close

Enter

Log in using OpenID

"KAOS!" Ve bir anda okulun yakınına düşen yıldırımın

embedDownload
"KAOS!"
Ve bir anda okulun yakınına düşen yıldırımın gümbürtüsü kulaklarda çınlamaya başlar.
Dayanılmayacak bir sestir ve herkes irkilmiştir. Ani şok dalgasından ve kulakların çınlamasından kimse
ne yapacağını kestiremez bir süre.
Çığlıklar yükselir göklere, ince tiz çocuk bağırışları kaplar bahçeyi. Bir anda oluvermiştir her şey.
Okulun dışındaki bahçeye düşmüştür yıldırım ama aniden düşmesiyle, gözlerin ışığıyla parıldaması ve
ardından kulakta bir süre yankılanacak darbenin çınlaması...
Kimileri yere çökmüş kulaklarını elleriyle kapatmış ağlıyordu. Kimileriyse ne yapacağını şaşırmış sağa
sola doğru bağırarak koşturuyordu. Hocalar şoku atlatana kadar bahçe bağırışlar, ağlamalar ve
amaçsızca koşan çocuklarla dolmuştu. Çok sert ve ani gürültü , farkında olmadan milletin bilincini
kaybetmesine, algı mekanizmalarının bozulmasına sebep olmuştu.
Hocalar kendilerine gelince, etrafa bağırmaya çocukları kendilerine getirmeye çalıştılar ama
faydasızdı. Kontrolden çıkmışlardı. Yüksek sesle bağırabilseler ya da bir anda bozulan megafon
çalışıyor olsa belki dikkatlerini çekebilirlerdi ama şimdilik tek yapabildikleri çaresizce bağırmaktı.
Bu sırada bizimkiler ancak şokun etkisini atmış ve kendilerine gelmişlerdi. Ortamdaki karışıklıktan
faydalanıp bir şekilde Aytekin'i durdurmaları lazımdı, ne yapmak için geldiyse artık okula. Aytekin'i
arayıp buldular ve önüne dikildiler, sert bakışlarla.
"Vay sinirlenmiş benim cici arkadaşlarım. Kızmayın ama ben yapmadım bunu" dedi ve pis pis sırıttı.
Kaosun ne olduğunu bilmediklerinden kendileriyle dalga mı geçiyordu anlayamıyorlardı. Yoksa bunun
sebebi cidden o muydu? Yok canım artık, bu kadar kişinin arasında nasıl somutlaştırma yapabilecek ki
?
"Evet ne diyorduk, kim neymiş göreceğiz. Cidden bahsettiğiniz gibi masum musunuz acaba ?"
Bir an bir şey yapacak diye gardlarını aldılar, ne yapabilirdi ki ama ? Ahmet direkt dalacak herhalde
ama ben varım merak etmeyin arkadaşlar diye düşünüyordu.
Aytekin şaşırtıcı bir şekilde ani bir hareket yapmadı ve sadece gözlerini kapadı. Bir anda bedeninden
hafif bir ışık parıltısı yayılmaya başladı, kargaşadan dolayı kimsenin dikkatini çekmiyordu. Yayılan ışık
bir anda önündeki üç çocuğa saplandı. Geriye kaçmaya bir şeyler yapmaya çalışıyorlardı ama
olmuyordu. Ne denedilerse ışıktan kurtulamadılar. Aslında bir şey de hissetmiyorlardı, sadece onun
bedeninden kendi bedenlerine bir ışık süzülmesinin güzel bir şey olmadığını düşünüp kurtulmaya
çalışmışlardı ama bir şey yapamadan ışık gerisin geri dönmüş ve her şey bitmişti.
Esat'ın aklında bir anda şimşekler çaktı. Şimdi anladım ne yaptığını. O yüzden öyle dedin ha, kaosun
da ne olduğunu anlıyorum galiba, tabi ya yoksa nasıl anlayacaktım değil mi, dedi içinden ve sonunda
bir şey anlamanın rahatlıyla gülümseyiverdi .
Aytekin'den biraz uzaklaşmışlardı ışıktan kurtulmaya çalışırken. Esat arkadaşlarına döndü hızlı bir
şekilde.
"Buradan acilen kaçmamız lazım, artık güç sahibi olduğumuzu biliyor. Ama güç kullanmamalıyız, yoksa
daha çok bilgi ele geçirecek."
Bir an aval aval Esat'a baktılar. Güç kullanmak mı bu kadar kişinin ortasında mı, neyden bahsediyordu
bu şimdi.
"Hadi ama fazla vaktimiz yok kendinize gelin, anlatacağım her şeyi"
Ahmet Esat'a baktı gerçekten ciddi duruyordu, şaka yapmadığı belliydi. Salih ile bakıştılar ve onun da
aynı şeyleri düşündüğü belliydi. O zaman dedi kısık sesle ve elini gösterdi. Eliyle üçe kadar saydı ve üç
olunca bir anda kapıya doğru fırladılar ve koşarak kaçmaya başladılar.
Esat koşmadan son bir arkasına dönüp baktı, Aytekin'e doğru. Sonra emin olamasa da bir şey
görmüştü, sanki onun yanında iki kişi vardı. Neyse dedi ve önüne bakıp koşmaya devam etti. Neyse ki
kargaşa sayesinde fark edilmemişlerdi.
Bu sırada düşen yıldırımın ardından, hızlıca göğü kaplayan kara bulutlar ardından bir sağanak yağış
getiriyordu. Ve çok geçmeden yağmur başladı ve kısa zamanda sağanak oldu. Tıpkı o gün gibi diye
düşündü Salih koşarken, ama bu kez farklı bir his var içimde niye bilmiyorum ama içim kıpır kıpır
oluyor nedense. Sırılsıklam olmuşlardı koşarken ve artık güvende miyiz diye kontrol edip bir
apartmanın altına sığındılar.
"O mu yaptı bunları Esat, söylesene" heyecanla sordu Ahmet
"Tabi ki de hayır Ahmet. Görmedin mi ne yaptığını orada, bizi kontrol etti gücümüz var mı yok mu
diye ve şu an üçümüzün de gücünün olduğunu biliyor ve bu demek oluyor ki örgüt de kısa bir zaman
içinde haberdar olacaktır. Ha bir de o değil onlar. Üç kişiler muhtemelen. "
"Tabi ya eğer gücü buysa, bu kaos denen şeyin onla bağlantısı yok. Amma da ıslandık ya bir de " dedi
Salih ve saçındaki suları dökmeye çalıştı.
"Haa, doğru ya" dedi Ahmet ve gülümsedi şapşallığına sonra tekrar bir soru takıldı aklına ve yüz
ifadesi tekrar değişiverdi "Üç kişi derken , nassıl yani ?"
"Çıkarken son bir kez baktığımda arkasında siyah kıyafetli tahminen bizim yaşlarda iki çocuk daha
vardı. " diye cevap verdi Esat.
"Üç kişi ha, neyse o değil de nasıl güç kullandı o kadar kişinin içinde ?" diye sordu Salih ama galiba
gelecek cevabı kestirebiliyordu.
"Kaos, güç sahiplerinin gücünü inanılmaz derecede arttırıyor ama kapasite olarak yani istediğiniz
kadar güç kullanıp da hiç yorulmama gibi, ya da okul bahçesi gibi bir alanda o kadar kişi varken
somutlaştırma yapabilmek gibi ama yapamadığın şeyleri yapabilmeni sağlamıyor. "
Tahmin ettiği gibiydi Salih'in. Bu yüzden az sonra anlarız gibi bir şey söylemişti, kaos anını bekliyordu
demek ki .
"İyi ama nasıl anladın bunu ki Esat bir anda" diye merakla sordu Ahmet
"Tabi ki de deneyerek Ahmet" dedi ve Esat artistik bir şekilde sırıttı,havalı görünmeye çalıştı. Sonra
tekrar eski haline dönüp devam etti.
"Ama neden, asıl amaçları ne ? Bunu anlayacak fırsatım olmadı, ah biraz daha kalabilseydik. O kadar
kişinin içinde rahatlıkla güç kullanabilmek de ayrı güzel bir duyguydu. "
Muhtemelen öyle olmalıydı ama şimdi ne yapacaklardı. Amaçlarını bilmiyorlardı ve güç kullandıklarını
artık biliyorlardı. Bir şekilde bu bilginin örgüte ulaşmaması gerekiyordu. Onları engelleyebilirler miydi
?
Esat kendini düşünmeye zorluyordu ama bir şey çıkaramayacak gibiydi. Elleri kolları bağlıydı ve koz da
onların ellerindeydi. Ama aklını karıştıran bir şey daha vardı, diğer o iki kişi kimdi, sayıca ve bilgice
üstündüler ama bir şey yapmamışlardı. Onların gücü neydi, neler yapabiliyorlardı ? Düşüncelere dalıp
gitti.
Bir anda apartmanın arka taraflarından bir ses duyuldu.
"Hayırdır korktunuz galiba, o kadar ürkütücü de değilim halbuki" alaycı bir bağırışla.
Bu Aytekin'in sesiydi. Ne oluyordu, nasıl olmuş da onları bulmuştu, koşarak arayı açmış olmaları
lazımdı. Yetişemezdi bu kadar kısa sürede, neler oluyordu. Bir anda donup kalmışlardı, ortalık zaten
karışık bir haldeyken tekrar gelmişti. Ne yapacaklardı şimdi, ne yapabilirlerdi ? Savaşma vakti mi
gelmişti yoksa ?
Esat bir anda gülümsedi kendi kendine. Her şeyi çözdüm dedi içinden ve artık eylem vaktiydi. Fazla
konuşacak vakti yoktu. Hızlıca aklından durumu,şartları ve ne yapabileceklerini geçirdi ve sonuca
ulaştı çok kısa bir sürede.
Aytekin'in ayak sesleri geliyordu uzaktan yavaşça. Konuşmaları duyulmasın diye bir an işaretle
anlatmayı düşündü Esat ve sonra bundan vazgeçti ve kısık sesle konuşmaya başladı.
"Fazla vaktimiz yok. Ayrılmamız lazım . Ormanda buluşalım, ne pahasına olursa olsun. Bizi orada
bekliyor olmalı başka çaremiz yok."
Şaşkınlıkla bakmışlardı Esat'a, kim bekliyordu, ne demek istemişti Esat. Ormanda ne işleri vardı.
Doktora gitmeleri daha mantıklı olmaz mıydı, gibi sorular akıllarından geçiyordu ve Salih tam ağzını
açıp sormak üzereyken Esat'ı başını sağa sola hayır dercesine sallarken gördü.
Esat bir şey planlamıştı galiba ve ona güvenmesi gerektiğini düşünerekten sormadan ağzını geri
kapattı.
"Ama bakın ne pahasına olursa olsun, uçmanız gerekse bile " diye tamamladı Esat.
Galiba güç kullanabilirsiniz demek istiyordu Esat. Ahmet soru sormaması gerektiğini az önce
öğrenmişti ama emin olamadığından yumruğunu gösterdi Esat'a. Esat da başıyla onaylayarak karşılık
verdi.
Evet, ne yapmaları gerektiğini söylemişti Esat. Artık harekete geçmeliydiler. Esat parmaklarıyla
ayrılacakları yönleri gösterip üçe kadar saydı ve koşmaya başladılar.
Delice koşuyorlardı arkalarına bakmadan, Esat'a güvenleri tamdı ki zaten şu an ellerinde bundan
başka bir şey de yoktu. İçlerinde korku da yoktu, bir plan varsa gerisinin geleceğinden emindiler.
Neşeyle eğlenerek koştular korkusuzca. Gerekirse örgüte meydan okumaya bile hazırdılar. Emin
olduktan sonra her şeyi yapabileceklerinin neşesiyle koştular.
Aytekin koştuklarını gördü uzaktan ve seslice güldü.
"Koşun koşabildiğiniz kadar. Gidin bakalım o kişinin yanına artık her kimse o. Seni zeki çocuk,
ayrılarak bizden kurtulabileceğinizi sandınız değil mi ? Tabi bizim neler yapabileceğimizi bilmiyorlar "
dedi ve tekrar güldü.
O da bir şeyin farkında değildi, Esat onların gizlice planladığı bir şeyi açığa çıkarmış olabilirdi. Rakibini
düşünmeden hareket etmişti Aytekin, onların güçlerinden habersiz olduğu aşikardı ama nedense
kendine çok güveniyordu. Yanında iki kişi belirdi sonra.
"Kaptan koşalım mı, düşük bir hızda takip ettirirsem fark edilmeden takip edebiliriz hala "
Aytekin durdu ve cevap vermedi. Gülümsemeyi bırakmıştı. Kimi takip edeceklerdi, üçü de farklı
yönlere koşmuşlardı. Aman, dedi sonra içinden, sonuçta ormana gitmiyor mu hepsi ne fark edecek
de mi ? Ama yine de durup düşünmeye devam etti. O konuşan çocuk onların lideri gibiydi, direktifleri
o vermişti, o zaman onu takip etmemiz daha mantıklı gibi o kişiye ilk ulaşmaya çalışacak muhtemelen
o olur, şimdi diğerlerini takip edip de boş sonuca ulaşmayalım, dedi içinden ve kararını verdi.
"Başka bir şey duymadın değil mi Ayşe ?"
Aytekin'in arkasından, çok kısık bir seste gelen "bu kadar" cevabı güç bela duyuldu .
"Öyleyse " dedi Aytekin ve Esat'ın gittiği yönü gösterdi "Bu taraftakini dediğinden biraz daha hızlı bir
şekilde takip edelim Ali"
Takibe başladı Aytekin'in takımı. Görünen o ki birinin gücü konuşmaları duyabilmek üzerine, diğeri de
hızla ilgili bir şeydi. Acaba Esat bunu bildiği için mi o şekilde davranmıştı ve önemli gördüğü yerleri
işaretle göstermişti ? Ama ne olursa olsun diğer ikisinin başı daha az dertteydi.
Esat ise bunlar olurken hızlı koşarak başlamıştı koşmaya ve biraz uzaklıktan sonra durup beklemişti bir
süre. Sonra kendi peşinden geldiklerini anlamış olacak ki gülümseyiverdi.
Gelin bakalım. Bana doğru gelin. Tam da düşündüğüm gibi beni takip etmeyi tercih ettiniz. Demek ki
amacınız ona ulaşmak, anlıyorum şu an her şeyi. Bakalım misafir umduğunu bulabilecek mi , diye
düşündü ve gülümseyerek yoluna yürüyerek devam etti.
Esat acaba ne planlamıştı, tuzak mı kuruyordu onlara yoksa savaşmayı mı planlıyordu? Tek başına
savaşacak gücü olmadığı ortada ama aklından bir şeyler geçiriyor olmalıydı Esat. Örgütle ilk temasları
sayılabilecek bu kişilere karşı ne yapacaklardı ?
***
Yağmur yavaşlamıştı iyice ve artık altında durulabilir bir hale gelmişti. Esat yavaşça yürürken
gökyüzüne baktı, acaba yağmurla kaosun bir bağlantısı var mı diye düşünmeden edemedi. Ama şimdi
bunu düşünecek zaman değildi, arkasından yaklaşan üç kişi vardı ve onların icabına bakması
gerekiyordu.
Tam da düşündüğüm gibi davranıp beni takip ettiler ki benim seçtiğim yol ormana giden en kısa yol.
Sonra Ahmet'in ve Salih'inki geliyor ki onlarınki arasında çok fark yok. Umarım bunun farkındadırlar
diye düşündü bir an. Aman ne düşünüyorum ki, onlar bana güvendi ben de onlara güveniyorum.
Aklından bir plan yaptığı belliydi ama neler olacağını kestirmek imkansızdı.
Ormana vardı ve artık planı hayata geçirme vaktiydi. Aklından her ayrıntısını tekrardan düşünüyor ve
umarım bir hata yapmamışımdır diye de heyecanlanıyordu.
Ormanın içlerine doğru ilerledi ve girdiği noktayı düşünerek belli bir miktar ilerlemeye çalıştı.
Yeterince ilerlediğine ikna olunca etrafa hızlıca göz gezdirdi ve sonunda bir yerde karar kıldı.
Güzel burası işimizi görür gibi. Çevredeki birkaç ağaca yaklaşıp üstlerine kabaca işaret koydu, aslında
bir X şekliydi simge. Bunu ormanda oynarlarken çok kullanırlardı, birinin buradan geçtiğini belirtmek
falan gibi değişik amaçlarla kullanmışlardı bu işareti ağaçlarda.
Bu sırada arkadan adamlar yaklaşmaktaydı. Bir süreye burada olurlar diye düşündü Esat, kalbi
heyecandan güm güm atıyordu ama kendimi sakinleştirmeliyim ya sesleri duyan bundan
şüphelenirse. Sakin olmaya çalışıyordu her şey yolunda gidecekti.
Tüm bunlar olurken Salih ve Ahmet yardıra yardıra koşarak yollarına devam ediyordu. Bir an Salih
yeterince koştuğunu düşünüp durdu ve arkasına baktı kimse görünürde yoktu. Sonra durumu
sorgulamaya başladı.
Bir dakika eğer, peşimde kimse yoksa demek ki üçü bir arada gidiyor. Niye ki, birer birer hepimizin
peşine düşseler daha mantıklı değil mi ? Sonuçta amaçlarına giden yol bu üçünden biri olmalı. Öyle
ise beraber gitmeleri gerekiyor yoksa gidemiyorlar. Dur şimdi, o zaman kimi tercih ettiler?, Esat o
kişiden bahsetmişti, kim ola ki o acaba?, durdu bir süre düşündü, tabi ya öyle biri yok muhtemelen ve
Esat kendi peşlerinden gelsinler diye onlara yem attı. O zaman muhtemelen Esat'ın peşinden
gidiyorlar. Ama Esat'ın gittiği yol en kısa yol, o bizden önce varacak. Neden böyle bir şey yaptı ki, uzun
yolu tercih etseydi biz önce varırdık ve olayı topluca çözerdik. Hımm o zaman teke tek bir şeyler
yapmak istiyor. Yok ama onun saldırı gücü yok, öyleyse bizim parça parça varmamızı kesin bir şekilde
kullanacak. Ah Esat biraz ipucu versen ölürdün sanki derken bir anda aydınlandı. Tabi ya o işaretle
konuşmalar, sahte konuşmayı bağırarak söylemesi şimdi anladım. Bizi duyabiliyorlar demek ki,
güçlerinden biri bu olmalı.
Esat yem attı ve onları peşine taktı, en kısa yolu tercih etti ki ormana önce varabilsinler ve sonrasında
biz çıkıp işi bitirelim. O zaman Esat'ın başı dertte olmalı şu an, koşmam lazım, hatta dedi içinden hatta
uçmam lazım, Esat'ın uçmanız gerekse bile sözü aklına gelerek. Demek ki onu bana demiş, güç
kullanmamı ifade etmiş olmalı.
Kendini toplayıp tekrar koşmaya başladı ve imkan buldukça yay,ip sistemi kullanıp ileriye atılıyor ve
zıplayıp süzülüyor hızlıca uçarcasına ilerlemeye çalışıyordu. Etrafta kimse var mı yok mu diye dert
etmiyordu kaostan gelen güç artmasıyla sıkıntısızca ilerleyebiliyordu ve hiç yorgunluk hissetmiyordu.
Ahmet ise durmadan koşmaya devam etti. Düşünsem de ne olduğunu anlayacağımı zannetmiyorum.
Esat ormana koşun dedi koşuyorum, gerçi o kısa yoldan gitti, ona yetişemeyebilirim ama elimden
geldiğince koşacağım. Esat'a güveniyorum, bu işin içinden bir şekilde çıkacağız. Belki de bugün Nisa'ya
bile ulaşabiliriz diye güldü kendi kendine.
Safça umutlarıyla, bir şeyleri değiştirebilme ümitleriyle gelişecek yeni olaylara hazırlanıyorlardı bu
ufak çocuklar. Ellerindeki tüm güçlerini sonuna kadar kullanıp Nisa'yı kurtarmaya kararlıydılar ve
Esat'ın bu şansı en iyi değerlendireceğini bildikleri için ona güvenmişlerdi.
Esat da bunun farkındaydı ve elinden geleni yapmak için bekliyordu ormanda. Tek başımayken
onlardan koparabildiğim bilgiyi koparmam lazım. Salih'ten haberleri olmadan belki bu işten
sıyrılabiliriz. Emin olduğum bir şey var ki, Aytekin güç sahibi olduğumuzu biliyor ama güçlerimizi
bilmiyor. Bilseydi Salih'in peşinden giderlerdi. Demek ki Salih şu an için sıkıntıda değil. Hem bizi iki
defa yakalama fırsatları varken yakalamadıklarına göre amaçları farklı, attığım yeme düştüklerine
göre amaçları gerçekten doktor olmalı. Bizi birinin eğittiğini biliyorlar ve bu kişiye ulaşmaya
çalışıyorlar. Bakalım kim kime ulaşacak, dedi ve gülümsedi.
Karşıdan üç kişi geliyordu. Biri Aytekin idi, diğer ikisi ise yüzlerini örten ninja kıyafeti giymiş kendi
yaşlarında iki çocuktu. Bir an kıyafet ne kadar da güzelmiş diye düşünmeden edemedi.
"Kimler varmış burada", dedi Aytekin pis bir gülümsemeyle, "kaçabileceğini sandın değil mi"
Esat durdu ve bekledi. Evet bilmiyor, onu buraya bilerek çektiğimin farkında değil. Örgüt onun gibi
rakibinin güçlerini düşünmeden hareket edenlerle doluysa bu işi bugün bile bitirebiliriz dedi içinden
sevinçle ve kalp atışları normale döndü. Artık oyun başlamıştı ve bu oyundan galip çıkmak istiyordu.
Bir şekilde onlardan bilgi almalı ama bilgi kaptırmamalıydılar.
"Ufacık bir çocuktan ne istiyorsunuz ki ne yaptım ben size" yapmacık bir acındırma ifadesiyle karşılık
verdi Esat
Şimdi söz savaşı başlayacaktı, silahlar çekilecek sözler savrulacaktı. İki taraf da bilgi istiyordu,
bilinmeyene ulaşmak istiyordu. Esat yine de temkinli yaklaşma tarafındaydı, Nisa sonuçta ellerindeydi
ve yanlış bir söz ile onun başına bir şey gelmesine izin veremezdi. Bu yüzden bu seferlik, içindeki tüm
arzuya rağmen, yem atıp balık yakalama isteğine rağmen, defansta kalacaktı ve oradan koparabildiği
kadar koparmaya çalışacaktı.
"Bak sen şu masuma. Nerede o, nereye kaçtı? Onu bulmak için geldiğimizi bildiğini biliyorum.
Numara yapmana gerek yok. Onunla buluşup bir şeyler yapacaktınız değil mi, kaçtı mı yoksa
buluşamadınız mı daha ha ?"
Esat içindeki kahkaha atma isteğini zorla bastırıyordu. Cidden yemişlerdi, biraz risk alsam kim bilir
neler neler söyleyecekler ama hayır bunu yapmamalıyım. Plana uymam lazım. Vakit de yaklaşıyor.
Oyun yaklaşıyor çocuklar.
"Kim, o da kim desene ya. Ben nereden bileyim o kim, sağındaki mi solundaki mi yoksa yoksa
arkandaki mi " diye bir an heyecanla sordu.
Esat'ın heyecanlanmasından irkilen Aytekin, hızla arkasına döndü ama bir şey yoktu. Esat'a daha fena
bir gülme isteği yayılıyordu. Hakkaten çok saf bu çocuk ya. Yine yuttu yemi. Artık başka bir zaman
karşılaşırsak senden, örgütün iç planından dış planına her şeyi çıkartabilirim herhalde. İçinden kıs kıs
güldü Esat. Planı yürütmeliyim artık söz savaşını kendi lehime doğru çekmezsem zamanlamayı
tutturamayacağım.
"Dur dur korkma Aytekin ya şaka yaptım. Arkadaşlar yapar hep, biliyorsundur herhalde ? " alaycı bir
sırıtmayla baktı ve Aytekin ağzını açacakken sözünü bölüp devam etti " Hem sizden biri sesleri
alamıyor muydu ya ? Arkandan biri gelse duyardınız herhalde. Ya da yanımda biri olmuş olsaydı,
konuşuyor olmuş olsaydım duyamaz mıydınız ki ya ? "
Aytekin bir an durdu ve Esat'a baktı. Evet doğru söylüyor kerata. Ayşe uyarırdı herhalde beni, gerçi
sesi soluğu çıkmıyor zavallının ama dürterdi en azından değil mi ya ? Yoksa biz gelmeden burada biri
mi vardı ya, ne ima ediyor bu çocuk ? Ayşe'ye doğru baktı.
"Birilerini duydun mu Ayşe ? "
Başını iki yana sallayarak cevap verdi. Esat bir an hafifçe gülümsedi ve sonra aceleyle gülümsemesini
sildi. Evet ayak üstü birinin ismini öğrenmiş olduk, demek sesleri duyabilen o. Acaba başka ne
yapabiliyor ki, neyse göreceğiz artık dedi ve onları izlemeye devam etti.
"Ya buraya gelmekteyse ve konuşarak uyarmaya çalışıyorsa onu, kaptan ?" diye sordu diğer yandaki
ninja kıyafetli çocuk.
Aytekin düşündü bir an evet olabilirdi böyle bir şey. O yüzden böyle garip davranıyor, vaktinde
eğitmeniyle buluşamadı, bizi oyalayıp onu uyarmaya çalışıyor kesin, gelmesini engellemeye çalışıyor.
Vay baya zeki galiba bu Esat, diye düşündü Aytekin ama Esat'ın bunların çok ötesini düşündüğünden
ve onun tuzağına düştüklerinden haberi bile yoktu.
"Ayşe bir bak bakalım yaklaşan var mı ?" diye seslendi Aytekin Esat'ın onları dikkatlice izlediğini fark
etmeyerek
Esat heyecanla bekliyordu acaba yaklaşan birini nasıl algılayacaktı. Ayak sesinden olmalı, o zaman
toprağı dinlemesi gerekiyor gibi.
Tam da düşündüğü gibi oldu. Ayşe çömelip, elini toprağa dayamış boynunu yere doğru eğmiş
bekliyordu. Hım, demek ki elinden titreşimlerden falan alıyorsa artık sesleri. Neyse şimdilik bu kadar
bilgi yeterli onun hakkında gibi. Görünüşe göre planlarımdan haberleri yok gibi duruyor ve her şey
tıkırında gidiyor. Ellerini iki yana doğru açtı ve artık oyun başlasın dedi içinden ve gülümsedi.
Ayşe bir anda başını yerden kaldırdı ve Aytekin'e baktı. Heyecanlandığı her halinden belliydi. Kısık bir
sesle olabildiğince bağırmaya çalıştı ama ortaya bağırma değil de gittikçe kısılan bir ses çıktı
"Biri geliyoooor."
Aytekin haklı çıktığını düşünüp gülümsedi. Evet şimdi onu tuzağa düşürmemiz lazım, bakalım kimmiş
bu çocukları eğiten. Ne yapmalı da onu tuzağa düşürmeli ?
Esat artık oyunun kontrolünü elime alma vakti. Oyunuma hoş geldiniz. Şu an her şey hesapladığım
gibi gidiyorsa, gelen o olmalı o zaman sağ tarafımdan geliyor olmalı , bir kişiyi buradan azaltmanın
vakti geldi. Sağ tarafına dönüp koşmaya başladı bir anda.
Onu fark eden ninja kıyafetli Ali bir anda çok yüksek hıza ulaşıp Esat'ın önünde dikiliverdi. Esat ne
olduğunu anlayamadan Ali'ye toslayıp yere düştü. Gözünü açınca tepesinden bakan ninja kıyafetinin
ardına saklanmış yemyeşil gözlerle karşılaştı.
"Bir yere mi gidiyordun yoksa ?"
Ayşe de o tarafı işaret ediyordu eliyle.
"Ses o taraftan mı geliyordu yoksa Ayşe" diye sordu Aytekin, Ayşe başıyla onayladı.
"Ha ha planın işe yaramadı galiba Esatcım. Onu kaçması için uyaracaktın değil mi, bizim gücümüze
şahit olunca hiç şansınız olmadığını anlamış olmalısın . " dedi ve sesli güldü.
Esat'ın anlamadığı bir şey vardı. Neden bu kadar kendilerine güveniyorlardı. Eğer bizi eğiteni
arıyorlarsa, ondan korkmaları gerekmez mi normalde ? Bir anda ampul çaktı kafasında, yoksa onu da
bizim seviyemizde biri mi sanıyor acaba, ya bu grubu buraya gönderenler öyle bir bilgi verdiyse ? Tabi
bu olası duruyor, yoksa bu kadar rahat ve hatalı davranmazdı herhalde. Olayın anahtarı bu gibi
duruyor. Ama o değil de iyi sarsıldım ya düşerken hiç beklemedim böyle durduracağını. Ben de fazla
küçümsedim galiba onları. Yerden doğruldu ve üstünü silkeledi.
"Niye peşimizdesiniz. Bırakın bizi, bari onu bırakın bakın elinizdeyim zaten " diye bağırarak ve üzgün
bir şekilde sordu Esat.
"Çok güzel, çok iyi " diye seviniyordu Aytekin "işte böyle, acı çekmenizden zevk alıyorum. Daha bağır,
ağla."
Öfkeyle baktı Aytekin'e Esat.
"O zaman ona bir sürpriz yapıp yakalayalım değil mi Ali ? " dedi Aytekin pis bir sırıtmayla
"Emrinle kaptan " dedi Ali ve hafifçe eğilip selam verip anında gözden kayboldu.
Wow, diye içinden şaşırmadan edemedi Esat; cidden hızlıydı neredeyse gittiğini görememişti bile.
Artık gerisi ona emanet, bir şekilde ne yapması gerekeni anlayacağından eminim. İçinden gülüyordu
Esat, planım şaşırtıcı bir şekilde ayarında gidiyor, iyi oynadıysam artık . Oyunun kontrolü bizde
şimdilik, o zaman artık bir sonraki aşamaya doğru ilerleyebiliriz. Ama her şeye rağmen mantıksız
hareket ediyorlar. Tek kişiyi ona göndermek ya çok aptal olduklarını gösteriyor ya da onlara verilen
bilgi de büyük bir yanlışlık var. Neyse, ben işime bakayım artık diye düşündü ve planın devamını
uygulamak için uygun vaktin gelmesini bekledi.
***
Salih elinden geldiğince koşmaya hızlanmaya çalışıyordu ama uzun yolda olduğundan vakit
kaybettiğini düşünüp üzülüyordu.
Ah be Esat, ne düşünüyordun bu planı yaparken, ya sana bir şey yaparlarsa ha ! Ya bir arkadaşımı
daha onlara kaptırırs... diye konuşuyordu kendi kendine ama cümleyi tamamlayamadan sesi
kesiliverdi. Aklında Nisa'nın görüntüsü belirmişti; öylece kalakalmış yerde, buz gibi soğuk, sanki bir ölü
gibi... Nisa'nın yaşıyor olması ona her ne kadar güç vermiş olsa da o görüntü kolay kolay aklından
çıkmayacaktı. Ne yaparsa yapsın, bir arkadaşını kaybetmişti,ona erişebilecekleri bir pozisyonda
değildi. Bunun bir daha asla olmasına izin vermeyeceğim, asla!
Zordu bir arkadaşı kaybetmek, uzak düşmek. Kim bilir Nisa neler düşünüyordu, ne haldeydi ? Acaba
üzülüyor muydu, yoksa hiçbir şeyden haberi yok muydu onun da ? Söz verdim Nisa ne pahasına
olursa olsun seni kurtaracağım, kurtaracağız. Artık güçleniyoruz, hazır ayağımıza da gelmişler.
Artık yeter be, istediklerini yaptılar, Nisa'yı alıp götürdüler bizden kopardılar. Bu kez olmaz, bu kez
durduracağım sizi. Ne pahasına olursa olsun!
İçinde bir güç hissediyordu, sanki istediği hayali gerçekleştirebilecekmiş gibiydi. Ama son aylardaki
tüm çalışmalarına rağmen kompleks somutlaştırma yapamamıştı henüz. İp, taş, sopa, yay gibi basit
somutlaştırmalarda hiç zorlanmıyordu; bunların birleşik hallerini de üretebiliyordu ama mesela bir
silah gibi şekli ve materyalleri karışık olan somutlaştırmalar yapamamıştı henüz. Yine de
yapabildiklerini hayal gücüyle kullanıp çok farklı şeyler yapabildiğini göstermişti, Nisa ile karşılaştığı
gün olduğu gibi. Hayal edebildikten sonra gerisi teferruattı.
Ormana yaklaşmıştı, şimdi tetikte olması gerektiğini hissedip hızını kesti. Son bir durum
değerlendirmesi yaptı.
Ahmet eğer hiç durmadıysa, benden önce varmış olmalı; onun yolu biraz daha kısaydı hem.
Tahminimce gittiği yolu düşünecek olursam diğer taraftan girmiş olmalı. Yani ne kadar etrafa
bakınsam da onu buradan göremem. Esat ise ikimize de uzak olan taraftan girdi, yani onu da bu
civardan görmem muhtemel değil. Aytekin onu takip ettiğine göre onlar da o civarda olmalılar, o
yüzden buralarda fazla tehlike olmamalı.
Tehlikenin az olduğunu düşünüp ormana daldı ve koşmaya devam etti. Esat'ın bulunduğu tarafa
doğru ilerlemeye çalışıyordu. Şu an tehlikede olan Esat olmalı, Ahmet'in onun yerini kolay kolay
bulabileceğini zannetmiyorum, kesin boş boş dolaşıyordur şimdi ormanda diye düşündü ve
gülümsemeden de edemedi. Seviyorum seni tombiş. Esat'a ulaşmalıyım bu yüzden. Daha hızlı, daha
daha hızlı gitmeliyim.
Hızla yere düşmüş dalların üstünden koşa zıplaya giderken, engelleri aşmaya çalışırken bir anda
frenledi kendini ve aradığını bulmuştu.
Esat ve karşısında bekleyen iki kişi vardı. Biri Aytekin idi, diğeri de ninja kıyafetli bir çocuk. İlginç, Esat
üç kişiler demişti üçüncü nerede acaba ? Neyse ki Esat iyi duruyor, şu işi bir halledelim de ona
yapacağımı biliyorum ben. Kalbime indirecekti, ne kadar koştum buraya gelene kadar diye düşündü
ve derin bir nefes alıp soluklanmaya çalıştı.
"Ooo kimleri görüyorum, diğer kaçak fare de geldi. Biz de tam işimizi bitiriyorduk. " diye sevinçle
karşıladı Aytekin.
Salih şaşkın bakışlarla Esat'a bakıyordu. Ne diyordu bu dangalak ya ? Neler olmuştu burada, bir
açıklama gerekiyordu ama Esat nedense hiçbir şey demiyordu. O an Esat cebinden bir defter çıkardı.
Ha ha şu defter ha diye güldü içinden Salih.
Kendini dedektif gibi hissetmeyi seviyordu Esat bu yüzden olayları, bulduğu şeyleri not etmek için
ufak bir not defteri taşıyordu son zamanlarda. Salih o defteri görünce sevinmişti çünkü Esat'ın iş
üstünde olduğu belliydi ve karışmaması gerektiğini anladı. Oysaki Nisa'yı sormak için yanıp
tutuşuyordu ama Esat'a güveni tamdı onun planına uymaya devam edecekti. Burada bir kişinin eksik
olması da herhalde Esat'ın bir işi olmalıydı. Koçum benim ya, adam tam bir detektif oldu ya resmen.
Esat defterden bir parça kopardı, buruşturup top haline getirdi ve Salih'e fırlattı bir anda. Aytekin'in
bir an gülümsemesi silindi. Ne yapmaya çalışıyor bu çocuk diye sinirlendi.
"Oyun mu oynuyoruz lan burada ? Ne o öyle kağıttan top yapıp atmalar falan ?"
Esat artistik bir gülümsemeyle baktı :
"İyi al bir tane de sana atayım " dedi ve bir sayfa daha koparıp üstüne bir şeyler karaladı ve top yapıp
Aytekin'e fırlattı.
Aytekin şaşkınlıkla bir an refleks yapıp topu yakaladı. Ne yapıyordu bu çocuk ya ! İstemsizce kağıdı
açıp okuması gerektiğini düşünmüştü. Büzüşmüş kağıdı düzeltti ve içine baktı :
"Oyunuma hoş geldin." yazıyordu büyük harflerle.
Aytekin'in yüzündeki ifade bir anda sertleşti, bozuldu. Yoksa bu bir tuzak mıydı , bizi kandırdı mı bu
velet şimdi ! Kağıdı hışımla yırtıp yere attı.
Bu sırada Salih kağıdı hızlıca okumuş ve yapması gerekenleri öğrenmişti. Nisa'dan bahsetmeyecekti,
güç olaraktan sadece ip oluşturmayı kullanacaktı ve ip oluşturacağı yerler ağaçların üstünde
işaretlenmişti. Bir an gülümsedi, Esat'ın ne yaptırmaya çalıştırdığını anlamıştı, çok mantıklı bir plan
diye düşündü. Üçüncü kişinin de nerede olduğunu anladım galiba, vay be Esat güzel plan yapmışsın.
Muhtemelen üçüncüyü, bize çok sıkıntı çıkartabilir diye Ahmet'e yönlendirdin di mi, seni gidi kurnaz
tilki seni, dedi ve gülümseyip işe koyuldu.
"Oldu mu şimdi Aytekin. Öfke hiç yakışmadı yüzüne, oyun daha yeni başlıyor ama daha nasıl
eğleneceğiz nasıl . " dedi Salih, gülümseyip Esat'a göz kırptı.
Aytekin bir an şaşkınlıkla Salih'e baktı. Ne yapacaktı acaba, Ali de gitti ne yapıyor orada, niye gelmedi.
O hızla şimdiye gelmesi lazımdı. O olsaydı şimdi, onun hızlandırmasını kullanıp ikisini de aniden alt
ederdik. Off Ali, neredesin gel artık.
Salih ellerini birleşti, bir süre odaklandı ve bir anda ellerini iki yana doğru açtı. Bir anda bazı ağaçların
üstüne sarılı ipler oluşmuştu. Aytekin korkuyla bakakaldı ağaçlara.
"İp ustası Salih karşınızda efendim," diye alayla selam verdi Salih.
Helal be Esat. Bu sayede hem onları yakalayacağız, hem de benim gücümü ip oluşturmak sanacaklar.
Çok iyi plan. Benim başka şeyler de oluşturabildiğimi görürlerse, işte o zaman tehlikeye girerdik.
Esat'ın yazdığı gibi, asıl amaçları biz değiliz de bizi eğiten kişiyi bulmaya gelmişler. O zaman zaten güç
sahibi olduğumuzdan emin gibiydiler, bari yanlış güç gösterelim de kozlarını kaybetsinler diye
düşünmüş olmalı Esat. Bu sayede avantaj biz de olacak, tabi planın geri kalanını uygulayabilirsem.
Biraz zor olacak gibi.
Salih koşmaya başladı bir anda. Yakınındaki iplerden birine doğru sıçradı. İpi tutmuş sallanıyordu, bir
ileri bir geri. Oradan başka bir ipe atladı ve öncekini başka bir tarafa doğru fırlattı. Bir o tarafa bir bu
tarafa doğru ipler üstünde gidip geliyordu. Ama yoruluyordu, ayağında yay falan olmadan bu işi
yapmak çok zordu. Ama sadece ip oluşturabildiklerini düşünsünler diye de onu da yapamazdı.
Zıplamaya iplerle yolculuk etmeye devam ediyordu. Bazılarını bağlıyordu. Tüm bunları fiziksel güçle
yaptığı için, çok yoruluyordu ama kendini son limitine kadar itiyordu nedense.
Bunu yapmam lazım, Esat yapabileceklerini yaptı şimdi sıra bende. Bu noktaya kadar gelmişken,
zafere bu kadar yakınken pes edemem. Nefes nefese de kalsam, yorulsam da bunu yapacağım, diye
kendine gaz veriyordu.
Aytekin şaşkınlığını atlatmış kendine gelmişti. Etrafa bakıyordu, ağaçların üstünde dallarında ipler
vardı. Yeni gelen çocuk, nedense maymun gibi bir ona atlıyor bir diğerine de atlıyordu. Yoksa... dedi
ve duraksadı bir an. Ağaçların üstüne baktı, Bir an şaşkınlıktan gözleri kocaman oldu. Bizim üstümüze
ağ mı örmeye çalışıyor, hatta etrafımıza mı yoksa ?
Hayır, hayır, buna izin veremem, bizimle yeterince dalga geçtiler ama daha bilmedikleri şeyler var. Ha
ha daha Ayşe burada, daha ölmedik lan!
Esat bir anda irkildi ve Aytekin'e doğru baktı. Bir şeyler planlıyordu hissediyordu, kendilerinden
sakladıkları bir şey vardı ve bir anda ne olacağını anladı. Ayşe'ye bir şeyler işaret etmişti Aytekin. Esat
ağzını açtı Salih'e bağıracaktı ki bir anda kulaklarını kapatmak zorunda kaldı.
Ayşe sağ elini ileri doğru uzatmış avucuyla Esat'ı hedef almıştı. Bir şey gözükmüyordu ama galiba
elinden kuvvetli ses dalgaları yayılıyordu. Esat darbenin etkisiyle kulaklarını kapatmıştı ama asıl şiddet
ardından geldi, bir anda arkadaki ağaca doğru fırladı. Çok şiddetli bir yumruk yemiş gibi olmuştu.
Karnındaki acıyla kıvrandı.
Son anda neler olacağını anlamıştı, Salih'i uyarmak için bağıracakken darbeyi yemişti. Bunu
düşünememişti, Ayşe sesleri duyabiliyordu ama demek ki asıl gücü o değilmiş . Ses oluşturmakmış, ya
da titreşim, sinyal artık ne meretse. Esat aldığı sert darbenin etkisinden kurtulmaya çabalıyordu ama
olmuyordu. Yere yığılmıştı ama dengesi bozulmuştu bir kere, ne kadar kalkmaya çabalasa da
kalkamıyordu.
Salih kendini işine vermiş bunları hiç fark etmemişti, zaten Ayşe'nin oluşturduğu ses kulakların
algılayamadığı bir sesti galiba. Ayşe sonra Salih'e doğru döndü. Havada ipten ipe atlamaktaydı Salih.
Hareket ettiği yöne doğru doğrulttu elini ve bir anda Salih darbeyi yedi.
Havada bir ipten bir ipe atlarken, ne olduğunu anlayamadan gelmişti darbe. Ve etkisiyle havada
fırlamış ve yere sert bir düşüş yapmıştı. Karnının yan tarafına gelmişti. Yerde ne olduğunu anlamaya
çalışırken, eliyle karnını ovalıyor acıyı atlatmaya çalışıyordu ama sert bir darbe yemişti. Neler oluyor
burada, diye de anlamaya çabalıyordu bir yandan.
Esat kendine yeni yeni geliyordu. Ama içinde plandaki eksikliğinin acısı daha büyüktü. Ah aptal kafam,
niye küçümsedim ki, her şey de çok güzel gidiyordu. E şimdi ne olacak, Salih tüm gücünü kullansa
yener onu da , bunu yapmaması lazım. Ah şu gururlu ben! Hiç saldırı güçleri olmadığına o kadar
kaptırmışım ki, demek ki bu güven güçlerinden geliyormuş. Ah, ah diyip hayıflanıyordu içinden Esat.
Salih'e baktı Esat uzaktan. Yerdeydi hala Salih. Havadan düşmenin de etkisi vardı. Ne olacak şimdi,
her şeyi açığa mı vereceğiz yani?
Bir anda arkalardan bir gürültü geliyordu. Bağırış, çatırtı karışık bir ses. Bir anda havada dönen
tekmeyle Ahmet yere iniş yaptı. İndiği yer göçmüştü hafiften. Ardından getirdiği yaprak, dal karışımı
da etrafa saçılıverdi.
"Kung fu panda karşınızda" dedi Ahmet gardını almış bir şekilde.
Herkes şaşkınlıkla bakakalmıştı Ahmet'e. Artistik bir giriş yapmıştı.
Esat bir anda gülümsedi, içgüdülerini seveyim senin Ahmet be. Ali'yi yenmiş olmalı tam da
düşündüğüm gibi. Ama normalde orada kalıp onun bir şey yapmasına engel olmalıydı, öyle
planlamıştım ama içgüdüsü onu buraya yönlendirmiş olmalı. Helal olsun be Ahmet, sen olmasan
sırrımızı açığa çıkarmak zorunda kalacaktık ki, Salih için en kötü durum bu olurdu herhalde.
Aytekin sinirinden kıpkırmızı olmuştu. Ali neredeydi, bu çocuk da nereden çıkmıştı şimdi ? Yoksa her
şeyiyle mi bir tuzaktı burası, o diye biri hiç olmamıştı ve bu çocuk Ali'yi yenip mi gelmişti oradan ?
Hayır,hayır, hayır! Bu kadar da kanmış olamam ! Ama olmuştu bile, Ahmet Ali'yi yenip gelmişti. Hem
de havalı bir giriş yapmıştı. Yeter artık, bu işi bitirmemizin vakti geldi. Ne olursa olsun artık daha fazla
alay edilmeye katlanamam!
Ayşe'ye döndü : "TÜM GÜCÜNLE VUR" diye öfkeyle bağırdı.
Salih kendine yeni gelmiş yerden doğrulabilmişti sonunda. Ahmet'e korkuyla bakıyorlardı, ya bir şey
olursa diye. Ama harekete geçebilecek dengeye daha ulaşamamıştı henüz ve her şey saniyeler içinde
gerçekleşmişti.
Ayşe iki elini Ahmet'e doğrultmuş ve bir anda saldırmıştı. Ses gelmiyordu ve dalganın etrafa yaydığı
basıncı herkes hissetmişti. Çok kuvvetliydi bu kez, Aytekin blöf yapmamıştı. Tüm öfkesiyle
saldırmasını emretmişti Ayşe'ye. Ahmet ise safça gülerek bakıyordu, ninja kıyafetli Ayşe'ye.
Ayşe'nin ağzında bir kımıldanma oldu ama çıkan fısıltı kimseye ulaşmadı ve dalga Ahmet'e doğru
fırladı bir anda. Ahmet göbeğini ileri doğrulttu ve bekledi. Dalga göbekle temas edip onu geriye doğru
itiyordu, biraz gerilemişti Ahmet istemsizce dalganın şiddetiyle. Sonra her şey tersine döndü bir anda.
Dalga göbekten yansıyıp Ayşe'ye doğru fırlamıştı. Bir anda vurdu Ayşe'yi ve minik bedenli kız neye
uğradığını bilemeden metrelerce uzağa fırladı, ancak ağaca çarpınca durabildi.
"Üzgün olmana gerek yok. " dedi Ahmet muhtemelen Ayşe'nin ağzından çıkan son sözlere işaret
ederek "Po'nun en güçlü yeri göbeğiydi. Tai lung ile yaptığı savaşı hatırlarsanız ." dedi ve derin bir
nefes verip arkadaşlarına doğru yöneldi.
Ayşe darbenin etkisini kaldıramayıp bayılmıştı . Aytekin ise ağzı açık kalakalmıştı. Çok şaşkındı, bu
çocuklar güçlüydü. Bana böyle bir şeyden bahsetmemişlerdi, gidip eğitmenlerini öğrenip gelecektim.
Şu ipçi çocukta çok bir şey yok, onun dışında diğer ikisi çok yetenekli. Olamaz böyle bir yenilgi,
olamaz!
"Vay vay, minik pandamız günü kurtarır " diye gülümseyerek çakıştı Esat, Ahmet ile.
Salih de rahatlamıştı, az kalsın her şeyiyle dalacaktı Ayşe'ye kendini ifşa etmeyi göze alarak. Yenilmeyi
yediremezdi kendine, özellikle Esat bu kadar uğraştıktan ve mükemmel bir plan yaptıktan sonra.
Eliyle Ahmet'e selam verip yanlarına geldi.
"Ayşe bayıldığına göre rahat rahat konuşabilirim, duyamazlar artık. İşi bitirmemizin vakti geldi
arkadaşlar. " dedi Esat mutlulukla.
Ahmet'e ne yapması gerektiğini anlattı. Plan tamamlanmalıydı artık, bir miktar sekteye uğramış olsa
da sonuna gelebilmişlerdi sağ salim.
Fiziksel güçte Ahmet'in üstüne yoktu, bu işi en iyi o yapabilirdi zaten. İplere baktı ve bir anda fırladı,
oradan oraya atlıyor Salih'ten kat be kat hızlıca yapıyordu. Resmen ağaçların arasına ipten örgü
yapıyordu. Bazen göbeğiyle yerden sekiyor, bazen ayağıyla ağaçtan destek alıp metrelerce yükseğe
zıplıyor, bunları yapıp yara almadan yere iniyordu. Ahmet resmen Po olmuştu. Esat ve Salih de
şaşkınlıkla izliyordu. Bunda bu kadar ustalaştığını bilmiyorlardı.
Ahmet Doktora verdiği sözü düşünüyordu, ilk eğitimdeki. Onlara bir şey olması halinde tüm gücüyle
koruyacaktı arkadaşlarını, takımın gücüydü sonuçta. Galiba, dedi içinden, sözümü tutabildim bugün.
Zevk alarak ağaçtan ağaca uçmaya devam etti, aslında bunu sık sık yapalım ya, çok zevkliymiş bu iş.
En son bir ipin ucunu kavradı ve hızlıca yere indi. Esat ve Salih de ne yapacak diye merakla izliyorlardı.
Aytekin in olduğu yere gitti. Aytekin şaşkınlık ve korkuyla izlemişti tüm olanları, Ali muhtemelen
dayağını yemiş nerelerdeydi, Ayşe baygındı. Benimse hiç savaş gücüm yok ki, ne yapacağım şimdi,
kaçabilir miyim, kaçsam mı ? Ayaklarım niye hareket etmiyor ya! Korkuyorum, ne yapacak bu ayı bana
şimdi ? Kaçman lazım, hadi ama ayaklarım hareket edin.
Ahmet ipi donup kalmış Aytekin'in eline verdi ve geriye çekilip bekledi. Bir anda havalandı Aytekin,
ipin çekme gücüyle. Ağaçlar arasına iplerle örülmüş ağın içine düştü ve Esat'ın planladığı sistem
devreye girdi, ağ onu sarmaladı sarmaladı ve havada ağın içindeki bir balık gibi kalakaldı Aytekin.
Ve plan tamamlanmıştı. İki kişiyi alt etmişler, üçüncüsü ise ağda ellerinin altındaydı ve o da tam bir
korkak gibiydi. Esat'ın gözleri parlıyordu. İşte şimdi bilgi alma vaktim geldi, ne demişler sabretmezsen
ne olur bekle senin de olur, ya da öyle bir şeyler işte.
Arkadaşlar olarak birbirlerine sarıldılar ve kutladılar. Hepsinin bu galibiyette payı vardı, Esat planıyla
Ahmet gücüyle, Salih de hayalleriyle katkı sağlamıştı. Mükemmel ekip çalışması işte tam olarak da
buydu.
Aytekin korkuyla ağın içinde beklemekteydi. Biraz çırpınmış, sonra faydasız olduğunu görüp akışına
bırakmıştı artık. Aklında tek bir şey vardı, örgüte dönersem, artık yeni bir hedefimiz var en azından.
Bu çocukları kesinlikle yakalamaları lazım, bunları kesin almamız lazım.
Aytekin'i sorgulamak için ağın oraya doğru gittiler. Artık zaferin ödülünü almayı planlıyorlardı. Ama
bir şeyin farkında değildi hiçbiri, artık onların güçlü olduklarını biliyordular. Belki de daha büyük
tehlikelere kapı açacaktı bu olay.
Esat tüm sevincine rağmen bir şeyin çok iyi farkındaydı : Aytekin ve grubu sadece bilgi toplama amaçlı
bir gruptu. Yoksa saldırı güçleri bu kadar zayıf olmazdı, ya da gücü başkasında güç var mı yok mu
kontrol etmek olan biri grubun lideri,kaptanı olmazdı. Ne yapacağız şimdi, bunları bırakmamız
halinde örgüt bizi hedef alacak kesinlikle. Kaş yaparken göz mü çıkardık acaba. Neyse yapacak bir şey
yok, kim gelirse gelsin savaşacağız ve bir gün Nisa'ya ulaşacağız.
Ağın önüne dikilip beklediler. Evet, dedi Esat içinden, tam da düşündüğüm gibi artık bizden çok
korkuyor ve döndüğünde ilk iş bizim hakkımızda rapor vermek olacak. Bu şekilde bırakamayız ki bunu
ya, off off ne yapacağız diye düşünmeye koyuldu.
Bir anda bir şeyler oldu. Bir baskı hissediyorlardı içinde, çok güçlü bir kuvvet sanki onları yere doğru
itiyordu, sanki bir şeyler onları üstten bastırıyordu. Kimsenin diğerlerine bakacak fırsatı olmamıştı.
Zihnen ve bedenen sarsılıyorlardı, dengede duramıyorlardı, baskı çok güçlüydü. Bir anda kuvvetlendi
ve bunun etkisiyle diz çöküp yere yığıldılar, tüm dünya kararmıştı onlar için.
***
Salih diz çökmüş baskıyı yenmeye çalışıyordu. Ne oluyordu, bu da neyin nesiydi ? İçinden kuvvetle
bağırıyor ve mücadele ediyordu. Eli yerdeydi, kendini itip kalkmaya çalışıyordu. Arkadaşlarına
bakamıyordu içinde yaptığı savaştan. Ahhhhh!
Sonunda bir anda baskıya alıştığını hissetti. Yeri yumrukladı ve doğruldu. Ne olduğunu anlamaya
çalışmaktan ne yapması gerektiğine karar veremiyordu. Bir baskı vardı, bunu yenmişti ama kendini
toparlaması bir müddet alacak gibiydi.
Bir ıslık sesi duydu sonra. Tiz bir ıslık sesi, neşeli bir müzik gibiydi, içi kıpır kıpır ediyordu. Gittikçe
gürleşerek yaklaşıyordu. Salih kendini henüz toparlayamamış vaziyette öylece bekliyordu ayakta.
Baskı hala etkindi ama alışmıştı.
Git gide yaklaştı ses ve sonra bir adam gözüktü . Omzunda ninja kıyafetli bir çocuk taşıyordu,
muhtemelen Ahmet'in yendiği kişi olmalıydı. Islık çalarak onların olduğu yere doğru geliyordu ve Salih
hala ne yapacağını bilemeden donup kalmıştı.
Adam yaklaşır ve omzundaki bedeni yere fırlatır, Ayşe'nin olduğu tarafa doğru. Islık çalmayı
sürdürerek ilerler. Salih istemsizce adamın tipini incelemektedir uzaktan. Orta boylu, zayıf bir bedeni
vardır. Gözünde güneş gözlüğü takmıştır, hafiften yağmur yağıyor olmasına rağmen. Top sakallı,
jöleyle de saçlarını havaya dikmiş artistik bir tipi vardır. 19-20 yaşlarında gibi duruyordur.
Salih bir an içinde bir dürtüklenme hisseder. Adamın yere attığı bedeni görünce irkilmiştir. İçinde bazı
şeyler harekete geçmiştir. Ne oluyor burada, diye sorgulamaya başlar ve refleksle etrafına dönüp
arkadaşlarına bakar. Yoksa, yoksa der ve kendine gelip hızlıca arkadaşlarının yerde yatan bedenlerine
doğru gider.
Hayır, olamaz, bir anda , hayır olamaz! Gider bedenlerini kontrol eder. Soğuk bir beden elleme
korkusuyla yavaşça elini uzatır Esat'a , temas edince hafif bir rahatlama hisseder. Bedeni soğuk
değildir ama neden yerde yatıyorlar ki ? Neden kalkmıyorlar.
Esaaaat, Ahmeeeet, kalksanıza, niye yatıyorsunuz ki ? Hadi ama kalkın, bakın ne güzel galip geldik,
kutlamalar yaparız. Hadi be Ahmet, sen kalk bari kebap yeriz gidip, hatta benden olsun be. Yerde
öylece yatan bedenleri sallayıp kaldırmaya çalışmaktadır ama hiç tepki yoktur.
Ne oldu size, neden kalkmıyorsunuz ki ? Olamaz, değil mi, böyle bir anda ölmüş- diyecekti ama
tamamlayamadı cümlesini. Gözlerine yaşlar doldu, kendini tutamıyordu.
Bir an adamın orada olduğu aklına gelip, beyni mantıklı çalışmaya başladı ve aklına dolan ihtimallerin
ve düşüncelerin ardından nabızlarını kontrol etmek aklına geldi. Hızlıca tetikte kalarak, nabızlarının
attığını görüp derin bir nefes verip rahatladı. Gözlerindeki yaşı sildi , artık mantığı yerindeydi ve
ortamdaki baskıya alışmıştı iyice. Artık hesap sorma vakti, bakalım ne yapmış da bu durumda
arkadaşlarım. Bunun hesabını ödeyecek, arkadaşlarıma en ufak zarar veren kim olursa hesabını
ödeyecek, dedi kararlı ve adama odaklanmış gözlerle, içinde gittikçe kuvvetlenen bir coşku vardı.
Artık kendimi tutamam, neyim varsa kullanıp ondan hesap soracağım lan!
Adama doğru kararlı ve yavaş adımlarla ilerliyordu. Elleri iki yana açılmış, karşısındaki ürkütecek bir
şekilde yürüyordu. Onun bu halini gören biri gözlerindeki kararlılıktan ne kadar ciddi ve ürkütücü
olduğunu anlayabilirdi. İlerledi ve adamın biraz ötesinde karşısına dikildi.
Adam Salih'i görünce ıslık çalmayı bıraktı bir anda, gözlüğünü kafasına koydu ve şaşkın gözlerle,
karşısına dikilen çocuğu izliyordu. Sert bakışlarla adamı süzüyordu Salih. Ne yaptı arkadaşlarıma, ne
olmuştu onlara!
"Ne yaptın söyle, ne yaptın arkadaşlarıma !" diye bağırdı kuvvetle, etrafı sallayacaktı öfkesi
neredeyse.
Adam hala şaşkınlıkla bakıyordu Salih'e , sanki burada olmaması gerekiyormuşçasına. İlginç, cidden
ilginç diye düşünüyordu.
"Hoop, hooop, bir dur orada . Sakin ol öfkeli çocuk. Ben aslında bir şey yapmadım, onlar kendileri
bayıldı. "
Salih böyle bir cevap beklemiyordu. Bir an şaşkınlıkla, gözlerindeki kararlılık dağılmıştı. Nasıl yani,
onlar kendisi bayıldı, ne diyor bu adam ya. Benimle dalga mı geçiyor. Tamam havalı olabilir ama bu
cevap hiç de tipine yakışır havalı bir cevap değildi.
"Ne diyorsun be ya ? Açıkla!" dedi hala duran öfkesiyle
Arkadaşlarını bu kadar çok seviyorsun ha, helal olsun. Sevdim seni. Senin bizden biri olduğunu
söylememişlerdi bana, ilginç cidden ilginç. İlgiyle Salih'i inceliyordu uzaktan.
"İşin aslı baya uzun bir hikaye aslında. Nereden başlasam, anlatsam mı anlatmasam mı bilemedim.
Ama sen de bizden birisin sonuçta anlatsam daha iyi olacak -" derken Salih sözünü kesti.
"Bizden biri mi ? Ben senin bildiğin çocuklardan değilim. Bir de saçımı asla jöleyle öyle bir şey
yapmam" dedi ve hafif uzun saçlarını arkaya doğru itti.
"Ha ha, ne komik şeysin sen öyle. Sevdim seni çocuk. Bayadır bizim gibi birini görmemiştim. Dur bir
özet geçeyim, tabi bölmezsen. Bizden derken, saf güç sahiplerini kastettim aslında. Buradaki herkes
güç sahibi öncelikle onu bildiğimi söyleyeyim, örgütü, Aytekin'in burada oluş amacını biliyorum - "
"Neden burada, niye gelmiş ki ? Nisa ile ilgili mi yoksa ?" diye telaşla sordu, örgütü amacı falan
duyunca
Adam şaşkınlıkla bakakalmıştı. Nisa'yı biliyordu bu çocuk, nasıl olabilirdi. Kimdi bu nasıl bilebilirdi ? B
"Hop, bir dur ya. Bölme de anlatayım. Ayrıca bu Nisa olayını detaylı konuşacağız merak etme, hiç
merak etme " diyerek teselli etmeye çalıştı yoksa konuşmasına bir türlü izin vermeyeceğini fark
ederek.
"Baştan başlayayım öyleyse, güçlerden. Bildiğin üzere somutlaştırma, hayal gücüyle gelen bir güç. Hiç
ne tür güçler olabileceğini düşünmediğinden eminim. " Salih'ten karşı bir yanıt gelmediğini görüp
devam etti.
"Güçler içerik olarak; somutlaştırma tabanlılar, düşüncesel boyuttakiler gibi farklı kategorilere
ayrılıyor ama bunları şu an anlatıp da aklını karıştırmayayım. Asıl değinmek istediğim sınıflandırma
kapasite üzerine yapılan. Buna göre güçler ikiye ayrılıyor : saf güçler ve kopya ya da parça diye
isimlendirilen güçler. "
Salih öfkesini unutmuş şaşkınlıkla dinliyordu. Doktor bunlardan hiç bahsetmemişti. Evet, güçlerin
türlerini önceden düşünmediğim doğru ama bu kadar zahmete girip sınıflandırmışlar bir de. Tam da
önlük takmış beyaz sakallı profesör kılıklı büyüklerin işi bu dedi ve dikkatle dinlemeye devam etti.
"Saf güçler isminden de anlaşıldığı üzere saftır. Bu güçler, dünyaya şekil verebilecek güçlerdir. Kopya,
parça güçler ise bu saf güçlerin alt kümesi denilebilecek, sınırlı güçlerdir. Bu tarz güçlerle, dar alanda
bir çok şeyi başarabilirsin ama dünyaya şekil verme imkanın yoktur. "
Salih ağzını açıp heyecanla soracaktı ki, çok böldüğünü fark edip bölmekten vazgeçti. Ama içinden
merak etmeden de edemedi. Ne diyordu bu adam, dünyaya şekil vermek falan ? Çılgın herhalde,
baksana tipinden belli zaten.
"Dünyaya şekil vermek derken neyi kastettiğimi merak ettiğini biliyorum, yavaş yavaş anlatacağım ve
sonunda sen de bana hak vereceksin. Şekil vermekten kastım, yepyeni bir ortam oluşturabilmek de
denebilir. Etrafta değişikliğe, farklılığa yol açabilen güçlerin büyük bir kısmı bu sınıftadır. Senin
gücünü bilmediğimden kendimden örnek vereyim. Ben şekil değiştiriciyim. Nesnelerin şeklini,
kendisini tamamen farklı bir şeyle değiştirebilirim. " dedi ve hızlı bir hareketle başındaki güneş
gözlüğü normal camlı bir gözlüğe dönüştü.
Salih şaşkınlıkla bakmaya devam ediyordu. Güzel yetenekmiş, düşündüm de hakkaten etrafı
şekillendirebilir bu güç ile. Peki ya ben, saf güç kullanıcısı olduğumu iddia ediyor, ben etrafı
değiştirebilir miyim ? Düşündü biraz, evet galiba, sonuçta somutlaştırma ile istediğim nesneyi
oluşturabiliyorum. Tamamen farklı bir çevre de oluşturabilirim dolayısıyla.
"Yavaş yavaş sadede geliyorum. Bu örnekle saf güç derken neyi kastettiğimi biraz anlamış gibi
duruyorsun. Kopya güçlere örnek vereyim bir de. Yerde yatan Ali'yi görüyor musun ?" dedi ve ninja
kıyafetli çocuklardan birini işaret etti. "Onun gücü kendi ve dokunduğu nesnelerin hızını kontrol
etmek. Aslında bu da biraz saf güç gibi duruyor ama değil. Asıl saf güç etraftaki tüm nesnelere
hakimiyeti gerektirir. Ali'nin gücü, o gücün bir parçası,kopyası. Gerçi henüz tüm nesnelerin hızlarını
kontrol eden kişiyi bulabilmiş değiliz. "
Salih bir an donakaldı. Aklına bir sahne gelmişti. Üstüne üstüne gelen bardaklar, sağa sola hareket
etmeleri... Ne oluyordu, ne zaman olmuştu bu olay ? Karşılaştım mı yoksa, hızı kontrol eden biriyle
önceden ? Zorladı, zorladı ama hatırlayamıyordu, aklına cisimlerin hızını kontrol eden birinin
görüntüsü gelmiyordu. Bardaklar da neydi o zaman, onlarca bardak havada hızlıca kendine doğru
gelmişti, nereden hatırlıyorum bunu ? Aman neyse dedi aklına bir şey gelmediğini fark edip.
"Yani özetle, saf güçler diğerlerine göre çok daha kapsamlı ve güçlü. Bu yüzden bu tarz güce sahip
olanlar, diğer kişiler göre çok daha fazla haya gücüne sahip oluyorlar. Ben buraya gelirken, benden
etrafa yayılan gücün baskısından diğerleri kendinden geçti. Tabi bu olay ancak güç kullanıcılarına
karşı oluyor, sonuçta sadece onlar hissedebildikleri için hayal gücünü. Ve senin saf güç kullanıcısı
olduğunu da buradan anladım. Benim baskımı kaldırabilecek kadar güçlü olduğun için sen de bizden
birisin" dedi ve gülümsedi.
Bizden biri tabiri, ne kadar Salih'in hoşuna gitmemiş olsa da açıklaması gayet mantıklı geldiğinden,
hayır değilim diyerek karşı çıkmaya yeltenmedi. Her şey iyi güzeldi detüm bu safsatadan öte merak
ettiği bir şey vardı : Nisa.
"Nisa diyordun, tanıyor musun ?" diye sordu Salih artık sorabileceğine kanaat getirip.
Adam Salih'i inceliyordu. Nisa'yı nereden tanıyordu bu çocuk, herkesin hafızasından silinmiş
olmalıydı. Kim bu çocuk ?
"Amma telaşlısın ha. Bir tanışsaydık falan, normal insanlar yapar ya hani ? Beni de gaza getirdin çat
diye sana güçleri anlatmışım" dedi ve başını sallayıp silkindi. "Kimsin necisin, gücün ne , kim öğretiyor
sana güç kullanmayı ?"
Salih bir anda irkilmişti. Neden bu kadar şey merak ediyordu bu adam? Ne zaman Nisa'yı sorsa
konuyu değiştiriyordu bir de. Cevaplamamam gerektiğini hissediyorum ama bir şekilde benden
şüphelenmeden bilgi almam lazım. Saf güç kullanıcısı olduğumu biliyor, bir de gücümü öğrenmesi
sıkıntı olur gibi. Acaba Aytekinleri örgütten mi tanıyor, galiba Nisa'yı da biliyor. Yoksa örgütten mi bu
adam da ? Öyle olsaydı daha saldırgan yaklaşmaz mıydı ki, Aytekin ve grubu gibi. Örgütten değil gibi,
hem böyle güçlü biri madem buraya gelecekti, Aytekinlerin görevini, eğitmeni bulmayı, çok daha
rahatlıkla hiç zorlanmadan yapabilirdi bu adam. Öyleyse başka bir amaç için burada, örgüt için değil.
Kim bu adam neyin nesi ?
"Biriyle tanışırken, önce kendini tanıtmak gerekmez mi, nezaket görgü falan açısından. Bilmem
anlatabildim mi " dedi Salih çocukça bir gülümsemeyle
Ha ha, vay seni gidi kurnaz. İyi bakalım öyle olsun.
"Ben şekil değiştirici Eren. " dedi ve seni bekliyorum der gibi baktı.
"Ben de Salih-" dedi ve gücünü söyleyip söylememe kararsızlığında bekledi.
"Gücünü söylemek istemiyorsun galiba. İyi sen bilirsin, eninde sonunda öğreneceğime eminim eğer
şartlar gösterdiği gibi ilerlerse" dedi Eren ve etraftaki kişilere baktı.
Parmakla sayıyordu baygın bir şekilde yatan çocukları. En garibi de Aytekin olmuştu, ağaçlar
arasındaki ağda sıkışıp kalmıştı gözleri kapalı güzel bir uyku çekercesine. Eren sonra durdu ve aklında
bir şeyler geçirdiği belliydi.
"Sana bir şey soracağım Salih. Hiç düşündün mü elimizdeki güçlerin ne kadar önemli olduğunu ? "
Salih şaşkınlıkla baktı adama. Tamam önemliydi, bir şeyleri değiştirebiliyoruz falan hayaller
gerçekleşiyor da ne demeye çalışıyor acaba?
"Temel kuralları hatırlarsın, somutlaştırma dairesi içinde hayal somutlaşmış olur. Eğer daire dışında
kalan birinin görüş alanına bu hayal girerse kırılma oluşur normale dönülür. Peki bu daireyi dünyayı
kapsayacak kadar geniş tutsak ne olur sence? " dedi ve Salih'e keskin bakışlarla baktı.
Salih'in nutku tutulmuştu. Böyle bir şey mümkün müydü, nasıl olabilir? Milyarlarca insanı kapsayacak
bir güce sahip olmak ? Hayır, böyle bir şey olamazdı. Titrek bir sesle karşılık verdi:
"Hayal artık herkes için somutlaşmış olur ama hayır olamaz böyle bir şey ya. "
"Kısmen doğru, buna artık somutlaştırma denemez aslında. Buna gerçeklik oluşturma denilir.
Kırılamayacak bir gerçeklik. Ama düşündüğünün aksine böyle bir şey var, örneğiyle anlatacağım."
Salih bakakalmıştı. Nasıl olabilirdi, tüm herkesi kapsayacak bir somutlaştırma yapmak. Aklı almıyordu,
böyle bir şey olabilir miydi cidden ?
"Ama önce halletmem gereken bir şey var. Şunu da aklının bir köşesine yaz, her gücün belli bir
kapasitesi ve belli bir sınırı vardır. Gücünü kullandıkça onu farklı bir şekilde farklı amaçlar için
kullanabileceğini fark edeceksin. "
Salih sessizce izliyordu Eren'i. Sırayla, Ali, Ayşe ve Aytekin'e doğru gitti ve elini alınlarına dayayıp bir
şeyler yaptı. Ne yapıyordu şimdi bu ? Salih'in iyice aklı karışmıştı, güçler daireler falan derken şu an
sadece izleyebiliyordu.
"Tüh ya, kaosun bitmesine de az kaldı. Ah be, daha kendim için kullanacaktım ya" dedi Eren ve kendi
kendine hayıflandı.
Bir anda Salih'in aklına bir fikir geldi.
"Tabi ya" dedi heyecanla " eğer kaostan gelen o yoğun gücü kullanırsan dünya çapında somutlaştırma
yapabilirsin. Yoksa öyle bir şey mi yaptın az önce, örnekle anlatacağım diyordun zaten" dedi Salih
ama az önce ne yapmıştı ki, bir şeylerin şekil değiştirdiğini falan görmemişti.
"Yok canım o kadar da değil. Vücudun kaldırabileceği belli bir seviyeyi aşamazsın, yoksa kendine
zarar verir hatta öldürebilirsin, kaşık kepçe misali. Herkesin bir kapasitesi var, güçlendikçe artan. Ama
ülke çapında falan yaptım diyebilirim. "
"İyi ama ne yaptın ki hiçbir şey değişmedi. "
"Saf güç kullanıcıları çok az bulunuyor. Seni ve arkadaşlarını örgütten uzak tutmak, onların sizin
hakkınızdaki ilgisini azaltmak için hafızalarını değiştirdim. Demiştim ya her gücün belli bir kapasitesi
var diye. Şekil değiştirme gücünde ustalaşınca, hafızada anılarda değişiklik yapabildiğimi fark ettim.
Ama tabi ülke çapında falan oldu galiba, daha fazla zorlayamadım kendimi."
Salih'in bir anda öfkeyle gözleri büyüdü. Hafıza değiştirmek... Tabi ya, kesin o olmalıydı. Nisa dedi
içinden ve öfkeden göz yaşlarına tutuldu. Nisa'yı hafızalardan silen kesinlikle oydu. Başka nasıl
olacaktı değil mi, herkes bir anda unutmuştu. SENİ PİSLİK, BUNUN HESABINI SORACAĞIM.
Salih'in tepesi atmış öfkeden yumruğunu sıkıp elini kanatmıştı. Çok sinirlenmişti, tutamıyordu kendini.
Gücünü saklamakmış falanmış hiç kalmamıştı aklında. Tek istediği şu adamdan öfkesini almaktı. Elini
iki yana doğru açtı ve elinde iki bıçak belirdi. Gözü dönmüştü, ne yaptığını umursamıyordu şu an.
Eren bir an şaşkınlıkla ne oluyor diye Salih'e baktı. Neden bir anda sinirlenmişti böyle. Ağzını açıp
konuşmasına fırsat kalmadan Salih bıçakları nefretle Eren'e fırlatmıştı. İyi o zaman öyle olsun, gücünü
öğrenmek derken şimdiyi böyle bir şeyi kastetmemiştim ama neyse, senin istediğin gibi olsun.
Eren kaçmaya yeltenmemişti bile. Elini ileri doğru uzattı ve bir anda ilerleyen bıçaklar plastik bıçağa
dönüp eline dokunup yere düştüler. Salih daha da öfkeleniyordur onun durdurduğunu görünce.
Salih Eren'in ayağına dolanmış ip oluşturuverdi bir anda. Eren daha ne olduğunu anlayamadan ipi
hızla çekmiş ve Eren'i sırt üstü yere düşürmüştü. Eren şaşırmıştı ayağındaki ipi görünce.
Yoksa, yoksa, bu olabilir mi diye yattığı yerden şaşkınlıkla düşünüyordu, ağaçlara bakaraktan. Bu güç
... Diye düşünürken kafasına doğru düşen kocaman bir taş gördü ve gözleri fal taşı gibi açıldı. Aniden
harekete geçti, ayağındaki ipi incecik bir lastiğe dönüştürdü, düşen taşı da yumuşak bir topa. Ne olur
olmaz diye refleksle lastiği koparıp yana doğru yuvarlandı ve top yere çarpıp seke seke uzaklaştı.
Her defasında şaşkınlığı artıyordu. Neydi şimdi bu, düşündüğüm gibi galiba. Artık bu işi ciddiye alma
vaktim geldi. Salih hala öfkeyle ona bakıyordu. Beni uzun zamandır yere kimse düşürmemişti çocuk,
sen şovunu yaptın sıra bende artık. Elini iki yana açtı ve bir sağı indiriyor, kaldırıyor bir diğerinde
aynısını yapıyordu.
Salih bu ne yapıyor diye düşünecek fırsatı olmamıştı. Etrafındaki ağaçlar bir anda eğilmiş üstüne
doğru gelmişlerdi. Kaçmaya bir an yeltenmişti ama neden hareket edememişti, etrafı ağaçlarla
sarılmıştı ve sonra ağaçları itmeye çalışırken fark etmişti ağaçların sertleştiğini. Ayağına kenetlenmiş
tuzağı ise en son fark edebilmişti.
Eren bir anda Salih'i yakalamıştı, önce ağaçların sertliğini değiştirip eğilmelerini sağlamış, Salih'i
kıskaca alınca tekrar sertleştirmişti. Bunu yaparken de Salih'in ayağının altındaki otları tuzak gibi
kullanıp ayağını hareket ettirmesini önlemişti. Bu sayede ani bir refleksle kaçamamıştı Salih.
Hareket edemiyordu, ellerini ayaklarını kullanamıyordu. Bu şekilde kaçamam buradan diye düşündü,
elimi kullanabilsem keserdim bunları. PİSLİK! diye öfkeyle bağırdı içinden, Nisa'yı sildiğin gibi bizi de
siliyorsun değil mi!
"Nisa'ya yaptıklarını bize de yapıyorsun !"
Eren kaşlarını çatıp baktı, ne demek istiyordu Salih ?
"Nisa'ya ben hiç bir şey yapmadım, işin doğrusu daha bir iki gün önce ilk kez gördüm onu. Sonrasında
öğrendim bazı olayları. Ne diyorsun be çocuk , aklından ne geçiriyorsun?"
Salih'e yayılan şaşkınlık öfkesini bastırıyordu. Yalan söylüyor olabilir mi ? Bu kadar şey anlattıktan
sonra yalan söyleyecek bir tip değil gibi, aslında Nisa'ya zarar verecek birine de benzemiyor.
Düşünmeden hareket ettim galiba.
"Nisa'yı hafızalarımızdan sen silmedin mi ?"
"Ha ha. Ben şekil değiştiriciyim dedim ya. Şekil değiştirebilirim, nesnelerin sıfatına göre,içeriğine göre,
şekline göre değişiklik yapabilirim ama bir şeyi yok edemem, silemem. Aytekin ve grubunun sizi
içeren sizin güç kullandığınız anılarında değişiklik yaptım ve sizin güç sahibi olmadığınızı her şeyin bir
yanlış anlaşılma olduğunu sanıyorlar, ya da sanacaklar kendilerine geldiklerinde. Bir anıyı, bir kişiyi
silmem mümkün değil, sadece değişiklik yapabiliyorum. "
Salih bir anda etrafa ısı yayar gibi öfkesini saldı. Her şeyi yanlış anlamış ve berbat etmişti. İçine
pişmanlık yayılıyordu. Neden düşünmeden hareket ettim ki, hem ne de güzel bir şey yapmış bizim
için.
"Ama seni salmayacağım anlatacaklarım bitene kadar. Yoksa bana bir daha saldırabilirsin. Az önce
kullandığın gücü görünce aklımdaki bazı şeyler yerine oturdu ve her şeyi çok iyi anlıyorum şu an. O
yüzden uslu dur ve beni dinle." dedi ve Salih'in üzgün bir ifadeyle kendine baktığını görünce devam
etti
"Nisa'yı kurtarmak istediğini anlıyorum yaptığın hareketlerden ve davranışlarından. Nisa'nın örgütte
olduğunu biliyorsundur. Ama sizin bir araya gelmenize asla izin veremem, şimdi gördüklerimden
sonra." dedi ve başını üzgünce yere eğdi, Salih'in gözlerine bakmak istemiyordu bunları anlatırken.
Salih'in bir anda kalp atışları hızlanmıştı. Öfkeleniyordu, göz bebekleri büyüyordu, öfkesi artıyordu
ama içinde bulunduğu çaresiz durumdan çıkamamasının çaresizliğiyle de yanıp bitiyordu. Gözleri
dolmuştu bir şey yapamamaktan, şu adama haddini bildirememekten. Ne diyordu, nasıl izin
veremezmiş ki ne ? O da kim oluyor lan! Öfkeyle elini vurmak istiyordu bir yere ama vücudunun
hiçbir yerini kıpırdatamıyordu.
Eren başı yerde konuşmaya devam etti.
"Ne kadar üzüldüğünü anlayabiliyorum. Ama fedakarlıklar için bu şart, daha beterlerini çektim ben
de, inan bana seni anlayabiliyorum."
"Ne diyorsun ULAN! Fedakarlıkmış, ne fedakarlığı, sadece arkadaşımıza, kavuşmak istiyoruz be! Bana
mı kaldı fedakarlık!" gözlerinden yaşlar akıyordu öfke ve çaresizlik içinde. Kıpkırmızı olmuştu gözleri.
Bu iç parçalayıcı sesi daha kaç defa duymak zorunda kalacağım acaba, diye düşünüyordu Eren.
Yapabileceğim bir şey olsa inan yaparım ama durum çok karışık be Salih. Bulunduğun konumun
önemini bilmiyorsun ki nasıl anlatayım sana şimdi her şeyi. Sevdiğinden ayrılmayı öylece kabul
edemez kimse değil mi ?
"Fedakarlık, ne de güzel bir kelime, tabi sana ne için fedakarlık yaptığını, yapacağını anlatmam bayağı
zor olacak, bilmediğin çok şey var. Bu yaşta anlatamam sana, kaldıramazsın. Bırak da her şey bir oyun
olarak kalsın, prensesi oyun sonunda kurtarırsın canavarlardan."
Salih'in aklı karışıyordu bir taraftan. Ne demeye çalışıyordu bu adam, gizemli gizemli konuşmalar
falan. Of be of! Bir şuradan çıkabilseydim. Ne kadar da güçsüzüm.
"Biz oyun sonuna mario da, kestirmeden giden çocuklarız, emin ol bu iş burada bitmeyecek!" diye
karşılık verdi Salih içindeki dürtüyü bastıramayarak.
Vay, kendindesin hala ha, buna rağmen. Belki de bunu da bir oyun olarak gördüğündendir. Belki de
çözüm budur kim bilir.
"Salih seni sevdim, cidden sevdim o yüzden biraz insiyatif kullanıp sana bir kaç şey anlatacağım ve
umarım sen de bana hak vereceksin sonunda." durdu ve derin bir nefes alıp devam etti.
"Dünya çapında somutlaştırmadan bahsediyorduk az önce, bir de saf güçlerden. Şimdi ikisini
birleştirelim. Bir düşün bakalım, etraflarındaki çevreyi hayal ettikleriyle tamamıyla değiştirebilen saf
güç kullanıcılarının dünyayı kapsayacak bir somutlaştırma yaptıklarını . Bir hayal et ne olurdu."
Kendine yöneltilen bu soruyla Salih'in içindeki bu öfke dinmeye başlamıştı. Hayal ediyordu ne
olabileceğini, dünya çapında somutlaştırma ha, neler neler olurdu kim bilir.
"Gözlerin hayal ettiğini ve şaşırdığını söylüyor bana. Tahmin ettiğinden çok da öte aslında, seni
şaşkınlıktan çığlık attırabilecek bir durum. Yepyeni bir dünya üretilirdi o zaman, kimin kullandığına
bağlı olarak. Kötülerin elinde dünyayı yerle bir edebilecek bir güç, iyilerdeyse tertemiz yapmalarını
sağlayacak bir alet."
Salih düşünüyordu ama sadece hayallerle olabilir miydi böyle bir şey, bu kadar ileri gidilebilir miydi,
imkan veremiyordu.
"Her şey sana çok basit geliyor farkındayım. Hayal ettim oldu, sonra da kayboldu gibi. Ne kadar basit
ve eğlenceli bir oyun değil mi ? HAYIR, değil işte! Değil, bunu araştırıyor insanlar, dünya çapında
somutlaştırma yapmayı araştırıyor. Güç bağımlısı budalalar! " kendine hakim olamayıp sinirini dışarı
vurmuştu Eren. Kendini toparlayıp devam etti
"Büyük tehlikeyi görebiliyor musun şimdi. Dünyanın geleceğini, ya da gelemeyeceğini etkileyecek bir
tehlike. Bu kadar insanın derdi ne sanıyorsun, örgüt biz onlar bunlar herkes. Bu işin aslını bilen
kendini büyük sanan önlüklü küçük insanlar bunun peşinde, gerçeklik oluşturma, ebedi gerçeklik
hayali artık ne diye adlandırırsan. Her geçen gün yana yana saf güç sahiplerini arıyorlar."
Salih'in öfkesi yerini şaşkınlığa ve daha bir çok garip hisse bırakmıştı. İçinde bilgileri yoğuruyor,
durumu sorguluyor ve çıkarım yapmaya çalışıyordu. Bu cidden ama cidden tehlikeli bir durum ama
Nisa ile ne ilgisi var şimdi bunların, onu kurtarmak isteğimle ne alakası var.
"İyi ama, neden Nisa'yı kurtaramıyorum, tamam dediklerin mantıklı bu güçler çok tehlikeli
kullanılabilir. Neden Nisa, cevap ver Neden Nisa" diye sordu, öfkesi geçmişti ama hala gözleri yaşlıydı
çaresizlikten, eli kolu bağlı bir şekilde itiraz edemeden dinlemekten.
"Salih hala tam anlayabildiğinden şüpheliyim. Şimdi şunu da ekleyelim, sen saf güç kullanıcısısın,
umarım farkındasındır bunun. Hatta ..." dedi ama sonra başını iki yana salladı, hayır hayır bunu ona
anlatamam daha, kendinden haberi olmaması daha iyi onun için, yoksa hayatı iyice zindan olur,
kaldıramaz bu yükü. Salih ne yapmaya çalışıyor bu diye izliyordu.
" Ne diyordum, ha evet saf güç kullanıcısı. Bunun ne kadar önemli bir şey olduğunun da
farkındasındır. Şu an sana önemsiz geliyor biliyorum, ama sana kısaca özetlemem gerekirse, örgüt
sınırsız kaos tarzı bir şey oluşturabilecek bir deneyin peşindeler. İşte bu yüzden önemli bu durum, saf
güç kullanıcılarının onların eline düşmemesi gerekiyor. Ne yazık ki Nisa onların elinde ki, o da saf güç
sahibi."
Salih merakla gözleri büyümüştü. Evet şimdi ilerliyoruz. Nisa da saf güç sahibi ha. İyi ama o zaman
onu kurtarmam mantıklı değil mi ?
"İyi de niye kurtarmam, onla bir araya gelmeme engel oluyorsun ? Anlayamıyorum hala." dedi Salih.
Artık kendine daha iyi hakimdi ve kendini kıskaca almış ağaçların varlığını kabullenmişti, buradan
çıkamayacağını, çaresizliğini kabullenmişti.
"Olay Nisa'yı kurtarmak kadar basit bir şey değil işte onu anlatmaya çalışıyorum. İşin ucunda
dünyanın geleceği var diyorum. Dünyayı kurtarmak ya da yok olmasına sebep olmak hangisini tercih
ederdin. Nisa'yı kurtarmak pahasına dünyanın yok olmasına göz yummak mı ?"
"İyi de onların elinde olması kötü bir durum değil mi ?"
Haklıydı, daha fazla anlatması gerekiyordu daha iyi anlaması için ama bu bilgileri ona henüz
veremezdi. Bu çocuk yaşında, gidip oyun oynaması gerekiyorken dünyanın geleceğini sırtlamasına izin
veremezdi. Buna bir son vermeliyim.
"Bak kısaca anlatacağım lütfen yardımcı ol bana. Nayır nolamaz, siz kardeşsiniz yavrum." dedi ve ne
yapıyorum ben dercesine baktı. Salih şaşkın şaşkın izliyordu Eren'i.
"Tamam tamam dur yanlış oldu. Siz farklı dünyaların insanısınız. "
Salih hala şaşkın şaşkın bakıyordu.
"Tamam biraz klişe olmuş olabilir ama durum böyle ne yazık ki. Sizin şu an bir araya gelmeniz hem
size hem dünyaya zarar verecek. Neden olduğunu şu an anlatamam ama hatırlarsan ilk kaos
çıktığında bundan yaklaşık iki üç ay önce Nisa'nın hafızalardan silindiği vakit; sen de oradaydın değil
mi ?"
Salih donup kalmıştı, nereden bilmişti bunları, kimdi bu adam ?
"Tepkini evet olarak alıyorum. Evet korktuğum gibiymiş demek ki. Bak şu an sen bu kadar zayıfken
sana bu bilgileri veremem ne yazık ki. Ne kadar az bilirsen o kadar iyi ama kısaca şöyle diyeyim de
durumun mahiyetini kavra, o gece Nisa'nın hafızalardan silinmesine senin orada olman sebep olmuş
olabilir."
Salih ağzı açık kalakaldı, bunu kabul edemezdi. Ne demekti bu şimdi, tüm suçlu kendisi miydi yani,
hayır hayır olamaz. Gözleri iyice dolmuştu. Bağırarak ağlamaya başladı. Tutamıyordu kendini, nasıl
yani her şey kendi yüzünden mi olmuştu. Nisa'nın tüm bu çektiği acıların sebebi kendisi miydi ?
Neden, neden, neden... Kendini kaybediyordu git gide.
Eren Salih'in bu durumuna katlanamıyordu. Onun da gözleri dolmuştu.
"Dur, ağlama beni de ağlatıyorsun ama. Sen istediğin için olmadı, senin suçun değil. Bilemezdin, hem
sen orada olmasan da örgüt zaten kaçıracaktı Nisa'yı ve yine bir şekilde onun silinme ihtimali vardı.
Senin orada olman süreci hızlandırmış olabilir onu demek istedim . Hem dur, sonsuza kadar böyle
olacak demedim, her şey düzelecek eğer bana güvenirsen."
Salih bir an durdu ve kendine hakim olmaya çalıştı. Ağlamamak için söz vermişti ama bu durum
farklıydı tabi. Tamam dur bir tam dinleyeyim, hem bu kadar mı kendine güvenin, söz vermedin mi
Nisa'yı kurtarmaya, ne olursa olsun kurtaracaksın sadece sakin ol ve dinle bakalım ne diyecek.
Kendini sakinleştiriyordu ama yine de içindeki suçluluk duygusu kolayca silinecek gibi değildi.
"Demek istediğim bu halde onu kurtarmaya gitmen hem örgütün seni yakalaması açısından tehlikeli
hem de gücüne tam hakim olmadığın için tehlikeli. Benzer bir olay yaşamak istemiyorsan gücüne
hakim olmalısın. "
"Nasıl yani ? " açık bir kapı olduğunu görünce merak sarmıştı bu kez. Bir yolu var demek ki diye de
sevinmeye başlamıştı.
"İkiniz de kendinizi geliştirmelisiniz, şu halinizle tehlikeyi çağırıyorsunuz. Gücünüze hakim olabilecek
kadar güçlenmelisiniz. Nisa'yı merak etme emin ellerde olacak . " dedi ve gülümsedi Salih'in artık
yüzüne bakabileceğine kanaat getirip.
"Ne demek istiyorsun anlamadım. Emin ellerde derken, kendini kastetmiyorsundur herhalde. Tipe
bakınca biraz güvensiz duruyorsun da."
Eren Salih'in biraz daha iyi olduğunu görünce sevindi.
"Taşlamalarını görmezden geliyorum şimdilik. Evet ben bir şekilde onu takip edeceğim sen rahat ol,
dünyanın geleceğini sen önemsemiyor olabilirsin ama ben önemsiyorum. Nasıl yapacağımı da boş
ver, meslek sırrı " dedi ve gözlüğü gözüne indirip artistik bir poz verdi.
Ne kadar da havalı biriymiş bu Eren diye düşünmeden edemedi. Ama ona güvenmek zorundaydı
elinde başka bir şey yoktu. Geçmişteki olayla bağlantı kurmasıyla kabullenmişti zaten durumu. Öyle
bir şeyin olmaması için katlanacağım buna, verdiğim sözü biraz ertelemek zorunda kalsam da.
"Neden uğraşıyorsun bu kadar, çok merak ediyorum doğrusu ?" diye sordu Salih samimi bir şekilde.
Salih'in artık sakin olduğunu ve kabullendiğini görünce Eren, onu serbest bırakmaya karar verdi. Salih
elleri ayakları uyuşmuş bir şekilde yere düşüverdi.
"Neden, sorulacak en basit sorulardan biridir aslında. Nedenler, kısacık cümlelere, kifayetsiz
kelimelere sığamayacak kadar karmaşıktır bazen. Ama bir cevap beklemektesin benden. Öyleyse
dünyayı daha güzel bir yer yapmak için diyeyim, seni tatmin edecekse."
Salih biraz afallamıştı. Edebi bir cümle ona ağır gelmişti ama cevap onu tatmin etmişti şimdilik.
"Nisa konusunda sana güvenmekten başka çarem yok gibi duruyor. Peki son bir sorum olacak sana.
Ne kadar güçlenmem, ya da ne zamana kadar güçlenmem gerek Nisa'yı sorunsuz kurtarabilecek, bir
arada olabileceğimiz bir seviyeye gelmem için."
"Hımmm. Bu değişir kişiye göre ama, bir sonraki kaos yanılmıyorsam 1-2 yıl sonra olacak. Ben Nisa'yı
o güne kadar hazır edebilirim galiba. Sen de o vakte kadar güçlenmeye bak. Bu sefer ki kaos çok daha
güçlü olacak diyorlar. Tabi sen öncesinde örgüte yakalanıp da daha tehlikeli bir durum oluşmazsa,
planım şimdilik bu."
Salih bir an tekrar gözleri dolmaya başlamıştı. 2 yıl diyordu. İki yıl boyunca Nisa'yı göremeyecek ve
kurtaramayacaktı istese de. Kabullenmek zor geliyordu, gitmek savaşmak ve kurtarmak istiyordu
ama kafesin etkisinden dolayı çaresizlik yayılmıştı bir defa bedenine. Kıpırdamak istiyor ama
kıpırdayamıyordu, güçsüzdü bunu kabullenmişti şimdilik.
Yine de savaşacağım diye bağırmak istiyordu ama çok güçsüz hissediyordu kendini. Gözlerinden akan
yaşlar yere düşüyordu bir bir. Güçsüzce göz yaşlarıyla yıkadığı toprağı yumrukladı.
"Söz veriyorum Nisa, o gün gelecek ve seni kurtaracağım. Elimden ne geliyorsa hatta daha fazlasıyla
çalışacağım. Dayan birazcık daha." dedi ve kendini bitkin hissedip yere çöküp oturdu.
Gerçekten de bitmişti. Kaldıramayacağı kadar yüklenmişti bu akşam, tam da her şey güzel gidiyorken
her şey bir anda değişmişti. Nisa'yı ne kadar çok görmek istese de ondan uzak kalmak zorundaydı.
"Sonunda kabullendin, kafes normalde daha çabuk pes ettirir insanı, çaresizce orada kıpırdamadan
her şeyi kabullenmek yıldırır herkesi. Senden önce konuştuklarım daha çabuk pes etmişlerdi. En çetin
sen çıktın. Dediğim gibi Salih, güçlen. Seni de takip ediyor olacağım, arada karşına çıkarım belki de .
Kurtarmaya, örgüte falan dalmaya yeltenmezsin herhalde. O zaman karşında beni bulursun, şu anki
gördüğün gücümün onda biri falandır,hem her şeyin bir zamanı var. Bana güven lütfen. "
Başka bir çaresi mi vardı ki Salih'in. Güçleneceğim diye tekrar ediyordu içinden, kendine tekrar
kararlılık kazandırmaya çalışıyordu. Yine de içinde bir dürtü git kurtar Nisa'yı diyordu ama önce biraz
güçlenmeliyim diye bastırıyordu bu dürtüyü. Hem işin ucunda dünyayı kurtarmak vardı ha, diye de
şaşırmadan edemiyordu. Umarım Nisa ile dünya arasında bir seçim yapmak zorunda kalmam, çok
zorlanırım o vakit.
Eren yerde biraz dal topladı, üstüne de kalan iplerden attı. Elini oraya uzatmasıyla orada bir daldan
bir sedye belirmesi bir oldu. Aytekinleri sırayla sedye dizdi.
"Ben bunları alıp gidiyorum, ben uzaklaşınca arkadaşların kendine gelir, kaos da bitti zaten. Kendine
dikkat et yaman çocuk. " sırtını döndü Eren ve sedyeyi çekerek uzaklaştı.
Salih fark etmemişti ama güneş açmıştı ve yağmur dinmişti bir süredir. Ağaçların arasından ormana
süzülen güneş ışıklarına baktı hüzünle, aynı umut gibi, ağaçlar ne kadar sık olsa bir şekilde delip
gelmişti ormana. Salih kendini toparlamıştı biraz. Yeni bir amacı vardı, her ne kadar çok vakit alacak
olsa da hala Nisa'yı kurtarmaya kararlıydı.
"Sen de artist beyefendi. Sabırla bekle beni, o gün gelince seni çok şaşırtacağım." diye bağırdı
arkasından. Salih fark etmemişti ya da önemsemişti, Eren uzaklaşırken sanki boyu küçülmüştü. Aman,
neyse diye geçirdi içinden.
Hala yerde oturuyor öylece bekliyordu. Belki de iki yıl Nisa'dan uzak kalacaktı istemeden de olsa,
kendini geliştirmeliydi. O da aynı şekilde gelişmeliydi. Derin bir iç geçirdi, belki de uzaklaşmam lazım
buralardan uzunca bir süre, diye düşündü ve arkadaşlarını süzdü sakince.
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
0
File Size
134 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content