close

Вход

Log in using OpenID

AŞK BAĞIMLILIĞIN DÜŞÜRDÜĞÜ SERSEFİL HALLERİ

embedDownload
Üç spor bİr arada: TriaTlon
61
961
ŞUBAT 2014 • 89.YIL • 5 TL
Volkan SeVercan: aşk
bağımlılığın düşürdüğü
SerSefil halleri
bağışlayabilir mi? 10
Öznur SimaV: Çocuklarda
“hayır” deme beceriSi 32
uğur eVcin: bağımlılığa karşı
bilgilendirmek; ama naSıl? 36
AYLık SAğLık, EğİTİm vE küLTüR DERGİSİ
www.yesilay.org.tr
KURUCUSU
Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman Uzman
Derginin Tesisi:1925
TÜRKİYE YEŞİLAY CEMİYETİ
ADINA İMTİYAZ SAHİBİ
Genel Başkan Prof. Dr. M. İhsan Karaman
GENEL YAYIN KOORDİNATÖRÜ
Sümeyya Olcay
[email protected]
SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
Av. Osman Baturhan Dursun
çalışma grubu
Betül Olcay
Meryem Olcay
Murat Karaca
Ahmet Kaynar
Saliha Büşra Selman
Muhammet Celep
Onur Ulukuz
Betül Koyuncu
YAYIN KURULU
Prof. Dr. M. İhsan Karaman, Prof. Dr. Medaim
Yanık, Dr. Ahmet Özdinç, M. Pervin Tuba Durgut,
Dr. M. Ata Öztürk, Esra Albayrak, Doç. Dr. Yusuf
Adıgüzel, Uz. Dr. Havva Sula, Prof. Dr. Dilşad
Türkdoğan, Prof. Dr. Sefa Saygılı, Arif Çifci
Reklam Koordİnasyon
Türkiye Yeşilay Cemiyeti İktisadi İşletmesi
İDARE YERİ
Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Merkezi
Hırka-i Şerif Mah. Akseki Camii Sok.
No: 1 Fatih / İstanbul
T (212) 527 16 83 – F (212) 522 84 63
GRAFİK TASARIM
Sekans Yapım
BASKI
İhlas Gazetecilik A.Ş.
T(212) 454 30 00
YAYIN TÜRÜ
Süreli ISSN 1303-3980
Yurtiçi Abonelik, Yıllık 60 TL
Yurdışı Abonelik, Yıllık 120 TL
HESAP BİLGİLERİ
Türkiye Yeşilay Cemiyeti İktisadi İşletmesi
Ziraat Bankası (Vatan Caddesi Şubesi)
Şube Kodu: 960 Hesap No: 64804574 – 5001
IBAN : TR64 0001 0009 6064 8045 7450 01
Yeşilay Dergisi’nin tüm hakları Türkiye Yeşilay
Cemiyeti İktisadi İşletmesine aittir.
Yeşilay Dergisi devletin tüm sorumlu mercilerine
muntazaman ulaştırılmaktadır. Dergide
yayınlanan makalelerin fikri sorumluluğu
yazarlarına aittir.
52
6
10
14
Volkan Severcan & Sersefil
Bu oyunu izleyenler arasından bir kişinin
bile uyuşturucudan uzak durması, hayatının
kurtulması bizim için yeterlidir.
Teknoloji bağımlılığına karşı
ilk adımlar atılıyor.
Çocuklarda “Hayır”
deme becerisi
Bağımlılığa karşı bilgilendirmek;
ama nasıl?
26
32
42
48
spor bir arada:
61 ÜçTrIatlon
Kötü çocuk asla yoktur! Kötü
çevre, bilgisiz aile vardır.
Bir zihinsel terapi:
Hobiler
Kanserle
psikolojik savaş mümkün
Savaşın cephe gerisindeki yüzü:
Kalpak
20
Dr. Ali Hilmi Yazıcı:
Önleme ve bilinçlendirme
çalışmalarında kullanacağınız araçları ve dili titizlikle belirlemelisiniz.
BAŞYAZI
Bağımlılıklarda Önleyici Tedbirler
“Hazır ol cenge eğer ister isen sulh ü salâh”
demiş eskiler. Yani bir işin vukuundan evvel o
işe mani olmak veya onun vukuuna karşı tedbir
almak idare ve siyaset sanatının en temel
kaidesidir. Düşündüğümüz zaman bu kaide
aslında bütün hayatı kapsar. Bir işin fayda
ve zararının gözetilip öncesinde ona uygun
hazırlık yapmak her işte muvaffak olmanın en
temel şartıdır.
Eskiler ilm-i tedbir-i menzil ile siyaseti
kastetmişler ve ütopya ya da ideal devlet ile
ilgili eser veren filozoflar bu siyasetin şekillendirdiği bir şehir veya devlette doktorların yerinin
olmadığını iddia etmişlerdir. Bu fikirlerini ortaya
koyarken idareci ve filozofların alacakları tedbirlerle/önlemlerle herhangi bir hastalığın ortaya
çıkmasının ve yaygınlaşmasının engelleneceğini
esas almışlardır. Bu durumda da hastalığın
ortaya çıktıktan sonraki safhaları için herhangi
bir yardıma ihtiyaç duymamışlardır. Buradaki
ütopik yaklaşımın gerçekle bağı bir tarafa asıl
kastedilen şey, gereken önlemi almaktır.
Sağlıkta da durum bundan ibarettir. Gerek
tıp literatüründe gerek halk arasında darb-ı
mesel olmuş tavsiyelerde hep bu gerçek karşımıza çıkar. Tıpta koruyucu hekimlik olarak
adlandırılan, insan ve toplum sağlığını korumayı
hedefleyen bütün çabalar bu kategoriye girer.
Dezenfeksiyondan tutun da aşıya kadar birçok
çaba hastalığın ortaya çıkmasını engellemek,
vuku bulmuş ise yayılmasını önlemek arzusunun ürünüdür. Halk arasında yaygın olan
tavsiyeler ve nasihatler de hep bu fikir etrafında
döner.
En etkili yol koruyucu tedbirlerdir
Daha önceki yazılarımızda da vurguladığımız
gibi Yeşilay’ın misyonunun iki aşaması vardır.
Biri; bağımlılık öncesi koruyucu tedbirleri
almak, ikincisi; bağımlılıkla birlikte gerekli mücadeleyi yapmak. Bugün baktığımız
zaman gerek başarı gerek mesai gerek de
maliyet açısından bağımlılıkla mücadelede
en etkili yol koruyucu tedbirlerdir. Öncelikle
bağımlılık açısından “temiz” olan bir bireyin
korunması için hem birey hem de toplum
daha hazırdır. Özellikle bağımlılığın başlangıcından sonra birey giderek maddeye bağımlı
hale gelecek ve bağımlılıkla mücadelede bizi
yalnız bırakacaktır. Diğer taraftan maddeye
bağlı hale gelen ferde karşı çevre ve toplumun
bakışı değişecektir yani sosyal çevre devreye
girecektir. Üçüncü olarak mücadele edilmesi
gereken husus ise “madde” temininde çıkarı
ve kazancı olan legal veya illegal yapılardır.
Bu yapıların devreye girmesiyle mücadele
daha da zor hale geleceği açıktır. Çünkü
uyuşturucudan kumara, içkiden sigaraya bağımlılık endüstrisinin kontrol
ettiği piyasada dönen paraların
birçok devlet bütçesinden daha
fazla olduğunu söylemek yeterli
olur sanırım.
Yukarıda özetin özeti şeklinde verdiğimiz örnekler ışığında
kolaylıkla söyleyebiliriz ki bağımlılıkla
mücadelede en önemli aşama koruyucu
tedbirlerdir. Daha çok gençleri hedef alan
bir çabaya giriştiğimiz zaman bize
yardımcı olabilecek unsurlar;
aile, okul, emniyet teşkilatı, koruyucu ve önleyici
hizmetler veren sivil
toplum kuruluşlarıdır. Buna karşılık
karşımızda olacak
unsurlar bütün kollarıyla bağımlılık
endüstrisi, akranlar, eğlence
sektörü ve
medya. Dikkat ederseniz
karşıt olarak
saydığımız
unsurlar içerisinde bağımlılıkla mücadelede yardımcı olabilecek unsurlar da
vardır. Mesela akran eğitimi dediğimiz ve
Yeşilay’ın bir proje olarak üzerinde çalıştığı mücadele biçiminde akran üzerinden
gence ulaşmak gayesi güdülmektedir.
Fakat aynı şekilde bağımlılık endüstrisi
de yine gence akran üzerinden ulaşabilmektedir. Ya da medya üzerinden gerek
Sağlık Bakanlığı’nın gerek bağımlılıkla
mücadele eden sivil toplum kuruluşlarının medya yoluyla yürüttüğü bir mücadele bulunmaktadır. Buna karşılık bağımlılık
endüstrisinin en çok kullandığı araçlardan
biri de medyadır. Televizyon ve sinema
sektörünün bu alanda nasıl kullanıldığını
daha önce defalarca mevzu etmiştik.
Birinci önceliğimiz gençlerin eğitimi
Bizim birinci önceliğimiz özellikle
gençlerimizin eğitimi. Bu eğitimin nasıl
olması gerektiği ile ilgili detaylar burada
hep konuşa geldiğimiz şeyler. Ebeveyn,
aile, okul ekseninde şekillenecek bir eğitimin bu hususta bize ne kadar yardımcı
olacağı açıktır. Kötülüğün ortaya çıkmasından önce alınacak tedbirlerin başında
iki husus belirgindir. Birincisi kötülüğün
görünür olmaması. İkincisi de kötülüğün
kötülüğünün yeterince anlatılması ve
anlaşılması. Ebeveyn ve okulun etkin
olmasında kötülüğün görünür olmamasının büyük önemi vardır. Zira kötülüğün
aile ve okul tarafından engellenmesinin
önünde psikolojik engeller vardır. Çünkü
yeni birey olma yolunda ilerleyen gencin
aile ve okul tarafından sınırlandırılan
hayat alanından dışarı çıkma imkânı
tanıyan bu yeni “dostlar” kendilerini
özgürlük adı altında sunar. Bu da bireyin
eğitiminde ciddi bir handikap demektir.
Bunun için bağımlılık yapan maddelerin
görünürlülüğünün ortadan kaldırılması
mücadele için en önemli adımdır. Mesela
dumansız hava sahası, kapalı yerlerde
tütün ve tütün mamullerinin yasaklanması gibi faaliyetler bu kapsamda
önemli teşebbüslerdir. Aynı şekilde
medyadaki görünürlülük ve alkolle ilgili
reklam ve tanıtım yasakları bu çabanın
ürünüdür. Şehirlerarası otobüslerde
sigara kullanımının yasaklanmasından
bugünkü dumansız hava sahası noktası
gelmiş Türkiye’nin aldığı mesafe hiç de
küçümsenecek bir mesafe değildir.
Bir önleyici çalışma: Türkiye
Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı
Bağımlılığın başlamadan önlenmesinde
mühim olan ikinci adım bu maddelerin
kötülenmesidir. Bir taraftan teşvik edici
vasıtaların ortadan kaldırılması hedeflenirken diğer taraftan özellikle gençler için
bağımlılık ve sonuçlarına dair eğitime hız
verilmelidir. Emniyet, sağlık, milli eğitim
üçgeninde planlanacak bir eğitim sürecinin
bu mücadeledeki önemi ortadadır. Yeşilay
olarak hazırlamakta olduğumuz Türkiye
Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı
bu amaca matuftur. Özellikle görsel
materyallerle desteklenen bu sürecin daha
faydalı olabilmesi bahsi geçen devlet ve
diğer sivil toplum kurumlarının koordineli
çalışmasıyla başarıya ulaşabilir.
Eğitim cephesinde bunlar olurken
özellikle son yıllarda sigara, alkol ve
kumar alanında yapılan yasal düzenlemelerin takip ve uygulamasının da
aynı ciddiyetle sürdürülmesi gerektiği
kanaatindeyiz. Küçük yaştakilere sigara
satımı, kaçak sigara ve tütün satışının
denetim altına alınması gibi uygulamaya
dair sıkıntılar bu alandaki mücadeleyi
zorlaştırmaktadır. Bağımlılığın erken
yaşlarda başlamasının önüne geçmek
adına denetimin sıklaştırılması gerekmektedir. Alkol satışı ile ilgili düzenlemenin, reklam yasağının ve okul ve
mabet gibi yerlerin yakınlarında içki satışının engellenmesi konusunda ciddi bir
denetim eksikliği mevcuttur. Bağımlılık
endüstrisinin özgürlük ve hayat tarzı
üzerinden başarılı şekilde pazarladığı
tüketim kültürüne karşılık gerekli bir
kamuoyu desteği hala sağlanabilmiş değil. Türkiye’de bağımlılıklar hususunda
hassasiyet sahibi olan taraf ve yapıların
enerji ve desteklerini aynı yöne kanalize
etmek ve güçlü bir karşıt blok oluşturmak verilen mücadelenin başarı şansını
artıracaktır.
Gençleri korumak hayati
yükümlülüğümüz!
Genç bir nüfusumuz var; bizim de bunu
korumak gibi hayati bir yükümlülüğümüz… Kimsenin onları özgürlük, mutluluk teraneleriyle kandırmalarına, yoldan
çıkarmalarına müsaade etmemeliyiz.
Onlara hayatın kendileri için ve kendilerinin milletimiz ve memleketimiz için
ne kadar kıymetli olduklarını anlatmak
hepimizin görevi.
Ölmeden hayatın, hastalanmadan ve
bağımlı hale gelmeden sağlığın, kaybetmeden gençliğimizin ve insanımızın
kıymetini bilelim.
Sağlıcakla kalın, bağımlıktan uzak
kalın.
prof. dr. m. İhsan karaman
Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı
06
haber
Teknoloji Bağımlılığına
Karşı İlk Adımlar Atılıyor
Türkiye Yeşilay Cemiyeti, Ağustos ayında Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu
Başkanlığı (BTK) ile imzaladığı işbirliği protokolü kapsamında “İnternetin Bilinçli
Kullanımı ve Teknoloji Bağımlılığı Çalıştayı” düzenledi. Çalıştayda toplumun tüm
kesimlerinde bilinçli internet kullanımına yönelik farkındalık oluşturacak öneriler ve
teknoloji bağımlılığını önleyici temel çalışmalar sunuldu.
Türkiye Yeşilay Cemiyeti, Ağustos
ayında Bilgi Teknolojileri ve İletişim
Kurumu Başkanlığı (BTK) ile imzaladığı işbirliği protokolü kapsamında “İnternetin Bilinçli Kullanımı ve Teknoloji Bağımlılığı
Çalıştayı” düzenledi. Çalıştayda toplumun
tüm kesimlerinde bilinçli internet kullanımına
yönelik farkındalık oluşturacak öneriler ve teknoloji bağımlılığını önleyici temel çalışmalar
sunuldu.
Toplumun tüm kesimlerinde teknoloji kullanımı ve özellikle internet kullanımı gittikçe
artıyor. Bu artış beraberinde internetin bilinçsiz kullanımıyla ilgili sorunları ve bireylerde
teknoloji bağımlılığının ortaya çıkma riskini
de beraberinde getiriyor. Yeşilay ve BTK’nın koordinasyonuyla dünyada olduğu gibi ülkemizde
de ciddi bir tehlike olmaya başlayan “Teknoloji
Bağımlılığı” sorununa yönelik, kamuoyunun
farkındalığını artırmak ve konunun uzmanları
ile pratik çözümler üretmek amacıyla bir çalıştay düzenlendi.
17-19 Ocak 2014 tarihlerinde Abant’ta
gerçekleşen çalıştaya BTK Başkanı Dr. Tayfun Acarer, Yeşilay Genel Başkanı Prof. Dr. M.
İhsan Karaman, Yeşilay Yönetim Kurulu üyeleri
ve Genel Müdürü, Aile ve Sosyal Politikalar
Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Elektromanyetik Kirliliği Önleme, Ölçme, Araştırma
Derneği, Emniyet Müdürlüğü, Bilişim Teknolojileri Eğitimcileri Derneği, Mutlu Çocuklar
Derneği, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı
gibi kurumlardan yetkililer ve çok sayıda akademisyen katıldı.
Çalıştay sonucunda; pratik çözüme dönük, uygulanabilir, etkin, somut ve ölçülebilir
göstergelere dayalı bir eylem planı hazırlandı.
Çalışma grupları; çocuk ve ergenler, anne-babalar, yetişkin bireyler, eğitimciler, psikolog,
psikolojik danışman, psikiyatrist ve doktorlar,
sivil toplum kuruluşları ve ilgili devlet kurumları olarak belirlendi. Her bir hedef kitle için
farklı çalışma önerileri sunuldu.
Kamuoyu bilinçlendirilecek
Bu kapsamda okullarda bilgilendirici ve önleyici rehberlik çalışmaları yapılabileceği, BTK
başta olmak üzere ilgili tüm kurumlar tarafından hazırlanacak bilgilendirici broşürlerin yanı
sıra videolar ve kamu spotlarının yayınlanabileceği, özellikle ailelerin internetin bilinçli bir
şekilde kullanımına yönelik bilgi eksikliklerinin giderilmesi gerektiği ifade edildi.
Kültürel ve sportif etkinlikler çocukları
bağımlılıklardan uzak tutacak
Çalıştayda okullarda ve okul dışında çocukların
ve gençlerin kaliteli zaman geçirecekleri yaşam
alanlarının zenginleştirilmesi gerektiği ifade edildi.
Sosyal, kültürel ve sportif etkinliklerin arttırılarak
bağımlılıklardan uzak, daha aktif ve sağlıklı nesillerin yetiştirileceği vurgusu yapıldı. Bu konularda
belediyeler ve kamu kurumları ile ilgili çalışmalar
yürütülmesi önerildi.
Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı Gençlik ve
Spor İl Müdürlükleri bünyesindeki gençlik merkezlerinde gençlerin bilinçlilik düzeylerini arttırmaya
yönelik seminerler düzenlenebileceği söylendi.
Ailelere yönelik bilgilendirme için Aile ve Sosyal
Politikalar Bakanlığı’nın sorumluluk üstlenerek
önemli katkılar sağlayabileceğini ifade etti.
Teknolojinin sağlıklı kullanımı konusunda
toplumun bilinçlenmesini ve farkındalık düzeyini
arttırması için düzenlenen çalıştayda görüşülen
önerilerin önümüzdeki günlerde ilgili kurumlarla yapılacak işbirlikleri ile hayata geçirilmesi
planlanıyor.
7
08
haber
SİYAD Ödülleri
sahiplerini buldu
Yeşilay’dan ulusal düzeyde
bağımlılık eğitimi
Türkiye Yeşilay Cemiyeti ve
Milli Eğitim Bakanlığı, bağımlılıkla mücadele amacıyla
işbirliği yaptı.
Türkiye Yeşilay Cemiyeti ve Milli
Eğitim Bakanlığı, “Türkiye Bağımlılıkla
Mücadele Eğitim Programı (TBM)” projesiyle okullarda ve ulusal düzeyde bilinç
oluşturulması amacıyla işbirliğine gitti.
İşbirliği protokolü, Milli Eğitim Bakanı
Prof. Dr. Nabi Avcı ve Türkiye Yeşilay
Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. M. İhsan
Karaman tarafından imzalandı.
Törene Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr.
Nabi Avcı, Ankara Milletvekili Prof. Dr.
Cevdet Erdöl, İstanbul Valisi Hüseyin
Avni Mutlu, MEB Hayat Boyu Öğrenme
Genel Müdürü Doç. Dr. Mustafa Kemal
Biçerli, İl Milli Eğitim Müdürü Dr. Muammer Yıldız, Türkiye Yeşilay Cemiyeti
Başkanı Prof. Dr. M. İhsan Karaman ve
Yeşilay Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
Protokol töreninde konuşan Milli
Eğitim Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı, bu
protokol ile toplumda zararlı alışkan-
lıkları en aza indirmeyi ve toplumu bilinçlendirmeyi amaçladıklarını ifade etti.
Bağımlılıklar ile ilgili önleyici ve koruyucu bir eğitim programı hazırlandığını
söyleyen Bakan Avcı, projeye katkısı olan
ve katkı sunacak herkese teşekkür etti.
Türkiye Yeşilay Cemiyeti Başkanı
Prof. Dr. M. İhsan Karaman, bağımlılıkların hem bireysel hem de evrensel
olarak herkesin problemi olduğunu ifade
etti. TUBİM’in 2011 araştırmasından
rakamlar paylaşan ve 14-19 yaş grubu
gençlerdeki bağımlılık oranlarına değinen Prof. Dr. Karaman, gerek dünyada
gerekse ülkemizde çocukların ve gençlerin ciddi bir tehdit altında olduğuna
dikkat çekti. Geleceğimiz olan çocukları
ve gençleri kapsayan bu projenin gerekliliğine işaret eden Karaman, şunları
söyledi: “Ülke çapında bağımlılıkların
önlenmesi için büyük bir adım atıyoruz.
Uzun soluklu bir proje hedefliyoruz. Pilot
bölge çalışması İstanbul’da başlayacak
ve ardından tüm ülkeye yayılacak bir
eğitim projesinin heyecanını yaşıyoruz.”
Protokol, Türkiye Yeşilay Cemiyeti ile
Milli Eğitim Bakanlığı arasında, bağımlılıklarla mücadelede yapılacak işbirliğinin ve ortak hizmetlerin çerçevesini
belirliyor. Bu eksende Yeşilay tarafından
geliştirilen ve Milli Eğitim Bakanlığı
tarafından desteklenen Türkiye Bağımlılıklarla Mücadele Eğitim Programı
(TBM), 7’den 70’e herkese uygun eğitim
modülleriyle, ulusal düzeyde bağımlılıklarla mücadelede ciddi bir farkındalığın
oluşturulmasını hedefliyor.
Pilot uygulamanın İstanbul’da yapılacağı bu projeyle uygun eğitim materyallerinin geliştirilmesi, mevcutların ise
revize edilmesi, tüm ülkeyi kapsayacak
bir yapı içinde katılımcı gruplara erişimi
sağlayacak eğitim uygulamaları sisteminin kurulması, geliştirilen programların
uzaktan eğitim modüllerinin hazırlanması, ölçme değerlendirme çalışmaları
yapılarak, bir veri tabanı oluşturulması
ve Yeşilay misyonunun, eğitim aracılığıyla tabana yayılmasının desteklenmesi
amaçlanıyor.
“Yeşilay Sosyal
Medya Okulu”
eğitimleri başladı
Sosyal medyanın güvenli kullanımı bilincinin kazandırılması ve sosyal medya bağımlılığının önlenmesi amacıyla gençlere yönelik
düzenlenen ‘Yeşilay Sosyal Medya Okulu’ eğitimleri
başladı. Yeşilay ve USMED ortak çalışmasıyla yapılandırılan 80 dakikalık eğitim programı, belediyeler
tarafından temin edilen salonlarda gençlere ve genç
yetişkinlere uygulanıyor.
Türkiye Yeşilay Cemiyeti ve Uluslararası Sosyal Medya Derneği’nin (USMED), sosyal medyanın
güvenli kullanımı bilincinin kazandırılması ve sosyal
medya bağımlılığının önlenmesi amacıyla gençlere
yönelik düzenledikleri ‘Yeşilay Sosyal Medya Okulu’
eğitimleri başladı.
Yeşilay ve USMED ortak çalışmasıyla yapılandırılan 80 dakikalık eğitim programı belediyeler
tarafından temin edilen salonlarda gençlere ve
genç yetişkinlere uygulanıyor. İnteraktif uygulamalar şeklinde gerçekleştirilen eğitimlerde gençlerin sosyal medyayı doğru ve etkin kullanımlarına
yönelik öneriler paylaşılıyor, sosyal medyanın kullanım alanlarına yönelik bilgiler veriliyor. Projenin
genel amacı, sosyal medyanın olumsuz ve kötüye
kullanımına yönelik eğitim yoluyla farkındalık
oluşturmak.
Projeyle; gençlik merkezlerinde sosyal medya
eğitimi almak için başvuran gençlerin medya iletişim
araçlarını sağlıklı ve doğru kullanmasına yönelik
farkındalığının artmasına katkıda bulunulması,
gençlerin Yeşilay’a olan ilgi ve bilgisinin artırılması
ve etkinliklere katılan gençlerin Genç Yeşilay’a üye
olması hedefleniyor.
9
Kapak
Öznur Simav
Pedagog-Aile Danışmanı
‘Hayır’ sözcüğünün kullanılması negatif bir yaklaşım değildir;
bir yaşam tarzıdır.
Bağımlılıkları önleyici bir tedbir:
Çocuklarda “Hayır”
deme becerisi
Çocuklarda “Hayır” deme becerisi doğal
olarak 2 yaş döneminde kendisini belli eder.
Bu dönem gelişimsel bir süreçtir ve bazı
hususlara dikkat edilerek atlatılmaya çalışılmalıdır. Bu yaşta çocuklar benliklerini ortaya koymaya
başlarlar. Aslında kendilerinin farkına varırlar ve
kendilerini dünyanın merkezinde olarak görürler. Bu sürecin sağlıklı ve olması gerektiği şekilde
geçirilmesi önemlidir. Her şey kararında ve denge
içinde olmalıdır. Çocukların benlikleri ne çok ezilmeli, ne de her istekleri yerine getirilmelidir. Her iki
uç aşırı şekilde yaşanırsa ilişkilerde sorunlar yaşanabilir ve iletişim güçleşir. Çocuklar bu dönemde
isteklerinin mutlaka olması gerektiği çalışmaları
yaparlar. Yetişkinle inatlaşma tarzında ilişki içine
girerler. Sonuna kadar diretirler ve en çok ağlama,
bağırma, çığlık atma davranışı gösterirler. Hatta
bunun ötesine geçerek, ağlamaktan katılabilirler ve
kendilerini yerlere atabilirler. ‘’Hayır’’ sözcüğü bu
yaşta en çok duyulan iletişim ifadesidir.
Daha sonraki yaşlarda çocukların muhakeme etme becerisi gelişir ve çevresinde birilerinin
de hakları ve istekleri olduğunun farkına varır,
benmerkezcilik dönemi biter. Anaokulu döneminde
kurallar ve alışkanlıkların yerleştirilmeye çalışılır.
Bu dönemde özgüven geliştirilmesi ve çocuğun
kendini rahat ifade edebilmesi üzerinde dikkatle
durulması gerekmektedir.
Baskıcı tutumdan uzak durulmalı
Çocuğa kuralları öğretirken ve alışkanlıkları yerleştirirken baskılayıcı tutumlardan uzak durulmalı
ve aile içinde çatışmalardan mümkün olduğunca
kaçınılmalıdır. Çocuklar, pozitif özellikleri üzerinde
durularak eğitilmeli, olumsuz davranışları, bazen
görmezden gelinerek, bazen oyunlarda, öykülerde
örnekleyerek hissettirilmelidir.
Ödül-ceza uygulamalarında dikkatle olunmalıdır. Ödül, en küçük olumlu bir davranışta
abartılmamalı, çocuk sürekli ödül beklentisi içinde
olmamalıdır. Ödül sık verilirse önemsizleşir ve
etkisini kaybeder, ebeveyn de beklediği sonucu
alamaz. Bazen de en küçük olumlu davranışı da
desteklemek ve ödüllendirmek gerekebilir; ancak,
bu durum uzun süreli olmamalıdır. Ceza, olabildiğince kullanılmamalı ve ceza gerektirecek ortam ya
da durumun oluşmasının önüne geçilmelidir. Yaş
ve gelişim seviyesine dikkat edilmeli, ödül ve ceza
orantılı olmalı, geciktirilmemelidir.
‘Hayır’ sözcüğünün kullanılması, çocukta hep
negatif yaklaşımlara yakınlık olarak değerlendirilmemeli; çocuk bunu yaşam tarzı haline getirmemelidir. Ancak, kime, nasıl, hangi bilinçle kullanılması
gerektiğini de bilmesi gerekir.
Ayırt edicilik, burada dikkatle kullanılmalıdır.
Çocuk, küçük yaşlardan itibaren kendisine zarar
10
Çocukların benlikleri ne çok
ezilmeli, ne de her istekleri
yerine getirilmelidir. Her iki
uç aşırı şekilde yaşanırsa
iletişim güçleşir.
verecek her türlü durumdan korunması gerektiğini bilecek şekliyle eğitilmelidir.
Aile ile olumlu etkileşim önemlidir ve
çocuk zor durumda kaldığında ailesinden
destek görebileceğine emin olmalıdır. Ailede
bu durumun tesisini sağlamak için çocuğun birinci derecede etkileşim içinde olduğu
anne- babanın ruh sağlığı yönünden iyi halde
olmaları önemlidir. Ailede art niyetli yaklaşımlar, kopukluklar, ailede tutum farklılıkları,
bireylerin birbirlerine karşı açık olmamaları,
süreğen hastalıklar, sosyo-ekonomik sorunlar çocuğun ve gencin olumsuz etkilenmesine
sebebiyet vermektedir. Çocuk ve genç ev ve aile
ortamının kendisi için güvenli liman olduğunu
bilmelidir ve başka arayışlar içinde olmamalıdır. Dışarıdaki olumsuzluklar, gencin kendine
güvenini zedelemeyecek şekilde konuşulup
görüşülmeli, ondan beklenenler ve onun ailesinden beklentileri ciddiyetle belirlenmelidir.
Gençlerin buluşma mekânı aile tarafından
bilinmelidir
Gençlerde, arkadaşları ile bir arada olup,
paylaşımlarda bulunacakları ortamlar madde
bağımlılıkları anlamında tehlike yaratmayacak
şekilde olmalıdır. Örneğin, iyi seçilmiş sportif
bir ortam, halka açık, görünür yerlerdeki cafe,
restaurantlar, ailece tanışılmış gençlerin kendi
kişilik yapılarına uygun seçilmiş arkadaşlardan
oluşan ev ortamları- herkesin gecenin çok geç
olmayan saatlerinden sonra kendi evlerinde
kalacak şekilde planlanmış- kütüphaneler riski
en düşük ortamlardır.
11
Kapak
Çocuk ve genç ev
ve aile ortamının
kendisi için güvenli
liman olduğunu
bilmelidir ve başka
arayışlar içinde
olmamalıdır.
12
Alkol ve sigara kullanımı için aileler küçük
yaşlardan itibaren model olmalı ve kendi kötü
alışkanlıklarını çocuklarına doğalmış gibi
yaşatmamalıdır. Zararlı alışkanlıklar için önce
kendileri mücadele etmiş olmalıdır. Gençler,
kendilerini inançlar yönünden boşlukta hissetmemeli ve manevi duygular denge içinde
olmalıdır. Yaşamda çeşitli problemlerle karşılaşılabileceği duygusu verilmeli ve problemleri çözme becerisine sahip çocuk ve gençleri
yetiştirmenin esas olduğu bir eğitim programı
uygulanmalıdır. Problem çözme becerisine
sahip gençler, olumsuz durumlar karşısında
madde bağımlılığı gibi durumlara yönelme
yerine mücadeleci olmaktadır.
Yaşamdaki zorluklardan küçük yaşlardan
beri haberleri olmalı, hayatın tozpembe olmadığı, bir şeyleri aştıkça mutluluk kavramının
hak ettiği yeri bulacağı kavratılmalıdır. Madde
bağımlılığına sebeplerden birisi olan olumsuz
ortamlardan kaçma ve devekuşu gibi kafasını
kuma gömme isteği bu kavramları edinme ile
giderilecektir. ‘Bir kereden bir şey olmaz’ mantığının madde bağımlılığı için hiçbir zaman
geçerli olmadığı ve hafife alınacak bir durum
olmadığı, iyi ilişkiler içinde hissettirilmelidir.
Mutluluğun aslında ayrıntıda gizli olduğu, çok
büyük beklentilerin mutluluk kavramından
çok uzak olduğu fark edilmiş olmalıdır. Çocukluk yaşlarından itibaren her istenenin elde
edildiği, sabır kavramının olmadığı bir eğitim
tarzıyla ergenliğe erişmiş gencin doyumsuzluğunu başka arayışlarla geçirmek istemesi de
olasılıklar içindedir. Ulaşılması gereken hedef
ve motivasyon kalmamıştır. Gencin fiziksel
anlamda enerjisinin en üst seviyelerde olması
ve sarfiyatta yetersizliklerin olması, onu başka
arayışlara itebilir.
Otokontrolün sağlanması bağımlılığı önler
Gençlik çağında, bir guruba ait olma ve arkadaşlık ilişkilerinin önem kazanması madde
bağımlılığına yönelmede etkin rol oynayabilir.
Burada dikkat edilecek husus, arkadaş çevresinin iyi oluşturulmuş olması, otokontrol sahibi
olunması, ailenin yaşantısını sürdürdüğü semtin
iyi seçilmiş olması, körü körüne, ölçüp tartmadan salt arkadaşları ile uyum içinde olmak adına
her şeyi kayıtsız şartsız kabul etmek zorunda
hissetmeyen genç profili esas olmalıdır. Gencin
arkadaşları ile ilişkilerinde mutlaka onaylayan
taraf olmaması gerektiği, kendine ait düşüncelerinin olmasının ve bazı şeyleri, kendisine
uymayan davranış biçimlerini sürdürmek zorunda olmadığı, aslında her şeyi onaylamadıkça
kaliteli iletişim olabileceği ve kendisine grupta
daha iyi bir yer edinebileceği üçüncü kişilerden
örneklerle ve iyi bir diyalogla anlatılmalıdır. Bunun dışında çok zorlamalarda genç, sağlığının
müsait olmadığını, bir işinin olduğunu, yetişmesi gereken bir yer olduğunu, daha sonra vb.
bahanelerle arkadaşlarını oyalama taktiklerini
kullanabileceğini konuşabilmelidir.
Alkol ve sigara kullanımı
için aileler çocuklarına
küçük yaşlardan itibaren
model olmalı ve kendi
kötü alışkanlıklarını çocuklarına doğalmış gibi
yaşatmamalıdır.
Öğretmenler dikkat!
Öğretmenler, yalnızca verdikleri derse dikkat vermeyip, çocuğun, gencin dikkate değer
olumsuzluklarını okulun psikolojik danışman
ve rehber öğretmeni ile paylaşmalıdır.
İçine kapanan, yalnızlaşan, hırçınlaşan,
kişisel bakımına önem vermeyen, derslerini
aksatan, devamsızlığı çok olan, dalgın olan,
zayıflayan gençlere dikkat edilmeli ve gözlenen
durumlar, aileleri ile paylaşılmalıdır. Okulun
önünde, madde satabilecek potansiyelde kişiler
tespit edilip, güvenlik güçleri ile iş birliği içine
girilmeli, okula yakın olan kuytu, gün ışığından uzak cafe vb yerler denetlenmeli, okula geç
gelmeler kontrolde olmalı, aile ise okul dönüşü
çocuğun takibini yapmalı, kimlerle birlikte
olduğunu bilmelidir. Burada dikkat edilecek
konu, yapılanların hissettirilmeden yapılması
ve davranışlarda ne çok baskıcı olunması ne de
çok toleranslı, sınırsız bir tutum içinde olunmasıdır. Çocukluk döneminden, hatta bebeklik döneminden başlayarak, görülen duygu
durumundaki değişiklikler, duygusal sorunlar,
davranış problemleri önemsiz görülmeyip,
değerlendirilmeli, iletişim sorunlarından kaynaklanan olumsuz davranışlar için pedagoglardan destek alınmalı, geç kalınmadan uzman
görüşlerinden yararlanılmalıdır.
13
Kapak
Uzm. Psk. / Komiser Uğur Evcin
İstanbul Narkotik Suçlarla Şube Müdürü
Profesör konferans vermek üzere salona girmiş. Salon, ön sırada oturan seyis dışında boşmuş.
Konuşup konuşmama konusunda tereddüde düşen Profesör sonunda seyise sormuş: “Buradaki
tek kişi sensin. Sana göre konuşmalı mı, yoksa konuşmamalı mıyım?” Seyis cevap vermiş:
“Hocam ben basit bir insanım, bu konulardan anlamam. Fakat ahıra gelseydim ve bütün atların
kaçıp bir tanesinin kaldığını görseydim, yine de onu beslerdim.”
Bu sözlere hak veren Profesör konferansa başlamış. İki saatin üzerinde konuşmuş durmuş,
konferanstan sonra kendini mutlu hissetmiş, dinleyicisinin de konferansın çok iyi olduğunu
onaylanmasını isteyerek sormuş: “Konuşmayı nasıl buldun?” Seyis cevap vermiş: “Hocam sana
daha önce basit bir adam olduğumu ve bu konulardan pek anlamadığımı söylemiştim. Gene de
eğer ahıra gelir biri dışında tüm atların kaçtığını görseydim, onu beslerdim; ama elimdeki tüm
yemi ona verip hayvanı çatlatmazdım.”
Bilginin varlığı kadar bu bilginin karşıdaki kişiyle ne zaman, nasıl ve ne kadar
paylaşılacağı da önem arz etmektedir. Ki
bu durum bağımlılıklar konusundaysa daha da
önemlidir. Ülkemizde madde kullanımı ile verilen
bilgiler yukarıdaki hikâyede anlatıldığı gibi yanlış
zamanlarda, yanlış içeriklerle ve kısa süreli farkındalık artırıcı çalışmalar çerçevesinde verildiğinde,
bu durum madde kullanım riskini engellemediği
gibi artırabilmektedir.
Madde kullanımı tüm dünyada sosyal merkezli bir gençlik sorunu olarak tanımlanmaktadır.
Bu nedenle de sorunla etkin mücadelede, toplumun en küçük yapı taşı olan bireyden başlayarak
toplumun tüm katmanlarına çeşitli sorumluluklar
düşmektedir. Bu aşamada ilk adım her bireyin
sorundan uzak olmadığını fark etmesi ve sorunu
tanıma noktasında farkındalık kazanmaya ihtiyaç
duymasıdır. İnsanda böyle bir algının olması onu
sorun başlığıyla ilgili araştırmaya itecektir.
14
Maddeye başlamada akran baskısı en
önemli faktör
Öğrenme yaşam boyunca sürecek ilk adımına, yaşama dair alınan ilk nefesle başlar
aslında. Sağlıklı bir öğrenmede ailenin
önemli bir yeri vardır. Her ne kadar ülkemizde madde bağımlılığı ile ilgili önleme
tabanlı çalışmalar, farkındalık kazandırma
amaçlı uzmanlar tarafından veriliyor olsa
da, sorunla etkin mücadelenin yaşam boyu
sürdürülmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu
süreç aile ile başladığından, çocuğun sosyalleşme sürecine kadar, ailenin vereceği
bilgiler ve kazandıracağı yaşam becerileri,
genci zararlı alışkanlıklardan koruma noktasında daha etkili olacaktır. Bu anlamda
bilimsel literatürde yürütülen çalışmalar
madde kullanımına başlayan bir genç için
akran baskısı faktörünü ön plana çıkarırken; madde kullanımından uzak kalan
bir genç için de aile desteği ve kontrolünü
vurgulamaktadır. Aynı şekilde zararlı alışkanlıklarla ilgili ilk ve doğru bilgiler aileler
tarafından paylaşılıyorsa, bu tür gençlerin
madde kullanımına yönelme riskleri %50
oranında daha azdır. Aile etkisinin yanında,
özellikle gencin sosyal çevresinin oluşmasında, eğitim sürecinin de önemli bir
yeri olduğu unutulmamalıdır. Bu noktada
çocuğunu küçük yaşlardan başlayarak
zararlı alışkanlıklara karşı doğru şekilde
yetiştirmek isteyen bir aile nelere dikkat
etmelidir? Buna ek olarak çocuğun eğitim sürecinde ona yönelik ne tür katkılar
sunulmalıdır?
Burada en önemli husus, ailenin çocuğun gelişim dönemlerini bilmesidir. Ailelerin çocukların gelişim dönemlerini bilmesi,
sağlıklı ve istenen bir biçimde gelişebilmeleri için bu ihtiyaçların karşılanması gerektiği konusunda yetişkinleri yönlendirir.
Çocuğun kendini tanıma sürecinde ailenin
rehber olabilmesini sağlar. Bu amaçla
çocuğun gelişim dönemlerinde hem ailenin
hem de eğitimcilerin yapabileceklerini üç
farklı gelişim dönemi içerisinde sınıflandırabiliriz. Bunlar:
1. Okul Öncesi Dönemde Yapılabilecekler:
Beslenmeden sağlıklı diş fırçalamaya kadar,
tüm sağlıklı alışkanlıklar için okul öncesi
dönemin önemi büyüktür. Bu nedenle bağımlılık yapıcı maddelerden de uzak kalmada
bu dönemin aileler tarafından iyi bir şekilde
değerlendirilmesi gerekmektedir.
Okul öncesi dönemde çocuklara sigara,
alkol ya da diğer bağımlılık yapıcı maddeler
hakkında bilgiler vermek gereksizdir. Ancak
çocukların karar verme ve problem çözme
becerileri geliştirilerek onların geleceğe dönük riskli davranışlara yönelmelerini önlemede önemli bir adım atılmış olacaktır. Peki,
okul öncesi dönemde aile çocuğuna maddelerin zararlarını anlatmak yerine bağımlılık yapıcı maddelere karşı çocuğunu nasıl
koruyabilir?
Sağlıklı yaşamın önemi ve eğlenceli
yönleri hakkında çocukla konuşmalıdır.
Çocuğun karar verme becerileri geliştirilmelidir.
Çocuğunuz sosyal becerilerini geliştirmeye yönelik çocuğa yönelik
çeşitli fırsatlar oluşturulmalıdır.
Çocuğun kendi sağlığı, refahı ve bireysel çevresi için kendi sorumluluğunu alması gerektiği bilinci kazandırılmalıdır.
Çocuğun farklı duyularını uyaracak
ve yeni şeylerle karşılaşmasını sağlayacak ona yönelik çeşitli fırsatlar
oluşturulmalıdır.
Çocuğun yakın dünyasındaki mevcut
zararlı maddelerden uzak durmasına
yardımcı olunmalıdır.
Çocuğun da kabul edeceği net, anlaşılır ve mantıklı sınırlar oluşturulmalıdır.
Çocuğun bir engellenme durumuyla
karşı karşıya kaldığında bunu nasıl fırsata dönüştürebileceği öğretilmelidir.
15
Kapak
Çocuğun olumlu yönde yaptıkları
nedeniyle aile içinde kendini değerli
ve önemli hissetmesini sağlayacak
imkânlar oluşturulmalıdır.
Eğitimcilere bakan yönüyle; genel olarak ilaçlar üzerinden bazı mesajlar verilebilir. Doktor
vermeden ilaç kullanmanın insana zarar vereceği, gereksiz yere kullanıldığında ilaçların
zararlı olduğu gibi vurgular yapılabilir. Ayrıca
çocuğun tanımadığı kişilerden yiyecek içecek
herhangi bir şey kabul etmemesi gerektiği
üzerinde durulabilir.
El yıkamak, diş fırçalamak, uyku ve beslenme konuları üzerinde durularak olumlu
davranışların pekiştirilmesi sağlanabilir.
Kendi kararlarının sorumluluğunu almasını
sağlayacak uygulamalar yapılabilir; kendi
elbiselerini seçmesi, ayakkabısını bağlaması
gibi davranışlar teşvik edilebilir.
Zararlı alışkanlıkların sağlığı olumsuz etkileyeceği vurgulanabilir, aile içinde sigara ve
alkol kullananlar varsa çocuğun model alması söz konusu olduğundan buna yönelik bilinç
geliştirilmesine ve “hayır” diyebilme becerisinin kazandırılmasına çalışılabilir. Ayrıca öğretmenin de model alınacağı unutulmamalı,
öğrencilerin fark edeceği bir şekilde sigara ve
alkol kullanımından uzak durulmalıdır.
2. Okul Döneminde Yapılabilecekler:
Bu dönemde öğrenme, deneme yanılma
şeklinde gerçekleşir. Merak ve bir şeyleri keşfetme isteği yoğun olarak görülür.
Çocuk bu merakın da etkisiyle, basından ve
İnternet’ten sigara, alkol ve uçucu maddelerle ilgili birçok bilgiye ulaşabilir. Ancak
ulaştığı bilgiler her zaman sağlıklı ve yeterli
düzeyde olmayabilir.
Bu dönemde sigara, alkol ve diğer bağımlılık yapıcı maddelerle ilgili ilk bilgilendirmeler aile tarafından okulun ilk dönemlerinde
gerçekleştirilebilir.
Buna destek amaçlı olarak bu dönemde, öğretmen vurgusunun çocuğun hayatında
önemli bir yeri olduğundan, okul tabanlı bil-
gilendirme çalışmaları da yapılabilir. Çocuğa
bu dönemde yasal olmayan bağımlılık yapıcı
maddeler anlatılırken; ilaçlar, evde temizlikte
kullanılan malzemeler, zehirler ile gıdalar
arasındaki farklardan yola çıkarak çeşitli
bilgilendirmeler yapılabilir.
Çocuklar sigara, alkol ve diğer bağımlılık
yapıcı maddelerle ilgili olarak korkutulmamalıdır. Gerçeklerle ilgili doğru şekilde
bilgilendirilmelidir.
Çocuklar gerçekleri tartışamayabilirler; ancak bu tür bilgilendirmeler ve
gerçeklerle ilgili yüzleştirmeler çocukların
korkularından kurtulmalarına olanak sağlar.
Çocuklar bildiği ve baş etmeyi öğrenebildiği
şeylerden korkmazlar. Bilmedikleri ve yeterli
alternatif üretemedikleri şeylerle ilgili olarak
korkarlar. Ayrıca çocuklar yeni bilgiler ve
gerçekliklerle karşılaşmaktan çok hoşlanırlar. Bu nedenle de bu dönemde ailelerin ve
eğitimcilerin maddelerle ve zararları ile ilgili
doğru bilgileri kazanmaları ve çocuklarla da
doğru şekilde paylaşmaları gerekmektedir.
Çocuklar için bu yaş diliminde sigara,
alkol ve diğer bağımlılık yapıcı maddeleri denemelerinden kaynaklanabilecek gelecekteki sorunların hiçbir
önemi yoktur.
Çocuklar bu yaş dilimi için, gelecek
onlar için daha gelmediği ve uzakta olduğundan, geleceği düşünmeden karar verme
davranışlarını yerine getirirler. Bu nedenle
maddelerle ilgili bilgilendirmede, onların
bugününü ilgilendirecek anlatımlarda bulunulmalıdır. Bu anlamda en önemli husus
çocukların bu dönemde, bazen saplantı
düzeyinde, dış görünümlerini önemsedikleridir. Çocuklara madde kullanımının zararlarını anlatırken, çocukların dış görünüşü
üzerinden belirleyeceğiniz örnekleri onunla
paylaşabilirsiniz. Onunla bağımlılık yapıcı
herhangi bir maddeyi kullanması durumunda etrafa yayacağı kötü koku nedeniyle
16
17
Kapak
nefesinin ve saçlarının hatta elbiselerinin kül
tablası gibi kokacağını, hastalıklara yakalanma riskinin daha fazla olacağını, dış görünüşünün olumsuz manada değişeceğini, bu nedenle de arkadaş grubu içerisinden zamanla
dışlanacağını, daha çok kendine benzeyen
insanlarla yakınlaşmak durumunda kalacağını ve bunun da kendisini daha mutsuz bir
hale getireceğini anlatabilirsiniz.
Bu dönemde çocuklar bedenlerinin nasıl
çalıştıklarını merak ederler. Bu nedenle
sağlıklı olmak ve bedenimize zarar veren
bağımlılık yapıcı maddelerden uzak durmak için çeşitli örnekler üretilebilir.
Örneğin çocuklara alkol tüketen insanların daha kolay hasta olduklarını ve kusarak
içindekileri dışarı çıkarttıklarını söyleyebilirsiniz. Ayrıca sigara içen kişilerin hem giysilerinin hem de ağızlarının kötü koktuğundan
bahsedebilirsiniz. Bu nedenle de arkadaş
çevresinde bu tür maddeleri kullanmayanların, zamanla kullanan insanlardan rahatsızlık
duyacaklarını ve zamanla da onlarla arkadaşlık etmekten uzaklaşacaklarını anlatabilirsiniz.
3. Ergenlik Döneminde Yapılabilecekler:
Ergenlik en riskli dönemlerdendir. Çocukların
bağımlılık yapıcı maddeleri deneme olasılığı
bu dönemde ve ortam değişikliklerinin olduğu zamanlarda artmaktadır. Çünkü çocuk
girdiği yeni çevresinde kabul görmek ister
ve bunu da başarabilmek için farklı ve daha
büyük tercihler yapar. Buradaki asıl amaç;
çocuğun yeni girmiş olduğu çevrede kabul
görmek ve değerli görünmektir. Bu dönemi
iki farklı yaş dilimi içerisinde değerlendirecek
olursak;
a. 12 – 16 yaş döneminde yapılabilecekler:
Çocuklara bağımlılık yapıcı maddelerin
fiziksel etkilerini etkin ve doğru bir şekilde
anlatın.
Bu yaş döneminde gençler çok fazla
fiziksel görünümleriyle ilgilidirler. Onlara bir
zamanlar sigara, alkol ya da diğer bağımlılık
yapıcı madde kullanımından dolayı rahatsızlanan ve çeşitli ciddi fiziksel problemler
yaşayan sosyal çevrenizde tanıdığınız ya da
medya yoluyla tanınan bir kişiden bahsedebilirsiniz. Bağımlılık yapıcı maddelerin vücuda,
beyne ve özellikle de gençlere ne kadar zarar
verdiğiyle ilgili bilgilendirebilirsiniz.
Çocukları sadece okuldaki madde kullanımını önleme eğitimiyle sınırlı bırakmayın.
Çocuklara, okulda bağımlılık hakkında öğrendikleri şeyler hakkında, hem
ailenin hem de öğretmenin sorular sorması
ve yeni başlıklar oluşturup, yeni konular
hakkında çocuklarla iletişim içerisinde
olması önemlidir (Bağımlılık yapıcı maddelerin uzun dönemde insan üzerindeki etkileri, nasıl ve neden insan bedeni üzerinde
bağımlılık oluşur, öngörülemeyen bağımlılık doğası, bu durum nasıl kişiden kişiye
değişebilir, uyuşturucu madde kullanımının
toplum üzerindeki etkisi, verim kaybının ve
sağlığı bozulmuş insanların toplumsal maliyeti, bağımlılık yapıcı maddelerin doğaya
olan zararları, sağlıklı bir yaşam sürdürmek
ve stresi azaltmak için olumlu yaklaşımla
veya gerçekçi, kısa ve uzun vadede hedeflerin belirlenmesi gibi).
Aileler çocuklarının okul sürecini de bu
aşamada takip etmeye çalışmalıdırlar.
Veli toplantıları dışında da okul
ziyaretlerinde bulunularak, çocuğun öğretmenleri ve yöneticileri, çocuğun da fark
edeceği şekilde ziyaret edilebilir. Okulda
madde kullanımının ve zararlı davranışların önlenmesiyle ilgili eğitimler takip
edilebilir ve gerektiğinde okul yönetiminden hem ailelere hem de gençlere yönelik
bu tür eğitimlerin düzenlenmesini talep
edilebilir. Ayrıca aileler çocuklarının beğendikleri ve örnek davranışlarını, öğretmenlerinin yanında paylaşabilir, bu sayede
de çocuğun doğru davranışlara yönelmesini teşvik edebilirler.
18
Çocuklara onların okul sonrası boş vakitlerini yetişkin kontrolünde geçirebilecekleri
imkânlar konusunda yardımcı olunabilir.
Yapılan araştırmalar ülkemizde gençlerin okul sonrası boş vakitlerini daha çok arkadaşlarıyla ve yetişkin kontrolünün olmadığı
ortamlarda geçirdiklerini ortaya koymaktadır.
Bu durumun da madde kullanım riskini artırdığı gözlenmektedir. Bu amaçla gençlerin boş
vakitlerini doğru alışkanlıklarla ve yetişkin
kontrolünde doldurabilecekleri imkânlar
sağlanmalıdır.
Madde kullanımına yönelik çocuklarla
yapılan konuşmalarda, çocuklara çeşitli sorumluluklar vererek arkadaşları içerisinde
kendilerini doğru şekilde ifade etmelerini
sağlayabilirsiniz.
Çocuklar bu yaş dönemi içerisinde
arkadaşlarıyla ve çevresindekilerle görüş
alışverişinde bulunmak, tartışmalara girmek
ve fikirlerini savunmak isterler. Bu nedenle
çocuklarla madde kullanımının önlenmesi
çerçevesinde konuşmalar yapabilir ve onların
çeşitli sorumluluklar yüklenmesini sağlayabilirsiniz. Bu görüşmelerde onların öğrendiklerini arkadaşlarıyla paylaşmasını ve arkadaşlarını doğru bir şekilde bilgilendirmelerini
isteyebilirsiniz.
b. 17 – 21 yaş döneminde yapılabilecekler:
Çocukların bu döneminde onlarla bağımlılık yapıcı madde kullanımı hakkında genel
olarak değil, belirleyeceğiniz başlıklar çerçevesinde daha net ve anlaşılır şekilde konuşabilirsiniz. Bu dönemde çocuklar detaylı
ve gerçeğe dayalı mesajlar duymak isterler.
Bu nedenle onlarla konuşacağınız konu
başlıklarını belirleyin (Sadece bir kez bile,
madde kullanmanın ciddi ve kalıcı sonuçlarını doğurabilir. Kullanımın riskli ve tehlikeli
durumlarından bahsedebilirsiniz. Herkes
kronik bir kullanıcı ve bağımlı haline gelebilir. Birkaç farklı bağımlılık yapıcı maddenin
bir arada kullanılması ölümcül sonuçlara
neden olabilir).
Gerçek ya da üretilmiş senaryolar üzerinden madde kullanımının bir kişinin geleceğine
ne tür zararlar verebileceğini anlatabilirsiniz.
Bu noktada üniversite hayali olan ya da iyi bir
iş bulmuş bir kişinin madde kullanımı nedeniyle berbat olmuş hayalleri üzerinde durabilir
ya da bununla ilgili geliştireceğiniz bir senaryo
üzerinden onlarla konuşabilirsiniz.
Gençleri toplumda madde kullanımının
önlenmesi ile ilgili çalışmalarda yer alması
için cesaretlendirin. Bu sayede toplumdaki
madde kullanımının zararlarını daha iyi gözlemleyebilecekleri için topluma katkı sağlamaya çalışacaktırlar. Bu dönemdeki gençler
idealist olma eğilimindedirler. Bu nedenle
dünyanın daha yaşanır bir yer olması için
çaba sarf ediyor olmak, onları daha mutlu edecektir. Onlara gönüllü olarak hizmet
verebileceği yerler bulmada yardımcı olun.
Bu bir dernek olabileceği gibi, hastaneler,
sokak çocuklarına yardım edebileceği yerler
de olabilir.
Gençlerle iletişim kurulabilecek ve tartışılabilecek haberleri seçerek bu konularla
ilgili karşılıklı paylaşımlarda bulunabilirsiniz.
Eğer alkol kullanımı sonucu bir trafik kazası ile ilgili bir haber görürseniz, buradaki
yaralılar, ölüler ve sonraki yaşamları ile ilgili
olarak gençlerle bir tartışma başlatabilirsiniz.
Eğer hikâye toplumdaki madde kullanımı
ile ilgiliyse, bu durumda da toplumda madde kullanımının artmasının topluma ne gibi
zararlar verebileceği hakkında konuşabilir ve
paylaşımlarınızı derinleştirebilirsiniz.
Gelelim baştaki hikâyemizin özüne… Bağımlılıklar alanında etkin bir mücadele etmek
istiyorsak, ilk adım bireyden başlamalı. Birey
de “Benim çocuğum/öğrencim/komşum
yapmaz!” dememeli ve bununla ilgili farkındalık kazanmak amacıyla destek almalıdır.
Bu amaçla verilen her eğitime ulaşabildiği
çerçevede gitmelidir. Uzmanlar da yapacakları çalışmalarla farklı hedef kitlelerin ihtiyaçlarına yönelik yapılandırılmış programlarla, verilmesi gerektiği kadarını anlatarak,
ailelerin gelecek nesilleri korumalarına katkı
sunmalıdırlar. Kısacası alan ne aldığını; veren
de ne kadar vermesi gerektiğini bilerek hayatına olumlu yönde bir değer katmalı ve zararlı
alışkanlıklardan uzak kalmada toplumsal bir
mücadele oluşmasına katkı sunmalıdır.
19
röportaj
DR. ALİ
HİLMİ YAZICI
r ö p o r t a j : S ü m e yya O l c ay
Maddelerin arzını azaltmak ulaşılabilirliğini kısıtlamayla mümkündür.
Her türlü zararlı alışkanlığını önleme elbette farkındalık ve bilinçlendirmeyle mümkündür. Burada dikkat edilmesi gereken kime ve neye göre
nasıl bir anlatım ve yöntemin seçileceğidir. Dr. Ali Hilmi Yazıcı da bu
konuda dikkat edilmesi gerekenleri bizlerle paylaştı.
Öncelikle uzman bir isim olarak bağımlılığı nasıl tanımlarsınız?
Bağımlılığın birçok tanımı vardır. Kişinin kendine çok zararı olduğunu ve topluma
da zarar verdiğini iyi bildiği halde bir maddeyi ya da yaşam tarzını haz ve getirilerini almak, yoksunluklarını gidermek için kullanması ya da yaşamasıdır bağımlılık.
Bu kumar da olabilir, obezite de olabilir, sigara da, alkol de… Geniş çerçeve içerisinde kötü bir aşk ilişkisi de bağımlılık olabilir. Bireyin kısa erimde, biz buna ödüllenme diyoruz, bağımlılık, getirileri çok ağır bedelleri yaşatacak, nöro-kimyasal,
sosyal birçok boyutu olan bir yaşantı durumudur.
20
Önleme ve bilinçlendirme çalışmalarında
kullanacağınız araçları ve dili titizlikle
belirlemelisiniz.
Bağımlılığı önleme, kişinin o zararlı maddeye hiç
bulaşmaması devlet ve sivil toplum kuruluşları
politikalarında elbette birinci hedef. Bu da bilgilendirme ve farkındalık uyandırmayla mümkün
olabiliyor. Bu anlamda önleme hizmetinin ne
olduğunu nasıl tanımlarsınız?
Çok kolay bir konu değil bu konu. Toplumda
madde kullanımını önlerken nasıl bir bilgi
ve bilinçlenme çalışması yapacağımız çok
hassas bir konu. Mesela siz liseye gittiğinizde,
uyuşturucunun zararlarını detaylı bir şekilde, madde madde anlatarak konuştuğunuzda
gençlerin merakını, ilgisini çok artırabilirsiniz
ve onların kullanmasına istemeden tetikleyici
bir etki de yapabilirisiniz. Bunun için sosyal
ve kültürel çalışmaların da yapılması lazım,
detaylı araştırmaların da. Sigara çok zararlıdır,
çok kötüdür diye kamu spotları yaptığınızda
sigaradan çok bahsettiğiniz zaman, acaba bu
başka bir boyutta bazı insanların merakını
cezbediyor mu, ilgisini arttırıyor mu diye de
düşünmek lazım. Hedef kitleye göre anlatım
çok önemli. Örneğin ortaöğrenimdeki öğrencilere uyuşturucu konusunu anlatamazsınız.
Yaş grubu uygun değil buna. Kültürel farklılıklar da etkilidir burada. Madde bağımlısı
olmasının çok değişik bileşenleri var. Kimisi
ödüllenme için, kimisi boşluk duygusu için,
kimisi psiko-sosyal ortamın çok etkisinde olduğu için maddeye bulaşır. O nedenle
risk faktörü inşalar ve gruplar için çok farklı
olduğundan dolayı önleme ve bilinçlendirme
çalışmalarında kullanacağımız araçları da
titizlikle belirlememiz lazım.
21
Önleme ve bilinçlendirmede farkındalık çok önemli
bu noktada. Bir kavramla karşılaştım; farkındalık
terapisi. Bu niçin uygulanmakta?
Farkındalık kelimesi İngilizce’den Türkçe’ye
çevrilirken tam anlamını karşılamayan bir ke-
lime. İngilizce’de içgörü veya terapi anlamına
gelen kelimelerin Türkçe’ye uyarlanmış halidir
farkındalık. Tasavvufta ise dingin, kendinde
olup bitenleri sükûnet içinde izleyen, o dürtülerinin hemen arkasından harekete geçmemenin bir yöntemi anlamında. Farkındalık
terapisi, bağımlılıkta şu noktada çok yararlı:
Maddeyi bırakmış kişilerin, maddeyi arzulama
ve yoksunluk krizleri geçirdiği nöbet krizleri
vardır. Bir takım uyarıcı, çağrıştırıcı ortamlara girdiklerinde yeniden madde kullanmalarına istemeden zemin hazırlayan bir durum
meydana gelebilir. Farkındalık terapisiyle de
böyle olası durumlara karşı; kendini kontrol
etme, o dalgaya kapılıp gitmeme gibi metotlar
öğretilmektedir.
Önleyici hizmetlerde arz ve talebin azaltılması
önemli bir etken. Peki, sağlık çalışanlarının ve
toplum güvenliğine katkı sağlayanların bilinç düzeyini arttırmakla bu mümkün müdür? Yoksa arz
ve talebi azaltmak tamamen bir devlet politikası
mıdır?
Devlet politikaları çok önemlidir şüphesiz.
Ama bu konuyla profesyonel olarak ilgilenen
kişilerin de doğru bilgiye sahip olması, uyarıcı
kimliklerinden dolayı önem arz etmektedir.
Maddelerin arzını azaltmak ulaşılabilirliğini
kısıtlamayla mümkündür. Örneğin kumarhanelerin kapatılması, alkol satış ve reklamlarının düzenlenmesi tartışmalı ama gerekli
adımlardır. Buradaki düzenleyici rol devlettir
ve bilimsel metotlarla açıklanarak bu tür
durumlara düzenleme getirilmesi gerekir. İlgili
bilim dallarından yetkililerin ince eleyerek
seçtiği sorular ile birlikte geniş kapsamlı
araştırma ve anketlerin yapılması gerekir ki
neye ve kime göre ve nasıl hareket edeceğimizi
bilelim. Bunun için gerekli olan bir başka şey
de bağımlılık enstitüsü.
Farkındalık çalışması kendini kontrol
etme, dalgaya kapılıp gitmemeye karşı
önemlidir.
Bu kapsamda Yeşilay’ın İstanbul
Üniversitesi’nde Bağımlılık Enstitüsü
kurma çalışması da başladı. Şöyle bir durumla karşılaştım, doğruluğunu öğrenmek
isterim; uçucu maddelerin kullanımının önlenmesi, yerine aynı özellikte sağlığa zararı
olmayan maddelerin kullanımının yaygınlaştırılması için tedbir alınması masum bir
davranış mıdır?
Replasmanı önlemek, hastanın tedaviye yanıt vermesini, krize girmesini
engellemek için tedavilerde kullanılan
bazı ilaçlar mevcut. Ama bu da çok
riskli bir bağımlılığı olan eroin bağımlılarında Metadon gibi, uyuşturucunun
yerine geçebilecek ama uyuşturucu gibi
etkisi de yüksek olmayan, ölüm tehlikesini ortadan kaldırmak için kullanılan bilimsel yöntemler, ilaçlar var. Bu
durum iyi etüt yaparak ve kontrollü bir
şekilde yapılmalıdır.
1 Ocak itibariyle ABD’de birçok eyalette
Marihuanna satışı reçeteye bağlı olarak
serbest bırakıldı. Sizce bu önleyici bir çalış-
ma mıdır? Satış ve kullanım kontrol altına
mı alındı böylece?
ABD’de çok tartışılıyor bu konu. Arkada milyar dolarlık endüstri var. Birçok
sağlık uzmanı da bu konudaki itirazlarını dile getirdiler. Satışı ben tamamen
bir çılgınlık olarak görüyorum. Evet,
kontrol altına alınmak istenen bir sorun var ortada. Ama bu serbestiyet beraberinde hangi problemi getirecek, bu
kestirilemiyor. Dünyanın neresinde uygulanırsa uygulansın, berbat bir durum
bu. Hollanda da çok karışık bu konuda.
Şöyle bir perspektif de mevcut: Sigara,
alkol veya uyuşturucuyu kullanan ama
kontrollü ve problemsiz kullananlar
da var. Olumlamak için söylemiyorum
bunu. Ama bu toplum sağlığını da
ilgilendiriyor. Ben “problemsiz mariuhanna kullanıyorum” diyen az bir grup
insanın keyfi durumları için kamunun
sağlığını tehlikeye atacak uygulamalar
da yapılamaz.
22
Kapak
Öğrencimin madde
kullanmasını önlemek için
ne yapmalıyım
Madde kullanımı ve maddeyi deneme yaşının her geçen yıla oranla daha da küçülmesi, okul yaşında çocukların en tehlikeli
bağımlılık olan uyuşturucuya başlaması
şüphesiz bu dönemde öğretmenlere de
büyük sorumluluk getirmektedir. Günün
büyük bir bölümünün okulda geçirilmesi
göz önüne alındığında eğitimcilerin madde kullanan ya da tedavi sürecinde olan
çocuklara yaklaşımı, bağımlılıklar konusunda bilgilendirmeyi nasıl yapacağı önem
taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki bir çocuğun kullandığı maddeyi bırakması güçlü ve
pozitif bağlarla kendisine yaklaşan kişilerin
samimiyetiyle doğru orantılıdır. Kendisiyle
ilgilenen, onu dışlamayan, baskıcı olmayan
bir ebeveyn ve eğitimci profili, kişinin maddeyi bırakmasında oldukça etkilidir. Bir
eğitimcinin öğrencilerinde madde kullanımını önlemesi, sağlıklı yaşam için yapmaları gerekenleri vurgulaması için yapması
gerekenleri gelin, beraber inceleyelim.
Madde kullanımını önlemek için iyi bir
öğretmen neler yapmalıdır?
Sorunu küçümsemeyin “Benim sınıfımda böyle şey olmaz”
Ön yargılarınızın farkında olun.
Bilgi sahibi olun.
Öğrencilere bilgi verin.
Açık, samimi ve inandırıcı olun.
Konuşması için bir fırsat verin.
Genellemeler yapmaktan kaçının.
Söylediği şeylere ani tepki vermeyin.
Korkularınıza dayanarak konuşmayın.
Özendirmemeye dikkat edin.
Merakı arttırmayın.
Öğüt vermeyin.
Önlemede hangi söylemler yararlı
olabilir?
Madde kullanımının bireyin tüm yaşamını (kişilik, sağlık, ekonomik, okul,
arkadaş ve aile) etkilediğini,
Bağımlılığın ömür boyu sürdüğünü,
Arkadaş baskısına karşı nasıl tepki verileceğini,
Sağlıklı bir yaşamın nasıl korunacağını,
Sorunları çözmek başka yollar olduğunu anlatın
Madde kullanan öğrenciye nasıl
yaklaşılmalı?
Onu etiketlemekten kaçının, çünkü
“kullanıcı olarak” etiketlenen öğrenciye
yaklaşmak çok zordur “Keş bu...”
23
Kapak
Önyargılarınızın farkına varın, böylece
iletişimi aksatma olasılığını azaltırsınız
“Bunlar iflah olmaz”
Kendinizi hazır hissetmeden onunla konuşmayın.
Eğer öğrenci maddenin etkisi altında ise
onunla bu durumda konuşmanın yararı
olmaz.
Öfke duyabilirsiniz, sakinliğinizi korumaya
çalışın.
Kendinizi onun yerine koymayı deneyerek
onun düşünce, yaşantı ve korkularını anlamaya çalışın.
Madde kullanan öğrencinin anne babasına
nasıl yaklaşmalı?
Eğer sadece şüpheleniyorsanız önce kuşkularınızı destekleyecek bilgiler edinin.
Aile ile endişelerinizi paylaşın, onlarla ilişkinizi kesmeyin.
Aile bunu inkar edebilir; büyük bir paniğe
ya da öfkeye kapılabilir.
Böyle durumlarda ısrarcı olmayın, konuşmayı bir başka zamanda yenilemek üzere
erteleyin.
Çocuğun ve ailesinin yardım alması için
onları yönlendirin.
Öğrencinizi sigara içerken yakalarsanız...
İçerken yakalarsanız ona zarar vermeyin,
sadece elindekini alın, tekrar yaparsa aynı
davranışı düzenli olarak yineleyin.
Öğüt vermeden, etkileri hakkında konuşun.
Sınıf içindeki konuşmalarınız ona değil,
üçüncü şahsa yönelik olsun.
Akranlarının görüşleri önem kazandığından sınıf içinde sigara ve zararlı etkileri
başlıklı tartışma düzenleyin.
Konuyla ilgili disiplin cezaları nelerdir?
Ortaöğretimde; Sigara içmek uyarma, kınama,
mahrumiyet; uyuşturucu ve alkol kullanmak
tasdikname ile uzaklaştırma;
Uyuşturucu madde ticareti içinse sürekli
uzaklaştırma cezaları verilir.
Eğer öğrenci iyileşmeyi taahhüt eder ve
buna dair kâğıt imzalarsa disiplin cezası ertelenir. Eğer öğrenci bunu reddederse aileye haber
verilir ve disiplin cezası uygulamaya konur.
Öğretmen bir öğrencisinin madde
kullandığından şüpheleniyor ya da bundan
emin ise...
Çocukla kendisi konuşup onu yönlendirmeye çalışabilir ya da durumu direkt olarak idareye değil rehber öğretmene bildirir.
Rehber öğretmen görüşmesinde çocuğa okulda karşılaşabileceği problemleri
anlatarak yardım alması için ikna etmeye
çalışır.
Çocuğun izni dahilinde aileye bilgi verir.
Eğer konu idareye intikal etmiş ve çocuğun
ceza alması gündemdeyse iyileşme taahhüdü imzalaması için onunla görüşür.
Okul öncesi dönemde çocuklara nasıl
davranmak gerekir?
Onaylamalarınızın büyük ödül değeri taşıdığı
ve öğretilerinizin şartsız bir bağlılıkla alındığı
dönemdir.
Bu dönemde;
Model olun.
Evdeki zararlı maddeleri tanıtın.
Hem kendi başına hem de bir başkasının
vereceği ilaçları almamasını öğretin.
Karar verme alışkanlığını kazandırın.
Zararlı –yararlı yiyecekleri tanıtın.
Kendi bedenine – sağlığına dair girişimlerini övün.
Okul çağı döneminde çocuğa nasıl davranmak gerekir?
Zihinsel becerilerinin geliştiği ve okulla başlamasıyla aileden ayrıldığı bir dönemdir.
Bu dönemde;
Aile kurallarını öğrenmelerini sağlayın.
Sağlıklı olmanın önemini gündeme getirin,
Sigara ve alkolün zararlarından bahsedin.
Reklamlarda satış yapmak için nasıl yollar
izlediğini örneklerle açıklayın.
“Hayır” demesini öğretin.
Ergenlik döneminde nasıl davranmak gerekir?
Bu dönemin özellikleri şunlardır:
Asi olma
24
Çabuk öfkelenme
Endişeli hal
Kendine dönüklük
Çabuk heyecanlanma
Ruh halinde sürekli iniş-çıkışlar yaşama
İlgi alanları ve zevklerin hızla değişmesi
Arayış içinde olma
Dış görünüşün önem kazanması
Özerk olma çabası
Ailenin geri plana düşüp arkadaşların ön
plana gelmesi
Gruba üyesi olma gayreti
Cinselliğinin farkına varma
Madde kullanımını önleyici faktörler nelerdir?
Bu dönemde;
Çocuğunuzun arkadaşlarını, onların ebeveynlerini tanıyın ve arkadaşlıklar kurun.
Onları evinize davet edin.
Maddeler ve olumsuz etkileri hakkında
korkularınıza değil, gerçek dayalı bilgilerle
konuşun.
Maddelerin sağlık, görünüş, spor ve diğer
aktiviteler üzerinde nasıl etki yapacağını
vurgulayın.
Onun sorumluluklarını onun adına yüklenmeyin.
Kurallarınızda tutarlı olun.
Ortak deneyim ve fikir birliğini yaşadığınız
alanlarınızı keşfedin.
“Hayır” demesini öğretmeye devam edin.
Spor ve diğer sosyal faaliyetlere yönlendirin.
Madde kullanmada risk oluşturan faktörler
nelerdir?
Güçlü ve pozitif aile bağları,
Ebeveynlerin çocuklarının arkadaşlarından ve neler yaptıklarından haberdar
olması,
Aile içi kuralların açık olması ve herkesin
bunlara uyması,
Ebeveynlerin çocuklarının yaşamlarına
ilgili olmaları,
Okulda başarılı olma; okul, kulüpler gibi
kurumlarla kurulmuş güçlü bir bağ,
Uyuşturucu kullanımı ile ilgili doğru bilgilenme.
Ruhsal sorunları ya da bağımlılığı olan
ebeveynin bulunduğu kaotik aileler,
Doğru olmayan yetiştirme yolları,
Ebeveyn-çocuk arasında bağlanma ve ilgi
eksikliği,
Sınıfta aşırı utangaçlık ya da şiddet içeren
davranışlar,
Okul başarısında düşüş,
Sosyal becerilerin zayıf olması,
Sapkın davranışlar sergileyen arkadaşlarla
“takılma”,
Okul, iş, aile ortamlarında uyuşturucu
kullanımını onaylanması.
Neden madde kullanmaya başlıyorlar?
Arkadaş baskısı
% 23.3
Merak
% 29.4
Beğeni toplamak
% 24.3
Eğlenmek
% 25.9
Sorunlara çözüm aramak
% 27.1
ve/veya sorunlardan kaçmak
% 26.0
 Bu bilgiler meb.gov.tr sitesinden derlenerek hazırlanmıştır.
25
Uyuşturucu insanlardan uzaklaştırır, yalan
söylettirir, hırsızlık yaptırır, karakter ve
maneviyatında hiçbir şey bırakmaz.
Beşincisi de hapis değilse ölüm zaten.
Kötü çocuk asla yoktur! Kötü
çevre, bilgisiz aile vardır.
RÖPORTAJ : S ü m e yya O l c ay / İ s m ai l M e m iş
Gençler neden madde kullanır? Onları bu zehirli hayata sürükleyen
sebep ne olabilir? Sadece merak, özenti, bilgilendirmeme ya da yanlış
bilgilendirme veya duygusal boşluklar gençleri madde kullanmaya iten
sebepler arasında gösterilebilir mi? Toplumsal problemlerin de kişiyi
madde kullanımına ittiği hatta zorunda bıraktığı bir olgunun varlığı
bizleri ne derece rahatsız ediyor? Peki ya hayatın tüm zorluklarını ve
sıkıntılarını madde kullanarak unutmaya çalışan gençlerin varlığının ne
kadar farkındayız?
Evet, bir nesilden bahsediyoruz hem de
metropol dediğimiz, türlü imkanların
var olduğu bir şehirde farklı yaşantıları, tarzları olan, yoksulluk ya da yoksunluk içerisinde çareyi maddede bulan
bir nesil... Aslında bakılırsa ilgisizliğin
var olduğu her şehirde, kasabada böylesi gençlerin olması olağandır. Kimi
zaman isimleri apaçi olur, kimi zaman
sokak çocuğu, kimileri onlara serseri
der, kimileri maganda. Daha öncesinde
dergimizde röportajı yer alan Sosyolog Ömer Miraç Yaman Hocamızın
bu gençlerin madde kullanmalarının
altında yatan birçok sebebi araştırdığı
ve sadece maddeyle sınırlı kalmayıp, bu
gençliğin tüm sorunlarını ele aldığı ve
Kasım 2013’te de Yeşilay Yayınları’ndan
çıkan Apaçi Gençlik kitabı bu kesime
ve bu kesimin sorunlarına çok iyi ışık
tutmakta.
Yeşilay Dergisi’nin bu sayısında bağımlılıkta önleyici tedbirler konusunu
ele almaya çalıştık. Önleyici hizmet aslında salt hiç kullanmayanları bilgilendirme ve onları maddeden uzak tutma
işlevini görmemekte. Madde kullanan
kişiyi erken tanı teşhisiyle, doz attırılmadan tedavisini sağlama, maddeyi
kullanmış sonrasında bir şekilde tedavi
veya başka bir yolla maddeyi bırakmış
kişinin relapsı yani tekrardan maddeye dönmesini önlemek de bir önleyici
hizmettir. Bu sayımızda Ömer Miraç
Yaman vasıtasıyla madde kullanmış,
bırakmış bir gençten, Seyfettin İ.’den
(Seyfi), maddeye başlama sebebini,
maddeyi nasıl bulduğunu, nasıl bıraktığını ve çevresindekilerinin yaşam
tarzlarını dinledik. Söyleşimize onu bu
zehirden kurtaran, o kesimin babacan
abisi Mustafa Baş da eşlik etti.
26
Seyfettin İ. aslen Zonguldaklı
ama İstanbul doğumlu. İlkokul terk.
Baba çok küçük yaşta evi terk etmiş.
Üç kardeşler ve Seyfi en küçükleri.
Anne çocuklarına bakmak için çalışmak zorunda kalmış sürekli. Bu
açıdan bakıldığında Seyfi’nin okula
gitmek istememesi ve serbest büyüyecek bir ortamda bulunması onu
nelerin beklediğini hayal ettirebiliyor bizlere.
İstanbul’a taşındıktan sonra madde kullanmaya ne
sebeple ve ne zaman başladınız?
Mustafa B.: Güçlü bir yapım vardı. Spor da
yapardım. Serbest büyüdüm. Aile durumumuz iyiydi. İstanbul’a taşındıktan sonra 19
yaşına kadar kılcal damarlarım patlayana
kadar esrar da kullandım, hap da kullandım,
toz da çektim. Çevremdeki insanlar da hep
böyleydi. Hatta bir arkadaşım tuvalette ölü
bulundu. Altın vuruş yapmıştı. Maddeyi
bırakma sebebim esasında küçük yaşlardan
bu yana bana yüklenen kültür ve bilgiydi
diyebilirim. Madde kullansam bile zeki bir
çocuktum, sorumluluk sahibiydim. Lisedeyken staj yaptığım yerin sahibi benim bu
durumumu bildiğinden dolayı bana çok gö-
Mustafa Baş, 46 yaşında evli ve iki çocuk sahibi. Çok
küçükken hem annesini hem babasını kaybetmiş, babaannesiyle büyümüş. Özgür ama kendi deyişiyle sorunlu
değil sorumlu olarak büyümüş. O sorumluluk duygusuyla da çok küçük yaştan beri kendi sorunlarını
kendisi halletmeye çalışmış. Dolayısıyla bir özgüven
oluşmuş kendisinde. Küçük yaşlarda sigaraya başlamış. Ortaokula kadar Çankırı’da okumuş, sonrasında
İstanbul’a taşınmış.
rev yüklüyordu ki boş kalmayım, o alanlara
kaymayayım. Aslında madde kullanmam
benim yaptığım sporu da çok etkiliyordu.
Nefes nefese kalıyordum. İnanır mısınız
güzel bir şey değil ama kavgaya giriştiğimizde bile performansım yoktu. Halsizlikten
çok dayak yiyordum. Bu durum beni çok
rencide ediyordu. İğrendiğim için bıraktım
ben de. Ama bu birden olmadı. Azaltarak
bıraktım. Evlendim. Evlendiğim kişi de
ilkokul öğretmenimin kızıydı. Öğretmenim
benim ortaokulda da veliliğimi yapıyordu,
benle ilgileniyordu. Böyle bir evliliğe de hayır
demedi çok şükür.
Seyfi ile tanışmanız nasıl oldu?
Mustafa B.: Ben evlendikten sonra
Esenler’e taşındım. Evimin terasında da
27
Çevremizdeki gençlerin farklı
görünmesinin sebebi toplum tarafından
dışlanmaları ve hayata karşı tepkili
olmalarıdır. İsyandır bir nevi.
güvercinlerim vardı. Hayvanları çok severdim.
Seyfi’yi de her zaman kapımın önünde görürdüm. Yüzü güzel, sempatik, güçlü bir çocuktu.
Ben Seyfi’ye yaklaştıkça da soğuk dururdu,
taviz vermezdi, sadece sorduklarıma cevap
verirdi. Hayvanlara da merakı vardı; ara ara
elinde kuş görürdüm. Ben onu bir gün terasa
çıkardım, kuşların yanına. O zamanlar güvercin hırsızlığı oto hırsızlığından daha yaygın
ve değerliydi. Kimse kimseyi de güvercinlerine yaklaştırmazdı. Bana nasıl sorumluluk
verilmişse aynısını ben de Seyfi’ye vermeye
başladım. Öyle ki kümesin anahtarını verdim. Akşam geldiğimde bakıyordum; kuşları
çıkarmış, uçurmuş, bazılarını kaçırmış, yanlış
kuş yakalamış, ortalığı temizlemiş. Keyifliydi
onun için bu iş.
Mahalledeki abilerden öğrendim hap kullanmayı
O zamanlar madde kullanıyor muydun Seyfi?
Seyfi: 12 yaşındaydım Mustafa abimle tanıştığımda. Uyuşturucu kullanıyordum. Mahallede
abi dediğim insanlar kullanınca ben de merak
ettim, nereden aldıklarını sordum, gittim,
aldım ve kullanmaya başladım.
Mustafa B: Seyfi’yle biz baba oğul gibi bazen
arkadaş gibi olduk. Aileden biri oldu.
Okulu neden bıraktın? Madde kullanan bir çevredeydin.
O ortamdan bahsedebilir misin?
Seyfi: Kimse yoktu başımda. Annem zaten
çalışıyordu. Abim de maalesef uyuşturucu
kullanıyordu. Ablam ise evdeydi. Başımızda büyük olarak ananem vardı. Ona da ne
dersen ‘eyvallah’ diyordu. İlkokul 4’e kadar
okudum. Okula doğru düzgün gittiğim de
yoktu. Kimse yoktu başımda. Mahallede abi
dediğimiz insanlarla takılmaya başladım.
Onlardan öğrendim uyuşturucuyu. Bir de
onların diğer çocuklara “gel lan, git lan, al şu
parayı iki bira getir” demesi, o tavırları beni
cezbediyordu açıkçası.
Madde kullanmak için parayı nereden buluyordun?
Seyfi: Para bulamayınca hırsızlık yapıyorduk.
Millet halısını yıkayıp asıyordu. Biz de gece o
halıları çalıp satıyorduk. Ya da adam pazarda
meyve satıyor, kamyonu meyve dolu. Meyveleri çalıp satıyorduk. Parayı buradan kazanıyorduk. Sonra gidip mal alıyorduk, sabaha
kadar kafamız güzeldi.
Alkol kullanımı var mıydı peki?
Seyfi: Yok, uyuşturucu daha hoşumuza gidiyordu. O dönemler modaydı zaten; biri ben 5 tane
içtim diyordu, diğeri ben 10 tane içtim. Esrar
kullanıyorduk genelde. Hap en zirve. Esrar
kullanınca yine yemek yiyebiliyorsun. Ama
hapı alınca yediğini çıkarıyordun. 2-3 gün pert.
Bir de kova çok içiyorduk; iki buçuk litrelik pet
şişeyi düşünün, bir de onun kovasını.
Kaç sene uyuşturucu kullandın?
Seyfi: 5 sene madde kullandım. Hani boğazımdan kan gelene kadar. Mustafa abiyle
tanışmam benim dönüm noktamdı. Baktım;
gittiğim yol, yol değildi, sonuç berbat bir
şekilde ölümdü. İrademi dik tutmaya çalıştım.
Mustafa abi vesilesiyle bir işe girdim.
İrade olmayınca tedavi mümkün değil.
Tedavi gördün mü peki?
Seyfi: Bu iş pek tedaviyle mümkün değil; insanın içinde olmayınca. Tedavi merkezlerinde
çocuk başka birinin testini kendisininmiş gibi
verebiliyor. Ya da tedavi sonrası bir ilgilenme
olmadığı için tekrar maddeye bulaşabiliyor. Arkadaş çevresi çok önemli bu noktada.
Arkadaşından zarar mı gördün, hemen uzaklaşacaksın ondan. Uzaklaşmazsan eğer bir
gün canın sıkılır, ailenle ya da kız arkadaşınla
kavga etmişsindir, işle ilgili yolunda gitmeyen
bir şeyler vardır, yanındaki adam uyuşturucu
içiyordur, sen ne yapıyorsun; “bana da ver,
canım çok sıkkın, ben de içeceğim diyorsun”.
28
Uyuşturucu kullanmak seni
kendinden, normal yaşantıdan
uzaklaştırır, toplumdan değil.
Al işte kullandın maddeyi. Ben şimdi
27 yaşındayım ama 17-18 yaşlarında çocuklarla takılırım. Sebep? Onlarla daha
çok eğleniyoruz, hem onları koruma
içgüdüm de var maddeye bulaşmasınlar diye. Sonra Seyfi küçük çocuklarla
takılıyor diye adımız da çıkıyor. Öteki
türlü ne olacak? Bütün gün uyuşturucu
kullanan arkadaşlarla olacağım, belki
ben de kullanacağım. Ben maddeyi
bıraktığım gibi hemen evimi taşıdım
başka bir yere, arkadaş çevremi değiştirdim, evde bir disiplini sağlamaya
çalıştım. Nihayetinde babasız bir aileye
sahipsiniz. Birinin kontrolü elinde
tutması gerek.
Mustafa B: Çocukken maneviyatı
güçlendirilmeyen çocuktan, büyünce
her şeyi bekleyebilirsiniz. Eğer küçük
yaşlarda ona değerler öğretilmişse
o büyüyünce kötü yolda olsa bile bir
noktadan sonra bırakacaktır orayı.
Örneği benim.
Farklı bir yaşam tarzınız da var; diğer gençlerden farklı olan bir giyim, konuşma, kültür farkı
diyebiliriz buna. Toplum içerisinde kendinizi
nasıl görüyorsunuz?
Seyfi: Uyuşturucu kullanırken çok berbat bir haldeydim, ben ben değildim.
Ama şimdi istediğim ortama girebiliyorum, rahatım. Çevremizdeki gençlerin farklı görünmesinin sebebi toplum
tarafından dışlanmaları ve hayata karşı
tepkili olmalarıdır. İsyandır bir nevi.
Mustafa B: Uyuşturucu kullanmak
seni kendinden, normal yaşantıdan
uzaklaştırıyor, toplumdan değil. Yine
bir toplum içerisindesin ama bu defa
çevrende satıcı ve uyuşturucu kullananlar var.
Göç uyuşturucuyu daha da yaygınlaştırdı
Genel olarak yaşadığınız çevre ve arkadaşlarınız
durumun bu şekilde olmasından kimi sorumlu
olarak görüyor?
Seyfi: İlgilenilmedi bizimle. Devlet de
bir noktadan sonra geri kaldı. Göç
29
zaten uyuşturucuyu daha da yaygınlaştırdı. Dışlama oldu. Herkes sorumlu
bundan. Sen gece saat 11’de yiyecek
bulamazsın ama bir telefonla 10 tane
adam sana uyuşturucu getirir. Bu
durum o kadar serbest burada. Bir de
rekabet var. Kavga olur hep buralarda
satıcılar arasında, “sen benim müşterimi kaptın, hayır sen benimkini
aldın” diye. Polis bile engelleyemiyor
bu durumu. Zaten bazı polisler var ki
uyuşturucuyu görse tanımaz. Zaten
bazı ustalar vardır, iyi satıcıdır ama
asla yanlarında bulundurmazlar malı.
sicilim temiz kaldı. Bir de ne yaparlarsa
yapsınlar benim gırtlağımdan bonzai,
hap, toz geçiremezler.
Mustafa B: Ben de ara ara kullanıyorum. O da bu çocuklarla ilişkilerimi
sıcak tutmak için. Tersi olsa bu çocuklar
benden gizli içecek, belki aşırı doz alacaklar. Kendi çocuklarımı da uyarırım.
Ne olursa olsun benden bir şey saklamayın, ne istiyorsanız söyleyin, imkânlar
dâhilinde her şeyi yapmaya hazırım, yeter ki benden saklamasınlar, uyuşturucu
kullanmasınlar, hırsızlık yapmasınlar,
yalan söylemesinler.
Sen gece saat 11’de yiyecek bulamazsın ama bir telefonla 10 tane
adam sana uyuşturucu getirir.
10 yaşındaki bir çocuğu çalıştırırlar
tıpkı beni çalıştırdıkları gibi. Polis de 10
yaşındaki çocuktan anlamayacağı için
satış da rahat yürümüş olur.
Mustafa B: Genellemiyorum kesinlikle ama polisin de burada uyuşturucu
aldığını gördüm. Bazıları da artık bıktığı
için uğraşmıyor. Devlet herkesin başına
birini dikemez ama çocukları sosyalleştirmek için her türlü imkânı sunabilir.
Çocuğun hayatı sosyal, aktif olacağı
şeylerle dolsun ki çocuk da maddeyi
aramasın.
Ne kadar süredir kullanmıyorsun uyuşturucuyu?
Seyfi: 4 sene oldu. Ama ne yalan söyleyeyim; böyle kızlar falan ortam olunca
keyif için içiyorum. Ama bakın yine arkadaşa geliyor konu. Yanındaki içmezse
senin de canın çekmeyecek. Şuna da
dikkat ediyorum; arkadaşımın arabasına bineceğim, şayet mal varsa arabadan çıkarmasını istiyorum. Yoksa polis
yakalarsa “tamam sen kullanmıyorsun”
demiyor, ikimizin de siciline işliyor
kaydı. Ama Allaha şükür bugüne kadar
Bir kontörüne kızların yapmadıkları kalmıyor
Kızlarda madde kullanımı nasıl?
Seyfi: Erkeklerden daha fazla. Bir çocuk
bir telefonla bir gecede on beş kızı evine
toplayabilir, “al sen de bir duman çek”
der. Ailelerine baksan mutaassıp görürsün ama bilinçsizler. Yılbaşı akşamı
Facebook’ta kızın biri yazmıştı “Çağlayan’dayım, yok mu bana hap getiren
biri” diye. Böyle bir durumdayız. Bir
kontörüne yapmadıkları kalmayan
kızlar var.
Mustafa B: Uyuşturucu işinde rant meselesi var. Bunun piyasası, bunun devleti
var. Bu işi bitirse ABD bitirirdi, Hollanda
bitirirdi. Bizim gizliliğe hayranlığımız
var; bu iş de gizlendikçe merakımız
daha da artıyor. Gizli olmasa, yasal
yollarla satışı yapılsa veya satış olmasa
da buna benzer bir yasal düzenleme getirilse inanın artık bu maddenin cazibesi
kalmaz. Bizim mahalledeki gençlerin de
havası kalmaz.
Seyfi: Gençlerde uyuşturucu satıcılığı da
çok yaygın. Sen ayda bin TL kazanıyor-
30
Çocuğun hayatı sosyal, aktif olacağı
faaliyetlerle dolsun ki çocuk da maddeyi
aramasın.
sun ama satıcı bunu bir günde kazanıyor. Rahatsın, kız ortamın var, altında
araban… Veya durumu iyi olan ailelerin
çocukları da büyük kullanıcı. Çocuğun
evi, arabası her şeyi var, ama çok berbat
bir şekilde bağımlı. Geçen gördüm
birini; elinde çeyizlik eşyalar götürüp satıyordu. Affedersiniz tükürdüm
suratına, “oğlum bu kadar mı düştün,
kendine gel!” diye.
Mustafa B.: Ailelerin bilinçlendirilmesi gerekiyor. Sivil toplum örgütleri bu
çocukları sokaktan alıkoymak için onların önüne fırsatlar sunacak. Aileler o
kuşaklar arasındaki farkı fark edip, çocuğuna samimiyetle yaklaşması lazım.
Maneviyat güçlendirilecek, mesafeler
daha modernize edilip ailede kenetlenme sağlanacak. Kısıtlanma yapılmayacak. Baskı olsa bu defa çocuk baskıdan
kaçıp bir rahatlama yolu gibi görünen
maddeye bulaşacak. Okulda da emin
olun tanjant, kotanjanttan daha önemli
olan çocuğun maddeden uzak durmasını sağlayacak anlatılardır. Kötü
çocuk asla yoktur, kötü çevre, bilgisiz
aile vardır. Seyfi’nin bana dediği bir söz
vardı ve ben de çok tuttum bu sözü,
hep dilimdedir. Dedi ki; abi âlemde
ayık kalan adamdır. Bu sözü uyuşturucu kullanan çocuklara da söylerim ki
onlar gerçekten kendini ispat etmenin
adam olmaktan geçtiğini bilsinler diye.
Seyfi kendini kurtardı, başka çocuklar
da kurtarabilir. Ben elimden geldikçe
çaba sarf ediyorum bu gençleri kurtarmak için. Bu uyuşturucu insanı
zillet haline getirir, her şeyi de yaptırır.
İnsanlardan uzaklaştırır, yalan söyletir,
hırsızlık yaptırır, karakter, maneviyat,
hiçbir şey bırakmaz. Beşincisi de hapis
değilse ölüm zaten.
Benim çocuğum yapmaz demeyin!
Seyfi askerliğini kendi deyişiyle kaça
kaça beş yılda bitirmiş. Düzenli bir işi
var, o da maddenin kendi hayatındaki zararlı etkisini bildiğinden dolayı
elinden geldiğince uyarıcı olmaya
çalışıyor başkalarına karşı. Yakında
evliliği de söz konusu. Mustafa Bey
de bu çocukları kendi çocuğu yerine
koymuş, onları korumak için gücünün yettiği kadar onlara el uzatmaya
çalışıyor. Başta da söylemiştik bir
nesil uyuşturucu zehriyle eriyip gidiyor diye. Sadece kendisini değil tüm
çevresini yakıyor bu zehir. Amacımız
hiç başlamadan önlemektir. Benim
çocuğum yapmaz demek belki de en
büyük yanıltıcı cümledir. Bunu bir
kez daha düşünelim ve çocuğumuzun,
yeğenimizin, kuzenimizin veyahut
arkadaşımızın ne yaptığından, nereye
gittiğinden, arkadaş çevresinden
emin olmaya çalışalım. Yalnız bu
noktada baskıcılıktan imtina ederek,
dengede tutacağımız o uyarıcı misyonunun çizgisine de dikkat edelim.
Eğer başaramıyorsak muhakkak bir
uzmandan yardım isteyelim. Yeter ki
bir nesil böyle tehlikeli bir akıntıda
yok olup gitmesin.
31
Kapak
Bir zihinsel terapi yolu:
İnsanların hem boş zamanlarını değerlendirmelerinde yardımcı
olan hem stresle baş etmelerini
sağlayan hem de zihinlerini yapıcı
fikirlerle meşgul eden bir destek
kiti gibidir hobi. Hobi edinmek ve
günlük rutin dışında da üretken
olabilecekleri etkinliklere katılmak için herkesin farklı nedenleri
vardır muhakkak. Bu nedenlerden
Resim Kursu
biri de bağımlılığı önlemek olarak da belirtilebilir. Bir hobi edinmek,
farklı bir ortama girmenin ve yeni insanlarla tanışarak sosyalleşmenin yolunu açacağı gibi, düzenli bir öğrenim sürecine sahip olmasıyla
birlikte zihinsel terapi işlevi de görebilmektedir. Meraklısı İçin rehber
portalı da eğitim kurumları ile katılımcılar arasında köprü kurmayı
ve online kurs rehberi formatında ziyaretçileri ile eğitimler hakkında
özgün içerikler paylaşmayı hedeflemekte. En önemli çıkış noktalarından biri ise hobiler. İşte bağımlılığı önleyici, zihinsel bir aktivite
olan hobiler hakkında Meraklısı İçin portalının dergimiz için derlediği hobi kurslarından bazıları.
Hobi dendiğinde ilk akla gelenlerden
biri bir resim kursuna katılmak. Evet,
resim yapmak bir hobiden beklenenleri karşılayan bir etkinlik. Hobi
Resim Kursu’na katılarak kendinizi
ifade etmenin yeni bir yolunu keşfedebilir, desenlere ve renklere dalarak
zihninizi boşaltabilir, teknik bilgiler
edinerek görsel dünyanıza farklı
bir bakış açısı kazandırabilirsiniz.
Ayrıca, resim çalışmalarının terapi
amacıyla da kullanılan yaygın yöntemlerden biri olduğunu belirtelim.
Bir başka değişik hobi ise Alevde Cam Boncuk Yapımı. Birçok
alanda kullanılan cam boncukların nasıl yapıldığını öğrenmek,
kendi boncuklarınızı yapmak ve
sonrasında bu boncukları değişik
amaçlarla kullanmak veya sev-
diklerinize hediye etmek isterseniz bu kursa katılabilirsiniz. Bu
türden açılmış kurslara katılarak
boncuk yapımının tekniklerini ve
inceliklerini öğrenebilirsiniz.
Takı yapmaya meraklıysanız ama
boncukları ipe dizmekten öteye
gidemiyor, yeni teknikler öğrenmek ve yaratıcılığınızı geliştirmek
istiyorsanız takı yapım kurslarına
katılmaya ne dersiniz? Bu kurslara
katılarak takı aletleri kullanımına,
farklı malzemelere, değişik teknik-
lere hakim olacak kendi tasarladığınız takıları üretmek için gereken
donanıma sahip olacaksınız. KKusr
sonrası gerekli malzemeleri edinip
kendi takılarınızı üretmeye devam
edebilir ve hatta sevdiklerinize hediye edebilirsiniz
Alevde Cam Boncuk Yapım Kursu
Temel Takı Yapım Kursu
Gül dalından yapılan fırçalar, toprak boyalar, tekne
ve su... Ebru sanatının malzemeleri bile başlı başına
birer terapi unsuru değil
mi? Bir de birbirine geçen
renkleri ve bulutsu desenleri düşünün. Meditatif
yönünün yanı sıra ebrunun
oldukça dikkat ve emek
isteyen bir sanat olduğunu da unutmamak gerek.
Tekniğinin gerektirdiği ustalık, tarihi ve felsefesiyle
ebru hakkında öğrenilecek
çok şey var. Birbirinden
güzel ebruları seyretmekle
kalmayıp siz de öğrenmek
ve üretmek istiyorsanız
bunun eğitimini alabilir,
sonrasında kendinizi fırça
ve suyun ilhamına bırakabilirsiniz.
Bu kurslar nerede, ne kadar sürüyor, eğitmenler kim, acaba
fiyatları nasıl diye merak ediyorsanız ve daha birçok hobiyi
tanımak istiyorsanız meraklisiicin.com sitesini ziyaret
edebilirsiniz.
Ayrıca ücretsiz olarak halk eğitim merkezlerinin kurslarından da yararlanabilirsiniz.
Keçe son zamanlarda
özellikle tekstil ve aksesuar
ürünlerinde yaygın olarak
kullanılan bir malzeme.
Eğer dikiş nakışa meraklıysanız ancak farklı bir teknik
öğrenmek istiyorsanız bu
türden atölye imkanı sunan
kurslara katılabilirsiniz.
Rengarenk saf yünler kullanarak özgün tasarımlar
yapabilir ve bu tasarımları
hayata geçirebilirsiniz.
Broşlar, takılar, minik heykelcikler ve farklı 3 boyutlu
objeler tasarlayabilirsiniz.
Bu atölyeye katılarak birkaç
saat içinde keçe sanatının
temel bilgilerini ve tekniklerini edinebilir, kendi
eserinizi üretebilir, samimi
bir ortamda keyifli bir gün
geçirebilirsiniz. Sonrasında
kendinizi geliştirebilir ve
bu hobinizi keçe tasarımlar
yaparak sürdürebilirsiniz.
Temel Fotoğraf Eğitimi
Keçe Atölyesi
Ebru Kursu
Dekoratif Sabun Kursu
Sabun yapmak edinebileceğiniz en ilginç hobilerden
biri. Biraz kimya, biraz
sanat... Ortaya çıkan renk
renk, farklı şekillerdeki mis
kokulu sabunları ister kullanım ister dekorasyon amaçlı
hem kendiniz için yapabilir,
hem de çevrenizdekilere
hediye edebilirsiniz. Yaratıcılığınızı kullanarak biblo
gibi sabunlar üretebilirsiniz.
Vaktinizin bir kısmını bu
kursa ayırın, evinize eğlenerek geçirdiğiniz birkaç saat,
yeni bir hobi ve çeşit çeşit
sabunlarla dönün.
Artık hemen hemen herkesin
elinde ortalama bir fotoğraf
makinası var. Fotoğrafçılığı
hobi olarak benimseyenlerin
sayısı giderek artıyor. Kurslara,
atölyelere, fotoğraf gezilerine,
stüdyolara koşturan insanlar var. Kendini geliştirenler,
hızlarını alamayıp sualtı
fotoğrafçılığına, Photoshop
eğitimlerine de katılıyorlar. Bu
kadar ilginin vardır bir hikmeti. Siz neden denemiyorsunuz?
Dijital ve analog makineler
için fotoğraf bilgilerine odaklı
programlara katılarak, teknik
bilgilerin ve uygulamalı
pratiklerin yanı sıra Fotoğraf
Tarihi ve Temel kavramlar gibi
fotoğrafçılık kültürü hakkında
bir altyapı oluşturabilirsiniz
kendinizde. Bu tür kurslarda
objektifler, ışık ve renk bilgisi
ve kompozisyon eğitim süresince işlenen konular arasında
yer alıyor.
33
Kapak
Ülkemizde, dünyada olduğu gibi
alkol ve uyuşturucu madde kullanımı ve
kullanımı sonucunda gelişen fiziksel, psikolojik
ve sosyal problemler, kullanım artışına paralel olarak
yükselme göstermektedir. Alkol ve madde kullanım
problemi yaşayan ve tedavi olmak isteyen, bu konudaki
problemleri ile ilgili çözüm arayan kişi ve yakınlarının başvurduğu
bir merkez olarak, Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim
Merkezleri (AMATEM) uzun yıllardan beri işlevini kapsamlı bir şekilde
sürdürmektedir.
İşte
hakkında merak
ettikleriniz:
Sosyal güvencesi olan hastaya bakılıyor mu?
Sosyal güvencesi (SGK, Bağ-Kur vb. ) olan hastaya bakılıyor.
Sosyal güvencesi yoksa ücret ödeniyor mu? Ya da hastane tedavi masraflarını karşılıyor mu?
Sosyal güvencesi olmayan hasta, tedavi masrafları kendisi karşılıyor.
Tedavi ücreti ne kadar?
Tedavi masrafları; hastanın hastanede kalış süresine, hastadan istenilen
tetkiklere, uygulanan tedavilere (ilaç tedavisi, terapi, bireysel görüşme
vb.) göre değişmekte olup tedavi programını tam olarak tamamladığı
taktirde 3000-4000 TL arasında değişmektedir.
Tedavi süresi ne kadar?
Hasta ve doktorun işbirliği ile yürütülen
tedavi arındırma ve sonrasında psikososyal tedavi programından oluşmaktadır.
Yatarak tedavi 2-6 hafta arasında değişmekte ancak; en az bir yıl süre ile ayaktan
tedavi programına katılım gösterilmesi
gerekmektedir.
Telefonla randevu alınabiliniyor mu?
AMATEM polikliniği randevu ile çalışmamaktadır. Doğrudan polikliniklere mesai
saatleri içinde başvurabilirsiniz.
Yakınım hastaneye gelmek istemiyor, evden
alıp veya polis yardımı ile hastaneye getirme
gibi hizmetleriniz var mı?
Hastanemiz tarafından böyle bir hizmet
verilmemektedir. Kişinin çevresine zarar
verme vb. davranışları olması halinde
kolluk kuvvetlerinden (polis, jandarma)
yardım talep edilebilir.
Yakınımın/çocuğumun madde kullandığından şüphe ediyorum, madde kullanıp kullanmadığını/bağımlı olup olmadığını nasıl
öğrenebilirim?
Yakınınızda/çocuğunuzda son zamanlarda gözlemlenen davranış değişiklikleri,
öfke kontrol problemi, iş/okul hayatında
yaşanılan sorunlar, sosyal içe kapanma,
arkadaş çevresinde değişiklik; fiziksel
olarak göz bebeklerinde büyüme-küçülme, renk solukluğu, gözlerde kızarıklık
vb. değişiklikler olup olmadığı yönünde
gözlem yapabilirsiniz. Yakınınızda buluna bir psikiyatri uzmanına muayene için
başvurabilirsiniz.
Tedavi olmak istiyorum, nasıl bir yol izleyebilirim?
Nüfus cüzdanı fotokopisi ve aslı, varsa sağlık güvencesi (yeşil kart, bağ-kur,
SSK, emekli sandığı) ile birlikteAMATEM
polikliniğine şahsen başvuru yapılması ve
muayeneye gelmeden önceki akşam saat:
17:00’den sonra alkol-madde alınmamış
olması gerekmektedir. Mahkeme kararı
ile gelen hastaların AMATEM denetimli
serbestlik polikliniğine müracaatı gerekmektedir.
“Çocuğumun cebinde hap vb. bir madde
buldum” ne yapabilirim?
Madde kullanımından şüphe duyuluyorsa,
madde kullandığından şüphe duyulan kişiyi suçlamadan, madde kullanıp kullanmadığı sorgulanabilir ve ikna edilebilinirse buna yönelik tetkik yapılabilir.
AMATEM’de gördüğüm
muayene/tedavi sicilime işleniyor mu?
Hastaların kişisel haklarının korunmasına yönelik hizmet verilmekte olup hasta bilgileri paylaşılmamaktadır. Sadece mahkeme
tarafından sorulan sorular yanıtlanmak zorundadır.
Polis ile işbirliği yapıyor musunuz?
Bize tedavi olmak amacı ile gelen
hastaların bilgileri hiçbir şekilde
polisle paylaşılmamaktadır.
Yatarak tedavi olmadan sadece
ayaktan tedavi olabilir miyim?
Haftada bir gün poliklinik
kontrollerine gelerek, ilaçlarınızı düzenli olarak kullanıp belirli
bir tedavi süresini tamamladıktan sonra doktorunuzun uygun
gördüğü bir zamanda, terapi
gruplarına yönlendirilirsiniz.
Doktorumu seçmek gibi
bir şansım var mı?
Hastanemizde rotasyon
sistemi ile çalışılmakta
olduğu için, poliklinikte
görevli olan doktor tarafından tedavi hizmeti
verilmektedir.
Bu yazı bakirkoyruhsinir.gov.tr sitesinden derlenerek hazırlanmıştır.
35
sağlıklı yaşam
Sigara vakitsiz
yaşlandırır
Sağlığınız, cinsel hayatınız ve dış görünüşünüz sizin için ne kadar önemli?
Önemli değil diyorsanız sorun yok.
Sağlığıma ve dış görünüşüme önem veriyorum
diyorsanız bu haberi okumalısınız.
Dr. Fizyoterapist Gamze Şenbursa, sigara içenlerin yüzleşmek istemediği konuları
sizler için sıraladı. İşte sigarayı bırakmanız
için 14 neden:
Gözaltı torbaları: İyi bir gece uykusu uyuyamamaktan nefret etmiyor musunuz? Ve bu ertesi
gün yüzünüzden okunuyor. Bir çalışmaya
göre eğer sigara içiyor iseniz gece uykunuzun
içmeyenlere göre 4 kat daha rahatsız olduğu bulunmuş. Gece sürekli dönmenizin veya
kalkmanızın sebebi nikotin olabilir. Ve ne yazık
ki zayıf uyku hiçbir zaman güzel bir uykuyla eşit
olamaz.
Psöriasis: Psöriasis otoümmin kaynaklı bir cilt
problemidir, adil olmak gerekirse hiçbir zaman
sigara içmemiş olsanız da bu hastalığa sahip
olabilirsiniz. Fakat sigara kullanıyorsanız derinizin pul pul olma ihtimali artar. Ortalama 10
sene boyunca günde 1 paket sigara içiyorsanız
psöriasis riski %20 artar. 11-20 yıl arasında ise
bu risk % 60’tır. (Eğer hamilelik ve çocukluk döneminde dumana maruz kalınırsa risk yükselir).
Sararmış dişler: Göz alıcı dişlere sahip olmak
istemez misiniz, tıpkı Hollywood yıldızları gibi?
Eğer sigara içiyorsanız bu hayale hoşça kal
diyebilirsiniz. Nikotin dişlerde lekelenme yapar.
Sonuç olarak sigaraya ödediğiniz ücrete artı
bir de diş beyazlatmak için doktora vereceğiniz
ücreti ekleyin.
Vakitsiz yaşlanma ve kırışıklıklar: Kırışıklık
ilerleyen yaşlarda herkeste görülür fakat genç
ve sigara içen insanlarda da oluşabilir. Uzmanlar sigaranın yaşlanma etkilerini arttırdığı
konusunda hemfikir. Bu sebepten dolayı sigara
içenler içmeyenlere göre ortalama 1.4 yaş daha
fazla gösteriyor.
Neden sigara ciltte kırışıklığa sebep oluyor?
Sigara cilt dokusunu esnek ve sağlıklı görünüşünü koruyan kan akışını engelliyor. Cilt yeterince kanlanamadığı için kırışıklıklar oluşuyor.
Sarı parmaklar: Sigaranın içindeki nikotin sadece
dişlerinizi kahverengileştirmiyor (ve evinizin
duvarlarını), aynı zamanda parmak ve tırnaklarınızı da sarartıyor. İnternette araştırma
yaparsanız, limon suyu ve beyazlatıcı solüsyon
ile hazırlanan evde uygulanabilecek reçeteler
bulabilirsiniz. Sigarayı bırakmak daha kolay ve
daha az ağrılı değil mi?
İncelmiş saçlar: Sanki cildinizde yarattığı kırışıklar yetmezmiş gibi sigara saçlarınıza da zarar
veriyor. Uzmanlar sigaranın içindeki toksik
kimyasalların saç foliküllerindeki DNA’ya ve
hücrenin genelindeki serbest radikallere zarar
verebileceğini düşünüyor.
Sonuç sigara içenler daha ince saçlara
sahip oluyor ve içmeyenlere göre daha önce
beyazlıyor. Tabi beyazlayacak saçları kalırsa.
Tayvan’da erkekler üzerinde yapılan çalışmada
sigara içen erkeklerin içmeyenlere göre saçlarını kaybetme riskinin 2 katı olduğunu göstermiş. Kellik riski daha fazla.
Yara iyileşmesi: Nikotin vazokonstrüksiyona
(damarlarda daralmaya) sebep olur, kan damar-
36
larındaki daralma oksijenden zengin kanın yüz ve
vücudun diğer bölgelerindeki küçük damarlardaki
akışını limitler. Bu da yaralarınızın daha uzun zamanda iyileşeceği anlamına gelir ve sigara içmeyen
birine göre daha büyük ve kırmızı yara izine sahip
olursunuz. Sigara içenlerin cerrahi sonrasında
optimum iyileşmeye ulaşamadığını gösteren birçok
bilimsel çalışma vardır. Hatta sigara içenlerde estetik operasyon sonrası yeterli kanlanma olmamasından ve deride dökülme riski yüksek olduğundan,
operasyon sigarayı bırakana kadar yapılmaz.
Diş kaybı: Sigara içmek her türlü diş problemi
riskini arttırır; ağız kanseri ve dişeti hastalıkları dahil. ‘Journal of Clinical Periodontology’de
yayınlanan bir çalışmada sigara içenlerin içmeyenlere göre 6 kat daha fazla dişeti hastalıklarına
yakalanma ve bunun sonucunda da diş kaybetme
riski olduğu gösterilmiştir.
Doğal parlaklığınız kayboluyor: Sigara içenler tipik,
karakteristik bir yüze sahiptir. Kırışık, soluk ve gri
görünümlü bir deriye sahip bu kişilere ‘Smokers
Face’ deniyor.
Sigara karbon monoksit içerir, cildinizdeki ok-
sijenin yerine nikotin yerleşmesine sebep olur. Bu
da kan akışını azaltır, cildi daha kuru ve renksiz
hale getirir. Sigara aynı zamanda cildi tamir eden
ve korumaya yardımcı birçok besini bitirir.
Cilt kanseri: Sigara akciğer, boğaz, ağız ve öshafagus kanseri sebeplerinin en başında gelir. Dolasıyla cilt kanseri riskini yükseltmesi şaşırtıcı değildir.
Sigara içenlerde içmeyenlere göre 3 kat daha fazla
skuamöz hücreli karsinom gelişir. Bu da cilt kanserinin ikinci yaygın tipidir.
Esneklik: Sigarada bulunan nikotin cildinizdeki
konnektif dokuya ve liflere zarar verir. Bu da kuvvet ve esnekliğin kaybolmasına sebep olur.
Güçsüz karın kasları: Sigara iştahı baskılar, sigara
içenler içmeyenlere göre daha zayıftır. Sigara içenlerin iç organlarında yağlanma daha fazladır. Bu
derin yağ yastıkçıkları vücudunuzun orta kısmında
birikir ve şeker gibi birçok hastalık riskini arttırır.
Katarakt: Amerikalıların yarısından fazlasında 80
yaşından sonra katarakt görülmektedir. Sigara
gözün lens kısmındaki oksidatif stresi arttırarak
katarakt riskini de arttırır.
37
sağlıklı yaşam
Hareketsİz Yaşam
Kalp Hastalıklarının
Habercİsİ
Philips’in yaptığı araştırmalar sonucunda Türkiye’deki kalp hastalarının
profili ortaya çıktı. Kalp hastalarının
yüzde 72’si hareketsiz bir yaşam sürerken
yüzde 65’i stres altında çalışıyor.
Sağlık ve İyi Yaşam sektörünün lider
şirketi Philips, yaptığı araştırmalar ile Türkiye’deki kalp hastalarının profilini analiz
ediyor. Araştırmalar günümüzde sigara,
stres, obezite ve genetik faktörlerin kalp hastalıklarının alt yapısını oluşturmayı sürdürdüğünü gösteriyor.
Türkiye’de sigara kullanımı, obezite,
stres, genetik faktörler, hareketsizlik, yüksek
kolestrol ve tansiyon gibi risk faktörleri arasında sigara kullanımı yüzde 92 ile ilk sırada,
obezite yüzde 80 ile ikinci, stres yüzde 70
ile 3’üncü, genetik faktörler ise yüzde 64 ile
4’üncü sırada yer alıyor.
Çalışma hayatı açısından risk faktörlerine
bakıldığında, yüzde 100’lük bir oranla stresin
tablonun en üst noktasında olduğunu, yüzde
74 ile düzensiz ve dengesiz beslenmenin, yüzde 70 ile hareketsizliğin, yüzde 32 ile trafikte
geçirilen süre geldiğini görüyoruz.
Kalp krizi geçiren kişilerin yüzde 60’ı
sigara içiyor…
Kalp hastalarının ortak özellikleri arasında, (%72) hareketsizlik dikkat çekiyor.
Philips’in verilerine göre, Türkiye’de kalp
hastalarının yüzde 65’i ise stres altında çalışıyor. Kalp hastalarının yüzde 60’ı düzenli
sigara kullanırken, yüzde 53’ünün ailesinde
genetik olarak kalp hastalığı bulunuyor. Veriler aynı zamanda kalp hastalarının yüzde
52’sinin obez olduğunu gösteriyor. Düzenli
egzersiz ve hareketlilik, kalp hastalarının
yüzde 86’sının hayatında yeterli düzeyde
bulunmuyor. Hastalar hiçbir şekilde tam
anlamıyla yeterli düzeyde egzersiz yapmazken, sadece yüzde 4’ü biraz yeterli düzeyde
egzersizi hayatına adapte ediyor.
38
Dikkat! Ağız kokusu
hastalık habercisi olabilir
Ağız kokusu, günümüzde,
özellikle medeni toplumlarda
sosyal ve psikolojik problemlere neden olan bir yakınmadır. Ağız
kokusunu bir hastalık olarak tanımlamak zor ama beraberinde birçok
hastalığa eşlik ettiği veya habercisi
olduğu söylenebilir.
Diş Hekimi Yeşim Tüfekçi Hemiş’e
ağız kokusunun hastalık habercisi
olup olmadığını sorduk. İşte bize verdiği çarpıcı açıklamalar...
“Ağızdan gelen rahatsız edici kokuya “ağız kokusu” veya “halitosis” denir.
Ağız kokusunu fizyolojik ve patolojik
olarak ikiye ayırmak mümkündür.
Fizyolojik diğer bir deyişle normal
kabul edilen ağız kokusu birey sabah
uyandığında dil sırtında üreyen bakterilerin veya sindirim kanalında biriken
gazların oluşturduğu kokudur. Dişleri
ve dil sırtını fırçalamak, gerekirse
çinkolu ağız gargaraları kullanmakla
önüne geçilebilir.
Beslenme sonrası meydana gelen
ağız kokusu da normal kabul edilir. Örneğin sarımsak yiyen kişilerde kanda
biriken aromatik gazlar nefes yoluyla
atılırken ağız kokusuna neden olurlar.
Bu tip kokular tedavi gerektirmez.
Patolojik ağız kokusu ise gerçek
halitosis dediğimiz tedavi gerektiren
ağız kokusudur. Ağız kokusunun nedenleri öncelikle ağız içinde aranmalı;
ağızda çürük diş, dişeti iltihabı, temizlenemeyen uyumu bozulmuş protezler
varsa gerekli tedaviler uygulanmalıdır.
Ağız içinde böyle bir durum yoksa
veya tedavi sonrasında da kişi ağız
kokusundan şikâyet ediyorsa diğer etkenler gözden geçirilmelidir. Bu diğer
etkenler arasında;
• Üst ve alt solunum yolu iltihapları
• Şeker hastalığı
• Karaciğer veya böbrek yetmezliği
• Metabolizma bozuklukları sayılabilir.
Ayrıca açlık, diyet, hamilelik gibi
durumlarda da ağız kokusu oluşabilir.
Daha önce de belirtildiği gibi ağız
kokusunun nedeni öncelikle ağızda
araştırılmalıdır. Diş çürükleri ve dişeti
iltihabı ağız kokusunun önemli nedenlerindendir. Eskimiş protezler kontrol
edilmeli, gerekiyorsa değiştirilmelidir.
Ağız bakımına önem verilmeli, diş
hekiminin önerisi doğrultusunda diş
fırçalamanın yanı sıra diş ipi, ağız
duşu gibi yardımcı ürünlerden faydalanılmalıdır.
Bunların dışında daha fazla su
içmek, basit şeker tüketimini azaltmak, lokmaları iyi çiğnemek, sakız,
ağız gargarası gibi ürünler kullanmak,
sigara içmemek gibi önlemlere başvurulabilir.”
39
sağlıklı yaşam
..
40
GRİP VE SOĞUK
ALGINLIĞINDA GÖZLE
TEMASI AZALTIN
Soğuk havaların kendini hissettirmesi, grip
ve soğuk algınlığı gibi hastalıkların görülmesini artırıyor. Vücudun direncini kaybetmesiyle kişiyi yatağa düşürebilen grip
ve soğuk algınlığı, gözde enfeksiyonlara da
neden oluyor. Uzmanlar, bu dönemde ellerin
sık yıkanması gerektiğini söyleyerek, gözle temasın azaltılması konusunda uyarıda
bulundu.
Dünyagöz Etiler’den Opr. Dr. Hakan Eren,
kışın sık görülen grip ve soğuk algınlığı gibi
hastalıkların gözde batma, yanma, çapaklanma gibi bulgulara neden olabileceğini ifade
ederek, söz konusu şikâyetlerin geçmemesi
durumda göz hekimine başvurulması gerektiğini kaydetti.
Gözü de vuruyor
Grip ve soğuk algınlığının geçirilmekte olan
viral bir üst solunum yolu enfeksiyonu olarak
tanımlanabileceğini ifade eden Opr. Dr.
Hakan Eren, bu hastalıkların öksürük, boğaz
ağrısı, burun akıntısı ve bazen de ateşle seyredebileceğini dile getirdi. Opr. Dr. Eren, grip
ve soğuk algınlığından kaynaklanan bulguların, bağışıklık sisteminin virüslere verdiği
bir cevap olduğunu anlatarak, gözde ise bu
virüslerin kızarıklık, sulanma, yanma, batma, göz kapaklarında şişlik, ışık hassasiyeti
gibi belirtileri ortaya çıkaracağını ifade etti.
Çoğu zaman grip ve soğuk algınlığının
vücudu terk etmesiyle birlikte gözde meydana gelen bulguların da düzeldiğini kaydeden
Opr. Dr. Eren, “Bazen bu viral enfeksiyonla
birlikte bakteriyel enfeksiyonlar da görülebilir. Bu gibi durumlarda tedavi gerekebilir”
dedi.
Kontakt lens kullanmayın
Opr. Dr. Hakan Eren, grip ve soğuk algınlığı
boyunca ellerin sık yıkanmasını, gözle temasın mümkün olduğunca azaltılmasını ve ağır
göz makyajından kaçınılması gerektiğine
dikkat çekti. Göz enfeksiyonlarının da grip
ve soğuk algınlığı gibi kolaylıkla çevredeki
kişilere bulaşabileceğinin altını çizen Opr.
Dr. Hakan Eren, şöyle konuştu: “Elleri sık
yıkamak, tek kullanımlık kâğıt havlu kullanılması, ortak eşya kullanmamak, gözlere
temastan kaçınmak bulaştırıcılığı azaltabilir.
Bu dönemde kontakt lens kullanılmamalıdır. Geçmeyen sulanma, yanma, batma,
çapaklanma şikâyetlerinde ise acil olarak bir
göz hekimine başvurulmalı. Gözde oluşan
enfeksiyonlar antibiyotik veya damla gibi
ilaçlarla tedavi edilebilir ancak erken müdahalenin büyük önem taşıdığını unutmamak
gerekiyor.”
Opr. Dr. Hakan Eren, grip ve soğuk algınlığı hastalıklarında görme kaybı yaşanmayacağını ancak geçici görme bulanıklıkları
olabileceğini de ifade etti.
41
sağlıklı yaşam
Kanserle Psikolojik
Savaş Mümkün
Ölümcül hastalıkların başında gelen
kanser, hasta üzerinde hem fiziksel
hem de psikolojik açıdan onarımı
mümkün olmayan tahribatlara neden olabiliyor. Psikolojik yönüyle kanser tanısı konmuş
kişi, kendi yüklediği anlam ile hastalığın çok
daha ötesine geçebiliyor. Kanser hastalarının
yaşadığı psikolojik süreci ve terapi yöntemlerine ilişkin bilgi veren Üsküdar Üniversitesi
NPİstanbul Nöropsikiyatri Hastanesi Uzm.
Psk. İhsan Öztekin, kanserin yaşamda bir
kriz hali olduğuna ve psikolojik olarak bu
hastalıkla baş edebilmenin önemli olduğuna
dikkat çekiyor.
Uzm. Klnk. Psk. İhsan Öztekin kanser
olgusunun tıbbi-fiziksel bir hastalık kadar
ruhsal ve psiko-sosyal mekanizmaları da olan
bir olgu olduğuna vurgu yapıyor. Kanser teşhisi
konulan kişilerin hemen hayattan koptuklarını
ifade eden Öztekin, bu durumun yaşamda bir
kriz hali olduğunu belirterek, söz konusu krizle
baş edebilmenin mümkün olduğunu hatırlatıyor. Öztekin, kanser teşhisiyle birlikte kişilerde
yaşanan ruhsal durumun süreçlerini şu şekilde
özetliyor:
Kişi önce şok yaşar
Tanıyı öğrenen kişi öncelikle şok hali yaşıyor. Çevresinde benzer vakalara rastlasa da
kendisinde olduğunu kabul etmekte zorlanıyor.
Kendi bedenine yabancılaşmaya başlar, gelecek
ile ilgili planları alt-üst olmuş gibi hisseder.
Gerçeği bilinç dışında tutmaya çalışır ve bu
duruma en uygun olan inkâr, ayrıştırma ve
yansıtma gibi psikolojik savunma mekanizma-
larını kullanır. Dışarıdan söylenenleri duymuyor, gerçeği bir türlü idrak etmiyor gibidir.
Bu dönemde başka doktorlar ile görüşmeler
yaparlar.
Tepki gösterir
Şoku atlatan kişi gerçeği kabullenmiş olup
duygusal tepkisini ifade etmeye başlar zamanla. Bu sürece tepki aşaması adı verilir.
Tepki olarak kaygıyla beraber kişi; yok olma,
kayıp algısı, ayrılık, ölüm düşünceleri ve
bedenine yabancılaşma duyguları ile karşı
karşıya kalır. Kanser olduğunu bildiği halde
ağzına almaktan kaçınır ve hastalığını
küçümser. Bastırma, karşıt tepki verme gibi
çeşitli savunma mekanizmaları geliştirir. Bu
dönemde tedavi ekibine ve ailesine kızgınlık
duyabilir. “Neden ben?”, “Niye benim başıma
geldi?” soruları ile sık sık kendisini, hastalığını ve durumunu sorgular ve cevap aramaya çalışır.
Direnmeye başlar
Üçüncü aşama direnme evresi. Tedavide aktif
dönemin bitmesi, kişinin yeni duruma adapte
olmaya çalışması sürecini ifade eder. Ölüme bu
denli yaklaşmak, hayata bakış, anlam ve bundan sonraki hayatın nasıl değerlendirileceği
konusu gündeme gelir. Sık sık tahliller yaptırmak, kontrollere gitmek ve vücutlarında olan
yeni bir değişiklik hastalığının nüks ettiğini
düşünerek kaygı düzeyini arttırabilir ve sürekli
zihnini meşgul eder.
Gerçek kabul edilir
Bu dönemde kişi gerçeği kabul eder, enerjisini
ve ruhsal gücünü yeni yaşamına yönelterek
42
uyum dönemine girer. Hastalığı ile birlikte yaşamayı öğrenir. Bu aşama ile birlikte kişi; yaşamını, geçmişini, geleceğini, var oluşunu yeniden
yorumlamaya başlarken bir yandan da kimliğini,
yaşam amacını ve yaşam tercihlerini sorgular.
Psikolojik Destek Neden Gerekli?
Bireysel terapi, grup terapisi ile kişinin yaşamının kolaylaştırıp duygu yükünü hafifletmesine yardımcı olur. Günlük yaşamına uyum,
tedaviye uyum sağlamasına ve yeni yaşamı ile
aktif baş edebilmelerini sağlayarak kişilerin
hastalığıyla birlikte yaşamayı öğrenmesine
yardımcı olur.
Kanser hastalarında en sık kullanılan psikoterapi yöntemi kognitif terapidir. Bunun sebebi
uygulanışın kısa sürede olması ve hedef semptomları kontrolünün sağlanmasıdır. Kognitif
terapide düşünce hataları, bilişsel çarpıtmalar
üzerine çalışmalar yapılır, hastanın kaygı düzeyi
ve depresyonunun ilerlemesi önlenir.
Destek sürekli olmalı
Hastaya olan desteğin sürekliliğine dikkat edilmeli. Yalnız kalmasıyla kendini çökkün hissedebilir.
Bir diğer önemli konu ise kişinin hasta hissettirilmesidir. Kişinin hasta hissettirilmesi kişinin giderek
günlük hayattan uzaklaşmasına, yapabileceği işi bile
yapmamasına ve giderek yaşamdan soyutlanmasına
sebep verir. Tam tersine yapılması gereken kişinin
yapabileceği kadarıyla, kendisini zorlamadan gün
içerisinde aktif olarak bir şeyler yapmasını sağlamaktır. Bu bir nevi meşguliyet terapidir.
Manevi danışmanlık da ihmal edilmemeli
Kanser hastalarında manevi danışmanlık psikososyal desteğin önemli kaynaklarından. Özellikle
dinine bağlı kişilerin ağrılarını ve duygularını
ifade ederek hastanın kendi inancındaki güvenilir bir kişi tarafından anlamlandırılması çok
faydalı. Bunu da din psikologları gerçekleştirmekte. Batıda dahi çoğu papazlar ve din adamları
psikoloji eğitimi alarak ve doktorasını yaparak bu
açığı kapatmaktadır.
43
44
kİtap
Babamı Beklerken
Dünya Ağrısı
Clare Vanderpool
Ayfer TUNÇ
Kahramanımız Abilene ve
babasının hiçbir zaman bir ‘ev’
kavramı olmamıştır. Yaprak gibi
oradan oraya sürüklenip duran
baba-kızın, birbirlerinden ve
biriktirdikleri hikâyelerden başka
hiç kimseleri yoktur. Ama Abilene
günden güne büyümektedir ve bir
yuvası olmalıdır. Derken bir gün
baba-kızın yolları ayrılır, Abilene
Parodi Yayınları
artık tek başınadır. Çünkü babası
Gideon, onu bir kasabaya yollamıştır.
Yakın zamanda yılın en iyi kitabı seçilerek Newbery
Edebiyat Ödülünü alan, aile ve topluma dair detaylara yer
veren, akıcı bir dile sahip bu eseri okurken baştan sona
eğleneceğinizi ama yer yer duygusallaşacağınızı da belirtmek isterim.
Bediüzzaman’a
Göre Değişim
ve Yeniden
Yapılanma
Abdullah Mahmud Tantavi
Buhranlar içerisinde kaoslu bir
dönem geçiren, temelleri yeni
atılmaya başlanmış olan, manevi
yönden boşlukla sarsıntı yaşanılan bir dönemde, “zamanının
bedi’i olan, zamanında kendisi
Şahdamar Yayınları
gibi görülmedik” anlamına gelen
Bediüzzaman mahlaslı bir âlim dünyaya gelir.
Elimizde bulunan Bediüzzaman’a Göre Değişim ve Yeniden Yapılanma adlı eser de, özellikle Risale-i Nur’larla yeni
tanışmış bireyler için başlangıç, temel oluşturma özelliği
taşımaktadır. Said Nursi’nin soru sorma tekniklerine
değinen yazar Abdullah Mahmuh Tantavi, “20.yüzyılın
Türkiyesi’nde ortaya çıkan büyük bir şahsiyetin düşünce
dünyasının önemli bir yanına ışık tutmaya” çalışmıştır
eseriyle.
“Hayat, kayaç katmanları gibi
parçalarına ayrılan değersiz
bir kütledir.” Türk edebiyatının
güçlü kalemi Ayfer Tunç yeni bir
romanla karşımıza çıkıyor. Hayatı
«yolcu» olarak yaşamak isterken
baba mirası otelin işletmecisi,
ailesinin «reisi» olmak zorunda kalan Mürşit, her geçen gün
Can Yayınları
tamahkârlaşan bir şehirde, gerçek
dostluğu İstanbul›da bıraktığı hayaletlerden kaçarak
Mürşit›in oteline sığınan Madenci’de buluyor. İki arkadaşın dünya algısı, okuyucuya Türkiye tarihindeki utanç
sayfalarının bir özetini sunuyor.
Arka planı toplumsal facialar, kitlesel cinnet hikâyeleriyle
örülen Dünya Ağrısı’nda, geçmişle hesaplaşma cesaretini
gösteren insanları yaşadıkları toplumdan ayıran sınır
imleniyor.
Şebperest
Ahmet Ay
“Geceye, rüyaya ve uykuya fazla
kıymet veren” anlamına gelen bir
diğer fırından yeni çıkmış, tazecik
kitabımız; Şebperest. Kitaplara olan
merakıyla kendini bir anda edebiyat dünyasında bulan yen, nesil
romancılarımız arasına girecek olan
Ahmet Ay’ın, polisiye roman tadındaki eseridir Şebpereset. Karısının
Nesil Yayınları
ölmesiyle kendisini grup terapisinde bulan Yusuf’un, terapi sırasında bazı hastaların terapiye
gelmeyi bırakmasıyla macerası başlar. Suçlu olarak gördüğü
bir diğer hasta arkadaşının izini sürmesi ve onu bulmasıyla
da sürprizlerle karşılaşır kahramanımız. İçinde hem psikolojik hem de tasavvufi izler taşıyan, Nesil Yayınları’ndan çıkan
Şebperest, “sürükleyici üslubu ve düşmeyen temposuyla”
heyecanperestler için raflarda yerini aldı.
45
kültür-sanat
SİYAD Ödülleri
sahiplerini buldu
46. SİYAD Ödülleri, Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Cemal Reşit Rey Konser
Salonu’nda düzenlenen ödül töreninde SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) Onursal Başkanı Atilla Dorsay, meslekte 50.
yılını kutlayan sinema yazarı Sungu Çapan’a “SİYAD Özel
Ödülü”nü verdi. Atilla Dorsay, 1981 yılında oynadığı “Düşman” filmi ile ödüle layık görülen Aytaç Arman’a da “En
İyi Erkek Oyuncu Ödülü”nü takdim etti. Törende, Erdem
Tepegöz’ün yönettiği “Zerre” “En İyi Film Ödülü”nü alırken, Reha Erdem “Jin” ile “En İyi Yönetim Ödülü”nün, Jale
Arıkan “Zerre” ile “Cahide Sonku En İyi Kadın Oyuncu
Ödülü”nün, Kıvanç Tatlıtuğ ise “Kelebeğin Rüyası” ile “En
İyi Erkek Oyuncu Ödülü”nün sahibi oldu.
“En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü”, “Kelebeğin
Rüyası” ile Farah Zeynep Abdullah’a, “En İyi Yardımcı
Erkek Oyuncu Ödülü” ise “Yozgat Blues” filmindeki
performansı ile Nadir Sarıbacak’a verildi. Törende, 2013
yılında hayatını kaybeden sanat dünyasının önde gelen
isimleri ile ilgili sinevizyon gösterimi yapıldı, Karsu ile
Sema Moritz de konser verdi.
Kültüre destek yüzde 35 arttı
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye’nin kültürel mirasının
korunarak yaşatılmasına yönelik desteğini, geçtiğimiz yıl,
ortalama yüzde 35 oranında artırdı.
Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, proje, uygulama,
kazı, kamulaştırma işleri ile taşınmaz kültür varlıklarına
proje ve uygulama yardım faaliyetleri için 2013 yılında ortalama 180 milyon liralık kaynak kullanıldı.
Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in, “Kültürel mirasımızı sadece geçmişe ait bir mesele olarak görmemeliyiz.
Kültürel mirasa sahip çıkmak bugünümüz ve geleceğimiz
için bir tercih değil, zorunluluktur” diyerek ödeneğin artırılması talimatını verdi.
Kültür varlıklarına 2012 yılında 135 milyon 245 bin 48
lira ödenek aktaran Bakanlık, geçen yıl Çelik’in talimatının
ardından 179 milyon 539 bin 768 liraya çıkarttı.
46
kültür-sanat
Çok satan kİtapların
şİfresİ çözüldü
New York kentindeki Stony Brook Üniversitesi
bilgisayar uzmanları, popüler bir kitabın özelliklerini
ortaya koyabilmek amacıyla “istatistiksel stilometri”
adını verdikleri bir algoritma geliştirdi.
Sözcüklerin ve gramerin kullanımını matematiksel
olarak irdeleyen teknik, bir kitabın ticari başarı elde edip
edemeyeceğini yüzde 84 doğruluk oranıyla öngörebiliyor.
Güneş'in İkİzİ
İnternet kütüphanesi olarak da bilinen “Project Gutenberg” arşivinden klasikleşmiş eserleri
yükleyerek inceleyen bilim insanları, basılan
bir kitabın çok satmasında ilginçlik, orijinallik, yazım tarzı ve öykünün ilerleyişi gibi bir
dizi unsurun yanı sıra şans faktörünün de etkili
olduğuna işaret etti.
Şili’de bulunan Avrupa Güney Gözlemevi’ne (ESO)
bağlı HARPS teleskobu, Güneş’e ikizi kadar benzeyen
bir yıldızın yörüngesinde gezegen bulunduğunu tespit
etti. ESO, ilk kez Güneş’e büyük benzerlik gösteren bir
yıldızın yörüngesinde gezegen tespit edildiğini açıkladı.
Jüpiter’den biraz daha küçük olduğu belirtilen dış
gezegenin, Güneş’inin etrafındaki bir turu sadece 7
günde tamamladığı belirtildi. HARPS’ın, dev gezegenin
yanı sıra tespit ettiği iki diğer dış gezegen, yaklaşık 500
yıldızın yer aldığı Messier 67 yıldız kümesinde yer alıyor.
ESO bilim insanları, geçmişte yıldız kümelerinde dış
gezegenlerin tespit edildiğini ancak ilk kez Güneş’e ikizi
kadar benzeyen bir yıldızın yörüngesinde gezegen keşfi
yapıldığının altını çizdi.
Sümela Manastırı dijital rehberle gezilecek
Trabzon’un Maçka ilçesindeki dünyaca ünlü tarihi
Sümela Manastırı, 2014 turizm sezonunda dijital rehberle gezilebilecek. Trabzon Valisi Abdil Celil Öz,
yaptığı açıklamada, Sümela Manastırı’nı 2013’te 450 bin
kişinin ziyaret ettiğini, bu yıl ziyaretçi sayısının 500 bine
ulaşmasını beklediklerini söyledi. Sümela Manastırı’nda
dijital rehber uygulamasının başlayacağını ifade eden
Öz, sistem sayesinde manastırın ziyaretçilere daha iyi
tanıtılacağını dile getirdi. Turlarla gelen ziyaretçilerin
Sümela’yı rehberleriyle gezdiğini ancak ferdi gelenlere yeterince tanıtım hizmeti veremediklerini
kaydeden Öz, “Hedefimiz hem turla hem de ferdi
gelen ziyaretçilerimize orada vereceğimiz dijital ekipmanla manastırın tanıtımını sağlamak” dedi.
“Davut Usta” son
yolculuğuna uğurlandı
Tedavi gördüğü hastanede 73 yaşında vefat eden “Bizimkiler” dizisindeki “Davut Usta” rolüyle hafızalarda
yer eden Türk tiyatrosunun tanınmış ismi Selçuk
Uluergüven’in cenazesi toprağa verildi.
Uluergüven’in cenazesi, Caddebostan Kültür Merkezi’ndeki (CKM) törenin ardından
Karacahmet’teki Şakirin Camisi’ne getirildi. Törende,
Uluergüven’in eşi Türkan ve oğlu Emre Uluergüven taziyeleri kabul etti. Törene, Uluergüven’in
yakınları, sevenleri ile sanat ve tiyatro camiasından
isimler katıldı. Ergüven için camide öğle vakti
cenaze namazı kılındı. Sanatçının cenazesi, alkışlar
eşliğinde cenaze arabasına konularak Zincirlikuyu
Mezarlığı’na defnedildi.
48
tİyatro
Savaşın Cephe Gerİsİndekİ Yüzü:
Kalpak
Muhammet celep
Devlet Tiyatroları’na bu sezon dâhil olan ve geçtiğimiz aralık ayında prömiyerini yaparak seyirci
karşısına çıkan Kalpak oyunu, güzel bir dönem
oyunu olmuş. Oyun, 1939’dan 1945’e kadar devam eden İkinci Dünya Savaşı’nın, son yıllarının
Almanya’sından bir kesit sunmakta.
Daha salondaki koltuğunuza oturur oturmaz emek verilen bir oyunun sizi beklediği
hissine sahip oluyorsunuz; zira oyun öncesinde
sizi karşılayan sahne son derece güzel hazırlanmış ve fonda çalan müzik sahneyle tam bir
bütünlük oluşturmuş. Yönetmenliğini Ali Atilla
Şendil’in üstlendiği oyunda; yıllardır süren ve
ülkeleri açısından çok da iç açıcı bir seyir izle-
meyen savaş sebebiyle, cephe gerisinde kalan
Alman kadın ve çocukları açlık, susuzluk ve
korkuyla dolu sıkıntılı bir dönemden geçmektedir. Tüm bu sıkıntılardan nasibini tam olarak
almış bir mahalleyi gözler önüne seren oyun;
esir kampından kaçmış bir Rus askerinin evine
sığınmasıyla hayatı iyice zora giren bir terzi,
evinin geçimi için savaş mağdurlarını soyan bir
çetenin üyesi genç bir kız, savaşın kötüleştirdiği maddi durumlarına karşın havasından ödün
vermemek için çabalayan bir kadın, otoriteye
başkaldırdığı için cezalandırılan bir kadın,
savaşa rağmen geleceğe dönük hayalleri hala
dipdiri olan genç kız öğrenciler ve daha önce
49
gördüğü birçok savaş sebebiyle tecrübelerini
dillendiren ömrünün son demlerinde bir nine,
savaşın cephe gerisinde yaşananları bize yer
yer gülümseterek anlatmakta.
Sahne tasarımının yanı sıra, ışık ve kostüm
tasarımı da oyun için hazırlanan konsepte çok
güzel oturmuş. Savaş Almanya’sının karanlığını,
siyah beyaz bir film izler gibi izliyorsunuz adeta.
Gösterime gireli daha bir ay bile olmamasına
rağmen oyunculuklar da son derece uyumlu ve
başarılı olmuş. Bütün oyuncuların performansı
ayrı ayrı takdire şayan nitelikte.
Tek perde ve seksen dakika olan oyunda,
oyun boyunca sırıtan “yok, şurası olmamış!” diyeceğiniz hiçbir şey yok neredeyse ama gelin görün ki oyun bittiğinde kafanızda “gerçekten çok
başarılı bir oyundu” düşüncesi de oluşmamakta.
Kanaatimce bu durumun sebebi, savaşın kadın
ve çocuklar üzerindeki etkisinin, esir kampının
Rus asker üzerindeki etkisi kadar çarpıcı verilememesi. Belki de savaşın aşka kurban edilme-
sidir sebep, emin değilim ama sonuç itibariyle
oyundan çıktığınızda bir eksiklik duygusu da
sizinle beraber geliyor.
Velhasıl, savaşın cephe gerisinde kalan
yüzünü anlatan bir oyun Kalpak ve sırf birbiriyle uyum içerisindeki başarılı tasarımları
için dahi izlenmeye değer bir oyun olduğunu
düşünüyorum. Yani koltuğunuza oturduğunuzda oluşan o his, oyunun sonunda kendisini
doğruluyor.
Bu arada oyuna gidip de Martha’nın “b-e-kh-m-h-t” diye tekrar edip durduğu “şeyi” anlayan
olursa beni de aydınlatsın lütfen, ciddi manada
Fransız kaldım çünkü. Keyifli seyirler…
50
SİNEMA
Aşkı arayan bir aşığın sesi
YUNUS EMRE
AŞKIN SESİ
betül olcay
Eğer göğün yedi kat üstüne çıkmaksa niyetin,
olduğunu bilemeden... Ancak kendini tekrar
aşk’tan güzel merdiven bulamazsın.
Taptuk Emre’nin yanında bulur.
‘Aşkı arayan bir dervişin şair olma öykü
Ölmeden önce ölümü seçen, her şeyini
südür ‘Yunus Emre Aşkın Sesi’. Anadolu’nun
aşk yoluna feda eden halk şairi, tasavvuf
derinliklerinden yayılan ışığın; sevgiyi ve aşkı
düşünürü Yunus Emre’nin aşkı arama öyharmanlama hikâyesidir. Kan ve savaşın ortaküsünün anlatıldığı Yunus Emre- Aşkın Sesi
sında kalan Anadolu köylüsü Yunus (Devrim
filmi Ocak 2014’te vizyona girdi. “Mevlana
Evin), Hacı Bektaş-ı Veli’nin (Ahmet
Celaleddin-i Rumi: Aşkın DanMekin) verdiği nefesi kabul etmez,
sı” filminden tanıdığımız Kürşat
Aşkı arayan bir aşığın sesi
buğday ile avunur. Kısa sürede
Kızbaz’ın senaryosunu yazdığı ve
YUNUS EMREyaşadığı pişmanlık Yunus’u zamanyönettiği filmde birbirinden değerli
AŞKIN SESİ
sız bir ilahi aşk arayışına sürükler.
oyuncular rol alıyor. Ancak film
Yönetmen: Kürşat Kızbaz
Artık Yunus’un gözünde ne buğday
için birkaç eleştiri yapmak duruOyuncular: Devrim Evin,
vardır ne de kendisi.
mundayız. Öncelikle film, didaktik
Bülent Emin Yarar, Ahmet
Mekin, Altan Erkekli,
Yunus düşer yollara, Tapağırlığı olan, kim için ve ne için
Burak Sergen
tuk Emre’nin (Bülent Emin Yarar)
aşkın arandığı tam olarak ifade
Vizyon Tarihi: Ocak,2014
yanında oduncu Yunus olur. Nefes,
edilemeyen yoğun anlatımlı bir
Süre: 97 dk.
himmet ve dervişlik yolunda hizfilm olmuş. Film biyografi değil
met için çabalar durur; tek aradığı
ancak Yunus Emre felsefesini de
aşk’tır çünkü… Yunuscan övgüler alır,
tam anlamıyla izleyiciye veremiyor. Bunun
hocası sanki geleceğini görmüş gibi
yanı sıra buna benzer birçok filmde gördüdoğruluk, tevazu ve yüksek bir ahlak anlayığümüz üzere oryantalist bakış açısını ve yeni
şıyla aşkı bulacağını ve aşkının kıtalar aşıp,
fenomen post-modern bakış açısını da ne
dillere destan olacağını söyler durur. Yunus
yazık ki bu filmde de görmekteyiz. Filmi 11.ve
yine düşer yollara dergâh dergâh dolaşır,
12.yüzyılın şartlarına göre değerlendirdiğiAnadolu’nun tüm erenlerini ilahi aşkı arama
mizde gerek yalnızca erkeklere mahsus olan,
yolunda ziyaret eder, gerçek sevgiyi ve aşkı
Yunus’un eğri odun getirmeye bile edep ettiği
bulmaya çalışır aradığının kendi içinde saklı
dergâhın içinde rahatça gezinebilen aşırı mak-
yajlı ve dekolteli derviş kızı Balım’ı izlerken
gerekse Yaradan’a ‘Tanrım’ demekten çekinmeyen dervişte bu izleri görebiliriz. Filmin
bazı noktalarında doğru ile yanlışın birlikte
harmanlandığını, tasavvuf bilgisi olanın da
olmayanın da aslında kendini filme dâhil
edemediğini söyleyebiliriz. Çünkü senaryo bir
yerlerde eksik kalıyor ve tanıdığımız bildiğimiz âlim Yunus’un sanki dünyevi aşkı Balım
uğruna dağ bayır dolaştığını düşünebiliyoruz.
Gerçi Balım ile Yunus Emre aşkının gerçekte
var olup olmadığı muamma bu noktada. Yani
kısacası film, Yunus Emre’nin ilmini, ahlakını ve hepsinden de önemlisi ilahi aşkı arayış
yolculuğunu anlatma bakımından biraz yavan
kaldığını üzülerek belirtmeliyim. Ancak filmde
özellikle Fetih 1453 filminden tanıdığımız
Devrim Evin ile Ahmet Mekin ve Bülent Emin
Yarar’ın oyunculukları göz doldurur nitelikte
olmuş. Çekim mekânları ise gerçekten takdire
şayan diyebiliriz. Türkiye’nin cennet köşelerinde, muhteşem manzaralarda çekilen film,
izleyiciyi doğa belgesellerine götürüyor sanki.
Ama sonuç olarak baktığımızda ise Yunus
Emre’yi anlatmaktan biraz noksan olan filmde
günümüzde içi tamamen boşaltılmış olan
‘aşk’ kavramı üzerinde fazlasıyla durulduğunu
ama aşkın kim için, nasıl ve ne için aranması
gerektiği konusunda biraz sığ kalındığını söyleyebiliriz. Açıkçası bu film için fazla hayaller
kurmanızı ve büyük beklentiler içinde olmanızı istemeyiz. Yine de aşk’ın ne demek olduğunu merak edenler filmden muhakkak nasibini
alacaktır.
Kaynakça
www.yunusemrefilm.com
51
VOLKAN
SEVERCAN
& SERSEFİL
Aşk bağımlılığın düşürdüğü sersefil halleri bağışlayabilir mi?
Peki, aşk altın vuruştan önceki son çıkış mıdır yoksa son doz mudur?
Christiane henüz 12 yaşındaydı ilk uyuşturucuyu vücuduna aldığında. Sonra
bağımlısı oldu… Uyuşturucuyu bulmak için girmediği yer, denemediği yol kalmamıştı. Annesi ise 2 yıl boyunca kızının madde kullandığını fark edemedi. Christiane
nasıl uyuşturucu bağımlısı olduğunu ve yaşadıklarını bir röportajda anlattıktan
sonra bunları bir kitapta toplama fikri ortaya çıktı ve neticede Christiane F.in Korkunç Anıları: Eroin kitabı, 1970’li yılların sonlarında, 5 milyondan fazla satılan bir
kitap oldu ve uyuşturucu zehrini tüm gerçekliğiyle dünyaya gösterdi.
Bu kitap o yılların en ağır kitabıydı belki de… Maddeyi kullanıp yaşamış birinden
yaşadıklarını okumak tüyler ürpertiyordu. Aslında günümüzde bu kitapta anlatılanlara çok da uzak değiliz. Zira madde kullanımı tüm dünyada ciddi boyutlara
ulaşmış durumda.
Christiane’nin anılarının hem uyarıcı yönde olması hem de dramatizm boyutlarını
taşıması Korhan Abay’a ilham vermiş ve 1980 yılında Abay’ın kaleminden tiyatroya uyarlanmış bu kitap… Şimdi ise Tiyatro Sahnekarlar bu kitabı tekrar sahneye
koymaya karar verdi ama bir farkla. Bu defa kitap, bir müzikalle karşımıza çıktı.
İsim; Sersefil / Korkuyorum Sevgilim…
RÖPORTAJ S ü m e yya O l c ay
Birbirini seven ama uyuşturucu bağımlısı iki genç
Birbirini seven ama uyuşturucu bağımlısı
iki genç ve arkadaşları, baskıcı bir baba,
ilgilendiğini düşünen ama kızına çok
yabancı bir anne… Olay bu kişilerin etrafında gelişiyor. Bir kereden bir şey olmaz
deyip bulaştıkları madde artık onları esir
alıyor. Madde bulmak için kötü yollara
düşmeleri de bu işin bir başka boyutu…
Şu bir gerçek ki; uyuşturucu konusunda bugüne kadar bu şekilde hazırlanmış, ciddi bir emek verilmiş özel oyun
yoktur ülkemizde. Böylesi ağır bir konunun işlenmesi ve seyirciye sunulmak
istenmesi de büyük bir cesaret örneği
aslında. Zira ülkemizin algısı halen daha
‘yok canım biz niye madde kullanalım,
hem benim çocuğum da yapmaz böyle
bir şey’ görüşünde.
Volkan Severcan ve ekibine bu
noktada haklarını vermek lazım. Ciddi emek sarf etmişler ve harika bir iş
çıkarmışlar. Bizler de böylesi başarılı bir
yapıtı Ortaköy’de, Afife Jale Sahnesi’nde
izledik. Öncesinde hem Sersefil ekibiyle
tanışma fırsatımız oldu hem de onların
bu oyun hakkında görüşlerini almış
olduk.
Bora Severcan; Sersefil oyunun
yönetmeni, takım arkadaşlarının deyişiyle oyunun her şeyi. 2000 yılından bu
yana tiyatro yönetmenliği ve oyunculuk
yapıyor. Aynı zamanda Türkiye’nin en
genç müzikal yönetmeni. İlk amatör
oyunculuğu da Sersefil oyununun ilk
sahnelenmiş hali olan Korhan Abay’ın
kitaptan uyarladığı, Ali Poyrazoğlu
Tiyatrosu’ndan sergilenen Eroin oyunu.
Abisi Volkan Severcan ile bu oyunu nasıl
bir daha sahneleriz derken bir müzikal
yapmaya karar vermişler. Oyunun sadece bir tiyatro oyunu olmasının dışında
sosyal sorumluluk alanında çok önemli
bir role sahip olması da haliyle kendilerini çok daha hassaslaştırmış. Özellikle
gençlerin uyuşturucudan uzak durma-
53
sı, aynı zamanda ailelerin de bu konuda
bilinçlenmesi adına çok önemli mesajlar veren bir oyun diyor Bora Severcan.
Sersefil müzikalinin hazırlanma sürecini
yönetmenimizden dinliyoruz.
Sersefil diğer müzikallerin aksine trajik bir
müzikal
Bağımlılığa hem çok uzağız hem çok yakın
“Oyunumuz iki gencin uyuşturucu yüzünden hayatlarını nasıl perişan ettiklerini,
sersefil bir hale getirdiklerini anlatıyor.
Ama bunun dışında oyunumuz sadece
mesaj veren didaktik bir oyun değil. Aynı
zamanda çok naif, güzel bir aşk hikâyesi.
Bu aşk hikâyesini, uyuşturucu bağımlılığıyla birleştirip hem mesaj veren hem de
seyirciye güzel bir sanat eseri izlettirmeyi
planladık. Bunun için özel şarkı sözleri
yazıldı, besteler yapıldı, oyuna danslar
eklendi. Bu, diğer müzikallerin aksine trajik
bir müzikaldir. Seyircilerin buraya gelirken
mutlaka mendillerini de yanında getirmeleri gerekir.”
Oyunun başrol oyuncusu ve şarkı sözlerinin yazarı Ömer Vatanartıran. Ömer
de Korhan Abay’ın Eroin oyununda yer
almış. “Bu defa müzikale çevirdik; çünkü
oyunun çekici olmasını ve daha çok kişiye ulaşmasını istedik” diyor ve samimiyetle, hissederek o kadar güzel anlatıyor
ki oyunu:
“O insanın içini titreten sahneleri
seyirciye hissettirmek istedik. Şarkıların
daha etkili olacağını düşündük. Oyun çok
dokunaklı, çok gerçek bir oyun. Kendimi
seyirci yerine koyuyorum, ne kadar acıklı
bir hikâye diyorum. Ama o kadar yakınız
ki böyle şeylere hele ki büyükşehirlerde
54
Bu oyunu izleyenler arasından bir
kişinin bile uyuşturucudan uzak
durması, hayatının kurtulması
bizim için yeterlidir.
yaşayan bizler sadece uyuşturucu değil,
bağımlılığın her türlüsüyle karşı karşıyayız. Hem çok uzağız hem çok yakın.
Ensemizde böyle. Oyunda bununla ilgili
sahneler çok çarpıcı ve cesurca işleniyor. Tabi sadece bağımlılığa indirgememek lazım bu oyunu. Bir aşk hikâyesi
aslında bu. Benim canlandırdığım
Martin’in Lilian’a duyduğu aşk, onun
da Martin’e duyduğu aşk… Birbirlerini
o kadar seviyorlar ki o kirlenmiş, bizim
dudaklarımız uçuklayarak baktığımız
hayatlarda saf kalmış bir aşka sahipler.
Fakat o da bir bağımlılık bir noktada. Hangi bağımlılık birbirinin önüne
geçiyor acaba? Zaten oyunda hep bunu
soruyoruz seyirciye. Aşk mı daha büyük
bağımlılık, madde bağımlılığı mı daha
büyük, hangisini hangisinden kaçmak
için bahane olarak kullanıyoruz? Oyunda bununla ilgili de güzel yüzleştirmeler
oluyor. Aynı zamanda aile nedir, arkadaşlık nedir sorularını da seyirciye çok
iyi düşündürüyoruz bir bakıma.”
Evet, müzikalin sözleri gerçekten etkileyici. Her sahnesi hissedilerek yazılmış, bir kalemle dökülmüş gibi sözler…
Ee tabi bu sözlerin hayat bulmasında
beste de bir o kadar önemlidir nihayetinde. Tam bu esnada Recep Gül yetişiyor imdada. Sözlerin besteleri Recep
Gül’e ait. Recep’in de kaliteli bir müzik
geçmişi var. Daha öncesinde de müzikallerde yer almış kendisi. Bu müzikalin
de beste ve aranjmanları ona ait. “Konusu itibariyle dramatik olduğu için o
yoğun hali izleyiciye elinden geldiğince
vermeye çalıştım” diyor ve ekliyor: “Sözler de güzel olunca müzikler de patır
patır geldi.”
Birinci perdenin finali için ‘kaçmak
kolay, direnmek zor’ diye şarkı sözleri
yazıp Recep’e göndermiş Ömer. Ömer
sözleri yazmadan önce, Recep de birinci
perdeye uygun olacağını düşündüğü bir
melodi yazmış. Ve sözler gidiyor, melodiyle birebir oturuyor, hiçbir revizyon da
yapılmıyor üzerinde. Böyle de güzel bir
tevafuk yaşanıyor müzikalde.
Ve Volkan Severcan. Hepimiz tanırız
kendisini ekranlardan... Nasıl tanımayalım ki o sempatik kişiliği. Mutlu, çevresindeki insanları da mutlu etmeye gayret
gösteren, hayatı tiyatro olan bir isim Volkan Severcan. Sanat hayatını ve Sersefil
müzikalini kendisinden dinledik.
İzmir’de İşletme bölümünden İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro bölümünü
geçiş yaptınız. Keskin bir geçiş olmuş sanırım…
Aslında keskin bir geçiş değil, iç içe bir
geçişti. O zamanlar belediye konservatuvarındaydım. Belediye konservatuvarı
İstanbul Üniversitesi ’ne bağlandı. Biz
konservatuarda okurken aynı zamanda
başka bir üniversite de okuyabiliyorduk. Fakat bu sistemi kapattılar. O yol
kapanınca bizim iki üniversiteden birini
seçmemiz gerekiyordu. Ben de bu mesleği
seçtim.
Tiyatro hayatınızda var mıydı? Ailenizin tepkisini ne oldu?
Vardı ama amatör. Ailem destek verdi kararıma. Genelde bir problem yaşamadım
niye bunu yapıyorsun diye.
Ekranlarda sempatik, güler yüzlü olarak
izleyicilerin beğenisini kazandığınız aşikâr.
Gerçek hayatınızda nasıl bir kişiliğiniz var?
Ailenizle aranız nasıl?
Çok sıradan yaşarım hayatı. Olması
gerektiği gibi. Mutlu olmaya ve insanları mutlu etmeye gayret gösteririm. Çok
tasalı, kaygılı, çok kendini boğan bir adam
değilim. 48 yaşındayım, halen daha saçım
beyazlamadı. Sevdiğim işi yapıyorum. İyi
bir dizi filmde oynuyorum. Aynı zamanda
55
Dizilerin sektöründe halkın bakış açısı
çok önemli. Halk isterse düzeltir, halk
istemezse düzelmez.
56
kurumsal iletişim direktörlüğü yaptığım bir
firma var. Çok güzel bir kızım var. Ailemle
ve sanatımla güzel bir hayat yaşıyorum.
Dizi sektöründe aktif bir isimsiniz. Ülke olarak
da diziler açısından hem yapımcılığa hem de
izlemeye çok meyilli bir yapıya sahibiz. Siz nasıl
değerlendiriyorsunuz dizi anlayışımızı?
Sinemanın yerini aldı biraz esasında. Alternatif olmamasına rağmen ben o dönemi
yaşadım. 1984’ten beri televizyondayım.
Artık Yeşilçam’ın da ölü olması bu sektörün
canlanmasına vesile oldu. Ama geldiğimiz nokta itibariyle söylüyorum; TV dizisi
Türkiye’de bir yere konulamayacak konumda. 2 saatlik diziler çekiliyor, 2 saatlik
sitcomlar yapılıyor. Yayın şekilleri son derece garip. Başlayan dizi bitecek mi, devam mı
edecek, kaç para harcanacak bilinemiyor.
200 tane sezon başı dizi başlıyor, 4 tanesi
devam ediyor. Böyle enteresan bir savaşın, kavganın olduğu bir durumdayız. Hal
böyle olunca da bu sektörü reyting telaşı
da sarıyor, bu telaş da bazen kalitesizliği
Kültür sanat insanın daha
modern, daha doğru ve farklı
düşünmesini sağlayan bir
olgudur.
beraberinde getiriyor. Esasında derlenip
toparlanması gerekiyor bu yapının.
Derlenip, toparlanmasında sorumlular kim?
Birinci bakılması gereken yer halk.
Halkın bakış açısı çok önemli. Halk
isterse düzeltir. Halk istemezse düzelmez. Bir takım ucube showlar, diğer
adıyla freakswow’lar çok öne çıktı.
Birilerinin kötü duruma düşmesi, zor
durumda kalması eğlence aracına
dönüştü. Bunlar iyi şeyler değil. TV
sektörü reyting üzerine kurulu. Bunları
tehlikeli buluyorum. Tabi uç noktalarda, ütopik şeylerin olması doğaldır
ama bir denge unsuru olması gerekiyor.
TRT’ye çok fazla görev düşüyor. Tüm
bunları TRT’nin dengelemesi gerekir.
TRT Türkiye’nin en büyük TV kanalı;
ne olursa olsun ama şu anda reyting
olarak güçlü bir kanal değil. TRT kaliteli ve olması gereken yayınları yaparsa
diğer kanallara da model olacağını düşünüyorum. Bunun irdelenmesi gerekir
yöneticiler tarafından.
Ülkemizin genç nüfus oranı yoğun. Böylesi
genç bir kitlenin enerjisini yıkmaya çalışan
ciddi bir tehlikeyle, bağımlılıkla karşı karşıyayız. Bağımlılıklarla mücadelede hassas
olduğunuz kadar bunu harekete dökmede
de etkinsiniz. Nedir sizce bağımlılık?
Zafer Ercan’la biz 7 yıl önce tanışmıştık. Narkotik şubedeydi. Bir gün kendisinin konferansına gittim. Sonra bir
randevu aldım ondan. Zafer benim hayatımda önemli bir yerdedir o yüzden.
Onun bağımlılıkla mücadelede yaptığı
şeyler beni çok etkiledi. Sonra bu oyun
aklıma geldi. Yıllar önce ben daha küçükken Korhan Abay’da seyretmiştim.
Sonra oynamıştım bu oyunu. Tiyatro
Sahnekarlar olarak bu oyunu repertuara alalım diye bir fikir vardı. Hedef
Sensin projesi içerisine de dahil ettik
bu oyunu. Bu sene yine devam ettirdik. Bağımlılık biliyoruz ki inanılmaz
bir seviyeye geldi Türkiye’de. Biz de
buna katkı sağlamak, insanları bu
zehirden uzak tutmaya çalışmak için
sanat yoluyla onlara mesaj verelim
diye bu oyunu sahneledik. Bu oyunda gençler oynuyor. Benim küçük bir
rolüm var. Bizim repertuarda bu oyun
ama gençlere bıraktık. Uyuşturucu
bağımlılığını dramatize ve gerçek
boyutlarıyla anlatan bir oyun bu. İnşallah bu oyunu izleyenler arasından
bir kişinin bile uyuşturucudan uzak
durması, hayatının kurtulması bizim
için yeterlidir.
Kültür sanat aktivitelerinin zararlı alışkanlıklardan koruması yönünü siz nasıl
değerlendirirsiniz?
İnsanın kötü alışkanlıklarının olmasının sebebi hayatında yapacak bir şey olmamasından, boşa harcanan zamandan
kaynaklanıyor. Kültür sanat da insanın
daha modern, daha doğru ve farklı
düşünmesini sağlayan bir olgudur. Siz
ne kadar sanatla uğraşırsanız, ne kadar
kültürel faaliyetler içerisinde olursanız vaktinizi de o kadar dolu geçirmiş
olursunuz.
Bu müzikalde yer alan Volkan Severcan olmak üzere, değerli eşi Meltem Severcan, Melda Gür, Ömer Vatanartıran,
Pelin Akil, Öznur Serçeler, Halim Ercan,
Sefa Zengin, Alkış Peker’e ve tüm emeği
geçenlere teşekkür ediyoruz.
57
kültür TANITIM
edirne
kökü mazide ati şehir:
ramazan kök / Yeşilay Keşan Temsilcisi
EDİRNE
Şairlerin dizelerine anlam katmış, kitaplara konu olmuş, Osmanlı saltanatına ev sahipliği yapmış eski başkent
Edirne, bugün üç imparatorluğun izlerini
taşıyan eşsiz tarih mirasının yanı sıra, kendine özgü doğal ve kültürel zenginlikleriyle, bir
şehirden daha fazlasını bekleyen ziyaretçilere
unutulmaz bir deneyim bahşediyor.
Edirne başlı başına tarih kokan bir şehirdir.
Trakya ve Balkanların gözdesi, Osmanlı ile
şahlanmış bir serhat beldesidir. Kültür mirası
ve muhteşem güzellikleri ile gezerek öğrenebileceğimiz bir diyardır. Türkiye-YunanistanBulgaristan üçgeni için önem arz eden Meriç
Nehri, Tunca ve Arda nehirleri ile kesişip Edirne
sınırları içerisinde Türkiye sınırına dâhil olur.
“Bizim ülkemizde böyle bir eser olsaydı,
yağmur tanelerini damlatmazdık”
Tarihi güzelliklerinden başlayacak olursak,
öncelikle ülkemizde dünya mirasına ilk giren bir abideden bahsetmemiz gerekir. Batılı
mimarların “Bizim ülkemizde böyle bir eser
olsaydı, yağmur tanelerini damlatmazdık”
dedikleri muhteşem Selimiye Cami’den...
Ziyarete buradan başlamak, gelen ziyaretçileri derin bir iç huzuruna kavuşturur
ve hemen çevresinde iç hatları ile meşhur
Eski Camii ile tanıştıklarında, vardıkları
bu huzur sağlamlaşır. Bu eserler ile asırlar
ötesini yaşayacak olan misafirler, II. Murat’ı
da yâd edecektir. Ve akabinde Hacı Bayram
Veli makamının karşısında onu dinler gibi
olup, 15. yüzyıla kısa bir gezintiye çıkarlar.
Tabi; Burmalı Cami, minarelerini, kapısına,
yapısını da unutmamak lazım.
Ali Paşa (Kapalı Çarşı), Arasta (Selimiye
Camii yanı), Bedesten (Eski Camii yanı)
çarşılarında alışverişin tarihi lezzetine varacak olan ziyaretçiler, esnafa verilen değeri ve güvenlik bakımından o günün şartları
içinde böylesine iyi imkânları gördüklerinde Osmanlı medeniyetinin ince düşünceli davranışlarını hatırlayıp, saygılarını
tekrardan arz ederler. Onların gelirlerini,
hizmetlerini hayal edecek olan ziyaretçiler,
ne devlete ve ne de millete yük olmayan bir
sistemi görme şansını yakalayacaklardır.
Bir medeniyetin izlerini görmek ve hissetmek, bu olsa gerek?
Tescilli yemek: Edirne Ciğeri
Gelin isterseniz Edirne’nin diğer yerlerini birlikte tanımaya devam edelim. Yukarıda bahsettiğimiz merkezdeki bu eserleri gözlemledikten sonra manen bir doygunluğa ulaştınız.
Şimdi karnınız acıktı. Tabi ki Edirne’ye gelip de
nasıl Selimiye’yi görmeden gidemiyorsak eğer
ciğerini yemeden de olmaz. Peynirin patenti
belki alınmamış olabilir ama meşhur Edirne
Ciğeri şu haliyle tescillidir. Afiyet olsun!
Geziyi Şükrü Paşa abidesinden devam
ediyoruz. Balkan savaşlarının efsane kahramanı Şükrü Paşa’nın adına yapılan bu abide
gezilmeye ve görülmeye değer anıtlardandır.
Edirne’nin yüksek kesimlerinde bu anıtın
yanında tabyaları da gezerken tarihi dokuyu
teneffüs edecek, içinizden o kahramanlara
bir sempati duyacak, gönül frekansları ile bağ
kuracaksınız. Daha sonra çini işlemeleriyle
ile ünlü Muradiye Cami sırtlarından Balkan
Şehitliğine indiğinizde burada zaman ötesine bir yolculuk yaparsınız. Ayrıca merkezde
zamanında yaklaşık 360 bin kişiye hizmet
veren ve halen günümüzde kullanıma açık
olan hanları, hamamları ve kervansarayları
da görmelisiniz.Balkan şehitleri karşısında
Osmanlı Sarayları denen viranelikler de görülmeye değerdir. Çağlara hükmeden, medeniyet
kuran bu saygıdeğer insanların hangi şartlarda ve nasıl bir mütevazı hayat yaşadıklarına
şahit olabilirsiniz. Balkan savaşları sırasında
savunmasız, sivillerin doldurulduğu, açlıktan ağaçların kemirildiği ve günümüzde ünlü
Kırkpınar güreşlerinin yapıldığı Kırkpınar
adasını da görmelisiniz. Her ne kadar o ağaçlar
artık kabuk bağlamış olsa da ve bu alanda
yiğitler güreşiyor olsa da masum halka yapılan
eziyetlerin anımsanması açısından önemli bir
yerdir. Diğer bir önemli mekân ise halen Trakya Üniversitesi gözetiminde bir müze olarak
işletilen Osmanlı Medeniyetinin mührünü
taşıyan Yıldırım Beyazıt külliyesidir. Döneminde şifahane, aş evi, misafirhane, medrese
59
ve en önemlisi de akıl hastalarının tedavi merkezi
olarak kullanılan bu külliye gerçekten gezilebilecek
ideal bir yerdir.
Edirne’yi gezerken aslında bastığınız her taş
kaldırım, köprü, çeşme, onca badireye, Rus, Bulgar
ve Yunan işgallerine rağmen halen daha ayaktadır.
Özetleyerek sayabildiğimiz bu muhteşem tarihi eserleri incelerken aslında yanınızda bir bilen olsa çok
iyi olur. Çünkü özellikle Edirneli yazar Safiye Erol’un
kitaplarına konu ettiği Edirne’nin her bir yanı aslında
birer romandır.
Erenler diyarı Edirne’de Hasan Sezai Gülşeni
Hazretleri ile Selimiye çevresindeki müzeler de ziyaret edilecek muhteşem yerlerdendir. Ağaçları kemirenler, süpürge tohumlarını yiyenler, samanlıklarda
yakılanlar, kuyulara doldurulanlar, karınları yarılıp
bebekleri çıkarılanlar vs. korkunç işkencelere maruz
kalanlar bölgenin biçare insanlarıdır. Edirne böyle
acılarla yoğrulmuş, gülücükler dağıtan sevgi şehridir.
Hoşgörülü insanların olduğu huzur kentidir. Unutmayalım, Edirne halkı evlad-ı fatihandır. İstanbul’un
fetih planları, hazırlıkları, Edirne’de yapılmıştır.
Doğal Güzellikleri
60
Tarihi yolculuktan sonra Edirne’nin doğal güzelliklerine de değinmemiz gerekiyor. Dinlenmek için
Karağaç’da çay içebilir, dünyanın en uzun taşköprüsü
unvanını taşıyan Uzunköprü gezebilir ve Meriç nehri
boyunca sıra sıra söğüt ve kavak ağaçlarını, çeltik tar-
lalarını seyreyleyebilirsiniz. Keşan’a uğradığınızda ise
Koru Dağ sizi yeşillikleri ile bağrına basarken, kendi
kendini temizleme özelliğine sahip olan Saroz Körfezinin yeşilliği ve mavilikleri ile de kucaklaşırsınız.
Edirne ilçelerinin kendine has özellikleri vardır.
Enez, kıyıda ve Meriç nehrinin sonlandığı yerde bir
nöbetçi kasaba özelliği görür. Edirne’nin en küçük
ilçesi İpsala ise Enez ve Keşan’ın komşusudur. Nüfusu az ancak ekonomik hacmi büyüktür. Çünkü çeltik
tarlaları (beyaz inci) bu şirin ilçenin en önemli geçim
kaynağıdır. Bu nedenle Konya için nasıl ki tahıl ambarı diyorsak Edirne için de pirinç deposu diyebiliriz.
Pirinç üretiminde dünya ortalamasının üzerinde
verim alınmakta ve dönümde yaklaşık 800-1000 kg
arası pirinç alınmaktadır. Bunların yanı sıra buğday
ve ayçiçeği her belde ve köyde bol bol üretilmektedir.
Tüm bunların dışında Edirne, Ayşe Kadın fasulyesinin, ot süpürgesinin- aynalı süpürge ünlüdür- ve
meyve sabununun ana vatanıdır. Gala Gölü bu üç
ilçenin merkezindedir. Göl henüz tanınmamış bir
kuş cennetidir. Göçmen kuşların mola verdiği bir
harikalar diyarıdır. Kuşlar bile burasını seçmişse bir
cazibesi vardır demek ki…
SPOR
Ahmet Kaynar / Saliha Büşra Selman
Üç spor bİr arada:
Triatlon
Tanım
Antik Yunanca’dan gelen bir kelime olan,
Triatlon; 3 branş bir arada yapılan bir spor
demektir.
Bu branşlar sırasıyla yüzme, bisiklet ve
koşudur. Triatlon, sporcunun erişebildiği
gücü zorlayan insanüstü bir çaba gerektiren, değişik yaş gruplarının yapabileceği
bir branştır.
Olimpik tarzda rekor denemelerinin yapılamadığı hava ve zemin koşullarına göre
derecelerinin değişebildiği ferdi bir spor
olan Triatlon’u daha yakından tanımak
için, yazıyı okumaya devam etmeniz yetmese de en azından ağzınıza bir parmak
bal çalmış olacağımızı düşünmekteyiz.
Tarih
Hawaii Adaları’nın en büyüğü olan
Honolulu’da farklı ve bir o kadar da zor
yarışmalar organize edilmektedir. Hono-
lulu Plajı boyunca yapılan 3800 metrelik
yüzme maratonu, ada etrafında düzenlenen 180 km.’lik bisiklet yarışı ve 42 km.
195 m.’lik koşu maratonu bu yarışmaların
başlıcalarıdır.
1977 Yılında Amerika Birleşik Devletleri
Deniz Kuvvetlerinde Subay olarak görev
yapan Jhon Collins’in aklına bu yarışmaların beraber bir organizasyonda yapılabileceği fikri gelir ve bunu arkadaşlarına
söyler.
Böylelikle adına IRONMAN ( Demiradam ) dedikleri yarışmanın ilk startı 15
sporcuyla verilmiş olur. Yarışmayı izleyen
herkes yarışmayı kimin kazanacağından
çok bu zor sporu bitirenin olup olmayacağını merak etmektedir. 11 saat 46 dakika
ile finish çizgisine gelerek ilk sporcu ve ilk
Ironman Şampiyonu olarak tarihe geçen
Gordon Haller’e madalyası takdim edilir.
Yarışma bittiğinde sanılanın aksine 15
sporcudan 12’si finish çizgisine ulaşır. Or-
61
Ironman mesafeleri daha makul seviyelere indirilmiştir. Uluslararası Federasyonun kurulmasıyla
birlikte de Ironman adı “üçlü spor” anlamına
gelen Triatlon olarak değiştirilmiştir. Ancak ilk
yapılan mesafelerdeki organizasyonlar, yine Ironman olarak adlandırılmaktadır.
Triatlon, olimpiyatlarda ilk defa 2000
Sydney Olimpiyat Oyunlarında “açılış sporu”
olarak yer almıştır.
Uygulama
62
ganizasyon, kazasız olarak başarıyla tamamlanmıştır. Bir dahaki sene tekrar düzenlenen Triatlon,
katılımcıların ve izleyenlerin artan ilgisi sebebiyle
televizyon kanallarının ve sponsor şirketlerinin
de dikkatini çeker. Böylece Triatlon tüm dünyada
milyonlarca lisanslı sporcusu olan dev bir sektöre
dönüşür.
Bugün Avrupa Kıtası’nda, futboldan sonra en fazla lisanslı sporcuya sahip olan spor
Triatlon’dur. Bireysel bir spor olduğu göze alınırsa bu rakamın ne denli önemli olduğu daha iyi
anlaşılabilir.
Yıllar geçtikçe, katılımın artmasını sağlamak
ve organizasyonları kolaylaştırmak amacıyla
Triatlon üç farklı spor branşının, zaman ayırımı olmaksızın ard arda yapılması ile oluşan
yeni bir spor branşıdır. Sporcu her bir branşa
ait mesafeyi bitirir bitirmez kurallara uygun
kıyafetlerini giymek için, belirli kuralara uymak
şartı ile, değişim alanına girer ve diğer branşa
başlar. Yani sporcu sadece bir branşta başarılı
olması yetmez, diğer branşlara ait antrenmanları
da yapmak ve kas gruplarını çalıştırmak zorundadır. Ayrıca taktik ve teknik seviyesini en üst
düzeyde tutarak hem enerjisini hem de dayanıklılığını korumak zorundadır.
Mesela; yüzme sırasında sporcular genelde
açık deniz veya göllerde yüzdükleri ve belirli
bir şamandıra ile işaretli parkuru takip ettikleri
için, normal havuz yüzücülüğünden daha farklı
bir teknik kullanırlar. Yüzdükleri deniz/gölün
akıntısı, dalga boyu ve en önemlisi yanındaki,
arkasındaki ve önündeki sporcunun dalgası ve
vücudu hem engel olmakta hem de avantaj ya
da dezavantaj yaratmaktadır. Yüzücüler “Yunus
Vuruşu” denilen teknikle sudan kafalarını çıkarmak ve dubalarla işaretli parkuru takip etmektedirler. Sporcu belli bir yüzme stili ile değil, her
stilde yüzebilir.
Ayrıca suyun sıcaklığına bağlı olarak, eğer su
sıcaklığı 25.5 °C derecenin altında ise kıyafet olarak mayo giyebilir. Bu mayo vücudu daha sıcak
tutarak daha hızlı bir yüzmeyi sağlamak açısından bir avantajdır.
Triatlon bisikleti, kurallar açısından
profesyonel bisikletten tam bir farklılık
gösterir. Çünkü draft’a müsaade etmez.
Daha çok tekli zaman koşuları kuralları gibidir. Bisikletleri en aerodinamik tarzdadır
ve tutma kolları “3lü Kol” veya “Havalı Kol”
dur. Lastikleri ve sele duruşu sporcunun
bir sonraki branşı olan koşuda kullanacağı kasları serbest bırakan şekle ayarlıdır.
Sporcu en son turda en yüksek süratle sürmesi onun koşuda kullanacağı kaslardaki
oksijeni maksimuma çıkarmasını sağlar.
Sprint (kısa mesafe), olimpik mesafe,
half Ironman ve Ironman (demir-adam)
olmak üzere değişik mesafelerde yapılmaktadır. Olimpiyatlarda kabul gördüğü
şekli yüzme (1km), bisiklet (40 km) ve
koşu(10 km) disiplinlerinden oluşur.
Türkiye’de Triatlon
Ülkemizdeki ilk Triatlon denemesi ise, 1986
senesinde, İstanbul’da, Boğaziçi Üniversitesi Spor Bayramı kapsamında 1 km yüzme, 30 km bisiklet ve 6 km koşu şeklinde
giriş seviyesi triathlonun yarıya indirilmesi
şeklinde gerçekleştirilmiştir. Bu yarış onu
izleyen 8 yıl boyunca devam ettirilmiştir.
Ülkemizdeki ilk gerçek, 1,5 km yüzme 40
km bisiklet ve 10 km koşu şekliyle ve resmi
olarak hakemlerin nezaretinde Triatlon
denemesi ise, 1988 senesinde, Eskişehir’de,
Nihat Aydın tarafından 2 saat 59 dakika
43 saniye ile başarıyla tamamlanmıştır.
Bununla birlikte kendisi de Türkiyenin ilk
triathleti olarak resmi kayıtlara geçmiştir.
Ülkemizde ise ilk Triatlon resmi yarışmaları Alanya’da yapılmıştır. 1991 yılından
beri uluslararası nitelikte olan bu yarışlara
devam edilmektedir.
Türkiye’de önemli triatlon yarışları
Malzemeler
• Mayo
• Islak Dalış Elbiseleri
• Bone • Gözlük
• Palet •Bisiklet
• Kask • Güneş Gözlüğü
• Pompa • Şort
• Eldiven • Ayakkabı
Alanya Triatlonu, Erdek Triatlonu, Eğirdir
Triatlonu, Marmaris Triatlonu, Sinop Triatlonu, Çeşme Triatlonu, ENKA Triatlonudur.
Türkiye’de başlıca triatlon takımları
TDİ Triatlon Takımı, ENKA Triatlon Takımı, ODTU Triatlon Takımı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Triatlon Takımı, Deniz
Kuvvetleri Komutanlığı Triatlon Takımı,
ATASPOR Triatlon Takımı, Göztepe Takımı, Balıkesir ve Alanya Belediye Takımları
2001 Haziran’ına kadar Bisiklet Federasyonuna bağlı bulunan Triatlon, Triatlon
Federasyonu adıyla 22 Aralık 2001’de ayrı
bir Federasyon olarak faaliyete başlamıştır.
63
64
Hilal-i Ahdar
ç e v İ R İ ARİ F Çİ F Cİ
MÜNDERECAT*
Hilal-i Ahdar, Numara:5
Cilt:1, 30 Mart 1341 (1925)
Kadehle rakı yasak olunca!
Rakı yasak olduysa fıçıdan içmek de yasak değil ya!
(Emraz-ı Akliye Hastahanesinde taht-ı tedavide (A.R) tarafından yapılmıştır.)
Nikbinlik ve Cesaret
Amerika’da yeni tedavi usulleri,
Muhtelif milletlerin seciyeleri, Telkinin fertler üzerindeki rolü, Korku ve
sinir hastalıkları, Ümit ve cesaret ve nikbinliğin faydaları, Bedbinliğin zararları - Mazhar
OSMAN
Çocukların Gıdası
Süt ve etli yemekler nasıl olmalı, Tefrit ve
fart-ı tagaddinin zararları - Hamid OSMAN
Mr. Johnson’un Propagandaları
Johnson ne yapıyor, Türklerin Türkiye’de
içki aleyhinde oynadığı roller - Fahrettin
KERİM
Anadolu’da Hilal-İ Ahdar
Zile-Bergama Şubelerinin resmi küşadı, Bursa, İzmir şubelerinin faaliyeti, yeni şubeler
Sıhhi ve İçtimai Şüun
Ramazan tebriği, Doktorların adedi, Sıhhiye-i
Askeriyenin teşebbüsatı, Bursa kaplıcaları,
Zonguldak’ta içki, Bir ayda yenilen etler,
Peşte Panayırı, Dünya zenginleri, Fransa’da
kuül mücadelesi, Esrarengiz hastalık, Sarımsağın faydası, Amerika’da içki memnuiyeti,
İngiltere’de talak, Asar-ı münteşire
Hilal-i Ahdar Takvimi
Meyhanecilerin hileleri, Vukuatta tenakus,
Sarhoşların on beş günlük sergüzeştleri.
İktisat Mükâfatı
Bakteriyolojihane Müdürü Refik Bey’e verilmesi
* İçindekiler
Gelecek sayılarda başlıkların içeriği sırasıyla
verilecektir.
Author
Документ
Category
Без категории
Views
0
File Size
11 984 Кб
Tags
1/--pages
Пожаловаться на содержимое документа