close

Enter

Log in using OpenID

DERGİ - tursab.org.tr

embedDownload
TÜRSAB
EKİM 2014 OCTOBER 352
DERGİ
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Association of Turkish Travel Agencies
SULTANAHMET MEYDANI
SULTANAHMET SQUARE
AYDER YAYLASI
AYDER PLATEAU
FOÇA
İSTANBUL
ARKEOLOJİ
MÜZELERİ’NDE
YENİ SERGİ
NEW EXHIBITION
AT ISTANBUL
ARCHEOLOGICAL
MUSEUMS
www.istanbularkeoloji.gov.tr
Sayı 352
Ekim 2014
Issue 352
2014 October
TÜRSAB
TÜRK‹YE SEYAHAT ACENTALARI B‹RL‹⁄‹
‹çindekiler
Contents
taraf›ndan ayl›k olarak yay›nlan›r
Published monthly by
ASSOCIATION OF TURKISH TRAVEL AGENCIES
ISSN 1300-3364
Cumhuriyet 91 yaşında
The Republic is 91 years old
Sultanahmet Meydanı
Sultanahmet Square
8
Cumhuriyet 91 yaşında
The Republic is 91 years old
TÜRSAB ad›na Yay›n Koordinatörü
Publication Coordinator on behalf of TÜRSAB
Arzu ÇENG‹L
18
Kalbim Ayder’de kaldı...
I have left my heart in Ayder...
Yayın Kurulu
Editorial Board
Başaran ULUSOY, Arzu ÇENGİL,
Hümeyra ÖZALP KONYAR,
Ayşim ALPMAN, Özgür AÇIKBAŞ,
Elif TÜRKÖLMEZ, Gökçen EZBER
27
Meydan kavramı ve İstanbul
SULTANAHMET
Tha square concept and İstanbul
SULTANAHMET
Görsel ve Editoryal Yönetim
Visual and Editorial Management
Hümeyra ÖZALP KONYAR
34
Kurban Bayramınız kutlu olsun
Have a good feast of the Sacrifice
AYDER
Sheraton Adana
54
Sheraton Adana Açıldı
Sheraton Adana Opens
Haber ve Görsel Koordinasyon
News and Visual Coordination
Özgür AÇIKBAŞ
Grafik Uygulama
Graphical Implementation
Özgür AÇIKBAŞ
38
Unveiled İstanbul
Unveiled İstanbul
44
Turizm Medya Grubu:
Volkan Ataman
Tourism Media Group:
Volkan Ataman
TÜRSAB ad›na Sahibi
Owner on behalf of TÜRSAB
Başaran ULUSOY
Sorumlu Yaz› ‹şleri Müdürü
Managing Editor
Feyyaz YALÇIN
12
FOÇA
FOÇA
36
Türkiye’de yaz saati
uygulaması sona eriyor
Daylight saving time in Turkey is over!
Yerel Süreli Yay›n
Local Periodical
Baskı
Printing
Müka Matbaa
Kurban Bayramınız kutlu olsun
FOÇA
Have a good feast of the Sacrifice
Bask› Tarihi
Print Date
Ekim/October 2014
TÜRSAB
Tel: (0.212) 259 84 04
Faks: (0.212) 259 06 56
Esentepe Mah. Villa Cad. No: 7
Şişli-İstanbul/Türkiye
www.tursab.org.tr
e-mail: [email protected]
56
TÜRSAB Haberler
TÜRSAB News
facebook.com/tursabmerkez
60
EXPO Haberler
EXPO News
twitter.com/tursaborgtr
twitter.com/ulusoy_basaran
instagram.com/_tursab_
instagram.com/basaranulusoy
62
THY Haberler
THY News
Şerif Yenen
Volkan Ataman
TÜRSAB DERG‹, Bas›n Konseyi üyesi olup, Bas›n
Meslek ‹lkeleri’ne uymaya söz vermiştir. TÜRSAB
DERG‹’de yay›nlanan yaz› ve fotoğraflardan
kaynak
gösterilmeden
al›nt›
yap›lamaz.
TÜRSAB MAGAZINE is a member of the Turkish Press Council
and has resolved to abide by the Press Code of Ethics. None
of the articles and photographs published in the TÜRSAB
MAGAZINE maybe quoted without mentioning of resource.
Başaran Ulusoy
TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkan›
The President of TÜRSAB
DAHA NİCE
BAYRAMLARA
HAPPY ANNIVERSARY
İçine iki bayram sığdıran bir aydayız. Bu ay, hem
91. yaşını kutlayacağımız Cumhuriyet Bayramı,
hem de 4-7 Ekim tarihlerinde idrak edeceğimiz Kurban Bayramı sebebiyle sevinç ve coşku
doluyuz.
Bayramlar bizi birbirimize yakınlaştırıyor. Birlikteyken daha mutlu olduğumuzu, birbirimize
el verdiğimizdeyse daha güçlü olduğumuzu
hatırlatıyor. Bu bakımdan, hem ülkemize hem
de bölgemize barış, huzur ve refah getirecek bu
özel günlerin kıymetini bilmeli, bayramları hep
birlikte, el ele gönül gönüle kutlamalıyız.
Kurban Bayramı’nın sektörümüz için bir önemi
de, hiç şüphesiz inanç turizmine yaptığı katkı.
İnanç turizminde çok daha güçlü, çok daha büyük işler yapan bir TÜRSAB var artık. Türkiye’den
her yıl yaklaşık 500 bin kişi, hac ve umre yapmak
amacıyla kutsal topraklara gidiyor. Bu kişilerin
yaptıkları harcamaların toplamı 1 milyar doların
üzerinde. Bu rakamlar da inanç turizminin sektörümüz için ne kadar önemli olduğunu ortaya
koyuyor. Bu konuda sorunlarımız yok mu, tabi ki
var. Diyanet İşleri Başkanlığı ile olsun, Kültür ve
Turizm Bakanlığı ile olsun, yaptığımız görüşmelerle bu sorunları da çözmeye çalışıyoruz. Şimdilik
bize düşen, kutsal bir görev uğruna o topraklara
giden misafirlerimizi en iyi şekilde ağırlamak ve
ihtiyaç duydukları konforu sağlamak.
Bizim için kutsal olan bir başka değer ise Cumhuriyetimiz. Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere hediyesi olan Cumhuriyet’e gözümüz gibi bakıyoruz.
Onun açtığı yolda, ülkemizi muasır medeniyetler
seviyesine çıkarıp daha da ileri götürmek için var
gücümüzle çalışıyoruz. Cumhuriyet ve Kurban
bayramlarınızı en içten dileklerimle kutluyor, hepinize ve tüm Türkiye’ye sağlık, başarı ve huzur
dolu nice bayramlar diliyorum.
This is a month with two festivities. We are full
of joy and pride, because we will be celebrating
both the 91st anniversary of our Republic and
the Feast of Sacrifice between October 4 and
October 7.
It is during such festivities that we get close
to one another. They remind us some crucial
values like the strength of solidarity and the
happiness of staying together. Hence, we should
cherish such important days which will bring
peace and welfare both to our country and to
our region and celebrate these festivities all
together with great sincerity.
The Feast of Sacrifice is crucial for us for its
contribution to faith tourism. TÜRSAB is now
more active and contributing a lot more to
the development of faith tourism. Each year
approximately 500 thousand people visit the
sacred lands for hajj and umrah. These visitors
spend more than1 billion dollars. All these
figures make it very clear that faith tourism is
very crucial for our industry. Of course we have
a number of challenges in this field. We are trying to come over these challenges through our
negotiations with the Directorate of Religious
Affairs and the Ministry of Culture and Tourism.
Our present responsibility is to accommodate
these visitors comfortably during their visits to
the holy lands.
Our Republic is another sacred value for us.
We are doting on our Republic which is the gift
our Mustafa Kemal Atatürk. We are trying very
hard to raise our country to the level of contemporary civilizations.
I wholeheartedly congratulate your Republic
Day and Feast of Sacrifice and wish health, success and peace for many long years ahead.
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 3
akut.org.tr
twitter.com/AKUT_Dernegi
facebook.com/AKUT
AKUT yaz 2930’a gönder, 5TL bağış yap, bir hayat da sen kurtar!
CUMHURİYET 91 YAŞINDA
Tüm ulusumuzun Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyor,
coşku ve birlik içinde nice bayramlar diliyoruz.
Cumhuriyet fazilettir...
THE REPUBLIC IS 91 YEARS OLD
We congratulate the Republic Day of our nation and wish very happy anniversaries for many long years to come.
The Republic is a merit.
Böyle demişti Mustafa Kemal Atatürk. Ve eklemişti: “Cumhuriyet idaresi
faziletli insanlar yetiştirir.” Bu yıl 91. yaşını kutladığımız Cumhuriyetimiz her
yıl “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” yetiştirmeye devam ediyor. 29
Ekim 1923’te Türkiye Büyük Millet Meclisi, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu, namı
diğer 1921 Anayasası’nda yaptığı değişiklikle, devletin yönetim biçimini
Cumhuriyet olarak ilan etmişti. Aynı gece bu ilan, atılan 101 pare top ile
kutlanmış, halk yeni yönetim biçimini mutlulukla karşılamıştı. Bugün, üzerinden 91 yıl geçmişken bu özel günü yine coşku ve mutlulukla kutluyoruz.
Bugün ulusumuz için neden bu kadar özel? Çünkü milletimiz bu yönetim
biçimiyle birlikte, kendi kendini de yönetmeye başlamış, bir başka deyişle
aklı ve vicdanıyla, karar mekanizmalarına katılmayı başarmıştır. Tarihte
eşi görülmemiş bir kurtuluş mücadelesiyle gücünü tüm dünyaya kanıtlayan halk, bu zorlu dönemin sonunda gelen aydınlık günleri kutlamayı da
bilecektir. İşte Cumhuriyet Bayramı kutlamaları, aslında biraz da bizlere
bu refah dolu ülkeyi bırakan atalarımıza ve başta Mustafa Kemal Atatürk
olmak üzere ülkenin geleceği için çalışan herkese şükran sunma günleridir.
Her yönetim biçimi, kendi döneminin şartları içinde değerlendirilmelidir
elbette. Ama önceki yönetim biçimleri, özellikle bir padişahın ülkeyi “tek
adam” olarak yönetimi, halkın lehine bir durum değildi. Zaten Kurtuluş
Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasından sonra TBMM, 1 Kasım 1922’de
saltanatı da bu nedenle kaldırmıştı. Cumhuriyet sadece kağıt üstünde bir
yönetim biçimi değişikliği olmadı şüphesiz. Türkiye Cumhuriyeti artık
üretimde daha güçlü, eğitimde daha bilinçliydi. Geleceğe güvenle bakan,
üreten, umutlu bir halka sahipti. Savaşın yorgunluğuna aldırış etmeden bu
ülkeyi ileri taşımak için çalışıp didindi.
ESKİ
KUTLAMALAR...
Belki de her şeyde olduğu gibi eski
Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının
da tadı bir başkaydı. Cumhuriyet’in ilk
yıllarında, halk sabah erkenden kalkar,
en güzel giysilerini giyip yürüyüş yapılan
caddelere, meydanlara doluşurdu. Bugün
bu kutlama gelenekleri şiirler, şarkılar ve
Cumhuriyet konulu sergilerle okullarda devam ettiriliyor. Kutlamalarda en
coşkulu yıl ise Cumhuriyet’in 10. yılının
kutlandığı 1933 yılı idi. 10. yıl kutlamalarının ülke genelinde, köylere varıncaya
dek yaygınlaştırılması hedeflenmiş. O gün
Devlet Demir Yolları yolcularını ücretsiz
taşımış, 29 Ekim 1933’ten itibaren Yurt
adında bir gazete çıkmaya başlamış,
köylü vatandaşlar kentlerde ağırlanmış,
yabancı konuklar Ankara’ya davet edilmiş,
ülkedeki 20 bin köye bayrak götürülmüş, piyesler düzenlenmiş, konuşmalar
yapılmış. Mustafa Kemal Atatürk’ün,
“Yurttaşlarım, az zamanda çok ve büyük
işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli
Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü
olan, Türkiye Cumhuriyetidir.” sözleriyle
başlayan 10. Yıl Nutku da bu kutlamalara
damga vurmuş.
This is what Mustafa Kemal Atatürk had said. He had also added: ‘The
republican rule raises virtuous people.’ Our Republic which is 91 years old is still
raising generations with ‘free thought, free conscience and free comprehension.’
The Turkish Grand National Assembly amended the 1921 Constitution and
declared that the new regime of the state was republican. The declaration
was celebrated with 101 artillery shootings the same night and the Turkish
people embraced the new regime with happiness. Today, after 91 years of its
establishment, we still celebrate this day with great enthusiasm and happiness.
Why is this day so special for our nation? Because with this regime, our people
started to rule themselves; in other words they started taking active role in the
decision-making processes with their mind and conscience. A nation who had won
an unprecedented independence war would of course cherish the days of freedom
after the dark days. The Republic Day is actually an opportunity to express our
thanks and gratitude to our ancestors, Mustafa Kemal Atatürk and to all those
who work for the future of this country and who left this land of abundance to us.
Of course all regimes should be evaluated within their own context and special
conditions. However, the previous regime of the country, the rule of the ‘sultan’
as the one man, was not to the advantage of the people. After the War of
Independence was won, the Grand National Assembly of Turkey abolished the
sultanate on November 1st 1922 for this very reason.
Undoubtedly, the foundation of the republic was not something that stayed on
paper only. The Republic of Turkey was now more powerful in production and
more conscious in education. The people of the country had now great trust in
and hope for their future. Everyone had worked diligently without heeding the
weariness of war to carry the country to the future.
CELEBRATIONS ON THE OLD DAYS...
Perhaps, as with all things old, in the good old days the
Republic Day celebrations had somehow a different taste.
During the first years of the Republic, everyone used to get
up early in the morning and wear their best clothes and fill
the streets and squares to participate in public marches.
Today, such traditions are still alive at schools with recitations
of poems, songs and exhibitions with republican themes. One
of the most enthusiastic celebrations was the one in the 10th
anniversary of the foundation of the Republic. The authorities
at the time wanted these celebrations to be organized in all
parts of the country, including the villages. On the day of the
celebrations, the State Railways carried its passengers for
free. A newspaper titled ‘Yurt’ (Nation) was launched as of
October 1933 and people from the villages were hosted in
cities, foreign visitors were invited to Ankara, flags were taken
to 20 thousand villages, theatre plays were performed and
speeches were delivered. Atatürk crowned the celebrations with
his statements in his Tenth Anniversary Speech: ‘My people, we
achieved a lot in a short period of time. The greatest thing we
did is the epitome of Turkish heroism and culture, the Republic
of Turkey.’
1930’lu yıllarda çıktığı Anadolu
gezisinden bir anı (Shutterstock,
prostok) ve bir vals fotoğrafı.
A memory from his visit to Anatolia in
the 1930s (Shutterstock, prostok) and
a valse photograph.
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 9
Cumhuriyet ve Demokrasi
Cumhuriyetçilik, Atatürk’ün ilkelerinden
biridir. Atatürk, Cumhuriyet’i her zaman
demokrasi kavramı ile beraber ele almıştır.
O’na göre Cumhuriyet, demokrasi ile
yönetilen devlet biçimidir. Ve Türk milleti
için en uygun yönetim biçiminin bu olduğuna inanmıştır. Çünkü Türk milleti esaret
altına girmeyi sevmez. Bu ister dışarıdan
dayatılsın, ister içerideki yöneticiler tarafından dikte edilsin, Türkiye halkı özgürlüğü ve bağımsızlığı için yaşar.
Cumhuriyet’in kuruluşu sırasında Meclis’te
yaptığı o önemli konuşmada Mustafa
Kemal Atatürk, “... Cumhuriyet rejimi
demek, demokrasi sistemiyle devlet biçimi
demektir. Demokrasi ilkesinin en modern,
en mantıklı uygulamasını sağlayan hükümet biçimi Cumhuriyettir! Cumhuriyet,
yüksek ahlak değerlerine ve niteliklerine
dayanan bir yönetimdir. Cumhuriyet fazilettir. Cumhuriyet yönetimi faziletli
ve namuslu insanlar yetiştirir. Ulusal istenç, kararlılık ve bilincin seçkin eseri
olan değerli Türkiye Cumhuriyeti, her anlamda büyük Türk ulusunun öz ve
değerli malıdır. Değerli çocuklarının elinde sürekli yükselecek ve sonsuza
kadar yaşayacaktır…” diyerek Cumhuriyet’i tanımlamış ve bizlere emanet
etmiştir.
Onun mirasına sahip çıkmak hepimizin görevi. Herkese, coşku ve sevinç
dolu, kardeşçe geçen nice Cumhuriyet Bayramları dileriz.
ATATÜRK’ÜN CUMHURİYET’TEN BEKLEDİĞİ
Kurulan ilk hükümette kabine üyesi olarak görev yapan Hulusi Köymen’den ilginç bir
“Atatürk ve Cumhuriyet” anısı…
“Gazi, Mudanya yoluyla Bursa’ya gidiyordu. Kalabalık bir halk kitlesi tarafından etrafı sarılmıştı. Bir kadının, elinde bir kâğıtla Gazi’ye yaklaştığı görüldü. Zayıf bir kadındı. Gazi’nin
yolunu keserek, titrek bir sesle, “Beni tanıdın mı oğul?” dedi. “Ben sizin Selanik’ten komşunuzdum. Bir oğlum var; Devlet Demir Yolları’na girmek istiyor. Siz onu alsınlar dediniz,
fakat müdür dinlemedi. Oğlumu işe almamış. Ne olur bir kere de siz söyleyiniz.”
Gazi’nin çelik bakışlı gözleri samimiyetle parladı. Elleriyle geniş jestler yaparak ve yüksek
sesle:
“Oğlunu almadılar mı?” dedi. “Ben talimat verdiğim halde mi almadılar? Ne kadar iyi
olmuş. Çok iyi yapmışlar. İşte Cumhuriyet böyle anlaşılacak.”
Kadın kalabalığın içinde kaybolmuştu. Ve Gazi kendinden geçercesine dolu bir sesle:
“İşte Cumhuriyet’ten beklediğim sonuç” diyordu.
ATATÜRK’S EXPECTATIONS FROM THE REPUBLIC
Here is an interesting anecdote from Hulusi Köymen, a member of the cabinet in the first
government…
‘The Veteran was on his way to Bursa through Mudanya. He was surrounded by a large
crowd of people. A woman approached Atatürk with a piece of paper in her hand. She
was a slender woman. She crossed the Veteran’s path and asked with a quivering voice:
‘Son, you remember me?’ ‘I was you neighbor in Thessaloniki. I have a son. He wants to
work at the State Railways. You recommended him, but the manager did not heed. He did
not employ my son. Please, could you ask yourself?’
The Veteran’s stern eyes glimmered with great sincerity. He waved his hands and said in
a loud voice: ‘They haven’t employed you son?’ he said. ‘Even though I recommended him?
How nice. That is very good of them. This is how the Republic will be understood.’
The women was lost in the crowd. The Veteran was really moved. He was saying with
great satisfaction:
‘This is what I expect from the Republic.’
10 TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014
Atatürk 10. Yıl Nutku’nu okuyor (aşağıda), İnönü ile birlikte
çıktığı bir geziden ve ilk Meclis binası.
Atatürk delivering his Tenth Anniversary speech (below), from a
visit together with İnönü and the first National Assembly building.
The Republic and Democracy
Republicanism is one of Atatürk’s core principles. Republicanism and democracy,
for Atatürk, were always interrelated concepts. He deemed the republic as
a regime that is governed by democracy. He believed that this was the most
appropriate regime for Turkish people, because freedom is essential for them. Be
it imposed from outside or dictated by the local rulers, the Turkish society lives
for their own freedom and independence.
This is what Mustafa Kemal Atatürk stated during his crucial inauguration
speech at the National Assembly: ‘...the republican regime is a system of
democracy. The republican regime is the most modern and the most reasonable
way of governance! The Republic is based on high ethical values and qualities.
The Republic is a merit. The Republican regime raises virtuous people. The most
valuable Republic of Turkey, founded with a national will, determination and
consciousness, is the very essence and valuable property of the Turkish society.
The Republic will rise on the hands of its children and live forever...’ With these
words, Atatürk has defined and entrusted the Republic to us.
It is all of our responsibility to own his heritage. We wish everyone a very happy
Republic Day that will be celebrated with great enthusiasm and joy.
ğ
P
Ø
P
ı
æ
Œ
q
P
Äį
Ø
Œ
´
Ø
=D9:įdŒ
ž
Ö
Š
‚
P
Ø
ĉ
í
ı
į
Q
ō
P
ğ
ÃxÃçįÀŒĉĤÃæÄįdÃğįP
SAĞLAYICILARININ
ZM
Rİ
TU
LI
RK
FA
İ,
EM
ST
Si
BU REZERVASYON
OK KAZANIM SAĞLAR
RÇ
Bİ
ZE
Sİ
E
İL
Rİ
LE
EK
N
ÇE
SE
FARKLI SATIŞ
M-Acenta bir DOMİNANT markasıdır.
Dominant Turizm Yazılım ve Destek A.Ş.
www.dominant.com.tr
www.m-acenta.com
[email protected]
0216 326 86 60
FOÇA
İzmir’in kuzeyinde yer
alan Foça, Akdeniz
fokuna ev sahipliği
yapan Siren Kayalıkları,
tarihi taş evleri, limanı,
kalesi, denizi ve turuncu
günbatımlarıyla yerli
yabancı turistin gözdesi.
FOÇA
Located in the north of İzmir, Foça
is a popular destination for local and
international tourists with its Siren
Rocks hosting the Mediterranean seals,
historical stone houses, its harbour,
sea and the orange sunset.
 Rasim Konyar
12
İzmir’e yalnızca kırk dakika uzaklıkta yer alan bir
balıkçı kasabası Foça. Günübirlik hoş bir gezinti
için gelenler çoğunlukta. Çarşıda yapılan lezzetli
bir kahvaltının ardından limanda yürüyüş yapıp
dönen ya da güneş batarken şöyle güzel bir balık
yemek için uğrayan da var. Ancak şunu söylemek
lazım ki buradan “dönüş” pek kolay değil. Çünkü
Foça, insanı kendine aşık ediyor, biraz daha
kalmak için plan program iptal ettiriyor.
Belki de ses benzerliğinden dolayı aklınıza gelmiştir. Foça adı, fok sözcüğünden geliyor. Kent,
Antik Çağ’da bir İyon yerleşimi olarak ortaya
çıktığında kıyılarında yaşayan foklardan dolayı
Phokaia adını almış, sözcük günümüze Foça
olarak gelmiş.
Şehir, Aiollar tarafından MÖ 11. yüzyılda kurulmuş. Sonradan İyonya’nın en önemli yerleşim
yerlerinden biri olacak Phokaia’de İyon yerleşimi
ise MÖ 9. yüzyılda başlamış. Tarihte usta denizci
olarak bilinen Phokaialıların ayrıca mühendislikte yakaladıkları başarılarla Ege, Akdeniz ve
Karadeniz’de de çok sayıda koloni kurdukları
biliniyor.
Foça iki koydan oluşuyor. Bunların biri Büyükdeniz diğeri Küçükdeniz olarak adlandırılıyor.
Büyükdeniz Koyu balıkçı tekneleri ve yatlarla
dolu. Bu teknelerden bazıları kiralık, bazıları
da sizi Siren Kayalıkları’na götürüp gezdirmek
üzere bekliyor. Biraz ilerideki Küçükdeniz Koyu
ise daha çok restoran ve kafelerle çevrelenmiş.
Burada ister bir şeyler içip, canlı müzik dinleyip
eğlenebilir, ister balık lokantalarında Ege’nin
taze lezzetlerini tadabilir, isterseniz de bir köşeye
oturup, sessiz sakin, güneşi batırabilirsiniz.
Küçükdeniz Koyu’ndan içerilere doğru ilerlediğinizde ise karşınıza Ege kasabalarında görmeye
alışık olduğunuz bir manzara çıkıyor. Daracık
sokaklar, küçük ve güzel taş evler, kapı önünde
sıcacık sohbetler…
Foça is a fishing village only forty minutes away
from İzmir. The visitors are mostly those who come
for a daily excursion. There also those who pass
by the village for a delicious breakfast at the city
centre followed by a nice walk at the harbour or
for nice fish during dinner under the setting sun.
However, it should also be stated that returning
back from this place is not that easy. Because Foça
makes one fall in love with itself and visitors very
frequently cancel their plans just to stay there a
bit longer. Perhaps you have already noticed the
similarity of sound. The name ‘Foça’ derives from
the Greek name for seal, that is ‘phocaea’. When
the city was built as an Ion settlement during the
Antiquity, it was named as Phokaia after the seals
that lived on its shores. The name later evolved
into the present ‘Foça’. The city was established
by the Aioalls in the 11th century B.C. The Ionian
settlement in Phocaea, which was to turn into one of
the most important Ionian center, began in the 9th
century B.C. It is known that the Phocaeans, who
were master sailors and engineers, had built many
colonies in the Aegean, the Mediterranean and the
Black Sea.
Foça has two bays. One is called as ‘Büyükdeniz’
(Big Sea) and the other is called as ‘Küçükdeniz’
(Small Sea). Büyükdeniz Bay is full of fishing
boats and yachts. Some of these boats are for rent
and some others are waiting to take you to daily
excursions to the Siren Rocks. Küçükdeniz Bay
is crowded with restaurants and cafes. Here, you
can either enjoy a during and some music or taste
the delicious and fresh fish of the Aegean. You can
also sit at a silent corner and enjoy the astounding
sunset.
Once you move inland from Küçükdeniz Bay, you
come across with some usual views of the Aegean
towns. Narrow streets, lively small stone houses
and warm chats in front of the doors…
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 13
Marsilya’yı kurdular
Kasaba merkezinden ilerlediğinizde Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde
kayıkhane olarak kullanılan Beş Kapılar’a varıyorsunuz. Buraya kadar ilerlemişken, Beş Kapılar Kalesi’ni mutlaka görün. Bu antik kale, Doğu Roma
İmparatoru Michael Paleologos tarafından 1275 yılında Cenevizli Manuel
Zacharna’ya verilmiş. Phokaia’nın 1455 yılında Osmanlı topraklarına katılmasından sonra ise surlar onarılarak -bugün dokuz tanesini ayırt edebildiğimiz- kulelerle donatılmış. Beş Kapılar’da bugün Açıkhava Tiyatrosu olarak
kullanılan bölüm, Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde “kayıkhane” olarak
kullanılmış. Foça’nın güneybatısındaki “Kale Burnu”nda “Dış Kale” ya da
“Ceneviz Kalesi” diye anılan kale ise kaynaklara göre 1678 yılında bölgeyi
korumak için stratejik bir noktada, Osmanlılar tarafından, bir boğazkesen
olarak yapılmış. Bir burun üzerinde yer alan Kale, doğuda savunma amacıyla anakaradan büyük bir hendekle ayrılmış. Sualtı arkeolojik araştırmaları sırasında kale açıklarında, deniz dibinde taş gülleler bulunmuş. Bu
güllelerin, düşman gemilerine kaleden mancınıkla atılmış olduğu sanılıyor.
Foça’nın tarihiyle ilgili önemli bir bilgi de şu: Kaynaklar, Phokaialıların MÖ
6. yüzyılda Massalia’yı (Marsilya) kurduğunu gösteriyor. Denizci bir millet
olan Phokaialılar’ın Akdeniz ve Karadeniz’de kurduğu koloniler arasında
Amysos (Samsun), Lampsakos (Lapseki), Korsika’daki Alalia ve İtalya’daki
14 TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014
They built Marseilles
Once you move away from the city centre, you arrive at Beş Kapılar (Five Gates)
that was used as a boathouse during the Ottoman Era. Once you advance that
far, you should certainly visit the Beş Kapılar Fortress. This fortress from
the Antiquity was given to the Genoese Manuel Zacharna by the East Roman
Emperor Manuel Paleologos in the year 1275. After Phocaea became an Ottoman
land in 1455 the walls were restored and strengthened with towers (today nine
of them are discernable). The area which is currently used as an Open Theatre at
Beş Kapılar had been used as a boathouse during the Ottoman Era. The fortress
in ‘Kale Burnu’ (the Fortress Cape) in the southwest of Foça is also called as ‘Dış
Kale’ (Exterior Fortress) or as ‘Ceneviz Kalesi’ ‘(the Genoese Fortress). According
to sources, it was built by the Ottomans as an old-fortress in a strategic location
in 1678 to protect the region. Situated on a bay, the fortress is separated from
the mainland with a big ditch for purposes of defence in the east. Some stone
cannon balls were found in the sea during underwater archeological research. It
is assumed that these cannon balls were thrown from the fortress by catapults to
wreck enemy ships.
There is another important piece of information about the history of Foça:
According to historical sources we know that the Phocaeans built Massalia
(Marseilles) in the 6th century B.C. Amysos (Samsun), Lampsakos (Lapseki),
FOÇA’DAKİ ATATÜRK
Foça önünde altı ada uzanıyor. Bunlar Orak Adası, İncir Adası, Fener Adası, Eşek
Adası, Hayırsız Ada ve Kartdere (Metalik) Adası. Orak Adası görkemli güzelliğiyle çok
etkileyici ve son Akdeniz foklarını görmek de en çok bu adada mümkün. Orak Adası,
yukarıda bahsedilen Siren Kayalıkları’nın da bulunduğu ada. Foça Limanı’nda bu adalara
geziler düzenleyen tekneler bulunuyor. Teknelerden birine atlayıp adaları gezebilir,
Orak Adası’ndan geçerken fokları görmeye, Sirenlerin de sesini duymaya çalışabilirsiniz.
Orak Adası’nın dalış yapmak isteyenler için de mükemmel bir yer olduğunu hatırlatalım. İncir Adası’nda piknik yapmak, Fener Adası’nda yürümek, Hayırsız Ada’da ise
Atatürk’ü görmek bugünkü Foça yaşam kültürünün en sevilen geleneklerinden! Hayırsız Ada’da güneş batarken kayalıklarda sanki bir Atatürk portresi oluşuyor. Kayalıkların
silueti Mustafa Kemal’in yüzünü andırıyor. Hatta bu yüzden bu ada “Atatürk Adası”
olarak da anılıyor.
Velia da var. Bu kentlerin pek çok yerinde Phokaialılar’ın izlerine rastlamak
mümkün.
Akdeniz fokunun yuvası
Foça foklar diyarı dedik ama bu güzel hayvanların sayısının gün geçtikçe
azaldığını söyleyelim. Yani, Foça’ya gittiğinizde öyle her an, her yerde fok
görmeyeceksiniz. Ama meydandaki fok heykelinin önünde fotoğraf çektirebilirsiniz. Bir de önemli bir hatırlatma: Dile yerleşmiş bir kere, herkes bu
güzel su hayvanına “fok balığı” der. Aslında fok, bir “balık” değildir, fok bir
“memeli”dir. Yavrularını doğurur ve sütle besler. Balıklar gibi yumurtlamaz.
O yüzden siz siz olun, fok gördüğünüzde “fok balığı” demeyin. Balık yemeyi çok sevdiğini, çok güçlü dişleri olduğunu ve sevimli görüntüsüne rağmen
oldukça yırtıcı vahşi bir hayvan olduğunu unutmayın!
Peki, Foça’ya gittiğinizde fok görme şansınız hiç mi yok? Var tabi. Bunun
için bir tekneye atlayıp fok turuna çıkmanız gerekiyor. Ama bu yine de
onları mutlaka görebileceğiniz anlamına gelmiyor. Civarda yaşayan foklar,
güneşli günlerde bazen güneşlenmeye çıkıyor. Şansınız varsa işte o anları
yakalayabilirsiniz. Foklara yaklaşmak ise kesinlikle yasak.
Foça’ya giderseniz çarşıdaki restoranlardan birine oturup taze Ege balığı,
otları ve lezzetli mezelerinden tatmayı unutmayın. Şevketibostandan, cibes
otuna, altın renkli zeytinyağından, börülce salatasına kadar tipik Ege lezzetlerinin tümünü ve en tazesini burada tatmak mümkün.
Foçalıların bir de inanışı var. Her kim ki Foça’ya gelip de Karataş’a basarsa
o artık iflah olmaz ve mutlaka bir gün yine Foça’ya dönmek ister. Fakat
“Karataş nerede?” derseniz bilen yoktur. Belki her yerde, belki de hiçbir
yerdedir.
Foça Kalesi (sol üstte ve
sağda), limanda kafe ve
restoranlar (sol altta), ve
eski bir Foça evi (üstte).
Foça Fortress (left
above and right), cafes
and restaurants in the
harbour (left below),
and an old Foça house
(above).
ATATÜRK IN FOÇA
There lie six islands in front of Foça. These are the Orak (Sickle) Island, İncir (Fig) Island,
Fener (Lantern) Island, Eşek (Donkey) Island and Hayırsız (Worthless) Island and
Kartdere/Metalik (Aged River/Metallic) Island. Orak Island is an astoundingly beautiful
island and you can see the last of the Mediterranean seals here. The aforementioned
Siren Rocks are on the Orak Island. There are boats oça Harbour that organize voyages
to these islands. You can get on one of the boats and visit the islands and try to see the
seals and hear the Sirens while passing by the Orak Island.
Orak Island is also a perfect place for diving. Having a picnic on İncir Island, walking
on Fener Island and seeing Atatürk on Hayırsız Island are some of the most popular
traditions of the culture of living in today’s Foça! While the sun is setting on the rocks
on Hayırsız Island, you almost see the portrait of Atatürk. The silhouette of the rocks
resemble the contours of Atatürk’s face. The island is even called as ‘Atatürk Island’ for
this very reason.
Alalia in Corsica and Velia in Italy are among other colonies formed by the sailor
Phocaeans in the Mediterranean and the Black Sea. It is possible to come across
the traces of the Phocaeans in many parts of these cities.
Home of the Mediterranean Seal
We said Foça was a land of seals, but it should also be stated that the number
of these beautiful animals is decreasing. That is to say, you will not be coming
across seals all around you when you go to Foça. But you can take a photograph
in front of the seal statue in the square. And an important reminder: most of us
take it for granted that these animals are fish, but actually they are mammals.
They give birth to their offsprings and feed them with milk. They don’t lay eggs
like fish. Don’t forget that seals like eating fish, they have very strong teeth and
they are actually predatory mammals despite their cuteness!
Does that mean you will not be seeing any seals in Foça? Of course you will see
some, but you need to get on a boat and go on a seal tour. Still, you may not be
able to see them. Seals living around sometimes come out for some sunbathing
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 15
ANTİK GÜZELLİKLER ORTAYA ÇIKIYOR
Foça Antik Tiyatrosu 1991 yılında yapılan kazılarda gün yüzüne çıktı. Kazısı henüz
tamamlanmamış olan tiyatronun oturma basamaklarının profili ve kazılar sırasında ele
geçen sikke ve seramik parçaları, tiyatronun Büyük İskender Dönemi’nde, MÖ 340–330
yıllarında inşa edilmiş olduğunu gösteriyor. Foça’daki önemli antik kalıntılardan bir diğeri
de Kybele Kutsal Alanı. Kentin doğusunda bulunan Tiyatro Tepesi’nde yer alan Kybele
Kutsal Alanı’nda kayalara oyulmuş nişlerin birkaçının içinde Kybele’nin betimlemeleri bulunuyor. Foça’da, Ege Üniversitesi’nden çok sayıda arkeolog kazılara büyük bir özveriyle
devam ediyor ve Athena Tapınağı’ndan, antik kent mezarlarına, Roma seramiklerinden
Pers mezar anıtına kadar pek çok antik değer gün yüzüne çıkarılmayı bekliyor.
on sunny days. If you are lucky
enough, you can see them then. It
is strictly forbidden to approach the
seals.
If you happen to visit Foça, you
should not forget sitting at a seaside
restaurant and taste Aegean fish
and herbs and the delicious starters.
Here you can taste all sorts of fresh
traditional Aegean dishes from milk
thistle to the cibes herb and from the
golden coloured olive oil to cowpea
salad.
There goes a folk wisdom among the
people of Foça. Anyone visiting Foça
and stepping on Karataş will surely
want to come back to Foça again.
But where is this ‘Karataş’ (Black
Stone)? Noone knows. Perhaps
everywhere, perhaps nowhere.
ANTIQUE BEAUTIES UNEARTHED
Foça Antique Theatre was unearthed during the excavations in 1991. The excavation is still
ongoing. The profile of the seating benches, the coins and ceramic pieces make us think
that the theatre was built during the times Alexander the Great between 340 and 330
B.C. Another important remnant from the Antiquity is the Cybele Sacred Area. The Cybele
Sacred Area is located on the Theatre Hill in the east of the city and the niches carved
into rocks there are a number of Cybele figures. A great number of archeologists from Ege
University are working on the excavations in Foça. There are many monuments waiting to
be unearthed: The Athena Temple, the tombs of the antique city, Roman ceramics and the
Persian Grave Monument.
Pers mezar anıtı ve içi.
The Persian Grave Monument and its interior.
16 TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014
Foça evleri ve Antik Liman.
Foça houses and the Antique Harbour.
SİRENLERİN SESİNİ
DUYUYOR MUSUNUZ?
Foça yakınlarındaki Siren Kayalıkları’nın bir efsanesi var. Sirenler
(Seirenler), kadın başlı, kuş gövdeli mitolojik yaratıklar. Mitolojiye
göre ölüm perileri. Ancak Sirenler benzerlerinden farklı olarak,
ölümün içine aşkı da katan, güzel sesleri ve ezgileriyle yaptıkları
büyülü müziğin güzelliğiyle tanınan yaratıklar. Bu kayalıklarda yaşayan Sirenler, yaptıkları doğaüstü müzikle yakınlardan geçmekte
olan teknelerdeki denizcileri büyülerlermiş. Müziğin ve Sirenlerin
güzelliğinin büyüsüne kapılan denizciler, ölene kadar burada
kalmak isteği duyar, bu düşünceler içindeyken, dikkatleri dağılır,
gemilerini bölgedeki kayalıklara çarparlarmış. Siren Kayalıkları’nın
dalgalar tarafından aşındırılarak aldığı doğaüstü biçimler de bu
efsanenin etkisini artıran bir unsur.
Homeros’un “Odysseia” destanında Sirenler
Homeros’un Odysseia Destanı’nda, Odysseus’un serüvenlerinin
biri de Siren Kayalıkları ile ilgilidir. Arkeologlar, Foça’nın Orak
Adası’ndaki Siren Kayalıkları’nın destandaki kayalıklar olduğunu
da düşünüyor. Destana göre Tanrıça Kirke, Truva savaşından
sonra ülkesine dönmekte olan Odysseus’u, gemisinin geçeceği
güzergahtaki kayalıklarda yaşayan Sirenlere dikkat etmesi için
önceden sıkıca uyarır. Hatta onları kurtaracak bir de tavsiyede
bulunur. Odysseus, gemisi bu kayalıklara yaklaştığında Tanrıça Kirke’nin Sirenler hakkındaki öğütlerini hatırlar. Sirenlerin
büyülü ezgilerine kapılmamaları için önce, Kirke’nin dediği gibi,
mürettebatın kulaklarını tatlı balmumuyla tıkar; sonra da kendisini
geminin direğine sıkıca bağlatır. Böylece Sirenlerin ezgilerini
yalnızca kendisi duyacak fakat burada kalmak için vereceği emir,
tayfalarının kulaklarının tıkalı olması nedeniyle yerine getirilmeyecektir. Böylelikle Odysseus’un gemisi Sirenlerin ezgilerine
kapılmadan bu kayalıklar içinden süzülerek geçer gider.
DO YOU HEAR THE SOUND OF THE SIRENS?
There is a legend around the Siren Rocks near Foça. The Sirens are mythological creatures with female heads and bird
bodies. According to mythology they are fairies of death. However, different from other similar mythological creatures the
Sirens combine love and death and they are known for their enchanting musics that they make with their beautiful voices
and melodies. The Sirens lived on these rocks and they used to lured nearby sailors with their enchanting music. The
enchanted sailors used to be captivated by the beauty of the music and the Sirens and they desired to stay there until
their death. However, while thinking about all these they used to lose their attention and their ships would crash into the
rocks. The very shape of the Siren rocks made by the waves is strengthening the impact of this legend.
Sirens in Homer’s ‘Odyysey’
One of Odysseus’s adventures in Homer’s epic ‘Odyysey’ takes place in the Siren Rocks. Archeologists think that the Siren
Rocks on the Orak Island of Foça are the rocks mentioned by Homer. According to the legend, Odysseus, returning home
after the Trojan War, had been strictly warned by the Goddess Circe to watch out the Sirens living on the rocks on his
path. She even helped them by giving a clue which could save the sailors. Approaching the rocks, Odysseus remembers
the warnings of the Goddess Circe about the Sirens. As Circe suggested, he plugs up the ears of his crew with bee wax
and ties himself to the mast so that they would not be lured by the music of the Sirens. Hence, only he would be hearing
the music of the Sirens, but his order to stay here would not be realized because his crew would not be able to hear him.
This is how Odysseus’s ship was able to pass by the Siren Rocks without falling captives to them.
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 17
Kalbim Ayder’de kaldı...
Asi Karadeniz’in sakin kuytusu… Yazın bile serin esen
rüzgarı, dört mevsim yağan yağmuru, her derde deva
şifalı kaplıca suyu, ilaç niyetine tüketilecek nefis balı,
yeşilin binbir tonu… Çamlıhemşin’deki Ayder Yaylası
sağlık ve huzur vadediyor!
 Rasim Konyar & Shutterstock
18 TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014
I Have Left My Heart in Ayder…
The silent nook of the Black Sea... Its high winds in summer, rain
that falls in all seasons, healing thermal waters, delicious honey
with medicinal qualities and a thousand shades of green... Ayder
Plateau in Çamlıhemşin promises health and peace!
Ayder Yaylası (büyük resim), Mikron Köprüsü (sağ üstte), Gelin Tülü Şelalesi
(sol altta), Kale Köprüsü (solda) ve Kavak Köprüsü (sağda).
Ayder Plateau (big picture), Mikron Bridge (top right), Gelin Tülü Waterfalls (below left),
Kale Bridge (left) and Kavak Bridge (right).
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 19
Lâdin ve kayın ağaçlarıyla kaplı ormanlarla çevrili bir küçük yayla Ayder.
Denizden 1350 metre yükseklikte olduğu için her zaman serin ve bu
yüzden yazın bile gitseniz gürül gürül yanan sobalarla, ateşi hiç söndürülmeyen şöminelerle karşılaşıyorsunuz. Ve sobaların üstünde, kokusu aklınızı
başınızdan alan muhlamalar pişiyor, karalahana sarmaları fokurduyor.
Ayder Ermenice’de tarlalar anlamına geliyor. Fakat ilginçtir burada hiç tarla
yok. Hatta şöyle söylemeli; burada neredeyse hiç “düzlük” yok. 1300’lü yıllarda Halalılar tarafından kurulan Ayder, o zamanlar yayla olarak kullanılmamış. Burası Halalılar için bir dinlenme noktasıymış. Halalılar, Ayder’deki
kaplıcalarda dinlenip şifalı sularda yıkandıktan sonra, Kavrun, Ceymakçur,
Paákçur’daki yaylalara geçerlermiş.
Ayder Yaylası Rize’ye bağlı Çamlıhemşin ilçesinde. Buraya Fırtına
Vadisi’nden geçerek geliniyor. “Milli Park” statüsündeki Fırtına Vadisi, dünyanın öncelikli korunması gereken 200 ekolojik bölgesinden biri. Fırtına
Deresi bir zamanlar baraj yapımı ile gündeme gelmişti. Fakat doğal yapının
bozulmasına neden olacağı için uzun bir yargı sürecinden sonra proje
iptal edildi. Ayder, olağanüstü güzellikteki tipik Doğu Karadeniz havasıyla,
büyüleyici bir yer. Karadeniz mimarisine özgü geleneksel evler dışında
bazı otellere de ev sahipliği yapıyor, ancak bu güzelliğin bozulmaması için
artık yapılaşma kontrol altında tutuluyor, betonlaşmadan kaçınılıyor. Zaten
Çamlıhemşin’de 3’ü Ayder’de olmak üzere 15 doğal SİT alanı var.
Karadeniz’in sıcakkanlı halkı, aynı zamanda konaklama hizmeti de verilen
YAPMADAN DÖNMEYİN
• Fırtına Deresi’nde rafting yapmadan (çıkışta biraz üşümüş olacağınız için hemen sıcacık
bir bardak çay için ki kendinize gelin).
• Horon gösterisi izlemeden (nasıl oynanacağını bilmeseniz bile siz de horona katılabilirsiniz. Bu arada Ayderliler “horon tepmek” ya da “horon oynamak” laflarını sevmiyor.
Onlara göre horon tepilmez, “vurulur”).
• Sıcacık muhlamaya mısır ekmeği banmadan (çünkü muhlama öyle yenir).
• Tepeden aşağı çimenlerin üzerinde yuvarlanmadan (aman dikkat kendinizi sakatlamadan, yavaşça…).
• Sevdikleriniz için yöresel lezzetlerden bal, tereyağı, peynir ya da örgü çorap, örgü
sepet, Rize bezi gibi el sanatları ürünlerinden almadan.
THINGS TO DO
• Rafting on the Fırtına (Storm) River (since you will feel cold once it is over, a cup of tea will
warm you up).
• Watching a horon dance performance (you can join in even if you don’t know the steps.
By the way, citizens of Ayder don’t like the words ‘horon dancing’ or ‘stepping horon’. Horon
is not something done with steps, but with ‘beats’.)
• Eating muhlama (dish cooked with vegetables and eggs) with
corn bread (this is how muhlama is eaten).
• Rolling on the grass on the hills (be careful not to harm yourself, do it slowly…).
• Buying souvenirs for your loved ones. Traditional tastes like
honey, butter, cheese or handicraft works like knitted stocks,
woven baskets and Rize linen are some good suggestions.
20 TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014
Ayder is a small plateau surrounded by forests of spruce and beech trees. Since
its elevation from the sea level is 1350 meters, it is always cool. Even if you would
be visiting the place in summer, you will be welcomed by stoves and fireplaces
ablaze. Mouthwatering stuffed black cabbage leaves and muhlamas (dish made
with vegetable and eggs) will be cooking on the heating stoves.
Ayder means ‘fields’ in the Armenian language. However, interestingly enough
there are no fields here. You will not even see any ‘flat land’ in Ayder. Ayder,
founded in the 1300s by the Halalıs, was not used as a highland by them. The
place was a resting place for them. After taking a rest in the thermal springs and
washing in the healing waters, they would move on to the plateaus in Kavrun,
Ceymakçur and Paákçur.
The Ayder Plateau is located in the Çamlıhemşin district of Rize. In order to reach
Ayder, you need to pass through the Storm Valley. The valley, with a status of a
‘National Park’, is among the 200 ecological regions chosen for primary protection in the world. The Storm Valley was once hit the agenda with a dam building
project. However, since the project would harm the natural environment, it was
cancelled after a long judicial process. Ayder is an exhilarating place with its typical climate of Eastern Black Sea. Other than the traditional Black Sea houses built
in the region’s authentic architectural style, there are a number of hotels in Ayder
was well. The authorities, however, impose strict control over housing in the
region so that this natural beauty will not be lost. There are 15 protected areas in
Çamlışehin and 3 of these are in Ayder.
Hala Deresi’nin Fırtına Deresi’ne katıldığı yer (en üstte), Fırtına Vadisi (sağ üstte) ve
Çamlıhemşin evleri (üstte).
Hala River meets the Fırtına (Storm) river (very top), Fırtına Valley (top right) and
houses in Çamlıhemşin (top).
AYDER’DE
DÜNYANIN İLK
TUHAFİYE OTELİ
Ayder’de kendini “dünyanın ilk tuhafiye oteli”
diye konumlayan bir otel var; “Oberj”(oberj.
com)! Son yıllarda ünlülerin akınına uğruyor.
Tuhaflığı ise dobra dobra ilân ettiği esprili kurallardan kaynaklanıyor. Öyle ki diğer oteller de beğenip kendilerine uyarlamaya başlamış.
Buyrun, beraber okuyalım:
1. Burası bir “Tuhafiye” oteldir. Yani nevi şahsına münhasır bir oteldir. Kurallara burun
kıvıranın burnuna parmak sokarız.
2. Hijyen ve gürültü açısından ahşap katlarda terlik ve ayakkabı ile dolaşılmaz. Parmak ucu
ile dolaşamıyorsanız, takunya ile hamamda terletiriz.
3. Ahşap katlarda ses izolasyonu yoktur. “ohh” deseniz yan odadan duyulur. Ateşli çiftlere
önemle duyurulur.
4. Horon ve türkü ile gürültü yapmak serbest, kuru gürültü yapmak yasaktır.
5. Yaylamızda kanalizasyon yoktur. Klozete ilginç şeyler atmayınız. Tıkanıp taşarsa rezil
olursunuz.
6. Tesis içinde sigara içmek ve odalarda mangal yapmak yasaktır. Aksi davrananı yangın
tüpü ile tartaklarız.
7. Sıcak su saat 16.00 dan sonra verilir. Çok acilse tencerede ısıtırız, maşrapa ile dökeriz.
8. Sıcak su gelmiyorsa diğer tarafa çevirmeyi deneyin, sonra köpüklü saçlarla, nerede bu
yönetici diye lobiye inmeyin.
9. Sanki evinde her gün çarşaf değişiyormuş gibi her gün çarşaf değişimi isteyenlere ekonomik değil ekolojik nedenlerden dolayı gıcık oluruz.
10. Bir şey lazım olduğunda babanızın mutfağı gibi mutfağımıza dalmayın. Garson var, ona
söyleyin. Sonra aşçıdan azarı işitince iştahınız kaçmasın.
11. Kırk yılda bir yaylaya geliyorsunuz, onda da cimrilik yapmayın, İstanbul’da biraya 10 lira
verip burada bize, niye 3 liraya satmıyorsunuz diye ahkam kesmeyin.
12. Dışarıdan içki getirenlere ise neler yaptığımızı tahmin bile edemezsiniz.
13. Her akşam her akşam yöresel yemek diye bizi bunaltmayın. İmkan olunca zaten yöresel
yapıyoruz. Sabaha çıkaracağınız şeyler için birbirimizi üzmeyelim.
THE WORLD’S FIRST ODDITY HOTEL IN AYDER
There is a hotel in Ayder which defines itself as ‘the world’s first oddity hotel: ‘Oberj’
(oberj.com)! It has been crowded by celebrities in recent years. It is called an ‘oddity hotel’, because it sets some ‘odd’ rules for its visitors. Some other hotels have
even started to adopt these rules for themselves. Let’s have a look these rules:
1. This hotel is an oddity hotel. That is to say, it is a unique hotel. Those who make
a face at our rules will lose their face.
2. Due to our concern for hygiene and noise, you can’t walk with slippers and shoes on
timber floors. If you cannot tiptoe, we will make you wear clogs in the hamam.
3. There is no sound insulation on timber floors. Those in the next room will hear your feeblest moans. Amorous partners should keep this in mind.
4. Your free to make noise with horon dancing and songs, but all show and no go is not
allowed.
5. We have no sewage in our plateau. Please do not throw interesting things into the
closet. You will be disgraced if it will be choked up.
6. It is forbidden to smoke at the facility and you are not allowed to have barbecues in the
rooms. Those who will not obey will be knocked down by fire extinguishers.
7. Hot water will be available after 4pm. If it is very urgent, we will warm it in a pan and
pour it with a mug.
8. If no hot water is coming from the tap, try to turn it in the opposite direction. Otherwise you will have to come down to the lobby with foam on your head and looking for the
manager.
9. We are not sympathetic to those who ask for their linen to be changed every day as if
this is what they do themselves at home.
10. Don’t pop into the kitchen as if it’s yours when you need something. There is the
waiter, ask him. Otherwise the chef might chide you.
11. You don’t come to the highlands very often, so don’t be penny pinching. Don’t criticize
us for selling a can of beer for 3 liras when you pay 10 liras for it in Istanbul.
12. You cannot even imagine what we do to those who bring spirits into the hotel.
13. Don’t ask for traditional dishes every night over and over. We cook traditional dishes
whenever we can. We shouldn’t hassle one another for things that we will dispose in the
morning.
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 21
AYDER BALI VE
YAYLA LEZZETLERİ
Ayder Yaylası bitki örtüsü bakımından çok zengin.
Sadece buraya özgü 50’nin üzerinde çiçek var yaylada.
Ağaçların çeşitliliği, havanın ve suyun güzelliği de işin
içine girince burada üretilen bal da çok farklı oluyor.
Ancak Ayder balı, bir diğer adıyla karakovan balı,
kahvaltılık bir bal değil. “Ekmeğe önce tereyağı sonra
da bal süreyim” derseniz olmaz. Bu bal neredeyse
“ilaç gibi” tüketilir. Fazlası bünyeyi zorlar. Her sabah
bir kaşık yemek ya da uyumadan önce ılık süte katıp
içmek, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde pek çok
derde deva olur. Bu bal Osmanlı İmparatorluğu’nda
padişahlar tarafından kuvvet macunu olarak kullanılırmış. Ağustos ayında toplanan ballar, eylülden itibaren
satışa sunuluyor. Ayder balı yurtdışına da ihraç ediliyor,
ancak bu özel balın giderek azaldığını da söylemek
gerek. Arıların azalması, bal kovanlarının boş kalmasına
sebep oluyor. Ayder Yaylası’na gittiğinizde tadacağınız, Karadeniz’in tadı damağınızda kalacak güzellikte
geleneksel yemekleri; muhlama, karalahana sarması, laz
böreği, hamsili mısır ekmeği, hamsikoli, minci, Çamlıhemşin helvası gibi...
AYDER HONEY AND TASTES OF
THE HIGHLAND
The Ayder Plateau is very rich in vegetation. There are
more than 50 indigenous flowers in the region. Once you
add the variety of trees and the fair weather and water,
the honey produced is naturally very different in quality.
However, the Ayder honey, also called as the karakovan (blackhive) honey, is not consumed at breakfast.
You cannot spread butter and honey on your bread. It
should be consumed almost like a medicine. Excess of it
would harm your metabolism. Eating a spoon of it every
morning or consuming it in luke warm milk before going
to sleep will heal many diseases both in adults and in
children. During the Ottoman Empire, this traditional honey used to be consumed by the sultans as a restorative
paste. The honey is collected in August and sold as of
September. The Ayder honey is also exported to other
countries, however this special honey is not produced as
much as it used to be. Since the bees are decreasing in
number, the hives are left empty. Here is a list of some
other traditional Balck Sea
dishes you should taste if you go
to Ayder: muhlama, roll of savoy
cabbage, laz pastry, corn bread
with anchovy, hamsikoli (bread
made with
chard onion,
meat, corn and
anchovies),
minci and
Çamlıhemşin
halva...
22 TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014
evlerinin mutfağında pişen geleneksel lezzetleri
misafirleriyle paylaşıyor. Ayder’in eğlencesi
gündüz başka, gece başka. Genellikle gündüz;
yürüyüş, rafting, gece; de uzun süren yemekler,
horon, müzik var ki insanı Karadeniz kültürüne
hayran bırakıyor. Bu yüzden de Ayder gerek yabancı gerekse yerli turistler için her zaman gözde
bir turizm merkezi. Bir giden, bir daha gitmek
istiyor, gitmeyene de bu olağanüstü güzellikteki
yaylayı muhakkak görmesini tavsiye ediyor.
Burada yapılabilecek çok şey var!
Ayder Yaylası, doğa yürüyüşü yapmak için çok
uygun bir alan. Burada yerli ve yabancı turistler
Karadeniz’in enerji veren lezzetli yemeklerini
yedikten sonra uzun yürüyüşlere çıkıyor. Eğer
profesyonel bir tırmanışçı iseniz Kaçkarlar’a
tırmanmak için Ayder Yaylası’nı kullanabilirsiniz.
Dağın kuzey yamacına yayladan ulaşılıyor. Yukarı
Kavran’dan iki saatlik bir yürüyüşle 2 bin 900
metre yükseklikteki Boğaçayırı (Öküzçayırı) denilen yere ulaşılıyor ve dağcılar genellikle burada
kamp kuruyor. Kamp yerinden Kavran Dağları
doruklarına çeşitli tırmanışlar yapılıyor. En
yüksek doruk olan Kaçkar (Kavran), (3932 metre)
kamp yerinin güneyinde yükseliyor. Kuzeyden
7-9 saatlik tırmanışla doruğa varılıyor.
Ayder Yaylası’nda yapılmaya başlanan “Heliski”;
“helikopterli kayak” sporu da turistlerin ilgisini
çekiyor. Helikopter ile yüksekteki pistlere bırakılan kayakçılar, buradan kayarak aşağı iniyor.
Yaylada bahar ve yaz aylarında karların erimesi
ile debisi yükselen Fırtına Deresi’nde ise “Rafting”
epey ilgi görüyor.
Burası aynı zamanda ülkemizin sayılı kaplıcalarından olan Ayder Kaplıcası’na ev sahipliği yapıyor. 260 metre derinlikten çıkan, 50 derecelik
kaplıca sularının başta romatizma, kireçlenme
olmak üzere pek çok hastalığa iyi geldiği
biliniyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde
yapılan bir araştırmada, kaplıca sularının
romatizmal eklem hastalıkları, sinir, sindirim,
dolaşım sistemi hastalıklarıyla idrar yolları
ve üreme organı hastalıklarına iyi geldiği
belirlenmiş.
The friendly people of the Black Sea region also share
their traditional dishes that they cook in the kitchens
of the houses that they also use for accommodating
visitors. Entertainment in Ayder is both day and
night. At day time you can usually walk, do rafting
and at night time you can enjoy the long-lasting dinners, the traditional horon dances and music, which
all leave you in awe with the culture of the Black Sea.
Therefore, Ayder has always been a popular destination both for local and international tourists. Visiting
once is never enough, and I strongly encourage those
who have not been to Ayder to visit the magnificent
plateau.
Many Things To Do!
The Ayder Plateau is a highly appropriate place for
trekking. After enjoying the energy-boosting delicious
dishes of the Black Sea, the local and international
tourists go for long walks. If you are a professional
climber, you can use the Ayder Plateau to climb the
Kaçkar Mountains. After a two-hour walk from High
Kavran, you reach the Boğaçayırı (Öküzçayırı) area
with an altitude of 2.900 meters. Climbers usually
ZİL KALE (BELL CASTLE)
The most important historical monument of Çamlıhemşin is Zil Kale. Although its exact date of
construction is not known, the castle is dated back to the 14th and 15th centuries. It is situated
on a solid mass of rock on the western slopes of the Fırtına (Storm) River, with an elevation of
100 meters. The castle has three layers of walls: the interior, middle and exterior. Within the
castle there are smaller parts like the guardhouse, the main tower and a chapel. The vaulted
windows and the portholes are worth seeing. After its restoration, the castle became one of the
most popular spots of the region.
ZİL KALE
Çamlıhemşin’in en önemli tarihi yapısı Zil Kale. Yapım tarihi konusunda kesin bilgiler
bulunmamakla birlikte 14-15. yüzyıllara dayandırılan kale, Fırtına Deresi’nin batı yamaçları
üzerinde, 100 metre yükseklikte bir kaya kütlesinin üzerinde yer alıyor. İç, dış ve orta surlar
olarak üç ayrı bölümden oluşan Zil Kale içinde muhafız binası, baş kule ve şapel gibi küçük
bölümler yer alıyor, kemerli pencereleri ve mazgal delikleri dikkat çekiyor. Restore edildikten sonra kale yörenin en çok ziyaretçi çeken merkezlerinden biri haline geldi.
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 23
Herkesin bir araya geldiği, yiyip içtiği, şarkılar
söyleyip dans ettiği bu kutlama, bugün de
Ayder’de yaşatılmaya devam ediyor. Köylüler yerel giysileriyle horon vuruyor, kuzular çevriliyor,
baklavalar açılıyor. Haziranın ikinci haftasında
yapılan festivale çevre illerden ve İstanbul, An-
Ayder Festivali’ne uğrayın
Bu festival, günümüzde daha çok turistik bir
etkinlik olarak düzenleniyor ama aslında eskiden
beri doğanın bereketine şükretmek için yapılan bir kutlamaymış. Halalıların “Hodoç” adını
verdikleri kutlamada türküler söylenir, hayvanlara kışlık yem sağlamak için çayırlar biçilirmiş.
kara, İzmir gibi büyükşehirlerden yoğun katılım
oluyor. Ayder’de aynı zamanda kışın da Kardanadam Festivali düzenleniyor ki burası kar yağınca
bir başka güzel.
Nasıl Gidilir?
Yayla’ya ulaşmak için Rize’den çıkıp Artvin istikametine doğru devam etmelisiniz. Çayeli ilçesinde
sahil yolundan ayrılarak Çamlıhemşin yönüne
döner, Fırtına Vadisi boyunca güneye doğru
yönelip tırmanmaya başlarsanız Ayder Yaylası’na
ulaşırsınız. Fırtına Vadisi gerçekten muhteşem bir
yer. Koyu yeşil ormanlar, başı dumanlı dağlar, dar
ve derin bir vadi içinde akan bir dere, rengarenk
çiçekler, toprak kokusu ve sessizlik… Burası havası
ve suyuyla insana şifa ve huzur veren bir yer.
Ayder’e giderseniz kalbinizin orada kalacağından
emin olun. Burası doğası, kültürü ve gastronomisiyle hafızalara kazınacak güzellikte bir yer. Doğanın insana armağanı, adeta yeryüzündeki cennet.
A DIFFERENT WINTER IN
AYDER
Spring and summer months are very nice
here, but winter has a special beauty.
Going on a walk, skiing and eating
sausages and bread when tired in the
highlands when the snow is 50 cm thick
will take all the tedium in you caused by
the hectic city life. The Snowman Festival
AYDER’DE KIŞ BAŞKA
organized in February in the Ayder
Plateau is very enjoyable. If you imagine
Burada bahar ayları ve yaz mevsimi de güzel ama kışlar bir başka geçiyor.
the Black Sea region in its green hue
Kar kalınlığının 50 cm’ye ulaştığı yaylada yürüyüş yapmak, kayak yapmak ve
yorulunca sucuk - ekmek yemek şehir hayatının bütün stresini attırıyor. Ayder only, you should visit the place when it is
shrouded in the whiteness of snow. You
Yaylası’nda şubat ayında düzenlenen Kardanadam Şenliği de çok eğlenceli
can warm yourself up with the served
geçiyor. Karadeniz’i hep yemyeşil görmeye alıştıysanız onu bir de beyaz
muhlama and teas, but the sound of the
örtülere bürünmüş bir halde görmelisiniz. İkram edilen sıcacık muhlama
bagpipe and the energy of the horon
ve çaylarla da ısınabilirsiniz ama tulumun sesi ve horonun enerjisi sizi zaten
dance will surely make you feel hot.
fazlasıyla ısıtacaktır.
24 TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014
camp here. From the camp area, they organize climbing trips to the summits of the Kavran Mountains.
The highest summit Kaçkar (Kavran), (3932 meters)
stands in the south of the camp area. A climb of 7 to
9 hours from the north takes you to the summit.
A new activity in the Ayder Plateau, ‘heliski’ (skiing
with a helicopter), attracts many tourists. The skiers
are left to high runways with helicopters, and they
ski down the runways. ‘Rafting’ on the Fırtına (Storm)
River, whose flow increases with the melting snow
during spring and summer, is another popular activity for tourists. The place also hosts one of the best
thermal springs of the country: The Ayder Thermal
Springs. The thermal water flows from a depth of 260
meters and has a temperature of 50 degrees. The
thermal water has healing effects for many diseases
like rheumatism and arthritis. A research done at the
Karadeniz Technical University has shown that the
thermal waters have healing affects for rheumatic
joint diseases, nerve, digestion, circulation, urinary
and reproductive system diseases.
Stop by the Ayder Festival
Nowadays, the festival is organized as more of a
touristic event. However it has been celebrated as
a thanksgiving day for nature’s fertility. During the
‘Hodoç’ celebrations, as called by the Halalıs, people
used to sing songs and knit tents for winter seasons
to feed the animals. The celebration during which
everyone used to come together to eat, drink, sing
and dance is being revived in Ayder. The villagers
participate in horon dancing in their traditional costumes, roast lambs and cook baklavas. Participation
in the festival from neighbouring cities, and from big
cities like Istanbul, Ankara and İzmir is high. During
winter months, the Snowman Festival is celebrated in
Ayder, where the season offers fabulous views.
How to Go?
In order to reach the plateau, you should start your
journey from Rize and move on to Artvin. Once in the
Çayeli district move from the coastal road towards
Çamlıhemşin. You will start climbing up towards the
south along the Storm Valley. This will take you to the
Ayder Valley. The Storm Valley is really a magnificent
place. Dark green forests, misty mountains, a river
flowing through a narrow and deep valley, colourful
flowers, the smell of soil and silence… This is a place
full of peace and healing.
If you happen to go to Ayder, you will surely leave
your heart there. The place will stay in your memory
with its nature, culture and gastronomy. The place,
almost a paradise on earth, is nature’s gift to people.
Ayder’den festival görüntüleri.
Images from the festival in Ayder.
Dünya turizmini İzmir’de keşfedin!
Explore the world’s tourism in İzmir!
04-07 Aralık / December 2014
Turizm Fuar ve Konferansı
Tourism Fair & Conference
İzmir Uluslararası Fuar Alanı, Kültürpark
İzmir International Fair Center, Kültürpark
Partner Ülke
Partner Country
Partner İl
Partner City
İtalya Italy
Adıyaman
www.travelturkey-expo.com
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı himayesinde
Under the patronage of Ministry of Culture & Tourism
Organizatörler
Organizers
Üyesi
Hannover Fairs Turkey Fuarcılık A.Ş.
Tel / Phone: +90 212 259 84 04
Desteği ile
Supported by
Desteği ile
Supported by
Havayolu Sponsoru
Airline Sponsor
Tel / Phone: +90 212 334 69 00
Medya Sponsoru
Media Sponsor
Member
Tel / Phone: +90 232 497 10 00
TV Sponsoru
TV Sponsor
BU FUAR 5174 SAYILI KANUN GEREĞİNCE TOBB (TÜRKİYE ODALAR VE BORSALAR BİRLİĞİ) İZNİ İLE DÜZENLENMEKTEDİR.
THIS FAIR IS ORGANIZED WITH THE PERMISSION OF THE UNION OF CHAMBERS AND COMMODITY EXCHANGES
OF TURKEY IN ACCORDANCE WITH THE LAW NUMBER 5174.
MEYDAN KAVRAMI VE İSTANBUL
SULTANAHMET
Sultanahmet, üç imparatorluk başkenti İstanbul’un en
önemli bölgesiydi. Roma İmparatorluğu’nun başkenti
Roma’ya giden yollar, buradan; Yeni Roma’dan
başlar, burası dünyanın da merkezi kabul edilirdi.
“Million Taşı”, binlerce yıllık anıt sütunları ve Osmanlı
İmparatorluğu’nun anıtsal yapılarıyla bugün de
İstanbul’a gelen gezginlerin ilk durağı burası...
THE SQUARE CONCEPT AND ISTANBUL
SULTANAHMET
Sultanahmet was the most important area in Istanbul, which was the
capital of three empires. The roads going to Rome, the capital of the
Roman Empire start from Nova Roma (New Rome) which was accepted
as the center of the world. With its ‘Million Stone’, mighty columns
of thousands of years and the monumental Ottoman structures,
Sultanahmet is the first stop for visitors of Istanbul…
 Rasim Konyar&Shutterstock
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 27
Sultanahmet Meydanı’ndan görüntüler ve
III. Ahmet Çeşmesi ve çeşmeden detay
(sol altta ve altta).
Views from the Sultanahmet Square and The
Fountain of Ahmet III and a detail from the
fountain (left below).
Bir kent plânı ögesi olarak halkın toplanma alanı olan ve kökü Roma
“forum”ları ve Yunan “agora”larına inen “meydan”a, İslam mimarisinde
ve Osmanlı şehirlerinde pek rastlanmıyor. Oysa tüm Batı kentlerinde
meydan, vazgeçilmez bir gelenek. 4. yy’da Büyük Konstantin tarafından
imparatorluğun başkenti ilân edilmesinden sonra, özenle imarına başlanan
İstanbul’da da büyük forumlar yapılmış. Bunlar, sütunlarla çevrili,
ortasında bir imparator heykeli, bir tapınak ya da bir anıtsal çeşmenin
bulunduğu “meydan”lar olup en önemlileri Ayasofya’dan batıya uzanan
ana cadde; “Mese” üzerinde sıralı imiş. Günümüzdeki Divanyolu-Ordu
Caddesi’nin yerinde olan Mese, Ayasofya’nın önündeki Augusteion
Forumu ile Hipodrom’un arasından başlayıp, Konstantin Forumu’ndan
sonra, Theodosios Forumu’nun altından geçiyor ve günümüzün Aksaray
Meydanı’na kadar uzanıyormuş. Konstantin, en iyi yapı ustalarını davet
etmiş, süslenmesi için de anıtsal sütunlar, heykeller ve sanat eserleri
getirtmiş, hatta burayı dünyanın merkezi ilân etmiş.
The square as the component of a city plan has its roots in the Roman ‘forum’s
and the Greek ‘agora’s. However, the Islamic architecture and the Ottoman cities do not very often contain squares. For all Western cities, on the other hand,
squares are indispensable. After Constantine the Great declared the city as the
capital of the empire, big forums were built in Istanbul. These forums used to
be surrounded by columns and an emperor statue, a temple or a monumental
fountain adorned its centre. The most important of these squares were lined up
on ‘Mese’, the main street extending from Hagia Sophia to the West. The Mese
thoroughfare, whose ancient course follows the present-day Divanyolu-Ordu
Street, started between the Augusteion Forum and the Hippodrome in front of
Hagia Sophia and led along the Constantine Forum and pass below the Theodosius Forum and extended to the area where the present-day Aksaray Square is
located. Constantine had invited all the best master builders, brought monumental
columns, statues and works of art for decoration. He had even declared the city as
the centre of the world.
Latin İmparatorluğu ve yakılıp yıkılan İstanbul
Büyük Konstantin ile başlayan imar, zenginleşerek sonraki dönemlerde
de devam etmiş. 1204’de Konstantinopolis’e 4. Haçlı Seferi’yle gelen
ve kentin görkemi karşısında ne yapacaklarını bilemeyen Latinler,
kenti istila edip, yakıp yıkmışlar. Bu arada tapınaklar, Konstantinopolis
Kütüphanesi, forumlar, Hipodrom ve Ayasofya da tahrip edilmiş, kutsal
eşya, antik eserler yağmalanmış. Latinler 1261’de kenti terkederken,
The Latin Empire and the Ravaged Istanbul
The great zoning plan that started with Constantine the Great well extended
into the next periods. The Latins who came to the city during the 4th Crusade in
1204 were amazed at the grandeur of the city and they pillaged the city. In the
meantime, the temples, the Library of Constantinople, forums, the Hippodrome
and Hagia Sophia were vandalized and sacred objects, and antique objects were
plundered. When the Latins were leaving the city in 1261, they left Constantinople
in one of its darkest periods. Although their valuable components were destroyed,
the forums survived as squares. They were left all alone without any function and
without their past grandeur until 1453.
Forums and Contemporary Istanbul
The Augusteion Forum in front of Hagia Sophia during the Roman Empire has
given its place to the present park famous for its water fountain. The Hippodrome
was named as ‘Atmeydanı’ (Horse Square) during the Ottoman Empire, because
the location was used as a horse bazaar. In the 1910’s it started to be referred
to as Sultanahmet Square. When the 35 meter high column in the Constantinople
Square was destroyed, it was strengthened with hoops and it was later called as
Çemberlitaş, a Turkish word meaning ‘hooped stone’. In the 18th century, during the glory days of water architecture in Istanbul, the monumental fountains
assumed directive functions and there came about smaller squares all around
the city. The Fountain of Ahmet III and its surrounding just behind Hagia Sophia
could be given as an example. The Republican Istanbul has left us only one
28 TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014
Konstantinopolis’i en karanlık dönemi ile
başbaşa bırakmışlar. Değerli ögeleri yokedilmiş
de olsa, forumlar, sadece “meydan” olarak
varlıklarını sürdürmüşler. 1453’e kadar da eski
görkemli görünümlerine kavuşamadan işlevsiz ve
yalnız kalmışlar.
Forumlar ve bugünkü İstanbul
Roma İmparatorluğu Dönemi’nde Ayasofya
önündeki Augusteion Forumu’nun yerinde,
şimdiki Ayasofya ile Sultanahmet Camii arasında,
fıskiyeli havuzuyla pek meşhur olan o park var.
Osmanlı Dönemi’nde Hipodrom’un yerinde at
pazarı kurulduğu için meydan, “Atmeydanı”
adını almış, 1910’lu yıllarda adı “Sultanahmet
Meydanı”na dönüştürülmüş. Konstantin
Forumu’nda yüksekliği 35 m. olan sütun, zarar
görünce, ayakta kalması için üzerine demir
çemberler geçirilmiş ve adı Çemberlitaş’a
dönüşmüş. 18. yy’da İstanbul’da su mimarisinin
zirve yaptığı dönemde, anıt-çeşmelerin yön
belirleyici işlev üstlenmesi, yeni meydancıkların
oluşmasına yol açmış. Ayasofya’nın arkasındaki
III. Ahmet Çeşmesi ve çevresi gibi. Cumhuriyet
İstanbul’undan kalan, plânlı yapılmış en
büyük tek meydan ise Taksim Cumhuriyet
Meydanı. Onu Karaköy, Şişli, Eminönü, Aksaray,
Üsküdar, Kadıköy ve bir dizi eski Boğaziçi iskele
meydanının izlediğini söyleyebiliriz.
MILLION TAŞI
Evliya Çelebi bu anıtı şöyle tasvir etmişti: “Ayasofya’nın güneyinde dört adet beyaz mermer sütun üzerinde Azrail, İsrafil,
Mikail, Cebrail’in tasvirleri, İstanbul’un on dördüncü tılsımını oluşturuyordu. Bunlar dört yöne bakacak şekilde dikilmişlerdi.
Yılda bir kere Cebrail tasviri kanatlarını çırpıp haykırırsa doğu tarafından bolluk olur. Bunu İsrafil tasviri yaptığında batıda
kıtlığa delalet eder, Mikail kanat çırpıp, haykırırsa yeni bir asi çıkar, aynı hareketi Azrail yaparsa bütün alemi veba sarar...”
Konstantin, Konstantinopolis’in, Roma İmparatorluğu yollarının başlangıç noktasında olduğunu ilân edip, sıfır noktasını
da şehri koruyan tanrıça Tykhe’ye adanmış bir anıt/tapınak ile belirlemişti. Burada Konstantinopolis’in diğer tüm önemli
kentlere olan uzaklığı da yazılıydı. Anıt, ilk yapıldığında “tetrapilon” denen; 4 sütun üzerine oturtulmuş bir kubbe ve kanatlı
heykellerle süslüydü. Bir rivayete göre kubbe üzerinde Hz. İsa’nın gerildiği bir de haç vardı. Bu anıttan kalan ve şimdi
“Million Taşı” denilen parça, 2012’de, İBB tarafından Ayasofya’nın karşısındaki tarihi su terazisi ve Beşir Ağa Çeşmesi’nin
yanına getirilerek koruma altına alındı. Dünyanın sıfır noktası olduğu kabul edilen Million taşından başlayıp, Roma’ya
kadar uzanan yola da Kültür Yolu “Via Egnatia” deniliyor. Yaklaşık 1120 kilometre uzunluğundaki bu yol, Roma ve Doğu
Roma’nın Batı Avrupa’daki hâkimiyetinin de simgesi idi.
THE MILLION STONE
This is how Evliya Çelebi, the Turkish traveller of the 17th century, describes the monument: ‘The depictions of Azrael, Israfil
(The Angel of the Trumpet), Michael and Gabriel on four white marble columns to the south of Hagia Sophia constituted
the fourteenth talisman of Istanbul. These had been erected so that they would be looking to four directions. If the statue of
Gabrial would open his wings and flap them the East would have a period of plenitude. If the same thing would be done by
the statue of Israfil, it would mean poverty in the West. If Michael would flap his wings and cry, a new rebel would emerge, if
Azrael would do that, it would mean the whole world would be devastated by plague…’
Constantine had declared that Constantinople was the beginning point of the roads of the Roman Empire and he wanted to
mark the zero point with a monument/temple dedicated to goddess Tyche. The distance of Constantinople to all the other
major cities were engraved on the stone. When the monument was first built, it had a ‘tatrapilon’ dome erected on 4 coloumns
and it was adorned with winged statues. According to the legend the dome had a cross on which Jesus Christ was crucified.
The surviving remnant of this monument, which is called as the ‘Million Stone’, was placed between the historical water level
and the Beşir Ağa Fountain in front of Hagia Sophia and was taken under preservation by the Metropolitan Municipality of
Istanbul in 2012. The road which starts from the zero point of the world, the Million Stone, and which extends to Rome is
called as the Culture Road or ‘Via Egnatia’. With its length of 1120 km, the road was the symbol of Rome and Eastern Rome
over Western Europe.
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 29
ZAMANA MEYDAN OKUYAN ÜÇ SÜTUN
Dikilitaş:
Firavun Tutmosis’in MÖ 13. yy’da yaptırdığı obelisk; Dikilitaş, Mısır’daki Karnak
tapınağından getirilmiş. Kırmızı Asvan granitinden yapılmış Dikilitaş’ın üzerindeki
hiyeroglifler, Tutmosis’in zaferlerini ve tanrı Amon’a kurbanını sunduktan sonra
bu sütunu yaptırdığını anlatıyor. İmparator locasındaki seyirciler, araba yarışları
ve halkın resmedildiği kabartmalar bulunan kaidesindeki yazılar ise Doğu Roma
İmparatorluğu’nda adet olduğu üzere Grekçe ve Latince yazılmış.
Örmetaş:
500’lü yıllarda binlerce taş blokun üst üste konulmasıyla Konstantinopolis’te
yapılmış. 900’lü yıllarda İmparator 7. Konstantinos her taşın üzerine altın kaplamalı
tunçtan plakalar çaktırarak sütunu onartmış. Plakalara da babasının kazandığı
zaferleri kazdırmış. 32 metrelik sütunun parlaklığı göz alıcıymış.
Burmalı sütun:
Delphi’deki Apollo Tapınağı’ndan getirilen, üzerinde birbirine dolanmış üç yılan olan sütun,
Yunan şehir devletlerine yenilen Pers ordusu silahlarının eritilmesiyle yapılmış, üzerine de
savaşın galibi 31 Yunan devletinin adı yazılmış. Üzerinde bir altın kazan da bulunan 3 yılan
başından biri bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunuyor.
Kaynaklar: İstanbul Ansiklopedisi, NTV Yayınları / “Bizans araba yarışlarından Osmanlı şenliklerine- Atmeydanı”, Seza Sinanlar, Kitap Yayınevi / biristanbulhayali.com / harika.istanbul.gov.tr / http://howtoistanbul.com.
Meraklı okurlara da Pera Müzesi, “Hipodrom / Atmeydanı: Tarih Sahnesinde İstanbul” sergisinin 2 ciltlik dev
katalogunu öneririz!
Dikilitaş (solda), Örmetaş (ortada), Burmalı
Sütun (sağda. Dikilitaş’ın kaidesinden bir
cephe (sağ üstte) ve İstanbul Arkeoloji
Müzesi’nde sergilenen Burmalı
Sütun’un Yılan Başı.
The Obelisk (left), The
Walled Obelisk (middle),
The Serpent Column
(right). A façade of the
Obelisk (right above) and
the Serpent Head of the
Serpent Column exhibited at
Istanbul Archeological Museum.
30 TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014
THREE COLOUMNS
CHALLENGING TIME
The Obelisk:
The obelisk built by Pharaoh Thutmose
in the 13th century BC was brought
from the Karnak Temple in Egypt. The
obelisk is made of red Aswan granite.
The hieroglyphics on the obelisk tell the
victories of Thutmose and how he built
the column after his sacrifice for the
God Amon. The column also depicts
the viewers in the Emperor’s Lodge,
the cart races and the public. In line
with the convention in theEast Roman
Empire, the inscriptions on the obelisk are in Greek and Latin.
The Walled Obelisk:
It was built in the 500s in Constantinople by erecting thousands of stones. In the 900s, Emperor Constantine VII restored the obelisk by nailing gilded bronze plaques on each of the stone
slabs. The plaques bear inscriptions about his father’s victories. The obelisk with a height of 32
meters had an exhilarating shine.
The Serpent Column:
The column, brought from the Temple of Apollon in Delphi, was adorned with three interwoven
serpents. It was made by melting the weapons of the defeated Persian army and the names of
the 31 victorious Greek city-states were engraved on it. The column also had a golden bowl at
its top and one of the serpent heads is still exhibited in Istanbul Archeological Museum.
Sources: Encyclopedia of Istanbul, NTV Yayınları / “From the Byzantine Cart Races to Ottoman
Festivities’ - Atmeydanı”, Seza Sinanlar, Kitap Yayınevi / biristanbulhayali.com / harika.istanbul.
gov.tr / http://howtoistanbul.com.
For those interested we advise them to have a look at the magnificent two-volume catalogue of
the exhibition at the Pera Museum: “Hippodrome / Atmeydanı: Tarih Sahnesinde İstanbul”.
Hipodrom’dan Sultanahmet Meydanı’na…
Bugün ortasındaki anıt sütunlar, Sultanahmet Camii ve Alman Çeşmesi ile her
zaman ilgi çeken Sultanahmet Meydanı, Roma İmparatorluğu Dönemi’nde
kentin Hipodrom’u imiş. Osmanlı’da da Atmeydanı kimliğiyle önemini
koruyan alan, yalnızca at pazarına değil, at yarışlarına, cirit oyunlarına, sürre
alayları, kandil, şehzade düğünleri gibi şenliklere ve yeniçeri isyanlarına
tanıklık etmiş. Kurtuluş Savaşı’nda binlerce kişinin miting alanına, sonradan
dünya Hippi’lerinin üssüne dönüşse de Sultanahmet Meydanı hâlâ önemini
koruyor. Meydan ve çevresinin 2010’da, İBB, Fatih Belediyesi ve 2010
Avrupa Kültür Başkenti Ajansı yayalaştırma projesi kapsamında yeniden
düzenlenmesi kararlaştırılmıştı.
Demokrasi için: Hipodrom!
Atlı araba yarışları ile arslan dövüşleri, akrobasi gösterileri, danslar gibi
yan etkinliklerin düzenlendiği Hipodrom’un yapımına Septimius Severus
Dönemi’nde, 196 yılında başlanmış, I. Konstantin Dönemi’nde (324337) tamamlanmış. Septimius Severus, Yeni Roma’nın, batıdaki Roma’ya
bir alternatif olmasını istediğinden, Hipodrom’a Roma’daki Circus
Maximus’u örnek almış. Hipodrom’un kapasitesinin 60-70 bin ila 100
bin kişi, boyutlarının da 117 x 420-440 m ila 118,5 x 370 m arasında
değiştiği kaydediliyor. Bu alan sonradan paşa sarayları, Sultanahmet Camii,
İbrahim Paşa Sarayı ve diğer yapılar nedeniyle yaklaşık 45 bin’den, 22
bin m2’ye inmiş. Fransız tarihçi Alfred Rambaud’un çok yaygın alıntılanan
bir cümlesi var: “Tanrı’nın Ayasofya’sı, İmparatorun Büyük Saray’da altın
kaplama yemek odası varsa, halkın da Hipodrom’u vardı.” Gerçekten de
halk bir kamusal alan olarak Hipodrom’da yalnızca eğlence için değil,
demokratik taleplerini dile getirmek ya da imparatoru protesto etmek için
de toplanırmış. İmparatorlar, halkın desteğini burada alır ya da kaybeder,
kamuya açık yargılamalar burada yapılır, cellatlar da işlerini burada
görürlermiş!
planned, big square: The Taksim Republican Square. The Taksim Square is followed by Karaköy, Şişli, Eminönü, Aksaray, Üsküdar, Kadıköy and number of old
Boğaziçi squares of the piers.
From Hippodrome to Sultanahmet Square…
The Sultanahmet Square used to be the city’s Hippodrome during the Roman Empire. Today the square attracts attention for its monumental columns, the Sultanahmet Mosque and the German Fountain. During the Ottoman period, the square
was called as ‘Atmeydanı’ (Horse Square) and it hosted not only the horse bazaar,
but also horse races, javelin plays, cavalcades, kandils, festivities, wedding feasts
of the princes and janissary revolts. During the War of Independence, the square
was used as a meeting are by thousands of people and later on it turned into a
centre for the world’s Hippies. The square is still an important centre. In 2010 the
authorities decided to refurbish the square as part of the pedestrianization project
by the Metropolitan Municipality of Istanbul, the Municipality of Fatih and the
2010 European Capital of Culture Agency.
For Democracy: Hippodrome!
The construction of the hippodrome during the reign of Septimus Severus in 196
and it was completed during the reign of Constantine I (324-337). The square
was used for activities like horse cart races and lion fights, acrobatic shows
and dances. Since Septimus Severus wanted Nove Roma to be an alternative to
Western Rome, he took the Circus Maximus in Rome as a model for his new hip-
Anıt sütunlar ve Venedik’e kaçırılan tunç atlar…
I. Konstantin, kentin ileri gelenleri için “Kathisma” denilen bir şeref locası
yaptırmış. Buradan Büyük Saray’a geçilirmiş. “U” biçimindeki Hipodrom’a
“Carceres” denilen -şimdiki Alman Çeşmesi’nin yeri- bir kapıdan girilirmiş.
U’nun ucunda “Sphendone” denilen ve yarış yokken Boğaziçi’nin
de seyredildiği bölümde, koğuşlar, hayvanlar, servis odaları varmış.
Sphendone’nda 37 sütunlu bir galeri varmış ki bu bölümün tonozlu yapısı
günümüzde de hâlâ ayakta duruyor. Hipodrom’daki en heyecanlı yarışlar
şu partiler ve temsil ettikleri kavramlar arasında olanlarmış: Maviler: hava,
Beyazlar: su, Yeşiller: toprak, Kırmızılar: ateş!
İç bölümü 30-40 basamakla yükselen, -ve kalıntılarından son ikisi
Sultanahmet Camii’nin bahçesinde duran- mermer oturma sıraları ile
çevrili alan, Spina denen bir duvar üzerindeki anıt sütunlarla ortadan ikiye
bölünürmüş.
Bugünkü Dikilitaş, Örme
Sütun ve Burmalı Sütun, bu
sütunlardan kalabilen üçü olup
bunların dışında 7 sütun daha
varmış. Hipodrom, sütunların
yanısıra yarışçılar, tanrılar ve at
heykelleri gibi pek çok sanat
eseri ile bezeliymiş. Latinler 4.
Haçlı Seferi’nde bu sütunların
çoğunu tahrip ettikleri gibi
ünlü heykeltraş Lysippos’un
yaptığı tunç at heykellerini
de kaçırmışlar. Tunç atlar,
şimdi Venedik’teki San Marco
Kilisesi’nin duvarlarında.
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 31
podrome. It is recorded that the hippodrome had a capacity of 60 to 70 thousand
and 100 thousand people and its dimensions were between 117 x 420-440 meters
and 118,5 x 370 meters. The area was later used for palaces for Ottoman pashas,
the Sultanahmet Mosque, İbrahim Pasha Palace and for other buildings, hence
it later lost half of its size from 45 thousand m2 to 22 thousand m2. The French
historian Alfred Rambaud stated that: ‘If God had Hagia Sophia and the Emperor
had a gilded dining hall in the Great Palace, the people had their Hippodrome.’
This statement is largely true, because people at the time used the Hippodrome
not only from entertainment and as a public space, but also to come together and
to voice their democratic requests and to protests the emperors. Emperors won
or lost the hearts of people here, legal proceedings open to public were made here
and the executioners did their job here!
Monumental Columns and the Bronze Stones Smuggled to Venice…
Constantine I built a chamber of honour called ‘Katshima’ for the notables of the
city. The chamber was used as an entrance to the palace. The entrance to the ‘U’shaped Hippodrome was from a gate which used to be located where the German
Fountain stands today. At the very end of this ‘U’-shaped structure, there used to
be the ‘Sphendone’ part where people enjoyed the view of the Bosphorus. There
were also barracks, animals and service rooms in this area. The Sphendone included 37 galleries and the vaulted section survives even today. The most exciting
races at the Hippodrome were organized amongst these groups and concepts that
they symbolized: The Blues: air, The White: water, The Greens: earth, The Reds:
fire! The inner part of the area was elevated on 30-40 steps. It was surrounded
by marble seats. The last two remnants of the ruins of these marble steps can be
seen in the garden of the Sultanahmet Mosque. It was divided into two sections
by monumental columns erected on a wall called Spina. The Obelisk, the Walled
Obelisk and the Twisted Column are the only surviving ones of these monumental
columns and there used to be another 7 columns. The hippodrome was adorned
by many other works of art like the statues of racers, gods and horses. Since the
Latins destroyed most of these columns during the Fourth Crusade, they smuggled the bronze horse statues made by the famous sculptor Lysippos. The bronze
horses now adorn the walls of the San Marco Church in Venice.
1900’lü yıllarda Sultanahmet Meydanı ve Burmalı Sütun (sol üstte iki gravür)
(Suhtterstock, prostok). 1840 yılında Paris’te yayınlanan Pittoresque Dergisi’nden
Dikilitaş ve Örmetaş gravürü (sol altta) (Shutterstock, Marzolino). Sultanahmet’ten
götürülen Venedik San Marco Kilisesi’ndeki tunç atlar (altta).
The Sultanahmet Square in the 1900s and the Serpent Column (two engravings in
top left) (Suhtterstock, prostok). Engravings of the Obelisk and the Serpent Coloumn
published in the Pittoresque Magazine in Paris in 1840 (left below) (Shutterstock,
Marzolino). The Bronze horses smuggled from Sultanahmet to the Venetian San Marco
Church (below).
32 TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014
İstanbul Denizlerinin Yeni Klasiği:
Armada Gezi Teknesi.
Boğaz’da yıl boyunca yapacağınız unutulmaz geziler için...
Boğaz’ın ve şehrin muhteşem silüetine yaraşır “Armada Gezi Teknesi”, şık tasarımı ve el yapımı olma özelliği ile size en konforlu
ve en keyifli gezi deneyimini yaşatıyor. Armada Otel’in seçkin servis kalitesi ve mutfağını da beraberinde sunan bu gerçek
İstanbul klasiği ile İstanbul Boğazı, Haliç ya da Adalar yönünde düzenleyeceğiniz VIP, kurumsal etkinlik ve toplantılarınızda
misafirlerinize unutulmaz anlar yaşatmaya hazır mısınız?
Tekne Kapasitesi 50 kişi
Yemekli Düzen 24 kişi - Kokteyl Düzeni 50 kişi
Rezervasyon:
Funda Dağlı | (+90) 530 381 01 63 | [email protected] | www.armadageziteknesi.com
Bu yıl 4-7 Ekim tarihleri arasında
kutluyoruz Kurban Bayramı’nı.
Dayanışarak, yardımlaşarak,
el ele vererek…
Kurban Bayramınız
kutlu olsun
Have a Good Feast of the Sacrifice.
This year we are celebrating the Feast of the Sacrifice between
October 4 and 7. With solidarity and unity...
Hicri takvime göre her yıl, Zilhicce ayının onuncu gününden başlayarak dört gün
boyunca kutladığımız o
özel günler geldi. Bu yıl
Kurban Bayramı 4 Ekim’de
başlayıp 7 Ekim’de sonlanacak. Eller öpülecek, harçlıklar
verilecek, kavurmalar yenilecek,
sohbetler edilecek. Ama tüm bu güzel davranışların arkasında yatan tek bir
neden olacak, o da dayanışma.
Kurban Bayramı, sadece Allah’a kurban etme amacıyla bir hayvanı kesmek
demek değildir aslında. Kurban’daki esas niyet, kesilen eti ihtiyacı olanlara
dağıtmak, böylece sosyal adalete yılda dört gün de olsa bir katkı sağlamaktır. Yaşlılara, çocuklara, yoksullara, kimsesizlere yalnız olmadıklarını
hatırlatmaktır…
Kurban Bayramı’nın temeli Hz. İbrahim’in Kuran-ı Kerim’deki Saffat
Suresi’nde de geçen kıssasına dayanır. Buna göre, Hz. İbrahim’in çocuğu olmuyordur. Yaşı 86 olmuştur ve davasını devam ettirecek bir evladı
olmadığı için üzgündür. Bir gün duasında Allah’a “Bana bir evlat ver yeter
ki onu sana kurban ederim” der. Bundan bir süre sonra Hz. İbrahim’in oğlu
Hz. İsmail dünyaya gelir. Hz. İsmail yedi yaşına geldiğinde Hz. İbrahim bir
gece rüya görür. Kendisine verdiği söz hatırlatılır. Hz. İbrahim mecburen
oğlunu kurban edecektir. Çaresizce görevini yerine getirecekken, elindeki
bıçağın kesmediğini görür. Az sonra da kendisine bir koç gönderilir ve
Allah’a inanıp, sabredenlerden olduğu için mükafatlandırıldığı söylenir.
Hz. İbrahim’den sünnet
Hz. Muhammed, Kurban’la ilgili hadisinde şöyle der: “Bu babanız Hz.
İbrahim’in sünneti -adeti-dir. Bu nedenle de Kurban Bayramı’nda kurban
vacip veya müekked (güçlü) sünnet kabul edilmiştir. Usulüne uygun hayvanlara eziyet etmeden, kurbanı kesmek her Müslüman için bir ibadettir.
Bunu ihmal etmemek lazım. Rabbim kurbanlarınızı makbul etsin, niyetinizi
Allah için eylesin. Zira kesilen kurbanın eti ve kanı değil ancak takva dolu
niyetleriniz Yüce Allah’a çıkar.”
Aslında kurban pek çok inanç sisteminde yeri olan bir gelenek. Öyle ki Hz.
34 TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014
Those special days are here. According to the lunar calendar, each year we
celebrate the four days after the tenth day of the month of Zilhicce. The year the
Feast of the Sacrifice will begin on October 4th and end on October 7th. Hands will
be kissed, children will be given pocket money, kavurmas (braised lamb meat
cubes browned in its own fat) will be eaten and chats will be made. There will be
one single reason behind all these niceties: solidarity.
The Feast of the Sacrifice is not only about sacrificing an animal to God for the
sake of sacrifice only. The real reason behind this feast is to distribute the meat
of the sacrificed animal to those who are in need. Thus, even for four days, you
will be doing something good for social justice. You will remind the elderly, the
children, the poor and the orphans that they are not alone…
The foundations of the Feast of Sacrifice could be found in the parable of Prophet
Abraham in the surah named Saffat in the Koran. According to the parable
Abraham had no children. He was 86 and he was feeling sorry for he had no
child who could advocate his cause after his death. One day he prayed God and
said: ‘Give me a child and I will sacrifice my child to you.’ After a while, Abraham
had a child named Ishmael. When Ishmael was seven years old, Abraham had a
dream. He was reminded of the promise he had given. Abraham would have to
sacrifice his son. When he was about the realize the act of sacrifice, he saw that
the blade of his knife was not cutting. A bit later he was sent a ram for sacrifice.
He was told that since he was one of those who believed in God and persevered,
he was awarded.
A Sunnah from Abraham
In his hadith on sacrifice, Prophet Mohammad says that: ‘This is commemorative
Sunnah of your father Abraham. Therefore sacrifice at the Feast of the Sacrifice
has been accepted as an obligatory and strong Sunnah. It is a form of worship
for all Muslims to sacrifice animals without inflicting any pain on them. This
should not be ignored. May God accept and favour our sacrifices, may your
intentions be for God only. Because it is not the meat and blood of your
sacrifices, but your pious intentions that reach God.’ Actually the concept of
sacrifice exists in many religions. The tradition dates back to the times of Adam’s
sons Cain and Abel. It is known that Abel used to sacrifice the firstborns of the
herds to God. Sacred texts tell us that Noah had offered sacrifices after the Flood.
The tradition of sacrifice was kept alive in Egypt, India, China and Mesopotamia,
especially for purposes of fertility. There were sacrifice rituals in many cities
during the Antiquity. However, the most well-known and long-lasting of them
had been the Sunnah of Abraham. There are some ongoing traditions of the
Feast of Sacrifice in Turkey. The first and most important of these is the sacrifice
the animals on the first day after the Feast Prayer in the morning and to cook
kavurma (braised lamb meat cubes browned in its own fat) and eat it all together
as a family. Then the poor and needy are given their shares of the sacrificed
meat, children are given pocket money, the elderly and the cemeteries are visited
and friends and relatives are called for. The religious feasts are actually pretexts
for socialising. People wish every single day could be lived as a feast.
The Feast of the Sacrifice is a Sunnah that have been living on since the times
of Abraham. It is a special celebration that brings us together for solidarity. We
should know the value of this special day. We wish you many other festivities
with health, peace and happiness.
KURBAN DEMEK, HAC DEMEK
Kurban Bayramı aynı zamanda her yıl Müslümanların hac farizasını ifa ettikleri vakittir.
Müslümanlar Mekke’de bulunan Kâbe’de toplanır ve hac vazifesini yerine getirirler. Hac
veya hacc kelimesi Türkçe’ye Arapça’dan geçmiştir. Türkçe’de “hac”, hem İslam’daki
hac ibadetini hem de genel olarak dini sebepli ziyareti tanımlar. Hristiyanlıkta, Musevilikte, Pagan dinlerde de hac kültürü vardır.
Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde hacla ilgili her türlü yöneticilik işiyle Osmanlı
İmparatorluğu ilgileniyordu. Surre Eminliği veya Surre-i Hümayun adıyla bilinen bir kurum her yıl İstanbul’dan törenlerle uğurlanıyor, Mekke ve Medine’ye hediye ve yardım
götürüyordu. Diğer hac yolcuları da toplu törenlerle uğurlanıyor, dönüşte karşılanıyor
ve tebrik ediliyordu. Misafirlere de oradan getirilen zemzem suyu dağıtılıyordu.
Bu arada Osmanlı İmparatorluğu’nda Cem Sultan dışında hiçbir sultan hacca gitmemiştir. Çünkü Şeyhülislamlar “padişahlara hac lazım değildir!” diye fetva vermişlerdi.
Selçuklu Devleti’nde de aynı sebeple devlet adamları hacca gitmezdi.
SACRIFICE MEANS PILGRIMAGE
The Feast of the Sacrifice is also the time when Muslim people go on pilgrimage each
year. Muslims gather around the Kaaba in Mecca and carry out their hadj duty. The word
hadj (meaning ‘pilgrimage’) comes from the Arabic language. The Turkish word ‘hac’ both
refers to the special Islamic worship and pilgrimage. The culture of pilgrimage exists in
Christianity, Judaism and pagan religions as well.
During the Ottoman Empire, all sorts of management issues of hadj were handled by the
Ottomans. The institution known as ‘Surre Eminliği’ or ‘Surre-i Hümayun used to be sent
off from Istanbul with ceremonies. The institution’s function was to send gifts and help
to Mecca and Medina. Other hadj passengers were also sent off with ceremonies and
welcomed at their return and congratulated. The guests were served the sacred zam-zam
water. In the meantime, no sultan of the Ottoman Dynasty, except for Cem Sultan, had
gone on pilgrimage. Because the shyakh al-islams of the period decreed that ‘the sultans
did not need to perform the hadj duty’. Statesmen during the Seljuks did not perform their
hadj duties for the same reason.
Adem’in oğlu Habil ve Kabil dönemine kadar giden bir geçmişi var. O dönemde Habil’in sürünün ilk doğanlarını kurban ettiği biliniyor. Hz. Nuh’un
da Tufan’dan sonra kurban sunduğu kutsal metinlerde geçen bir bilgi.
Mısır, Hint, Çin ve Mezopotamya’da da özellikle bereket için kurban kesme
geleneği sürdürülürdü. Antik Çağ’da da pek çok kentte kurban ritüeli vardı.
Ama içlerinde en ünlüsü ve günümüzde de devam ettirileni Hz. İbrahim’in
sünneti oldu. Kurban Bayramı’nın Türkiye’de sürdürülen gelenekleri vardır.
Bunlardan en önemlisi ilk gün, Bayram namazından sonra kurbanlıkların
kesilmesi ve etinden kavurma pişirilip hep birlikte yenmesidir. Ardından
yoksullara ve ihtiyacı olanlara kurban payları dağıtılır, çocuklara harçlık
verilir, büyükler ziyaret edilir, kabristanlara gidilir, eş dost akraba hatırlanır. Bayramlar aslında muhabbet için bir bahanedir. İnsana “her günümüz
bayram tadında geçse” dedirtir.
Kurban Bayramı, Hz. İbrahim’den günümüze kadar sürdürülen bir sünnet.
Bizi bir araya getiren, el ele vererek dayanışmamızı sağlayan özel bir kutlama. Bu özel günün kıymetini bilmek gerek. Sağlık, huzur ve mutluluk dolu
nice bayramlara…
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 35
26 Ekim 2014, Pazar gecesi saatlerimizi bir saat geri alıyoruz!
Türkiye’de yaz saati
uygulaması sona eriyor
16 Şubat 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan, 5883 sayılı Bakanlar
Kurulu kararına göre “gün ışığından daha fazla yararlanmak amacıyla” bu
ayın son pazarı, 26 Ekim gecesi saatler 04.00’den başlayarak 1 saat geri
alınacak! Oysa Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın, insan psikolojisine
olumsuz etkileri olduğu gerekçesiyle 2013’de son vermeyi plânladığı saat
değişikliği uygulaması, 1 yıl ertelenmişti ve saatlerimiz, 2014 yılının Mart
ayında son kez ileri alınarak sabitlenecekti. Dergimiz yayına hazırlanırken
henüz yapılmamıştı, ola ki siz bu satırları okurken bu değişiklik de kanunlaşmış olabilir. Meraklı okurlarımız için bu konuya biraz yakından baktık!
Günün Yirmi Dört Saate Taksimine İlişkin Kanun
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın yeni saat uygulamasıyla ilgili olarak
hazırladığı taslakla “Günün Yirmi Dört Saate Taksimine İlişkin Kanun” değiştirilecek! Cumhuriyet’in ilanından sonra 1925’de, Hicrî ve Rumî takvimlerin
yerine Milâdî takvimi ve alaturka saat yerine Batı ülkelerinin kullandığı saat
sistemini kabul eden bu kanun, hepsi hepsi 4 maddeden ibaret:
Madde 1. Türkiye Cumhuriyeti dahilinde gün, gece yarısından başlar ve
saatler sıfırdan yirmi dörde kadar sayılır.
Madde 2. Griniç’e göre otuzuncu derecede bulunan boylam dairesi bütün
Türkiye Cumhuriyeti saatleri için esas alınır. (1984 değişikliğinden sonra)
Ayrıca başlangıç ve bitiş tarihleri belirtilmek ve bir saati aşmamak şartıyla
yaz saati uygulamaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.
Madde 3. İşbu kanun neşri tarihinden muteberdir.
Madde 4. İşbu kanunun ahkamına icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.”
Değişikliğin gerekçesi
Peki neden kanun değişikliği? Çünkü yaz saati uygulamalarında Bakanlar
Kurulu yetkili iken, ülke için referans alınan meridyen değişikliği ancak
TBMM tarafından yapılabiliyor. Bakanlığın bu kanunda değiştirilmesini
ZAMANLA OYNAMANIN
TARİHÇESİ
Erken yatıp erken kalkmak, kişiyi sağlıklı, zengin ve akıllı yapar!
Bu sözler, paratonerin mucidi, diplomat Benjamin Franklin’e
ait. Çünkü, Franklin, 1784’de ABD elçisi olarak atandığı Paris’te
halkın mum israfının önlemesi ve gün ışığından daha çok
yararlanması için mumları karneye bağlamak ve insanları gün
doğumu sırasında kilise çanları ve top ateşiyle uyandırmak gibi
önerilerde bulunmuş.
Yeni Zelandalı böcekbilimci George Vernon Hudson da
1895’de, günbatımından önce toplayabildiği böcekler için vakit
yetmeyince saatlerin 1-2 saat ileri alınmasını akıl etmiş. İngiliz
William Wilett, 1905’de gün ışığından yararlanan bir zaman
ölçü aleti yapmayı başarmış.
Fakat, ilk saat farkı uygulamasını I. Dünya Savaşı’nda Almanya
başlatmış. Osmanlı İmparatorluğu dahil, müttefikleri ile birlikte
1916’da bu uygulamayı benimseyen Almanya’nın amacı, savaşta
kömür ısrafını azaltmakmış. ABD 1918 yılında kullanmaya başlamış. Sonradan Birleşik Krallık, müttefikleri ve Avrupa’daki birçok
devlet bu uygulamayı benimsemiş. Günümüzde bu uygulama
AB üyelerinin tümünde bir yasal zorunluluk.
36 TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014
We are setting the clock back by one hour on
26 October 2014 Sunday night!
Daylight saving time in Turkey is over!
According to the decision taken by the Council of Ministers numbered 5883 and
published in the Official Gazette on 16 February 2014, on the last Sunday of this
month, on the night of October 26th, the clocks will be set back by one hour starting from 4:00 a.m. to save daylight! However, the Ministry of Energy and Natural
Resources had been planning to end this implementation in 2013 for its negative effects on human psychology and the authorities had postponed it for one
year. March 2014 was planned to be the last time when we would set our clocks
forward by one hour for the last time. While preparing our magazine for publication it was still not put into force, but by the time you will be reading these lines,
the amendment will have been put into force. We made a small research on the
subject for our curious readers!
Law on the Division of Day by Twenty-Four Hours
In the new draft law on the new time implementation prepared by the Ministry
THE HISTORY OF PLAYING WITH TIME
Going to bed early and getting up early will make one rich!
These words belong to Benjamin Franklin, diplomat and the
inventor of the lightning rod. Franklin was appointed as the US
ambassador to Paris in 1784 and he wanted to prevent people’s
waste of candles and enable them to make more use of daylight.
Thus, he came up with suggestions like rationing candle use and
waking people up with church bells at sunrise and with cannon
shots.
The New Zealander entomologist George Vernon Hudson did not
have enough time to collect insects before sunset and suggested
setting the clock a few hours forward. British William Wilett
succeeded in making a time measuring device that used daylight
in 1905.
Germany implemented the first daylight saving time. Together
with its allies, including the Ottoman Empire, Germany started
using this implementation in 1916. The country’s initial aim was
to reduce coal consumption. The US started using the daylight
saving time in 1918. Later on, The United Kingdom and her allies
and many European states adopted the implementation. Today,
this is a legal obligation for all EU states.
istediği konu, Türkiye’nin ülke saatine referans olarak en batısındaki 30.
derece meridyenin değil, en doğusundaki 45. derece meridyenin esas
alınması.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, enerji.gov.tr web sitesinden yayınladığı
“İleri Saat Uygulaması” belgesinde bu değişikliğin gerekçesini “Bakanlığımıza özellikle yaz saati uygulamasının bitirilerek kış saati uygulamasına
geçildiği dönemlerde, halkımız tarafından birtakım olumsuz görüşler
gelmektedir. Bu görüşlerde saatlerin geri alınmasından dolayı (kış saati
uygulaması), akşamın erken olmasından kaynaklanan psikolojik, sosyal ve
ekonomik açıdan olumsuzluklar sıralanmaktadır” diye açıklıyor.
Böylece saat hesaplamasında İzmit’in üzerinden geçen 30. boylam
(GMT+2) yerine Iğdır’dan geçen 45. (GMT+3) boylam esas alınacak.
Türkiye’nin batısı ile doğusu arasındaki 1 saat 16 dakikalık saat farkı da
16 dakika azalırken, Batı ülkeleri ile aramızdaki saat farkı artmış olacak.
Bu kanun değişikliğine kadar Türkiye’de saat değişikliği başlangıç ve bitim
tarihlerinde Avrupa ülkeleriyle birlikte hareket ediliyordu. Bu uygulama
1946’da Montreux’de toplanan Avrupa Doğu Münasebetleri ve Tren
Seferleri Konferansı’nda alınan ve Avrupa’da yaz saati uygulamasının aynı
tarihlerde yapılması kararına dayanan 1946 tarihli bir Bakanlar Kurulu
kararı ile AB Müktesebatına Uyum ilkeleri gereği idi.
SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ
“Ayar, saniyenin peşinde koşmaktır!”
“Herkes günde saat başına bir saniye kaybetse, saatte on sekiz milyon saniye kaybederiz.
Günün asıl faydalı kısmını on saat addetsek, yüz seksen milyon saniye eder. Bir günde
yüz seksen milyon saniye yani üç milyon dakika; bu demektir ki günde elli bin saat kaybediyoruz… ...İşte biz ...bu kaybın önüne geçeceğiz. İşte Enstitü’müzün asıl faydalı tarafı!”
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” kahramanlarından Hayri İrdal
böyle anlatıyor Enstitü’yü! Tanpınar, gelenekçi Osmanlı efendisi, Hayri İrdal’ın Cumhuriyet Türkiye’sinde çağa ayak uyduramayışına odaklanıyor. Batı dillerine çevrilen Huzur’dan
sonra bu kitabı da Penguin yayınevi tarafından İngilizce yayınlanan Tanpınar, son yıllarda
çok seviliyor. Öyle ki The New York Times kitap eleştirmenleri kitabı hararetle tavsiye
ederken, popüler tv sunucusu Oprah Winfrey bile hayranlarına onu önermiş.
THE TIME REGULATION INSTITUTE
“Regulation is running after the second!”
“If everyone would lose one second per hour, we would be losing eighteen million seconds
per hour. If the really useful part of the day would be accepted as ten hours, that would
be equal to a hundred and eighty million seconds. One hundred and eighty million seconds
make three million minutes; that means we are losing fifty thousand hours a day… Here
we are… we will be preventing this loss. This is the useful part of our institute!’ This is
how Hayri Irdal, one of the main characters of Ahmet Hamdi Tanpınar’s novel ‘The Time
Regulation Institute’, describes the institute and its function! Tanpınar in his novel focuses on
the struggles of the Ottoman gentleman Hayri Irdal to come to terms with the Republican
Turkey. After ‘A Mind at Peace’ was translated into Western languages, Tanpınar’s ‘The
Time Regulation Institute’ as published in English by Penguin. He has been a very popular
novelist in recent years. The New York Times reviewers recommend the novel ferociously.
Even the popular TV talk show host Oprah Winfrey recommended the book to her fans.
of Energy and Natural
Resources, the ‘Law on
the Division of Day by
Twenty-Four Hours’ will
be amended! In 1925, after the establishment of
the Republic, a new law
was passed to replace
the Hijri Calendar with
the Gregorian Calendar
and the Ottoman time
system with the Western
one. This new law included only 4 articles:
Article 1. Day starts at
midnight in the Republic
of Turkey and the hours
are counted from zero to
twenty-four.
Article 2. The 30 degree longitude according to Greenwich is the basis of time for
the Republic of Turkey. (After the 1984 amendment)
The Council of Ministers is the authorized body to
decide on the implementation of Daylight Saving
Time. The adjustment can be 1 hour in maximum
and beginning and ending dates should be disclosed
beforehand.
Article 3. The law hereby will be put into force as of
its publication.
Article 4. The law hereby will be executed by the
members of the Execution Board.
The reason for the amendment
And why is the law being amended? The Council of
Ministers is authorised to execute the daylight saving
time implementation, but the change of meridian for a country can only be made
by the Grand National Assembly of the Republic of Turkey. The Ministry is willing
to change the reference for Turkey’s official time to 45-degree meridian in its
east from the present 30-degree meridian it the west. The Ministry of Energy and
Natural Resources has published a document on ‘Daylight Saving Time’ implementation on its enerji.gov.tr webpage and made this explanation: ‘Our ministry
has been receiving some complaints from the public about the transition from the
daylight saving time to winter time. According to these complaints, due to setting
the clock back (winter time) the weather darkens early and people are faced with
psychological, social and economic problems.’ Therefore, instead of the 30th
longitude (GMT+2) in İzmit, the 45th longitude (GMT+3) in Iğdır will be accepted
as the reference point. The 1 hour 16 minute time difference between the west and
east of Turkey will be decreased by 16 minutes and the time difference between
the Western countries will be increasing. Until this amendment of law, the beginning and end of time changes were synchronized with the Western countries. The
practise was in line with the decision of the Council
of Ministers in 1946
for alignment with the EU Acquis
principles. The principle was accepted
at the 1946 Europe East Relations
and Train Services Conference
in Montreux. It was put into
force to synchronize the
European daylight
saving time implementations.
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 37
ŞERİF YENEN’İN İSTANBUL BELGESELİ
FESTİVALDEN FESTİVALE, ÖDÜLDEN ÖDÜLE KOŞUYOR
NS
CTIO
URAL
CULT
RA
INTE
BEST RY
NTA
DOCUMEarian
Bulg Festival
Film
Tour 2014
T
TOURIS
BEST NTARY
DOCUME
Poland ival
Fest
FilmAT2014
AWARD s
ition
GOLDEN
& Trad nal
Cultureu Internatio
Bak
Tourismival
Film Fest4
201
SPECIAL
AWARD
Zagreb ival
Fest
Tourfilm
2014
UNVEILED İSTANBUL
E
FEATURRY
BEST
NTA ic
DOCUMErld Mus
USA-Wo pendent
& Inde Festival
Film 4
201
ue!
l uniq
tanbu
akes İs
m
y
ll
t rea
r wha
CE
2nd PLANTARY
eles
DOCUME
Los Ang Festival
Film
Sunset 2014
ve
Disco
BUL
ISTAVNEILED
UN
AV
A TR
EL
UM
DOC
r
by Şe
E N TA
UNVEILED İSTANBUL
IL M
RY F
en
if Yen
Şerif Yenen’s documentary on Istanbul is hitting one festival after
another and collecting awards: UNVEILED ISTANBUL
fromE
usic ED
hm ND &
wit ERCA ZULA AL
M ABA N ÖÇ
B RHA
U
B
Seyahat uzmanı, turizm
yazarı, profesyonel turist
rehberi, İstanbul Rehberler
Odası Başkanı Şerif Yenen
tarafından gerçekleştirilen
belgesel, Türkiye ve İstanbul’un adeta
tanıtım elçisi oldu. 61 dakika içinde farklı bir
İstanbul öyküsünün aktarıldığı “Unveiled İstanbul”un;
çekim öncesi ve sonrasını Şerif Yenen’den dinledik:
d.com
unveile ns.com
tanbul
io
www.is ralinteract
ltu
www.cu
the
red at
te
Premie an Institu
soni
DC
Smith ashington
in W
 TÜRSAB DERGİ: İstanbul Unveiled bildiğimiz belgesellerden daha
farklı bir çalışma. Bu filmde tam olarak neyi hedeflediniz?
 ŞERİF YENEN: Ben 25 yıldan bu yana yaşamını kültür turizmine adamış
bir turist rehberi ve seyahat kitapları yazarıyım. Bu 25 yılın son 12 yılına
Rehberler Odası Başkanlığı görevini de ekledim. Kitle turizmine çok fazla ilgim yok ama kültür turizmi ile ülkemizin hem çok daha güzel bir imaja sahip
olacağına hem de ekonomik açıdan refah düzeyinin artacağına inanıyorum.
Bu bakış açısıyla bugüne kadar ister rehber olarak, ister Rehberler Odası
Başkanı olarak, isterse seyahat yazarı olarak hep kültür turizmini teşvik
eden bir yaklaşım sergiledim. İstanbul Unveiled filmi, benim hem yapımcı,
hem yönetmen olarak ilk film projem. Bu filmde de, diğer eserlerimde
olduğu gibi kitle turizmine biraz daha temkinli yaklaşan, kültürlerin
birbirini anlamaya çalıştığı, birbirleriyle etkileşime girdiği, olayların
sadece göründüğü kısmıyla yetinmeyip, mutfağına girerek detayların
anlaşılmaya çalışıldığı bir ortam yaratmaya çalıştım. İstanbul’un en çok
ziyaret edilen yerleri hakkında bilgiler verip, hoş müzikler dinleterek
de bu filmi yapabilirdik. Bunu yapmadık. Bunun yerine 25 yıldan beri
rehberlik yaparken edindiğim deneyimler doğrultusunda, özellikle yabancı
ziyaretçilerin kentimizle, kültür varlıklarımızla, kültürel değerlerimizle ilgili
merak ettikleri, bilmedikleri, yanlış bildikleri veya mutlaka bilmeleri gereken
konuları iyi bildiğimden; bunları bir şekilde filmin içine yerleştirmeye
çalıştım.
Filmde, bir Amerikalı kadın İstanbul’a geliyor, İstanbul’un en önemli
yerlerini ziyaret etmekle kalmayıp, kültürümüzden ilginç kişilerle röportajlar
yaparak kültürümüzü anlamaya çalışıyor. Örneğin, yabancı ziyaretçilerin
hep merak ettiği konular arasında; “günde 5 kere okunan ezanların teypten
okunup okunmadığı, imamların rahiplere benzeyip benzemediği, aile
hayatlarının olup olmadığı, semazenlerin neden döndüğü, sema ayininin bir
performans olup olmadığı, Boğaz turu yaparken hep denizden gördükleri
dünyanın en pahalı evleri arasında yer alan yalılarda kimlerin yaşadığı,
38 TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014
The documentary produced by Şerif Yenen, travel expert, travel writer,
professional tourist guide and President of Istanbul Chamber of Tourist Guides
(IRO), has become an ambassador for the promotion of Turkey and Istanbul.
‘Unveiled Istanbul’ tells a different story of Istanbul in 61 minutes. We asked
about the pre and post filming of the documentary to Şerif Yenen himself:
 TÜRSAB: Istanbul Unveiled is a different production than the kind
of documentaries we all know. What is it that you wanted to achieve in
this film?
ŞERİF YENEN: I have been a tourist guide and travel writer who dedicated
his life to culture tourism in the last 25 years. In the last 12 years I have also
worked as the president of Istanbul Chamber of Tourist Guides. I am not that
much interested in mass tourism and I believe Turkey will be have a much
better image and reach an economic welfare level through mass tourism. With
this perspective in mind, be it as a tourist guide, or as the President of Istanbul
Chamber of Tourist Guides or as a travel writer, I have always encouraged and
spoken for culture tourism. ‘Istanbul Unveiled’ is my first project as a producer
and as a filmmaker. What I have tried to achieve in this film, as in my other
works, approaching mass tourism a bit warily, was to create an environment
in which cultures would be trying to understand and interact with one another
and delve deeper into the details of things rather than being contented with the
visible part only. We could have produced a film by showing the most visited
places of Istanbul and adding some nice music. Instead, in line with my 25-year
guide experience, since I knew about what foreign visitors were curious about our
city, our cultural assets and values and some of their misconceptions, I wanted
to bring all these together in a film. In the film, an American woman comes to
Istanbul. She not only visits the important places in Istanbul, but interviews
some interesting people from our culture and tries to understand our culture. For
example, foreign visitors mostly wonder whether the azan (call for prayer) recited
five times a day is broadcast through a tape recording or not. They also wonder
about the possible similarity of imam to priests, whether they have a family life
or nor, why the whirling dervishes whirl, whether the Sufi whirling ritual is a
performance or not, who inhabits the most expensive houses of the world, the
mansions (yalıs) that they see while on tour on the Bosphorus and what kind of
a lifestyle they have, what makes the Turkish rugs so famous, how belly-dancer
in the Turkish society are perceived and whether there is modern art in Turkey
or not. So they have dozens of questions on their heads. ‘Istanbul Unveiled’ is a
project that tries to squeeze all these about the larger Istanbul into an hour from
the perspective of an American woman. The music pieces in the documentary are
from Burhan Öçal, Mercan Dede and Baba Zula.
ÖDÜL ÜSTÜNE ÖDÜL ALDI
İstanbul Unveiled seyahat belgeselinin katıldığı
uluslararası film festivalleri ve aldığı ödüller:
• Bulgarian Tour Film Festival, 2014 (En İyi Belgesel)
• Los Angeles Sunset Film Festival, 2014 (En İyi 2.
Belgesel)
• Poland FilmAT Festival, 2014 (En İyi Turizm
Belgeseli)
• Zagreb Tourfilm Festival, 2014 (Özel Ödül)
• Baku International Tourism Film Festival, 2014 (Altın
Madalya)
• USA World Music & Independent Film Festival 2014
(En İyi Belgesel)
• Portugal Art & Tour Festival, 2014 (Aday)
İSTANBUL UNVEILED
nasıl bir yaşam stiline sahip
oldukları, Türk halılarını bu
denli ünlü yapan ögelerin neler
olduğu, göbek dansı yapan
kızların göbek dansı yaptıkları
için toplumda nasıl algılandıkları,
Türkiye’de modern sanatın olup
olmadığı” gibi onlarca soru. İşte
İstanbul Unveiled bütün bunları
bir araya getiren, koskoca
İstanbul’u bir Amerikalı kadının
gözünden Burhan Öçal,
Mercan Dede ve
Baba Zula’nın eşsiz
müzikleriyle bir saate
sığdırmaya çalışan bir
proje.
 Projenizde ekip
arkadaşlarınız kim,
kimlerden destek
aldınız?
 Projeye hem filmci,
hem akademisyen, hatta
turist rehberi olan sevgili
Saadet Özen ile başladık. Daha sonra aramıza
sevgili Sinan Torunoğlu’nu yönetmen olarak
aldık. Çekimleri tamamlayana kadar Candan
Murat Özcan, Beran Pekol ve Fatih Sezgin ile
birlikte devam ettik.
Bir ara Can Özbatur ile çalıştık. Sevgili Sinan
Torunoğlu ile görüş ayrılığımız oldu, kendisi
projeden ayrıldı. İşlerin tam tıkandığı bir aşamada
ddf reklam ajansı yardıma yetişti, donanımlarını
seferber ettiler, hatta Levent Ayaşlı’yı projeyi
tamamlamak üzere, karşılık beklemeden istihdam
ettiler. Ddf’in hakkını asla ödeyemeyiz. Levent
Ayaşlı hem benimle birlikte yönetmenliği hem
de kurguyu üstlendi. Baba Zula, Mercan Dede
ve Burhan Öçal hiçbir karşılık beklemeden
müziklerini kullanmamıza izin verdiler.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Amerikalı oyuncunun
ülkemize getirilmesini ve kaldığı süre boyunca
 Who are your friends in the
project team, who supported you?
We started working on the project with
Saadet Özen who is a film producer,
academician and even a tourist guide.
Then we started working with Sinan
Torunoğu as the director. Murat
Özcan, Beran Pekol and Fatih Sezgin
also joined our team until the
filming was completed. At one
point we worked with Can
Özbatur. We had a difference
of opining on the project with
dear Sinan Torunoğlu and
he left the project. When
everything came to a halt
dDf advertising agency
came to our rescue and
they used every means
available on hand. They
even voluntarily employed
Levent Ayaşlı to complete the project. We
can’t really thank ddf for what they have done for us.
Levent Ayaşlı worked together with me both as the
editor and the director. Baba Zula, Mercan Dede and
Burhan Öçal let us use their music without any fees.
The Ministry of Culture and Tourism assumed the
travels and accommodation of the American player.
They have also granted us all permissions for the
filming. TUROB, Kanyon and Hard Rock Café have
all showed their full support during the launch and
promotion events.
We are really thankful for all the institutions and
organizations that opened their doors for us for the
filming and for the people who joined our interviews.
We are grateful.
Bakü’de Altın Madalya’yı alırken (üstte), Los Angeles
Sunset Film Festivali (ortada) ve Romanya’daki
festivalden bir görüntü.
While receiving the Gold Medal in Baku (above), Los
Angeles Sunset Film Festival (middle) and a photograph
from the film festival in Romania.
High Definition, 16:9 Wide Screen
Dil: İngilizce
Süre: 61 Dakika
Yayım Tarihi: 10 Aralık 2013
Alt Yazılar: İngilizce, Türkçe, Almanca, Fransızca,
İtalyanca, İspanyolca, Arapça, Rusça, Çince, Korece,
Japonca
Yapımcı: Şerif Yenen-Saadet Özen
Yönetmen: Levent Ayaşlı-Şerif Yenen
Müzikler: Mercan Dede, Baba Zula ve Burhan Öçal
Söyleşiler: Jessica Berkmen
IT COLLECTED ALL THE AWARDS
Here is a list of the international film festivals ‘Istanbul
Unveiled’ participated in and the awards it received:
• Bulgarian Tour Film Festival, 2014
(Best Documentary Award)
• Los Angeles Sunset Film Festival, 2014
(2nd Best Documentary Award)
• Poland FilmAT Festival, 2014 (Best Tourism
Documentary Award)
• Zagreb Tourism Festival, 2014 (Special Award)
• Baku International Tourism Film Festival, 2014
(Gold Medal Award)
• USA World Music & Independent Film Festival 2014
(Best Documentary Award)
• Portugal Art & Tour Festival, 2014 (nominee)
İSTANBUL UNVEILED
High Definition, 16:9 Wide Screen
Language: English
Run Time: 61 minutes
Release Date: Dec., 10, 2013
Subtitles: English, Turkish, German, French, Italian, Spanish,
Arabic, Russian, Chinese, Korean, Japanese
Producer: Şerif Yenen-Saadet Özen
Director: Levent Ayaşlı-Şerif Yenen
Music: Mercan Dede, Baba Zula ve Burhan Öçal
Interveiws: Jessica Berkmen
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 39
BELGESELDE KİMLER YOK Kİ...
CHARACTERS IN THE DOCUMENTARY...
Demet Sabancı: Türk işkadını, girişimci,
TV kanalı kurucusu Demet Sabancı,
Boğaz’daki yalısı ve yalıda yaşam ile ilgili
bilgileri paylaşıyor.
Demet Sabancı: Turkish businesswoman
and entrepreneur, founder of a TV channel
Demet Sabancı talks about her yalı (mansion)
on the Bosphorus and her life there.
Semazen: Mevlevilik ve Mevleviliğin
ritüellerinden Sema töreni ile ilgili merak
ettiğimiz soruları bir Semazen yanıtlıyor.
Whirling Dervish: A whirling dervish
answers all questions about the whirling
ritual of the Mevlevi order.
Dilek Hanif: Moda
tasarımcısı Dilek Hanif
Türkiye’de moda var mı,
nereye gidiyor onu anlatıyor.
Dilek Hanif: Fashion
designer Dilek Hanif talks
about fashion in Turkey and
how it evolves.
Emrullah Hoca: Sultanahmet Camii’nin
imamı Emrullah Hoca, İslam inancı ve din
adamlarının yaşamı konusunda merak edilenleri kendi yaşamından örneklerle anlatıyor.
Emrullah Hoca: The Imam of the
Sultanahmet Mosque Emrullah Hoca sheds
light on the religion of Islam and the lives of
religious men with references to his life.
Nadir Güllü: Türk baklavasını yurtdışında pek çok ülkede tanıtan Nadir Güllü, baklavanın
yapılışını göstererek öğretiyor.
Nadir Güllü: Nadir Güllü, who promoted the Turkish baklava abroad, shows us how to bake
baklava.
40 TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014
Belgeselde yer alan söyleşilerde ünlü
isimlerin yanısıra ilginç mesleklerin temsilcileri de yer alıyor:
• Tellak: Süleymaniye Hamamı’nda
Türk ve yabancı konuklara masaj yapan
Türk Tellak, mesleği ile ilgili soruları
yanıtlıyor. Nasıl tellak olunur, toplumda
tellağa bakışın nasıl olduğunu, kadınlara
kese yaptığı için karısının ne düşündüğünü anlatıyor.
• Çelenk Bafra: İstanbul Modern Sanat
Müzesi’nin kuratörü Çelenk Bafra, İslam
dini ve Modern Sanat arasındaki ilişkiyi
anlatıyor.
• Nick Merdenyan: Hattat ve tezhip
sanatçısı Nick Merdenyan, bu geleneksel
sanatları yapraklar üzerine uyguluyor.
• Halı Uzmanı: Türk halı ve kilimleri
uzmanı Cengiz Korkmaz mağazasında
bir kullanım objesinin ötesinde kültür ve
sanat eseri olan halılarla ilgili bilgi veriyor.
• Türk Kahvesi Ritüeli-Fal: Kahve falı
bakan bir profesyonelin sözleriyle Türk
kahvesi ve fal geleneği dile getiriliyor.
Interviews in the documentary include some
famous people and the representatives of
interesting professions:
• Tellak: The Turkish tellak, working as a
masseur for Turkish and foreign guests at the
Süleymaniye Hamam, answers interesting
questions about his profession. How can one be
a tellak? How does society perceive tellaks and
what does his wife think about his scrubbing other
women?
• Çelenk Bafra: The Curator of the Istanbul
Modern Art Museum explains how Islam and
modern art fit together.
• Nick Merdenyan: The calligrapher and
illumination artist tells us how he gives life to dry
dieffenbachia leaves by applying his art onto the
leaves.
• Halı Uzmanı: An expert in Turkish rugs and
carpets, Cengiz Korkmaz gives us information on
carpets as works of art and culture other than an
article to walk on.
• Turkish Coffee Ritual – Cup Reading: A
Turkish coffee cup reader professional explains
the traditions of Turkish coffee and cup reading.
Burhan Öçal: Ünlü Türk
perküsyon ustası kendisine eşlik
eden müzisyen arkadaşlarıyla
bir balık lokantasında dünya
çapındaki sanatından örnekler
sunuyor.
Burhan Öçal: The world
famous Turkish percussionist
offers us pieces of his worldfamous art along with his
musician companions at a local
fish restaurant.
Tülin Şahin: Uluslararası bir üne sahip
Türk model, moda tasarımcısı ve aktrist
Tülin Şahin İstanbul’daki yaşamını ve
mesleğinin bilinmeyen yönlerini açıklıyor.
Tülin Şahin: The internationally famous,
top Turkish model, fashion designer and
actress Tülin Şahin talks about her life in
Istanbul and the unknown aspects of her
profession.
Vedat Başaran: Osmanlı
mutfağını günümüzde en iyi
biçimde uygulayan, geliştiren Şef
Vedat Başaran, Türk yemekleri ve aşçılık sanatının sırlarını
paylaşıyor, tarif veriyor.
Vedat Başaran: Chef Başaran
who has revived and improved
the Ottoman cuisine talks about
Turkish dishes, the secrets of the
art of cooking and shares recipes.
Asena: Son yıllarda oryantal dansın
kamuoyundaki imajını yükselten star,
oryantal dansın inceliklerini gösteriyor.
Toplumun dansöze nasıl baktığını anlatıyor.
Asena: The famous belly-dancer who has
given the belly-dancing a prominent place
on the public agenda talks about the details
of the oriental dance. She explains how the
society perceives belly-dancers.
 What is the reaction of the audience?
Actually this is the very aim of the film. ‘Istanbul Unveiled’ could be defined as
a promotion film with a zest of documentary or a documentary with a zest of
a promotion film. The fact that it has received numerous documentary awards
makes this very clear. In all the festivals I went, many people after watching the
documentary came up to me and said they had always been interested in Turkey
and Istanbul, by they were now more willing to visit Istanbul. This shows that the
film was a success.
ağırlanmasını üstlendi. Ayrıca çekim izinlerinde kolaylık gösterdi. TUROB,
Kanyon ve Hard Rock Cafe özellikle tanıtım ve lansman aşamasında büyük
destek verdiler.
Çekimlerde mekanlarını açan kurum ve işletmelerle, röportajlarımıza katılan
birbirinden değerli kişilerin haklarını ödeyemeyiz. Hepsine müteşekkiriz.
 İzleyicilerden nasıl tepkiler alıyorsunuz?
 Aslında filmin en önemli amacı bu. Istanbul Unveiled’i bir belgesel
tadında tanıtım filmi, bir tanıtım filmi tadında belgesel film olarak
tanımlayabiliriz. Zaten belgesel dalında bu güne kadar bir çok ödül almış
olması, bunun kanıtı. Katıldığım onlarca festivalde çok sayıda insanın filmi
izlemesinin hemen ardından bana gelip “Türkiye’ye veya İstanbul’a her
zaman ilgi duyduk ama filminizi izledikten sonra atlayıp hemen İstanbul’a
gitmek istedik” demeleri, filmin amacına ulaştığının bir göstergesi oldu,
oluyor.
 Hangi tür festivallere katıldınız? Filminizin Rotası ne yöne gidiyor?
 Uluslararası turizm film festivalleri başta olmak üzere birçok belgesel film
festivaline başvurularda bulundum, bunlardan yavaş yavaş sonuçlar gelmeye
başladı. İkisi Amerika’da Belgesel Film Festivalleri kapsamında, diğerleri
Turizm Film Festivalleri kapsamında olmak üzere; Bulgaristan, Polonya,
Hırvatistan, Azerbaycan’da, çoğunluğu birincilik olan toplam 6 ödül aldık.
Festivallerin dışında birçok ülkeden özel gösterimler için davetler almaya
başladık. Bazı ülkelerde televizyon kanallarından da talepler gelmeye
 In what kind of festivals have you participated? What is the current
route of your film?
I have made numerous applications mainly for international tourism film festivals
and for many documentary film festivals. I have started receiving replies and
results. We have received two awards from US in the Documentary Film Category
and four other in Bulgaria, Poland, Croatia and Azerbaijan in the Tourism Film
Festivals. Most of these six awards are first awards. Other than the festivals we
have also started receiving invitations for private views from many countries.
IN some countries TV channels also show interest. We have organized private
views for the cultural institutions, museums and events of different countries.
We will be dosing so in the future as well. Although I cannot finance such a
project all by myself, if I will be able to get hold of some corporate support and
possibilities of cooperation, I would like to go to all parts of the world myself and
answer questions about Turkey and Istanbul. Thus, I can turn this into a great
opportunity for promoting our country.
At this stage I am open for all sorts of cooperation. Why not? If an airline
company would sponsor and a ministry would offer its support, or we would be
receiving the support of some private companies, the rest is very easy…
 Does the film come in DVD? Where can we buy it?
Of course we have the film in DVD and blue-ray formats in line with the systems
of different countries. Soon it will be open for download on the Internet. You can
also buy the film on amazon.com, from the museum shops in Turkey and at big
bookstores. Travel agencies can also buy the DVDs from a discounted price to
offer it as a gift to their guests.
 Do you have similar projects for the future?
The main title of this project is actually ‘Cultural Interactions’. I will be using this
FİLMDE YER ALAN MEKANLAR
PLACES IN THE FILM
• Ayasofya Müzesi/Hagia Sophia Museum
• Yerebatan Sarayı/Yerebatan Cistern (Basilica Cistern)
• Küçük Ayasofya Camii /Küçük AyasofyaMosque
• Kariye Müzesi/Chora Museum
• Topkapı Sarayı/Topkapı Palace
• Sultanahmet Camii/Blue Mosque
• Süleymaniye Camii/Süleymaniye Mosque
• Rüstempaşa Camii/Rüstempaşa Mosque
• Yeni Cami/Yeni Mosque
• Kapalıçarşı/Grand Bazaar
• Mısır Çarşısı/Egyptian Bazaar
• Hanlar/Hans (caravansarays)
• İstanbul Boğazı/Bosphorus
• Zarif Mustafa Paşa Yalısı/ Zarif Mustafa Paşa Mansion
• Mehteran/ Military Band
• Beyoğlu
• Galata Kulesi/Galata Tower
• Pierre Loti Kahvesi/Pierre Loti Cafe
• Pazar Yerleri/ Local Markets
• Kanyon Alışveriş Merkezi/Kanyon Shopping Mall
• Süleymaniye Hamamı/Süleymaniye Hamam
• Reina Club/Reina Club
Filmin sunucusu Jessica Berkmen ile Şerif Yenen (üstte) ve İstanbul’daki gösterim gecesi (altta).
The host of the film Jessica Berkmen and Şerif Yenen (above) and the film’s view in Istanbul (below).
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 41
main title for my future film projects and touch upon the different aspects of our
country. In ‘Istanbul Unveiled’, the word ‘unveiled’ refers to unveiling, opening up
Istanbul and showing its different dimensions. We could well have other projects
like ‘Cappadocia Unveiled’, ‘Izmir Unveiled’, ‘Antalya Unveiled’? We have even
received an offer from Mongolia to produce a film titled ‘Mongolia Unveiled’. You
can imagine the rest...
ŞERİF YENEN
(Yapımcı-Yönetmen ve Senaryo Yazarı)
başladı. Farklı ülkelerin kültür kurumlarında, müzelerinde, etkinliklerinde
özel gösterimler yaptık, yapmaya devam edeceğiz. Projenin finansal açıdan
beni aşan boyutları olmakla birlikte, bazı kurumsal destekler veya işbirliği
olanakları yakalayabilirsem, dünyanın dört bir yanına şahsen giderek,
İstanbul veya Türkiye ile ilgili soruları şahsen yanıtlayarak, araya ülkemizle
ilgili reklamlar sıkıştırarak, bunu müthiş bir turizm tanıtım projesine
çevirmek çok kolay. Bu aşamada her türlü işbirliğine açığım. Neden
olmasın? Bir havayolu firması sponsor olsa, ilgili bakanlıklar destek verse,
veya bunların dışında özel kurumların desteğini alsak, gerisi çok basit...
 Filmin DVD’si var mı? Nereden alabiliriz?
 Filmin hem DVD’si hem blue-ray’i, farklı ülkelerin sistemlerine uygun
formatlarda tabi ki var. Yakın zamanda internetten indirilebilir şekilde
hazır olacak. amazon.com veya Türkiye’deki müze mağazaları ya da büyük
kitapçılarda filmi bulmak mümkün. Bunların dışında özellikle seyahat
acenteleri konuklarına armağan olarak sunmak için oldukça indirimli
fiyatlarla DVD’leri benden doğrudan temin edebiliyorlar.
1963 Ödemiş doğumlu Yenen, lise eğitimini
İstanbul’da Kuleli Askeri Lisesi’nde tamamladı,
üniversite eğitimine askeri öğrenci olarak İstanbul
Üniveristesi İngiliz Filolojisi Bölümü’nde devam etti,
1985-1989 yıllarında Türk Silahlı Kuvvetleri’nde
öğretmen subay olarak görev yaptı. 1989 yılında
TSK’dan ayrıldığından beri profesyonel rehber
olarak çalışıyor. 2002 yılından bu yana ise İstanbul
Rehberler Odası başkanlığını yürütüyor. 1997’de
Türkiye’de bir Türk tarafından yayınlanmış ilk kültürel
rehber kitabı Turkish Odyssey’yi yazdı ve yayımladı. Turkish Odyssey Türkiye’nin birçok
üniversitesinde olduğu gibi Amerika’da da ders kitabı olarak okutulmakta.
2009 yılında Quick Guide İstanbul kitabını yazdı ve yayımladı. 2010 Avrupa Kültür
Başkenti ajansı, THY ve bazı seyahat acenteleri tarafından özel baskılar halinde dağıtıldı.
2008 yılından itibaren ABD’de Smithsonian Enstitüsü’nde üç kere olmak üzere, Boston
Üniversitesi ve Penn Müzesi gibi farklı kurumlarda Türk tarihi ve kültürü üzerine onlarca
konferans verdi.
ŞERİF YENEN
(Producer-Director and Script Writer)
 Gelecek için benzer projeleriniz var mı?
 Bu projenin aslında üst başlığı “Kültürel Etkileşimler Projesi”. Şimdi, yeni
başladığım film projelerinde de “Kültürel Etkileşimler” ana başlığı altında
kültürümüzden değişik konu başlıklarına veya ülkemizin değişik yörelerine
eğileceğim. Aslında filmin adı olan İstanbul Unveiled’da “unveiled”
sözcüğünün buradaki anlamı İstanbul’un örtüsünün açılması, asıl göstermek
istediğimiz yönlerinin gösterilmesi. Aynı şekilde “Cappadocia Unveiled”,
“İzmir Unveiled”, “Antalya Unveiled” neden olmasın? Moğolistan’dan bile
“Mongolia Unveiled” filmi yapma teklifini aldık, artık gerisini siz düşünün...
Born in Ödemiş in 1963, Şerif Yenen completed his high school education in İstanbul at the
Kuleli Military High School. He completed his university degree at Istanbul University at the
Department of English Language and Literature as a military student. Between 1985 and
1989 he worked as a teacher-officer at the Turkish Armed Forces.
Since quitting the Turkish Armed Forces in 1989, he has been working as a professional
tourist guide. He has been the president of the Istanbul Chamber of Tourist Guides since
2002. In 1997 he wrote and published ‘Turkish Odyssey’, the first cultural guide published
by a Turk. ‘Turkish Odyssey’ is read as a course book both in Turkish universities and in
the US. In 2009 he wrote and published ‘Quick Guide Istanbul’. The book was distributed
by 2012 European Capital of Culture Agency, Turkish Airlines and some travel agencies in
special editions. Since 2008, he has delivered three conferences at the Smithsonian Institute
in the US and many others at different institutions like Boston University and Penn Museum.
The topics of his conferences focused on Turkish history and culture.
LEVENT AYAŞLI
(Yapımcı-Yönetmen ve Senaryo Yazarı/)
Anadolu Üniversitesi, İletişim Bilimleri Fakültesi, Sinema-Televizyon Bölümü’nden
mezun olan Levent Ayaşlı, reklam filmi sektörünün farklı branşlarında yaklaşık 25 yıldır
çalışmakta. Türkiye ve Avrupa başta olmak üzere farklı birçok ülkede gerçekleşen
prodüksiyonlarda yer alıp 2010 yılından beri ajans prodüktörlüğü görevini sürdürmekte.
LEVENT AYAŞLI
(Producer-Director and Script Writer)
Polonya’da ödül alırken (üstte) ve Smithsonian Enstitüsü prömiyeri (altta).
Receiving the award in Poland (above) and Smithsonian Institute premier (below).
42 TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014
Graduated from Anadolu University, Faculty of Communication Sciences, Department of
Cinema and Television, Levent Ayaşlı has been working in the different branches of the
advertising film industry for 25 years. He has been part of productions both in Turkey
and in other countries mainly in Europe and he has been working as an agency manager
since 2010.
(Shutterstock, Scott Prokop)
BİR BÜYÜK FUAR DAHA
Turizm Medya Grubu’nun 26-28 Şubat 2015
tarihlerinde İstanbul Kongre Merkezi’nde
düzenleyeceği fuara 325 firma katılacak. Grup
ayrıca 1.000’e yakın toplantı yönetim firması
üzerinden gerçekleştireceği anket çalışmasıyla
Türkiye kongre, toplantı ve etkinlik sektörünün
pazar hacmini ortaya çıkaracak.
ANOTHER BIG FAIR
The Tourism Media Group will be organizing a fair at Istanbul Congress Centre on February
26-28, 2015. 325 companies will be participating in the fair. The Group will also be carrying
out a survey among almost 1000 meeting management companies and come up with an
assessment of the market volume in Turkey for congress, meeting and event industries.
Düzenledikleri fuar, kongre, toplantı ve etkinlikler ile MICE sektörünün
ticari hacminin büyümesine katkıda bulunan, dünyaca ünlü konuşmacıları
Türkiye’ye getirerek farklı vizyonlar sunan, ödül törenleri ile yeni yıldızlar
yaratan Turizm Medya Grubu Genel Müdürü Volkan Ataman grubun
faaliyetlerini ve yeni hedeflerini dergimize anlattı.
Tourism Media Group organizes fairs, congresses, meetings and events and
contribute to the industry’s growth. They invite famous speakers to Turkey and offer
different visions and create new stars with award ceremonies. Tourism Media Group
General Manager Volkan Ataman has informed us about the group’s activities and
new targets.
 TÜRSAB DERGİ: Turizm Medya Grubu kuruluş amacı ve faaliyetleri
hakkında bilgi verir misiniz?
 VOLKAN ATAMAN: Kongre, toplantı ve etkinlik alanında sektörün
buluşma ve referans noktası olmak hedefiyle 2007 yılında faaliyetlerine
başlayan Turizm Medya Grubu, yedi yıldır düzenli olarak yayımladığı
M.I.C.E. Rehber (Kongre & Toplantı Rehberi), M.I.C.E. Dergi, www.
kongretoplanti.com, www.eventturkiye.com web portalları ile sektörün
 TÜRSAB: Could you please inform us about the foundation principles
and activities of the Tourism Media Group?
 VOLKAN ATAMAN: The Tourism Media Group started its activities in 2007.
The aim we had at the time was to function as a meeting and reference point for the
industry in areas of congress, meeting and events. In the last seven years since our
establishment, we have been regularly publishing the web-portals M.I.C.E. Rehber
(Congress & Meeting Guideline), M.I.C.E. Dergi (magazine), www.kongretoplanti.
44 TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014
gündemini elinde tutmakta, sektörün bilinirliğini küresel ölçekte artırmak
hedefiyle geleneksel ACE of M.I.C.E. Kongre,Toplantı ve Etkinlik Ödül
Töreni’ni her yıl 3 binin üzerinde ziyaretçinin katılımıyla gerçekleştirmektedir.
Ödül Töreni ile daha da güçlenen birlik ve beraberliğin dünya çapında
sağlanabilmesi, yeni müşterilerin ve pazarların kazanılması, Türkiye MICE
sektörünün bilinirliği ve algısının global seviyede artırılması amacıyla
bu yıl Turizm Medya Grubu olarak “ACE of M.I.C.E. Exhibition” Fuar ve
Zirvesi’ni İstanbul Kongre Merkezi’nde 27 Şubat-1 Mart 2014 tarihlerinde
düzenlemiş bulunuyoruz. İlkini başarıyla tamamladığımız bu fuarda yurtiçi ve
yurtdışından önemli sayıda davetli konuşmacı ve satın alıcı ağırladık.
Organizasyonu Turizm Medya Grubu’nun yaptığı bu etkinlik yurtiçi ve
yurtdışından binlerce sektör temsilcisini ve satın alıcısını bir araya getirdi.
ACE of M.I.C.E. Exhibition Türkiye’de MICE sektörünün ilk ve tek fuarı
olmasının yanı sıra birçok sektörel panel-seminer, konferans, network parti ve
zirvenin yer aldığı çok geniş çaplı bir etkinlik halinde gerçekleştirildi.
Fuar 14.000 m2’lik bir alanda 170 yerli ve yabancı firmanın katılımıyla
gerçekleşti. Fuara toplamda 9,856 profesyonel ziyaretçi ve 166 yabancı, 413
yerli satın alıcı ilgi gösterdi.
ACE of M.I.C.E. Exhibition organizasyonunun ikincisi 26-28 Şubat 2015
tarihleri arasında yine birbirinden renkli ve zengin etkinlikler, oturumlar ve
konferanslar ile İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenecek.
 ACE of MICE Exhibition 2015 içeriği hakkında bilgi verir misiniz?
 26-28 Şubat 2015 tarihlerinde İstanbul Kongre Merkezinde
düzenleyeceğimiz fuarda 325 ayrı firma stantla katılım gösterecek. Bu
firmalar ağırlıklı olarak oteller, etkinlik mekanları, etkinlik planlayıcılar,
toplantı organizatörleri, cvb’ler ve toplantı destek firmalarından oluşuyor.
com and www.eventturkiye.com and keeping up the agenda of the industry. In
order to raise public awareness about our industry on a global scale, we have been
organizing the M.I.C.E. Congress, Meeting and Event Award Ceremonies with an
annual participation of more than 3 thousand people each year. The award ceremony
has strengthened our unity and in order to expand it on a global scale, this year we
organized the Tourism Media Group’s ‘ACE of M.I.C.E. Exhibition’ Fair and Summit
at the Istanbul Congress Centre between February 27 and March 1 2014. With this
event we also aimed at gaining new customers and markets and expanding the
awareness and publicity of Turkey MICE industry on a global scale. Our first fair was
realized successfully and we hosted a significant number of speakers and vendors
both from Turkey and from abroad. The event was organized by the Tourism Media
Group and it brought together thousands of industry representatives and vendors.
ACE of M.I.C.E. Exhibition is the first and only exhibition of MICE sector in
Turkey and it was realized as a series of numerous sectoral panels and seminars,
conferences, networking parties and summits.
The fair was organized on an area of 14.000 m2 and with the participation of 170
local and international companies. A total of 9856 professional visitors and 166
international vendors and 413 local vendors participated in the event. The second
of the ACE of M.I.C.E. Exhibition will be held between February 26-28 2015 at the
Istanbul Congress Centre with activities, sessions and conferences rich in content.
 Could you please talk a bit about the contents of the ACE of MICE
Exhibition 2015?
325 companies with their booths will be participating in the fair that we will be
organizing at the Istanbul Congress Centre between on February 26-28 in 2015.
The participating companies are mostly hotels, event venues, event planners, event
organizers, cvb’s and event support companies. We will be hosting 300 international
and 500 local Husted Buyers during the fair. Our buyers are mostly coming from
Europe, the Balkans, Russia, Turkic Republics and from Middle East. The buyers will
be having for about 4800 B2B meetings with the fair participants.
We expect fro about 12800 professional visitors for the AME 2015. The visitors will
mostly be MICE professionals, event managers, marketing communication managers,
corporate communication managers, product and brand managers, purchasing
managers and the presidents and managers of associations and federations.
The fair programme includes Association Day, MPI Regional Corporate Programme,
Training programmes and the Event Safety Congress. There will be interactive talks
among the students of Faculty of Tourism and Marketing Communication students
and academics and the doyens of the industry. As part of the fair programme,
we will be hosting 69 international and local speakers who will be talking about
marketing communication and event management. With the ACE of M.I.C.E. Award
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 45
Ceremony, shows and networking parties we will be offering an exciting experience
to participants and buyers.
Fuarda 300 yabancı 500 yerli toplam 800 Hosted Buyer ağırlayacağız. Satın
alıcılarımız çoğunlukla Avrupa, Balkanlar, Rusya, Türki Cumhuriyetler ve
Ortadoğu bölgesinden oluşuyor. Satın alıcılar fuar katılımcıları ile toplam
4.800 adet B2B görüşme gerçekleştirecekler.
12.800 Profesyonel ziyaretçinin beklendiği AME 2015’de ziyaretçi
profilini ise ağırlıklı olarak MICE profesyonelleri, etkinlik yöneticileri,
pazarlama iletişimi yöneticileri, kurumsal iletişim yöneticileri, ürün ve
marka müdürleri, satın alma yöneticileri, dernek - federasyon başkan ve
yöneticileri oluşturuyor. Fuar kapsamında Association Day, MPI Regional
Corporate Program, Eğitim Programları, Event Safety Kongresi yer alacak.
Turizm Fakültesi ve Pazarlama İletişimi öğrenci ve öğretim görevlilerinin
sektör duayenleri ile bir araya geleceği interaktif söyleşiler gerçekleştirilecek.
Pazarlama iletişimi ve etkinlik yönetimi üzerine yerli ve yabancı 69
konuşmacıyı fuarda ağırlayacağız. ACE of M.I.C.E. Ödül Töreni, şovlar ve
network partiler ile katılımcı ve satın alıcılara fuar kapsamında muhteşem bir
deneyim yaşatmış olacağız.
 ACE of M.I.C.E. Ödül Töreni’nden bahseder misiniz?
 ACE of M.I.C.E Kongre, Toplantı ve Etkinlik Ödülleri; kongre, toplantı
ve etkinlik faaliyetlerinin sürdürülebilir büyümesine yön vermeyi, sektörde
hizmet veren kurum ve kuruluşlarda daha mükemmele ulaşma arzusu
yaratmayı ve Türk kongre,toplantı ve etkinlik sektörünün bilinirliğini küresel
ölçekte artırmayı hedefleyen ilk ve tek organizasyondur.
İlki 10 Şubat 2012 tarihinde Haliç Kongre Merkezi’nde 27 ayrı kategoride
230 proje başvurusu, 67 sponsor firma ve sektörden 1.470 kişinin katılımı
ile gerçekleştirilen ACE of M.I.C.E Kongre, Toplantı ve Etkinlik Ödülleri
Türkiye’de her geçen gün büyüyen ve yenilikçi bir MICE sektörünün
olduğunu göstermiştir. ACE of M.I.C.E. Kongre, Toplantı ve Etkinlik
Ödülleri’nin ikincisi 3.000 M.I.C.E.sektör profesyonelinin katılımı ile 22 Ekim
2013 tarihinde Haliç Kongre Merkezinde görkemli bir şekilde düzenlendi.
ACE of M.I.C.E Kongre, Toplantı ve Etkinlik Ödülleri’nin üçüncüsünü ise
AME 2015 fuarının ikinci günü olan 27 Şubat 2015 tarihinde Haliç Kongre
Merkezi’nde düzenleyeceğiz. Ödül organizasyonuna başvurular 1 Ağustos
2014 ile 3 Kasım 2014 tarihleri arasında www.miceodulleri.com sitesinden
yapılacak. Başvuru kriterlerine uygun adaylar Türkiye genelinde M.I.C.E.
sektöründen hizmet alan kurumsal şirketler ve MICE profesyonellerinden
oluşan 90 kişilik bağımsız bir jüri tarafından belirlenecek.
Tören dünya ve Türkiye MICE endüstrisinden 3.000 kişinin katılımıyla
görkemli bir şekilde gerçekleştirilecek. Ödül töreninin ayrıca dünya MICE
endüstrisinin en büyük ödül töreni olduğunu belirtmek isterim.
46 TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014
 Could your inform us about the ACE of M.I.C.E. Award Ceremony?
ACE of M.I.C.E. Congress, Meeting and Event Awards aim at improving the congress,
meeting and event activities, enabling a sustainable growth and encouraging the
organizations and institutions in the industry towards a better performance. It is the
first and only organization that aims at increasing the awareness of and publicity for
the Turkish congress, meeting and event industry.
The first ACE of M.I.C.E. Congress, Meeting and Event Awards ceremony was
held on February 10th 2012 at the Haliç Congress Center. There were 27 different
categories, 230 project applications, 67 sponsor companies and 1470 participants
from the industry. The event has been growing each year since then, and it
has made it clear that Turkey has this ever-growing and an innovative M.I.C.E.
industry. The second of the ACE of M.I.C.E. Congress, Meeting and Event Awards
ceremony was organized on October 22nd 2013 at the Haliç Congress Center with the
participation of 3000 M.I.C.E. industry professionals.
The third of the ACE of M.I.C.E. Congress, Meeting and Event Awards ceremony
will be organized on the second day of the AME 2015 fair on February 27th 2015 at
the Haliç Congress Centre. Applications for the award organization will be made on
the M.I.C.E. Awards webpage (www.miceodulleri.com) between August 1st 2014 and
November 3rd 2014.
Candidates meeting the application criteria will be chosen by an independent jury
whose members will be from corporate companies and MICE professionals receiving
the services of the M.I.C.E. industry.
The ceremony will be held with the participation of 3000 people from the global
and Turkish MICE industry. Let me also remind you that the award ceremony is the
biggest award ceremony of the world’s MICE industry.
 How does ACE of M.I.C.E. contribute to the industry?
With this fair we are trying to grow the volume of the congress, meeting and event
industry and make it global. We also invite famous speakers to Turkey for panels
and seminars and enable the sector professionals to follow up the latest trends in
the industry. The summits organized with the participation of sector professionals
are offering us a great platform to discuss the problems and possible solutions and
prepare a road map.
The award ceremony
includes some very
distinguished companies
in the MICE industry and
there are many colourful
events. However all these
things are not promoted
well enough. ACE of M.I.C.E.
Awards make this possible
and enables the industry to
make itself heard. It awards
the achievements and
increases the standard for
quality. It’s a great source
of motivation. The ceremony
also enables the companies
to communicate with one
another and paves the way
for new partnerships.
 How does the press
receive ACE of M.I.C.E.?
We are doing something
global. We set ourselves
 ACE of M.I.C.E.’ın sektöre ne gibi katkısı bulunuyor?
 Fuar ile; kongre, toplantı ve etkinlik sektörünün ticari hacmini büyüterek
dünyaya açılmasını sağlıyoruz. Bunun yanı sıra paneller, seminerler ile
dünyaca ünlü konuşmacıları Türkiye’ye getirerek sektör profesyonellerinin
son trendleri takip etmesine imkan sunuyoruz. Sektör profesyonellerinin
katıldığı zirveler ile de sektör sorunlarını, çözüm yollarını tartışıyor ve yol
haritası çıkartıyoruz. Ödül töreni ile; MICE endüstrisinde faaliyet gösteren
çok değerli firmalar ve birbirinden renkli etkinlikler var. Ancak bu işler
ifade edilemiyor, PR’ı yapılamıyor… ACE of M.I.C.E. Ödülleri öncelikle
bunun önünü açıyor ve sektörün kendisini ifade etmesini sağlıyor. Başarıları
ödüllendirerek sektörün kalite çıtasının yükselmesine katkıda bulunuyor,
motive edilmesini sağlıyor. Ayrıca firmaların, kişilerin kendi içlerinde iletişim
kurmalarını sağlayarak yeni işbirliklerin önünü açmış oluyor.
 ACE of M.I.C.E’ın basındaki yerini nasıl buluyorsunuz?
 Biz dünya çapında bir iş yapıyoruz. 5 yıllık hedefler ile yolumuza devam
ediyor ve yaptığımız işte de dünyanın en iyisi olmak istiyoruz. En önem
verdiğimiz konulardan biri de iletişim çalışmaları. Yaptığınız iyi işleri
duyuramıyorsanız hiçbir değeri yoktur.
Bu bazda Pr, reklam, sosyal medya ve gerilla marketing gibi bütün iletişim
mecralarını kullanarak hedef kitlemize kendimizi anlatmaya çalışıyoruz. Bu
yılki basın yansımamız 5.000.000 TL’yi geçecektir.
5-year targets and we want to be the best in the world in what we are doing.
Communication work is one of the most important areas of work for us. If you can’t
make what you do known, then there is no value to it. Hence, we use all sorts of
communication tools like PR, advertising, social media and guerilla marketing to
express ourselves to our target group. This year our press projects will have a value
of more than 5.000.000 TL.
 What is the volume of MICE market in Turkey? What is the number
of cultural and scientific events organized in Turkey? In what cities are
these events mostly organized?
Unfortunately, there is no such survey in Turkey. How saddening? However, as
the Tourism Media Group, we have sent a survey including 60 questions to almost
one thousand event management companies. The survey aims at calculating the
volume of the Turkish congress, meeting and event markets. The results will be
disclosed towards the end of the year. In this way, we will be able to know the
answer to your question.
 As as a successful businessman, what would your suggestions be
for those young people who work in the MICE industry or who are still
students?
I would strongly advise them to be an ‘expert’ and ‘the best’ in one field only. They
should know that they will be confronted with hundreds of obstacles to attain that
end, but that they should not be intimidated by any of them.
 Türkiye MICE pazarının hacmi ne kadar? Ülkemizde yılda kaç kültürel
ve bilimsel etkinlik düzenleniyor? Bu etkinliklerde ağırlıklı olarak hangi
kentlerimiz tercih ediliyor?
 Maalesef Türkiye’de böyle bir araştırma mevcut değil. Ne kadar üzücü
değil mi?
Ancak Turizm Medya Grubu olarak Türkiye kongre, toplantı ve etkinlik
sektörünün pazar hacmini ortaya çıkaracak 60 soruluk anket çalışmasını
ülkemizde hizmet sunan 1.000’e yakın toplantı yönetim firmasına gönderdik
ve sonuçları bu yıl sonunda açıklayacağız. Bu sayede bana sormuş olduğunuz
bu soruların cevaplarını bulmuş olacağız.
 Başarılı bir işadamı olarak, MICE sektöründe çalışan veya bu alanda
eğitim alan gençlere hangi tavsiyelerde bulunursunuz?
 Tek bir alanda “uzman” ve “en iyi” olmak için çalışmalarını tavsiye ederim.
Bu hedefe ulaşmak için çıktıkları uzun yolda karşılarına yüzlerce engel
çıkacağını bilmelerini, ancak hiçbir engelin hedeflerine ulaşmalarında yıldırıcı
olmaması gerektiğini bilmelerini isterim.
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 47
ANADOLU LEZZETLERİ
M
YE
LER
EK
ET
tastes of anatolia
İ
 Rasim Konyar & Shutterstock
ANADOLU MUTFAK KÜLTÜRÜNDE BAYRAM YEMEKLERİ
Yaşam ve mutfak
kültürümüzde toplu
yenen bayram
yemeklerinin önemli
yeri var. “Et” de bu
yemeklerin olmazsa
olmazı. Hele Kurban
Bayramı söz konusu
ise, ister istemez
et konuşulacak,
et paylaşılacak, et
yenecek.
Anadolu kültüründe topluca/ailece yenen bayram yemekleri önemli yeri olan bir gelenek. Son yıllarda bayram tatilleri, kentin karmaşasından bunalmış çalışan kesim için,
birkaç günlüğüne de olsa bir tatil yerine gidip dinlenebilme fırsatı olarak görülüyor. Bunu anlayışla karşılamak
zor değil. Gene de tatile çıkmayanlar, eş, dost akraba bir
arada bayram yemeği yemeyi seviyor.
Kurban Bayramı yemekleri
Anadolu’da, kasaptan alınan değil de kesilen kurbanın
etinden yapılan yemekler bayram yemeği sayılıyor. Bazı
yörelerimizde kurbanı kesen kişinin kurbanın böbreklerini
ya da ciğerini bayramın ilk günü, öğle yemeğinden önce
yemesi gerektiği gibi bir gelenek de var. Selçuklu Türklerinin de böyle yaptıkları, üzerine de hardalla sirke dök48 TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014
FEAST RECIPES ON THE
ANATOLIAN CUISINE
Feastly meals with families and friends have
an important place in our life and cuisine.
‘Meat’ is a must for these meals. If it is the
Feast of the Sacrifice, then you will have to
talk about meat, share meat and eat meat.
The Anatolian culture attaches great importance to having
meals together with family and friends. This is a very strong
tradition. In recent years the days of religious holidays are
seen as an opportunity for escaping to a holiday resort to
rest a bit, especially for those who are fed up with the chaos
of the city. It is not difficult to understand. Still, those who do
not go on a holiday like having meals with their families and
relatives.
Feast of the Sacrifice Dishes
In Anatolia, foods cooked with the meat of a sacrificed animal,
instead of the meat bought from the butcher, are considered
feast meals. In some parts of Anatolia, people consume the
kidneys and liver of the sacrificed animal on the first day of
the feast before lunch time. It is known that the Seljuks did the
same thing and consumed their meat with a spread of mustard
tükleri biliniyor. Denizli, Antalya, Afyon ve Konya’da
“biryan” ya da “büryan”lar Kurban Bayramı’nın en iyi
yemeği. En yaygın olan ise kurban etinden kavurma
yapılıp yenmesi. Aslında kavurma, kış için saklanan bir
malzeme ve onun dışında da yöreden yöreye değişen
çok özel yemekler var! İşte birkaç örnek...
Meftune: Diyarbakır ve yöresinin düğün yemeği olan meftune, aynı zamanda bir Kurban Bayramı yemeği. Aslında bir sebzeli güveç yemeği olan
meftune, kuzu ya da koyun döşü ve kemikli incik ile pişiriliyor. Kullanılan
sebze en çok yazları patlıcan, kışın da kış kabağı. Sumak ekşisi ve sarımsak
Yuvarlama (sol üstte), et kavurma (sağ üstte) ve Mumbar Dolması (üstte)
Anadolu’nun her yöresinde farklı bir yöntem ile hazırlanıyor.
Yuvarlama (left above), kavurma (right above) and Mumbar Stuffing (above) are
prepared with a different method in all parts of Anatolia.
and vinegar. ‘Biryan’ or ‘büryans’ (pit roasted lamb) in
Denizli, Antalya, Afyon and Konya are the best dish for the
Feast of the Sacrifice. Kavurma (roasted beef) is the most
popular of the dishes for the feast. Actually roasted beef is
stored for winter times and we have many other delicious
and special dishes for this special time of the year! Here are
a few examples...
Meftune: Meftune is a special wedding dish from the Diyarbakır region, but it is
also cooked during the days of the Feast of the Sacrifice. Meftune is a vegetable
stew and it is cooked with lamb or mutton breast and with shinbone. Aubergines
and pumpkins are used as vegetables. Poison ivy and garlic are used to season
the dish.
But you need to add garlic not during cooking but after the meal is cooked.
You can find the recipe for ‘Meftune’ and some variations of it in Nilhan Aras’s
awarded cookbook titled ‘Bayram Çöreği-Diyarbakır’ (Feast Muffin-Diyarbakır).
ET: ORTA ASYA’DAN BERİ
TEMEL YİYECEK
• Anadolu Türkleri et ile Orta Asya’da tanışmış. Tarım ve
hayvancılıkla uğraşan Orta Asya Türklerinin temel yiyeceği,
koyun, keçi ve sığır ve onlardan elde ettikleri süt ürünleri
imiş.
• Bazı kavimler ilk dönemlerinde atın etinden de yararlanmış. Sonra av hayvanları önem kazanmış.
• Tarım kültürü, avcı- toplayıcı kültürlere göre daha yüksek
rütbede olduğundan tarım kültürüne geçen Türklerin mutfağında et, asal malzeme olmaktan çıkıp, tahıllar, sebzeler hatta
meyvalar ve yoğurt gibi süt ürünleriyle karıştırılarak pişirilmiş.
• 11. yy’daki Türklerin yemek kültürünü inceleyen Reşat
Genç’in araştırmasına göre, en çok koyun eti tercih ediliyormuş.
• Kaşgarlı Mahmud da İslamiyet’in kabulünden sonra at etinin azalmasına rağmen, atın karnından elde edilen ve “kazı”
denilen yağlı bir etin pek makbul olduğunu belirtmiş.
• Oğuz Türkleri’nde “erkeç” diye bilinen erkek keçi eti
makbul sayılıyor, kebaplık kuzu ve oğlağa “söğüş”, kesilmek
üzere beslenen hayvana “etlik” deniliyormuş.
• 1453’den itibaren Osmanlı Saray mutfağında balık ve
deniz ürünleri de boy göstermiş.
• Saray’da ayrıca pastırma, sucuk gibi kurutulmuş etler,
kümes hayvanları ve av etleri de tüketiliyormuş.
• Halk mutfağında ise et ister istemez daha sınırlı tüketilen
bir malzeme. Tıpkı günümüzde, kuru ve yaş sebzeler, dolmalar ve çeşitli tahıllarla yapılan ve belki de kırmızı etin en
sağlıklı tüketim biçimi olan yemekler gibi…
MEAT: A BASIC FOOD SINCE CENTRAL ASIA
• Anatolian Turks came to know meat in Central Asia. Turks in Central Asia were active in agriculture and animal husbandry
and they mainly consumed dairy products from sheep, goats and cattle.
• Some tribes used horse milk as well. Later, hunting animals gained more importance.
• The culture of agriculture was more developed than the hunting and gathering cultures. Hence, the Turkish societies have
started to add wheat, vegetables and even fruit, yoghurt and dairy products to their meat dishes.
• According to Reşat Genç’s research focusing on the cuisine of Turkish people in the 11th century, mutton was the most
preferred meat.
• Mahmud al-Kashgari stated that after the conversion to Islam, Turkish people have consumed less horse meat, but still they
favoured the fat meat from the belly of horses called ‘kazı.
• Among the Oghuzz Turks the meat of he goats (called erkeç) was very popular. Mutton for kebab and goat meat were
called ‘söğüş’, whereas the animal fed for its meat used to be called ‘etlik’ (for meat).
• After 1453 the Ottoman court cuisine has started to make use of fish and sea products.
• Dried meat like pastırma(cured spiced beef) and sausages, poultry and game meat were also consumed at the court
kitchen.
• When it comes to the public cuisine, meat was consumed in more limited amounts. This is very close to today’s
consumption of dried and fresh vegetables, stuffings and dishes made with wheat and red meat...
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 49
ile lezzetlendiriliyor. Yalnız, sarımsak, pişirirken
değil, yenileceği sırada yemeğe ekleniyor. Nilhan
Aras’ın ödüllü kitaplarından “Bayram ÇöreğiDiyarbakır”da meftunenin künyesi ve diğer
çeşitleri de var.
Mumbar dolması: Farsça “bağırsak” anlamına gelen “mumbar”a bazı yerlerde “bumbar”, deniyor.
Güney ve Doğu Anadolu’da yaygın olan bu dolma
için taze bağırsak kullanılıyor. İyice temizlenmiş,
iyice yıkanmış, belli aralıklarla değiştirilen tuzlu
suda bekletilmiş bağırsak, pirinç, bulgur, kıyma,
soğan, salça ve baharatla hazırlanmış bir iç ile
dolduruluyor. Gaziantep’te tencerede pişen mumbar, daha sonra fırınlanıp kızartılıyor. Adana ve
Antakya mutfağının “vazgeçilmez”i olan bu dolma,
Osmanlı öncesi Türklerde de biliniyor ve “Yörgemeç” diye adlandırıyor.
Yuvalama/ Yuvarlama: Gaziantep’ten yayılan
nohut, bulgur, et ve yoğurt ağırlıklı geleneksel bir
bayram yemeği. Ön hazırlıkları pek zahmetli olan
bu yemek, genellikle akraba ve komşu hanımlar
tarafından imece yöntemiyle yapılıyor.
Mumbar (stuffed sheep sausages): The word
‘mumbar’ means ‘bowels’ in the Persian language.
In some locations it is called as ‘bumbar’. This is a
favourite dish in Southern and Eastern Anatolia and
it is cooked with fresh bowels. The meat is cleaned
and washed throughly and kept in salty water. It is
washed in certain intervals and then stuffed with
rice, bulghur wheat, minced meat, onions, tomato
paste and spices. In Gaziantep mumbar is cooked in
a pot and then baked and fried. The stuffing which is
a must for the Adana and Antakya cuisines used to
be known by the pre-Ottoman Turks and used to be
named as ‘Yörgemeç’.
Yuvalama/ Yuvarlama (soup made with
chickpeas and small mince dumplings):
This is a traditional dish that originated in Gaziantep.
It is a feast dish cooked with chickpeas, bulghur
wheat, meat and yoghurt. The preparation of the
meal is rather labour-intensive and it is usually
prepared with relatives and neighbours coming
together and each giving a hand.
KURBAN ETİNİ LEZZETLENDİRME VE KURBAN KAVURMASI
Yarım çay bardağı zeytinyağını, bir tatlı kaşığı domates salçası, yarım çay kaşığı toz karabiber, yeni bahar ve 2-3 diş dövülmüş
sarımsağı bir kapta karıştırın. Eti bu karışıma bulayın. Buzdolabında en az 12 saat bekletin. Ayrıca eşit ölçülerde süt ve sıvı yağı
karıştırın. Eti bu karışım içinde en az 4-5 saat daha bekletin. Terbiyeden aldıktan sonra yıkamadan dilediğiniz şekilde pişirin. Eti
haşlama yapacaksanız proteinini kaybetmemesi ve lezzetini koruması için üzerine sıcak su ilave edin. Suyuna kokulu otlar ve bir
tutam tuz atarak haşlayın. Sonra süzerek tencereden alın...
KURBAN KAVURMASI MALZEME:
1 kg kuşbaşı kuzu eti (orta yağlı), 1 su bardağı su, yarım çorba kaşığı tuz, 1 bardak zeytinyağı.
YAPILIŞI:
• Eti yarım çorba kaşığı tuzla karıştırın.
• Eti kavuracağınız tencereye zeytinyağını alın ve ısıtın, yağı yakmayın.
• Tuzladığınız eti tencereye ilave edin. Sonra bir su bardağı suyu ekleyin.
• Tencerenin kapağını kapatarak orta ateşte eti pişmeye bırakın.
• Etler suyunu çekip, kızarıncaya kadar pişirin. Daha sonra yanında bol yeşillikli mevsim salatası veya çoban salatası ile birlikte
servis yapın.
Kaynak: -Gastronomi yazarı, araştırmacı gazeteci Nedim Atilla, nedimatilla.org
ZESTING THE SACRIFICE MEAT AND ‘KAVURMA’
Mix half a glass of olive oil, a coffee spoon of tomato paste, half a teaspoon of powdered pepper, pimento and 2-3 gloves of ground garlic in
a bowl. Dip the meat in this mixture. Keep it in the refrigerator for 12 at least 12 hours. Add and mix milk and oil in equal amounts. After it is
well-seasoned cook it as you like without washing. If you will be boiling the meat, add some hot water on top so that it will not lose its protein and
taste. While boiling, add some nice smelling herbs and a pinch of salt into the water. Then take it out of the pot after straining….
INGREDIENTS FOR THE SACRIFICE ‘KAVURMA’:
1 kg mutton chunks (half oily), 1 glass of water, half a spoon of salt, 1 glass of olive oil.
RECIPE:
• Mix the meat with salt.
• Warm the olive oil in the pot you will be roasting the meat, but don’t burn the oil.
• Add the salted meat into the pot. Then add one glass of water.
• Close the lid of the pot and cook the meat in medium heat.
• Once the meat will boil down, cook it till it’s fried. The serve it with season salad or shepherd salad.
Source: Gastronomy author, investigative journalist Nedim Atilla, nedimatilla.org
50 TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014
Kentin yeni incisi
SHERATON
ADANA AÇILDI
The City’s New Pearl
SHERATON ADANA OPENS
The hotel with 240 rooms and 17 storeys will be
opened with the brand name Sheraton, part of the
Starwood Hotels & Resorts Worldwide. The 135 million
dollar investment was realized by Adalı Holding.
52 TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014
 Sheraton Adana Arşivi
Adalı Holding tarafından yaptırılan,
135 milyon dolarlık yatırımla hayata geçen,
240 odalı, 17 katlı otel, Starwood Hotels &
Resorts Worldwide bünyesindeki Sheraton
markasıyla hizmet verecek.
Çukurova’nın merkezinde bulunan, “Uluslararası
Gayrimenkul” ödüllü Sheraton Adana Hotel, yerel,
kültürel ve tarihi unsurlardan ilham alan modern
stiliyle, şehrin dikkat çekici yapıları arasındaki
yerini aldı. Adana’nın Seyhan Nehri’yle buluştuğu
noktada bulunan otel, dalgalı görünümlü cephesiyle nehrin hareketini yakalarken, “kentsel bir
perde” olarak şehrin siluetine dinamizm katıyor.
Adana Şakirpaşa Havaalanı’na 4,5 kilometre
uzaklıkta, Merkez Park’a yürüme mesafesinde ve
şehrin popüler alışveriş merkezlerine de çok yakın
konumda. Sheraton Adana’da 18’i süit olmak
üzere 240 oda bulunuyor. Ayrıca Sheraton Club
odalarında kalan konukların kullanabileceği 10.
kattaki Sheraton Club Lounge, kahvaltı, öğleden
sonra çay ve akşamları kokteyl servisi sunarken,
Seyhan Nehri ve Türkiye’nin en büyük camisi olan
altı minareli Sabancı Merkez Camii manzarasıyla
misafirleri için dingin bir atmosfer sunuyor.
The Sheraton Adana Hotel, at the very center of
Çukurova, was awarded the ‘International Real Estate
Award’. The hotel is now among the attractive buildings of Adana with its original style inspired by the
local, cultural and historical aspects of the city. The
hotel is situated where Adana meets the Seyhan River.
Its wavy façade captures the vibrance of the city and
it adds dynamism to the silhouette of the city as an
‘urban curtain’.
The hotel is located at a distance of 4.5 km to the
airport and it is at a walking distance to the ‘Merkez
Park’. The hotel is also very close to the popular
shopping malls of the city. Sheraton Adana has 240
rooms in total and it offers 18 suites. The Sheraton
Club Lounge on the 10th floor, which can be used by
the hotel guests staying in Sheraton Club rooms,
serves breakfast, afternoon tea and dinner cocktails.
The lounge offers a calm view over the six-minaret
Sabancı Merkez Mosque (Turkey’s largest mosque)
Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik (sağ üstte), Adalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdal Adalı (sağ altta), otelden
ve açılış gecesinden görüntüler.
Minister of Culture and Tourism Ömer Çelik (right above), Adalı Holding President of the Board Serdal Adalı (right below),
images from the opening of the hotel.
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 53
Otelin 24 saat açık Score Fitness spor merkezinde sauna, buhar odası ve
Türk hamamı bulunuyor. Konuklar, Puri Spa’nın sekiz odasında sağlıklı yaşam, güzellik, masaj ve spa programlarından yararlanabiliyorlar.
Düğünler gibi büyük davetlerden iş etkinliklerine kadar birçok amaçla
kullanılabilen Sheraton Adana’nın 2.000 m2’yi aşkın banket alanında
11 metrelik tavan yüksekliğiyle bir Grand Balo Salonu ve bir Junior Balo
Salonu yer alıyor. 1.000 m2 Grand Balo Salonu, 700 kişi kapasiteli. Daha
küçük toplantılarda ise bir boardroom ve dört toplantı salonu ideal
seçenek yaratıyor.
İstikrar ve barış adası
Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik açılış konuşmasında şunları söyledi:
“Büyük bir istikrar ve barış adası, güçlü bir demokrasi adası, güçlü bir
ekonomiye sahip bir ülke olarak etrafımızdaki tüm komşularımıza ilham
kaynağı olabilecek bir şekilde yürüyüşümüzü sürdürüyoruz. Türkiye’nin
her tarafında yeni yatırımlar, yeni markalar ortaya çıkıyor. Adana için
de bugün böylesine bir markanın burada olması bundan sonraki süreçte
daha umut verici gelişmelere yol açmasına olanak sağlayacaktır. Herhangi bir ülkeyi 1-2 cümleyle anlatabilirsiniz ama Türkiye birkaç cümleyle
anlatılabilecek bir ülke değil. Türkiye bir Balkan ülkesi ama aynı zamanda bir Asya ülkesi, bir İslam ülkesi ama aynı zamanda Avrupa ülkesi. Bir
Akdeniz ülkesi, bir Karadeniz ülkesi. Bu kadar geniş kapsamlı bir ülkeden
bahsediyoruz biz. Dolayısıyla bu ülkenin geleceği, bu ülkeye yatırım
yapanları da çok olumlu etkileyecektir” dedi.
Turizm yatırımlarına devam
Adalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdal Adalı ise Sheraton Adana
ile turizm sektöründeki ilk yatırımlarını gerçekleştirdiklerine değinerek
şunları söyledi: “Adalı Holding olarak, memleketimiz Adana’ya dünyanın
önde gelen otel gruplarından Starwood Hotels & Resorts Worldwide
bünyesinde hizmet veren Sheraton markasını kazandırmaktan dolayı çok
mutluyuz. Starwood Hotels & Resorts Worldwide ile Adalı Holding’in
işletmeci ve marka entegrasyonunun yanı sıra proje geliştirme sürecinde
etkin rol oynayan Servotel Corporation’a teşekkürü borç bilirim. Ayrıca
bu önemli projede desteğiyle yanımızda yer alan tüm paydaşlarımıza ve
çalışma arkadaşlarımıza da gönülden teşekkürlerimi sunarım. Türkiye’nin
beşinci büyük ili olan Adana, önemli bir ticaret merkezi olmanın yanı
sıra turizm potansiyeliyle de ön plana çıkıyor. Bu alandaki iddiamızı
sürdürüyor ve ilerleyen dönemde turizm yatırımlarına ivme kazandırmayı
umuyoruz.”
54 TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014
of Islam, but it is also European. It is a Mediterranean country, but also belongs to
the Black Sea. We are talking about a country with many dimensions and aspects.
Hence the future of this country will affect those who invest here very positively.’
and the Seyhan River. The hotel’s Score Fitness gym, open for 24 hours, has a
sauna, steam room and a Turkish bath. The guests of the hotel can enjoy health
life, beauty, massage and spa programmes in the eight rooms of Puri Spa. Sheraton Adana can be used as a venue for wedding ceremonies, parties and business
events. It has a banquet area of more than 2000 m2 and a Grand Ball room with
an 11meter high ceiling and a Junior Ball Room. The Grand Ball Room, 1000 m2
large, has a capacity of 700 people. A boardroom and four meeting rooms are
ideal options for smaller meetings.
On with Tourism Investments
Adalı Holding President of the Board Serdal Adalı stated that they were realizing
their first investment in the tourism industry. He also remarked:
“As Adalı Holding, we are very happy for bringing the world-renowned Sheraton
brand, part of the Starwood Hotels & Resorts, to Adana. I would like to extend my
thanks to Starwood Hotels & Resorts Worldwide, the integration of Adalı Holding’s
operations and brand management and to Servotel Corporation that played an
active role during the execution of the project. I would like to thank all our stakeholders and colleagues who have stayed by our side with their full support. As
Turkey’s fifth largest city, Adana is an important centre of trade. The city also has a
significant potential for tourism. We stick to our commitment in this field and hope
to accelerate our tourism investments in the coming future.”
An Island of Stability and Peace
In his opening speech, the Minister of Culture and Tourism Ömer Çelik made the
following remarks: “As Turkey, we are going on our path as a big island of stability and peace, an island of strong democracy and economy. We are a source of
inspiration for all our neighbours. All around Turkey we have new investments
and new brands. The fact that Adana welcomes such a big brand today will surely
pave the way for further developments in the region. You can describe an ordinary
country with one or two sentences, but Turkey cannot be described with a couple of
sentences. Turkey is a Balkan country, but it is also an Asian country. It is a country
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 55
TÜRSAB
Mersin
Büyükşehir
Belediye Başkanı
Burhanettin
Kocamaz
ve TÜRSAB
Yönetim Kurulu
Başkanı Başaran
Ulusoy.
Mersin
Metropolitan
Mayor
Burhanettin
Kocamaz And
TÜRSAB Predient
Başaran Ulusoy.
h a b e r le r...
TÜRSAB
sosyal medyada
Mersin BYK binası hizmete girdi
Mersin Bölgesel Yürütme Kurulu’nun yeni binası, TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı
Başaran Ulusoy, Genel Sekreter Çetin Gürcün ve Yönetim Kurulu Üyesi Hande
Arslanalp’in katıldığı bir törenle açıldı.
3 Eylül Çarşamba günü, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz ile
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Vekili Kasım Tanrıöver’in de yer aldığı açılışta
bölgesel yürütme kurulu üyeleri ve bölgeye bağlı acentaların temsilcileri de katıldı.
Açılış töreninden sonra yemekli bir toplantı düzenlendi, daha sonra TÜRSAB Yönetim
Kurulu, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz’ı makamında
ziyaret etti.
Mersin REC building opens
Mersin Regional Execution Committee’s new building was opened during a ceremony
with the participation of TÜRSAB President Başaran Ulusoy, General Secretary
Çetin Gürcün and Member of the Board Hande Arslanalp. On September 3rd
Wednesday, the opening ceremony was realized with the participation of the regional
execution committee members and the representative of the regional agencies. The
Metropolitan Mayor of Mersin Burhanettin Kocamaz and Mersin Chamber of Trade
and Industry Deputy Chairman Kasım Tanrıöver were also present at the ceremony.
Following the
opening ceremony
a dinner party was
organized. The
TÜRSAB Board
of Management
later on visited
the Metropolitan
Mayor of Mersin
Burhanettin
Kocamaz in his
office.
Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği
(TÜRSAB) görüş ve faaliyetlerini
sosyal medyada da etkin olarak
paylaşacak.
Web sitesinin yanısıra, bundan böyle
Twitter, Facebook ve Instagram
gibi sosyal medya hesaplarından
seslenecek olan TÜRSAB,
acentelerinin kampanyalarını,
vatandaşlara yönelik duyurularını ve
indirim fırsatlarını aktaracak.
Kurumun ve Yönetim Kurulu Başkanı
Başaran Ulusoy’un sosyal medyadaki
resmi hesapları şöyle:
• Facebook:
www.facebook.com/tursabmerkez
• Twitter:
https://twitter.com/tursaborgtr
https://twitter.com/ulusoy_basaran
• Instagram:
http://instagram.com/_tursab_
http://instagram.com/basaranulusoy
TÜRSAB on social media
Association of Turkey Travel
Agencies (TÜRSAB) will be sharing
its opinions and activities on the
social media as well.
In addition to the webpage, TÜRSAB
will be using the social media
platforms like Twitter, Facebook and
Instagram to share the campaigns
of agencies, public disclosures and
discount opportunities.
Here are the official social media
accounts of the President of the
Board Başaran Ulusoy:
• Facebook:
www.facebook.com/tursabmerkez
• Twitter:
https://twitter.com/tursaborgtr
https://twitter.com/ulusoy_basaran
• Instagram:
http://instagram.com/_tursab_
http://instagram.com/basaranulusoy
CUMHURBAŞKANI’NA
İLK ZİYARET
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 9 Eylül 2014 tarihinde
Çankaya Köşkü’nde ağırlanan çeşitli heyetlerin temsilcileri arasında TÜRSAB
Yönetim Kurulu Başkanı Başaran Ulusoy da vardı.
TÜRSAB’ı temsilen Başkan Başaran Ulusoy’un katıldığı ziyarette aşağıdaki
isimler yer aldı:
TÜSİAD Başkanı Haluk Dinçer, TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, TİM Başkanı
Mehmet Büyükekşi, TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, TÜRK-İŞ Başkanı
Ergün Atalay, HAK-İŞ Başkanı Mahmut Arslan, DİSK Başkanı Kani Beko, TİSK
Başkanı Yağız Eyüboğlu, MEMUR-SEN Başkanı Ahmet Gündoğdu, TÜRK
KAMU-SEN Genel Dış İlişkiler Sekreteri Ahmet Demirci, MÜSİAD Başkanı Nail
Olpak, TÜMSİAD Genel Başkanı Hasan Sert, ASKON Genel Başkanı Mustafa
Koca, TURKONFED Başkanı Süleyman Onatça.
FIRST VISIT TO THE PRESIDENT
TÜRSAB President of the Board Başaran Ulusoy was among the invitees to
the reception given by President Recep Tayyip Erdoğan on September 9th,
2014 at the Çankaya Villa.
The following names were present during the reception:
TÜSİAD President Haluk Dinçer, TOBB President Rıfat Hisarcıklıoğlu,
TİM President Mehmet Büyükekşi, TESK Chairman Bendevi Palandöken,
TÜRK-İŞ Chairman Ergün Atalay, HAK-İŞ Chairman Mahmut Arslan,
DİSK Chairman Kani Beko, TİSK Chairman Yağız Eyüboğlu, MEMUR-SEN
Chairman Ahmet Gündoğdu, TÜRK KAMU-SEN General External Relations
Secretary Ahmet Demirci, MÜSİAD Chairman Nail Olpak, TÜMSİAD
Chairman Hasan Sert, ASKON Chairman Mustafa Koca and TURKONFED
Chairman Süleyman Onatça.
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 57
h a b e r le r...
TÜRSAB
KURUMLARARASI DRAGON FESTİVALİ
CROWNE PLAZA İSTANBUL HARBİYE
FUN KATEGORİSİ’nde 3’üncü OLDU
Crowne Plaza İstanbul Harbiye; farklı sektörlerden
yüzlerce kurumun katılımı ile 20-21 Eylül 2014
tarihlerinde gerçekleştirilen, kurumsal spor, eğlence,
motivasyon ve tanıtım organizasyonu Dragon
Festivali’nde “Fun Kategorisi”nde 3’üncü oldu.
Crowne Plaza İstanbul Harbiye; 34 farklı sektörden
yüzlerce kurumun katılımı ile gerçekleştirilen;
kurumsal spor, eğlence, motivasyon ve tanıtım
organizasyonu Dragon Festivali’nde 2. defa yerini
aldı. Her kademeden çalışan ve yöneticinin yer aldığı
Crowne Plaza Harbiye takımı ile, bu yıl da; ekip ruhu,
dayanışma, adrenalin, heyecan ve kurumlararası
rekabet su üzerine taşındı.
Takım ruhu, birliktelik ve eğlence motivasyonu
ile hareket eden Crowne Plaza İstanbul Harbiye,
festivalin ana sahnesinde gerçekleştirilen Mr. &
Mrs. Dragon, dans workshopları ve Carnaval Turco
etkinlikleri gibi hem çeşitli aktivitelerde yer aldı, hem
de başarısı ile öne çıktı.
Festival kapsamında su üzerinde dragon bot yarışları
düzenlenirken, karada ise birbirinden etkileyici
showlar, dans gösterileri, ritim atölyeleri, ünlü DJ’lerin
canlı performansları, çeşitli müşteri aktiviteleri
organize edildi.
INTER-ENTERPRISE DRAGON FESTIVAL
CROWNE PLAZA ISTANBUL HARBIYE
RANKS THE THIRD IN FUN CATEGORY
Crowne Plaza Istanbul Harbiye ranked the
third in the “Fun Category” of the Dragon
Festival, an organization of corporate
sports, entertainment, motivation and
promotion. Hundreds of organizations
from different industries participated in the event that took place on September
20 to 21, 2014.
Crowne Plaza Istanbul Harbiye participated in the Dragon Festival, an
organization of corporate sports, entertainment, motivation and promotion
for the second time. Hundreds of organizations from 34 different industries
were represented in the festival. As each year, the Crowne Plaza Harbiye
team, comprised of employees and managers from all levels, highlighted
concepts like team spirit, solidarity, adrenaline, excitement and interenterprise competition. The Crowne Plaza Istanbul Harbiye team, advocating
the values of team spirit, unity, entertainment and motivation, participated
in activities like the Mr. & Mrs. Dragon on the main stage of the festival,
dance workshops and Carnaval Turco. The team outperformed others in
many of the activities. As part of the festival programme, dragon boat races
were organized on water and there were many interesting shows, dance
performances, rhythm workshops, live performances of famous DJs and
different music activities on land.
ADANA KONGRE
TURİZMİ TOPLANTISI
Adana Ticaret Odası (ATO), Adana Sanayici ve İşadamları Derneği (ADSİAD) ve
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği’nin (TÜRSAB) ortaklaşa düzenlediği “Adana
Kongre Turizmi Toplantısı” Sheraton Oteli’nde gerçekleştirildi.
Toplantıya, Adana Valisi Mustafa Büyük, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı
Hüseyin Sözlü, TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı Başaran Ulusoy, Adalı Holding
Yönetim Kurulu üyeleri Şevki, Serdal ve Hasan Adalı, turizm sektöründe faaliyet
gösteren sektör temsilcileri ve seyahat acentaları katıldı.
Otantik değerler korunmalı
Adana Valisi Mustafa Büyük toplantının açılış konuşmasında özetle şöyle
konuştu:
“Adalı ailesi büyük bir vefa örneği gösterdi. Adana turizm açısından çok önemli
değerlere sahip. Bu alanda herkesin üzerine düşen görevi en iyi şekilde yerine
getirmesi gerekiyor. Adana, Çukurova’nın gözbebeği. Burada yapılan yatırımlar
bölgenin gelişmesine katkı sağlayacaktır.”
TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı Başaran Ulusoy ise konuşmasında şu noktalara
değindi:
“Doğduğu topraklar için zahmete giren, doğduğu toprakları unutmayanlara
halk kahramanı denir. Adalı ailesine böyle bir eseri ülkemize kazandırdığı
için şükranlarımı sunuyorum. Bitene kadar bu tesis onların, açıldıktan sonra
da ülkenin malıdır. Türkiye 2000 yılında 568 bin, 2013 yılında ise 13 milyon
500 bin kişiyi ağırladı. Bu yıl hedefimiz, erken rezervasyonun getirmiş
olduğu avantajlarla 15 milyon turist. Bu bağlamda Adana’mızın belleklerinin
yenilenmesi lazım. Eskiye ait otantik değerler korunmalı. Kültür varlıklarına
dokunulmayacağını ümit ediyorum. Adana’nın ihtiyacı olan üç şeyden biri
tanıtım, ikincisi yine tanıtım, üçüncüsü yine tanıtımdır.”
ADANA CONGRESS TOURISM MEETING
Adana Chamber of Commerce (ATO), Adana Association of Industrialists and
Businessmen (ADSIAD) and Association of Turkey Travel Agencies (TÜRSAB)
organized ‘Adana Congress Tourism Meeting’ at Sheraton Hotel.
Among the participants to the meeting were Governor of Adana Mustafa
Büyük, Adana Metropolitan Mayor Hüseyin Sözlü, TÜRSAB President Başaran
Ulusoy, Adalı Holding board members Şevki, Serdal and Hasan Adalı, sectoral
representatives of the tourism industry and travel agencies.
Authentic values should be preserved
In his opening speech at the meeting, Governor of Adana Mustafa Büyük stated
that:
‘The Adalı family has shown a true example of loyalty. Adana has some very
important values for tourism. Everyone should assume responsibility in this area
as best as they can. Adana is the apple of the eye of Çukurova. Investments here
will surely contribute to the development of the region.’
TÜRSAB President Başaran Ulusoy remarked in his speech:
‘Those who do service to their land of birth and those who don’t forget where
they come from are called folk heroes. I would like to extend my thanks to the
Adalı family for their contribution. The facility will belong to them until it will
be completed, and then it will be the country’s property. The number of tourists
Turkey received was 568 thousand in 2000 and 13 million in 2013. Our target
for this year is to reach 15 million with the advantage of early reservation.
Adana, in this respect, needs to refreshen her memory. Authentic values of the
past should be preserved. I hope cultural property will not be harmed. Three
things Adana is in need of are promotion, promotion and promotion.’
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 59
EXPO
CALL FOR WORLD PEACE
FROM EXPO
h a b e r le r...
DÜNYA BARIŞINA EXPO’DAN ÇAĞRI
1 Eylül Dünya Barış Günü kapsamında EXPO 2016
Antalya Ajansı’nda “Çocuk İçin Barış” isimli sergi
açıldı. EXPO 2016 Antalya Ajansı, anlamlı bir
sergiye daha ev sahipliği yapıyor. Ressam Gülçin
Gebecelioğlu ve Ebru Sanatçısı Dursun Varkal’ın
çalışmalarının yer aldığı resim sergisi EXPO 2016
Antalya Ajansı Fuaye Alanı’nda açıldı. “Çocuk İçin
Barış” isimli serginin açılışını EXPO 2016 Antalya
Ajansı Genel Sekreteri Selami Gülay, sergi sahibi
sanatçılar ile birlikte yaptı.
Dünya Barış Günü’nü kutladıklarını belirten Genel
Sekreter Gülay, sergiyi gezerek sanatçılardan
çalışmalarla ilgili bilgi aldı. Ressam Gülçin
Gebecelioğlu, sergide yer alan Özgürlük isimli
çalışmadan elde edilecek geliri, Filistin için
düzenlenen yardım kampanyasına bağışlayacağını
belirtti. 15 resim ve 15 ebru çalışmasının bulunduğu
sergi 15 Eylül tarihine kadar açık kalacak.
 Expo Arşivi
ARTISTS PAINTING FOR EXPO
Artists participating in the festival organized in Antalya’s province
of İbradi came together during the publicity event of EXPO 2016
Antalya. The Municipality of İbradi, Aktivis Artists Association
and Ürünlü Social Aid and Development Foundation organized
the International Alternative Tourism Culture and Art Workshop
and Festival (ARTOROS) between 25 August and 1 September.
150 artists from 10 countries came together for the event. An
Expo Day was organized at the Yörük Ali Mansion as part of the
festival programme. Artists participating in the Expo Day painted
on the same canvas to attract publicity for the Expo that will
be organized for the first time in Turkey. Artists contributing to
the Expo Day were given certificates of appreciation during a
ceremony where the Mayor of İbradi Serkan Küçükkuru was also
present. The paintings and works of ceramics made by artists
and children during the festival will be exhibited by EXPO 2016
Antalya Agency at different events.
Within the framework of the
International Day of Peace
celebrated on September 21st,
EXPO 2016 Antalya Agency opened
an exhibition titled as ‘Peace for
Children’. EXPO 2016 is hosting
another significant exhibition. Artist
Gülçin Gebecelioğlu and marbling
artist Dursun Varkal’s works are
exhibited in the foyer area of
EXPO 2016 Antalya Agency. The
exhibition ‘Peace for Children’ was
opened by EXPO 2016 Antalya
Agency General Secretary Selami
Gülay together with the artists
whose works are exhibited.
General Secretary Gülay stated
that they are celebrating the
International Day of Peace and
he received information from the
artists about their work. Artist
Gülçin Gebecelioğlu stated that
she will be donating the income
from her work called ‘Freedom’
to the aid campaign for Palestine.
The exhibition comprising of 15
paintings and 15 marblings will be
open until September 15th.
SANATÇILAR EXPO İÇİN RESİM YAPTI
Antalya’nın İbradı İlçesi’nde düzenlenen festivale katılan
sanatçılar, EXPO 2016 Antalya tanıtımında bir araya geldi.
İbradı Belediyesi, Aktivis Sanatçılar Derneği ve Ürünlü Sosyal
Yardımlaşma ve Kalkınma Derneği tarafından 25 Ağustos-1
Eylül tarihleri arasında düzenlenen Uluslararası Alternatif
Turizm Kültür Sanat Çalıştay ve Festivali (ARTOROS) için
10 ülkeden 150 dolayında sanatçı bir araya geldi. Festival
kapsamında Yörük Ali Konağı’nda Expo Günü düzenlendi.
Expo Günü’ne katılan sanatçılar, Türkiye’de ilk kez
düzenlenecek Expo’ya dikkat çekmek için Expo Tuvali üzerine,
ortak bir resim çalışması yaptı. İbradı Belediye Başkanı Serkan
Küçükkuru’nun da katıldığı Expo Günü’nde, eserleri ile destek
veren sanatçılara, “Teşekkür Belgesi” takdim edildi.
Festivale katılan sanatçılar ve çocuklar tarafından yapılan resim
ve seramik çalışmaları, EXPO 2016 Antalya Ajansı tarafından
çeşitli etkinliklerle sergilenecek.
EXPO YÖNETİMİ TOPLANDI
EXPO MANAGEMENT CONVENES
EXPO 2016 Antalya Ajansı 21. Olağan Yönetim Kurulu Toplantısı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi
Eker başkanlığında gerçekleşti.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı ve EXPO 2016 Antalya Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı Mehdi Eker
başkanlığında yapılan Ağustos ayı olağan yönetim kurulu toplantısında, alanda yapılan fiziki ve altyapı
çalışmaları değerlendirildi. Toplantıda, EXPO 2016 Antalya Ajansı’nın mali durumu da ele alındı.
Çocuklar EXPO
ağacını süsledi
The 21st Ordinary Meeting of the General Assembly
of EXPO 2016 Antalya Agency has been realized
with the presence of Mehdi Eker, Minister of Food,
Agriculture and Animal Husbandry.
During the ordinary board meeting of EXPO 2016
Antalya Agency chaired by the Minister of Food,
Agriculture and Animal Husbandry and the President
of the Board Mehmet Eker, evaluations on the
infrastructure of the site were made. Another issue
discussed during the meeting was the financial
situation of EXPO 2016 Antalya Agency.
EXPO 2016 Antalya’nın temasını oluşturan çocuklar,
düzenlenen etkinlikle Expo Ağacını süsledi. Deepo
Outlet Alışveriş Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte,
daha önceden hazırlanan yapraklar, çocuklar
tarafından çeşitli renklere boyandı. Expo Ağacının
üzerine yapıştırılan yapraklar, rengarenk bir görüntü
oluşturdu. 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla
etkinliğe katılan çocuklara Türk Bayrağı dağıtıldı.
Aileleri ile birlikte etkinliğe katılan çocuklar, keyifli
saatler geçirdi.
CHILDREN ADORNED THE EXPO TREE
As the main theme for EXPO 2016 Antalya, children
adorned the Expo Tree in a special event. During the
event organized at Deepo Outlet Shopping Mall, the
previously prepared leaves were painted in different
colours by children. The leaves were placed on the
Expo Tree and a colourful spectacle was created.
The children were given flags to celebrate the August
30 Victory Day. The children and their families
enjoyed themselves during the activity.
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 61
THY
TURKISH
CARGO
HAS A
MAGAZINE!
h a b e r le r...
TURKISH CARGO’NUN ARTIK DERGİSİ VAR
 THY Arşivi ve Shutterstock
Uçuş ağını genişletmeye yönelik attığı adımlarla önemli kargo havayolu şirketlerinden
Turkish Cargo; başarı hikayelerine, gerçekleştirdiği
yeniliklere, hava kargo taşımacılık sektöründeki güncel gelişmelere, ana markası Türk Hava
Yolları A.O. ile ilgili haber ve gelişmelere dair
sizlere bilgi vermek amacı ile “Turkish Cargo
magazine
Magazine” dergisini hazırladı. 2 ayda bir Türkçe
ve İngilizce olarak yayınlanacak Turkish Cargo
KITALAR
Magazine dergisi acenteler, üretici ve göndeBİRBİRİNE
KAVUŞUYOR
riciler, yani kısacası işbirliği içerisinde olunan
THE CONTINENTS
ARE CONVERGING
tüm kişi ve kuruluşlarla paylaşılacak. Türk Hava
Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı
Hamdi Topçu, "2023 vizyonu" doğrultusunda
kargo taşımacılığına önem verdiklerini belirtti
ve "Bu kargoyu sadece Atatürk Havalimanı'nda
değil, yine Sabiha Gökçen'de de geliştireceğiz"
diye ekledi. Kargo taşımacılığında İstanbul'u bir
dağıtım merkezi haline getirmek istediğini ifade
eden Topçu, Atatürk Havalimanı'ndaki kargo
terminalinin 2017'de bitirilmesi planlanan yeni
havalimanına taşınabileceğini de söyledi.
GOTHIA CUP 40 YAŞINDA
Türk Hava Yolları’nın 2013, 2014 ve 2015 yıllarında Resmi
Havayolu sponsoru olduğu ve dünyanın en büyük gençler futbol
turnuvası olarak bilinen Gothia Cup, 13 – 19 Temmuz tarihleri
arasında gerçekleşti. Turnuvaya 75 farklı ülkeden 2 binden fazla
takım ve toplamda 35 bin sporcu katıldı. 40. yılını kutlayan
Gothia Cup turnuvasında tüm hafta boyunca Göteborg şehir
merkezi Heden Center etkinlik alanında Türk Hava Yolları’nın
tanıtım standı da kuruldu.
TURKISH CARGO YAYINIDIR AĞUSTOS 2014
PUBLICATION OF TURKISH CARGO AUGUST 2014
A major cargo airline following steps
taken to expand its network, Turkish
Cargo has put together the “Turkish
Cargo Magazine”, designed to brief
you on the success stories, innovations
and current developments in the air
cargo transport industry as well as
news and developments in its parent
brand, Turkish Airlines, Inc. Turkish
Cargo Magazine, which will appear
bi-monthly in Turkish and English,
will be shared with agents, producers
and shippers, in short, with all the
companies and individuals with
whom it works together. Turkish
Airlines' Chairman of the Board and
of the Executive Committee Hamdi
Topçu said they give importance to
cargo transport in line with the "2023
vision", adding, "We are going to
develop this cargo service not only at
Ataturk Airport but at Sabiha Gökçen
as well." Pointing out that he wanted
to make Istanbul a cargo distribution
hub, Topçu said the cargo terminal at
Ataturk Airport could also be moved
to the new airport, which is slated for
completion in 2017.
GOTHIA CUP MARKS 40 YEARS
The world’s largest youth football tournament, the Gothia Cup,
for which Turkish Airlines was official airline sponsor in 2013
and 2014 and will be again in 2015, took place July 13 to 19.
Upwards of 2,000 teams and a total of 35,000 athletes from 75
different countries took part in the tournament. Turkish Airlines
also had a promotional stand at the tournament’s Heden Center
venue in downtown Gothenburg during the entire week of the
Gothia Cup, which was celebrating its 40th year.
PİLOT
ADAYLARI
İÇİN
SEVİNDİRİCİ
HABER
Türk Hava Yolları’ndan geleceğin pilotları için sevindirici bir haber var.
Yetiştirilmek üzere II. pilot aday adayları, aranılan özellikleri karşılamaları
hâlinde Türk Hava Yolları bünyesinde eğitim görmeye hak kazanmak için
değerlendirmeye kabul ediliyor. Türk Hava Yolları, özellikle son yıllarda
süratle genişleyen filo ve uçuş ağını desteklemede en önemli faktör olan pilot
istihdamına yönelik geliştirdiği kapsamlı strateji planını sırasıyla hayata geçiriyor.
Alımlar için www.turkishairlines.com adresini takip edebilirsiniz.
GOOD NEWS FOR
ASPIRING PILOTS
A MİLLİ BASKETBOL
TAKIMINA TAM DESTEK
Başarı grafiğini her geçen gün daha da yukarıya taşıyan ve dünya havacılık
sektöründe tüm dikkatleri üzerine çeken Türk Hava Yolları, havacılık alanındaki
başarısını sosyal, kültürel ve sportif alanlarda da sürdürüyor. Türk Hava Yolları,
dünyanın en önde gelen kulüpleri ve oyuncularına destek verirken, büyük
öneme sahip A Milli Basketbol Takımımızı da unutmuyor. Türk Hava Yolları A
Milli Basketbol Takım Sponsorluğunu en üst düzeyde yerine getirerek geçtiğimiz
yıllarda olduğu gibi bu yıl da Türkiye Basketbol Federasyonu’nun yanında yer
alıyor. Kobe Bryant gibi dünyaca ünlü basketbol yıldızlarının yanında yer alan,
Avrupa'nın en büyük basketbol organizasyonu Euroleague 'in isim sponsoru
olan Türk Hava Yolları, Türkiye Basketbol Federasyonu ile olan sözleşmesini
yenileyerek 2016 yılı sonuna dek uzatıyor. Zaferden zafere koşan A Milli
Basketbol Takımımız, Türk Hava Yolları ile uçmaya devam edecek.
There’s good news for the pilots of the future from Turkish Airlines. Aspiring
pilots are being evaluated to qualify for training by Turkish Airlines, provided they
meet the sought-after requirements. Turkish Airlines is currently implementing a
comprehensive strategic plan aimed at recruiting pilots, a key backup factor for its
rapidly expanding fleet and flight network. Follow admissions on our website at
www.turkishairlines.com
ARC ÖDÜLLERİ SONUÇLANDI
MerComm tarafından 28. kez düzenlenen ARC (Annual Report Competition)
Ödülleri’nde Türk Hava Yolları, 2013
yılı faaliyet raporu ile ödüller alıyor.
“Faaliyet Raporlarının Oscarı” olarak
tanınan ARC Ödülleri, ABD’de iletişim
profesyonellerini bir araya getiren en
önemli organizasyonlardan biri. Türk
Hava Yolları 2013 yılı faaliyet raporu,
Havayolu segmentinde; Kapak Görseli/
Tasarım ile Geleneksel Faaliyet Raporu
kategorilerinde Altın; İç Tasarım kategorisinde Bronz ve Metin/İçerik kategorisinde de Onur Ödülü’ne layık görüldü.
WRAPPING UP THE ARC AWARDS
Turkish Airlines is the recipient of various awards for its 2013 annual
report in the ARC (Annual Report Competition) Awards, staged by
MerComm for the 28th time. Known as the “Annual Reports Oscars”,
the ARC Awards are one of the most important events bringing together
communications professionals in the U.S. In the “Airlines” section,
Turkish Airlines’ 2013 Annual Report was deemed worthy of the Gold
for Cover Photo/Design in the Traditional Annual Report category; of the
Bronze for Interior Design in the Interior Design category; and of Honors
in the Written Text category.
FULL SUPPORT FOR THE
NATIONAL BASKETBALL TEAM
Raising the curve ever higher with every passing day and drawing the attention
of the entire world aviation sector, Turkish Airlines is continuing its success
in aviation in the social, cultural and sports fields as well. The airline, which
already lends support to some of the world’s leading clubs and players, has not
forgotten Turkey’s own very important National Basketball Team and is taking its
place alongside the Turkish Basketball Federation again this year as in previous
years by sponsoring the National Basketball Team at the highest level. Lining
up alongside world-famous basketball stars like Kobe Bryant as a name sponsor
of Euroleague, Europe’s biggest basketball event, Turkish Airlines has renewed
its contract with the Federation, extending it to 2016. As it goes from victory to
victory, the National Basketball Team will continue to fly with Turkish Airlines.
TÜRSAB DERGİ | EKİM 2014 63
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
1
File Size
10 043 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content