomi grubuna göre daha düşüktü (Tablo 1).
Sonuç: Çalışmamızın sonuçları evre I RCC’de uzun dönem böbrek fonksiyonlarının korunması açısından uygun olan her durumda parsiyel nefrektominin radikal
nefrektomiye tercih edilmesini önermektedir. Bulgularımız daha önce yayınlanmış geniş serilerle uyumludur; fakat iyi planlanmış, prospektif randomize çalışmalarla desteklenmelidir.
Anahtar kelimeler: Böbrek tümörleri, parsiyel nefrektomi, eGFR
Tablo 1.Evre I Renal Hücreli Karsinom nedeniyle radikal veya parsiyel nefrektomi uygulanan grupların demografik
verilerinin ve böbrek fonksiyonlarının karşılaştırması
Grup I
(n=158)
Grup II
(n=56)
p
Ortalama yaş (yıl)
59,6±11,6
56,2±12,3
0,076
Ortalama takip süresi (ay)
38,5±42,7
36±35,3
0,678
Hospitalizasyon süresi (gün)
7±4,5
7,5±6,3
0,826
DM (%)
18,4
25
0,332
HT (%)
48,1
53,6
0,535
Sigara kullanımı (%)
34,2
26,8
0,406
Preop-eGFR
(mL/min/1.73 m2)
79,7±25,8
85,1±26,8
0,196
Postop-eGFR
(mL/min/1.73 m2)
62,4±22,7
83,3±27,7
<0,001
∆eGFR
(mL/min/1.73 m2) (%)
17,2±4,3
(21,5)
1,8±1,1
(2,1)
<0,001
408
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P162
TİP 2 DİABETES MELLİTUSUN NONMETASTATİK RENAL HÜCRELİ
KANSER PROGNOZU ÜZERİNE ETKİSİ
Evren Süer, Erdem Öztürk, Ömer Gülpınar, Aytaç Kayış, Sümer Baltacı
Amaç: Cerrahi olarak tedavi edilen lokalize renal hücreli kanser (RHK) hastalarında tip 2 Diabetes Mellitus`un(DM) prognostik değerini araştırdık.
Gereç-Yöntem: 1995-2011 yılları arasında RHK nedeniyle cerrahi altına giden
hastalar değerlendirildi ve metastatik olmayan 492 hasta çalışmaya dahil edilmiştir.
Tip 2 DM ile klinik ve patolojik parametreler arasındaki ilişki araştırılmıştır. Tip 2
DM tanısına göre genel ve hastalık spesifik sağ kalımı değerlendirmek için Kaplan
Meier eğrileri yapılmış olup hastaların uzun dönem sağkalım değerlendirilmiştir.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 56,7±12 yıl (15-84 yıl, ortanca yaş 58), ve ortalama takip süresi 35,9±28(1-45 ay, ortanca 34,3 ay) olarak saptanmıştır. Çalışmaya
dahil edilen 492 hastanın 62`sinde (Grup 1) cerrahi anında tip 2 DM tanısı mevcutken 430 hastada (Grup 2) tip 2 DM mevcut değildi. Ortalama yaş ve şeffaf
hücreli RHK oranı grup 1’de 2’ye göre istatistiksel anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0.001 ve p<0.036).Genel ve hastalık spesifik sağ kalım da Grup 1’de
düşük olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır.
Tip 2 DM genel ve hastalık spesifik sağkalım için bağımsız bir risk faktörü olarak
bulunmamıştır.
Sonuç: Bu çalışmada tip 2 DM’un cerrahi olarak tedavi edilen lokalize RHK hastalarında prognoz üzerine olan etkisi araştırılmıştır. Tip 2 DM`un RHK için bağımsız bir risk faktörü olmadığı saptanmıştır.
Anahtar kelimeler: Renal Hücreli Kanser, Diabetes Mellitus, Prognoz
6-10 Kasım 2013, Antalya
409
BÖBREK KANSERİ
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
POSTER
DİĞER
P163
RENAL KORTİKAL TÜMÖRLERİN TEDAVİSİNDE “ELEKTİF” NEFRON
KORUYUCU CERRAHİ SONUÇLARIMIZ
İrfan Atay1, Cenk Acar2, Metin Onaran1, Ender Cem Bulut1, Sinan Sözen1,
Üstünol Karaoğlan1
1
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
2
Amaç: Kliğinimizde renal kortikal tümör nedeniyle karşı böbreği normal ve soliter tümörlü hastalara uyguladığımız “elektif ” nefron koruyucu cerrahilerin klinikopatolojik verileri ve onkolojik sonuçlarını değerlendirmeyi amaçladık.
Materyal ve metodlar: Haziran 2006 ve Mart 2013 tarihleri arasında renal kitle
nedeniyle parsiyel nefrektomi (PN) yapılan 90 hastadan elektif endikasyonla açık
(46(%64.7) ve laparoskopik (25(%35,2)) PN uygulanan toplam 71 hasta çalışmaya dahil edildi.
Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 54,02(29-77) yıldı ve ortalama takip süresi
34,1±21,65 aydı. Açık ve laparoskopik PN uygulanan hastaların ortalama tümör
boyutları sırasıyla 3,58 ± 1,71 cm ve 2,91 ± 1,65 cm’di (p=0.014). Patoloji sonucu malign olarak raporlanan 61(%85.9) hastanın 54(%88.5) ’ü hastalıksız izlemdeyken, 2(%3.2) hastada rekürrens, 3(%4.9) hastada metastaz gözlendi(Tablo 1).
Ortalama 3 yıllık takipte genel sağkalım %98,8 olarak saptandı. Açık ve laparoskopik PN uygulanan 71 hastanın verileri karşılaştırıldığında kanama miktarı, iskemi süresi, komplikasyon oranları ve hospitalizasyon süreleri arasında anlamlı fark
saptanmadı. Laparoskopi grubunda tümör çapı daha küçük, PADUA skoru daha
düşük, cerrahi süresi daha uzun olarak saptandı (Tablo 1).
Sonuç: Tümörün çapının daha büyük ve PADUA skorunun daha yüksek olduğu hastalarda açık PN’nin tercih edildiği görülmektedir. Elektif endikasyonlarla
uygulandığında açık ve laparoskopik PN’nin operatif verileri birbirine benzerdir.
Laparoskopik PN’de cerrahi sınır pozitifliği daha fazla olmakla birlikte klinik öneminin değerlendirilmesi için hastaların uzun dönem sonuçlarına ihtiyaç vardır.
Anahtar kelimeler: Parsiyel nefrektomi, laparoskopi, böbrek kanseri
410
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
Tablo 1. Elektif nefron koruyucu cerrahi uygulanan hastaların klinikopatolojik verilerinin ve onkolojik sonuçlarının
karşılaştırılması
DİĞER
6-10 Kasım 2013, Antalya
411
POSTER
BÖBREK KANSERİ
P164
BÖBREK TÜMÖRLERİNDE LAPAROSKOPİK RADİKAL
NEFREKTOMİ DENEYİMLERİMİZ
Eray Gürsoy, Özgür Elvan Gökten, Mehmet Yaman, Hakan Çamlıkıyı,
Kubilay Beyazıt, Asim Albayrak, Mustafa Odyakmaz
Çekirge Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Bursa
Amaç: Böbrek tümörlerinin tedavisinde laparoskopik cerrahi deneyimimizin
sunulması.
Yöntem: Haziran 2012 ile Ağustos 2013 arasında kliniğimizde klinik evresi T1
ile T2 olan toplam 11 hastaya börek tümörü nedeniyle Laparoskopik Radikal
Nefrektomi uygulandı. Tüm ameliyatlarda transperitoneal yöntem kullanıldı.
İşlem sırasında 4 port kullanıldı. Kolon medialize edilip iliak çaprazda üreter bulunup askıya alınarak pediküle ulaşıldı. Pedikül hem-o -log weck kliplerle geçildi.
Spesmen modifiye gibson insizyon yapılarak çıkarıldı.
Bulgular: Hastaların 6’ sı erkek 5’i kadın olmak üzere kitlelerin 8’i sol ve 3’ü sağ
böbrek yerleşimliydi. Ortalama hasta yaşı 54.3 (33-73), ortalama operasyon süresi
142 dakika (110–180), ortalama kan kaybı 100ml (50-200) ve ortalama tümör
boyutu 73mm (34-150) idi. Hiçbir hastada kan transfüzyonu uygulanmadı ve açık
operasyona geçilmedi. Ortalama hastanede kalış süresi 3.2 gün (2- 5) idi. 11 hastanın da patolojisi böbrek hücreli karsinom olarak sonuçlandı ve cerrahi sınırlar
negatif idi.
Sonuç: Laparoskopik Radikal Nefrektomi böbrek tümörlerinin tedavisinde güvenle uygulanabilen, iyi perioperatif ve onkolojik sonuçları olan minimal invaziv
bir tekniktir.
Anahtar kelimeler: Böbrek tümörü, Laparoskopik Radikal Nefrektomi
412
11. Üroonkoloji Kongresi
ERKEN EVRE TESTİS KANSERLİ HASTALARIN ONKOLOJİK SONUÇLARI
Hüseyin Engin, Cemil Bilir
POSTER
P165
Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi, Medikal Onkoloji Bölümü, Zonguldak
Materyal-Metod: 2005-2013 yılları arasında Medikal Onkoloji kliniğinde takip
edilen erken evre kanserli hastaların onkoloji sonuçlarını araştırdık.
Sonuçlar: Kliniğimizde 22 erken evre testis kanserli hasta takip edilmiş olup yaş
ortalaması 32 (22-62 yaş)’idi. On bir hasta (%50) klasik seminom, 7 hasta (%31)
non-seminom ve kalan 4 hasta (%19) ise mikt tipte tümör içermekteydi. Hastaların
patolojik tiplerinin evrelere göre dağılımı tablo 1’ de verilmiştir. Sadece 1 hasta
aktif takip edilmişti ve 28 aylık takipte nüks gözlenmedi. Beş (%22) hasta radyoterapi ile tedavi edilmişti. Bu hastaların ortanca takip süresi 45 ay olup (24-108 ay)
bir hastada diğer testiste lenfoma gelişti. On dört hasta (%63) adjuvan kemoterapi
almıştı. Kemoterapi rejimi olarak BEP/EP verilmişti ve toplam kemoterapi kür sayısı 47’idi. Bu hastaların 4’ünde nüks gözlenmişti. Hastalarının ortanca hastalıksız
sağ kalım 27 ay (0-107), ortanca sağ kalım ise 38 ay (15-108) olarak hesaplandı.
Nüks gözlenen 5 hasta ile diğer 17 hastanın biyokimyasal parametreleri karşılaştırıldığında serum başlangıç AFP düzeyleri (364 vs 14, p:0.0001), hCG düzeyleri
(1336 vs 31, p:0.0001) ve LDH düzeyleri (1504 vs 252, p:0.0001) nüks gözlenen
grupta anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Toksisite profiline bakıldığında; bir
hastada bleomisine bağlı intertisyel akciğer hastalığı gözlenirken kemoterapiye
bağlı uzun dönemde devam eden grad 3-4 toksisite gözlenmedi.
Tablo1. Hastaların evrelere göre dağılımı ve sağ kalım sonuçları
Tanı
Evre
IA
HSK-ortanca
IB
GS-ortanca
IIA
Seminom
3
5
3
36
40
Non-Seminom
2
4
1
30
50
Seminom +Non-Seminom
1
2
1
22
25
HSK: Hastalıksız Sağ kalım, GS: genel Sağ kalım
6-10 Kasım 2013, Antalya
413
TESTİS KANSERİ
Giriş: Evre IA, IB ve IIA erken evre testis kanseri olarak kabul edilen grubu oluştururlar. Düşük mortalite ve 10 yıllık yaşam beklentisinin %95 ve üzerinde olması
klinisyenleri testis kanserli hastaların uzun dönem komplikasyonlarını daha çok
irdelemeye itmiştir.
POSTER
TESTİS KANSERİ
Tartışma: Erken evre testis kanserilerinde tedavisiz bırakılmaları halinde nüks veya
metastaz şeklinde ortaya çıkmaları, tedavi ile de uzun dönemde nefrotoksisite, akciğer toksisitesi, kardiyak toksisite ve nöropati gibi hayat kalitesini bozabilen yan
etki profilleri arasında seçimi zorlaştırmakta ve yeni prognostik faktörlerin araştırılmasını gerektirmektedir. Bizim hastalarımızın hepsi erken evre testis karsinomu
olup sağ kalım mikst tipte daha düşük, diğer seminom ve seminom dışı tiplerde
daha uzundu. Nükslerin %40 ‘ı mikst grupta olup bu grupta başlangıç AFP, HCG
ve LDH değerlerinin yüksekliği yani “S” evresinin yüksekliği kötü prognostik bir
faktör olarak ortaya çıktı. Özetle Semin dışı ve mikst tip erken evre testis kanserlerinde “S” evresi kötü prognostik bir faktör olarak bulundu.
Anahtar kelimeler: Testis kanseri, Erken evre, Sağkalım
414
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P166
TRANSVERS EKTOPİLİ TESTİSİNDE TESTİS TÜMÖRÜ (SEMİNOM)
SAPTANAN PERSİSTAN MÜLLER KANAL SENDROMU OLGUSU
1
Gata Tıp Fakültesi, Üroloj Anabilim Dalı, Ankara
Gata Tıp Fakültesi, Pediatri Anabilim Dalı, Ankara
3
Gata Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, Ankara
4
Gata Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Ankara
5
Eskişehir Asker Hastanesi, Üroloji Kliniği, Eskişehir
2
Giriş: Persistan Müllerian Kanal Sendromu (PMKS), 46 XY genotipli normal fenotipli bir erkekte; Müller Kanalının (MK) regresyona uğramaması sonucu, uterus, fallop tüpleri ve vajenin üst 1/3’ ü gibi MK artıkların bulunması ile karakterize
nadir görülen bir sendromdur. Bu sendrom; kaynağı fetal sertoli hücreleri olan
Müllerian İnhibitör Faktör (MİF) salınımının eksikliği veya bu hormona hedef
organ duyarsızlığı sonucu ortaya çıkar. Nadir bir erkek psödohermafroditizm tipi
olan bu sendroma; Transvers Testiküler Ektopi (TTE), herni uteri inguinalis ve
çok nadir olarak testis veya MK kalıntılarının tümörleride eşlik edebilir. Biz burada; primer infertilitesi olan, PMKS’ye TTE ve inkarsere herninin eşlik ettiği,
ektopik testisinde seminom saptanan olguyu sunduk.
Olgu: 28 yaşında erkek hasta sol inmemiş testis ve primer infertilite ön tanısı ile
merkezimize sevkedildi. 1999 yılında sağ inguinal herniorafi öyküsü var. Sekonder
seks karakterlerinin gelişkin olduğu gözlendi. Skrotal ultrasonografisinde; sağ testisin normal boyutta ve skrotal yerleşimli olduğu, sağ inguinal hernisinin olduğu
ve herniye doku komşuluğunda 27x11 mm boyutlarında ektopik testis dokusunun
bulunduğu raporlandı. Ektopik testis dokusunun inferiorunda testis tümörünü
düşündüren 2 adet 7x10 mm ve 6x7 mm boyutlu amorf kalsifikasyonlar içeren
hipoekoik lezyon raporlandı. Preoperatif tümör belirteçleri normal saptandı.
Hormonlarından FSH, LH değerlerinin yüksek ve total testesteronun düşük olduğu saptandı. Yapılan karyotip analizi 46XY olarak geldi. Sağ inguinal eksplorasyon yapıldı. Sağ inguinal herni, herni süperiorunda ektopik testis dokusu ve
herni kesesi içerisinde ektopik testisle bağlantılı olan yumuşak doku yapıları izlendi. Hastaya radikal orşiektomi, sağ inguinal herniorafi ve yumuşak doku eksizyonu ameliyatı yapıldı. Patolojisi; Herni kesesinde MK artıklarının izlendiği,
ektopik testis dokusunda 8 mm çapında klasik tip seminom olarak raporlandı.
6-10 Kasım 2013, Antalya
415
TESTİS KANSERİ
Bilal Fırat Alp1, Oğuzhan Babacan2, Erkan Sarı2, Zafer Demirer5,
Ali Gürağaç1, Sabahattin Sarı3, İbrahim Yavan4
POSTER
TESTİS KANSERİ
Torakoabdominopelvik tomografisi normal olarak raporlandı. Evre1 seminom olması nedeniyle hastaya postoperatif profilaktik RT tedavisi verildi. Postoperatif 6.
ayda tümör nüksü izlenmedi.
Sonuç: İnguinal hernisi ve kriptorşidizmi olan hastalarda; TTE ve PMKS ile birlikteliği olabileceği akılda bulundurulmalıdır. Ektopik testiste tümör şüphesi varsa;bu vakalarda tümörlü testis ile birlikte PMKS ile ilişkili yapılarında eksizyonu
uygun tedavi seçeneğidir.
Anahtar kelimeler: İnmemiş Testis, Persistan Müllerian Kanal Sendromu, Transvers Testiküler
Ektopi
Şekil 1. Persistan Müllerian Kanal Sendromu ve Seminom
416
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P167
GERM HÜCRELİ TESTİS TÜMÖRLERİNDE TÜMÖR TARAFINDA TIN
GÖRİLMESİNİN TÜMÖR TİPİYLE İLİŞKİSİ YOKTUR
1
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Kocaeli
SB. Seka Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
3
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Kocaeli
2
Amaç: Testiküler intraepitelyal neoplazi (TIN) invaziv testiküler germ hücreli
tümörlerin prekürsor lezyonu olarak kabul edilir ve PLAP (plasental alkalen fosfataz) veya NOR (“nucleolar organization regions”) immunohistokimyasal boyamaları ile değerlendirilir. Bu çalışmada kliniğimizde germ hücreli testis tümörü
(GHTT) tanısı almış seminomatöz (SGHTT) ve non-seminomatöz (NSGHTT)
olgularda tümör çevresi testis dokusunda TIN sıklığını değerlendirdik.
Materyal-Metod: 2003-2013 tarihleri arasında radikal inguinal orşiektomi operasyonu yapılan 133 hastanın patoloji raporları geriye dönük değerlendirildi.
Hastaların yaşları, patoloji sonuçları not edildi. Tümör çevresi testis dokusunda
TIN, immunohistokimyasal olarak PLAP boyaması yapılarak değerlendirildi.
Benign patolojili olanlar ve TIN değerlendirilememiş olanlar çalışma dışı bırakıldı. Kalan 84 hasta çalışmaya dahil edildi. Sonuçlar Ki-kare testiyle karşılaştırıldı.
Bulgular: Ortalama hasta yaşı 28,64±7,97 idi. 48 hastada sağ (%57,1), 36 hastada
(%42,9) sol radikal orşiektomi uygulandı. Hastaların patoloji sonuçlarına göre sırasıyla% 40,5 SGHTT (n=34) ve %59,5 (n=50) NSGHT saptandı. NSGHT’lerin
%40,5’i (n=34) mikstgerm hücreli tm, %10,7’si (n=9) embriyonal karsinom,
%3,6’sı (n=3) koryokarsinom, %2,4’ü (n=2) teratom ve %2,4’ü (n=2) yolk sak
tümörü idi. 64 (%76,2) hastada TIN pozitif saptandı; SGHTT’de %82,3 (n=28),
NSGTT’de %72 (n=36) TIN pozitif idi (Tablo 1). TIN pozitifliği tümör histolojisine göre değerlendirildiğinde, SGHTT ile NSGHTT arasında (p=0,274)
ve NSGHTT’nin histolojik tipleri arasında (p= 0,253) anlamlı fark bulunamadı.
Sonuç: Testis tümöründe hastaların ¾’ünde, tümör olan tarafta TIN olmasına rağmen bunun tümör histolojik tipiyle ilişkisi yoktur.
Anahtar kelimeler: Testiküler intraepitelyal neoplazi, testis tümörü
6-10 Kasım 2013, Antalya
417
TESTİS KANSERİ
Ufuk Yavuz1, Seyfettin Çiftçi1, Murat Üstüner1, Hasan Yılmaz2, Kerem Teke1,
Kürşat Yıldız3, Özdal Dillioğlugil1
POSTER
TESTİS KANSERİ
Tablo 1. GHTT’nin histolojik tiplerine göre dağılımı
TIN(+)
TIN(+)
TIN(-)
TIN(-)
n
%
n
%
SGHTT
28
82,3
6
17,7
NSGHTT
36
72
14
28
Mikst germ hücreli testis tm
24
70,6
10
29,4
Embriyonal karsinom
8
88,9
1
11,1
Koryokarsinom
2
66,7
1
33,3
Teratom
1
50
1
50
Yolk sak tümör
1
50
1
50
418
11. Üroonkoloji Kongresi
TESTİSE SINIRLI YÜKSEK RİSKLİ NON SEMİNAMATÖZ GERM HÜCRELİ
TÜMÖRLERDE İKİ KÜR BEP PROTOKOLÜ SONRASI REKÜRRENS ORANI
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi,Üroloji Kliniği, İzmir
Amaç: Kliniğimizde takipli testise sınırlı yüksek riskli non-seminamatöz germ
hücreli testis tümörü(NSGHTT) nedeniyle 2 kür BEP kemoterapisi alan hastaların rekürrens oranı belirlenmesi.
Materyal ve Method: Kliniğimizde takip edilen yüksek riskli (embriyonel kanser oranı %50 ve üzeri ve/veya lenfovasküler invazyon olması) pT1-pT2,N0,M0
NSGHTT nedeni ile 2 kür BEP (bleomisin, etoposid, cisplatin) kemoterapisi alan
10 hastanın verileri retrospektif olarak incelendi.
Sonuçlar: 140 testis tm hastasının 10 tanesi istenen kriterleri karşıladı. Hastaların
yaş ortalaması 28 (20-36) idi. Preop kontrastlı torakobadominal BT’leri incelendi
ve paraaoritik/mediastinal lenf nodu veya metastaz saptanmadı. Ortalama takip
süresi 4 yıl (1-8 yıl) idi. Hastaların hepsinde lenfovasküler invazyon mevcuttu. 3
hastada embriyonel kanser (ca) yüzdesi belirtilmemiş (%30), 1 hastanın (%10)
embriyonel ca yüzdesi %50 altında ve diğer 6 hastanın embryonel ca yüzdesi %50
üzerinde olarak saptandı (%60). Operasyon sonrasında 1. ayda tüm hastaların
AFP, BhCG ve LDH değerleri normal aralıklarda saptandı. 2 kür BEPsonrasında
AFP, BhCG, LDH, kontrastlı abdomen BT, PA akciğer grafisi, Toraks BT ile yapılan kontrolerde hiçbir hastada rekürens saptanmadı (%0). Ayrıca uzun süreli takiplerde kemoterapiye bağlı kalıcı bir yan etki gözlenmedi.
Yorum: EUA 2013 Testis tümörü kılavuzunda yüksek riskli NSGHTT’de 2 kür
BEP sonrası ortalama 8 yıllık takipte rekürrens riski %2,7 iken kliniğimizde ortalama 4 yıllık takip sonrasında %0 olarak bulunmuştur.
Anahtar kelimeler: BEP, Rekürrens, T1 ve T2 testis tümörü
6-10 Kasım 2013, Antalya
419
TESTİS KANSERİ
Cemal Selçuk İşoğlu, Rahmi Gökhan Ekin, Özgür Çakmak, Hüseyin Tarhan,
İlker Akarken, Mustafa Karabıçak, Yusuf Özlem İlbey, Ferruh Zorlu
POSTER
P168
POSTER
TESTİS KANSERİ
P169
RABDOMYOSARKOMA MALİGN TRANSFORMASYON GÖSTEREN
TESTİKÜLER TERATOM OLGU SUNUMU
Volkan Şen1, Ozan Bozkurt1, Ömer Demir1, Burçin Tuna2,
Kutsal Yörükoğlu2, Güven Aslan1
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, izmir
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, izmir
2
Amaç: Testiküler germ hücreli tümörler 15-35 yaş arasındaki erkek hastalarda en
sık görülen malignitelerdir. Teratomatöz differensiasyon gösteren non-seminomatöz germ hücreli tümörlerde %3-6 oranında somatik tipte tümörler gelişebilmekte
ve bunlar çok nadir de olsa malign transformasyon gösterip rabdomyosarkom, anjiosarkom, adenokarsinom ve nefroblastoma farklılaşabilmektedirler. Bu somatik
bileşenler genellikle kemorezistan olup kötü prognoz ile ilişkilidirler.
Oldukça nadir görülen rabdomyosarkoma malign transformasyon gösteren testiküler treratom olgusunu sunmayı amaçladık.
Olgu: Üç aydır sağ testiste şişlik şikayeti olan hasta, son günlerde artan sağ skrotal
ağrı nedeni ile kliniğimize başvurdu. Yapılan fizik muayenesinde sağ testiste yaklaşık 3 cm boyutlarında kitlesel lezyon palpe edildi, sol testis olağandı. Acil skrotal
doppler ultrason incelemesi yapıldı. Sağ testis içinde 28x28x18 mm boyutlarında solid ve kistik komponentleri olan vasküler kodlanma gösteren kitlesel lezyon
saptandı. Hastanın bakılan tümör belirleyicileri normal sınırlarda idi. (AFP:2.14,
β-HCG: <1, LDH:181). Hastaya inguinal orşiektomi yapıldı. Patolojisi malign transformasyon (rabdomyosarkom) gösteren teratom olarak geldi (Şekil 1).
Evreleme tetkiklerinde metastatik lezyon saptanmayan hasta yakın izleme alındı. 3
yıldır düzenli takipte olan hastada nüks ya da metastaz saptanmadı.
Sonuç: Teratomatöz differansiasyon gösteren non-seminomatöz germ hücreli tümerlerde rabdomyosarkoma malign transformasyon nadir de olsa görülebilmektedir. Kemorezistan olarak tanımlanan bu tümörlerde metastatik olmayan hastalarda yakın izlem bir tedavi seçeneği olarak uygulanabilmektedir.
Anahtar kelimeler: Teratom, malign differansiasyon, testiküler rabdomiyosarkom
420
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
TESTİS KANSERİ
Şekil 1. Rabdomyosarkoma malign transformasyon gösteren testiküler teratom histolojik görünüm
6-10 Kasım 2013, Antalya
421
POSTER
P170
TESTİKÜLER KALKÜL: OLGU SUNUMU
Volkan Şen1, Ozan Bozkurt1, Ömer Demir1, Güven Aslan1, Burçin Tuna2,
Kutsal Yörükoğlu2, Ahmet Adil Esen1
TESTİS KANSERİ
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, İzmir
2
Amaç: Testiküler kalkül 45 yıllık literatür taramasında şu ana kadar 2 olguda rapor
edilmiştir. Kliniğimizde tanısı konulan testis taşı olgusu sunulmuştur.
Olgu: Bir aydır sol testiküler ağrısı olan hasta kliniğimize başvurdu. Özgeçmişinde
önemli bir özellik saptanmayan 31 yaşındaki erkek hastanın yapılan fizik muayenesinde sol testiste yaklaşık 2 cm’lik kitlesel lezyon palpe edildi, sağ testis olağandı. Acil
skrotal doppler ultrasonografi yapıldı. Sol testis orta kesimde yumurta kabuğu kalsifikasyonu içeren 16x12 mm’lik kitlesel lezyon saptandı. Hastanın bakılan tümör
belirleyicileri normal sınırlarda idi (AFP:1.14, β-HCG:1, LDH:314). Hastaya inguinal orşiektomi yapıldı. Patolojisi testis taşı olarak geldi (Şekil 1). Hasta izleme alındı.
Sonuç: Bildiğimiz kadarıyla şu ana kadar literatürde sadece 2 olgu rapor edilmiştir.
Geçirilmiş tüberküloz epididimiti ya da travma öyküsü risk faktörleri arasındadır
ancak olgumuzda her ikisine de rastlanılmamıştır. Testis taşlarının etyolojisi ve
tedavisi henüz net olarak aydınlatılamamıştır. Yapılacak yeni olgu sunumlarının
literatüre katkı sağlayacağı düşüncesindeyiz.
Anahtar kelimeler: testis taşı, testiküler kalkül
422
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
TESTİS KANSERİ
Şekil 1. Testis taşı histolojik görünüm
6-10 Kasım 2013, Antalya
423
POSTER
P171
TESTİKÜLER BÜYÜK B HÜCRELİ LENFOMA: OLGU SUNUMU
Volkan Şen1, Ozan Bozkurt1, Ömer Demir1, Burçin Tuna2,
Kutsal Yörükoğlu2, Güven Aslan1
TESTİS KANSERİ
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, İzmir
2
Amaç: Primer testiküler lenfoma nadir görülen, çok agresif seyreden, median yaşam süresi 12-24 ay olan ekstranodal non-Hodgkin lefomadır. Bu kadar nadir görülmesine karşın 60-80 yaş arası erkeklerde en sık görülen testiküler malignitedir.
Kliniğimizde sol testiküler kitle nedeniyle inguinal orşiektomi yapılan, patolojisi
diffüz büyük B hücreli lenfoma olarak gelen olgumuzu sunmayı amaçladık.
Olgu: Yaklaşık 2 yıldır sol testiste ele gelen kitle şikayeti olan 69 yaşındaki erkek hasta
1 haftadır varolan skrotal ağrı, bulantı kusma nedeniyle kliniğimize başvurdu. Yapılan
fizik muayenede sol testiste yaklaşık 10 cm’ lik kitlesel lezyon saptandı, sağ testis olağandı. Hastaya skrotal doppler ultrasonografi yapıldı. Sol testiste en büyüğü 30x27
mm boyutunda, vasküler kodlanma gösteren hipoekoik kitlesel lezyonlar saptandı.
Hastanın bakılan tümör belirleyicileri normal sınırlarda idi (AFP:4.01, β-HCG: <1,
LDH:231). Hastaya inguinal orşiektomi yapıldı. Patolojisi diffüz büyük B hücreli lenfoma olarak geldi (Şekil 1). Yapılan evreleme tetkiklerinde akciğerde hiler bölgede lenf
nodları ve batında paraaortik bölgede pake yapmış multipl lenf nodları saptanması üzerine hasta lenfoma tedavisi amaçlı hematoloji bölümüne yönlendirildi.
Sonuç: Testiküler lenfoma, testiste kitle nedeni ile başvuran ileri yaş erkek hastalarda ilk akla gelmesi gereken ayırıcı tanıdır.
Anahtar kelimeler: Testiküler lenfoma, testis tümörü
424
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
TESTİS KANSERİ
Şekil 1. Testiküler büyük B hücreli lenfoma histolojik görünüm
6-10 Kasım 2013, Antalya
425
POSTER
TESTİS KANSERİ
P172
KEMİK İLİĞİ NEGATİF ANCAK TESTİSTE CALLA (+) B HÜCRELİ AKUT
LENFOBLASTİK LÖSEMİ NÜKSÜ GÖSTEREN OLGU SUNUMU
Didem Karaçetin1, Sebnem İzmir Güner2, Ekrem Güner3,
İbrahim Orkunt Ayaz4
1
SB. İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Radyasyon Onkolojisi Kliniği, İstanbul
İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Medical Park Bahçelievler Hastanesi, Erişkin Kemik İliği Nakil
Ünitesi ve Hematoloji Kliniği, İstanbul
3
SB. Doktor Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
4
İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Medical Park Bahçelievler Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
2
Giriş: ALL gibi heterojen bir hastalık grubunda, tam yanıt, toplam ve lösemisiz yaşam süresine etkili klinik, immunfenotipik, sitogenetik ve tedaviye yanıt ile ilişkili
pek cok prognostik faktör bilinmektedir. Risk faktörleri arasından bağımsız prognostik değeri olduğu ispatlanan 4-5 parametre (yaş, lökosit sayısı, immünolojik alt
tip ve Ph kromozomu) ile hastalar tedavi öncesinde risk bakımından sınıflandırılmaktadır. Günümüzde risk gruplarına uygun tedavi yaklaşımları ile bazı klasik
prognostik faktörlerin önemi azalmıştır.
Olgu: 51 yaşında erkek hastaya 2008 yılında calla (CALLA= Common ALL antijen) (+) Ph kromozomu (-) ALL tanısı konuldu ve GMALL kemoterapi protokolüne göre tedavi edildi.Hasta bu kemoterapi ile remisyona girdi.Ancak tedavi
bitiminden 1 yıl sonra nüks eden hastaya HYPERCVAD kemoterapi protokolü
başlanıldı ve tekrar remisyona giren hastaya HLA full-match uyumlu kız kardeşinden allogeneik kemik iliği nakli yapılmasuna karar verildi.2011 yılında allogeneik
kemik iliği nakli yapılan hasta takip edilmeye başlanıldı.2013 yılında yani allogeneik kemik iliği nakli yapıldıktan 2 yıl sonra hastanın takiplerinde testiste kitle saptanması üzerine hasta Üroloji kliniğine sevk edilerek testisteki kitlesi opere edildi.
Patoloji sonucu calla(+) ALL gelmesi üzerine hastanın periferik yayması yapıldı.
Periferik yaymada blast görülmemesi üzerine hastaya kemik iliği aspirasyon ve biopsi yapılmasına karar verildi.Yapılan kemik iliği aspirasyon ve biopsisinde lösemik tutulum saptanmadı ancak testiste lösemik tutulum tespit edildiğinden dolayı
hasta ALL nüks olarak kabul edilip tekrar HYPERCVAD kemoterapi protokolüne başlanılmasına karar verildi.Remisyon sonrası hastanın testis bölgesine lokal
radyoterapi yapılması planlandı. Hastanın halen kemoterapisi devam etmektedir.
426
11. Üroonkoloji Kongresi
Bizim sunduğumuz olgudada relaps testiste ortaya çıktı ancak literatürde tek başına kemik iliği tutulumu olmadan extramedüller relaps çok nadir görülmektedir. Olgu sunumuzdaki amaç ALL hastalarında extramedüller replaslara dikkat
çekmektir.
Anahtar kelimeler: Calla (+) B hücrelİ akut lenfoblastİk lösemİ, testis
6-10 Kasım 2013, Antalya
427
TESTİS KANSERİ
Bu nedenle hastalar lokal tedavidan sonra sistemik tedavi de almalıdır.
POSTER
Tartışma ve Sonuç: İndüksiyon tedavisine rezistans veya yoğun çok ilaçlı kemoterapi tedavisinden sonra relaps gelişimi kötü prognozu gösterir. Relaps genellikle
ilk 2 yıl içinde olur. Relapların %80’i kemik iliğindedir.Bunun dışında SSS, lenf
nodu, deri ve testisleri de tutabilir. İzole ekstramedüller relaps yüksek bir olasılıkla
ardışık kemik iliği relapsını da gösterir.
POSTER
P173
GENÇ ERİŞKİNDE TESTİSİN METAKRON BİLATERAL
GRANULOSİTİK SARKOMU
TESTİS KANSERİ
Fatih Hızlı1, Hakan Aksüt2, Aslı Mengeloğlu3, İbrahim Sarı4, Halil Başar1
1
Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Ankara
Kilis Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kilis
Kilis Devlet Hastanesi, Patoloji Kliniği, Kilis
4
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Kliniği, Gaziantep
2
3
Giriş: Granülositik sarkomlar, neoplastik kan hücrelerinden oluşan, akut nonlenfoblastik löseminin başlamasından önce veya tipik seyri sırasında meydana gelen
nadir tümörlerdir.Biz hematolojik bulgular olmadan testisin metakron bilateral
Granulositik Sarkom (GS) tanısı alan 23 yaşındaki genç erişkin bir erkek olguyu
sunuyoruz.
Olgu: Yirmi üç yaşında 5 - 6 ay boyunca ağrısız hemiskrotal kitlesi olan genç erkek
hasta Üroloji kliniğine başvurdu. Fizik muayenede, sağ testiste sert solid kıvamda
kitle palpe edildi. Laboratuvar verileri; α-fetoprotein ve β-hCG normal sınırlarda
idi.Akciğer grafisi ve bilgisayarlı tomografi dahil sistemik araştırmada herhangi bir
primer tümör veya lenfadenopati tespit edilmedi. Doppler US incelemede yaklaşık 2.5 x 1.5 x 1 cm ve sağ testisin kranial yönünde intratestiküler hipoekoik nodül tespit edildi. Hastaya sağ orşiektomi yapıldı ancak 16 ay sonra sol testiste 5x4
cm boyutlarında nüks kitle gelişmesi üzerine sol orşiektomi yapıldı. Testis tümörü
kesin tanısı Granulositik Sarkom(GS) olarak rapor edildi. Kemik iliği biyopsi sonucu normoselüler olarak rapor edildi, ve herhangi bir ek tümör rapor edilmedi. 3
aylık takip döneminde hasta nüks olmaksızın takip edilmektedir.
Sonuç: Granulositik sarkomlar, son derece nadir tümörlerdir. Vücutta herhangi
bir sistemik yada hematolojik bulgu vermeden sadece metakron bilateral testis tutulumu olarak karşımıza çıkan ilk vakadır. Ürolog ve patologların sadece testiste
kitle ile bulgu veren bu tip durumlarda dikkatli olmaları gerekir.
Anahtar kelimeler: Testis, granulositik sarkom, metakron
428
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
TESTİS KANSERİ
Şekil 1. GS. Myeloperoksidaz(MPO) ile pozitif boyanan tümöral hücreler (DAB, × 200).
6-10 Kasım 2013, Antalya
429
POSTER
P174
KÜÇÜK İNTRATESTİKÜLER KİTLELERDE TESTİS KORUYUCU CERRAHİ
Zafer Demirer1, Bilal Fırat Alp2, Şeref Başal3, Ali Gürağaç2, Ercan Malkoç3,
İbrahim Yıldırım2
TESTİS KANSERİ
1
Eskişehir Asker Hastanesi Üroloji Servisi, Eskişehir
GATA Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
3
GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Üroloji Servisi, İstanbul
2
Amaç: İntratestiküler kitlelerin %95’i maligndir ve bu olgulara çoğunlukla radikal
orşiektomi uygulanır. Bu hastaların çoğunluğunun genç olması nedeniyle testiküler fonksiyonların korunması önemlidir. Biz bu çalışmada tümör belirteçleri normal olan ve malignitenin tam ekarte edilemediği küçük intratestiküler kitlelerde
intraoperatif frozen-section değerlendirmeyle birlikte uygulanacak olan testis koruyucu cerrahinin yerini araştırdık.
Yöntem-Gereçler: Kliniğimizde Ağustos 2010 ve Aralık 2012 tarihleri arasında
küçük intratestiküler kitlesi olan ve testis koruyucu cerrahi uygulanmış 10 hasta
retrospektif olarak incelendi. Hastalar ameliyat öncesi klinik muayene bulguları,
tümör belirteçleri, skrotal ultrasonografi, intraoperatif frozen-section ve son patolojileri sonuçları açısından değerlendirildi. Malignite tanısı tam olarak ortaya
konulamadığından dolayı hastaların bilgilendirilmiş onamlarını alınarak tüm
hastalara inguinal yaklaşımla spermatik kordun klemplenmesini takiben skrotal
eksplorasyon uygulandı, testiste tarif edilen kitle çıkartıldı ve frozen-section değerlendirme için patolojiye gönderildi (Şekil 1).
Bulgular: Ortalama hasta yaşı 23.2+ 3.1 yıl idi. Bir hastada sağ soliter testis mevcuttu. Tüm hastalarda tümör belirteçleri normaldi. İntraoperatif frozen-section
değerlendirme sonucu 7 hastada malignite (-), 1 hastada ‘bulgular inflamatuar
süreci düşündürmektedir’, 1 hastada iskemik nekroz izlenen testis dokusu ve 1
hastada ‘net yorum yapılamamaktadır’ olarak rapor edildi. Hastaların tamamında
intraoperatif frozen-section değerlendirmede malignite (+)’liği saptanmadığından dolayı son histopatolojik tanının beklenmesine karar verildi. Dokular usulüne
uygun kapatılarak işleme sonlandırıldı. Dokuz hastada son patolojide benign lezyonlar rapor edilirken sadece 1 hastada seminom rapor edildi ve hastaya radikal orşiektomi uygulandı (Şekil 1). Ortalama takip süresi 17,8 ay idi ve hastalarda nüks
saptanmadı
430
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
Sonuç: Tümör belirteçleri normal olan ve malignitenin tam olarak ekarte edilemediği küçük intratestiküler kitlesi olan genç hastalarda intraoperatif frozen-section
değerlendirmeyle birlikte uygulanacak olan testis koruyucu cerrahi uygun ve güvenli bir seçenek olarak değerlendirilebilir.
Anahtar kelimeler: Frozen-section değerlendirme, testis koruyucu cerrahi
TESTİS KANSERİ
Şekil 1
6-10 Kasım 2013, Antalya
431
POSTER
P175
EVRE I NONSEMİNAMATOZ GERM HÜCRELİ TESTİS TÜMÖRLERİNDE
ANJİYOGENEZİN VE METASTAZ RİSKİ
TESTİS KANSERİ
Mehmet Selçuk Keskin1, Bilge Can4, Ayşegül Üner3, Haluk Özen2
1
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Ankara
4
Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Patoloji Anabilim Dalı, Samsun
2
3
Giriş: Evre I Nonseminomatöz germ hücreli tümörlerde(NSGHT), orşiektomi
sonrası izlem, tedavi alternatifleri arasında yer almaktadır. Bu hastaların bir kısmı
izlem süresinde lenf nodu metastazı nedeniyle kemoterapi ve/veya cerrahi tedaviye
ihtiyaç duymaktadırlar.
Amaç: Bu çalışmanın amacı, evre I NSGHT’lerde metastaz riski açısından anjiyogonezi değerlendirmektir.
Materyal& Metod: Testis tümörü tanısıyla 1979-2004 yılları arasında orşiektomi yapılmış ve Evre I NSGHT tanısı almış hastaların, orşiektomi spesimenleri
incelendi. Bu hastalar izlem protokolü ile takip edildi. Lenf nodu metastazı ortaya çıkan hastalara kemoterpi verildi ve kemoterapi sonrasında rezidüel kitleleri
olanlara lenf nodu disseksiyonu yapıldı. Bu hastaların inguinal orşiektomilerine
ait histopatolojik özellikleri, T evresi, damar VEGF ve bunun reseptörleri olan
Flt-4 ve Flk-1’e karşı immunhistokimyasal boyanma özellikleri incelendi. Her
vakadan bir representatif tümör bloğu immünhistokimyasal çalışma için seçildi.
İmmunhistokimyasal çalışma, klinik veriler hakkında bilgisi olmayan patolog tarafından değerlendirildi. Sitoplazmik ve membranöz boyanma pozitif kabul edildi.
Boyanma şiddetini değerlendirirken iç kontrol olarak leydig hücre pozitifliği esas
alındı. Tümör hücrelerinde VEGF ve reseptörlerinin (Flk-1 ve Flt-4) varlığı boyanma şiddeti (0-2) ve yüzdesi(0-4) olarak semikantitatif bir yöntemle derecelendirildi ve aşağıdaki gibi bir skorlama yapıldı.
Yapılan skorlama sistemine göre 1 ve 2 toplamı;
0-3: negatif
4-5: pozitif
6: kuvvetli pozitif olarak bildirildi
432
11. Üroonkoloji Kongresi
Anahtar kelimeler: İzlem, anjiyogenez, VEGF
6-10 Kasım 2013, Antalya
433
TESTİS KANSERİ
Yorum: Bu çalışmada VEGF ve reseptörleri ile saptanan anjiyogenezin, Evre I
NSGHT’lerde progresyon ile bağlantılı olmadığı gösterilmiştir. Bu sonuç, retrospektif veri toplanması ve vaka sayısının yetersizliğine bağlı olabilir.
POSTER
Sonuçlar: Ortlama hasta yaşı 30.7 ortalama takip süresi 83 aydı. En yoğun (şiddet+boyanma yüzdesi) boyanma Embriyonel ve yolk hücre komponentlerinde saptandı. Yolk hücre komponentinde boyanma şiddeti de yüksek bulundu.
Trofoblastik dev hücreler daima pozitifti Teratomda epitelyal komponent mezenkimal komponente göre daha yüksek oranda boyanma gösterdi VEGF ile tüm vakalarda boyanma saptandı. VEGF reseptörleri ile sadece 2 vakada %10’un altında
boyanma saptandı. Flt-4, Evre II’ye progrese olan tümörlerin %62’sinde pozitifken, progresyon görülmeyen tümörlerin %32’sinde pozitifdi (p=0.076)
POSTER
TESTİS KANSERİ
P176
GERM HÜCRELİ TESTİS TÜMÖRÜ OLAN HASTALARDA SİSPLATİN BAZLI
KEMOTERAPİ KÜR SAYISININ, RENAL FONKSİYON ÜZERİNE
ETKİSİ VAR MI?
Murat Mermerkaya, Evren Süer, Ömer Gülpınar, Faraj Afandiyev,
Sümer Baltacı, Kadir Türkölmez, Yaşar Bedük
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Amaç: Sisplatin, etopozid ve bleomisin (BEP) kemoterapisi uygulanan hastalarda,
kemoterapi kür sayısının uzun dönem renal fonksiyon üzerine etkisini saptamak.
Hastalar ve Metod: 1995-2013 yılları arasında primer germ hücreli testis tümörü
(GHTT) olan 157 hasta tedavi edilmiş ve bunlardan 117 (%72)’sine kemoterapi uygulanmıştır. Veriler retrospektif olarak toplanmış ve glomerüler filtrasyon hızları (GFR)
Modification of Diet in RenalDisease (MDRD) formülü kullanılarak hesaplanmıştır
(eGFR). Kemoterapi almayan hastalar (Grup 1), sisplatin bazlı kemoterapi alan hastalarla (Grup 2) karşılaştırılmıştır. Grup 2 ayrıca aldığı kemoterapi kür sayısına göre, iki
kür, üç kür ve dört veya daha fazla kür olmak üzere üç alt gruba bölünmüştür.
Bulgular: Son takip vizitinde, kemoterapi alan ve almayan gruplar arasında, serum
kreatinin ve eGFR değerleri açısından anlamlı fark saptanmıştır. Median eGFR düzeyindeki düşüş, kemoterapi grubunda, kemoterapi almayan gruba kıyasla, anlamlı
derecede daha yüksek olarak saptanmıştır. Yeni başlangıçlı evre 3 kronik böbrek hastalığı (KBH) 19 (%12,1) hastada saptanırken, bu hastaların tamamı kemoterapi grubunda yer almıştır. Kemoterapi almayan grupta ise evre 3 yeni başlangıçlı KBH hiçbir hastada saptanmamıştır. İki,3 ve 4 veya daha fazla kür kemoterapi alan hastalarda
ise evre 3 yeni başlangıçlı KBH sırasıyla %5,9, %13,8 ve %20,9 olarak tespit edilmiştir. Kemoterapi almayan hastalar ile 2 kür kemoterapi alanlar kıyaslandığında, yeni
başlangıçlı evre 3 KBH açısından fark saptanmazken, kemoterapi almayan hastalar 2
kürden fazla sayıda kemoterapi alan hastalarla kıyaslandığında, yeni başlangıçlı evre
3 KBH açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur.
Sonuç: Sisplatin bazlı kemoterapi alan testis tümörü hastaları, kemoterapi almayanlarla kıyaslandığında, eGFR’de anlamlı düşüş, yeni başlangıçlı evre 3 KBH’ da
anlamlı artış saptanmıştır. Ancak, evre 1 yüksek riskli non seminomatöz germ hücre tümörü olan hastalarda 2 kür BEP kemoterapisi uygulanmasının bu parametrelere istatistiksel anlamlı bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir.
Anahtar kelimeler: Germ hücreli testis tümörü, glomerüler filtrasyon hızı, sisplatin
434
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P177
PERZİSTAN MÜLLERİAN SENDROM, ÜÇ HASTA İLE HACETTEPE
DENEYİMİ
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Giriş: Perzistan müllerian sendrom (PMS), fenotip ve karyotipik olarak erkek olan
birisinde tuba uterina, serviks, uterus, üst 2/3 vajen gibi mülleren kalıntılarının
bulunması durumudur. Anti mülleryan hormon (AMH) eksikliği, AMH reseptör duyarsızlığı ya da AMH salınımının zamanlamasındaki sorundan kaynaklanır.
Gerçek sıklığı bilinmemektedir.
Yöntem: Kliniğimizde tedavi edilmiş olan 3 hastayla ilgili klinik ve patolojik veriler tartışılacaktır.
Olgu: Olgu 1: 36 yaşında infertilite nedenli başvuran azospermik hasta 4 yaşında
bilateral orşiopeksi olduğu ve sol testisinin hiç inmediği öğrenildi. Fizik muayenede ve ultrasonografide sağ inguinal bölgede kitle görüldü. Sağ testis skrotumdaydı.
Sol testis palpe edilemiyordu. Tümör belirteçleri normaldi. Sağ inguinal eksplorasyon yapıldı. Patoloji sonucunda sağ inguinal kitle uterus olarak raporlandı. 2 adet
tuba uterina mevcuttu. Intratübüler germ hücreli neoplazi mevcuttu. Testis dokusunda spermatogenetik aktivite yoktu. Kromozom analizi 46,XY olarak görüldü.
Ameliyat sonrası testosteron replasman tedavisi başlandı.
Olgu 2 ve 3: 31 ve 27 yaşındaki hastalar intraabdominal kitleden biyopsi sonucu
seminom gelmesi ve β-hcg değeri yüksek (551 ve 345 mUI/mL olması nedeniyle
3 kür BEP sonrası medikal onkoloji bölümünden refere edildi. Karyotip analizi
46,XY olarak gelmiş ve testosteron seviyeleri normal olarak bulundu. Hastalara
retroperitoneal lenf nodu diseksiyonunun yanında histerektomi ve gonadektomi
yapıldı. Patoloji sonucunda kitle fibrotik olarak görüldü. Kitle içerisinde testis
parenkimi, epididim ve vas deferensi düşündüren yapılar görülürken, vajen arka
duvarında seminal veziküller görüldü. Hastalara testosteron replasman tedavisi
başlandı.
Sonuç: PMS, inmemiş testis, herni kesesinde mülleryen yapılar ve infertilite kliniği
ile başvurmaktadır. İnmemiş testiste malignite riski artışının yanında, mülleryen
6-10 Kasım 2013, Antalya
435
TESTİS KANSERİ
İrfan Dönmez, Bülent Akdoğan, Tuna Beksaç, Sertaç Yazıcı, Ali Ergen,
Haluk Özen
Anahtar kelimeler: Perzistan mülleryen sendrom, inmemiş testis, psödohermafrodizm
TESTİS KANSERİ
POSTER
yapılarında da bu risk vardır bu nedenle mülleryen dokuların rezeksiyonu yapılmalıdır. Testosteron replasman tedavisi gereklidir. Ürologların nadir olan bu sendrom hakkında bilgi sahibi olmalarında fayda vardır.
436
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P178
PRIMER KEMOTERAPİ SONRASI REZİDÜEL KİTLELERDE
RETROPERİTONEAL LENF BEZİ DİSEKSİYONU SONUÇLARIMIZ
1
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
2
Amaç: Kliniğimizde primer kemoterapi sonrası rezidüel kitle nedeniyle retroperitoneal lenf nodu diseksiyonu(RPLND) uygulanan hastaların klinikopatolojik
sonuçlarını retrospektif değerlendirilmeyi amaçladık.
Hastalar ve Metodlar: 2002-2013 yılları arasında kliniğimizde primer kemoterapi
sonrası RPLND uygulanan toplam 24 hastanın klinik verilerinin ve tedavi ile ilgili
sonuçları retrospektif olarak incelendi.
Bulgular: Hastaların ortanca yaşı 31,3 (18-52) yıldı. Ortanca takip süresi 71,4 ay(6202)’dı. Hastaların primer testis tümörü patolojilerinden; 20(%83,4)’nu non-seminomatöz mixt germ hücreli tm, 4(%16,6)’ü seminom olarak saptandı. Hastalarının tümör özellikleri ve TNM-2009 evreleri Tablo 1’de verildi. Orşiektomi sonrası hastaların
16 (%66,6)’i 4 kür BEP(Bleomisin, Etoposit, Cisplatin), 8(%33,3)’i 3 kür BEP tedavisi aldı. Hastalara orşiektomiden sonra ortanca 19,4 (3-140) ayda RPLND yapıldı.
Bu hastaların 18(%75)’ine 1 yıldan önce, 3(%12,5)’üne ise geç dönemde (84. 88. ve
140.aylarda) RPLND uygulandı. Hastaların 8(%33,3)ine RPLND sırasında nefrektomi yapılması gerekti. RPLND patolojileri ise 12(%50) hastada ‘’viable tm yok’’,8
(%33,3) hastada ‘’teratom’’, 1(%4,15) hastada ‘’embriyonel karsinom’’,1 (%4,15) hastada ‘’teratokarsinom’’, 1(%4,15) hastada ‘’immatür teratom+yolk sac tm’’ ve 1(%4,15)
hastada ’’koryokarsinom’’ olarak saptandı. RPLND sonrası takiplerinde markırları
yükselen 7(%29,1) hastaya “konsolidasyon” kemoterapisi uygulandı. Bu hastalardan
2(%8,3)’sine otolog kemik iliği transplantasyonu yapıldı. Hasta grubumuzun ortalama
6 yıllık hastalıksız sağkalım oranı %95,8 olarak saptandı.
Sonuç: Primer Kemoterapi sonrası rezidüel kitlelerde uygulanan RPLND ve ek
kemoterapiler ile Evre 2 ve üzeri testis tümörlü hastaların kısa ve orta dönem sağkalım oranları yüksektir. Ancak, bu oranların uygulanan cerrahinin kalitesine ve
zamanında verilen konsolidasyon kemoterapisine bağlı olduğunu düşünmekteyiz.
Anahtar kelimeler: Retroperitoenal lenf nodu diseksiyonu, testis kanseri, post-kemoterapi
6-10 Kasım 2013, Antalya
437
TESTİS KANSERİ
Fatih Bıçaklıoğlu1, Cenk Acar2, Metin Onaran1, Esat Ak1, Sinan Sözen1,
Turgut Alkibay1
POSTER
Tablo 1. Post-kemoterapi RPLND hastalarının tümör özellikleri ve TNM-2009 evreleri
Post-kemoterapi RPLND hastaları (n=24)(%)
Testisteki tümörün Ortanca boyutu (cm)(aralık)
TESTİS KANSERİ
Tümör tarafı
Evre
N evresi
M evresi
S evresi
438
Sağ
4,45 (0,6-9)
11 (45,8)
Sol
12 (50)
Bilateral
1(4,15)
2a
3 (12,5)
2b
1 (4,15)
3a
12 (50)
3b
3 (12,5)
4
5 (20,85)
N0
1 (4,15)
N1
3 (12,5)
N2
3 (12,5)
N3
17 (70,85)
M0
17 (70,85)
M1a
4 (16,65)
M1b
3 (12,5)
S1
14 (58,35)
S2
9 (37,5)
S3
1 (4,15)
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P179
PARATESTİKÜLER KİTLELER: 4 OLGU SUNUMU
Deniz Abat1, Şeyda Erdoğan2, Yıldırım Bayazıt3, Bülent Soyupak4,
Zühtü Tansuğ3
1
Amaç: Oldukça nadir görülen paratestiküler kitlesi olan 4 olgu sunulmaktadır.
1. Olgu: 50 yaşında erkek hasta, Mayıs 2007’de yaklaşık 3 yıldır penis kökünde
olan ağrısız küçük bir şişliğin son 7-8 aydır artması şikayetiyle başvurdu. Pelvik
BT’de perinede penis kökü düzeyinden başlayıp orta hatta ekspanse olan ovoid
şekilli 10x7 cm’lik kistik oluşum gözlendiği rapor edildi.Ardından hastaya perine
orta hattına yapılan insizyondan testis korunarak kist duvarı eksize edildi.Patoloji
sonucu epidermal kist geldi.
2. Olgu: 28 yaşında erkek hasta, Temmuz 2008’de yaklaşık 7 aydır olan skrotum
altından perineye kadar uzanan ağrısız şişlik şikayeti ile başvurdu. Skrotal Renkli
Doppler USG’de; sol inferior paratestiküler alandan başlayıp orta hatta perineye boyunca kaudale doğru uzanım gösteren 6x4x9cm boyutlarında düzgün sınırlı ovoid şekilli, iç yapısı heterojenite gösteren solid kitle saptandığı rapor edildi.
Tümör belirteçleri; LDH: 388 IU/L, AFP:3.27 ng/mL, B-HCG: 0.00 ng/mL
ölçüldü. Perine orta hattına yapılan insizyonla, düzgün sınırlı kitle eksize edildi ve
patoloji sonucu soliter fibröz tümör olarak rapor edildi.
3. Olgu: 17 yaşında erkek hasta Mayıs 2011’de 1 gün önce başlayan kasık bölgesi ve
skrotumda ağrı ve sağ testiste şişlik şikayeti ile başvurdu. Tümör belirteçleri LDH:
201 IU/L, AFP: 2,03 ng/mL, B-HCG: 0,14 ng/mL ölçüldü. Skrotal USG’de;
sağ skrotum içinde ve epididim dışı yerleşim gösteren ve maksimum boyutları
4,5x5,5x6 cm olarak ölçülen solid özellikte tümoral kitlenin testise belirgin bası
yaptığı izlendi. Sağ yüksek orşiektomi yapıldı ve patoloji sonucu paratestiküler
bölgede rabdomyosarkom geldi. Hasta kemoterapi tedavisine alındı.
4. Olgu: 52 yaşında erkek hasta Haziran 2012’de yaklaşık 2 yıldır skrotum altında
olan ağrısız yavaş büyüyen şişlik şikayetiyle başvurdu. Tümör belirteçleri LDH:
135 IU/L, AFP: 2,81 ng/mL, B-HCG: 0,00 mIU /mL olarak ölçülen hastanın
yapılan Pelvik MR’ında kitlenin skrotuma komşu alanda yağdan zengin içerikte
6-10 Kasım 2013, Antalya
439
TESTİS KANSERİ
Afşin Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, K.Maraş
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Adana
3
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Adana
4
Acıbadem Adana Hastanesi, Adana
2
POSTER
TESTİS KANSERİ
olduğu rapor edildi. Perine orta hattına yapılan insizyonla kitle eksize edildi ve
patoloji sonucu lipom olarak rapor edildi.
Sonuç: Oldukça az görülen paratestiküler kitlelerin büyük kısmı iyi huylu olmakla
birlikte az bir kısmı kötü huyludur. İyi huylu olanlar ağrısız olup yavaş büyüme
eğilimindeyken, kötü huylu olanlar ağrılı ve hızlı büyüme eğilimindedirler. USG
yanında diğer görüntüleme yöntemleri de değerli bilgiler vermektedir. İyi huylu
lezyonlarda testis koruyucu cerrahi yapılması önemlidir.
Anahtar kelimeler: Paratestiküler
440
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P180
GERM HÜCRELİ TESTİS TÜMÖRLERİNDE RETROPERİTONEAL
LENFADENEKTOMİ: AÇIK VE ROBOT-YARDIMLI CERRAHİ
ARASINDAKİ FARKLILIKLAR
1
VKV Amerikan Hastanesi, Üroloji Bölümü, İstanbul
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
2
Amaç: Hastanemizde robotik teknoloji kullanılmaya başlandıktan sonra, açık
veya robot-yardımlı retroperitoneal lenfadenektomi yapılmış olan hastalarda elde
edilen bulguları değerlendirmek ve aradaki farklılıkları tespit etmek amaçlandı.
Yöntem: Robot-yardımlı laparoskopik cerrahinin uygulanmaya başlandığı günden (Mayıs 2010) itibaren gerçekleştirilmiş olan, germ hücreli testis tümörü ile
ilişkili retroperitoneal lenfadenektomiler (açık ve robot-yardımlı laparoskopik)
değerlendirmeye alındı. Hastaların kayıtları incelenerek, klinik özellikleri, perioperatif bulgular ve postoperatif sonuçlar kaydedildi. Açık ve robotik cerrahi grupları arasındaki farklılıklar irdelendi.
Bulgular: Mayıs 2010-Eylül 2013 arasında, toplam 18 hastaya, germ hücreli tümöre bağlı primer ya da metastatik retroperitoneal kitle nedeniyle, açık (n= 10) veya
robot-yardımlı laparoskopik (n= 8) eksizyon yapıldı. Ortalama hasta yaşı, açık ve
robotik grupta sırasıyla 27.9±9.6 ve 31.1±11.8 yıl idi (p= 0.532). Açık cerrahi
grubundaki 4 hastada primer retroperitoneal germ hücreli tümör tespit edilirken,
robotik cerrahi grubundaki bir hastada bilateral testis tümörü ve buna bağlı gelişen retroperitoneal metastatik kitle mevcuttu. Açık RPLND grubundaki hastaların %60’ının (6/10) klinik evresi 3a ve üzerinde idi. Robotik RPLND grubundaki
hastaların ise %75’i (6/8) evre 2 kategorisindeydi. Açık cerrahi grubundaki hastaların tamamı ve robotik gruptaki hastaların büyük çoğunluğu (%75) kemoterapi sonrasında kaybolmayan retroperitoneal kitle nedeniyle opere edildi. Robotik
gruptaki diğer 2 hastaya, orşiektomiden sonra primer lenfadenektomi uygulandı.
Maksimum retroperitoneal kitle boyutu açık cerrahi grubunda ortalama 8.7±7.8
cm (2-28) iken, robot grubunda 2.8±1.4 (1-5) cm idi (p= 0.043). Ameliyat süresi,
tahmini kan kaybı miktarı ve hospitalizasyon süresi iki grup arasında anlamlı farklılık sergilemedi. Robot-yardımlı RPLND grubundaki hastada açık konversiyon
gerekliliği doğdu. Postoperatif dönemde, açık ve robotik gruplarda, sırasıyla 2 ve 1
6-10 Kasım 2013, Antalya
441
TESTİS KANSERİ
Ömer Acar1, Tarık Esen2, Fatin Cezayirli1, Ahmet Musaoğlu1
POSTER
TESTİS KANSERİ
hastada Clavien evre 2 komplikasyonlar gelişti. Robot grubundaki bir hasta hariç,
eksize edilen kitlelerin patolojik incelemesinde canlı tümör hücresine rastlanmadı.
Matür teratom her iki grup için de en sık rapor edilen patolojik bulgu oldu.
Sonuç: Robotik cerrahi güncel pratiğe adapte edildikten sonra gerçekleştirilen
retroperitoneal lenfadenektomiler ele alındığında; perioperatif ve postoperatif
sonuçlar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Açık RPLND grubundaki hastaların, robot-yardımlı RPLND grubundaki hastalara göre daha ileri evrede opere
edildiği ve retroperitoneal kitlelerinin daha büyük olduğu tespit edildi.
Anahtar kelimeler: Testis, robot yardımlı, robotik cerrahi
442
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P181
ÖĞRENME EĞRİSİNİN BAŞINDAKİ LAPAROSKOPİSTLERİN GİRİŞ
TEKNİKLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI: AÇIK (HASSON) VE
KAPALI (VERES) TROKAR GİRİŞİ
DİĞER
Mehmet Remzi Erdem, Feridun Şengör, Ergin Yücebaş,
Ahmet Rüknettin Arslan, Çağatay Tosun, Cevdet Kaya
Haydarpasa Numune Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
Giriş: Bu çalışmamızda laparoskopik böbrek cerrahisi planladığımız ilk 25 hastadaki sıralı olarak randomize ettiğimiz 25 hastanın akses tekniklerine göre, akses
süreleri ve giriş esnasında karşılaşılan komplikasyonlardan bahsedeceğiz.
Materyal-Metod: Bu çalışmamızda Ocak-Temmuz 2013’de öğrenme eğrisinin
başındaki laparoskopistler tarafından uygulanan 25 transperitoneal laparoskopik
cerrahi vakamızı sunacağız. Vakalar sıralı şekilde randomize edilerek açık (Grup 1)
ve kapalı (Grup 2) akses yöntemleriyle giriş sağlandı.
Bulgular: Vakaların yaş ortalaması 58,4 (27-69) idi ve her iki grupta benzerdi (Grup
1: 56,3, Grup 2: 59,7). Vücüt kitle indeksi Grup 1’de 29,3 iken, Grup 2’de 26,1 kg/
m2 idi. Vakaların 11’i sağ(Grup 1: 5, Grup 2: 6) 14’ü sol böbrekle (Grup 1: 8, Grup
2: 6) ilgili idi. Geçirilmiş cerrahi öyküsü olmayan 25 hastaya transperitoneal olarak
13 açık 12 kapalı giriş yapıldı. Bu vakaların 14’üne böbrek tümörü nedeniyle radikal
nefrektomi, 8’ine afonksiyone böbrek nedeniyle simple nefrektomi, 3’üne de semptomatik basit böbrek kistleri nedeniyle laparoskopik kist eksizyonu uygulandı. Grup
1’de ilk 5 vakanın 2’sinde ilk trokar insizyonu gereğinden büyük açıldığından sütürle
kapatılamaya çalışılsa da geniş açıklıktan hava kaçağı önlenememiştir. Grup 2’dekilerin ilk 7’sinin 3’ünde transperitoneal alana girilmeden hava verildiğinden ciltaltına
başarısız girişler olmuştur. Hiçbir vakada giriş esnasında kanama ile karşılaşılmadı.
Grup 1’de giriş süresi 8,4 dk iken Grup 2’de 6,3’idi. Cerraha, işlem sırasında hangi
yöntemle daha güvenli hsissettikleri sorulduğunda açık yöntemi tercih etmiştir.
Sonuç: Öğrenme eğrisinin başındaki laparoskopistler için başarılı ve güvenli giriş
bu işlemin devam ettirilmesinde oldukça önem arz etmektedir. Olası organ ve damar yaralanması riski nedeniyle, başlangıçta açık yöntemin kullanılması laparoskopi çabasının devam ettirilebilmesine katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.
Anahtar kelimeler: Laparoscopist, giriş tekniği
6-10 Kasım 2013, Antalya
443
POSTER
DİĞER
P182
LAPAROSKOPİK ÜROONKOLOJİK GİRİŞİMLER SONRASINDA GELİŞEN
KOMPLİKASYONLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Fatih Ataç1, Ender Özden2, Yakup Bostancı2, Cihan Yalman2,
Yarkın Kamil Yakupoğlu2, Ali Faik Yılmaz2, Şaban Sarıkaya2
1
Samsun Gazi Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Samsun
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Samsun
2
Amaç: Kliniğimizde uyguladığımız laparoskopik onkolojik operasyonlarda gözlenen peroperatif ve postoperatif komplikasyonların incelenmesi amaçlandı.
Materyal-Metod: Ağustos 2009 - Temmuz 2013 tarihleri arasında uygulanan 347
laparoskopik onkolojik operasyonda peroperatif ve postoperatif dönemde gelişen komplikasyonlar prospektif olarak incelendi. Laparoskopik girişimler için
Avrupa Derecelendirme Sistemi’ne (European Scoring System for Laparoscopic
Operations in Urology) göre 134(%38,6) işlem zor (radikal nefrektomi, adrenalektomi), 213(%61,4) işlem çok zor (radikal prostat, parsiyel nefrektomi)
olarak sınıflandırıldı. Komplikasyonlar Clavien sistemine göre derecelendirildi.
Komplikasyonlar ayrıca major (Clavien 3 ve üzerinde olanlar) ve minör (Clavien
3’ün altında olanlar) olarak da iki gruba ayrıldı.
Bulgular: 49 laparoskopik girişimde (%14,1) komplikasyon izlendi. Her bir cerrahi girişim için komplikasyon oranları Tablo 1’de verildi.
444
11. Üroonkoloji Kongresi
Sonuç: Cerrahi girişimin zorluk derecesi, operasyon süresi ve ASA skoru arttıkça,
komplikasyon gelişme oranı artmaktadır. Preoperatif dönemde, hasta hazırlığı sırasında bu tür hastalarda daha dikkatli davranılması ve gerekli bilgilendirmelerin
yapılması gerekmektedir.
Anahtar kelimeler: Clavien, Komplikasyon, Laparoskopi
6-10 Kasım 2013, Antalya
445
DİĞER
Operasyon süresi ve ASA skoru ile komplikasyon gelişmesi arasında anlamlı bir
ilişki izlendi (p=0,001 ve p=0,011). Radikal nefrektomi yapılan olgularda spesmen boyutu ile komplikasyon gelişimi arasında anlamlı bir ilişki izlendi (p=0,003).
Parsiyel nefrektomi (LPN) yapılan hastalarda da tümör boyutu ile komplikasyon
gelişmesi açısından önemli bir parametreydi (p=0,005).
POSTER
Komplikasyonların Clavien sınıflamasına göre dağılımları incelendiğinde 8’i
(%2.3) major komplikasyondu. Radikal prostatektomi sırasında 2 hastada rektal
yaralanma, 2 hastada iliak ven yaralanması oluştu ve bu komplikasyonlar peroperatif olarak laproskopik yaklaşım ile düzeltildi. En sık gözlenen komplikasyon oranları ise sırasıyla transfüzyon gerektiren kanama %3.1, ateş %2.8, üriner enfeksiyon
%1.4, hematüri %0.8 ve idrar ekstravazasyonu %0.8 olarak hesaplandı.
POSTER
P183
ADRENAL KİTLELERE YAKLAŞIMDA LAPAROSKOPİK
SÜRRENALEKTOMİ DENEYİMLERİMİZ
ÜROLOJİK KANSERLERDE MİNİMAL İNVAZİV
Eray Gürsoy1, Özgür Elvan Gökten1, Özen Öz Gül2
1
Çekirge Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Bursa
Çekirge Devlet Hastanesi, Endokrinoloji Kliniği, Bursa
2
Amaç: Adrenal kitlelerin tedavisinde laparoskopik cerrahi deneyimimizin
sunulması.
Yöntem-Gereçler: Mayıs 2013 ile Haziran 2013 tarihleri arasında yapmış olduğumuz 5 vakanın verileri retrospektif olarak incelendi. Olgular operasyon oncesi endokrinoloji kliniği tarafından değerlendirildi, tüm biyokimyasal değerlendirmeler
yapıldı ve preoperatif tüm hazırlıklar tamamlandıktan sonra cerrahi karar alındı.
Bulgular: Hastaların hepsi kadın ve 2’si sağ 3’ü sol taraflı kitle idi. Hepsi transabdominal yapıldı. Ortalama yaş 52.8±9.5 (dağılım 44-63), ortalama kitle boyutu
34.4±17.9 (dağılım 20-45) mm,ortalama operasyon süresi 80±26.0 (dağılım 50120) dk, ortalama kan kaybı 50±24,6 (dağılım 20-100) mL, ortalama yatış süresi 3.4±0.88 (dağılım 2-5) gün idi. Hiçbir hastada açık operasyona geçilmedi ve
komplikasyon yaşanmadı. 5 olgunun da patolojisi adenom (4’ü sürrenal cushing,
1’i conn sendromu) olarak sonuçlandı.
Sonuçlar: Adrenal kitlelerin tedavisinde Laparoskopik sürrenalektomi, düşük
morbiditesi ve kabul edilebilir cerrahi ve onkolojik sonuçları olan minimal invaziv
bir tedavi yöntemidir.
Anahtar kelimeler: Adrenal kitle, Laparoskopik sürrenalektomi
446
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P184
ADRENAL BEZİN BENİGN PATOLOJİLERİNDE LAPAROSKOPİK
ADRENALEKTOMİ ALTIN STANDART CERRAHİ HALİNE GELDİ Mİ?
DİĞER
Ünsal Eroğlu1, Cenk Acar2, Metin Onaran1, Serhat Çetin1, Bora Küpeli1,
Sinan Sözen1
1
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İstanbul
2
Amaç: Adrenalektomi uygulanan hastaların klinikopatolojik verilerinin analizi ile
birlikte benign adrenal patolojilerde açık ve laparoskopik cerrahi tipilerini karşılaştırmayı amaçladık.
Hastalar ve Yöntemler: 2006- 2013 yılları arasında kliniğimizde 15(%29,4)’i feokromasitoma, 13(%25,4)’ü cushing sendromu, 12(%23,5)’si insidentaloma, 7
(%13,7)’si conn sendromu, 3(%6)’ü tümör metastazı şüphesi ve 1(%2)’i men sendromu nedeniyle açık (16(%31.4) ve laparoskopik (35(%68.6) adrenalektomi uygulanan toplam 51 hastanın verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Patolojisi
adrenokortikal karsinom ve tümör metastazı olan hastalar çıkarılarak benign patoloji saptanan 44 hastanın (31 laparoskopik ve 13 açık adrenalektomi) demografik ve cerrahi verileri cerrahi tipine göre karşılaştırıldı.
Bulgular: Hastaların ort. yaşı 46.7±11.8 yıldı. Hastaların 19(%37,3)’u erkek ve
32(%62,7)’si kadındı. 24(%47) hastada kortikal adenom, 7(%13,7)’sinde feokromasitoma, 4(%7,8)’ünde adrenokortikal hiperplazi, 5(%9,8)’inde adrenokortikal tümör, 2(%3,9)’sinde myelolipom, 1(%1,96)’inde sarkomatoid tümör,
1(%1,96)’inde malign feokromasitoma ve 7(%13,7)’sinde diğer benign patolojiler
görüldü. Açık ile karşılaştırıldığında laparoskopik adrenalektomi uygulanan hastalar daha gençti (p=0,042) ancak vücut kitle indeksleri ve ASA skorları arasında
fark saptanmadı. Cerrahi verilerine bakıldığında açık adrenalektomiye göre laparoskopik cerrahi uygulanan hastaların kan transfüzyon miktarlarının daha az, cerrahi süreleri ve hastanede kalış sürelerinin daha kısa olduğu saptandı (sırasıyla, p=
0,01, p=0,001 ve p=0,038) (Tablo 1). Adrenokortikal tümör saptanan toplam 5
hastada laparoskopik cerrahi uygulanmış olup cerrahi sınırları negatif olarak saptandı. Açık cerrahi uygulanan adrenokortikal adenomlu 1 hasta ve sarkomatoid
tümörlü 1 hastada cerrahi sınır pozitif saptandı. Laparoskopi grubunda 1 hastada
Clavien-Dindo sınıflamasına göre Grade 1 ve açık cerrahi grubunda da 1 hastada
grade 2 komplikasyon gözlendi.
6-10 Kasım 2013, Antalya
447
POSTER
DİĞER
Sonuç: Adrenal bezin benign patolojilerinde laparoskopik adrenalektominin açık
cerrahiye üstün ameliyat verileri ve komplikasyon oranları ile hastalara ilk önerilmesi gereken cerrahi yöntem olduğunu düşünmekteyiz.
Anahtar kelimeler: Adrenalektomi, laparoskopi, benign adrenal kitleler
Tablo 1. Adrenalektomi sonrası benign patolojileri olan hastaların cerrahi tipine göre karşılaştırılması
448
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P185
ADRENAL KİTLELERİN TEDAVİSİNDE LAPAROSKOPİK YAKLAŞIM
Yakup Bostancı1, Ender Özden1, Fatih Ataç2, Cengiz Beyaz1,
Ayşegül Atmaca3, Hulusi Atmaca3, Şaban Sarıkaya1
1
DİĞER
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Samsun
Samsun Gazi Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Samsun
3
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Endokrinoloji Bilim Dalı, Samsun
2
Amaç: Günümüzde benign adrenal kitlelerin cerrahisinde, laparoskopi altın standart yaklaşımdır. Bu çalışmada, laparoskopik adrenalektomi deneyimimizi sunmayı amaçladık.
Materyal-Metod: Mart 2011 ve Temmuz 2013 tarihleri arasında adrenal kitle tanısıyla 39 hastaya, 40 laparoskopik adrenalektomi operasyonu yapıldı. Hastaların
ortalama yaşı 48,9±11,2 (26–72) yıl, erkek/kadın oranı 19/20 idi. Kitle 19 olguda
sağ, 21 olguda ise sol tarafta idi. 37 olguda transperitoneal, 3 olguda ise retroperitoneal yaklaşım uygulandı.
Bulgular: Hastaların peroperatif ve postoperatif bulguları Tablo 1. de
gösterilmektedir.
Renal hilusta paragangliom tanısı ile cerrahi yapılan bir hastada, peroperatif renal
ven yaralanması izlendi ve laparoskopik yöntemle onarıldı. Bir hastaya bilateral
adrenalektomi (sağ total, sol parsiyel) yapıldı ve postoperatif 3. aydan sonra steroid replasmanı kesildi. Sekiz olguda feokromasitoma, üç olguda miyelolipom, bir
olguda schwannoma, bir olguda ganglionöroma, bir olguda karsinom metastazı ve
26 olguda ise adenom rapor edildi.
Tablo 1. Hastaların peroperatif ve postoperatif bulguları
N
Yaş
Cinsiyet (E/K)
40
48,9±11,2
19/20
Tümör boyutu (mm) (ortanca)
32,5 (9-120)
Operasyon süresi (dk) (ortanca)
75(24-145)
Kan kaybı (ml)(ortanca)
75 (0-400)
Komplikasyon
Yatış süresi (gün)
6-10 Kasım 2013, Antalya
% 2,5
2,4±0,7(1-6)
449
Anahtar kelimeler: Adrenal kitle; Laparoskopi; Transperitoneal
DİĞER
POSTER
Sonuç: Benign ve küçük adrenal kitlelerde laparoskopik yaklaşım altın standart
tedavidir. Büyük kitlelerde de artan tecrübe ile güvenle uygulanabilecek alternatif
bir metoddur.
450
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P186
KADIN ÜRETRASININ KAVERNÖZ HEMANJİOMU:
NADİR BİR OLGU SUNUMU
Şakir Ongün1, Serdar Çelik1, Güven Aslan1, Kutsal Yörükoğlu2, Adil Esen1
1
DİĞER
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, İzmir
2
Giriş: Genitoüriner hemanjiomlar üriner sistemin herhangi bir bölümünde görülebilen nadir olgulardır. Üretra nadiren tutulur ve bildirilen vakaların çoğu erkek üretrasıdır. Literatürde bildirilmiş sadece birkaç kadın üretrası hemanjiomu mevcuttur.
Olgu Sunumu: Altmış sekiz yaşında bayan hasta işeme güçlüğü ve üretrada ele gelen kitle nedeniyle kliniğimize başvurdu. Hastanın öyküsünde hematüri ve ürolojik
semptom yoktu. Hastanın sistemik bir hastalığı yoktu. Fizik muayenede 2 cm’lik
üretradan protüde eritematöz, polipoid kitle görüldü (şekil 1a). Görünümü üretral karünkül ile uyumlu değildi. Laboratuar değerleri normal sınırlardaydı. Malign
tümör şüphesiyle yapılan abdominal bilgisayarlı tomografisi normaldi. Kitlenin eksizyonu planlandı. Eksizyon öncesi yapılan sistoskopide normal mesane boynu ve
mukozası görüldü. Foley katater üretraya rahatça yerleştirildikten sonra kitle eksize
edildi. Üretral mukoza 3-0 sentetik absorbable sütürlerle everte edildi. Mikroskopik
incelemede, bağ doku stromasından ayrılmış içi kan dolu büyük cavernöz vasküler
yapılar görüldü (şekil 1b) ve üretranın kavernöz hemanjiomu tanısı konuldu. Foley
katater postoperatif 7. günde alındı ve hasta idrarını rahat bir şekilde yaptı. Hastanın
3. ay kontrolünde şikayeti yoktu ve fizik muayenesinde nüks bulgusu görülmedi.
Şekil 1. A- B
6-10 Kasım 2013, Antalya
451
POSTER
DİĞER
Tartışma: Üriner sistemin hemanjiomları çok nadirdir ve literatürde böbrek,
üreter, mesane, prostat ve üretra tutulumu tanımlanmıştır. Üretra tutulumu çok
çok ender görülür ve literatürde sadece birkaç bayan olgu mevcuttur. En sık görülen semptom hematüridir ancak hastalar üretral kitle ile de başvurabilirler.
Kadınlardaki üretral kitlenin benign sebepleri; üretral karünkül, polipler, prolapsus ve üretral absedir, malign sebepleri ise; skuamöz hücreli kanser, transizyonel
hücreli kanser, adenokarsinom, sarkom ve melanomdur. Bu kitleler benign natürlerine rağmen sık tekrarlarlar.
Üretral hemanjiom tedavisinde izlem, oral steroidler, çeşitli endoskopik yaklaşımlar (koterizasyon ya da lazer ablasyon) yapılabilir. Tek lokalize lezyonlar geniş eksizyonlar çıkarılmalılardır aksi takdir tekrarlama ihtimalleri yüksektir.
Anahtar kelimeler: Kadın üretrası, kavernöz hemanjiom, üretral kanserler
452
11. Üroonkoloji Kongresi
MESANEDE ENDOSALPİNGİOZİS OLGUSU
Münir Bilgehan1, Evrim Çiftçi2, Ata Özen3, Funda Canaz2, Aydın Yenilmez1,
Cavit Can1
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Eskişehir
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Eskişehir
3
Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Van
2
Giriş: Mesanenin endosalpingiozisi nadir ve morfolojik olarak kompleks müllerian orijinli tümör benzeri bir lezyondur. Endometriozis ve endoservikozis ile birlikte müllerianozis olarak adlandırılmaktadır. Şu ana kadar literatürde 35 civarında
olgu rapor edilmiştir.
Materyal-Metod: 25 yaşında bayan hasta, infertilite nedeniyle yapılan tetkiklerde mesane anterior duvarını penetre eden, mesane içine doğru polipoid uzantıları
olan kitle tespit edilmesi üzerine kliniğimize refere edildi. Hastanın yapılan sistoskopisinde mesane karşı duvar tavan bileşkesinde yaklaşık 4x3.5 cm büyüklüğünde mixt yapıda tümöral oluşum gözlendi. Tümöre, tümör tabanına, derin tabana
TUR-M yapıldı. Kitle tabanında, içi hemorajik ve enfekte lümen benzeri yapılar
gözlendi.
Bulgular: TUR materyallerinin histopatolojik incelemesinde üzeri ürotelyal epitel
ile örtülü mesane cidarında; silyalı, küboidal-kolumnar tip hücreler ile döşeli, yer
yer dallanmalar gösteren, bir kısmı kistik benign glandüler yapılar izlenmiştir. Bazı
glandlarda fokal müsinöz metaplazi mevcuttur. Bazı kistlerin çevresinde sellüler
stroma mevcut olup, stroma endometrial görünümde değildir. Ayrıca diğer alanlarda yoğun kronik iltihabi proçes, Von Brunn nestleri ve sistitis sistika gözlenmiştir.
Sonuç: Mesanenin intramural kistik lezyonlarının ayırıcı tanısı geniştir. Bunlar endosalpingiozis, endometriozis, sistitis sistika, sistitis glandularis, urakal remnantlar,
nefrojenik adenom ve ürotelyal karsinomu içerir. Endosalpingiozis tübüler tip epitel ile döşeli ektopik glandüler dokunun varlığı ile karakterizedir. Patogenezinde
iki teori mevcuttur. Bunlar implantasyon ve metaplazidir. Burada mesanenin nadir
olarak saptanan endosalpingiozis olgusunun klinik - histopatolojik özellikleri ve
ayırıcı tanısı literatür bilgileri eşliğinde tartışılmıştır.
Anahtar kelimeler: Mesane, endosalpingiozis
6-10 Kasım 2013, Antalya
453
ÜROLOJİK KANSERLERDE PATOLOJİ
1
POSTER
P187
POSTER
ÜROLOJİK KANSERLERDE PATOLOJİ
P188
GLEASON DERECELENDİRMESİ: TÜM PATOLOGLAR ARASINDA
AYNI MIDIR?
Ahmet Tuğrul Eruyar1, İbrahim Kuşkonmaz1, Oğuz Özden Cebeci2,
Murat Şener2, Ömür Memik2, Tayyar Alp Özkan2
1
Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Kliniği, Kocaeli
Kocaeli Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Kocaeli
2
Amaç: Patolojik derecelendirme sistemleri, prognostik değerlendirme için kolay
kullanılabilir ve tekrarlanabilir olmalıdır. Bu çalışmada Prostat karsinomu (PCa)
Gleason derecelendirmesinin (GD) farklı kliniklerden eğitim almış iki genel patolog arasında tekrarlanabilirliğini değerlendirdik.
Gereç-Yöntem: Ocak 2012 – Haziran 2013 tarihleri arasında, 12 odak TRUS-Bx
ile PCa saptanmış 34 hastaya ait materyaller, gözlemciler tarafından rapor sonucu
ve birbirinden bağımsız olarak değerlendirildi. Derecelendirme için ISUP 2005 modifiye GD sistemi kullanıldı. Gözlemciler arası uyum kappa (K) coefficient istatistik
testi ile değerlendirildi. K değeri 0-0,19 için zayıf, 0,20-0,39 için orta, 0,40-0,59 için
iyi, 0,60-0,79 için kuvvetli, 0,80 ve üzeri için mükemmel uyumu olarak kabul edildi.
İstatistiksel analiz STATA SE V 12.0 (StataCorp Texas USA) ile yapıldı.
Bulgular: Toplam 407 TRUS-Bx materyali değerlendirildi. Birinci gözlemci (P1)
tarafından 202 odakta 2. gözlemci (P2) tarafından 231 odakta tümör saptandı.
P1 ve P2 arasında tümör saptanmayan odakların %74,1’i (n=23/31) düşük dereceliydi. (GD<=3). P2 tarafından saptanan ancak P1 tarafından tümör saptanmayan odakların ortalama boyutu 1,54-+0,8 mm (min-max: 0,5-3mm) idi. İki
patolog arasında uyum her GD için %45,7 K =0.33 idi. GD toplanarak oluşturulan Gleason Toplamı (GT) için uyum %57,9 K =0.43 olarak hesaplandı. Sonuçlar
GD 3+4 ve altında olanlar, 4+3 ile 4+4 ve üzerinde olanlar olmak üzere 3 grup
halinde değerlendirildiğinde uyum %62,4 K =0.42 saptandı.
Sonuç: Düşük dereceli, küçük boyutlu tümörlerde patologlar arasında tümör
saptamada uyumsuzluk vardır. Gözlemciler arası uyum her GD için literatür ile
uyumlu olarak orta düzeyde saptanmıştır. GT ve GD’ne göre risk grupları arasındaki uyum birbirine yakın olarak iyi düzeyde idi. Genel olarak gözlemciler arasında kabul edilebilir düzeyde uyumluluk mevcuttur.
Anahtar kelimeler: Gleason Derecesi, Prostat Kanseri, Uyum
454
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P189
ÜRETERİN PRİMER TÜMÖRÜNÜ TAKLİT EDEN SİGMOİD KOLON
KANSERİNİN GEÇ METASTAZI
1
İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Bölümü, İzmir
İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Bölümü, İzmir
2
Vaka sunumu
Amaç: Üreterin metastatik tümörleri oldukça nadirdir. Literatürde bildirilen çoğu
vakada tanı otopside ya da gros metastaz varlığında konulabilmektedir. Bu olgu
sunumunda sigmoid kolon adeno karsinomunun geç ve izole üreter metastazı literatür eşliğinde tartışılmıştır.
Yöntem-Gereçler: 50 yaşında erkek hasta sol yan ağrısı ve hematüri nedeniyle acil
servise başvurdu. Yapılan tetkiklerinde sol hidronefroz tespit edilerek kliniğimize
yatırıldı. Hastanın öyküsünde sigmoid kolon kanseri tanısıyla kolon rezeksiyonu yapıldığı ve postoperatif dönemde kemoterapi ile radyoterapi aldığı saptandı.
Çekilen MR ürografide; hidronefroz ile beraber üreteral darlık ve üreterde kuşkulu
kitle saptandı. Hastaya yapılan üreterorenoskopide üreter içinde pasajı kapatan tümöral oluşum gözlendi ve lezyondan soğuk biyopsi alındı. İmmünohistokimyasal
boyama ile yapılan patolojik incelemede üretere adenokarsinom metastazı olduğu
tespit edildi. Hastaya ileri tetkiklerle başka metastaz varlığı araştırıldı. Başka metastaz bulunmaması üzerine üreterdeki lezyonun adenokarsinom metastazı olduğu kabul edilerek nefroüreterektomi uygulandı.
Sonuç: Üreterde pasajı engelleyen lezyonların ayırıcı tanısında radyoloji her zaman yeterli bilgiyi sağlayamaz. Üreterorenoskopi, üreterdeki lezyonlara direk
görüş sağlaması ve lezyondan biopsi alınarak patolojik tanının konmasında son
derece önemlidir.
Anahtar kelimeler: Üreter tümörü, metastaz, adeno ca
6-10 Kasım 2013, Antalya
455
ÜROLOJİK KANSERLERDE PATOLOJİ
Tarık Yonguç1, Hakan Postacı2, İbrahim Halil Bozkurt1, Tamer Şahin2,
Ömer Koraş1, Bülent Günlüsoy1, Burak Arslan1
ÜROLOJİK KANSERLERDE PATOLOJİ
POSTER
Üreter tümörünün MR ürografisi
Şekil 1. Sol hidroüreteronefroz ve üreter lümeninde tümör şüphesi
456
11. Üroonkoloji Kongresi
ADRENAL BEZDEKİ METASTATİK KİTLELERİN DEĞERLENDİRİLMESİNDE
POZİTRON EMİSYON TOMOGRAFİSİNİN (PET) YERİ
DİĞER
Onur Kaygısız, Gökhun Özmerdiven, Yakup Kordan, Burhan Coşkun,
Hakan Vuruşkan, İsmet Yavaşcaoğlu
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Bursa
Amaç: Adrenal bezde metastaz şüphesi olan hastalarda PET görüntülemenin cerrahi öncesi tanıda yerini araştırmak.
Yöntem Gereçler: Mart 2004 ile Temuuz 2013 tarihileri arasında kliniğimizde
Laparoskopik Adrenelektomi uygulanan 178 hastadan adrenal metastaz şüphesi
olan 41 hasta çalışmaya alındı. PET’i olmayan 14 hasta çalışma dışı bırakıldı. Kalan
27 hastadan 21’i primer tümörü küçük hücreli kanser (Ca)dışı Akciğer (AC) Ca
idi. Hasta parametreleri ve Standart Alım Değeri (SUV) maksimum (max) sonucu patolojisi benign ve metastazla uyumlu çıkan gruplar arasında karşılaştırıldı.
Bulgular: Primer malignitesi Akciğer Ca dışında olan 6 hastanın adrenallerinin
patolojik incelemesinin hiçbirinde metastaz saptanmadı. Bu hastaların adrenal
SUV max değeri 4,7 (3-10) idi. Primer malignitesi küçük hücreli kanser dışı AC
Ca olan 21 hastanın adrenallerinin patolojik incelemesinde; 15’inde metastaz saptandı. Adrenal metastazı olan hasta grubunda hasta yaşı belirgin küçük iken kitle
boyutu istatiksel olarak anlamsız büyük saptandı(Tablo). SUV max değeri metastaz grubunda anlamlı yüksekti (Tablo). Serimizde SUV max ile cerrahi için eşik
değeri 3 alınsaydı bütün metastazları yakalarken sadece 3 hastada fazladan cerrahi
uygulanmış olacaktık, eşik değer 4 alındığında ise sadece 1 hastayı fazladan cerrahiden korurken 2 hastada metastazı atlamış olacaktık (Tablo). Ayrıca metastazı
olan bu 2 hastanın birinin konvansiyonel görüntülemesinde şüpheli kitle saptandı.
Sonuçlar: Bizim serimizde primer hastalığı küçük hücreli dışı Akciğer kanseri olan
hastalarda adrenal metastazını saptamada PET etkin bir görüntüleme yöntemi olarak gözükmektedir. SUV max değeri 3’ün üzerinde olan hastalarda laparoskopik adrenalektomi ilk etapta düşünümelidir. SUV max değeri daha yüksek hastalarda diğer
görüntüleme yöntemleriyle kombinasyon da cerrahi gerekliliğini tam olarak ortaya
koyamamaktadır. Akciğer Ca dışında primer tümörü olan hasta sayımız az olmakla
birlikte, bu hasta grubunda cerrahi öngörüde PET yetersiz gözükmektedir.
Anahtar kelimeler: Adrenal bez, metastaz, PET görüntüleme
6-10 Kasım 2013, Antalya
POSTER
P190
457
POSTER
DİĞER
Tablo 1. Primer tümörü Küçük hücreli dışı Akciğer kanseri olan hastaların adrenal metastazı olan ve olmayan grubun
karşılaştırılması
Adrenalde Benign Patoloji Adrenalde Metastazla uyumlu Patoloji
Grup 1 (n=6)
(Grup 2) (n=15)
p
YAŞ (yıl)¹
65,5±7,4
55,1± 7,2
0,029
SUVmax¹
2,8± 1,3
9,1±5,1
0,0098
Adrenal kitle boyutu (mm)¹
SUV max²
SUV max²
26,0± 9,5
31,5± 15,1
0,371
<=3
3
0 (%0)
0,003
>3
3
15 (%83,3)
<=4
5
2 (%28,6)
>4
1
13 (92,9)
0,004
(¹: parametrik veri, ²: nominal veri, p<0.05; istatiksel olarak anlamlı)
458
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P191
PROKSİMAL TİP EPİTELOİD SARKOM: OLGU SUNUMU
Uğur Yücetaş1, Hüseyin Aytaç Ateş1, Erkan Erkan1, Kemal Behzatoğlu2,
Vural Saçak1, Bülent Mansuroğlu1, Mahmut Gökhan Toktaş1
1
Giriş: Epiteloid sarkom ilk olarak 1970’de Enzinger tarafından tanımlanmıştır.
Mezenkimal kökenli nadir bir malignite olup tüm yumuşak doku sarkomları arasında %1’den daha az orana sahiptir. Yerleşim alanına göre proksimal ve distal tip
olarak iki grupta sınıflandırılmıştır. Daha agresif paterne sahip proksimal tip daha
çok pelvis, perine ve genital bölge kaynaklıdır.
Olgu: Yaklaşık bir senedir sol kasıkta şişlik şikayeti olan 41 yaşında erkek hasta
kliniğimize basvurdu. Fizik muayenede sol tarafta inguinal kanal distalinde, 4-5
cm çapında sert ve mobil kitle palpe edildi. Radyolojik görüntülemede sol inguinal kanal kaudal kesimde paramedian yerleşmiş, 4 cm çapında, düzensiz duvarlı,
santrali kistik görünümde, solid komponenti kontrast tutan kistik nekrotik karakterde kitlesel lezyon saptandı. Alfa feto protein değeri yüksek olan hastaya inguinal eksplorasyon uygulandı. İnguinal kanal distalinde, spermatik kordun anteriorunda yerleşim gösteren, kapsüllü ve mobil kitle gözlendi. Testiküler yapılar ile
ilişkisiz olan kitle total olarak eksize edildi. Patoloji sonucu proksimal tip epiteloid
sarkom (High grade sarkom) olarak rapor edildi. Cerrahi sınır pozitifliği bildirilen olgunun immünhistokimyasal bulguları vimentin ve EMA ile kuvvetli pozitif; pankeratin, CK19 ile fokal kuvvetli pozitif; CEA, desmin ve CD34 ile fokal
pozitif olarak bildirildi. Yapılan vücut taramasında metastaz saptanmadı. Tümör
konseyinde değerlendirilen hastaya medikal onkolog gözetiminde kemoterapi
(Doksorubisin+İfosfamide) planlandı. Tanı anından itibaren 6. ayını tamamlayan
hastanın kemoterapi protokolü devam etmektedir.
Sonuç: Proksimal tip epiteloid sarkom, agresif tedavi gerektiren kötü seyirli nadir
bir yumuşak doku sarkomudur. Geniş eksizyon uygulanan vakalarda dahi rekürrens oranları %34-77, metastaz oranları ise %40 olarak bildirilmiştir. Bu nedenle
bu olgularda adjuvan yüksek doz kemoradyoterapi önerilmektedir.
Anahtar kelimeler: Epiteloid Sarkom, Proksimal Tip
6-10 Kasım 2013, Antalya
459
DİĞER
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Kliniği, İstanbul
2
POSTER
P192
SKROTUM İÇİNE HIZLI BÜYÜYEN PERİNEAL KAYNAKLI DEV LİPOM
Bilgin Öztürk1, Ömer Gündoğan2, Hedef Özgün2
1
Özel Medifema Hastanesi, Üroloji Bölümü, İzmir
Özel Medifema Hastanesi, Genel Cerrahi Bölümü, İzmir
DİĞER
2
Giriş: Skrotumun yağ dokusundan çıkan tümörleri lipom, lipomatozis ve
liposarkomlardır.
Skrotumun primer lipomu selim bir mezenkimal tümördür. Spermatik kord ve
skrotumdaki yağ dokusundan köken alan skrotallipom “skrotumun primer lipomu (SPL)” olarak bilinmektedir. Lipomlar en sık görülen benign mezenşimal
neoplazmlardan biridir. En sık boyun, gövde, karın,ön kol ve kalçada görümekle
beraber perineal ve skrotal bölge yerleşimli lipom son derece nadirdir ve çoğunlukla aksesuar skrotum veya labioskrotal kıvrım ile ilişkilendirilir. Lipomların çoğu
küçük boyutlardadır ve nadiren 10 cm’nin üzerinde büyürler.
Bu çalışmada, perineal bölgede kaynaklanan ve skrotum içine hızla büyüyen dev
lipomu olan normal genital yapıya sahip bir olgu sunulmaktadır.
Olgu Sunumu: Elli altı yaşındaki, herhangi bir sistemik hastalığı olmayan erkek
hasta skrotumda iki ay içerisinde hızla büyüyen kitle şikayeti ile başvurdu. Hastada
travma veya enfeksiyon öyküsü yoktu. Fizik muayenede skrotumda, heriki testisin alt komşuluğunda hareketli, cilt altı yerleşimli,15x10 cm boyutlarında kitle
mevcuttu. Yapılan skrotal USG’de yağ içerikli solid kitle saptandı. Spinal anestezi
altında midskrotal kesi yapılarak kitleyeulaşıldı (Şekil 1). Yapılan eksplorasyonda kitlenin bir pedikül ile perineal bölgeden kaynaklandığı görüldü (Şekil 2).
Perineal bölgeden ikinci bir kesi yapılarak kitle orjininden eksize edildi (Şekil 3).
Histopatolojik tanı lipom olarak geldi.
Sonuç: Skrotal lipomların köken aldığı bölge coğu kez tam olarak saptanamamasına rağmen, genelde üç grupta sınıflandırılmaktadır:1. spermatik kord içindeki yağ
dokusundan çıkarak skrotuma doğru gelişen, 2. Spermatik kord icinde gelişen ve
3. skrotal duvar icinden köken alan (primer skrotum lipomu). Olgumuzda olduğu
gibi nadir olarak perineal bölgeden kaynaklanan lipomlar skrotal kitle olarak tanı
alabilmektedir.
Anahtar kelimeler: Lipom, skrotum, skrotal kitle
460
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
DİĞER
Şekil 3. Perineal bölgeden ikinci bir kesi ile kitlenin orjininden eksizyonu
6-10 Kasım 2013, Antalya
461
POSTER
P193
QUALITY OF LIFE SCALES
Cihan Kayikci1, Ulvan Ozad2
1
University of West of England, Bristol, UK
Barts and the London School of Medicine and Dentistry, Queen Mary University of London, London, UK
DİĞER
2
Various quality of life scales including urological and non urological measures have
beed establised in urological cancers. Although all urinary tract components are
classified as urological cancer, their influence on patient’s life quality and psychology is diverse. The aim of this study is to compare different quality of life scales
used in kidney, bladder, prostate and testis cancers in order to determine mutual
and differential factors influencing life quality in different urological cancers.
Key words: Scale, life, urology
462
11. Üroonkoloji Kongresi
MESANE LİPOMU: NADİR BİR OLGU
Mustafa Karalar1, İbrahim Keleş1, Nazan Okur2, İlyas Özardalı3, Yiğit Akın4,
Mutlu Ateş1
POSTER
P194
1
DİĞER
Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Afyonkarahisar
Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, Afyonkarahisar
3
Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Afyonkarahisar
4
Erzincan Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Erzincan
2
Giriş: Lipomlar, adipoz yağ dokusundan oluşan benign tümörler olup, mesanede
çok nadiren gelişirler. Literatür gözden geçirildiğinde çok az sayıda mesane lipomu olgusu bildirilmiştir. Bizde bu yazıda bir mesane lipomu olgusunu sunmayı
amaçladık.
Olgu: Altmış yedi yaşında bayan hasta, dizüri, pollaküri ve noktüri şikayetleri ile
polikliniğimize başvurdu. Özgeçmişinde herhangi bir özellik yoktu ve sigara kullanım öyküsü bulunmamaktaydı. Fizik muayenede herhangi bir anormallik tespit
edilmedi. İdrar tahlili, idrar kültürü ve kan biyokimya değerlerinde bir anormallik
yoktu. Yapılan ultrasonografisinde her iki böbrek doğal olmakla birlikte, mesane
tavanında, içeriden ya da dışarıdan protrude olduğu ayırt edilemeyen yaklaşık
8mm boyutunda polipoid kitle tespit edildi. Hastaya yapılan Magnetik Rezonans
incelemede mesane üst duvarındaki lezyonun, lipom ile uyumlu olarak T1 ve T2A
görüntülerde hiperintens iken, yağ baskılı imajlarda sinyal kaybı göstermekte olduğu tespit edildi (Şekil 1).
Aydınlatılmış hasta onam formunun alınmasını takiben hastaya rejyonel anestezi
altında sistoskopi uygulandı. Sistoskopide mesane tavanında düzgün yüzeyli, sarımsı, iyi sınırlanmış polipoid yapı tespit edildi. Ardından bu kitleye transüretral
rezeksiyon uygulandı. Kitle tek parça halinde eksize edildi. İşlem sonrası üretral
kateterizasyon yapıldı. Takiplerinde problem olmayan hasta postoperatif birinci
gün kateteri alınarak taburcu edildi. Patolojik değerlendirmede, makroskopik incelemede 0,5 cm çapında sarı renkli doku parçası izlendi. Mikroskopik incelemede, komşuluğunda düz kas liflerinin seçildiği, tamamı matur lipositlerden oluşmuş
kapsüllü doku izlendi. Bu bulgularla olguya lipom tanısı kondu. Hasta ameliyat
sonrası 4 aydır takibimizde olup, ameliyat öncesi mevcut olan dizüri şikayetinin
kaybolduğunu, sık idrara çıkma şikayetinin ise azaldığını belirtmektedir.
6-10 Kasım 2013, Antalya
463
POSTER
DİĞER
Tartışma: Matur yağ hücrelerinin benign tümörü olan lipomlar için mesane yerleşimi nadirdir. Literatürü incelediğimizde sadece 6 adet mesane lipomu olgusu
bildirilmiştir. Bu olgulardan iki hasta hematüri, 3 hasta irritatif işeme semptomları,
1 hasta ise idrar yolu enfeksiyonu şikayetleri ile başvurmuşlardır. Bizim hastamızda
dizüri, pollaküri ve noktüri şikayetleri ile başvurmuştu ve lipom eksizyonu sonrası
dizüri şikayeti kaybolup, sık idrara çıkma şikayetlerinde azalma olmuştur.
Anahtar kelimeler: Lipom, mesane
Pelvik MR görüntüleri
Şekil 1. a) aksiyel T1A, b) aksiyel T2A, c) koronal yağ baskılı T1A, d) sagital yağ baskılı T2A. Mesane üst duvarındaki lezyon (ok), lipom ile uyumlu olarak T1
ve T2A görüntülerde hiperintens iken, yağ baskılı imajlarda sinyal kaybı göstermekte.
464
11. Üroonkoloji Kongresi
NADİR BİR OLGU: DEV ÜROGENİTAL HEMANJİYOM
Bilal Fırat Alp1, Burak Köprü1, Bahadır Topuz1, Ali Gürağaç1, Ercan Malkoç3,
Selami İnce2
POSTER
P195
1
DİĞER
Gata Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Gata Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, Ankara
3
Gata Haydarpaşa Eğitim Hastanesi, Üroloji Kliniği, İstanbul
2
Giriş: Hemanjiyomlar endotelial hücrelerin anormal büyümesiyle oluşan konjenital bir malformasyon olan benign vasküler tümördürler). Kapiller, kavernöz, arteriovenöz veya mikst tip olarak sınıflandırılırlar. En yaygın olanı kavernöz ve mikst
tip hemanjiyomlardır. Genelde deride, nadir olarak ta ürogenital bölgede bulunurlar. Ürogenital hemanjiyomlar tüm hemanjiyomaların yaklaşık %1’ini oluşturur.
Sunacağımız dev ürogenital hemanjiyom ise çok daha nadir olarak saptanır. Nadir görülen bu vakalara yaklaşımların hatırlanması ve olgunun paylaşılması amaçlanmıştır.
Olgu: 21 yaşında erkek hasta skrotum ve penisi kaplayan zaman zaman ayakta kalmak
ile ağrı yapan büyük bir kitle ile polikliniğimize müracaat etti.15 yıldır yakınmasının
olduğundan, 8-9 yaşlarında buna yönelik cerrahi bir işlem geçirdiğinden hikayesinde bahsetti. Fizik muayenesinde skrotumun sağ tarafını kaplayan, penis şaftında cilt
bölgesini tamamen kaplamış,perineye doğru uzanım göstermiş, minimal hassas dev
bir kitle palpe edildi. Penoskrotal renkli doppler ultrasonda bilateral pampiniform
pleksuslara reflü akım saptandı ancak hemanjiyomun korpus kavernosumları atake
etmediği gözlendi. MR görüntülemede sağda intraskroal lokalizasyonda, sağ testisi
çevreleyen, spermatik kord, korpus spongiozum ve korpus kavernozum boyunca sağ
ingüinal bölgeye doğru uzanım gösteren, arkada rektuma ve sigmoid kolona doğru
uzanan, içerisinde tübüler yapıların bulunduğu lezyon saptandı. Yapılan BT anjiyografide arteriyal sistemle bağlantısı saptanamadı. Bu nedenle embolizasyon düşünülmedi. Hemanjiyomlarda bir çok tedavi seçeneği olmasına karşın (intralezyonal skleroterapi ve lazer terapisi, embolizasyon, cerrahi eksizyon) özellikle bizim vakamızda
olduğu gibi çok büyük olan ve multidisipliner yaklaşım gerektiren vakalarda kar zarar
oranı yaparak olası komplikasyonları hesaba katarak izlem tedavisi de hastya sunulabilir. Nitekim genel cerrahi ve kalp damar cerrahisi konsültasyonları alındıktan sonra
multidisipliner yaklaşım ile cerrahi eksizyon için hasta ile konuşuldu. Hemoraji riski
nedeniyle hasta operasyonu kabul etmediği için izlem tedavisine alındı.
Anahtar kelimeler: Ürogenital Hemanjiyom
6-10 Kasım 2013, Antalya
465
POSTER
DİĞER
Şekil 1. Dev Ürogenital Hemanjiyom
466
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P196
ENDÜSTRİYEL ATIKLARLA AĞIR DERECEDE KİRLENEN ERGENE
NEHRİ ÇEVRESİNDE YAŞAYAN ÜROGENİTAL TÜMÖRLÜ OLGULARIN
TIRNAKLARINDA BAZI AĞIR METALLERİN ARAŞTIRILMASI
1
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Edirne
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyofizik Anabilim Dalı, Edirne
3
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik ve Tıbbi Bilişim Anabilim Dalı, Edirne
2
Amaç: Kontrolsüz ve kaçak sanayileşmenin yaygınlaşması ile doğa ciddi olarak
kirlenmekte ve Endüstriyel atıkların arıtılmadan nehirlere verilmesi çevreyi çok
olumsuz etkilemektedir. Endüstriyel atıklarla kirlenen sularda ve toprakta yetişen
ürünler, gıda zinciri yoluyla insana ulaşmakta ve hastalıklara yol açmakta. Ağır metallerden bazılarının kanserojen olduğu kanıtlanmıştır.
Trakya tarım topraklarında kirletici sanayi kontrolsüz ve kaçak yapılaştı. Yer altı
ve yüzey sularını kullanan bazı sanayi kuruluşları atık sularını arıtmadan Ergene
nehrine boşalttı ve nehir IV. sınıf su (hiç bir amaç için kullanılamaz) niteliğine dönüştü. Bu su ile yapılan sulama sonucu tarım topraklarıda kirlenmeye başladı. Ağır
metaller su ve tarımsal ürünlerle gıda zinciri yoluyla öncelikle bölge yaşayanlarına
taşındı.
Ağır metallerin,kanserojen,teratojen ve mutojen olarak hücresel yapıları etkilemeleri gibi uzun süreli sonuçları gözardı edilemez.Biz çalışmamızda nehir çevresinde yaşayan; Böbrek, ürotelyal ve Prostat tümörlü olguların tırnaklarında nehirde
standart üstü bulunan bazı ağır metal değerlerini araştırmayı amaçladık.
Yöntem-gereç: Ürolojide tedavi gören prostat, Böbrek ve Değişici Epitel Hücreli
Karsinomu olan toplam 49 olgunun tırnağında Fe, Cu, Zn, Pb, Cd değerlerini
araştırdık. Kontrol grubu olarak da Kırklareli, Üsküp ve Çukurpınarda yaşayan 30 olgu alındı. Fe, Cu, Zn Alevli Atomik Absorbsiyon Spektrofotometresi
(Schimadzu AA-6800), Pb ve Cd Grafit Atomik Absorbsiyon Spektrofotometresi
ile ölçüldü.İstatistiki analizde Mann Whitney U testi kullanıldı. P<0,05 değeri istatistiksel anlamlı kabul edildi.
Bulgular: Tüm olgularda Fe hariç diğerlerinin yüksekliği anlamlı bulundu (Tablo
1). Cd’un tümörlerin hepsinde, Cu, Zn ve Pb’un ise böbrek ve ürotelyal tümörlerdeki yüksekliği anlamlı bulundu (Tablo 2)
6-10 Kasım 2013, Antalya
467
DİĞER
Osman İnci1, Tevfik Gülyaşar2, Muammer Yolal1, Suat Çakina2, Necdet Süt3
POSTER
DİĞER
Sonuçlar: Kırklareli, Istrancalarda doğal ortamda yaşayanlar ile Ergene nehri çevresinde yaşayan Ürogenital tümörlü olguların tırnaklarındaki Fe, Cu,Zn,Pb ve
Cd değerleri karşılaştırıldığında: Fe tüm olgularda düşük, Cd tüm olgularda, Cu,
Zn ve Pb ise böbrek ve ürotelyal tümörlerde anlamlı derecede yüksek bulundu.
Ergene nehri çevresinde yaşayan, sürekli bu bölge ürünleri ile beslenen veya nehir
suyu ile yakın teması bulunanlarda Cu, Zn, Pb ve Cd birikimi olduğu söylenebilir. Özellikle Pb ve Cd’un kanserojen olduğu Dünya sağlık örgütü tarafından ilan
edilmiştir. Bu bölge yaşayanlarında saptanan ağır metal düzeylerinin insan sağlığı
açısından ciddiye alınması gerektiği açıktır.
Anahtar kelimeler: Ağır metaller, Ergene kanser, Ergene kirlenme
Tablo 1.
Ağır Metaller
Ergene Çevresi(Tümör) (n=49)
Kontrol (n=30)
P
0,098
Demir
16,6 (3,0-95,5)
24,5 (6,5-81,0)
Bakır
15,10(4,4-91,7)
27,17(9,7-68,6)
0,004
Çinko
38,18(11,1-98,4)
17,9(7,2-57,3)
<0,001
3,8(1,1-9,8)
2,58(1,18-3,65)
0,008
1,23(0,18-7,5)
1,23(0,1-7,5)
<0,001
Kurşun
Kadmiyum
Olguların toplu değerleri. Demir dışındaki diğer ağır metallerdeki yükselme anlamlıdır. (İstatiksel analizde μg/g birim
alınmıştır.)
Tablo 2.
Ağır Metaller
Böbrek Tm
(n=22)
Ürotelyal Tm.
(n=20)
Prostat Tm.
(n=7)
Kontrol
(n=30)
24,5(6,5-81,0)
Demir
18,2 (3,2-5,5)
17,7(3,0-55,9)
11,5(7,5-63,2)
Bakır
14,9*(5,7-86,2)
14,07*(4,4-60,2)
40,0(8,1-91,7)
27,1(9,7-68,6)
Çinko
40,8*(14,3-98,4)
40,0*(13,0-91,8)
20,9(11,1-47,4)
17,9(7,2-57,3)
Kurşun
Kadmiyum
4,1*(1,4-9,8)
4,0*(1,3-9,2
2,1(1,1-4,7)
2,5(1,1-3,6)
1,49*(0,32-6,94)
1,23*(0,37-5,5)
1,23*(0,18-7,5)
0,33(0,0-1,29)
Ağır metal değerleri tümörlere göre incelendiğinde: Kadmiyum hepsinde, bakır, çinko ve kurşun Böbrek ve ürotelyal
tümörlerde anlamlı yüksek bulundu.Demir hiç birisinde yüksek çıkmadı. (* P<0.05 kontrole göre). (İstatiksel analizde
μg/g birim alınmıştır.)
468
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P197
NADİR GÖRÜLEN BİR ÜROGENİTAL ENFEKSİYON; PROSTATTA
TÜBERKÜLOZ: OLGU SUNUMU
DİĞER
Yalçın Kızılkan1, Taha Numan Yıkılmaz1, Kağan Türker Akbaba1,
Zeynep Tunca2, Ayhan Dirim1, Mesut Berkan Duran1, Hakan Özkardeş1
1
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Ankara
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Ankara
2
Giriş: Genitoüriner Tüberküloz ürologların genellikle tanımlamakta güçlük çektikleri bir durumdur. Ekstra pulmoner Tüberkülozun en sık görüldüğü bölge
olan genitoüriner bölgede genellikle ilk ve en çok etkilenen organ böbreklerdir.
Böbrekler dışında üreter, mesane, prostat, seminal vezikül, testis ve epididim tutulumu da görülmektedir. Olgumuzda akciğer tutulumu olmaksızın kliniğimize
miksiyon yakınmaları ve PSA yüksekliği ile başvuran prostat tüberkülozlu bir hasta sunulmuştur.
Olgu: Kırk bir yaşında erkek hasta 1 aydır olan miksiyon yakınmaları nedeniyle
başvurdu.
Kliniğimize başvuru öncesi dış merkezde bakılan PSA değerinin 10 ng/mL olması üzerine antibiyoterapi verilmiş. Kliniğimizde bakılan PSA değeri 8,4 ng/mL
olarak gelen hastanın dijital rektal muayenesinde (DRM) prostatın düzensiz ve
yer yer sert olması üzerine hastaya Transrektal Ultrason eşliğinde prostat biyopsisi yapıldı. Transrektal Ultrasonografide prostat konturlarının düzensiz olduğu ve
parankimde lobülasyon gösteren mesane boynuna yakın ve periferal zonda yaygın
hipoekoik alanlar görüldü.Prostat biyopsisi sonrası patoloji raporunun kazeifiye
nekroz ile karakterize granülamatöz enflamasyon ile uyumlu prostat dokuları olarak görülmesinin ardından hasta başka odakların taranması ve tedavi amaçlı göğüs
hastalıkları ve Tüberküloz Anabilim Dalına yönlendirildi. Hastanın karın ağrıları
olması üzerine genel cerrahi tarafından yapılan kolesistektomi sırasında peritoneal
implantlar görülmüş. Alınan biyopsi sonucu kazeifiye granülamatöz enflamasyonla uyumlu bulunmuş. Göğüs hastalıkları ve Tüberküloz Anabilim Dalı tarafından
hastaya izoniyazid rifampisin kombinasyonu başlandı. Prostatizm şikayetleri nedeni ile de tarafımızca alfa bloker başlandı ve takiplerinde ek bir sorun ile karşılaşılmadı. Prostat tüberkülozu sıklıkla hematojen yayılmasına karşın komşuluk veya
lenfatik yolla da gelişebilmektedir. Prostat tüberkülozu dizüri, perineal ağrı, üretral
akıntı, infertilite gibi birçok semptom ya da bulgu ile karşımıza çıkabilmektedir.
6-10 Kasım 2013, Antalya
469
POSTER
DİĞER
En önemli tanı yöntemi Lowenstein-Jensen besiyerinde üreme sağlanmasıdır.
Bunun dışında radyolojik görüntülemeler, laboratuar yöntemleri tanıda yardımcı
olabilmektedir. Akciğer tutulumsuz prostat tüberkülozu nadir görülmekle birlikte
PSA yüksekliği, DRM‘ de düzensizlik olan hastalarda aklımıza gelmesi gereken
bir tablodur.
Anahtar kelimeler: prostat, tüberküloz
Şekil 1. Kazeifiye nekroz ile karakterize granülomatöz inflamasyon gösteren prostat dokuları (x10)
470
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P198
OLGU SUNUMU: BÜYÜK ADRENAL GANGLİONÖROMA
Coşkun Kaçağan1, Ekrem Başaran1, Hamid Özmen1, Havva Erdem2,
Ali Tekin1, Ali Kayıkcı1, Kamil Çam1
1
Giriş: Ganglionöromalar nöral krest dokusundan köken alan çoğunlukla da posteriyor mediastiniumda ve retroperitoneal bölgede lokalize olan tümörlerdir. Tüm
insidentolomaların %0-6’sını oluştururlar. Çok nadir olarak adrenal bezlerde lokalize olurlar. Adrenal ganglionöromalar özellikle adenokortikal karsinom ve feokromositoma ile karışabilmektedirler. Bu nedenle cerrahi öncesi dikkatli bir ayrıcı
tanı yapmak gerekmektedir. Yaptığımız olgu sunumunda rastlantısal olarak saptanan ve literatürdeki en büyük boyutlulardan biri olan bir adrenal ganglionöroma
vakası tartışılmıştır.
Olgu: 53 yaşında kadın hasta, 1 yıldır, kolik vasıflı olmayan, ara ara tekrarlayan, sol
tarafta daha fazla tariflediği bilateral yan ağrısı ile başvurdu. Ultrasonografide sol
böbrek alt polde 7x6mm şüpheli hiperekojenite saptandı. Adrenal ganglionöromaya yönelik bir ultrasonografik bulgu rapor edilmedi. Böbrek taşı ön tanısıyla
hastaya kontrastsız tüm batın bilgisayarlı tomografi (BT) çekildi. BT’de sol sürrenalde 75x50mm lobüle kontürlü kitle lezyon ve sol böbrek alt polde 7mm taş
saptandı. Yapılan manyetik rezonans (MR)’da; sol sürrenal lojda 68x50x86mm
ebadında, düzgün sınırlı, yer yer hafif kontur düzensizliği gösteren, kontrast tutan,
solid lezyon izlendi (Şekil 1), metastaz veya sürrenal karsinom olarak raporlandı.
Serum kortizol, DHEA-SO4, idrar kortizol seviyeleri normal değerlerde saptandı.
Hastaya 1 mg deksametazon süpresyon testi yapıldı. Hormonal değerlendirmeler
neticesinde nonfonksiyonel adrenal kitle (adrenal karsinom) ön tanısıyla, kitle boyutu da dikkate alınarak tarafımızca açık sol sürrenelektomi operasyonu yapıldı.
Patoloji sonucu; ganglionöroma tümörün en büyük çapı 16cm olup cerrahi sınırlarda tümör negatif olarak raporlandı. Karakteristik olarak Scwhann hücreleri kümeler şeklinde izlendi. İmünhistohistokimyasal olarak; S100 ve SMA boyanması
pozitif olarak değerlendirildi. Hastanın 1. yıldaki kontrolünde herhangi bir özellik
saptanmadı.
Sonuç: Adrenal ganglionöromalar genellikle asemptomatik olup, dev kitleler oluşturabilmektedir. Radyolojik yöntemlerle rastlantısal tanı ön plana çıkmaktadır.
6-10 Kasım 2013, Antalya
471
DİĞER
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Düzce
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, Düzce
2
POSTER
DİĞER
Bizim vakamızda olduğu gibi bası nedeniyle nonspesifik yan ağrılarına da yol açabilir. Yine bu vaka sunumu ışığında ultrasonografi tetkikinde dikkatli olunmadığında atlanma olasılığı söz konusu olabilmektedir. Dolayısıyla bu gibi ağrısı olan
hastalarda ultrasonografik inceleme istenirken olası adrenal kitle ön tanısı da özellikle belirtilmelidir.
Anahtar kelimeler: insidentoloma, ganglionöroma
MR Görüntü
Şekil 1. MR incelemede 68x50x86mm ebadında, progresif kontrast artışı gösteren, heterojen solid sürrenal kökenli lezyon
472
11. Üroonkoloji Kongresi
YETİŞKİN ERKEK HASTADA ADRENAL KİTLEYİ TAKLİT EDEN PRİMER
MATÜR KİSTİK TERATOM
DİĞER
Emrah Okulu1, Kemal Ener1, Mustafa Aldemir1, Çiğdem Irkkan3,
Önder Kayıgil2
1
Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Üroloji Kliniği, Ankara
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, Atatürk Eğitim ve Araştırma Uygulama
Hastanesi, Ankara
3
Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Patoloji Kliniği, Ankara
2
Amaç: Teratomlar genellikle yalnızca yetişkinlerin gonadal ve sakrokoksigeal bölgelerde bulunan embriyonik dokulardan elde edilen tuhaf tümörlerdir. Primer retroperitoneal teratom oldukça nadir ve tedavi yönetimleri oldukça zorludur.
Yöntem-Gereçler: Biz 54 yaşındaki erkek hastada adrenal kitleyi taklit eden tek
taraflı primer retroperitoneal matür kistik teratom olgusunu sunuyoruz. Yan ağrısı
şikayeti ile polikliniğe başvuran hastanın yapılan USG’sinde sol sürrenal bölgede
solid kitle saptanması üzerine hastaya Bilgisayarlı Tomografi (BT) çekildi. Rutin
labaratuar ve tm markır tetkikleri ve fizik muayenesi yapıldı.
Bulgular: BT’sinde sol sürrenal bölgede 8x7x6 cm solid kitle tespit edildi. Rutin labaratuar ve tm markır tetkikleri normal olarak geldi. Fizik muayene normal olarak geldi. Hastaya flank yaklaşımlı 11. kot rezeksiyonunu takiben, kitlenin sürrenalle ilişkili
olmadığı bağımsız retroperitonda yerleşimli kistik kitle olduğu görülerek tamamı rezeke edilerek çıkarıldı. Radyolojik çalışmalarda da görüldüğü gibi bu adrenal lojdaki
kitle malignansi riski taşıdığı için ve onkolojik güvenlik ve etkinlik açısından tamamı
rezeke edilerek çıkarıldı. Çıkarılan kitlenin patolojik inceleme sonucu immatür elemanlar içermeyen silyalı kolumnar epitelyum ve hyalin kartilaj içeren matür kistik
teratom ile uyumlu olarak geldi. Retroperitondaki teratomlar genelde sekonder görülmektedir. Primeri için yapılan testiküler ve diğer incelemelerde herhangi primer
odak bulunamadı. Hastada 12. aydaki kontrolünde rekürrens saptanmadı.
Sonuçlar: Sürrenal lojdaki kitleler sürrenal kitleleri taklit etmektedir. Primer retroperitoneal teratomlar erişkin dönemde nadir görülmektedir. Bu bölge kitleleri
malignite potansiyeli taşıdığı için onkolojik açıdan güvenli etkin olabilmesi için
tamamının çıkarılması gerekmektedir.
Anahtar kelimeler: Adrenal Kitle, Kistik Teratom
6-10 Kasım 2013, Antalya
POSTER
P199
473
POSTER
DİĞER
Şekil 1. Sol retroperitoneal kitlenin BT, makroskobik ve patolojik görüntüsü
474
11. Üroonkoloji Kongresi
Ayşe Veyhürda Dikmen
Isparta Yalvaç Devlet Hastanesi, Üroloji Kliniği, Isparta
Amaç: Bir ilçe hastanesi üroloji polikliniğine tekrarlayan hematüri şikayetiyle başvuran vakaların etiyolojik ve klinik özelliklerinin retrospektif incelenmesi.
Gereç-Yöntem: 40 ayda üroloji polikliniğine 576’sı (82’si erkek, %14) tekrarlayan
mikroskopik hematüriyle, 224’ü (124’ü erkek, %55) tekrarlayan makroskopik hematüriyle başvuran ve takipte 300’üne sistoskopi yapılmış olan toplam 800 hastanın klinik ve patolojik özellikleri retrospektif incelendi.
Bulgular: 28-84 yaş aralığındaki 594 kadın hastanın 194’ü (%32) ve 24-91 yaşlarındaki 206 erkek hastanın 92’si (%44) halen sigara içicisiydi. 81(%14) mikroskopik hematüri ve 34 (%15) makroskopik hematüri vakasında etiyolojide ürolitiyazis
saptandı. Tümüne radyolojik görüntüleme yapılmış olan vakalardan, 31 mikroskopik hematüri (%5; 8 kadın, 23 erkek) ve 52 makroskopik hematüri (%23; 12 kadın,
42 erkek) vakasında ultrasonografide (toplamda 21’i 1 cm’den küçük olmak üzere)
mesanede tümöral lezyon belirtildi (radyolojik tümöral lezyon bulgusu olanların
%84’ü sigara içicisiydi). Belirtilen vakaların 16’sında (%19) sistoskopide lezyon olmayıp hematom izlendi. Çeşitli nedenlerden dolayı yalnız 54 (%80) vaka tur-mt ile
sonuçlandı; 9 vaka (%16) pT2 olup diğerleri pT1G2-G3’tü. Toplamda 14 mikroskopik (%2,4) ve 9 makroskopik (%4) hematüri vakasında etiyolojide üst üriner sistem
TCC saptandı. Tekrarlayan hematüri nedeniyle yapılan 300 vaka sistoskopisinden
17’sinde, ultrasonografide saptanamayan milimetrik tümöral lezyonlar izlendi. 800
vakadan yalnız 6’sında çeşitli boyutlarda renal kitle saptandı. Takipte bu vakaların
patolojisi şeffaf hücreli tipte renal hücreli karsinom olarak tespit edildi.
Sonuç: 40 aylık ilçe hastanesi poliklinik çalışmasında, hematüri etiyolojisi hakkında ulusal veri tabanına kaynak değeri taşıyabilecek insidans sonuçları elde ettim.
Gelecekte, mikroskopik ve makroskopik hematürinin ulusal insidansı ve etiyolojisi
konusunda daha güvenilir ve objektif veriler elde edilebilmesi için poliklinik başvurusu yapan hastaların klinik takip konusunda bilinçlendirilmesi sağlanmalıdır.
Anahtar kelimeler: Mikroskopik hematüri, makroskopik hematüri, etiyoloji
6-10 Kasım 2013, Antalya
475
DİĞER
ISPARTA/YALVAÇ DENEYİMİM: İLÇE HASTANESİ ÜROLOJİ
POLİKLİNİĞİNE 40 AYLIK SÜRE İÇİNDE, TEKRARLAYAN MAKROSKOPİK
VE MİKROSKOPİK HEMATÜRİ ŞİKAYETİYLE BAŞVURAN HASTALARIN
ETİOLOJİK VE KLİNİK ÖZELLİKLERİNİN RETROSPEKTİF İNCELEMESİ
POSTER
P200
POSTER
BPH
P201
BIVAP VE BİPOLAR TRANSÜRETRAL PROSTAT REZEKSİYONUNUN
POSTOPERATİF TAKİP SONUÇLARI VE KOMPLİKASYONLAR
AÇISINDAN KARŞILAŞTIRILMASI
Özgü Aydoğdu, Ayhan Karaköse, Yusuf Ziya Ateşçi
İzmir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Amaç: Alt üriner sistem semptomları (AÜSS) nedeniyle opere edilen hastalarda
BIVAP ve bipolar TURP sonuçlarının karşılaştırılması.
Materyal-Metod: Çalışmaya BIVAP (n=44) ve bipolar TURP (n=42) yapılan
Qmax <=10ml/s, IPSS>=16 ve prostat hacmi 30-80 ml olan toplam 86 hasta
dahil edildi. Operasyon öncesi ve sonrasında serum elektrolit, hemoglobin ve hematokrit değerleri incelendi ve postoperatif dönemde izlenen komplikasyonlar
değerlendirildi. Operasyon ve hastanede yatış süreleri not edildi. Tüm hastalar
postoperatif 1. ve 3. aylarda IPSS, rezidüel idrar hacmi, Qmax ve Qort değerleri
açısından değerlendirildi ve iki grup arasında karşılaştırma yapıldı. İstatiksel incelemeler için SPSS16.0 programı kullanıldı ve p<0.05 değeri istatiksel olarak anlamlı kabul edildi.
Bulgular: İki grup arasında preoperatif hasta özellikleri açısından fark izlenmedi.
BIVAP yapılan grupta ortalama operasyon süresi anlamlı olarak daha fazlave hastanede yatış süresi anlamlı olarak daha azdı. İki grup arasında preoperatif ve postoperatif serum elektrolit, hemoglobin ve hematokrit değerleri açısından anlamlı
fark izlenmedi. BIVAP yapılan hasta grubunda ciddi dizüri izlenme oranı anlamlı
olarak fazla iken diğer postoperatif komplikasyonlar açısından fark olmadığı tespit
edildi. Postoperatif takip sonuçları iki grupta da benzer olarak tespit edildi.
Sonuç: Bipolar TURP, AÜSS tedavisinde güvenli ve etkili bir şekilde kullanılabilecek minimal invazif cerrahi bir yöntemdir. BIVAP daha kısa hastanede yatış
süresi ile bipolar TURP ’ye alternatif bir yöntemdir.
Anahtar kelimeler: BIVAP; bipolar TURP; BPH
476
11. Üroonkoloji Kongresi
POSTER
P202
PROSTATTA KÜÇÜK LENFOSİTİK LENFOMA/KRONİK LENFOSİTİK
LÖSEMİ TUTULUMU
1
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Patoloji Anabilim Dalı, İzmir
2
Giriş: Bir B hücreli neoplazi olan Küçük lenfositik lenfoma/Kronik lenfositik lösemi (SLL/CLL) periferik kan, kemik iliği ve lenf nodlarını tutan, monomorfik
küçük yuvarlak lenfositlerden oluşur. Yavaş seyirli ve sinsi gidişli bir hastalık olup,
ilk tanı konulduğunda genellikle kemik iliği ve periferik kan tutulumu ile birlikte
olup,karaciğer ve dalak en sık tutulan viseral organlardır. Bu olgu sunumunda bu
tip bir neoplazide oldukça seyrek bir şekilde prezente olan infravezikal obstruksiyon ve prostatın infiltrasyonu ele alınmaktadır
Olgu: SLL/CLL tanısıyla Hematoloji kliniğince takip edilen ve ileri derecede alt
üriner sistem obstruktif semptomları olan hastada PSA:7,3 ng/ml olup, rektal tuşesi benign görünümde olup transrektal ultrasonografide prostat hipertrofisi ile
uyumluydu. TRUS(Transrektal ultrasonografi) eşliğinde prostattan 10 adet biopsi
alınarak patolojiye gönderildi. Birkaç bezde yüksek dereceli PIN bulguları ve stromada diffüz dağılım gösteren lenfoid infiltrat dikkat çekmekteydi. Biopsilerinin
hiçbirinde prostatik adenokarsinom görülmedi. İmmunohistokimyasal incelemede lenfoid infiltratı oluşturan hücrelerin çoğu CD20 ve bcl-2, bir kısmı CD3
pozitifti. Ayrıca CD20 pozitif hücrelerin bir kısmında CD5, CD43 ve CD23 pozitifliği de görülmekteydi. Bu hücreler cyclin D1 ile negatifti. Fizik muayenede
sol aksilla ve servikal lenfadenopatiler mevcuttu. Hepatosplenomegali saptanmadı. Periferik kanda beyaz küre 42.600 olup bunun %82’si (35.200) lenfositlerden,
%14’ü (6.100) granülositlerden oluşmaktaydı. Abdominopelvik bölgenin bilgisayarlı tomografisinde bilateral aksiler, mediasten, inguinal, mezenterik ve paraaortik en büyüğü 25 mm olan lenfadenopatiler mevcuttu. Bası yapan herhangi bir
lenfadenopati saptanmadı. Karaciğer ve dalak normal boyutlardaydı. Alınan kemik iliği biyopsisi “küçük lenfositik lenfoma/kronik lenfositik lösemi” ile uyumlu bulundu. Hematoloji kliniğince izlenen hastanın alt üriner sistem obstruktif
semptomlarına yönelik almış olduğu medikal tedavilerden fayda görmemesi üzerine hastaya TUR-Prostat (TransUretralRezeksiyon) yapıldı.Alınan dokuların
6-10 Kasım 2013, Antalya
477
BPH
Sedat Karakoç1, Volkan Şen1, Ozan Bozkurt1, Ömer Demir1, Güven Aslan1,
Adil Esen1, Burçin Tuna2, Kutsal Yörükoğlu2
POSTER
BPH
patolojik incelemesinde Küçük lenfositik lenfoma/Kronik lenfositik lösemi ile
uyumlu neoplastik lenfositik infiltrat olarak değerlendirildi.
Sonuç: Bu olgu sunumunda alt üriner sistem obstruktif semptomları ve yüksek
PSA seviyesi olan sekonder bir prostatik lenfoma olgusu sunduk. Medikal tedaviye yanıtsız bu gibi olgularda alt üriner sistem semptomlarının palyasyonu için
TUR-P güvenle uygulanabilir.
Anahtar kelimeler: Prostat, Lenfoma
478
11. Üroonkoloji Kongresi
HER İNGUİNAL HERNİ HASTASI BPH AÇISINDAN TETKİK EDİLMELİ Mİ?
Adnan Şimşir, Ömer Ünalp, Rasim Farajov, Fariz Cebiyev,
İbrahim Cüreklibatır, Ahmet Çağ Çal
BPH
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
Giriş: İnguinal hernilerle, ileri yaş grubunda sıklıkla karşılaşılmaktadırlar. Bunun
temel nedeni yaşlanmanın bir sonucu olarak azalmış doku desteğidir. Ayrıca
KOAH, BPH ve kronik konstipasyon gibi karın içi basıncını artıran kronik hastalıklarda bu süreci hızlandırmaktadırlar. Bu çalışmada inguinal herni cerrahisi
uygulanan hastalar içerisinde, preoperatif BPH tanısı almış vetedavi altında olan
veya BPH açısından tetik edilmiş hastalar değerlendirilmiştir
Gereç Yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji ve Genel Cerrahi kliniklerinde inguinal herni nedeniyle 2007 ocak ve 2012 aralık zaman aralığında opere
edilmiş 723 hasta araştırıldı. Hastalar içerisinde BPH medikal tedavisi alan veya
preop. Alt üriner sistem semptomları nedeniyle üroflowmetrik incelemeleri yapılmış hastalar ayrı bir grup olarak araştırılarak akım şiddeti, rezidü volum ve inguinal herni ilişkisi araştırılmıştır.
Bulgular: BPH ilişkili aüss olan 163 inguinal herni hastasının ortalama akım hızı
16.4 ml/sn(4-37), işeme sonrası rezidü idrar volumu 75ml(0-410), ortalama akım
hızı da 7.8ml/sn (2.5-20.1) olarak saptandı ve bu değerler ile inguinal herni varlığı
arasında pozitif bir ilişki saptanamadı.
Sonuç: İnguinal herni ileri yaş grubunda daha sık izlenen bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlığın BPH ile birlikte görülmesinin temel nedeni neden-sonuç ilişkisinden
çok her iki rahatsızlığın da ileri yaş grubunda ortaya çıkmasıdır.
Anahtar kelimeler: BPH, ileri yaş
6-10 Kasım 2013, Antalya
POSTER
P203
479
POSTER
PROSTAT KANSERİ
P204
PROSTAT KANSERİ VE BPH HASTALARINDA İDRAR PCA3, PSA, MMP2,
MMP9 GEN EKSPRESYON ARAŞTIRMASI
Taha Reşit Özdemir1, Adnan Şimşir2, Haluk Akın3, Ahmet Çağ Çal2,
İbrahim Cüreklibatır2
1
İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genetik Tanı Merkezi, İzmir
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hastanesi, Üroloji Anabilim Dalı, İzmir
3
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hastanesi, Tıbbi Genetik Anabilim Dalı, İzmir
2
Giriş: Artmış serum PSA seviyeleri ile birlikte negatif biyopsi bulguları prostat
kanseri kesin tanısı için komplike bir durum ortaya koymaktadır. Bu çalışmamızdaki amacımız prostat kanseri ve BPH hastalarında, PCA3 (prostate cancer gene
3), MMP2 ve 9 (matrix metalloproteinase 2 ve 9), PSA idrar mRNA ekspresyonlarının teşhis ve prognoz açısından yararlılık durumlarını değerlendirmektir.
Gereç Yöntem: Bu amaçla 74 prostat kanseri, 60 BPH ve 41 kontrol olgu bu araştırmaya alındı. Olgular, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD tarafından seçildi. Gruplara ait ortalama yaş değerleri prostat kanseri için 61.20±11.05, BPH için
65.25±11.90 ve kontrol grubu için 44.12±15.26 olarak tespit edildi. Olgulardan,
dijital rektal muayene sonrası idrar örnekleri toplandı. PCA3, MMP2, MMP9 ve
PSA mRNA ekspresyon seviyeleri RT PCR yöntemi kullanılarak tespit edildi.
Bulgular: Student t test kullanılarak yapılan analiz sonucunda PCA3 ekspresyon
seviyesinin prostat kanseri hastalarında, BPH ve kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek olduğu görüldü (p=0.001). PCA3’ e ait ROCanalizi anlamlı bulundu
(area under the curve of 0.659, p:0.002). Diğer taraftan MMP9 ekspresyon seviyesi prostat kanseri hastalarında gleason skoru ile anlamlı korelasyon gösterdiği
tespit edildi.
Sonuç: Çalışma bitiminde prostat kanseri hastalarının idrar PCA3 ve MMP9 ekspresyon profilleri, prostat kanseri tanı ve yönetiminde kullanışlı olabileceği sonucuna varıldı.
Anahtar kelimeler: Prostat kanseri, PCA3, gen ekspresyonu
480
11. Üroonkoloji Kongresi
YAZAR DİZİNİ
YAZAR DİZİRİ
A
Abat, Deniz 439
Abdulmajid, Umar 3
Acar, Cenk 21, 32, 410, 437, 447
Acar, Ömer 68, 94, 99, 117, 124, 138,
140, 197, 278, 338, 441
Acıbucu, Kadir 228
Açıkalın, Mustafa 397
Açıkgöz, Onur 166
Afandiyev, Faraj 64, 434
Ahuja, Ashish 348
Akand, Murat 12, 271
Akarken, İlker 18, 204, 266, 276, 293,
301, 352, 419
Akbaba, Kağan Türker 257, 258, 260,
262, 469
Akbal, Cem 55
Akbay, Erdem 173
Akbörü, Mustafa Halil 158
Akbulut, Mehmet Fatih 364, 366
Akçay, Muzaffer 96
Akdemir, Fatih 326
Akdere, Hakan 57
Akdoğan, Bülent 28, 31, 38, 61, 78,
194, 297, 298, 398, 435
Ak, Esat 437
Akgül, Murat 9, 55, 85, 242, 244, 248,
250, 252, 403
Akgün, Hülya 87
Akgün, Veysel 219
Akın, Haluk 480
Akınsal, Emre Can 87, 110, 114, 122,
142, 144, 146, 147, 149, 305,
330, 332, 334, 336, 342, 375,
380, 383
Akın, Yiğit 271, 463
Akkaş, Gizem 311
Akman, Ramazan Yavuz 280
Akman, Tolga 304
Akpek, Sergin 140, 197
Aksüt, Hakan 428
Aktaş, Zeki 153
Aktöz, Tevfik 256
482
Aktuğ, Hüseyin 164
Akyol, Fadıl 31, 202
Alan, Cabir 184
Albayrak, Asım 412
Albayrak, Sebahattin 241, 357
Alço, Gül 235
Aldemir, Mustafa 156, 175, 326, 473
Aldemir, Nuh 146
Alkibay, Turgut 437
Alp, Bilal Fırat 121, 219, 320, 358, 393,
415, 430, 465
Alp, Bilal Firat 387
Altan, Mesut 28, 38, 61, 78, 298, 398
Altay, Yücel 175
Amin, Mohamed Farghaly 50
Aras, Bekir 218, 223, 269, 311
Arıdoğan, İbrahim Atilla 104, 112
Arık, Deniz 340, 341
Armağan, Abdullah 96, 100, 108,
115, 304
Arslan, Ahmet Rüknettin 443
Arslan, Burak 455
Aslan, Ahmet Rüknettin 160, 170
Aslan, Güven 80, 129, 136, 285, 287,
291, 367, 369, 371, 373, 405,
407, 420, 422, 424, 451, 477
Asutay, Kazım 9, 242, 244, 248, 250
Ataç, Fatih 70, 103, 105, 107, 113, 226,
307, 444, 449
Atakan, İrfan Hüseyin 57
Ataus, Süleyman 22, 201, 354
Atay, İrfan 410
Ateşçi, Yusuf Ziya 177, 178, 180, 240,
313, 476
Ateş, Ferhat 52, 153, 246
Ateş, Hüseyin Aytaç 225, 459
Ateş, Mutlu 463
Atmaca, Ayşegül 105, 113, 449
Atmaca, Hulusi 105, 113, 449
Avcı, Akın 146
Avcı, Egemen 12, 271
Avcı, Sinan 228
Ayan, Semih 82, 171
Ayaz, İbrahim Orkunt 426
Aydın, Murat 398
Aydoğdu, Özgü 177, 178, 180, 240,
313, 476
Aydos, Murat 228
Aygün, Yüksel Cem 355
Aynur, Bahri Serkan 39, 214, 216
B
Babacan, Oğuzhan 415
Baba, Dursun 324
Bal, Nebil 238
Baltacıoğlu, Feyyaz 349
Baltacı, Sümer 35, 36, 64, 289, 309,
314, 315, 318, 346, 395, 409,
434
Barlan, Metin 235
Başal, Şeref 387, 430
Başaran, Ekrem 471
Başar, Halil 344, 391, 428
Başeskioğlu, Ali Barbaros 33, 111
Başıbüyük, İsmail 96, 100, 108, 115,
304
Başsorgun, İbrahim 271
Batur, Halitcan 316
Bayazıt, Yıldırım 439
Baydar, Dilek Ertoy 398
Baydilli, Numan 102, 110, 114, 122,
142, 144, 146, 149, 305, 330,
332, 334, 336, 375, 378, 380
Baykan, Özgür 55, 252
Bayol, Naciye Ümit 293
Bedük, Yaşar 64, 299, 314, 315, 316,
317, 360, 395, 396, 434
Behzatoğlu, Kemal 150, 329, 347, 459
Beksaç, Alp Tuna 297
Beksaç, Tuna 435
Benlioğlu, Can 93
Berberoğlu, Tanju 158
Berber, Ufuk 52
Berg, Roderick Van Den 21
Beyaz, Cengiz 70, 105, 107, 449
Beyazıt, Kubilay 412
11. Üroonkoloji Kongresi
C
Canaz, Funda 66, 193, 453
Can, Bilge 432
Can, Cavit 33, 42, 66, 98, 111, 125,
192, 193, 340, 341, 397, 453
Can, Ertan 45, 266
Canöz, Özlem 342
Cebeci, Oğuz Özden 454
Cebiyev, Fariz 479
Cengiz, Kısmet Burak 171
Cevheroğlu, Nertila Hysenaj 351
Ceyhan, Erman 78
Cezayirli, Fatin 68, 94, 117, 124, 138,
140, 197, 278, 338, 441
Cho, Duck 51
Coşkun, Burhan 29, 182, 184, 186,
188, 457
Coşkun, Zafer Ünsal 158
Cüreklibatır, İbrahim 479, 480
6-10 Kasım 2013, Antalya
Ç
Çakina, Suat 57, 467
Çakmak, Özgür 18, 45, 204, 206, 266,
276, 293, 301, 352, 419
Çal, Ahmet Çağ 479, 480
Çalışkan, Süleyman Tümer 307
Çaloğlu, Murat 256
Çaloğlu, Vuslat Yürüt 256
Çam, Haydar Kamil 76, 190
Çam, Kamil 131, 324, 471
Çamlıkıyı, Hakan 412
Çamtosun, Ahmet 166
Çekmen, Arman 224, 329
Çelebi, İlhan 80, 136, 362, 373
Çelen, Sinan 29, 37, 186
Çelik, Hüseyin 92
Çelik, Orçun 12
Çelik, Serdar 80, 367, 369, 371, 373,
405, 407, 451
Çetin, Hasan 226
Çetin, Serhat 447
Çetintaş, Vildan 164
Çıtamak, Burak 38
Çiçek, Tufan 134
Çicek, Ali Fuat 387
Çift, Ali 93
Çiftçi, Evrim 42, 192, 453
Çiftçioğlu, Mehmet Akif 271
Çiftçi, Seyfettin 26, 39, 208, 212, 214,
216, 230, 232, 385, 389, 417
Çitamak, Burak 28
Çitgez, Sinharib 41
Çoşkun, Burhan 37
Çömez, Kaan 80, 129, 136, 285, 287,
291, 367, 371, 373, 405, 407
Çubuk, Alkan 160
Çukurçayır, Funda 256
Çulha, Mehmet Gökhan 150, 329
D
Değer, Ayşe Nur 269, 311
Değer, Mutlu 104
Değer, Serdar 84
Demaqi, Shqiptar 199
Demirbaş, Arif 382
Demirci, Deniz 87, 102, 110, 114, 122,
142, 144, 146, 147, 305, 334,
375, 380, 383
Demirdağ, Çetin 41, 354
Demirer, Zafer 358, 415, 430
Demirleğen, Akın 330, 332
Demir, Ömer 15, 48, 80, 136, 285,
287, 291, 362, 367, 369, 371,
373, 405, 407, 420, 422, 424,
477
Demirtaş, Abdullah 87, 102, 110, 114,
122, 142, 144, 146, 147, 149,
305, 330, 332, 334, 336, 342,
375, 378, 380, 383
Dervishi, Lutfi 11, 169, 199
Dikmen, Ayşe Veyhürda 210, 475
Dillioğlugil, Özdal 26, 39, 208, 212,
214, 216, 230, 232, 385, 389,
417
Dirim, Ayhan 258, 260, 262, 469
Doğanay, Yahya 383
Doğan, Çağatay 22, 84, 201
Doğan, Hasan Serkan 162
Doluoğlu, Ömer Gökhan 46, 382
Dormer, John 3
Dönmez, İrfan 194, 435
Dönmez, Turgut 33, 66, 341
Duman, Bahadır 320
Duman, İbrahim 12
Duran, Mesut Berkan 257, 258, 260,
262, 355, 469
Dursun, Furkan 52, 246
Dündar, Gökçe 82, 171
Dündar, Mehmet 284
E
Ebiloğlu, Turgay 219
Efesoy, Ozan 173
Ekici, Musa 327
Ekin, Rahmi Gökhan 18, 45, 204, 206,
266, 276, 293, 301, 352, 419
483
YAZAR DİZİNİ
Bıçaklıoğlu, Fatih 437
Bikirov, Muslim 327
Bilen, Cenk Yücel 59, 91, 123, 400
Bilgehan, Münir 42, 340, 341, 453
Bilir, Cemil 154, 413
Bilir, Gülay 344
Blok, Willem De 32
Bloss, Jolanda 32
Bolat, Murat 152, 264
Bostancı, Yakup 70, 103, 105, 107,
113, 226, 444, 449
Boxler, Silvan 5
Bozdoğan, Nazan 391
Bozkurt, İbrahim Halil 254, 455
Bozkurt, Ozan 48, 80, 136, 285,
287, 291, 362, 367, 369, 371,
373, 405, 407, 420, 422,
424, 477
Bozlu, Murat 168, 173, 309
Börekoğlu, Ali 112
Bulut, Ender Cem 410
Butterworth, Paul 3
YAZAR DİZİRİ
Ekmekçioğlu, Oğuz 87, 114, 122, 142,
146, 147, 149, 305, 330, 334,
336, 375, 380, 383
Elbir, Fatih 96, 108, 115
Ellidokuz, Hülya 48
Ener, Kemal 156, 175, 326, 473
Engin, Hüseyin 154, 413
Erbaş, Oytun 164
Erbay, Gürcan 238
Erbin, Akif 366
Ercan, Tülay 235
Erdem, Erkan 351
Erdem, Havva 324, 471
Erdem, Mehmet Remzi 96, 100, 108,
115, 160, 170, 304, 443
Erdoğan, Özdemir 88
Erdoğan, Sarper 84
Erdoğan, Şeyda 439
Erdoğru, Tibet 12, 271
Erel, Özcan 175
Eren, Ali Erhan 184
Ergen, Ali 435
Eriş, Ali Hikmet 282, 322
Erkan, Erkan 8, 150, 224, 225, 329,
347, 459
Erman, Mustafa 298
Ermiş, Ekin 158
Eroğlu, Ünsal 447
Ersoy, Hamit 221
Ersöz, Cevper 100
Eruyar, Ahmet Tuğrul 454
Esen, Ahmet Adil 291, 362, 367, 369,
371, 405, 422, 451, 477
Esen, Tarık 68, 94, 99, 117, 124, 138,
140, 197, 278, 338, 441
Ezer, Mehmet 78
F
Farajov, Rasim 479
Fetahu, Avni 169, 199
G
Garayev, Asgar 85
484
Gazel, Eymen 166
Gevher, Fetullah 41, 354
Gezer, Murat 354
Gezer, Sinem 15
Goyal, Arvind 348
Göğüş, Çağatay 35, 36, 88, 289, 299,
314, 315, 316, 317, 318, 346,
395, 396
Gök, Alper 93
Gökalp, Fatih 104, 112
Gökçe, Gökhan 82, 171
Gökçe, İlker 35, 88, 299, 314, 316, 318,
346, 360
Gökçe, Mehmet İlker 64, 289, 395
Gökçen, Kaan 92
Gökten, Özgür Elvan 412, 446
Gönülalan, Umut 134
Graefen, Markus 132
Grupp, Katharina 132
Guragac, Ali 387
Guzey, Meral 7
Güçlü, Adil Güçal 289
Güdeloğlu, Ahmet 78, 400
Gülecen, Turgay 230
Güler, Ozan Cem 238
Gülmez, Hakan 271
Gülmez, İbrahim 87, 102, 110, 114,
122, 142, 144, 147, 305, 334,
375, 380, 383
Gül, Özen Öz 446
Gülpınar, Ömer 64, 289, 314, 316, 317,
360, 395, 396, 409, 434
Gültekin, Emin Yener 82
Gültekin, Onur 173
Gültekin, Yener 171
Gül, Ümit 43
Gülyaşar, Tevfik 57, 467
Gündoğan, Ömer 460
Gündüz, Ömer Köyer 204
Güner, Ekrem 426
Güner, Sebnem İzmir 426
Günlüsoy, Bülent 309, 455
Günseren, Ömür 182, 184
Gürağaç, Ali 320, 358, 415, 430, 465
Gürboğa, Özgür 15, 362
Gürbüz, Zafer Gökhan 364, 366
Gürdal, Mesut 241
Gürel, Abdullah 66, 98, 340, 397
Gürkan, Levent 99
Gürsoy, Eray 412, 446
Güven, Eşref Oğuz 344, 391
H
Hacıyev, Perviz 289
Hadaschik, Boris 195
Halaç, Metin 354
Hamid, Amr Mohamed Abdel 50
Hamidi, Nurullah 395, 396
Hasçiçek, Ahmet Metin 46, 382
Hatiboglu, Gencay 195
Hızlı, Fatih 344, 391, 428
Hohenfellner, Markus 5, 195
Huland, Hartwig 132
Hürmüz, Pervin 31, 202
Hwang, In Sang 51
I
Irkkan, Çiğdem 473
Işık, Evren 74
Izbicki, Jakob 132
İ
İğdem, Şefik 235
İlbey, Yusuf Özlem 18, 45, 204, 206,
266, 276, 293, 301, 352, 419
İleri, Fatih 398
İnanç, Berrin 274
İnanç, Kubilay 274
İnce, Selami 465
İnci, Kubilay 59, 91, 123, 400
İnci, Osman 57, 467
İşoğlu, Cemal Selçuk 266, 301, 352, 419
İzol, Volkan 104, 112
J
Jung, Chaeyong 51
11. Üroonkoloji Kongresi
Kaçağan, Coşkun 324, 471
Kahrıman, Güven 87, 378
Kalkan, Senad 108
Kanat, Feyzi Mutlu 65
Kandemir, Özlem 173
Kang, Taek Won 51
Kankaya, Duygu 88
Kaplan, Mustafa 309
Karabacak, Osman Raif 152, 264, 327
Karabay, Emre 8, 347
Karabıçak, Mustafa 419
Karabulut, Erdem 31, 202
Karaca, Zeynep 55
Karaçetin, Didem 426
Karademir, Kenan 52, 153, 246
Karakan, Tolga 46
Karakoç, Sedat 369, 477
Karakoyunlu, Nihat 221
Karaköse, Ayhan 177, 178, 180, 240,
313, 476
Karalar, Mustafa 463
Karaoğlan, Üstünol 410
Karazindiyanoğlu, Sinan 92
Kardaş, Sina 100
Karslıoğlu, Yıldırım 393
Karşıyakalı, Nejdet 224
Kartal, İbrahim Güven 28, 38, 59, 123
Kasap, Yusuf 166
Kasumaj, Rexhep 169
Kaya, Cevdet 443
Kaya, Engin 219, 358, 393
Kaygısız, Onur 29, 37, 65, 72, 182, 184,
186, 188, 457
Kayıgil, Önder 74, 156, 473
Kayıkcı, Ali 471
Kayıkçı, Ali 131
Kayıkçı, Muhammet Ali 76
Kayış, Aytaç 409
Kayikci, Cihan 462
Kaynar, Asuman 158
Kazan, Ercan 284
Kefi, Aykut 285, 369
6-10 Kasım 2013, Antalya
Keleş, Ahmet 401
Keleş, İbrahim 463
Kervancıoğlu, Enis 134
Keske, Murat 156, 326
Keskin, Mehmet Selçuk 432
Khan, Masood 3
Kılçıksız, Sevil 158
Kılıçarslan, Hakan 162, 182
Kılıççalan, Harun 192, 193
Kılıç, Metin 228
Kızılkan, Yalçın 257, 258, 260, 262,
355, 469
Kız