GELİŞİM PSİKOLOJİSİ ( 1) Alpay KÖSE

GELİŞİM PSİKOLOJİSİ ( 1 )
Gelişim Temel Kavramları
Gelişim Görevleri ve İlkeleri
Bedensel Gelişim
Kişilik Gelişimi
Maslow’un İhtiyaçlar Piramidi
GELİŞİM PSİKOLOJİSİ ( 1)
1.
2.
3.
4.
5.
Alpay KÖSE
Gelişim Psikolojisi 2 Kapsadığı Konular
GELİŞİM TEMEL KAVRAMLAR
DEĞĠġME/DEĞĠġĠM

GELĠġĠME/ GELĠġĠM
DeğiĢim farklılaĢma sürecine iĢaret eder. Bu farklılaĢma
istenenen ya da istenmeyen yönde olabilir.
Örneğin: Bir çocuğun okula baĢladığında yazı yazabilir hale
gelmesi olumlu bir değiĢme iken bir insanın aldığı bir ilaçtan
kaynaklı zehirlenip felç olması ise olumsuz bir değiĢmedir.
DeğiĢim/ DeğiĢme ; Düzenli, ardıĢık, olgunlaĢma ve
öğrenme etkileĢimi ile olabileceği gibi , düzensiz , tesadüfi de
olabilir.

Organizmanın, büyüme, olgunlaĢma ve öğrenmenin
etkileĢimiyle sürekli olarak ilerleme kaydeden
değiĢmesidir.
YAPI , ÖRGÜT ve ĠġLEYĠġ
AÇISINDAN BĠREYĠN ĠLKEL BĠR AġAMADAN
DAHA YETERLĠ AġAMAYA GELMESĠDĠR.

Organizmanın döllenmeden başlayarak, bedensel,
zihinsel, dil, duygusal, sosyal alanlarda belli aşamaları ve
şartları olan sürekli ve düzenli değişimlerdir.
GeliĢim / GeliĢme: daima sistemli, sürekli, ardıĢık yani
yordanabilirdir. GeliĢim tesadüfi olamaz ya da tesadüfi olan
durumlar geliĢim sayılmaz
Bir değiĢikliğin geliĢme / geliĢim olarak sayılabilmesi için normatif olması gerekmektedir. Yani belli bir kural ve
sistematik çerçevesinde oluĢması; büyüme, olgunlaĢma , hazırbulunuĢluk ve öğrenme gibi süreçleri içermesi gerekir.
Büyüme
OlgunlaĢma
Hazırolma
 Vücudun sadece boy, kilo,
 Vücut organlarının kendi-
 Organizmanın; bir davranıĢı
hacim olarak artmasıdır.
Büyüme değiĢik organlarda
değiĢik hızlarda gerçekleĢebilir
lerinden
beklenen
yapabilmesi için gerekli
olgunluğa
eriĢmesi,
o
davranıĢı yapabilmek için
önbilgiye sahip olması,
davranıĢı yerine getirmek
için isteklilik ( Motivasyon)
ve ilginin olması ve genel
sağlık
durumunun
o
davranıĢı
yerine
getirebilmeye elveriĢli olmasıdır.
fonk-
siyonu yerine getirebilecek
 Büyüme yapısal bir artıĢtır.
Bendenle ilgili değiĢmelerdir.
düzeye
gelmesi
öğrenme
yaĢantılarından
bağımsız
olarak,
için
genetik
yapının etkisiyle geçirdiği
 Canlıyı
oluĢturan çeĢitli
hücreler
ve
görevlerin
büyüyüp çoğalması sonucu
yapı ve iĢleyiĢte baĢ gösteren
nicelikle ilgili değiĢmeler
büyüme anlamına gelir.
biyolojik değiĢmedir.

Organizmanın
türe
genetik
tarafından
önceden
plan
Büyüme döllenme ile baĢlar.
GeliĢim psikolojisi ergenliğin
sonuna kadar olan büyümelerle ilgilenir. Örneğin bir obezite
hastasının ya da bir alkoliğin
35 yaĢından sonra göbek
salması geliĢim psikolojisini
ilgilendiren
bir
büyüme
değildir.
yapı
çıkan
HazırbulunuĢluk bir öğrencinin “eğitim pazarına
getirdiği tüm ürünlerdir”
yaĢanbiyolojik
geliĢmeleridir.


bir
tılardan bağımsız, olarak
ortaya

Öğrenme
bireyin
çevresiyle etkileĢimi sonucu
meydana gelen nispeten
kalıcı
izli
davranıĢ
değiĢiklikleridir.

GeliĢim tek baĢına büyüme
ve olgunlaĢma değildir.
GeliĢimin
olması
için
mutlaka ÖĞRENME de
gereklidir.

Çevre etkileĢimi ( deneyim )
öğrenme
için
olmazsa
olmazdır. Hayatında hiç
Kuala görmemiĢ biri Kuala
resmi çizemeyecektir
özgü
belirlenmiĢ
dâhilinde
Öğrenme
Öğrenmenin ön Ģartıdır.

HazırbulunuĢluk
öğrenme de artar.
arttıkça
Büyüme

Büyüme büyük ölçüde kalıtımın etkisindedir. Tabii ki büyüme üzerinde çevrenin etkileri de
vardır. ( Hormonlar, beslenme, spor vb. )

Büyümenin en hızlı olduğu dönem anne karnıdır; sonra bebeklik dönemidir. Büyümenin en
yavaĢ olduğu dönem sonçocukluktur ( 7 – 11 yaĢ ) Ergenlikte büyüme tekrar artar.

Bir bebeğin baĢ ve ense bölgesindeki büyümeler çocuğun zeka geliĢimine de iĢarettir. Örneğin
anne karnında yapılan ölçümlerde çocuğun ensesi hızlı baĢı ise yavaĢ büyüyorsa çocuk
alınabilir.Çünkü zeka geriliği olabilir.
ÖRNEK: Bir çocuğun parmaklarının uzaması, baĢ çevresinin artması, kilo olması
örnekleridir. Hücrelerin bölünüp çoğalması da büyümeye örnek verilebilir.
büyüme
Büyüme anne karnından itibaren kontrol edilmelidir. Doğumda, doğumdan 48 saat
sonra, 15 gün sonra temel kontroller vardır. Sonra 1. ayda ve 2 yaĢına kadar yaklaĢık her ay
kontrol edilmelidir. 2 yaĢından sonra büyüme nisbeten yavaĢladığı için yılda bir kez kontrol
edilmesi yeterlidir.
OlgunlaĢma

OlgunlaĢa kalıtıma dayalı bir davranıĢ değiĢikliğidir. Süreci kalıtım tarafından ĢekillenmiĢtir ve
çevresel faktörlerden ( Normal Çevresel Faktörler) yakın vadede etkilenmez.
OlgunlaĢma kavramı ile ilgili en büyük yanılgı olgunlaĢmanın çevresel faktörlerden
asla etkilenmeyeceğini düĢünmektir. Tabii ki normal çevresel koĢullardan yakın dönemde
etkilenmez ancak radyasyon, uzun süreli deneyim yoksunluğu gibi normal olmayan
durumlarda olgunlaĢmanın seyri değiĢir mutasyonlar ya da körelmeler gözlenebilir. Basit bir
örnekle açıklayalım Ģu an hepiniz görme olgunluğuna eriĢmiĢ bireylersiniz. Yani normal
Ģartlarda kör olmanız beklenmez. Ancak gözlerininizi 10 yıl boyunca kapalı tutup sonra açın
bakalım ne oluyor. Bu durumda uzun süreli deneyim yoksunluğu nedenli ile kazanılmıĢ görme
olgunluğu körelmiĢtir.
OlgunlaĢma uzun vadede çevresel faktörlerden etkilenebilir. KliĢe bir örnek vardır. Kutuplarda
ergenliğe geç girilir ekvator bölgesinde erken girilir. Doğrudur. Diyelim ki 11 yaĢındaki Ahmet,
Türkiye’den Ekvator bölgesine gitti, Ahmet normalde girmesi gereken ergenlik dönemi yaĢına daha
mı erken girecektir. DüĢünsenize havaalından iniyor ve ergenliğe giriyor. Böyle bir Ģey yok tabii ki.
Ahmet değil ama onun bilmem kaçıncı dereceden torunu ancak erken ergenliğe girebilir. Yani
olgunlaĢma normal çevresel Ģartlardan yakın vadade değil uzun vadede etkilenmektedir.
OlgunlaĢma bir organın kendisinden beklenen görevi yapacak duruma gelmesidir. Bir insanın
hangi organının ne zaman olgunlaĢacağı onun genetik planında yazar ve bir gün çevresel bir destek
olmasa bile ortaya çıkar. Örneğin yürümek çoğu kiĢi yürümeyi öğrenme sanır. Halbuki yürüme yani
ayakları üstünde dikelme olgunlaĢmadır ve bir çocuğa yürüteç alsanız da almasanız da yürür. Hatta
önce emekler sonra yürür. Parmaklardan beklediğimiz görev nedir; tutma , yazma vs. Bir bebek
istendiği kadar uğraĢılsın parmak kasları olgunlaĢmadan kalemi parmak uçları ile tutamaz önce
avuçları ile tutar sonra parmakları ile. Beyin organından beklenen görevlerden biri de soyut
düĢünmedir. 5 yaĢındaki bir çocuk anormal bir durum yoksa soyut düĢünemez. Çünkü beyin organı
daha yeteri miyelin kılıfları ile bürünmemiĢtir ve hızlı – soyut düĢünecek olgunlukta değildir.

O halde olgunlaĢma biyolojik bir davranıĢ değiĢikliği olup bir organın yaĢa bağlı olarak
kendisinden istediğimiz görevi yapabilecek duruma gelmesidir. OlgunlaĢmamıĢ bir organa
istediğiniz kadar antrenman yaptırın sonuç elde edemezsiniz ya da yeteri sonuç
alamazsınız.
Bir ilkokul öğretmeni düĢünün öğrencisine x ve y gibi sembollerle matematik anlatsın ama
baĢarılı olmasın ve durumu öğrencinin zeki olmamasına bağlasın. Bu öğretmene ne dersiniz ?
A) Yöntemi değiĢtir olgunlaĢmamıĢ olsa bile yöntem değiĢtirirsen öğrenir.
B) Ne yapıyon sen olgunlaĢmamıĢ çocuğa ne yaparsan yap öğretemezsin. Bu durumun zeka ile
alakası yoktur. ( Doğru Yanıt )
Hazırolma
Are you ready ? ( Hazır mısın ? )
ġimdi sana bisiklet sürmeyi öğreteceğim ancak önce bacak ve kol kaslarının bu bisikleti sürebilecek
düzeyde olup olmadığını inceleyelim ( OlgunlaĢma ) evet yaĢın 7 iki tekerlekli bir bisikleti rahatlıkla
sürebilecek düzeydesin; bisiklette gördüğün Ģu parçalar ne ve ne iĢe yarar pedal, direksiyon vb ... hiç
bisiklet süren birilerini izledin mi evet, tamam ön bilgin de var, peki bisiklet sürmeyi gerçekten evet
istiyorum ( motivasyon – ilgi ) bakalım kolun bacağın gözün yerinde mi yani genel sağlık durumun
bisiklet sürmeye elveriĢli mi evet o da tamam o halde ( Hazırsın )

Bir bireyin bir konuyu tam olarak öğrenebilmesi için o konunun gerektirdiği geliĢim ve
güdülenme düzeyine ulaĢması gerekir.
Kör birinin araba sürememesi , ya da kalp rahatsızlığı yaĢayan birinin futbolcu olamaması, baĢı
ağrıyan bir arkadaĢımızın ders dinleyememesi hazırbulunuĢluğunun düĢük olması ile ilgilidir. Çünkü
genel sağlık durumu buna müsade etmiyor.




Öğrenme :
Bir öğrencinin matematikte çarpmayı öğrenmesi için toplama bilgisi olmalıdır.
(önbilgi)
Bir çocuğun bisiklete binmeyi öğrenmesi için bunu istemesi gerekir. (Ġlgi-tutum-güdü)
8. Sınıf öğretmeni öğrencilerine 7. sınıf konularından düzey belirleme testi yapması hazır
bulunuĢluğu ölçmeye yöneliktir.( önbilgi)
7 yaĢındaki bir çocuğun okumayı öğrenmeyi istemesi iyi bir tutum geliĢtirmesi. (ilgi –
tutum-güdü)

Öğrenme için çevresel süreçlerin ( yaĢantının) olması gerektiğini söylemiĢtik. Öğrenme bireyin
yaĢantı yoluyla davranıĢlarında ya da potansiyel davranıĢlarındaki kalıcı izli ( nisbeten)
değiĢikliklerdir.

ÖĞRENME KONUSUNU DAHA AYRINTILI ĠġLEYECEĞĠMĠZ ĠÇĠN BURDA
BĠRKAÇ ÖRNEK VERĠP GEÇĠYORUM...
Bir çocuğun bacaklarının uzaması ( büyüme ) bacaklarının ve kollarının tırmanma davranıĢını
yapabilecek duruma gelmesi ( OlgunlaĢma ) çocuğun tırmanma davranıĢını yapması öğrenmedir.
Bazı öğrenmeler reflekslere çok yakındır bunları ileride klasik koĢullanma konusunda
iĢleyeceğiz. Örneğin, Bir köpeğin eti yediğinde ağzının sulanması öğrenme değil iken eti görünce
ağzının sulanması öğrenmedir. Çünkü etin görüntüsü ona tadını çağrıĢtırmaktadır. HapĢırmamız
öğrenme değil iken hapĢıran birine çok yaĢa dememiz öğrenmedir.
ÖNEMLĠ BĠRKAÇ NOKTA

Gelişim büyüme ile karıştırılmamalıdır. Büyüme daha çok fiziksel özellikler için kullanılırken, gelişim fiziksel özelliklerin
yanı sıra diğer ( psikolojik) özellikleri de kapsayacak şekilde kullanılır. Örneğin kişilerin vücutları büyür aynı zamanda
gelişir de; zihinleri gelişir ama büyümez.

Bir değişiklik önceki duruma göre üç durumu ifade edebilir. Eğer daha kötü bir duruma geçişi gösteriyorsa gerileme,
aynı düzeydeki başka bir duruma geçişi veya değişikliğin olmadığını ifade ediyorsa duraklama, daha iyi bir duruma
geçişi ifade ediyorsa gelişme olarak değerlendirilir. Bu açıdan baktığımızda gelişim kendi içinde bir değer bildirir bu
da: Gelişim iyidir!

Gelişim tek yönlü bir süreçtir bu yön de daima ileridir. Aksi halde gerileme olur. Psikolojik anlamda ele aldığımızda
gelişimin sonucu kazanılan özellikler kazanılmamış duruma dönemezler. Ancak bazı olağanüstü kaza durumlarında
normal dışı bir şekilde bu durumdan söz edilebilir. Normal yollarla böyle bir durum meydana gelmez.

Olgunlaşma ile büyüme karıştırılmamalıdır. Olgunlaşma bir potansiyelin açığa çıkma durumudur. Örneğin çocuğun
elinin ve parmaklarının sırtına yetişmesi büyümedir ancak sırtını kaşıması için bu olgunluğa erişmesi gerekmektedir.
Bunun için de el – kol – parmak kaslarının gerekli olgunlaşma seviyesinde olması gerekir.
GELĠġĠMĠ ETKĠLEYEN FAKTÖRLER
KALITIM
ÇEVRE
TARĠHSEL ZAMAN
KRĠTĠK DÖNEM
KALITIM: En yalın söylemiyle bireyin anne ve babasından ( atalarından) aldığı biyolojik kalıt( miras) ve özelliklerdir.


Yumurta ve spermdeki 23’er adet kromozomun birleĢmesi sonucu zigot çekirdeği oluĢur. Zigotta 46 tane kromozom
bulunur.
Bu kromozomlardan 22 çifti otozom, 1 çifti ise gonozomdur.
Otozom: Vucut özellikleri ile ilgili genleri taĢıyan kromozomlardır. Gonozom : Cinsiyetle ilgili bilgi taĢıyan
kromozomlardır. Gonozom sayısı 2 (1 Çift) tanedir, ikiye ayrılır : X gonozomu Y gonozomu.
Genotip: Döllenme anında bireyin belirlenmiĢ olan güncel, kalıtsal yapısını belirtir. BaĢat özelliklerdir.
Fenotip: Genler birbirini etkileyip organizmanın genotipini oluĢtururken, genotiple çevresel etmenlerin etkileĢimi
sonucu organizmanın herhangi bir andaki gözlenlenebilir özellikleridir.
KALITIMLA GEÇEN DURUMLAR:
a) Cinsiyet : Erkeğin cinsiyet kromozomları XY kadının ilse XX olarak dizilir. Her Ģartta anneden X kromozomu gelir. Bu
durumda doğacak çocuğun cinsiyetinin babadan gelen kromozom belirler. Babadan X gelirse XX olur kız çocuk; babadan Y
gelirse XY olur erkek çocuk dünyaya gelir.
b) Zeka Kapasitesi: Çocuğun zeka kapasitesini kalıtım belirler.
c) Bazı haslalıklar: Kalp rahatsızlığı , Ģizofreni ( Çevresel tetikleyiciler de olabilir kalıtsal da olabilir ) akdeniz anemisi, down
sendromu
d) Bedensel özellikler: Boy uzunluğu, yüz ve beden yapısı vb.
e) Göz ve ten rengi : Baskın göz rengi kahverengi , baskın ten rengi ise sihaytır. Örneğin mavi gözlü bir baba ile kahverengi
gözlü bir annenin birleĢmesinden doğacak çocuğun kahve rengi gözlü olması beklenir. Ya da siyahi bir baba ile beyaz tenli
bir anneden doğacak çocuğun siyahi tene yakın olması daha muhtemeldir. Aksi durumlar da olabilir.
f) Mizaç : Mizaç bireyin büyük ölçüde kalıtsal bir kiĢilik özelliğidir.
g) Yetenekler: Müzik, spor, sayılsal vb yetenekler kalıtımla gelir.
Bazı arkadaĢlarda anne karnında olan her Ģeyi kalıtımla açıklama eğilimi görmekteyiz. Kalıtım tüm makyajını
döllenme anında tamamlar ve sonra döllenmiĢ yumurtayı çevrenin etkisine bırakır. Bu yüzden anne karnının da bir çevre
olduğu unutulmasın. Örneğin çocuğun annesinde bazı teratojenler bulunsun ( ÇeĢitli bulaĢıcı hastalık – virüs – mikrop
gibi zararlı maddeler ) Bu mikrop ya da virüslerin anne karnında ya da doğum esnasında kan yolu ile çocuğa bulaĢması
kalıtım ile açıklanamaz.
SORU : Annesi ve babası AIDS olan bir çocuğun ( hatta Ģöyle yapalım çocuğun yedi sülalesi AIDS olsun ) AIDS olması sizce
kalıtımla mı açıklanır? Bu sorunun yanıtı ÇEVRE olmalıdır. Çünkü hiçbir bulaĢıcı hastalık kalıtımla geçmez. Kalıtımla geçen
hastalıklar bulaĢıcı hastalık değil kronik rahatsızlıklardır. Annesi ve babası grip olan bir çocuğun grip olması nasıl kalıtımla
açıklanmıyorsa bu durum da açıklanamaz. UNUTMAYIN !!!
Kalıtımla geçen bir özelliğin ranjı ( erim aralığı ) dardır. Örneğin yetenekler kalıtımla gelir ve çevre ile çok az
değiĢtirilebilir. Buna karĢılık ilgiler çevre ile geliĢir ve yaĢantılara göre değiĢmeye çok açıktır bu yüzden ranjı geniĢ
olarak adlandırılır.
ÇEVRE: Spermin yumurtayı döllemesinden itibaren bireyin içinde yaĢadığı ve etkilendiği tüm dıĢ uyaranlar çevreyi oluĢturur.

Çevre; doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrası bir zaman dilimini kapsar.
Çevresel etkenler çok geniĢtir.
a) Anne karnınındaki teratojenler ( zararlı maddeler – virüs – mikrop ) Annenin kullandığı ilaçlar ( Antidepresan ) sigara ,
alkol vb.
b) Doğum sırasında yapılan müdahaleler
c) Doğum sonrasındaki Çevresel uyarıcılar, beslenme , yorgunluk, hastalık, kazalar ve savaĢlar, iklim ve mevsim, aile çocuk
iliĢkisi , anne babanın tutumları, çocukların doğum sırası ( Ġlk çocuk olmak – ortanca olmak – son çocuk olmak) , akran
grupları , sosyo-ekonomik ve sosyo kültürel düzey, kitle iletiĢim araçları vb
KAN UYUġMAZLIĞI. Ġnsanlar kan uyuĢmazlığı çok farklı bilirler en büyük yanılgı ise anne ile babanın
kanlarının uyuĢmadığını sanma hatasıdır. Halbuki uyuĢmayan Ģey anne ile çocuğun kanıdır. Somutlamak adına Ģöyle bir örnek
ile baĢlayalım. Damarlarınıza bir mikrop enjekte etsek ne olur. Tabii ki vücudunuz bu virüsü bir tehdit olarak algılayıp onunla
savaĢmaya baĢlar. Ve mikropları yok eder. Kan uyuĢmazlığı da buna benzer bir Ģeydir :
Bazı insanların kanlarında Rh faktörü bulunmaktadır ( Siyah ırkın %100’ü beyaz ırkın ise % 85’i) Bu durumda kanları Rh ( +)
olarak tanımlanır. Kanda Rh faktörü yoksa Rh ( -) olarak adlandırılır. Kanında Rh fakötürü olmayan biri Rh faktörü bulunan
birinden kan alırsa kiĢinin savunma sistemi bu fakötür bir saldırı olarak algılar ve antikor üretmeye baĢlar. Annesi Rh ( - )
kendisi ise Rh ( +) olan bir bebeğin anne karnında içinde bulunduğu plesentadaki bir sızıntı nedeni ile kanı eğer annesinin
vücuduna girerse anne bu Rh ( +) maddesini bir mikrop ya da virüs gibi algılayıp antikor üretir. Ürettiği antikorlar önce kendi
kanındaki Rh ( +) maddesini yok edip plasentadan geçip çocuğu da yok etmeye baĢlar ve düĢük gözlenir. Bu duruma kan
uyuĢmazlığı denir.
Kalıtım ve çevrenin geliĢim üzerinde ortak etkileri vardır. Yetenek, mizaç, beden yapısı gibi özelliklerde ağırlıklı
olarak kalıtım; ilgi, zekayı kullanma, karakter özellikleri gibi durumlarda ise çevre ağırlıklı olarak etkilidir. Sonuç olarak
kalıtımın ve çevrenin insan geliĢiminde ortak etkisi vardır.
SORU 1 : Kalıtım ve çevrenin ortak etkisi var ise bu ortaklık %50‟ye %50 midir? Bu konuda bazı konu anlatım kitaplarında
ifade hatası vardır. Tabii ki kalıtım ve çevre eĢit derecede önemlidir ama etkileri %50 ye %50 değildir. ġöyle açıklayalım. Bir
bilgisayar düĢünün bu bilgisayarın kasası, klavyesi, ekranı var bir de bilgisayarlarda kibrit kutusu büyüklüğünde çip setleri olur.
Sorunuz Ģu bilgisayarınızın monitörü mü daha önemlidir çip seti mi? Tabii ki bu noktada ayrım yapamayız ikisi de önemli deriz.
Çünkü biri olmazsa diğerinin de hükmü yoktur. Ama bilgisayarın %50’si çip seti geri kalan %50’si de monitör değildir. Bu
noktada ifade hatası yapılmamalıdır. Genel itibarı ile geliĢimde kalıtım da çevre de eĢit öneme sahiptir diyebiliriz. Son bir örnek
vereyim X özelliğinin %99’u kalıtımla %1 de çevre ile Ģekillensin. Bu durumda kaltım daha etkili – baskın diyebiliriz ama daha
ÖNEMLĠ diyemeyiz !!! ÖNEMLERĠ EġĠTTĠR.
YAġANTI ( DENEYĠM ): YaĢantı kavramı da çevre kavramı içinde rahatlıkla ele alınabilir. YaĢadıklarımız – deneyimlerimiz
bizim geliĢimimizde etkilidir. Örneğin yaĢantılarımız değiĢtikçe ilgilerimiz de değiĢmektedir. Farklı bir Ģehre gittiğinizde değiĢen
çevre yaĢantılarınızın da değiĢmesine dolayısıyla yeni ilgiler kazanmanıza yeni bilgiler edinmenize yol açacaktır.

Öğrenme, ilgi ve tutumlarımızdaki değiĢmeler yaĢantılar ile ilgilidir.
Ġlgilerin zamanla kararlı hale gelmesi ( yani ilgilerin daha oturaklı hale gelmesi, kolay kolay değiĢmemesi ) YAġ ile
ilgilidir. YetiĢkin bireylerin ilgileri çocuklara nazaran daha zor değiĢir. Bu da YAġ ile beraber ilgilerin kararlı olduğunu gösterir.
TARĠHSEL ZAMAN: Bireyin yaĢadığı toplumda ya da dünyada o zaman diliminde olan olay ve olgulardan etkilenmesini ifade
eder.

SavaĢlar, geliĢen teknoloji, doğal afetler, büyük ölçekli kazalar ( Çernobil Patlaması gibi ) vb tarihsel ve sosyolojik
olaylar insanların bedensel, biliĢsel, sosyal vs geliĢimlerinde etkilidir.
Tarihsel zaman etkisii KUġAK ÇATIġMALARI da yaratabilir. Örneğin geliĢen teknoloji ile birlikte günümüz
gençlerinin bilgisayar ve internet karĢısında geçirdikleri zaman daha fazladır. Kendi gençik yıllarında bilgisayar ile bu
kadar iç içe olamayan anne babalar ile çocukları arasında çatıĢmalar olabilir.
COHORT ETKĠSĠ
BÖLÜK ETKĠSĠ: Bölük etkisi kavramı ile tarihsel zaman kavramları birbirine çok benzerler. BÖLÜK ETKĠSĠ
Kavramını açacak olursak: YaĢanan tarihsel bir olayın o olayı yaĢayan kuĢaklardan ( Bölüklerden) bir ya da birkaçını diğer
kuĢaklardan daha çok etkilemesidir.
ÖRNEĞĠN ; 1980’de darbe olduğunda 5 yaĢında 10 yaĢında 15 yaĢında ve 20 yaĢında olan 4 kuĢağı incelersek. Darbe
olduğunda hepsi darbeyi yaĢamıĢ olsa da sizce bu darbe 5 yaĢ kuĢağı ile 20 yaĢ kuĢağını aynı derecede etkilemiĢ midir? Yoksa 20
yaĢ kuĢağı darbeden daha mı çok etkilenmiĢtir. Tabii ki 20 yaĢ kuĢağı darbeden daha çok etkilenmiĢtir. ĠĢte bu duruma BÖLÜK
ETKĠSĠ adı verilir.
Örneğin HiroĢima‟da yaĢanan patlama bebek, çocuk, genç , yaĢlı dinlemeden ( kuĢak ayırmadan) anne karnındaki bebeği
hatta daha anne karnında olmayanların bile geliĢimini olumsuz etkilemiĢtir. Bu durumda yaĢanan olay tüm kuĢakları
hatta sonraki kuĢakları bile etkilemiĢtir. Tarihsel zaman etkisi diyebiliriz ama bölük etkisi ifadesi kullanmak güç
olacaktır.
KRĠTĠK DÖNEM ( DUYARLI DÖNEM – ZAMANLAMA) : Ġnsan geliĢiminde belli dönemler ( Özellikle anne karnındaki
ilk 3 ay ) oldukça hassastır. Bu hassas dönemlere kritik dönem denir.
Kritik dönemle ilgili ilginç bir örnek verelim. Anti-depresan ( SakinleĢtirici) kullanan anneler üzerinde yapılan bir
araĢtırmanın sonuçlarına göre gebeliklerinin 5 ve 6. haftalarında bu ilaçları kullanan annelerin bebeklerinin kolsuz ya da
bacaksız doğdukları buna karĢılık aynı ilacı gebeliğin 7 ve 8. haftasında kullandıklarında ise bebeklerinde sorun gözlenmediği
ortaya çıkmıĢtır. Buradan anlaĢılacak durum Ģudur kol ve bacak geliĢiminde 5 ve 6. Hafta çok önemli yani kritik dönemdir. Bu
dönemde çevrenin etkisi geliĢimi doğrudan etkiler. Zaten kritik dönem organizmanın çevrenin etkilerine en açık olduğu
dönemdir. ġu an bir sakinleĢtirici içseniz kolunuza ve bacağınıza bir Ģey olmaz ancak 5 haftalıkken bırakın bizi
annemizin bu ilacı içmesi nasıl sonuçlar doğuruyor. Demek ki çevrenin etkisine o dönemde daha çok açığız. Yine iç
organların geliĢiminde kritik dönem anne karnındaki ilk 3 aydır. Bu dönemde annenin iyi beslenmesi çocuğun iç organ geliĢimi
için oldukça önemlidir. Annenin gebeliğinin 7 ve 8 aylarında iyi beslenmesi karnındaki bebek için ilk 3 aydaki gibi önemli
değildir.
Kritik dönem ile yaĢantı kavramları birbirine çok yakındır. ġöyle bir örnekle ayrım yapalım : Yazı yazma
çalıĢmalarına anaokulunda ( 4 yaĢ ) baĢlayan ve Ģu an 10 yaĢında olan bir çocuk ile yazı yazmaya 30 yaĢında baĢlayan Ģu an 60
yaĢında olan bir adam düĢünün. Çocuk mu daha iyi yazı yazar adam mı ? Bu noktada verilecek yanıt çocuktur. Adamın deneyimi
daha fazla olabilir ( 30 yıldır yazıyor) ama yazı yazmaya kritik dönemde baĢlamadığı için yazısı kötü olacaktır. Biliyorsunuz ki
yazı yazma ince motor kas becerileri ile ilgilidir ve ince motor kas geliĢiminde kritik dönem ilkçocukluk ( 2-6 yaĢlar) dönemidir.
O halde her deneyim kritik dönem olmayabiliyor. Kritik dönemde önemli olan deneyimin ne zaman yaĢandığıdır.
Kritik dönem sadece anne karnındaki dönemler değildir. Örneklere kritik dönemleri ele alalım:




Görme için kritik dönem 0 – 6 yaĢ aralığıdır. Bu yaĢ döneminde görme açısından sorunlu geçiren kiĢilerde ileride
telafisi güç durumlar oluĢabilir.
Duyguların ya da mizacın kontrolü için kritik dönem 1- 5 yaĢ aralığıdır. Bu dönemde duygularını kontrol etmeyi
öğrenemeyen bireylerin bunu ilerde öğrenmeleri zor olabilir.
YaĢıtları ile sosyal iliĢki kurma için kritik dönem 3- 7 yaĢ aralığıdır. Bu dönemdeki deneyimler ilerde yaĢıtları ile iyi
sosyal iliĢkiler kurmasına yardımcı olacaktır.
Dil geliĢimi için kritik dönem 1 yaĢ civarı olup 7 yaĢa kadar devam eder.
Kritik dönemler Ģu Ģekilde algılanmalıdır. Örneğin bir çocuk yazı yazmayı 7 yaĢ civarında öğrenir. Ancak yazı
yazma çalıĢmalarının kritik dönemi 4- 5 yaĢ civarıdır. Yani kritik dönem kavramı erken deneyimdir. Bu yüzden kritik dönem Ģu
Ģekilde algılanmaldır: Bir dönemde yaĢadığımız deneyimler sonraki dönemde öğreneceğimiz davranıĢların geliĢimini
etkiler.
GELĠġĠMĠN TEMEL ĠLKELERĠ
GeliĢim süreklidir ve belli aĢamaları vardır: GeliĢim
sistematik bir ilerleyiĢi ifade eder ( Normatiftir). GeliĢim
döllenmeden baĢlayıp ölüme kadar devam eden bazen
duraklamalar olsa da sürekli artıĢ gösteren bir süreçtir.
 GeliĢimin aĢamaları bellidir. Örneğin biliĢsel
geliĢimde bir çocuğu ele alalım. 4 yaĢ civarında
sezgisel akıl yürüten çocuğumuz 8 yaĢ civarında
somut akıl yürütmeye 12 ya civarında da soyut akıl
yürütmeye geçer. Bu yaĢlar değiĢse de aĢamalar
değiĢmez.
 GeliĢim dönemleri arasında kesin çizgiler
konamaz, dönemler arası geçiĢ ani nicel
sıçramalarla değil yavaĢ yavaĢ gerçekleĢir.

GeliĢim hem kalıtımdan hem de çevreden etkilenir:
GeliĢimde kalıtımın ve çevrenin önemi eĢittir. Biri diğerinden
üstün değildir. Bazı alanlarda kalıtım daha baskın olurken
( yetenek – zeka kapasitesi – cinsiyet – beden yapısı vs) bazı
alanlarda da çevre daha etkilidir ( ilgi – karakter – sosyal
iliĢkiler vb ) Ancak her ne olursa olsun insan geliĢimini genel
düĢündüğümüzde kalıtım ve çevre eĢit öneme sahiptir.

Örneğin mizaç konusunda kalıtımın etkisi daha baskın
olsa da çevrenin de etkisi vardır.
GeliĢimde her aĢama kendinden öncekine dayanır
ve kendinden sonrakini hazırlar. Bu yüzden geliĢim
dönemleri birbirinden kesin çizgilerle ayrılmaz.

GeliĢimin her bir aĢaması bir sonraki aĢama için
hazırlık iĢlevi görmektedir. Bu aĢamada kazanılan
özellikler sonraki aĢamaya geçiĢi ve o aĢamadaki
görevlerin yerine getiriliĢini kolaylaĢtırmakta,
desteklemektedir.
GeliĢim bir bütündür: GeliĢim alanları ( Bedensel geliĢim,
biliĢsel geliĢim, dil geliĢimi, sosyal geliĢim , ahlak geliĢimi vs )
birbiri ile etkileĢim halindedir. Bir geliĢim alanındaki olumlu
ya da olumsuz bir değiĢme diğer geliĢim alanlarını da etkiler.
Örneğin: Yürümeye erken baĢlayan bir çocuk (bedensel
geliĢim) çevreyi yürüyerek keĢfetmeye baĢlar ve birçok uyarıcı
ile karĢılaĢır, yeni Ģemalar edinen çocuk dünyayı daha iyi
algılamaya baĢlar ( biliĢsel geliĢim) yürümenin ve etrafı
keĢfetmenin hazzı ile neĢe ile gülümsel ve sevinç çığlık atar (
dil geliĢimi ) Örnekte de görüldüğü gibi bedensel geliĢimdeki
olumlu bir değiĢme diğer geliĢim alanlarını da olumlu
etkilemiĢtir.
GeliĢim bir bütündür ilkesi ile yordanabilirlik ilkesi
birbirine benzer. Ayrımı Ģu Ģekilde yapacağız. Yordama
ilkesinde bir geliĢim alanında hızlı ya da yavaĢ olan
bireyin ilerki yıllarda – zamanlarda o geliĢim alanı
noktasında hızlı ya da yavaĢ olacağı tahmin edilir yani
vurgu sonraki zamana yapılır. Bütünlük ilkesinde ise
vurgu bir geliĢim alanının diğer geliĢim alanına olan
etkisinedir.
GeliĢimde kritik dönemler vardır:
kavramından daha önce bahsetmiĢtik.
Kritik
dönem
GeliĢim yordanabilir bir sıra izler: Yordama kelimesi tahmin
demektir. GeliĢim sistematik olarak ilerlediği için bireyin Ģu
anki geliĢimine bakarak ilerdeki geliĢimi hakkında da tahminde
bulunabiliriz.
GeliĢim düzensiz – rastgele – tesadüfi olsaydı
yordama yapamazdık.


Nesne sürekliliğini erken kazanmıĢ bir çocuk
korunumu da erken kazanır. Açıklarsak nesne
sürekliliği bebeklik döneminde kazanılır yaklaĢık 8
ayda baĢlayan bu süreç 2 yaĢına kadar sürer. Eğer
bir çocuk nesne sürekliliğini erken kazanıyorsa
biliĢsel geliĢimi de hızlıdır biliĢsel geliĢimi hızlı
olursa 7 yaĢ civarında kazanılacak olan korunumu da
erken kazanır.
Erken emekleyen bir bebek erken yürür, erken
yürüyen bir birey ergenliğe erken girer. Açıklarsak
emekleme ve yürüme bedensel geliĢimle ilgilidir. Bir
bebek erken emekleyip yürüyorsa bedensel geliĢimi
hızlıdır bu hızla devam ederse yine bedensel geliĢimin
alanına giren ergenliğe de erken girer tahmininde
bulunuruz.
GeliĢim nöbetleĢe devam eder: Bazı dönemlerde bir geliĢim
alanı hızlanırken diğerleri yavaĢlayabilir. Örneğin doğumdan
sonraki 1,5 yılda bedensel geliĢim öteki geliĢim alanlarına göre
biraz daha hızlıdır. Sonra dil geliĢimi hızlanır bu zaman da
bedensel geliĢim biraz yavaĢlayabilir.
 3-6 yaĢ döneminde bedensel geliĢim biraz yavaĢlamıĢ
olsa da sosyal geliĢim atağa kalkmıĢtır.
Hangi dönemde hangi geliĢim alanının hızlı olacağı
kalıtım tarafından belirlenmiĢtir.
GeliĢimde belli eğilimler vardır: Bazı geliĢim psikolojisi
kitaplarında geliĢimde belli eğilimler vardır ilkesi ile
yordanabilir sıra izler ilkesi aynı kabul edilmiĢtir. Hata yoktur.
Biz yaygın görüĢ üzerinden geliĢimdeki belli eğilimleri
anlatacağız.
GeliĢimde bireysel farklılıklar / ayrıcalıklar vardır:
GeliĢimin genel kuralları ve ilkeleri olsa da her bireyin kalıtımı
ve çevresel yaĢantıları farklı olduğu için geliĢim idiyografik bir
gösterir yani her birey için öznel durumlar vardır.
a) Bedensel geliĢim baĢtan ayağa doğrudur: BaĢ ve
çevresinin geliĢimi döllenmeden itibaren diğer organlara
göre daha hızlıdır. Bu yüzden bebekler önce baĢlarını dik
tutmayı daha sonra yatar durumdayken baĢları ile birlikte
göğüslerini de kaldırmayı daha sonra emeklemeyi ve en
son yürümeyi öğrenirler. Dikkat ettiyseniz baĢ ve çevresi
ile baĢlayan kontrol süreci ayaklara doğru ilerlemiĢtir.
b) Bedensel geliĢim iç organlardan dıĢ organlara
doğrudur: Döllenmeden itibaren iç organların geliĢim
hızı dıĢ organların geliĢim hızından yüksektir. Bir soru
yönelteyim size anne karnındaki bir bebeğin önce kalbi mi
yoksa derisi mi oluĢur. Bu sorunun yanıtını bilmiyor
olabilirsiniz ancak bu ilke sayesinde çok rahat yanıt veririz
belki kalbin 3. haftada derinin ise 13 – 16. haftada
geliĢtiğini bilmeyebiliriz ama geliĢim içten dıĢa doğru ise
önce kalbin oluĢması gerekir. BaĢka bir örnekle ele alalım
beyin ve kafatası; beyin içorgan kafatası ise beyne göre dıĢ
organ durumundadır. Yeni doğmuĢ bir bebeğin kafatası
hala yumuĢaktır. Bıngıldak denen bu yapı zamanla
sertleĢir. Buna karĢılık beynin büyüme hızı daha yüksektir.
c) GeliĢim genelden özele doğrudur: Yukarıdaki ilk iki
maddede bedensel geliĢim ifadesi kullandım ama burda
geliĢim
ifadesi kullandım. Önce bunu anlatayım
yukarıdaki iki ilkemiz sadece bedensel geliĢimle ilgilidir.
Ancak genelden özele ilkesi bedensel, dil, ahlak , biliĢsel
geliĢim gibi birçok geliĢim alanında olan bir durumdur.
ġimdi size bir soru yönelteceğim. Ġki insanın
birbirine benzeyen yanları mı daha fazladır benzemeyen
yanları mı ? Bu soruya genelde arkadaĢlar Ģöyle yanıt veriyor:
“Tabii ki benzemeyen yanlarımız daha fazla” Bu çok büyük
bir yanılgıdır. ġöyle açıklayalım bir fare ile insanın benzer
yanları %90 civarıdır. DüĢünsenize bir fare ile bile ne kadar
birbirimize benziyoruz peki fare ile böyle ise bir insanla benzer
yanlarımız nedir nerdeyse %99. Hemen bir arkadaĢım Ģöyle
diyor “Eee madem bu kadar benziyoruz bu bireysel farklılık ne
iĢ o zaman” Evet bireysel farklarımız var ama bu benzeyen
yanlarımızdan daha az. Farklı yanlarımız az ama ÇOK
hatta ÇOK ÇOK ÇOK etkili ve önemli. O yüzden farkımız
az ama bu az fark geliĢim psikolojisinde çok önemlidir.
Özetlersek insanların birbirlerine benzeyen yanları çoktur
farklı yanları ise azdır ama az olan bu farklılıklarımız
geliĢimde oldukça önemli bir belirleyendir.
-
-
-
-
Kasların geliĢimi kaba motor kaslarından ince motor
kaslarına doğrudur. Bu yüzden bir çocuk bir motor
beceriyi sergilerken önce kaba kaslarını ilerleyen yıllarda
ince kaslarını kullanır. 1 yaĢındaki bir bebeğe çubuk
kraker verdiğinizi düĢünün çocuk çubuk krakeri eliyle
avuçlar ancak 2 – 3 yaĢ civarında çubuk krakeri
parmakları ile tutabilir. BaĢka bir örnek 1 yaĢındaki çocuk
bir topu elleri kolları ve göğsü ile tutar ancak 4 yaĢındaki
bir çocuk sadece elleri ile tutar. Bu da gösteriyor ki
çocuklar ilk baĢta kol ve göğüs gibi kaba motor kasları ile
edim ortaya koyarken ilerde daha ince zarif hareketler
yapıyor ( Bedensel geliĢimin genelden özele olması)
Bir bebek önce dilinin tümce( cümle) yapısını kavrar daha
sonra sözcükleri öğrenir. Bu söylediğim garip gelebilir
ama böyledir. Bu da gösteriyor ki önce geneli yani
cümleyi sonra özeli yani sözcükleri kavrıyor. ( Dil
geliĢiminin genelden özele olması )
Bir çocuk önce tüm Ģeyler için genel bir biliĢsel Ģema
oluĢturur. Örneğin uçağa, kuĢa, kelebeğe kuĢ der. Daha
sonra uçan nesneleri ayırt edip kuĢ – uçak – kelebek hatta
daha sonra kuĢları ayırt edip serçe – güvercin vs Ģemalar
oluĢturur. ( BiliĢsel geliĢimin genelden özele olması )
7 yaĢındaki bir çocuk olayları değerlendirirken ahlaki
açıdan ya doğru ya da yanlıĢ diye ayırır. YaĢı ilerledikçe
olayların sadece doğru ve yanlıĢ değil kısmen doğru bazen
doğru gibi çok karmaĢık olduğunu anlar. ( Ahlak
geliĢiminin genelden özele olması )
Bazı geliĢim psikolojisi kaynakları genelden özele
doğru ilkesi ile basitten karmaĢığa doğru ilkesini eĢ
anlamlı kullanmaktadır. Sonuna kadar saygı duyarım
çünkü doğrudur. !
Bireysel farklılıkların nedenleri:
a) Anne baba tutumları
b) Ekolojik perspektif ( Öğrencinin yakın çevresinden yani anne babası- uzak çevresine -yani toplum ve
dünya- kadar uzanan etkenler)
c) Sosyo – ekonomik düzey
d) Kültür
e) Çocuk bakım uygulamaları
f) Doğum sırası ( ilk çocuk ortanca çocuk son çocuk
olma durumu)
Bireysel farklılıklar nelerdir:
a) Zeka ( En önemli bireysel farklılıktır )
b) Ġlgi, tutum, yetenek vs.
c) BiliĢsel stil
d) Algılama stilleri
e) Bilgi iĢleme stilleri
f) DüĢünme stilleri
g) Öğrenme stilleri
h) Denetim odağı
i) Cinsiyet rolü
j) Özsaygı
Bireysel farklılık konusunda benzeyen yanlarımızın
daha fazla olduğunu söylemiĢtik. Bu yüzden bireysel
farklılıklar grafik olarak ifade edilmek istense çan eğrisi
( Normal dağılım eğrisi) kullanılır. Ne demek istiyoruz
Mersin’deki tüm çocukların ya da Mersin’i yansıtan bir grup
örneklem çocuğun zekası ölçülse ve tüm zeka verileri
kaydedilip grafiğe dökülse oluĢacak grafik çaneğrisidir. Bu
bilgiyi unutmayın!!!
GELĠġĠM GÖREVLERĠ MODELĠ
HAVĠGHURST
Havighurst geliĢimin görevleri modelinde , bebeklik, ilkçocukluk, sonçocukluk, ergenlik, genç yetiĢkinlik , yetiĢkinlik ( orta yaĢ)
ve yaĢlılık dönemlerinde kazanılması yerine getirilmesi gereken bazı evrensel geliĢim görevlerini ortaya koymuĢtur.
Havighurst‟un söylemek istediği Ģudur: GeliĢim sürecimizi bütün olarak düĢündüğümüzde her dönemde değiĢik görevler vardır.
Ve her dönemin görevi bir sonraki dönem için alt görevdir; yani ergenlik dönemindeki görevleri yerine getirmemiz yetiĢkinlik
dönemine hazırolmamızı sağlar. Bu yüzden her geliĢim ödevinin ait olduğu geliĢim döneminde yerine getirilmesi gerekliliğini
vurgulayan Havighurst kritik dönem kavramına vurgu yapmaktadır.
Her dönemin gerektirdiği geliĢim görevleri kazanılmadığında bir sonraki dönemde kazanılması zordur. Bir dönemde
kazanılması gereken davranıĢ kazanıldığında sonraki dönemlerde, baĢarıya ve mutluluğa ve çevreye uyuma yol açtığını
kazanılmadığında ise mutsuzluğa ve çevreye uyumda zorluğa yol açtığını söylemiĢtir.
YaĢamın belirli bir döneminde
öğrenilecek görevleri belirleyen
faktörler
Fiziksel Olgunluk
Toplumsal beklenti ve talepler
Kişisel değerler ve beklentiler
İdiyografi
GeliĢim Görevlerinin Ġlkeleri

Bireysel büyüme ve gelişim süreklidir.

Bireysel büyüme belirleme amacıyla dönemlere veya evrelere ayrılabilir.

Her yaşam evresindeki bireyler genelde sahip oldukları belli genel özelliklerle nitelenebilirler.

Belli bir kültürdeki bireylerin çoğu benzer gelişim evrelerinden geçerler.

Toplum bireylerden bazı taleplerde bulunur ve bu talepler toplumun tüm üyeleri için nispeten benzerdir.

Toplumun bu talepleri birey, gelişim sürecinde ilerledikçe evreden evreye değişir.

Birey şimdiki davranışlarını değiştirme talebiyle karşılaştığı ve yeni bilgiler edindiği sürece gelişim krizleri
ortaya çıkar.

Gelişim krizlerini karşılar ve çözerken kişi olgunluğun bir gelişim evresinden diğerine geçer

Gelişim görevi bir evrede saf bir biçimde ortaya çıkar ( Bulanık ve belirsiz değildir )

Gelişim krizlerini veya gelişim görevlerini çözme hazırlığı, çözülmesi gerektiği evreden önceki evrede meydana
çıkar.

Kişi verdiği kararı gözden geçirmek zorunda kaldığında, gelişim krizi ya da görevi daha sonraki evrede farklı bir
biçimde tekrar ortaya çıkabilir.

Kriz veya görev, birey başarılı bir şekilde sonraki gelişim evresine geçmeden çözülmelidir.

Bir görev veya krizi karşılamada başarısızlık toplum tarafından hoşgörüsüzlüğe yol açar.

Belli bir gelişim görevinin her birey için biricik olan bir anlamı bulunmaktadır. İDİYOGRAFİ

Gelişim görevleri bir araya gelerek bir örüntü oluştururlar. Tekil gelişim görevi olarak değil bir dönemdeki
gelişim görevleri bütünü olarak ele alınırlar.
GELĠġĠM GÖREVLERĠMĠZ ( ÖDEVLERĠMĠZ )
BEBEKLĠK ( 0 – 2 yaĢ ) :







Nefes alma ( Nabız ve solunum sisteminin düzene girmesi)
Yürüme ( Dönemin ortaları )
KonuĢma
Uyku düzeni
Katı yiyecek yeme
DıĢkı kontrolünü sağlamaya baĢlama ( Dönemim sonları )
Sosyal çevreyle ilk iliĢkileri kurabilme ( Anne – baba vs )
ĠLK ÇOCUKLUK ( 2- 6 yaĢ ) :
 Çevresindeki bireylere iliĢkin duygularını fark etme
 Okuma – yazma ve temel okul becerilerine hazır hale gelme ( Dönemin sonu)
 Cinsiyet farklılığını kavrama ( 3 yaĢ ) Bu dönemde çocuk cinsiyetinin kız ya da erkek olduğunu öğrenir. Cinsiyetleri
ayırır ancak daha çok dıĢ görünüĢe yani Ģekle göre ayrım yapar. Örneğin kısa saçlılar erkek uzun saçlılar kız gibi
 Özbakım becerileri ( Üstünü giyinme – yemeğini yeme vs)
 Doğru yanlıĢ kavramlarını ayırt etmeye baĢlar ( Dönemin sonları )
 Vicdan geliĢmeye baĢlar ( Dönemin sonu dönemin baĢlarında çocukta vicdan yoktur )
 CĠNSEL GÖSTERĠġSĠZLĠĞĠ ( cinsiyetini teĢhir edici davranıĢlar yapmamak) öğrenmelidir.”
 Dili anlaĢılır Ģekilde kullanma; daha çok fiziki çevre ile ilgili kavramlar geliĢtirme
 ÖzdeĢime dayalı cinsiyet rolü edinme
SON ÇOCUKLUK / ORTA ÇOCUKLUK ( 6 – 12 yaĢ ) :
 Gündelik oyunlar için gerekli fiziksel becerileri ustalıkla yerine getirebilme
 Büyüyen bir organizma olarak kendine karĢı yararlı bir tutum oluĢturma
 YaĢıtları ile iyi iliĢkiler kurma ( Bir önceki dönemde benmerkezci olmasındak kaynaklı sadece yaĢıtları ile iliĢki kuran
çocuk bu dönemde benmerkezcilikten uzaklaĢtığı için yaĢıtları ile iyi iliĢkiler kurar. )
 Uygun erkeksi ve kadınsı sosyal rolü öğrenme ( Bir önceki dönemde cinsiyetini fark etmiĢ olan çocuk bu dönemde
cinsiyetine uygun davranmayı öğrenir
Ġlk çocuklukta cinsiyet farklarını öğrenen çocuk bu dönemde cinsiyet sosyal rollerini kavrar. Ġlk çocuklukta cinsiyette fiziksel
görünüĢ ağırlıkta iken bu dönemde davranıĢ ağırlıktadır. ( Erkekler Ģöyle yapar, kızlar Ģöyle yapar gibi )





Okuma, yazma ve hesap ile ilgili temel becerileri geliĢtirme
Gündelik yaĢam ile ilgili kavramları geliĢtirme
Vicdan, ahlak ve değerler sistemi geliĢtirme ( 6 yaĢ civarında geliĢmeye baĢlayan vicdan bu dönemde büyük ölçüde
geliĢir; ancak dıĢa bağlı vicdan ve ahlaki değer sistemi hakimdir. Yani anne ve babasından aldığı gibi. Ergenlik
döneminde ise birey kendi ( kiĢisel ) vicdan ve ahlaki değerler setini oluĢturacaktır )
KiĢisel bağımsızlığa ulaĢma ( Ġlk çocuklukta hareket özgürlüğü ve özbakım becerilerini kazanmıĢ olsa da kendi baĢına
davranmayı henüz pek baĢaramaz; bu dönemde artık kendi baĢına davranıĢ ve giriĢimlerde bulunabilir en yalın söylemi
ile okula kendi gidip gelebilir. )
Sosyal grup ve kurumlara karĢı tutum geliĢtirme ( Ülkelerinde ve dünyada olup bitenler hakkında fikir üretebilirler;
toplumsal kurum ve kuruluĢlara karĢı artık bir tutumları vardır ) ( Dönemin sonlarına doğru )
ERGENLĠK / ADÖLANS DÖNEM ( 12 – 18 )
 Akranları ile olgun iliĢkiler kurma
 Hızlı geliĢen bedenini kabul etme ve etkili Ģekilde kullanma
 YetiĢkin kadın erkek kimliğine ve cinsiyet rolüne sahip olma
 Duygusal bağımsızlığa ulaĢma
 Kendisine ait ahlak ve vicdani değerler sistemi oluĢturma
 Evliliğe ve aile kuramaya hazır hale gelme
 Bir mesleğe yönelme ya da hazırlanma
 Toplumsal açıdan sorumlu davranıĢı isteme ve kazanma
 Kimlik edinme çabaları ve kimliği edinme
GENÇ YETĠġKĠNLĠK ( 18 – 30 )
 EĢ seçme
 EĢiyle yaĢamayı ( evli) öğrenme ( Çapkınlığa veda )
 Aile kurma ( Yukarıdaki iki geliĢim görevini kapsar ayrıca toplumsal bir birim olan ailenin önemini anlamayı içerir)
 Çocuk yetiĢtirme
 Ev idare etme ( Ev ekonomisi ve cinsiyet rolleri açısından bakıldığında erkek evin yöneticisi kadın ise çekip
çevirenidir; bu roller değiĢebilir ya da tartıĢılabilir)
 Bir iĢe girme / baĢlama
 VatandaĢlık sorumluluklarını yerine getirmeye baĢlama ( Askerlik – oy kullanma – vergi vs )
 Toplumla uyumlu bir sosyal grup kurma ( Üniversitedeki rockçı, heavy-metalci ve benzeri olan arkadaĢlara veda artık
topluma uyacan ve arkadaĢların da evli mutlu ve çocuklu olacak ya da adam akıllı bir derneğe üye olabilirsin ! )
 Bir de mesleki kariyerini de planladın mı tamamdır.
YETĠġKĠNLĠK / ORTA YETĠġKĠNLĠK ( 30 – 60 )
 Ekonomik bir yaĢam standartı kurma ve sürdürme ( Artık yazın Antalya’da 5 yıldızlı otelde tatil yok , efendime
söyleyim dıĢarda yemek yeme yok , kredi kartına yüklenme yok herkes bütçesine göre bu arada bir ev ve araba
alabilirsen süper )
 YetiĢkin vatandaĢlık ve toplumsal sorumluluğuna eriĢme
 Çocuklarına yol gösterme ve onların da örnek birer birey olmasında rehber olma
 YetiĢkin boĢ zaman etkinlikleri geliĢtirme ( Hobiler geliĢtirebilirsin emekli olunca sıkılmazsın; ama hazırlığa burda
baĢla ki emeklilikte rahat edersin )
 Kendini bir kiĢi olarak eĢiyle iliĢkilendirme ( EĢiyle kendini bir görme her kararı eĢini de düĢünerek alma vs )
 Orta yaĢın fiziksel değiĢikliklerini kabullenme
YAġLILIK / ĠLERĠ YETĠġKĠNLĠK ( 60 +)
 Azalan fiziksel ve biliĢsel güce uyum sağlama
 Azalan gelire uyum sağlama
 EĢin ölümüne uyum sağlama
 YaĢ grubu ile yakın bir iliĢki kurma ( Kendi yaĢ grubu daha çok zaman geçirme )
 Doyurucu fiziksel yaĢam düzenlemesi yapma ( Evini ve eĢyalarını azalan fiziksel gücüne göre düzenleme örneğin
apartmanın 1. 2. katında ev satın alma )
GeliĢim görevlerini incelediğinizde BENZER GELĠġĠM GÖREVLERĠNĠN farklı YAġ DÖNEMLERĠNDE de
olduğunu dikkatinizi çeker. Bu durum gayet normaldir. Bir geliĢim görevi bir dönemde pat diye baĢlayıp bitmez. AyrıcakiĢi
geliĢim görevlerini içinde bulunduğu yaĢ döneminde yerine getirmeye çalıĢır. Son olarak bu görevlerin ĠDĠYOGRAFĠK
( öznel) olduğunu bir kere daha vurgulamak iyi olacaktır. !!!
BiliĢsel
GeliĢim
Dil
GeliĢimi
KiĢilik
GeliĢimi
Bedensel
GeliĢim
GeliĢimin
Alanları
Benlik
GeliĢimi
Ahlak
GeliĢimi
Fiziksel ve Psiko-motor GeliĢim

Büyüme ve gelişim yaşamın başlangıcından sonuna kadar devam eden dinamik bir süreçtir. Fiziksel(
Bedensel) gelişim bütün bir gelişimin temelini oluşturduğu için gelişimin öteki alanları üzerinde önemi
bulunmaktadır.

Psiko-motor( Devinişsel) gelişim bireyin kol, bacak ile tüm organlarını kullanmada güç ve hız kazanmasına,
beden organları arasında eşgüdüm sağlanmasına ve onları denetim altına almada becerikli duruma gelme
sürecini ifade eder. Psiko-motor gelişim sadece kas- sinir sistemi ile açıklanmaz, vücut organlarının
eşgüdümlü çalışmasını ifade ettiğinden BEYİN-KAS KOORDİNASYONU olarak da değerlendirilebilir.

Fiziksel gelişim, gelişimin daha çok kalıtsal özelliklerini içerir. İnsan vücudunun büyümesi, motor gelişimi,
vücut ve duyu sistemindeki değişiklikler; cinsel gelişim, sağlık, beslenme, uyku gibi fiziksel gelişimle ilgili
süreçleri kapsar.
FĠZĠKSEL VE PSĠKOMOTOR GELĠġĠM
DÖNEMLER
DOĞUM ÖNCESĠ: Döllenmeyle baĢlayan bu dönem anne karnından çıkıĢa kadar olan süredir.
Doğum Öncesi Dönem Üç Evreye Ayrılır
Zigot ( Dölüt ) (0-2 Hafta )
Embriyo ( 2 – 8 Hafta)
Fetus ( 9-38 Hafta)
Bebeğin temel organları ilk üç ay içinde büyük ölçüde tamamlanır ( Embriyo Dönemi) Aynı zamanda bu
evrede üç ayrı hücre tabakası geliĢir. En dıĢtaki tabakaya ektoderm, ortadaki tabakaya mezoderm ve en içteki tabakaya
endoderm denir. Ektodermden sinir sistemi ve deri; mezodermden iskelet ve kaslar; endodermden sindirim sistemi ve
yaĢam için önemli olan organlar ( Akciğer, Sidik torbası, karaciğer, pankreas vb. )

Fiziksel gelişim en hızlı olduğu dönem doğum öncesi dönemdir. ( Özellikle ilk 3 ay)
Bebeğin anne karnında geliĢimini olumsuz yönde etkileyecen bazı durumlar: Sigara, alkol, epilepsi ilaçları,
antidepresanlar, radyasyon, annenin iyi beslenmemesi, annenin çok genç ya da yaĢlı olması, annenin yoğun stres altında
olması vb.
DOĞUM ÖNCESİ GELİŞİM DEVRELERİ
Devre
Zaman
DeğiĢiklikler
Dölüt
0-4 Günler
Döllenme; hücre bölünmesi; zigot fallop borularından dölyatağına (uterusa)
doğru hareket eder.
Zigot dölyatağına yerleĢmeye baĢlar
Zigotun döl yatağına yerleĢmesi tamamlanır
Plesenta oluĢmaya baĢlar
Kalp atmaya baĢlar; gözler, kan damarları ve sinir sistemi geliĢmeye baĢlar
Kollar ve bacaklar oluĢmaya baĢlar; gonad( cinsel salgı bezi) oluĢmaya baĢlar
Önemli organların geliĢimi tamamlanır.
Cinsel organların görünümü tamamlanır; bacak ve kol hareketlerini yapmaya
baĢlar; dolaĢım sistemi çalıĢır.
Uyarıcıya tepki verir
Deri ve saç geliĢir; iskelet yapısı güçlenir
Kalp atıĢı duyulabilir; etkin olarak hareket eder
Kilo almaya baĢlar; emme hareketleri görülür
Gözler açılır
BoĢaltım sistemi olgunlaĢır
Deri altında yağ tabakası oluĢur
Dölyatağı dıĢında yaĢayabilir
Normal Doğum
Emriyo
Fetus
4-8 Günler
12 – 13 Günler
2. Hafta
3-4. Hafta
5-6. Hafta
8. Hafta
8-12. Hafta
10. Hafta
13- 16. Hafta
20. Hafta
25 – 28. Hafta
26. Hafta
28. Hafta
30. Hafta
32 – 36. Hafta
38. Hafta
BEBEKLĠK ( 0 – 2 ) : Bebeğin doğumdan sonra yaptığı ilk hareket nefes almadır. YaklaĢık ilk 1 aylık döneme yenidoğan
adı verilir.
Sindirim Sistemi: Yeni doğan bebeğin sindirim sistemi yalnızca anne sütü ve onun bileĢimine yakın gıdaları sindirebilecek
durumdadır.
Solunum Sistemi: Bebekler yetiĢkinlerden daha hızlı soluk alıp verirler ( Dakikada 40 – 60 ) Ayrıca solunum yolları
yetiĢkinlerinkinden daha kısa ve dardır.
Kalp ve DolaĢım Sistemi: DolaĢım sistemi doğum öncesine göre değiĢiklik gösterir. Her Ģeyden önce göbek kordonu ve
plasenta ile bağlantısı kalmamıĢtır. Kanında kalıcı hemoglobin bulunur. Bebeklerin kalbi de yetiĢkinlere göre fazla atar
( Dakikada 120 – 140 )
Beyin ve Sinir Sistemi : Bebeğin sinir sistemi ve beyni geliĢtikçe reflekslerin yerini bilinçli ve istemli hareketler alır.
BağıĢıklık Sistemi: Yeni doğan bebeklerin bağıĢıklık sistemi zayıftır. Anne sütü ile anneden bebeğe geçen antikorlar birçok
hastalığa karĢı bebeği korur.
BoĢaltım Sistemi: Böbrekler doğuĢta iĢlevini yapabilecek olgunlukta iken , idrar torbası bu olgunluğa ulaĢmamıĢtır.
Bebeklerin yeni doğduklarında tüm hareketleri refleksiftir yani irade dıĢı. YaĢı ilerledikçe psiko-motor
becerileri artar iradesiz hareketler azalır yerini iradeli edimlere bırakır.
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
Ay: Büyük ölçüde yüzüstü ya da sırtüstü yatar. BaĢını sağa sola çevirir. YavaĢ hareket ettirlen nesneleri takip eder.
(Görme becerileri yeterince iyi değildir) Elleri genelde yumruk Ģeklindedir.
Ay: Kucağa alındığında 5 saniye kadar baĢını dik tutabilir. Eller açılmıĢtır ve eline verilen çıngırağı iki elini birleĢtirerek
tutar.
Ay: Yüz üstü yatarken ön kollarının desteği ile baĢını 90 derece kaldırır.
Ay: Yastıkla desteklenirse kısa süre oturur. Sırt üstü yatarken yan dönebilir. ( Benim çocuk 4. Ayda böyle döne döne
salondan mutfağa kadar gitti )
Ay: Desteklenmeden 1 dakika süreyle oturabilir. Nesneleri tek eli ile tutup rahatlıkla ağzına götürür. Ġnce motor
becerilerini kullanmaya baĢlar ama çok yetersizdir.
Ay: Mama sandalyesinde oturur. Emekleme pozisyonundan oturma poziyonuna geçer. Dizlerini kıvırıp açarak yaylanma
hareketi gösterir.
Ay: Çıngırağı sallayarak ses çıkarabilir, ayağını ağzına götürür.
Ay: Uzağına konan nesneleri düĢmeden eğilerek alır, elleri ile desteğe tutunarak ayağa kalkabilir, “ceee” “bay bay” “el
çırpma” gibi oyunları oynamaktan hoĢlanırlar, nesneleri ileri geri sürüklerler nesneleri atıp birinin ona vermesinden
hoĢlanırlar.
Ay: Ayakta dururken oturma poziyonuna geçer. Yukarılara tırmanabilir, elektirik prizlerine parmağını sokmaya çalıĢır.
Ay: Eline aldığı küpleri bardağa bırakır. Duvara tutunarak yana doğru yürür.
Ay: ĠĢaret parmağı ile bir nesneyi gösterebilir. Eline verilen kalemi kavrar rastgele resim çizer
Ay: Ġlk desteksiz deneme adımlarını atar.
– 18 Ay: Büyük bir topu taĢıyarak yürür, yere doğru bakarak hızlı yürür ( koĢar gibi) topa tekme vurmakta güçlük
çekerler, telefonla konuĢurlar ( taklik Ģeklinde)
19 – 24 Ay: Yürürken aniden döner, elinden tutulduğunda merdiven çıkar, çift ayakla zıplar, tek ayak üzerinde kısa süre
dengede kalırlar.
Ġlk iki yılın içinde geliĢen tüm motor beceriler karmaĢık ve dinamik bir süreçtir. Bebeğin bu becerilerin kazanılmasında
baĢarılı olabilmesi için temel ihitiyaçlarının karĢılanması gerekir. Bebek kendini güvende hissetmeli, sevgi ve ilgi görmeli,
yeterli uyku uyumalı, iyi beslenmeli ve uygun zamanda uygun uyarıcı çevrede deneyim kazanması sağlanmalıdır.
Bebekler bu dönemde bazı deviniĢsel hareketleri birçok denemeden sonra öğrenirler. Bebekler yaptıkları hareketin
doğruluğundan iyice emin olmadan baĢka bir harekete geçmezler. Motor geliĢim ilk aylarda bütünüyle sinir
bağlantılarına, beyin merkezine ve kemik yapısına bağlıdır. Bu yapılar yeterince olgunlaĢmadan çocuğa sürekli alıĢtırma
yaptırmakla geliĢim SAĞLANMAZ. !!! ANCAK çocuk olgunlaĢtıktan sonra yapılan egzersizler becerileri artırır. Bu da
olgunlaĢma ve öğrenme arasındaki etkileĢimi ifade eder.
BEBEKLERDE GÖZLENEN BAZI REFLEKSLER
VARKALMA REFLEKSLERĠ
Nefes alma:
Kökünü arama ( Kökseme – Rooting) : Yanağa dokunulduğunda yüzünü dokunulan yöne doğru çevirme.
Emme: Damak ve dil kullanılar yapılan güçlü emme hareketi.
Yutma:
Gözkırpma ( Blinking) : Göze doğru gelen nesne ya da parlak ıĢıkta gözkapaklarını kapama vs
Gözbebeği : Parlak ıĢıkta gözbebeğinin küçülmesi karanlıkta ise büyümesi. Daha iyi görmeyi sağlar
ĠLKEL REFLEKSLER
Moro ( Ġrkilip - Kucaklama) : Ani gürültü ya da yüksek bir yerden düĢerken bebeğin irkilmesi ve kollarını önce iki yana açıp
göğsünde kucaklar gibi birleĢtirmesi. 6. aydan sonra ortadan kalkar ama irkilme ( baĢlangıç tepkisi) devam eder.
Babinski: Ayak tabanı uyarıldığında ayağın bükülmesi ve ayak parmaklarının yukarı doğru yelpaze gibi açılması
Babkin : Avuç içine bastırıldığında gözlerin kapanması, ağzın açılarak baĢın çevrilmesi
Rage : Hareketi engellendiğinde ya da ağzı örtüldüğünde bebeğin ağlaması ve kurtulmak için çaba göstermesi
Knee jerk: Diz kapağına hafifçe dokunulduğunda ayaklarını yukarı kaldırması
Palmer gasp: Parmaklarından tutulup kaldırıldığında bebeğin asılı durmaya çalıĢması
Tonik boyun: Sırt üstü yattığında baĢın yana dönüp bir kolun baĢın döndüğü tarafa çevrilerek diğer kolun ise asimetrik olarak
tesi yönde kaldırılması. ( Bir eskrimci duruĢunu andırır kafanızda canlanmadı ise internette görsellerde arayın )
Ġlkel refleks diyip geçmeyin. Bebeğiniz bu saydığımız reflekslerden birini göstermiyorsa ( doğduğunda) ciddi sinir ya
da beyin hasarına iĢaret olabilir doktora gösterilmelidir.
ĠLK ÇOCUKLUK DÖNEMĠ ( 2-6 ): Bedensel geliĢim 0-2 yaĢ dönemine göre azalmıĢtır. Sinir sistemi geliĢimini büyük
ölçüde tamamlamıĢtır.


4 yaĢında boy uzunluğu doğum boyunun 2 katına ulaĢmıĢtır.
DiĢer 4 yaĢında tamamlanır, 6 yaĢından itibaren süt diĢleri düĢmeye baĢlar.
Küçük kaslarda geliĢmeler hissedilir, örneğin 2- 3 yaĢ arasında çatalla yemek yiyebilir, 5 yaĢında kalemi acemice
tutabilir, 6 yaĢta harfleri yazacak duruma gelir. ( ANCAK YĠNE DE ĠNCE KASLAR TAM OLARAK
OLGUNLAġMAMIġTIR. )



Kalp atış hızı 6 yaşına kadar çok hızlı iken 6 yaş ve sonrasında giderek yavaşlar ve yetişkinlerinkine yakın bir değer alır.
( 6 yaşından küçük çocuklara kalp masajı yapılması durumunda yetişkinlere dakika başına yapılan masajdan daha
fazlası yapılmalıdır.)
Başın vücuda oranla olan büyüklüğü bu dönemde ortadan kalkar ve çocuk bebeklik görünümünden uzaklaşır. ( 1/4
ten 1/6’ya )
Okul öncesi dönemde kaslarda ciddi gelişmeler gözlenir. Ancak kaba motor hareketleri sağlayan kaslar ince motor
hareketleri sağlayan kaslardan daha fazladır.
Bu dönemde erkekler kızlardan daha ağır ve uzun olmalarına karĢın kızlar ince motor kaslarının geliĢimi
erkelerden daha ileridir. Bu durum göz önüne alındığında aynı yaĢlardaki çocukların ince motor beceri gerektiren
düğme iliklemek, makas kullanmak gibi iĢlerdeki baĢarılarını kıyaslamamak gerekir. Hatta bu durumun aynı cinsteki
çocuklar arasında da olabileceği yani bireysel farklılıkların olabileceği asla unutulmamalıdır.



Bu dönemde çocuklar uzun süreli oturmalardan hoĢlanmaz, koĢmak , zıplamak ve oynamak isterler.
El- göz uyumları bu dönemde yetersizdir; ancak koordinasyon süreci baĢlamıĢtır.
El-göz koordinasyonu okuma – yazma için önemlidir. Bu dönemden sonra geliĢecektir.
Bu dönemde çocuklar aynı zamanda gözlerini küçük nesneler ve ayrıntılar üzerinde odaklamak için de yeteri
olgunlaĢma düzeyine eriĢmemiĢlerdir. Bu durum el-göz koordinasyonun geliĢmediğinin de göstergesidir. ( Görme
duyuları geliĢmemiĢtir) El-göz uyumunun sağlanması bir olgunlaĢmadır.
NOT AL
SON ÇOCUKLUK ( OKUL DÖNEMĠ) ( 6-12 ) : Okul döneminde bedensel geliĢim ilk yıllara göre yavaĢ bir geliĢim
gösterir.

Küçük ve ince motor kas geliĢimleri oluĢmuĢtur. Daha zarif ve ince hareketler yapabilirler, küçük nesneleri
kullanabilirler.
Ġlk çocuklukta büyük ölçüde tamamlanan sinir sistemi burada artık tamamlanmıĢtır.
BaĢın vücuda oranı yetiĢkin seviyesine gelmiĢtir 1 / 8
Kemik geliĢimi kas geliĢiminden daha iyi durumdadır; bu yüzden büyüme ağrıları oluĢabilir.
Bel, kol ve bacak kemikleri ağır iĢleri yapmaya uygun değildir.
9-10 yaĢlarına kadar erkekler daha iri olurken 10-11 yaĢlarında kızlar daha iri olur.
El-göz uyumu sağlanır. Okuma – yazma becerisi geliĢir.






11-12 yaĢ döneminde erinliğe girerler ve hormonal değiĢiklikler görülür.
Bu dönem çocuklarında iç salgı bezleri oldukça önemlidir. Gırtlağın iki yanında bulunan tiroid bezi yeterince
salgı üretmezse bedensel ve zihinsel geliĢimde yavaĢlama görülecektir.
ERGENLĠK ( 12 – 18 ) Ergenlik dönemi 3 evrede ele alınır.
1.
2.
3.




Ön ergenlik ( Erinlik )
Ergenlik
Son Ergenlik
Ergenlikte fiziksel değiĢim hızlıdır. Bu yüzden bedensel değiĢimlere ayak uydurmak kolay değildir.
Üreme olgunluğu oluĢmaya baĢlar.
Ayrıca hızlı kemik kas geliĢimi vücut koordinasyonunu zorlaĢtırır, sakarlık gibi davranıĢlar gözlenmesine neden olur.
Ortalama olarak ergenlik dönemine kızların 11-13 erkeklerin 13-15 yaĢları arasında girdikleri kabul edilmekle birlikte bu
dönemin kesin sınırları yoktur.
Ergenliğin baĢlama ölçütleri genel olarak Ģu üç belirtiyle ortaya çıkmaktadır:
1.
2.
3.
Kızlarda ay hali , erkeklerde gece boĢalması
Ġdrarın kimyasal analizleri sonucu ortaya çıkan belirtiler
Kemik geliĢiminin röntgenle belirlenmesi
Erinlik ve ergenlik evrelerinde kızlar yılda ortalama 5 -10 kilo, erkekler ise yılda ortalama 7,5 -12 kilo
almaktadırlar.
Kızlar ergenlik dönemine GENELLĠKLE erkeklerden önce girer. Ancak kimi durumlarda (genetik- çevresel
faktörler) bazı erkek çocukları çevrelerindeki kız arkadaĢlarından daha önce ergenlik dönemine girebilir.
Ergenlikte Ortaya Çıkan Büyüme DeğiĢimlerinin YaĢlara GöreDağılımı
YaĢ
Kızlar
YaĢ
Erkekler
10-12
Ġç organların geliĢiminde kritik dönem
12-13
Ġç organların geliĢiminde kritik dönem
11-12
Göğüslerin ve kalça kemiğinin büyüme-sinin baĢlaması
13-14
Kasıklarda kıllanmanın baĢlaması
14-15
Kas geliĢiminin yoğunlaĢması ve koltuk altı kıllarının
geliĢimi
14-16
Cinsel organın büyümesi sperm üretimi
16-18
Yüzde kıllanmanın baĢlaması
19-21
Erkek biçim ve fiziğinin tamamlanması
Kasıklarda kıllanmanın baĢlaması
12-13
13-14
Koltuk altı kıllarının geliĢimi ve regl( ay hali)
görülmesi
DiĢi biçim ve fiziğin tamamlanması
15-18
NOT AL
Son dönemde genellikle kız çocuklarında görülen ANOREXĠA NEVROSA hastalığı ergenlik döneminde baĢlayan psikolojik nedenli
iĢtahsızlık ve aĢırı derecede kilo kaybı ile belirlenen, oldukça nadir oluĢan bir bozukluktur. Zayıflama isteği ile perhiz yapılması ve bunun
giderek aĢırı bir Ģekilde uygulanması bu rahatsızlığa yol açan bir nedendir. BULĠMĠNA NEVROSA: Sürekli aĢırı yemek yeme davranıĢı ile
baĢlayan ardından bireyin bu davranıĢının normal olmadığını fark edip, yemek yemeyi durduramayacağı korkusunun ortaya çıkması ve buna
bağlı olarak girilen depresyon hali olarak tanımlanır. ġahıs bu rahatsızlıkta yemek yeme davranıĢını telafi etmek için kusma yapabilir, bazı
ilaçlar kullanabilir.
Geç OlgunlaĢma ( GO) Erken OlgunlaĢma (EO)




EO erkek çocuklar akranları tarafından daha çok ilgi görmektedirler. Lider durumundadırlar. Daha dışa dönük,
karşı cinsle daha ilgilidirler. Kültürel normlara daha kolay uyum sağlarlar.
GO erkek çocuklar yaşıtları arasında pek popüler değildirler. Ancak çok hareketli ve enerjiktirler.
EO kız çocuklar, yetişkinlik döneminde yaşıtları ile karşılaştırıldıklarında daha çekingen olurlar. Sosyal ve kişilik
özellikleri açısından da ortalama düzeyin altındadırlar.
GO kız çocuklar, kendilerine daha güvenli, daha dışa dönük ve yaşıtları arasında daha popülerdirler.
Yukarıda bahsedilen özellikler genellenilebilir yargılar değildir. Hatta bu yazdığımız ifadelere karĢı çıkılması doğal ve
doğrudur. Yukarıda bahsedilenler doğulu toplumlar ( Asya ülkeleri vb) için geçerli olabilir ancak Batılı toplumlar için tam
doğru olmayabilir. Genel kabulün yukarıdaki gibi olduğu bilin ancak bu anlatılanları tam doğru kabul etmeyip hep esneklik
bırakın. En basit örneği Ģu Ģekilde olsun erken olgunlaĢmıĢ bir erkek çocuğu düĢünün yukarıda anllattıklarımızda erken
olgunlaĢma erkek çocuklar için bir avantaj gibi görünmektedir. Ancak bu çocuk suç oranının yüksek olduğu bir mahallede
yaĢıyorsa erken olgunlaĢması çete üyeliği, donjuanizm ( yaĢça büyük kadınlara aĢırı ilgi ), uyuĢtucu kullanma gibi olumsuz
sonuçlar da doğurabilir.
Birincil ve Ġkincil Cinsiyet Özellikleri
CĠNSEL OLGUNLAġMANIN BAġLAMASI
PÜBERTE DÖNEMĠ
BĠRĠNCĠL CĠNSĠYET ÖZELLĠKLERĠ: Birincil cinsiyet özellikleri üremedeki belirleyici geliĢimlerle ilgilidir.

Kızlarda, yumurtalık, rahim, vajina; erkelerde ise, testisler(yumurtalık) penis ve sperm birincil cinsiyet
özelliğidir.
ĠKĠNCĠL CĠNSĠYET ÖZELLĠKLERĠ: Vücutta doğrudan doğruya üreme faaliyetleri ile ilgili olmayan değiĢikliklerdir.

Kasıklarda kıllanma, sakal, kol ve bacaklarda kıllanma, sivilce, yüzde yağlanma, sesin kalınlaĢması göğüslerde
kabarma, sertleĢme ve göğüs düğümcükleri.
Ġkincil cinsiyet özelliklerinin ergenlik dönemindeki bireyde aĢırı olması ( Kızlarda aĢırı sivilceleĢme- kıllanma
göğüslerin büyüklüğü erkeklerde aĢırı göğüs büyümesi “jinekomasti-göğüs düğümcükleri” aĢırı kıllanma DUYGUSAL
GELĠġĠMLERĠNĠ olumsuz etkileyebilir.
Kadın cinsiyet hormonu olan östrojen ve erkek cinsiyet hormonu olan testosteron hormonu anne karnından
itibaren salgılanır. Yani bu hormonlar ilk kez ergenlik döneminde salgılanmaz. Ayrıca bir erkek östrojen bir kadın da
testosteron salgılayabilir. Bu hormonlar cinsiyet hormonu olsalar da birincil ya da ikincil cinsiyet özelliği değildirler; ama
birincil ve ikincil cinsiyet özelliklerimizin oluĢmasında etkilidirler.
KİŞİLİK GELİŞİMİ
FREUD ve PSĠKO-ANALĠZ
PSĠKO-SEKSÜEL GELĠġĠM KURAMI
BĠLĠNÇ SINIFLAMASI
( TOPOGRAFĠK KĠġĠLĠK KURAMI)
Freud’a göre bilinçlilik 3 bölümden oluĢur.
1. Bilinç: Farkında olduğumuz yaĢantıların bulunduğu yerdir. DıĢ
dünyadan ya da bedenin içinden gelen algıları fark edebilen zihin
bölgesidir.

Bilinç; düĢünce, duygu ve davranıĢlar arasındaki bağın
olduğu bölümdür.
YAPISAL KĠġĠLĠK KURAMI
ĠD: KiĢiliğin ilkel yanıdır ve sürekli olarak haz arar.





2. Bilinç öncesi : Bilincinde olmadığımız ama biraz düĢününce ya da
ufak bir çabayla hatırlayabildiğimiz yaĢantıların olduğu yerdir.
3. BilinçdıĢı: Bilinçli algılamanın dıĢında kalan tüm zihinsel olayları
içerir. BilinçdıĢında yer alan yaĢantılar ancak özel tekniklerle bilinç
düzeyine çıkarılır
( Hipnoz, telkin vs ) Freud‟a göre kiĢiliği
büyük ölçüde bilinçdıĢı süreçler belirler.

BilinçdıĢı kısım sansürlüdür. KiĢi orayı gizler ancak;
rüya – serbest çağrıĢım – hipnoz – anormal ruhsal
belirtilerde bu sansür kalkar ve bilinçdıĢı açığa çıkar.
BĠLĠNÇDIġI buz dağının GÖRÜNMEYEN kısmıdır. Yani
kiĢiliğin belirlendiği davranıĢların yönlendirildiği en önemli
zihinsel bölümdür

Gerçek dıĢı ve karĢılanmaz istek ve arzuları vardır.
Ruhsal enerji kaynağıdır ve kiĢiliğin biyolojik yanını
oluĢturur.
Bireyde bulunan iki içgüdü ( LĠBĠDO= Cinsel enerji ve
saldırganlık ) id kaynaklıdır.
Freud’a göre id ; iyi – kötü ya da ahlaki bakımdan
hiçbir değer yargısı bilmeyen bir kaynayan duygular
karmaĢası olarak tanımlar.
Ġd kiĢiliğin en erken geliĢen bölümüdür ve temel
biyolojik ihtiyaçları( cinsellik, açlık, acıdan kaçma vs )
içerir.
KĠġĠLĠĞĠN TEMEL SĠSTEMĠDĠR
SÜPEREGO: Ġdin aksine bireyin çevresinden ( anne – babatoplum ) öğrenmiĢ olduğu toplumsal kuralları, gelenekleri
vicdan ve ahlaki değerleri, idealleri kapsar.



Tüm davranıĢları ahlaki kuralları ve baĢkalarının
görüĢlerini dikkate alarak değerlendirir.
Ahlak ve kusursuzluk ilkesine göre çalıĢır.
Süperego’nun en önemli görevi idin kabul
edilemeyecek isteklerini bastırmaktır.
EGO: KiĢiliğin gerçeklik ilkesine göre hareket eder.


DıĢ dünya ( süper ego) ile id arasında arabuluculuk
yapar.
Ego hem idin isteklerini karĢılamak zorundadır hem de
süperegonun beklentilerine yanıt vermek zorundadır.
KiĢiliğin karar organıdır. Akılcı ve mantıklıdır. Ġd’in
isteklerini dikkate aldığı için plan yapma, erteleme gibi
çalıĢmaları vardır.
EGO; id ile süperegonun çatıĢmasıyla
baĢ edemezse SAVUNMA MEKANĠZMASINA baĢvurur
Ġd
Haz ( Hedonizm ) ilkesine göre
çalıĢır. ( Birincil Süreçleri kullanır –
refleks ya da rüyalar)

KiĢiliğin ilk geliĢen yanıdır.
Ego
Gerçeklik ilkesine göre çalıĢır.

Ġd‟le
beraber
geliĢir.Varlığını 1 aylıkken
hissettirir. BaĢta id ile tek
baĢına savaĢır. Süperego
daha yok.
Toplumsal ahlaki değerleri olmayan,
saldırgan ve cinsellik düĢkünü insanlar
Ġtaat ve Ceza
Saf Çıkarcılık
Sağlıklı kararlar alabilen, id’in ve
süperegonun isteklerini dengeleyebilen bireyler.
Sosyal SözleĢme
Evrensel Ahlak
Süperego
Vicdan ve ahlak ilkesine göre çalıĢır.

YaklaĢık 6 yaĢ civarında geliĢir.
(Varlığını ilk kez 3 yaĢ civarında hissettirir)
BaĢkalarının ve toplumun değerlerini
önemseyen, ahlaki değerlere çok bağlı kiĢiler
Ġyi Çocuk
Kanun ve Düzen
aĢırı
Freud‟a Göre KiĢilik Tipleri
Erotik Tip
Sevgi kaybetme korkusu ile yaĢarlar.
Kendisinden
sevgiyi
sakınanlara
bağımlı yaĢar.
- Başkaları ile olmayı sever
- Kalabalığı sever
- Kendisini
ve
başkalarını
“popüler”
“doğru
olanı
yapmak” “toplumsal baskı”
gibi değerlerle ölçer
- Abartmayı sever
Obsesif Tip
Vicdanı ile mücadele eder, “takıntılı”
tipler diyebiliriz.
- Eleştirir, şüphecidir
- Kolay kolay etkilenmez
- Rasyonel ( akılcı ) olmakla
övünür
- Basit olayları karmaşık bir
biçimde yorumlar
Narsist Tip
Kendini yaĢatma ve var etme savaĢındadır.
- Kusuru başkalarına atar
- Başkalarıyla ilişkilerinde kendini
beğenir
- Kendisiyle ilgili endişelerin
farkında değildir
- Kendisinden memnundur
ĠD – EGO – SÜPEREGO KARġILAġTIRARAK DERĠNLEġTĠRELĠM
ĠD ( Alt Ben):
 KiĢiliğin temel sistemidir.
 Ego ve süperego ondan ayrımlaĢarak geliĢir.
 Kalıtsal olarak gelen, içgüdüleri içeren, doğuĢtan var olan psikolojik eğilimlerin tümüdür.
 Egonun ve süperegonun çalıĢması için gerekli enerjiyi üretir ( Yani id yoksa ego ve süperegoya da gerek yoktur)
 Ġd, biriken enerjisini bir an önce boĢaltmak ister ( SABIRSIZDIR)
Kırmızı ıĢıkta durmuĢsunuz daha sarı yanarken arkadan kornaya basan sabırsız Ģoförlerde id egemendir deriz.
Cinsel ve saldırgan itkilerini denetleyemeyen bir an önce boĢaltmak isteyen kiĢilerde id egemendir.
EGO ( Ben) :
 KiĢiliğin karar organı, mantıklı sürecidir.
 Pratiktir.
 Gerçekliğin yol gösterenidir. Uyum sağlar
 Ego’nun aynı zamanda ketleyici bir özelliği de vardır. Yani id’i baskılayarak savunma mekanizması üretmek gibi.
Ancak bu iĢlevi bilinçdıĢıdır ( Yani ego savunma mekanizması yaptığında organizma bunu bilinçli olarak algılamaz;
daha net bir ifade ile çoğu kez yaptığımız savunma mekanizmalarını fark etmeyiz.
SÜPEREGO ( Üst Ben) :
 Anal dönemde temelleri atılır ( 3 yaĢ ) fallik dönemde tam olarak Ģekillenir ( 6 yaĢ)
 Ödül ve ceza mekanizmasına sahiptir ( Organizmanın yaptığı davranıĢları ahlaki değerlere uygun bulursa ödüllendirir,
uygun görmezse de korku – vicdan azabı vb Ģekilde cezalandırır.
ġimdi anlatacakların garip ya da saçma gelebilir. ( Derdinizi Freud Amca’ya anlatın) Ama dikkatlice okuyun.
Süperegonun bilinçdıĢı cezalandırma süreçleri de vardır. Hiç, suç iĢledikten kısa bir süre sonra mesela birkaç gün sonra
baĢınıza kötü bir Ģey geldi mi? Geldi ise Freud bunu Ģu Ģekilde açıklıyor. Diyelim ki annenizin cüzdanından para caldınız ve
bunu çatır çatır yediniz. Hiç de piĢman değilsiniz ve içiniz rahat ( SĠZ ÖYLE SANIN) Ancak süperegonun bilinçli algılama
dıĢında kalan bir kısmı daha vardır ki burası siz fark etmeseniz de yaptığınız davranıĢtan ötürü vicdan azabı çeker. Anneninizin
parasını çaldınız ve yakalanmadınız, yani ceza almadınız. Süperegonuz sizi dalgınlaĢtırır, sinirlileĢtirir ve sokakta giderken
birine çarparsınız, karĢınızdaki kiĢi dikkat eder misin der ve siz de sanane be kardeĢim dersiniz ( sinirlisiniz ya ) ve bir güzel
dayak yersiniz. Bu Ģekilde annenizin vermediği cezayı sokaktaki kiĢi verir. Freud buna süperegonun bilinçdıĢı cezalandırması
der. GARĠP ama GERÇEK Bir nevi süperegonun bizden intikamı. Bizi o kiĢiden dayak yemeye zorladı. Ama farkında değiliz.!
Süperegonuzu SĠNĠRLENDĠRMEYĠN !
Psiko-Seksüel GeliĢim Dönemleri
Oral Dönem
(0-1)
Fallik Dönem
(3-6)
Anal Dönem
(1-3)
Gizil(Letans) Dönem
(7-11)
Genital Dönem
(12-18)
ORAL – DUYUM DÖNEMĠ ( 0-1/1,5 yaĢ ) : En önemli haz kaynağı ağızdır. Bebek emmekten haz alır. Ancak aĢırı
emzirme veya memeden erken kesme ileride sorunlar, bağımlılıklar yaratabilir.
- EROJEN ( CĠNSEL) BÖLGE baĢta AĞIZ olmak üzere DERĠ ve DĠġTĠR.

Tırnak yeme, kalem ısırma, sigarada dudak tiryakiliği, aĢırı yemek yeme bu dönemi sorunlu geçiren bireylerde
görülebilir.

Çocuğun birden sütten kesilmesi yaĢama küsmesine neden olabilir, anneye düĢmanlık ya da anneyi aĢırı sevme
gibi zıt duygular yaratabilir.

Ağız yoluyla haz dönemine takılan(fiksasyon-saplantı) bireylerde kiĢilik oral karakter kazanır. Gerginlik –
bağımlı ve karmaĢık bir duygusal yapı görülebilir. Ayrıca bu döneme takılanlar saf, iyimser, ya da bunların zıttı,
kötümser, sömürücü vs olabilir.
Freud özellikle oral dönemde ihmal edilen yeterince sevilmeyen, yeterince dokunma duyusunu yaĢamayan
bebeklerin ileriki yaĢlarda psikoz(ciddi akıl hastalığı) geçirebileceklerini söyler.
ORAL DÖNEM
Erotik Oral ( 0 – 8 ay): Libido enerjisi ağza, dudaklara,
dile, deriye ve duyu organlarına yatırılır.
Sad‟ık (Sadist) Oral ( 8 – 18 ay) : Libido enerjisinin
temel kaynakları, diĢler, deriler, deri ve duyu organlarıdır.
Bu dönemdeki cinsel hazlar: Emme, yutma, fiziksel
temas,gözlemleme gibi etkinliklerdir.
Anne çocuğun isteklerini karĢılamazsa ( emme – temas vs)
çocukta savunma mekanizması olarak yadsımayı ( inkarı –
emme isteğini inkar etme ) oluĢturabilir.
Fallik Dönem
(3-6)
Oraltakılanlar:
Dönem
Anal Dönem
Bu döneme
Edilgenlik, bağımlılık, merak,
iyimserlik, sigara
içme eğilimi, oburluk, konuĢma hastalığı
(0-1)
(1-3)
Gizil(Letans) Dönem
(7-11)
Genital Dönem
(12-18)
ANAL – KAS DÖNEMĠ ( 1-3 yaĢ ) : Ġdrar ve dıĢkı çıkarma ile ilgili dönemdir. DıĢkılamanın olduğu organ önemlidir ve
haz kaynağıdır. EROJEN (CĠNSEL) BÖLGE ANÜSTÜR.

Çocuk bu dönemde hem çevresini hem de kendi bedenini kontrol etmeyi öğrenir idrarını tutmak için gerekli
olgunluktadır.

Tuvalet kontrolü eğitimi çok önemlidir. Katı- baskıcı bir tuvalet eğitimi veren anne ve babalar çocuğun bu döneme
bağımlı kalmasına neden olabilirler. ġöyle düĢünelim bu dönemde çocuk iki Ģeyden “cinsel” haz duymakta. Birincisi
kakasını yapmaktan ikincisi ise tutmaktan. ġimdi diyelim ki çocuğumuz kakasını tutmakta ve yapmak istememekte
( Yani haz aldığı bir eylemi yapmakta) anne çocuğu zorla tuvalete götürürse çocukta ĠNAT – YIKICILIK duyguları
geliĢir.

Baskıcı tuvalet eğitimi çocukta ĠNAT duygusu yaratabilir anne ve babayı protesto amaçlı kakasını yapmama ya da
ulu orta yere yapma gözlenebilir.

Bu döneme takılan bireylerde inatçılık, cimrilik, yıkıcılık, sinirlilik, saldırganlık vs gibi sorunlar yaĢayabilir.
Çocuk ilk defa bu dönemde önce aile içi kurallar ve sonra da toplumsal kurallarla karĢılaĢır. Annenin ya da aile
bireylerinin isteklerinin farkına varır, onlara uygun tepkiler vermeye çalıĢır. AĠLE ile ĠLK ÇATIġMA BAġLAR.
Ergenlik döneminde ortaya çıkan saldırganlık, hırçınlık vs yıkıcı duygular bu döneme saplantının göstergeleri
olabilir.
ANAL DÖNEM
Sad‟ık (Sadist) Anal: Anal dönemin ilk kısmıdır.
Erotik Anal: Anal dönemin ikinci kısmıdır.
Temel hazlar: DıĢa atıcıdır ve dıĢkılama, boĢaltım ya da
tahrip etme gibi etkinliklerle ortaya çıkar.
Temel hazlar: Tutma Ģeklindedir. ÇiĢini ve kakasını
tutma gibi etkinliklerle ortaya çıkar.
Bu
dönemin
karakter
düzensizlik,
sorumsuzluk,
zirzopluktur.
Bu dönemin karakter özellikleri: Düzenden hoĢlanma,
dikkafalılık, cimrilik, ihtiyatlılık, kuralcılıktan hoĢlanma,
koleksiyonculuğa eğilim, kararsızlık vs.
1.
2.
özellikleri:
düĢmanlık,
Ģehvetperestlik,
pislik
Anal dönemde titiz bir tuvalet eğitimi geçiren bir birey ANAL TUTUCU , baĢka bir deyiĢle sıkı, cimri, inatçı, sürekli
kendini denetim altında tutan bir birey olarak geliĢtirebilir.
Tuvalet eğitimi son derece gevĢek olan bir bireyde de ANAL ĠTĠCĠ bir kiĢilik geliĢebilir ve aldırmaz,
vurdumduymaz, dağınık, düzensiz bir birey olabilir.
FALLĠK DÖNEM – ÖDĠPAL DÖNEM ( 3 – 7 yaĢ ) : Çocuklar bu dönemde genital organlarından ( cinsel organları )
zevk aldıklarını fark ederler. KarĢı cinse ya da ebeveyne karĢı aĢırı olarak daha fazla sevgi gösterisinde bulunurlar EROJEN
BÖLGE GENĠTAL BÖLGEDĠR ( CĠNSEL ORGANLARI)



Bu dönem erkekleri bayan yetiĢkinlere kızlar da erkek yetiĢkinlere ilgi duyar bu ilgi aĢırı boyutlara taĢabilir bu
yüzden yetiĢkinler çocukların bu tip davranıĢlarını pekiĢtirmemek için çok yakın “sevgi dolu”
YAKLAġMAMALIDIRLAR.
Freud’a göre cinsiyet farklılıklarının kavrandığı dönem fallik dönemin baĢlarıdır.
Çocuklar cinsel içerikli soruları sıkça sorarlar. Bu sorulara makul ve gerçekçi yanıtlar verilmeli ( Seni leylekler
getirdi, sabah baktık yatağın altındasın, yatağımıza Ģeker koyduk sen geldin gibi yanıtlar verilmemeli ) Bu yanıtlar
çocukta karmaĢa yaratabilir.
BU DÖNEMDEKĠ KOMPLEKS – KAYGI – KORKULAR
Katrasyon (ĠğdiĢlik Korkusu) : Erkek çocuğu 5
yaĢ civarında annesine cinsel enerjiyi yatırması
sonucu bu durumun babası tarafından öğrenileceği
ve cinsel organının babası tarafından kesileceği
korkusu.
Bu dönemde erkek çocuklarına
“sünnetçiyi
çağırırım” gibi Ģakaların yapılması onlarda yer alan
bu korkuyu deĢebilir.


Katrasyona takılan erkek çocukları ileride
kadınlara karĢı anlayıĢsız olabilir, onları
aĢağılayıp
kendini
üstün görebilir.
Erkekliği üstün görebilir.
Babaları tarafından cinsel organlarının
kesileceğini düĢünmeleridir.
Katrasyon genelde erkek çocuklar için
bilinse de kız çocuklarında da farklı bir Ģekilde
vardır. ( Bunu derste anlatacağız ) !
Katrasyon fobisi erkek çocuklarında
odipustan çıkıĢta etkili iken kız çocuklarını
elektraya daha yaklaĢtırır yani giriĢte etkilidir.
(Derste açıklayacağız. ) !





ÖDĠPAL KARMAġALAR
Oedipus
Elektra
Oedipus KarmaĢası: Bu karmaĢada erkek çocukları annelerine karĢı
bir tür cinsel yakınlık duyar .Bu durumun babaları tarafından
öğrenileceğinden
korkarlar
.Babaları
tarafından
cezalandırılacaklarından korkarlar. Babayı rakip görme hatta onu düĢman
görme olabilir.
Oedipus karmaĢasında erkek çocuk babaya karĢı haset
anneye karĢı da kıskançlık duygusu besler.
Elektra KarmaĢası: Kız çocuklarının babaya karĢı cinsel yaklaĢım
duymasıdır. Bu durumun anneleri tarafından öğrenildiğinde
cezalandırılacaklarını düĢünürler
Kız çocuklarının Elektra karmaĢasını çözmesi erkek
çocuklarının Oedipus karmaĢasını çözmesinden daha ZORDUR.
Çünkü kız çocuklarda süperego daha geç Ģekillenmektedir.
( Genelde bunun aksi düĢünülür ama durum böyledir.)
FALLĠ DÖNEME SAPLANANLAR
Kadın düĢmanları , erkekliği yüceltenler ( Örneğin bir kadın eĢi kendini aldattığında, eĢini değil kadını suçlar, bu bir
fallik dönem saplantısıdır.
AĢırı vicdanlılar ya da vicdansızlar. ( Örneğin olan her Ģeyde kendini suçlayanlar, merhamet duyguları çok fazla olanlar,
ya da bunların tam tersi kiĢiler. )
Evlenememe problemi yaĢayanlar. ( Örneğin bir erkeğin evlenecek kadın bulamaması, annesinden baĢka bir kadınla asla
yapamayacağını düĢünmesi bu dönem saplantısıdır. )
ĠNTĠKAMCILAR ( Örneğin seri katiller )
Aile büyüklerini öldürmeyi düĢünenler.
Bu dönemde erkek çocukları annelerine duydukları hayranlık ve cinsel enerji yatırımından kaynaklı, babalarını
bir rakip olarak görürler. Ve babayı öldürme planları kurarlar ( Aman dikkat) Tabi bu planlar eyleme geçmez; çocuk
yaklaĢık 6 yaĢ civarında vicdan geliĢimiyle ( süperego) annesine yatırdığı bu cinsel enerji ve babasını öldürme
düĢüncesinin suçluluğunu yaĢar. Yine bu yaĢ civarlarında çocuk yaĢadığı ödipal karmaĢayı atlatır – çözer ve sağlıklı
bir Ģekilde diğer döneme geçer. Ancak bu dönemde çocukların ödipal karmaĢalarını atlatmalarını engelleyen durumlar
vardır. Örneğin 5 yaĢındaki Selim’i ele alalım. Selim annesine karĢı cinsel enerji yatırmıĢ olsun. Bu durumda babasına da
düĢmanlık duyguları besleyecektir. Ancak normal bir insandan annesine cinsel enerji yatırıp babasını düĢman görmesi
beklenmez. Fakat Selim’in babası Selim’i her gün dövüyor olsun. Bu durumda baba çocukta zaten var olan düĢmanlık
duygusunu daha da derinleĢtirecek çocuk anneye daha da yaklaĢacaktır. Ödipal karmaĢayı çözmek zorlaĢacaktır. Babayı
model almakta zorlanacaktır. Hatta anneyi cinsel model alıp oğlancılık ( Gay – EĢcinsellik) cinsel sapkınlıkları (?)
gözlenebilecekti
Ergenlik döneminde de görülen aile bireylerini öldürme düĢüncesi bu döneme ait bir saplantı olarak görülebilir.
GĠZĠL ( LATENT) DÖNEM ( 7 – 12 yaĢ):

Çocuk bir önceki dönemde büyük fırtınalar
yaĢamıĢtı kız çocuğu babaya erkek çocuğu da
anneye yatırdığı cinsel enerjinin suçluluğu ile
boğuĢmuĢtu. Bu döneme bu tip karmaĢalarını
çözen çocuğumuz cinsel konulardan çok
hoĢlanmaz; cinsel istek ve arzularını oyun, sosyal
becerilerle bastırır.
Çocuğun bu dönemde en çok yaptığı iki savunma
mekanizması bastırma ve yüceltmedir. Çocuk
içindeki cinsel enerjiyi ve saldırganlığı hareketli
oyunlarla iyi amaçlar için kullanır. ( Yüceltme)
KarĢı cinse düĢmanlık vardır; hemcinslere yakınlaĢma
vardır.



Çocuk kendini oyuna vermiĢtir ve oyun grupları
hemcinslerinden oluĢur.

Çocuğun ilgisi evden ziyade okul ve arkadaĢlarına
yönelir.

Çocuğun cinsel konularda eğitilebileceği uygun bir
dönemdir.
GENĠTAL DÖNEM ( 12-18 yaĢ )




Cinsel geliĢim hızlanır, üreme sistemi geliĢir.
Cinsel olgunluk oluĢur, karĢı cinse ilgi artar.
Cinsel enerji tekrar genital bölgeye kayar.
Bu dönemde öğretmenlere ve aileye büyük görevler
düĢmektedir.
Önceki dönemlerde oluĢan saplantılar bu dönemde
açığa çıkar. Örneğin çocuğumuzun anal döneme saplanıp
saplanmadığını
bu
dönemdeki
davranıĢlarından
anlayabiliriz.
ÖNEMLĠ BĠRKAÇ HATIRLATMA

Normal koĢullarda ĠD, EGO ve SÜPEREGO uyumlu bir çalıĢma içindedirler ve çatıĢmaya girmezler. Ġpler EGONUN
elindedir ancak EGO dengeyi kaçırırsa çatıĢmadan ĠD ya da SÜPEREGO baskın çıkar ikisi de ruhsal bozukluğa yol
açar. ( Hiç ahlaki değeri olmayan, utanmayan, her istediğini her yerde çekinmeden yapan biri ya da aĢırı derecede
ahlaki değerlere takılmıĢ, takıntılı biri düĢünün )

Freud’a göre insan evladı doğuĢtan kötüdür ( Çiğ süt emmiĢtir) Çünkü saldırganlık ve cinsellik dürtüleri ile dünyaya
gelirler. Freud’a göre bireyler libidolarını ( cinsellik ve saldırganlık) dürtülerini rahatça boĢaltabilselerdi psikolojik
sorunlar yaĢamazlardı.

Freud’a göre kiĢiliğin oluĢmasında ve belirlenmesinde 0-6 yaĢ arası oldukça önemli ve temel belirleyicidir

Freud’a göre kiĢilik yapısında önce ĠD sonra EGO en son ise SÜPEREGO Ģekillenir.

Freud için „SAPLANTI ” kavramı oldukça önemlidir. Bir dönemde kazanılması gereken davranıĢ
kazanılmadığında öbür boyu sorunlara sebep olabilir demektedir. Kritik dönem olarak da düĢünebiliriz.
Buna karĢılık ERĠKSON daha iyimser bir geliĢim tablosu çizmiĢtir.
NOT AL
ÇatıĢmalar engellemelerden doğar, engellemelerin kaynağı bedensel ( aĢırı kilo) , toplumsal
( sosyal baskı )
, psikolojik ( fobiler – kaygılar) olabilir. Hatta bazen doğal çevre bile engel doğurabilir. Örneğin arkadaĢı ile buluĢmak
isteyen biri için aĢırı yağıĢlı ve soğuk hava bir engeldir. Bunlara nesnel engel denir. Engel bir bireyin istediğini yapmasını
engelleyen ona ulaĢamamasına neden olan her Ģey olarak tabi edilebilir. Çok sevdiği erkek ile evlendirilmeyen bir genç kız
için engel ailesidir. ( Toplumsal engeller)
ÇATIġMA TÜRLERĠ
YaklaĢma – YaklaĢma: Birey iki farklı kiĢiyi , iki farklı nesneyi, iki farklı durumu vs aynı anda istiyorsa, ikisine de sahip olmak
istiyorsa bir kararsızlık – seçememe yaĢar. Buna yanaĢma – yanaĢma ( YaklaĢma - YaklaĢma) çatıĢması denir.
Bu çatıĢmayı bireyin yaĢayabilmesi için iki nesneyi – bireyi vb eĢit derecede istemesi gerekir. Eğer biri diğerinden
daha ağır basıyorsa çatıĢma yaĢanmaz ağır basan tercih edilir.
Örneğin:
 Mehmet bir ziyafet masasına oturmuĢtur. Önüne gelen yemek mönüsünde sevdiği birçok yemek vardır ve hangisini
seçeceği konusunda bir türlü karar veremez Bu örnekte kiĢi birden fazla nesne arasında tercih yapmak istemekte;
ancak tercih nesnelerinin hepsine sahip olmak istemekte; fakat birini seçmek durumunda.
 Ancak bir film izleyecek zamanı olan birinin Yüzüklerin Efendisi mi yoksa Soysuzlar Çetesini mi izleyim diye
düĢünmesi kararsızlık yaĢaması ġahıs her iki filmi de izlemek istemektedir.
 Bir kiĢi sinemaya mı yoksa tiyatroya mı gideceği konusunda karar verememektedir. ġayet ikisine de gidecek zamanı
ve parası olsaydı bu çatıĢmayı yaĢar mıydı ? Yanıtı AġAĞIDA
YanaĢma – yaĢanma çatıĢması yaĢayan biri eğer tercih nesnelerinin hepsini elde edebilecek durumda ise ( parası
varsa – zamanı varsa – midesinde yer varsa vb ) çatıĢma yaĢamaz. Zaten hepsini alır. !!!
Kaçınma – Kaçınma ( Trajedi ÇatıĢmaları) ÇatıĢmalar içinde en trajik olanıdır. Çözülememesi ağır travmalara yol açabilir.
KiĢi istemediği iki nesneyi, kiĢiyi, durumu seçme zorunluluğunu yaĢayabilir.
Örneğin:



AĢağı tükürsen bıyık, yukarı tükürsen sakal durumu denebilir.
Ahmet belindeki rahatsızlıktan çok Ģikâyetçidir (Kaçınma) ve ameliyat olması gerekmektedir. Ancak ameliyattan da
korkmaktadır.(kaçınma) Bu durumda hem istemediği bel ağrısı hem de baĢka istemediği ameliyat durumlarından birini
seçmek durumunda kalmıĢtır. Örneğe dikkat ettiyseniz Ģahıs neyi seçerse seçsin yani ameliyat olsun ya da olmasın
iki durumda da istemediği – kaçındığı durum ile karĢılaĢıyor.
AyĢe’nin babası ona bir akrabalarının çocuğu olan Muhsin’den bahsetmiĢ ve onla evlenmesini istemiĢtir. Ancak AyĢe
baĢkasını sevmektedir. ( Muhsin’den Kaçınma) Buna karĢılık Muhsin’le evlenmeyerek ailesini de karĢısına almak
istememektedir
(Sosyal baskıdan Kaçınma) ġimdi zavallı AyĢe ne yapsın? Ne yaparsa yapsın mutsuz olacak...
YanaĢma Kaçınma: Aynı durumun, kiĢinin, nesnenin sevdiğimiz ve sevmediğimiz yanları iç içe olabilir. Örneğin , bir insanın
bazı özelliklerini çok severiz ve bu yüzden onu isteriz; ancak yine aynı insanın öyle özellikleri vardır ki bizi iter, bu durumda
çeken ve iten aynı anda olduğu için yaĢanacak çatıĢma yanaĢma – kaçınma olacaktır.



Pasta, tek başına ele aldığımızda tadı – damakta verdiği hazzı nedeniyle bizi çeker ( yanaşma) ancak aynı pasta kilo
aldırdığı, nişasta bazlı şeker içerdiği vs bizi iter ( kaçınma ) Bu örneği cips, kola vs açısından da düşünebilirsiniz. Yiyip
yememe konusunda git gel yaşarız elimiz bir uzanır bir geri çekilir, içimizdeki şeytan ye onu der; diğer taraftan
içimizdeki melek yeme der.
Çizgi filmlerde karakterin iki tarafında iyilik ve kötülük melekleri belirir ve biri işi yap der ( yanaşma) diğeri ise yapma
der ( kaçınma )
Mersin’de yaşayan Serpil’e Kars Sarıkamış’tan çok zengin bir kısmet çıkar. Zengin olan bu delikanlı aynı zamanda da çok
yakışıklıdır. Serpil güzel bir gelecek adına bu zengin kısmeti ile evlenmek ister (Yanaşma) ancak Kars Sarıkamış gibi uzak
ve soğuk bir yerde yaşamak onu endişelendirir( Kaçınma) ve bir türlü karar veremez.
Yaklaştıkça kaçınırız, kaçındıkça yaklaşırız. Ne demek istedik. ArkadaĢlarınız dedi ki gel paraĢütle atlayalım. Ne zaman
atlayacağız 3 ay sonra. ġimdiden parasını ödedik ( Çünkü daha çok zaman var 3 ay , yani daha zaman var yaklaĢırız. Ancak gün
yaklaĢtıkça heyecanımız artar paraĢütle atlamanın ne kadar korkutucu olduğunu düĢünürüz ve belki de vazgeçeriz ( kaçınma)
Yani özetle bir eylemin gerçekleĢtirilmesine daha çok varsa yanaĢma maksimum seviyede; eylemi yapmaya en yakın
olduğumuz anda ise kaçınma maksimum seviyededir.
SAVUNMA MEKANĠZMALARI
BAġA ÇIKMA DAVRANIġLARI

Savunma mekanizmaları ego‟nun bilinçdıĢı davranıĢlarıdır. Yani organizma savunma mekanizması yaptığının
çoğu kez farkında değildir. Hatta kiĢiye savunma mekanizması yaptığı söylendiğinde direnç göstermekte “ne alakası
var kardeĢim” gibi inkar mekanizmasını harekete geçirmektedir.

Her insan savunma mekanizması yapabilir. Az ya da çok. Sıklıkla savunma mekanizması yapmak EGO‟nun
problem çözme becerilerinden yoksun olduğunu gösterdiği için sorun kabul edilir. Ancak savunma mekanizması
kullanmak ruhsal bir bozukluk değildir ( Çok sık ve uçlarda olmuyorsa tabi )

Savunma mekanizmlarına Ego problem durumunu çözmediğinde baĢvurur. Bu Ģekilde kaygıdan uzaklaĢır ve psikolojik
sağlığı koruma altına alır. Ancak unutulmasın ki bazı savunma mekanizmalarının aĢırı kullanılması da sorun kabul
edilir. Örneğin her insan yansıtma savunma mekanizması yapmıĢtır. Ancak bu mekanizmanın aĢırısı kiĢiyi paranoya
hastası eder. Makul düzeyde savunma mekanizması normaldir ( Günde 3 kere tok karna 

Savunma mekanizmaları, içsel ve dıĢsal etkenler sebebiyle bozulan dengenin yeniden sağlanmasıdır.
BASTIRMA ( GÜDÜSEL UNUTMA – REPRESYON):
Freud tarafından ilk kez ortaya atılmıĢtır. Bireyin uygun
görmediği isteklerini, anılarını bilincinden uzaklaĢtırmasıdır.
ÖRNEKLER ve AÇIKLAMALAR:
Her nefis bir gün ölümü tadacaktır. Bu söz en büyük
bastırmamız olan ölüm ve ölüm korkusunu bize hatırlatır.
Sakin olun birkaç saat sonra tekrar ölümü unutacaksınız. Bu
sizin elinizde değil EGONUZUN size bir kıyağıdır.
DüĢünsenize 7 X 24 ölümü düĢünüyorsunuz ne olurdu ? Her
halde kafayı yerdik...
Bir kiĢinin borcunu, ya da ders saatini unutması. KiĢi
istemediği bazı durumları zihninden uzaklaĢtırır.
Lisede, ilkokulda ya da çocukken yaĢadığımız travmatik –
üzücü olayları unutmamız.
Çocuklar fallik dönemdeki ödipal karmaĢalarını ilkokul
yıllarında bastırır. Vb.
Bastırdığımız duygu – düĢünce – itki ( güdü – istek)
vb. durumlar ne zaman açığa çıkar?
a) UyuĢturucu ve alkol kullanımlarında ( sarhoĢken)
b) Rüyalarda
c) Dil sürçmelerinde
d) ġakalarda
e) Ağır ruhsal bozukluklarda
Bir savunma mekanizması olarak DĠL SÜRÇMESĠ: Freud
dil sürçmelerini de bir savunma mekanizması olarak görür.
Ġnsanın içinde biriken cinsel ve saldırgan enerji – ki biz
bunlara bastırılan itkiler diyoruz- dil sürçmeleri yolu ile açığa
çıkabilir. Örneğin bir kiĢi “mahrumiyet” kelimesini
kullanacağı yerde “mahremiyet” gibi cinsel çağrıĢımı olan bir
kelimeyi dil sürçmesi ile söylemesi ya da aĢırı saldırgan
duygularını bastıran birinin “kar” diyeceğine “kan” demesi
gibi.
Bir savunma mekanizması olarak ġAKA ( ġAKALAġMA):
KiĢinin benliğini rahatsız eden bir durumu Ģaka yolu ile dıĢa
vurmasıdır. KiĢi sevmediği birine karĢı duygularını Ģaka yollu
dıĢavurabilir ya da cinsel dürtülerimizi de cinsel içerikli
Ģakalar yoluyla dıĢavurabiliriz. ( Ġçimizde kalıp ileride daha
büyük sorun çıkartacağına dıĢavur gitsin rahat ol yani 
KARġIT TEPKĠ GELĠġTĠRME ( Güdüleri çarpıtma): KiĢinin
gerçekte hissettiği ya da sahip olduğu istek – itkileri
doyuramadığında bunların tam tersinin aĢırı savunucusu olabilir.
Ġçdünyasında aĢırı saldırgan olan birinin aĢırı nazik davranması,
cinsel itkileri güçlü olan birinin aĢırı ahlakçı davranması gibi. Ya
da aslında kıskandığımız ve nefret ettiğimiz birini aĢırı sevmemiz
gibi.
KARTIġ TEPKĠ MEKANĠZMASI YANLIġ
ANLAġILMASIN. DĠKKAT!!! KarĢıt tepki mekanizması ne
değildir. Diyelim ki birinden nefret ediyorsunuz. Ancak gerçek
duygunuz olan bu durumu ona yansıtamıyorsunuz. Bu durumda
onun yanında onu seviyormuĢ gibi yapıp o gidince küfretmek
değildir. KarĢıt tepki mekanizmasında o nefret ettiğimiz kiĢiyi
gerçekten sever hale geliyoruz. Çünkü nefret etmek bizi rahatsız
ediyor. Ego’muz diyor ki nefret edip kıskanıp üzüleceğine sev
gitsin...ġimdi herkes en sevdiği arkadaĢını düĢünsün. Ġyice
düĢünün belki de bilinçaltınızda ondan nefret ediyor ya da onu
kıskanıyorsunuzdur. Ne dersiniz?
ÖRNEKLER ve AÇIKLAMALAR:
Cinselliğe aĢırı derecede düĢkün bir erkek, çevresine oldukça
namus düĢkünü, ahlak timsali olarak görünebilir. Her yerde
namus kavramının öneminden bahsedebilir. Çünkü cinsellik
düĢkünü olmak onun benliğini zedeliyor. Bir savunma
hazırlaması lazım egonun, çünkü idin ( cinsellik) istekleri ile
baĢ edemiyor. Ego ne yapıyor bu durumda gel kardeĢ süperego
diyor ve namus – ahlak timsali düĢünceler üretiyor. ÇatıĢmaya
süperego’yu mutlu eden bir çözüm getiriyor.
Aslında bir erkekle evlenmeyi çok isteyen ancak bu isteği
herhangi bir sebeple yerine gelmemiĢ birinin zamanla erkek
düĢmanı olması
Normalde aĢırı dağınık ve kirli olan birinin bir süre sonra aĢırı
düzenli ve temizlik düĢkünü hale gelmesi. ( Ġçdünyasında o
dağınık)
Seri katiller genelde temiz yüzlü ve çevresi tarafından sevilen
hatta çok iyi bir insan olarak bilinen insanlardır. Ancak iç
dünyaları bunun tam tersi...
MANTIĞA BÜRÜME ( RasyonelleĢtirme – Bahane /
Neden Bulma – Akla UygunlaĢtırma) : Bir insanın bir
davranıĢı neden yaptığını bazen tam olarak bilemeyiz. Sebebi
pek
bilinmeyen
davranıĢ
baĢkaları
tarafından
onaylanmayacaksa bu davranıĢa hafifletici ve toplumun
benimseyeceği nedenler bulmaktır
ENTELEKTÜELLEġTĠRME ( Soyut kavramlara bürüme –
DüĢünselleĢtirme) : Mantığa bürümenin iki üniversite bir mastır
bir doktora bitirmiĢ halidir. !
 Üst düzey kelime dağarcığına sahip entelektüel ya da
akademik birikimi yüksek kiĢilerde görülebilecek bir tür
mantığa bürüme mekanizmasıdır.
Mantığa bürüme savunma mekanizmasının altında
yatan biliĢsel süreç “Senin düĢüncelerini kimse okuyamaz ya
da bir eylemi hangi nednele yaptığını kimse kesin olarak
bilemez o halde bir eylemi neden yaptığını rahatlıkla değiĢtirip
buna sen de inananabilirsin” düĢüncesi yatar. Yani matığa
bürüme mekanizması yapan bir kiĢi bulduğu nedene
kendisi de inanır.
30 yaĢına geldiği halde evlenememiĢ bir orta okul
mezunu kadına neden evlenmedin diye sorarsanız, ben istemedim
( mantığa bürüme) erkekler yüzünden
( yansıtma )gibi sözler
sarf edebilir. Ancak bu sözü aynı Ģartlardaki bir üniversite
mezunu, bilgi birikimi yüksek birine sorduğunuzda size Ģunu
söyleyebilir: “ Evlilik denen Ģey erkek egemen düzenin kültürel
alt yapısının üst yapıya aile kurumu adı altında yansımasıdır.
Kadının erkek karĢısındaki köleliğinin devletin resmi belgesi ile
somutlanmasıdır. Ayrıca evlenince giydirilen beyaz gelinliğin
arketipi, pangan inanıĢ döneminde Tanrıya kurban verilen kıza
giydirilen kıyafetlere dayanır. Beyaz gelinlik , kadınlara
erkeklerin istediği biçimde temiz kalmayı dayatan bir simgedir ;
ancak erkeklere beyaz damatlık giydirilmemektedir çünkü
erkeklerin temiz kalması Ģart değildir. Ben bu yüzden
evlenmedim” diyecektir. Biz ne diyecez tabi mutlaka öyledir. (
?)
ÖRNEKLER ve AÇIKLAMALAR:
Partiye davet edilseydim de gitmezdim çünkü kalabalığı
sevmem. He biz de yedik. Görüldüğü gibi Ģahıs kalabalığı
sevmediğim için partiye gitmiyorum diyor. Halbuki gerçek
sebep Ģu : “Ben uyuzun tekiyim bir de çirkinim, benim gibi
uyuz ve çirkin birini kim davet eder ki partiye”dir. Ama bir
insanın bunu kabul etmesi sizce kolay mı ? Tabii ki hayır o
halde çek bir porsiyon mantığa bürüme.
Mantığa bürüme savunma mekanizması yapan kiĢiler
ürettikleri nedene kendileri de inanır. Eğer savunma
mekanizması yaptıklarını söylerseniz gerginleĢir, direnç
gösterir hatta ısırabilirler 
Aslında çok çalıĢkan olmayan ve sınava doğru dürüst
hazırlanmamıĢ birinin, sağlık problemlerim yüzünden sınavı
kazanamadım demesi Asıl neden olan tembelliği gizliyor
yerine sağlık problemi gibi neden uyduruyor.
AĢırı sinirli ve insan iliĢkileri konusunda yetersiz bir babanın
çocuklarını dövdükten sonra , onların iyiliği için dövdüm
demesi. Gerçek neden aĢırı saldırgan ve kaba biriyim
söylediği neden çocuklarımın geleceğini düĢünüyorum.
Yemezler...
Bir tefeciye borcu olan Ali, borçlarını ödeyemeyince bunalıma
girer ve tefeciyi öldürür olaya Ģahit olan küçük çocuğunu da
öldürür. Kendisine neden tefeciyi öldürdün diye sorulduğunda
ise milletin kanını emen bu adamı öldürmek memlekete
hizmettir demesi Örneğe dikkat ettiysek Ģahıs gerçek nedeni
gizliyor. Çünkü tefeyici diyelim ki memleket için öldürdün
çocuğu ne için öldürdün. Demek ki sen memleketi değil
kendini düĢünüyorsun. Ayrıca Ģahıs borcu olduğu için
öldürüyor borcu olmasa böyle bir Don KiĢotluğa
soyunmazdı.


Erkek arkadaĢını aslında baĢka birini sevdiği için terk
eden bir kızın ben sana layık değildim o yüzden seni
terk ediyorum demesi
Bir hafta önce aldığı kazağı arkadaĢlarından daha
çok para ödeyerek alan birinin ben bir kıyafeti modası
geçmeden almak isterim demesi
Mantığa bürüme savunma mekanizmasında kiĢi
kendi yaptığı bir eyleme sebep bulur; bu mekanizmaya çok
benzeyen çarpıtma mekanizmasında ise kiĢi baĢkalarının
yaptıklarına sebep bulur.
ÖRNEKLER ve AÇIKLAMALAR: Sevgililer gününde
sevgilisine tek taĢ yüzük yerine gül alan erkeğimizin sözü “Ben
tek taĢ yüzükleri sevmem, gül daha anlamlı vs demesi” bu çok
sıradan bir mantığa bürüme ama bir de sosyoloji , psikoloji,
antropoloji ne kadar loji varsa hepsini okumuĢ abimizi dinleyelim
“ Sevgiller günü vb. durumlarda reklamlar yolu ile yaratılan arz ,
aslında var olmayan ihtiyaçlarımızı bir talep haline getirmektedir.
Finans kapitalin, talebe göre arz anlayıĢından arza göre talep
yarat anlayıĢına geçiĢinin ve tüketim alıĢkanlıklarımız üzerindeki
oynunun bir ürünüdür.” bu da entelektüelleĢtirmedir.
POLLYANNACILIK ( Tatlı Limon) : Bir tür mantığa bürüme
olarak düĢünülür. Ancak ayrı bir savunma mekanizması olarak ele
almak faydalıdır. KiĢinin yaĢadığı kötü olaylara bile iyi yönden
bakması, aĢırı iyimser olma durumudur.
Bu mekanizmayı ORAL DÖNEM saplantıları olan
kiĢiler yoğunlukla kullanırlar.
ÖRNEKLER ve AÇIKLAMALAR:
 Trafik kazasında kolu kırılan birinin daha kötüsü de
olabilirdi felç kalabilir hatta ölebilirdim demesi
 Evleri yanan birinin iyi ki mala geldi bir de cana bir Ģey
gelseydi demesi gibi
ORGANLAġTIRMA ( BedenselleĢtirme - DönüĢtürme):
Zorlayıcı duyguların yön değiĢtirmesi ve bedensel olarak
yaĢanmasıdır. DönüĢtürme, anksiyete (Kaygı) yaratabilecek
bilinçdıĢı duyguların bilinç düzeyine eriĢmesini engelleyebilmek
ya da zorlama yaratan çevresel durumlardan kaçabilmek amacıyla
“histerik kiĢilik” denilen karakter özellikleri gösteren kiĢiler
tarafından kullanılan ve gerçek organik bir nedeni olmayan
bedensel hastalık belirtileri düzeyinde ortaya çıkan, nevrotik
düzeyde bir savunma mekanizmasıdır. Örneğin, baĢ ağrısı,
nefes alma güçlüğü, bazı bayılmalar ve felçlerde bu türden
belirtilerdir.
YANSITMA: KiĢinin kendisinde var olan kusurları
baĢklarında da görmesi ve o Ģekilde değerlendirmesidir.

Bir hırsızın herkesi hırsız olarak bilmesi, kopya çeken
bir öğrencinin tüm arkadaĢlarını kopya çekmekle
suçlaması, rüĢvetçi birinin herkesi böyle görmesi.
Suçu üstünden atma veya suçunu bastırma denilen bu
tepkilerde bilinç altında gizli ve kapalı olan suçluluk,
günahkarlık, yetersizlik gibi duyguların önemli etkisi vardır.
I.
Yansıtma mekanizmasında ilkel düzeyde bir
empati vardır. KiĢinin çevresindeki insanların, iyi
niyet, doğruluk, baĢarı ve becerileri karĢısında
sürekli olarak Ģüphe, tenkit ve kötüleme tepkileri
gösterenler, kronik dedikoducular, iftiracılar ve
kötüleyiciler yansıtma savunma mekanizması
yapıyordur. AġIRISI PARANOYAYA GĠDER.
ÖRNEK ve AÇIKLAMALARI:
Karısını son dönemde sarıĢın bir kadınla aldatan bir erkeğin
karısını sürekli sarıĢın erkeklerden hoĢlanmakla suçlaması
paranoya derecesinde sarıĢın erkeklere karĢı haset beslemesi
Ġkinci tür yansıtmalarda ilkel bir empati olduğunu
söylemiĢtik. Yukarıdaki örnekteki kiĢi de ben karımı
sarıĢın biri ile aldatıyorum, o da beni sarıĢın bir erkekle
aldatabilir
düĢüncesi
vardır.
Ayrıca
uyarımızda
belirttiğimiz suçluluk ve günahkarlık duygusunu da
görebilirsiniz.
Kendisine borç para vermek isteyen, yardımcı olmak isteyen
bir arkadaĢına karĢı ( arkadaĢı gayet iyi niyetli bir davranıĢ
içinde) kesin benden yararlanmak istiyor, bana borç vererek
beni kullanmak istiyor gibi Ģüphe ve aĢırı eleĢtirici yaklaĢması
aslında kendi menfaatçiliğini gizleyip arkadaĢını menfaatçi
olarak suçlama düĢüncesidir. Yani yansıtmadır. Yansıtmanın
ikinci türünü yapan kiĢiler karĢısındaki bireylerin iyi
niyetli de olsa tüm davranıĢlarını aĢırı Ģüphe ve eleĢtiri ile
karĢılarlar.
Sınıfta kopya çekemeyen bir öğrencinin diğer öğrencilerin
kopya çektiğini düĢünmesi, KPSS’de Türkiye ikincisi olmuĢ
birine diğerlerinin kesin kopya çekmiĢtir demesi, Ġnsanlara
yardım eden birinin menfaatçi olarak görülmesi, altında BMW
arabası olan genç birini gören birinin kesin kötü iĢler
yapıyordur demesi gibi örnekler verilebilir.
YÜCELTME : Savunma mekanizmaları içinde en “hayırlı” olanı
denebilir. Toplumsal yönden kabul edilemeyecek bazı davranıĢ
biçimlerini ( saldırganlık – cinsellik ) yüceltme mekanizması ile
biçim değiĢtirerek toplumun kabul edebileceği alanlarda
ifadelerini bulmasıdır.

Bazı kiĢilik özelliklerini seçtiği bir meslek ya da
uğraĢı ile giderme söz konusudur. Buradaki kiĢilik
özellikleri rahatsız edici nitelikte olabilir.
Bir örnekle ele alalım: Küçüklükten beri hayvanlara eziyet eden
bir çocuk olan Ege, lisede fen laboratuarında hayvanlar üzerinde
yapılan deneyleri çok rahat yapmakta, üniversiteyi tıp
fakültesinde okumuĢ ve kadavralar üzerinde de çok rahat
çalıĢmalar yapabilmiĢtir. Burada dikkat edilecek nokta Ege’deki
saldırganlıktır. Ancak Ege bu saldırganlığını toplum için faydalı
bir iĢe kanalize etmiĢtir. ĠĢte var olan zararlı dürtülerimizi
yüceltmeye bir örnek
Cinsellik dürtüsü çok yoğun olan bir kiĢi bu dürtüsünü yok
sayarsa ( bastırma) , cinsellik dürtüsü olmadığını aksine bir ahlak
timsali olduğunu söylerse ( karĢıt tepki geliĢtirme) cinsellik
dürtüsünün bu kadar çok olmasında karĢı cinsi ve televizyon
programlarını suçlarsa ( yansıtma) ancak bu dürtüsünü yazdığı
eserlerde betimlemelerde kullanırsa ya da nü resim çalıĢmalarında
kullanırsa yüceltmedir. Son durumda dikkat ettiğiniz üzere
kiĢi var olan zararlı dürtüsünü sanat gibi zararsız bir alanda
toplum ve sanat hayrına kullanmıĢtır.
Hiç anne olamayan bir kadının kimsesiz çocukları eğitmek için
bir vakıf kurması Ġlk bakıĢta telafi savunma mekanizmasını
andırsa da kiĢi burada varolan bir eksikliğini baĢka bir
alanda doyurmuyor, var olan annelik duygusundan
yoksunluk enerjisini toplum yararına bir iĢ için kullanıyor.
Eski bir teröristin, polis için çalıĢarak bomba imha, terör
örgütlerinin elemanlarını yakalama vs amaçlı kullanılması.
Filmlerde olduğu gibi bunun en tipik örneği olarak Kurtlar
Vadisi dizindeki Muro karakteri verilebilir. Muro dizinin
baĢında eli kanlı bir katil olarak aktarılırken ( saldırganlık
enerjisi) dizinin ilerleyen bölümlerinde Muro bu enerjisini
daha faydalı iĢler için kullanmaya baĢlamıĢtır.( Polat
Alemdar‟a yakınlaĢmıĢtır. )
AĢırı cinsellik ve saldırganlık itkisi olan bir insan
düĢünün. Bu enerjiler zararlıdır ve kiĢi bu enerjileri yüzünden
çevresine de zarar verebilir. Ancak bu enerji uygun Ģekilde
yönlendirilirse topluma faydası olan iĢlerde de kullanılabilir.
Örneğin cinsellik itkisi yüksek biri bu itkisini yazdığı
romanlarda kullanabilir (Mesela Asılacak Kadın adlı roman
aĢırı cinsel tasvirlerin yer aldığı ancak Türk edebiyatında iyi ki
de yazılmıĢ denecek bir romandır) ya da saldırgan enerjisi
yüksek biri korku romanları yazarak topluma faydalı hale
gelebilir. FREUD bu mekanizmayı Ģöyle anlatır : ÇEVRESĠNE
ZARAR VEREREK BOġU BOġUNA AKAN BĠR IRMAĞIN
ÖNÜNE
BARAJ
KURARAK
BUNUN
ELEKTRĠK
ENERJĠSĠNE ÇEVRĠLMESĠDĠR. Aslında bu söz YÜCELTME
mekanizmasını çok güzel anlatmaktadır.
Kavgacı ve hırçın birinin bu özelliğini bir barda güvenlik
görevlisi olarak çalıĢmasıyla gidermeye çalıĢması ve toplumca da
kabul edilebilir hale
YÖN DEĞĠġTĠRME ( Kaydırma – Yer DeğiĢtirme):
Zararlı dürtüler normalde bilinçdıĢındadır ( saldırganlık –
cinsellik) ancak bu dürtüler bilince geldiği zaman bastırılması
çok güçtür. Bu durumda bu dürtülerin bir Ģekilde boĢaltılması
gerekir. Ancak bu dürtüler gerçek nesnelerine değil baĢka
bir nesneye boĢaltılır.
 BaĢka bir ifade ile saldırganlık ve cinsellik enerjileri
bilinç düzeyine geldiğinde bunların mutlaka
boĢaltılması gerekir ancak gerçek nesne üzerine
boĢaltım tehlikeli ya da kabul görmez ise sahte
nesneler yaratılır. Ve bu enerji oradan boĢaltılır.
ÖRNEKLER ve AÇIKLAMALAR:
“ĠĢ yerinde patronu tarafından azarlanan Kemal, bu duruma
çok sinirlenmiĢ ama patronuna bir Ģey diyememiĢ eve
geldiğinde ise karısına ve çocuklarına bağırmıĢ.” Bu örneği
analiz edelim. BilinçdıĢından bilinç seviyesine gelen dürtü
Saldırganlıktır. Bu dürtünün boĢalması gereken gerçek
nesne patrondur. Gerçek nesneye boĢaltmak benlik için
sakıncalıdır. Daha az sakıncalı bir nesne bulmak lazım o da
eĢi ve çocuklarıdır dürtü boĢalır ve birey rahatlar.
Bu örnekte Kemal Bey bu saldırganlık dürtüsünü
baĢka nasıl boĢaltabilirdi: Duvarı yumruklamak, elindeki
bardağı fırlatmak, baĢka? Peki patronu hakkında dedikodu
yaparak boĢaltabilir miydi? Unutmayalım ki saldırmak her
zaman fiziki değildir bazen saldırı simgesel de olabilir (
dedikodu yapmak , beddua etmek,küfür, bağırmak, Allaha
havale etmek vs ) O halde yön değiĢtirme savunma
mekanizmasını biraz daha inceleyelim.
Annesi tarafından azarlanan ve ondan dayak yiyen bir lise
öğrencisi olan Ali, elindeki bardağı sıkmaya baĢlamıĢ ve onu
yere fırlatıp kırmıĢtır. Analiz edersek annesinin bağırması ve
dövmesi ile birlikte çocukta bir enerji olarak saldırgan itki
açığa çıkmıĢ ve bu saldırgan enerjinin gerçek nesnesi olan
annesine boĢaltımı gerçekleĢtirememiĢtir. Bu yüzden bu
enerjiyi bardak kanalı ile agresif bir davranıĢ gösterip
boĢaltıp kısmen de olsa rahatlamıĢtır.
Yön değiĢtirme örnekleri genelde saldırgan enerji
üzerinden verilir. Ancak cinsel enerjinin de yön değiĢtirme
örnekleri vardır.
AĢık olduğu ancak utandığı için açılamadığı kadını karĢısında
gören Ali, aĢık olduğu kadına saç tokan çok güzel, kıyafetin
çok hoĢ olmuĢ, aaa ne güzel çantan var gibi sözler sarf
etmiĢtir. Analiz edersek, bir insanın aĢık olduğu insanı
gördüğünde açığa çıkan enerji cinselliktir ( Burda cinsellik
sözü yanlıĢ anlaĢılmamalı Freud haz ve mutluluk veren her
duyguya cinsellik der) Bu cinsel enerjinin boĢalması gereken
gerçek nesne ise aĢık olunan kadındır. Ancak Ģahıs utandığı
için gerçek nesneye boĢaltamıyor ve sahte nesneler
yaratıyor ( toka – kıyafet – çanta ) ve enerjiyi onlar kanalı
ile boĢaltıyor. YÖN DEĞĠġTĠRMENĠN bu tip olanlarına
SĠMGELEġTĠRME adı da verilmektedir.
Bir cinsel sapkınlık olarak FETĠġĠZM: Yukarıda verilen
örnek fetiĢizm ile karıĢtırılmamalıdır. FetiĢizm kiĢinin cinsel
(erotik anlamda) enerjisini ayakkabı, çorap vb cinsellikle
doğrudan iliĢkisi olmayan nesneler üzerinden boĢaltmasıdır.
Hatta bu tip kiĢiler karĢı cinsle iliĢki yerine bu tip nesneleri
tercih etmektedirler. SAPKINLIKTIR. Terapi gerekir
Yön DeğiĢtirme için Farklı Örnekler:
( Bu tip örnekler çok bilinmez )
5 yaĢındaki erkek bir çocukta oluĢan ve durduk yere ortaya çıkan
bir kedi korkusunu yön değiĢtirme savunma mekanizması ile nasıl
açıklarsınız? Ġlk baĢta alakasız gibi dursa da çok önemli bir
sonuca ulaĢacağız. 5 YaĢındaki çocuklarda bilindiği odipal
korkular vardır. Erkek çocuklar babalarının kendilerini
cezalandıracağına ( katrasyon fobisi) inanırlar. Ayrıca kendileri
de boĢ durmaz alttan alta babayı öldürme planı kurarlar (
Oedipus kompleksi) Tabi bu çatıĢmalar çocukta babaya bir
düĢmanlık ve babadan korkuyu doğurur. Ancak çocuk aynı
zamanda babasını sevmekte, onunla oyunlar oynamaktadır ve
babasına karĢı böyle duygular beslemek onun iĢine gelmez. Ama
bilinç seviyesine ne gelmiĢtir bir kere “KORKU” o halde bu
duygu doyurulmalı ; ama babamdan korkarsam onunla
oynayamam o halde git bir kediden KORK
ÖNEMLĠ NOT: Yersiz ortaya çıkan birçok fobinin temelinde yön
değiĢtirme savunma mekanizması olabilir. BU BĠLGĠYĠ
UNUTMAYIN. ÖSYM Sorabilir.
SavaĢta masum insanları öldüren bir ülkeye gücü yetmeyen
göstericiler o ülkenin yöneticisinin maketini yakmıĢlar, bayrağını
çiğnemiĢlerdir. Açığa çıkan dürtü saldırganlık Gerçek nesne
Bahsi geçen ülke Ülkeye gücümüz yetmiyor bir de
saldırganlığın boĢalması lazım o halde baĢka bir nesneye boĢalt
Bayrak – yönetici maketi.
“16 yaĢındaki Ahmet bir gün bir cinayet iĢler öldürdüğü kiĢinin
cesedini bir çukura gömer. Bu cinayeti kimse görmemiĢtir. Ahmet
evine gider. Vicdanı rahat gibidir. Ancak süreç içinde Ahmet evde
annesi ile sürekli sürtüĢür ve babasına daha önceden söylemeye
cesaret edemediği Ģeyler söyler. Bir gün babası dayanamaz ve
Ahmet’i bir temiz döver ve evin bodrumuna iki gün kapatır. Orda
da döver. O günden sonra Ahmet’in davranıĢları normale döner.”
Bu da mı yön değiĢtirme dediğinizi duyar gibiyim. Evet
dediğim gibi duvarı yumrukladı – telefonu fırlattı örneklerini
herkes yapar. Ġnceleyelim. Ahmet’te vicdan azabından kaynaklı
kötü bir duygu var CEZALANDIRILMAK duygusu. Ancak bunu
gerçek nesnesinde doyurması tehlikelidir ( Mahkeme ) Ancak bir
Ģekilde cezalandırılmalıdır. O halde evdekilere ters davran onlar
sana ceza versin. ( SimgeleĢtirme - Yön DeğiĢtirme)
HAYAL DÜNYASINA KAÇMA
( Hayal Kurma – DüĢle Doyum ) : Doyuramadığımız duygu
ve dürtülerimizi hayal dünyamızda var ederek doyurmamız.
 Gece gündüz çalıĢmaktan ve fakirlikten bıkan birinin
kendini ünlü ve zengin biri olarak düĢlemesi.
 Çok sevdiğimiz bir erkekle ya da bayanla kendimizi
evlenmiĢ olarak hayal etmemiz.
 Nefret ettiğimiz birinden intikam aldığımız günü
düĢlememiz.
 Az geliĢmiĢ ülkelerde Ģans oyunlarının aĢırı ilgi
görmesi bu tür ülkelerdeki yaygın hayal kurma ve
düĢle
doyum
eğilimlerinin
sömürülmesinden
kaynaklanmaktadır.
 ÜMĠT FAKĠRĠN EKMEĞĠDĠR. AÇ TAVUK
KENDĠNĠ BUĞDAY AMBARINDA SANIR
Çocukların oynadıkları sembolik oyunlarda da düĢle
doyum vardır. Çocuk elindeki tahta parçasını araba gibi
kullanır ve bu Ģekilde aslında arabanın hayali resmini
oluĢturur. Bu Ģekilde araba oyuncağı olmayan bir çocuk tahta
parçasını kullanarak düĢle doyar. Çocukların oynadıkları
sembolik oyunlar aynı zamanda bir telafi mekanizmasıdır.
TELAFĠ ( Ödünleme- Giderme) : Kendimizi zayıf,
baĢarısız gördüğümüz bir alandaki eksikliğimizi kuvvetli
olduğumuz baĢka bir alandaki baĢarı ile örtme çabamızdır.


Derslerinde oldukça baĢarısız olan ve bu konuda
kimsenin dikkatini çekemeyen Ahmet karate kursuna
yazılır ve bu alandaki eksikliğini karate sporundaki
baĢarıları ile telafi eder.
Fiziki görüntü olarak çok çirkin olan ve bu yönüyle
kimsenin dikkatini çekemeyen Ayla, derslerinde
oldukça baĢarı göstererek insanların dikkatini çekmek
istemesi telefidir.
Telafi mekanizmasına sebebiyet veren etken
bedensel bir eksiklikten doğan aĢağılık duygusu olabileceği
gibi kiĢinin kendi kafasında kurduğu yersiz bir kompleks
de olabilir. Kendi değerini yeterince tanımayan ve bu
sebeple kendini çevresindekilerden geride görüp rahatsız
olan bir kiĢi bambaĢka bir yanını geliĢtirerek o toplumda
ön planda olma baĢarısına ulaĢabilir.

Çok kısa boylu olan ve çevresindeki insanların bu
özelliğinden kaynaklı kendisini dıĢladığını zanneden
Bekir, siyasi bir gruba girer ve kendine orada bir statü
edinir.
Telefi savunma mekanizması ile birey düĢük olan ya
da tahrip edilmiĢ olan BENLĠK SAYGISINI tamir edebilir.
Örneğin bedensel olarak çirkin biri bu anlamda düĢük olan
benlik saygısını kariyer yaparak onarabilir, matematik dersinde
kötü olan ve bu konuda kendini değerli görmeyen bir öğrenci
resim alanında tahrip edilen benliğini değerli hale getirebilir.


Tüm çabalarına rağmen karĢı cinsle iliĢkilerinde
baĢarılı olamayan bir üniversite öğrencisinin yüksek
lisans düĢünmesi
Tarihteki liderlerde de bu mekanizma görülebilir.
Örneğin oldukça kısa boylu olduğu bilinen Napolyon
Bonapart, bu eksikliğini belkide komutan olarak
gidermiĢ olabilir.
GERĠLEME: Herhangi bir engellenme ve çatıĢma durumunun
karĢısında insanın ruhsal geriliĢim sürecinde yer alan daha
önceki dönemlere doğru gerileme göstermesidir.

Çocukluk çağında yeni bir kardeĢ gelince, çocuğun
yeniden bebek gibi davranıĢlar göstermesi, “ben de
bebeğim, bana da ilgi gösterin” dercesine bir
gerilemedir.

Bazen yaĢlı bireylerde de görülen çocukça davranıĢlar,
inatlaĢmalar, küsmeler, ağlamalar dikkat çekme
amaçlıdır ve gerileme savunma mekanizmasıdır.
Gerileme
savunma
mekanizmasını
insanlar,
karĢılaĢtıkları meseleler ve olaylar ile baĢ edemedikleri zaman
daha sık baĢvurmaktadırlar; bunun sebebi hiç kimsenin
çocuklardan zaten bir problemi çözmesini veya bir engeli
aĢmasını beklemeyeceği olgusudur.
Örneğin: 40 yaĢındaki Ali Bey, borçları yüzünden bunalımdadır.
Son günlerde sürekli evden gitmeler, aile bireylerine küsme ve
onlarla inatlaĢma gibi ergenlerin ya da çocukların gösterdiği
davranıĢlarının sıklığı artmıĢtır. Bu durum yukarıda
bahsettiğimiz süreçten kaynaklanmaktadır. Ali baĢ edemediği
bir problem ile karĢılaĢmıĢ ve çocuklaĢmıĢtır. Çünkü Ego’su
ona diyor ki “sen daha küçücük bir çocuksun; çocuk gibi
davran kimse bir çocuktan ev geçindirmesini beklemez” bu
biliĢsel süreçten kaynaklı Ali Bey , çocukça davranıĢlar
göstermektedir.
BÖLME : En ilkel savunma mekanizmalarındandır. Nesne
iliĢkileri teorisine göre yoğun olarak yaĢamın ilk iki yılında
kullanılır.Bebek kendisine haz veren iyi nesneler ile hazsızlık
yaratan kötü nesneleri psiĢik yapısında ayrı ayrı kompartımanlara
yerleĢtirir. Böylece haz veren iyi nesneler kötü olanların
yıkıcılığından
korunmuĢ
olur.GeliĢim
sürdükçe
çocuk
ebeveyninin davranıĢına göre ayırdığı kendisine ait iyi ve kötü
nitelikleri de “iyi ve kötü ben” olarak ayırır.Yıllar geçtikçe çocuk
saf iyi ve saf kötü olmadığını ,baĢta annesi olmak üzere dıĢsal
nesnelerin iyi ve kötü görünen yanları olduğunu anlar.Böylece
bölünme ortadan kalkar ve iyi-kötü özelliklerin tek bir nesneye
ait olduğu kabul edilir.

Bölme ( bölünme ) özetle bir kiĢinin ya sadece iyi ya da
sadece kötü olduğunun düĢünülmesidir. Bölme savunma
mekanizması ortadan kalktığında çocuk , bir kiĢinin hem
iyi hem de kötü olabileceğini iyiliğin ve kötülüğün bir
trenin iki ayrı kompartımanında olmadığını anlar.
ÖRNEKLER ve AÇIKLAMALAR:
4 yaĢındaki bir çocuk için annesi bir “melektir” çocuk annesi
hakkındaki tüm Ģemalarını “iyi” olarak oluĢturmuĢtur ve hiçbir
“kötü” ile annesini yan yana getirmez. Annesini mutlak iyi olarak
kabul eder ve bu Ģekilde bir insanın annesinin kötü yanlarını
bilmenin vereceğin huzursuzluğu yaĢamaz.
18 yaĢındaki Serpil için sevgilisi mutlak iyidir. Aynen yukarıdaki
örnekte olduğu gibi Serpil sevgilisi ile kötü olan Ģeyleri yan yana
getirmez.
ÖZDEġĠM KURMA ( ÖzdeĢleĢme – Ġçe Alma) : BaĢka bir
kiĢinin çeĢitli özelliklerini, duygularını, fikirlerini tutum ve
davranıĢlarını,
değer
yargılarını,
dıĢ
görünüĢünü
benimseyerek, bütün bunları kiĢiliğin bir parçası haline
getirmek anlamına gelmektedir.



Bir kiĢinin kendini sinema yıldızı, futbolcu, moda
ikonası, ünlü bir popstar gibi düĢünmesi ve beğendiği
ünlü gibi davranıp, onun gibi giyinmesi ve onun gibi
düĢünmesi vs
Ahmet siyah takım elbise giymekte, etrafına sert ve
keskin bakıĢlar atmakta, cep telefonun melodi olarak
Kurtlar Vadisi dizisinin müziklerini kullanmaktadır. Bu
Ģekilde kendini oradaki herhangi bir karakterin yerine
koymakta ve kendi güçsüzlüğü ve korkaklığını örterek
rahatlamaktadır.
Oldukça utangaç olan AyĢe, daha giriĢken arkadaĢı
Sevim gibi davranmaya ve olaylara onun gibi bakmaya
baĢlamıĢtır. AyĢe bu durumda var olan eksikliğini
baĢka bir kiĢiyi örnek alarak kendini rahatlatmak
istemiĢtir.
Ġçe Alma: Bazı yayınlarda ayrı baĢlık altında anlatılsa da
özdeĢim kurma baĢlığı altında anlatılması en uygun olanıdır
çünkü içe alma bir özdeĢim kurmadır. Tanım olarak bireyin
baĢka insanların ya da grupların duygu düĢünce ve
davranıĢlarını kendine mal etmesidir.
Örneğin abisi Özel Harekatta polis olan Mustafa’nın gittiği her
yerde abisinin polis olduğunu anlatması Bu örnekte Mustafa,
abisi ile kendini özdeĢleĢtirmiĢ ve abisinin polis olmasından
kaynaklı olumlu yönlerini kendi içine almıĢtır. Daha da
açıklarsak Mustafa kendi yetersizliğini abisinin polis olmasını
kullanarak “ bakın abim polis o zaman ben de güçlüyüm ,
prestijliyim vs duyguları ile içe almıĢtır.Bu Ģekilde abisinin
baĢarı ve prestijini KENDĠNE MAL ETMEKTEDĠR:
Oldukça baĢarılı ve toplumda prestij sahibi olan Ahmet Bey. için
öğretmeni olguğunu iddia eden bazı kiĢilerin o benim öğrencidi ,
benden kurs aldı , gibi
( aslında doğru olmayan) sözler
söylemeleri Ahmet’in baĢarı ve prestijini kendilerine mal ederek
gösterdikleri bir ĠÇE ALMA mekanizmasıdır.
BaĢka bir örnek olarak bazı kiĢilerin üye oldukları dernekleri
belirtmeleri ve bununla övünmeleri verilebilir. KiĢi bu Ģekilde
üye olduğu derneğin tüm gücünü kendi kiĢiliğinde hisseder.
ĠNKAR ( YADSIMA): Bilinç alanına girmesine tahammül
edilemeyen duygu,düĢünce ve anılar inkar edilerek hiç
yaĢanmamıĢ addedilirler.Çocuklarda görülen,gerçeklikle
uyumlu olmayan bir savunma mekanizmasıdır.Ölen birisinin
öldüğünün kabul edilmeyip bir süre sonra döneceğinin
iddia edilmesi,teĢhis edilen ağır bir kanser tanısının sanki
hiç konulmamıĢ gibi davranılması inkar örneklerindendir

KPSS’ye giren ve sınavı çok kötü geçen birinin bu
sınavı unutması – zihninden silmesi ( BASTIRMA)
iken , sınav sorularına bakmayacağım, internetten
sonuçların açıklanmasını bekleyeceğim demesi sınavı
(ĠNKAR) etmedir. Çünkü inkar bir unutma
değildir, sadece yok saymadır.

Annesi
tarafından
kardeĢinin
haksız
yere
dövüldüğünü gören bir çocuğun sesleri duymazdan
gelmesi, görmezmiĢ gibi davranması evden çıkıp
giderek olayı yoksayması.

Ġnsanlar genelde yaĢanan toplumsal haksızlıkları inkar
ederler, görmezden gelirler. Çünkü haksızlığı
görürlerse
karĢı
koymaları
gerekir
karĢı
koyamayacaklarına göre olmamıĢ gibi davranabilirler.
YAPMA – BOZMA ( Günah Çıkarma): Benliği rahatsız
eden bir durumdan “özür dilersen” kurtulursun biliĢsel
sürecine göre çalıĢır.

Bir hayat kadını yaptıklarından piĢman olur ve Türk
filmlerinde olduğu gibi önce gider kırk tas su
dökünür, ardından günahlarından arınmak için dua
eder ve Tanrı’ya yakarır. Bu Ģekilde tövbe eden kadın
geçmiĢteki hatalarından kurtulduğunu zannederek
kendini rahatlatır.
Yapma – bozma mekanizmasının en tipik ritüelleri
el yıkama , banyo yapma Ģeklindedir. ( Bunlar temizlenme,
af dileme , arınmayı ifade eder) KiĢi doğrudan özür
dileyebileceği gibi bu Ģekilde de davranabilir.

Bir mafyanın, birçok insan öldürüp, uyuĢturucu
satmasına karĢın, fakir ailelere yardım etmesi, çocuk
esirgeme kurumuna gidip , çocuklara oyuncak alması
yaĢadığı piĢmanlıklardan özür dileyerek uzaklaĢmak
istediğinin göstergesidir.

Hıristiyanlardaki günah çıkarma eylemi de bir yapma
– bozmadır. Ġçini dök, günahını itiraf et hiç
yaĢanmamıĢ kabul edilsin.
Gençlerde gözlenen obsesif bir davranıĢ olan sürekli
el yıkama, diĢ fırçalama, sürekli yıkanma ve temizlenme
ihtiyacı
temelinde
yapma
–
bozma
savunma
mekanizmasına örnek olabilir. Örneğin evlilik dıĢı bir iliĢki
yaĢayan bir erkek eve geldiğinde yıkanır ve bu durumun
piĢmanlığını üzerinden atamadığı için sürekli banyo yapma
gibi obsesif bir bozukluk yaĢayabilir. Sürekli banyo ya da el
yıkama Ģikayeti ile psikyatriye giden kiĢilerde ilk bakılan
nokta geçmiĢte iĢlediği bir kabahatin olup olmadığıdır.
ÇARPITMA: KiĢinin var olan bir gerçeği kendi zihninde
değiĢtirmesi ve iĢine geldiği – istediği Ģekilde algılamasıdır.
ÖRNEKLER ve AÇIKLAMALAR
-
Ahmet: Günaydın AyĢe Hocam
AyĢe : “Bana günaydın dedi yoksa bana aĢık mı ?”
ÇĠLECĠLĠK ( ZAHĠTLĠK – ASETĠZM) Ġd’den kaynaklanan
cinsel dürtülerin ve bunların türevlerinin baskısı altında
bunalan ve bu itkileri doyurma veya yüceltme Ģansı
bulamayan ego tüm arzulardan vazgeçmeye,tümüyle geri
çekilmeye karar verebilir.Bu savunma mekanizması dinsel bir
yönelime kapı aralayabilir.

Yukarıdaki örnekte de görüldüğü gibi AyĢe zaten zihninde
kararı vermiĢ Ahmet ne dese boĢ, Ahmet senden nefret
ediyorum dese de AyĢe bunu sevgisini gizlemek için yapıyor
diyecektir.
Bir kiĢinin ulu – bilge olduğunu düĢünüyorsak onun söylediği
her Ģeyi çarpıtarak algılayabiliriz. Örneğin ulu bilge kiĢi hava
soğuk pencereleri örtelim bile dese aslında perncereleri
örtelim derken, hikmetli bir laf etti Ģunu Ģunu demek istedi gibi
ifadeler kullanabiliriz.
Bazen çarpıtma mekanizması mantığa bürüme
mekanizmasına yaklaĢır. KiĢi yaĢadığı olumsuzluğun
nedenini olduğu gibi değil farklı Ģekilde ya da iĢine geldiği
gibi değerlendirmesi de çarpıtma olarak kabul görmüĢtür.
Örneğin, oldukça kilolu olan ve insanlara karĢı çok kaba
davranan Ali, yeni tanıĢtığı kız arkadaĢı ile ilk buluĢmasından
sonra arkadaĢı onu terk etmiĢtir. ArkadaĢının terk etme
gerekçesi “kaba olması olduğu halde” Ali durumu çarpıtmıĢ
ve “Beni kilolu olduğum için tert etti” demiĢtir. ÖSYM buna
benzer bir örneğe ÇARPITMA demiĢtir; yine benzer bir örneğe
de MANTIĞA BÜRÜME DEMĠġTĠR. Bu noktada
seçeneklerden hareket etmek daha doğru olacaktır.
ĠZOLASYON ( Soyutlanma) : YaĢanılan korkun olayları bile
– sanki her gün yaĢıyormuĢ gibi , sanki hiç etkilenmemiĢ gibi –
anlatmaktır. Bu savunma mekanizmasında kiĢi duygusallığın
zayıflık olduğunu düĢünür ve duygularını göstermez.


Hemen karĢısında cinayet iĢlenen birinin duygularını
gizleyerek gelen basın mensuplarına olayı en ince
ayrıntıları ile – ama donuk ve duygusuz bir Ģekildeanlatması buna örnektir.
Trafik kazası geçirmiĢ ve eli yüzü kan içinde olan
birinin olayı çok sakin anlatması, ya da milli
piyangodan büyük ikramiye çıkmıĢ birinin olayı çok
soğuk kanlı anlatması ( ki birçoğumuz Mersin’i ayağa
kaldırırız belki ) ya da KPSS’de atanan bir öğrencinin
atandıĢ iĢte ya , bakalım gidecez gibi soğukkanlı
olması bu mekanizmaya örnektir.
Benzer Bir Durum Olarak ġOKA GĠRME: Ġzole etme
mekanizması ile ġoka girme benzer ama kesinlikle ayrı
tutulmalıdır. Öncelikle ġOKA GĠRME daha CĠDDĠ bir
DURUMDUR: Ağır bir depresyon ya da travma durumunda
kiĢinin ketlenmesi olarak tanımlanabilir. ġOK BELĠRTĠLERĠ



KiĢi ketlenebilir ( Hareketsiz bir Ģekilde durur)
Anormal derecede bir Ģey olmamıĢ gibi davranır.
Örneğin bir yakınını kaybeden kiĢinin yakının
ölümünü soğuk kanlı bir Ģekilde anlatması izole iken
anormal derecede gelen misafirlere nasılsınız,
yolculuk nasıldı, çay içer misiniz gibi sanki hiçbir Ģey
olmamıĢ gibi davranması ( ANORMAL DERECEDE)
Garip bir Ģekilde gülmesi, manasız bakması vb.


Bir kiĢinin her Ģeyden elini eteğini çekip kendini
tamamen dine adaması buna örnektir.
Tasavvuf buna örnektir. Tüm dünyevi nimetlerden
uzaklaĢarak ruhani bir evrene ve varlığa yönelme.
Para kazanma arzuları hep sonuçsuz kalan bir kiĢinin
artık her Ģeyden vazgeçmesi , çok istediği halde sanat
akademisine giremeyen bir öğrencinin müzikle ilgili
her Ģeyden vazgeçmesi de buna örnektir.
ÖZGECĠLĠK ( BaĢkacılık – Diğerkâmlık): Kendi çıkar ve
ihtiyaçlarını bir kenara bırakarak diğer insanların sorunlarını
çözmeye yönelme – bencillik karĢıtı- bir mekanizma
geliĢtirme.

Bir kiĢinin kendi dertlerinden uzaklaĢmak için tüm
hayatını baĢkalarının dertlerini çözmeye adaması
Bu mekanizmanın altında yatan neden Ģudur. KiĢi
baĢkalarının dertleri ile ilgilendikçe kendi dertlerinden
uzaklaĢır. Bu da kiĢiyi rahatlatır. Benden daha dertlisi
varmıĢ...
 KPSS’ye hazırlanması gerektiği için oldukça sıkıntılı
olan birinin bu sıkıntılarından uzaklaĢmak için sürekli
olarak arkadaĢlarına ders anlatması
 Kendi evliliği problemli olan birinin arkadaĢının eĢi
ile olan sorunlarını dinlemesi ona yardımcı olmaya
çalıĢması
 Kendi çocukları için hiçbir Ģey yapmayan bir babanın
baĢka insanların çocukları için daha çok çabalaması
hep kendi dertlerinden uzaklaĢma çabasıdır.
KIZMAYIN ONLARA
KENDĠNE YÖNELTME: KiĢinin baĢ edemediği bir duygu
sonucu kendini kesmesi, intihar ( özkıyım) etmesi örnek
verilebilir. KiĢi bu Ģekilde çevresindeki insanlara
gösteremediği tepkiyi kendi bedenine gösterir. Bir nevi yön
değiĢtirmedir ancak hıncını bu sefer kendinden çıkarır.
ĠLKEL ĠDEALLEġTĠRME: Bir çeĢit abartma durumudur
diyebiliriz. KiĢi, çevresindeki insanların en basit davranıĢlarını
bile aĢırı Ģekilde övmesi ya da kendisine dönük bir kötü
davranıĢın da abartılı Ģekilde kötü değerlendirilmesidir.
Kısacası kiĢi kendine yapılan iyilikleri de kötülükleri de aĢırı
Ģekilde abartır.
ÖRNEKLER ve AÇIKLAMALAR:
 Üniversite kendisne kantinde çay ısmarlayan
arkadaĢını yere göğe sığdıramayan Ali,
 Kendisine lütfen derse geç gelme diye uyaran
hocasını yerin dibine sokan, hayatımla oynadı diye
anlatan AyĢe
Ġlkel idealleĢtirme mekanizmasının altında yatan
süreç kiĢinin çevresi tarafından zarara uğrayabileceği
endiĢesi nedeniyle kendisini korumak istemesidir.
NOT AL
ERĠKSON ve PSĠKO-SOSYAL GELĠġĠM KURAMI
Psiko-sosyal geliĢim ile ilgili en geniĢ teori Eric Erikson tarafından formüle edilmiĢtir. Erikson’un geliĢim analizi
Freud’un düĢüncelerine dayanmaktadır. Erikson çoğu zaman psikoanaliz geleneği yansıtan çizgide Neo-Freudiyan olarak da
anılmaktadır. Bununla birlikte Freud ile Erikson birçok noktada farklılaĢır.

Erikson‟un teorisi insan geliĢiminde toplumun ve kültürün rolünü ön plana çıkarır. Bu teoride geliĢim
üzerindeki toplumsal ve kültürel etkiler ağırlıklı olarak iĢlenir. Freud ise kuramında daha çok fizyolojik (
cinsel baskılar ve dürtüler) ve deterministik ( katı bir neden sonuç iliĢkisi – esnekliği olmayan ) boyutta ele
almıĢtır. Bu nedenle Freud’un kuramı psiko-seksüel olarak adlandırılırken Erikson’un kuramı psiko-sosyal olarak
anılır.
Erikson‟un GeliĢim Kuramının Genel Değerlendirmesi





Epigenetik prensip kiĢilik birbiriyle iliĢkili bir seri evreler yoluyla ego süreçleriyle Ģekillenir.
Bütün bu ego durumları baĢlangıçta belli bir kalıpta bulunurken, her biri önemli geliĢimsel dönemi içerir.
GeliĢim evreleri istenilen değiĢim veya tehlikeleri potansiyel olarak barındıran bir kriz dönemiyle bilinir.
Erikson bu yaklaĢımıyla olumsuz olarak belirttiği sonuçların da geliĢim açısından önemli olduğunu vurgular
Erikson’a göre olumluluktan daha çok olumluluk / olumsuzluk oranı dikkate alınmalıdır. Örneğin baĢarıya karĢı
aĢağılık döneminde çocuktan sadece baĢarılı olması beklenmez. Çocuk baĢarıları yaĢayacak ancak kendini
aĢağılık hissetmeyeceği derecede de baĢarısızlığı tatmalıdır. Yoksa hep baĢarılı olan birey de geliĢim açısından
sıkıntılar yaĢayabilir.
YaĢ
Evre
Temel güven – güvensizlik
Özerklik - KuĢku utanma
0–1
1–3
GiriĢimcilik – Suçluluk
3–7
BaĢarı – BaĢarısızlık
Kimlik – Rol karmaĢası
7 – 12
12 – 20
Yakınlık – YalıtılmıĢlık
20 – 40
Üretkenlik – Durgunluk
Bütünlük – Umutsuzluk
40 – 65
65 +
Temel Görev
Kendine ve yaĢama iliĢkin güven duygusu
Kendini ve hayatı kendi ölçülerinde kontrol
edebileceği duygusu
Bağımsızlığını potansiyellerini geliĢtirme yönünde
kullanma
BaĢarı kimliği
Ne ve kim olduğuna iliĢkin olumlu ve tutarlı
cevaplar
Sağlıklı kendisi – baĢkası iliĢkilendirmesini
baĢarması
Kimliğin yeniden revizyonu ve formülasyonu
Hayatın genel değerlendirmesiyle ortaya çıkan
değerlilik duygusu
Denge
Umut
Ġstenç / Ġrade
Amaç
Yeterlilik
Bağlılık / Sadakat
Sevgi – AĢk
Özen – Ġlgi
Akıl
Erikson, yaptığı araĢtırmalar ve gözlemler sonucu insan yaĢamının tümünü kapsayan sekiz geliĢim krizi
belirlemiĢtir. Bu nedenle Erikson‟un teorisi “yaĢam boyu” bir teori olarak değerlendirilir. Bu evreler veya geliĢimsel
krizler yukarıdaki tabloda özetlenmiĢtir.
Belki de baĢlangıçta bir sanatçı olması yüzünden, Erikson, hiçbir zaman bilinen anlamda bir psikoanalist olmadı
( Freudiyan) Örneğin, çocukları tedavi ederken hep genç hastalarını evlerinde ziyaret etmekte ve anne – babaları ile bir
akĢam yemeği yemekte ısrar etti. Bu durum da Erikson’u bireyin geliĢiminde diğerlerinin – çevrenin – sosyal ortamın
önemsenmesi fikrine götürdü.
Erikson‟un psiko-sosyal geliĢim kuramına göre insan geliĢimi üç değiĢkenin etkileĢimi ile devam eder:
A) Biyolojik değiĢmeler ( OlgunlaĢma )
B) Toplumsal etkiler ( Aile – akran – yakın çevre vb )
C) Ego ( Freud’a göre kiĢilik asıl olarak ĠD tarafından Ģekillendirilmektedir ancak Erikson’a göre EGO öne çıkar.
BAKARSIN SORARLAR KUTUSU :
AĢamalı oluĢum ilkesi (Epigenetic principle): Erikson’un geliĢim kuramının kavramlarından ilki aĢamalı oluĢum ilkesidir.
AĢamalı oluĢum ilkesine göre birey önceden belirlenmiĢ adımlarla, belli bir tasarıma göre geliĢir. Fetüs gibi, kiĢilik de
zamanla geliĢir ve olgunlaĢır, bu yaklaĢıma epigenetik ilke adı verilmektedir. Erikson’a göre aĢamalı oluĢum ilkesi, “epi”
üstünde “genetik” [genesis] ise ortaya çıkma anlamındadır. Bu yüzden, epigenetic [epigenesis] zaman ve mekan içerisinde
bir parçanın diğer parça üzerinde geliĢmesi anlamındadır. Erikson’un kuramında söz edilen temel tasarım planı evresel ve
hiyerarĢik bir geliĢimi içermektedir.
Psikososyal bunalım: Erikson’un diğer kavramı psikososyal bunalımdır. Temel tasarım planında birey, sekiz evredeki karĢıt
çatıĢmaları çözmek zorundadır. OlgunlaĢma ve toplumsal beklentiler, çocuğun ya da bireyin çözmesi gereken krizleri
oluĢturur. Erikson, krizleri özerkliğe karĢı utanç ve Ģüphe gibi olumlu ve olumsuz sonuçlarıyla ele almıĢtır. Çözülemeyen
krizlerle yaĢam boyu uğraĢma söz konusudur. Her bir geliĢim dönemi bir önceki üzerine kuruludur ve diğer dönemleri
etkiler.
Bölge (zone), organ iĢlev biçimi (organ mode): Bölge, organizmanın geliĢim evresine uygun bedenin bir bölümünü temsil
eder. Organ iĢlev biçimi, geliĢim evresine uygun beden bölgesinin davranıĢını ve kiĢilerarası iliĢki örüntüsünü belirtir.
Örneğin, yaĢamın ilk dönemlerinde bebeğin geliĢimsel evresine uygun beden bölgesi ağız ve bu bölgenin organ iĢlev biçimi
içe almadır. Bu organ iĢlev biçimi zamanla tüm beden bölgelerine yayılarak bir davranıĢ örüntüsüne dönüĢür. Bebek
yalnızca ağız yoluyla değil, gözleriyle de çevresini izler, hatta temel bir refleks olan yakalama refleksiyle de dokunma
duyusunu kullanarak avucuna değen nesneyi yakalayarak içine alma iĢini yapar !!!
Toplumsal iĢlev örüntüsü (social modality): Toplumsal iĢlev örüntüsü, geliĢim evresine uygun beden bölgesinin davranıĢ
biçiminin ve kiĢilerarası iliĢki örüntüsünün belirlenmesidir. Bu evrenin toplumsal iĢlev örüntüsü ise bebek ve bakıcısı
arasındaki alma verme iliĢkisinin niteliğidir. Bu iliĢkisel nitelik sayesinde bebek toplumsal alıĢveriĢ anlamındaki ego
yetilerini kazanır
Erikson‟un Kuramına Göre GeliĢim Dönemleri
TEMEL GÜVENE KARġI GÜVENSĠZLĠK ( 0-1 ) : Bireyde öncelikle güven duygusu oluĢur. Bebeklik dönemine denk
gelen bu geliĢim evresinde anne ve babasından temel güven duygusunu alamayan bir birey ileride de insanlarla sağlıklı iliĢkiler
kurmada zorlanabilir.




Anne ve baba bebekleri ile yeteri kadar ilgilenirlerse bebekte temel güven duygusu geliĢir.
Ben bana ne verilmiĢsem oyum düĢüncesi geliĢir.
Temel güven kazanmak çocuğun temel ihtiyaçlarının karĢılanmasına ve temas – dokunma duygusunu yaĢamasına
bağlıdır.
Temel güven duygusu açısından kritik dönemdir
Çocuk üç boyut içinde güven duygusunu kazanabilir: aĢinalık(tanıdıklık), tutarlılık ve süreklilik. Eğer çocuğa
bakan kiĢi çocuğa aĢina geliyorsa( örneğin çocuğa bakan kiĢi sık sık değiĢmiyorsa) , tutarlı davranıyorsa ve
davranıĢları süreklilik gösteriyorsa çocuğun güven duygusunu kazanması kolaylaĢır.
Maslov‟un ihtiyaç pramidinde
fizyolojik ihtiyaçların yoğun
olduğu bir dönemdir !!!
UNUTMA
Denge: Umut duygusu, dini duygudan ileri
gelen iç huzura benzetilecek bir duygu
AĢırı Uçları
AĢırı güven, polyannacılık her Ģeyi
Depresyon, paranoya, psikozla karakterize
son sınırına kadar zorlama
edilen içe kapanma
ÖZERKLĠĞE KARġI KUġKU ve UTANÇ : ( 1- 3) : Bu dönemde çocuk yürümeyi öğrenir ve artık anne - babasına olan
bağımlılığı azalır. Bundan kaynaklı bazı Ģeyleri kendisi yapmak ister. Bu duruma özerklik ( kendine yeterlik) denir.
Freud‟a göre Anal döneme denk gelen bu dönemde Erikson çocukların tüm kaba motor aktivitelerinden keyf
aldıklarını söyler. Bu dönemin sağlıklı atlatılabilmesi için çocuğun tırmanma, koĢma, sallanma gibi kas aktivitelerini
yapmasına izin verilmesi gerekmekte. Anne – baba tarafından bu tip aktivitelere getirilecek kısıtlamalar çocukta
KUġKU ve UTANÇ yaratır.

Özerklik ( Ġçdenetim) çocuğun vücudunu kontrol etmesi olarak değerlendirilir. Çocuk bu dönemde kas
sistemindeki geliĢmenin etkisindedir. Madem kaslarımı kullanabiliyorum o zaman bırakın da kullanayım,
salıncağa kendim bineyim, yemeğimi kendim yiyeyim, üstümü kendim çıkarayım…

Salıncakta kendileri sallanmak isterler, merdivenlerden kendileri inmek isterler, üstlerini kendileri giymek isterler.
Bu durumda anne ve baba çocuklarının bu isteklerini ( yapabilecekleri bir Ģey ise ) gerekli önlemleri aldıktan sonra
yapmalarına izin vermelidirler. Aksi durumda çocuk ileride kendi baĢına karar veremez, kendi iĢlerini kendisi
yapamaz hale gelebilir.

AĢırı koruyucu aile ( aman oğlum ben yaparım, dur kızım sen yapamazsın ) tutumu özerkliği engeller ve çocukta
kendine kuĢku ve utanç duygusu geliĢtirir.

Ben ne olacaksam oyum düĢüncesi geliĢir
Denge: Ġrade ve özdenetim
AĢırı Uçları
Ġçtepkisellik, kendi yeteneklerini
dikkate almadan her Ģeye atlama
Zorlayıcılık,
aĢırı
mükemmelliyetçilik,
yanlıĢtan aĢırı kaçınma.
Bu döneme takılmıĢ kiĢiler ileride kendi baĢlarına karar almakta zorlanır, yapacakları her iĢte baĢkalarına
danıĢma ihtiyacı duyarlar.
GĠRĠġĠMCĠLĠĞE KARġI SUÇLULUK ( 3 – 7 ) : Çocukta giriĢimcilik ve merak duygusu geliĢir, sorumluluk almayı ister,
her konuda ardı arkası kesilmez sorular sorar.




Bu dönemde çocukların sorduğu her soru mantıklı ve sabırlı bir Ģekilde yanıtlanmalıdır. Çocuk fikirlerinden dolayı
ayıplanmamalı giriĢimci ve meraklı- sorgulayıcı kiĢiliği örselenmemelidir. Aksi durumda çocuk suçluluk duygusu
yaĢayacaktır.
Bu dönem çocuklarının soruları ile oynadıkları oyunlar ile ALAY EDĠLMEMELĠ.
Ben olmayı hayal ettiğim gibiyim düĢüncesi geliĢir.
Bu dönem için Ģifre kelimeler MERAK , ARAġTIRMA, KURCALAMA, HAYAL GÜCÜ
AĢırı Uçları
BaĢkalarını hiçe sayma, merhametsizlik, sosyopatlık.
Denge: Amaç, kendi hedefini belirleme,
cesaret.
Engellenme, suçluluk, cinsel soğukluk.
Erikson, bu dönemde cinsiyetin keĢfedildiğini, merak duygusunun yoğun olduğunu söyler. Merak duygusunun ve
cinsiyetin keĢfinin doğrudan bir sonucu tabi ki çocuğun cinsellikle ilgili sorular sorması olacaktır. Eğer anne baba
çocuğun bu türden sorularına uygun cevaplar verebilirlerse çocuğun giriĢimciliği desteklenmiĢ olur. Aksi durumda
çocukta suçluluk duygusu geliĢecektir.
BAġARIYA KARġI AġAĞILIK / ÇALIġKANLIĞA KARġI YETERSĠZLĠK –TEMBELLĠK ( 7 – 12): Ġlköğretime
yönelen çocuk bir Ģeyler üretmek, yaptığı iĢlerde baĢarılı olmak ve takdir almak isteyecektir.

Beğeni toplamak, baĢarı duygusunu yaĢamak bu dönemde önemlidir aksi durumda çocukta baĢarısızlık ve aĢağılık
duygusu geliĢecektir.

Erikson bu döneme Robinson Crusoe çağı demektedir.

Bu dönemde çocuklar , özellikle ilkokul yıllarında akademik beceri ve aktivitelere yönelirler.

Bu dönemde çocuklar akranları ile sosyalleĢirler bundan kaynaklı da AKADEMĠK ve SOSYAL
KARġILAġTIRMA gerçekleĢir. Çocuk baĢarı duygusunu yaĢayamazsa kendini akranları ile karĢılaĢtırır ve
mutsuz olur kendini aĢağılık - yetersiz hisseder.

Bu dönemde çocukların baĢka çocuklarla kıyaslanması, yarıĢtırılması onlardaki baĢarısızlık duygusunu kaĢıdığı için
uygun değildir.

Ben bana öğretilenler neyse oyum düĢüncesi geliĢir.

Çocukta bu dönemde BAġARI KĠMLĠĞĠ oluĢur.
Denge: Bizi duyarlı kılacak kadar aĢağılık
duygusu ile çalıĢkanlık duygusu
AĢırı Uçları
AĢırı çalıĢkanlıktan kaynaklı kısıtlı
erdem, çocukluğu yaĢayamama
ÖğrenilmiĢ çaresizlik,
kabul etme.
baĢarısızlığı
kolay
KĠMLĠK KAZANMAYA KARġI ROL KARMAġASI ( 12- 20 ) : “Ben kimim” sorusunun sorulduğu ve kimlik arayıĢının
olduğu dönemdir. ERGENLĠK sorunları bu dönemde karĢımıza çıkar.
Kimlik kazanmak ne demektir? Kimlik bireyin bir meslek , ideolojik ya da dinsel görüĢ, cinsiyet rolü ve
hayat felsefesi – kiĢisel davranıĢ ölçütlerine bağlanmasıdır. Örneğin hangi mesleğin kendisine uygun olduğuna karar veren
birey , kendisine uygun ideolojik görüĢ benimseyen birey vb kimlik kazanmıĢtır diyebiliriz.
Kimlik (Rol) Bunalımı - Krizi ( ArayıĢı ) : Olumlu kimlik göstergesidir. KiĢinin kendisine uygun bir kimlik seçmesi
gerektiğini hissetmesi ve bu konuda araĢtırma yapmasıdır. Eğer bu bunalımı çözerse OLUMLU KĠMLĠK statüsünde
BAġARILI KĠMLĠK statüsünde yer alacaktır. Bu yüzden kimlik bunalımına bakıĢ açımız olumlu olmalıdır.
Kimlik (Rol) KarmaĢası : Olumsuz kimlikte DAĞINIK KĠMLĠK STATÜSÜNDE yer alan bireylerde gözlenir. Kimlik
edinmek için bir arayıĢ yoktur. Kimlik ihtiyacını yadsıma durumudur. Genel bir kararsızlık ne yapacağına ne olacağına bir
türlü karar verememe ya da çok sık karar değiĢtirme durumudur. Bir diğer durum ise ani değiĢen sosyo-ekonomik koĢullarda
kiĢinin yaĢadığı karmaĢadır. Örneğin köyden – kente göç gibi kiĢinin bir an için nerde ve kim olduğunu unuttuğu durumlarda
yaĢanır. Ayrıca ailesinin dayatmaları ile karĢılaĢan ( Örneğin Öğretmenlik okumak istediği halde baskı ile mühendisliği seçen
bir ergen) ergenlerde yaĢanan duruma da rol karmaĢası denir. Rol karmaĢasına bakıĢımız olumsuz olmalıdır.
Maslov‟un ihtiyaç pramidinde Ait
olma yoğun olduğu bir dönemdir
!!! UNUTMA
Fanatizm,
hoĢgörüsüzlük,
benmerkezcilik
AĢırı Uçları
aĢırı
Denge: Sadakat, içinde
toplumla uyum, uyma
bulunduğu
Kimliği, kimlik ihtiyacını yadsıma, aĢırı uç
gruplar, uyuĢturucu vs.
Bu dönemde kimlik arayıĢı çeĢitli Ģekillerde yaĢanır. KiĢi bedensel değiĢimlerin sonucu olarak akran gruplarına
yönelerek onlarda da bu değiĢikliklerin olup olmadığını öğrenmeye çalıĢır. Bu akran grubuna yönelme, mahremiyet ve
güven duygularına önem vermeyi doğurur. Aynı zamanda kiĢi çeĢitli kendini anlatma yollarını deneyerek de kendini
tanımaya çalıĢır: resim, müzik, öykü, Ģiir vb. Bu sanat dalları içinde kiĢi kendini anlatmaya ve aynı zamanda anlamaya
çalıĢmaktadır. Bu yüzden “ ġair ergenlik döneminden sonra da Ģiir yazan insandır.”
MARCĠA‟YA GÖRE DÖRT KĠMLĠK STATÜSÜ
BaĢarılı Kimlik: Kimlik bunalımı yaĢamıĢ ancak seçenekleri
irdeledikten sonra belirli bir yönelim gerçekleĢtirmiĢ demektir.

BaĢarılı kimlikteki birey kimlik krizi yaĢamıĢtır. Bu
krizi sağlıklı bir Ģekilde atlatıp kendi kararlarını
verebilmiĢtir. Verdiği bu karardan hem kendisi
memnundur hem de çevresini memnun etmeye çalıĢır.
Yani baĢarılı kimlik TERS KĠMLĠK değildir.
ĠÇLERĠ RAHATTIR.
Kararlarıyla ilgili olarak içleri rahattır ve
değerlerinin ve davranıĢlarının baĢkalarının onayını
alacağından emindirler.. ve yolları kesin Ģekilde çizilmiĢtir.
(Marcia‟dan çevrilmiĢtir)
BKZ: ( Marcia JE. Identity and psychosocial development in
adulthood. Identity (Mahwah, N J) 2002; 2:7-28.)
Özetle baĢarılı kimlik kararlarını kendi alır ancak
elinden geldiğince ailesi ve toplumla ters düĢmez. Alacağı
kararlar ailesinin de onaylabileceği kararlardır. Bunun
dengesini çok iyi kurar. Yani hem kararını kendi alır hem
de bu kararı alırken içinde bulunduğu toplum değerlerine
de saygı duyar. EN AZINDAN AĠLESĠNĠ MEMNUN
ETMEYE ÇALIġIR !!!
Erken Bağlanma ( Ġpotekli) : Erken bağlanma, baĢka
seçeneklere iliĢkin hiç araĢtırma yapmaksızın ya da baĢka
seçeneklere iliĢkin çok az araĢtırmayla çocukluk yıllarındaki
değerlerine sıkıca bağlanan ergenleri tanımlar.
Kimlikle ilgili sağlıklı kararlar ergenlik döneminde
hatta bazı kiĢilik geliĢimi kuramcılarına göre yetiĢkinliğin
ilk dönenimde ( ergenliğin sonu) alınmaktadır. Ġpotekli
kimlik statüsündeki bireyler kimlikle ilgili kararlarını
çocukluk döneminde alırlar ( Seçecekleri mesleğe,
ideolojilerine vb çocukluk döneminde karar verirler. )
Aldıkları bu karar ÖZDEġĠME DAYANIR ve sağlıklı
değildir. Genelde anne – babaları ya da öğretmenlerine
dönük özdeĢimler söz konusudur.

Erken bağlanan ergenler, herhangi bir kriz yaĢamadan
çeĢitli meslek ve ideolojilere bağlanmakta, ancak bu
bağlanmalar ergenin kendi araĢtırmaları sonunda
gerçekleĢtirdiği seçimler değil, genellikle anne –
babanın sunduğu seçimlere dayanan bağlanmalardır.
Dağınık – KargaĢalı Kimlik ( Kimlik Difüzyonu): En az
olgun olan kimlik statüsüdür. Genel olarak kararsızlık ve yön
belirsizliği olarak ifade edilir.

Ergen birey bu kimlik statüsünde bir kimlik
bunalımı yaĢamaz. YaĢasa bile baĢarısızlıkla
sonuçlanmıĢtır. Yani bir kimlik oluĢmaz.
Dağınık kimlik statüsünde olan bireyler, herhangi bir din,
politika, felsefe, cinsiyet, rolüne ya da mesleksel veya kiĢisel
davranıĢ ölçütlerine bağlanmamıĢlardır. Söz konusu bireyler,
yönelebilecekleri bu alanlara iliĢkin bir kimlik krizi yaĢantısı
geçirmemiĢler, araĢtırma dönemi yaĢamamıĢlardır. En az
geliĢmiĢ kimlik statüsü olan dağınık kimlik genelde erken
ergenlik döneminde görülmektedir. Kararları geçici ve
değiĢkendir.

Dağınık kimlikteki bireyler birbirine zıt ideolojik
görüĢlere girer çıkar, meslek seçinde gerçekçi kararlar
almazlar ve sürekli karar değiĢtirirler.
Dağınık kimlikteki bireyler meslek seçerken yetenek
ve ilgilerini değil anlık değiĢen duygularını dikkate alırlar ve
aslında hiçbir seçimleri sağlam ve sağlıklı değildir.
Askıya Alma ( Moratoryum – Erteleme): Bir kimlik krizinin
yaĢandığı ancak kararın daha sonraya bırakıldığı bir kimlik
statüsünü anlatır.


Ergenin, kendini biraz geri çekerek, herhangi bir
rolü üstlenmeden çeĢitli rolleri denemesi ve
incelemesi söz konusudur. Yani birey kimlik
arayıĢındadır. Ancak bir karar vermeyi sonraya
bırakmıĢtır.
Bazen bu askıya alma ergenlik döneminden sonra ya
da taĢabilir.
Psiko-sosyal erteleme genelde zengin ailelerin
çocuklarında gözlenmektedir. Ayrıca Batılı toplumlarda
psiko-sosyal erteleme dönemi desteklenmektedir. Çünkü
bireyin tam olarak irdelemeden erken karar vermesi
istenmemektedir.
KiĢi askıya alınmıĢ kimlik statüsündeyken dünya ergene sabit,
kontrol edilebilir ve hoĢ bir yer olarak görünmez. Askıya alınmıĢ
kimlik statüsündeki bireyler genellikle hükümeti, politikayı, eğitimi
kısaca her Ģeyi değiĢtirmek isterler. Marcia'nın moratoryum olarak
adlandırdığı statüdeki ergenler, kimlik krizinin tam ortasındadırlar
ve kriz devam ederken, bu ergenler önemli kararlar vermeyi
ertelerler. Bu zaman içerisinde çok sayıda seçeneği keĢfederler.
Moratoryum statüsündeki bireylerin, baĢarılı ve ipotekli kimlik
statüsünde olanlardan daha kaygılı, kuĢkucu, iliĢkilerinde uçarı ve
yakın iliĢki için gerekli bağlanmadan kaçınma gibi özelliklere
sahiptirler
Ġpotekli kimlikte çocuk ailesinin kimliğini edinmeye
gönüllüdür. “Biz babadan böyle gördük” mantığı. Ancak
otoriter – baskıcı ailelerin çocuklarında gözlenen bir diğer
kimlik türü ise GÖLGELENMĠġ KĠMLĠKTĠR. Çocuk
burada kendi kimliğini oluĢturmak ister ve bir seçim yapar ama
bu seçimleri ailesi tarafından kabul edilmez. Ve ailesinin
istediği kimliği kabul etmek zorunda kalır…
TERS ( OLUMSUZ ) KĠMLĠK: Ters kimlik statüsündeki ergenler, toplumun ondan beklediği rollere karĢı gelerek aĢırı uç
(Marjinal) rolleri ve davranıĢları benimser. Erikson’a göre, kimlik geliĢimini olumlu ve kabul gören bir ortamda
tamamlayamayan ergenler, hiçbir Ģey olmamak yerine “ babası polis olan kızın kanunları çiğneyen biri olması ya da baĢarılı bir
ailenin kızının okula gitmeyi reddetmesi örneklerindeki gibi istenmedik ya da toplumun kabul etmeyeceği bir seçeneğe
yönlenebilir.
YAKINLIĞA KARġI UZAKLIK( YALNIZLIK – YALITILMIġLIK ) ( 20 – 40 ) : Ergenlik dönemindeki kimlik
kazanma çabaları büyük ölçüde aĢılmıĢtır.



Birey bu dönemde iĢ kurma ve evliliğe yönelik yakın iliĢkiler kurmak ister. Bunu baĢaramazsa yalnızlık – uzaklık
duygusu yaĢayabilir.
Kalabalık içinde yalnızlık dediğimiz durum bu dönemde genellikle ortaya çıkar.
Gerçek dostlarım yok, düğünüme kimse gelmeyecek gibi kaygılar taĢır ve temelinde çevresinde yakın iliĢki
kurabildiği insanların olmamasıdır.
AĢırı Uçları
Kolay ve derinlikten yoksun yakınlık
kurma( önüne gelenle)
Denge: Farklılık ve zıtlıkları bir kenara
bırakarak “aĢk”la yaklaĢma.
KiĢinin kendini her Ģeyden dıĢlaması, yalıtması
Bağlanma Korkusu: Bu dönemde en sık yaĢanan duygudur. Bu duygu bazen açıkça ifade edilse de çoğunlukla gizlidir.
Ġnsanlar “ Okul bitince evleneceğim.” “ĠĢ bulunca evleneceğim.” “Evim olunca evleneceğim.” gibi bahaneler öne sürerek de
bağlanma korkularını gizlemeye çalıĢabilirler.
ÜRETKENLĠĞE KARġI DURGUNLUK ( 40 – 65 ) : Birey toplum ve kendi için yararlı iĢler yapabildiği , yeni kuĢaklara
öncülük ve rehberlik edebildiği sürece üretkendir.


Bu dönem bireyleri yetiĢtirdikleri çocukları ile övünürler. Öğretmenlerse yetiĢtirdikleri öğrencileri ile övünürler.
Bu dönemi problemli yaĢayanlarda ise durgunluk – amaçsızlık aĢırı bencillik duygusu geliĢebilir
AĢırı Uçları
AĢırı yayılma adını taĢıyan, kendine
zaman ayırmadan çalıĢma
Verimsizlik,
reddetme.
Denge: BaĢkasına özen gösterme ve ona
bakma.
topluma
katkıda
bulunmayı
Üretkenlik ( verimlilik) sadece yetiĢtirmek değildir. BaĢka verimli olma yolları da vardır: öğretmenlik, dernek
kurma, derneğe üye olma, yazarlık, kaĢiflik, sanat, bilim, sosyal etkinlikler gibi gelecek nesillere bir Ģekilde
aktarılacağı düĢünülen her Ģey verimlilik için kullanılabilir. Erikson‟a göre verimlilik yaĢlıların ihtiyaç duyulma
ihtiyacını karĢılayan her Ģey olabilir.
Bu dönem; yeniden bir kimlik değerlendirmesinin yapıldığı, kimlik revizyonuna gidildiği bir dönemdir. Bu
yüzden bu döneme insanın ikinci ergenliği-baharı denir. Bu dönemde kiĢi geçmiĢ muhasebesi ve geleceğe dönük
planlar yapar. Sonraki dönem olan ego bütünlüğünde ise sadece geçmiĢ muhasebesi yapar DĠKKAT !
Verimlilik aĢk duygusunun geleceğe uzantısıdır. Yakınlık ve aĢk duyguları aĢıklar arasında, eĢitler arasında
meydana gelir ve karĢılığı varsayar. Eğer siz birini seviyorsanız o da sizi severse amacınıza ulaĢmıĢ olursunuz. Ancak
verimlilik duygusu yakınlıktan farklı olarak karĢılık beklemez. EĢinizden karĢılık beklersiniz ama çocuğunuzdan
büyük ölçüde karĢılık beklemezsiniz.
BENLĠK BÜTÜNLÜĞÜNE KARġI UMUTSUZLUK ( + 65 ) : YaĢlılık yıllarını kapsar ve önceki dönemlerin muhasebesi
niteliğindedir.

Önceki dönemlerinde yer alan çatıĢmaları sağlıklı bir Ģekilde atlatan birey benlik bütünlüğüne kavuĢur ve ölümü kolay
kabullenir, önceki dönemleri sağlıklı bir Ģekilde atlatamayan birey hep bir eksiklik duygusu taĢır ve “ keĢke
yapsaydım” gibi duyguları geliĢir ve umutsuzluğa düĢer, ölümü kabullenemez.
AĢırı Uçları
KiĢi ego bütünlüğüne varmadığı halde
kendini ulaĢmıĢ gibi kabul edebilir.
Denge:
Erdem,
yaklaĢabilmek.
ölüme
korkusuzca
KiĢi kendini küçük görebilir, aĢırı ölüm korkusu
yaĢayabilir.
Bu dönemde bireyden beklediğimiz mutlaka bir geçmiĢ muhasebesi yapması, yaĢlandığını kabullenmesi ve ölüme hazır
olmasıdır. Bunları yapması EGO BÜTÜNLÜĞÜ, ölümden aĢırı korkması ve kabullenmemesi, kendini aĢırı yalnız hissetmesi
UMUTSUZLUK , geçmiĢ muhasebesi yapmaması, yaĢlandığını kabul etmeyip hala gençler gibi davranıp giyinmesi ise
ĠLGĠSĠZ ( Ego bütünlüğüne varmadığı halde varmıĢ gibi davranma ) statü olarak adlandırılır. (Walaskay, 1983-1984),
BEM „in Cinsiyet Rolleri YaklaĢımı
KADINSI CĠNSĠYET ROLÜ : Kadınsı özellikler Ģu Ģekilde
sıralanabilir
- AğırbaĢlı
- AnlayıĢlı
- BaĢkalarının ihtiyaçlarına duyarlı
- Boyun eğen
- Cana yakın
- Çocukları seven , hassas, duygusal , sevecen,
- Namuslu , sadık, fedakar
- Merhametli, incinmiĢ duyguları tamir etmeye istekli
- Sıkılıgan, korkak
- YumuĢak, tatlı dilli
ANDROJEN: Hem kadınsı hem de erkeksi özellikleri
barındıran
ERKEKSĠ CĠNSĠYET ROLÜ: Erkeksi özellikler Ģu
Ģekildedir.
- Ailesine karĢı sorumlu
- Baskın , tesirli, lider , etkileyici, güçlü
- Cömert
- GiriĢimci
- Riski göze almaktan çekinmeyen, kendine güvenen
- Kendi ihtiyaçlarını savunan, gözü pek
- Duygularını açığa vurmayan
- Kuralcı , katı, otoriter, saldırgan
- Sözünde duran
- Hırslı , mantıklı
BELĠRSĠZ: Kadınsı ve erkeksi özellikleri hiç ya da çok az
barındıran.
Bu konuda çok önemli bir kavramsal yanılgı söz konusudur. Bir insanın biyolojik cinsiyetinin kadın ya da erkek
olması onu cinsiyet rollerinde KADINSI ya da ERKEKSĠ yapmaz. BaĢka bir deyiĢle bir kadın , erkeksi; bir erkek de kadınsı
cinsiyet rolüne sahip olabilir. Genelde kaynakların yanılgısı Ģu olmaktadır. Bir kadın ( biyolojik olarak ) erkeksi özellikler
gösterdiğinde ANDROJEN deniyor. Bu tamamen yanlıĢtır. ġimdi örneklerle daha iyi izah edeceğiz.
AyĢe Hanım, bir okulda müdiredir. Lider kiĢiliği ve kuralcı tavırları ile okulda tek otorite durumundadır. Gözü pek olarak bilinen
AyĢe Hanım, oldukça hırslı ve aldığı kararlarda da mantıklıdır. AyĢe Hanım‟ın cinsiyet rolü ERKEKSĠ‟dir. Yanılgı Ģurda
oluyor. Bazı kaynaklarda bu tip örneklere ANDROJEN diyor. AyĢe Hanım sadece biyolojik olarak kadın yoksa
anlatılanlarda hiçbir kadınsı özellik göstermiyor tamamen erkeksi. Bu yüzden AyĢe Hanım‟a ANDROJEN diyemeyiz.
ġöyle olsaydı: AyĢe Hanım bir okulda müdiredir. Lider ve otoriter kiĢiliğinin yanında yardımsever ve merhametli yanı da
herkesçe bilinmektedir. Hasta olan öğretmenlerine izin almaları konusunda hiçbir sorun çıkarmadığı gibi okul derslerini aksatan
öğretmenlere karĢı da her türlü yaptırımı uygulamaktadır. Ancak asla aĢırıya kaçmamaktadır. AyĢe Hanım‟ın biyolojik
cinsiyetini boĢ verin parçada anlatılanlarda hem kadınsı hem de erkeksi yanlarından bahsedilmiĢ. Bu durumda AyĢe
Hanım ANDROJEN OLURDU. AyĢe Hanım’ı Ģimdi de kadınsı yapalım. AyĢe Hanım, evinde çocukları için tüm fedakarlığı
yapmakta onlar yorulmasın diye odalarını toplamaktadır. EĢine karĢı çok sadık olan AyĢe, oldukça kibar ve yumuĢak bir kiĢiliğe
sahiptir. KomĢularının sorunları ile ilgilenen , eĢinin kararları karĢısında da boyun eğen biridir. Oldukça ağır baĢlı ve namuslu
olan AyĢe, oldukça duygusal bir yapıya da sahiptir. AyĢe Hanım Ģimdi Kadınsı oldu. NOT: Bu konuya dikkat edin 2013 KPSS
ĠHTĠYAÇLAR PĠRAMĠDĠ
Güvenlik Ġhtiyacı
Emniyet
Ait Olma
-
Sevme
Sevilme

Sosyal ihtiyaçlar olarak da adlandırılabilir. Sevme, ait olma,
kimlik duygusu kazanma, benimsenme vb. ( Sosyal katılım,
sevgi, kabul, grup üyeliği, arkadaĢ iliĢkileri, bir ailenin,
topluluğun ferdi olma )

Bu ihtiyaçların karşılanmaması kişide yabancılaşma,
ilgisizlik, yalnızlık, umutsuzluk ve bunalım gibi duyguların
açığa çıkmasına neden olabilir.
BaĢarı, tanınma, özsaygı, kendine değer verme, statü sahibi olma
vb. ( Takdir edilme, ve saygı görme, ün – Ģöhret )
Saygı
-
Kendini güvende hissetmeyen bireyler, yaşamları boyunca
para biriktirme, her şeylerini sigortalatma gibi davranışlara
sürüklenebilir. Yaşamı güvenlikten ibaret görebilirler.
Saygınlık
Kendini
GerçekleĢtirme

Bu ihtiyacın karşılanmaması kişinin kendini değersiz ve
yetersiz hissetmesine, aşağılık, zayıflık gibi duyguların
ortaya çıkmasına neden olur.
KiĢinin tüm potansiyelini kullanabilmesi, yeteneklerini geliĢtirme
, kendini yaratıcı ve üretken biçimde ortaya koyabilme.
Bilme ve Anlama: Merak keĢfetme ve bilgiye ulaĢma ihtiyacıdır.
Ġnsanın dünyada ve evrende olup bitenleri anlama – bilme
ihtiyacıdır.
Estetik: Sanat ve sanatsal olayları anlama, zevk alma ve
yaratıcılığı kullanma
Üst Düzey Ġhtiyaçlar
-
YaĢamı sürdürmek için gerekli olan ihtiyaçlardır. Hava, su, besin,
uyku, cinsellik, etkinlik gibi.
 Doyurulmadığında organizmanın varlığını tehdit eden
ihtiyaçlardır.
Kendini güven içinde hissetme, tehlikelerden korunma. Kendini
kaygıdan uzak bir yaĢamda hissetme; bedensel, sosyal ve
ekonomik güvenlik ihtiyacı.
Temel Ġhtiyaçlar
Fiziksel Ġhtiyaçlar
Afrikanın yerli kabilelerinde yaĢayan insanların ihtiyaçları genelde fizyolojik – fiziksel ihtiyaç düzeyindedir. Ailesi için gece
gündüz çalıĢan, para biriktiren, aldığı evi ve arabayı sigortalatan ve çocuklarını siyasi hiçbir olaya sokmayan bir baba güvenlik
ihtiyacını karĢılamaktadır ya da sevdiği için değil sırf zengin olduğu için bir erkekle evlenen bir kız güvenlik ihtiyacını
karĢılamaktadır. Bir çevresi olması ve insanlar tarafından sevilmek isteyen birinin derneğe üye olması ait olma ihtiyacına
yöneliktir. Zengin bir bireyin kazanamayacağını bildiği halde sadece kendi reklamını yapmak ve insanlar tarafından saygı görmek
ve milletvekili adaylığından kaynaklı saygınlık görmek için milletvekili adayı olması ya da bir akademisyenin kendi adını öne
çıkarmak için kitap yazması, tv programlarına katılması saygı saygınlık – tanınma ihtiyacına dönük iken aynı akademisyenin
sadece kendi yeteneklerini daha da geliĢtirmek adına kitap yazması kendini gerçekleĢtirme ihtiyacıdır.
Maslow‟a göre kiĢi alt düzeydeki bir ihtiyacını belli ölçüde ( tam olarak değil) olarak karĢılamadan üst düzeydeki bir
ihtiyacı karĢılamaya hazır olamaz, o ihtiyaç tam olarak belirmez.
Horowitz ve Dörtlü Bağlanma Modeli ( YetiĢkinlerde Bağlanma)
Güvenli Bağlanma
Kendini de baĢkalarını da değerli
görürler.
Bu kiĢilerin kendilerini değerli ve sevilebilir algılarken diğerleri de ulaĢılabilir ve
duyarlıdır. Güvenli bağlanan kiĢilerin benlik saygıları yüksektir, yakınlık kurmaktan
rahatsız olmazlar ve otonomiye (Özerkliğe) sahiptirler. Dahil olduğu çevreye rahat
uyum sağlarlar
Örneğin: 24 yaĢındaki AyĢe, oldukça olumlu bir benliğe sahip ve kendini değerli
görmektedir. Çevresindeki insanlarla olan iliĢkilerinde de oldukça baĢarılı olan AyĢe,
arkadaĢ grubu tarafından da sevilip takdir edilmektedir. Ġnslara güvenen AyĢe, insanların
da güvenini kazanmıĢtır. Kararlarını kendisi alan AyĢe, insanlarla çok rahat temas
kurabilmektedir.
Saplantılı Bağlanma
Kendilerini değersiz
değerli görürler.
baĢkalarını
Kendilerini değersiz bulurlarken diğerlerini olumlu değerlendirmektedirler; bu yüzden
diğerlerinin onayı ve kabulünü kazanmaya çalıĢırlar ve iliĢkilerle aĢırı meĢgul olurlar. Bu
insanlar diğerleriyle yakın iliĢkiler içerisinde olmayı arzu etmekle birlikte onlarla tarzda
iliĢki kurmak istediklerinden diğerlerini kendilerinden uzaklaĢtırabilmektedirler. Saplantılı
bağlanan kiĢilerde en belirgin özellik, kendine güven eksikliğidir ve o nedenle hem
reddedilmekten hem de yakın iliĢkilerde karĢı tarafın terk etmesinden çok korkarlar.
Örneğin: 26 yaĢındaki Selim, arkadaĢ iliĢkilerinde sürekli olarak karĢı tarafın isteklerini
ön planda tutmaktadır. ArkadaĢları kendisini hiç arayıp sormasa da o sürekli olarak onları
aramakta, davet edilmese de arkadaĢlarının yanına gitmektedir. Kendini birçok açıdan
yetersiz gören Selim, arkadaĢlarını kaybetme korkusu ile yaĢamaktadır. ArkadaĢlarına aĢırı
ilgi gösteren Selim, arakadaĢları arasında “yapıĢkan” bir olarak anılmaktadır.
Korkulu
Kendini
de
baĢkalarını da
değersiz görür
Kendilerini değersiz gördükleri gibi diğerlerini de olumsuz değerlenrirler. KiĢi, kendisini
sevilmeye layık olmadığı ve baĢkalarının reddedici olduğu ile ilgili inançlara sahiptir. Bu
nedenle korkulu bağlanan bireyler yakın iliĢkiler kurmaktan kaçınırlar ya da iliĢkilerinde
oldukça fazla sorun yaĢarlar.
Örneğin: 22 yaĢında bir üniverste öğrencisi olan Fatma, ev arkadaĢı ile aylık giderlerin
hesaplanması dıĢında çok görüĢmemektedir. ArkadaĢının kendisini çok sevmediğini ve
dedikoducu olduğunu düĢünen Fatma, kendini de çaresiz ve yetersiz görmektedir.
Ġnsanlarla olan iliĢkilerinde sürekli kuĢkuya sahip olan Fatma, kendini iyi bir insan olarak
da görmemekte ve kendi geleceği hakkında da oldukça endiĢelidir.
Kaçınmacı
Kayıtsız
Kendini değerli
baĢkalarını
değersiz görür
Kendilerini değerli ve sevilebilir olarak değerlendirmenin yanı sıra, diğerlerine karĢı
olumsuz değerlendirmelere sahiptirler. Kayıtsız bağlanma biçimine sahip bireyler hayal
kırıklığına uğramamak ve reddedilmemek için yakın iliĢkilerden kaçınmakta, böylece
bağımsız ve güçlü olmaya çalıĢarak olumlu benlik algılarını devam ettirmek
istemektedirler. Ġnsanlara çok güvenmedikleri için iliĢkilerindeki eksiklikleri aĢırı iĢ
tutkunu veya boĢ zaman faaliyetlerine çok vakit ayırdıkları söylenebilir.
Örneğin: Sinem 17 yaĢında bir lise öğrencisidir. Kendini olduça güzel ve değerli gören
Sinem’ e evleneceği erkeği sorduğumuzda Ali Ağaoğlu, Ġlber Ortaylı, Kıvanç Tatlıtuğ
kırması bir Ģey çıkmaktadır. Hayatta her Ģeyin en güzelini hakettiğini iddia eden Sinem,
insanların onun bu baĢarısı azmini kıskandığını söylemektedir. Erkeklerle olan iliĢkisinde
oldukça temkinli olan Sinem’e neden böyle yapıyorsun diye sorduğumuzda zarar
vermelerinden korkuyorum, ben kötü Ģeyler yaĢamayı hak eden biri değilim, diyor...
BEBEKLERDE BAĞLANMA
Ainsworth – Bowlby
Güvenli Bağlanma
Güvensiz Bağlanma
Aile bebeğe temel güven duygusunu verdiği için bebeklerini
bir yere bıraktıklarında bebekte huzursuzluk, kaygı vs
davranıĢlar çok gözlenmez bilir ki ailesi onun yanındadır ve
onlara güvenmektedir. Onu asla bırakıp kaçmayacaklardır.
 Anneden ayrıldığında ilk baĢta ağlasa bile bu kaygı ve
huzursuzluk uzun sürmez
 Bebek yeni bir ortama bırakıldığında o ortama çok
çabuk uyum sağlar.
 Anne geri geldiğinde bebek çeliĢkili tavırlar
sergilemez, sevgi ile annesini karĢılar.
 Çocukların %65‟i bu tip bağlılık gösterir.
a) Güvensiz ÇeliĢkili Bağlanma ( Dirençli – Ġkircikli) :
Annenin tutarsız tavırları ve bebeğinin ihtiyaçlarını
karĢılamada titizlik göstermemesi üzerine bebek; anneden
ayrılırken tutarsız tavırlar içine girer. Öfkelenir, ağlar,
ortama ilgi göstermez, uyum sağlamaz. Anne geri
döndüğünde tekrar ağlama tavırları gösterebilir
Ainsworth‟e Göre 3 Alt Üst Edici Durum:
1. Ayrılık Kaygısı: Çocuğun annesi – babası yanından
gittiğinde duyduğu anksiyete – kaygı. Hemen hemen
her çocuk ayrılık kaygısı yaĢar. Kimi az kimi çok yaĢar.
Güvensiz kaçınan bağlanmada genelde çok düĢük
seviyede ayrılık kaygısı hissedilir.
 Bu kaygıda bebek dünyada yalnız bırakıldığını,
terk edildiğini düĢünür.
2.
Yabancı Ortam Kaygısı: Adı üstünde açıklamaya
gerek yok...
3.
Yabancı Kaygısı: Bebekler yaklaĢık 6 – 8 ayda anne –
babasını diğer insanlardan ayırır ve tanır. Bu dönemden
önce gürülmeyen yabancı kaygısı artık görülmeye
baĢlar. Çünkü annesi ile diğer insanları ayıran
bebeğimiz diğer insanları potansiyel tehlike olarak
görür. Açıklamaya gerek yok adı üstünde...
Annenin gidiĢine ve geri dönüĢüne protesto tepkileri
gösterir. Anne – bebek ayrılması trajik gerçekleĢir yani
anne bebeğini bırakıp gittiğinde bebek aĢırı bir ağlama
tepkisi gösterir. Anne geri döndüğünde de bebek onu
gülerek değil ağlayarak – iterek vs karĢılar.
b) Güvensiz Kaçınan Bağlanma: Annenin duyarsız ve
reddedici davrandığı bebek, yeni ortama bırakıldığında
tepki vermez. Yeni ortama ve çevreye karĢı saldırgandır.
Anne tekrar ortama geldiğinde yine bir tepki vermez. Bu
çocuklar aslında iç dünyalarında derin üzüntüler yaĢarlar
Güvensiz kaçınan bağlanma genelde uzun süren ( 10
gün 15 gün gibi) anne – bebek ayrılıklarında gözlenir.
Çocukta anneden kopma ( onu inkar etme – unutma)
gözlenir. Anneye yeniden bağlanmaktan korkar çünkü
anne yine onu terk edebilir. Bu yüzden anneyi umursamaz
davranır.
Güvensiz kaçınan bağlanma en tehlikeli bağlanma
türüdür. Bu tip bebeklerin ileride Freud ve Erikson‟un da
iĢaret ettiği gibi ciddi akıl sağlığı sorunları geçirmesi
yüksek olasılıktadır.
c)
Güvensiz – ÖrgütlenmemiĢ / YönlendirilmemiĢ
Bağlanma: Hem çeliĢkili hem de kaçınan bağlanma
özelliği gösteren bebeklerdir.
Örneğin: Annesinin gidiĢine bazı durumlarda ağlayan
(çeliĢkili ) bazı durumlarda ise hiç tepki vermeyen ( kaçınan)
bebekler. Daha da özet konuĢursak iki güvensiz bağlanma
biçiminin karıĢımıdır.
NOT AL
ANNE BABA TUTUMLARI
Bilinçli Otoriter Anne Baba ( Demokratik): Kurallar vardır; ancak kurallar bilinçli konmuĢtur. Çocuğun evde söz hakkı vardır.
Ancak sınırsız davranıĢlara müsaade edilmez. Kurallar oluĢturulurken çocuk sürece dahil edilir. Ceza verebilirler ancak daha çok
olumlu davranıĢları pekiĢtirme söz konusudur. “Olabilir, bir konuĢalım , tartıĢalım senin fikrin ne”
 Çocuklarının kimlerle arkadaĢlık kurduğu önemlidir.
 Bu tip ailelerin çocukları kararlarını alabilen, problem çözme becerisi yüksek olan bireylerdir.
Baskıcı Otoriter Anne Baba: Çocuğu dinleme, anlama yoktur. Anne babalar tarafından konulan kurallara çocuk mutlak
uymalıdır. Çocukların pasif – korkak ya da ters kimlikte olması olasıdır. “KonuĢma , sus, hayır , olmaz”
 Bu tip anne babalar için de çocuklarının kimle arkadaĢlık ettiği önemlidir.
Ġzin Verici Anne – Baba( ġımartıcı ) : Çocuklarının isteklerine hayır diyemezler. Çocukları aĢırı özerk olur. Çocuk her
istediğini yapar, aile de destekler. Çocuğa aĢırı sevgi vardır. “ Tabi ki olum ne istiyorsan yapabilirsin”
 Bu tip anne babalar aslında çocukları ile çok ilgilenmezler.
 Çocuklarını çok sevdikleri ve kıramadıkları için çoğu kez çocuklarının ne yaptığından da haberleri olmaz. Çocukları aĢırı
özerk olur.
BoĢ VermiĢ Anne – Baba: Ġzin verici anne – baba ile karıĢabilir. Bu tip anne babalar için çocuklarının çok bir önemi yoktur, ne
yaparsa yapsın anlayıĢı vardır. Çocuğa karĢı sevgi yoktur. Ġzin verici anne babalar çocuklarını aĢırı sevdiklerinden her istediğini
yaparlarken boĢ vermiĢ anne babalar çocuklarını umursamaz. “Ne halin varsa gör bana ne”
 Bu tip anne babaların çocuklarına karĢı açık bir sevgileri yoktur.
 Bunlar da çocuklarının ne yaptığından çok haberdar değildirler.
Koruyucu Anne – Baba: Çocuklarına aĢırı sevgi söz konusudur. Ancak bu tip anne babalara göre çocukları hep çocuktur ve
dıĢarı tehlikelerle doludur. Bu yüzden sürekli çocuklarının yanında dururlar, çocuklarının her iĢlerini kendileri yaparlar. Bu
yüzden de çocuklarının özerkliğini zedelerler. “Aman oğlum sen yapma ben yaparım.”
 Çocuklarına karĢı hem sevgi hem de aĢırı denetim uygularlar
 Genelde tek çocuğu olan anne- babalar ya da çocukları ağır hastalık geçiren anne babalardır. Çünkü çocuklarını
kaybetmekten çok korkarlar ve üzerine titrerler.
 Bu tip anne babaların çocukları pasif ve karar alma becerileri zayıf olur.
Ġtici ( Reddedici ) Anne Baba: Genelde mutsuz evliliklerde görülebilir. EĢlerin birbirine olan düĢmanlığı çocukla olan
iliĢkilerine de yansır. Çocuğa açık bir düĢmanlık vardır. “Seni nerden doğurdum, geber de kurtulalım”
 Çocuğun fizyolojik ihtiyacını karĢılasalar da sevgi ihtiyacını karĢılamazlar.
 Bu tip anne babaların çocukları genelde nesnelerle ilgiili meslekler seçerler ( Roe’ya göre )
Mükemmeliyetçi ( Yetkinci) Anne Baba: Çocuklarına baĢarılı olması konusunda aĢırı baskı yaparlar. Çocukları her konuda
baĢarılı olmalıdır. Çocuklarını diğer çocuklarla kıyaslarlar. Çocuklarının yaptıklarını kolay beğenmedikleri için çocuğa genelde
olumsuz dönüt verirler. “ 99 almıĢsın ama bak … 100 almıĢ, neden pek iyi değil, öğretmenin neden toplantıda çok iyi
demedi de iyi dedi”
 Çocuklarına çok az olumlu dönür verirler ( Aferin gibi )
 Bu tip anne babaların çocukları kendilerini yeteneklerinin üzerine zorlamak zorunda kalır
 Bu tip anne babaların çocukları genelde prestijli meslekler seçerler.
ÇeliĢkili Anne – Baba: Anne ve babanın çocuk yetiĢtirme konusunda ortak tavır alamamasıdır. Annenin yap dediğine babanın
yapma demesi; annenin desteklemediğini babanın desteklemesi vs. “Oğlum tabii ki yap ama babana söyleme o kızar ben izin
veriyorum”
 BaĢka bir tanımla, bazen demokratik, bazen baskıcı bazen de izinverici olan anne – babalar da bu gruptadır.
KĠġĠLĠK psikologlar arasında farklı tanımlansa da genel olarak bireyi diğer kiĢilerden ayıran bireye özgü ve tutarlı olarak
gösterilen davranıĢ özellikleri Ģekline tanımlanabilir
KiĢilik “maske” anlamına gelen persona sözcüğünden üretilmiĢtir. Persona, Yunan tiyatrosunda oyuncuların
yüzlerine taktıkları maskelerdir.






KiĢilik , bir parçalar, ayrı birimler toplamı değil, belki bir örgütlemenin sonucudur.
KiĢilik, bulunduğu yerde duran bir varlık değil, çeĢitli süreçlerden oluĢan bir kavramdır.
Ruhsal – mantıksal bir kavram olmakla beraber, FĠZĠKSEL YAPIYA da bağlıdır.
Nedensel bir güç olarak, kiĢinin dıĢ dünyaya bağlılık biçimlerinin belirlenmesine de yardımcıdır.
KiĢilik, yinelemeler, tutarlılıklar gibi dünyaya bağlılık biçimlerinin belirlenmesine de yardımcıdır.
KiĢilik yalnızca bir biçimde değil, davranıĢlar, düĢünceler, duygular gibi çeĢitli yollardan kendini göstermektedir.
KARAKTER: KiĢiliğin ahlaki yönünü betimlemek için kullanılır. Karakter, insanın içinde yaĢadığı çevrenin, toplumsal
değerlerinden ve ahlak kurallarından oluĢur, aile, okul, çevre içinde çocukluk çağından itibaren geliĢmeye, biçimlenmeye
baĢlar.
 Birey, ahlak ilkelerini özümlediği ve etkili bir davranıĢ düzenlemesi yaparak eylemde bulunduğu zaman karakter
ortaya çıkmaya baĢlar. Karakter, ileri bir olgunlaĢmanın ve yetiĢkin kiĢiliğinin temel belirtilerinden biridir.
MĠZAÇ: Birçok araĢtırmacı, mizacı kalıtımsal temeli olan özellikler, çoğunlukla da aĢırı duygusallık ve etkilenebilirlik ile
bağlantılı davranıĢların sonucu olan ve erken yaĢlarda ortaya çıkan bireysel özellikler olarak tanımlar.




Mizaç, “kiĢinin genel etkinlik düzeyi, duygusal donanımı, tepkilerinin hızı ve Ģiddeti gibi bünyesel olan ve daha sonra
kiĢiliğin geliĢiminde belli bir rol oynayan davranıĢ ve tepki yapılarının toplamı” olarak tanımlanır.
Mizaç kalıtsal kökenli davranıĢsal eğilimlerdir.
Mizaç, öfke, üzüntü, korku, beğeni ve ilgilenme gibi temel duyguların anlatımında bireysel farklılıklardır.
Mizaç, kiĢinin “neyi , niçin” yapabileceğinden çok “nasıl” tepki gösterdiğini anlatır.
1.
Çocukların Mizaçlarına Göre Gruplanması
Kolay Mizaçlılar: Olumlu davranıĢlara, yeni deneyimlere çok açık ve uyumludurlar. Sinirlendikten sonra yatıĢma
süreleri kısadır. ( Çocukların % 40 bu mizaçtadır)
2.
Güç Mizaçlılar: Etkin, öfkeli ve düzensiz alıĢkanlıkları vardır. Genelde sert tepki verirler, yeni durumlara çok yavaĢ
uyum sağlarlar. ( Çocukların % 10 bu mizaçtadır)
3.
Ağır Mizaçlılar: Pek etkinliğe katılmazlar. Biraz sinirlidirler. ( Çocukların %15 bu mizaçtadır.)
ÖZ ( BENLĠK) GELĠġĠMĠ
Anaokulu öğretmeni bir gün sınıfta çocuklara bir bilmece sorar. “Mis gibi kokarım, çevreme neĢe saçarım, herkes beni çok
sever, bana canımsın der.” Daha bilmece bitmeden , Ahmet hemen ortaya çıkar, elleri ile kendisini göstererek “ Ben ben” der.
Oysa doğru yanıt “Çiçek”tir. Fakat Ahmet, çevresinden kendisi ile ilgili olarak daima olumlu tepkiler almıĢ ve kendisini çiçek
kadar güzel, sevimli, sevilen biri olarak algılamıĢtır.

Öz ( Benlik ) kavramı kiĢiliğin bir boyutudur ve insanın kendini görüĢ ve algılayıĢ biçimi olarak tanımlanabilir.
KiĢinin kendi özelliklerine, yeteneklerine, değer yargılarına, emel ve ideallerine iliĢkin kanılarını – görüĢlerini içerir. Benlik
durağan bir yapı değildir, geliĢen bir yapıdır. Ben kimim? sorusuna bir yanıttır.
Benlik ( Öz ) kavramının geliĢiminde çevrenin tutumu çok etkilidir. Örneğin ailesi – çevresi tarafından değersiz görülen
birinin benliği , kendini değersiz görme Ģeklinde olabilir; buna karĢılık ailesi – çevresi tarafından sürekli sevilen bir çocuk ise –
yukardaki örnekte verilen Ahmet gibi – olumlu bir benlik algısına sahip olacaktır. Burdan çıkarılacak sonuç benlik bireyde
çocukluktan itibaren geliĢmekte benlik geliĢiminde erken yaĢlarda yaĢananlar bireyin benlik geliĢiminde etkili olacaktır.
Öz ( Benlik ) Farkındalığı:
Özsaygı ( Benlik – Kendilik Saygısı):
KiĢinin kendi varlığının farkında olması olarak da Bireyin kendi kiĢiliğine karĢı geliĢtirdiği olumlu tutumu ifade
tanımlanabilecek öz farkındalığı kavramı; kiĢinin kendi eden bir kavramdır.
davranıĢ ve güdülerine karĢı sezgi ve anlayıĢ kazanmasıdır.
 Bireyin kendini sevmesi ve kendine saygı duyması olarak
tanımlanabilir.
 Kendinin farkına varan çocuk baĢkalarının da
olduğunu fark eder ve utanç, sıkıntı duygusu gibi
davranıĢların baĢlangıcını oluĢturur.
Benlik Saygısının 4 Kaynağı
 Öz- farkındalık ile birlikte empati ( eĢduyum ) ve öz
Anne- baba: Anne babalar Okuldaki
entellektüel
denetim yeteneklerinin de ilk belirtileri görülmeye baĢlar.
çocuklarına
uygun
ortam düzeyi:Çocukların
okul
sağlayarak, çocuklarının benlik baĢarıları benlik saygısında
Örneğin bir bebek çok hoĢuna giden battaniyeyi, saygısını geliĢtire-bilir.
etkilidir.
Okul
baĢarısının
kendisi gibi hoĢlanacağını düĢünerek – babasına
düĢmesi benlik saygısını da
uzatması az olmakla beraber bir empatinin de
düĢürmektedir.
geliĢtiğine
iĢarettir.
(Aklın
Teorisi
benim
hoĢlandıklarımdan hoĢlananlar var benim gibi düĢünenler
var, baĢka “zihinsel devletler” var. )
Bebekler kendilerini baĢkalarından ayrı bir varlık
olarak algılama yetisi içinde değildirler. Lewiss ile Brooks –
Gum tarafından önce Ģempanzelerde geliĢtirilip sonra küçük
çocukların burunlarına kırmızı ruj sürmelerini istemiĢler,
sonra da çocukları bir aynanın önüne götürerek aynada
yansıyan görüntülerini nasıl karĢıladıklarını izlemiĢlerdir.
Eğer çocuklar aynadaki yansımaların kendilerinin olduğunu
tanırlarsa- aynadaki değil – kendi burunlarındaki lekeleri
inceleyeceklerini , o zaman bir öz – farkındalık içinde
olduklarını kanıtlayacaklarını düĢünmüĢlerdir. Ancak böyle
bir davranıĢ 15 aylık olmayan bebeklerde pek görülmemiĢtir.

Toplumsal yeterlik duygusu:
Örneğin
azınlık
grubundaki
çocukların
( Almanya’da yaĢayan Türk
ailelerin çocukları ) benlik
saygıları
düĢebilmekte,
kendileri çoğunluk içinde
değersiz görebilmektedir.

Öz- farkındalık duygusu geliĢen bir çocuk kendini diğer
insanlardan ve nesnelerden ayrı bir varlık olarak
algılamaya baĢlar.
ArkadaĢları
ile
iliĢkisi:
Çocuğun arkadaĢları ile iliĢkileri
kendini değerli görmesinde
etkilidir.
Özsaygı geliĢiminde anne- babaların çocuğun temel
fizyolojik gereksinimlerini karĢılamasının yanı sıra
onlar kadar önemli olan sevilme ve saygı görme
gereksinimlerinin
de
yeterince
karĢılanmaya
çalıĢmalarının önemi büyüktür.
Bir bankada “danıĢma” kısmına bakan Hasan’a
kimse gidip soru sormamakta, herkes iĢini kendisi
halletmektedir. Bir süre sonra Hasan kendini değersiz
hissetmeye baĢlamıĢ, özsaygısı düĢmüĢtür.

Öz saygısı düĢük insanlar kendi yeteneklerine,
kendilerine güvenmeyen, kolay umutsuzluğa kapılan,
suçluluk hisseden vb. bireylerdir
Bireyin ideal benliği ( olmak istediği ) ile öz benliği ( olduğu – olduğunu düĢündüğü ) arasındaki fark kiĢinin benlik
saygısını düĢürür. Diyelim ki bir öğrenci yeteneğinin çok üstünde bir bölüm seçmek istiyorsa bu durumda kiĢi kendi öz
benliğinin çok farkında olmadan kendinin çok üstünde bir benlik tasarlamıĢ – hayal etmiĢtir; muhtemelen yaĢanan baĢarısızlıktan
mutsuz olacak kendine olan saygısı düĢecektir.