close

Enter

Log in using OpenID

BİZİMŞİFA DERGİSİ - Özel Kadıköy Şifa Hastanesi

embedDownload
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:28 Page 1
içindekiler
Yaşama geri dönüş mucizesi
BASIN HABERLERİ
BİZDEN HABERLER
MEME CERRAHİSİ
GENEL CERRAHİ
MEDİKAL ESTETİK
KLİNİK PSİKOLOJİ
GÖZ HASTALIKLARI
Altmış yaş üzeri her on kişiden...
GÖZ HASTALIKLARI
Türkiye’de 40 yaş altı meme kanseri...
Destek tedavi olarak Ozonterapi
Kurucumuz
DR. AHMET EMİNOĞLU
Yönetim Kurulu Başkanı
LEVENT EMİNOĞLU
İcra Kurulu Başkanı
BUKET PİLAVCI
ÜROLOJİ
Yaşama geri dönüş mucizesi..
Obezite tedavisinde cerrahi yöntemler
Sünnetle ilgili en çok merak edilenler
GÖĞÜS HASTALIKLARI
Her yıl iki milyon insan verem nedeniyle...
Bülteni Hazırlayanlar
AYŞEN ÖZKUL
Pazarlama Müdürü
FARUK GÜR
Görsel İletişim Sorumlusu
SEDA EVRAN
Kurumsal İletişim Sorumlusu
Her üç kadından biri kalp hastalıkları...
ORTOPEDİ VE TRAVMATOLOJİ
Down Sendromlu bir çocuğa sahip olmak
Sarı nokta hastalığı
KARDİYOLOJİ
Omuz ağrısı sizi sevdiğiniz aktivitelerden...
KİTAP
İyiki kitaplar var...
İletişim Bilgileri
Işıklar Cad. No: 31
Ataşehir, İstanbul
444 2 574
www.kadikoysifa.com
[email protected]
BİZDEN HABERLER
Atananlar, bebeği olanlar...
Baskı
Form-Ar
Matbaacılık ve Ambalaj San.
Tel: 0212 512 16 31
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:28 Page 2
, !
+ )&-
,.
* * *'
+
$
,
+ !
"*!
$! ,
,.
"
#
!
#)! ! $&$
$ .
(
" , &
&
* #*!
+
"+
!
# "&
$
.
!%
!
+
+ +& !
,+
'
# !
%'$ #"
&
)
*.
"# &
##
! )
!
!
+
$ & #
! $
'
$
&+
!
! ++
&* "
!
&* "
.
!
#
! +.+
!
!
)!
,+
" (
'
%
#
)
.+
"
,.
! & !
( &
!
#
!+
&
.# !
'
!+ +
"
$.
!
!+
#
$"$
!
" ,+
#.
'
"$ $ $
,.
! & !
%
!#+
" ,+
"*!
!
'
&* " #
#
*"# *' &
#!
"$
"# %
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:28 Page 3
% %
&%
3
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:28 Page 4
4
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:28 Page 5
BİZDEN
HABERLER
% %
&%
Bir mucize öyküsü
Uğradığı silahlı saldırı da, isabet eden mermi ile yüzü
paramparça olan Libyalı İbrahim Hadiya yaşama geri
dönüş hikayesindeki mutluluğunu bizlerle paylaştı.
Libya’da yaşayan 57 yaşındaki İbrahim
Hadiya, Arabian Gulf Oil Company
firmasında finansal direktör olarak
çalışıyordu. İş yerinden çıkıp arabasıyla
evine dönüş yolunda uğradığı silahlı
saldırıda, yüzü paramparça oldu.
Tüm umutların tükendiği noktada, koma
halinde; bağlı bulunduğu sağlık sigorta
şirketi Trust İnsurance Company, Türkiye
temsilcisi Bosphorus Medikal Assist
Firması ile irtibata geçilerek özel hava
ambulansı ile Türkiye’ye getirilen
Libyalı hasta İbrahim Hadiya, tedavi için
KadıköyŞifa Hastanesi’ne ulaştırıldı.
Hastanede yapılan 3 büyük operasyon
ve 2 ay süren yoğun bakım günlerinin
ardından hayata yeniden dönen Hadiya,
bu dönüşüm hikayesini gözlerindeki
yaşama sevinciyle dile getirdi.
Yaşanan korkunç kazada İbrahim
Hadiya’nın hikayesi adeta yürek
burkuyordu. Sağ yanağından giren
kurşun; sol burun ve yanağın birleştiği
bölgeden çıkarak, elmacık kemiğini
parçalamıştı. Kurşun soluk alıp verilecek
bölgeyi parçaladığı için nefes alıp
vermesi zorlaşmıştı. Bu esnada yüzü
tanınmaz hale gelen Hadiya, eşinin
korkmaması için yüzü kapatılarak eşine
gösterilmişti. Ancak İbrahim Hadiya’nın
yüzü örtüyle kapatılsa bile belirgin olan
bir şey vardı: Parçalanan yüzde kemik
kalmadığından ödem yaptığı ve abartılı
şişlik olduğu örtünün altında dahi
gözlemlenebiliyordu.
Hayatlarının tam orta yerine düşen
bombanın şokunu yaşayan aile, nasıl bir
yol izleyeceği konusunda tereddüt
yaşıyordu, bir yandan da acilen karar
vermeleri gerekiyordu. Böyle bir
operasyonun BMA’nın onayı ile
Türkiye’de yapılabileceği kararına
varılarak, İbrahim Hadiya’nın, abisiyle
birlikte Türkiye’ye getirildi. Acılı eş ise
Libya’dan Türkiye’ye bir ay sonra
getirildi. Onun da durumu zordu:
Libya’da geçirdiği günlerde, isyandan
hayal kırıklığına, kaygıdan umutsuzluğa
pek çok duyguyu bir arada yaşarken,
5
zaman zaman umutsuzluğa düşse de
eşine kavuşma ümidiyle Allah’a her gün
dua ediyordu.
Hastanın ilk çekilen tomografisinde her
iki taraf yani elmacık kemiği, çene
burun ve göz bölgesi çevresindeki
kemiklerin parçalı kırık olduğu
görülmüştü. Göz hareketleri yoktu ve
görme yeteneğini kaybetme riski çok
yüksekti. Ağız içinde ise damağında ve
dilde doku parçalanması meydana
gelmişti.
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:28 Page 6
İbrahim Hadiya’nın yüzünde meydana
gelen hasarlar; deneyimli plastik
cerrahlar ve göz hekiminden oluşan
profesyonel bir ekip tarafından bir dizi
operasyonla düzeltildi. Tekrar yoğun
bakıma alınan Hadiya’nın tedavi süreci
devam ediyordu. Eşi, İbrahim Hadiya’nın
yüzünü ilk; KadıköyŞifa Hastanesi’nde
yapılan operasyonlar sonrasında, yoğun
bakımda tedavisi sürerken gördü. İlk an
üzüntüye kapılsa da eşinin normal
hayatına dönebileceği beklentisi
artmıştı.
Operasyonda önce ağız içinde zarar
görmüş dokular tamir edildi. Göz
çevresindeki kemikler tespit edildi.
Parçaları bir araya getirilemeyen
kemikler için, kalçadan kemik grefti
alınarak kemik dokusu bütünleştirildi.
Burunda beslenemeyen bölümde, önce
zarar görmüş dokular temizlendi ve
sonrasında onarımı yapıldı. Çene ve
burun kemikleri onarıldı. Kalçasından
doku kullanılarak, kopan burnuna ilave
edilip, geri dönüşüm sağlayacak
tedaviler yapıldı.
Hastanın yaşadığı travma sonrasında,
gözün kendisinden ziyade göz tabanı
kırıldığı için; gözler sinüslerin içerisine
çökmüş ve göz sinirinde travmaya bağlı
olarak ciddi bir ödem bulunmaktaydı.
Hastanın sağ gözü 2 kez ameliyat
edilip, taban kırıklığı düzeltilmesine
rağmen istenilen seviyede düzelme
sağlanamadı. Hastanın gözleri korundu.
Gözlerdeki sorunun tek nedeni kaza
değildi. Hastanın genel durumu
düzeldikten sonra anlaşıldı ki; ameliyat
öncesinde İbrahim Hadiya’nın ciddi bir
göz problemi ve ileri düzeyde astigmatı
bulunuyordu. Yapılan ameliyatlar
sonrasında hastanın her iki gözü de
kaza öncesinden daha iyi görme
yetisine kavuştu. ‘Hastanın görme
açısından gayet mutlu olduğunu, ancak
estetik olarak bazı küçük problemleri
olduğunu’ belirten Op. Dr. Şehvar
Nefesoğlu, bu durumu şöyle özetledi:
“Gözün tabanı kırık ve biraz çökük
olduğu için dışarıdan bakıldığından
doğal bir göz hareketi olamıyor ama
fonksiyon olarak gayet iyi çalışıyor.”
Gözün yapısı tam olarak oturduktan
sonra, tekrar bir düzeltme operasyonu
yapılabileceğini de sözlerine ekleyen
Op. Dr. Nefesoğlu, bunun ancak 1 yıl
sonra tekrarlanacak bir operasyonla
mümkün olabileceğini de sözlerine
6
ekledi...
Kazanın ardından Hadiya için; “Yüzü
hemen hemen yok, iyileşmesi yıllar alır”
diye düşünülüyordu. Oysa o kendi
mucizesini yaşamıştı. 3 çocuk babası
Hadiya, iyileşme süreciyle ilgili olarak
duygularını şöyle dile getirdi:
“Önce Rabbim ve sonra KadıköyŞifa
Hastanesi hekimleri ve tüm sağlık
personelleri sayesinde hayatıma
“Önce Rabbim ve sonra
KadıköyŞifa Hastanesi
hekimleri ve tüm sağlık
personelleri sayesinde
hayatıma kavuştum.
Planlanan tüm operasyonlar
sonunda saldırıdan önceki
hayatıma döneceğim, çok
daha iyi ve mutlu olacağım.
kavuştum. Planlanan tüm operasyonlar
sonunda saldırıdan önceki hayatıma
döneceğim, çok daha iyi ve mutlu
olacağım. Hayatım engelsiz, engebesiz
ve mutlu bir şekilde ilerlerken bugün
beni bambaşka bir insana dönüştüren o
korkunç kazayı yaşadım. Allahıma
binlerce kez şükürler olsun ki, hayatımın
meleği eşime ve çocuklarıma tekrar
kavuşma şansını yakaladım.
Yaşadıklarımızı paylaşmak, böyle bir
kaderi yaşayanlara, umudu kesmeden
mücadele etmelerini anlatmak için
dergi röportajını kabul ettim. Yataktan
kalkıp hayata kavuşmanın sevincini,
BizimŞifa dergisi okuyucularıyla
paylaşmaktan mutluluk duyuyorum.
Kazadan sonra Türkiye’de KadıköyŞifa
Hastanesinde hayata gözlerimi açtım
ve burası; hayatımın yeni bir döneminin
başladığı yer oldu. Hayata mutluluk ve
güvenle baktığım yaşam yolculuğumun
ikinci yarısını sevgili ailemle birlikte
ikinci vatanım olarak gördüğüm
Türkiye’de sürdürmek istiyorum.”
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:28 Page 7
BİZDEN
HABERLER
% %
&%
OPERASYON:
YAŞAMA DÖNÜŞ
İki ay boyunca İbrahim Hadiya’nın KadıköyŞifa Sağlık Grubu’nda
tedavisini takip eden uzmanlardan Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi
uzmanı Op. Dr. Gülden Avcı ise hastanın tedavi süreci anlatırken
şu bilgileri kaydetti: “57 yaşındaki erkek hasta 18.01.2014’de yüz
bölgesinden ateşli silah yaralanması nedeniyle hastanemizin
yoğun bakım ünitesine kabul edildi. Hastanın geliş muayenesinde
sağ yanaktan girişi, sol burun kenarı ile sol ağız köşesi arasında
nazolabial bölge dediğimiz alandan çıkışı olan ateşli silah yaralanması mevcuttu.
Hastanın tüm yüzünde yaygın şişlik ve morluklar bulunmaktaydı.
Hastaya ilk müdahalesi yapılan sağlık merkezinde trakestomi dediğimiz nefes almasını sağlayacak müdahalesi yapılmıştı. Yüzdeki
kemik yapıyı değerlendirmek için çekilen grafikler ve tomografisini
sonrasında hastanın burun kemiğinde, iki taraflı sakak, elmacık,
yanak kemiklerinde, göz tabanını oluşturan kemiklerde ve alt çene
kemiğinde çok parçalı kırıklar ve kemik eksikleri tespit edildi. Hastanın göz muayenesinde göz hareketleri değerlendirilmedi. Hastanın yüzünde mevcut olan nekrotik dediğimiz ölü dokular
ameliyatla temizlendi.
Dilin ön kısmında kayıp olduğu görülerek dilin arkasında doku getirilerek dil yapıldı. İki taraflı göz çevresi kemikleri oluşturmak
amaçlı kalçadan kemik alındı ve bu kemiğe şekil verilerek plak vidalar yardımı ile göz çevresi kemik yapılar oluşturuldu. Gözün olması gereken yerde durmasını sağlamak amaçlı göz tabanı yapıldı
bu amaçla göz tabanına yönelik özel plaklar kullanıldı. Burun kemiğinde kayıp olduğu görülerek yine kalçadan alınan kemik burun
sırtına konarak burun yüksekliği sağlandı. Burun ucundaki ölü dokular temizlendi ve burun ucuna boyundan alınan deri nakledildi.
Sağ ağız köşesinde doku ölümü mevcut olup ağız köşesinin
komşu dokuları kaldırarak tekrar yapılanması sağlandı.
Alt çene kemiğindeki kırıklar yıkandı ve kemikler plak vida ile sabitlendi. Hastanın damağındaki dokularda kayıp olup ağız ve burun
boşluğu birleşmiş durumda idi. Bu amaçla mikrocerrahi yöntemi
ile Dr. Murat Topal'dan yönetimindeki ekip tarafından önkol iç yüzden damarlarıyla beraber alınan doku yüze nakledildi. Bu nakledilen dokuyla üst damak yapıldı, sağ yanaktaki çöküklük
dolduruldu ve sağ göz tabanına destek oluşturuldu. Üst dişlerin
bulunduğu kemikteki kayıp için özel plak vidalar yerleştirilerek üst
aleviler ark denen taşıyıcı yapı yeniden yapılandırılmış oldu.”
7
Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi
Op. Dr. Gülden Avcı
Göz Hastalıkları
Op. Dr. Şehvar Nefesoğlu
İbrahim Hadiya’nın tedavisini üstlenen bir diğer doktor KadıköyŞifa Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları uzmanı Dr. Şehvar Nefesoğlu zorlu süreç hakkında şu bilgileri verdi: “Hasta hastanemize
yatış yapacağı gün önceden hasta hakkında bilgilendirildik. Hastayı geldiği gün ilk kez yoğun bakım odasında gördüm. Kooperasyonu yoktu tüm yüz ve göz bölgesi ödemliydi. Hastanın MR
ve radyografilerinde glop perforasyonu veya göz içi yabancı cisim
düşündürecek bir bulgusu yoktu. Ancak orbıta tabanı ve çevresinde parçalı çok sayıda kırık vardı. Ödem ve taban kırığından dolayı göz hareketleri kısıtlı ve uyumsuzdu. Hasta ameliyat edilebilir
duruma geldiğinde hastanemizin Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi
uzmanı Dr. Gülden Avcı ile beraber bende ameliyata girdim. Operasyon sırasında her 2 gözünde bütünlüğünü koruduğunu ve perforasyon (delinme) bulgusu olmadığını gördüm. Bu yüzden plastik
cerrahların genelde bu tip travmatik vakalarda sempatik oftalmı
korkusu ile travma olan göze enükleasyon yapma isteğini geri çevirdim. İlk başlarda ışık hissi olmayan sağ göz, tedavinin sonunda
sol gözden (daha az travmatize olan göz) daha iyi görür hale geldi.
Hastanın travma öncesinden zaten gözleri ile ilgili ciddi bir problemi varmış ve görmeleri 3/10 düzeyinde olduğundan ikinci gözün
sağ kalması ve görmesi özellikle bu hasta için çok önemliydi. Tedaviler neticesinde şu anda hasta yeni gözlüklerini aldı. Sadece
suni gözyaşı kullanıyor. Göz tabanındaki kırıktan kaynaklanan asimetrinin düzelmesi için yeni ameliyatını bekliyor.”
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:28 Page 8
8
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:28 Page 9
ÜROLOJİ
% %
&%
Sünnetle ilgili en çok merak
edilen sorular
Tatilin başlaması ile birlikte sünnet mevsimi de
açılmış oldu. Aileler özellikle çocukları okula
başlamadan evvel sünnet olmalarını tercih ediyor.
KadıköyŞifa Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr.
Mustafa Günhan, sünnet ile ilgili en çok merak
edilen soruları yanıtladı.
Üroloji
Op. Dr. Mustafa Günhan
Sünnet ne zaman yapılmalıdır?
Yapılan çalışmalara göre, sünnet
için en uygun zamanların başında,
yenidoğan dönemi gelmektedir. 2 –
6 yaş arasında sünnet
düşünüldüğünde ise, genel anestezi
altında uygulanması önerilmektedir.
Çünkü bu yaşlarda yapılan sünnet,
psikolojik gelişiminin önemli bir
döneminde olan çocukta negatif
etki yapabilmekte ve “kısırlaştırılma
korkusu” denilen psikolojik
bozukluğa neden olabilmektedir.
Yenidoğan sünneti bebek
doğduktan sonra, K vitamini
uygulamasının ardından yapılabilir.
Yenidoğan sünneti bebeğe
acı verir mi?
Her ne kadar yenidoğan döneminde
ağrı duyusu tam olarak gelişmemiş
olsa da, bebeğe mutlaka bölgesel
anestezi yapılması gerekir. Bu
sayede son derece konforlu bir
şekilde sünnet
gerçekleştirilmektedir.
Yenidoğan döneminde sünnet
yapılmasının avantajı var mıdır?
Evet. Yapılan araştırmalar
yenidoğan döneminde sünnet olan
erkek bebeklerin idrar yolu
enfeksiyon geçirme olasılıklarının
sünnet olmayanlara göre belirgin
derecede daha az olduğunu
göstermiştir. Amerikan Pediatri
Akademisi 1999’da yayınladığı
bildiride her erkek bebeğe rutin
olarak uygulanmasını önermiştir.
Ayrıca, penis kanseri, hemen hemen
sadece sünnetsizlerde
görülmektedir ve sünnetin bu
durumda koruyucu olduğu uzun
zaman önce kanıtlanmıştır.
Yenidoğan dönemindeki sünnet
bebeğe sıkıntı verir mi?
Bu dönemde yapılan sünnet sonrası
iyileşme çok hızlı olmakta ve
bebeğe belirgin bir sıkıntı vermez,
emzirilmesi açısından sorun
çıkartmaz.
9
Yenidoğan sünneti sonrası bakım
nasıl olmalıdır?
Sünnetin ertesi günü bebeğin
kontrolü ve pansumanı yapılır.
Bundan sonra 3 – 4 gün süreyle
bebeğin altının sık olarak kirli olup
olmadığının kontrolü önerilir. Bu
süre zarfında herhangi bir ilaç
kullanımı veya pansuman
gerekmez. Bebek 2 gün sonra
yıkanabilir. Sünnet sırasında
uygulanan dikişlerin kendiliğinden
tamamen erimesi ise yaklaşık 10
günü bulur.
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:28 Page 10
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:28 Page 11
ÇOCUK
SAĞLIĞI VE
HASTALIKLARI
% %
&%
Çocuklarımızı Yaz
Hastalıklarından Koruyalım
Uzmanlar, yaz mevsiminde sıcakların artmasıyla birlikte çocukları
tehdit eden; besin zehirlenmeleri, böcek ısırmaları, yaz ishalleri,
isilikler ve güneş yanıklarına karşı önlemler alınması için uyarıda
bulunuyor. KadıköyŞifa Ataşehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve
Hastalıkları Uzmanı Dr. Nilgün Gökyayla, yaz mevsiminin gelmesi ile
artış gösteren hastalıklara karşı önlem alarak, çocukların korunması
gerektiğini belirtiyor
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları
Uzm. Dr. Nilgün Gökyayla
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları
Uzmanı Dr. Nilgün Gökyayla,
çocukları tehdit eden hastalıkları şu
şekilde açıklıyor; ‘Çocuk Doktoru
olarak yazın en sık rastladığım
şikâyetler yaz ishalleri, besin
zehirlenmeleri, böcek ısırma ve
sokmaları, sıcak çarpması, güneş
yanıkları ve isiliklerdir. Bu
rahatsızlıkların oluşmaması için çok
basit önlemler alınması gerekir.’
Bu mevsimde çocuklarda en sık
görülen rahatsızlığın yaz ishalleri
olduğunu belirten Uzm. Dr. Nilgün
Gökyayla, ülkemizde bu hastalığa
yol açan nedenlerin başında
enfeksiyonların geldiğini, ishalle
birlikte kusma, karın ağrısı ve ateşin
oluştuğunu ifade ediyor.
Yaz ishallerinin oluşumunu,
korunma şeklini ve tedavisini ise
Uzm. Dr. Nilgün Gökyayla şöyle
anlatıyor: ‘Yaz ishalleri dışkı, pis su,
yıkanmamış yiyecekler ve havuz
sularından bulaşır. Hijyen
kurallarına dikkat edilmesi, özellikle
yiyeceklerin iyice yıkanması ve
temiz su içilmesi ile bağırsaklar
mikroplardan korunur. İshalli
çocuğun beslenmesinde, pirinç unu,
nişasta, patates gibi kompleks
karbonhidrat içeren posalı yumuşak
püreler kullanılmalıdır. Yoğurt
bağırsak enzimlerine yardımcı
olduğu için mutlaka ishal diyetinde
yer almalıdır.
Besin zehirlenmelerinin yine sık
rastlanan yaz hastalıklarından
olduğunu söyleyen Çocuk Sağlığı ve
Hastalıkları Uzmanı Dr. Nilgün
Gökyayla, sıcakta yiyeceklerin
çabuk bozulduğunu ve bu nedenle
besinlerin pişirilse dahi
buzdolabında saklanması
gerektiğini ifade ediyor. Süt ve süt
ürünlerinin de güvenli merkezlerden
son kullanma tarihine bakılarak
11
alınması gerektiğini önemle
vurguluyor.
Böcek ısırma ve sokmalarının büyük
bir kısmında ağrı, kızarıklık ve şişme
gibi reaksiyonlar görüldüğünü
belirten Çocuk Sağlığı ve
Hastalıkları Uzmanı Dr. Nilgün
Gökyayla, bu reaksiyonlara karşı
soğuk kompres ve ağrı kesici
uygulanmasının yeterli olacağını
söylüyor. Uzman Dr. Nilgün
Gökyayla; ‘Sıtma gibi
reaksiyonlarda hemen bir sağlık
merkezine başvurulmalıdır. Önlem
olarak böceksavar losyonlar ve
bantlar kullanılabilir. Bebeklerde,
sadece cibinlik ile önlem alınmalıdır’
Sıcak çarpmasının aşırı derecede
sıcağa maruz kalma sonucu
oluştuğunu ve kramp, halsizlik,
baygınlık gibi reaksiyonları
olduğunu açıklayan Uzm. Dr. Nilgün
Gökyayla; ‘Yapılacak ilk müdahale
çocuğun üzerindeki giysileri
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:28 Page 12
çıkartmak ve vücudunun
soğutulmasını sağlamaktır. Çocuk
hemen bir sağlık merkezine
götürülmelidir. Çocukları sıcak
çarpmasından korumak için bol su
tüketilmeli ve özellikle güneş
ışınlarının dik geldiği saatlerde
güneşten korumalı ve üzerlerinde
açık renk giysilerle gezdirmeliyiz’
KadıköyŞifa Ataşehir Hastanesi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm.
Dr. Nilgün Gökyayla; ‘Birinci derece
yanıklarda deri kızarık hafif şiş ve
ağrılı olur. Tedavide yanan bölgeye
soğuk kompres yapılmalı,
nemlendirici ve ağrı kesiciler
kullanılmalıdır. İçi su dolu kesecikler
şeklindeki yanıklar ikinci derece
yanıklar olup tedavi olarak soğuk su
uygulanmalı ve hemen bir sağlık
kuruluşuna başvurulmalıdır. Yazın
güneş yanıklarından korunmak için
en az 40 faktörlü koruyucu kremler
güneşe çıkmadan yarım saat önce
sürülmelidir’
Yazın birçok çocukta rastlanan ve bir
cilt hastalığı olan isiliğin ter
bezlerinin tıkanması sonucu
oluştuğunu ifade eden Uzm. Dr.
Nilgün Gökyayla, bu rahatsızlığın
oluşmaması için ise çocuklara ince
pamuklu giysiler giydirilmesini ve
sık sık banyo yaptırılmasını
öneriyor.
Bu mevsimde çocuklarda
en sık görülen rahatsızlığın
yaz ishalleri olduğunu belirten
Uzm. Dr. Nilgün Gökyayla,
ülkemizde bu hastalığa yol
açan nedenlerin başında
enfeksiyonların geldiğini,
ishalle birlikte kusma, karın
ağrısı ve ateşin oluştuğunu
ifade ediyor.
12
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:28 Page 13
MEME
CERRAHİSİ
% %
&%
Türkiye’de 40 yaş altı meme kanseri
Avrupa ve Amerika’ya kıyasla daha
fazla görülüyor.
Kadınlarda meme kanseri görülme sıklığı her geçen gün
artmaktadır. Çalışmalar her 8 kadından birinde hayatının
bir evresinde meme kanseri gelişeceğini göstermektedir.
Ancak rutin muayeneler sayesinde meme kanserini erken
aşamada teşhis ve tedavi etmek mümkün. KadıköyŞifa
Ataşehir Hastanesi Meme Cerrahisi Uzmanı Op. Dr.
Münire Kayahan, meme kanserinin görülme sıklığı,
teşhisi ve tedavisi hakkında bilgi veriyor
Kansere yakalanma riski yaşla artar.
Ancak Türkiye gibi genç nüfusun
yoğun olduğu ülkelerde 40yaş altı
meme kanseri batı toplumlarından
daha fazladır. Bu nedenle 30 yaş üstü
her kadına ayda bir kez kendi kendine
meme muayenesi yapması ve senede
bir meme cerrahı tarafından muayene
önerilmektedir. Kendi kendine meme
muayenesi için en uygun dönem regl
başladıktan sonraki 5.-7. günlerdir.
Ayna karşısında meme cildinde ya da
meme başında çekinti, kabarıklık,
kızarıklık gibi değişiklikler olup
olmadığı araştırılmalı ve ardından elle
meme ve koltuk altlarında kitle
aranmalıdır.
40 yaştan itibaren yılda 1 kez
mamografi yapılmalı
Tarama mamografisi 40 yaşından
itibaren senede bir kez yapılmalıdır,
38 yaşında referans amaçlı bir kez
çekim önerilmektedir. Özel risk
faktörleri varlığında mamografi yaşı
daha erkene çekilebilir, mamografi dışı
yöntemler taramaya eklenebilir ya da
mamografi yerine başka
yöntemlerden yararlanılabilir.
Ailesel meme kanseri, kanser
vakalarının yaklaşık %10’undan
sorumludur. Genetik testlerle kanser
geliştirme riski olan kadınlar tespit
edilip cerrahi ya da medikal
tedavilerle kanser gelişimi
önlenebilmektedir. Diğer meme
kanseri vakalarında ise, çok fazla
değiştirilme imkanı bulunmayan
kişisel ve çevresel faktörler rol
oynamaktadır.
Meme kanseri, 40-59yaş
grubundaki kadınlarda kansere bağlı
ölümlerin ana nedenidir. Ancak
kanser taramalarında mamografinin
yaygın kullanımı ile 50yaş üstü
kadınlarda meme kanserinden
ölümlerde %35 azalma sağlanmıştır.
13
Meme Cerrahisi
Op. Dr. Münire Kayahan
Elli yaş altı kadınlarda ölüm
oranındaki azalma daha fazladır. Bu
durum senede bir çekilecek mamografi
ile hem kanserin çok erken evrede
yakalanabilmesine hem de öncü
“40 yaştan
itibaren
yılda 1 kez
mamografi
yapılmalı”
lezyonların tespit edilip
kanserleşmeden çıkartılmasına
bağlanmaktadır.
Çoğu vakada lezyonun kendisinin
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:28 Page 14
çıkartılması yeterlidir, bazı özel durumlarda
memenin alınması gerekebilir. Koltuk
altındaki lenf düğümleri ameliyat esnasında
özel bir yöntemle değerlendirilir ve
gerekmedikçe lenf düğümleri temizlenmez.
Sonrasında hastalığın tekrarlamasını
önlemek için kemoterapi, radyoterapi ve
hormonoterapi gibi ek tedaviler uygulanabilir.
Sağ kalım çok iyidir.
Hamilelik ve emzirme döneminde de meme
kanseri ortaya çıkabilir!
Çalışmalarda 30 yaş altında gebe kalmanın
ve emzirmenin meme kanserine karşı
koruyucu olduğu gösterilmiştir. Ancak bu,
gebelikte ve emzirme döneminde meme
kanseri görülmez, demek değildir. Memede
var olan ufak bir lezyon hormonların etkisi ile
gebelikte hızla büyüyebilir ve çoğu zaman
süt ile dolu irileşmiş memede fark
edilmeyebilir. Bu durum gebelikte meme
kanserinin ilerlemiş aşamalarda tespit
edilmesine yol açar. Dolayısıyla gebelik ve
emzirme döneminde kendi kendine meme
muayenesi ve doktor takipleri
aksatılmamalıdır. Ultrasonografi gebe ve
emziren kadınlarda güvenle kullanılabilir ve
lezyonlar bu dönemde de erken tespit ve
tedavi edilebilir.
Erkek meme kanserinde
son yıllarda % 25 artış
tespit edildi
Meme kanserinin 100 erkekten birinde,
ortalama 65 yaşta, görüldüğü bilinmektedir.
Ancak son yıllarda erkek meme kanseri
görülme oranlarında %25 artış tespit
edilmiştir. Geç başvuru nedeniyle genellikle
ilerlemiş halde tespit edilmektedir. Bu
nedenle erkeklerin de kendi kendine meme
muayenesini öğrenmesi ve memede ya da
koltuk altında bir sertlik fark etmeleri
durumunda mutlaka cerrahi uzmanı
tarafından değerlendirilmeleri önerilmektedir.
Unutulmamalıdır ki, meme kanseri erken tanı
ile tedavi edilebilen bir hastalıktır. Sağ kalım
çok iyidir. Erken tanıda önemli olan ise kendi
kendine meme muayenesi ve meme cerrahı
kontrollerinin aksatılmaması, istenen
radyolojik tetkiklerin yapılmasıdır.
Hamilelik ve
emzirme
döneminde de
meme kanseri
ortaya çıkabilir
14
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 15
GÖĞÜS
HASTALIKLARI
% %
&%
Çocuklarda bahar alerjisi ile
ilgili en önemli sorular
Bahar aylarının gelmesi ile birlikte pek çok anne baba için zor bir
dönem başlar. Halk arasında saman nezlesi olarak adlandırılan
alerjik rinit birçok çocuğa kabus dolu günler yaşatacak.
KadıköyŞifa Kadıköy Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr.
Hakan Solak, burun içi örtüsünün hapşırma ve akıntıyla birlikte
şişmesi durumu olarak tanımlanan alerjik rinit ya da saman
nezlesinin çocuklarda en çok görülen bahar alerjisi olduğunu
söylerken hastalık hakkında en çok merak edilen soruları
yanıtladı.
"Saman nezlesi" hangi durumlarda ortaya çıkar?
Hastalık herhangi bir yaşta başlayabilir. Ancak
genellikle genç yaşta (1 - 20 yaş) başlar. Çoğunlukla
ailede aynı hastalık mevcuttur. Anne ya da babada alerji
varsa %30, her ikisinde de alerji varsa %60, oranında
çocukta alerji görülecektir. Diğer alerjik hastalıkların
(egzama, astım ve alerjik konjuktivit-göz nezlesi-)
görülmesi olasılığı fazladır. Alerjik rinit ağır bir hastalık
olmamasına rağmen kişiyi son derece rahatsız edebilir;
uykuyu, yemek yeme ve yaşam şeklini olumsuz etkiler;
okul ve işgücü kaybına yol açar. Kent yaşamı alerjik
hastalıkların görülme oranını arttırmıştır. Bunda çevre
kirliliğinin rol oynadığı düşünülmektedir. Alerjik riniti
olan kişilerde sinüs enfeksiyonları, kulakta sıvı birikimi
ile ortaya çıkan işitme azalmaları ve burun polipleri
görülebilir. Ayrıca alerjisi olmayan kişilere oranla astım
gelişme riski 4 kez daha fazladır.
Alerjiye yol açan diğer bir madde ise "mold" denen
küflerdir. Moldlar ekmeği küflendirir, meyvelerin
bozulmasına yol açar. Aynı zamanda kuru yapraklarda,
çayırlarda, samanda, tohumlarda, diğer bitkilerde ve
toprakta bulunur. Soğuğa dirençli olduklarından alerji
sezonu uzundur ve karın toprağı kapattığı dönemler
dışında sporları havada bulunur. Moldlar ev içindeki
15
Göğüs Hastalıkları
Dr. Hakan Solak
bitkiler ve topraklarda yaşar. Bodrum katları ve çamaşır
odaları gibi nemli yerlerin yanı sıra, peynirde ve
mayalanmış içkilerde de bulunur. Moldlardan korunmak
için ev bitkilerinin sayısı azaltılmalıdır.
Belirtileri nelerdir?
Alerjik riniti olan hastalarda burun tıkanıklığı, hapşırma
nöbetleri, sulu burun akıntısı, burun ve gözlerde kaşıntı
(aynı zamanda konjuktivit), damakta ve gırtlakta kaşıntı,
öksürük ve baş ağrısı görülebilir. Alerjiye yol açan
polenlerin kaynağı çeşitli otlar ve ağaçlardır. Polenler
havadan burun, göz ve boğazımıza yapışarak birikirler.
İlkbaharda polenlerin kaynağı genellikle ağaçlar, yaz ve
sonbaharda ise genellikle çayır otlarıdır. Bir bitkiye veya
hayvana ait alerjen madde vücuda girerse bu istilayı
önlemek için bağışıklık sistemi bir reaksiyon gösterir.
Normal şartlar altında bu, yararlı ve doğal bir korumadır.
Ancak bazı kişilerde bu reaksiyon aşırı boyutlarda
olmaktadır. Bu kişiler alerjik olarak tanımlanmaktadır.
Alerjen maddeler vücudu antikor yapmak üzere
uyarırlar. Bunlar daha sonra alerjen maddelerle birleşip
bazı kimyasal maddeler salgılatırlar. Bu maddeler
arasında en iyi bilineni histamindir. Bu kimyasal
maddeler burun içi örtüsünün şişmesine, kaşıntıya ve
aşırı miktarda salgı oluşmasına neden olur.
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 16
Teşhis ve tedavi nasıl yapılır?
Alerji düşünülen durumlarda tanıyı
kesinleştirmek için bazı testlerin
yapılması zorunludur. Bu testler 4
gruba ayrılır: serolojik (kan) tetkik,
prick-test (derideki spesifik
antikorların gösterilmesi), burun
sekresyonunun kimyasal analizi ve
burun içine alerjen maddelerle
yapılan uyarı testi. Alerji tanısı
doğrulandıktan sonra uygun tedavi
başlatılmalıdır.
Tedavi 4 ayrı başlık altında
toplanabilir:
1- Alerjen uyaranlarla temasın
kesilmesi,
2- İlaç tedavisi,
3- Hiposensibilizasyon (aşı tedavisi)
4- Cerrahi Tedavi
İlaç tedavisi
Alerji tedavisinde birçok ilaçtan
yararlanılmaktadır. Bunlar arasında
antihistaminikler, dekonjestanlar,
kromolin ve kortizonlu ilaçlar vardır.
Bu ilaçlar tek tek veya kombine
olarak kullanılabilir. İlaç tedavisinin
özelliği çok çabuk etki göstermesidir.
Burun içerisine uygulanarak
kullanılan kortizonlu spreylerin yan
etkileri son derece azdır. Ancak bu
ilaçların etki gösterecek en düşük
dozda ve düzenli olarak kullanılması
yararlı olmaktadır.
Hiposensibilizasyon (aşı) tedavisi
Çevre kontrolü ve ilaç tedavisine
rağmen şikayetlerin 2 yıldan fazla
devam etmesi durumunda önerilir.
Bu yöntemle bağışıklık sisteminin
tepki mekanizması değiştirilmeye
çalışılmaktadır. Etkisi yavaş görülür
ve sadece aşıda kullanılan
maddelere karşı iyileşme elde edilir.
Uygulama, alerjen maddelerin belirli
miktarda vücuda verilmesi ile yapılır.
İşlem uzman gözetiminde yapılır.
Tedavi 3-5 yıl süreyle uygulanır. İlk
3 yıl içinde yeterli iyileşme
görülmezse tedavi sona erdirilir.
Cerrahi tedavi
Daha çok aşırı büyümüş burun
etlerinin veya poliplerin tedavisine
yönelik olarak yapılır. Bu yöntemler
tek tek veya kombine olarak
kullanılabilir. En etkili tedavi
yöntemi uygulansa bile eğer alerjen
maddelerle yoğun olarak
karşılaşılıyorsa başarı şansı az
olacaktır.
Alerjik riniti olan kişilerde
sinüs enfeksiyonları,
kulakta sıvı birikimi ile
ortaya çıkan işitme
azalmaları ve burun
polipleri görülebilir.
16
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 17
GENEL
CERRAHİ
% %
&%
Obezite tedavisinde
cerrahi yöntemler
Obezite başta kalp hastalıkları olmak üzere çok farklı
rahatsızlıkların oluşmasına neden olabilir. Bazı kişiler diyet
ve beslenme uzmanı eşliğinde fazla kilolarından
kurtulabiliyorken, bazı kişiler girişimsel tedaviye gereksinim
duyar. KadıköyŞifa Kadıköy Hastanesi Genel Cerrahi uzmanı
Op. Dr. Levent Eminoğlu, obezite tedavisinde uygulanabilen
cerrahi girişimler hakkında bilgi veriyor
Mide balonu nedir?
Mide balonu ilk kez ABD Cleveland’de tıkayıcı kalp
hastalığı nedeni ile kalp ameliyatı olacak aşırı şişman
hastalarda ameliyat riskini azaltmak için kilo vermeye
yardımcı bir yöntem olarak yaklaşık 20 yıl önce
uygulanmış. Kazandığı başarı nedeni ile kullanımı
gittikçe artmış ve yapısında yapılan iyileştirmeler
sonrasında; kilo verme girişimlerinden biri olarak yerini
almıştır. Mide balonu tıbbi silikondan yapılan, sönükken
tüp şeklinde olup, içi sıvı ile şişirildiğinde ise küre şeklini
alan 400 ila 700 ml hacminde düzenek.
Mide balonu tedavisi nasıl uygulanır?
Bilinçli rahatlatma yöntemi ile (işlem sırasında genel
anestezi gerekli değildir. Ancak hasta hiçbir şey
hissetmez ve hatırlamaz) ağızdan endoskopik olarak
(ameliyata gereksinim olmaksızın) yerleştirilen mide
balonu, mide içinde kişinin özelliklerine bağlı olarak
400 - 700 ml sıvı ile şişirilir ve mide içinde bırakılır.
İşlem yaklaşık 10 dakika sürmektedir. Sonrasında hasta
3 saat boyunca hastanede izlenir ve sonrasında evine
gidebilir. Özellikle ilk 48 saatte mide balonu nedeni ile
kasılma ve bulantı oluşabilir. Bu dönemde ilaç ile önlem
alınmalıdır. Uyumlu olan ve ilaç kullanılan hastalarda
17
Genel Cerrahi
Op. Dr. Levent Eminoğlu
nadiren sorun yaşanır. Gıda olarak ilk 48 saatte
yalnızca sıvı alınmalı, sonrasındaki 4 günde ise püre
halinde gıda tüketilmelidir. Mümkün olduğunca az
miktarda ve sık gıda ile başlanır sonrasında ise özellikle
yüksek kalorili sıvılardan kaçınılması ve mümkün
olduğunca katı gıda tüketilmesi istenir. Katı gıda
alımında balonun hacim etkisi ile çabuk doygunluk olur.
Mide balonu genel kabulde 6 ay tutulmakta sonrasında
balon değiştirildiğinde 6 ay daha devam
edilebilmektedir. Mide balonunun bir yardımcı yöntem
olduğu ve hasta uyumunun ve istekli olmasının
başarıdaki en önemli etken olduğu unutulmamalıdır.
Mide balonu kimlere uygulanabilir?
Mide balonu genel olarak:
1) VKİ’si 30’un üzerinde olan.
2) VKİ’si 27’nin üzerinde olup şişmanlığa bağlı yandaş
hastalığı (hipertansiyon, tip 2 diyabet vs.) olanlarda.
3) VKİ’si 50’nin üzerinde olan hastalarda, kalıcı kilo
verme cerrahisi öncesi ameliyata hazırlık aşamasında
kilo vermeye yardımcı yöntem olarak.
4) 18 - 65 yaş arası kişilerde uygulanır.
Gebelikte, büyük mide fıtığı olan, reflüye bağlı ileri
dönem yemek borusu hasarı olan hastalarda, ülseri olan
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 18
OBEZİTE KRONİK BİR HASTALIKTIR.
TEDAVİ EDİLEBİLİR.
ağır gastriti olan hastalarda, kronik aspirin kullanan, ya
da ciddi düzeyde psikolojik hastalığı olan kişilerde
uygulanmamalıdır.
Mide balonu tedavisinde olası komplikasyonlar
nelerdir?
Mide balonunda en önemli nokta hastanın istekli ve
uyumlu olmasıdır. İlk 48 saat sonrasında nadiren
devam eden bulantı kasılma ve öğürme olabilir. Çok
nadir olarak balonun inmesi, delinmesi ve enfekte
olması oluşabilir. Yine çok nadiren ilaç desteğine
rağmen uyumsuzluğa bağlı mide balonu çıkartılabilir.
Mide balonu ile nasıl bir başarı oranı amaçlanır?
Uyumlu ve istekli olmak mide balonu ile kilo vermede
son derecede önemlidir. Yeme düzenine dikkat eden
uyumlu ve istekli davranan kişilerde ortalama 6 aylık
dönemde 20 kg vermesi beklenir.
Mide tüpleştirme nedir?
Vücut kitle endeksi ( VKİ ) yüksek hastalarda ABD de
uzun süredir altın standart ameliyat olarak uygulanan
Gastrik Bypass ( Mide Baypası ) ameliyatının hem
cerrahi risk hem de uzun dönemde karşılaşılabilen
komplikasyonlar nedeni ile daha düşük cerrahi risk ve
komplikasyon oranı ile birlikte benzer uzun dönem
sonuçları olan mide tüpleştirme tekniği
geliştirildi.Mide tüpleştirme hem kısa iyileşme süreci
hem de normal yaşantıya hızlı dönüş sağlaması nedeni
ile hızla popüler hale geldi .
Mide bandı ameliyatlarında düşüş görülürken Avrupa
ve Güney Amerikada en hızlı yaygınlaşan kilo verme
ameliyat tekniği haline geldi. ABD’de ise sayısal olarak
kullanımı mide baypasına yaklaşmaktadır.
kısmında küçük bir rezervuar bırakılarak midenin geri
kalan kısmı yemek borusu boyutlarına yakın şekilde
küçültülür.Ameliyat laparoskopik olarak uygulanır ve
ekibimizin ortalama süresi bu ameliyat için 45¬_ 60
dakikadir.Hasta hastanede 3 gün kalır ve evine fiziksel
olarak normal hareket düzeyine dönmüş olarak
dönebilir.2 haftalık bir diyet sonrası normal yemek
düzenine dönebilir.
Mide tüpleştirilmesinin kazanımları
nelerdir?
Mide tüpleştirme ameliyatının en
büyük kazanımı cerrahi risk ve uzun
dönem komplikasyonlarda belirgin
azalmaya karşın mide baypasına çok
yakın sonuç vermesidir.Ameliyat süresi
yarıya inmekte, eve dönüş ve iyileşme süresi
belirgin şekilde azalmaktadır. Mide barsak
dizgesinin ( sisteminin ) doğal yolu
değiştirilmediği için emilim
bozulmaz ve vitamin mineral
emilememesi nedeni ile
hayat boyu ilaç
kullanımı
gerekmez.
Mide tüpleştirme tedavisi nasıl uygulanır?
Mide tüpleştirilmesi hacim kısıtlayıcı yöntemle kilo
vermeyi sağlar. Midenin antrum olarak tanımlanan son
www.obezitenedir.com
18
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 19
GÖĞÜS
HASTALIKLARI
% %
&%
Her yıl 2 milyon insan
hayatını verem nedeniyle
kaybediyor.
Halk arasında ‘İnce hastalık’ olarak da bilinen verem dünyada her
yıl 2 milyon insanın hayatını kaybetmesine neden oluyor. Pek
çok farklı nedenden dolayı ortaya çıkabilen verem günümüzde
tedavi edilebilen ancak tedavisi uzun süren bir hastalıktır.
KadıköyŞifa Ataşehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr.
Cengiz Şen, verem nedenleri, belirtileri ve tedavisi hakkında bilgi
veriyor.
Verem (tüberküloz)
hastalığını yapan bir
bakteridir. Bu mikrobu 24
Mart 1882 de Robert
Koch keşfetmiştir. Özellikle
solunum yolu ile bulaşan
bir mikroptur ve dünya
nüfusunun üçte birinde
yaklaşık 2 milyar insanda
bu mikrop bulunmaktadır.
Mikrobun vücutta
bulunması hastalık
anlamına gelmez.
Taşıyıcıların ancak
%10’unda hastalık
meydana gelir. Hastalığın
oluşabilmesi için mikrobun
çoğalmaya başlaması
gerekir.
Her yıl 8 milyon insan vereme
yakalanıyor!
Özellikle vücut savunma sistemi
zayıflamış kişilerde bu daha kolay
gerçekleşir. Uyuşturucu madde
kullanımı, sigara ve alkol tüketimi,
d vitamini eksikliği, kilonun düşük
olması, silika tozlarına maruz
kalmak, kanser, şeker hastalığı,
kronik böbrek hastalığı, çölyak
hastalığı, AIDS, kortizon kullanımı,
organ nakli ve tüberküloz hastası ile
yakın ve uzun süreli temas hastalık
gelişimini kolaylaştırmaktadır.
Dünyada yılda 8 milyon, (ülkemizde
de yaklaşık 20.000 ) yeni
tüberküloz hastası ortaya çıkarken,
2 milyon insan da tüberküloz
nedeniyle hayatını kaybetmektedir.
2 haftadan uzun süren öksürük
tehlikeli!
Öksürük, balgam çıkarma, kan
tükürme, kilo kaybı, gece terlemesi
ve halsizlik verem hastalığının en sık
19
Göğüs Hastalıkları
Uzm. Dr. Cengiz Şen
görülen belirtilerindendir. Özellikle
öksürük yakınmasının antibiyotik ve
diğer tedavilere rağmen 2 haftadan
uzun sürmesi dikkate alınmalıdır. En
sık akciğerler tutulmakla birlikte
diğer organlarımızda da (örneğin
kemik, bağırsak, ses telleri vb)
tüberküloz gelişebilmektedir.
Akciğer tüberkülozunda kesin tanı
için en geçerli yöntem balgam
incelemesinde mikrobun
saptanmasıdır. Balgam çıkaramayan
hastalarda balgam çıkarmayı
kolaylaştıracak ilaç ve yöntemler
denenebilir; Bronkoskopi adı verilen
endoskopik inceleme ile balgam
örneği alınması gerekebilir.
Verem tedavi edilebilen ancak
tedavisi uzun süren bir hastalıktır
Tüberküloz tedavi edilebilen bir
hastalıktır. Tedavi süresi 6 aydır.
Bazı durumlarda bu sürenin
uzatılması gerekebilir. İlk iki ay 4
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 20
Akciğer tüberkülozunda kesin tanı için en
geçerli yöntem balgam incelemesinde
mikrobun saptanmasıdır.
farklı antibiyotik kullanılırken son 4
ay iki antibiyotik ile devam edilir.
Genellikle tedavinin 15. gününden
itibaren hastalar kendilerini daha iyi
hissederler ve bulaştırıcılık ciddi
oranda ortadan kalkar. Bu dönmede
tedavinin “nasıl olsa kendimi daha iyi
hissediyorum” düşüncesiyle erken
kesilmesi hastalığın ilerlemesi ve ilaç
direnci gelişmesi gibi çok ciddi
sorunlara yol açabilir. Dirençli
tüberkülozun tedavisi hem daha
uzundur, maliyeti yüksektir hem de
başarı oranı çok daha düşüktür.
Tüberkülozdan korunmak için alınması
gereken en önemli önlem bulaştırıcı
hasta bireylerin düzgün tedavi
edilmesinin sağlamasıdır. BCG aşısı
tüberküloz menenjit gibi tüberkülozun
tehlikeli formlarından koruyucu etki
gösterir. Kişinin uykusuna ve
beslenmesine özen göstermesi, stresle
mücadele etmesi önemlidir. Güneş
ışığı da ortamdaki verem
mikroplarının ölmesine neden
olmaktadır.
20
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 21
KARDİYOLOJİ
% %
&%
Her üç kadından biri kalp
hastalıkları nedeniyle
hayatını kaybediyor.
Kalp ve damar hastalıkları daha çok erkeklerde ölüm sebebi olarak
bilinmektedir. Oysa her 3 kadından 1’i kalp hastalığı nedeniyle hayatını
kaybediyor. Meme kanserinden ölüm oranının 31 kadında 1 olduğunu
göz önüne alınacak olura, kalp hastalıkları 10 kat daha fazla oranda kadın
ölümüne sebep olmaktadır.
darlığı gibi daha genel
yakınmalar şeklinde
başlamaktadır. Böylece
birçok kadın bu yakınmaların
üzerinde durmayıp daha geç
dönemde hastalık
ilerledikten sonra doktora
gitmektedir.
O halde östrojen hormonu kadını
sanılanın aksine korumamakta mı? Kalp
ve damar hastalıkları kadınlarda
erkeklere oranla 10 yıl daha sonra ortaya
çıkmakta ve risk özellikle menopozdan
sonra daha da artmaktadır. Menopozla
birlikte, hipertansiyon, hiperlipidemi
(Kan yağlarının yükselmesi), diyabet,
kilo artışı gibi risk faktörlerinin
oluşumunun artması, kalp hastalığının
oluşumunu da hızlandırmaktadır.
Kadınlar maalesef erkeklere oranla,
kendi risk faktörlerini daha az fark
etmektedir. Kalp hastalığının
yakınmaları, kadınlarda erkeklere göre
daha belirsiz seyretmekte bu nedenle
çok uyarıcı olmamaktadır. Erkekler daha
çok göğüs ağrısı yakınması ile
başvururken kadınlarda yorgunluk, nefes
Kalp hastalıklarının
teşhisinde kullanılan testler,
kadınlarda daha az
uygulanmakta ve daha yanıltıcı sonuçlar
vermektedir. Bu sebeple de erken teşhis
edilme oranı, erkeklere göre daha düşük
olmaktadır. Kalp ve damar
hastalıklarının en az %80 oranında
Kardiyoloji
Doç. Dr. Zeynep Tartan
sakatlık oranının %80-90 oranında
azaltılabileceği bilinmektedir.
Kadın ve kalp hastalığı ilişkisini anlamak
için bu risk faktörlerinin, kadın cinsiyette
nasıl bulunduğuna bakmak aydınlatıcı
olur.
Sigara: Kadınların çalışma hayatında
daha fazla aktif rol almalarıyla birlikte
sigara tüketimi de artmıştır. Sigara
önlenebilmesi mümkün olan, en önemli
kalp ve damar hastalığı risk faktörüdür.
Öyle ki günde 1-4 adet sigara içen
kadınla, hiç içmeyen kadın
karşılaştırıldığında içenlerde risk 2 kat
daha fazla artmaktadır. Kadınlar sigarayı
bırakmada erkelere oranla, kilo alma
kaygısıyla daha fazla zorlanmaktadır.
Kalp ve damar hastalıklarının en az %80 oranında
sigara, hipertansiyon, yüksek kan yağları, ailede kalp
hastalığına yatkınlık, şişmanlık, hareketsiz yaşantı,
diyabet gibi klasik risk faktörlerine bağlı olarak geliştiği
bilinmektedir.
sigara, hipertansiyon, yüksek kan
yağları, ailede kalp hastalığına yatkınlık,
şişmanlık, hareketsiz yaşantı, diyabet
gibi klasik risk faktörlerine bağlı olarak
geliştiği bilinmektedir. Bu nedenle bu
risk faktörlerinin azaltılması durumunda,
kalp damar hastalıklarına bağlı ölüm ve
21
Hipertansiyon: Yurt dışındaki
araştırmalar hipertansiyonun erkekte,
kadından daha fazla olduğunu
göstermektedir. Ancak ülkemizde hemen
her yaş grubunda ,kadında
hipertansiyon, erkekten daha sık olarak
gelişmektedir. Bunun en önemli sebebi
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 22
Türkiyede kadınlarda şimanlık ve bunun
sonucu metabolik sendrom, diyabet,
insülin direnci gibi hastalıkların daha
fazla görülmesidir. Bu hastalıkların hepsi
hipertansiyon oluşumunda ve kan
yağlarının bozulmasında önemli rol
oynamaktadır. Özellikle hareketsiz
yaşantı ve egzersiz alışkanlığının
olmaması kilo artışı ve hipertansiyon
oluşumu için en önemli sebeplerdir.
Kadınlara özel gebelikte başlayan
hipertansiyon da ayrı bir önem
taşımaktadır. Gebelikte başlayan
hipertansiyon öyküsü olan kadınların,
olmayanlara göre kalp ve damar hastası
olma riski daha yüksektir. Bu nedenle
gebelikte tansiyonu yüksek seyreden
kadınların, doğum sonrası daha sıkı
izlem altında tutulması önerilir.
Kan yağlarının yükselmesi: Orta yaşlı
sağlıklı bir kadında kolesterolün 200
mg/dl’nin üzerinde olması, iyi huylu
kolesterol olan HDL’nin 50 mg/dl’ nin
altında olması, kalp ve damar hastalık
riskini arttırır. HDL kolesterolü östrojen
hormonu nedeniyle kadında erkekten
daha yüksek oranda bulunur ve bu
sebeple daha koruyucudur. Ancak kilo
artışı ve hareketsiz yaşantı, sigara
tüketiminin artması HDL kolesterolünün
başlıca düşmanıdır. Damar
tıkanıklığından sorumlu olan kötü huylu
LDL kolesterolünü düşük düzeyde
tutabilmek için, sadece yeme içme
konusunda dikkatli olmak yeterli
olamamaktadır. LDL kolesterolünü
düşük tutabilmek için düzenli fizik
aktivitenin de olması gerekir. Haftada en
az 3 gün ortalama 1 saat kadar tempolu
yürüyüş gereklidir. Araştırmalar kalp
hastalıklarından korunma için riskli olan
kadınlarda LDL kolesterol düzeyinin 130
mg/dl’nin altında olmasını önermektedir.
Obezite ve Hareketsiz Yaşantı:
Ülkemizde yapılan önemli bir araştırma
olan TEKHARF çalışması sonuçlarına
göre 40 yaş üstü kadınların %46.6’sı
obez kapsamına girmektedir. Aynı grup
kadınların 2/3’ü ya çok az ya da az
fiziksel aktivite yapmaktadır. Fazla kilolu
olmak diyabet riskini 3 kat
arttırmaktadır ve diyabet sıklığı
ülkemizde kadınlarda erkeklerden daha
fazladır. Diyabet erkelerde kalp ve damar
hastalığı riskini 2-3 kat artırırken,
kadında 3-7 kat arttırmaktadır. Hamilelik
sırasında açlık kan şekeri 121 mg/dl ve
üzerinde seyreden kadınlarda doğum
sonrası diyabet gelişme riski 21 kat
artmaktadır. Bu nedenle doğum sonrası
alınan kiloların diyet ve egzersizle 6-12
ay içinde geri verilmesi çok önemlidir.
Sonuç olarak kalp ve damar hastalıkları
kadınlarda
• Bulguların daha hafif belirtilerle
başlaması nedeniyle daha geç evrede
teşhis edilmektedir.
• Kadınlarda hastalığı araştırmaya
yönelik yapılan testler erkeklere göre
daha yanıltıcı sonuçlar vermektedir.
• Kadınlarda risk faktörleri, erkekte
olduğunda daha fazla hastalık riskini
arttırmaktadır.
• Kalp ve damar hastalığı olan kadınlar
erkeklere oranla daha fazla ölmektedir.
Kalp ve damar hastalıkları çok yavaş ve
sinsi ilerleyen bir hastalık olup bu
nedenle hastalığı önleme de en önemli
yöntemin risk faktörlerinin kontrolü
olduğu unutulmamalıdır.
Eyvah tansiyonum düştü
ne yapabilirim ?
Göz kararması, baş dönmesi, ani bir
halsizlik ve ter boşalması gibi durumlar
tansiyon düşüklüğünde olabilir. Tansiyon
düşmesine bağlı yakınmalar olduğunda
hemen oturur ve mümkünse yatar
pozisyonda ayaklarınızı baş
seviyenizden yukarı kaldırın. Kendinizi
iyi hissedene kadar ayağa kalkmaya
çalışmayın.
Eğer tansiyon ilacı kullanıyorsanız bu
durumdan doktorunuzu haberdar edin ve
ilaçlarınızı gözden geçirin. Bol miktarda
sıvı almaya özen gösterin. Çok fazla tuz
kaybınız olmuşsa tuz alımınızı arttırın.
22
Kendinizi iyi hissettiğinizde hemen
ayağa kalkmayın. Önce biraz oturun
sonra destek
alarak ayağa kalkın.
Eyvah tansiyonum yükseldi ne
yapabilirim ?
Tansiyon yükselmesi durumunda önce
panik olmayın. Heyecan ve sinirlilik
tansiyon düşüşünü engeller. Gerilimli bir
ortamdaysanız sakin ve temiz hava
alabileceğiniz gevşeyebileceğiniz bir
yere geçin ve sakin sakin nefes alın.
Tansiyon düşürmede kullanılan dil altı
hapını (kaptopril 25 mg ) dilinizin altına
koyun ve 30 dakika sonra tekrar
tansiyonunuzu ölçün.
Tansiyon ilaçlarınızı düzenli kullanın, o
günkü dozunu almadıysanız hemen alın
ve tansiyonunuzu takip edin. Tuzu ve
tuzdan zengin gıdaları çok az tüketin.
Ağrı kesiciler tansiyon artışına sebep
olabileceğinden doktorunuza danışarak
alın.
Ne zaman kalp hasatlığından
şüpheleniyim?
Kalp damar tıkanıklığı çok belirsiz hatta
bazen ilk bulgu olarak kalp krizi ile
ortaya çıkabilir ancak şu bulgular varsa
mutlaka kalbinizi kontrol ettirin.
• Eskiden yürüdüğüm mesafeleri artık
rahat yürüyemiyorum, nefesim kesiliyor,
çabuk yoruluyorum.
• Yürürken göğsümde bir yanma oluyor
veya göğsümde bir baskı, basınç hissi
oluyor.
• Tok karnına yürürken veya elimde
yükle yürürken zorlanıyorum
• Hızlı yürürken veya yokuş yukarı
giderken, rüzgara karşı yürürken
göğsümde ağrı, yanma veya zorlanma
oluyor.
• Yürürken sol kolumda ağırlık ve
uyuşma oluyor yoruluyorum.
• Geceleri yattığımda tek yastıkta
yatamıyorum, nefes darlığım artıyor
oturunca rahatlıyorum.
• Sık sık bayılacak gibi hissettiğim
çarpıntılarım oluyor.
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 23
MEDİKAL
ESTETİK
% %
&%
Destek tedavi olarak
ozonterapi
Ozon tedavisi ile birçok patolojik durum daha iyi hale gelir veya
tamamen düzelir. Bu durum bir seri tıbbi araştırma ve tıbbi
yayın ile kanıtlanmıştır. Kural olarak hastalıkların tedavisinde
ozon diğer tedavilere ek olarak uygulanır, tamamlayıcı tedavi
grubuna girer. Medikal ozon kurallara uygun olarak
uygulandığı takdirde tamamen güvenli, pratik, etkili ve ucuzdur.
KadıköyŞifa Ataşehir Hastanesi Kaliteli Yaşam Polikliniği
Medikal Estetik Hekimi Dr. Yasemin Savaş, ozonterapinin
kullanım alanları hakkında bilgi veriyor.
Doğal olarak, diğer tıbbi tedavi
yöntemlerinde de olduğu gibi % 100
garanti hiçbir zaman vaat edilemez,
tedavi başarısı uygulanan duruma,
hastalığın ve hastanın genel sağlık
durumuna bağlıdır. Ancak ozon tedavi
ile hastanın genel durumunda iyileşme
ve ağrılarında azalma mutlaka
olmaktadır. Başarı hastanın ve
hastalığın durumuna bağlı olduğu gibi
uygulanan yönteme, konsantrasyona ve
sıklığına bağlıdır.
Ozonterapi hangi hastalıkların
tedavisinde kullanılabilir?
Dolaşım bozuklukları
Arteriel dolaşım bozukluklarında diğer
semptomların yanı sıra bacaklarda
hissedilen soğukluk, kısa yürüyüşler
sonrasında ayaklarda hissedilen ağrı
alarm veren semptomlardır. Bu durum
ozon tedavi için 40 yıldır çok önemli
endikasyon oluşturur. Ozon tedavinin
dolaşım bozukluklarındaki başarısı
yapılmış birçok sayıda tıbbi çalışma ile
kanıtlanmıştır. Ozon klasik tedaviye ek
olarak veya tamamlayıcı olarak
kombine kullanılabilmektedir.
Anti-aging
İş hayatındaki stres, yoğun çalışma
temposu, zihinsel ve bedensel
yorgunluk ozon (O3) tedavisine çok iyi
yanıt verir. Ozonun kırmızı ve beyaz kan
hücrelerinin metabolizma aktivasyonu
ile genel iyilik hali ile kişiler kendilerini
yenilenmiş hissetmektedirler.
Profesyonel sporcular ve kadınlar bu
tedaviden oldukça faydalanmaktadırlar.
Ozon fiziksel dayanıklılığı arttırmaktadır.
Yaşlı kişiler ozon tedavisine oldukça iyi
yanıt verirler. Bütün klinik avantajlarının
yanı sıra oksijenin dokular tarafından
daha iyi kullanımını sağlar, bağışıklık
sistemini harekete geçirir ve vücudun
kendi antioksidanlarını ve serbest
radikallere karşı savaşan hücreleri
23
Medikal Estetik
Dr. Yasemin Savaş
harekete geçirir. Bunun ötesinde
beyindeki dolaşım bozukluklarında
olumlu etkileri mevcuttur. Bu
durumlarda fiziksel performansta
azalma, yürüme güçlüğü ve baş
dönmesi hissedilir. Bunlara ek olarak
tamamlayıcı tedavinin yanı sıra ozon
tedavi yaşam kalitesini arttırmak için
kullanılmaktadır.
Kanser
Kanser hastalarında ozon tedavisi
tamamlayıcı tedavi olarak oldukça
başarılıdır. Burada ozonu immun sistem
(bağışıklık sistemi) aktivasyonunda
düşük dozlarla kullanmaktayız. İmmun
hücreler – örneğin lenfositler, yardımcı
ve baskılayıcı hücreler, lenfositler ve
natural killer hücreler (katil hücreler) cytokin denilen interferonu da içeren
haberci proteinleri üretmek için ozonun
başlattığı biyolojik reaksiyonlar yoluyla
aktif hale getirilir. Aslında, ozon
vücudun kendi interferon ve
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 24
interlökinlerini artan miktarlarda
üretmesini sağlar. Ozonlanmış kanın
hastaya verilmesiyle, pozitif olarak artan
bir immün reaksiyonu başlatılır. Bu aynı
zamanda vücudun genel direncinin ve
zindeliğinin artmasına katkıda bulunur.
Cilt mantarları ve enfekte cilt lezyonları
Ozonun mantar ve bakterileri yok edici
özelliği, 100 yıl boyunca içme suyunun
arıtılmasında başarılı bir şekilde
kullanıldı. Bu özellikleri, inatçı deri
humusları ve mantarlarla savaşmakta
tıbbi ozonu çok etkili bir tedavi ajanı
yapar, özellikle bakteriyel enfeksiyonlu
ayaklar, gövdedeki mantar
enfeksiyonları, mukozaların fungal /
mycotic enfeksiyonları.
Yara Bakımı
Enfeksiyonlu yaraların lokal tedavisi,
mesela açık yatak yaraları (decubitus
ülserler), alt bacağın ülserleri (Ulcus
cruris), şeker hastalarının iyileşmeyen
yaraları ve kangren, tıbbi ozonun klasik
uygulama alanlarına ait olan
proseslerdir. Burada biz öncelikle,
mikropsuz ve temiz yaralar elde etmek
için ozonun dezenfektan özelliğinden,
diğer deyişle bakterisid ve fungisid
etkisinden yararlanırız. Yaranın
temizlenmesinden itibaren, düşük dozda
ozon uygulayarak iyileşme süreci
hızlandırılır.
Viral hastalıklar
Herpes simplex (facial herpes), herpes
zoster (shingles)
Uçuğun her iki tipi, virüsler tarafından
oluşur. Dudakların uçuğu (Herpes
Labialis), sık sık tekrar eden ve nahoş bir
hastalıktır. Çok başarılı bir şekilde diğer
tıbbi metotlarla ozonun kombinasyonu
şeklinde tedavi edilir.
Herpes zoster veya padavralara, ozonla
tamamlayıcı uygulama faydalıdır,
ozonlu su kompresleri ve ozonlu kan
transfüzyonu şeklinde iki farklı yoldan
tedavi edilebilir.
Hepatit A, B, C
Karaciğerin enflamasyonu, tıbbi ozon
için klasik tedaviler arasında sayılır.
Hepatit A (HVA = hepatitis virus A)
diğerlerine göre problemsiz ve tamamen
iyileşebilirken, virüsün diğer şekli,
hepatit B (HVB = hepatitis virus B),
sıklıkla kronik bir şekilde seyreder.
Burada klasik tıbbi tedavi metotlarına
ilave olarak, ozonlu kan transfüzyonu ya
da rektal yolla ozon/oksijen gazının
kontrollü bir şekilde verilmesi ile başarılı
sonuçlar alınmıştır. Aynı yöntemler
ayrıca kuluçka süresi yıllar süren ve
kronikleşene kadar bir karaciğer
hastalığı olarak teşhis edilemeyen
hepatit C hastalığına da uygulanır.
Eklem hastalıkları
Enflamasyonlu eklem hastalıklarını üç
evreye ayırdığımızda, özellikle evre 1 ve
2, bir başka deyişle ağır kemik
deformasyonlarının olmadığı durumlar,
medikal ozon uygulamalarına cevap
verir. Gonartroz (diz eklemi
enflamasyonu) ya da diz ve omuz
eklemlerindeki aktif arthritic form
tedaviye cevap veren sınıfa dahildir.
Standart tıbbi metodlara- spesifik
egzersiz terapileri - ilave olarak bu gibi
durumlarda intraartiküler ozon
enjeksiyonu başarıyla uygulanır.
Bağışıklık sistemini güçlendirme ve
kıkırdak metabolizmasını aktive etme
özelliklerine ek olarak burada ozonun
tamamıyla antienflamatuar özelliğinden
faydalanıyoruz.
24
Artritik/Romatizmal Durumlar - Kronik
poliartritler
Artritik/romatizmal durumlar iskelet
veya kas sistemiyle ilgili pek çok ağrılı,
fonksiyon kısıtlılığı da yapabilen
hastalığı kapsamaktadır. Genel olarak
medikal ozon uygulaması fizik tedavi ile
beraber kombine olarak tamamlayıcı
amaçla kullanılmaktadır. Romatoid artrit
( kronik poli artrit ) de yapılan
çalışmalarda akut olmayan durumlarda
ozon majör otohemoterapi tamamlayıcı
olarak başarılıdır. Burada kullandığımız
etkisi anti enflamatuar etkidir.
Artritik/romatizmal durumlar iskelet
veya kas sistemiyle ilgili pek çok ağrılı,
fonksiyon kısıtlılığı da yapabilen
hastalığı kapsamaktadır. Genel olarak
medikal ozon uygulaması fizik tedavi ile
beraber kombine olarak tamamlayıcı
amaçla kullanılmaktadır. Romatoid artrit
( kronik poli artrit ) de yapılan
çalışmalarda akut olmayan durumlarda
ozon majör otohemoterapi tamamlayıcı
olarak başarılıdır. Burada kullandığımız
etkisi anti enflamatuar etkidir.
Kanser
hastalarında
ozon tedavisi
tamamlayıcı
tedavi olarak
oldukça
başarılıdır.
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 25
KLİNİK PSİKILOJİ
% %
&%
Down sendromlu
bir çocuğa sahip olmak
Elbette her anne ve baba adayı sağlıklı bir çocuğa sahip olmak ister. Ancak
bazı çocuklar hamilelik boyunca ne kadar dikkatli olunursa olunsun, ne
kadar test, tetkik yaptırılırsa yaptırılsın, kalıcı rahatsızlıklarla dünyaya gelir.
Bunlardan biri de anne ve babalar için kabullenmesi çok zor olan Down
Sendromu'dur. KadıköyŞifa Ataşehir Hastanesi Uzman Klinik Psikologu
Merve Büyükkucak, Down sendromlu bir çocuğa sahip olmanın ebeveynleri
nasıl etkilediğini ve hayatlarını nasıl kolaylaştırabileceklerini anlatıyor.
Down Sendromu kromozomal
anomaliler arasında en sık rastlanan
durumlardan biridir. Bu anomali 21.
kromozomun kısmi ya da tam olarak
kopyalanması sonucu normal şartlar
altında 46 olan kromozom sayısının bu
nedenle 47 olmasıyla ortaya çıkar. Bu
ekstra genetik materyal sonucunda
çocuğun gelişimi çeşitli değişimlere
uğrar ve Down sendromu ile
özdeşleşen çeşitli karakteristik
durumlar oluşur. Türkiye’de net bir veri
olmamasına rağmen ortalama her 800
doğumda bir bu sendromun görüldüğü
ve yaklaşık 100.000 Down Sendromlu
kişinin var olduğu tahmin edilmektedir.
Geç yaşta anne olmak risk faktörü
Kromozomal bir hata olarak
adlandırılabilecek bu durumun genetik
kaynağı genelde oldukça düşüktür. Tek
bilinen risk faktörü annenin geç yaşta
(özellikle 35 yaş ve üzeri) doğum
yapmasıdır ki günümüzde kadınların
daha geç yaşta bebek sahibi oldukları
düşünüldüğünde bu bilgi daha da fazla
önem taşır hale gelmektedir. Genetik
bir farklılık olan Down Sendromu her
ırk ve her sosyoekonomik seviyede
görülebilmektedir.
Down sendromlu çocuklar daha yavaş
büyür
Hamilelikle birlikte başlayan çeşitli
değişimler, doğumdan sonra ve kişinin
yaşamının geri kalanında da etkilerini
göstermeye devam eder. Bu sendroma
sahip çocuklar genel olarak
yaşıtlarından daha yavaş büyürler. Bu
çocukların sahip oldukları bazı
farklılıklar ortak ve gözle görülebilir
niteliktedir. Örneğin badem şeklinde
gözler, küçük burun, yuvarlak bir yüz ve
basık bir profil gibi karakteristik
özellikler bunlar arasında sayılabilir.
Her Down sendromlu çocuk kendi
içerisinde özeldir
Ortak karakteristik özelliklere sahip
olsalar da aslında her Down Sendromlu
birey kendi içerisinde özeldir. Tıpkı
diğer çocuklar gibi Down Sendromu’na
sahip çocukların da zeka seviyeleri,
yetenek alanları ve kişilikleri
çeşitlilikler gösterir. Bilişsel beceriler
açısından genel olarak hafif veya orta
seviyede zihinsel gelişim gecikmeleri
yaşarlar. Bu gecikme ve gerilikler
zaman içinde daha da belirgin olmakta
ancak erken özel eğitim destekleri, dil
terapileri, oyun terapileri ile bu
gecikmenin etkileri en aza
indirgenebilmekte ve bu çocuklar da
toplumsal hayata ve eğitim hayatına
başarılı bir şekilde dahil
olabilmektedirler.
25
Klinik Psikoloji
Uzm. Psk.Merve Büyükkucak
Down sendromlu çocuğun ailesinde en
yaygın duygu çaresizlik
Bu teşhisi almak elbette hiçbir aile için
kolay bir süreç değildir. Bu ne annenin
ne de babanın bir hatasıdır; bu
kromozomal bir problemdir ve bu
bebeğin de tıpkı diğer tüm bebekler
gibi ihtiyaçları vardır. Ancak bu bilgilere
rağmen yine de ailelerin bebeklerinin
doğumundan sonra korku, öfke,
suçluluk, durumu ve bebeği reddetme,
inkar ve kendine acıma gibi birçok
farklı hisse sahip olmaları kaçınılmaz
olmaktadır. Aslında bunlar çok doğal
reaksiyonlardır ve bu süreçten geçen
her aile benzer hislere sahip
olabilmektedir.
Bebeğin doğumunu takip eden bu
duygusal süreç daha detaylı
incelendiğinde, ailelerin ilk başta bu
süreci inkar ile karşıladıklarını
söylemek mümkündür. Bu doğrultuda;
“bu benim başıma nasıl gelir” şeklinde
bir kabullenmeme durumu ortaya çıkar.
Bunu “acaba ne yaptık da bu durum
bizim ailemizin başına geldi, bunu hak
edecek ne yaptım, hamilelik süresince
neyi yanlış yaptım?” gibi sorgulamalar
ile bilinmeyenin korkusu takip eder.
Elbette ki hayalkırıklığı bu sürecin en
belirgin duygularından biridir; zira
hayal edilen bebek bu değildir ve belki
aile bu doğuma sevinememiştir bile.
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 26
Daha ağır durumlarda yenidoğanı istememe,
hatta ölmesini dileme gibi durumlar dahi
yaşanabilir. Ancak, özellikle sürecin gidişatı
belirlenene kadar, en genel ve yaygın duygu
çaresizliktir. Elbette ki her aile bu aşamaların
hepsinden geçecek diye bir kural yok; ancak
bu noktada önemli olan ailelerin hislerinin
farkına varabilmeleri ve yalnız olmadıklarını
hatırlayabilmeleridir.
Duyguları konuşmak durumu kabullenmeyi
kolaylaştırır
Birçok ebeveyn başkalarının onların ne
yaşadığını bilemeyeceğini ya da
anlayamayacağını düşünür. Bu nedenle
öncelikle en yakınınızdan başlayabilir,
eşinizle konuşabilirsiniz. Böylesine zor
zamanlarda iletişim kurabilen çiftler
genellikle ilerleyen dönemlerdeki zorluklarla
daha rahat başa çıkabilirler. Mümkün
olduğu kadar duygularınızı yaşamaktan ve
göstermekten çekinmeyin. Özellikle bazen
babalar güçlü görünmek adına duygularını
saklama yoluna başvurabiliyorlar, ancak
bunun bir zayıflık göstergesi olmadığını
unutmamak aynı zamanda durumu
saklamadan yakınlarla paylaşmak her
zaman süreci ve durumu kabullenmeyi
kolaylaştırır.
Doğumdan sonraki yalnızlaşma hissi gayet
doğal ve anlaşılırdır, bundan utanmamak, bu
duyguyu ve diğer eşlik eden birçok duyguyu
kabul etmek ve yalnız olmadığınızı
unutmamak çok önemlidir. Bu süreçte
anneanne, babaanne ve dedeler de benzer
bir stres yaşıyor olacaklar ve bu nedenle
kimi zaman yaptıkları yorumlar üzücü
olabilecek ya da negatif gelebilecektir.
Ancak zaman içinde anne babanın bu olayı
yaşayış şekli ve duruşu, başa çıkış şekli geniş
ailenin ve çevrenin de yaklaşımını belirleyici
olacaktır.
Babanın çocuğun eğitiminde aktif rol sahibi
olması gerekir
Zaman zaman bu durum ne yazık ki eşler
arası çatışmalara ve hatta ilişkide
bozulmalara da yol açabilmektedir. Ne de
olsa bu durum aile için büyük bir stres
faktörüdür ve bu durumda eşlerin birbirine
olan destekleri süreci nasıl atlattıklarını
etkiler. Özellikle babaların konuya biraz
“Her down sendromlu
çocuk kendi içerisinde
özeldir”
26
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 27
% %
&%
daha çekimser kaldığı ve hem duygusal
hem de eğitimsel konularda annenin
yükün büyük çoğunluğunu üstlendiği
durumlarda eşlerin ilişkisinin olumsuz
yönde etkilendiğini söylemek
mümkündür. Bu nedenle eşlerin
sorumlulukları paylaşmaları ve
iletişimlerini kaybetmemeleri çok
önemlidir. Sevgi dolu ve karşılıklı desteğe
dayanan bir evlilik ilişkisi anne babaların
ihtiyacı olan gücü sağlayacak yegâne
kaynak olacaktır. Özellikle annenin baba
tarafından duygusal olarak
desteklenmesi, babanın çocuğun
bakımında aktif rol sahibi olması ve
çocukla ilgili kararlara dâhil olması
önemli destekleyici faktörlerdir ve aile
içerisinde yaşanan stresi büyük oranda
azaltmaya yardımcı olur.
Duruma anne açısından bakılacak olursa
da araştırmalar annenin çalışma
hayatının olmasının annelerin hayattan
daha fazla tatmin olmalarına ve daha az
stres yaşamalarına yardımcı olduğuna
işaret etmektedir. Her ne kadar bu
durum anneler için ekstra yük ve
yorgunluk anlamına gelse de sonuçlar
çalışmayan annelere oranla daha olumlu
yöndedir; zira çalışmak anneler için aynı
zamanda sosyal kontak ve arkadaşlara
sahip olmak, farklı bir role bürünmek ve
elbette ki yüklü bir aile geliri anlamına
gelmektedir.
Evde bir kardeşin varlığı da bu durumu
yönetebilmek açısından aileler için
zaman zaman zorluklara yol
açabilmektedir. Eğer ailede başka bir
çocuk daha varsa durumu ona da
mümkün olduğu kadar basit bir şekilde
anlatmak gerekir; zira yeni bebeğin gelişi
aslında onun için de heyecanlı bir
beleyişti.
Diğer çocuklar ihmal edilmemeli
Bunun yanı sıra belki başka bir zor durum
da aslında diğer çocuğun ihtiyaçlarını
aksatmamaktır. Çocuklar engeller
konusunda daha esnek ve anlayışlı
olabiliyorlar, hatta bazen bu, onların
daha çabuk olgunlaşmalarına ve hayatın
zorluklarına daha erken adapte
olabilmelerine sebep olabiliyor. Ancak bu
durum zaman zaman da duygusal ve
psikolojik açıdan çeşitli sorunlar
yaşamalarına neden olabiliyor; örneğin
kıskançlık, kendini önemsiz ve dışlanmış
hissetme, kardeşinden utanma, anne
babaya ya da kardeşe yönelik öfke vb.
Bazen de normal olacak kardeşler arası
bir rekabet durumu ne yazık ki Down
sendromu ile bağlantılı gibi
yorumlanabilmektedir. Fakat sonuçlar
yine de anne babaların Down sendromlu
çocukları ile iletişim ve ilişkileri ne kadar
pozitifse kardeşlerin ilişkilerinin de buna
o kadar paralel olduğunu göstermektedir.
Kardeşler arası bu durumun elbette ki
anne babaları çok zorlayacağı bir
gerçektir. Bu noktada ebeveynlerin bütün
zaman ve ilgileri ile önceliklerini her
zaman Down sendromuna sahip
çocuklarına vakfetmeleri beklenemez. Bu
durum hem sonunda anne babada
tükenmişliğe yol açacak hem de diğer
aile fertlerini ihmal etmeye ve aile
harmonisinin bozulmasına yol açacaktır.
Sağlıklı çocuklar için her şeyden önce aile
hayatını korumak ve bir dengeye
oturtmak gerekir.
Gelişim için yol haritası belirlenmeli
Her şeyden önce bu bebek ailesine ve
anne babasına çeşitli benzerlikler
gösteren bir bebek. Ancak maalesef bu
etiket çok fazla takıntı haline getiriliyor
ve onun da diğer bebekler gibi ihtiyaçları
olduğu ve bir birey olduğu unutulabiliyor.
Maalesef zaman zaman diğer bebeklerle
karşılaştırma içerisine girmek de çok
mümkün olabiliyor. Ancak burada
ailelerin kendi bebeklerinin gelişimlerine
ve hızlarına odaklanmaları çok büyük
önem kazanıyor. Bu süreçte bu bebekler
ve çocuklar gelişimsel basamakları
yakalamak için çok sayıda özel eğitim
alıyor olacak. Bu da gelişim için güzel bir
yol haritası belirlenmesine yardımcı
olacak. Her çocuğun farklı bir hızı, farklı
özellikleri ve güçlü yanları olduğundan
her biri farklı şekillerde öğreniyor olacak.
Bu nedenle bu etiket çocuğun varlığını
tanımlayan tek durum olmamalıdır. Her
çocuğu kendi içerisinde özel olarak
görmek gereklidir. Onun gelişiminin diğer
çocuklara göre daha yavaş olacak olması
da ebeveynlerinin ilgi ve sevgisine daha
az ihtiyaç duyacağı anlamına gelmez.
Bu çocukların hiç şüphesiz erken
müdahale ile iyi bir özel eğitim süreci ve
sağlık takibinin yanı sıra ailelerinden
gelecek destek ile onlara zengin ve
uyarıcı bir ev ortamı sunmak, tıpkı her
çocuğun ihtiyaç duyduğu gibi onları
koşulsuz sevebilmek gelişebilmeleri ve
büyüyebilmeleri için olmazsa olmaz
durumlardır. Birçok araştırma özellikle ilk
beş sene içerisinde bu çocukların ev
içerisinde aileleri ile kurdukları zengin
etkileşimlerin öğretmen ve terapistlerine
oranla çok daha önemli ve etkili sonuçlar
Down sendromlu çocuklar çoğunlukla yaşıtlarından daha kısa boylu olurlar, farklı
şiddetlerde kas gevşeklikleri mevcuttur ve metabolizmaları daha yavaş çalışır.
Genelde bu çocuklar doğuştan gelen kalp problemleri, solunum ve işitme sorunları,
tiroit ya da lösemi gibi hastalıklar açısından risk taşırlar. Tüm bunlar sık sağlık
kontrolleri, kilo takibi ve fizyoterapi gibi ihtiyaçları gündeme getirebilir.
27
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 28
doğurduğuna işaret etmektedir. Bu
doğrultuda evde uyaranlar açışından
zengin bir ortam oluşturmak çok önemli.
Bu bebekler diğer bebeklere göre daha
sessizdirler ve daha az ağlarlar ama bu
onların kendi başlarına bir odada uzun
süre rahatça bırakabilecekleri anlamına
gelmemeli. Sıklıkla göz teması kurmaya,
bazen bir şarkıyla iletişimi canlı tutmaya
özen gösterilmelidir. Ne kadar çok
uyarımda bulunulursa bu bebeklerin
gelişimine o kadar katkıda bulunulmuş
olur.
Ebeveynler de psikolojik yardıma ihtiyaç
duyabilir
Elbette zengin bir ev ortamı bir öncül
olarak kabul edilebilir ancak belki de bu
sürecin en zorlayıcı ve aileleri yoran tarafı
medikal, sosyal, eğitimsel ve davranışsal
birçok alanda bir mücadele ve destek
mekanizması oluşturmanın ve bunu
sürekli kılmanın gerekliliği denebilir. Hem
maddi hem de manevi açıdan yorucu
olan bu gelişim surecinde ebeveynlerin
de güçlü ve sağlam durabilmeleri için
zaman zaman psikolojik desteğe
ihtiyaçları olabilir. Böyle bir ebeveyn
desteği aynı zamanda ailelerin süreçle
ilgili soruları konusunda
aydınlanmalarına yardımcı olabilir.
Başlangıçta hem bebeklerinin yaşamları
hem de kendileri için müthiş bir çaresizlik
hissi yaşayan aileler sanki hiçbir
potansiyele sahip olmayan, evin bir
köşesinde neredeyse
yaşamıyormuşçasına oturarak bir ömür
geçirecek bir bebeğe sahip olduklarını
düşünebilirler. Elbette şu bir gerçek ki bu
çocuklar daha yavaş öğrenirler ve
karmaşık muhakeme ya da yargıda
bulunma durumlarında güçlükler
yaşarlar. Ancak öğrenme kapasiteleri
vardır. Yaşamları boyunca gelişmeye ve
öğrenmeye devam ederler. Yürümeyi,
koşmayı öğrenebilirler, bisiklete
binebilirler ve diğer birçok çocuğun
yaptığı birçok şeyi yapmayı
öğrenebilirler. Burada önemli olan zaman
içerisinde gerekli bilgileri edindikten
sonra destek sürecine başlamak, çocuğun
kapasitesine göre gerçekçi planlar
yapmak, beklentileri kısıtlamamak ve
28
potansiyellerini gerçekleştirebilmeleri
için onlara destek olmaktır.
Erken müdahale ile iyi
bir özel eğitim süreci
ve sağlık takibinin yanı
sıra ailelerinden
gelecek destek ile
onlara zengin ve
uyarıcı bir ev ortamı
sunmak, tıpkı her
çocuğun ihtiyaç
duyduğu gibi onları
koşulsuz sevebilmek
gelişebilmeleri ve
büyüyebilmeleri için
olmazsa olmaz
durumlardır.
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 29
ORTOPEDİ
TRAVMATOLOJİ
% %
&%
Omuz ağrısı sizi
sevdiğiniz aktivitelerden
alıkoyuyor mu?
Geceleri omuz ağrısı mı çekiyorsunuz? Kolunuzu kaldırmakta, elinizi sırtınıza
götürmekte zorluk mu çekiyorsunuz? Vakit kaybetmeden mutlaka bir
uzmana başvurun. KadıköyŞifa Ataşehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji
Bölümünden Prof. Dr. Murat Bezer omuz rahatsızlıkları ve tedavileri
hakkında bilgi veriyor.
Omuz problemi olan kişilerin
şikayetleri nelerdir?
Hastalar en çok ellerini baş üzerine ya
da sırta götürmekte sıkıntı çekerler. Bu
omuz kaslarındaki kuvvet kaybına ya
da hareketin omuzda oluşturduğu acı
nedeniyle hareket ettirmeme isteğindendir.
Bu şikayetlerle gelen kişilerde en çok
hangi hastalıklar görülüyor?
Sıkışma sendromu, rotator manşon yırtığı, donuk omuz, kalsifik tendinit en
çok karşılaştığımız omuz hastalıkları.
Bunlara ek olarak tekrarlayan omuz çıkıkları ve omuz eklem kireçlenmesini
de sık olarak görüyoruz.
donları, hareket sırasında kayganlığı
sağlayan kesecik: bursa) yukarıdaki
kemik çatı ile baş arasında sıkışmasına
bağlı oluşan hastalıktır. Sonuçta bu daralmış aralıkta sıkışan yapılarda hasar
ve hareketle acı ortaya çıkar. Hasta kolunu içe çeviremez, sırtına götüremez,
saçını tarayamaz, sütyen açıp takamaz.
Özellikle baş üzeri hareketlerde, sırtüstü yatarken ya da o taraf omuz üzerine yatarken acı ortaya çıkar. Sıkışma
Bu hastalıkları kabaca anlatmanız
mümkün mü?
Aslında omuz anatomisini anladığımızda hastalıkları tanımlamak kolay.
Omuz eklemi; bir baş karşısında yuva,
etrafını saran bol bir kapsül kapsülün
dışında omuzu hareket ettiren rotator
manşon kasları ve kasların üzerinde de
kemik bir çatıdan oluşur.
Sıkışma sendromu omuzun başı üzerindeki yapıların (rotator manşon kas ten29
Ortopedi ve Travmatoloji
Prof. Dr. Murat Bezer
sendromunda çoğunlukla cerrahi tedaviye ihtiyaç duyulmaz. Ancak bazı hastalarda kemik çatı aradaki rotator
manşon kas tendonlarının ve bursanın
bulunduğu aralığı çok daraltıyorsa traşlanıp aralık genişletilmelidir. Rotator
manşon kaslarında yırtık varsa ameliyatla dikilmelidir. Bu açık ya da kapalı
olarak yapılabilir.
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 30
Artroskopik omuz ameliyatlarının dezavantajı nelerdir?
Artroskopik omuz ameliyatlarında cerrahın deneyimi çok önemli. Cerrah hem
açık hem de kapalı omuz cerrahisinde
deneyimli olmalı. Çünkü ameliyat bir
kamera görüntüsü eşliğinde omuza açılan deliklerden yardımcı aletlerle yapılıyor. İkinci önemli nokta ise
ameliyathanedeki artoskopi donanımının çok iyi olması gerekliliği. Kötü bir
donanım ile bu ameliyatları yapmaya
çalışmak hem cerrah hem de hasta için
büyük zorluk yaratabiliyor. Kadıköy Şifa
gibi sadece bir kaç hastanede bu tip artoskopik ameliyatlarda kullanılacak donanım tam mevcut.
Rotator manşon yırtığı nedir?
Rotator kılıf omuz eklemini çepeçevre
saran bir yapıdır. Temel olarak omuzun
içe ve dışa dönüş hareketlerini yaptırır.
Bu nedenle rotator (döndürücü) manşon
olarak adlandırılır. Aslında dört adet
kasın tendonlarından oluşan mekanik
olarak mükemmel bir yapıdır. Bu dört
kasın başlangıç ve tendonlarının omuzdaki yapışma yerleri farklıdır. Bu şekilde
omuzu saran tek bir kılıf olmasına rağmen rotator kılıf omuza farklı yönlerde
hareketler yaptırabilir. Yaşın ilerlemesi
(eskime), aşırı kullanım (tenis gibi sporlar, elin başın üzerinde çalıştığı meslekler) ya da travma (düşme gibi) en sık
yırtık sebepleridir.
Diğer omuz hareket kısıtlılığı ve ağrı
nedenleri nelerdir?
Sıkışma sendromu ve rotator manşon
yırtığı dışında omuz eklem kapsülünün
daralıp kalınlaşarak omuz hareketlerinin
ciddi bir şekilde kısıtlandığı donuk omuz,
rotator manşon kaslarının içinde kalsiyum tuz birikimine ağrı ve bazen yırtık
oluşturan kalsifik tendinit diğer sık gördüğümüz problemler olup tümü artık
modern omuz tedavi metodlarıyla tedavi edilebilmektedir.
Rotator Kılıf Yırtıklarının belirtileri
nelerdir?
Aynı sıkışma sendromundaki gibi kolun
öne veya yana doğru kaldırılırken ağrı
ortaya çıkması en sık şikayettir. Yukarı
kaldırma ve içe-dışa döndürme hareketlerini yaptıran kaslar yırtık olduğu için
hareketler zayıf ya da yoktur. Yani hastalar omuzunu kaldıramaz, döndüremezler.
Sıkışma sendromu,
rotator manşon
yırtığı, donuk
omuz, kalsifik
tendinit en çok
karşılaştığımız
Açık ve kapalı omuz ameliyatının
omuz hastalıkları.
farkı nedir?
Kapalı (artroskopik) ameliyat omuz çevBunlara ek olarak
resine açılan 2 ya da 3 adet küçük delikten yapılan bir işlemdir. Hastanın
tekrarlayan omuz
iyileşme süresi açık yöntemlere göre
daha kısa sürmektedir. Ekleme uzun bir
çıkıkları ve omuz
kesi ile girilmediği için enfeksiyon gelişme riski daha düşüktür. Küçük delik- eklem kireçlenmelerden yapılan bir cerrahi işlem
sini de sık olarak
olmasından dolayı hastanın ameliyat
sonrası hissettiği ağrı daha az olur. Norgörüyoruz.
mal hayata ve spora daha hızlı bir dönüş
Rotator manşon yırtığının tedavisinde
ne yapılır?
Genelde cerrahi olarak yırtığın dikilmesi
gerekir. Cerrahi kapalı (artroskopik) ya
da açık iki şekilde de yapılabilir. Daha
çok kapalı yani artroskopik cerrahiyi tercih ediyoruz. Artroskopide yaklaşık 1 cm'
lik bir delikten sokulan kamera ile omuz
eklemi ve çevre dokulara ait görüntüler
ekrana aktarılır. Daha sonra diğer iki delikten sokulan küçük el aletleriyle yırtık
onarılır. Açık tamir yırtığın çok büyük olduğu vakalarda daha çok tercih edilir.
Açık ve kapalı omuz ameliyatı
ne demektir?
Omuz ameliyatları benim bu konuyla ilgilenmeye başladığım ilk yıllarda açık
olarak yapılırdı. Daha sonra artroskopik
sistemlerin gelişmesiyle kapalı olarak
yapılmaya başlandı. Şu anda neredeyse
tüm omuz ameliyatlarını artroskopik
(kapalı) olarak gerçekleştirmekteyiz. Sıkışma sendromunu traşlayarak rahatlatabilmekte, rotator manşonu
dikebilmekte, kalsifik tendiniti temizleyebilmekte, donuk omuzu gevşetebilmekte hatta tekrarlayan omuz
çıkıklarını tedavi edebilmekteyiz.
sağlar.
30
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 31
GÖZ
HASTALIKLARI
% %
&%
Altmış yaş üzeri
her 10 kişiden birinde
Glokom var
Glokom ya da halk dili ile göz tansiyonu genellikle 60 yaş üzeri hastalarda
görülen bir rahatsızlıktır. Hastalığın nedeni yapısal olsa da, bazı vakalarda
kortizon kullanımı, diyabet veya travma nedeniyle de ortaya çıkabilir.
KadıköyŞifa Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları uzmanı Op. Dr. Şehvar
Nefesoğlu, Glokom hakkında en önemli soruları yanıtladı.
Glokom (Göz tansiyonu) nedir?
Glokom hastalığı halk arasında kabaca
göz tansiyonu olarak bilinir. Aslında
hastalık; göz içi basıncının, göze gelen
kan akımını azaltacak seviyeye gelmesi
ile baslar. Bu genelde 21 - 22
mmHg’nin üzerindeki seviyelerde ortaya çıkar. Eğer hastanın damar sertliği,
diyabet vb. diğer damar bozuklukları da
varsa bu hasar daha düşük basınç seviyelerinde de olabilir.
Glokomun nedenleri nelerdir ve en çok
hangi yaş grubunda görülür?
Hastalığın ortaya çıkış sebebi genellikle
yapısaldır. Az sayıda vakada kortizon
kullanımı, diyabet, travma vb. sebeplerle de glokom ortaya çıkabilir. Genelde 60 yaş üzeri hastalığıdır ama her
yaşta ortaya çıkabilir. Yeni doğan bebekte ortaya çıktığında göz basıncı artmaz çünkü gözün elastikiyeti yüksektir.
B u yüzden göz genişler ve büyüyüp in-
celir. 40 yaş üzerinde görülme sıklığı
ortalama %2, 60 yaş üzeri %10’dur.
Ailede glokom olması hastalığın ortaya
çıkma riskini 8 kat artırır.
Glokom nasıl ortaya çıkar?
Glokom hastalığı yavaş ilerleyen bir
hastalıktır. Göze az kan gelmesine bağlı
olarak beslenme bozukluğu başlar ve
sinir lifleri dış kısımdan merkeze doğru
yavaş yavaş zayıflayarak ölürler. Her bir
göz sinirinde yaklaşık 1.000.000 (bir
milyon) sinir lifi olduğundan ve merkezdeki lifler en son etkilendiğinden görme
keskinliği en son aşamaya kadar korunur. Ancak görme alanı yavaş yavaş daralır. Hastanın gözünde ağrı
olmadığından ve her 2 göz görme alanı
açısından birbirini desteklediğinden,
hastanın kendi kendine bu rahatsızlığı
anlaması en son döneme kadar pek
mümkün olmamaktadır. Bu yüzden 30
yaş sonrası; en geç 2 yılda 1 kez, 50
31
Göz Hastalıkları
Op. Dr. Şehvar Nefesoğlu
yaş sonrası her yıl, rutin göz muayenesi
çok önemlidir.
Glokom nasıl tedavi edilir?
Hastalığın tanısı konduktan sonra tedavisi çok basittir. Ama tedavi ancak var
olan durumu korur, o güne kadar oluşmuş hasar kalıcıdır ve hiçbir tedavi ile
düzeltilemez. Çünkü göz sinirlerinin rejenerasyon (kendini yenileme) özelliği
yoktur. Çoğunlukla basit bir damla ile
hastalık tedavi edilir. Komplike ve ağır
tablolarda lazer tedavisi ve cerrahi yöntemlerde kullanılır.
Tedavi mevcut hasarları düzeltemeyip
ancak var olan durumu koruduğundan
hastaların rutin göz kontrollerini yaptırmaları, özellikle risk grubundaki hastaların (ailevi yatkınlık, ateroskleroz,
kortizon kullanımı yüksek, hipermetropi
vb.) bu konuda hassas olmaları çok
önemlidir.
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 32
Talasemi Nasıl Bir
Hastalıktır?
Hemoglobin kanda, solunum organlarından dokulara oksijen, dokulardan
solunum organına artık
karbondioksiti taşıyan kırmızı kürelerin yapısında
bulunan bir protein zincir
kompleksidir.
Bu kompleksi oluşturan
protein zincirlerinin yapımının azalması yada yapısının değişmesi sonucu
oluşan hastalıklara talasemi(akdeniz anemisi)
denir. Bozulan protein
zincirinin adı ile anılırlar.
Ensık alfa ve beta talasemi görülür. Beta talasemiler ülkemizinde yer
aldığı akdeniz ülkelerinde
önemli bir halk sağlığı
problemidir. Hastalık 1925
yılında çocuklarda tanımlanmıştır.
Talasemi, kalıtımla geçen önlenebilir
bir kan hastalığıdır. Hastalığın tedavi
maliyeti yüksek ve yıpratıcıdır.Korunma ise ucuz ve kolaydır.
Dünyada yaklaşık 269 milyon hastalık taşıyıcı birey bulunmakta ve
her yıl 365 bin hasta çocuk doğduğu sanılmaktadır.Ülkemizde beta
talasemi taşıyıcılığı %2 dir.1.4 Milyon
hastalık taşıyıcısı ve 4500 civarında
talasemi hastası vardır.
Hastalık cinsiyet ayrımı yapmaksızın
çekinik genle taşınmaktadır. Anne ve
babanın taşıyıcı olması halinde çocukların%50 taşıyıcı-%25 sağlam %25 hasta olma ihtimalleri vardır.
TALASEMİ TİPLERİ
Hastalığın talasemi minör, talasemi
majör ve talasemi intermedia olmak
üzere 3 tipi vardır. Bu tipler hastalıktaki genetik bozulmanın ağırlığı
ile alakalı olup hastalık kliniğide
ciddi farklar vardır. Talasemi minör
vakaları sadece hafif kansızlığı olan
sağlıklı kişilerdir.Talasemi majör vakalarında derin kansızlık , sarılık, büyüme gelişme geriliği, dalak ve
karaciğer büyümesi, kalp yetmezliği,
iskelet deformiteleri, cilt renginde
koyulaşma gibi ciddi sağlık problemleri var olup çocukluk itibari ile ciddi
tedaviyi gerektirir. Talasemi ıntermedia kısmi destek alan ara vakalar-
dır. Talasemi minör en sık görülen
hastalık tipidir. Talasemi majör vakalarının tedavisi ömür boyu devam
etmekte olup tek küratif tedavi
kemik iliği naklidir. Başarı
oranı%58-91 arasındadır. Kök hücre
kaynağı olarak genetik uyumlu kardeş –anne-baba yada kordon kanı
kullanılabilmektedir.
TALASEMİ NASIL
ENGELLENEBİLİR?
Talasemi kontrol programı evlenecek
olan çiftlerin talasemi taşıyıcılığı açısından taranmaları ve her ikisininde
taşıyıcı olduğu çiftlerin belirlenmesini amaçlar. Evlilik öncesi aile hikayesi olan ya da kansızlığı olan
çiftlerin ayrıntılı tetkiki gerekmektedir.
Evlenmiş taşıyıcı çiftlerin, çocuk sahibi olmak istediklerinde genetik
danışmanlık ve prenatal (anne karnında erken tanı) önerileri ile bilgilendirilip takibi gerekmektedir.
Dileğimiz toplumuzdaki bilinçlenme
ile talasemi majör ve intermedia sıklığının azalmasıdır.
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 33
GÖZ
HASTALIKLARI
% %
&%
Sarı nokta hastalığı
Yaşa Bağlı Makula Dejeneresansı
Göz Hastalıkları
Op. Dr. Şehvar Nefesoğlu
Makula (sarı nokta) retina tabakasında
(ağ tabaka) görme hücrelerinden en
yoğun bölge olup, aynı zamanda keskin
ve kaliteli görmeyi sağlayan retina bölgesidir. Makula bölgesindeki görme
hücreleri ışıklı ortamda renkli görme ve
keskin görmeden sorumludurlar.
Sarı Nokta Hastalığı, diğer adıyla Yaşa
Bağlı Makula Dejenerasyonu (YBMD),
Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) verilerine göre dünyada görme kaybıyla sonuçlanan görme bozuklukları arasında
%8.7’lik oranla 3. sırada yer almaktadır.
Dünyada sarı nokta hastalığından
(YBMD) etkilenen kişi sayısı yaklaşık
30 milyondur. Gelişmiş ülkelerde görme
kaybının en büyük nedeni olarak bilinen
sarı nokta hastalığı, 50 yaş ve üzeri yetişkinlerde görülen kronik ve ilerleyici
bir göz hastalığıdır. Sarı nokta hastalığında erken teşhis, tedavi ve düzenli
kontrol, görmenizin korunması ve iyileştirilmesi açısından çok önemlidir. Sarı
nokta hastalığı (YBMD) tek gözde ya da
iki gözde birden oluşabilir. Eğer bir gözünüzde YBMD varsa, diğer gözünüzde
YBMD gelişmesi olasılığı 5 yıl içinde
%50’dir. Kuru tip YBMD genellikle iki
gözde birden oluşur, ancak bir göz etkilenmemiş görünürken diğer gözde
görme kaybedilebilir. Bu nedenle görmenizin izlenmesi önemlidir.
YBMD’nin yaş ve kuru olmak üzere
2 tipi vardır:
1. Kuru tip YBMD: Hastalığın sık görülen
formudur ve bu durum yavaş, ancak ilerleyen görme bozukluğuyla sonuçlanır.
Fark edilmeksizin ilerleyebilen bu hastalık YBMD'nin yaklaşık %85-%90'ını
oluşturur. Kuru tip YBMD’de retinada
kısmen incelme ve dejenerasyon başlayabilir, bu durum da yavaş ancak ilerleyici görme bozukluğuyla sonuçlanır.
Kuru tip YBMD’nin neden olduğu etkileri düzeltebilecek bir tedavi mevcut olmamakla birlikte, çalışmalarda
vitaminler, mineraller ve antioksidanların hastalığın gelişimini yavaşlatabildiği
gösterilmiştir. Kuru tip YBMD, fark edilmeksizin ilerleyebilir, bu nedenle göz
doktoruna düzenli aralarla gitmeniz çok
önemlidir.
33
2. Yaş tip YBMD: Hastalığın daha ciddi
bir şeklidir ve hızlı ilerler. Bu hastalık
ileri yaşlardaki görme kaybının başlıca
sebebidir ve YBMD hastalarının %1015'inde görülür. Yaş tip YBMD, gözün
arka tarafındaki kan damarlarının anormal gelişimiyle meydana gelir. Bu kan
damarları kan ve sıvı sızıntısına neden
olabilir ve merkezi görmenizde kayıp
oluşmasına neden olabilir. Yaş Tip
YBMD, bir fotoğrafa bakarken ya da
otobüsün numarasını okurken olduğu
gibi, hem yakın hem de uzağı görebilme
yetinizi etkileyebilir. Yaş tip YBMD batı
dünyasında 50 yaşın üzerindeki kişilerde ciddi görme kaybının başlıca nedenidir.
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 34
Kuru tip sarı nokta hastalığının
yaş tipe dönüşme riski
Böyle bir ihtimal önceden öngörülemese de gerçekleşebilir. Kuru tip’in
zaman içinde ilerleyerek, yaş tipe dönüşmeden görme kaybına yol açması
da olasıdır. Kuru tip sarı nokta hastalığında da erken teşhis önemlidir. Kuru
tip YBMD hastalarının yaklaşık
%10’unda yaş tip YBMD gelişir. Diğer
taraftan sarı nokta hastalığının erken
evresinde bile kuru tip aniden yaş tipe
dönüşebilir. Bunun olup olmayacağı
veya olacaksa ne zaman gerçekleşeceği de önceden öngörülemez.
Sarı nokta hastalığının sıklığı ilerleyen
yaşa paralel olarak artar. Yapılan araştırmalar sarı nokta hastalığının 65-74
yaşlarında %15, 75-84 yaşlarında
%25, 85 yaş ve üzerindeki kişilerde
ise %30 oranında görüldüğünü ortaya
koymuştur.
• Kardiyovasküler hastalıklar (Şeker
hastalığı, kolesterol, yüksek tansiyon,
damar sertliği, kalp büyümesi vb.)
• Obezite (Klinik çalışmalar erken ve
ara evre sarı nokta hastalığının ileri evreye ilerlemesi ile obezite arasında
bağlantı olduğunu ortaya koymaktadır)
• Hareketsizlik
• Güneş ışığına aşırı maruz kalma ve
özellikle ultraviyole ışığı (Sarı nokta
hastalığından korunmak için erken
yaşlardan itibaren %100 ultraviyole
korumalı güneş gözlükleri kullanılmalı)
Belirtileri nelerdir?
Erken teşhis, sarı nokta hastalığının tedavisindeki başarı için çok önemlidir.
Yaş tip YBMD’nin ilk belirtisi çarpık
görmedir. Düzgün çizgileri dalgalı gördüğünüzü fark ederseniz ya da kapı
çerçeveleri düz değilmiş gibi görünürlerse mümkün olan en kısa sürede göz
muayenesine gitmelisiniz.
Bilinen Risk Faktörleri
• Yaş (75 yaşın üzerindeki her üç kişiden birinde sarı nokta hastalığı görülmektedir)
• Genetik faktörler (Ailesinde sarı nokta
hastalığı bulunan kişilerde bu hastalığın gelişme riski daha yüksektir)
• Sigara kullanımı (Oksidatif mekanizma üzerine olan olumsuz etkileri ve
serum antioksidan seviyesini düşürüp
kan akımını bozması nedeniyle)
• Vitamin eksikliği (Antioksidan vitaminlerin diyetle yetersiz alımı ya da
plazma konsantrasyonlarının düşük olması)
• Irk (Beyaz ırkın sarı nokta hastalığına
bağlı görme kaybı riski siyah ırka göre
daha yüksektir)
Diğer belirtileri sıralayacak olursak:
• Düzgün çizgileri ya da yüzleri kırık ya
da dalgalı görme
• Yüzleri tanımada güçlük
• Görme alanının merkezinde oluşan
karanlık bölgeler ya da boş alanlar, bir
başka deyişle baktığımız yerin veya
cismin ortasında bulanık bir alan veya
karanlık bir leke görme
• Renkleri daha soluk görme
• Keskin görme gerektiren okuma ve
benzeri aktivitelerde güçlük
• Okuma sırasında yazıları bulanık
görme veya harfleri bozuk görme
• Daha fazla aydınlatma ihtiyacı, ışığa
hassasiyet, gece görüşünde azalma ve
zayıflamış renk hassasiyeti
Olası Risk Faktörleri
• Cinsiyet (Kadınların sarı nokta hastalığı için aynı yaştaki erkeklere kıyasla
daha fazla risk taşıdığı öngörülmektedir)
• Açık renk göz
Teşhis yöntemleri nelerdir?
Bahsedilen belirtileri olan kişilerin
mutlaka bir göz hekimi tarafından görülüp detaylı muayenenin yapılması
gereklidir. Muayeneye ilave olarak
bazı tetkiklerin de yapılmasıyla tanı
34
kesinleştirilebilecektir.Yaşa bağlı makula dejeneresansında muayeneyi takiben teşhisi doğrulamak, yapılacak
tedavi şeklini belirlemek ve takipler
için bazı tetkikler yapılmaktadır. Fundus floresein anjiografi (göz anjiyosu)
ve optik koherens tomografi (retina tomografisi) en sık kullanılan tetkikler olmaktadır (Resim ). Göz anjiografisinde
hastanın ön kol toplardamarından özel
bir boya maddesi (floresein) verilir. Bu
tetkik verilen boyanın retina tabakası
damarlarının görüntülenip fotoğraflanması esasına dayanmaktadır. Göz anjiyosunun tedavi edici özelliği yoktur.
Yan etki olarak bazı hastalarda bulantı
hissi olabilir. Ayrıca boya cilt ve idrar
rengini 1-2 gün koyulaştırabilir. Optik
koherens tomografide ise retina ve
özellikle makula tabakasının oldukça
ayrıntılı kesitleri elde edilmekte ve retina kalınlığı tespit edilebilmektedir.
Yapılan araştırmalar sarı nokta hastalığının 65-74
yaşlarında %15,
75-84 yaşlarında
%25, 85 yaş ve
üzerindeki kişilerde ise %30
oranında görüldüğünü ortaya
koymuştur.
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 35
% %
&%
“iyi ki kitaplar var”
Hangisi daha değerli?
Stephen mı Jane mi?
Ateşböcekleri ve
ağaçlar
Albert Einstein’dan boşanmak için
mahkemeye giden Mileva Maric,
fiziğin evliliklerindeki üçüncü taraf
olduğu savunmasıyla ayrılıklarının
resmileştirilmesini ister. Fizik
dâhilerinin eşleri sürekli aynı sorunla
boğuşmak zorundalar. Sonunda “fizik
dulları”nın arasına katılacak bu
kadın çok daha zorlusuyla karşı
karşıya kaldı: Fizik, devasa bir ego ve
motor nöron hastalığı. Stephen Hawking ile yirmi beş yıl geçiren
ve her şeye rağmen eleştiri oklarına maruz kalan Jane Hawking
içini Sonsuzluğa Yolculuk: Stephen’la Hayatım adlı kitaba döktü.
Doğan Kitap’tan çıkan bu eser “arada” kalmanıza neden olabilir.
Bir tarafta Jane ve çektikleri, diğer tarafta dünyaya Einstein’dan
sonra gelmiş en büyük dâhi: Stephen Hawking.
Özlem Akıncı’nın on sekiz öyküden
oluşan kitabı şöyle açılıyor: “Bazı
ormanların ateşböcekleri öyle
parlaktır ki, binlercesi toplandığında,
uzaktan bakanlar ağaçların yandığı
izlenimine kapılırlar.” Kitap, adının
çağrışımlarıyla oyalanıyorum kaç
gündür. Çocukluktan beri aklımdadır
o dize. “Yaş ağaca balta vuran el
onmaz.” Ne kadar naif. Kesmek de yetmiyor artık, belki yeşerir
neme lazım diye kökünden kaldırılıyor ağaçlar. Belki de
tarihimizin en dehşetengiz ağaç düşmanlığıdır bu. Yan etkileri
herkesçe biliniyor. Nefesimizi kesiyorlar, havamızı çalıyorlar.
Uçan kuşu, tilkiyi çakalı düşünen zaten yok. Bir de
ateşböceklerini. .
“Eğer bir başlangıç varsa,
bir son da vardır”
İşte klasik
Seyfettin Efendi!
Bir başlangıç yok, son da. Bunu
biliyorum artık. Başkalarının
öyküleri belki bir yerlere çıkıyordur,
benimkiler çıkmıyor. Bir daire çiziyor,
bazen bunu bile yapmıyor, durduğu
yerde duruyor. Ve ben şunu merak
ediyorum: Kendini durmadan aynı
yerde tekrarlayan bir öykü neye
yarar?” Bu soruyu soran hikâyenin
anlatıcısı Nella’dır; henüz. On üç-on dört yaşlarında bir kız
çocuğu. Çocuk sayılmaz aslında, çocuklarına karşı ilgisiz, içki,
uyuşturucu ve suça batmış anne babasının açığını kapatabilmek,
kendisinden iki yaş küçük kardeşi Robert’ı korumak için
erkenden büyümek zorunda kalmış. Babalarının hapise giriş
çıkışları, oradan oraya taşınmalar, itilip kakılmalar, maddi
sıkıntılarla geçen bir hayat onlarınkisi.
Yayımlanan ilk macerası Yeditepe
Canavarı ile Türk çizgi romanına
sağlam bir giriş yapan Seyfettin
Efendi karakteri, çizer Devrim
Kunter’in farklı yazarlarla çalıştığı
Seyfettin Efendi ve Esrarengiz
Hikayeleri ile yeniden okurla
buluşuyor. Kunter ile birlikte sekiz
farklı yazarın yazdığı toplam on
hikâyeyi bir araya getiren “Esrarengiz Hikayeler”, tahmin
edilebileceği gibi ilk kitaba göre daha geniş bir kurgu ve macera
yelpazesine sahip. 1924’te geçen Yeditepe Canavarı’nın ardından,
bu kitaptaki maceralar Holmesvari detektifimiz Seyfettin’in
kariyerinin ayrı dönemlerine yoğunlaşmış.
35
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 36
rasgele bir sayfa çevirdim...
"Bir silgi gibi tükendim ben. Başkalarının yaptıklarını
silmeye çalıştım: mürekkeple yazmışlar oysa.
ben, kurşunkalem silgisiydim. Azaldığımla kaldım..."
OĞUZ ATAY / TUTUNAMAYANLAR
Gönüle takılı kalan
anılar
Kırmızı atkılı adam
Eski albümlerinizi çıkarın ve serin
salonun ortasına. Güzeller güzeli
annenizle, yakışıklı babanız veya
ilkokul arkadaşlarıyla ya da askerlik
hatırası olarak çekilmiş bir
fotoğrafınız yok mu? Artun Ünsal,
“yalnızlığın panzehiri” olduğuna
inandığı hayatın içinden geçen
fotoğrafları, Tel Dolaptaki Karpuz anı
kitabında bizlerle paylaşıyor.
Prof. Dr. Artun Ünsal siyasal bilimler, hukuk, öğretim görevliliği,
gazete temsilciliği gibi konulara yıllarını vermiş, sayısını
bilemediğim yüzlerce öğrenci yetiştirmiş, değerli bir biliminsanı.
Benim gibi birçok kişi için “yemek kültürü” ve “Osmanlı mutfağı”
konusunda gerçek araştırmacılardan.
O zamanlar, 1990’lar olmalı, kültürsanat sayfasını sevgili arkadaşım
Handan Şenköken yönetiyor,
Cumhuriyet gazetesine on beş günde
bir söyleşi sayfası hazırlıyorum.
Kimlerle? Bir ara gazete kesikleri
elimin altındaydı, Yıldız Kenter, Salâh
Birsel, Cahit Uçuk... On beşlerden
birinde de söyleşiyi Peride Celal’le
gerçekleştirmiştik. O günü iyi hatırlıyorum: Mevsim ya ilkyaz, ya
güz. Peride Hanım Etiler’deki son evinde. İlerde, caddeye yakın bir
siyah yapıyı gösteriyor ve “Bu kara ucubenin hikâyesini yazmak
istiyorum” diyor. Sonra anılar çıkageliyor. Anılar arasında
Yıldıztepe romanı. Peride Celal biraz da geçim kaygısıyla gotik bir
roman yazmak istemiş, polisiye yanı ağır basan. Yıldıztepe okur
katında büyük ilgi devşirmemiş.
Öykü, dil,
hikâye anlatmak
“Boşluğun hasadı
kalemledir”
Çok şey hatırladım kıyıma dair.
Aradım. Kahraman bulamadım.”,
“İsyan bitti diye umulan bir
yanardağ değilim ben”, “boşluğun
hasadı kalemledir”, “Hatıra çekiyor
dilimi içine/ İşte her şey açıkta ve
aç…/ Akıl üzülür anlatamaz bunu
düşünce…”, “Dönüştüğüm şey
öylece bakakalmak, bakakalmak
içteki göle.”, “Kilit vur, kilit vur çocukluğun kerpiç evine.”, “Çünkü
dönemem artık eve…/Sanki koptu ardımdaki yol savruldu başka
yere…” Bu dizeler, Kıbrıslıtürk şairi Filiz Naldöven’in dördüncü
şiir kitabı Hafızalı Doku’sundan. Diğer üçü: Sevgidendoğma,
Mağma Mavera, Aşk Ben’i Yıka.
Özlem Akıncı’nın Ağaçlar Yanıyor (çok
güzel bir kitap adı) kitabındaki öyküler
tam da bu dediklerimin çarpıcı
örnekleri. Önce, Özlem Akıncı’nın
öykülerini okurken heyecan
duyduğumu söylemeliyim. Bunun
nedeni bu öykülerin bütün okurları
için anlaşılır olmayabilir. Çünkü
heyecan verici şeyler anlatmıyor
Özlem Akıncı. O, öykü derslerinde anlattığımız tanıma tam uyan,
özellikle önemli şeyler yazmak için yola çıkmış yeni yazarları o
yoldan çıkarıp kendini göstermeyen ara yollara, patikalara dalıp
âdeta kendisinden başka kimsenin göremeyeceği türden
hikâyeler anlatıyor. Önce de şu var: Özlem Akıncı’nın öyküleri, bir
öyküyü öykü yapan bütün öğeler bakımından neredeyse
kusursuz.
36
İçerikler Radikal Kitap’tan alınmıştır.
http://www.kitap.radikal.com.tr
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 37
% %
&%
insan
kaynakları
bizden haberler
Sifalı Miniklerimiz
Çocuklarınızla birlikte sağlıklı ve şifalı bir ömür dileriz
Evlenenler...
Çalışanlarımıza bir ömür boyu
mutluluklar diliyoruz.
BEGÜM
GÜLDEN AVCI ÇAKMAK
BİLGE
GÜLDEN AVCI ÇAKMAK
ECE
ERHAN PALAMUTÇU
SALİÇ ARSLAN
23.02.2014
HATİCE KILIÇ
10.04.2014
HANDE DİBEK-MEHMET AKBULUT
03.05.2014
HANDAN YENER
03.05.2014
TOLGA TERZİOĞLU
03.05.2014
SERHAT ÖZŞEKER
18.05.2014
KADIKÖYŞİFA SAĞLIK GRUBU
çalışanlarımıza yeni görevlerinde
başarılar diliyoruz.
PINAR SEVİNDİK KAYA
AMLYT. SOR. HEMŞİRESİ
SUPERVİSOR HEMŞİRE
BAHTİYAR KÜÇÜK
BİLGİ SİSTEMLERİ UZMANI
BİLGİ SİST. SORUMLUSU (HBYS)
AZİZE CANSU ÇÖNT
HASTA DANIŞMANI
HASTA KABUL YETKİLİSİ
BİREYSEL ÖNERİ ÖDÜLÜ
DOĞUMGÜNÜ fOTOĞRAfLARI
37
2014-2:BİZİMŞİFA DERGİSİ 20.06.2014 14:29 Page 38
Bakıcı Check-Up
Hizmetimiz
başlamıştır.
EVLERİMİZDEKİ YARDIMCILARIN
SAĞLIĞI KONTROL ALTINDA
•DR. MUAYENE • TAM KAN SAYIMI •HBS AG • ANTI-HCV • ANTI HIV 1/2 ELİSA
• TAM İDRAR • GAİTADA GİZLİ KAN ARANMASI •AKCİGER GRAFİSİ TEK YÖN
"""
#
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
6
File Size
2 389 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content