close

Enter

Log in using OpenID

çevre konulu eğitici eğitimi kursu öğretmen el kitabı

embedDownload
ÇEVRE KONULU
EĞİTİCİ EĞİTİMİ KURSU
ÖĞRETMEN EL KİTABI
2 – 5 EYLÜL 2014
ÖNSÖZ
Çevre bilinci oluşturma ve ekolojik dengeyi koruma amaçlı dernek ve vakıfların son
yıllardaki sayıca artışı ve amaca yönelik nitelikli faaliyetleri memnuniyet vericidir.
Vizyonunu ‘Doğa-insan arasında bozulan uyum ve dengenin yeniden kurulmasına çalışan
uluslararası düzeyde etkin bir çevre kuruluşu olmak’, misyonunu ise ‘Kritik ve analitik
düşünce yapısında, yüksek çevre ve ahlak bilincine sahip bir toplum yapısı oluşumuna katkıda
bulunmak’ olarak belirlemiş olan Çevre Kuruluşları Dayanışma Derneği (ÇEKÜD) söz
konusu dernek ve kuruluşlar arasında müstesna bir yere sahiptir.
Derneğin Bakanlığımız ile işbirliği içerisinde 2-5 Eylül 2014 tarihleri arasında eş
zamanlı olarak 81 ilimizde öğretmenlerimize yönelik Çevre Konulu Hizmetiçi Eğitim kursu
Genel Müdürlüğümüzce çok anlamlı ve takdire şayan bulunmuştur. Bu nedenle kurum olarak
ÇEKÜD’e ve tüm çalışanlarına teşekkür ederiz.
Ayrıca katkılarından dolayı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Orman Genel Müdürlüğü
ve Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü marifetiyle kursa verdikleri destekten
ötürü Orman ve Su İşleri Bakanlığına teşekkür ederiz.
Katılımın gönüllü olmasına rağmen özveri ile kursa katılarak çevre bilinci kazanan ve
bilgi birikimlerini öğrencilerine aktarmak suretiyle çevrenin korunması ve geliştirilmesine,
çevre sorunlarının çözümüne katkı verecek öğretmenlerimize teşekkür ederiz.
Doç. Dr. Ali YILMAZ
MEB Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürü
1
Yaşadığımız ekosistem içerisinde hava, toprak ve su tüm canlılar için hayati öneme
sahiptir. Son yıllarda sanayinin teknolojik gelişmelerin, nüfusun ve şehirleşmenin hızla
artmasıyla, çevre konusu dünya gündeminin ilk sıralarına yerleşmiştir. Tüm bunların
sonucunda da çevre kirliliği tüm dünyada hızla artmakta; birçok bitki ve hayvan türünün de
yok olmasına sebep olabilmektedir.
Bununla beraber sınırsız zannedilen doğal kaynaklar hızla tükenmekte, çılgın tüketim
alışkanlığı ve israf yüzünden yüzbinlerce insan sefalet içerisinde yaşamakta ve dünyada
şimdiden birçok ülke su sıkıntısı ve açlık çekmektedir.
Çevrenin korunması, geliştirilmesi ve iyileştirilmesi konularında gösterilen çabaların
amacı, insanların daha sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşamalarını sağlamaktır. Bunu yapacak
olan da insanın kendisidir. Günümüzde sağlıklı bir çevrede yaşama hususundaki çevre
bilincine sahip insanların sayısı artmaktadır.
Çevremizi ve dünyamızı tehdit eden sorunların aslında tüm insanlığı ve gelecek
nesillerimizi de tehdit ettiği her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır. O halde yapılması
gereken; çevrenin kirlenmesinde en önemli faktör olan insan eğitimine gereken önemi
vermekle işe başlanmalıdır.
Bu konuda en büyük görev ve fedakârlık öğretmenlerimize düşmektedir. Çünkü;
öğretmenler yeni nesil yani ülke geleceğinin mimarlarıdır.
Bu kitabın istenilen gayeye hizmet edeceğini, ayrıca öğretmenlerimiz için de çevre ve
orman konularında iyi bir kaynak oluşturacağını ümit ediyor, hepinize temiz, güzel bir
çevrede mutlu ve sağlıklı bir hayat diliyorum.
İsmail ÜZMEZ
Orman Genel Müdürü
2
Doğal yapısı, fiziki ve coğrafi konumu sebebiyle Ülkemiz, en yüksek biyolojik
çeşitliliğe sahip ülkelerden biridir. Sahip olduğumuz doğal güzelliklerimiz ile biyolojik
zenginliğimizin korunmasında, çocuklarımızın bilinçlendirilmesi ve eğitimi büyük öneme
sahiptir. Geleceği emanet edeceğimiz çocuklar, yetişkinleri pek çok konuda olduğu gibi
doğaya ve çevreye karşı duyarlılık konusunda da model alarak ve yetişkinlerin davranışlarını
gözlemleyerek doğayı sevmeyi ve doğa ile ilgilenmeyi öğrenmektedirler. Çocuklar için
öğretmenler önemli bir modeldir ve doğaya duyarlı, ekolojik bilgisi yeterli, ikna ve öğretme
kabiliyeti yüksek öğretmenler; çevre ve doğa konusunda duyarlı ve bilinçli bir neslin
yetiştirilmesinde önemli bir faktördür.
Çevre eğitimi üzerine yapılan uluslararası çalışmaların bulgularına göre, çevre
eğitiminin amaçlarına ulaşabilmesindeki en önemli faktör öğretmendir ve öğretmenler de
çevre eğitimi verecek şekilde yetiştirilmelidirler. Öğretmenlerin hangi dersi verirlerse
versinler, mutlaka çevre ve doğa koruma ile ilgili olarak öğrencilere verebilecekleri bir
bilginin, bir mesajın olacağı unutulmamalıdır.
Her seviyede ve branşta öğretmenin, çocukların çevre eğitimine yapacakları bir katkı
mutlaka vardır. Bundan dolayı, branşı ve düzeyi ne olursa olsun öğretmenlerin çevre
konusunda bilgi ve bilinç edinmeleri amacıyla düzenlenen doğa ve çevre eğitimi çalışmaları
büyük öneme sahiptir.
Çevre Kuruluşları Dayanışma Derneği işbirliği ile düzenlenen bu eğitimler,
öğretmenlerimizin doğa ve çevre konusunda bilgi ve bilinç düzeylerinin artırılmasını
sağlayacak ve öğrencilere konuyu daha iyi aktarabilmelerine katkıda bulunacaktır.
Bu kurslarda eğitilen öğretmenlerin, görev yaptıkları illerinde bulunan diğer
öğretmenlere de ulaşmaları ve bu şekilde bu eğitimlerin ülke geneline yayılması ile ülkemiz
genelinde görev yapan tüm öğretmenlerin çevre ve doğa konusunda bilgilendirilmeleri ve
bilinçlendirilmeleri temin edilecektir.
Bu vesile ile eğitime katılan değerli öğretmenlerimize katılımları ve bundan sonra
yapacakları çalışmalardan dolayı en samimi şükranlarımı sunar; eğitimin, başta çocuklarımız
olmak üzere toplumumuzun tüm kesimlerinde çevre ve doğa duyarlılığının daha da
artırılmasına vesile olmasını dilerim.
Ahmet ÖZYANIK
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü
3
Ağaçsızlaşma, kaynakların tüketilmesi, atık ve kirlilik üretme, israf… ÇEKÜD
kurulduğu günden itibaren aralıksız olarak bu kitap içerisinde yer alan konularla yakından
ilgilenmiştir. Ancak çevre ile kurulacak olan kişisel ve toplumsal iletişimin insan tabiatına
uygun biçimde yürütülmesi, geçici bir “aksiyon” değil kalıcı bir “ahlak” ve “davranışlar”
bütünü olması gerektiğine inanmaktadır. ÇEKÜD, günlük ve çeşitli ideolojilere alet
edilebilecek, kalıcı tesirler bırakmaktan öte kişileri öfkeli tutumlara düşürecek
“hareket”lerden sakınmaktadır. Elinizdeki kitapçık bu kalıcı davranış ve ahlaklar bütününe
ulaşmada bir ilk adım olarak değerlendirilmelidir.
Çevre harcanıp tüketilecek bir meta olmadığı gibi insan da onun sahibi ve hâkimi
değildir. Öncelikle bu yanlış kavramların yeniden tanımlanması gerekmektedir. Bununla
birlikte çevre faaliyetleri, modern insanın egosunu besleyecek bir alan yahut bir “kendini
gerçekleştirme” alanı da değildir. Çevre bütün bu endişelerin dışında ve üstünde bir
ehemmiyeti haizdir. Çevre faaliyetleri, insan ile tabiatın aynı evrenin parçaları olduğu
bilincinden hareketle bir tarafı koruyup gözeterek diğer tarafı eğitip bilinçlendirerek
yürütülmelidir. Elinizde bulunan bu kitapçık, okuyucuları sağduyu ile hareket etmeyi
sağlamak, çevre ile aralarındaki yanlış anlamaları en aza indirebilmek için hazırlanmıştır.
Av. Muzaffer ÖZCAN
ÇEKÜD Yönetim Kurulu Başkanı
4
1) ÇEVRE VE AHLAK
Çevre Kavramı
Çevre kavramı değişik şekillerde tanımlanmıştır. Bu farklılık, tanım sahiplerinin çevre
anlayışlarından ve çevreye bakışlarından kaynaklanmaktadır.
Bir tanıma göre çevre, insan faaliyetleri ve canlı varlıklar üzerinde hemen ya da süre
içinde dolaylı ya da dolaysız bir etkide bulunabilecek fiziksel, kimyasal, biyolojik ve
toplumsal etkenlerin belli bir zamandaki toplamıdır.
Mehmet Doğan’a göre çevre; hayatın gelişmesine tesir eden tabiî, içtimaî ve kültürel
dış şartların bütünüdür.
Bilimsel olarak çevre; “bir organizmanın etrafındaki biyolojik, kimyasal ve fiziksel
alanı” diye tanımlanır.
Eğitimciler ise çevreyi, “… bir sistem olan insanla etkileşerek onda değişme ya da
gelişme yaratan öteki sistem, nesne, güç ve uyaranların toplamıdır” şeklinde tanımlamaktadır.
Sonuç olarak çevre; insanlar ve diğer varlıkların yaşamları boyunca yaşamsal faaliyet
ve ilişkilerini sürdürdükleri, etkileşim içinde bulundukları fiziksel, biyolojik, sosyal,
ekonomik ve kültürel ortamdır.1
Ahlak Kavramı
Ahlak olgusu insanı diğer canlı varlıklardan ayıran en önemli unsurlardan birisidir.
Yani ahlaktan bahsedilirken, kesin olarak insani bir durumdan söz ediliyor demektir. Hem bir
duygu olarak, hem de iradi-bilinçli bir davranış olarak ahlaki eylem, insana özgü bir
tutumdur.
Ahlak bilindiği üzere çok genel bir ifadeyle “neyi, niçin ve nasıl yapmalıyız?”
sorularına cevap arayan bir ilim sahasıdır. Dolayısıyla insanın kendine ve diğer varlıklara
karşı olan sorumluluklarına dair bir takım kural ve prensipleri, kendisiyle ve diğer varlıklarla
kuracağı ilişkiler sistemiyle ilgili bir takım değerleri ve değer yargılarını içerir. Bu anlamda
bir sistemi ifade eder.
Ahlak kavramı, lügatlerde hulk kelimesinin çoğulu olarak geçmektedir. Hulk ise,
seciye, huy, tabiat, insanın davranış tarzı, tutumları ve tavırları anlamında kullanılmaktadır.
Istılahi olarak ise insanın doğuştan veya sonradan kazanılan zihni veya ruhi halleri ile bu
hallerinden doğan iyi veya kötü tavır ve hareketlerini ifade etmektedir.
Buna göre Arapçadaki ahlak kelimesi, hem ontolojik-varoluşsal yani felsefi, hem de
sosyolojik bir anlam taşır. Buna göre ahlak olgusunun hem değişmez bir yanı vardır, hem de
zaman içinde geçirdiği bir değişim söz konusudur. Bu anlam doğrultusunda, bu kavramın
içinde özellikle İslam dinine münhasır bir ahlak anlayışının olduğu söylenebilir.
Ahlak kavramı Batı dillerinde ise iki farklı biçimde kullanılmaktadır: Etik ve moral…
Yunanca "etik" kavramı "ethos" kelimesinden gelmektedir. Bu kavram aslında ahlakın tam bir
karşılığı olmaktan çok, ahlakın konuları üzerine yapılan felsefelerin genel bir adıdır. Başka bir
1
Dilaram AKRAMOVA (Yrd. Doç. Dr., Gaziantep Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Eğitimi Anabilim Dalı - ÇEVRE, AHLAK VE DİN
EĞİTİMİ)
5
ifadeyle, ahlak üzerine yapılan felsefe ya da ahlak üzerine düşünebilme faaliyetidir. Yani etik,
"iyi ile kötü olan davranışların belirlenmesini teorik olarak ve mantık temellerine dayalı
olarak incelemeyi konu edinen bir disiplin"’dir. Böylece ahlak felsefesi anlamındaki etik, belli
bir toplumda veya belli bir dönemde ortaya çıkmış ahlak kurallarıyla değil, ahlakın her zaman
ve toplumda geçerli ilkelerinin neler olduğu, farklı ahlak kuralları arasında seçim yapmamızı
belirleyen ilke ve ölçütlerin neler olabileceği gibi konularla ilgilenir.
Demek ki dini anlamda ahlak, bir toplumda kabul edilen doğrudan veya dolaylı olarak
ilahi kaynaklı belli kurallar kümesini ifade ederken; felsefenin bir dalı olarak etik ise, ahlaki
kavramların çözümlenmesi için, rasyonel, mantıki ve teorik temelleri bulmaya çalışır. Bu
nedenle de farklı disiplinlere göre farklı ahlak anlayışları ortaya çıkmaktadır.2
Kaynağı dîne dayanmayan ahlâk, yani lâik ahlâk sistemi, insanın karakterini şahsi
çıkar esasına bağlar. Onu tereddüt, korku, ihtiras ve menfaatleriyle baş başa bırakır. Bu
sistemde insanın en güçlü silahı, aklı, zekâsı ve kurnazlığıdır. Herhangi bir dînî/ahlâkî
müeyyide tanımayan insan, akıl ve zekâ silahını kullanmak suretiyle her şeyi çıkarına göre
yorumlayabilir, yaptığı gayri meşru işlere kılıf bulur ve yakasını kanunun elinden kolayca
kurtarabilir. Böylece bu insan, aklı ve zekâsı olmayan vahşi hayvanlardan daha tehlikeli hale
gelebilir.3
Çevre Sorunlarının Sebebi: İnsan ve Davranışları
Modern dünya’nın “Gordion düğümü” gibi çözülmesi olmazsa olmaz öneme sahip
ortak sorunların başında çevre sorunları gelmektedir.
Çevre Sorunları Nedir?
Çevre sorunları, canlıların davranış ve yaşam şekillerinde olumsuzluklar meydana
getiren faktörlerin tümüdür. Hava-su-toprak kirliliği, hayvan ve bitki türlerinin ortadan
kalkması ve kimyasal-nükleer atıklar bunlardan bazılarıdır. Deprem, heyelan, sel, kasırga, çığ,
hortum, tsunami gibi büyük ölçüde yıkıcı olaylar ise birer “doğal afet” olarak
adlandırılmaktadır. Bu olayların sadece doğadaki fiziksel sebeplerle meydana geldiği ve
insanların sosyal, ekonomik ve politik sistemlerinin çarpıklığından dolayı afetlere dönüştüğü
savunulmuştur. Buna göre, bu tür olaylar kendi başına afet değil, tehlikedir. Ancak insanların
tutumları yüzünden afete dönüşmektedir. Çünkü doğal tehlikeler, jeofiziksel olaylardır ve
atmosfer, hidrosfer, litosfer ya da biyosferdeki fenomenlerin değerlerindeki sapmalarla ortaya
çıkan risklerdir. Bunlar ancak insan yerleşimleri, toprak kullanımı ve sosyo-ekonomik
organizasyon düzeniyle ilişkisi sonucu tehlikeye ve afete dönüşür.
Çevre felaketleri ise doğadaki çeşitli unsurlara insan eliyle verilen zarara bağlı olarak
gelişen olumsuzluklardır. İklim değişiklikleri, küresel ısınma, ozon tabakasının delinmesi gibi
yeryüzündeki tüm canlı yaşamını olumsuz etkileyen yerküredeki köklü değişimler buna
dâhildir. Doğal tehlikeler insanın kırılgan tutumuyla afete dönüşürken, çevre felaketleri
insanın bizatihi kendi eliyle verdiği zararlardan kaynaklanmaktadır. 4
Dr. Osman ÖZTÜRK
Hasan Tahsin FEYİZLİ
4
Mustafa ÜNVERDİ (Yrd. Doç. Dr.. Gaziantep Üniversitesi İlahiyat Fakültesi- İNANAN İNSANDA KÜRESEL ÇEVRE
SORUMLULUĞUNUN TEOLOJİK NEDENLERİ)
2
3
6
Çevre Sorunları Süreci
İnsanoğlu var olduğundan beri sürekli bir şeyler üretip aynı zamanda tüketmektedir.
Tarım toplumlarında insanlar ihtiyaçları kadar üretirken, sanayileşmeyle birlikte üretim
artmış, tüketim ise gereksinimleri gidermekten ziyade sembol ve gösterge haline
dönüşmüştür.
İnsan günlük yaşamını devam ettirebilmek için çeşitli mal ve hizmet üretmek ve
tüketmek durumundadır. Bu ihtiyaçların giderilmesinde temel ihtiyaçlar en önemli olanlarıdır.
Sanayi inkılabıyla birlikte kırsal kesimden şehir merkezlerine doğru göçün artması yeni
üretim, tüketim ve hizmet biçimlerinin oluşmasına neden olmuştur.
Sanayi inkılabı ve aydınlanma düşüncesi ile birlikte insanın tabiata olan bakışı
değişmiş, tabiat insanın ihtiyaçlarını gideren bir dost olmaktan çıkarak onun güç ve kudret
sahibi olması için artık bir araç haline dönüşmüştür. Bu zihinsel dönüşüm, insanın üretim ve
tüketimle ilgili düşünce ve davranışlarını etkilemiştir.
Sanayi toplumu ile birlikte ciddi çevre sorunları ve yeni risk çeşitleri ortaya çıkmıştır.
Sanayi devrimi tüm insanlığın gözlerini kamaştırmış ve heyecan uyandırmıştır. Eski
dinsel mutluluk tezlerinin artık iflas ettiği düşünülerek, yeni bir mutluluk tezi geliştirilmiştir.
Bu teze göre, var olan ahlaki ve dini değerlerin geçerliliği kalmamış, artık insan mutluluk
tezini kendi eliyle yazacak hale gelmiştir.
Öyle ki, insanın çevresine istediği gibi hükmedip, istediği tahribatı yapmasında bundan
sonra hiçbir sakınca kalmamıştır. Çünkü yeni mutluluk tezinin mimarı da, muhatabı da
insandır. Bu heyecan verici süreç, bir gün sorunsuz bir hayat ve sınırsız bir mutlulukla
sonuçlanacaktır.
Bu inançla ilerleyen söz konusu sürecin sonunda ortaya çıkan şey, ne yazık ki tam bir
hayal kırıklığı olmuştur. Belki teknoloji sayesinde günlük hayat daha da kolaylaşmış, ama tam
hiçbir engel olmaksızın mutlu olunacağı düşünülürken, başka sorunlar ortaya çıkmıştır.5
XX. yüzyılda yaşanan bu teknolojik gelişmeler ve sanayileşme ile kentleşme ve nüfus
artışı, insanın doğa üzerindeki baskısını tehlikeli boyutlara taşımıştır. XX. yüzyılın sonuna
doğru toplumlar çevreyle olan ilişkilerinden kaynaklanan bir dizi sorunla karşı karşıya
kaldıklarının bilincine varmaya başlamışlardır. Dünyadaki endüstrileşme ile birlikte
insanoğlunun ulaştığı refah seviyesi bugün herkesin şikâyette bulunduğu çevre sorunlarını da
beraberinde getirmiştir.
Şu bir gerçek ki gereğinden çok tüketen yani israf eden daha çok atık madde
çıkarmakta, çevreyi daha fazla kirletmektedir. Bu nedenle "çoğu endüstrileşmiş ülke
giderek daha fazla zenginleşmekte ve onların "enerji" ve "yenilenmeyen" kaynak tüketimi
her zamankinden daha büyük bir hızla artmaktadır. Gelişmekte olan ülkeler de şayet
gelişmiş ülkelerin yaptığı oranda çöp, atık ve pislik hâsıl etselerdi ve atmosferi kirletselerdi
bugün yeryüzü yaşanmaz hale gelirdi.
Eğer çevrenin korunması konusundaki duyarsızlık böyle devam edecek olursa büyük
bir olasılıkla insanlık daha birçok felaketle karşılaşacaktır.
5
Prof. Dr. M. Doğan KARACOŞKUN (Gaziantep Üniversitesi Rektörü)
7
Bütün bu sorunların kaynağında ne vardır? Bunları kim ortaya çıkarmaktadır ve neden
kaynaklanmaktadır?
Hiç şüphesiz ki bu sorunların kaynağında insan vardır. İnsan kendi eliyle ve
eylemleriyle hem karada, hem denizde, hem de havada düzeni bozarak yeryüzünü fesada
uğratmakta, ekili ve dikili alanları tahrip edip, nesilleri bozmaktadır. Günümüzde gittikçe
artan bu çevre sorunları, insan-çevre ilişkilerini yeniden ele almayı gerekli kılmıştır. Çevreyi
kirletip tahrip etmeye neden olan birçok maddi ve manevi unsurlar vardır. Genel olarak bunlar:
Cehalet, düşmanlık, ilgisizlik, bencillik ve israftır.
Bu bağlamda gerçekten de israf ve aşırı tüketim, hesapsızca harcamalar çevre kirliliğini
artırmakta mıdır? Eğer artırıyorsa böylesi ahlak-dışı, kötü huyun önüne nasıl geçilir? Bu
konuda hangi tedbirler alınabilir, ne gibi çözümler üretilebilir? gibi sorulara cevap
aranmalıdır.
Tüketim Kültürü
Tüketim, mal ve hizmetlerin insan isteklerini gidermek üzere son kez kullanılışıdır.
Başka bir ifadeyle tüketim, “belirli bir ihtiyacımızı tatmin etmek için bir ürünü veya hizmeti
edinme, sahiplenme, kullanma ya da yok etme” olarak tanımlanabilir. Tüketim olgusu sadece
ekonomik ve yararcılık temelinde değil, bunun yanında gösterge, sembol ve işaretleri de içine
alan sosyal ve kültürel bir olgu olarak görülmektedir.
Tüketim kültürü kavramı farklı anlamlarda kullanılsa da genel olarak iki anlamda
kullanılır. Birincisi, üretilen ürün ve hizmetlerin tüketiciye ulaştırılmasında kültürün baskın
hale gelmesini anlatmak amacıyla kullanılır. İkincisi ise, bireysel beğenileri, sosyal değerleri
ve tüketicilerin yaşam tarzlarını ifade etmek amacıyla kullanılan bir kavramdır.
Gerçekte tüketim kültürü, “tüketicilerin çoğunlukla faydacı olmayan, statü arama,
başkalarıyla arasında fark meydana getirme ve yenilik arama gibi amaçlarla mal ve hizmetleri
tutkuyla arzuladıkları, peşine düştükleri, elde etmeye çalıştıkları bir kültüre karşılık gelir”.
Tüketim, modern toplumlarda daha çok toplumsal statünün ve kimliğin bir göstergesi
haline gelmiş; kitle iletişim araçları tarafından sunulan moda ürünler ve yeni yaşam tarzları bu
eğilimi meşrulaştıran araçlar olmuşlardır. Bu süreçte özellikle gençler, kitle iletişim araçları
vasıtasıyla tüketicilere ulaştırılan ürünlerden ve hizmetlerden en çok etkilenen toplumsal
kesimi oluşturmuştur.
Kapitalist sistemde tüketim önemlidir. Sistemin devamı açısından özellikle mal ve
hizmetin çeşitliliği ve sürekli tüketimi hayati öneme sahiptir. Bundan dolayı tüketimi sürekli
artırmak ve canlı tutmak için çeşitli faaliyetler yapılır.
Kentleşme, kitle iletişim araçları, reklamlar, moda, alışveriş mekânları tüketim
kültürünü yaygınlaştıran faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır.
‘Ne kadar üretir ve tüketirsem o kadar çok mutlu olurum’ düşüncesi ve sırf maddi
tüketime endeksli yaşam tarzı; günümüz insanını huzursuz etmiştir. Nitekim yapılan
çalışmalar tüketim çılgınlığı ve mutluluk arasındaki paradoksu göstermesi açısında önemlidir.
Normalin üzerinde servet ve tüketimin insanların daha tatminkâr yapamaması, tüketime
yönelik yaklaşımımızı yeniden değerlendirmemiz için en etkili nedenlerden biri olabilir.
Günümüzde; çevre kirliliği ve ekolojik dengenin bozulmasında temel sebep,
kapitalizmin açığa çıkarmış olduğu tüketim çılgınlığı ve doğal kaynakların tahrip edilmesi
8
olarak görülmektedir. Aşırı tüketim –israf- modern yaşam biçiminin neredeyse tüm alanlarını
kapsamış durumdadır.
İsraf; elde bulunan kaynak ve imkânların yersiz, ölçüsüz ve hesapsız kullanılmasıdır.
Sade yaşamın güzelliğini kaybetmesi ve toplumun sürekli tüketime yöneltilmesiyle
birlikte üç sosyal hastalık kendini göstermiştir. Bu hastalıklar aile de ve ülke de ekonominin
çöküşünün görünmeyen psiko-sosyal nedenidir. Bunlar; “hedonizm, egoizm ve komfortizm”
hastalıkları olup zevkçiliği, bencilliği ve kişisel rahatı yücelten bireylerin çoğunlukta olduğu
hiçbir aile mutlu olamaz, hiçbir kurum devam edemez ve hiçbir toplum ayakta kalamaz.
İsraf ekonomisinin tabii bir sonucu olan tüketim hırsı, korkunç bir şekilde her şeyi yiyip
bitirmekte, geriye sadece altından kalkılmaz atık ve enkaz yığınları kalmaktadır.
Özellikle Büyük Sanayi Devrimiyle Batı kültürü, doğadaki tüm değerleri üretim,
pazarlama ve tüketim döngüsüne yerleştirmeye yönelmiştir. Buna bağlı olan mevcut
ekonomik anlayışlar ise hızlı büyüme uğruna sürekli tüketim toplumu oluşturmaktadır.
Ekonomik canlılığın devamını sağlamak için de sürekli üretim-tüketim döngüsünü
korumak istemektedir. Bunun için de reklâmlar yoluyla kitlelere sürekli yeni ihtiyaçların
ortaya çıktığı hissi uyandırılır ve yeni harcama kalemleri oluşturulur. Daha sonra da halka
hissettirilen ihtiyaçlar rekabetçi üretim süreçleriyle hızla karşılanmaya çalışılır. Bu kısırdöngü tekrarlandıkça daha fazla üretim, daha fazla tüketim sürekli teşvik edilir. Sonuçta bu
hızla tabii kaynaklar yetersiz kalır, dayanamaz olur.
Burada insanın aklına gelen bir soru da; tüketim, çevre sorunları ve nüfus artışı üçgeni
içinde yer alan nüfusun, israf ve tüketim çılgınlığının, çevre sorunları ve kirliliğinin
neresinde ve ne kadar yer almakta olduğu sorusudur. Bu nüfus artışı, kemiyeti ifade eden
bir nüfus artışı mıdır? Yoksa keyfiyeti ifade eden bir nüfus artışı mıdır? Yani Afrikalı
biri mi çevreyi daha çok kirletmektedir? Yoksa Avrupalı, Amerikalı biri mi? Çevre
kirliliğinin en önemli nedenlerinden biri olan israf ve tüketim çılgınlığı gelişmiş ülkeler
de mi daha çok, yoksa geri kalmış ülkeler de mi? Yine "İnsan için rahat mı, yoksa huzur
mu daha önemlidir?" sorularını akla getirmektedir. 6
Bütün bu soruların cevabı aşağıdaki istatistiki bilgide mevcuttur.
Dünya nüfusunun %23’ünü oluşturan Gelişmiş Ülkeler, doğal kaynakların %85‘ni,
dünya enerjisinin %70’ini, metallerin %75’ini, besinlerin %60’ını kullanmaktadır.
Barry Commoner de The Closing Circle (1971) adlı çalışmasında asıl sorunun nüfus
artışının kendisinde olmadığını; sorunun sanayi toplumlarına özgü tüketime dayalı yaşam
biçimlerinde olduğunu ileri sürmektedir. Yazar, çevre sorunlarının piyasa ekonomisinin bir
başarısızlığı olduğu ve tüketim toplumunun doğayı tahrip ettiğini ileri sürmektedir.7
6
Hüsamettin ERDEM ( Prof. Dr., Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi - İSRAF, TÜKETİM ÇILGINLIĞI VE ÇEVRE
KİRLİLİĞİ)
7
Dr. Hasan Yücel BAŞDEMİR - KÜRESEL ISINMA VE ÇEVRE AHLAKI - ÇEVRE VE DİN ULUSLARARASI SEMPOZYUM
BİLDİRİ METİNLERİ CİLT 2
9
ÇEVRE SORUNLARININ ÇÖZÜMÜ
Çevre Sorunlarının Çözümü İçin Hukukî Yaklaşım
İnsan ve doğa ilişkisi birbirinden bağımsız bir ilişki değil, iç içe bir birlikteliktir. Doğa
olmadan yaşamın değil devamı, bizatihi kendisi mümkün değildir.
Doğanın korunması için ulusal ve uluslararası yasal düzenlemeler, ilke ve kurallar
konulmaya başlanmıştır. Çevre hukuku diyebileceğimiz bu alan oldukça genç bir hukuk
dalıdır.
Ne var ki hukuki düzenlemeler çevreyi korumaya yetmeyecektir. Bir fiilin hukuken bir
anlam kazanabilmesi için icra edilmesi gerekir. Hukuk eylem icra edildikten sonra devreye
girer ve kanunilik ilkesi gereği önceden belirlenen cezai yaptırımın uygulanması söz konusu
olur. Cezai yaptırımların gelişim süreci ise cismen ezadan hürriyeti bağlayıcı cezaya, oradan
da maddi (parasal) yaptırımlara doğru çevrilmektedir. Bunun sonucu olarak çevrenin
korunması için ahlaken donanımlı bireyler yetiştirilmedikçe, bir diğer deyişle çevrenin
insanda ahlaki bir değer olarak yer etmesi sağlanmadıkça, hukukun öngördüğü yaptırımı göze
alan ya da mevzuattaki boşluğu yakalayan, ya da an itibariyle hukukun tespit edemediği insan
çevreye zarar vermeye devam edecektir.
Hukuk felsefesinde hukukun kaynağı tartışmaların kaynağı olmuştur. Kelsen'e göre de
anayasa dahil tüm normlar geçerliliğini temel bir normdan alır. Temel normun geçerliliği ise
siyaset, ahlak ve dine dayanır. Genel kabul gören görüşe göre; hukukun kaynağı, toplum
vicdanı, halk şuuru, ahlak, din gibi evrensel değerlerdir.
Hukukun küreselleşmesi, ahlak kurallarının hukuk kuralları karşısındaki konumunu
daha da geriletirken önemini ve önceliğini daha çok hissettirmeye başlamıştır. O kadar ki
ahlak, hukuk normu oluşturulurken devreye girmek durumundadır. Ahlaktan yoksun bir
hukuk kuralı ne denli hakkaniyet unsuru taşıyabilir?
Ahlak kurallarına aykırı davranılması durumunda toplumsal kınanabilirlik dışında bir
yaptırımla karşılaşılmayacağı, kişinin bu kınanabilirliği umursamaması durumunda ahlak
kurallarının bir anlamı olmayacağı, bu sebeple hukuken yaptırıma bağlanmış bir kuralın daha
etkili olacağı sürekli olarak ifade edilmiştir. Oysa ahlak kurallarının kişiye bir yaptırım
uygulamak gibi amacı zaten yoktur. Ahlak kurallarının asıl işlevi, gerçekleştirmek istediği
erdemin, herhangi bir zorlama ve yaptırım olmaksızın kişi tarafından kendiliğinden
benimsenmesi ve yaptırım tehdidi olmasa bile erdemli davranışın sergilenmesidir.
“Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır.’’
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.”
Ahlaktan yoksun modern ceza anlayışı, özellikle çevrenin korunması için son derece
yetersizdir.
Hukuk kurallarıyla korunmaya çalışılan çevre; hukuk kuralı, ahlak unsuru içermediği
müddetçe materyalizmin yeni bir faaliyet sahası olmaktan öte geçmeyecektir.
10
Çevre hukuku, oluşan yeni durumlar ve koyduğu ilke ve kuralları bir şekilde dolananlar
için yeni çareleri ve kriterleri iş işten geçtikten sonra düşünmeye başlayadursun, ahlak;
insanlık tarihiyle birlikte var olan ilke ve değerlere dönüş bekliyor.8
Çevre Sorunlarının Çözümüne Ahlâkî Yaklaşım
Çevre sorunları ve özellikle de küresel ısınma; başlangıçta teknolojik gelişmelerin ve
aşırı sanayileşmenin sonucu olarak algılanmış, bu sorunun aslında bir insan ve ahlak sorunu
olduğu gözden kaçırılmıştır. Daha sonraları çevre sorunlarının küresel bir hal almasıyla
aslında karşılaşılan sorunun bir insan ve ahlak sorunu olduğu, yaşanan durumun bir sonuç
olduğu değerlendirilmeye başlanmıştır.
Günümüz itibariyle ise genelde çevre sorunları özelde de küresel ısınmada insanın en
önemli unsur olduğu kabul edilmiş durumdadır. 2009 yılında yayınlanan Birleşmiş Milletler
Çevre Raporu küresel ısınmada insan faktörünün etkisini %90 olarak belirtmiştir. Çevre
sorunlarının başlıca aktörü insan olmakla beraber söz konusu sorunları en fazla hisseden ve
sonuçlarından en fazla etkilenen de insan olmaktadır.
Teknoloji kirliliği, enformasyon kirliliği, yerel kültürlerin yok oluşu, fakirlik ve
sefaletin artan yükselişi, varlıklı olanlarla fakir olanlar arasındaki farkın gittikçe büyümesi,
artan silahlanma oranları, kirli bilim, toprağın verimliliğindeki düşüş ve artan çölleşme
oranları, yerel kültürlerin hızla yok oluşu vb. birçok problem, tüm farklılıklarına rağmen insan
ve ahlak sorununun sonucudurlar.9 Ahlak dinamik bir tecrübedir. Ahlaki hayat sürekli akan
bir su gibi, yeni durumlar, fırsatlar ve yetenekler ortaya çıkarmakta, küçük ve büyük
olduğuna bakılmaksızın sürekli karar vermemizi gerektirmektedir. İnsanlık tecrübesinin
ortaya çıkardığı çevre sorunları, yeni ahlaki sorumluluklarımızı nasıl yerine getireceğimiz
sorusunu gündeme getirmektedir.
İnsanın çevreye nasıl bir statü verdiği sorusu, insanın çevreyle kurduğu ahlaki ilişkinin
belirlenmesinde merkezi düzeyde bir öneme sahiptir. Çevreye niteliksel olarak nasıl bir değer
atfettiğimiz çok önemlidir. Çevrenin araçsal bir değere mi, yoksa araçsal olmayan içsel bir
değere mi sahip olduğu sorusuna verilen cevap bizim çevreyle kurduğumuz ilişkinin doğasını
belirlemektedir. Çevreye araçsal değer olarak yaklaşmak, ona, başka amaçları
gerçekleştirmenin bir aracı olarak bakmak sonucunu doğurmaktadır.
Çevrenin bizatihi kendisinin bir değer olduğunu düşünmek ise, çevreye başka
amaçların gerçekleştirilmesine yarayan bir araç olarak bakmamak anlamına gelmektedir. Bir
şeyin bizatihi değer olarak görülmesi, bireye onu korumak ve ona zarar vermemek şeklinde
moral bir sorumluluk ve görev yüklemektedir.
Doğa ve insan arasında karşılıklı ve bütünleyici bir ilişki vardır. İnsan doğaya, doğa
insana feda edilemez. İkisi birbiri uğruna yok olamaz, ancak birbirleri içinde var olurlar.
Bütün insanların şu soru üzerinde derinliğine düşünmesi gerekmektedir: Canlılar topluluğu
içinde benim yerim nedir? İnsanın, çevreyle işbirliği içinde olması ve ona karşı özel
sorumlulukları olduğunu unutmaması gerekir. Canlıları bilmek ve ihtiyaçlarının farkına
derinliğine ve yeterli bir şekilde varmak önemlidir. Ahlak, insanı aşmakta ve insanın
ötesindeki varlıkları da kapsamaktadır. Bütün canlı organizmalara ve yapılara karşı insan,
sorumluluk ve ahlakla donanmalıdır.
8
9
Av. Doğan KARAOĞLAN (ÇEVRE HUKUKLA DEĞİL AHLAKLA KORUNUR)
Prof. Dr. M. Doğan KARACOŞKUN (Gaziantep Üniversitesi Rektörü)
11
Günümüzde insan, tabiata hükmetme ilişkisi geliştirmiştir. İnsanın tabiatın efendisi
olma gibi bir pozisyonu ve ona hükmetme şeklinde bir ayrıcalığı yoktur. İnsan, tabiatla
üstünlük değil, eşitlik ilişkisi kurmalıdır. İnsanın gayri adil olarak tabiat ve çevreyi tüketme
hakkı yoktur. Bütün canlıların iyiliği ve refahı için insanın kendisini sınırlamayı öğrenmesi
gerekmektedir.
Çevre krizini çözecek veya derinleştirecek olan insani veya gayri-insanî
davranışlarımızdır. Çevre konusunda duygularımızın ve maneviyatımızın yeniden inşa
edilmesi gerekmektedir. Günümüzde insanlar, ahlaktan çok güdülerine ve arzularına cevap
vermektedirler. İnsan hayatında güdülerin ve arzuların yeri, işlevi ve etkisi önemlidir. İnsanın
güdülerini ve arzularını sınırlamayı öğrenmesi gerekmektedir
Gelecek nesillere karşı sorumluluğumuz, onlara insani ihtiyaçlarını ve hayatlarını
devam ettirebilecekleri bir çevre bırakmaktır. İnsanın ötesine giden ve ahlaki duruşu bütün
canlılara teşmil eden bir ahlaka ihtiyaç vardır. Bunun için insanın bencil ve dar çıkarlarının
ötesine gitmesi gerekmektedir. Bu sebeple insanın çevreye ve içinde yaşayanlara saygı ile
yaklaşması gerekmektedir.
Doğaya insanın müdahalesi aşırıdır. Doğanın insanın müdahalesinden korunması
gerekmektedir. Çevre krizi insanın modern dönemde yaşadığı derin bir krizin sonucudur.
Modern insan ve toplumlar, kendilerine ve kutsala yabancılaşmalarının sonucu olarak doğaya
yabancılaşmışlardır. İnsanın özgürlüğü teknoloji yardımıyla doğayı boyunduruk altına
almakla gerçekleşemez. İnsan doğayla bütünleştiği ölçüde özgürleşir ve insanlaşır. İnsan ve
doğayı birbirinden ayıran bölücü yaklaşım terk edilmeli, insan-doğa bütünlüğü esas
alınmalıdır.
Pozitivizm, çevreyi tahrip eden bir felsefedir. Tabiata azgınlaşmışçasına saldıran bir
fıtrat, hem insanlığa hem de çevreye yabancıdır. Doğa üzerine tefekkür ederek, insan kendini
inşa edebilir. İnsanın duygusal ve manevi olarak doğa ile ilişki kurmaya ihtiyacı vardır.
Duygu ve manevi temelli bir ilişki, insanın merkezine Allah’ı ve O’nun ayetleri olan doğayı
yerleştirecektir.10
O halde, çevre sorunlarının temelinde insanın inanç ve düşünce dünyasındaki
değişimin yer aldığı bilinmektedir. Çevre sorunlarına sadece teknolojik çözümler aramak
yeterli değildir. Bunun yanında kirliliği önlemede toplumların inanç ve düşünceleri de dikkate
alınmalı, bu doğrultuda çevre sorunlarının çözümüne yönelik çalışmalar yapılmalı ve projeler
geliştirilmelidir. Bireylerin ve toplumların inanç dünyasını ve değer yargılarını göz önünde
bulundurarak tüketim kültüründen uzaklaşması için bu değerlerin harekete geçirilmesi
gerekmektedir.11
Çevre sorunlarını çözmek için öncelikle insanımıza, manevi ve vicdani sorumluluk
bilinci, dünya ve ahiret dengesini kurması gerektiği ve ebedi hayat inancı, yani ferdî
çıkarlarıyla ve maddi değerlerini mutlaka manevi değerlerle bütünleştirmesi gerektiği bilinci
verilmelidir.
O halde, önce insanın kendisini temizlemesi ve düzeltmesi gerekmektedir. O,
temizlenmeden hiç bir şey düzelmez; işe önce kişinin kendisinden başlaması gerekir.
10
Bilal SAMBUR ( Prof. Dr., Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi - ÇEVREDE BÜYÜK PARADİGMA
DEĞİŞİKLİĞİ: TEO-ANTROPO-EKOSENTRİK YAKLAŞIM)
11
Hüsamettin ERDEM ( Prof. Dr., Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi - İSRAF, TÜKETİM ÇILGINLIĞI VE ÇEVRE
KİRLİLİĞİ)
12
Dinî kaynakların çevre konusu hakkında söylediklerini, ahlaki öğretilerinin insan
üzerindeki etkilerini ve bunda din eğitiminin rolünü ve önemini ortaya koymak, insanların bu
hususlarda daha duyarlı davranmasına yardımcı olacaktır. Din ve onun öğretileri insan
davranışlarını ve çevresiyle olan ilişkilerini direkt etkileyecektir.
İSLAM’IN ÇEVRE TASAVVURU VE İSLAM PERSPEKTİFİNDEN
ÇEVRE SORUNLARI
MODERN
İSLAM’IN ÇEVRE TASAVVURU
İnsan-Çevre ilişkilerini izah noktasında kullanılan Thomas Kuhn’a ait paradigmatik
modele göre her toplumun egemen bir dünya görüşü vardır ve bu görüş tabiat ile olan
ilişkilerini şekillendirir ve meşrulaştırır.12 İslam toplumu kendi dünya görüşünü Kur’ani
bilgiler ve Nebevî ölçülere göre belirler. Dolayısıyla onun çevre ile olan ilişkilerini de yine bu
iki esas belirler. Buna göre kainat, onu var eden Allah’ın varlık ve kudretinin delili olarak
yaratılmış, Rûm suresi 24 ve 25. Ayet-i kerimeler de bu duruma delil gösterilmiştir. Şöyle der
Allah Teâlâ:
“Size bir korku ve (yağmur) ümidi vermek için şimşeği göstermesi, gökten yağmur
indirip onunla ölümünden sonra yeri diriltmesi de, O’nun (kudretinin) delillerindendir.
Şüphesiz bunda akıl erdirecek bir toplum için elbette ibretler vardır. Göğün ve yerin O’nun
emriyle (bu şekilde) durması, O’nun (kudretinin) delillerindendir.
Canlı ve şuurlu varlıklar âleminin bir parçası olan insan bu alemin etkilenen ve
etkileyen bir parçasından ibarettir.13 Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Kainat çeşitli ve farklı unsurlardan meydana gelmiş olsa da her mahluk ve canlı ilahi
bir bütünlük arz eder: “Yerde hareket eden hiçbir hayvan ve (havada) kanatlarıyla uçan
hiçbir kuş yoktur ki (yaratılış ve yaşayışta) sizin gibi bir toplum teşkil etmesinler. Kitab’da
biz, hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (onların hepsi), ancak Rablerinin huzuruna
toplanacaklardır.”14
" (Allah) yeryüzünü canlılar için yayıp döşedi."15 ayeti Allah’ın yeryüzünü bütün
canlılar için en uygun ve mükemmel biçimde yarattığını ifade etmektedir. İslam
düşünürlerinin büyük bir kısmı “dünya olabilecek âlemlerin en mükemmelidir görüşüne kabul
ederler. 16 Kainat belli bir gaye için belli nizam ve kurallara göre tüm canlılar için elverişli
biçimde yaratılmıştır ki buna Sünnetullah denilir.17 Allah’ın yaratma ve yönetmesinde ezelden
süregelen ve değişmeyen kurallar gereğince gereği varlıklar ne için gönderildiklerinin
bilincindedir.18 Mükemmel bir surette ve düzen içinde yaratılmış bu alem kemal ve
mükemmelliğini, onu yöneten ve nizama koyan Yaratıcısının hususiyetlerinden almaktadır.19
İnsan, Allah’ın yeryüzündeki halifesi olarak yaratılmış ve Onun mahlûkuna halife
tayin edilmiştir. İslam yönetim anlayışında devlet, vatandaşlarını, topraklarında bulunan canlıMuammer Tuna, “Çevre Sosyolojisinin ortaya Çıkışı ve Çevre Toplum İlişkilerinin Tarihsel Evrimi”, Çevre Sosyolojisi, Eskişehir: AÜ.
Yay., 2012, s. 9.
13
Hür Mahmut Yücer-Sinan Yılmaz, “Şeriat ve Tasavvuf Bağlamında Din-Çevre İlişkisi Üzerine bir Değerlendirme”, TKSAD, Karabük:
KÜ, 2012, s. 327.
14
En’am 6/38.
15
Rahman 55/10.
16
Mehmet Dalkılıç, “İslam Düşünürlerinin Alem Görüşü”, Uluslar Arası Çevre ve Din Sempozyumu Bildiriler Kitabı, İstanbul: İÜ, 2008, II,
s. 1.
17
İlyas Çelebi, “Sünnetullah”, DİA, İstanbul: TDV, XXXVIII, s. 159.
18
Yücer- Yılmaz, age., s. 327.
19
Dalkılıç, age., s.7.
12
13
cansız varlıklar ile insan yapısı çevreyi temsil ederek, canlı-cansız doğa ile insan yapısı çevre
unsurlarının varlığını sadece insan için ve onun hatırına değil, bizatihi kendiliğinden hak
sahibi kabul etmelidir. Kur'an: " Göklerde ne var, yerde ne varsa, hepsini (Allah), kendi
(lütfu)ndan sizin istifadenize verdi. Şüphesiz bunda düşünecek bir toplum için elbette ibretler
vardır."20 ayetinde beyan olunduğu üzere yaratılmışların bir lütuf olarak insana sunulduğunu
söylemesinin yanında insanın gerçekte bir "emanetçi" olduğunu da beyan etmektedir:
" Doğrusu biz emaneti (emir ve yasakları) yerine getirme sorumluluğunu göklere, yere
ve dağlara arz (ve teklif) ettik de (onlar) bunu yüklenmekten kaçındılar ve on(un getireceği
sorumluluk)tan korktular da onu insan yüklendi. (Eğer bunun gereğini yapmaktan kaçınırsa)
cidden o çok zalim, çok cahil (demek)tir.”21
Yeryüzünde karışıklığa ve kaosa sebep olabilecek potansiyele sahip olduğu yukarıdaki
ayette belirtilmiş olan insan bozgunculuk yapmaktan, düzeni bozmaktan, zarar verip fesat
çıkarmaktan men edilmiştir. Bu sayılanların tamamına tabiata karşı işlenecek her kusur dahil
edilmiştir. Müslümanlar (İman, ahlâk ve ilâhî adaletle belirli bir) düzen sağlandıktan sonra
(bunlardan saparak) yeryüzünde bozgunculuk yapmayın,!"22 ayetinden hareketle çevre
denilen olgunun insandan topluma, hayvandan bitkiye, kaynaklarından kurallarına kadar
bütün unsurlarını zarar vermeden koruma emrini almıştır. İslam’ın çevre anlayışı önce tahrip
eden sonra onaran kapitalist düşünceden farklı bir istikamet çizer.
Kur’ anı anlayış, varlıklar âleminden düzeni bozmayacak şekilde, gerektiği ölçüde ve
miktarda faydalanmayı mümkün görür. Hz. Peygamber (a.s) tabiatın hiçbir şart ve durumda
tahrip edilmesine müsaade etmez. Onun Râfi’ b. Amr çocukken karnını doyurmak için
Ensar’dan birisinin hurma ağacını taşlayınca, Hz. Peygamber (a.s) ona son derece şefkatli bir
üslupla “Evladım, ağaçları taşlama, dibine düşenleri al, ye!23 Sözleri makul dahi olsa ferdi
veya toplumsal hiçbir ihtiyaç durumunun tabiatı tahribe ruhsatı yoktur. İnsanın ihtiyaç ve
iyiliği için tabiat ve “kaynaklar” denilen istifadeye açık bileşenler feda edilemez. Bu durum
doğrudan bir hak ihlalidir.
Endüstriyel toplumda çevrecilik, çevrenin korunmasını, insanın da bu korunmuş
çevrede fiziksel ve ruhsal olarak dengeli ve sağlıklı biçimde yaşaması anlamına gelir. Modern
toplumların nihayet ulaştıkları çevre anlayışı ise tabiat ile iç içe geçmiş bütüncül bir yaşam
biçimini ifade eder.24 İslam dininin en büyük uygulayıcısı olan Allah resulünün iki sözü
İslam’ın tabiat ile olan irtibat ve ilişkisini izah eder niteliktedir:
İlki “Uhud Bizi Sever, Biz de Uhud'u Severiz”25 meşhur hadisidir. Bu hadis İslam
dininin çevrecilik anlayışının insan merkezli bir çevreci anlayış olmadığını, her iki varlığın
birbirleri için ifade ettiği değere işaret eder. Fayda ve zarar üzerinden yürütülen pek çok çevre
anlayışı bu “sevgi” seviyesinde ifade edilmemiştir. Müslümanlar tabiata sevgi ile bağlıdırlar.
Bu sevgi hem ona verdikleri değerden hem de onu Yaratan’a duydukları sevgi ve hürmetin
tezahüründendir.
İkincisi “Yeryüzü bana mescid kılındı!” hadis-i şerifidir. Bu söz ise insanın kulluk
kutsallığından kendisini arındırdı kabul edilmiş, ibadet mekânına göstereceği bütün özen ve
titizliği yeryüzüne ve içindekilere göstermesi, kutsallık atfetmesi sağlanmıştır. 26 Mescit
20
Casiye 45/13.
Ahzab 33/72.
22
Araf 7/56-85.
23
Tirmizi, Buyu’, 54.
24
Muammer Tuna, “Çevreciliğin Teorik Temelleri”, Çevre Sosyolojisi, Eskişehir: AÜ. Yay., 2012, s. 29.
25
Buhârî, Cihad, 71
26
Mehmet Atalay, “İslam ve Çevre Pisikolojisi”, Çevre ve Din Sempozyumu, İstanbul: Yalın Yay, 2008, I, s. 186.
21
14
temizlik demektir, mescit kabul edilen yeryüzünün mescit seviyesinde temizliği ve korunması
da bu kabulün getirdiği bir zorunluluktur.
Modern Hukukun çevre ile ilgili iki temel hususundan bahsedilir: 1- Çevre insan eliyle
kirletilmektedir. 2- Kirlenen çevre temizlenmelidir. Bu iki unsuru dikkate alarak İslam çevre
hukukunu “Çevrenin kullanılması, temiz tutulması, kirlenmekten korunması ve kirlenen
çevrenin temizlenmesi gayesiyle alınan tedbirleri düzenleyen hukuk kaidelerinin tümü” olarak
tanımlamak mümkündür.27 İslam düşüncesinin merkezinde kamu yararı düşüncesi yer
almaktadır. Bunun yanında insanlara, eşyalara, canlılara ve cansızlara zarar vermemek ve
zarara mani olmak ikinci çok önemli esasıdır.28 Bu husus Resulullah Efendimiz şu hadisinden
hareketle belirlenmiştir: “Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yasaktır” Zarar
vermemek, zararlıyı bertaraf etmek İslam çevre hukukuna göre yeterli değildir. Ek olarak
zararı gidermek, izale etmek de gereklidir. İslam Hukuku çevreye zarar vermeyi yasakladığı
gibi çevrenin temizliğini istemek ve emretmenin de İslam’ın en mühim prensiplerinden olan
iyiliği emretmek kötülükten nehyetmek çerçevesinde izah eder. Dolayısıyla çevreyi temiz
tutmayı emir ve teşvik, insanları da bu zarardan sakındırmak bizzat İslam’ın bu prensibinin
bir zorunluluğudur.29
Kurulmuş büyük İslam Devletlerinin neredeyse tamamında göze çarpan, düzenlilik,
temizlik, güzele tutkun oluş, yoksulu ve acizi koruma, hayvanlara değer verme ve bakımını
üstlenme, ağaçları koruma ve ağaçlandırma çalışmaları İslam dininin arz üzerindeki her
varlığa verdiği değeri gözler önüne sermektedir. Ancak tarihi seyir içinde özellikle son birkaç
yüzyıldır gerçekleşen dinden uzaklaşma ve gayr-i Müslim toplumlara üstünlük kabulü ile
gerçekleşen yakınlaşma, siyasi ve ekonomik güçsüzün güçlüye öykünmesine yol açmıştır.
Müslüman ülkeler öz değerlerini unutmuş, güçlenen batı ülkelerinin ihtişamından etkilenerek
onları takibe başlamış, sanayileşme ile sınırlı kalacağını zannettikleri bütün bir fikir ve anlayış
dünyasını ithal etmişlerdir. Batı düşüncesinin temelinde, tarım toplumuna geçiş ile başlatılan
ve Rönesans ile kuvvetlenen, insanın üstünlüğü ve tabiatın bu gücün marifetiyle sömürülmesi
görüşü, olduğu gibi değilse de büyük ölçüde özellikle yan etkileri ile birlikte İslam dünyasına
girmiştir. İslam topraklarındaki bakımsızlık harabiyet boyutuna o dönemlerde geçmiştir.
Nihayet Müslüman ülkeler kendi inanç ve gönül dünyalarına ithal ettikleri sorunlarla çağdaşı
ülkeler gibi mücadeleye başlamışlar, bu sorunlara kendi gönül ve kültür dünyalarından
çözümler üretmekte aciz kalmışlardır.
İSLAM PERSPEKTİFİNDEN MODERN ÇEVRE SORUNLARI
Kur’an inancı kişiyi “elinden ve dilinden emine olunan kimse” olarak tarif eder. Ebu
Şüreyh’den rivayet edilen bir hadise göre Hz. Peygamber (a.s) (bir kere arka arkaya üç kere
yemin ederek) Vallahi iman etmiş olmaz, vallahi îmân etmiş olmaz, vallahi îmân etmiş olmaz!
Buyurdu. (Mecliste hazır bulunanlar tarafından): Yâ Resûlallah! Bu iman etmiş olmayan
kimdir? diye soruldu. Resûl-i Ekrem: Kim olacak, şu komşusu zulmünden, şerrinden emin
olmayan kişi, diye cevap verdi. 30 Bu tarif Müslümanları sadece insanlara değil canlı cansız
diğer bütün yaratılmışlara karşı sorumlu ve dikkatli kılar.
“Sizden biriniz kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemedikçe (kâmil
manada) iman etmiş olamaz.”31 Bu hadiste ifade edilen mana gereği mümin sokağını temiz
Servet Armağan, İslam’da Çevre ve Korunması, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, 2010, sayı 15., s. 41.
Armağan, age., s. 42.
Armağan, age., 43.
30
İmam Gazali, İhya-u Ulumi’d-Din, müt. Ali Arslan, İstanbul: Yaylacık Mat., 1973, Kitabu’l-Edeb, Hadis no: 1980.
31
Buhârî, İmân, 7
27
28
29
15
tutmaktan başlayarak, mahallesini, şehrini, ülkesini, dünyasını ve hatta atmosfer dışındaki
alanları dahi temiz tutmak anlayışını elde eder.
Tüketim ve İsraf
İslam toplumsal hayatının en mühim prensiplerinden biri her türlü israftan
kaçınmaktır. Bu prensip israfın en sıradan ihtiyaçları da içeren " Ey Âdemoğulları! Her
mescit(de yani secde edeceğiniz zaman ve mekân)da ziynet (olan temiz ve güzel elbise)nizi
alın (giyinin). Yiyin, için, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.!"32 ayet-i
kerimesi ile dile getirilir. Tüketim maddelerinin hayvan ve bitkiler dünyasından karşılanan bu
ihtiyaçlar bütününe getirilen sınırlama ekosistemi koruyan çok önemli bir katkıdır. Çünkü
insanın günlük yiyecek ve içeceklerinin, giyim ve süs eşyalarının tamamı kara ve deniz
canlılarından sağlanmaktadır. İslam dini israfı yasaklamakla kara ve denizde, sadece biyotik
(canlı) değil; belki abiyotik (cansız) çevreyi de koruma altına almış olmaktadır.33 Raşit
Halifelerin ikincisi Hz. Ömer’in "Kişinin her canının çektiğini satın alıp yemesi israf olarak
yeter!"34 sözü dikkat çekicidir.
Modern toplumun tüketimi teşvik edişi ve bireyi tükettiği ölçüde değerli bulan anlayışı
İslam’ın yetecek kadar tüketme prensibi ile örtüşmemektedir. İsrafın gereksiz tüketime,
gereksiz ve aşırı tüketimin çevre kirlenmesinden kaynakların israfına kadar pek çok probleme
yol açtığı ortadadır. Modern dünya tüketimi özendirerek çevre kirlenmesine, kaynakların hızla
tüketilmesine sebep olmaktadır. Oysa Kur ‘ani hayatın israfı yasaklayıp iktisadı teşvik eden
prensipleri ile tüketimin azaltılması, üretim aşamasında ortaya çıkan çevre tahribatına yol
açan aşamaları bertaraf edeceği gibi, tüketim neticesinde ortaya çıkan atık probleminin de
büyük ölçüde azaltılmasını temin edebilir. İhtiyaçtan fazlasını zevk, sefa, gösteriş, itibar gibi
nefsanî duyguların tatmini ile tüketmek daha çok kaynak kullanmak, daha çok atık madde
üretmek, daha çok kirletmek demektir.
Kaynakların giderek azalması alternatif çözümleri düşünülmesini zorunlu kılmaktadır.
İsraf, aşırı tüketim ve lüks tüketim sonucu giderek önemi artan kısıtlı ve sınırlı kaynaklar
konusu tehlikesi henüz ölçülememiş nükleer güç gibi alanlara yönlenmesine, pek çok canlı
türünün ölümüne, ciddi tahribatlara sebep olan zehirli atıkların üretilmesine yol açmaktadır. 35
İslam israf, tüketim kültürünü reddederek problemleri ortaya çıkmadan önleme potansiyeline
sahiptir. 36
Ucuz iş gücünün yeni sömürü araçları olarak dünyanın her yerinde yaygınlaştığı bir
dönemde aşırı tüketmek ve israf bu sömürüye dolaylı bir katılım anlamını taşımaktadır. Ucuz
iş gücünün sömürülmesi konusunun ise göç olgusu ile birlikte düşünülmesi gerekir ki bu da
kendi başına yeterince büyük bir problemdir. Bütün bu sayılan problemlere tüketim aşırılığı
dolayısıyla sebep olmak, Allah’ın beyan ettiği düzeni bozmak; tabiatın yenilenemez, geri
döndürülemez imkânlarını büyük oranda azaltmak gelecek nesillerin haklarını da israf etmek
anlamını taşımaktadır.37 Bu da İslam düşüncesine göre başlı başına bir israf ve hak ihlali
meselesidir.
32
Araf 7/31.
Necdet Çağıl, Kur’an Işığında Çevre Gerçeği ve Çevre Bilinci, EKEV, 2008, sayı 36., s. 28.
34
Çağıl, age.
35
Semra Cerit Mazlum, “Çevrecilik ve Çevre Hareketleri”, Yeni Toplumsal Hareketler, Eskişehir: A.Ü. Yay., 2011., s. 214.
36
En’am 6/141.
37
Hüseyin Akyüz, “Çevre Dostu Bir Elçi: Hz. Muhammed”, Çevre ve Ahlak Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Gaziantep: Gaziantep
Üniversitesi, 2014, s. 43.
33
16
Açlık ve Yoksulluk
Kaynakların doğru, dengeli ve adaletli kullanılmamasının bir sonucu olarak tabi afetler
tabi afetler bile tetiklenebiliyor. Yerel bir sorumsuzluk bütün dünyanın bedeli ödediği bir
afete yol açabiliyor. Bu failleri genellikle gelişmiş ülkeler olduğu bilinen bir konudur,
sanayileşme ilk olarak bu ülkelerde başlamış çevre ve kaynak sorunları ilk olarak onların
gündemlerini işgal etmiş, zararlarını küresel boyuta genişletmişlerdir. Hatta ilk sömürgecilik
eylemleri bile kaynak arayışının bir neticesidir.
Açlık ve yoksulluk da gelişmiş ülkelerin bir sorumsuzluğu olarak üçüncü dünya
ülkelerini etkileyen en önemli sorunlardan biri olarak ortaya çıkmıştır. Üstelik artmakta ve
yayılmaktadır, zira sanayileşme, her gün arasına sömüren, kaynakları tüketen, israf eden,
kirleten ve bozan yeni ülkeler katarak yoluna devam etmektedir. Gelişmiş ve gelişmekte olan
ülkeler gelişmemiş ülkelere oranla çok daha fazla besin ve enerji tüketirler. 38 Üçüncü dünya
ülkelerinde yaşayan insanların çoğunun evinde elektrik bile bulunmazken gelişmiş ülkelerin
evlerinde ortalama 50 elektrikli araç bulunmaktadır. Gelişmiş ülkelerdeki insanlar aşırı ve
dengesiz beslenmekten dolayı sağlık ve kilo sorunları çözebilmek için tonlarca para
harcarken, gelişmemiş ülkelerde çocuklar yetersiz beslenme ve açlıktan hayatlarını
kaybetmektedir. Ekonomik olarak kaynakları tüketilen, işleyecek ve üretecek sermayeden
yoksun olan, eğitim ve gelişim imkânları da bulunmayan ülkeler kısır bir döngünün içine
hapsedilmiş durumdadır. İklim değişikliklerinin her türlü sonucundan etkilenen bu ülkeler
ormanlarını da ısınma kaynağı olarak kullanıp yok edilmesine yol açmakta, her türlü kurtuluş
imkânlarını bilinçsiz ve çaresizce yok etmektedir.
İslam böyle bir dengesizliğe göz yummadığı gibi yoksul ve çaresizlere el uzatmayı
bireysel ve devletler bazında sorumluluk çerçevesi içine almıştır. İslam inancında mal
sahibine dilediği gibi tasarruf hürriyeti verilmez. Zira şahsi menfaatlerinin arkasında içinde
yaşadığı cemiyetin menfaatleri vardır.39 Parayı yığmak eğilimini kontrol eden zekât40
müessesesi servetleri görünür kılar ve ilahi bir buyruktur. Herkes malının belirli bir miktarını
muhtaç ve yoksullara onların hakkı olarak vermelidir. Yabancı insanlara ait hakkın müminin
mülkü arasında bulundurulması yoksulu ötekileştiren modern anlayışın karşısında yer
almaktadır. Böylece mümin sadece farkındalık kazandığında değil bu bilince ulaşmadığı
durumlarda dahi muhtaç ve yoksullar için “kendinden” bir parçayı ayırmak zorundadır.
Zekâtla, yoksul ve güçsüzler, borçlular, köleler, göçe mecbur kalanlar, yeni Müslüman
olanların41 tamamı müslümanların sorumluluğuna verilmektedir. Namazla herkesin eşitliği
ilkesi, zekâtla da sosyal adalet ve yoksulluğun giderilmesi prensibi öğretilmektedir. 42
Nimetlere şükür bir müslümanın önde gelen vazifesidir. Şükür dil ile yapılabildiği gibi
kendisinde var olan her şeyi ona sahip olmayanlarla paylaşmak şükrün bir çeşididir. Sıhhatin
şükrü hastayı gözetmektir, tokluğun şükrü açı doyurmaktır, varlığın şükrü yoksulu
giydirmektir, ilmin şükrü bilmeyene öğretmektir. Bu bakımdan üçüncü dünya ülkeleri her
alanda şükür icra etme sahaları olarak kabul edilebilir, zira bu sorunların hepsine sahip
bulunmaktadırlar. Çevrecilik anlayışında daha az tüketmek, daha az enerji harcamak, daha
sade yaşamak çözümleri üretilse de İslam’daki ilave “elindeki paylaşmak prensibi” bu
çözüme çok büyük bir katkı yapacaktır.
Tuna, “Çevreciliğin Teorik Temelleri”, s. 65.
Seyyid Kutup, İslam’da Sosyal Adalet, çev. Yaşar Tunagür-Adnan Mansur, İstanbul: Cağaloğlu Yay., 1968, s. 164.
40
Osman Eskicioğlu, Çağdaş Vergi Anlayışının İslam Hukuku Açısından Eleştirisi, Basılmamış Kitap, s. 48, http://www.enfal.de/vergi.pdf,
Erişim: 19.05.2014.
41
Eskicioğlu, age., s. 49-50.
42
Eskicioğlu, age., s. 50.
38
39
17
Biyoçeşitlilik - Diğer Canlılar:
“Allah güzeldir, güzelliği sever.”43 Hadis-i şerifi bütün İslam düşünce ve hayatına
tesir etmiş, bu söz hürmetine İslam güzel sanatları ortaya çıkmıştır. Güzelliğin çevreye
tezahürü ise bahçelerdir. Endülüs ve Osmanlı bahçeleri bu sahada değerlendirmeye en layık
örneklerdir. Bahçecilik kültürü her toplumun egemen düşüncesine göre gelişmiş sahalardan
biridir. Batılı bahçeler günümüzde ülkemizde de benzerleri görüldüğü üzere son derece
muntazam bir düzene sahip olduğu gibi mevsimine göre çiçek veren çiçekler ve bitkilerle
doludur.
İslam mutasavvıfları Rasulullah Efendimizin tavsiyesine uyarak eşyayı yaradılış
gayesinin dışında kullanmamaya dikkat etmişlerdir. Bununla birlikte gerekmedikçe hiçbir şeyi
ait olduğu yerden bir başka yere nakletmemeye de özen göstermişlerdir.44 İslam dininin bir
taşı bile gereksiz yere yerinden oynatmaya müsaade etmemesi müminlerde yerdeki bir çakıl
taşını tekmelemekten kaçınmaya kadar varmıştır.45
Sufilerin önderlerinden Bayezid-i Bistamî Hazretlerinden nakledilen şu hadise dikkate
şayandır: Bir Hac yolculuğu sırasında Hemedan şehrine uğrayan Beyazıt-ı Bestamî oradan bir
çiçek tohumu aldı ve devesine binip Bestam'a geldi. Çiçek tohumunu çıkarmak için torbasını
açtığında içine bir kaç karıncanın girmiş olduğunu gördü. Bunları Hemedan’dan getirdiğini
düşünerek “Böyle çalışkan bir mahluku vatanından ayırmaya benim hakkım yok.” diyerek,
kilometrelerce yolu geri dönerek karıncaları yurtlarına iade etti.46
Osmanlı bahçeleri de dünyaca ünlüdür. Ama onlarda mutlak bir düzenden ziyade tıpkı
mimaride görüldüğü gibi ortama ve var olana bir uyum görülür, bu uyumda da büyük bir
saygının izleri teşhis edilir. Osmanlı bahçelerinde güller, laleler ve meyve ağaçları ile
bezenmiş yerel bitkiler vardır. Havuzlar vardır ama batılı örneklerinde olduğu gibi berrak ve
çağıldayan değil, içinde yaşayan canlıların güvenlik ve savunma güdülerini zayıflatmayacak
biçimde durgun ve biraz da bulanıktır. Osmanlı bahçeleri bahçe ve avluları ile suyu bol bir
yerde kurulmuş, meyve ağaçları ve çiçeklerle dolu, çeşmelerle bezenmiş cennete benzetilerek
tasarlanmışlardır. 47 Osmanlıların gül kokusuna ve güle, dolaysıyla gülzârlara olan tutkusu
menşeini Peygamber terinin gül koktuğu bilgisine dayandırır.
Müslüman bakış açısı güzelleştirmeyi bile güzelleştirilecek olanın tabiatına uygun
biçimde yapmayı tercih eder, bozmaz ve yeniden inşa etmez, sadece biçim verir, estetik katar.
Tabiatın tabiatına gösterilen bu saygı, ekolojik dengeyi sağlayan biyo çeşitliliğin devamını
sağlayan en önemli unsurdur. Zira ekosistemin varlığını sürdürebilmesi barındırdığı bütün
canlıların varlığını sürdürebilmesine bağlıdır.48
" (Bak gör) semayı; onu, O yükseltti ve (her şeyde) ölçü (ve denge)yi koydu. (Hak ve
adalete ait) ölçüde taşkınlık (haksızlık) etmeyin!"49 ayeti bir ihtar ve tehdit içermektedir.
Dengeyi bozmak geri dönüşü mümkün olmayan tahribat ve değişikliğe sebep olabilecektir.
Bu sebeple endemik bitki türleri ve nesli tükenen hayvanların varlığı önemlidir. Her bir
tükenen cins, Allah’ın yarattığı denge içerisinde kendisine ait yeri terk etmiş demektir. Tabiatı
Müslim, İmân, 147.
Sema Özdemir, “Sufi Düşünceye Göre Çevre Bilincinin Ontolojik Temelleri”, Çevre ve Ahlak Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Gaziantep:
Gaziantep Üniversitesi, 2014, s. 383.
45
Yücer-Yılmaz, age., s. 328.
46
Ferideddin Attar, TEzkiretü’l-Evliya, çev. Süleyman Uludağ, İstanbul: Erdem Yay., 1984, s. 198.
47
Sühendan Arıkan, “Evliya Çelebi Seyahatnamesine Göre İstanbul ve Bursa’daki Bahçe ve Meralar”, Çevre ve Ahlak Sempozyumu
Bildiriler Kitabı, Gaziantep: Gaziantep Üniversitesi, 2014, s. 348.
48
Tuna, “Çevreciliğin Teorik Temelleri”, s. 29.
49
Rahman 55/7-8
43
44
18
zarar görmüş çevre barındırdığı bitki ve hayvan türlerini kaybeder, yeni türler ortaya çıkar. Bu
da değiştirilmiş bitki ve canlı dengesi ile fıtratı bozulmuş ve başkalaşmış bir tabiat demektir.
Başka bir tabiat başka bir bitki örtüsü başka bir iklim demektir.
Kıt Kaynak: Su
İklim değişiklikleri, küresel ısınma gibi sorunların da dâhil olduğu birçok karmaşık
sebebin yol açtığı kuraklık ve çölleşme İslam’ın duyarlı olduğu konulardandır. İslam soruna
sebep olan şartların düzeltilmesinin yanı sıra sınırlı kaynakları doğru kullanma bilinci
üzerinde de durur, su tüketimini en aza indirmenin yollarını gösterir.
Suyun az bulunduğu bir beldede nazil olan İslam Dini’nin su ile yakın ilişkisi, onu
günlük ibadet hayatının bir zorunluluğu sayması dikkat çekicidir. Müslümanlar beş vakit
namazlarını su ile abdest alarak kılmalıdırlar, bütün ibadetlerinin kabulü için ise genel bir
temizlik olan gusle ihtiyaçları vardır. Buna rağmen suyun dikkatli ve ölçülü harcanması
gerekir. Hz. Peygamber (a.s) abdest alırken bile gereğinden fazla su kullanılmasını mekruh
saymıştır. Konuyla ilgili olarak nakledilen bir hadis şöyledir: “Sa’d abdest alırken Hz.
Peygamber(SAV) çıka geldi. Onun çok su kullanarak abdest aldığını görünce: ‘Bu israf da
ne?’ diye müdahale etti. Sa’d’ın: ‘Abdestte israf olur mu?’ diye sorması üzerine Resulullah
(SAV) şu açıklamayı yaptı: “Evet, akmakta olan bir nehir kenarında olsanız da.”50
İçme ve kullanım suyunun temizliği meselesi günümüz çevre sorunlarının en
önemlilerinden biridir. Dünyada 2 milyar insan temiz içme suyuna erişememektedir.51 Elbette
bu insan eli ile yapılmış bir kirliliktir. İçme suyu havzalarında inşa edilen yapılar, havzaların
kirletici unsurlardan korunmaması bu sorunun başlıca sebebidir. Esasında bu konu Hz.
Peygamber’in (a.s) zamanından su yokluğu sebebiyle bir sorundu. Bu yüzden suyun nasıl ve
ne ölçüde kullanılacağına dair pek çok hadis-i şerif varid olmuş, Resulullah bu hususta önemli
uyarılar ve kurallar getirmiştir. Hz. Peygamber (a.s) su alınan kuyuların, pislikten
korunmasını emretmiş, mesela kuyuların etrafından 25 zira‘lık bir mesafenin (yaklaşık 20 m.)
yasak bölge olması gerektiğini belirtilmiştir. Yine bu cümleden olmak üzere, hayvan
ağıllarının içme suyu kuyularına 40 zira (yaklaşık 35 m. ) dan daha yakın olmamasını
emretmiştir. 52 Ayrıca O, su kaynaklarına, nehir kenarlarına büyük abdest bozmayı; akan ve
durgun sulara küçük abdest bozmayı yasaklamıştır. 53 O, kurbanını şehrin içinde ötede beride
değil, hayvan kesim yerlerinde (Menhar ve Musallâ) kesilmesini tavsiye etmiştir.54
O dönemin kirletici unsurlarını teker teker sayan, yine o devre ait riskli durumları
bertaraf etmeyi emreden Allah Resulünün bu tavsiyelerinden hareketle şunları söylemek
mümkündür: Dere, nehir, ırmak veya çay ve benzeri akarsulara; su birikintisi, havuz, gölet,
baraj, göl, deniz, okyanus gibi durgun sulara şehir ve sanayii atık sularının akıtılmaması,
zorunlu ise arıtıldıktan sonra uygun şartlarda bu kanalların bağlanması gerekir ve bu dinî bir
sorumluluktur. 55
Allah Resulünün sınırlamalarında yer altı sularının korunmasının da gerekli olduğu
anlaşılmaktadır. Buna göre sadece insan atıkları ile değil kimyasal üretim ve benzeri yollarla
yer üstü ve yer altı sularının kimyevî, radyoaktif ve zehirli maddelerle kirletilmemesi gerekir.
Ahmed b. Hanbel, Müsned, haz: Rıfat Oral-Süleyman Sarı, Konya: Ensar Yay., 2003, II, 22
Cemal Zehir, Sorularla Su Problemleri, Gebze İleri teknoloji Enstitüsü e-Bülten, http://www.gyte.edu.tr/ebulten/sayi5/kultur3.htm, Erişim:
19.05.2014.
52
Armağan, age., s. 45.
53
Hüseyin Akyüz, “Çevre Dostu Bir Elçi: Hz. Muhammed”, Çevre ve Ahlak Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Gaziantep: Gaziantep
Üniversitesi, 2014, s. 45.
54
Akyüz, age., s. 46.
55
Talat Sakallı, “Hz. Peygamberin Evrensel Mesajındaki Çevre Bilincine Güncel bir Bakış”, Çevre ve Ahlak Sempozyumu Bildiriler Kitabı,
Gaziantep: Gaziantep Üniversitesi, 2014, s. 85.
50
51
19
Kimyevi atıklar gibi ambalajlar da durgun veya akarsuya atılmamalı, yer altı sularını kirlettiği
dikkate alınarak toprağa gömülmemelidir. Bu atıkların yakılması hava kirliliğine yol açacağı
için özel şartlarda imha yoluna gidilmelidir. Benzeri kirlilik potansiyeline sahip hastane
atıklarının da aynı özenle imhası gereklidir. Bahsi geçen kirleticiler hadis-i şerifler
kapsamında yer alan su kaynak ve havzalarına yaklaştırılması yasaklanan kirleticilerdir. Çöp
depolama tesislerinin, su havzalarına inşa edilmemesini de yine aynı nebevî yasak
çerçevesinde değerlendirilmelidir. Zararı suya, havaya, toprağa, insan, hayvan ve bitkilere
dokunan, cansız maddeleri bile tahrip eden kimyasal ve nükleer silahların savaş söz konusu
olduğunda dahi kullanılması bu nebevî yasak kapsamında ele alınmalıdır.56
Ormansızlaşma-Ağaçlandırma
Hz. Peygamberin (a.s) Mekke’den Medine’ye hicreti sadece Müslümanları
dönüştürmekle kalmamıştır. Bu göç, Medine için de büyük bir değişimin başlangıcı demektir.
Medine bu tarih itibariyle başlayan ağaçlandırma faaliyetleriyle çehresini yeşillendirmiştir.
Kendisi ağaç diktiği gibi Müslümanlara da ağaç dikmelerini tavsiye etmiştir. Hürriyetini elde
edebilmek için üç yüz-beş yüz fidan dikmek zorunda kalan Selmân-ı Fârisî’ye yardım ederek
katıldığı ağaçlandırma faaliyeti tarihte çölde yapılan en kapsamlı ağaç dikme kampanyası
kabul edilebilir.57
Medine yakınlarındaki “Zureybu't-Tâvil” ismiyle bilinen alanın ormanlaştırılması için
çaba göstermiştir. Hz. Peygamber (a.s), Zûkard Gazvesi’nden dönerken, Zureybut-Tavîl
mevkiine gelince, Ensârdan Benî Hârise’ler: ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Burası bizim deve ve
koyunlarımızın otlağıdır, kadınlarımızın dolaşma için çıktığı yerlerdir’ dediler. Bunun üzerine
Hz. Peygamber (a.s): ‘Kim buradan bir ağaç kesecek olursa, onun karşılığı olmak üzere bir
ağaç diksin!’ diye emretti. Bu emir üzerine ağaçlar dikildi ve bir orman meydana geldi.58 Hz.
Peygamber'in (a.s) ağaç dikmeyi ve ziraatı teşvik ettiğine dair pek çok hadis bulunmaktadır.
Ayrıca sadece ağaç dikmeyi değil, kesilen ağaçlarına yerine iki misli ağaç dikilmesini şart
koşmuştur. Şöyle buyurmuştur: "Hiçbir Müslüman bir meyve fidanı dikmez ki, ondan her
yenen; -hatta- kuşların ve canavarların yediği ve birisinin o fidandan noksanlaştırıp aldığı
her şey o fidan sahibi için bir sadaka olmasın" buyurmuştur.59
Resulullah Efendimizin sünneti üzere genişleyen mezarlıklara ağaç dikme geleneği
neredeyse bütün İslam şehirlerinin en etkili ağaçlandırma faaliyetidir. Yeşilliğin ölülere bile
yararı olduğunu bildiren Hz. Peygamber (a.s) bir defasında iki mezar arasından geçerken bir
ağaç fidanı istemiş ve onu iki mezarın arasına dikmiştir. Bu davranışının sebebi kendisine
sorulduğunda ise, yeşilliğin devam ettiği sürece onların azabının hafifleyeceğini belirtmiştir.60
Zorunluluk durumlarında ağaç kesmek kaçınılmaz olduğunda da Allah Resulünün
ifrattan kaçındığı, ancak gerektiği yerlerde ve miktarda ağaç kesilmesine müsaade ettiği
görülmektedir. (O hainlik yapan Yahudilerin yurtlarında kendilerine siper edindikleri)
herhangi bir hurma ağacını (ne zaman) kestiniz veya onu (kesmeyip) kökleri üzerinde (olduğu
gibi) bıraktınızsa, (hep) Allah’ın izniyledir ve (bu izin) yoldan çıkanları rezil etmek içindir.
(Yoksa öfke veya keyfinize göre kesemezsiniz.)"61 Bu ayette belirtildiği üzere savaş gibi
fevkalade durumlarda bile, ağaçların tamamen değil ancak bir kısmının kesilebilmesi de
Allah’ın iznine tabi kılınmaktadır.
Sakallı, age., s. 85.
Akyüz, age., s. 50.
58
Akyüz, age., s. 53.
59
Müslim, Musagât, 7.
60
Müslim, Taharet, 111.
61
Haşr 59/5.
56
57
20
Kirlilik ve Atık Üretme
İslamda esas olan temizliktir ve Allah, pis ve murdar şeyleri haram kılar.62 Bununla
birlikte “Allah pâk ve naziftir, pâklık ve nezafeti sever; kerim ve cömerttir, kerem ve
cömertliği sever.” 63 Öyle ise Müslümanlar avlularını ve herkesin kullanımına açık boş
sahaları temiz tutmalıdır. 64
Temizliği imanın bir parçası kabul eden Resulullah ise kirliliği önleyici türlü tedbirler
öne sürmekte ve uyarılarda bulunmaktadır. Zira önemli temizlemek değil kirletmemektir.
Günümüzde özellikle ülkemizde çokça görülen “kirli” bir alışkanlık olarak yere
gömülmeyen tükürük Allah Resulünün nazarında ümmetinin kötü amellerinden biridir. 65 Yine
Hz. Peygamber (a.s) ferdi bir yanlışlığın toplumsal huzura zarar veren boyutuna dikkat
çekerek şöyle buyurur: “Lanete uğramışlardan olmaktan sakının” Ashap: “Bunlar da kim, ey
Allah’ın Rasulü?” diye sorunca, Resulullah(sav) açıklar: “Halkın gelip geçtiği yollarla,
gölgelendikleri (kuytu) yerlerde abdest bozanlardır.”66 Bu çerçevede yolları, parkları, yaşam
ve dinlenme alanlarını kirletmek, insanların gelip geçtiği yerlere çöpleri, ambalaj atıklarını
bırakmak, insanları rahatsız edecek herhangi bir maddeyi atmak atık olmasa bile men
edilmiştir. Hz. Peygamber (a.s) insanların ortak kullanım alanlarının ve yollarının
kirletilmesini lanetin bir gerekçesi olarak nitelendirmiştir.67
Kur’an-ı Kerim’de çevreyle ilgili meseleleri içeren, çevreye nasıl muamele edileceğini
içeren ve bu manada yol gösterici olan yaklaşık 500 ayet olduğu belirtilmektedir.68 Bunlardan
bir tanesi insanın kirleten yönüne dikkat çektiği belirtilen ” O halde (Resûlüm! Bir ön alamet
olarak) göğün apaçık bir duman getireceği günü gözetle. (O duman bütün) insanları
saracaktır. Bu acıklı bir azaptır.”69 Ayetinin günümüzdeki hava kirliliğini tarif ettiği
düşünülmektedir.70
Hz. Peygamberin (a.s) şehircilik görüşlerinden biri olan, Müslümanları inşa edecekleri
binanın boyunu, komşusunun binasından daha yüksek yapmama konusundaki uyarısı aslında
başka bir amaca da hizmet etmektedir. “İzni olmadıkça binanı onun binasından yüksek yapıp
rüzgârına mani olmaman” Hadisinde geçen “rüzgâr” sözcüğünün kapsamını geniş manada
düşünülecek olursa kastedilenin hadisten komşunun manzarası ve güneşini engellemeyecek
evler inşa etmenin yanında rüzgârın engellenmemesi ve binalar arasında hava akımının
sağlanması için yapılmış bir uyarı olduğu görülür.71 Evlerin bahsedildiği biçimde yapılması
halinde taze ve temiz havanın dolaşımı sağlanacak, kirli havanın birikmesi ve yığılmasına da
engel olunabilecektir. Dolayısıyla İslam canlıların teneffüs ettiği havanın da insan eliyle
insanın menfaati doğrultusunda kirletilmesine de karşı çıkar.
Müslümanın temizlik fikrine göre kirlilik ister çevre ile alakalı, ister içtimai ve ferdi
olsun sakınılması gereken bir derttir. Bu durumu şu hadis-i şerif özetlemektedir: “Allah’ım
pislikten ve pislenmekten sana sığınırım.”72
62
Araf, 7/157.
İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye, et-Tıb bu’n-Nebevî, çev: Abdülvehhab Öztürk, Ankara: Kahraman Yay., 2013, s. 216.
64
Akyüz, age., s. 44.
65
Müslim, Mesacid, 57.
66
Müslim, Taharet, 68.
67
Müslim, Taharet, 68.
68
E.Ruhi Fığlalı, Çağımızda İtikadi İslam Mezhepleri, İstanbul: Şa-To Yay., 2001, s. 21.
69
Duhan 44/ 10-15
70
Armağan, age., s. 46.
71
Akyüz, age, s. 48.
72
Buhari, Vudu, 9.
63
21
Şehircilik
Hz. Peygamber’in (a.s) Medine’ye gelişi ile şehrin yapısı da bundan etkilemiştir.
Esasında bu etkileşim, daha sonra kurulacak bütün İslam şehirlerinin ana yapısını oluşturacak
ilk oluşumdur. Özellikle Cuma namazının bütün cemaati alabilecek büyük mescitlerde
kılınması gerekliliği ile insanların bu yapıların etrafında toplanması şehirleşmenin
hızlanmasını sağlamıştır.73 Şehrin sosyal, idari ve eğitim merkezleri ise yine mescidler ve
camilerdir.74 Şehir kapsamındaki diğer bütün organizasyonlar caminin etrafında
şekillenmiştir. İlk İslam şehri olarak Medine daha sonra kurulacak şehirler için bir örnek
teşkil etmiştir.
İslam mimarisinin de en önemli eserleri ve şehrin sembolleri75 olan mescit ve camii
mimarisi “Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru
kılan, zekâtı veren, (İslâm’a uygun yaşamak için) Allah’tan başkasından korkmayan kimseler
mâmur eder. (Onları yapar, cemaat ve âlimlerle şenlendirir)ler. İşte, onların doğru yola
erenlerden olmaları umulur.”76 ayet-i kerimesinin belirttiği mamuriyet ölçüsüne göre inşa
edilmişlerdir. Bu ilahi emir ve insana ilka ettiği gönül ve fikir zenginliği dünya mimari
tarihinin şaheserlerinin vücuduna vesile olmuştur. İnsani ve ilahî değerler yapı malzemelerine
tesir ederek güzelleştirmiş, taşın, toprağın ve ahşabın tesirleri ise insanı dönüştürmüş, böylece
mimari toplumu inşa eden fonksiyonunu icra etmiştir.77
İslam şehirlerinin plansız bir yapıya sahip olduğu ve düzensizliğin hâkim olduğu
sıklıkla ifade edilir.78 Bu durum İslam düşünürleri tarafından toplumsal ve iktisadi hayata
müdahale etmemenin savunulmasından dolayıdır. İslam’ın toplumsal düzenlemelere beşeri
müdahaleyi hoş görmemesi bunun ilahi amaca karşı işlenmiş bir cürüm olarak
görülmesindendir.79 Şehirlerin insanların birbirlerinin haklarını gözeterek, kendi özgürlük
sınırları içinde kalma şartı ile gelişmesi, şehre kendine özgü bir kişilik kazandırmıştır. Izgara
modeli ile cetvelle çizilmiş gibi tamamen insan kontrolü ve tahakkümü ile inşa edilmiş
şehirlerin en büyük ve görkemlilerinden bile bunu görmek mümkün değildir.80 Müslümanlar
tarihleri boyunca kendi inanç ve kültürlerine ve coğrafi yapı ve iklime göre şekillenmiş,
tabiata ve inanca tabi olarak özgürleştirilmiş şehirlerde yaşamışlardır. Yeryüzü şekillerini hiçe
sayarak, önlerine çıkan dağları, nehirleri, ormanları amansızca yok ederek81 tabiatı nötralize
eden82 Protestan benlik ve mekan dili ızgara biçimi83 İslam şehirlerinin kabullenemeyeceği
kadar çok müdahale içermektedir.
Medine’nin şehirleşmesinde Hz. Peygamber’in (a.s) şehir hayatına dair önerileri
belirleyici unsurlar olmuş bu öneriler tarih boyunca İslam şehirlerinde gözlenen niteliklere
dönüşmüşlerdir. Resulullah’ın mesken siyasetini fuzulî inşaatın yasak olması prensibi ile
başlatmak mümkündür. Şöyle buyurmuştur: “İhtiyaç fazlası her bina, sahibinin üzerinde bir
vebaldir.”84 Evlerin niteliği ise herkese yeterli genişlikte bir ev olarak ifade edilebilir.85
Mustafa Demir, Türk İslam Medeniyetlerinde Şehirleşme, İslami Araştırmalar Dergisi, 2003, XVI, sy. 1, s. 158.
Halil İnalcık, İstanbul Bir İslam Şehri, çev. İbrahim Kalın, , s. 256.
http://www.inalcik.com/images/pdfs/759103iSTANBULBiRiSLAMSEHRi.pdf, Erişim: 20.05.2014.
75
İnalcık, age., s. 248.
76
Tevbe 9/18.
77
Mehmet Yılmaz, İslam’da Mimar ve Şehir, s. 8-10. http://www.derindusunce.org/wpcontent/uploads/2013/09/islamda_mimar_ve_sehir.pdf, Erişim: 20.05.2014.
78
İnalcık, age., s. 252.
79
İnalcık, age., s. 260.
80
Izgara Plan, s. 70, http://anibal.gyte.edu.tr/hebe/AblDrive/73746022/w/Storage/326_2010_2_322_73746022/Homeworks/zgara-plan.pdf,
Erişim: 20.05.2014.
81
Izgara Plan, s. 70-71.
82
Izgara Plan, s. 67.
83
Izgara Plan, s. 69.
84
Ebû Dâvud, Edeb 156,157.
73
74
22
Resulullah’ın bu konudaki önerileri de İslam’ın ifrat ve tefrit arası iktisat anlayışını
göstermektedir. İhtiyaçtan fazlasını, nicelik ve nitelik bazında hoş karşılamamıştır.
İlk İslam şehrinin yolları da Peygamberi önerilerle düzenlenmiş, sokakların yüklü iki
devenin karşılaştıklarında birbirlerine değmeden rahatlıkla geçebilecekleri genişlikte (7 zira')
olması temin edilmiştir.86 Yol üzerinde bulunan ve insanlara eziyet veren şeylerin de yoldan
kaldırılması ve uzaklaştırılması emri ise en bilinen şehircilik kurallarından birdir.87 Bu
bağlamda yollara atılmış olan sivri ve kesici maddeleri, araçlara zarar veren maddeleri, taş ve
benzeri engelleri yollara koymamak; mükâfatlara nail olma sebebi kabul edilmiştir. Bunun
yanında yolları inşa etmekle sorumlu olanların işlerini doğru ve tam olarak yapmamaları,
kullanıcıların uygunsuz yer ve biçimde yol kenarlarına araç park etmeleri ve trafik kurallarına
riayet etmemeleri gibi uygulamaları da kul hakkına müdahale sayılabilir.
Yol kenarlarına oturmak İslam şehri düzeninde men edilmiştir. Hz. Peygamber (a.s)
“Yolların kenarlarına oturmaktan sakınınız” buyurdular. Sahabe, “Ey Allah’ın Rasulü!,
ihtiyaçlarımızın bir kısmını buralarda görüyoruz, buralarda oturmaktan başka çaremiz yok.
Yol kenarları bizim meclislerimiz, oturup sohbet etmek durumunda olduğumuz yerlerimizdir,
oralarda biz meselelerimizi görüşürüz” sözleri ile bu konuda izin istediler. Bunun üzerine Hz.
Peygamber (a.s): “Mutlaka oturmanız gerekiyorsa, o halde yolun hakkını veriniz” buyurdular.
Sahabe “Ya Resulullah, yolun hakkı nedir?” diye sorunca Hz. Peygamber (a.s): “Gözüne
sahip olmak (kötü gözle bakmamak, harama bakmamak), halka eziyet vermekten kaçınmak,
selam verenin selamını almak, iyiliği emredip kötülüğü yasaklamaktır” buyurdular.88 Bu
hadisten yola çıkarak ev ve dükkân sahiplerinin yaya ve vasıtaların geçişini güçleştirecek,
yolu daraltacak, trafiği aksatacak şekilde yol kenarlarında oturmaları, yollara eşya koymaları,
bir şeyler dökmeleri, inşaat malzemeleri ile geçenleri risk altında bırakmaları gibi şeyler de
yol hakkından sayılabilir.89
Hayvanların Korunması:
İslam hayvanları her türlü zarardan korumanın ötesinde bir hassasiyete sahiptir.
Hayvanlara eziyet etmek de onlara lanet etmek de yasaklanmıştır. Hz. Peygamber (a.s.), bir
kadının yolculuk esnasında dişi bir deveye lanet etmesini işitti. Hz. Peygamber (a.s.) ‘hayvana
lanet etmeyi bırak’ diyerek o kadını azarladı.90
Bir hayvanın sahibi onu yedirmekle ve o hastalandığında onu tedavi etmekle
sorumludur. Bundan dolayı Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur:
“ Allah bir kadını cezalandırdı, çünkü o, bir kediyi açlıktan ölene kadar hapsetmişti. O
kadın kediyi ne yedirdi ne de onun kendi yiyeceğini almasına izin verdi.”91
Müslümanların hayvanlara aşırı yük yüklemesi men edilmiştir. Zira Allah insanın bir
hayvana acı çektirmesini de yasaklamıştır. İnsan bir hayvanı onun yavrusuna zarar
verebilecek tarzda veya zamanda sütünü sağamaz. Bu durum yavruların hakkını ihlaldir. İneği
sağacak kişi hayvanın canını yakmamak için tırnaklarını kesmelidir. Arı kovanından bal alan
kişi arılara da hak ayırmalı ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmalıdır. Binek olarak kullanılan
İbrahim Canan, “Hz. Peygamber’in Mesken Telakkisi”, Şehir ve Yerel Yönetimler, (Ed.: Vecdi
Akyüz-Seyfeddin Ünlü), İstanbul, 1996, I, 75.
86
Buhari, Mezalim, 29.
87
Sünen-i Ebû Dâvud, Edeb 159,160;
88
Müslim, Selam, 2.
89
Muhammed Aydın, “Kur’an ve Sünneti Göre İnsanların Bozgunculuklarının Çevreye Etkileri (Çevre Bağlamında Yol Hakkı başlığı ve
devamı)”, Çevre ve Din Sempozyumu, İstanbul, 2008, I, 196-201,
90
Mevil Y. İzzeddin, İslamî Ahlak Ve Çevre, Kelam Araştırmaları, 2012, 10:2, s. 325.
91
Buhari, Enbiya, 54
85
23
hayvanların sırtlarında uzun süre beklenilmemesi, fıtrî vazifelerinin dışında kullanılmamaları,
dövüştürülmemesi, hayvanların hedef ittihaz edinerek atış yapılmaması da önemle üzerinde
durulan konulardır. 92 Bir rivayette Hz. Peygamberin (a.s.) “Rabbim bu adama sor beni boş
yere ne diye öldürdü!” 93 dediği bildirilmiştir. Bu hadisten hareketle haksız yere bir hayvanın
öldürülmemesi, özellikle eziyet ve işkence ile öldürülmesi yasaklanmış, yüzlerine
vurulmaması, zararlı hayvanları öldürürken bile eziyet çektirilmemesi istenmiştir. 94"Kesilene
merhamet edene, Allah Kıyamet günü rahmet eder" müjdesini veren Allah Resulü hayvanı
keserken bile ona merhamet edilmesini, şefkatli olunmasını emretmiştir.
“Koyun, keçi ve diğer hayvanları yemenin dışında bir amaçla kesmeyin, telef
etmeyin95 emri ile ancak ihtiyaç miktarınca avlanmaya izin veren İslam dini ile 1889’da
“Kraliyet Kuşları Koruma Birliği”nin96 kurulmasına yol açacak kadar aşırı avlanan batılı
halkın avcılığı bir spor haline dönüştürmesi arasındaki algı farkı ortadadır. Muasırları insan
haklarından habersiz durumdayken, İslam Peygamberinin öğütleri doğrultusunda
Müslümanlar hayvan haklarından söz ediyorlardı. İnsan hayvan ilişkisinin en güzel örnekleri
Osmanlı toplumunda görülmektedir. Kuşlara hizmet ve birlikte yaşamın en güzel örneği
Kuşevleri inşa ediliyor, Guraba-i Laklakan benzeri hasta ve güçsüz hayvanları koruma
vakıfları inşa ediliyordu.
TASAVVUF DÜŞÜNCESİNDE TABİAT
Sûfîler, ilk zamanlardan itibaren hayatın anlamı, âlem ve içindekilerin mahiyeti ve
değeri, insanın âlemle ilişkisi hakkında düşünmüş ve çeşitli yorumlar getirmişlerdir. Bu
yorumların içinde tabiat ve öğelerine dair düşünceler önemli bir yer tutar. “ Yedi (kat) gök,
yer ve onların içindekiler O’nu tesbih eder. O’na, hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur.
Fakat (siz) onların tesbihlerini anlayamazsınız. Doğrusu O, halîmdir (cezaya acele etmez ve)
çok bağışlayıcıdır.”97 Ayeti varlıkların yaratıcı ile olan ilişkisinin onlara kattığı hususiyeti
izah etmektedir. Zikir ve tesbih etme kabiliyeti varlıklarda şuur ve bilinç delilleri olarak kabul
edilmiş böylece tabiatın cansız değil, canlı ve anlamlı olduğu fikri ortaya çıkmıştır.98
Derin ekoloji olarak tanımlanan insan ile tabiat ilişkisini derinlemesine inceleyerek
tabiatın değerinin kendinden olduğu fikri99 mutasavvıflarda daha üst bir seviyede algılanır.
Var olan her şeyin Allah’ı zikir üzere bulunduğu düşüncesinden hareketle tabiat kutsallık
atfedilen bir mertebeye yükseltilmiştir.
Hüseyin Hamevî dervişlerini çiçek toplamaya gönderir. Eşref-i Rumi Hazretleri de
mürşidinin isteği üzerine gider ama kuru bir menekşeden aşka bir şey getirmez. Hamevî
sebebini sorduğunda “Sultanım hangi menekşenin başına varsam bana ‘Allah hakkı için beni
koparma, tesbihimden beni ayırma’ diye yalvardığını duydum. Sonunda işte şu zikir ve tesbihi
tükenmiş menekşeyi buldum” der.100 Benzeri olayları anlatan pek çok derviş menkıbesi
bulunmaktadır.
Allah kâinatla konuşur ve onları canlı varlıklar gibi muhatap kabul ederek der: “Sonra
(iradesi), bir duman (gaz) halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yeryüzüne: “İkiniz de isteseniz
Fatih Erkeçoğlu, “Hz. Peygamber ve Çevre Bilinci”, Çevre ve Ahlak Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Gaziantep: Gaziantep Üniversitesi,
2014, s. 74.
93
Ekrem Demirli, İbnü'l-Arabi'nin Alem ve Tabiat Görüşü, http://www.karakalem.net/pfFormat.asp?article=4165, Erişim: 20.05.2014.
94
Erkeçoğlu, age., s. 74.
95
Akyüz, age., s. 53.
96
Mazlum, age., s. 213.
97
İsra 17/44.
98
Demirli, age.
99
Mazlum, age., s. 62.
100
Yücer-Yılmaz, s. 328.
92
24
de istemeseniz de (bir düzen ve uyum içinde var olup hükmüme) gelin.” buyurdu. Onlar da:
“İsteyerek geldik.” derler.101 Varlıkların yaradılışı sırasında Allah Teala’nın ‘kün’ yani ‘ol’
emri verildiği anda bu emre tabi olan varlıklar zuhur etmişlerdir.
Son devir mutasavvıflarından Prof. Dr. M. Es’ad Coşan müslümanın çevre ve tabiatla
olan ilişkisine hem tasavvufi anlamda dikkat çekmiş hem de modern anlamda çevre anlayışını
dile getirmiş aktif çevreci hareketler başlatmıştır. Kendisi Müslümanların temizliğe verdiği
önemi izah ederken tasavvufi kavramları kullanır: Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurdu; "Yâ
Âişe! Şu iki elbiseyi yıka! Bilmez misin ki elbise kirlendiği zaman tesbihi biter." Temizken
tesbih eder, kirlendiği zaman tesbihi biter. Öyleyse Müslüman temiz giyinmeli ki kalbi ve
azaları gibi elbisesi de tesbih etsin.
"Evdeki pislik, süprüntü bereketi giderir, rızkı azaltır."102 Ve "Bir insan secde ettiği
zaman, secde ettiği mahal yedi kat yerin altına kadar temizlenir." Hadis-i şerifleri
mutasavvıfların zahiri ve batıni temizliği bir arada yorumlamalarını sağlamıştır. Mekanın ve
yerin temizliğinin ancak ibadetlerle sağlanabileceğini beyan etmişlerdir. O halde bir yerin
temizliği ibadetledir. Bir mekânın temizliği sadece maddî ölçülerle ölçülemez. Maddî
ölçülerle temiz olduğu halde mânevî yönden pis kabul edilen mekanlar vardır. Bu yerlerin
temizliği ve güzelliği cami, tekke gibi kutsal yapılar ve iman ve irfan gibi değerlerle
ziynetlendirilerek temin edilebilir.
Hem etken hem de etkileyen konumları ile mekân ve insan ilişkisi, dönüştüren ve
değiştiren bir dinamiğe sahiptir. İnsanlar mekânları inşa eder gibi görünse de zaman içinde ve
yavaşça mekânlar da insanları dönüştürürler. İnsanların ruh ve gönül dünyalarını yansıtan
mekânların içinde yaşayanlarla irtibatına, kültürümüzde bir darb-ı mesel olan "Şeref-ül mekân
bil mekîn" (Mekanın şerefi oturanlar iledir) sözü ile dikkat çekilmiştir. O halde mekânların
temizliği de içinde barınan insanların temizliği ile mümkündür ki bahsi geçen temizlik
ahlakidir. Ahlâk kirliliği, ahlaki bozukluk, fesat veya dejenerasyon mekan kirliliğine yol açan
en mühim saiktir. Zira ahlaki kirlilik içsel bir mesele gibi görünse de bozukluğu ve
biçimsizliği, aynı nitelikleri haiz mimari anlayışı ve çevre tahribatı ile kendini gösterecektir.
Bu ciddi çevre sorununun kaynağından çözümlenmesinin çaresi tasavvuftur.103
Tabiata, havaya, suya, toprağa, ağaca, çiçeğe, yapıya, anıta, kıra, köye, kente, tarlaya,
bahçeye, yola, dağa, denize karşı sorumluluk sahibi olmak İslam ahlakı olarak sayılmıştır.
Tasavvufun adabı, insanlığın gereği tabiata sevgili ve saygılı olmaktır. Halifetullah ancak
böyle olunabilir. Her yönden, her şeye, her mahluka sevgiyle yaklaşmak, fayda götürüp, menfaat sağlamak, yararlı, olumlu, ılımlı, verimli, sevimli olmak...104 İslamın özü, tasavvufun ilk
şartıdır.
101
Fussilet, 41/11.
M. Es’ad Coşan, Çevre Anlayışımız, http://m.mecmerkezi.org/WebTV/51/video.aspx#startTime=353, Erişim: 17.5.2014.
103
M. Es’ad Coşan, Çevre Anlayışımız, http://m.mecmerkezi.org/WebTV/51/video.aspx#startTime=353, Erişim: 17.5.2014.
104
M. Es’ad Coşan, Başmakaleler, İstanbul: Server İletişim, 2008, III, s. 186-187
102
25
2) ÇEVRE
ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ
TÜRKİYE'DE ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ
ÇED: Gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz
etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar
vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji
alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesi ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve
kontrolünde sürdürülecek çalışmalardır.
ÇED, ülkemizde 7 Şubat 1993 tarihinden beri uygulanmaktadır. İlk ÇED Yönetmeliği
07.02.1993 tarih ve 21489 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu
yönetmelik çeşitli yıllarda revize edilmiştir. Gerçekleştirilmesi planlanan projeler için halen
17.07.2008 tarih ve 26939 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ÇED
Yönetmeliği hükümleri uygulanmaktadır. Söz konusu yönetmelik 19/12/2009 tarihli ve 27437
sayılı, 14/4/2011 tarihli ve 27905 sayılı, 30/6/2011 tarihli ve 27980 sayılı, 5/4/2013 tarihli ve
28609 sayılı Resmi Gazetelerde yayımlanan yönetmelikler ile revize edilmiştir.
Türkiye’de ÇED’in uygulanmasında yetkili merci Çevre ve Şehircilik Bakanlığı,
Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü’dür.
Çevresel Etki Değerlendirmesi Süreci
Gerçekleştirilmesi planlanan projenin çevresel etki değerlendirmesinin yapılması için
17.07.2008 tarih ve 26939 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi
Yönetmeliği'nin 8. ve 16. maddelerinde belirtilen başvuru ile başlayan ve işletme sonrası
çalışmaların uygun hale geldiğinin belirlenmesi ile sona eren süreçtir.

EK-1 Süreci
Yönetmelik EK-1 Listesinde yer alan faaliyetleri ve EK-2 listesinden Çevresel Etki
Değerlendirmesi Gereklidir kararı verilen faaliyetleri kapsar.
Çevresel etki değerlendirmesi başvuru dosyası Başvuru dosyası Yönetmeliğin
EK-III’ünde yer alan Genel Format (gerçekleştirilmesi planlanan, yönetmeliğin EK-I
listesinde yer alan projelerin özelliklerini, yerini, olası etkilerini ve öngörülen önlemleri
içeren, projenin genel boyutları ile tanıtıldığı format) esas alınarak hazırlanır. Hazırlanan
dosya Bakanlığa sunulur. Bakanlıkça uygunluk yönünden 3 gün içerisinde incelenen dosyanın
bir örneği halka duyurulmak üzere Valiliğe gönderilir.

İnceleme Değerlendirme Komisyonu (İDK)
Proje için verilecek özel formatın kapsamını, kriterlerini belirlemek ve bu ilkeler
doğrultusunda hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporunu inceleyip değerlendirmek
üzere Bakanlık tarafından kurulan komisyondur. Komisyon Bakanlıkça süreci yöneten birim
ve ilgili kamu kurum/kuruluşları personelinden oluşur.
26

Halkın Katılımı Toplantısı
Halkın katılımı toplantısı, kapsam ve özel format belirleme toplantısından önce halkı
proje hakkında bilgilendirmek, projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere proje
mahallinde yapılan toplantıdır.
Toplantının yeri, tarihi ve saati en az 10 gün öncesinden, yerel ve ulusal yayım yapan
gazetelerde ilan edilir. (Gazete ilan formatına ulaşmak için tıklayınız.) Toplantı İl Çevre ve
Şehircilik Müdürünün veya görevlendireceği bir yetkilinin başkanlığında yapılır. Toplantı
tutanağı, bir sureti Valilikte kalmak üzere Bakanlığa gönderilir. Komisyon üyeleri, 8 inci
madde de belirlendiği şekilde kendi isteklerine bağlı olarak kapsam belirleme toplantısı
öncesinde proje uygulama yerini inceleyebilir; kendilerine iletilen tarihe göre halkın katılımı
toplantısına katılabilirler. Halkın katılımı toplantısı çalışmaları ile ilgili sekretarya hizmeti, İl
Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü tarafından yürütülür.

Çevresel Etki Değerlendirmesi Özel Formatı
Kapsam belirleme ve inceleme değerlendirme komisyonu tarafından oluşturulan ve
projenin önemli çevresel boyutları göz önüne alınmak suretiyle genel formatta belirtilen ana
başlıklar altında ele alınması gereken konuları tanımlayan formattır.
Bakanlıkça oluşturulan komisyon toplanarak projeyi değerlendirir. Çevresel Etki
Değerlendirmesi Raporunu kimlerin hazırlayacağını belirler. Halkın katılımı toplantısında
belirtilen hususları da dikkate alarak özel formatı 12 iş günü içerisinde hazırlar ve yatırımcıya
verir.

Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu İncelenmesi
Yönetmeliğin EK-1 listesinde yer alan veya Valilikçe Çevresel Etki Değerlendirmesi
Gereklidir kararı verilen bir proje için Komisyonca oluşturulan özel formata göre hazırlanan
rapor Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporu adını alır.
Hazırlanan ÇED Raporu yatırımcı tarafından Bakanlığa sunulur. Bakanlıkça 3 iş günü
içerisinde raporun format uygunluğu kontrol edilir. Rapor uygun bulunmamışsa iade edilir.
Bakanlıkça uygun bulunan raporun ise, komisyon üye sayısı kadar çoğaltılması yatırımcıya
bildirilir.
Çoğaltılıp Bakanlığa sunulan rapor, komisyonca yapılacak toplantıda değerlendirmek üzere
üyelere gönderilir.
Salt çoğunlukla gerçekleştirilen toplantıda yönetmeliğin 12. maddesi çerçevesinde
inceleme ve değerlendirme yapılır. Çalışmalar tamamlandığında tutanak ile rapor nihai edilir.

Halkın Görüşü
Nihai rapor 10 iş günü halkın görüşüne açılır. Bu süre içerisinde projeye yönelik
olarak halktan gelen görüşler de dikkate alınarak 5 iş günü içerisinde karar verilir.

Bakanlıkça Verilen Karar:
Çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararı: Çevresel Etki Değerlendirmesi
Raporu hakkında Kapsam Belirleme ve İnceleme Değerlendirme Komisyonunca yapılan
değerlendirmeler dikkate alınarak, projenin çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin, alınacak
önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde
27
olduğunun saptanması üzerine gerçekleşmesinde sakınca görülmediğini belirten Bakanlık
kararıdır. Gerekli izinler alınarak yatırıma başlanmasında sakınca yoktur.
Çevresel etki değerlendirmesi olumsuz kararı: Çevresel Etki Değerlendirmesi
Raporu hakkında Kapsam Belirleme ve İnceleme Değerlendirme Komisyonunca yapılan
değerlendirmeler dikkate alınarak, projenin çevre üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle
uygulanmasında sakınca görüldüğünü belirten Bakanlık kararıdır. Yatırım gerçekleştirilemez.
17.07.2008 tarih ve 26939 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi
Yönetmeliği'ne tabi projeler için Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu kararı veya
Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir kararı alınmadıkça bu projeler hiçbir
teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve
ihale edilemez.

EK-2 Süreci
Yönetmelik EK-2 Listesinde yer alan faaliyetleri kapsar.
Proje Tanıtım Dosyasının İçeriği
Proje tanıtım dosyası (PTD); Seçme Eleme Kriterlerine tabi projelere Çevresel Etki
Değerlendirmesi uygulanmasının gerekli olup olmadığının belirlenmesi amacıyla hazırlanan
dosyadır. ( EK-IV)
Hazırlanan dosya Valiliğe sunulur. Valilik 5 işgünü içinde dosyayı uygunluk
yönünden inceler. Valilikçe; uygun bulunan dosya üzerinde 15 işgünü inceleme ve
değerlendirme yaparak, 5 işgünü içerisinde karar verir.

Valilikçe Verilen Kararlar:
Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı: Seçme eleme kriterlerine
tabi projelerin önemli çevresel etkilerinin olmadığı ve Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu
hazırlanmasına gerek bulunmadığını belirten Valilik kararıdır. Gerekli izinler alınarak
yatırıma başlanmasında sakınca yoktur.
Çevresel Etki Değerlendirmesi Gereklidir Kararı: Seçme eleme kriterlerine tabi
projelerin çevresel etkilerinin daha detaylı incelenmesi ve Çevresel Etki Değerlendirmesi
Raporu hazırlanmasının gerektiğini belirten Valilik kararıdır. Uygulanacak EK-1 prosedürü
sonuçlanmadan yatırıma başlanamaz.

İzleme ve kontrol
Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir veya Çevresel Etki Değerlendirmesi
Olumlu kararı alındıktan sonra, projenin inşaat, işletme ve işletme sonrası aşamalarında,
kararın verilmesine esas teşkil eden şartlar doğrultusunda ve çevre değerlerini olumsuz
etkilemeyecek biçimde yürütülmesinin sağlanması için yapılan çalışmalardır.
Proje sahibi Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu kararını aldıktan sonra yatırımın
başlangıç, inşaat dönemine ilişkin izleme raporlarını Bakanlığa iletmekle yükümlüdür. Proje
sahibi Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli
Değildir kararını aldıktan sonra projede yapılacak Yönetmeliğe tabii değişiklikleri Valiliğe
iletmekle yükümlüdür.
28

Aykırı Uygulamalarda Yapılması Gerekenler
Yönetmelik kapsamındaki projelerde; Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu kararı
alınmaksızın başlanan faaliyetler Bakanlıkça, Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir
kararı alınmaksızın başlanan faaliyetler ise mahallin en büyük amiri tarafından süre
verilmeksizin durdurulur. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu ya da Çevresel Etki
Değerlendirmesi Gerekli Değildir kararı alınmadıkça yatırıma ilişkin durdurma kararı
kaldırılmaz. 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun ilgili hükümlerine göre işlem tesis edilir.
Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu ya da Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli
Değildir kararı verildikten sonra, proje sahibi tarafından nihai Çevresel Etki Değerlendirmesi
Raporu veya proje tanıtım dosyasında taahhüt edilen hususlara uyulmadığının tespit edilmesi
durumunda söz konusu taahhütlere uyulması için projeyle ilgili Bakanlıkça/Valilikçe bir
defaya mahsus olmak üzere süre verilebilir. Bu süre sonunda taahhüt edilen hususlara
uyulmaz ise yatırım durdurulur. Yükümlülükler yerine getirilmedikçe durdurma kararı
kaldırılmaz. 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun ilgili hükümlerine göre işlem tesis edilir.
İZİN VE LİSANS İŞLEMLERİ

Çevre İzni
Çevre Kanunu uyarınca alınması gereken; emisyon, deşarj, gürültü kontrol, derin deniz deşarjı
ve tehlikeli madde deşarjı konularından en az birini içeren izindir.

Çevre Lisansı
Atıkların toplanması, geri kazanılması, geri dönüşümü ve bertaraf edilebilmesine
ilişkin teknik yeterliliktir.

Geçici Faaliyet Belgesi
İşletmecinin* çevre izin veya çevre izin ve lisans başvurusu yaptığında, faaliyeti
esnasında ilgili mevzuata uygun olarak çalıştığını belgelemesi için Yönetmeliğin 7 inci
maddenin üçüncü fıkrasına göre belirlenecek süreler için tesise verilen belgedir.

Yönetmeliğin Ek-1 listesinde yer alan işletmeler için Bakanlık; Ek- 2 listesinde yer
alan işletmeler için Valilikler (Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri) tarafından verilir.
Çevre izin veya çevre izin ve lisansına e-başvuru dosyasının hazırlanması ve sunulması
Çevre izin veya çevre izin ve lisansı başvurusu çevre yönetim birimi, istihdam edilen
çevre görevlisi ya da Bakanlıkça yetkilendirilmiş çevre danışmanlık firmaları tarafından
yapılır.
Ek-1 ve Ek-2 listelerinde yer alan işletmeler için çevre izni veya çevre izin ve lisans
başvurusu elektronik imza ile elektronik ortamda yetkili mercie yapılır.
Yönetmeliğin Ek-1 ve Ek-2’sinde belirtilen faaliyet ve tesislerin başvuru dosyalarında Ek3’te belirtilen bilgi, belge ve raporların sunulması zorunludur.
Başvuru dosyasının yetkili mercilere sunulmasından başvurunun sonuçlanmasına kadar
olan tüm süreçler ile bilgi, belge ve raporların doğruluğu, mevzuata uygunluğu ve doğacak
hukuki sonuçlar konusunda işletmeci ve hizmet satın alımı yoluyla işlemlerin
29
gerçekleştirilmesi durumunda yetkilendirilmiş çevre danışmanlık firması müteselsilen
sorumludur.

Çevre izin veya çevre izin ve lisans prosedürüne tabi olan faaliyeti veya tesisi işleten
ve mülkiyet hakkı, kiralama veya diğer yasal yetkilerle kullanma hakkına sahip,
hukuki olarak sorumlu, gerçek veya tüzel kişiler.
Çevre iznine veya çevre izin ve lisansına tabi işletmeler Çevre iznine veya çevre izin ve
lisansına tabi işletmeler, çevresel etkilerine göre aşağıdaki biçimde sınıflandırılmıştır.
a) Çevreye kirletici etkisi yüksek düzeyde olan işletmeler (Ek-1 Listesi)
b) Çevreye kirletici etkisi olan işletmeler (Ek-2 Listesi)
Ek-1 ve Ek-2 listelerinde yer alan işletmelerin, çevre izni veya çevre izin ve lisansı alması
zorunludur.
 Çevre İznine veya Çevre İzin ve Lisansına Tabi Olmayan İşletmeler
EK-1 ve EK-2 listelerinde yer almayan işletmelerde de çevre izin veya çevre izin ve
lisansı kapsamında yer alan ilgili mevzuatta belirtilen esas ve hükümlere uyulması ve emisyon
sınır değerlerinin aşılmaması gerekir. Yetkili merci, EK-1 ve EK-2 listelerinde yer almayan
ancak ilgili mevzuattaki emisyon sınır değerlerini aşan işletmelerden de çevre izni veya çevre
izin ve lisansı alınmasını ister.
 Çevre İznini veya Çevre İzin ve Lisansını Vermeye Yetkili Merciler
Yönetmelik uyarınca verilecek geçici faaliyet belgesi veya çevre izin veya çevre izin ve
lisansı;
Ek-1 listesinde belirtilen işletmeler için Bakanlık, Ek- 2 listesinde belirtilen işletmeler için
Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri tarafından verilir.
Bakanlık, Ek-1 listesinde yer alan işletmeler için geçici faaliyet belgesi, çevre izni ve
çevre izin ve lisansı verme yetkisini Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüklerine devredebilir.
Birden fazla tesisi olan işletmelerin çevre izni veya çevre izin ve lisansı işlemleri, işletme
adına ve işletmede aynı adreste yer alan entegre tesislerin tümü birlikte değerlendirilerek
yürütülür ve sonuçlandırılır. Bir işletme içinde EK-1 ve EK-2 listesine tabi faaliyet veya
tesislerin birlikte bulunması halinde söz konusu müracaat Bakanlık tarafından değerlendirilir.
Çevre izin veya çevre izin ve lisansına e-başvuru dosyasının hazırlanması ve
sunulması Çevre izin veya çevre izin ve lisansı başvurusu çevre yönetim birimi, istihdam
edilen çevre görevlisi ya da Bakanlıkça yetkilendirilmiş çevre danışmanlık firmaları
tarafından yapılır.
Ek-1 ve Ek-2 listelerinde yer alan işletmeler için çevre izni veya çevre izin ve lisans
başvurusu elektronik imza ile elektronik ortamda yetkili mercie yapılır.
Yönetmeliğin Ek-1 ve Ek-2’sinde belirtilen faaliyet ve tesislerin başvuru dosyalarında Ek-3’te
belirtilen bilgi, belge ve raporların sunulması zorunludur.
Başvuru dosyasının yetkili mercilere sunulmasından başvurunun sonuçlanmasına
kadar olan tüm süreçler ile bilgi, belge ve raporların doğruluğu, mevzuata uygunluğu ve
doğacak hukuki sonuçlar konusunda işletmeci ve hizmet satın alımı yoluyla işlemlerin
30
gerçekleştirilmesi durumunda yetkilendirilmiş çevre danışmanlık firması müteselsilen
sorumludur.

Geçici Faaliyet Belgesi Verilmesi
EK-1 ve EK-2 listelerinde yer alan işletmeler, yönetmelik 7 inci madde kapsamında
geçici faaliyet belgesi için yetkili merciye e-başvuru yapar. Elektronik başvuru dosyasında
EK-3A ve EK-3B’de belirtilen bilgi, belge ve raporların bulunması zorunludur. Geçici
faaliyet belgesi e-başvuru dosyası yetkili merci tarafından otuz gün içerisinde incelenir.
Yapılan başvurunun yetkili merci tarafından uygun bulunması durumunda işletmeye, gerekli
bilgi, belge ve raporların tamamlanması için bir yıl süreli geçici faaliyet belgesi verilir.
Çevre izin veya çevre izin ve lisans başvurusunun değerlendirilmesi ve belgenin
düzenlenmesi
EK-1 ve EK-2 listelerinde yer alan işletmelerin, geçici faaliyet belgesinin
alınmasından itibaren en geç altı ay içerisinde çevre izin veya çevre izin ve lisansının ebaşvuru sürecini tamamlamaları zorunludur. Başvuru sürecinin tamamlanması aşamasında,
EK-3C’de belirtilen bilgi, belge ve raporlar sunulur. Bu süre içinde başvuru tamamlanmaz ise
geçici faaliyet belgesi iptal edilir.
E-başvuru sürecinin tamamlanmasından sonra, başvuru yetkili merci tarafından seksen
gün içerisinde incelenir. Söz konusu e-başvuru dosyasında herhangi bir bilgi, belge ve
raporun eksik olmaması ve başvurunun uygun bulunması halinde yetkili merci tarafından,
çevre izin veya çevre izin ve lisans belgesi düzenlenerek işletmeciye verilir.
Söz konusu e-başvuru dosyasında herhangi bir bilgi, belge ve raporun eksik olması
halinde, yetkili merci eksiklikleri işletmeciye ve hizmet satın alımı yoluyla işlemlerin
gerçekleştirilmesi durumunda yetkilendirilmiş çevre danışmanlık firmasına bildirir. Bildirim
tarihinden itibaren eksikliklerin seksen gün içinde tamamlanarak yetkili mercie gönderilmesi
zorunludur. Eksikliklerin giderilmesi durumunda yetkili merci tarafından çevre izin veya
çevre izin ve lisans belgesi düzenlenerek işletmeciye verilir.
Geçici faaliyet belgesi iptal edilen veya geçici faaliyet belgesinin süresi içerisinde
çevre izni veya çevre izin ve lisansını alamayan işletmeler; bir defaya mahsus olmak üzere,
başvuruda bulunulan her bir çevre izin ve/veya lisans konusu için 16 ncı madde uyarınca
belirlenen belge bedeli kadar ödeme yaparak tekrar müracaatta bulunur. Bu işletmeler için
izin süreci yeniden başlatılır ve işletme kendi adına yeni geçici faaliyet belgesi düzenlenene
kadar faaliyette bulunamaz. Bu süre sonunda da çevre izni veya çevre izin ve lisansını
alamayan işletmeler üç ay süresince tekrar müracaatta bulunamaz. Geçici faaliyet belgesi
veya çevre izin veya çevre izin ve lisansı belgesi olmaksızın faaliyette bulunan işletmeler
hakkında 2872 sayılı Çevre Kanununun ilgili maddeleri uyarınca idari yaptırımlar uygulanır.
Geçici faaliyet belgesinin süresi dolan, geçici faaliyet belgesi iptal edilen ve/veya
faaliyeti durdurulan işletmeler; EK-1 listesinde yer alıyor ise Bakanlık tarafından işletmenin
bulunduğu yerdeki Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne, EK-2 listesinde yer alıyor ise Çevre
ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından Bakanlığa bildirilir.
Geçici faaliyet belgesi verilmesi, çevre izin ve/veya çevre izin ve lisans başvurusunun
değerlendirilmesi ve belge düzenlenmesi aşamalarında yetkili merci tarafından işletmenin
kurumsal elektronik posta adresine yapılan bildirimler işletmeye tebliğ edilmiş kabul edilir.
31
Bildirimler işletmenin çevre yönetim birimi, istihdam edilen çevre görevlisi ya da hizmet satın
alınması durumunda Bakanlıkça yetkilendirilmiş çevre danışmanlık firmalarına da gönderilir.

Çevre izin veya çevre izin ve lisans belgesinin iptali
İşletmenin çevre izin veya çevre izin ve lisans koşullarına aykırı iş ve işlemlerinin
tespit edilmesi durumunda yetkili merci tarafından Çevre Kanunu’nun ilgili maddeleri
uyarınca idari yaptırım uygulanır.
Uygunsuzluğunun düzeltilmesi için; işletme tarafından iş termin planı ve taahhütname
verilmesi halinde, işletmeye yetkili merci tarafından en fazla bir yıla kadar süre verilebilir.
İşletme tarafından iş termin planı ve taahhütname verilmemesi, çevre ve insan sağlığı
yönünden tehlike yaratan faaliyetler nedeniyle işletmeye süre verilmemesi veya işletmeye
verilen sürenin bitiminde uygunsuzluğun giderilmemesi halinde, yetkili merci tarafından
çevre izin veya çevre izin ve lisans belgesi iptal edilir. İşletmenin faaliyeti, kısmen veya
tamamen, süreli veya süresiz durdurulur.
Çevre Görevlisi
Faaliyetleri sonucu çevre kirliliğine neden olan ve/veya neden olabilecek ve Çevre
Kanununa göre yürürlüğe konulan düzenlemeler uyarınca denetime tâbi kurum, kuruluş veya
işletmelerin faaliyetlerinin mevzuata uygunluğunu, alınan tedbirlerin etkili olarak uygulanıp
uygulanmadığını değerlendiren, tesis içi yıllık iç tetkik programları düzenleyen tesiste veya
çevre yönetim hizmeti veren çevre danışmanlık firmasında çalışan görevlidir.

Çevre görevlisinde aranılacak nitelikler
Tesis veya faaliyet ile bunların çevre yönetim birimlerinde veya yetkilendirilmiş çevre
danışmanlık firmalarında çalışacak çevre görevlilerinde aranılacak nitelikler şunlardır:
a)En az dört yıllık üniversitelerin çevre mühendisliği bölümünden mezun olmak.
b)En az dört yıllık üniversitelerin balıkçılık teknolojisi mühendisliği, endüstri
mühendisliği, fizik mühendisliği, gıda mühendisliği, hidrojeoloji mühendisliği, inşaat
mühendisliği, jeoloji mühendisliği, jeofizik mühendisliği, kimya mühendisliği, makine
mühendisliği, metalurji ve malzeme mühendisliği, maden mühendisliği, orman mühendisliği,
orman endüstri mühendisliği, su ürünleri mühendisliği, tekstil mühendisliği ve ziraat
mühendisliği, fizik, kimya veya biyoloji bölümlerinden mezun olmak ve Bakanlıkça
yapılacak veya yaptırılacak sınavda başarılı olmak.
c)Bakanlık merkez ve taşra teşkilatının çevre yönetimi ve çevresel etki
değerlendirmesi birimlerinde, yönetmelikte belirtilen görev ve sürelerde çalışmış olmak.
Çevre görevlilerinin yükümlülükleri
(1) Çevre yönetim birimi ya da tesis veya faaliyette çalışan çevre görevlisi;
a) Tesis veya faaliyet bünyesinde;
1) Çevre yönetimi faaliyetlerini mevzuata uygun bir şekilde yürütmek ve koordine
etmekle,
2) Yürütülen çalışmaları düzenli aralıklarla izleyerek ilgili mevzuatta belirtilen
yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğini tespit etmekle,
32
3) Yılda bir defadan az olmamak üzere ilgili mevzuat hükümlerine göre iç tetkik
gerçekleştirmek ve iç tetkik sonucunda bir rapor hazırlamakla, bu raporu tesis veya faaliyet
sahibine/sorumlusuna sunmak ve tesis veya faaliyet bünyesinde muhafaza edilmesini
sağlamakla,
4) Uygunsuzluk tespit edildiğinde tesis veya faaliyetin sahibine/sorumlusuna
uygunsuzluğun giderilmesi için önerilerde bulunmak ve uygunsuzluğun giderilip
giderilmediğinin takibini yapmakla,
5) Çalışanlara çevresel konularda bilgilendirici eğitim çalışmaları yapmak ve
özendirici faaliyetler düzenlemekle,
b) Tesis veya faaliyetin çevresel konularda alması gerekli izin, lisans ve belgeleri
alma, güncelleme ve/veya yenileme çalışmalarını yürütmekle,
c) İstenecek bilgi ve belgeleri belirtilen formatta; zamanında ve eksiksiz olarak
iletmekle,
ç) Bakanlık veya il çevre ve şehircilik müdürlüklerince yapılacak denetimler sırasında;
1) Tesis veya faaliyette hazır bulunmakla,
2) İstenen bilgi ve belgeleri sağlamakla,
d) Öğrendikleri ticari sır mahiyetindeki bilgileri saklı tutmakla yükümlüdür.
Çevre Denetimi

Çevre Denetimi
Tesis veya faaliyetlerin çalışmasının Çevre Kanunu ve bu Kanuna dayanılarak
yürürlüğe giren yönetmeliklere uygunluğunu kontrol etmek için, bu mevzuatın yetkili kıldığı
kurum ve kuruluşlarla işbirliği ve koordinasyon sağlanarak, faaliyetlere ilişkin bilgilerin
tarafsız bir şekilde toplanmasını, değerlendirilmesini, rapor haline getirilmesini ve idari
yaptırım kararı ile yetkilendirilmiş makama bildirilmesini ifade eder.

Denetime Tabi Tesisler veya Faaliyetler
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde kalan serbest ve münhasır ekonomik bölgeler
dâhil egemenlik ve yargılama sahaları içerisindeki tüm kara ve deniz alanlarında 2872 sayılı
Çevre Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleri kapsamındaki her türlü kirlilik kaynağı ve ihlaller
denetime tabidir.

Denetime Tabi Tesislerin veya Faaliyetlerin Yükümlülükleri
Denetime tabi tesis veya faaliyetler;
İlgili mevzuat kapsamında gerekli ölçüm ve analizleri, Bakanlığa ya da Bakanlıkça
yetkilendirilmiş özel veya kamu kurum ve kuruluşların laboratuvarlarına yaptırmakla,
Denetim sırasında çevre denetim görevlisinin tesis veya faaliyetlerin alanlarına
girmesini, güvenliğini ve denetim için gerekli görülen personel ve her türlü ekipmanı
sağlamakla,
33
Çevre denetim görevlisinin gerekli gördüğü hallerde ve/veya itiraz durumunda ölçüm
ve analizlerin giderlerini karşılamakla,
Denetim sırasında çevre mevzuatı kapsamında istenilen bilgi ve belgeleri öngörülen
sürede ve eksiksiz olarak sağlamakla,
Çevre yönetimi hizmeti konusunda yetkilendirilmiş çevre danışmanlık firmalarından
çevre danışmanlığı hizmet satın alımı sözleşmesi yapılması durumunda en geç bir ay
içerisinde ilgili valiliğe bildirmekle,
Çevre yönetimi hizmeti konusunda yetkilendirilmiş çevre danışmanlık firmalarıyla
yapılmış olan çevre danışmanlığı hizmet satın alım sözleşmelerinin iptal edilmesi durumunda
en geç bir ay içerisinde ilgili valiliğe bildirmekle,
Çevre yönetimi hizmeti konusunda yetkilendirilmiş çevre danışmanlık firmalarıyla
yapılmış olan çevre danışmanlığı hizmet alım sözleşmelerinin iptal edildiği tarihten itibaren
en geç iki ay içerisinde diğer bir yetkilendirilmiş firma ile yeni bir anlaşma yapmakla veya
çevre yönetim birimi kurmak ya da çevre görevlisi istihdam etmekle yükümlüdür.

Birleşik Denetim
Tesis veya faaliyetlerin, çalışmalarının Çevre Kanunu ve bu Kanuna dayanılarak
yürürlüğe giren hava, su, toprak, atık, kimyasallar, deniz ve gürültüye ilişkin tüm
yönetmeliklere uygunluğunun bir arada ele alındığı denetimlerdir.

Ortam Bazlı Denetim
Tesis veya faaliyetlerin Çevre Kanunu ve bu Kanuna dayanılarak yürürlüğe giren
hava, su, toprak ortamları ile atıklara, kimyasallara ve gürültüye ilişkin mevzuattan birinin
uygunluğunun ele alındığı denetimlerdir.

Çevre Denetim Görevlilerinde Aranacak Nitelikler
En az dört yıllık yükseköğretim kurumu mezunu Bakanlık merkez ve taşra teşkilatı
personelinden aşağıda belirtilen eğitim programlarına katılarak eğitim belgesi alanlar bu
madde uyarınca yapılacak puanlamaya göre Çevre Denetim Görevlisi olarak
görevlendirilirler.
a) Kapsamı Bakanlıkça belirlenen çevre denetimi eğitimi; (60 puan).
b) Çevre mevzuatı kapsamında yapılan her bir çevre denetimi bir puan; (en fazla 25
puan).
c) Çevre bilim ve teknolojisi, çevre işlem ve etkileri, çevre mevzuatı, çevre yönetim
sistem ve standartları, çevre denetim işlem usul ve teknikleri ile cihazların teknik yönleri
konularından herhangi birini kapsayan iş tecrübesi her bir yıl için bir puan; (en fazla 15 puan).

Tanıtım Kartı
Yönetmeliğin 35 inci maddesinde yer alan koşulları sağlayan Bakanlık merkez ve
taşra teşkilatı personeli için şekli ve içeriği Bakanlıkça belirlenecek tanıtım kartı düzenlenir.
Çevre denetim görevlileri yaptıkları denetimler sırasında bu tanıtım kartlarını ve
görevlendirme onaylarını tesis veya faaliyet sahibine ya da tesis veya faaliyet sorumlusuna
göstermek zorundadır. Denetim görevinden herhangi bir nedenle süresiz ayrılanlar, tanıtım
34
kartlarını, Bakanlığa gönderilmek üzere İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüklerine, Bakanlık
merkezinde de ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğüne teslim eder.
Çevre Gönüllüsü
Bakanlıkça, uygun niteliklere sahip kişiler arasından seçilen ve Çevre Kanunu ve bu
Kanuna göre yürürlüğe konulan düzenlemelere aykırı faaliyetleri Bakanlığın merkez veya
taşra teşkilatına iletmekle görevli ve yetkili kişidir.
Görevini kötüye kullandığı tespit edilen çevre gönüllülerinin bu görevleri sona
erdirilir; bu kişiler yeniden çevre gönüllüsü olarak başvuruda bulunamazlar.
Çevre gönüllülerinin tesis veya faaliyetlere giderek denetleme yapma yetkisi olmayıp
bildirim yapma yetkisi bulunmaktadır.

Çevre Gönüllüsünde Aranacak Nitelikler
Çevre gönüllüsünün:
a) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması,
b) Kamu hizmetlerinden yasaklı olmaması,
c) En az dört yıllık yükseköğretim kurumlarından mezun olması,
ç) Kurum, kuruluş ve işletmelerde en az beş yıl süreyle çevre konularında çalışmış
olması,
d) Bakanlık tarafından düzenlenecek çevre mevzuatı eğitimine katılmış olması,
e) Bakanlık tarafından açılacak sınavda başarılı olması gerekmektedir.
Ayrıca, Çevre ve Şehircilik Bakanlığında Müsteşar ve Müsteşar Yardımcısı olarak
görev yapmış olan kişiler çevre mevzuatı eğitimi ve sınav koşulu aranmaksızın Bakanlığa
başvurdukları takdirde çevre gönüllüsü olurlar.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teftiş Kurulu Başkanlığı, Hukuk Müşavirliği, Çevre
Yönetimi Genel Müdürlüğü, Çevresel Etki Değerlendirmesi İzin ve Denetim Genel
Müdürlüğü, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünde ve Özel Çevre Koruma
Kurumu Başkanlığında, kamu kurum ve kuruluşların çevre birimi bünyesinde en az beş yıl
süre ile çalışmış ve üniversitelerin dört yıllık fakülte ve yüksekokullarından mezun olan
personel çevre mevzuatı eğitimi ve sınav koşulu aranmaksızın Bakanlığa başvurdukları
takdirde çevre gönüllüsü olurlar.
Çevre Mühendisliği bölümlerinden doktor ve üzeri akademik unvan almış kişiler de
Bakanlığa başvurdukları takdirde çevre mevzuatı eğitimi ve sınav koşulu aranmaksızın çevre
gönüllüsü olurlar.
35
ÇEVRE YÖNETİMİ
Atık Yönetimi
Günlük hayatımızın içinde; evlerden, hastanelerden, okullardan, tüm iş yerlerinden,
tüm sosyal ve kültürel paylaşım alanlarından ve endüstrinin her alanından her gün binlerce ton
atık açığa çıkmaktadır.
“Atık” Üreticisi veya fiilen elinde bulunduran gerçek veya tüzel kişi tarafından çevreye atılan
veya bırakılan ya da atılması zorunlu olan herhangi bir madde veya materyali ifade etmektedir.
Çocukluğumuzdan itibaren “çöp” kavramı altına sıkıştırmaya alıştığımız atıklar,
günümüzde, planlı ve programlı olarak yönetimi gereken, kendi içinde kurumları olan, sosyal
bir kavram haline gelmiştir.
Ülkemizde atık yönetimi, evsel, tıbbi, tehlikeli ve tehlikesiz atıkların minimizasyonu,
kaynağında ayrı toplanması, ara depolanması, gerekli olduğu durumda atıklar için transfer
istasyonlarının kurulması, atıkların taşınması, geri kazanılması, bertarafı, geri kazanım ve
bertaraf tesislerinin işletilmesi ile kapatma, kapatma sonrası bakım, izleme-kontrol süreçlerini
içeren bir yönetim biçimidir.
Atıklar, çevre ve insan sağlığına olan etkileri oranında tehlikeli ve tehlikesiz olarak
birbirinden ayrı değerlendirilirler. Ancak özellikleri ne olursa olsun atıkların insan ve canlı
yaşamının olduğu ortamlara hiçbir önlem alınmaksızın doğrudan atılmaması gereklidir. Bu
gereklilik ülkemizde 1983 yılında çıkarılan çevre kanunu ile yasal zorunluluk haline
getirilmiştir.
Tehlikeli nitelikli atıklar özellikle içerdikleri zararlı kimyasallar ve diğer maddeler
nedeniyle insan ve çevre sağlığına kalıcı zararlar verebilmektedir. Bu tür atıkların özel
yöntemlerle toplanması, taşınması, geri kazanılması veya bertaraf ettirilmesi gerekmektedir.
36
Evlerimizden kaynaklanan deterjan kutularından, pillere, arabalarımızdan kaynaklanan
yağlara ve akülere ve iş yerlerimizden kaynaklanan çeşitli atıklara kadar, günlük hayatımızın
içinde yer alan pek çok atık insan ve çevre sağlığı açısından tehlikeli özellikler taşımaktadır.
Bu atıklara endüstrinin çeşitli kollarından çıkan tehlikeli atıklar da eklendiğinde ortaya ciddi
şekilde yönetimi gereken binlerce ton atık çıkmaktadır.
Özellikleri nedeniyle tehlikesiz olarak nitelendirilebilen atıkların yönetimi de en az
tehlikeli atıklar kadar önem arz etmektedir. Örneğin tehlikeli olarak nitelendirilemeyen
mutfak atıkları, kâğıt, karton, cam gibi ambalaj atıkları, endüstriden kaynaklanan tonlarca atık
tehlikesiz olarak nitelendirilmekle birlikte bu atıkların da tehlikeli atıklara karıştırılmadan ve
mümkün olabilen en yüksek oranda geri kazanımını hedefleyen bir yönetim sistemi içinde
yönetilmeleri gerekmektedir.
Hızla devam eden ekonomik büyüme, şehirleşme, nüfus atışı ve refah seviyesinin
yükselmesi atık türleri ve miktarındaki artış her bir atık türü için ayrı yönetim sistemi kurmak
yerine tüm atıkları içine alan entegre bir yaklaşımın gerekliliğini ortaya çıkarmıştır.
Entegre atık yönetiminin temeli, atık yönetimi, atık önleme, atık azaltma, yeniden
kullanım, geri dönüşüm, enerji geri kazanma, bertaraf hiyerarşisine dayanmaktadır.
Bu bölümde atıkların mümkün olabilen en iyi şekilde yönetilmelerinin sağlanması için
kendi içinde nasıl sınıflandırıldığı ve nasıl tanımlandığının yanısıra bir değer olarak
ekonomiye kazandırılmalarına ilişkin özet bilgiler yer almaktadır.
Atık yönetimi, çevre kirliliğinin önlenmesi ile ilgili çalışmalarda öncelikli sırada yer
almaktadır. Bu konuda ülke olarak daha iyi bir yönetim modelini oluşturabilmemiz için
evlerimizden başlayarak daha bilinçli ve sorumlu davranmamız gerekmektedir.
Belediye Atıkları
Yönetiminden belediyenin sorumlu olduğu, evlerden kaynaklanan ya da içerik veya
yapısal olarak benzer olan ticari, endüstriyel ve kurumsal atıklara belediye atığı veya evsel
atık denir.
Belediye atıkları başlıca aşağıdaki bileşenleri içerir:
•
•
•
•
•
•
•
•
Karışık evsel katı atıklar
Geri dönüştürülebilir atıklar (cam, metal karton ambalaj atıkları)
Evlerden çıkan tehlikeli atıklar (piller, ampuller, boya kutuları vb.)
Ticari ve kurumsal atıklar (iş yerleri, okullar ve diğer kamu binalarından gelen atıklar)
Evsel nitelikli endüstriyel katı atıklar
Bahçe, hal ve pazaryeri atıkları (yeşil atıklar)
Cadde, kaldırım ve meydan süprüntüleri
Hacimli atıklar (mobilya vb.)
Evsel katı atıkların toplanması, taşınması ve geri kazanılması ile çevre ve insan sağlığına
olumsuz etki yapmadan nihai bertarafına ilişkin yükümlülük, yetki ve sorumluluklar 5393
Sayılı Belediye Kanunu ile Belediyelere ve 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile
Büyükşehir Belediyelerine verilmiştir. 2872 Sayılı Çevre Kanunu ile, Büyükşehir Belediyeleri
ve Belediyeler, evsel katı atık bertaraf tesislerini kurmak, kurdurmak, işletmek veya
işlettirmekle yükümlüdürler.
37
Ülkemizde hali hazırda yaklaşık olarak yıllık 30 milyon ton evsel çöp oluşmakta olup
2012 yılı verilerine göre kişi başına düşen atık miktarı 1.14 kg’dır.
Atıkların kontrolsüz biçimde bırakıldığı alanlar, insan sağlığını tehdit eden özellikler
göstermekte, hastalıkların hızla yayılmasına, toprak kirlenmesine, yüzeysel suların
kirlenmesine, yer altı sularının kirlenmesine, çevreye rahatsız edici koku yayılmasına, haşere
ve böcek sorunları oluşmasına, bu alanlarında oluşan metan gazı, patlama, heyelan ve hava
kirliliği vb. problemlere neden olmaktadır.
Söz konusu atıkların çevreye ve insan sağlığına etkisini azaltmak ve yönetimini sağlamak
üzere uygulanan bertaraf yöntemleri arasında kompostlaştırma, düzenli depolama, yakma,
biyometanizasyon, piroliz, gazlaştırma gibi uygulamalar sayılabilir.
Belediye atıklarının yönetimi konusunda 1991 yılından itibaren düzenleme ve çalışmalar
gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda Ülkemizde işletmede olan 69 adet Katı Atık Düzenli
Depolama Tesisi bulunmaktadır. İşletmede olan düzenli depolama tesisleri ile 44.5 milyon
nüfusa hizmet edilmektedir. Söz konusu tesisler ile Belediyelerin atık hizmeti verdiği nüfusun
%74’ünün atıkları düzenli olarak depolanmaktadır. Düzenli depolama tesislerine ek olarak
ülkemizde sekiz adet kompost tesisi, on bir adet metan gazından enerji üreten tesis ve
belediye atıklarının hammadde olarak kullanıldığı toplam üç adet biyometanizasyon tesisi
bulunmaktadır. Düzenli depolama sahalarının işletmeye alınması ile düzensiz depolama
sahalarının rehabilite edilmesi ve depo gazının değerlendirilmesi ile ilgili çalışmaların
arttırılması hedeflenmektedir.
Belediyeler/birlikler evsel katı atıkların bertarafı için en uygun teknolojiyi kullanmak
zorundadır. Bertaraf yöntemlerinin belirlenmesinde evsel atığın miktarının ve niteliğinin
bilinmesi kilit rol oynamaktadır. Katı atık karakterizasyonu, bir katı atık yönetim sistemi
kurulacak bölgede atık miktarının ve niteliğinin belirlenmesi esasıdır. Bu esasa göre katı atık
yönetim sistemi içerisinde yer alacak tesislere ve bu tesislerin kapasitelerine karar verilir.
Atık kompozisyonu ile ilgili olarak da bölgesel ya da belediye bazında olmakla beraber
yapılmış pek çok çalışma bulunmaktadır. Katı Atık Ana Planı Projesi kapsamında yapılan katı
atık kompozisyon belirleme çalışmasının sonucu aşağıdaki şekilde verilmektedir.
Şekil 1: KAAP Projesi atık kompozisyonu belirleme çalışması sonucu (2006)
38

Belediye Atıklarının Toplanması, Taşınması ve Bertarafı
Evlerde, sokak ve parklarda, pazar yerlerinde, sağlık kuruluşlarında ve işyerlerinde oluşan
çöplerin, toplum sağlığına zarar vermeyecek şekilde biriktirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Belediye atıklarının biriktirildikleri yerden bertaraf amacıyla toplanması iki şekilde
olmaktadır.
•
•
Karışık Toplama: geri kazanılabilir atıklar, mutfak atıkları ve diğer atıkların tümünün
bir arada biriktirilip atık toplama araçlarıyla toplandığı sistemdir.
İkili Toplama: Biyobozunur atıklar(yaş atık) ile geri kazanılabilir atıkların(kuru atık)
evlerde iki farklı torbada biriktirilmesi ve ayrı olarak toplandığı sistemdir.
Belediye/birlikler, geri kazanılabilir atıkların diğer atıklarla karıştırılmadan kaynağında
ayrı toplanması için; ikili toplama sistemini, atık getirme merkezlerini kurarlar.
Şekil 2:Toplama Ekipmanları
Katı atık yönetim sisteminin maliyeti en yüksek kısmı, atıkların toplanmasıdır.
Bertaraf metodunun termal işlemler olması halinde ise toplama maliyeti ikinci sırayı alır. Bir
entegre katı atık yönetim sisteminin başarısı, toplama sisteminin başarısı ile doğru orantılıdır.
Çünkü katı atık yönetim sisteminin hedefe ulaşması, atıkların kaynaklarından intizamlı,
sürekli ve zamanında toplanmasına bağlıdır. Kaynağında ayrı toplanan geri kazanılabilir
atıklar, sıkıştırmasız araçlarla, karışık ve organik atıklar genellikle sıkıştırmalı araçlarla
toplanmakta ve taşınmaktadır.
39
Şekil 3: Atık taşıma araçları
Atıkların, toplanma güzergâhının katı atık bertaraf tesisine uzaklığının kısa olduğu
yerlerde küçük toplama araçları ile taşıma daha ekonomiktir Ancak uzun mesafelerde; katı
atıkların taşınmasının ekonomik olmasını sağlamak, taşıma hattındaki trafiğe fazla
yüklenmemek için şehirlerin merkezi yerlerinde aktarma(transfer) istasyonları kurulabilir. Bu
istasyonlarda küçük hacimli araçlarla toplanan katı atıkların daha büyük hacimli araçlara
aktarılarak, bu araçlarla işleme ve depo yerlerine taşınması sağlanır. Aktarma direkt taşıma
aracına yapılabileceği gibi, bir ara depoya (bunker) boşaltıldıktan sonra, yeni araca doldurmak
şeklinde, dolaylı olarak da gerçekleştirilebilir. Aktarma istasyonlarının koku, toz, gürültü ve
görünüş yönünden çevreyi kirletmemesi için, boşaltma işleminin yapıldığı yerlerin, kapalı
olarak inşa edilmesi zorunludur.
Şekil 4: Aktarma İstasyonu
Ülkemizde, Katı Atık Bertaraf Tesisleri Mahalli İdare Birlikleri aracılığı ile en geniş
bölgenin faydalanabileceği (50-60 km yarıçap dahilinde) şekilde hayata geçirilmektedir. Bu
noktadan hareketle ülke genelinde birlik oluşturan belediyelere öncelik verilerek çalışmalar
bölgesel düzeyde yürütülmektedir. Böylece, sınırlı kaynaklardan maksimum avantaj
sağlanacak şekilde yararlanılabilir ve büyük ölçekli işletmeler ve büyük tesisler ortaklaşa
kullanılarak daha fazla verim elde edilebilir. İşbirliğinin, pahalı ve kompleks tesislerin
planlaması, kurulması ve işletilmesi açısından son derece önemlidir.
Mevcut düzensiz depolama sahalarından kaynaklanması muhtemel sorunları
önleyebilmek için aşağıda ayrıntılı şekilde açıklanan bertaraf yöntemleri uygulanmalıdır.
40
Atıkların nasıl bertaraf edileceği, katı atık karakterizasyonu dikkate alınarak belirlenir.
Bertaraf yöntemleri olarak; kompostlaştırma, düzenli depolama, yakma, biyometanizasyon,
piroliz, gazlaştırma sayılabilir.

Kompostlaştırma:
Kompostlaştırma, organik maddenin kontrollü şartlar altında humus veya humus benzeri
stabil ürüne kadar biyolojik olarak ayrışmasıdır. Kompostlaştırma ile başlıca aşağıdaki
hedeflere ulaşılması beklenir.

Biyolojik olarak ayrışabilir organik maddelerin, biyolojik olarak kararlı bir maddeye
dönüştürülmesi ve atığın hacminin azaltılması,

Katı atık içinde bulunabilecek
organizmaların yok edilmesi,

Mevcut veya oluşabilecek koku probleminin ortadan kaldırılması,

Maksimum nütrient (N, P, K) içeriğinin muhafaza edilmesi,

Gübre ve toprak şartlandırıcısı olarak kullanılabilecek bir ürün elde edilmesi.
patojen,
sinek
yumurtası
v.b.
istenmeyen
Entegre katı atık yönetim sisteminin birinci önceliği, kaynakta ayırma ile üretilen atık
miktarının azaltılmasıdır. İkinci öncelik ise kompostlaştırmayı da kapsayan geri dönüşüm ve
geri kazanımdır. Kompost, üretilen organik maddenin tekrar kullanıma sunulmak üzere
yapılan geri dönüşüm faaliyetinin faydalı son ürün haline getirilmesidir. Piyasa şartları uygun
olsa bile, geri dönüşüm ve kompostlaştırma gerekli şekilde planlanıp uygulanmazsa beklenen
başarı sağlanamaz. Mesela evsel katı atıklar içerisinde (bahçe ve mutfak atıkları) organik
madde içeriği fazla ise buna bağlı olarak kompost tesisi kurulabilir.

Kompostlaştırma Teknolojileri;
Pasif yığında kompostlaştırma: Basit sistemlerdir. Karıştırma yapılmaz. Doğal hava
hareketinden yararlanılır. Yığın yüksekliği 1-1,2m geçmez. Sıcaklık ve sıkışma kontrol
edilmezse anaerobik şartlar oluşur.
•
•
•
•
•
Aktarmalı yığında kompostlaştırma: Dünya genelinde en yaygın olarak kullanılan
sistemdir. Karıştırma için özel makine ekipmanlar kullanılır. Alan ihtiyacı fazladır.
Havalandırmalı statik yığında kompostlaştırma: Genellikle açıkta yapılan sistemlerdir.
Havalandırma için ilave sistemler vasıtasıyla sağlanır.
Havalandırmada negatif veya pozitif basınç oluşturulur. Negatif havalandırmada
çekilen hava biyofiltrede arıtılabildiğinden daha az koku sorunu ile karşılaşılır. Yığın
yüksekliği 1,5-2,5 m arasındadır.
Reaktörde kompostlaştırma: Bina, kanal veya reaktör içindeki kompostlaştırmadır. Bu
sistemlerin ilk yatırım maliyeti yüksektir. Kompost üretim süresi kısadır. Koku
problemi daha azdır. Mekanik ekipmana duyulan ihtiyaç fazladır. Alan gereksinimi
açık kompost tiplerine göre daha azdır.
Bahçe tipi kompost Bahçe ve evlerde üretilen organik atıkların yerinde
kompostlaştırılmasını sağlayan bu sistemler dünya genelinde yaygın olarak
kullanılmakta olup, pek çok modele sahiptir.
41
Şekil 5: Kompost Tesisi
Biyometanizasyon: Organik atıkların oksijensiz ortamda parçalanması işlemidir.
Biyogaz tesislerinin amaçları;





Biyogaz elde edilmesi ile elektrik ve ısı enerjisi geri kazanımı,
Atıkların stabilize edilmesi (arıtma çamurları),
Organik gübre elde edilmesi,
Atıklarda koku ve patojen giderimi sağlanması (%80’e varan koku giderimi),
Çevresel kazançlar (sera gazlarının azaltılması, fosil yakıtların kullanımının
azaltılması, vb.) sayılabilir.
Biyogaz, ısıtmada, enerji amacıyla, motorlu araçlarda yakıt olarak kullanmaktadır.

Termal Sistemler:
Yakma: Yanabilir atıkların inert bir kalıntıya (kül, cüruf) dönüştürülmesi prosesidir ve
enerji geri kazanımı sağlanır. Atık doğrudan yakılabileceği gibi ısıl değerini arttırmak ve
yakma tesisinde daha etkin proses kontrolü sağlamak amacıyla ön işleme de tabi tutulabilir.
Ön işleme tabi tutulmuş atık, diğer yakıtlarla birlikte (örneğin kömür) ısı geri kazanımlı
yakma tesislerinde yakılabilir.
Piroliz: Oksijensiz ortamda yakmadır. Piroliz prosesi ürünleri katı, sıvı ve gaz olabilir.
Uygulamada organik bir atığa dışarıdan ısı enerjisi aktarılır.
Gazifikasyon: Gazifikasyonda sınırlı miktarda oksijen sisteme verilir ve bunun
sonucunda oluşan oksidasyon ile sistem kendi kendinin sürekliliğini sağlayabilecek miktarda
ısı üretir.
42
Şekil 6: Yakma Tesisi

Düzenli Depolama Yöntemi:
Şekil 7: Düzenli Depolama Tesisi
43
Düzenli depolama; katı atık sızıntı sularının ve depo gazının olumsuz etkilerini kontrol
altına alınacağı bir sızdırmazlık ve gaz kontrolü sisteminin yapılmış olduğu alanlara, katı
atıkların çevre problemleri oluşturmayacak şekilde kademeli olarak zemin üzerinde
depolanarak bertaraf edilmesidir. Bu işlemin düzenli depolama olabilmesi için; alt-üst taban
geçirimsizliği, sızıntı suyu, depo gazı, yönetiminin olması gerekir.
Düzenli Depolama Tesislerinin,
birlik nüfusu, çıkan atık miktarı ve atığın
karakterizasyonuna bağlı olarak projelendirilmesi gerekir. Düzenli Depolama Tesisi, sabit ve
diğer yardımcı üniteler (giriş ve kantar binası, kantar, düzenli depolama lotu, tekerlek yıkama
ünitesi, sızıntı suyu toplama havuzu ve sızıntı suyu arıtma tesisi, garaj, atölye, idari bina,
trafo, jeneratör, aydınlatma ve yangın söndürme sistemi, yüzey suyu toplama kanalları, yollar,
su deposu, gaz toplama sistemi, tıbbi atık sterilizasyon ünitesi, maddesel geri kazanım tesisi,
vb.) için gerekli büyüklükte olmalıdır. Düzenli depolama tesislerinde, geçirimsizlik sistemi
teşkiliyle, katı atıkların depolanmasından kaynaklı sızıntı sularının yer altı ve yerüstü su
kaynaklarına karışması önlenir, sızıntı suları sızıntı suyu borularıyla toplanarak arıtma tesisine
verilir, çıkan gaz ise toplanarak enerji üretiminde, ekonomik olmaması halinde depo gazı
meşalelerde yakılır. Depolama tesisi, izinsiz girişleri engelleyecek şekilde çevre çiti ve giriş
kapısı ile donatılarak emniyet altına alınır. Tesis belli bir plan dahilinde işletilir, gelen
atıkların düzenli olarak serilip sıkıştırıp üzerinin her gün örtülmesi sağlanır ve kullanım ömrü
dolduğunda uygun şekilde kapatılır. Belediye atıklarının depolanacağı tesisler II. Sınıf
Düzenli Depolama Tesisleridir.
Düzenli depolama yöntemi, katı atıkların bertarafı konusunda en fazla uygulanan
yöntemdir. Maliyeti diğer yöntemlere göre daha azdır. Diğer yöntemlerden hangisi
kullanılırsa kullanılsın sonuçta yine depolanması gereken artıklar (kül, curuf ve benzeri artık
ve atıklar) açığa çıkmaktadır. Bu nedenle düzenli depolama işleminin tekniğine uygun olarak
yapılması, yeraltı ve yüzey sularının kirlenmesinin önlenmesi açısından oldukça önemlidir.
Şekil 8: Düzenli depolama tesisi
44
Şekil 9: Düzenli depolama tesisi
Düzensiz depolama sahaları; kontamine olmuş sahalardır. Bu alanlarda yüksek
çevresel riskler mevcuttur. Düzensiz depolanan atıklar, yeraltı ve yüzeysel suların kirliliği,
hava kirliliği, görüntü kirliliği, taşıyıcı haşere üreme riski, heyelan riski taşımaktadır.
Depolama alanlarından kaynaklanabilecek riskleri azaltmak için; eski ve kötü/yanlış
yönetilmiş/işletilmiş düzensiz depolama sahalarını kapatmak ve rehabilite etmek gerekir.
Şekil 10: Düzensiz depolama tesisi
45
Şekil 11: Rehabilite edilmiş saha
Evimizdeki Tehlikeli Atıklar
Günlük yaşamda kullandığımız ve hayatımızı kolaylaştıran birçok tehlikeli ürün
bulunmaktadır. Bu ürünler işlerimizi daha hızlı, kolay ve etkili bir şekilde yapmamızı
sağlayan temizlik malzemeleri, deterjanlar, boyalar, kişisel bakım ürünleri, böcek ilaçları gibi
çok çeşitlidirler. Acaba bu ürünlere güvenebilir miyiz?
Tüketici olarak marketten satın aldığımız bir ürünün genellikle güvenilir olduğuna
inanırız. Ancak evlerimizde kullandığımız birçok ürün tehlikeli kimyasal maddeler
içermektedir. Bu ürünlerin uygun bir şekilde kullanılmaması ya da bertaraf edilmemesi
halinde zararlı etkileri görülebilmektedir. İhtiyacımız olan ürünlerin hangilerinin tehlikeli
olduğunu, tehlikeli olması durumunda ürünün kullanımı, saklaması ve alternatifi olan ürünle
ilgili bilgimiz olması halinde evimizi ve çevremizi daha sağlıklı ve yaşanılabilir düzeye
taşımamız mümkün olacaktır.
Satın aldığımız tehlikeli kimyasal maddeler içeren ürünlerin etiketleri üzerinde
risklerin neler olduğu hem sembollerle hem de yazılı olarak tüketiciye bildirilmektedir. Bu
semboller ve üzerindeki kullanım talimatlarına uyulduğu takdirde bu kimyasalların olası
etkileri en aza indirilebilir. Özellikle aşındırıcı, tahriş edici, patlayıcı, solunması halinde
tehlikeli, tutuşabilir gibi tehlikelilik özellikleri içeren kimyasalları kullanırken koruyucu
eldiven, maske ve elbise kullanılmalıdır.
Tehlikeli ürünün kullanılmadığı zamanlarda kapağı sıkıca kapatılmalı, çocukların ve
evcil hayvanların ulaşamayacakları kilitli bir yerde saklanmalıdır. Ürün tamamen bitene kadar
ya da bertaraf edilinceye kadar orijinal ambalajında saklanmalıdır. Tehlikeli ürünler
46
birbirleriyle karıştırılmamalıdır. Yanıcı ürünlerin ısı ve ateş kaynaklarından uzakta
bulundurulması gerekir. Ürünler etiket bilgilerine uygun sıcaklık ve koşullarda saklanmalıdır.
Bu tür tehlikeli kimyasalların mutlaka tamamının tüketilmesi gerekmektedir.
Kullanabileceğimizden fazla olması halinde bir başkasına vererek tamamının tüketilmesini
sağlamalıyız.
Her kimyasal farklı özellik göstereceğinden ne şekilde kullanılması ve bertaraf
edilmesi gerektiğinin bilinmesi gerekmektedir. Bu sebeple Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca
“Evimizdeki Tehlikeli Atıklar” el kitapçığı hazırlanmış ve Bakanlığın web sitesinden tüm
tüketicilere kaynak olarak sunulmuştur. Evlerde kullanılan kimyasalların ne gibi riskler
içerdiği, nasıl kullanılması gerektiği ve nasıl bertaraf edilmesi gerektiğine dair her türlü
bilgiye bu kitapçıktan ulaşılabilmektedir.
Atıkların Geri Kazanım
a. Geri Kazanım Nedir?
Atıkların özelliklerinden yararlanılarak içindeki bileşenlerin fiziksel, kimyasal veya
biyokimyasal yöntemlerle başka ürünlere veya enerjiye çevrilmesidir.
Sağlıklı ve sürdürülebilir bir atık yönetim sistemi, atıkların diğer atıklarla karışmadan
kaynağında ayrı toplanması ve organize bir yapı içerisinde geri kazanım sürecinin
gerçekleştirilmesi ile sağlanabilmektedir.
b. Geri Kazanımın Yararları
o
o
o
o
Doğal kaynaklarımız korunur,
Enerji tasarrufu sağlanır,
Atık miktarı azalır, çöp alanlarının ömrü uzar.
Ekonomiye katkı sağlanır.
c. Ambalajlar ve Geri Dönüşüm
Ambalaj; içindeki ürünü koruyan, temiz kalmasını sağlayan ve taşınmasını
kolaylaştıran önemli bir malzemedir.
Geri kazanılabilir atıklarının ayrı toplanmasında dünyada en yaygın etkili ve verimli
uygulama; kaynağında ayrı biriktirme ve toplamadır. Ambalaj atıklarının kaynağında ayrı
toplanmasıyla ambalaj atıklarının geri dönüşümünde kaliteli ürünler elde edilebilmektedir.
Katı atık yönetim sisteminin verimli bir şekilde işletilmesi ve halkın memnun edilebilmesi
için toplama sisteminin planlandığı şekilde çalıştırılması gereklidir. Bu nedenle toplama
sistemi, ülke gerçeklerini dikkate alan, toplumun sosyo-ekonomik yapısı ve alışkanlıkları ile
uyumlu, çabuk alışılabilir ve uygulanabilir olmalıdır.
Ayrı toplama çalışmalarında toplama yapılacak bölgelere ve yerlere göre mavi
poşetler, iç mekân kutuları, kumbaralar ve konteynırlar kullanılabilmektedir. Vatandaşlar
47
tarafından belediyenin hazırlamış olduğu ambalaj atıkları yöneyim planı doğrultusunda ayrı
toplama yapılan bölgelerde, poşetlerin kumbaraları ve konteynırların içine ambalajın dışında
başka malzemeler atılmamalı, poşetler belirtilen gün ve saatte dışarı çıkarılmalıdır.
Uygulamada kullanılan kumbara, konteynır, afiş vb. gibi ekipmanlara sahip çıkılması,
onlara zarar verilmemelidir. Ayrı toplama çalışmalarında kullanılan ekipmanların avantaj ve
dezavantajları aşağıdaki tabloda verilmektedir.
Kaynakta Ayrı Biriktirme Ekipmanları
•
•
•
•
•
Kapıdan kapıya
toplama yöntemi
Tüketici pasiftir,
Ağırlıklı olarak
toplayıcı rol oynar,
Tüketici tarafından
diğer evsel katı
atıklardan ayrı olarak
ambalaj atıkları bir
poşette biriktirilir,
Belirli periyotlarla
lisanslı işletmeler
tarafından toplanır.
•
•
•
•
Bırakma merkezli
toplama yöntemi
Toplayıcı pasiftir,
Ağırlıklı olarak
tüketici rol oynar,
Tüketici ayırdığı
ambalaj
atıklarını belirli
bir mesafe kat
ederek kumbara
ya da
konteynerlere
bırakır.
•
•
•
•
Büyük konteyner
Ağırlıklı olarak
fabrikalar,
marketler, alışveriş
merkezlerinin arka
kısımlarında
kullanılır,
Büyük
konteynerlerde
biriktirilir,
Belirli periyotlarla
konteyner
sahiplerince
toplanır,
Evlerde mavi poşetlerde biriktirilen ambalaj atıkları
belediyelerin hazırlamış oldukları ambalaj atıkları yönetim
planlarında belirtilen gün ve saatte vatandaşlar veya
kapıcılar tarafından dışarı çıkarılmaktadır.
Ambalaj atıkları özel olarak giydirilmiş araçlarla
taşınmaktadır. Ambalaj atıklarının toplanması ve
taşınmasında kullanılacak araçların üzerinde “Ambalaj
Atığı Toplama Aracı” ifadesi bulunmalıdır. Kolayca
okunabilecek ve anlaşılabilecek boyutlarda tasarlanmalıdır.
Ayrı toplanacak ambalaj atıkları ile atılmayacak atık türleri yazı ve şekil ile
gösterilmelidir.
48
Ambalaj atıklarının kaynağında ayrı toplama çalışmasında kullanılan özel olarak
giydirilmiş araçların örnekleri aşağıda verilmektedir.
Karışık olarak toplanan ambalaj atıkları lisanslı ambalaj atığı ayırma tesisinde
cinslerine göre ayrılmaktadır. Cinslerine göre ayrılan malzemeler preslenmekte ve lisanslı geri
dönüşüm tesislerine gönderilmelidir. Bu tesisler birer eğitim merkezi haline getirilmektedir.
Ambalaj atıklarının lisanslı işletmelere verilmesi esastır ve ambalaj atıklarının
bunların dışındaki işletmeler tarafından toplanması yasaktır. Lisan almış işletmelere ait
örnekler aşağıda yer almaktadır.
49
Toptan ve/veya perakende olarak ambalajlı ürünlerin satışını yapan iki yüz
metrekareden büyük kapalı alana sahip mağaza, market, süpermarket, hipermarket ve benzeri
satış yerleri ambalaj atıklarının ayrı toplanmasını sağlamak ve tüketicileri bilgilendirmek
üzere ambalaj atığı toplama noktaları oluşturmak, ambalaj atıklarını, belediyenin ambalaj atığı
toplama planı doğrultusunda sözleşme imzaladığı lisanslı toplama ayırma tesisine vermek,
plastik poşet kullanımını en aza indirecek gerekli tedbirleri almaları gerekmektedir.
Alıveriş merkezlerinde yer alan biriktirme noktalarından ve poşet azatlımı konusunda
gerçekleştirilen çalışmalardan örnekler aşağıda yer almaktadır.
50
Ambalaj atıklarının kaynağında ayrı toplama çalışmalarının geliştirilebilmesi ve
yaygınlaştırılması için en önemli etken eğitimdir. toplumun, katı atık yönetimi planının her
aşamasında bilgilendirilmesi ve eğitilmesi gerekmektedir.
Bu amaçla uygulamanın her aşaması için belediyeler tarafından, sanayici tarafından
ayrı ayrı eğitim programları düzenlenmeli, tüketicilere hem uygulamanın başlangıcında
tanıtıcı bilgiler hem de uygulama devam ederken yapılan çalışmalarla ait bilgiler verilmelidir.
Eğitim çalışmalarında ayrı toplama faaliyetlerine yönelik tanıtıcı reklâmlar, afiş ve broşürler
yayımlanmalı, ekipmanlar dağıtılmalı, vatandaşlar bilgilendirilmeli, eğitimin sürekliliği
sağlanmalıdır.
Eğitim ve uygulama politikaları kapsamında kullanılabilecek eğitim unsurları aşağıdaki
gibidir:



Yazılı ve Görsel
Seminer Programları
Uygulama ve Teknik Destek
Eğitime öğrencilerden ve kadınlardan başlanmalıdır. Eğitim için görsel dokümanlara
ağırlık verilmelidir. Ayrı toplamanın ne zaman başlayacağı halka önceden dağıtılacak
dokümanlarla bildirilmelidir. Bu dokümanlarda ayrı toplamanın önemi ve nasıl yapılacağı,
halkın sorumluluğu anlatılmalıdır.
Okullarda ansiklopedik bilgi vermek yerine ilgi uyandırarak öğrenmeyi sağlamak,
araştırmacı, sorgulayıcı ve üretici fertler yetiştirmek, okulöncesi dönemde çevre eğitiminin
eğlendirici, bilgilendirici, özendirici, uygulamalı olarak çevre sorunlarının farkına varılmasına
olanak sağlamak amaçlanmalıdır.

Plastik Ambalajlar:
Evsel atıklar arasında bulunan özellikle gıda,
meşrubat, deterjan ve kozmetik ürünlerin ambalajlarıdır.
Plastik ambalaj atıkları yıkanıp granül haline dönüştürülerek,
ikincil ürün imalatında hammadde olarak; plastik torba,
51
marley, pis su borusu, elyaf, dolgu malzemesi ve sera örtüsü imalatı ile otomotiv sektöründe
kullanılmaktadır.

Metal Ambalajlar:
Evlerimizde gıda ve içecek ambalajında kullanılan iki çeşit ambalaj malzemesi vardır.
Bunlar teneke ve alüminyumdur. Günlük hayatımızda en çok kullandığımız yağ tenekeleri ve
meşrubat kutuları metal ambalajların en önemlileridir. Metal ambalajların geri dönüştürülmesi
sonucunda pencere çerçevesi ve sprey kutusu gibi metal malzemeler üretilmektedir.

Cam Ambalajlar:
Camın hammaddesi kumdur. Cam ambalajlar en sağlıklı ambalaj çeşidi olup, geri
dönüşüm oranı en yüksek olanıdır. Cam şişe ve kavanozların kullanımı ülkemizde oldukça
eski yıllara uzanmaktadır. Cam şişeler depozitolu ve depozitosuz olarak ikiye ayrılır.
Depozitolu şişeler temizlenerek tekrar kullanılır. Depozitosuz olanlar ise, diğer cam atıklar ile
birlikte renklerine göre ayrılmak suretiyle, kırılarak cam tozu haline getirilir. Cam tozu; kum,
kireç taşı ve soda külü ile karıştırılıp, yüksek sıcaklıkta şekillendirilerek yeni ürünlere
dönüştürülür.

Kâğıt ve Karton Ambalajlar:
Kâğıt ve karton türleri arasında gazete kâğıtları, evsel atıkların önemli bir bölümünü
oluşturmaktadır. Kâğıt ve karton üreticisi kuruluşlar, atık kâğıttan yaklaşık %30 oranında
orijinal hammaddeye karıştırarak üretimde kullanmaktadırlar.
Karton, süt ve meyve suyu kutuları %80 kâğıttan ve az bir oranda da plastik ve
alüminyumdan oluşmaktadır. Kullanılmış kartonlardan; masa, sandalye ve dolap gibi
mobilyalar üretilmekte, ayrıca kâğıt hammaddesi olarak da kullanılmaktadır.
Evsel atıkların önemli bir bölümü temiz ve ayrı toplanabildiği takdirde, ekonomiye
geri kazandırılması mümkün olmaktadır. Kâğıt ve karton ambalajların geri dönüştürülmesi
sonucu atık miktarı azaltılmış ve enerji tasarrufu sağlanmış olur.
Bir ton atık kâğıdın geri dönüştürülmesi ile 17 ağaç kurtarılmış olur. Bunun için
halkımızın bu konuya duyarlılığı arttırılmalı, ayrıca ülke genelinde atıkların ayrı toplanması
ve değerlendirilmesi konusunda, kamu kurum ve kuruluşları arasında işbirliği sağlanarak,
gerekli tedbirler alınmalıdır.
ÖZEL ATIKLAR
a. Atık Madeni Yağlar
Atık yağlar motorlu araçların yağ değişim işlemlerinden ve sanayi kuruluşlarının
faaliyetleri sırasında açığa çıkan ve kanserojen etkiye sahip maddeleri içeren tehlikeli bir
atıktır. Atık yağlar;
Su içindeki oksijeni azaltır, su içinde atık yağla beslenen mikroorganizmalar oluşur.
Bu mikroorganizmaları yiyen balıklar ve diğer canlılar yoluyla kanserojen maddeler insanlara
ulaşır. Atık yağların kontrolsüz olarak soba vb. yerlerde yakılması neticesinde, içindeki
kanserojen maddeler doğrudan havaya karışmakta ve insanlar tarafından solunmaktadır.
52
Atık yağlar; evsel atık su arıtma tesislerinde arıtılamaz, bu nedenle kanalizasyon sistemine
dökülmemelidir.
Atık yağların Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından lisanslandırılmış tesislerde
çevre ve insan sağlığına zarar vermeyecek şekilde işlem görmesi, atık üreten noktaların
belirlenmesi ve bilinçlendirilmesi önem arz etmektedir. Atık yağlar ulusal atık taşıma formu
düzenlenerek lisanslı özel araçlarla toplanmakta ve kategorilerine uygun olarak geri
kazanım(enerji veya hammadde) veya bertaraf amaçlı olarak değerlendirilmek üzere lisanslı
işletmelere teslim edilmesi gerekmektedir. Atık yağların enerji geri kazanımı amaçla
kullanıldığı çimento, kireç ve demir-çelik fabrikalarında Çevre ve Orman Bakanlığınca
belirlenen esaslar dahilinde atık yağlar ek yakıt olarak kullanılmakta ve atık yağlardan önemli
bir seviyede enerji geri kazanımı sağlanmaktadır.
Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği 30.07.2008 tarih ve 26952 sayılı Resmi Gazetede
yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yapılan düzenlemeyle yönetmelik, Avrupa Birliği 75/439
EC sayılı atık yağ direktifine tam uyumlu hale getirilmiştir. Yönetmeliğe göre, atık
endüstriyel yağlar lisanslı atık yağ toplama firmaları tarafından, atık motor yağları ise motor
yağı üreticileri veya bunların yetkilendirilmiş kuruluşları tarafından toplanabilmektedir. Atık
Madeni Yağların Kontrol ve İzleme Sisteminin Oluşturulması Projesi kapsamında yapılan
modelleme ile Türkiye’de yıllık yaklaşık 177 bin ton motor yağının tüketildiği ve 134 bin ton
atık motor yağının oluştuğu belirlenmiştir. Ortaya çıkan atık motor yağlarının motor yağı
üreticileri tarafından ise ancak % 15-20 civarında bir oranla toplandığı da bilinmektedir.
Atık yağın geri kazanımı sonucu elde edilen ürünler başta baz yağ olmak üzere ülke
ekonomisi açısından önemli bir değer oluşturur. Kazanç yaklaşık 97 milyon usd/yıl’dır. Bu
nedenle atık yağların ekonomiye kazandırılabilen, geri dönüşümü mümkün, çok kıymetli bir
atık olduğunun unutulmaması gerekmektedir.




Yakıt
Kalorifik Değer (kcal/kg)
Doğalgaz
13.000
Motorin
10.250
Atık Yağ
9.600
Fuel Oil 6
9.600
Linyit
4.600
Bir litre atık yağ bir milyon litre içme suyunu içilemez hale getirir.
Bir litre atık yağdan 3.56 kwh elektrik üretilebilir.
Bir litre atık yağın enerji karşılığı 9500 – 10000 kilokaloridir.
Bir litre atık motor yağından 0,625 litre baz yağ üretilir.
53
b. Bitkisel Atık Yağlar
Ülkemizde kişi başına ortalama bitkisel yağ tüketimi 20 kg olup, yıllık yaklaşık 1,5
milyon ton bitkisel yağ gıda amaçlı olarak piyasaya sürülmektedir. Buna karşılık rafinasyon
tesislerinden kaynaklanan soap-stock, tank dibi tortu, yağlı toprak gibi bitkisel atık yağlarla
birlikte yaklaşık 350.000 ton atık yağın oluştuğu düşünülmektedir. Kişi başı 2 kg kullanılmış
kızartmalık yağ oluşumu öngörüsüyle, bu miktarın yaklaşık 150.000 tonunun kullanılmış
kızartmalık yağ olduğu tahmin edilmektedir. Son zamanlarda ülkemizdeki fast-food türü
gıdaların tüketimindeki artışlarla beraber, kullanılmış kızartmalık yağ miktarında da artışlar
olmuştur.
Bitkisel yağlar yüksek sıcaklıkta kolaylıkla okside olmakta kullanım ömürlerini
tamamladıktan sonra ekotoksik özellikler göstermektedir. 1 lt atık yağ 1 milyon litre içme
suyunu kirletebilmektedir. Kullanılmış bitkisel atık yağlar evsel atık su kirliliğinin yaklaşık
%25’ini oluşturmaktadır. Kullanılmış kızartmalık yağlar, lavaboya dökülmesiyle
kanalizasyon sistemlerinde tıkanmalara ve arıtma tesislerinin maliyetlerinin artmasına neden
54
olmaktadır. Arıtılmayan atık sular içindeki bitkisel atık yağların denizlere, göllere ve
akarsulara ulaşmasıyla da başta balıklar olmak üzere ortamdaki canlılar üzerinde tahribatlara
sebebiyet verebilmektedir.
Bitkisel atık yağlardan kaynaklanan çevresel zararların en aza indirilebilmesi ve
ekonomiye kazandırılabilmesi için Bitkisel Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği 19.04.2005
tarihli ve 25791 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmeliğin
Genel İlkeler başlıklı 5 inci maddesinin (ı) bendi gereği “ Atık yağlar, çevre lisanslı geri
kazanım tesisleri ile geçici depolama izni almış toplayıcılar tarafından toplanabilir.”
Toplanan bitkisel atık yağların geri kazanımı ise Bakanlığımızdan çevre izni ve
lisansına sahip geri kazanım tesislerinde gerçekleştirilmektedir. Kullanılmış kızartmalık yağ
haricindeki atık bitkisel yağlar genel olarak sabun ve yemlik yağ üretiminde kullanılmaktadır.
(Kullanılmış kızartmalık yağların sabun üretiminde kullanımı Sağlık Bakanlığınca, yemlik
yağ üretiminde kullanımı ise Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı mevzuatınca
yasaklanmıştır.) Kullanılmış kızartmalık yağlar ise genel olarak asit yağ ve endüstriyel yağ
üretiminde kullanılmaktadır. Özel Tüketim Vergisi uygulamaları nedeniyle kullanılmış
kızartmalık
yağlardan
biyodizel
üretimi
ekonomik
olmaması
nedeniyle
gerçekleştirilememektedir. Ayrıca; bu yağlar biyogaz üretimde de kullanılabilmektedir.
Bitkisel atık yağların toplanarak geri kazanımının sağlanmasındaki ilk temel nokta,
halkın ve bitkisel atık yağ üreten lokanta, otel, yemekhane vb. atık üreticilerinin bu atık
yağların çevre ve insan sağlığına olan zararlarının farkında olması ve bu atık yağların
ekonomiye katkı açısından önemli bir unsur olduğunun bilincine sahip olmasıdır.
Eğer bu bilince ulaşılabilirse toplanan kullanılmış kızartmalık yağ miktarı artacak, bu
yağların geri kazanımı ile ekonomiye katkı sağlanacak, istihdam oluşturulacak, çevresel
açıdan daha önemli bir husus olarak suyu, toprağı, havayı kısacası gelecek nesillerimizden
emanet aldığımız çevreyi korumuş olacağız.
55
c. Ömrünü tamamlamış lastikler
Ömrünü Tamamlamış Lastiklerin Kontrolü Yönetmeliği 25.11. 20006 tarih ve 26357
sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış ve 01.01. 2007 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yönetmelik,
bisiklet ve dolgu lastikleri hariç, ömrünü tamamlamış diğer tüm lastikleri kapsar. ÖTL’lerin
diğer atıklardan ayrı olarak toplanması, taşınması, geçici depolanması, geri kazanılması,
bertarafı, ithalatı, ihracatı ile transit geçişi gibi hususları düzenler.
Faydalı ömrünü tamamladığı belirlenerek araçtan sökülen orijinal veya kaplanmış, bir
daha araç üzerinde lastik olarak kullanılamayacak durumda olan ve üretim esnasında ortaya
çıkan ıskarta lastikler, ömrünü tamamlamış lastik olarak nitelendirilmektedir. Araç lastiğinizin
diş derinliği 1,6 mm’nin altında ise artık, lastik değil bir atığa sahipsiniz. Ömrünü
tamamlamış lastiklerinizi (ÖTL) ücretsiz olarak satın aldığımız noktaya ya da lastik değişimi
yapılan servis noktalarına iade edebiliriz.
Ömrünü tamamlamış lastikleri geri kazandığınızda yaklaşık % 73 oranında granül
kauçuk malzemesi, % 19 oranında çelik tel ve % 8 oranında tekstil ve diğer maddeler geri
kazanılmaktadır. Piroliz yöntemi kullanılarak; karbon siyahı, aromatik yağlar, tel ve ısıl
değeri çok yüksek olan pirolitik gaz elde edebilirsiniz.
Türkiye’de her yıl yaklaşık 200.000 ton ömrünü tamamlamış lastik açığa çıkmaktadır.
Bir lastiğin geri dönüşüme gönderilmesiyle birçok ürün elde edilebilir.
• 200.000 ton ömrünü tamamlamış lastiğin geri kazanımı sonucunda; yaklaşık 146.000
ton kauçuk granülü ve 38.000 ton çelik geri kazanılmaktadır,
• 200.000 ton ömrünü tamamlamış lastiğin piroliz işlemi sonucunda; yaklaşık
80.000.000 litre pirolitik yağ, 60.000 ton karbon siyahı ve 30.000 ton pirolitik gaz geri
kazanılmaktadır.
Ömrünü Tamamlamış lastiklerin iyi depolanmaması sonucunda
• Sivrisinek ve fareler için uygun bir üreme alanı olacağı gibi salgın hastalıkların
yayılmasında da etken bir rol oynamaktadır.
• Bu yığınlar, gerekli tedbirler alınmadığı takdirde günlerce söndürülmesi mümkün
olmayan yangınlara ve zehirli gazların oluşumuna neden olurlar.
56
d. Atık Piller ve Akümülatörler
Ülkemizde atık pillerin ve akümülatörlerin yönetimiyle ilgili esaslar, Bakanlığımız
tarafından hazırlanan ve 31 Ağustos 2004 tarih ve 25569 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanarak 01 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe giren “Atık Pil ve Akümülatörlerin Kontrolü
Yönetmeliği” ile belirlenmiştir.
Yönetmelik ile atık pil ve akümülatörlerin çevre ve insan sağlığına olan zararlarını en
aza indirmek, evsel katı atıklarla karışmasını ve evsel çöp depolama alanlarına atılmasını
engellemek ve geri kazanım veya nihai bertarafı için toplama sistemini kurmak ve atık
yönetim planını oluşturmak amaçlanmaktadır.

Atık Piller
Pil şarj edilmeyen primer hücrelerde kimyasal reaksiyon sonucu oluşan kimyasal
enerjinin doğrudan dönüşümü ile üretilen elektrik enerjisi kaynağı olup bazı piller şarj
edilebilerek birkaç defa kullanılabilmektedir.
Türkiye’de yılda yaklaşık 6-7 bin ton pil piyasaya sürülmektedir. Cep telefonundan
saate, oyuncaktan tv kumandasına, dizüstü bilgisayara kadar hayatımızı kolaylaştıran birçok
alanda kullanılmaktadır. Piller şarj edilmeyen piller ve şarj edilebilen piller olarak iki gruba
ayrılır.
Çinko karbon, alkali mangan, lityum piller şarjsız, nikel kadmiyum, nikel metalhidrit
ve lityum iyon piller ise şarjlı grupta yer alır. Özellikle nikel kadmiyum, nikel metalhidrit ve
lityum iyon piller geri kazanılmaktadır. Bu tür pillerin geri kazanımından nikel, kobalt ve
kadmiyum elde edilmektedir. Dünyada rezervleri oldukça azalan kobaltın atık pillerden geri
kazanım yoluyla elde edildiği bilinmektedir.
57
Piller ve bataryalar sökülmemeli, içleri açılmamalı ve ezilmemelidir. Genellikle
saatlerde kullanılan düğme pillerin çocuklar tarafından kolayca yutulabilme riskine karşı, bu
tür piller ortalıkta bırakılmamalıdır.
Şarj edilemeyen piller, alevlenme ve patlama riskine karşı kesinlikle şarj edilmeye
çalışılmamalıdır. Atık pillerin çöpe, toprağa, denize, akarsulara ve kanalizasyonlara atılması
veya yakılmaları durumunda içerdikleri ağır metaller çevrenin kirlenmesine yol
açabilmektedir. Kadmiyumlu pil bir olimpik havuzun üçte birini doldurmaya yeterli 600.000
litre suyu kirletebilmektedir. Bu da yaklaşık 11 kişinin yıllık su ihtiyacına karşılık
gelmektedir.
Kullanım ömrünü tamamlamış piller ve bataryalar tüketici tarafından ayrı kaplarda
biriktirilmeli, okullarda, marketlerde, camilerde, muhtarlıklarda ve diğer kamuya açık
alanlardaki pil toplama noktalarına bırakılmalıdır. Pil toplama noktalarındaki atık piller
toplandıktan sonra, yetkili kişiler tarafından türlerine göre ayrıştırılmalı, çeşitli fiziki ve
kimyasal işlemlerle bünyelerindeki bazı değerli maddelerin geri alınmaları sağlanmalı veya
uygun koşullarda bertaraf edilmelidir. Pil ya da bataryaların yakılarak bertaraf edilmeleri
çözüm değildir. Çünkü yanma sonucunda kurşun, cıva ve kadmiyumun daha da zehirli olan
oksitleri gaz halinde oluşur ve soluduğumuz havaya karışır

Atık Aküler
Akümülatörler endüstride ve araçlarda otomatik marş, aydınlatma veya ateşleme gücü
için kullanılan, şarj edilebilir sekonder hücrelerde kurşunla sülfürik asit arasındaki kimyasal
reaksiyon sonucu kimyasal enerjinin doğrudan dönüşümü ile üretilen elektrik enerjisi
kaynağıdır.
58
Akümülatörler kullanım alanlarına göre starter (otomobil aküleri), stasyoner ve
traksiyoner (Telekom aküleri, Enerji santral aküleri, Forklift aküler, kesintisiz güç kaynakları
aküleri) akümülatörler olarak sınıflandırılmaktadır. Ülkemizde özel aküler hariç (agm ve jel)
bütün kurşun asit aküler (starter, stasyoner ve traksiyoner) dünya standartlarında
üretilmektedir.
Yıllık üretim ve ithalat miktarı yaklaşık 80.000 tondur. Atık akülerin, gelişigüzel
atılması veya yasal olmayan bir biçimde depolanması, zamanla deforme olan ve kırılan
akülerden; çevreye kurşun veya kurşunla kirlenmiş sülfürik asitin saçılmasına neden
olmaktadır.
Bu olay toprak kirliliğinin yanı sıra göller, akarsular, nehirler ve yeraltı suları gibi
içme suyu kaynaklarının da kirlenmesine yol açar. Atık akülerin gelişigüzel yakılması
sonucunda, kurşun kül içinde kalır, açığa çıkan baca gazlarından dolayı havadaki kurşun
emisyonu artar ve hava kirliliğine neden olur. 10 gr kurşun 200 kg toprağı kirletmektedir.
Atık haline gelen akümülatörlerin uygun koşullarda depolandıktan sonra özel araçlarla
taşınarak geri kazanım tesislerine gönderilmesi sağlanmalıdır. 1 ton kurşunun cevherden elde
edilmesi için 345 kW-h enerji harcanırken 1 ton kurşunun atık aküden elde edilmesi için
yalnızca 115 kW-h enerji harcanır. Bu da hem enerji tasarrufu hem de ülke ekonomisine katkı
sağlar.
e. Ömrünü Tamamlamış Araçlar (ÖTA)
Ömrünü Tamamlamış Araçların Kontrolü Hakkında Yönetmelik 30.12.2009 tarihli ve
27448 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve bu Yönetmelikle ömrünü
tamamlamış araçların toplanması, depolanması, işlenmesi, geri dönüşümü ve geri kazanımına
ilişkin esaslar ve yeni araç tasarımlarında uyulması gereken kriterler belirlenmiştir. Bu
59
yönetmelik otomobil, hafif ticari araç, motosiklet ve motorlu bisiklet haricindeki üç tekerlekli
araçları, bu kategorilerdeki ömrünü tamamlamış araçlar ile bunlara ait aksam, parça ve
malzemeleri kapsamaktadır.
Otomotiv sanayi, demir-çelik, petro-kimya, lastik gibi temel sanayi dallarının başlıca
alıcısı ve bu sektörlerdeki teknolojik gelişmenin de sürükleyicisidir. Ömrünü tamamlamış
araçlar; otomotiv sektörünün diğer çevresel etkilerden farklı olarak yalnızca çevresel
kirleticiler değil, aynı zamanda içerdikleri geri dönüştürülebilir, geri kazanılabilir ve yeniden
kullanılabilir malzemeleri ile birer değerdirler.
Genel olarak ömrünü tamamlamış bir araca bakıldığında % 85’inin yeniden
kullanılabilir, geri kazanılabilir ve geri dönüştürülebilir parça ve malzemelerden oluştuğu
görülmektedir.
Bu parça ve malzemelerin yeniden kullanımı, geri kazanımı ve geri dönüştürülmesi;
doğal kaynakların hızla tüketilmesinin önüne geçer ve üretilen atıkların çevre ve insan sağlığı
için bir tehdit olmaktan çıkarılarak ekonomi için bir girdiye dönüştürülmesini sağlar.
Ömrünü tamamlamış araç parça ve malzemeleri kurşun, kadmiyum, altı değerlikli
krom ve civa gibi tehlikeli maddeler içermektedirler. Eğer bu parça ve malzemeler atık
değerlendirilmesi safhasında doğru olarak işlenmezler ise yeniden kullanım veya geri
kazanım için söküldüklerinde, parçalandıklarında, yakıldıklarında veya kimyasal işleme tabi
tutulduklarında içerdikleri kurşun, kadmiyum, cıva gibi zehirli metaller açığa çıkabilmekte ve
bu atıklar önemli birer toksik madde kaynağına dönüşerek çevre ve insan sağlığı açısından
büyük sorunlara sebep olabilmektedir.
ÖTA yönetimi içerisinde yer alan teslim yerleri, geçici depolama alanları ve işleme
tesisleri ile ömrünü tamamlamış araçların çevre ve insan sağlığına zarar vermeden çevre ile
uyumlu bir şekilde geri kazanımının sağlanması hedeflenmiştir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
ve Emniyet Genel Müdürlüğü işbirliği ile kurulan veri sistemi ile lisanslı tesislere teslim
edilmeyen ömrünü tamamlamış araçların Emniyet Müdürlüğünce de hurdaya ayrılması
engellenmiştir. Ömrünü tamamlamış araç sahipleri, araçlarını yukarıda belirtilen alanlara
teslim ederek; araçlarının çevre ve insan sağlığına zarar vermeden tehlikeli maddelerden
arındırıldığı, söküldüğü, geri dönüşüm ve geri kazanımının sağlandığı alanlara ulaşımını
sağlaması gerekmektedir.
f. Atık Elektrikli ve Elektronik Eşyalar
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de gelişen teknoloji ile birlikte tüketim
alışkanlıkları hızla değişmekte buna bağlı olarak yeni tür atık tipleri ortaya çıkmaktadır.
Bunlardan biri de elektrikli ve elektronik eşya atıkları (AEEE) dır. Bilgisayar, monitör,
60
televizyon, buzdolabı, çamaşır makinesi, cep telefonu ve bunun gibi ev, ofis ve endüstride
kullanım alanı bulan, yararlı ömrünü tamamlamış veya arıza nedeniyle daha fazla
kullanılmayan, tamiri mümkün olmayan aletlerin tümü elektronik atık kategorisi altında
toplanmaktadır.
İnsan sağlığına ve çevreye zararlı olan bileşikler içerebilen bu atıkların belirli
standartlar çerçevesinde geri dönüştürülmesi, geri dönüştürülemeyenlerin ise uygun yollarla
bertarafı gerekmektedir. Elektrikli ve elektronik atıkların geri dönüşümü sadece atıkların
bertarafı açısından değil aynı zamanda bakır, alüminyum, altın gibi değerli materyallerin geri
kazanımı açısından da önemlidir. Bunun yanında doğru olarak işlenmez ise tekrar kazanım
veya kullanım için söküldüklerinde, parçalandıklarında, yakıldıklarında veya kimyasal işleme
tabi tutulduklarında içerdikleri kurşun, kadmiyum, cıva gibi zehirli metaller açığa
çıkabilmekte, bu atıklar önemli birer toksik madde kaynağına dönüşerek çevre ve insan
sağlığı açısından büyük sorunlara sebep olabilmektedir.
Bu atıklardan değerli olan kısımların geri kazanılmasının ülke ekonomisine getireceği
pozitif etkilerin yanında uzaklaştırılması gereken tehlikeli bileşik içerikleri de atık
yönetiminin önemini arttıran hususlardan biridir. Bu sebeplerden ötürü birçok ülke bu gibi
atıkların miktarının azaltılması ve yeniden kullanımı, geri dönüşümü ve diğer yeniden
değerlendirme şekillerinin kontrolü için yasal düzenlemelerde bulunmuşlardır.
Elektrikli ve elektronik eşyaların üretiminden nihai bertarafına kadar çevre ve insan
sağlığının korunması amacıyla hukuki ve teknik esasların düzenlendiği Atık Elektrikli ve
Elektronik Eşyaların Kontrolü Yönetmeliği 22.5.2012 tarihli ve 28300 sayılı Resmi
Gazete'de yayımlanmış ve tüm maddeleri ile 22.5.2013 tarihinde yürürlüğe girmiş
bulunmaktadır. Yönetmelik, insan sağlığına ve çevreye zararlı olan maddeleri içerebilen
bilgisayar, televizyon, buzdolabı, cep telefonu gibi elektrikli eşyaların belirli standartlar
çerçevesinde çevre lisanslı tesislerde geri kazanılmasını, geri kazanımı mümkün olmayanların
ise uygun yollarla bertarafını içermektedir. Ayrıca bu ürünlerin üretiminde kurşun,
kadmiyum, civa gibi bazı tehlikeli maddelerin kullanımında kısıtlamalar getirmiştir.
Bu ürünler atık haline geldiğinde vatandaşlar belediyelerin kuracağı atık getirme
merkezlerine, üreticiler ve lisanslı işleme tesisleri tarafından kurulacak aktarma merkezlerine
veya vatandaşın talep etmesi halinde yeni bir elektrikli ve elektronik eşya satın aldığı yere
hiçbir ücret ödemeden verebileceklerdir.
Yine bu Yönetmelikle elektrikli ve elektronik eşya üreticileri, ürün bilgisi
açıklamalarında “AEEE Yönetmeliğine Uygundur” ibaresine yer vermekle ve piyasaya
sürülen EEE’lerini TS-EN’nin 50419 sayılı Türk Standardına uygun olarak sembolü ile
işaretlemekle yükümlüdürler.
61
g. Tıbbi Atıklar
Sağlık kuruluşlarının faaliyetleri sırasında üretilen atıklar diğer atıklardan daha fazla
oranda yaralanma riski ve daha yüksek enfeksiyon riski taşırlar. Atık nerede üretilirse
üretilsin, atıklara muamele etmek için güvenli ve güvenilir yöntemler gereklidir. Tıbbi
atıkların yetersiz ve uygunsuz muamelesi, ciddi halk sağlığı sonuçları yaratabilir ve çevre
üzerine olumsuz etkiler yapabilir. Bu yüzden güvenli tıbbi atık yönetimi, çevre sağlığını
korumanın önemli bir bileşenidir.
DİKKAT! TIBBİ ATIK
BU AMBLEM NEDİR?
Bu amblem “uluslararası biyotehlike amblemi” olup, bu amblemin kapsamında,
toplanmasından taşınmasına, geçici depolanmasından bertarafına kadar diğer atıklardan ayrı
işlem görmesi gereken tıbbi atıklar yer almaktadır.
62

Tıbbi Atık Tanımı
Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliği’ne göre tıbbi atık, sağlık kuruluşlarından
kaynaklanan enfeksiyöz atık, patolojik atık ve kesici-delici atıkları ifade etmektedir.
Daha geniş bir tanımlamayla “tıbbi atık” tanımı,

Mikrobiyolojik laboratuvar atıklarını,

Kan, kan ürünleri ve bunlarla bulaşmış nesneleri,

Kullanılmış ameliyat giysilerini (kumaş, önlük ve eldiven ve benzeri),

Diyaliz atıklarını (ekipmanlar),

Karantina atıklarını,

Bakteri ve virüs içeren hava filtrelerini,

Enfekte deney hayvanı leşleri, organ parçaları, kanı ve bunlarla temas eden tüm
nesneleri,

Vücut parçaları, organik parçalar, plasenta, kesik uzuvlar ve benzeri atıkları (insani
patolojik atıklar),

Biyolojik deneylerde kullanılan kobay leşlerini,

Enjektör iğnelerini,

İğne içeren diğer kesicileri,

Bistürileri,

Lam-lameli,

Kırılmış diğer cam ve benzeri nesneleri
kapsamaktadır.
Tıbbi atıkların güvenli yönetimi amacıyla yayımlanan Tıbbi Atıkların Kontrolü
Yönetmeliği’nde sağlık kuruluşlarından kaynaklanan atıklar dört ana başlık altında
toplanmıştır. Bu sınıflandırma aşağıda verilmektedir:
I-EVSEL NİTELİKLİ ATIKLAR
-Genel Atıklar
-Ambalaj Atıkları
II-TIBBİ ATIKLAR
-Enfeksiyöz Atıklar
-Patolojik Atıklar
-Kesici-Delici Atıklar
63
III-TEHLİKELİ ATIKLAR
IV-RADYOAKTİF ATIKLAR

Tıbbi Atıkların Sağlık Etkileri
Tıbbi atıklara maruziyet hastalık veya yaralanmaya yol açabilir. Tıbbi atıkların tehlikesi
aşağıdaki özelliklerin bir veya daha fazlasından kaynaklanabilir.

Enfeksiyona neden olabilen patojenler içerir,

Kalıtsal yapı (DNA) üzerinde değişikliklere neden olabilir,

Toksik ya da tehlikeli kimyasal veya farmasötik maddeleri içerir,

Radyoaktivite içerir,

Kesicileri içerir.

Risk Altındaki Kişiler
Tıbbi atıklara maruz kalan tüm bireyler potansiyel olarak risk altındadırlar. Risk altındaki
bu bireylere, tıbbi atık üreten sağlık kuruluşlarının içinde veya dışında olup, hem bu atıkları
taşıyan, hem de dikkatsiz yönetim sonucu bu atıklara maruz kalanlar dâhildir. Risk altındaki
başlıca gruplar aşağıdadır:
o Doktorlar, hemşireler, yardımcı sağlık çalışanları ve diğer hastane personeli,
o Sağlık kuruluşlarında veya evde tedavi ve bakım alan hastalar,
o Sağlık kuruluşlarının hasta ziyaretçileri,
o Çamaşırhane, atık toplama ve taşıma gibi sağlık kuruluşlarının destek birimlerinde
çalışanlar,
o Atık sterilizasyon/bertaraf tesislerindeki işçiler,
o Atık boşaltım sahalarında ayıklama yapan kişiler.
 Enfekte Atıklar ve Kesicilerin Tehlikeleri
Enfekte atıklar birçok patojen mikroorganizmalardan birini içerir. Enfekte atıklardaki
patojenler birçok yolla insan vücuduna girebilir:
64
o Derideki batma, yıpranma veya kesi yoluyla,
o Mukoz membranlar yoluyla,
o İnhalasyonla,
o Sindirimle.
Tıbbi atıklar aracılığıyla bulaşmanın HIV ve hepatit B-C virüs enfeksiyonlarıyla özel
ilişkisi vardır. Bu virüsler genellikle kan ile kontamine olmuş şırınga iğnelerinden yaralara
bulaştırılırlar.
Sağlık kuruluşlarında antibiyotiklere ve kimyasal dezenfektanlara dirençli bakterilerin
bulunması, kötü yönetilen tıbbi atıklarla yaratılan tehlikeleri daha da arttırmaktadır.
Patojenlerin yoğun olduğu kültürler ve kontamine olmuş kesiciler (özelikle hipodermik
iğneler) sağlıkla ilgili akut potansiyel tehlikeleri barındıran atık maddelerdir.
Kesiciler, patojenlerle kontamine olmuşlarsa, sadece kesik ve batmalara yol açmazlar,
aynı zamanda bu yaraların enfekte olmasına da neden olabilirler. Bu iki riskten (yaralanma ve
hastalık bulaşması) dolayı kesiciler çok tehlikeli bir atık sınıfı olarak kabul edilirler. Batma ve
kesiklerin yanında esas sorun bu temasla bulaşan kan enfeksiyonlarıdır. Hipodermik iğneler
ise kesici atık kategorisinin önemli bir bölümünü oluştururlar.

Tıbbi Atık Yönetiminde Uygulanacak Genel Esaslar
Türkiye’de tıbbi atıkların güvenli yönetimiyle ilgili esaslar 22 Temmuz 2005 tarih ve
25883 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Tıbbi Atıkların Kontrolü
Yönetmeliği ile belirlenmiştir.
Yönetmeliğe göre atıkların kaynağında ayrı toplanması ve geçici depolanması
sorumluluğu sağlık kuruluşlarının, atıkların geçici atık depolarından alınarak taşınması,
sterilizasyon işlemine tabi tutulması ve bertaraf edilmesi konularındaki sorumluluklar ise
belediyelere aittir.

Atıkların Kaynağında Ayrı Toplanması
Sağlık kuruluşlarında oluşan atıklar tıbbi atıklar, tehlikeli atıklar, evsel nitelikli atıklar ve
ambalaj atıkları olarak sınıflandırılmalı ve birbirleri ile karışmadan kaynağında ayrı olarak
toplanmalıdır.
Tıbbi Atıklar: Tıbbi atıklar, başta doktor, hemşire, ebe, veteriner, diş hekimi, laboratuvar
teknik elemanı olmak üzere ilgili sağlık personeli tarafından oluşumları sırasında kaynağında
diğer atıklar ile karıştırılmadan ayrı olarak biriktirilirler. Tıbbi atıkların toplanmasında kırmızı
renkli özel plastik torbalar kullanılır.
65
Tıbbi atıkların bir alt grubu olan kesici ve delici atıklar ise diğer tıbbi atıklardan ayrı
olarak özel plastik veya lamine kartondan yapılmış kutular içinde toplanmalıdır.
Ünite içinde tıbbi ve evsel nitelikli atıklar ayrı ayrı taşınmalıdır. Bu araçlar turuncu renkli
olmalı, üzerlerinde “Uluslararası Biyotehlike” amblemi ile “Dikkat! Tıbbi Atık” ibaresi
bulunmalıdır.
Tıbbi atıklar ile evsel nitelikli atıklar aynı araca yüklenmemeli ve taşınmamalıdır.
Sağlık kuruluşlarında toplanan atıklar, belediye tarafından alınıncaya kadar geçici atık
deposu veya konteynerler içinde geçici olarak depolanmalıdır. Atıklar bu depolarda veya
konteynerlerde en fazla 48 saat bekletilebilir. Geçici atık deposu içindeki sıcaklığın
+4 ºC’nin altında olması durumunda bekleme süresi bir haftaya kadar uzayabilecektir. Sağlık
kuruluşunun geçici depolama için geçici atık deposu mu, yoksa konteyner mi kullanacağı
konusu ise öncelikle sağlık kuruluşunun yatak kapasitesine bağlıdır.
En az 20 yatak kapasitesine sahip sağlık kuruluşları geçici atık deposu inşa etmek
zorundadırlar. 20’den az yatağa sahip sağlık kuruluşları geçici atık deposu olarak konteyner
kullanmak zorundadırlar.
66

Belediyelerin Yükümlülükleri
Belediyeler tıbbi atık yönetim planı hazırlamakla, tıbbi atıkları taşımakla ve bu atıkları
sterilizasyon işlemine tabi tutarak zararsız hale getirmek ve/veya bertaraf etmekle
yükümlüdürler.
Tıbbi atıkların geçici atık depoları ve konteynerler ile küçük kaynaklardan alınarak
bertaraf tesisine taşınmasından büyükşehirlerde büyükşehir belediyeleri, diğer yerlerde ise
belediyeler ile yetkilerini devrettiği kişi ve kuruluşlar sorumludur.
Tıbbi atıkların taşınması özel olarak dizayn ve imal edilmiş araçlarla yapılır.
Tıbbi atık taşıma araçları için ilgili valilikten taşıma lisansı alınması gerekmektedir.
Tıbbi atıklar yakılarak bertaraf edilmekte veya sterilizasyon işlemine tabi tutularak
zararsız hale getirilmektedir. Kurulacak tıbbi atık yakma ve sterilizasyon tesisleri için Çevre
ve Şehircilik Bakanlığından geçici faaliyet belgesi/çevre lisansı alınması gerekmektedir.
SU VE TOPRAK KİRLİLİĞİ
Su Potansiyeli
Su, hayatın en temel kaynağı olmakla birlikte ve sağlık için de vazgeçilmez bir
ihtiyacımızdır. Su kaynaklarının korunması ve verimli bir şekilde yönetimi, sürdürülebilir
67
gelişmenin gerçekleştirilebilmesi açısından önem arz etmektedir. Son yıllarda, nüfus artışı ve
iklim değişikliği dolayısıyla dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan su sıkıntılarında artışlar
görülmektedir.
Nitekim yayınlanan birçok raporda gelecekte karşılaşılması muhtemel kuraklıklardan
bahsedilmektedir. Uluslararası bir araştırma kuruluşu raporunda; “2025 yılına kadar, dünyanın
üçte birinin su kıtlığından etkileneceği; 20 yıldan yakın bir sürede de Afrika’da yeterli ve
temiz su bulamayan insan sayısının 600 milyona ulaşabileceği” belirtilmektedir.
Su varlığına göre ülkeler sınıflandırıldığında; yılda kişi başına düşen ortalama
kullanılabilir su miktarı 1 000 m3’ten az olan ülkeler "su fakiri", 2 000 m3’den az olan ülkeler
"su azlığı", 8 000 - 10 000 m3’ten fazla olan ülkeler ise "su zengini" olarak kabul
edilmektedir.
Dünyada kişi başına su tüketimi yılda ortalama 800 m3 civarındadır. Dünya nüfusunun
yaklaşık % 20’sine karşılık gelen 1,4 milyar insan yeterli içme suyundan yoksun olup, 2,3
milyar kişi sağlıklı suya hasrettir. Bazı tahminler, 2025 yılından itibaren 3 milyardan fazla
insanın su kıtlığı ile yüz yüze geleceğini göstermektedir. FAO (Food and Agriculture
Organization) ya göre, 1995 yılında su kıtlığı ve su stresi yasayan nüfusun dünya nüfusuna
oranı sırası ile %29 ve %12 iken, 2025 yılında bu oranlar %34 ve %15 e yükselecektir.
1995 ve 2025’te Dünya’da Kişi Başına Kullanılabilir Su Potansiyeli
1995
2025
Su Kaynağı
Dünya
Nüfus
(m3/kişi)
Nüfusuna
(milyon)
Oranı (%)
< 500
1 077
19
Su Kıtlığı Var
500-1 000
587
10
1 000-1 700 669
12
Su Stresi Var
>1 700
3 091
55
Su Yeterli
241
4
Sınıflandırma Dışı
5 665
100
Toplam
DURUM
Nüfus
(milyon)
1 783
624
1 077
3 494
296
7 274
Dünya
Nüfusuna
Oranı (%)
25
9
15
48
4
100
FAO (2002), Crops and Drops: Making the Best Use of Water for Agriculture, Rome.
Buna ek olarak, 2050 yılında su sıkıntısı çeken ülkelerin sayısı 54’e, bu şartlarda
yaşamak zorunda kalan insanların sayısı 3,76 milyara yükselecektir. Bu durum 2050 de 9,4
milyar olması beklenen dünya nüfusunun % 40’ının su sıkıntısı çekeceği anlamına gelecektir.
68
Türkiye’de toplam kullanılabilir su miktarı 112 milyar m3’tür. Ülkemizin, bir yılda
kişi başına düşen yaklaşık 1566 m3’lük kullanılabilir tatlı su miktarı dikkate alındığında, su
zengini bir ülke olmadığımız anlaşılmaktadır. Aynı zamanda su fakiri sınıfına da
girmememizle birlikte, su kaynaklarımızı israf etmeden, planlı şekilde kullanmak
mecburiyetinde olduğumuz aşikârdır.
Ülkemiz 26 Ağustos 2009 tarihinde Kyoto Protokolü’ne resmen taraf olarak küresel
iklim değişikliği ile etkin mücadele edeceğini, bu konudaki küresel mücadeleye katkı
vereceğini ve aktif olarak sürece katkı sağlayacağını teyit etmiştir. Şüphesiz ki küresel iklim
değişikliğinin en çok tesir edeceği tabii kaynak su olacaktır.
Su Kirliliği Nedir?
Su kaynağının kimyasal, fiziksel, bakteriyolojik, radyoaktif ve ekolojik özelliklerinin
olumsuz yönde değişmesi şeklinde gözlenen ve doğrudan veya dolaylı yoldan biyolojik
kaynaklarda, insan sağlığında, balıkçılıkta, su kalitesinde ve suyun diğer amaçlarla
kullanılmasında engelleyici bozulmalar yaratacak madde veya enerji atıklarının boşaltılması
olarak tanımlanabilir.
Su kirliliğinin kaynakları genel olarak üç ana başlıkta toplanabilir. Bunlar;

Evsel nitelikli kirlenme (fekal ve organik atıklar)

Endüstriyel nitelikli kirlenme (kimyasal, radyoaktif atıklar)

Tarımsal nedenli kirlenme (pestisid ve kimyasal gübrenin aşırı kullanımı)
Su kirliliğine etki eden unsurlar ise;

Fekal atıklar,

Organik atıklar,

Kimyasal Atıklar,

Aşırı üretim artışına neden olan besin maddelerinin, alıcı ortamın dengesini bozacak
şekilde aşırı boşaltımı,

Atık ısı,

Radyoaktif atıklar,

Deniz dibinden taranan malzeme, çamur, çöp ve hafriyat artıklarının ve benzeri
atıkların boşaltımı,

Gemilerden kaynaklanan petrol türevli katı ve sıvı atıklar (sintine suyu, kirli balast,
slaç, slop, yağ ve benzeri atıklar),

Yukarıda sayılanların dışında kalan kimyasal maddeler gerçekte sanayinin çevre
üzerindeki olumsuz rolü belki diğer tüm faktörlerden çok daha fazladır. Özellikle
Türkiye’de sanayi kuruluşlarının sıvı atıkları ile su kirliliğine ve yine su kirliliğine
bağlı toprak ve bitki örtüsü üzerinde aşırı kirlenmelere neden olduğu ve hızlı bir
şekilde doğa tahribine yol açtığı bilinmektedir.
69
Diğer yandan kimyasal gübrelerin bilinçsizce ve aşırı kullanımı da zaman içinde toprağı
çoraklaştırmakta ve yine doğal çevrim ile gerek su kirlenmesi gerekse diğer etkileri ile
olumsuzluklar yaratmaktadır.
Su kalitesinin bozulmasına neden olan kaynaklar arasında; yeterli veya hiç arıtması
olmayan yerleşim yerleri ve endüstriler, tarım alanlarının tarım dışı amaçla kullanımı, zirai
amaçlı kullanılan gübre ve pestisitler, çöp alanları, yol yapımı, ormansızlaşma ilk sıralarda
sayılabilir. Bu etkenler havzada; erozyon, sedimantasyon, kirlilik ve su rejiminin değişmesi
şeklinde kendini göstermektedir.
Dünyada ve ülkemizde su tüketimi ve ihtiyacı hızla artarken, su kaynakları da hızla
tükenmekte ve kirlenmektedir. Hızlı nüfus artışı, çarpık kentleşme, plansız sanayileşme, tarım
alanlarının tarım dışı kullanımı, ormansızlaşma, sadece kalkınma ve kar amacının ön planda
olduğu politikalar ve yönetsel ve tüzel eksiklikler sonucunda, doğal kaynaklar yok olmakta,
su kaynakları olumsuz yönde etkilenmektedir. Doğal kaynaklarımızdan verimli etkin ve
sürdürülebilir kaynak kullanımı göz önüne alarak koruma-kullanma ilkeleri çerçevesinde
korumamız ve kullanmamız gereklidir.
Ülkemiz büyüme süreci içerisinde olup, hızlı nüfus artışının, endüstriyel, kentsel ve
tarımsal faaliyetlerin yol açtığı çevre sorunları ve tahribatı sınırlı su kaynaklarının
kirlenmesine neden olmaktadır. Bu nedenle, mevcut su kaynaklarının korunması ve
atıksuların geri kullanımı çok önem arz etmektedir. Artan su talebi, yükselen alternatif tabii su
kaynakları fiyatları ve gelişen geri kazanma teknolojileri atıksuların tekrar kullanılmasını hem
çevre ve hem de kaynakların ekonomik kullanımı yönünden cazip hale getirmektedir.
Ülkemiz AB’ye katılım sürecinde 21 Aralık 2009 tarihinde Çevre Faslını müzakereye
açmıştır. Özellikle Avrupa Birliği mevzuatıyla da uyumlu olarak su kirliliğinin
azaltılmasındaki temel politikamız; atıksu oluşturmayan ya da oluşan atıksuyu tekrar geri
kazanan temiz üretim teknolojilerinin kullanılması ve “kirliliğin kaynağında önlenmesidir.”
İnsanlık olarak suya olan bağımlılığımız dikkate alındığında, kirlenmiş olan suların
veya denizler gibi alternatif su kaynaklarının, çeşitli işlemler sonrası kullanılabilir hale
getirilmesinin önemi daha da ortaya çıkmaktadır. Bu noktada, günümüzde çevre
teknolojilerinde gelinen seviyede, atıksular bir arıtma ünitesinden geçirildikten sonra ileri
arıtmadan geçirilerek yeniden kullanılabilmektedir.
Gerek deniz suyundan içme ve kullanma suyu elde etme, gerekse evsel, endüstriyel
atıksular ve katı atık deponi sahalarından çıkan sızıntı suyunun arıtılarak geri kazanımı ve
çeşitli maksatlarla kullanılması son yıllarda oldukça önem kazanmıştır. Bu nedenle bu
konudaki uluslararası bilgi birikiminin ve geliştirilen teknolojilerin paylaşılması ve
kamuoyuna sunulması, su kaynaklarının etkin yönetimi açısından son derece ehemmiyet arz
etmektedir.
Geleneksel su temini maliyetlerinin artan kirlilik ve su kıtlığı nedeniyle artması, su
geri kullanım ve desalinizasyon maliyetlerinin göreceli olarak azalması nedenleriyle ileri
teknolojilerin kullanımı son dönemlerde ülkemizde ve dünyada artış göstermektedir. Su
kaynaklarının kısıtlı olması, içme suyu temin edilecek su kaynağının kalitesinin uygun
olmaması gibi nedenlerle içme suyunun kıta içi su kaynaklarından ve deniz suyundan
temininde bu teknolojilerin kullanımı yaygınlaşmaktadır.
Çevreyi koruma amaçlı yapılan çalışmalar sonucunda son yıllarda kanalizasyon
şebekesi ve atıksu arıtma tesisi ile hizmet verilen belediye sayısında ve nüfusta önemli artış
70
olmuştur. Atıksu arıtma tesisi ile hizmet verilen nüfusun ise toplam belediye nüfusuna oranı
2012 yılı sonu itibariyle %72’ye ulaşmış olup, 2017 yılında % 85’e ulaşması
hedeflenmektedir.
Çevre ile ilgili politikaların uygulanmasında ekonomik araçların rolünün çevre
politikalarını destekleyecek şekilde kullanılması gerekmektedir. Belediyelerin su, atıksu ve
katı atıkla ilgili hizmetlerinin karşılığını almasının sağlanması, bu hizmetlerden tahsil ettikleri
gelirleri yine sadece bu alanlarda kullanmalarının sağlanması, teşvik ve cezai yaptırımın
güçlendirilmesi hususları yer almıştır.
Atıksu altyapı tesisleri ile evsel katı atık bertaraf tesislerinin kurulması, bakımı,
onarımı, işletilmesi, kapatılması ve izlenmesi, bu tesislerle ilgili olarak verilen tüm hizmetleri
karşılayabilecek tarifelerin; atıksu altyapı yönetimleri, büyükşehir belediyeleri ve belediyeler
tarafından belirlenmesi, ayarlanması ve uygulanması yoluyla çevresel altyapı hizmetlerinin
sürdürülebilirliğini sağlamaktadır.
Hızlı nüfus artışı, aşırı sanayileşme, küresel ısınma, artan kuraklık ve aşırı tüketim ile
birlikte tatlı su kaynakları global ölçekte hızla tükenmektedir. Her ne kadar Türkiye, toplam
tatlı su kaynakları miktarı bazında, Orta Doğu’daki ülkelere oranla daha avantajlı gözükse de,
tatlı su kaynaklarımızın lokasyon olarak homojen bir şekilde dağılmadığı bir gerçektir. Artık
ülkemiz bir su zengini değil, tam tersine su fakiri sınıflandırmasına doğru ilerlemektedir.
Özellikle endüstriyel ve evsel atıksuların yeterince arıtılmadan alıcı ortamlara verilmesi
sonucunda, zaten az olan tatlı su kaynaklarımız kirlenmekte ve kullanılamaz hale gelmektedir.
Sanayi atıksularından kaynaklı çevre kirliliği, sadece ülkemizde değil, tüm dünyada
üstesinden gelinmesi gereken en önemli çevre sorunlarının başında gelmektedir. Ülkemizde
sanayi atıksularından kaynaklı çevre kirliliğinin önlenmesi ve kontrolünden Bakanlığımız
sorumludur. Atıksuların kontrolü, bertarafı ve atıksu kaynaklı kirliliğin önlenmesi
konularında yetkili kurum olan Bakanlığımız, atıksu sorunlarının çözümü için kurum ve
kuruluşların işbirliğiyle mevzuat bazında çalışmalar yapmakta, aynı zamanda farklı sanayi
sektörleriyle zaman zaman bir araya gelerek atıksu kaynaklı sorunlara ortak akıl ürünü
çözümler getirmeye çalışmaktadır. Kirliliğin giderilmesi ve kontrolü için usul ve esaslar
belirlenmekte, sanayide kirliliğin kaynağında önlenmesi, atıksuların en uygun kullanımının
sağlanması ve temiz üretim teknolojilerinin kullanılması için çalışmalar yapılmaktadır.
Türkiye’de atıksuların kontrolü, bertarafı ve atıksu kaynaklı kirliliğin önlenmesi
konularında yetkili kurum olan Bakanlığımız, atıksu sorunlarının çözümü için yalnızca
mevzuat bazında çalışmalar yapmamakta; aynı zamanda farklı sanayi sektörleriyle zaman
zaman bir araya gelerek atıksu kaynaklı sorunlara ortak akıl ürünü çözümler getirmeye
çalışmaktadır. Bu çerçevede ilk günden bu yana sanayicilerle bir araya gelinmekte ve hem
çevresel gereklilikleri kollayan hem de ekonomik kalkınmaya engel teşkil etmeyen çözümler
bulunmaktadır.
Sanayide kirliliğin kaynağında önlenmesi, temiz üretim ve atıksuların en uygun
kullanımının sağlanması için çalışmalar yapılmakta ve gerekli düzenlemelerin uygulanması
sağlanmaktadır.
Toprak Nedir?
Toprak, yerküreyi ince bir tabaka halinde kaplayan, kayaçların fiziksel ve kimyasal
prosesler sonucunda parçalanması, ayrışması ve zaman içerisinde sayısız mikroskobik ve
makroskobik organizma ve bitki kalıntılarının birikmesi sonucunda oluşan bir doğal
kaynaktır.
71
Toprak,
bitki
örtüsünün
beslendiği
kaynakların
ana
deposudur.
Toprağın üst tabakası insanların ve diğer canlıların beslenmesinde temel kaynak teşkil
etmektedir. Bir gram toprağın içerisinde milyonlarca canlı bulunmakta ve ekosistemin
devamı için bunların hepsinin ayrı önemi bulunmaktadır.
Toprak, su ve hava ile birlikte, yeryüzündeki yaşamın vazgeçilmez unsuru olan önemli
bir doğal kaynak olup, her üçü de suyun yerküredeki oluşumunu, değişimini ve hareketini
tanımlayan hidrolojik döngü çerçevesinde birbirleriyle yakından ilgilidirler.
Birisinde oluşan olumlu ya da olumsuz herhangi bir değişiklik doğrudan veya dolaylı
yoldan bir diğerini etkilemektedir.
Örneğin, zararlı bir kimyasal madde ile kirlenmiş olan toprak, kirleticinin
buharlaşması yoluyla hava kirliliğine, yıkanması yoluyla hem yüzey hem de yeraltı suyu
kirliliğine neden olabilmektedir.
Toprağın bir doğal kaynak olarak öneminin anlaşılabilmesi için önce toprağın temel
işlevlerinin neler olduğunun bilinmesinin önemi yüksek olup, bunlar;
-Tarımsal (gıda üretimi)
-Altyapısal (inşaat/altyapı zemini)
-Ekolojik (biyoçeşitlilik, besin döngüsü)
-Hidrolojik (su kaynaklarının beslenmesi, alıcı ortam) işlevleridir.
“Toprak Kalitesi” kavramı toprağın bu işlevleri ile doğrudan ilgilidir.
Toprak Kirliliği
En önemli doğal kaynaklardan birisi olan toprağın tarım dışı amaçlarla kullanılması,
ağır metallerle kirlenmesine ve erozyon sonucu oluşan etkilerle kayıplara uğramasına ve
veriminin düşmesine yol açmaktadır. Kaybedilen toprakların yeniden kazanılması çok zordur.
1 cm. kalınlıkta ki toprak ancak birkaç yüzyılda oluşabilmektedir.
Toprak kirliliği her geçen gün daha da ciddi boyutlara ulaşan önemli çevre
problemlerinden birisini teşkil etmektedir.
Olayın ciddiyetini kavramak amacıyla basit bir örnek vermek gerekirse; toprağa atılan
küçük bir kalem pil 20 çuval toprağı kirletmektedir. Ayrıca kirlenmiş olan toprağın
temizlenmesi çok yüksek maliyeti olan bir iş olup, toprağın tekrar eski halini alması ise yıllar
sürmektedir.
Yirminci yüzyılın ortalarına doğru hızlı nüfus artışı ile birlikte, tarım ve diğer
alanlardaki sanayi ve teknolojinin hızla gelişmesine paralel olarak, toprak kirliliği de artmaya
başlamıştır.
Toprak alıcı ortam ve beslenim alanı olarak düşünüldüğünde, toprak kirliliği yüzey ve
yeraltı suyu için uzun süreli kirlilik kaynağı oluşturması bakımından ayrı bir önem arz
etmektedir. Alıcı ortam olarak kullanıldığında, toprak kirleticilerin tutulmasını ve
giderilmesini sağlayan fiziksel, kimyasal, biyolojik reaktör olarak düşünülebilir.
Toprağın kirlilik depolama ve kirliliği giderme (tampon veya filtreleme) kapasitesi,
toprağın uzun dönemde bir kirlilik kaynağı tehdidi oluşturup oluşturmayacağını da
72
belirlemektedir. Bu nedenle toprak kirliliği, su kaynaklarını ilgilendiren ve su kalitesine
yönelik etkilerin değerlendirilmesinde su kirliliği ile bağlantılı olarak ele alınması gereken bir
konudur.
Ayrıca, çöp sahaları ve geniş kirlenmiş sahalardan önemli miktarda gazın sıcaklıkla
açığa çıkması durumunun mevcut olduğu hallerde, toprak kirliliği hava kirliği ile birlikte
değerlendirilmelidir.
Toprak Kirliliğine Sebep Olan Faktörler:
Endüstri tesislerinden çıkan ve arıtılmaksızın havaya, suya ve toprağa verilen atıklar
çevreyi kirletmekte olup, Ülkemizde sanayi tesislerindeki yanlış uygulamalar, uygunsuz
atık/atıksu bertarafı, doğal afetler, sanayi tesislerinde çeşitli kimyasal maddelerin depolanması
ve nakilleri sırasında meydana gelen döküntü ve sızıntılar noktasal kaynaklı toprak kirliliğine
neden olmaktadır.
Yerleşim alanlarından çıkan atıklar, egzoz gazları, endüstri atıkları, tarımsal mücadele
ilaçları ve kimyasal gübreler toprak kirliliğine sebep olan en önemli etkenlerdir.
Yine yerleşim alanlarından çıkan çöplerin gelişigüzel boşaltıldığı alanlar ile
kanalizasyon şebekelerinin arıtılmaksızın, doğrudan toprağa verildiği alanlarda toprak kirliliği
meydana gelmektedir.
Otomobillerden çıkan egzoz gazları ile karbon monoksit, kükürt dioksit, kurşun ve
kadmiyum vs. gibi zehirli maddeler havaya yayılmakta ve solunum yolu ile büyük bir kısmı
canlılar tarafından alınmaktadır. Geriye kalanı ise, rüzgârlar ile uzak mesafelere taşınmakta ve
yağışlarla yere inerek, toprak ve suları kirletmektedir.
Tarımsal mücadele ilaçları ve suni gübrelerin, bilinçsiz ve aşırı kullanımı sonucu,
toksik maddelerin toprakta birikimi artmakta ve doğal ortamın ve toprağın kirlenmesine sebep
olmaktadır. Ayrıca, Sodyum, fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, çinko, bakır,
mangan gibi maddeleri içeren suni gübrelerin aşırı ve bilinçsiz kullanımı sonucu, toprağın
yapısı da bozulmaktadır.
Denizlerde Meydana Gelen Kazalara Karşı Hazırlıklar
Türkiye, konum itibariyle Asya ve Avrupa Kıtalarını birbirine bağlayan, dolayısıyla
iki kıta arası ticaret ağında odak noktası olarak Boğazlarından farklı büyüklükte, sayısız
geminin kıtalar arası geçiş yaptığı önemli bir yarımada ülkesidir.
Dünya ve Türkiye ticareti açısından son derece önemli olan İstanbul ve Çanakkale
Boğazları’ndan yılda ortalama 50000 gemi geçmekte ve Boğaz trafiğinin büyük bir kısmını
tankerler oluşturmaktadır. Son 5 yılda geçen tehlikeli madde taşıyan gemilerin taşıdığı yük,
ortalama 150 Milyon tondur.
Bu verileri göz önünde bulunduracak olursak denizlerimizde kaza riskinin ne kadar
büyük olduğu ve muhtemel kazalara karşı hazırlıklı olmanın önemi ortaya çıkmaktadır.
Denizlerin birden ülkeye kıyısının olması ve birbirlerine bağlantısı olması sebebiyle,
kirliliğe karşı korunması için sadece ülke olarak alınacak tedbirler yeterli olmamaktadır. Bu
nedenle denizlerin korunmasına yönelik olarak gerekli düzenlemeleri yapmak üzere ülkeler
73
arasında bölgesel ve uluslararası anlaşmalar, sözleşmeler yapılmaktadır. Bu anlaşmalar
uyarınca gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir.
Ülkemizde 2009 yılından itibaren gerek uluslararası anlaşmalardan doğan
yükümlülükler gerekse ulusal mevzuatın uygulanması için deniz kazalarına karşı risk
yönetimi ve acil müdahale çalışmaları büyük bir ivme kazanmış ve 2013 yılı itibariyle bu
konuda çok yol kat edilmiş durumdadır.
Bakanlığımızın deniz kazaları ile ilgili görevleri arasında, acil müdahale planlarının
hazırlanması, kıyı alanlarında acil müdahale planlarının uygulanması, kirlenmenin türü ve
etkilerinin belirlenmesi, çevreye olan zararların tespiti, olay sonrası kirlilikten etkilenen
alanların rehabilitasyonu bulunmaktadır. Bu kapsamda yapılan çalışmalar sonucu
denizlerimizde meydana gelebilecek farklı tür ve boyuttaki kazalara karşı hazırlıklı olmak
amacıyla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından çeşitli acil müdahale planları
tanımlanmıştır.
Tanımlanan acil müdahale planı türleri şunlardır:
a) Gemi acil müdahale planı.
b) Kıyı tesisi acil müdahale planı.
c) Bölgesel acil müdahale planı.
ç) Ulusal acil müdahale planı
Gemi acil Müdahale Planı: Ülkemizin taraf olduğu anlaşmalardan biri olan
“Gemilerden Kaynaklanan Kirliliğin Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmenin-MARPOL
73/78” ve ekleri dikkate alınarak petrol veya diğer zararlı madde kirliliğine hazırlıklı olmak
amacıyla hazırlanır.
Gemiler için gerekli asgari personel, ekipman ve malzeme seviyesi ilgili uluslararası
sözleşmelere uygun olarak hazırlanan gemi acil müdahale planlarında belirtilir.
74
Kıyı tesisi acil müdahale planı: Açık deniz tesisleri ve boru hatları da dahil, kıyıda
veya kıyıya yakın bölgelerde denizlerin petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmesine yol
açabilecek faaliyetleri icra eden kıyı tesislerine ait kıyı tesisi acil müdahale planları, bütün
seviyeler için planlama ve faaliyetleri içerir.
Ülkemizde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından tüm kıyı tesislerine Denizlerin
petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmesine karşı hazırlıklı olma amacıyla “Kıyı tesisi risk
değerlendirmesi ve acil müdahale planı” hazırlama zorunluluğu getirilmiştir. Tesis bilgilerinin
tümünü içeren bu planlarda, tesise özel acil müdahale planı hazırlanarak yapılması gerekenler
adım adım belirlenmiş, şematik olarak da açıklanmış olup;
Planlar, olayın müdahale aşamaları, devlet otoritelerine raporlaması ve olay sonrası
temizlik çalışmalarının ayrıntılı bilgilerini ve senaryolarını da içeren ayrıntılı bir kılavuzdur.
Kıyı tesisleri tarafından hazırlanan planlar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na sunulmakta;
Bakanlık tarafından onaylandıktan sonra Kıyı tesislerinde görevli personel acil müdahale
konusunda belirli zaman aralıklarıyla planda belirtilen eğitimlerden geçirilmekte ve periyodik
olarak tatbikatlar düzenlenmektedir. Böylece herhangi bir deniz kazası olması durumunda kıyı
tesisi ve personel derhal harekete geçebilmekte ve zaman kaybından dolayı yaşanacak felaket
önlenmektedir.
75
“Deniz Çevresinin Petrol ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Acil Durumlarda
Müdahale ve Zararların Tazmini Esaslarına Dair Kanun ve Uygulama Yönetmeliği” Acil
müdahale planlamasında kademeli müdahale yaklaşımı esas alınır. Bu kapsamda aşağıdaki
müdahale seviyeleri uygulanır:
a) Seviye 1: Bir kıyı tesisinde veya gemide operasyonel faaliyetler sonucu
oluşabilecek ve küçük ölçekli kirlenmelere neden olabilecek olayları kapsar. Bir kıyı tesisi
veya Kanun kapsamında yer alan bir geminin kendi imkân ve kabiliyetleri ile kontrol altına
alabileceği olaylardır.
b) Seviye 2: Bir kıyı tesisi veya Kanun kapsamındaki bir geminin kendi imkân ve
kabiliyetlerinin yetersiz kaldığı durumlarda bölgesel imkân ve kabiliyetler ile müdahale edilip
kontrol altına alınabilecek orta ölçekli olaylardır.
c) Seviye 3: Denizde ve/veya kıyı tesisinde meydana gelen ciddi kazalardan
kaynaklanan büyük ölçekli olayları kapsar.
Acil Müdahale Planlarının uygulanmasında ise olaya müdahale operasyonları aşağıda
yer alan dört aşamadan oluşur.
a) Aşama I : Bildirim,
b) Aşama II : Planın değerlendirilmesi ve aktif hale getirilmesi,
c) Aşama III : Müdahale operasyonları,
ç) Aşama IV: Atıkların bertarafı ve kirlenen alanların rehabilite edilmesi.
Bölgesel acil müdahale planı: Bölgesel acil müdahale planı, ikinci seviyedeki bir
olaya hazırlıklı olma ve müdahalenin planlanmasını içerir ve sorumlu vali tarafından
uygulamaya konulur.
Bölgesel acil müdahale planları aynı zamanda, ilgili tüm personelin görev ve
sorumluluklarının yanı sıra, hazırlıklı olma ve müdahale faaliyetlerine ilişkin detaylar ile
bildirim prosedürleri, haberleşme usulleri ve sorumlu bölgesel acil müdahale merkezinin tam
ve açık bir şekilde belirlenmesini de kapsar.
Ulusal acil müdahale planı: Üçüncü seviye bir olaya hazırlıklı olma ve müdahale için
bir ulusal acil müdahale planı sürekli olarak hazır bulundurulur.
Bu çalışmalar neticesinde;
Çevre ve Şehircilik Bakanlığının hazırladığı 6 Bölgesel ve 1 Ulusal Acil Müdahale
Planı 8 Şubat 2012 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş olup; başta Çevre ve Şehircilik
76
Bakanlığı olmak üzere Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, Sahil Güvenlik
Komutanlığı, Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı ve ilgili kurum kuruluşların görev ve
sorumlulukları tanımlanmış, koordinasyon, operasyon komiteleri oluşturulmuş, olay yeri
koordinatörleri belirlenmiştir. Böylece Ülkemiz, meydana gelmesi muhtemel deniz kazalarına
daha hazırlıklı ve donanımlı hale gelmiştir.
Planların uygulanabilmesinin sağlanması için planlarda görev alan kişilerin eğitim
almaları sağlanmakta ve yine planların etkinliğini artırmak üzere kıyı tesisleri tatbikatlar
yapmaktadır.
Ulusal ve bölgesel planlarda yer alan kamu kurum/kuruluşları, özel sektör ve sivil
toplum kuruluşlarının kaza sonucu olan petrol ve diğer zararlı madde kirliliklerine karşı
birlikte hareket edebilme hazırlıklı olma ve erken reaksiyon kabiliyetlerinin artırılması
amacıyla yine ulusal ve bölgesel düzeyde tatbikatlar yapılmaktadır. Bugüne kadar ülkemizde
gerçekleştirilen tatbikatlar ise şöyledir:
1. Karadeniz Ereğli Sulh 2007 Uluslararası Tatbikat Eylül 2007,
2. İzmit Körfezi’nde Petrol Kirliliğine Müdahale Bölgesel Tatbikatı Mayıs 2008,
3. İskenderun Körfezi’nde Petrol Kirliliğine Müdahale Bölgesel Tatbikatı Kasım 2008,
4. İzmir Aliağa Körfezi’nde Petrol Kirliliğine Müdahale Ulusal Tatbikatı Mayıs 2009,
5. Samsun’da Petrol Kirliliğine Müdahale Bölgesel Tatbikatı Kasım 2009,
6. Çanakkale’de Petrol Kirliliğine Müdahale Bölgesel Tatbikatı Mayıs 2010,
7. Antalya’da Petrol Kirliliğine Müdahale Ulusal Tatbikatı Ekim 2010,
8. İstanbul’da Petrol Kirliliğine Müdahale Ulusal Tatbikatı Eylül 2011,
Deniz kirliliğine sebep olan kazalardan dolayı meydana gelecek zararları karşılamak
üzere gemiler taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalar gereği sigorta belgeleri bulundurmakla
yükümlüdür. Kıyı tesislerinden kaynaklı bir olayın gerçekleşmesi sonucunda oluşan zararlar
ise kıyı tesisleri deniz kirliliği zorunlu mali sorumluluk sigortası ve çevre kirliliği mali
sorumluluk sigortasından karşılanmaktadır.
BALIK ÇİFTLİKLERİ
 “Denizlerde Balık Çiftliklerinin Kurulamayacağı Hassas Alan Niteliğindeki Kapalı
Koy ve Körfez Alanlarının Belirlenmesine İlişkin Tebliğ” başta Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Denizcilik Müsteşarlığı olmak üzere ilgili
kurum/kuruluşların görüşleri doğrultusunda hazırlanmış ve 24.01.2007 tarih ve 26413
sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
77

Tebliğ kapsamında bulunan 162 adet Balık Çiftliğinin tamamının Tebliğ kriterlerini
sağlayan uygun alanlara taşınma işlemi tamamlanmış olup balık çiftlikleri modernize
üretim tesisleri haline dönüştürülmüştür.

Kanun ve Tebliğ ile getirilen düzenlemeler, koy ve körfezleri balık çiftlikleri
kurulması açısından tamamen yasaklamış değildir. Sadece kıyıdan belli bir mesafede
ve uygun akıntı hızı ve derinlikte koy ve körfezlerin kirlenmesini önleyecek ve daha
sağlıklı ve sürdürülebilir bir üretimin gerçekleştirileceği alanlarda faaliyette
bulunulması sağlanmıştır. Böylece hem denizlerimizin korunması hem de daha sağlıklı
üretim yapılması temin edilmiştir.
YÜZME SUYU
Yüzme Suyu Kalitesi Artıyor

İnsan sağlığını korumak, denizlerimizi ve plajlarımızı temiz tutmak için yüzme amaçlı
kullanılan suların kalitesi düzenli olarak izleniyor.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Valiliklerimiz marina, plaj ve
yüzme suyu alanlarından faydalanan vatandaşlarımızın sağlığını korumak, çevre ve hizmet
kalitesini yükseltmek için birlikte çalışıyor. Bu kapsamda, 76/160/ EEC sayılı “Yüzme Suyu
Kalitesi” AB Direktifinin Türk mevzuatı ile uyumlaştırılması yapılmış, “Yüzme Suyu Kalitesi
Yönetmeliği” 09.01.2006 tarih ve 26048 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe
girmiştir. Söz konusu Yönetmelik kapsamında, Sağlık Bakanlığı izlemeden, Çevre ve
78
Şehircilik Bakanlığı ise bu alanlarda kirliliğin önlenmesinden sorumlu otoriteler olarak
tanımlanmıştır.
Yüzme amacıyla kullanılan suların sağlaması gereken mikrobiyolojik parametrelere ait
limit değerler Yönetmelik ekinde verilen Tablo’da yer almakta olup burada verilen değerlere
uyulması gerekmektedir.
FEKAL
KOLİFORM
TOPLAM
FEKAL
KOLİFORM STREPTOKOK
Zorunlu Değerler
2 000
10 000
1 000
Kılavuz Değerler
200
1 000
100
Zorunlu Değerler: Mutlak suretle uyulması gereken değer.
Kılavuz Değerler: Uyulması hedeflenen değer.
2012 yılında, 1186 numune noktasından yüzme suyu kalitesinin izlenmesi için analiz
yapılmıştır. Bu noktalardan; 1081 nokta yönetmeliğe uygun bulunmuştur.

MAVİ BAYRAK
MAVİ BAYRAK’LI PLAJ VE MARİNALARIN SAYISI ARTIYOR !!!

Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı (FEE) koordinatörlüğünde plajlar ve marinalarda
denizin evsel nitelikli atıksular tarafından kirliliğinin önlenmesi amacıyla yürütülen
Mavi Bayrak Kampanyası’na ülkemiz de 1994 yılından bu yana katılmaktadır.

Plaj ve marinalara verilen uluslararası bir çevre ödülü olan mavi bayrak için plajlarda
32 ve marinalarda 24 kriter aranmaktadır. Plajlar için öncelikle deniz suyunun AB
Yüzme Suları Direktifi, Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği ve Kentsel Atıksu Arıtımı
Yönetmeliği’ne uygun olması ve atık suların uygun olarak bertaraf edilmesi, düzenli olarak
deniz suyu analizlerinin yapılması, plajda ve yüzme alanında meydana gelebilecek kirlilik
kazalarında uygulanmak üzere acil durum planlarının hazırlanması önem kazanmaktadır.
Marinalarda ise başta marina içerisinde deniz suyunun görsel olarak temiz olması, bir çevre
politikası ve planının olması, marinalarda olabilecek kazalar için acil durum planı ve güvenlik
79
önlemleri ile birlikte yat ve teknelerden kaynaklanan pis su, sintine suları ve tehlikeli atıkları
alabilecek olanakların bulunması gelmektedir.
Mavi Bayraklı Plaj
Mavi Bayraklı Marina
Mavi Bayrak, temiz olduğu tespit edilen plaj ve marinalara verilen uluslararası bir
çevre ödülüdür. Mavi Bayrak ödülü, 1 (bir) yıl süre ile geçerlidir.
Yıllara Göre Mavi Bayraklı Plaj ve Marinalar
400
350
300
250
200
150
100
50
0
258
324
314
286
383
355
Plaj
Marina
13
2008
14
2009
14
2010
17
2011
19
2012
21
2013
2013 yılında 383 plaj, 21 marina ile 13 yat Mavi Bayrak ile ödüllendirilmistir.

Uluslararası alanda Mavi Bayrak uygulaması yapan 46 Uluslararası Çevre Eğitim
Vakfı üyesi ülke arasında 2013 yılında Mavi Bayrak sıralamasında Türkiye 3. sırada
yer almaktadır.
80
GEMİLERDEN ATIK ALINMASI VE ATIKLARIN KONTROLÜ İLE İLGİLİ
ÇALIŞMALAR:
Atık: Gemilerin ürettiği atıklar ile yük artıklarını,
Gemilerin ürettiği atıklar: Bir geminin normal faaliyetleri sırasında üretilen ve
MARPOL 73/78’in EK-I, EK-IV ve EK-V’i kapsamına giren, kanalizasyon dâhil tüm atıklar
ve yük artıkları dışındaki tüm artıkları ve MARPOL 73/78’in EK-V’inin uygulanmasına
yönelik düzenlemelerde tanımlanan yük ile ilgili atıkları,
Liman: Tersaneler ve yat limanları ile balıkçı ve gezinti tekneleri de dâhil olmak
üzere tüm gemilerin muhtelif faaliyetlerinde kullanabilmeleri amacı ile inşa edilmiş ve
donatılmış deniz ve kıyı yapılarını,
Liman yöneticisi: Liman işleticisi adına hareket edebilecek yetkiye sahip gerçek
veya tüzel kişiyi,
Atık alım yükümlüsü: Çevre Kanunu’nun (ÇK) 11 inci maddesi ile 5216 sayılı
Büyükşehir Belediyesi Kanununa göre gemilerden atık alma yükümlülüğü bulunan
sorumluları, ifade eder.
ÇK 11. Maddesine göre: Liman, tersane, gemi bakım-onarım, gemi söküm, marina
gibi kıyı tesisleri; kendi tesislerinde ve gemi ve diğer deniz araçlarında oluşan petrollü, yağlı
katı atıklar ve sintine, kirli balast, slaç, slop gibi sıvı atıklar ile evsel atıksu ve katı atıkların
alınması, depolanması, taşınması ve bertarafı ile ilgili işlemleri ve tesisleri yapmak veya
yaptırmakla yükümlüdürler.
Liman başkanlıkları;
a) Gemilerin limanlara gelmeden önce yapmaları gereken atık bildirimlerini
kontrol etmekle,
b) Gemilere ulusal ve uluslararası mevzuat çerçevesinde yapılan denetimler ile
liman devleti ve bayrak devleti denetimlerinde; gemilerin bir sonraki limana
varana kadar oluşacak atıkları için atık tanklarında yeterli depolama
hacminin olmadığının belirlenmesi halinde atıkları alınıncaya kadar kalkışına
izin vermemekle,
c) Gemilere ulusal ve uluslararası mevzuat çerçevesinde yapılan denetimler ile
liman devleti ve bayrak devleti denetimlerinde; yeterli atık depolama hacmine
sahip olup da atık vermeyen gemileri, gideceği bir sonraki limanın bağlı
olduğu liman başkanlığına ve/veya denetleme yetkisi olan kurumlara
bildirmekle yükümlüdür.
Ayrıca; Gemilerden Atık Alınması ve Atıkların Kontrolü Yönetmeliği, 24.6.1990
tarihli ve 20558 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak taraf olunan Denizlerin Gemiler
Tarafından Kirletilmesinin Önlenmesi Hakkında Uluslararası MARPOL 73/78 Sözleşmesine
dayanılarak ve 27.11.2000 tarihli ve 2000/59/EC sayılı Gemilerin Ürettiği Atıklar ve Yük
Artıkları İçin Kullanılan Liman Atık Alım Tesisleri Hakkında Avrupa Parlamentosu ve
Konsey Direktifine paralel olarak hazırlanmış ve 2004 yılında yayımlanmıştır. Yönetmelik
kapsamında, 2003 yılında atık kabul tesisi yok iken, şu anda Bakanlığımız tarafından
lisanslandırılan 232 liman atık kabul tesisinde gemi atıklarının alınması hizmeti
verilmektedir.
81
Gemilerden Atık Alınması ve Atıkların Kontrolü Yönetmeliği çerçevesinde Mavi
Kart” ve “Gemi Atık Takip Sistemi” uygulamaları başlatılmıştır. Etkin bir atık alım ve takip
sisteminin kurulması amacıyla hayata geçirilen Mavi Kart Sistemi’nde, yoğun deniz
turizminin yaşandığı Muğla ve Antalya illeri pilot bölge olarak belirlendi. Muğla ve
Antalya’da bulunan tüm yat limanı, balıkçı barınaklarında atık alım ve sistem alt yapısı
oluşturularak, yatlarda ve diğer su araçlarında, online atık kayıt ve takip sistemi olan, Mavi
Kart uygulamaları başlatılmıştır. Mavi Kart Sistemi ile kağıt ortamında formlarla yapılan atık
kayıt ve takip uygulamaları internet ortamına aktarılacak, bürokrasi azaltılacaktır. Deniz
araçlarından bırakılan atığın türü, miktarı, veriliş tarihi gibi envanter bilgileri otomatik olarak
tutulacaktır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve yetkisi bulunan diğer kurumlarca yapılan
denetim ve kontrollerin etkinliği artacaktır. Bu sayede daha etkin bir atık yönetimi sağlanmış
olacaktır
Uygulamaya geçirilen bir diğer proje olan Gemi Atık Takip Sistemi(GATS) ile gemi
atıklarının daha etkin kontrolü hedeflenmektedir. Projeyle, gemi atık bildirimleri ile
limanlarca gemi atıklarının alınması ve bertarafı aşamasında kullanılan form bilgileri
elektronik ortama taşınacaktır. Bu sistem sayesinde gemilerin illegal deşarjları kontrol altına
alınacak ve gemi atıkları envanteri otomatik olarak sistemde tutulacaktır. Gemi Atık Takip
Sistemiyle de gemiler tarafından yapılan atık bildirimleri, atık kabul tesislerine alınan atık tür
ve miktarları, yine bu tesislerde yapılan susuzlaştırma ve arıtma işlemleri ile bu atıkların
bertaraf işlem ve yöntemleri online olarak görülebilecektir. Liman atık kabul tesislerinin atık
yönetim planları sisteme işlenerek atıkların bertarafı ve kontrolü etkin hale getirilecektir.
Gemi Kaynaklı İllegal Deşarjların Kontrolü Çalışmaları: Atık kabul tesisinin
kurulması tek başına gemi kaynaklı kirliliklerin önlenmesinde yeterli olmamaktadır. Bu
tesislerin kurulmasının yanında, illegal deşarj yapan gemiler için uygulanacak cezai
müeyyideler ki, Bakanlığımız bu konuda Sahil Güvenlik Komutanlığı başta olmak üzere
Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, İstanbul, Kocaeli, Antalya ve Mersin
Büyükşehir Belediye Başkanlıklarını da 2872 sayılı Çevre Kanunu kapsamında
yetkilendirmiştir. Bu kapsamda yetkili kurumlar denetim çalışmalarını 24 saat esasına göre
sürdürmekte ve deniz kirliliğine neden olan gemilere 2872 sayılı Çevre Kanunu kapsamında
cezai işlem uygulamaktadırlar. Ayrıca, Yetkili Kurumlarda görevli denetim elemanlarına
“Deniz Kirliliği Denetçisi Eğitimi” verilmektedir. Bu eğitim programlarında;











Deniz Çevresinin Ekolojik Yapısı ve Kirlilik
Deniz Kirliliği Konusunda Ulusal Mevzuat
Uluslararası Düzenlemeler
Gemilerin Denetiminde Uygulanacak Mevzuat Hükümleri ve Sorumluluklar
Gemilerin Denetiminde Delillerin Toplanması ve Suç Dosyasının
Oluşturulması
Gemi Terimleri, Gemide Kirleticilerin Bulunduğu Yerler ve Deşarjları
Kirleticilerin Bulunduğu Yerlerin Uygulamalı Olarak Gösterimi
Numune Alma, Muhafaza ve Taşıma Usul ve Esasları
Numune Alma Usullerini Uygulamalı Olarak Gösterimi
Gemi Atık Takip Sistemi (GATS) Uygulama Eğitimi
konuları işlenmektedir.
82
Bunların yanı sıra Türk Karasularındaki yabancı bayraklı gemilerle ilgili Liman Devleti
Kontrolleri de Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından yapılmaktadır.
Isınma Kaynaklı Hava Kirliliği
Hava kirliliğine genellikle, araçların egzozlarından, sanayi tesislerinden ve ısınma
sistemlerinin bacalarından atmosfere verilen yanma gazlarından kaynaklanmaktadır. Özellikle
şehir merkezlerindeki hava kirliliğinde en büyük pay ısınma amacıyla kullanılan soba ve
kalorifer kazanlarında yakıtların yanması sonucu oluşan partikül madde, kükürt dioksit,
karbon monoksit, azot oksitler vb. kirleticiler oluşmaktadır. Yakıtın içindeki kükürtün
yanması sonucu oluşan kükürt dioksit gazı ile yakıtın iyi yakılamaması sonucu oluşan
karbonlu bileşikler, is, kurum ve kül insan sağlığına zararlıdır. Kış döneminde meteorolojik
şartlara da bağlı olarak rüzgarsız ve rutubetli günlerde bu kirleticilerin insan sağlığına etkisi
daha da yoğun yaşanır.
Ülkemizde özellikle kış mevsiminde bazı şehir merkezlerinde meteorolojik şartlara da
bağlı olarak hava kirliliği görülmektedir. Kış aylarında ısınmadan kaynaklanan hava
kirliliğinin temel sebepleri; düşük vasıflı yakıtların iyileştirilme işlemine tabi tutulmadan
kullanılması, yanlış yakma tekniklerinin uygulanması ve kullanılan yakma sistemlerinin
işletme bakımlarının düzenli olarak yapılmaması seklinde sıralanabilir.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından ısınma kaynaklı oluşan hava kirliliğinin
önlenmesi amacıyla Isınmadan Kaynaklanan Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği,
13.01.2005 tarih ve 25699 sayılı Resmi Gazete' de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu
yönetmelik ile yakma tesislerinde ısınma amacıyla kullanılacak yerli ve ithal katı, sıvı ve gaz
yakıtların kalite kriterleri (özelliklerini) ve kullanılması yasak maddeler, katı yakıtların torbalı
satılmasının zorunlu olduğu, illerin kirlilik derecelendirilmesinin nasıl yapılacağı, katı, sıvı ve
gaz yakıtlı yakma sistemlerinin uyması gereken kural ve koşulları ile bacadan atılan
emisyonlar için sınır değerler belirlenmiştir.
Son kullanıcı olan vatandaşın hem yakıtın tam verimle yakılarak maksimum ısınma
sağlamak amacıyla, hem de hava kalitesine olan olumsuz etkilerin en aza indirilmesi amacıyla
soba veya kalorifer kazanlarının yakılırken dikkat etmesi gereken bazı hususlar
bulunmaktadır.
-
-
Kömür satın alırken, Bakanlık birimlerinden alınmış izini olup olmadığının
sorgulanması,
Kalorifik değeri yüksek ve kükürt, kül, uçucu bileşik oranı düşük yakıtların tercih
edilmesi,
Kalorifer kazanlarının ateşçi eğitimi almış kişiler tarafından usulüne uygun
yakılmasının sağlanması,
Yakılması yasak olan petrol koku, mineral yağ, araba plastiği parçaları, lastik, tezek,
katı atıklar ve tekstil artıkları, kablolar, ıslak odun, boyalı odun, plastikler, ev eşyaları
ve yemek atıkları gibi evsel atıklar, özel atıklar, tıbbi atıklar, asfalt ve asfalt ürünleri,
boya ve boya ürünleri ile fuel-oil kapları vb. maddelerin ısınma amacıyla sobalarda
yakılmaması,
Doğal kullanımı olan yerlerde kömür ve fuel-oile göre daha nispeten daha temiz olan
bu yakıtın kullanımının tercih edilmesi,
Bina yalıtımlarının yaptırılması veya yalıtımlı konutların tercih edilmesi,
gerekmektedir.
83
Ulaşım Kaynaklı Hava Kirliliği
Şehir merkezlerinde oluşan hava kirliliğinin en önemli kaynaklarından biride araçların
egzozlarından çıkan kirletici gazlardır. Trafik yoğunluğu ve araçların dur kalk faaliyeti ile
daha da artan ve çıkış yeri olan araç egzozlarının insan solunumuna en yakın mesafede
olmasıyla etkisi en çok hissedilen hava kirliliği kaynağını oluşturmaktadır. Çevre ve
Şehircilik Bakanlığı tarafından egzoz gazı kirleticilerinin azaltılmasını sağlamak ve ölçümler
yaparak kontrol etmek amacıyla Egzoz Gazı Emisyonu Kontrolü Yönetmeliği, 04.04.2009
tarih ve 27190 sayılı Resmi Gazete' de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yönetmelik
kapsamında, araçlar sahiplerinin egzoz emisyon ölçümü yaptırma yükümlülükleri, ölçüm
yapacak istasyonların özellikleri, egzoz gazı emisyon ölçüm cihazı ile ilgili düzenlemeler
belirtilmiştir.
Araç kullanıcıların, araçlarının düzenli bakımını yaptırmalı, kaliteli yakıt dışında
başka bir yakıt kullanmamalı (10 numara yağ olarak tanımlanan kullanılmış motor yağları) ve
egzoz gazı emisyon ölçümlerini takip ederek düzenli olarak yaptırmalıdır. Toplu taşıma
araçları kullanmak, yakın mesafelerde yürüyerek veya bisiklet kullanımı ile de ulaşım
kaynaklı hava kirliliğini azaltılmasına katkı sağlanabilir.
Hava Kirliliği ve Hava Kalitesi
İnsan sağlığı ve çevre üzerinde toplu ölümlere varabilecek seviyede olumsuz etkileri
olan hava kirliliği özellikle büyükşehirlerde her geçen gün önemi artan bir sorundur. Çarpık
kentleşme, nüfus artışı, kentlere göç, plansız sanayi bölgeleri ve trafik yönetimi hava
kirliliğinin temel sebepleri arasındadır. Hava kirliliğinin etkin kontrolü için tüm kirletici
kaynaklarla ilişkili çok sayıda kurum ve kuruluşun işbirliği ve kamuoyunun desteği büyük
önem arz etmektedir.
Hava kalitesinin iyileştirilebilmesi için ülkemizde de tüm gelişmiş ülkelerde olduğu
gibi çeşitli yasal düzenlemeler yürürlüktedir. Bunların bir kısmı sanayi, ısınma, trafik gibi
kirletici kaynakların kontrolüne yönelik, bir kısmı da soluduğumuz havanın kalitesine
ilişkindir. Kirliliğin kontrolüne ilişkin düzenlemelerle hedeflenen, hava kirliliğinin insan
sağlığı ve çevre üzerindeki zararlı etkilerini önlemek veya azaltmak için belirlenmiş hava
kalitesi hedeflerini sağlamaktır.
Hava Kirliliğinin İnsan Sağlığı Üzerine Olan Etkileri
Hava kirliliği; atmosferde toz, duman, gaz, su buharı şeklindeki kirleticilerin, insan ve
diğer canlılara zarar verecek düzeye erişmesidir. Trafik, sanayi ve ısınma sistemleri hava
kirliliğinin başlıca kaynaklarıdır. Hızlı kentleşme, şehrin yanlış bölgelere kurulması, kalitesiz
yakıtlar ve uygun olmayan yakma sistemleri gibi sebepler de hava kirliliğinin artmasına yol
açmaktadır. Yapılan klinik çalışmalarda söz konusu kirleticilerin solunum yolu hastalıklarını
artırdığı tespit edilmiştir.
Hava kirleticilerindeki günlük artışlar çeşitli akut sağlık sorunlarına sebep olmaktadır.
Örneğin hava kirletici parametrelerin konsantrasyonunun artması, astım ataklarında artışa yol
açmaktadır. Kirleticilere uzun süreli maruz kalma sonucunda sağlıkta kronik etkiler ortaya
çıkmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri ve Hollanda'da yapılan çalışmalarda hava kirliliği
olan bölgelerde yaşayanların ömrünün, kirliliğin olmadığı bölgelerde yaşayanlara göre 1-2 yıl
daha kısa olduğu belirlenmiştir. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) 2011 yılı raporuna göre,
dış ortam hava kirliliğinin dünya çapında yılda 1.3 milyon ölüme neden olduğu ve orta gelirli
ülkelerin bu değerin çoğunluğunu oluşturduğu tahmin edilmektedir.
84
Hava kirliliğinin sağlık etkisi öksürük ve bronşitten, kalp hastalığı ve akciğer
kanserine kadar değişmektedir. Kirliliğin olumsuz etkileri sağlıklı kişilerde bile gözlenmekle
birlikte, bazı hassası gruplar daha kolay etkilenmekte ve daha ciddi sorunlar ortaya
çıkmaktadır. Bu gruplardan biri yaşlılardır. Fizyolojik kapasitesi ve fizyolojik savunma
mekanizması fonksiyonlarındaki azalma, kronik hastalıklardaki artma sebebiyle yaşlılar
normal yaş gurubundaki halka nazaran hava kirliliğinden daha kolay etkilenmektedir. Küçük
çocuklar, savunma mekanizması gelişiminin tamamlanmaması, vücut kitle birimi başına daha
yüksek ventilasyon (soluk alıp verme) hızları ve dış ortamla daha sık temas sebebiyle daha
fazla riske sahip diğer bir hassas gruptur. Yaş durumunun yanısıra hava yolunda daralmaya
yol açan hastalıklar da kirleticilere hassasiyeti artırmaktadır. Yapılan çalışmalar, kirlilik
arttıkça astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalıkları (KOAH) gibi hastalıklarda artış
olduğunu göstermiştir. Kalabalık yaşam, yetersiz sanitasyon (çevre hijyeni), beslenme
yetersizliği gibi düşük yaşam standartları da hassasiyeti etkileyen faktörlerdendir. Bu şartlarda
yaşayanlar enfeksiyon hastalık sorunları ile karşı karşıyadırlar. Dolayısıyla, hava kirliliğinin
sonuçlarından daha fazla etkilenilmektedir.

Hava Kirliliği ve Risk Grupları
Bebekler ve gelişme çağındaki çocuklar
Gebe ve emzikli kadınlar
Yaşlılar
Kronik solunum ve dolaşım sistemi hastalığı olanlar/Sigara Kullananlar
Düşük sosyoekonomik grup içinde yer alanlar
Genel olarak havadaki kirleticilerin sağlığa etkileri şöyle toparlanabilir;
Solunum fonksiyonlarında bozulma
Solunum sistemi hastalıklarında artış
Kronik solunum sistemi hastalığı olan kişilerin hastalıklarının alevlenmesinde artış
Kronik kalp hastalığı olan kişilerin hastalıklarının alevlenmesinde artış
Kanser görülme sıklığında artış
Erken ölümlerde artış
85
Dış ortam hava kirliliğinin toplum sağlığı ile ilişkisi değerlendirilirken yukarıda
sıralanan doğrudan sağlık etkilerinin yanı sıra içme ve sulama suyu kaynaklarının, bitki
örtüsünün zarar görmesi ve mikro klima değişiklikleri nedeniyle dolaylı etkilerini de göz
önünde bulundurmak gereklidir. Tüm bunların yanı sıra; ortamın nem oranı, sıcaklık, sıcaklık
değişim hızı, rüzgârlar ve benzeri etmenler de hava kirliliğinin sağlık üzerine olan etkisinde
değişikliklere yol açabilmektedir.
Bakanlığımız ve ilgili kurum ve kuruluşların katkısı ile hazırlanan, Sağlık Bakanlığı
Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün 2009 yılında yayımlamış olduğu “Türkiye
Kronik Hava Yolu Hastalıklarını Önleme ve Kontrol Programı”nda bahsedildiği üzere;
Dünyada 2005 yılında meydana gelen toplam 58 milyon ölümün 35 milyonu kronik
hastalıklar nedeniyle olmuştur. Tüm ölümlerin %60’ı kronik hastalıklardan meydana
gelmektedir.
86
Şekil: Dünyada Kronik Hastalıkların Durumu, Hastalık Guruplarında Ölüm Sayıları
Her bir hava kirleticinin etki süresi, konsantrasyonu ve diğer karakteristiklerine bağlı
olarak insan vücudunda yapmış olduğu etkiler aşağıda sıralanmaktadır:

Karbonmonoksit ( CO )
Karbon monoksitin oksijen taşıma kapasitesini azaltması sonucunda kandaki oksijen
yetersizliği nedeniyle kan damarlarının çeperleri, beyin ve kalp gibi hassas organ ve
dokularda fonksiyon bozuklukları meydana gelmektedir.

Kükürt Oksitler ( SOX )
Hava kirletici emisyonların en yaygın olanı (SO2) kükürtdioksittir. Her yıl tonlarca
SO2 çeşitli kaynaklardan atmosfere verilmektedir. Solunan yüksek konsantrasyondaki kükürt
dioksitin %95'i üst solunum yollarından absorbe olmaktadır. Bunun sonucu olarak, bronşit,
amfizem ve diğer akciğer hastalık semptomları meydana gelmektedir.

Azot Oksitler (NOX)
Azot oksitlerin en önemli kaynağı taşıt egzozu ve sabit yakma tesisleridir. Bu gazlar
atmosferde doğal gaz çevrimine girerek, nitrik asit (HNO3) oluşumuyla sonuçlanan
zincirleme reaksiyonları tamamlarlar.
Azot oksitlerin atmosferdeki konsantrasyonuna bağlı olarak, uzun süre maruz
kalındığında, akciğerlerde geri-dönüşlü ve geri-dönüşsüz birçok etkisi olduğu saptanmıştır.
Akciğer dokusunda yapısal değişikliklere yol açabilmekte ve amfizem benzeri bir tabloya
neden olabilmektedir. Düşük seviyeli konsantrasyonlara uzun süre maruz kalınması hücresel
düzeyde değişikliklere yol açmaktadır. Ayrıca bakteriyel ve viral enfeksiyonlara karşı direnci
düşürmektedir. Yapılan çalışmalar uzun süre azotdioksite maruz kalan çocukların solunum
sistemi semptomlarında artış ve akciğer fonksiyonlarında azalış olduğunu göstermiştir. Ancak
erişkinlerde benzer bir ilişki net olarak gösterilememiştir.
87
Trafik Kaynaklı Hava Kirliliği

Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliği
Uçucu Organik Bileşikler
Uçucu organik bileşiklere (UOB) maruziyet akut ve kronik sağlık etkileri oluşturur.
Düşük dozlardaki UOB’ler, astıma ve diğer bazı solunum yolu hastalıklarına sebep olur.
UOB’ler yüksek konsantrasyonlarda, merkezi sinir sistemi üzerinde narkotik etki yaparlar.
Bazı UOB’ler ekstrem konsantrasyonlara ulaştıklarında sinir sistemine ait fonksiyonlarda
bozulmalara neden olurlar. Toksik özellik gösteren bu bileşikler solunum yolu hastalıklarına
sebep oldukları gibi, yüksek konsantrasyonlarda sinir sisteminde tahribata yol açmaktadır.
Amerika Çevre Koruma Ajansı (EPA) tarafından yapılan sınıflandırmada “benzen”
kanserojen madde olarak değerlendirilirken; karbon tetraklorür, kloroform, vinil klorür, etilen
dibromür kansere sebep olma riski taşıyan maddeler olarak sınıflandırılmıştır.

Partikül Maddeler ( PM)
Partikül maddelerin fiziksel yapısı ve kimyasal
kompozisyonu sağlık açısından oldukça önemlidir.
Kanser yapıcı organik kimyasallar (PAH, dioksin, furan
gibi) içeren partikül maddeler sağlık açısından çok
tehlikelidir. Birçok farklı bileşenden oluşmuş olan
partikül maddeler akciğerdeki nemle birleşerek aside
dönüşmektedir. PM10, akciğere kadar ulaşıp, kanın
içindeki karbon dioksitin oksijene dönüşmesini
yavaşlatmakta, bu da nefes darlığına sebep olmaktadır.
Bu durumda oksijen kaybının giderilebilmesi için kalbin daha fazla çalışması gerektiği için
kalp üzerinde ciddi bir baskı oluşturmaktadır. Partikül maddelerin sağlık üzerine etkileri
akuttan daha çok kroniktir.
88

Alınabilecek Önlemler
Hazırlanan hava kalitesi bültenleri Bakanlığımızca
yayımlanarak kamuoyu bilgilendirilmekte ve hava
kirliliğinin azaltılmasına yönelik çalışmalar yapılmaktadır.
06 Haziran 2008 tarihli ve 26898 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren
“Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi (HKDY) Yönetmeliği” ile mevcut hava kalitesi
sınır değerleri yıllık olarak azaltılarak 2014 yılında Avrupa Birliği (AB) hava kalitesi sınır
değerleri ile uyumlu hale gelecektir.
Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliğinde belirtilen bilgilendirme ve
uyarı eşiklerinin aşılma durumu dikkate alınarak, kirliliğin bulunmuş olduğu bölgede
beklenilen meteorolojik parametrelerdeki değişim ve kirliliğin devam durumu göz önüne
alınarak kamuoyunun bilgilendirilmesi, acil önlemlerin alınması gerekmektedir.
Hava kirliliğinin nispeten yoğun olmasının beklendiği günlerde, ölçüm sonuçlarındaki
temayül de dikkate alınarak,
hasta, yaşlı ve çocukların dışarı çıkmaması, ilköğretim
okullarında açık havadaki faaliyetlerin azaltılması konusunda kamuoyunun bilgilendirilmesi,
yakma saatlerinin düzenlenmesi, trafik emisyonlarının azaltılmasına yönelik düzenlemeler
yapılmalıdır.
Hava kirliliğinin azaltılabilmesi için ulusal ölçekte alınan önlemler; katı yakıt
kriterlerinin belirlenmesi, akaryakıt kalitesinin iyileştirilmesi, araç standartlarının
iyileştirilmesi, doğalgaz altyapısının yaygınlaştırılması vb. olarak sıralanabilir.
Ayrıca, çarpık kentleşmenin önüne geçilmesi, çevre düzeni planları yapılırken hava
kirliliği taşınım durumlarının dikkate alınması, imar planlarında toplu taşımacılığın, özellikle
89
raylı sistem taşımacılığının teşvik edilmesi ve gerçekleştirilmesi önem taşımaktadır.
Hava Kirliliğini Önlemek için Alınabilecek Tedbirler:
 Sanayi tesislerinin mevzuatta öngörülen baca gazı sınır değerlerine uymaları sağlanmalı,
 Isınmada yüksek kalorili kömürler kullanılmalı, her yıl bacalar ve soba boruları
temizlenmeli,
 Binalarda ısı yalıtımına önem verilmeli,
 Kullanılan sobalar ve kalorifer kazanları kriterlere uygun olmalı,
 Doğalgaz kullanımı yaygınlaştırılarak özendirilmeli,
 Kalorifer ve doğalgaz kazanlarının periyodik olarak bakımı yapılmalı,
 Kalorifercilerin ateşçi eğitim kurslarına katılımı sağlanmalı,
 Yeni yerleşim yerlerinde bölgesel ısıtma sistemleri kullanılmalı,
 Toplu taşıma araçları yaygınlaştırılmalı,
 Kent içi ulaşımda uygun meyilli alanlarda bisiklet yolları, park yerleri, kiralama sistemi
oluşturulmalı,
kamuoyu bilgilendirilmesi de gerçekleştirilerek bisiklet kullanımı yaygınlaştırılmalı,
 Isınma ve geri kazanım için atık yakmanın önüne geçilmesi amacıyla atıklar geri
kazanılarak
değerlendirilmeli veya uygun atık yakma tesislerinde yakılarak bertaraf edilmeli,
 Yerleşim alanları dışında ve hakim rüzgar yönü dikkate alınarak sanayi tesislerinin yer
seçimi yapılmalı,
imar planlarında bu alanların çevresinde yapılaşmalar önlenmeli,
 Euro 4 ve üzeri standartları sağlayan, emisyonları düşük motorlu taşıtlar tercih
edilmeli/desteklenmeli,
 Araçların egzoz emisyon ölçümleri periyodik olarak yapılmalıdır.
90
OZON TABAKASI DOĞAL ŞEMSİYEMİZ KORUYALIM
Ozon Tabakası
Atmosferin üst tabakalarında bulunan ozon tabakası yeryüzündeki tüm canlı varlıkları
güneşin öldürücü morötesi ışınlarına karşı koruyan bir kalkan görevi görmektedir.

Ozon Tabakasının Delinmesi
Ozon yoğunluğunun ultraviyole ışınlarını tutma görevini yapamayacak kadar azalması
“ozon tabakasının delinmesi” olarak adlandırılmaktadır. Bu tabakanın güneşten gelen zararlı
ultraviyole ışınlarını (UV-B) yeterince tutamaması sonucunda bütün yaşayan organizmalar
üzerinde zararlı etkiler meydana gelir; bitkilerin büyüme hızı azalır, insanlarda cilt kanserine
sebep olur, göze zarar verir, bağışıklık sistemleri zarar gördüğü için bulaşıcı hastalıklara gibi
yakalanma riskini artırır.

Uluslararası Süreç
Ozon Tabakasının korunması, dünyada insanların karşı karşıya kaldıkları pek çok
çevresel sorunların birisini oluşturmaktadır.
1986 yılından itibaren Ozon tabakasında tespit edilen lekeler nedeniyle, Ozon
Tabakasını İncelten Maddelerin göreceli olarak sınırlandırılmasına karar verilmiştir. 22 Mart
1985 tarihinde Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Viyana Sözleşmesi 16 Eylül 1987
tarihinde ise Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Montreal Protokolü imzalanmıştır.
Montreal Protokolü Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında küresel çevre sorunlarının
çözümüne yönelik yapılan çalışmaların başlangıcını oluşturmuştur.
Montreal Protokolü, bugüne kadar ulaşılan başarılı uluslararası çevre anlaşması olarak
kabul edilmektedir.
CFC’lere alternatif olarak gösterilen Hidrokloroflorokarbon (HCFC) grubu gazların,
hem ozon tabakasına hem de iklim değişikliğine olan olumsuz etkilerinden dolayı uluslararası
mutabakat ile kullanımlarına son verilmesine karar verilmiştir.
91

Ulusal Süreç
Türkiye Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Viyana Sözleşmesi ve Montreal
Protokolüne 1991 tarihinde taraf olmuş ve tüm değişikliklerini kabul etmiştir.
Protokole ilişkin ulusal ve uluslararası çalışmaların izlenmesi Ulusal odak noktası
görevini yürüten Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın koordinasyonunda gerçekleştirilmektedir.
Ülkemiz Montreal Protokolünün uygulanmasında başarılı ülkeler arasında yer
almaktadır.
Türkiye, Kloroflorokarbonlar (CFC) Montreal Protokolünde kendi grubundaki ülkeler
için öngörülen azaltma takviminden daha hızlı bir sonlandırma takvimini başarı ile
uygulamıştır.
Kloroflorokarbon (CFC) grubu gazların kullanımına son verilmesinde olduğu gibi,
Hidrokloroflorokarbon (HCFC) grubu gazların da kullanımına son verecektir.
Ozon Tabakasını İncelten Maddelerin Azaltılmasına İlişkin Yönetmelik ile

Kloroflorokarbon (CFC) grubu gazların İthalatı tüm alanlardaki kullanımı ve 1/1/
2006 itibarı ile yasaklanmıştır.

Yangın söndürücülerde kullanılan Halonların ithalatı 01.01.2008 tarihinden itibaren
yasaktır.

Yalıtım ve soğutma sektöründe Hidrokloroflorokarbon (HCFC) grubu gazların ithalatı
2007 yılı ithalat miktarları baz alınarak 1/1/2009’dan itibaren kotaya bağlanmıştır.

Yalıtım sektöründe Hidrokloroflorokarbon (HCFC) grubu gazların ithalatına 1/1/2013
tarihinde son verilecektir

Soğutma sektöründe Hidrokloroflorokarbon (HCFC) grubu gazların ithalatına
1.1.2015 tarihinde (servis amaçlı kullanımı hariç) son verilecektir.

Ozon Tabakasını İncelten Maddelerin ithalatı için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
tarafından Kontrol Belgesi düzenlenmektedir.
Ülkemizde Ozon Tabakasını İncelten Madde İthalinden Son Tüketimine Kadar Olan Tüm
İşlemler Takip Edilmektedir!
Kontrol altına alınan OTİM’lerin ithalat işlemlerinden tüketimine kadar olan süreçle ilgili
olarak yapılan mevzuat düzenlemelerinin uygulanmasında kolaylık sağlanması ve yapılacak
analizler için veri bankası özelliği taşıması amacıyla “Ozon Tabakasını İncelten Madde Takip
Programı” 2009 yılında kullanıma açılmış olup, 01.01.2012 tarihinde revize edilmiştir. Bu
program ile İthalatçı, İthalatçı/sanayici, Dağıtıcı ve Son Kullanıcı servis firmaları on-line
olarak takip edilerek kayıt altına alınmaktadır.

Ozon Tabakasını Korumak İçin Bireysel Olarak Neler Yapabiliriz?
• Ozon tabakasına zarar veren kimyasal maddeleri içermeyen ozon dostu ürünler satın
alın. Bir tüketici olarak gücünüzü kullanın!
92
• Buzdolaplarınızın, derin dondurucularınızın ve klimalarınızın düzenli servise tabi
tutulmasına önem verin. Gaz değişimi sırasında gerekirse servis elemanını uyararak eski gazın
atmosfere salınmasına izin vermeyin!
• Otomobil klimaları soğutucu gaz olarak ozon tabakasına zarar veren maddeleri
içerebilirler. Bu gazları içermeyen modelleri tercih edin!
• Yalıtım malzemeleri ve ambalaj köpüklerinin de ozon tabakasına zarar veren
kimyasal maddeler içerebileceğini unutmayın. Bu bilinçle, bu ürünleri gereksiz tüketmeyin!
Ozon tabakasına zarar veren kimyasal maddeler ve bunları içeren ürünler hakkında
daha çok bilgi edinin.

Ozon Tabakasının İncelmesinden Kaynaklanan Etkilerden Korunmak İçin
Bireysel Olarak Neler Yapabiliriz?
Güneş ışınlarına fazla maruz kalmak ciltte renk bozulmaları, güneş yanıkları ve ileri
yaşlarda deri kanseri riskini arttırmaktadır. Cilt kanseri riskini arttıracak durumları önlemeye
çalışırken, güneş ışınlarından yeteri kadar D vitamini almak ihmal edilmemelidir. İkisi
arasında bir denge kuralım!
• Bebeklerin cildinin güneşe karşı daha hassas olduğunu unutmayalım!
• Güneş ışınlarının zararlarından korunmak için saat 11.00 ile 15:00 arası zorunlu
olmadıkça güneşe çıkmayalım!
• Eğer zorunlu olarak bu saatler arası güneş altında kalınacaksa;
• Açık renk, pamuklu, uzun kollu giysiler
• Geniş kenarlı şapka
• U.V. geçirmeyen filtreli güneş gözlükler
• Güneş koruma faktörü (SPF) içeren kremler kullanalım!
• Bulutlu hava koruyucu değildir çünkü bulutlar ultraviyole ışınlarının şiddetini yok
etmeyeceğinden bulutlu günlerde de korunmayı ihmal etmeyelim!
ÇEVRESEL GÜRÜLTÜ
GÜRÜLTÜ
Günümüzde yaşadığımız çevrenin kalitesini ve insan sağlığını olumsuz yönde
etkileyen önemli faktörlerden biri de gürültüdür. Gürültüyü, “hoşa gitmeyen, istenmeyen,
rahatsız edici ses” olarak tanımlayabiliriz. Ses, nesnel bir kavramdır. Yani ölçülebilir ve
varlığı kişiye bağlı olarak değişmez. Gürültü ise öznel bir kavramdır. Tanımdan da
anlaşılacağı üzere bir sesin gürültü olarak nitelenip nitelenmemesi kişilere bağlı olarak
değişebilir. Kimilerinin severek ve eğlenerek dinlediği müzik diğerlerini rahatsız edebilir.
93
Özellikle hızlı büyüyen şehirlerde, mesken ve sanayi alanlarının plansız ve iç içe
gelişmesi, trafik yoğunluğunun artması, elektrik, elektronik ve mekanik aletlerin günlük
hayatımıza daha çok girmesiyle birlikte gürültüden rahatsızlık artmakta ve giderek
insanlarımızın dinlenebilecekleri, çalışabilecekleri kısaca huzurlu şekilde yaşayabilecekleri
mekânlar azalmaktadır.
Diğer taraftan, başkalarının istirahat hakkına saygının ve çevre hassasiyetinin yeterince
gelişmediği durumlarda, eğlence ve diğer günlük faaliyetlerden kaynaklanan gürültü, yoğun
şikâyetlere ve başta işitme kaybı ve uyku bozukluğu olmak üzere ciddi fiziksel ve ruhsal
rahatsızlıklara sebep olmaktadır.

Gürültü Değerlendirme Ölçüsü, ses basıncı seviyesine dayanan desibel (dB)’dir.

Gürültü seviyesinin ölçüsü, kullanılan ağırlık eğrisine göre dBA ya da dBC’dir.

İnsan kulağının frekansa bağlı olarak sese olan duyarlılığını en iyi A ağırlık eğrisi
temsil eder. Bu nedenle genelde dBA olarak ölçülmektedir.

Darbe gürültüsünün ölçüm ve değerlendirilmesinde
kullanılmaktadır. dBC olarak ölçülmektedir.
ise
C
ağırlık
eğrisi
Gürültü Kaynakları
Gürültü kaynakları değişik yönlerden gruplandırılabilir. Seslerin doğuş biçimlerine
göre havada ve katı ortamlarda doğan gürültüler, akustik yönden noktasal, çizgisel ve
düzlemsel kaynaklardan yayılabilirler.
a.Seslerin doğuş biçimlerine göre gürültü kaynakları
Akustik kirlilik oluşturan gürültüler; kaynak ve alıcıların bir çevredeki konumuna ve
yayılma yollarına bağlı olarak iki grupta incelebilir:
1. Yapı dışı gürültüler
Yapıların dışında yer alan kaynaklardan üretilen ve gerek yapı içindeki hacimleri ve
gerekse de yapı dışındaki açık alanları kullanan kişileri etkileyen gürültülerdir. Bunlar da şu
şekilde gruplandırılabilir:

Ulaşım gürültüleri (Karayolu, denizyolu, demiryolu, uçak ve havaalanı gürültüleri)
94

Endüstri gürültüleri (araç, gereç ve makineler ile işyerlerindeki çeşitli faaliyetlerden
doğan gürültüler)

Yapım (şantiye) gürültüleri (yol ve bina yapım işlerinin ve yapım makinelerinin
gürültüleri)

İnsan etkinliklerine ilişkin gürültüler (yüksek sesle konuşma, spor ve atış alanları,
müzik sesleri vb)

Eğlence ve ticari amaçlı gürültüler (açık hava sinemaları, eğlence yerleri, reklam ve
propagandalar gibi)
2. Yapı içi gürültüler
Yapıların içinde yer alan kaynaklardan doğan seslerdir.




Konuşma, yürüme ve yükseltilmiş müzik sesleri,
Darbe ve eşya sürtünmeleri ile ev araçlarının gürültüleri
Büro ve garaj gibi yapı içinde yer alan her türlü işyerinden gelen gürültüler
Çeşitli makine ve donanımların gürültüleri (asansör, tesisat v.b.)
b. Akustik yönden gürültü kaynakları
1. Noktasal gürültü kaynakları
Boyutları ürettiği sesin dalga boyundan çok büyük olan ve her yöne eşit olarak dağıtım
yapan (küresel) kaynaklardır. Fiziksel açıdan sabit veya statik olabilirler. Bir yörede yer alan
ve alıcılara yeterince uzak olan bir tek eğlence yeri bu gruba örnek verilebilir.
2. Çizgisel gürültü kaynakları
Birden fazla noktasal kaynağın aynı doğrultu üzerinde yan yana bulunması durumu ile
oluşan kaynak çizgisel kaynak olarak ele alınmaktadır. Alıcının konumu, alıcı ile kaynak
arasındaki mesafe ve kaynak uzunluğuna bağlı olarak işlek bir yol, yan yana yer alan ve aynı
alıcıyı etkileyen çok sayıdaki eğlence yerleri bu gruba örnek verilebilir.
3. Alansal (düzlemsel) gürültü kaynakları
Bir düzlem üzerinde yer alan gürültü kaynakları alansal kaynak olarak ele
alınmaktadır. Alıcı noktaya yakın olan bir eğlence yeri bu gruba örnek verilebilir.
Gürültünün İnsan Sağlığı Üzerine Etkileri
Gürültü herkesi etkileyen bir sorundur. Yüksek gürültü seviyesi olan ortamlarda, uzun
süre bulunan kişilerde, kalıcı işitme eşiği değişimleri olduğu birçok araştırmacı tarafından
saptanmıştır. Daha düşük seviyeler ya da kısa süreli etkilenmelerde, işitme duyusuna yönelik
belirgin bir zararın saptanması çok kolay olmasa da, gürültünün insan sağlığı, davranış biçimi
ve mutluluğu üzerindeki olumsuz etkileri belirlenebilmektedir. Ekonomik İşbirliği ve
Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından 1996 yılında yayımlanan bir raporda aşağıdaki tabloda
verilen tespitler elde edilmiştir.
95
Gündüz (Leq) (dBA)
Etki
55-60
Gürültü rahatsız eder
60-65
Rahatsızlık belirgin bir şekilde artar
65 üzeri
Davranış biçiminde engellemeler oluşur,
gürültü kaynaklı zararlı semptomlar oluşur
Gürültünün fiziksel etkileri
Gürültünün işitme duyusunda oluşturduğu olumsuz etkilerdir. Geçici ve kalıcı olarak
iki bölümde incelenebilir. Geçici etkilerin en çok karşılaşılanı geçici işitme esiği kayması ve
duyma yorulması olarak bilinen işitme duyarlılığındaki geçici kayıptır. Etkilenmenin çok
fazla olduğu ve işitme sisteminin eski özelliklerine kavuşmada tekrar gürültüden etkilendiği
durumlarda işitme kaybı kalıcı olmaktadır.

Gürültünün fizyolojik etkileri
Bunlar insan vücudunda oluşan değişikliklerdir. Başlıca fizyolojik etkiler; kas
gerilmeleri, stres, kan basıncında artış, kalp atışlarının ve kan dolaşımının değişmesi, göz
bebeği büyümesi, solunum hızlanması, dolaşım bozuklukları ve ani reflekslerdir.

Gürültünün psikolojik etkileri
Gürültünün psikolojik etkilerinin basında ise; sinir bozukluğu, korku, rahatsızlık,
tedirginlik, yorgunluk ve zihinsel etkilerde yavaşlama gelir. Ani olarak yükselen gürültü
düzeyi insanlarda korku oluşturabilmektedir.

Gürültünün performans üzerine etkileri
Gürültünün is verimini azaltması ve işitilen seslerin anlaşılmaması gibi görülen
etkileridir. Konuşmanın algılanabilmesi ve anlaşılabilmesi türünden fonksiyonların
engellenmesi, büyük ölçüde arka plan gürültüsünün düzeyi ile ilgilidir. Gürültünün is
verimliliği ve üretkenlik ile ilgili etkileri konusunda yapılan çalışmalar karmaşık islerin
yapıldığı ortamın sessiz, basit islerin yapıldığı ortamların ise biraz gürültülü olması
gerektirdiğini göster mistir. Özetle ortamda belli bir iş ya da fonksiyon için belirlenen arka
plan gürültüsünün fazla olması durumunda is verimliliği düşmektedir.
Etkilenme
Gürültü Derecesi
Sağlık Üzerine Etkileri
Aralığı
(dBA)
1.Derecedeki
30-65
Konforsuzluk, rahatsızlık, öfke, kızgınlık, uyku düzensizliği
gürültüler
ve konsantrasyon bozukluğu.
2.Derecedeki
65-90
Fizyolojik reaksiyonlar; kan basıncı artışı, kalp atışlarında ve
gürültüler
solunumda hızlanma, beyin sıvısındaki basıncın azalması,
ani refleksler
3.Derece gürültüler 90-120
Fizyolojik reaksiyonlar, baş ağrıları.
4.Derece gürültüler 120-140
İç kulakta devamlı hasar, dengenin bozulması
5.Derece gürültüler >140
Ciddi beyin tahribatı, kulak zarının patlaması

96
BAZI GÜRÜLTÜ DEĞERLERİ VE ETKİLERİ
Aktivite
Roket Fırlatma
Jet uçakların kalkışı
Silah sesi
Av tüfeği (çifte sesi)
Gürültü
Görünen
Tipik Fiziksek Tepkiler
Seviyesi
[dB(A)] Gürültülülük
180
Tehlikeli seviye
140
Tehlikeli seviye (Ağrı eşiği)
130
Hava saldırısı sireni
Hidrolik pres (3 m
uzakta)
Araba kornası
Uçak pervanesi
Ses yükseltici
kullanılarak
yapılan Rock Müziği
Kum püskürtme
makinesi
Motorlu tekne içi
Tipik Gece Kulübü
Susturucusuz motosiklet
(7m uzakta)
Helikopter
Jet Kalkışı (500 m
uzakta)
Tren sireni (30 m
uzakta)
Dizel kamyonlar
Havalı matkap
Ağır Kamyon (15m
uzakta)
Yoğun şehir caddesi
Geçen motosiklet
Yüksek bağırma
Çocuk çığlığı
Yoğun trafik alanları
Saat zili
Yük treni (15 m uzakta)
Dizel kamyon (10 m
uzakta)
120
110-130
110
Ses yükseltici kullanılarak yapılan
konuşmanın duyulmasını
engelleyebilmektedir. Gürültü ağrıya
sebep olabilir. Günlük 3.75 dk
boyunca bu seviyedeki gürültüye
maruz kalma kulağa hasar
verebilmektedir.
256 kat
Günlük 7.5 dk boyunca bu seviyedeki
gürültülü
gürültüye maruz kalma kulağa hasar
verebilmektedir.
128-512 kat Günlük 30 saniye ile 3.75 dk
gürültülü
arasındaki zaman süresince bu
seviyedeki gürültüye maruz kalma
kulağa hasar verebilmektedir.
128 kat
Günlük yarım saat boyunca bu
gürültülü
seviyedeki gürültüye maruz kalma
kulağa hasar verebilmektedir.
512 kat
gürültülü
105
100
64 kat
gürültülü
90
32 kat
gürültülü
Günlük bir saat boyunca bu
seviyedeki gürültüye maruz kalma
kulağa hasar verebilmektedir.
Günlük iki saat boyunca bu
seviyedeki gürültüye maruz kalma
kulağa hasar verebilmektedir.
Çok rahatsız edici.
Günlük sekiz saat boyunca bu
seviyedeki gürültüye maruz kalma
kulağa hasar verebilmektedir.
80
16 kat
gürültülü
97
Rahatsız edici
Tren kornası (500 m
uzakta)
Fon müziği
Hafif araç trafiği (15 m
uzakta)
Normal konuşma (1 m
uzakta)
Çamaşır kurutucusu
Gürültülü ofis
Kuş cıvıltıları (15 m
uzakta )
Sessiz ofis
Buzdolabı
70
65
60
8 kat
gürültülü
4 kat
gürültülü
Telefon kullanımını kısıtlar
Kalp-kan dolaşımı rahatsızlıkları
Rahatsızlık
55
50
2 kat
gürültülü
45
Dikkat dağınıklığı
Sohbet ederken, telefonda
konuşurken, TV ve radyo dinlerken
rahatsızlık
Halk kütüphanesi
40
Sessiz
ortam
Sessiz oda
Sessiz alanlar
Kayıt stüdyo odaları içi
30
Çok sessiz
Yatak odası içi
Fısıltılı Konuşma
Nefes alma sesi (1m
25
uzakta)
Sesin algılanma eşiği
10
Ancak duyulabilir
Duyma eşiği
0
Duyulur değil
Gürültüyü Azaltmak İçin Alınabilecek Tedbirler
 Bazı gürültü kaynaklarından yayılan gürültünün azaltılması için yapılması gerekenler
 Susturucu ve ses giderici diğer parçaları olmadan bir motorlu kara taşıtı ile trafiğe
çıkılmaması.
 Motorlu taşıtların üzerinde veya içinde, korna veya ses çıkaran başka bir cihazın
gereksiz yere kullanılmaması.
 Hız sınırlarına uyulması.
 Yüksek viteste ve düşük devirde sürme şeklinin benimsenmesi.
 Radyo, televizyon ve müzik aletlerinin yerleşim alanlarında ve gürültüye duyarlı
bölgelerde rahatsızlık verecek seviyede seslerinin yükseltilmemesi veya
konumlandırılmaması
 Konut bölgelerinde insanları çok rahatsız eden sokak düğünlerinin ve havai fişek
kullanımının yapılmaması.
 Yol ve bina inşaatı işlerinde kullanılan ekipmanların konut bölgelerinde akşam ve
gece saatlerinde kullanılmaması.
 Yerleşim yerlerinde lokomotif sürücülerinin birbirlerine sesli sinyal vermelerinin
yasaklanması.
 Hava alanları ve sanayi bölgelerinin yerleşim yerlerinden uzakta kurulması
 Gürültüye duyarlı alanların iyi bir kent planlaması yapılarak trafiğin yoğun olduğu
bölgelerden uzakta kurulması.Yerleşim yerlerinde, gürültü rahatsızlığının önlenmesi
ve sağlığın bozulmaması için yapılarda ses yalıtımına önem verilmesi.
98
3) ORMANLARIMIZ VE FAYDALARI
ORMANLARIMIZ
Ormanlar sadece odun hammaddesi üretimiyle değil, sunduğu sosyal koruyucu ve
çevresel faydaları ile de ülkemizin en önemli can damarlarındandır.
Doğal güzellikleri ve sundukları çeşitli fonksiyonları ile moral ve ruh sağlığımıza
olumlu etki yapan, topraklarımızın, suyumuzun ve havamızın sigortası olan, yüzlerce çeşit
canlıyı, yaban hayatını, sevdiğimiz sincapları, geyikleri içinde barındıran, hava kirliliğini,
gürültüyü önleyen ormanlar değil mi?
Ormanlarımızın tüm canlılar için gerekli bu hayati yararlarının sürekli olabilmesi için
onları çok iyi korumalı ve geliştirmeliyiz.
Orman Varlığımız
Yaşantımızda önemli bir yeri olan, doğal zenginlik kaynağı ormanlarımız, genellikle
Kıyılarımızda ve kıyılarımıza yakın yerlerde yoğunlaşmıştır.
Ülkemiz orman alanı 21.678.134 hektar olup, yurdumuzun genel alanın % 27.6’sını
kapsamaktadır.
Ormanlık alanlarımızın % 99.9’u devletin mülkiyetindeki alanlardır.
Ormanlarımızın % 53,3’ü verimli, geriye kalan % 46,7’si ise verimsizdir. Türk
ormancılarının ana hedefi; ormanlarımızın %75’ini verimli hale getirmektir.
Ormanlarımız alansal olarak; %60’ı iğne (ibreli) yapraklara sahip ağaçlardan, %40’ı
geniş yapraklara sahip ağaçlardan oluşmaktadır. Yapraklı ağaçların çoğunluğunu Meşe ağaç
türü, ibrelilerin çoğunluğunu ise Kızılçam ve Karaçam teşkil etmektedir.
TÜRKİYE ORMAN FORMLARI VE YAPISI
Koru Vasıflı Ormanlar % 79.6
Verimli % 47.4
Verimsiz% 32.2
Baltalık Vasıflı Ormanlar % 20.4
Verimli % 5.9
Verimsiz % 14.5
ORMANLIK ALANLARIN NİTELİĞİ
İbreli 11.775 Hektar
Yapraklı 7.525 Hektar
İbreli + Yapraklı Karışık 2.378 Hektar
99
TÜRKİYE ORMAN VARLIĞI HARİTASI
ORMANLARIN FONKSİYONLARI
Ormanların fonksiyonlarını ve alanlarını belirlemek sürdürülebilir orman yönetimi
açısından önem arz etmektedir. Ülkemizde aynı alanda birçok fonksiyonun iç içe geçtiğini
görmek mümkündür. Çoğu zaman hangi fonksiyonun öncelikli olması gerektiği konusunda
zaman zaman teknik ve sosyal problemler yaşanmaktadır.
Önceleri yalnızca odun hammaddesi olarak yani ekonomik fonksiyonları açısından
değerlendirilen ormanlar günümüzde daha çok ekolojik, sosyal fonksiyonları itibariyle
değerlendirilmektedir.
Bölge Müdürlüklerimizde ekosistem tabanlı ve katılımcı yaklaşımlarla yapılan
planlama çalışmaları sonucu belirlenen fonksiyonlar ve alanları aşağıda gösterilmiştir.
Ana Fonksiyonları
1- EKONOMİK FONKSİYON
2- EKOLOJİK FONKSİYON
3- SOSYAL FONKSİYON
Alansal Büyüklükleri (Hektar)
13.621.559
6.912.424
1.144.151
100
ORMANLARIMIZIN ANA FONKSİYON SINIFLARINA GÖRE DAĞILIMI
EKONOMİK FONKSİYON
EKOLOJİK FONKSİYON
SOSYAL FONKSİYON
%63
%32
%5
ORMANLARIN FAYDALARI
İnsanoğlu var olduğu günden bu yana çevresini kuşatan ormanlardan faydalanma
yollarını aramıştır. Önceleri bu faydalanma yalnızca barınmak, yapacak ve yakacak odun
temin etmek biçiminde olmuş, daha sonraları ormanların diğer kollektif faydalarını öğrenmiş
ve ormanlardan gittikçe çeşitlenen biçimde faydalanmaya başlamıştır.
Bu faydaları şöyle özetleyebiliriz;
● Ormanlar yaşantımızın her safhasında ihtiyaç duyduğumuz yapacak ve yakacak
hammadde kaynağıdır. Bunun yanısıra bitkisel nitelikli tohum, çiçek, kozalak vb. ile mineral
nitelikli çakıl, kum vb. hammadde kaynaklarının bir kısmı da ormanlardan elde edilmektedir.
● Ormanlar, bitkiler ve hayvanlar için doğal bir su şebekesi gibidirler. Kar ve yağmur
biçimindeki yağışı yaprakları, dalları, gövdesi ve kökleri ile tutarak, selleri ve taşkınların
oluşmasını önler. Ayrıca yer altı sularının oluşmasına yardım eder. Ormansız alanlarda
yağışın % 56'sı yüzeysel akışa gider. Ancak % 44'ü toprağa sızar. Ormanlık bir alanda ise
yüzeysel akış % 18'dir. Kalan % 82 oranındaki su toprağa sızarak yeraltı sularını
zenginleştirir.
● Etrafı ormanla çevrili bir baraj gölünün 1 cm3'ünde 76 çeşit mikrop tespit
edilmişken bu rakam tarım alanları veya çıplak alanlarla çevrili barajın suyunda 4.400 adettir.
Dolayısıyla ormanlar temiz su kaynağıdır.
● Toprağın sularla ve rüzgarla taşınmasına erozyon denir. Erozyon ile taşınan kum,
taş, toprak, moloz gibi materyallerle tarım topraklarının örtülmesine ve dolayısıyla
verimsizleşmesine sebep olur. Ormanlar erozyonu önler. Ormanlar rüzgarın hızını azaltır,
toprağı kökleri ile tutarak yağışların ve akarsuların toprağı taşımasını önler. Ormanlık alanda
1 m2 yüzeyden taşınan toprak miktarı 40 gram iken, ormansız çıplak alanda 1500 gramdır.
Yani ormanlık bir alan çıplak alana kıyasla erozyonu 350 kat azaltır.
"Ormanlar toprak, su ve havanın sigortasıdır."
● Ormanlar, yaban hayatı ve av kaynaklarını korur. Nesli tükenmekte olan hayvanların
üretimi, korunması ve barınmasında koruma alanları oluşturur. Milyonlarca canlının
yuvasıdır.
● Ormanlar, bitki örtüsü ve toprak içerisinde büyük miktarda karbon
depoladıklarından, iklim üzerinde olumlu etkiler yapar. Sıcağı soğuğu dengeler, yaz
sıcaklığını azaltırken, kış sıcaklığını arttırır, radyasyonu önler.
101
● Su buharını yoğunlaştırarak yağmur haline gelmesini sağlar. Öte yandan rüzgarın
hızını azaltarak toprak ve kar savrulmalarını ve rüzgarın kurutucu etkisini yok eder. Bu
nedenle açık alanlara oranla ormanlarda gündüzler serin, geceler ise sıcaktır.
"Ağaçsız kent, susuz bent gibidir"
● Ormanlar. eğlenme, dinlenme ve boş zamanlarını değerlendirme imkanı sağlar.
Havası, suyu, doğal görünümleri ve sakin ortamı ile özellikle şehirlerde yaşayan insanları
kendisine çeker. Yerleşim alanları çevresindeki hava kirliliğini ve gürültüyü önlemesi
insanların beden ve ruh sağlığı bakımından büyük önem taşır. Ormanların insan sağlığı
üzerindeki bütün bu olumlu yararları nedeniyle büyük kentlerin çevresinde ormanlar
yetiştirilmektedir.
Orman Genel Müdürlüğü tüm kentlerimiz ve büyük ilçelerimiz etrafındaki ormanların
bir kısmını şehrin stresli, kirli ve gürültülü ortamından uzaklaşmak isteyenlerin sığınacakları
alanlar olan "Şehir Ormanı" ve "Orman İçi Dinlenme Yeri" olarak işletilmesi uygulamalarını
başlatmıştır.
● Ormanlar, orman içinde ve dışında yaşayan insanlara çeşitli iş alanları sağlar,
işsizliği önlemede etkin rol oynar, böylece köyden kente göç azalır. Halkın hizmetine
sundukları odun ve odun dışı ürünlerin yanı nda tatlı su balıkçılığı, arıcılık, hayvancılık,
madencilik ve turizm hizmetlerine yönelik faaliyet sahaları itibariyle geniş bir işlendirme
imkanına
sahiptir.
● Ormanlar, ulusal savunma ve güvenlik bakımından da çok önemlidir. Askeri
birliklerin savaş tesisleri ile araç ve gereçlerinin gizlenmesinde, savaş ekonomisi bakımından
değer taşıyan reçine, katran ve tanenli maddelerin elde edilmesinde yarar sağlar.
● Ormanlar, ayrıca barajların ekonomik ömrünü uzatır, doğal afetleri önler, Ülke
turizmine katkıda bulunur.
● Ormanlar, doğal güzellikleri ve sayılamayacak kadar çok faydalarıyla iyi baktığımız
taktirde tükenmez bir doğal kaynaktır.
● Ormanlar insanlar için olmazsa olmaz oksijen ve suyun kaynağıdır.
● Ormanlar bütün bu faydalarının yanında gürültüyü azaltması ve havayı temizlemesi
ile insan yaşamını daha sağlıklı ve güzel kılar. Örneğin;
◆ 50 m genişliğindeki bir otobanın traşk gürültüsünü 20-30 desibel azaltır.
◆ Yapraklı ağaçlardan meydana gelen bir bölgede 50 kuş türü yaşayabilir.
◆ Ağaçsız bir alana göre 8 kat fazla humus oluşturur ve toprak canlılarının yaşamasına
olanak sağlar.
◆ 25 metre boyunda ve 15 metre tepe çatısına sahip bir kayın ağacı saatte 1.5 kilogram
oksijen üretir.
102
◆ Bir hektar ladin ormanı yılda 32 ton, kayın ormanı 68 ton, çam ormanı 30-40 ton toz emer.
◆ Günümüzde hava kirliliğinin yaklaşık % 50’si ormanlar tarafından temizlenip dezenfekte
edilebilir.
◆ Egzos ve benzeri zehirli gazlar ile, kirli suları dezenfekte ederek temizler.
◆ 100 yaşındaki bir kayın ağacı, saatte yaklaşık 40 kişinin çıkarttığı 2.35 kilogram
karbondioksiti tüketir.
◆ 10x10 metrelik bir alanda yer alan 25 metre boyunda ve 100 yaş civarında bir kayın ağacı
kökleri ve kılcal damarları aracılığıyla yılda 30.000 litre su çeker ve verimli toprağın akmasını
önler.
◆ Kayın ağacı bir yıl içinde 7 kilogram toz ve 300 kilogram zehiri emip, dışarı süzer. Aşırı
kirlenmede ise gövdesindeki bozulma ile alarm verir.
● Güneşten, yağmurdan ve rüzgardan koruma sağlar.
● Bizlere yön bulma konusunda yardımcı olur.
"İnsanı bilgi, doğayı ilgi geliştirir"
ORMANLARIN İŞLETİLMESİ
Planlama
Ormanların faydalarının sürekli olabilmesi için planlı ve düzenli bir şekilde işletilmesi
gerekmektedir. Bu da Amenajman Planları dediğimiz plan kapsamında yürütülmektedir.
Amenajman Planı; ormanların çağın gelişen bilimsel ve teknik esaslarına uygun bir
şekilde işletilmesine yön veren, ormancılığın temelini teşkil eden planlardır. Arazide çalışan
ormancılar bu plan doğrultusunda uygulama yaparlar. Bu planların yapımında hava
fotoğrafları, uydu görüntüleri ve yerden ölçme verilerinden faydalanılmaktadır.
Üretim
Ağaçlar her yıl belli bir miktarda büyürler. Buna “artım” denir. Ormanlardan bu
artımları oranında, amenejman planlarının tespit ettiği miktarda ürün tekniğine uygun
kesilerek alınır. Ormanlara hiçbir müdahale yapılmadan doğaya terk edilmesi halinde nitelik
ve nicelik açısından vasıfları bozulacak, sağlıklı bünyeye kavuşmaları kaybolacaktır.
Dolayısıyla kar, fırtına, rüzgar, böcek ve yangın gibi zararlar karşısında dayanıklılıklarını
yitireceklerdir.
103
Gençleştirme
Ağaçların belli bir yaştan sonra büyümeleri çok yavaşlar, neredeyse hiç büyüyemezler.
Bu yaşlı ağaçların gidip yerlerine genç ağaçların gelmesi gerekir. Bu da gençleştirme ile olur.
Gençleştirme işlemi teknik ormancılığın konusudur.
Ormancı, önce toprağı, yaşlı ağaçlardan düşen tohumların çimlenebileceği duruma
getirebilmek için ormana bir takım müdahaleler yapar. Tohumlar çimlenip genç filizler olur,
onları genç bir ağaç oluncaya kadar soğuktan, kuraklıktan ve dondan yaşlı ağaçlar korur ve
zamanı gelince bu yaşlı ağaçlar ormandan çıkarılır. Böylece yaşlı ormanlar gençleştirilirmiş
olur.
Bakım
Ormanların sürekliliği için bakıma da ihtiyaçları vardır. Hastalıklı, kurumuş, yaşlı,
birbirine çok yakın olan birbirlerinin büyümelerini engelleyen ağaçlar çıkarılır ki diğerleri
sağlıklı büyüsün. Böylece hem ağaçların bakımı yapılmış olur, hem de daha sağlıklı ve daha
hızlı büyürler. Ayrıca çıkarılan bu ağaçlar yapacak ve yakacak odun olarak insanlara yarar
sağlar. Bakım çalışmaları ile yalnız ağaçlar değil toprak da korunmuş olur.
Ağaçlandırma
Hiç ağaç bulunmayan çıplak alanlar ise ağaçlandırma yapılarak ormanlaştırılır. Bu boş
alanlarda ağaçlar için uygun aralıkta ve büyüklükte çukurlar açılır ve buralara genç fidanlar
dikilir. Yıllar sonra bu fidanlar büyür, içinde kuş cıvıltıları olan, çocukların koşup oynadığı,
dallarına salıncaklar kurup sallandığı bir orman olur.
“Sabırla yetiştirdik, sevgiyle büyütelim.”
Ormanların Ekonomiye katkıları
Bir sektörün ülke kalkınmasındaki yerinin ve öneminin belirlenebilmesi için o
sektörün ülke ekonomisine olan katkısının bilinmesi gerekmektedir. Ormancılık sektörünün
ülke ekonomisine katkıları; parayla ölçülebilen ve parayla ölçülemeyen katkılar olarak ikiye
ayırmak gerekir.
1) Para ile ölçülebilen katkıları
Odun kökenli birincil orman ürünleri üretimi, odun kökenli olmayan ikincil orman
ürünleri üretimi, işlendirmeye katkısı, bölgeler arası gelişmişlik farkını azaltıcı etkisi, diğer
sektörlere katkısı, ödemeler dengesini olumlu yönde etkilemesi vb. katkılardır.
2) Para ile ölçülemeyen katkıları
İklim, toprak, su gibi doğal kaynakların korunması ve dengede tutulması, rüzgar,
kumul hareketlerine karşı önleyici perde görevi görmesi, su akışını düzenlemesi, yer altı ve
yer üstü su kaynaklarının sürekliliğini sağlayarak çoraklaşmanın önlenmesi, erozyonu
104
önlemesi dolayısıyla tarım alanları ile barajların ekonomik ömrünün uzatılması, çığ ve sel
baskınlarının
önlenmesi, halkın rekreasyon ihtiyaçlarını karşılaması, insan sağlığını olumlu yönde
etkilemesi ile iş verimini artırması, ülke turizmine katkıları vb.dir.
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere ormancılık sektöre sadece sağladığı
maddi yararlar göz önüne alınarak değerlendirilmemelidir. Yapılan bir hesaplamaya göre, bir
ağacın sosyal ve ekolojik yararları maddi yararlarından 2.000 katı fazladır.
ODUN DIŞI ÜRÜNLER VE FAYDALARI
Ülkemizin değişik iklim koşullarına sahip olması ve 3 floristik bölgenin birleştiği bir
yerde bulunması nedeniyle bitki türü çeşitliliği çok zengindir. Kültüre alınmış bir çok bitki
türü ile evcilleştirilmiş pek çok hayvan türünün yabani ataları ülkemizde doğal olarak
bulunmaktadır. Bu bakımdan Türkiye dünyadaki 8 büyük gen merkezinden biri olarak
bilinir. Avrupa kıtasında yetişen 12.000 bitki türünün 3.000'i endemik (yalnızca ülkemizde
yetişen) olmak üzere yaklaşık 10.000 türü ülkemizde yetişmektedir.
Orman tali ürünleri, çok çeşitli olarak kullanımı olan ürünlerdir. Bazıları doğrudan
doğruya kullanılabilir. Defne, kekik, adaçayı, kestane, fıstıkçamı, kuşburnu, keçiboynuzu vs.
gibi direkt gıda olarak kullanılabileceği gibi, ihtiva ettikleri uçucu yağlar çeşitli sanayi
kollarında da kullanılabilmektedir.
Ağaçlardan elde edilen reçine, sığla yağı gibi balzami yağlar ve bunların türevleri
sanayide çok çeşitli alanlarda kullanılmaktadır. Kozmetik, gıda, boya ve kimya sanayilerinde
vazgeçilmez kullanım imkanlarına sahiptir.
Sentetik ilaçların zararlarının artması nedeniyle doğal ve biyolojik kaynaklar daha da
önem kazanmıştır. Bu nedenle gerek ilaç sanayii, gerekse diğer kullanım alanlarında bu
ürünlere talep giderek artmakta olup, ihtiyaç duyulan ürün çeşitliliği 30’lardan 60’lara
yükselmiştir.
Tali ürünlerin önemli faydaları sebebiyle dünya bu ürünleri insanların geleceği olarak
görmektedir.
"Ağaç + Toprak + Su = İnsan"
ORMAN - ÇEVRE İLİŞKİLERİ
Orman ve çevre arasındaki ilişkileri karşılıklı etkileşim olarak düşünmek gerekir.
Yakın zamana kadar orman 2000’den çok kullanım alanı olan odun hammaddesini üreten
eşsiz bir doğal kaynak olarak algılanmakta idi.
Ancak günümüzde “Ormanın Fonksiyonel Değerleri” diye bilinen çevresel etkileri ön
plana çıkmıştır. Uzmanların yaptığı araştırmalar göstermiştir ki bir ağacın ömrü boyunca
ürettiği fonksiyonel değerler odun hammaddesi olarak ürettiği değerlerin 2000 katıdır.
Ormanın koruma fonksiyonu toprak, su, iklim ve çevreye verilen çeşitli kirleticilere
karşı koruma olarak başlıca 4 gruba ayrılabilir. Ormanın toprağı koruma ve erozyonu önleme,
105
su kaynaklarını düzenleme yani hidrolojik fonksiyonu ile rüzgar, kar fırtınası ve ekstrem
sıcaklık zararlarına karşı çevresini koruma etkisi herkes tarafından bilinmektedir.
Bunların yanı sıra yerleşim ve dinlenme alanlarının havasını, oksijen üretmek ve
havadaki zararlı maddelerin bir kısmını tutmak suretiyle temizler. Gürültü kirliliğini azaltma
ve çığlardan koruma etkisi de ormanların koruma fonksiyonlarındandır.
Estetik güzelliği, seyir yerleri, piknik alanları, koşu ve yürüme yolları ile insanların
ruh sağlığı ve dinlenmeleri için eşsiz bir ortam oluşturmaktadır.
ORMANLARIN KORUNMASI
Ormanlar, toplumun orman ürünlerine olan ihtiyaçlarının yanında, toprağı koruması,
su varlığını koruma ve düzenlemesi, iklim ve sağlık üzerinde olumlu etkiler sağlaması gibi
pek çok yararları bakımından yalnız ülkemiz açısından değil, bütün bir insanlık ve dünya için
vazgeçilmez doğal kaynaklardandır. Böylesine önemli olan bu doğal kaynaklarımızı tehdit
eden faktörlerin başında orman yangınları gelmektedir.
Orman yangınlarıyla ilgili olarak yapılan araştırmalara göre, yangınların %3-8'i
yıldırımdan, %12’si kasten (bilerek yakma), %80’i ihmal ve dikkatsizlikten çıkmaktadır. Bu
rakamlardan da anlaşılacağı gibi yangınların %92-97’si insanlardan ya da insanlara bağlı
faktörlerden kaynaklanmaktadır.
Orman yangınlarının önlenmesi için, teknik önlemlerin yanında ormanların öneminin
çok iyi anlatılması, özellikle çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere bu konuda toplumun
bütün kesimlerinin eğitimine ve bilinçlendirilmesine önem vermek gerekmektedir.
Orman Genel Müdürlüğü bu amaçla her yıl "Orman Yangınlarıyla Mücadele Eylem
Planı" hazırlayarak uygulamaya koymaktadır.
İki bölüm halinde hazırlanan Eylem Planlarının birinci bölümü bilinçlendirme
faaliyetlerine, ikinci bölümü ise olası orman yangınlarına karşı alınacak tedbirler ile yangın
zararlarını azaltıcı önlemlere yönelik faaliyetleri içermektedir.
İnsanların ormanlara yaptıkları diğer zararlar ise izinsiz kesimler, tarla açma, yerleşim
yeri kazanma, otlatma ve kaçakçılıktır.
Ormanlarımızı bu tür zararlardan koruyabilmek için kanuni tedbirler alınmıştır. Ancak
yasal tedbirlerin ormanları korumak için yetersiz olduğunu hepimiz biliyoruz. O halde
ormanların korunmasının toplumumuz için ulusal bir görev olduğunu unutmamalıyız.
Çünkü ormanlar yok olursa içinde yaşayan her şey gibi bizler de mutlaka zarar
göreceğiz.
Ormanlara insanların vermiş olduğu zararların yanında hayvanların zararları da söz
konusudur. Örneğin yırtıcı hayvanlar, av hayvanları ve evcil hayvanlar ağaçların tohumlarını
yemek, yaprak ve sürgünleri yemek suretiyle ormana zarar vermektedirler.
106
Kuşlar zararlı böcekleri yiyerek ormanlara faydalı olurken ağaçların tohumlarını
yemekle de ormana zarar vermektedirler. Böcekler fidanların ve ağaçların köklerini, gövde ve
dal odunlarını, ağacın yapraklarını, sürgünlerini, meyve ve tohumlarını yemek, ısırmak ve
emmek suretiyle ağaçların biçimsiz bir hal almalarına, büyümeden kalmalarına, odunun delik
deşik olmasına, ağaçların tohum vermemelerine, kurumalarına ve bazen de ölmelerine sebep
olmaktadır.
Ormanları hayvan zararlılarına karşı korumak için mücadele yöntemleri belirlenmiştir.
Bunlar arasında mekanik mücadele; tuzak hendekleri açmak, kapan kurmak, zararlı
böceklerin yumurta, larva ve erginlerini toplayıp yok etmek, ormanı tel çitle çevirmek vs.,
biyolojik mücadele; ise ormanlara zarar veren böcekleri yiyen kuş, karınca ve diğer yırtıcıları
bu alanlara yerleştirmekle yapılan mücadeledir.
Her canlı gibi orman da, içinde bulunduğu yetişme ortamında çeşitli ekolojik ve doğal
faktörlerin etkisi altındadır. Ormanlarımıza zarar veren diğer faktörlerde doğal afetlerdir.
Yağmur, kar, sıcaklık, don, rüzgar ve fırtına gibi hava halleri normal değerler içinde oldukları
taktirde ormanlar için faydalıdır.
Bu faktörler olmadan ağaçların yetişmesi ve büyümesi mümkün değildir. Fakat bu
şartların anormal bir şekilde olması halinde ormanlara çok büyük zararları olmaktadır.
Örneğin; çok hızlı ve sürekli yağışlar sellere ve toprak kaymasına, dolayısıyla da ağaçların
toprağa tutunamayıp devrilmesine, çok yağan kar; ağaçların dallarının kırılmasına, fırtınalar;
ağaçların kırılmasına ve devrilmesine, kuraklık; ağaçların ve özellikle fidanların kurumasına,
don oluşumu ise ağaç gövdelerinin çatlamasına ve dikilen fidanların sökülmesine neden
olmaktadır.
Bunun yanı sıra ülkemizde ormanların üzerindeki zararlı etkilerine bir örnek de termik
santral ve endüstri kuruluşlarının atıklarıdır. Termik santrallerin bacalarından çıkan kükürt
dioksit gazı ya direkt olarak ya da su ile karışarak asit yağmurları halinde ormanlara önemli
ölçüde zararlar vermektedir. (Örnek; Murgul-Göktaşı ve Yatağan çevresi gibi)
Sonuç olarak; insanlar ormanlar üzerinde zararlı olan faktörlerinin en önemlisidir.
Tahrip edilen, ortadan kaldırılan her orman parçası bütün canlıların yaşam
temellerinden bir çoğunu beraberinde yok etmektedir.
KÜRESEL ISINMA ve ORMANLAR
"Küresel ısınmanın panzehri ormanlardır."
Küresel ısınmanın nedenleri:
Dünya yüzeyi güneş ışınları tarafından ısıtılıyor. Dünya bu ışınları tekrar atmosfere
yansıtıyor. Ama bazı ışınlar, atmosfere salınan ve sera gazları denen karbondioksit ve metan
gazlarının oluşturduğu bir katman tarafından tutularak tekrar dünya yüzeyine yansıtılıyor. Bu
durum yeryüzünün yeterinden fazla sıcak kalmasını sağlıyor.
1860 yılından günümüze kadar tutulan kayıtlar, küresel sıcaklığın ortalama 0,5 ile 0,8
°C arttığını gösteriyor. İnsanlar tarafından atmosfere salınan gazların sera etkisi yaratması
sonucunda dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına "küresel ısınma" deniyor.
107
Fosil (kömür ve petrol) yakıtların yakılması, ormansızlaşma, çevre kirliliği, hızlı nüfus
artışı ve toplumlardaki tüketim eğiliminin artması gibi nedenlerle sera gazlarının atmosferdeki
yığılması küresel ısınmanın başlıca nedenleridir.
Küresel ısınmanın etkileri:
Dünya iklim sisteminde değişikliklere neden olan küresel ısınmanın etkileri en yüksek
zirvelerden okyanus derinliklerine, ekvatordan kutuplara kadar dünyanın her yerinde
hissediliyor.
Kutuplardaki buzullar eriyor, deniz suyu seviyesi yükseliyor ve kıyı kesimlerde toprak
kayıpları artıyor.
Dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, seller ve taşkınların şiddeti ve sıklığı artarken
bazı bölgelerde uzun süreli, şiddetli kuraklıklar ve çölleşme oluyor. Bu değişikliklere
dayanamayan bitki ve hayvan türleri de ya azalıyor ya da tamamen yok oluyor.
Bilim adamları, iklim değişikliklerinin kalp, solunum yolu, bulaşıcı, alerjik ve bazı
diğer hastalıkları tetikleyebileceği görüşünde.
Küresel ısınmaya karşı alınacak önlemler:
● Temiz enerji kaynaklarını yaygınlaştırarak özendirmeliyiz (Güneş, su, rüzgar,
jeotermal, doğal gaz vb.),
● Enerjiyi, verimli ve tasarruflu kullanmalıyız,
● Suyu tasarruflu kullanmalıyız,
● Bol bol fidan dikerek en büyük karbon yutağı olan ormanlık alanlarını
genişletmeliyiz,
● Havayı, suyu, toprağı ve çevreyi kirletmemeliyiz.
AĞACLANDIRMA SEFERBERLİĞİ
"Yeşil bir Türkiye için; Ağaçlandırma Seferberliği'ne bir fidanla sen de katıl"
Türkiye; topoğrafik yapısı, iklimi, uygulanan yanlış tarım yöntemleri, aşırı mera ve
orman tahribatı ve toprakların çoğunlukla erozyona duyarlı olması nedeni ile dünya yüzünde
yüksek düzeyde erozyona maruz kalan ülkeler arasında yer almaktadır.
Dünyada her yıl, ülkemiz ormanlık alanı kadar bir ormanlık alan, çoğunluğu insan
tahribatı sonucu yok olmaktadır. Bu durum başta iklim dengeleri olmak üzere çeşitli çevresel
bozulmaları da beraberinde getirmektedir.
Atmosferdeki sera gazlarını dengede tutabilmek için, önemli karasal karbon yutakları
olan orman alanlarının artırılması en büyük hedefimizdir.
108
Bu nedenle en kısa sürede orman varlığının artırılması, bozuk ormanların rehabilite
edilmesi, erozyonla mücadele edilerek topraklarımızın göllere, barajlara ve denizlere
taşınmasının önlenmesi gerekmektedir.
Bu amaca kısa sürede ulaşmak için ülkemizin kaynaklarını seferber ederek çalışmalara
hız verilmesi mecburiyeti bulunmaktadır.
‘Ulusal Ağaçlandırma Seferberliği Eylem Planı’nda, kamu kurum ve kuruluşları ile
toplumun bütün kesimlerinin koordineli bir şekilde çalışmaları öngörülmüştür. Bu eylem
planı, 2008-2012 yılları arasını kapsamaktadır. Plan kapsamında beş yıllık süre içerisinde
2.300.000 hektar alanda ağaçlandırma, rehabilitasyon, erozyon kontrolü ve mera ıslahı
çalışması planlanmıştır.
Ağaçlandırma Seferberliği uygulamaları sonucunda;
● Su kaynakları korunacak, baraj, göl ve göletlerin toprakla dolması önlenecektir.
● Sel ve taşkınları azalacak, tarım toprakları korunacaktır.
● İklim değişikliği ve çölleşmenin etkileri azaltılacaktır.
● Havadaki karbon emisyon oranı azaltılacaktır.
● Bozulan tabii denge yeniden tesis edilecektir.
● Orman varlığımız artacak, Trakya büyüklüğündeki ülke toprağı ormanlaştırılacaktır.
● Bozuk orman alanları iyileştirilecek, aynı zamanda orman köylülerine ek gelir
sağlanacaktır.
● Erozyon önlenecek, toprak kaybı azaltılacaktır.
● Ormanlaştırılacak alanlar, ilerde "Şehir Ormanı" olarak halkımızın hizmetine
sunulacaktır.
● Fidan dikme alışkanlığı yaygınlaştırılacak, çevre bilinci geliştirilecektir.
"Bu Seferberlik ile; 2,3 milyon hektar alan ormanlaştırılacaktır"
Ormanlar yok olursa, her şey ve herkes mutlaka zarar görecektir...
109
4) BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK - KORUNAN ALANLAR VE MİLLİ
PARKLARIMIZ - EKOLOJİ
A. BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK
BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİN ÖNEMİ:
İnsanların başta gıda olmak üzere temel ihtiyaçlarının karşılamasında vazgeçilmez bir
yeri olan canlı kaynakların temeli, biyolojik çeşitliliktir.
Gıda ve tarım için önem taşıyan ve giderek azalan canlı kaynaklar, bugün bir ülkenin
sahip olabileceği en önemli hazinedir. Dünyanın sahip olduğu biyolojik çeşitlilik hızla tahrip
edilmekte ve yok olmaktadır. Bunun sonucu olarak yakın gelecekte insanoğlunun ciddi bir
gıda ve su sorunu ile karşı karşıya kalacağı bilimsel gerçeklerle ortaya konulmaktadır.
Küresel ölçekte, ülkelerin sahip olduğu biyolojik çeşitlilik, özellikle genetik kaynaklar
anlamında büyük bir güç ve fırsat kazandırmaktadır.
Dünya’da biyolojik çeşitliliği azaltan, olumsuz yönde etkileyen nedenlerin başında
doğrudan veya dolaylı olarak insan faktörü rol oynamaktadır. Biyolojik zenginliği azaltan
nedenlerin kökeni ne olursa olsun onu korumak, etkin biçimde yönetmek ve sürdürülebilir
şekilde kullanmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Biyolojik çeşitlilik; kara, deniz ve diğer su ekosistemleri ile bu ekosistemlerin bir
parçası olan ekolojik yapılar da dahil olmak üzere tüm kaynaklardaki canlı organizmaların
(habitatların daha geniş anlamda ekosistemlerin) çeşitli biyotik ve abiyotik faktörler
bakımından gösterdiği farklılıkları, ekosistemlerde yaşayan canlıların kendi aralarında,
canlılar ile cansızlar arasında, yere ve zamana göre değişen farklılıkları ile genler, türler,
ekosistemler ve işlevlerin tamamını ifade etmektedir.
Biyolojik çeşitlilik genetik çeşitlilik, tür çeşitliliği ve ekosistem çeşitliliği olmak üzere
üç hiyerarşik kategoride ele alınır.
 Genetik çeşitlilik bir tür içindeki çeşitliliği ifade eder. Bu çeşitlilik belli bir tür,
popülasyon, varyete, alt-tür ya da ırk içindeki genetik farklılıkla ölçülür.
 Tür çeşitliliği belli bir bölgedeki, alandaki ya da tüm dünyadaki türlerin farklılığını
ifade eder. Bir bölgedeki türlerin sayısı (yani o bölgenin “tür zenginliği’’) bu konuda
kullanılan en sık ölçüttür.
 Ekosistem çeşitliliği ise bir ekolojik birim olarak karşılıklı etkileşim içinde olan
organizmalar topluluğu ile fiziksel çevrelerin oluşturduğu bütünle ilgilidir. Ekosistem;
kendisini topluluk düzeyinden ayıran, kendileri cansız olan fakat canlı toplulukların
oluşumunu, yapısını ve karşılıklı etkileşimlerini etkileyen yangın, iklim ve besin
döngüsü gibi faktörleri de içerir. Ekosistem düzeyindeki biyolojik çeşitliliğin
korunması besin zincirinin ve enerji akışının korunmasını kapsar. Bu düzeyde,
yalnızca türlerin oluşturduğu grupların değil, özelliklerin ve süreçlerin de korunması
gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
110
Ülkemiz, gerek coğrafi yapısı, gerekse değişik ekolojik koşulları nedeniyle, dünyanın
çok önemli gen ya da orijin merkezinin örtüştüğü bir konumdadır.
Ülkemiz, Avrupa-Sibirya, Akdeniz ve İran-Turan olarak isimlendirilen üç bitki
coğrafyası bölgesine sahip olması ve iki kıta arasında köprü görevi sağlaması sebebiyle
iklimsel ve coğrafik özelliklerin kısa aralıklarla değişmesi sonucu orman, dağ, step, sulak
alan, kıyı ve deniz ekosistemlerine, bu ekosistemlerin farklı formlarına ve farklı
kombinasyonlarıyla birlikte zengin biyolojik çeşitliliğe sahip olmuştur. Ülkemiz, ekosistem
ve habitat çeşitliliği beraberinde oldukça zengin tür çeşitliliğini barındırır. Ilıman kuşakta
bulunan ülkelerin biyolojik çeşitliliği ile karşılaştırıldığında, hayvan (fauna) biyolojik
çeşitliliğinin ülkemizde oldukça yüksek olduğu göze çarpmaktadır. Veri eksikliğine rağmen
tanımlanan canlı türleri içinde en büyük rakamı omurgasızlar grubu oluşturmaktadır.
Omurgasız hayvan türü sayısı yaklaşık 19.000’dir ve bunlardan yaklaşık 4.000 tür/alttür
endemiktir. Bugüne kadar belirlenen toplam omurgalı hayvan türü sayısı ise 1.500’e yakındır.
Ülkemizin dünyanın iki büyük kuş göç yolu üzerinde olması kuşların beslenme ve üreme
alanı olarak önemini artırmaktadır.
Türkiye’nin bitki (flora) türleri bakımından sahip olduğu zenginliği anlamak için
Avrupa kıtası ile karşılaştırmak yeterli olacaktır: Tüm Avrupa kıtasında 12500 açık ve kapalı
tohumlu bitki türü varken, sadece Anadolu’da bu sayıya yakın (11000 üzerinde) tür olduğu
bilinmektedir. Bunların yaklaşık üçte biri Türkiye’ye özgü (endemik) türlerdir.
Türkiye’yi çevreleyen denizlerin farklı özelliklere sahip olması içinde bulundurduğu
biyolojik çeşitliliğin de farklılaşmasını sağlamıştır. Dünya okyanusları ve denizlerinde 30.000
tür, Türkiye denizlerinde ise 4000 tür bulunmaktadır. Kıyı şeridinde yaklaşık, 3.000 bitki ve
hayvan türü yaşamaktadır. Türkiye denizlerinde de toplam 480 balık, 2150 alg türü
yaşamaktadır.
Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz’i içeren Türkiye denizleri biyolojik çeşitlilik
açısından çok zengindir: Karadeniz’de 300, Marmara Denizi’nde 200, Ege Denizi’nde 300 ve
Akdeniz’de de 400 kadar balık türü yaşamaktadır. Denizlerimiz, içinde bulundurduğu canlı
kaynaklar ve ekosistem açısından büyük önem arz etmektedir. Bu denizel canlı kaynaklarının
korunması ve sürdürülebilirliği ülkemizin gen kaynakları, tür ve ekosistem çeşitliliği
açısından önemlidir. Özellikle Akdeniz Foku, deniz kaplumbağası, yunuslar, balinalar,
denizlerin akciğeri olan deniz yosunları, balık türleri, mercanlar denizlerimizde bulunan doğa
koruma açısından önem taşıyan, dünyaca takip edilen ve izlenen en önemli denizel canlı
kaynaklardır.
Coğrafi bölgelerden, Doğu Anadolu ve Akdeniz Bölgeleri; Bitki Coğrafyası
Bölgelerinden ise İran-Turan ve Akdeniz Bölgeleri endemik bitki türleri bakımından oldukça
zengindir.
Türkiye’nin genetik çeşitliliği özellikle bitki genetik kaynakları ile önem
kazanmaktadır. Ülkemiz, Akdeniz ve Yakın Doğu gen merkezlerinin kesiştiği noktada yer
almaktadır. Bu iki bölge tahılların ve bahçe bitkilerinin ortaya çıkışında çok önemli bir role
sahiptir. Ülkemizde 100’den fazla türün geniş değişim gösterdiği, çok sayıda önemli kültür
bitkisi ve tıbbi bitkiler gibi ekonomik açıdan önemli diğer bitki türlerinin orijin ya da çeşitlilik
merkezi olan beş mikro-gen merkezi bulunmaktadır.
111
Hayvan genetik kaynakları açısından ise, konumu nedeniyle birçok yerli hayvan
ırkının Anadolu’da yetiştirildiği ve buradan dünyanın diğer bölgelerine yayıldığı kabul
edilmektedir.
Ülkemizin bu olağanüstü zengin biyolojik çeşitliliğinin gelecek nesillere aktarılmasını
sağlamak biz insanoğlunun en temel görevlerinden birisidir. Bu görevin yerine getirilmesinde,
yapılan tüm koruma ve yönetim faaliyetlerinin gidişatının izlenmesi ve sonucundan
yararlanılarak yeni yol haritalarının belirlenmesi gerekmektedir. Biyolojik çeşitliliğin tür,
habitat ve ekosistem düzeyinde etkin izlenmesi ve izleme sonuçlarının değerlendirilmesi
neticesinde koruma kullanma dengesinin eşgüdüm içerisinde olduğu bir yönetim anlayışı
mümkün olacaktır.
DÜNYA’DA VE TÜRKİYE’DE BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK
Dünya üzerinde 8.7 milyon türün bulunduğu varsayılmaktadır. Fakat sahip olduğumuz
biyolojik çeşitliliğin tür düzeyinde büyük bir bölümü henüz tanımlanmamıştır.
Uluslararası Dünya Koruma Birliği (IUCN)’in son verilerine göre dünyamızda var
olan türlerden yaklaşık olarak 1.740.330 türün tanımlandığı bilinmektedir.
Biyolojik çeşitliliğin dünyadaki durumuna baktığımızda, Biyolojik Çeşitlilik
Sözleşmesi’nin 3. Küresel Biyolojik Çeşitliliğe Bakışı kitabı verilerine göre 1970-2006 yılları
arasında dünyada omurgalı türlerinin sayısı yaklaşık üçte bir oranında düşüş kaydetmiş olup
tropiklerde bu azalma %59, tatlı su ekosistemlerinde ise % 41 oranındadır. Şekil 3.1.’de
görüldüğü gibi Küresel Canlı İndeksi’ne (LPI) göre tür sayılarındaki değişim ılıman ve tropik
kuşaklar arasında ve tür çeşidi bakımında büyük farklılık göstermektedir. Dünya genelinde tür
bolluğunun azalması, tropiklerde devam eden ve ciddi boyutlara ulaşan biyoçeşitlilik kaybını
göstermektedir.



1980’den günümüze Avrupa’daki tarım arazilerindeki kuş popülasyonu %50
azalmıştır.
Su kuşlarının popülasyonu %40 oranında azalmıştır.
Tüm iki yaşamlı türlerinin %42’sinin ve kuşların %40’ının popülasyon sayıları
azalmıştır.
112
Şekil’de ortadaki çizgiyle Küresel
Canlı indeksi gösterilmektedir.
1970’den günümüze %30’dan
fazla
düşüş
kaydetmiştir.
Tropiklerde (alttaki çizgi) ise
düşüş daha keskin olup %60
oranındadır. Ilıman kuşakta önce
%15 oranında bir artış olmuştur.
Daha sonra önemli oranda
düşüşler
kaydedilmiştir.
(Kaynak:WWF/Zoologial Society
of London)
Dünya Canlı İndeksi’ne göre
dünya genelinde 2300 memeli,
kuş sürüngen, iki yaşamlı ve balık
türünde
7100’den
fazla
popülasyon görülmektedir.
Şekil Dünya canlı indeksi
Kaynak : Global Biodiversity Outlook-3, 2010
(1970=1.0 kabul edilmiştir.)
Türlerin zaman içindeki ortalama yok olma durumlarını izleyen Kırmızı Liste İndeksi,
nesli tükenme tehlikesi altında olan grupların nesillerinin zamanla daha da riskli duruma
ulaştığını göstermektedir.
IUCN Kırmızı Listesi’ne göre türler tehlike durumlarına göre 8 kategoride
toplanmaktadır. Bunlar: Nesli Tükenmiş, Nesli Doğada Tükenmiş, Tehdite Yakın, Önceliği
Düşük, Yetersiz Verili, Kritik, Hassas ve Tehlikede kategorileridir.
113
Şekil Farklı tehlike kategorilerindeki türlerin oranı
Kaynak : Global Biodiversity Outlook-3, 2010
Tüm dünyadaki IUCN tehlike kategorisine göre %2 oranında türler yok olmuş ve
nesli tükenmiştir. Dünya genelinde %7 oranında kritik türler, %10 civarında nesli tehlikede
olan türler, %19 oranında ise tehlike sınırında hassas türler bulunmaktadır.
Tehlikeye yakın, hassas, tehlikede ve kritik türlerin toplamı %44 oranındadır. Bu
kategoride yer alan türler acilen küresel ölçekte koruma tedbirleri alınması gereken türlerdir.
Yakın bir gelecekte gerekli tedbirler alınmazsa nesli tükenmiş veya nesli doğada tükenmiş
olan türlerin oranı hızla artacak ve bu türlerin doğadaki popülasyonları yok olacaktır.
Tür taksonlarına göre tehlike kategorileri değerlendirildiğinde en çok iki yaşamlıların
takson olarak en fazla tehlike grubuna sahip olduğu, yaklaşık 2.000 türü barındırdığı bunu
takiben 1.300 kuş türü ve 1.100 memeli türünün tehlike sınıfında yer aldığı görülmektedir.
Diğer takson gruplarında ise tehlikede olan tür sayısı 500 türün altındadır. Bu grupta
sürüngenlerin en fazla tehlike kategorisinde tür barındıran takson grubu olduğu, en az tehlike
grubunda tür içeren grubun ise kızböcekleri olduğu görülmektedir.
114
Şekil Türlerin, kapsamlı incelenmiş taksonomik gruplardaki tehlike durumları
Kaynak : Global Biodiversity Outlook-3, 2010
Mercanlar, kuşlar, memeliler ve iki yaşamlı türlerinin yakın gelecekte neslini devam
ettirmesi beklenirken, bu gruplara ait Kırmızı Liste İndeksi’ne göre özellikle mercan türlerinin
hızlı bir şekilde yok olma eğiliminde olduğunu, bunun yanı sıra iki yaşamlı türlerinin ise en
çok tehlike altında olan grup olarak tür sayısının azalma eğiliminde olduğu görülmektedir.
115
Kırmızı liste indeks değeri
“1.0” ise, bu grupta bulunan
tüm türlerin LC (önceliği
düşük)
kategorisinde
olduğunu ve yakın gelecekte
yok olma tehlikesi taşıdığını
göstermektedir.
Şekil Kırmızı Liste İndeksi
Kaynak : Global Biodiversity Outlook-3, 2010
“0” değeri ise grupta bulunan
tüm
türlerin
neslinin
tükendiğini göstermektedir.

Sonuç olarak dünyada bölgelere göre tehlike kategorilerine bakacak olursak;
Güneydoğu Asya, Pasifik Adaları, kutuplar, deniz ve kıyı ekosistemlerindeki kuş
türleri tükenme tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Avlanma ve habitat kaybı nedeniyle Güney ve Güneydoğu Asya’daki memeli türleri
de yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadır. En çok deniz memelileri risk
altında olup, tatlı su memelileri de ciddi tehdit altındadır.

Güney ve Orta Amerika ile Karayipler’de iki yaşamlı türlerinin nesli ciddi tehlike
altındadır.

Dünya’da biyolojik çeşitlilik açısından 34 sıcak bölge önem arz etmektedir.

Bu bölgeler aşağıdaki haritada kırmızı renkte görünmektedir. Ülkemiz de bu bölgeler
içindedir.
116
Şekil Türkiye'de kesişen üç sıcak bölge
Kaynak: Russell A. Mittermeier, Patricio Robles Gil, Michael Hoffman, John
Pilgrim, Thomas Brooks, Cristina Goettsch Mittermeier, John Lamoreux, Gustavo A. B. da
Fonseca, 2004. “Hotspots Revisited: Earth's Biologically Richest and Most Endangered
Terrestrial Ecoregions”, Conservation International, USA
Şekil Dünya’daki 34 sıcak bölge;
Dünya yüzölçümünün %2,3’ünü kaplamaktadır.
Dünya’daki tüm bitki türlerinin %50’si bu bölgelerde yer almaktadır.
Dünya’daki tüm karasal omurgalıların %42’si ise bu 34 sıcak noktaya endemiktir.
Yukarıdaki şekilde de görüldüğü üzere dünyada tehlike arz eden 34 sıcak noktanın üç
tanesi ülkemizde bulunmaktadır. Bunlar; Akdeniz, İran-Anadolu ve Kafkas Bölgesi olarak
ifade edilebilir. Dünyada beş ülke (Çin, Kenya, Güney Afrika, Amerika Birleşik Devletleri ve
Türkiye) bu sıcak noktaların ikisinin birleştiği ülkelerdir.
Bunlardan sadece Türkiye, üç sıcak noktanın buluştuğu yer olması sebebiyle zengin biyolojik
çeşitliliğe sahiptir.
117
Şekil Türkiye’nin 9 sıcak noktası
Kaynak: WWF, 1999; Lise, Y., Çok çalışkan, B. A., Ataol, M. 2009
TÜRKİYE’NİN BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ:
Ülkemiz doğal orman ekosistemleri yönünden zengin olup, küresel ölçekte 9 orman
sıcak noktası barındırmaktadır. Dünya’da tanımlanmış bitki ve hayvan türleri sayısı 1.740.330
iken Türkiye’de tanımlanmış tür sayısının yaklaşık olarak 76.539 civarında olduğu
bilinmektedir.
Tablo Türkiye’de ve Dünya’da tanımlanmış bitki ve hayvan türleri sayısı
Tür Sayısı
Tanımlanmış Bitki-Hayvan tür
sayısı
Dünyada
1.740.330
Türkiye
76.539
Seri 1;
Türkiye;
76.539; 4%
Dünyada
Türkiye
Seri 1;
Dünyada;
1.740.330;
96%
Şekil Türkiye’de ve Dünya’da tanımlanmış bitki ve hayvan türleri sayısı
Kaynak: IUCN Kırmızı Red List version 2010.1: Table 1, Ulusal Biyolojik Çeşitlilik
Stratejisi ve Eylem Planı 2007
Türkiye Avrupa-Sibirya, Akdeniz ve İran-Turan olmak üzere üç farklı bitki coğrafyası
bölgesinin kesişme noktasıdır. Türkiye, dünyanın 8 gen merkezinden ikisinin (Akdeniz ve
118
Yakın Doğu) kesiştiği noktada yer almaktadır. Bu iki bölge tahılların ve bahçe bitkilerinin
ortaya çıkışında çok önemli bir role sahiptir.
Türkiye endemik bitkiler açısından dünyanın önemli ülkelerinden birisidir.
Yurdumuzun siyasi hudutları içinde doğal olarak yetiştiği halde başka hiçbir yerde
yetişmeyen, diğer bir deyişle dünyada yalnız ülkemizde yetişen bitkiler Türkiye endemikleri
olarak adlandırılır. Ülkemizde endemizm oranı %34 civarındadır (Davis, 1965-1988).
Tüm taksonlardaki tür çeşitliliği ve tür içi çeşitliliğin fazla olması sebebiyle biyolojik
çeşitliliğimiz tür düzeyinde gün geçtikçe sayıca artmaktadır. Her geçen gün yeni türler
tanımlanabilmekte ve tür sayısına ilave yeni türler eklenmektedir.
Türkiye biyolojik çeşitlilik açısından küçük bir kıta özelliği göstermektedir. Bunun
nedenleri arasında üç farklı biyoiklim tipinin görülmesi, bünyesinde Avrupa-Sibirya, Akdeniz
ve İran-Turan olmak üzere üç Bitki Coğrafyası Bölgesi (BCB) bulundurması, sahip olduğu
topoğrafik, jeolojik, jeomorfolojik ve toprak çeşitlilikleri, deniz, göl, akarsu, tatlı, tuzlu ve
sodalı göller gibi değişik sulak alan tiplerinin varlığı, 0-5000 metreler arasında değişen
yükselti farklılıkları, derin kanyonlara ve çok farklı ekosistem tiplerine sahip olması, Avrupa
ülkelerine göre buzul döneminden daha az etkilenmesi, Kuzey Anadolu’yu Güney
Anadolu’ya bağlayan Anadolu Diyagonalinin varlığı ve buna bağlı olarak oluşan ekolojik ve
floristik farklılıklar ile üç kıtanın birleşme noktasında yer alması sayılabilir. Özetle, Türkiye
tarım, orman, dağ, step, sulak alan, kıyı ve deniz ekosistemlerine ve bu ekosistemlerin farklı
formlarına ve farklı kombinasyonlarına sahiptir.
Bitki Coğrafyası Bölgelerinden Avrupa-Sibirya Bitki Coğrafyası Bölgesi, Kuzey
Anadolu’da boydan boya ve Trakya Bölgesinin Karadeniz’e bakan kısımlarında
uzanmaktadır. En yağışlı iklim bölgesidir, geniş kısmı ormanlarla kaplıdır. Akdeniz Bitki
Coğrafyası Bölgesi, Akdeniz’e kıyısı olan tüm yöreler ile Trakya’nın batı kısımlarını kaplar
ve çok farklı ekosistem tiplerini içerir. İran-Turan bölgesi, bitki coğrafyası bölgelerinin en
genişidir ve Orta Anadolu’dan başlayarak Moğolistan’a kadar uzanır. Bölgede karasal iklim
ve step bitkileri baskındır.
119
Şekil Türkiye’deki Bitki Coğrafyası Bölgeleri ve Anadolu Diyagonali (Çaprazı)
Kaynak: Türkiye’nin Biyolojik Zenginliği ve Korunması, ANG yayınları İstanbul Gökyiğit,
A.N (2013)
Tablo Bitki Coğrafyası Bölgelerine (BCB) göre endemik bitkilerin dağılımı
(alttür ve varyeteler dahil)
Avrupa- Sibirya
320
Akdeniz
1325
İran-Turan
1250
Bölgelere özgü olmayan
1030
Toplam
3925
Kaynak : Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi ve Eylem Planı 2007
8%
Avrupa- Sibirya
26%
34%
32%
Akdeniz
İran-Turan
Bölgelere özgü olmayan
Şekil Bitki Coğrafyası Bölgelerine (BCB) göre endemik bitkilerin dağılım yüzdeleri
Kaynak : Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi ve Eylem Planı 2007
Türkiye Florası incelendiğinde sadece belirli bir coğrafi bölgeye has olan diğer
bölgelerde bulunmayan endemikler açısından durum aşağıda özetlenmiştir. Ayrıca 1.000
kadar endemik tür ise en az iki bölgemizde yayılış göstermektedir.
120
Tablo Coğrafi bölgelere göre endemik bitki türü sayısı
Coğrafi Bölge
Akdeniz Bölgesi
Doğu Anadolu Bölgesi
Orta Anadolu Bölgesi
Karadeniz Bölgesi
Ege Bölgesi
Marmara Bölgesi
Güneydoğu Anadolu Bölgesi
Toplam
Endemik Tür Sayısı
750
380
275
220
160
70
35
1890
Kaynak: Türkiye Bitkileri Kırmızı Kitabı, Türkiye Tabiatı Koruma Derneği, Ankara (Ekim ve
ark. 2000)
Türkiye, özellikle tohumlu bitkiler açısından bulunduğu iklim kuşağı göz önüne
alındığında bitki türleri açısından oldukça zengin sayılabilecek bir konuma sahiptir. Tohumlu
bitkilere ait tür sayısı, 2007 yılında hazırlanan Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi ve Eylem
Planı’nda yer alan veriler dahilinde aşağıda verilmektedir.
Tablo Dünya, Avrupa, Türkiye’de açık ve kapalı tohumlu bitki türleri
Açık tohumlular ve kapalı tohumlu türler
Dünya
282842
Avrupa
12500
Türkiye
11001
4%
4% 0%
Dünyada
Avrupa
92%
Türkiye de
Şekil
Dünya’da, Avrupa’da ve Türkiye’deki açık ve kapalı tohumlu bitki tür sayısı dağılımı
Kaynak: IUCN Red List version 2010.1: Table 1, Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi ve
Eylem Planı 2007
Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi ve Eylem Planı 2007’ye göre; likenler,
mantarların alglerle oluşturdukları ortak yaşama dayalı bir canlı grubudur. Dünya’nın hemen
her yerinde yayılış gösterirler. Dünya’da bilinen tür sayısı 20.000 civarındadır. Türkiye’de ise
likenler üzerine yapılan çalışmalar son yıllarda hızla artış göstermiştir. Türkiye’de günümüzde
bilinen liken türü sayısı 1.000 civarında olup, bu sayı her geçen gün artmaktadır. Türkiye’de
alg florasına yönelik araştırmalar artmış olmasına rağmen tür sayısı henüz tam
belirlenememiştir.
121
Karayosunları, yeterince gelişmemiş en ilkel iletim demetine sahip bitki grubudur.
Türkiye’de 3 Boynuzsu Ciğerotu, 165 civarında Ciğerotu ve 740 civarında da Karayosununun
yayılış gösterdiği belirlenmiştir.
Eğreltiler, tohumlu bitkilerle birlikte en iyi bilinen bitki grubudur. Eğreltiler
Türkiye’nin çok kurak bölgeleri hariç diğer bölgelerinde yayılış gösterir, ancak Karadeniz
Bölgesi bu bitki grubunun en yaygın olarak bulunduğu bölgedir. Türkiye’de Eğreltiler
içerisinde yer alan Atkuyruklarına (Equisetales) ait 8 tür, Kibrit Otlarına ait (Lycopodiales) 6
tür ve gerçek eğreltilere ait 80 civarında tür bulunmaktadır.
Tohumlu bitkiler, Türkiye’de ve Dünya’da en iyi bilinen bitki grubu olup, aynı
zamanda en gelişmiş bitki grubudur. Türkiye’de tanımlanmış tohumlu bitki türü sayısının tür
ve tür altı takson sayısı ile birlikte 11.000 civarında olduğu bilinmektedir. Yeni türlerin
tanımlanması ile bu sayı her geçen gün artmaktadır. Bu, tür zenginliği Avrupa’nın hiçbir
ülkesinde yoktur. Bu nedenle Türkiye tohumlu bitki çeşitliliği açısından bir kıta özelliği
gösterir. Çünkü tüm Avrupa’daki tür sayısı 12.500 civarındadır. Aynı zamanda sahip olduğu
türlerin %34’ü endemiktir. Endemizm oranının bu derece yüksek olması Türkiye’yi çiçekli
bitkiler açısından ilginç kılmakta ve cazibe merkezi olma özelliğini sürdürmektedir.
Tablo Çeşitli bitki gruplarına ait tür ve tür altı takson sayıları, endemizm durumu,
tehdit altındaki tür sayıları, nesli tükenmiş türler
Bitki
Grupları
Tanımlanmış
Türler/alttürler
Endemik
Türler
Nadir ve
Tehlike
Altındaki
Türler
bilinmiyor
bilinmiyor
2
1
1
Algler
2150
----Likenler
1000
---Karayosunları 910
2
Eğreltiler
101
3
Açık35
5
Tohumlular
Tek-çenekliler 1765
420
180
Çift-çenekliler 9100
3500
1100
Toplam
15061
3930
1284
Kaynak : Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi ve Eylem Planı 2007
Şekil Türkiye'de tanımlanmış türler/alttürler
Kaynak : Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi ve Eylem Planı 2007
122
Soyu
Tükenmiş
Türler
bilinmiyor
bilinmiyor
bilinmiyor
bilinmiyor
bilinmiyor
11
11
nadir ve
Bitki genetik çeşitliliği gerek Türkiye gerekse dünya tarımı için çok önem arz
etmektedir. Türkiye bitki genetik kaynakları yönünden çok özel bir konumda bulunmaktadır.
Vavilov’un açıklamış olduğu çeşitlilik ve orijin merkezlerinden Akdeniz ve Yakın Doğu
Merkezleri Türkiye’de örtüşmektedir. J. Harlan’a göre ülkemizde 100’den fazla türün değişim
gösterdiği 5 mikro-gen merkezi bulunmaktadır. Ayrıca ülkemiz çok sayıda önemli kültür
bitkisi ve diğer bitki türlerinin orijin ya da çeşitlilik merkezidir. Omurgalı ve omurgasız
hayvanlarla ilgili envanter verileri UBSEP-2007’ye göre verilmiş olup, mevcut envanter
durumunun ortaya konulmasına yönelik “Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Envanter ve İzleme
Projesi” hazırlanmıştır. Projede damarlı bitkiler (eğreltiler dahil) ve omurgalı hayvanlar
(memeliler, kuşlar, balıklar, sürüngenler ve çift yaşamlılar) için ülke bazında literatür ve arazi
çalışmaları yapılması öngörülmüştür. Ayrıca söz konusu projede tohumlu bitkiler
(karayosunları, likenler ve makro mantarlar) ve omurgasız hayvanlarla ilgili literatür verileri
derlenerek, veri tabanına girişleri sağlanacaktır. Projede iki ana unsur olarak; tüm ülke
bazında belirtilen taksonlarda envanter ve izleme çalışmaları yürütülecektir. İzleme
çalışmaları tür, popülasyon, ekosistem ve bölgesel bazda yapılacaktır. 2013 yılının ilk
yarısında projenin başlatılacak olup, 2018 yılı sonunda proje bitişi ile ülkemizde var olan
omurgalı, omurgasız ve damarlı bitkilerin envanterleri güncellenecek, arazi çalışması
altlığında sayısal verilerin, analizine ve sorgulanmasına imkan sağlayacak biçimde veri
tabanına veri girişleri yapılacaktır.
Türkiye, iki önemli Vavilovyan gen merkezinin kesiştiği noktada yer almaktadır:
Akdeniz ve Yakın Doğu. Bu iki bölge, tahılların ve bahçe bitkilerinin ortaya çıkışında çok
önemli bir role sahiptir. Anadolu kökenli tarım bitki türlerinden bazıları şunlardır: Linum sp.,
Allium sp., Hordeum sp., Triticum sp., Avena sp., Cicer sp., Lens sp., Pisum sp., Vitis sp.,
Amygladus sp., Prunus sp., Beta sp., vb. Türkiye’de beş ayrı “mikrogen merkezi”
bulunmaktadır :
 Trakya-Ege Bölgesi: Ekmeklik buğday, durum buğdayı, Poulard buğdayı, değnek
buğdayı, küçük kızıl buğday, mercimek, nohut, kavun, burçak, acıbakla ve yonca.
 Güney - Güneydoğu Anadolu: Çift taneli buğday (Triticum dicoccum), küçük kızıl
buğday, Aegilops speltoides, kabak, karpuz, salatalık, fasulye, mercimek, bakla, üzüm
asması ve yem bitkileri.
 Samsun, Tokat, Amasya: Çok sayıda meyve cinsi ve türü, bakla, fasulye, mercimek ve
hayvan yemi olarak kullanılan çeşitli baklagiller.
 Kayseri ve çevresi: Badem, elma, bezelye, meyve türleri, üzüm asması, mercimek,
nohut, kaba yonca (alfalfa) ve evliyaotu.
 Ağrı ve çevresi: Elma, kayısı, kiraz, vişne, yem baklagilleri ve karpuz.
İki ayrı gen ve çeşitlilik merkezinin örtüştüğü yerde bulunan Türkiye’nin gen ve orijin
merkezi olduğu bazı kültür bitkileri şöylece sıralanabilir: Triticum, Hordeum, Secale, Avena,
Linum, Allium, Cicer, Lens, Pisum, Medicago ve Vicia. Türkiye’de buğdayın (Triticum ve
Aegilops) 25, arpanın (Hordeum) 8, çavdarın (Secale) 5 ve yulafın (Avena) da 8 adet yabani
akrabası vardır. Türkiye, yemeklik tane baklagiller ve yem bitkilerinin yabani akrabaları
bakımından da zengindir. Mercimeğin (Lens) 4, nohudun (Cicer) 10, üçgülün (Trifolium) 11
tanesi endemik olmak üzere 104, yoncanın (Medicago) 34, korunganın (Onobrychis) 42, fiğin
(Vicia) 6 tanesi endemik olmak üzere 60 türü ülkemizde bulunmaktadır (Açıkgöz ve ark.,
1998).
Türkiye aynı zamanda Amygdalus spp., Cucumis melo, C. sativus, Cucurbita moshata,
C. pepo, Malus spp., Pistachio spp., Prunus spp., Pyrus spp. ve Vitis vinifera türlerinin mikro
123
gen merkezidir (Tan, 1998). Ayrıca Türkiye, başta lale ve kardelen olmak üzere birçok süs
bitkisinin de anavatanıdır. Günümüzde birçok botanikçinin katkılarıyla “Resimli Türkiye
Florası”nın yazımı ile ilgili çalışmalar başlatılmıştır.
Türkiye bitkileri konusunda en son yayınlardan biri olan “Türkiye Bitkileri Listesi
(2012)” kitabı hazırlanmıştır. Kitabın hazırlanmasında doksandan fazla bilim insanı katkı
sağlamış olup, kitapta yer alan damarlı bitkilere yönelik güncel bilgiler aşağıdaki tablolarda
verilmektedir.
Tablo Türkiye Bitkileri Listesi (2012) verileri
Aileler
Kibritotları
Eğreltiler
Açık tohumlular
Kapalıtohumlular
Toplam
Doğal
3
16
4
131
154
Endemik
0
0
0
0
0
%
0,0
0,0
0,0
0,0
0,0
Cinsler
Kibritotları
Eğreltiler
Açık tohumlular
Doğal
5
29
8
1178
Endemik
0
0
0
14
%
0,0
0,0
0,0
1,19
Yabancı
0
0
2
74
Tarım
0
0
0
24
Toplam
5
29
10
1275
14
1,15
76
24
1320
Endemik
1
2
0
3032
%
8,00
2,63
0,0
31,45
Yabancı
0
0
5
169
Tarım
0
0
0
69
Toplam
13
76
27
9880
Kapalıtohumlular
Toplam
9753
3035
31,12
174
69
9996
Alttürler
Kibritotları
Eğreltiler
Açıktohumlular
Kapalıtohumlular
Toplam
Doğal
0
6
19
1960
1985
Endemik
0
0
5
495
500
Varyeteler
Kibritotları
Eğreltiler
Açık tohumlular
Kapalıtohumlular
Toplam
Doğal
0
3
8
847
858
Kapalıtohumlular
Toplam
1220
Türler
Kibritotları
Eğreltiler
Açık tohumlular
Doğal
13
76
22
9642
Endemik
0
0
1
252
253
%
0,0
0,0
26,00
25,26
25,19
%
0,0
0,0
13,00
29,75
29,49
124
Yabancı
0
0
0
10
10
Yabancı
0
0
0
1
1
Yabancı
0
0
3
4
7
Tarım
0
0
0
3
3
Tarım
0
0
0
3
3
Tarım
0
0
1
1
2
Toplam
3
16
4
144
167
Toplam
0
6
19
1964
1989
Toplam
0
3
12
852
867
Melez Cins
Kibritotları
Eğreltiler
Açık tohumlular
Kapalıtohumlular
Toplam
Doğal
0
0
0
5
5
Endemik
0
0
0
0
0
%
0,0
0,0
0,0
0,0
0,0
Yabancı
0
0
0
0
0
Melez Tür
Kibritotları
Eğreltiler
Açık tohumlular
Kapalıtohumlular
Toplam
Doğal
0
12
8
233
253
Endemik
0
0
1
59
60
%
0,0
0,0
13,00
25,32
23,72
Yabancı
0
0
3
5
8
Melez Alttür
Kibritotları
Eğreltiler
Açık tohumlular
Kapalıtohumlular
Toplam
Doğal
0
0
0
5
5
Endemik
0
0
0
1
1
Toplam Cins
altı Taksonlar
Kibritotları
Eğreltiler
Açıktohumlular
Doğal
Endemik
%
Yabancı
Tarım
Toplam
13
73
37
11343
1
2
6
3640
8,00
2,74
16,00
32,09
0
0
4
167
0
0
1
69
13
73
42
11579
Kapalıtohumlular
Toplam
11466
3649
31,82
171
70
11707
%
0,0
0,0
0,0
20,0
20,0
Tarım
0
0
0
0
0
Tarım
0
0
1
1
2
Yabancı
0
0
0
0
0
Tarım
0
0
0
0
0
Toplam
0
0
0
0
0
Toplam
0
12
12
239
263
Toplam
0
0
0
5
5
Kaynak: Güner,A., Aslan,S., Ekim,T., Vural,M., Babaç, M.T.,(edlr.),(2012).Türkiye Bitkileri
Listesi
( Damarlı Bitkiler), Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi ve Flora Araştırmaları Derneği
Yayını. İstanbul.
Not: Söz konusu kitapta yer alan tabloların son bölümlerindeki rakamlar (Toplam Cinsaltı
Taksonlar) basit toplamlar değildir. Varyetesi veya alttürü olan bir basit toplamada en az iki
kere toplama katılmış olur. Toplamalarda bundan kaçınılmış, melezler endemik toplamına
katılmamıştır.
“Türkiye Bitkileri Listesi” kitabı hazırlanması çalışmasında karayosunları, suyosunları
ve mantarlar bu çalışmada liste dışında bırakılmıştır. Söz konusu kitaba göre ülkemizde 9.753
doğal türün olduğu, bunun 3.035’inin ise endemik türler olduğu bilinmektedir. Cins altı
taksonlar da ilave edildiğinde toplam sayının 11.707 olduğu ve bunun 3.649’unun endemik
olduğu tespit edilmiştir.
Türkiye, flora açısından zengin olduğu gibi fauna açısından da bulunduğu kuşak
itibariyle zengindir. Bunun başlıca sebebi Anadolu’nun Avrupa ve Asya kıtaları arasında
köprü oluşturması ve dolayısı ile Anadolu’nun göç yolu üzerinde bulunması, farklı iklim ve
125
ekosistem tiplerine sahip olması, florasının zengin olması ve dolayısı ile besin ihtiyacı olan
birçok hayvan türünün kendisine uygun yaşam alanı bulabilmesi sayılabilir. Bütün bu zengin
ekolojik faktörler faunanın zenginliğine de yansımıştır.
Ilıman kuşakta bulunan ülkeler biyolojik çeşitlilik bakımından karşılaştırıldığında,
hayvan (fauna) biyolojik çeşitliliğinin ülkemizde veri eksikliğine rağmen oldukça yüksek
olduğu göze çarpmaktadır. Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi ve Eylem Planı 2007
verilerine göre; tanımlanan canlı türleri içinde en büyük rakamı omurgasızlar grubu
oluşturmaktadır. Omurgasız hayvan türü sayısı yaklaşık 19.000’dir ve bunlardan yaklaşık
4.000 tür/alttür endemiktir. Bugüne kadar belirlenen toplam omurgalı hayvan türü sayısı
1.500’e yakındır. Omurgalılardan, 70’i balık türü olmak üzere 100’ün üzerinde tür endemiktir.
Alageyik ve sülünün anavatanı Anadolu'dur. Ülkemizin dünyanın iki büyük kuş göç yolu
üzerinde olması, kuşların beslenme ve üreme alanı olarak önemini artırmaktadır.
Türkiye omurgalı faunası üzerine birçok çalışma yapıldığı için fauna büyük oranda
ortaya çıkmıştır. Son verilere göre Türkiye’de 460 kuş, 161 memeli, 141 sürüngen, 480 deniz
balığı ve 236 tatlı su balığı türünün yaşadığı tespit edilmiştir.
Tüm dünyada olduğu gibi böcek (Insecta) grubu Türkiye’de de çok zengindir. Ancak
bazı gruplarda hiç çalışma olmaması, bazı gruplardaki çalışmaların yetersiz oluşu gibi
sebeplerle Türkiye böcek faunası hakkında tahmini rakamlar vermek mümkündür.
Türkiye’de bugüne kadar tespit edilmiş böcek türü yaklaşık 30.000 civarındadır. Ancak
tahmin edilen sayı ise 60.000-80.000 arasındadır. Bu rakamlar da böceklerle ilgili
çalışmaların ne kadar yetersiz olduğunu göstermektedir. Buna rağmen bazı böcek grupları ile
ilgili faunistik liste büyük oranda çıkartılmıştır. Örneğin Türkiye’de kızböcekleri (Odonata)
114, çekirgeler (Orthoptera) 600 (270’i endemik), kınkanatlılar (Coleoptera) 10.000,
yumuşakçalar (Mollusca) 522 (203’ü endemik), yarımkanatlılar (Heteroptera) 1.400,
eşkanatlılar (Homoptera) 1.500, kelebekler (Lepidoptera) 6.500 (600’ü gündüz diğerleri gece)
türle temsil edilmektedir.
Türkiye’nin sahip olduğu yaklaşık 8.592 km’lik kıyı şeridinde (adalar hariç) yaklaşık
3.000 bitki ve hayvan türü yaşamaktadır. Türkiye’deki bazı habitatlar bozulmuş hatta tahrip
olmuş olsalar bile Akdeniz ve Ege kıyıları Akdeniz Foku (Monachus monachus), deniz
kaplumbağası (Caretta caretta) ve yeşil deniz kaplumbağası (Chelonia mydas) gibi nesli
tehlikede olan türlere barınma ortamı sağlamaktadır. Türkiye kıyılarında yaklaşık 480 deniz
balığı türü tespit edilmiştir. Bunların %50’sinin yerel olarak yok olma tehlikesi altında olduğu
tahmin edilmektedir. Ekonomik açıdan önemli balık türleri arasında hamsi, istavrit, palamut,
sardalya, lüfer, barbun ve kalkan yer almaktadır. Türkiye'nin deniz alanlarına bağımlı kuş
faunası, Ada martısının (Larus audouinii) yanı sıra, göçmen yaz ziyaretçisi Ada doğanını
(Falco eleonorae) da içermektedir.
126
Tablo Çeşitli hayvan gruplarına ait tür ve tür altı takson sayıları, endemizm durumu, nadir ve
tehlike altındaki tür sayıları, nesli tükenmiş türler
Hayvan grupları
OMURGALILAR
Sürüngenler/Amfibi
Kuşlar
Memeliler
Tatlısu balıkları
Deniz balıkları
Hayvan grupları
OMURGASIZLAR
Yumuşakçalar
Kelebekler
Çekirgeler
Kızböcekleri
Kınkanatlılar
Yarımkanatlılar
Eşkanatlılar
Nadir ve
tehlike
altındaki
türler
Tanımlanmış
türler
Endemik
türler/altür,
varyete
141
460
161
236
480
16
Tanımlanmış
türler
Endemik
türler/altür,
varyete
Nadir ve
tehlike
altındaki
türler
522
6500
600
114
10000
1400
1500
203
89
270
89
10
17
23
37
70
Soyu
tükenmiş
türler
4
4
Soyu
tükenmiş
türler
3000
200
200
Kaynak : Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi ve Eylem Planı 2007
Türkiye floristik açıdan olduğu gibi faunistik açıdan da çok zengin ve dikkat çekicidir.
Türkiye omurgalı hayvanları üzerine birçok çalışma yapılmış ve yapılmaya da devam
etmektedir. Bu nedenle omurgalı hayvanlara ait endemizm durumu, tehlike sınıfları ve
koruma altına alınan türlerle ilgili sağlıklı veriler bulunmaktadır. Buna göre Türkiye’de
yayılış gösteren 141 sürüngen ve amfibi türünden 16’sı endemik olup, bunlardan 10’u tehdit
altındadır. Kuşlardan ise Türkiye’ye endemik tür yoktur. Bununla birlikte memelilerden 5 tür,
32 alttür, sürüngenlerden 16 tür ve/veya alttür, tatlı su balıklarından ise 70 tür/alttür
endemiktir.
127
Tür sayıları
Şekil. Omurgasız hayvan grupları
Kaynak : Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi ve Eylem Planı 2007
Tür sayıları
Şekil Omurgalı hayvan grupları
Kaynak : Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Stratejisi ve Eylem Planı 2007
IUCN kaynaklarına ve UBSEP 2007 kaynaklarına göre ülkemizde omurgasızların tür
sayısının 19.000 civarında olduğu, bunlardan 4.000’inin endemik olduğu, omurgalılardan ise
1.500 civarında tür olduğu, bunlardan 100’ünün endemik olduğu bilinmektedir.
Türkiye Omurgasız Hayvan faunası, omurgalılar kadar iyi bilinmemekle birlikte
tanımlanan 30.000, tahmin edilen tür sayısının da 60.000-80.000 civarında olduğu
bilinmektedir. Omurgasız hayvan gruplarında endemizm oranı da çok yüksektir.
Ülkemiz ekosistem çeşitliliği açısından da farklı ekosistemlerin temsiliyetine sahiptir.
Bunlar; tarımsal alan-step biyoçeşitliliği, iç su biyoçeşitliliği, orman ve dağ biyoçeşitliliği ve
kıyı-deniz biyoçeşitliliğidir.
Ülkemiz, biyolojik çeşitliliğin küresel ölçekte korunması hedefine yönelik çabalara
destek vermiş, bu alanda birçok girişim ve anlaşmaları imzalamış, süreçlere katılım
sağlamıştır. Türkiye, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesini 1992’de imzalamış ve 29 Ağustos
1996 tarih ve 4177 sayılı Kanun ile onaylamıştır. Sözleşme 14 Mayıs 1997 yılında ülkemizde
yürürlüğe girmiştir.
128
B. KORUNAN ALANLAR
Ülkemizin ev sahipliği yaptığı biyolojik çeşitlilik değerleri, farklı koruma alanı
statüleri ve farklı kanunlarla koruma altındadır. Bu koruma statülerinin bir kısmı ulusal
mevzuata göre, bir kısmı da uluslararası sözleşmelere dayanarak oluşturulmuştur.
Türkiye’nin korunan alanlar sistemi içinde yer alan mevcut korunan alanlar; estetik, bilim,
doğa koruma ve doğal güzellikler açısından sınırlı belirlenmiş önemli alanları içermektedir.
Türkiye’nin korunan alanları deniz ve kıyılardan; Ağrı Dağı’na; deltalardan,
Karadeniz ormanlarına ve yaylalarına; bozkırlardan, göl ve akarsu sistemlerine; derin vadiler
ve kanyonlardan buzullara kadar çeşitli doğal ekosistemleri barındırır. Korunan alanlar nesli
tehlike altında, endemik, dar yayılışlı birçok bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapmaktadır.
Ayrıca, ekolojik özelliklerinin ve doğal güzelliklerin yanı sıra jeolojik, jeomorfolojik, peyzaj,
tarihi, arkeolojik ve kültürel değerlere sahip alanları da içermektedir.
Genel Müdürlüğümüzce 2012 yılı içerisinde "Türkiye'nin Korunan Alanları Bilgi
Sistemi" Projesi kapsamında gerçekleştirilen çalışmayla ülkemizin karasal korunan alan
büyüklüğü 5 milyon 647 bin 568 hektar olarak tespit edilmiştir. Bu alanın ülke yüzölçümüne
oranı % 7,24'tür. Bu durumda Türkiye’nin karasal alanlarının % 7,24 'ünün resmi koruma
altında olduğunu söyleyebiliriz.
Yapılan çalışmalar ve dünyadaki koruma deneyimleri gösteriyor ki korunan alanların
ekonomik, ekolojik, kültürel ve sosyal birçok faydası bulunmaktadır:
MİLLİ PARKLAR
Bilimsel ve estetik açıdan milli ve milletlerarası ender bulunan doğal ve kültürel
kaynak değerleri ile koruma, dinlenme ve turizm alanlarına sahip olan ve yönetimi belli
yasalar çerçevesinde gerçekleştirilen tabiat parçalarıdır.
129
Milli Parklar’da ki, doğal ve kültürel varlıklar, nesilden nesile intikal edecek şekilde,
olduğu gibi muhafaza edilerek, özel bir koruma-kullanma düzeni içinde, sosyal, kültürel,
bilimsel ve eğitici yönlerinin yanı sıra dinlenme-eğlenme yönleriyle de toplumun kullanımına
sunulmaktadır.
Milli Park çalışmaları çok çeşitli disiplin ve dolayısıyla kurumların koordinasyonunu
gerektiren faaliyetlerdir.
Bu çalışmaların uluslararası karakterinden dolayı, koordinasyonu temin etmek üzere;
milletlerarası bazı kuruluşlar, kurumlar ve fonlar kurulmuştur. Bu çerçevede ülkemiz,
“Uluslararası Tabiat ve Tabiat Kaynaklarını Koruma Birliği” (IUCN) gibi kuruluşlara da
üyedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan ve 1872 yılında ilan edilen Yellowstone
Milli Parkı, Dünyanın en eski Milli Parkı’dır.
Ülkemizin ilk Milli Parkı ise 1958 yılında ilan edilen Yozgat Çamlığı’dır. Ülkemizde
toplam 39 adet Milli Park yer almakta olup, toplam alanı 814.763,85 ha.’dır.
TABİAT PARKI
Bitki örtüsü ve yaban hayatı özelliğine sahip, manzara bütünlüğü içinde halkın
dinlenme ve eğlenmesine uygun tabiat parçalarını ifade eder. Ülkemizde toplam 191 adet
Tabiat Parkı yer almakta olup, toplam alanı 90.937.78 ha.’dır.
TABİATI KORUMA ALANI
Bilim ve eğitim bakımından önem taşıyan nadir, tehlikeye maruz veya kaybolmaya
yüz tutmuş, ekosistemler, türler ve tabii olayların meydana getirdiği seçkin örnekleri içeren ve
mutlaka korunması gerekli olup, sadece bilim ve eğitim amaçlarıyla kullanılmak üzere
ayrılmış tabiat parçalarını ifade eder.
Ülkemizde toplam 31 adet Tabiatı Koruma Alanı yer almakta olup, toplam alanı
63.694 ha’dır.
TABİAT ANITI
Tabiat ve tabiat olaylarının meydana getirdiği özelliklere ve bilimsel değerlere sahip
ve milli park esasları dâhilinde korunan tabiat parçalarını ifade eder.
Ülkemizde toplam 112 adet Tabiat Anıtı yer almakta olup, toplam alanı 6.679 ha.’dır.
Tescil edilmiş Milli Parklarımıza geçmeden önce şu bilgileri tanımlamak gerekir;
Flora: Belirli bir bölgede yetişen bitkilerin hepsi, bitki örtüsü.
Fauna: Belirli bir bölge ya da devirde yaşayan hayvan türlerinin tamamının bir araya
getirdiği topluluk.
Rekreasyon: İnsanın eğlenme, dinlenme, kendini yenileme fonksiyonu olarak
tanımlanmaktadır.
Endemik Tür: Bitki biliminde endemik, genel olarak alanları belirli bir ülke veya
bölgeye ait, yerel, ender ve çok ender bulunan türlere denir. Bu duruma da endemizm adı
130
verilir. Endemik alan; bir ada, bir yarımada veya bir dağ olabileceği gibi birkaç metrekarelik
alanlar da olabilir. Türkiye endemik bitkiler açısından dünyanın önemli ülkelerinden birisidir.
KORUNAN ALANLARIN SEÇİMİ VE KURULUŞ KRİTERLERİ
Milli Parklar Kaynak Değerleri
 Milli ve milletlerarası düzeyde önem taşımalıdır.
 Gelecek nesillerin gurur duyacakları seviyede önemli olmalıdır.
 Tahrip olmamış veya ıslah edilebilir durumda olmalıdır.
 Saha Büyüklüğü en azından 1000 hektar olmalı ve bu alan bütünüyle koruma ağırlıklı
zonlardan meydana gelmelidir
Tabiat Parkları Kaynak Değerleri
 Milli ve bölge seviyesinde rekreasyon potansiyeline sahip olmalıdır.
 Açık hava rekreasyonu yönünden zengin potansiyele sahip olmalıdır.
 Kültürel manzaraların ilgi çeken örneklerini de ihtiva edebilmelidir.
 Saha; Kaynak ve manzara bütünlüğünü sağlayacak yeterli büyüklükte olmalıdır.
 Devletin mülkiyetinde olmalıdır.
Tabiatı Koruma Alanları Kaynak Değerleri
 Milli ve milletlerarası seviyede nadir, tehlikeye maruz veya kaybolmaya yüz tutmuş
ekosistemler, türler ve tabiat olaylarının meydana getirdiği veya gizlediği örnekleri
barındırmalıdır.
 Hassas ekosistemlere, habitatlara biyolojik ve jeolojik önemli çeşitliliklere, zengin
genetik kaynaklara sahip olmalıdır.
 Bilim, eğitim, araştırma kurumları veya ilgili kuruluşlar tarafından belirlenmiş
olmalıdır.
 Saha; korunması gerekli değerlerin hayatlarını uzun süreli olarak devam ettirmelerine
yeterli olmalıdır.
 Devletin mülkiyetinde olmalıdır
Tabiat Anıtları Kaynak Değerleri
 Tabiat olaylarının meydana getirdiği müstesna değerleri barındırmalıdır.
 Çok az zarar görmüş veya hiç zarar görmemiş olmalıdır.
 Tahrip olmamış veya ıslah edilebilir durumda olmalıdır.
 Saha; büyüklük bakımından milli parktan küçük, fakat koruma yönünden bütünlüğü
sağlayacak yeterlikte olmalıdır.
 Devletin mülkiyetinde olmalıdır.
TESCİL EDİLMİŞ MİLLİ PARKLARIMIZ
1- Ağrı Dağı Milli Parkı :
Ulusal ve uluslararası öneme sahip doğal ve kültürel kaynak değerleri olan Ağrı Dağı
Milli Parkı sınırları içerisindeki Büyük Ağrı Dağı, 5137 m yüksekliği ile ülkemizin ve
Avrupa’nın en yüksek noktası olması yanında zirvesinde de ülkemizin en büyük buzulu
bulunmaktadır.Nuh Peygamberin Gemisi ve Nuh Tufanı nedeniyle Ağrı Dağını dünyada
bilmeyen yoktur. Dünyada Alaska’daki meteor çukurundan sonra ikinci büyük göktaşı çukuru
da milli park sınırları içerisinde yer almaktadır. Dünyanın her yanından dağcıların geldiği
Ağrı Dağı, flora ve fauna açılarından da ilginç özellikler göstermektedir.
131
2- Aladağlar Milli Parkı:
Akdeniz Bölgesi’nde, Niğde, Kayseri, Adana illeri sınırları içinde yer almaktadır.
Toros sıradağlarının en yüksek zirvelerine sahip olan Aladağlar, jeolojik olarak da ülkemizin
en ilginç yerlerinden biridir. Buzul Gölleri ve Kapuzbaşı şelaleleri görülmeye değer yerlerdir.
3- Altınbeşik Mağarası Milli Parkı :
Akdeniz Bölgesi’nde Antalya ili sınırları içinde yer almaktadır. Altınbeşik Mağarası
ve çevresinin karstik topoğrafyası ve çam ormanları mükemmel bir manzara oluşturmaktadır.
Fotoğrafçılık faaliyeti açısından önemli görsel güzellikler sunar.
4- Altındere Vadisi Milli Parkı:
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Trabzon ili sınırları içinde yer alır. Sümela Manastırı,
Altındere Vadisi ile flora ve fauna zenginliği, Milli Park’ın kaynak değerini oluşturur.
5- Başkomutan Tarihi Milli Parkı:
İç Batı Anadolu'da Afyon, Kütahya, Uşak illeri sınırları içindedir. Türk Kurtuluş
Savaşında 26 Ağustos 1922'de başlayan Büyük Taarruz'un, 30 Ağustos’ta zaferle
taçlandırılmasıyla sonuçlanan harekatın geçtiği alanları kapsayan Milli Parkta, Kurtuluş
Savaşımıza ait tarihi yerler, anıtlar ve şehitlikler bulunmaktadır. Park, ülkemize has (endemik)
pek çok bitki türüne de ev sahipliği yapmaktadır.
6- Beydağları Sahil Milli Parkı:
Akdeniz Bölgesi’nin Antalya ili sınırları içinde yer almaktadır. Bine yakın bitki
türünden yirmi beş tanesi parka özgü endemik türdür. Ayı, kurt, tilki, yaban keçisi, vaşak
sincap, oklu kirpi gibi kara memelilerinin yanında kıyılarda nadir de olsa Akdeniz fokuna
rastlanmaktadır.
Milli Park sınırları içerisinde bulunan ve Deniz kaplumbağalarının yumurta bıraktığı
Çıralı Sahilleri özel koruma altındadır. Milli Parkın dâhilinde eski yerleşim yerlerinden M.Ö.
VII Yüzyılda Rodos Kolonisi olarak kurulan tarihi Phaselis Antik Kenti ve Milli Park sınırına
komşu vaziyette Olympos Harabeleri bulunmaktadır. Çıralı Mahallesi dağlık arazide,
Likyanın sönmeyen ateşi olarak adlandırılan gaz (Chimaira) Yanartaş yüzyıllardır yanmakta
ve yöreye mitolojik bir değer kazandırmaktadır. Zengin biyolojik çeşitlilik, epik ve
jeomorfolojik oluşum Göynük Kanyonu ile Beldibi Kanyon’ları Parkın önemli kaynak
değerleri arasında yer almaktadır.
7- Beyşehir Gölü Milli Parkı:
Anadolu Bölgesi’nde, Konya ili sınırları içindedir. Beyşehir Gölü, yüz ölçümü
bakımından Van ve Tuz Göllerinden sonra üçüncü büyük gölümüz olup, tatlı su göllerimiz
içinde en büyük olanıdır. Doğu kıyıları boyunca uzanan ve üç bin metreye yaklaşan dorukları
ile Dedegöl dağları, batıdan bakıldığında göle ayrı bir güzellik vermektedir. Suyu, turkuaz
mavisi olan göl, adaları ve çevresindeki dağlar ile ülkemizin en önemli doğal
güzelliklerindendir. Lükyanus Anıtı, Fasıllar Atlıkaya Kabartması, Kubadabat Sarayı, Kız
Kalesi, Mezar evler, Eşrefoğlu Camii ve Külliyesi, Beyşehir Köprüsü, Beyşehir Kalesi, Taç
Medrese, İçerişehir Hamamı, Bedeste, Eflatun Pınar Anıtı ve Hitit Anıtı tarihi ve kültürel
kaynak değerleri arasında yer almaktadır
8- Boğazköy - Alacahöyük Milli Parkı :
İç Anadolu Bölgesi’nde, Çorum ili sınırları içindedir. Milli Park’ta Anadolu'nun en
eski uygarlıklarından olan Hitit'lere başkentlik yapmış Hattuşaş (Boğazköy) ve çeşitli tarihi
132
eserler bulunmaktadır. Şehir surları, Aslanlı Kapı, Yer kapı ve Yazılıkaya bunların başlıca
örnekleridir.
9- Dilek Yarımadası - Büyük Menderes Deltası Milli Parkı:
Ege Bölgesinde Aydın ili sınırları içerisinde yer almaktadır. Büyük Menderes Deltası,
morfolojik gelişimin hızlı olduğu ağız kısmında, bu gelişim sürecinin ürünü olan birçok lagün
ve bataklıkları bünyesinde barındıran uluslararası niteliklere haiz bir sulak alan
karakterindedir. Tatlı ve tuzlu suyun birbirine karıştığı bu lagüner sistem, bünyesinde zengin
bir biyolojik çeşitliliği barındırmaktadır. Bu zengin ekosistemde 256 kuş türü görülmekte olup
bunlardan 70 tür deltada üremektedir. Bölge aynı zamanda nesli tehlike altında olan Tepeli
Pelikan'ın en önemli kuluçkalama alanlarından biridir. Bunun yanı sıra yine dünya çapında
nesli tehlike altında olan Cüce Karabatak, Küçük Kerkenez, Akkuyruklu Kartal da burada
barınmaktadır. Flamingolar için ise son derece önemli beslenme alanlarıdır.
10- Gala Gölü Milli Parkı:
Marmara bölgesinde, Edirne ili, Enez ve İpsala ilçesi sınırları içerisinde yer
almaktadır. Gala Gölü Avrupa ile Afrika arasında birçok göçmen kuş türünün uğrağı
alanlardan biri olup uluslararası A sınıfı sulak alanlar listesinde yer almaktadır. Sulak alan,
göl ve orman ekosistemlerini ve bu ekosistemlerde barınan çeşitli canlı türlerini ihtiva
etmektedir. Dünyanın önemli kuş göç yollarından birinin üzerinde bulunan Gala Gölü Milli
Parkı’nda 163 kuş türü tespit edilmiştir
11- Göreme Tarihi Milli Parkı:
Göreme Tarihi Milli Parkı İç Anadolu Bölgesi’nde, Nevşehir ili sınırları içinde yer
almaktadır. Erciyes ve Hasan Dağı volkanizmalarının lav ve tüflerinin yağışlar ve rüzgârlarla
aşınması sonucu dünyada eşi bulunmayan jeomorfolojik yapılar oluşmuş, bu yapılar ve
çevresi tarih boyunca çeşitli uygarlıklar tarafından yerleşim ve tarım amaçlı kullanılmıştır.
Kapadokya olarak da adlandırılan bu bölge, geçmişiyle olduğu kadar halen var olan yaşamı
ile de ilgi çekicidir.
12- Hattila Vadisi Milli Parkı :
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, Artvin ili sınırları içinde yer almaktadır. Ülkemizde
nadir görülen bir doğa sergilemektedir. Karadeniz Bölgesinde bulunmasına karşın, Akdeniz
Bölgesi bitki türlerini de içeren vadi; ayı, tilki, yaban keçisi, sansar, porsuk gibi memelilere,
ötücü ve yırtıcı kuşlara ve ünlü Hopa Engerek yılanına ev sahipliği yapmaktadır.
13- Honaz Dağı Milli Parkı :
Ege Bölgesi’nde, Denizli ili sınırları içinde yer almaktadır. 2.528 metrelik zirvesi ile
Ege Bölgesinin en yüksek noktası olan Honaz Dağı, oldukça gür bir bitki örtüsüne sahiptir.
Kızılçam, karaçam ve ardıç başlıca ağaç türleridir.
Ülkemize has pek çok bitki türüne ev sahipliği yapmaktadır. Yaban keçisi, Yaban
domuzu, tavşan, tilki, porsuk, kirpi alanda görülen memelilerdir. Milli parkta ötücü ve yırtıcı
kuşlarla birlikte keklik de bulunmaktadır.
14- İğneada Longoz Ormanları Milli Parkı :
İğneada beldesi sınırları içerisinde yer almaktadır. İğneada, Marmara Bölgesi
,Kırklareli İli Demirköy İlçesine bağlı, Bulgaristan ile sınırı olan bir sahil kasabasıdır.
Demirköy’e 25 km. uzaklıktadır.
Milli Parkta, Yıldız (Istranca) Dağlarından Karadeniz sahillerine doğru akan derelerin
taşıdığı alüvyonların birikmesi ve mevsimsel olarak suların altında kalması sonucunda,
133
Longoz (Su Basar) ormanları oluşmuştur. Kış ve ilkbahar aylarında suyla kaplı olan, yaz ve
sonbahar aylarında ise suyu kısmen çekilen fakat taban su seviyesi yüksek olan Longoz
ormanları, organik madde bakımından çok zengindir.
Alan; tatlı ve tuzlu su gölleri, kıyı kumulları, tatlı ve hafif tuzlu bataklıkları, su basar
ormanları ve yaprak döken, karışık, oldukça boylu ağaç türlerinden oluşan orman bitki örtüsü
tiplerinin hepsini bünyesinde barındırır. Bu nedenle biyolojik çeşitlilik açısından son derece
önemlidir.
15- Ilgaz Dağı Milli Parkı :
Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Çankırı ve Kastamonu illeri sınırları içinde yer
almaktadır. İğne yapraklı ağaçların hâkim olduğu bir orman örtüsüne sahiptir. Karaçam,
sarıçam ve köknar yaygın ağaç türleridir. Açık alanlarda ardıçlar da görülmektedir. Az sayıda
olmakla birlikte ayı, kurt tilki, geyik, karaca ve yaban domuzu görülmektedir. Alan, giderek
gelişmekte olan bir kış sporları merkezidir.
16- Kaçkar Dağları Milli Parkı:
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Rize ili sınırları içindedir. Dört bin metreye yaklaşan
zirvesi ile Karadeniz bölgesinin en yüksek dağlarıdır. Ülkenin en bol yağışlı kesiminde
olması, Milli Parkın bitki çeşitliliğini olağanüstü zenginleştirdiği gibi, akarsular yönünden de
benzersiz kılmaktadır.
Fırtına deresi, Hemşin deresi gibi aslında bir ırmak büyüklüğündeki akarsular, Milli
Parkı çevrelemektedir. Doğu Karadeniz Bölgesi dünyadaki birkaç önemli göç ve yuvalanma
alanı olarak kabul edilmekte. Fırtına Havzası ve çevresi Avrupa, Asya ve Afrika göç
yollarının kesişme noktasında yer almaktadır. Batı palearktik bölgeyi güney kışlama
alanlarına bağlayan tabii bir köprü görevi gören bölgede 300'e yakın kuş türü tespit edilmiştir.
Bu sayı neredeyse Avrupa'da tespit edilen kuş sayısına yakındır. Milli Park alanı, doğal
değerlerin yanında kültürel açıdan da oldukça zengin bir envantere sahiptir. Milli park alanı
içersinde pek çok, kale, tarihi köprü ve konak bulunmaktadır. Milli Park sınırları içerisinde
yer alan Zilkale Harabeleri kültürel açıdan önemli bir değer taşımaktadır.
Milli Parkta; ayı, kurt, çakal, tilki, karaca, Yaban domuzu, sansar, tavşan, kakım,
gelincik gibi memeliler ile yırtıcı ve ötücü kuşlar ve Yaban horozu bulunmaktadır. Fırtına
deresi’nde ise Deniz Alası denilen balık türü yaşamaktadır.
17- Karagöl-Sahara Milli Parkı :
Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, Artvin ili sınırları içinde yer almaktadır. Milli Parkın
Karagöl bölümü ormanları; çayırları ve gölü ile ünlü olup, yaz aylarında yöre halkının
rekreasyon alanı haline gelmektedir. Sahara bölümü ise geleneksel yayla faaliyetlerinin
yaşatıldığı yerdir. Doğa ve geleneksel kültürün iç içe olduğu Karagöl-Sahara Milli Parkı
;ladin ve köknar ormanları, jeolojik yapısı ve faunası ile de dikkat çekmektedir.
18- Karatepe Aslantaş Milli Parkı:
Akdeniz Bölgesi’nde, Osmaniye ili sınırları içindedir. Geç Hitit dönemine ait ( M.Ö.
8. Yüzyıl) önemli yerleşimler ile bir kalenin bulunduğu alandır. Roma ve Bizans
dönemlerinde de yerleşmeler olmuştur. Milli parkta bu dönemlere ait eserler bulunmaktadır.
Ceyhan Irmağı’nın içinden geçtiği alanda; kızılçam ormanları, meşelikler ve makilikler yer
almaktadır.
19- Kazdağı Milli Parkı:
Marmara ve Ege Bölgeleri geçiş bölgesinde, Balıkesir ili sınırları içinde yer alır. Antik
çağlarda İda dağı olarak bilinen Kaz Dağı, Biga Yarımadasının en yüksek dağıdır. Başta
134
Kazdağı köknarı olarak tanınan endemik ağaç türü olmak üzere, zengin bir bitki örtüsüne
sahip olan milli park, memeliler, kuşlar ve sürüngenler açısından da çeşitlilik göstermektedir.
Dağda, kuzey güney doğrultusunda yer alan derin vadiler ve kanyonlar(Şahinderesi, Zığındere
ve Güvercin Kanyonu), deniz etkisinin iç kısımlara taşınmasını sağlar.
20- Kızıldağ Milli Parkı:
Akdeniz Bölgesi’nde, Isparta ili sınırları içindedir. Milli Parkta, ünlü Pınar Gözü
Mağarası bulunmaktadır. Sedirleri ile tanınan Milli Parkta; karaçam, ardıç, meşe toplulukları
ile bozuk maki formasyonlarına da rastlanmaktadır. Beyşehir Gölü’nde su kuşları toplulukları
kaydedilirken, iç kesimlerde ötücü kuşlar, keklikler ve yırtıcı kuşlar görülmektedir. Milli
parkta kurt, tilki, yaban domuzu, sansar, tavşan gibi memelilere rastlanmaktadır.
21- Kovada Gölü Milli Parkı :
Akdeniz Bölgesi’nin Isparta ili sınırları içindedir. Eğirdir Gölü’nün güneye devamı
olan Kovada Gölü, aradaki dar bölgenin alüvyonlarla dolması sonucu ayrı bir göl halini
almıştır. Göl, Eğirdir ve Beyşehir Göllerinde olduğu gibi turkuaz mavisi sularıyla bilinir.
Kovada Gölü’nün ana kaynak değerini göl ve orman ekosistemi oluşturmaktadır. Kızılçam,
endemik bir ağaç türü olan Kasnak meşesi ve çınar, Milli Parkın başlıca ağaç türleridir. Otsu
flora bakımından da zengin olan Milli Park; sazan, tatlı su levreği ve ıstakozu gibi sucul fauna
türleri ile tilki, sansar, yaban domuzu, tavşan, sincap, kirpi gibi memeli hayvan türlerine ve
ötücü kuşlara sahiptir.
22- Köprülü Kanyon Milli Parkı:
Akdeniz Bölgesi’nde Antalya ili sınırları içindedir. Milli Parkın kaynak değerini
oluşturan Köprü Çayının, meydana getirdiği yarma vadi, 14 km. uzunluğu ve 100 m’yi aşan
duvar yüksekliği ile Türkiye'nin en uzun kanyonlarından biridir. Milli Parkta kızılçam ve
makilik alanlar yaygın olmakla birlikte ,4000 dekarlık saf Akdeniz serisi ormanı benzersiz bir
botanik özelliktir.
Alabalıkları ile ünlü Köprüçay, aynı zamanda ülkemizin en popüler rafting alanıdır.
Milli Parkın yukarı bölgesinde antik Selge şehri kalıntıları bulunmaktadır.
23- Kuş Cenneti Milli Parkı:
Marmara Bölgesi’nde, Balıkesir ili sınırları içindedir. Anadolu'dan, Avrupa'ya geçen
kuş göç yolu üzerinde bulunan Kuş Cenneti, pelikan, balıkçıl, kaşıkçı, karabatak, Yaban kazı,
Yaban ördeği ve ötücülerden oluşan binlerce kuşun ağaçlar ve sazlar üzerine yuva yaptığı
büyük kuluçka kolonilerini barındırmaktadır.
Kuşcenneti Milli Parkı, Avrupa Konseyi tarafından çok iyi korunan ve kıta ölçeğinde
değer taşıyan doğal alanlara verilen “Avrupa Diploması” nın en üst kategorisi olan A sınıfı
Diplomasıyla ödüllendirilmiştir.
24- Küre Dağları Milli Parkı :
Batı Karadeniz Bölgesi’nde Kastamonu ve Bartın illeri sınırları içinde yer almaktadır.
Milli parkın kaynak değerlerini Valla Kanyonu, Ilgarini Mağarası gibi jeolojik oluşumlar,
Ilıca Şelalesi gibi doğal güzellikler ve zengin bir bitki ve hayvan çeşitliliği ile otantik kültür
zenginlikleri oluşturmaktadır. Milli Park, ülkemizin doğal değerlerinin fazla tahrip görmediği
alanlardan biridir. İyi bir orman örtüsü ve otsu floraya sahiptir. Ayı, kurt, çakal, Yaban
domuzu, geyik, karaca, sansar, sincap gibi memeliler ve ötücü kuşlar Milli Parkın fauna
değerlerini oluşturmaktadır.
135
25- Marmaris Milli Parkı :
Akdeniz, Ege bölgeleri geçiş bölümünde , Muğla ili sınırları içinde yer almaktadır.
Milli Parkta taban suyu yüksek olan düzlüklerde sığla ağacı toplulukları bulunmaktadır.
Alandaki yaygın ağaç türü ise kızılçamdır. Suyun bol olduğu yerlerde çınarlar bulunmakta,
güney bakılarda meşelere rastlanmaktadır. Dere yataklarında zakkumlar pembe çiçekleriyle
yaz boyunca alana renk katmaktadır. Önceki devirlerde büyük alanlarda yayılış gösteren
bugün ise çok sınırlı ve korunmuş mekânlarda varlığını sürdüren Anadolu Sığla Ağacı Milli
Parkın önemli kaynak değerlerinden birisini oluşturmaktadır. Milli Parkta Yaban keçisi,
Yaban domuzu, sansar, tavşan, sincap kirpi gibi memeli hayvanlarla, ötücü kuşlar ve
sürüngenler yaşamaktadır.
26- Munzur Vadisi Milli Parkı :
Doğu Anadolu Bölgesi’nin, Tunceli ili sınırları içinde yer almaktadır. Munzur
Dağlarında, Ovacık ilçesi yakınlarından büyük gözeler halinde doğan Munzur Suyu, Fırat
Nehrine karışmaktadır. Munzur Suyunun iki kenarı, Ovacık kesiminde Türkiye'de doğal
yayılışı çok azalmış olan huş ağaçlarıyla kaplıdır. Doğudan gelen Mercan Suyunu da alan
Munzur Suyu, Tunceli il Merkezine kadar olan kesiminde ünlü alabalıklarını barındırır. Meşe
ağaçlarının hakim olduğu Milli Park; ayı, kurt, tilki, yaban keçisi ve çengel boynuzlu dağ
keçisi, susamuru, ile ürkeklik gibi kuşları barındırmaktadır.
27- Nemrut Dağı Milli Parkı :
Doğu Anadolu Bölgesi’nde, Adıyaman ili sınırları içindedir. Milli Parkın kaynak
değeri; eski çağlarda “Kommagene” olarak bilinen arkeolojik kalıntılardır. Antiochos
tümülüsü ve buradaki dev heykeller ile Eskikale, Yenikale, Karakuş Tepe ve Cendere
Köprüsü Milli Parkta yer alan kültürel değerlerdir.
28- Nenehatun Tarihi Milli Parkı :
Tarihimize 93 Harbi olarak geçen 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşında şehrin
korunmasında etkin rol üstlenen Mecidiye ve Aziziye tabyaları, Rusların kente daha fazla
ilerlemesini engellemiştir. Erzurum’u ele geçirmek isteyen Ruslar, Ermenilerin de yardımıyla
Aziziye Tabyalarına saldırıp, nöbetçileri şehit ederler. Bu haber üzerine Erzurum halkı o
zaman henüz 20 yaşında olan Nene Hatun’un önderliğinde kadın-erkek ellerine ne geçirdiyse
Aziziye Tabyasına koşarak büyük bir mücadele sonucunda tabyaları geri alırlar.
Aziziye Tabyasında gösterdiği kahramanlıkla adını tarihe yazdıran Kahraman Türk Kadını
Nene Hatun bir cesaret sembolü olarak tanınmış ve anılmıştır. Ömrünün son demlerini
"Üçüncü Ordu'nun Annesi" olarak geçiren ve 1955 yılında "Yılın Annesi" seçildikten sonra
22 Mayıs 1955 günü Erzurum'da vefat eden Nene Hatun, Aziziye Anıtının yanına
defnedilmiştir. Tabyalar Milli Parkın kaynak değerlerini oluşturur.
29- Saklıkent Milli Parkı :
Akdeniz Bölgesi’nde, Antalya ve Muğla illeri sınırları içinde yer almaktadır. Milli
Parkın kaynak değerini, Saklıkent Kanyonu oluşturmaktadır. Eşen Çayının bir kolu üzerindeki
kanyon, ilginç coğrafik oluşumlar sergilemektedir. Milli Parkın alt seviyelerinde kızılçam
toplulukları görülürken daha yukarılarda karaçam ve sedir toplulukları görülmektedir.
Dumanlıdağ çevresinde Anıt Ağaç niteliğinde yüzlerce yıllık sedirler bulunmaktadır.
30- Sarıkamış Allahuekber Dağları Milli Parkı :
Doğu Anadolu Bölgesi’nde Kars ve Erzurum illeri sınırları içinde yer almaktadır. 2004
yılında ilan edilmiştir. Milli Parkın en önemli kaynak değeri Allahuekber Dağlarında 1914 1915 yıllarında Sarıkamış Harekatı olarak bilinen harekatın gerçekleştiği alanları
136
barındırmasıdır. Sarıkamış yöresi sarıçam ağacının yurdumuzda yayılış gösterdiği en yüksek
alandır. Yörenin sarıçam ormanları yaban hayatı türleri açısından da zengindir.
31- Soğuksu Milli Parkı:
Anadolu Bölgesi’nde, Ankara ili sınırları içindedir. Batı Karadeniz Bölgesi’nden İç
Anadolu'ya geçiş kuşağında yer alan ormanların hakim olduğu bir alandır. Karaçam, sarıçam,
meşe yaygın ağaç türleridir. Milli parkta nesli tehlikede olan Kara akbaba ve bazı kartal türleri
yuva yapmaktadır. Ormanlık alanda seyrek de olsa ayı, kurt, tilki, sansar gibi yırtıcılara;
geyik, Yaban domuzu, tavşan, sincap gibi memelilere rastlanmaktadır. Ankara'ya 78 km.
uzaklıktaki Milli park, başkent halkı için önemli bir rekreasyon alanıdır.
32- Spil Dağı Milli Parkı :
Ege Bölgesi’nin Manisa ili sınırları içindedir. Spil Dağı, kanyon ve mağaralar gibi
oluşumlara sahiptir. Kızılçam, karaçam Akça ağaç, karaağaç, ardıç, meşe gibi ağaç türleri ile
maki florası elemanları, Milli Parkın odunsu bitki türlerini temsil eder. Otsu bitkilerden 20
kadarı endemiktir. Ünlü Manisa lalesi de Milli Parkta doğal olarak yetişmektedir. Milli
Park’ın doğusunda 600 m yükseklikte bulunan ve içi tamamen sülüklerle dolu olan “ Sülüklü
Göl “ de kalkerlerin erimesi ile meydana gelmiş bir dolin gölü olup, doğal peyzajın en güzel
örneklerinden biridir. Milli Parkta karaca, yaban keçisi, tilki, porsuk, sansar, sincap gibi
memeli hayvanlarla; ötücü ve yırtıcı kuşlar ve sürüngenler yaşamaktadır.
33- Sultan Sazlığı Milli Parkı :
İç Anadolu Bölgesi’nde, Kayseri ili, Yeşilhisar, Develi ve Yahyalı ilçeleri arasında yer
almaktadır. Tatlı ve tuzlu su ekosistemlerinin bir arada bulunduğu nadir bir ekosistem oluşu,
nesli tehlikeye düşmüş veya düşebilir türlerin de yer aldığı 301 kuş türünün beslenme,
barınma ve kuluçka alanı oluşu, Avrupa'da turna, flamingo, akbalıkçıl, kaşıkçı kuşlarının bir
arada kuluçkaya yattığı tek alan oluşu, kaynak değerlerini oluşturmaktadır.
34- Tektek Dağları Milli Parkı :
Şanlıurfanın güneybatısında bulunan Tektek Dağları üzerinde 193.350 dekarlık bir
alanı kapsamaktadır. Şuayp Şehri Harabeleri, Soğmatar Harabeleri, Senem Mağarası alandaki
önemli arkeolojik kalıntılardır. Halk arasındaki bir inanca göre, Şuayp peygamber Şuayp
Şehrinde yaşamıştır ve kent adını bu peygamberden almıştır. Kalıntılar arasındaki bir mağara
Şuayp peygamberin makamı olarak ziyaret edilir.
Soğmatar harabeleri, kökü ,Harran Sin kültürüne dayanan Sabizm ve Baştanrı Marilaha’nın
kültür merkezi olduğu bilinen bir ören barındırır. Burada bir açık hava mabedi bulunmaktadır.
Ayrıca, Roma devrine ait çok sayıda kaya mezarı da Milli Park alanında bulunmaktadır.
35- Güllük Dağı (Termessos) Milli Parkı:
Akdeniz Bölgesi’nin Antalya ili sınırları içindedir.. Antalya'nın traverten
düzlüklerinden yükselen Güllük Dağı’nda, Anadolu'nun yerli halklarından olan Solim'lerin
kurduğu Termesos şehri kalıntıları yer almaktadır. Antik kent çevresinde tepeler, vadiler ve
kanyonlar yer almakta olup, bunlardan Mecene Boğazı adıyla bilineni 600 metre derinliğe
ulaşmaktadır. Alan, kızılçam ormanları ve maki florasıyla örtülü olup, nesli tehlikede olan
alageyik de Milli Parkta yaşamaktadır. Yaban keçisi, karakulak, Kaya sansarı gibi memeli
türlerinin yanı sıra, ötücü kuşlar ve Şah kartal gibi nadir yırtıcılar da alanda görülmektedir.
Milli park, yabancı turistlerin sıklıkla uğradıkları yerler arasındadır.
137
36- Troya Tarihi Milli Parkı:
Ege Bölgesi’nde, Çanakkale ili sınırları içinde yer almaktadır. Milli Parkın kaynak
değerlerini; Troyalılar ile Akaların on yıl süren savaşlarındaki askerlerin efsanevi öyküleri,
Homeros'un epik eserleri İliada ve Odysseia ile ünlenen Troya Kenti ile meşhur "tahta at"
oluşturmaktadır.
37- Uludağ Milli Parkı:
Marmara Bölgesi’nde, Bursa ili sınırları içindedir. Yüksekliği 2543 m. olan Uludağ,
bölgenin en yüksek noktasını oluşturmaktadır. 2543 metre yükseklikteki Uludağ Tepe altında
kalan bölgede, son buzul devrinden kalma ve buzul aşındırması sonucu oluşmuş bir kısmı
yazın kuruyan buzul gölleri bulunur. Türkiye'nin endemik ve önemli ağaç türlerinden biri olan
Uludağ Göknarı, alanda çok sağlıklı topluluklar oluşturur. Milli parkta; ayı, kurt, çakal, tilki,
geyik, karaca, yaban domuzu, sansar gibi yabani hayvanlar ile çeşitli ötücü ve yırtıcı kuşlara
rastlanmaktadır. Milli parkta yabani hayvanlardan Uludağ’ a özgü tür olan Apollo Kelebeği
ve dünyada sayıları çok azalmış olan Sakallı Akbaba bulunmaktadır. Senenin 4-5 ayı karla
örtülü olan Uludağ, Türkiye'nin en gözde kış sporları merkezlerindendir.
38- Yedigöller Milli Parkı :
Bolu ilinin kuzeyinde, Batı Karadeniz bölgesinin oldukça engebeli bir yöresinde yer
alan Milli Parkın ana kaynak değerini, irili ufaklı 7 adet heyelan gölü, ağırlıklı olarak
ormanlardan oluşan zengin bitki örtüsü, su ürünleri ve bu değerlerin yarattığı rekreasyonel
kullanım potansiyeli oluşturur.
Yedigöller Milli Parkı; kampçılık, günübirlik piknik gibi uğraşların yanında, bitkiler,
yosunlar, böcekler, mantarlar ve balıklarla ilgili gözlemlerde bulunmak, fotoğraf ve resim
hobisi ile yaban hayatını yakından izlemek için de zengin peyzaj güzellikleri sunmaktadır.
39- Yozgat Çamlığı Milli Parkı:
İç Anadolu Bölgesi’nde, Yozgat ili sınırları içindedir. İlk Milli Parkımız olup, 1958
yılında ilan edilmiştir. Bir zamanlar İç Anadolu'nun büyük bir kısmını kaplayan orman
örtüsünden günümüze kadar ulaşan nadir örneklerden biridir. Yozgat Çamlığı Milli Parkı,
Kafkas Çamı denilen 400-500 yaşlarında Karaçam türünü barındırmakta ve bu çam türü
Türkiye’de sadece Yozgat Çamlığı’nda bulunmaktadır. Alanda başlıca ağaç türü, karaçam
olup, meşe ve ardıç da bulunmaktadır. Etrafı bozkırlarla çevrili olan bu orman parçasında
nadir olarak otsu bitkiler de bulunmaktadır. Park, birçok Küçük memeli, kuş, sürüngen ve
omurgasız hayvan türüne de ev sahipliği yapmaktadır. İl merkezinden 5 km. uzaklıkta
bulunan Milli Park, yöre halkının başlıca rekreasyon alanıdır.
TABİATI KORUMA ALANLARIMIZ
1- Samsun/Çarşamba:
2- Kırklareli/Vize
3- Hatay/Erzin
4- Isparta/Eğirdir
5- Burdur/Bucak
6-Sinop/Merkez-Erfelek
7- İstanbul/Beykoz
8- Karabük/Yenice
9- Karabük/Yenice
10- Bolu/Merkez
11- Kütahya/Tavşanlı
Hacıosman Ormanı
Kasatura Körfezi
Tekkoz – Kengerlidüz
Kasnak Meşesi
Kargı Köyü Sığla Ormanı
Sarıkum
Beykoz Göknarlık
Kavaklı
Çitdere
Kökez
Vakıf Çamlığı
138
12- Balıkesir/Edremit
13- Bolu/Merkez
14- Muğla/Milas
15- Bolu/Merkez
16- Kırşehir/Mucur
17- Antalya/Finike
18- Kütahya/Domaniç
19- Antalya/Elmalı
20- Kahramanmaraş/Andırın
21- Artvin/Arhavi
22- Antalya/Kumluca
23- Hatay/Merkez
24- Düzce/Akçakoca
25- Adana/Yumurtalık
26- Afyon/Emirdağ
27- Muğla/Köyceğiz
28- Konya/Ereğli
29- Gümüşhane/Kürtün
30- Artvin/Borçka
31- Artvin/Borçka
Kazdağı Göknarı
Akdoğan ve Rüzgarlar Ebe Çamı
Sırtlandağı Halep Çamı
Kale – Bolu Fındığı
Seyfe Gölü
Alacadağ
Domaniç - Kaşalıç
Çığlıkara
Körçoban
Çamburnu
Dibek
Habibineccar
Demirciönü
Yumurtalık Lagünü
Dandindere
Kartal Gölü
Akgöl ( Ereğli Sazlığı )
Örümcek Ormanı
Camili-Efeler Ormanı
Camili-Gorgit
C. EKOLOJİ
EKOSİSTEM NEDİR?
Ekoloji, canlıların birbirleri ve çevreleriyle ilişkilerini inceleyen bilim dalıdır.
Ekosistem ise canlı ve cansız çevrenin tamamıdır. Biyotik; üreticiler, tüketiciler ve
ayrıştırıcılar gibi canlı faktörler ile abiyotik; toprak, su, hava, iklim gibi cansız faktörler
ekosistemi oluşturur. Ekosistemi canlı ve cansız elemanlar oluşturur. Canlı elemanlara
biyotik, cansız elemanlara abiyotik elemanlar denir.
1. Abiyotik Faktörler
Abiyotik faktörler, canlıların yaşamlarını devam ettirebilecekleri çevresel koşullardır.
Cansız faktörler, belirli bir çevrede hangi türlerin yaşayabileceğini belirler. Işık, iklim,
sıcaklık, su, toprak ve mineraller vb. elemanlar abiyotik faktörlerdendir.
2. Biyotik Faktörler
Bir ekosistemde bulunan ve birbirlerini doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen canlı
varlıkların hepsine birden biyotik faktör denir. Biyotik faktörler, ekosistemdeki nişlerine göre
üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar olmak üzere üçe ayrılır.
Canlılar Ekolojik organizasyon düzeylerine göre;
Organizma —> Popülasyon —> Komünite —> Ekosistem —> Biyosfer şeklinde
sıralanır.
139
TANIMLAR:
Ekolojide kullanılan bazı terimler vardır. Bunların başlıcaları;
Popülasyon: Belirli sınırlar içerisinde barınmakta olan aynı türden oluşan bireyler
topluluğunu ifade eder. Ekolojinin biyotik faktörler içerisinde en küçük birimidir.
Popülasyonlar kendi kendine yeterli değildir.
Komünite: Bir bölgede yerleşen popülasyonlar topluluğudur. Abiyotik faktörlerle
birlikte Komüniteler kendi kendilerine yetebilen topluluklardır.
Ekosistem: Bir alandaki canlı ve cansız faktörlerin tümü ekosistemi oluşturur.
Habitat: Bir canlı türünün rahatça beslendiği, barındığı, ürediği yaşam alanına denir.
Habitat, canlının yaşama adresidir.
Niş: Niş, türün ekosistemdeki rolüdür.
Flora: Belirli bir bölgeye adapte olmuş ve o bölgede yaşamını sürdüren bitki
topluluğudur.
Fauna: Belirli bir bölgeye adapte olmuş ve o bölgede yaşamını sürdüren hayvan
topluluğudur.
Biyotop: Canlıların yaşamlarını sürdürmek için uygun çevresel koşullara sahip coğrafi
bölgedir.
Kaynaklar:
-Biyolojik Çeşitliliği İzleme ve Değerlendirme Raporu 2012
-Global Biodiversty Outlook 3 2010 CBD
-UBSEP-2007
-IUCN Kırmızı liste web sayfası
-IUCN Avrupa Tehdit Altındaki Türler Raporu
-Avrupa Çevre Ajansı – SEBİ İndikatörleri Raporu, Avrupa Biyoçeşitlilik Eğilim Raporu
-Flora Araştırmaları Derneği
-http://www.currentresults.com/Environment-Facts/Plants-Animals/number-species.php
-http://www.iucnredlist.org/documents/summarystatistics/2010_1RL_Stats_Table_1.pdf
-http://en.wikipedia.org/wiki/Fauna_of_Europe
140
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
0
File Size
6 234 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content