close

Enter

Log in using OpenID

Bilim, Teknoloji ve Toplumsal Değişme Konu Anlatımı

embedDownload
SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETMENLİĞİ
ALAN BİLİM, TEKNOLOJİ
TOPLUMSAL DEĞİŞME
Konu Anlatımı
0
[MURAT CİVELEK]
[İletişim: [email protected] & http://www.rehberlik.biz.tr]
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
1. ÜNİTE – TOPLUMSAL DEĞİŞİME GİRİŞ
Bu tür bir küreselleşme çağımıza özgü olup, tarih
içinde
Roma,
Moğol
ve
Osmanlı
gibi
imparatorlukların öncülüğünde yaşanan kısmı
küreselleşmeden çok farklıdır ve günümüz de buna
büyük şirketler öncülük etmektedir.
1. ÜNİTE - BİLİM VE TEKNOLOJİNİN
SOSYAL DEĞİŞİME ETKİSİ
1.1.Değişme: Önceki durumdan farklılaşmayı veya
başkalaşmayı ifade eder. Değişme, bilimsel ve nesnel
bir kavram olarak, hiçbir yön ifade etmez ve iyilik,
kötülük gibi değer yargısı taşımaz. Değişme kavramı,
iyiye ya da kötüye doğru bir farklılaşmayı içermez.
Bugün küreselleşme, dünya çapında sosyal
değişmeleri tetikleyerek, bir yandan benzer yapı ve
ilişkilerin kurulmasına yol açarken, diğer yandan her
ülkeyi hafıza mekânlarını yeniden saptama ve bir
sonraki kuşağa aktarma çalışmalarına teşvik
etmektedir. Önümüzdeki on yıllarda pek çok ulusdevletin dili ve kültürünün müzelerde çiplerde
saklanacağı ve ölü bir kültür muamelesi göreceği
düşünülürse, bu telaş daha iyi anlaşılabilir.
Değişmede, hem büyüme, gelişme, ilerleme hem de
gerileme, bozulma, çözülme gibi doğrultu (yön) ifade
eden değer yargıları yoktur. Bu yönüyle değişme
sosyal bilimlerin en temel nötr kavramlarındandır.
Buna karşılık ilerleme, gelişme, gerileme,
modernleşme, evrim kavramları iyiye veya kötüye
doğru yön belirttiklerinden bir değer yargısı içerirler.
Sosyal bilimlerde “Hafıza Mekânları” kavramını ilk
kullanan kişi Fransız tarihçi Pierre Nora’dır. Nora’ya
(2006) göre hafıza mekânı, “herhangi bir
toplulukta, insanların iradesiyle ya da zamanla,
ortak hafıza malına eklenerek, simgesel öğe haline
getirilen maddi ya da fikri düzeydeki her anlamlı
birim” olarak tanımlanmaktadır. Bu tanıma göre,
hafıza mekânları düşüncesi; coğrafi yerleri, önemli
kişileri ve onların cenaze törenlerini, önemli tarihi
günleri, anıtsal binaları, tarihsel olayları, anıtları,
kitapları ve ansiklopedileri, savaşları, bayramları,
güzel sanatlar eserlerini, anma programlarını,
amblem ve sembolleri, görüntüleri içermektedir.
Görüldüğü gibi, Nora, bu kavramı sadece “yer”
ifadesinin çok ötesine taşımaktadır. Bir ülkenin
hafıza mekânlarının, sosyal değişmeye bağlı olarak
yeniden üretilen unsurlar kadar, hem de sürekli bir
varlığa sahip unsurlardan oluştuğuna dikkat
edilmelidir.
Mesela; nüfus artışı kimine göre gelişme kimine göre
gerilemedir; ama bu artış herkese göre bir
değişmedir.
Hiçbir toplum statik, hareketsiz ve durağan değildir.
İnsanlığın, dünya üzerindeki uzun yürüyüşleri göz
önüne getirildiğinde M.Ö. 10 bin yıllarında "Neolitik
Devrim" ile hızlı bir değişme dönemi yaşandığı ve
ondan sonra toplumsal yapılarda uzun süre yavaş bir
değişme sürecine girildiği anlaşılmaktadır. Ancak
hastalıklar, depremler, savaşlar ve göçlere bağlı
olarak demografik yapının sürekli değiştiği ve
kültürlerin alışveriş içinde olduğu bir gerçektir.
Son dört yüz yıl içinde Haçlı Seferleri, Rönesans,
Reform, Coğrafi Keşifler, Aydınlama Çağı, Fransız
Devrimi, Sanayi Devrimi gibi olayların yol açtığı
sanayileşme ve kentleşme ile birlikte Avrupa kıtası,
dünya tarihinde etkin bir konuma geldi. 1750'lerden
sonra yaşanan birinci dalga Sanayi Devrimi ile Batı
Avrupa, hızlı değişim sürecine girmiş, ham madde ve
pazar arayışı içinde dünya siyasetinde daha aktif bir
rol almıştır. I. ve II. Dünya Savaşları askeri
teknolojinin gelişmesine yol açtı. II. Dünya
Savaşı'nın arkasından yorgun düşen Avrupa
devletleri ve özellikle İngiltere, dünya tarihindeki
etkin rolünü yitirmiş, siyasi, ekonomik ve askeri güç
Amerika Birleşik Devletlerine geçti. Almanya'nın
yenilgisinin ardından ABD'ye ve Sovyet Rusya'ya
giden Alman bilim insanları, uzay çalışmalarını
ilerletmişler, V-1 ve V-2 füzeleri daha da geliştirerek,
uydu teknolojisinin alt yapısını attılar.
1.2.Toplumsal değişme: Toplumsal ilişkilerde,
kurumlarda ve tabakalaşma biçimlerinde kısacası
toplumsal yapılarda meydana gelen değişimdir. Yani
bir toplumsal yapıdan başka bir toplumsal yapıya
geçiştir. Toplum yapısı, kültürel yapı özellikleri ile
(nüfus, sosyal tabakalaşma) fiziki yapı unsurlarının
(yerleşim tarzı gibi.) birleşiminden oluşur.
Mesela; geniş aile yapısından çekirdek aile yapısına
geçiş, sosyalist ekonomik sistemden kapitalist
ekonomik sisteme geçiş birer toplumsal değişmedir.
Sosyologların incelediği temel sosyo-kültürel
değişmeler şunlardır: toplumsal rol ve statülerdeki
değişimler, ekonomi ve üretim ilişkilerindeki
değişimler, nüfus artış hızındaki değişimler, eğitim,
din, sanat kurumlarındaki değişimler, aile ve
akrabalık ilişkilerindeki değişimler, gelenek ve
göreneklerdeki değişimler, teknolojik değişmeler,
dilde değişimler, kişilik yapılarındaki değişimler,
tutum ve değerlerdeki değişimler vb.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasının arkasından, askeri
amaçlara hizmet eden bu uydu ve internet
teknolojilerinin demokratikleşmesine yani sivil
amaçlarla kullanılmasına bağlı olarak insanoğlu, tarih
boyunca görülmemiş hızlı bir iletişim devrimi
yaşamış ve sosyal bilimler "küreselleşme" denen bir
olgu ve kavram ile karşı karşıya gelmiştir.
1
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
1. ÜNİTE – TOPLUMSAL DEĞİŞİME GİRİŞ
1.3.1. Toplumsal Değişmeyi Etkileyen Faktörler
1) Fiziki çevre faktörü: İklim özellikleri (kuraklık,
soğuk, sıcak olması), doğa ve afet olayları (deprem,
tsunami, su baskınları), yeryüzü şekilleri (arazinin
dağlık, engebeli, düz olması), toprağın özelliği
(verimli olup olmaması), yeraltı ve yer üstü
zenginliklere sahip olup olmaması vb. insanların
yaşantıları üzerinde birçok etkide bulunurlar.
Mesela; Eskimoların tüm hayatını, iklim şartlarına
göre düzenlemesi.
Uyarı: Belli bir zaman ve mekândaki toplumda
sosyal değişimi incelerken, her biri tek tek ele
alınmalı ve aralarındaki etkileşime de
bakılmalıdır.
Toplumsal değişme, toplum yapısının temel
alanlarında var olan ilişkilerde ortaya çıkan
farklılıklardır.
Sosyologlar,
toplumsal
değişmeye yol açabilen diğer faktörlerle
etkileşim içinde birden çok faktörün varlığını
kabul ederler.
Buna göre, toplumsal değişmeyle ilgili
aşağıda verilen ifadelerden hangisi yanlıştır?
2) Ekonomi: Benimsenen ekonomik sistemler,
üretim, tüketim ilişkileri ve işbölümünün niteliği,
enflasyon, deflasyon gibi yapısal bozukluklar
toplumsal değişmeyi etkiler. Mesela; ekonomik
krizler işsizliğin artmasına, bilim ve teknolojide
durgunluklara, sosyal patlamalara, göç olgusunun
ortaya çıkmasına veya artmasına neden olmaktadır.
3) Bilim ve Teknoloji faktörü: Teknoloji, insanların
doğa üzerindeki egemenliğini arttırarak işbölümü,
otomasyon, şehirleşme vb. sağlayarak büyük
değişmelere neden olmuştur. İnsan ilişkilerini,
normları, kurumları, değerleri, düşünüş biçimlerini
ciddi düzeyde etkileyerek değiştirmiştir. Mesela;
makineleşmenin kentleşmeye, kentleşmenin de
kadının iş hayatına atılmasında etkili olması gibi.
A) Doğal çevre bir toplumun ve kültürün
karakterine etki ederek değişime yol açar.
B) Nüfusun büyüklüğü, toplumsal ilişkiler
üzerinde güçlü bir etkiye sahip olduğundan
değişmeye yön verir.
C) Düşünceler, ideolojiler ve inanç sistemleri
toplumsal ihtiyaçların belirlenmesi ve onların
karşılanmasında rol oynayarak değişmeyi
hızlandırır.
D) Toplumsal değişmeyi hedefleyen kolektif
hareketler, toplumsal değişmenin itici güçleri
arasındadır.
E) Köy, kabile ve din gibi yaygın yapılara
yönelik duygusal ve değerlendirici
yönelimlerin güçlü ve olumlu olması,
toplumsal
ve
kültürel
değişmeyi
hızlandırır.
4) Demografi faktörü: Nüfusun miktarındaki,
yapısındaki ve niteliğindeki (eğitim seviyesi,
çalışanların sayısı, cinsiyet dağılımı vb.) değişmeler
toplumsal değişmeden bağımsız değildir. Mesela;
hızlı nüfus artışı, ekonomik büyümeyi engellemekte,
insanların milli gelirden daha az pay almalarına
neden olabilmektedir.
5) Demokratikleşme: Demokrasinin egemen olduğu
toplumlarda toplumsal değişim daha sağlıklı ve planlı
bir şekilde gerçekleşir.
1.3. Sosyal değişme, Genel Kuramlar ve Faktörler
Bazı düşünürler, sosyal değişimi bir takım kuramlarla
açıklamaya çalışmışlardır. Tarih içinde oluşan sosyal
değişmeleri açıklamak için pek çok kuram ileri
sürülmüştür. Bunlardan bazıları şunlardır;
1)
2)
3)
4)
5)
6)
6) Kültür faktörü: Toplumların değerleri, normları,
örf ve adetleri, alışkanlıkları, inançları vb. birer
kültür unsuru olarak değişmeyi etkiler. Özellikle
evrensel maddi kültür unsurları, toplumların
kültürünü olumlu ya da olumsuz değiştirmektedir.
Orijinal durumdan çöküş kuramı
Döngüsel değişim kuramı
Sürekli sosyal ilerleme kuramı
Marx'ın tarihsel materyalizmi
Evrim kuramları (Sosyal Darvinizm)
Sosyo-biyolojik kuramlar
7) Kitle iletişim araçları: Teknolojik boyutu yüksek
olan kitle iletişim araçları bilgi akışını hızlandırarak,
bilgi çağına geçişte etkili olmuştur ve insanlar
arasındaki etkileşimi artırmıştır. Kitle iletişim araçları
sayesinde
toplumların
yapıları
birbirlerine
benzemeye başlamıştır. Tüketim alışkanlıklarının
oluşturulması, beğenilerin, ilgilerin oluşturulması
kitle iletişim araçları sayesinde olmaktadır.
Kongar, bunları, büyük boy kuramlar (organizmacı,
evrimci, diyalektik), orta boy kuramlar (yapısalfonksiyonel modeller, çatışma kuramları), küçük boy
kuramlar (sosyal psikolojik ve psikolojik kuramlar)
olarak sınıflandırmaktadır. Tezcan’da bunları
evrimci kuramlar ve çatışmacı kuramlar başlığı
altında incelemektedir.
8) İnsan faktörü: İnsanları yönlendirebilen insanlar
(özellikle liderler, askerler) toplumsal değişimde
etkilidirler. Mesela; Atatürk, Gandhi.
2
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
1. ÜNİTE – TOPLUMSAL DEĞİŞİME GİRİŞ
9) Modernleşme: Modernleşme geniş kapsamlı bir
değişim sürecidir. Modernleşme; toplumların
yaşadıkları çağın niteliklerine ve gerekliliklerine
sahip olabilmeleri adına tüm yapılarında değişim
göstermesidir.
Bazı bilim adamları (Antropolog Margaret Mead,
arkeolog Gordon Childe, sosyolog William Ogburn)
toplumsal değişimi açıklamada teknolojiye büyük
önem verirken, bunun tersi görüşler de (Weber)
vardır. Weber değişimi ve teknolojiyi başlatanın
ideoloji ve fikir olduğunu ileri sürerek toplumsal
değişmede kültür faktörünü ön plana çıkarmıştır.
Kültürü maddi ve manevi kültür olarak ikiye
ayırarak, maddi kültürün manevi kültürün
yaratıcılığıyla doğduğu savunulmuştur. Yani teknik,
belirli bir kültürün ürünü sayılmıştır. Bu nedenle
tekniği (dolayısıyla teknolojiyi) yaratan kültürü göz
önüne almadan temel belirleyici faktör olarak ele
almak yanlış ve eksik olarak sayılmıştır.
Modernleşme; azgelişmiş ülkelerin, sosyal, siyasal,
ekonomik, bilimsel, kültürel vb. bakımdan
kendilerinden daha ileri derecede olan ülkelerin
modelini benimsemeleri ve onlara benzeme sürecidir.
Modernleşmede; bilim, teknoloji, ekonomi vb.
alanlarda daha ileri kabul edilen ülkelerin etkisi çok
fazladır. Modernleşme özellikle gelişmiş ülkelerdeki
yeniliklerin taklit edilmesi ya da benimsenmesi
esasına dayanır. Daha çok yönetici elitler tarafından
gerekli görülen planlı bir toplumsal değişmedir.
Günümüzde toplumsal değişmede teknolojinin
önemini vurgulayanlardan biri de Jared Diamond’tur.
Ona göre sosyal unsurların en önemlilerinden biri
teknolojik ilerlemedir. Yeni bir teknolojinin
benimsenmesi ekonomik ilişkilerde dengesizliğe yol
açmaktadır. Bu da iktidarın sosyal dengesini
değiştirmekte, böylece sosyal değişme olmaktadır.
Son yıllarda iletişim sektöründeki teknolojik
gelişmelerle dünya adeta küçük bir köye
dönüşmüştür.
10) Küreselleşme (Globalleşme): Ulusal düzeydeki
bütün faaliyetlerin dünya düzeyine aktarılması
(uluslararası) bir niteliğe kavuşmasıdır.
Küreselleşme; ülkelerin sahip oldukları milli ve
manevi değerlerin dünya ölçeğinde yayılması,
farklılıkların bir bütünlük ve uyum içinde ortadan
kalkması ve dünyanın “küresel bir köy” haline
gelmesidir. Küreselleşme, bir toplumun dünyaya
açılması ve dünya ile bütünleşmesi olarak da
tanımlanmaktadır.
1.5. Toplumsal Değişme Tipleri
1) Serbest toplumsal değişme: Herhangi bir
müdahale olmadan kendiliğinden meydana gelen
değişmedir. Planlı, programlı olarak oluşturulmazlar.
Bu değişimler, nüfus artışı, bilim ve teknoloji
alanındaki yenilikler, kitle-iletişim araçlarının
gelişmesi, üretim artışı, turizm, yabancı bir kültürle
yapılan temaslar gibi etkenlerle ortaya çıkar.
Özellikle bilginin küresel düzeyde paylaşılması ve
yayılması küreselleşme olgusunun ortaya çıkmasında
temel etkenlerden biridir. Toplumsal kimliğin, aidiyet
bağının çözülmesi gibi olumsuz etkilerinin yanında;
nitelikli insan yetiştirilmesi, mevcut uygarlığın
yeniden şekillendirilmesi, başta eğitim ve sağlık
olmak üzere toplumlar arası paylaşımın artması gibi
olumlu etkileri de vardır.
2) Müdahale yoluyla toplumsal değişme:
Değişmeye belli yönlerde ve belli şekillerde
müdahale edilen sosyal değişmelerdir. Bu demokratik
planlı bir müdahale olabileceği gibi, baskı yoluyla
değiştirme de olabilir. Bu değişim iki türlüdür:
11) Çatışma: Karl Marx’a göre toplumsal değişmede
en önemli faktör üretim araçlarının ve buna bağlı
olarak üretim ilişkilerinin değişmesidir. Marx’a göre,
toplumsal değişmenin nedeni toplumu oluşturan
sınıflar arasındaki çatışmadır. Toplum, sınıflar
çatışırken çeşitli aşamalardan geçer. Her aşamada
çatışan sınıflar değişir. Sonuçta sınıfların ve
çatışmanın ortadan kalkmasıyla toplum dengeye
ulaşır.
a) Demokratik planlı değişme: Bir program
çerçevesinde toplumsal hayata müdahale edilerek
yapılan değişmelerdir. Değişmenin istenilen yönde ve
belirli bir sürede gerçekleştirilmesi planlı ve
programlar aracılığıyla yapılır. Demokratik yollarla
değişme, şiddeti ve terörü içermez. Mesela; beş yıllık
kalkınma planı, nüfus planlaması.
1.4. Bilim ve Teknoloji Faktörü
Bütün toplumsal değişme kuramlarında teknoloji
önemli bir faktör sayılmıştır. Bilim doğa kanunlarının
araştırılması, teknoloji de hayatı kolaylaştırmak için
bu kanunları maddi hayata uygulamak olarak
tanımladığımız da bilim ve teknoloji ancak 19.yy’da
yan yana gelebilmiştir. Bu nedenle bu yüzyılda
insanoğlu, tarihin hiçbir döneminde şimdiye kadar
olmamış bir icat ve patent yoğunluğu yaşamıştır.
b) Baskı yoluyla değişme: Değişmenin zorla
sağlanmaya çalışıldığı değişimlerdir. Bir takım
kısıtlanmalar getirilir. Baskı yoluyla değişme tek bir
karar mekanizmasının (bir liderin, grubun veya bir
devlet organının) hazırladığı planlı ve programların
uygulanması
ile
gerçekleşir.
Mesela;
Bulgaristan’daki Türk vatandaşlarının ana dillerini
konuşmalarının yasaklanması.
3
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
2. ÜNİTE – PALEOLİTİK, NEOLİTİK VE İLKÇAĞ
Kısacası ateş “ısınma, aydınlanma, yiyecekleri
pişirme, madenlerin işlenmesi, haberleşme, çanak
çömlek yapımı ve yırtıcı hayvanlardan korunma
aracı” olarak kullanılmıştır.
2. ÜNİTE – PALEOLİTİK, NEOLİTİK, İLKÇAĞDA
BİLİM, TEKNOLOJİ VE SOSYAL DEĞİŞİM
2.1. Paleolitik Dönem (Eski Taş Çağı, Kaba Taş)
İnsanlık tarihinin bilinen en eski ve uzun çağıdır.
Teknik ve kültürel özellikler açısından 3 bölümde
incelenebilir.
2.2. Mezolitik (Yontma Taş) Çağ
Paleolitik Çağ ile Neolitik Çağ arasında bir geçiş
dönemidir. Bazı bilim adamları Mezolitik dönem
ayrımını yapmayarak doğrudan doğruya Paleolitik
dönem tanımını kullanırlar.
 Alt Paleolitik: Çakıl taşından yapılan aletlerin
kullanıldığı dönemdir. Homo Habilis (ilk insan
türü), Homo Erectus, Homo Heidelbergensis
insanların yaşadığı dönemdir.
 Orta Paleolitik: Kazıyıcı ve sivri uçlu aletler,
ağaç, sap ve çubuklara takılabilecek şekilde
geliştirilmiştir. Homo Neandertal insan bu
dönemde yaşamıştır.
 Üst Paleolitik: Zıpkınlar geliştirilmiş, fildişi
kemik ve boynuz gibi nesneler alet yapımında
kullanılmış, heykelcik yapımı ve mağara sanatı
gelişme göstermiştir. Homo Sapiens insan
dönemidir.
Bu dönemin teknolojisini üçgen, trapez, dikdörtgen,
kare biçimli çakmak taşından yapılmış minik
mikrolit aletler temsil etmektedir. Bunlar ok uçları
olarak veya yabani tahılları kesmek için orak
yapımında kullanılmıştır. Alet yapımında kullanılan
ham madde genellikle çakmak taşı ve obsidyendir
(Obsidyen Lav veya cam taşıdır).
2.3. Neolitik Dönem (Yeni Taş Çağı, Cilalı Taş)
Neolitik dönem, insanların yerleşik hayata geçişlerini
ve buna bağlı olarak da hayvan evcilleştirmeyi ve
yetiştirmeyi sembolize eder.
Bu dönemde yeryüzü buzullarla kaplıdır ve insanlar
tamamen doğaya bağlıdır. Bu nedenle insanlar daha
çok temel ihtiyaçlarını karşılamak ve hayatta kalmak
için mücadele vermiştir. İnsanların geliştirmeye
çalıştığı şeyler avcılık ile ilgili araç-gereçlerdi. Bu
dönemde kullanılan araç-gereçler genellikle basit
düzeyde av aletleriydi.
Paleolitik dönemde de insanların tohum ekme ve
yetiştirme konusunda bilgi sahibi olmalarına karşın
uzun süre bunu kullanmamışlar ve göçebe
yaşamışlardır.
Bu dönemin en önemli keşfi ise ateşin bulunmasıdır.
Ateşin bulunması insanlık tarihi açısından dönüm
noktalarından biri olarak sayılmaktadır.
M.Ö. 10.000’li yıllardan itibaren insan tarafından
yetiştirilmiş ve evcilleştirilmiş bitki ve hayvanlara
dayalı toplumlar dünyanın farklı yerlerinde
birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkmışlardır.
2.1.1. Ateşin keşfi
İnsanın ateşle tanışması ve ateşi kullanmaya
başlaması
M.Ö.
500.000’li
yıllara
kadar
temellendirilebilir. Ateş’in keşfedilmesiyle insan
hayatında şu değişiklikler oldu:
Paleolitik dönemden çıkış iki yolla sağlanmıştır.
 Toplayıcılıktan tarıma geçmek
 Avcılıktan sürü besiciliğine geçmek
Bu geçiş toplumlarda coğrafi koşulların durumuna
göre farklılık göstermiştir.
 İnsanoğlu çevreye tutsaklıktan kurtulmuştur.
 Ateşin bulunmasıyla araç-gereç yapmak iyice
kolaylaşmış, avcılıkta silah aracı olarak
kullanılmaya başlanmış ve doğada özellikle yırtıcı
hayvanların saldırılarından korunmak isteyen
insanlar için bir koruma aracı haline gelmiştir.
Böylece insanların diğer canlılara karşı üstünlüğü
gerçekleşmeye başlamıştır.
 Yakılan kamp ateşi sayesinde sosyalleşmenin
boyutu değişmiştir. İnsanların iletişim becerileri
(dil) gelişmiştir.
 Barınma ve ısınma olanakları gelişmiştir.
 Geceleri hareket imkânı sağlanmış ve geceleri de
insanlar avlanmaya başlamışlardır.
 Ateş, zamanla çanak çömlek yapımında önemli
aşamalar kaydedilmesini sağlamış, ilerleyen
dönemlerde
madenlerin
eritilip
şekil
verilebilmesinin önünü açmıştır.
 Beslenme alışkanlıkları değişmiş ve insanlar
yiyeceklerini pişirerek yemeye başlamışlardır.
2.3.1. Neolitik Dönem’de Tarım ve Ticaret
Neolitik dönemin en önemli özelliği yerleşik hayata
geçiştir. Yerleşik hayata geçişin temel sebebi ise
tarımsal üretim ilişkilerin yoğunlaşmasıdır. Tarımla
uğraşan topluluklar kaçınılmaz olarak toprağa
bağlanarak yerleşik hayata geçmek zorunda
kalmışlardır. Buğday, arpa ve yulaf gibi yabani
tohumlar ekilerek ürün alınmıştır. Tarımsal üretimi
kolay yapabilmek için de su kaynaklarına yakın
olunmaya çalışılmıştır. Bu nedenle Neolitik
dönemdeki yerleşimler genellikle suya yakın
bölgelerde kurulmuştur.
Yerleşik hayata geçişle beraber insan üretici
durumuna ulaşmış ve kendi besinini üretmeye
başlamıştır. Tarım faaliyetleri, sürekli yerleşme
merkezleri kurulmasına yol açmıştır. İhtiyaç fazlası
üretimin ortaya çıkması ile de ticaret başlamıştır.
4
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
2. ÜNİTE – PALEOLİTİK, NEOLİTİK VE İLKÇAĞ
2.3.2. Neolitik Dönem’de Hayvancılık
Yerleşik hayata geçilmesiyle beraber, avcılık terk
edilmeye başlanarak bunun yerine hayvancılık
uğraşı ortaya çıkmıştır.
2.3.5. Neolitik Dönem’de Giyim
Yine yerleşik hayatın bir getirisi olarak insanlar bu
dönemde giyim tarzlarını değiştirmişlerdir.
Önceleri birbirine eklenmiş hayvan derilerinden
giysiler giyen insanlar yün eğirme ve örme
faaliyetlerini geliştirdikten sonra örülmüş giysiler
kullanmaya başlamışlardır.
Hayvanların evcilleştirilmesiyle (inek, öküz, at,
koyun) hayvan yetiştiriciliği başlamış, bu durum da
avlanma ihtiyacında azalmaya sebep olmuştur. Bu
sayede insanlar hem tarım için bu hayvanları
kullanmış hem de et ihtiyacını bu şekilde karşılamaya
başlamışlardır.
2.3.6. Neolitik Dönem’de Toplumsal Değişim
Toplum içinde kadın ve erkek arasında iş bölümü
ortaya çıkmıştır. Kadın ve erkeğin rolü de
şekillenmeye başlamış; erkekler evin dışında,
kadınlar ise ev içindeki işlerle ilgilenir anlayışı
oldukça belirgin hale gelmiştir.
2.3.3. Neolitik Dönem’de Ulaşım
Neolitik dönem ulaştırma teknolojisi açısından da
önemli değişimleri beraberinde getirmiştir.
İnsanların ilk kullandıkları taşıtlardan olan “sal”,
karalarda kızaklı sistemler kullanılmaya başlanmıştır.
Çok geçmeden insanlar kızağın sadece buz ve karda
değil çayır-bataklık gibi yumuşak zeminlerde de işe
yaradığını fark edeceklerdir.
Erkekler; hayvancılık, avcılık ve inşaat gibi işlerle
ilgilenirken, Kadınlar; çiftçilik, dokumacılık,
çömlekçilik gibi işlerle ilgilenmişlerdir.
Neolitik dönemin sonlarında tekerleğin bulunması
da son önemli gelişmedir. Tekerleğin bulunması
tarım ve ulaşım da büyük kolaylıklar sağlamışlardır.
İlk yerleşim birimi köyler ortaya çıktı. Neolitik
dönemin en önemli sonucu “Kentleşme” ve “Kent
Kültürü” ’nün ortaya çıkması olmuştur. Kentleşme
sürecinin ortaya çıkmasıyla birlikte ticaret ve
alışveriş hayatı oluşacak ve gelişecektir.
2.3.4. Neolitik Dönem’de Alet ve Araçlar
Neolitik çağda, insanlar taştan yaptıkları araçları
cilalamaya ve parlatmaya başlamışlardır. Bu dönem
bu nedenle “Cilalı Taş Devri” olarak ta
isimlendirilmektedir.
Yerleşik hayata geçişle, yerleşik hayatı düzenleyici
kuralların gerekliliği ortaya çıkarmış ve ilk kez
yöneten-yönetilen sınıfı ortaya çıkarak toplumsal
farklılıklar oluşmaya başlamıştır. Oluşan toplumsal
farklılıklar ise genel yapısıyla şöyledir:
Bu dönemde balta, keser, ok ve yay gibi yeni aletler
eskilerine eklenmiştir. Özellikle ok ve yay kullanımı
ile uzun menzilli avlanma tekniği ortaya çıkmış ve bu
da avlanmayı kolay hale getirmiştir.




Neolitik dönemde ilk üretilen ve kullanılan maden
bakır olmuştur. Madenler silah, süs eşyası ve alet
yapımında kullanılmıştır.
Ayrıca bu dönemde ilk kez mülkiyet kavramı
ortaya çıkmıştır.
Uzun süre kap-kacak olarak ağaç kabuklarını ve örme
sepetleri kullanan insanoğlu sonrasında killi toprağın
suyu geçirmediğini fark ederek bu dönemde mutfak
gereçlerini topraktan üretmiş, ateş ve killi toprağı
kullanarak seramik elde etmiştir.
2.4. İlkçağ Medeniyetlerinde Sosyal Değişme
2.4.1. Mezopotamya Medeniyetleri
Mezopotamya; İki nehir arası (Fırat ve Dicle) bölge.
Dicle’den başlayarak batıya doğru Suriye kıyıları,
Lübnan ve İsrail’i içine alan bir bölgede çizilen yay
ile “bereketli hilal” olarak adlandırılan bölge.
Seramiğin dayanıklı olması ve yiyeceklerin
korunmasını sağlaması özellikleri sebebiyle ticaret
ortaya çıkmıştır.
Yöneten ve yönetilen (Devlet – Halk)
Varlıklı – yoksul (Sınıflar)
Kentli – köylü (Taşralı)
Tüketici – üretici
 Yerleşik hayata geçen insanlar Mezopotamya’da
ilk şehirleri ve site şehir devletlerini (Ur, Uruk,
Kiş, Lagaş) kurmaya başlamışlardır.
 İlk su kanallarını inşa etmişlerdir.
 2 – 7 katlı tapınaklar (Ziggurat) inşa etmişlerdir.
Tapınakların son katını gözlemevi olarak
kullanmışlar ve Modern Astronomi’nin temelini
atmışlardır.
 Tekerleği icat etmişlerdir (Sümerler MÖ 3500).
 Yazıyı icat etmişlerdir (Sümerler MÖ 3200).
Seramik kullanımı yiyeceklerin saklanması ve
tüketilmesinde çok önemli bir nokta olduğu gibi
seramik eşyalar üzerine yapılan motif ve çizimler
çağın insanı hakkında birçok bilginin günümüze
ulaşmasını sağlamıştır.
5
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
2. ÜNİTE – PALEOLİTİK, NEOLİTİK VE İLKÇAĞ
 Alan hesaplama ve zaman ölçme gibi konularda
ilerlemişlerdir.
 Ay takvimi (bir yıl 354 gün) ve 60 tabanlı ve
konumsal rakam sistemini geliştirmişlerdir.
 Daireyi 360 dereceye bölmüşlerdir.
 Günü gece ve gündüz olarak 12 saate
bölmüşlerdir. Haftayı 7 güne bölmüşlerdir.
 Tarım ve hayvancılık ilerlemiş ve bu ürün miktarı
artmıştır.
 Değiş – tokuş ile ticari faaliyetlere başlamışlardır.
 İlk yazılı kanunları yapmışlardır (Lagaş kralı
Urgakina) (ilk hukuk devletidir).
 İlk anayasa (Hammurabi kanunları) yapılmıştır.
 Türkler tarafından evcilleştirilen at belli bir süre
sonra Çinlilerce kullanılmaya başlanmıştır.
 Çin, matematik konusunda Hint uygarlığından
etkilenmiştir. On tabanlı sayı sistemini
kullanmışlardır. Abaküs ve çarpım cetveli gibi
bazı basit aletlerden faydalanmışlardır.
 Astronomi konusunda yıldızları esas alarak
çalışmalar yapmışlardır.
 Tıp konusunda da çalışmalar yapılan Çinliler
tarafından geliştirilen akupunktur (M.Ö. 500)
günümüz tıp dünyası tarafından hala kullanılır.
 İpekböceği yetiştiriciliği ve ipekli dokumacılık
konusunda oldukça başarılıdırlar.
 Dünyanın en uzun savunma duvarı olan Çin
Seddi’nin M.Ö. 403 yılında yapımına başlanmış,
temeli 20’den fazla krallık tarafından atılmış ve
yapımı M.S. 1700’lü yıllara kadar devam etmiştir.
2.4.2. Eski Mısır Medeniyeti
 Mısır Medeniyeti, M.Ö. 4000’li yıllardan itibaren
Nil nehri çevresinde var olmuştur.
 Bölgede hayati anlamda büyük önem taşıyan su
Nil Nehri’nden sağlanıyordu. Nil Nehri’nin sene
içerisinde
taşarak
etrafındaki
topraklara
alüvyonları taşıması neticesinde topraklar tarıma
elverişli hale gelmekteydi.
 Nil Nehri’nin sene içerisindeki taşma tarihlerini
tespit için insanlar astronomiyle ilgilenmiş ve
Güneş takvimini bulmuşlardır.
 Nil Nehri için yapılan bu hesaplamalar Matematik
ve Geometri konusunda ilerlemelerini sağlamıştır.
 Mısır Medeniyeti, M.Ö. 2700 yıllarından itibaren
matematik, astronomi ve tıp konusunda yapılan
etkinliklerle parlamıştır.
 10 tabanlı sayı sistemini geliştirmişlerdir.
 Matematikte ki ilerleyişleri mimarinin gelişiminde
de kendini göstermiştir.
 Mısır
medeniyetinde
inanç
sistemi
tıp
(mumyalama) ve mimari (piramitler) alanlarını
tetikleyici ve gelişimini hızlandırıcı rol
üstlenmiştir.
 Piramit denilen firavun mezarları vardır.
 Nil Nehri’ni kullanarak Mısır topraklarında fazla
bulunmayan odun ve keresteyi Suriye ve
Lübnan’dan sağlamışlardır.
 Nil Nehri kenarında bulunan sazlıklardan elde
ettikleri bitkilerle Papirüs isimli kâğıt türünü
geliştirmişlerdir.
 Kendi yazılarını (Resim yazısı: Hiyeroglif)
geliştirmişlerdir.
2.4.4. Eski Hint Medeniyeti
 Eski Hint uygarlığı, Pakistan ve Kuzeybatı
Hindistan’ın her yerine yayılmış olan yüzlerce
köylerin toplandığı yerleşim birimlerinden
oluşmaktaydı.
 Kast sistemi vardır.
 Astronomiyle ilgilenmişlerdir.
 Eski Hindistan’da bilim ilk zamanlarda özellikle
tüccar, seyyah ve askerler tarafından ileriki
zamanlarda ise doğrudan bilginler ve mütercimler
tarafından gerçekleştirilmiştir.
 Kullanılan sayı sistemi 10 tabanlıdır.
 “0” rakamını ilk kez Hintli matematikçiler
kullanmışlardır.
2.4.5. Eski Türk Medeniyeti (Orta Asya)
 Tarih öncesi dönemde Türklerin ilk ortaya çıktığı
bölge olarak Orta Asya (Türkistan) olarak kabul
edilmektedir. Bu bölgedeki Türk tarihi M.Ö.
8000’lere hatta daha da eskilere uzanmaktadır.
 Bölgede yapılan araştırmalarda Neolitik döneme
tarihlenen çanak-çömleklere, çakmak taşından
yapılan topuz, kargı gibi silahlara ve buğday-arpa
yetiştirildiğine ilişkin izlere rastlanılmıştır.
 Eski Türk Medeniyetinde dokumacılık ön
plandadır. Türklerin kendilerine has dokuma ve
motifleriyle kendi dokuma tekniklerine sahip
oldukları görülmektedir.
 Maden işleme konusunda da oldukça başarılı olan
Türkler uzun süre bakır ve kurşun kullanarak
çeşitli eşyalar üretmiş sonrasında ise alaşım olarak
ilk defa bronzu kullanan insanlar olmuşlardır.
 Göktürkler döneminde demir ve çeliği işleyen
Türkler çelikten ok ucu, kılıç ve mızrak gibi
silahlar yapmışlardır.
 Atı ve besi hayvanlarını evcilleştiren Türkler
M.Ö. 2800’lü yıllarda arabayı kullanmışlardır.
2.4.3. Eski Çin Medeniyeti
 Eski Çin Medeniyetindeki gelişmeler erken
devirlerde komşuları olan Türkler ve Hintlilerden
etkilenmesi neticesinde daha çok gerçekleşmiştir.
 Maden az bulunduğu için; Çinicilik, porselen,
seramik gibi sanatlar gelişmiştir.
 Matbaa, kâğıt, pusula, çini mürekkep ilk kez
Çin’de bulunmuştur.
 Benzer şekilde takvim konusunda da Türkler’den
etkilendikleri ve “On İki Hayvanlı Türk Takvimi”
ni kullandıkları görülmektedir.
6
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
2. ÜNİTE – PALEOLİTİK, NEOLİTİK VE İLKÇAĞ
 Göktürk döneminde üretilmiş olan pulluk ve
kürek gibi tarım aletleri, tarım ve sulama
konusunda da oldukça ileri düzeydeydiler.
 Genel anlamda devlet olarak ilk yerleşik hayata
geçen Türk devleti olan Uygurlar bulundukları
konum sayesinde ticari anlamda ciddi gelişmeler
kaydetmişler, bu gelişmeler ise toplumsal ve
teknik anlamda gelişim olarak devlet hayatına
yansımıştır.
 Göktürkler On İki Hayvanlı Türk takvimini
kullanmışlardır. Bu takvim temelde bir yıldız
takvimidir. Bir gün 12 eşit parçaya ayrılmış ve
her birine “çağ” denmiştir. Bu çağlara da 12
hayvanın adı verilmiştir. Bir yıl 60 günlük 6
haftadan oluşmaktaydı. 4 mevsim vardı.
 Türklerin İslam öncesinde kullandıkları ilk alfabe
Göktürk alfabesi olarak kabul edilir.
 Eski Türkler dünya medeniyetine önemli katkılar
getirmişlerdir. Fakat genel olarak bakıldığında bu
katkıların diğer uygarlıklara nazaran daha yavaş
ve kısmen eksik olduğunu söylemek mümkündür.
Bunda yerleşik hayata geçişin gecikmesi oldukça
etkilidir.
 Bu medeniyetin kaynaklarından biri kabul edilen
Girit’te M.Ö. 3000 – 2000 yılları arasında bakır,
gümüş ve altın gibi madenleri işleyerek güçlü bir
uygarlık kurulmuştur.
 Yunan medeniyetinde bilim ve teknolojiden
ziyade felsefenin geliştiği görülür. Bunun sebebi
köleliğin yaygın olmasıydı. Solon yasasıyla
kölelik kaldırılmıştır.
2.4.8. Roma Medeniyeti
 Roma, Eski Yunan’da dikkate alınmayan bilim ve
teknik için bir yaşam ve gelişim alanı olmuştur.
 Özellikle mimarlık ve mühendislik anlamında
ciddi gelişmeler kaydedilmiştir.
 Romalılar çimentoyu bulmuşlar ve bu maddeyi
inşa ve şantiye işlerinde sıkça kullanmışlardır.
 Yunanlılardan aldıkları alfabeyi düzenleyerek
“Latin Alfabesi” ni meydana getirdiler.
 Roma toplumundaki Patrici (soylular) ve Pleb
(halk) arasındaki sınıf mücadelesi sonucu MÖ.
451-449 yılları arasında “Oniki Levha
kanunları”
hazırlanmıştır.
Bu
kanunlar
AVRUPA HUKUKU’nun temeli sayılır.
2.4.6. Eski Anadolu Medeniyetleri
 Anadolu M.Ö. 1700’lü yıllarda ortaya çıkan Hitit
Devleti ile ilk altın çağlarını yaşamıştır. Hititler
Anadolu’da ilk siyasi birliği kurmuşlardır.
 Hititlere ait verilerin büyük kısmı kil tabletlerden
elde edilmiştir.
 Hititler 2 çeşit yazı tipi (Çivi ve Hiyeroglif yazısı)
kullanmışlardır.
 Hitler aile ve ceza (medeni) hukuk geliştirmiştir.
 Urartular sulama tekniğinde çok ilerlemişlerdir.
 Urartu Kralı Menua tarafından Gürpınar’dan
Van’a su getirmek için 2700 yıl önce “Şamram
Su Kanalı”nı yaptırmıştır. Günümüzde de kısmen
kullanılabilen kanal 51 km uzunluğundadır.
 Frigyalılar bölgelerinin zengin doğal yapısı
sayesinde keresteden ev, mezar ve mobilya
yapımı konusunda ilerlemişlerdir.
 Lidyalılar’ın teknik ve toplumsal anlamda en
büyük katkıyı parayı (sikke) icat ederek
yapmışlardır.
 İyonlular ilk demokrasinin örneğini teşkil etmiştir
ve felsefe bilimi burada ortaya çıkmıştır.
2.4.7. Eski Yunan Medeniyeti
 Yunan Medeniyeti ve bilimi bugünkü Batı
Anadolu kıyılarında başlamış daha sonra Yunan
anakarasına ve Girit’e taşınmıştır.
 Mısır, Mezopotamya ve Anadolu medeniyetleriyle
komşu olması nedeniyle bölgedeki gelişmelerden
yakından etkilenmiştir.
 Şehir devletleri (polis) kurmuşlardır. Şehir
devletleri özgür ve bağımsızdı.
 Yeni inşa teknikleri geliştirmiş, çömlekçilik,
madencilik ve zanaatçılık gelişmiştir.
7
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
3. ÜNİTE – ORTAÇAĞ AVRUPA’DA SOSYAL DEĞİŞİM
Tıp eğitimi İtalya’nın Salerno prensliğinde ortaya
çıkmasına rağmen, 1000 yılında Bologna’da, hukuk
öğrenmek isteyen öğrenciler, kendilerine bir çeşit
öğrenci loncası kurdular ve bu loncaya Universitas
adını verdiler. Bunu Oxford, Cambridge, Padua,
Ravenna ve Paris Üniversiteleri izledi.
3. ÜNİTE – ORTAÇAĞ’DA TOPLUMSAL DEĞİŞİM
3.1. Ortaçağ Avrupa’da Bilim ve Sosyal Değişme
Ortaçağ Avrupa’sında Bilim 3 dönemde incelenir.
a) Erken Ortaçağ (Karanlık Ortaçağ)
b) Yüksek Ortaçağ (Skolâstik Dönem)
c) Geç Ortaçağ
Her üniversite ilahiyat, kilise hukuku, tıp ve genel
meslekler olmak üzere dört bölümden oluşuyordu ve
öğretim üyeleri yine din adamlarıydı. Hemen tüm
programlarda dersler iki ana guruba ayrılmıştı.
Birinci gurup Trivium (üçlü) adlandırılıyor ve
gramer, retorik (Hitabet) ve diyalektikten
oluşuyordu. İkinci gurup ise Quadrivium (dörtlü)
olarak isimlendiriliyor ve aritmetik, geometri, müzik
ve astronomiden oluşuyordu.
a) Erken Ortaçağ: Hıristiyanlığın temel çıkış
noktası, bu dünyanın değil öbür dünyanın önemli
olduğu görüşünden kaynaklandığı için, gizemcilik
gelişmiştir.
 Amaç, insanın özgür düşüncelerini tartışabilmesi
ve mutlu yaşaması değil, dünyanın aldatıcı,
saptırıcı ve nimetlerinden arınmış ruhun öbür
dünyada ödüllendirilmesi olmuştu.
 Akıl, inancın sağlamlığından sapmaya yol
açan bir tuzak olarak görülüyor, Kilise’nin
takvim düzenlemesine yetecek kadar astronomi
bilgisi bu dünya için yeterli kabul ediliyordu.
 Doğaya yönelik araştırmalarında, akıl ve bilimin
rehberliği yerine Kutsal Kitap’ın rehberliğine
sığındılar.
 Yunan ve Roma medeniyetlerinin bilimsel bilgi
birikimini bir yana iterek, yeryüzünün bir tepsi
gibi düz olduğuna ve yarımküre veya çadır
biçimindeki evren ile çevrelendiğine inanmaya
başladılar.
 Tedavi amacıyla hastaneler açmışlardı; ancak
bilimsel tedavi unutulmuş ve bunun yerini dini
tedavi almıştı. Din adamları, kutsal bir güce sahip
olduklarını ve dua yoluyla hastalıkları
iyileştirebileceklerini savunuyorlardı.
 Batı Roma’nın yıkılması sonrasında gücünü
arttırarak koruyan kilise, M.S. 527 sonrasında
içindeki Pagan kültürü nedeniyle Roma öğretim
geleneğini sonlandırmış ve manastır okulları
kurma kararı almıştır. Bundan sonra manastırlar
yayılmaya başlamış ve metin kopyalama odaları
ve kitaplıklarıyla küçük öğrenim merkezleri
şeklinde varlıklarını sürdürmüşlerdir.
XIII. yüzyıl sonunda Avrupa’nın çeşitli köşelerinde
toplam 24 üniversite vardı. Bu dönemde,
üniversitelerin yanısıra, bilimin gelişimini büyük
ölçüde etkilemiş olan iki manastır düzeninin, yani
tarikatın da ortaya çıktığı gözlenmektedir. 1209’da
Fransisken Tarikatı (Gri Kardeşler), 1215’de ise
Dominiken Tarikatı (Siyah Kardeşler) kurulmuştur.
Başlangıçta her iki tarikat da dinsel amaçlara
sahiptir, ancak giderek birincisi bilime, ikincisi ise
felsefeye yönelmiştir.
Bilimin gelişmesinde özellikle Gri Kardeşlerin
büyük bir rolü olmuştur. Bunlardan Robert
Grosseteste ve John Peckham daha çok fizikle
ilgilenmişler ve büyük Müslüman optikçisi İbnü’l
Heysem’i izleyerek optik üzerine çeşitli yazılar
yazmışlardır
Dominiken Tarikatı (Siyah Kardeşler) ise çok sıkı
kurallar içinde ve yoksul bir yaşamla dini yaşayarak
sapkınlığı yok etme amacındaydı. Dominikenler
bilgi gücüyle silahlanma ve bunun için eğitim
kurumlarında yuvalanma gereğini duymuşlardır.
b) Yüksek Ortaçağ (Skolâstik Dönem): Bu
dönemin bilim tarihi açısından en önemli gelişmeleri
üniversitelerin, bilim ve felsefe ile yakından
ilgilenen tarikatların kurulmuş olmasıdır.
Ancak, tarikatın kuralcı ve bağnazlığa yatkın yapısı
giderek bilimsellikten uzaklaşıp tam tersine özgür
düşünce
düşmanı
“Engizisyon”
örgütünü
oluşturacak kadar katılaşmalarına neden olmuştur.
9-12. yüzyıllar arasında yüksek eğitim ve öğretim,
katedral okullarında yapılıyor ve papazlar tarafından
yürütülüyordu. Skolâstik düşünce bu okullarda
üretilmişti. XII. yüzyıl sonralarında üniversiteler
ortaya çıkıncaya kadar bu okullar, Batı’daki en
önemli kültür merkezi konumundaydılar.
İslam-Doğu uygarlığının son temsilcileri, Endülüs
Emevi Devleti’nin Kurtuba ve Toledo kentlerindeki
medrese, kütüphane ve hastanelerinde çalışmışlardı.
Bu merkezlerdeki bilgi birikimleri, Latince çeviriler
aracılığıyla Batı düşüncesine girmiştir.
Büyük Müslüman kenti Toledo 1085 yılında
Hıristiyanların eline geçmiş ve kent çeviri
ekiplerinin klasik bilimsel ve felsefi metinleri
Arapçadan Latinceye aktarma merkezi haline
gelmiştir.
Bu dönemde Sicilya, Salerno’da bir tıp okulunun
kurulması yönünden önem kazanıyordu. Bu okulun
dört efsanevi kişi (Latin, Müslüman, Yunan ve
Yahudi) tarafından kurulduğu rivayet edilir.
8
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
3. ÜNİTE – ORTAÇAĞ AVRUPA’DA SOSYAL DEĞİŞİM
XII. yüzyıl aslında bir geçiş çağıdır ve bu çağda
Akdeniz’i çevreleyen İslam, Hıristiyan ve Yahudi
Dünyaları önceki yüzyıllara oranla çok daha sıkı bir
bağ kurmuşlar ve birbirlerini karşılıklı olarak
etkilemişlerdir. Ancak bu dünyalar arasında en
belirleyici ve en etkileyici olanı kuşkusuz ki İslam
dünyasıdır.
3.2. Bizans’ta Bilim ve Teknoloji
Bizans eski yüksek öğrenim kurumlarının çoğunu
koruyup desteklemiştir. Antik düşüncenin son kalesi
olan Atina Akademisi 529 yılına kadar varlığını
sürdürmüştür.
Diğer yandan Herakleios döneminde Grekçenin
resmi dil olmasıyla düşünce hayatı yeni bir
değişikliğe uğramıştır.
c) Geç Ortaçağ: XII. ve XIII. yüzyıllarda yapılmış
olan çeviriler olmasaydı, Ortaçağ zihniyeti aşılamaz
ve
XVII.
yüzyıldaki
Bilim
Devrimi
gerçekleştirilemezdi. Ancak, bu çeviriler sonucunda
aktarılan bilimsel bilgi birikimi o denli büyüktü ki
ilkin özümsenmesi gerekiyordu ve bu özümseme
işlemi bütün 13. ve 14.yüzyıllar boyunca sürmüştü.
Mısır, Suriye ve Filistin’in Müslümanlar tarafından
fethi bütün bilim ve kültür hayatının İstanbul’da
toplanmasına yol açmıştır. Bizanslı bilim adamları,
fen bilimleri alanında İlkçağların Yunan biliminin
çoğunu devralmış ve Aristo, Öklid ve Ptolemaios’u
tanımışlardır.
Bizansta takvim çalışmalarına ek olarak, astroloji
öğesi de Bizans astronomisinin özellikleri arasına
girmiştir.
Özümleme sürecinin önemli bir bölümü geleneksel
Hıristiyan dünya görüşü ile Aristo ve diğer Pagan
Yunan gelenekleri arasında uyum sağlama
girişimleriyle geçmiştir. Bu özümseme sürecine
Tomas Aquinas’ın önemli katkıları olmuştur.
Aynı şekilde uzmanlar müzik ve matematiksel
müzik kuramı konularında daha çok ayinsel
amaçlarla araştırmalar yapmıştır.
Aquinas, Aristo’nun ve Batlamyus’un Evren anlayışı
ile Hıristiyanlığın Evren anlayışını bağdaştırmış ve
böylece bir anlamda Yermerkezli Evren Kuramı’nı
Hıristiyanların kolayca anlayabilecekleri bir kuram
biçimine dönüştürmüştür. Bu dönemde ortaya çıkan
Dünyanın Evrenin merkezinde bulunduğu görüşüne,
Kopernik gelinceye kadar ciddi bir karşı çıkış
yapılmamıştır.
3.2.1. Ticaret
Tüccar ve esnaflar, lonca teşkilatları kurmuşlardı.
Mamul eşyalarda devlet kontrolü vardı. Bu
bakımdan kaliteye önem veriliyordu.
Kumaş ve halı dokumacılığı, işlemecilik, dokuma
boyacılığı, kuyumculuk, camcılık, sanayinin önemli
kollarındandı.
Jean Buridan (1297–1358) ve Nichole Oresme
(1320–1382) dünyanın her gün kendi ekseni
çevresinde dönüş olasılığını incelemiş ve böyle
hareketlerin doğada olduğunu kabul etmek için
inandırıcı ve akılcı tezler ortaya atmışlardır. Bu
düşünürler
yine
de
geleneksel
görüşten
ayrılmamışlar ve Hıristiyanlık öğretisinin etkisiyle
sonuçta Yer’in dönmediğini söylemişlerdir.
Akdeniz, Bizans gölü durumunda olduğundan Asya,
Avrupa ve Afrika’ya üretilen sanayi mallarının satışı
deniz yoluyla yapılırdı. Bizans doğuda Asya ve
Rusya ile kuzeyde İskandinavya’ya doğru geniş
bir ticaret ağı geliştirmişti.
İpek üretimi ve ipekli kıyafetlerin imalatı Bizans’ın
ekonomik hayatında temel endüstri olmuştur. İpek
böceği ve ipek üretim teknikleri Persliler
vasıtasıyla Bizans’a geçmişti. Ham ipek ve aynı
zamanda dokuma tekniği mükemmel denebilecek
ipekli kıyafetlerin üretimi, Bizans İmparatorluğu’nu
büyük bir zenginliğe kavuşturdu ve İstanbul şehrini
o dönemde dünyanın en güzel şehri yaptı.
Tıp alanındaki gelişmelere baktığımızda ise Geç
Ortaçağ öncelikle Kara ölüm, Veba salgınıyla
uğraşmıştır. Veba, Avrupa’ya Asya’dan gelmiş ve
tüm kıtaya yayılmıştır.
XIV. yüzyıldaki veba salgını birçok yoldan yeni bir
dönem açmıştır. XII. yüzyıla gelinceye kadar tıp
eğitimi Batı Avrupa’da Salerno’daki okullarla sınırlı
kalmıştır. Bu tarihten sonra bu dal üniversite
kentlerine yerleşmeye başlamıştır.
3.2.2. Denizcilik
VII. yüzyıldan XII. yüzyıla kadar Bizans
İmparatorluğu’nun tipik ticaret gemileri, küçük
gemilerdi.
Tıptan bağımsız olarak, hastaların bakımı için
hastane yapılması da XII. yüzyıldan itibaren
Avrupa’da artmaya başlamıştır.
Ortaçağ boyunca, XVI. yüzyılın sonuna kadar
Akdeniz’de yarışan güçlerin başlıca saldırı silahı,
hafif savaş kadırgası olmuştur.
9
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
3. ÜNİTE – ORTAÇAĞ AVRUPA’DA SOSYAL DEĞİŞİM
Önceleri düşman gemilerini batırmak olan deniz
muharebelerinin hedefi, zaman içinde onları aborda
ederek (Aborda: Bir teknenin diğerine veya bir
iskeleye yanaşması) ele geçirmeye dönüşmüştür. Bu
durum, Akdeniz’de kürekli gemilere dayanan
savaşlar dönemi bitinceye kadar sürmüştür.
3.2.4. Tıp ve Eğitim
Yatakta tıbbi tedavi kuruluşu olarak gerçek hastane,
kayda değer bir Bizans yeniliğiydi.
Bizans İmparatorluğu içinde hükümetin, kilisenin ve
destekleyici asil sınıfların cömertliğiyle ortaya çıkan
hastaneler bilimin değil ama bir ölçüye kadar tıbbi
araştırmaların da merkezi olmuştur.
VII.
yüzyılda
İstanbul’daki
imparatorluk
donanmasının başlıca silahı, bileşimi çok tartışılan,
bir tür yanıcı sıvı olan, geminin baş tarafından
dökülen “Rum ateşi” idi. Genellikle Rum ateşinin
petrol, sönmemiş kireç ve sülfür karışımından
oluştuğu söylenmektedir.
Bizanslı doktorlar kalabalık şehirlerde büyük
sorunlara yol açan çiçek, difteri gibi bulaşıcı
hastalıklara karşı sürekli mücadele etmişlerdir.
Ortaçağ Bizans devletinin geliştirdiği karantina
teknikleri batı Avrupa’nın yükselişte olan şehirleri
tarafından kopya edilmiştir
3.2.3. Eğitim
Bizans’taki yüksek sınıflar arasındaki herkes
vatandaşlık için iyi bir eğitimin vazgeçilmez
olduğuna
inanıyorlardı.
Cahillik
şiddetle
küçümseniyordu.
XIV. yüzyılın ikinci yarısında Bizans’ta tıp
çalışmaları tümüyle kesintiye uğramıştır. Tıp,
Yahudi doktorlara bırakılmış ve insanlar batıl
inançlara yönelmiştir.
Bizans’ta öğretim 6–8 yaşlarında başlar ve
genellikle kasabalar ve bazen de köylerde yapılırdı.
Varlıklı aileler çocuklarına özel öğretmen tutarlardı.
Bu dönemde çocuğa okuyup yazma öğretilirdi.
Bu dönemde, bu alandaki çalışmalar bir tıbbi
ansiklopedi ile temiz kan ile hasta kan arasında
nasıl bir ayrım yapılabileceğini açıklayan, bir tek
yapraktan oluşan bir yazıdır.
Yükseköğretim ise tarihçiler tarafından genellikle iki
döneme ayrılarak incelenmiştir:
 İmparatorluğun kuruluşundan Haçlı istilasına
kadar,
 Paleolog Hanedan’ın 1261’de ikinci kez Bizans
İmparatorluğunu kurmalarından 1453 yılına
kadar olan dönem.
Birinci dönemde yükseköğretimle ilgili uluslararası
karakterde akademileri vardı, Atina, İskenderiye,
Beyrut, Antakya, Gaza, Efes, Edessa akademileri
gibi.
Öğrenciler için uygulama okulları kurulmuştu,
1045’te üniversite oluşturuldu. Yükseköğretimde
felsefe ve hukukun yanında tıp, aritmetik, geometri
astronomi, müzik öğretimi de yer alıyordu. Batı
Avrupa’da 1200 yılından önce buna benzer hiçbir
şey yoktu. Dini öğretim ise bunlara yan yana
gidiyordu.
Hristiyanlığın egemen olmaya başlamasıyla Antik
kültür yenilgiye uğrayıp, bilimsel düşünce kaybolup
gitti. Özellikle VI. yüzyıl bilim tarihi yönünden en
karanlık yüzyıl olarak nitelendirilir. Bu yüzyılda
Justinian’nın emriyle 529 yılında ünlü Atina
Akademisi kapatılmıştı.
Bu Hristiyanlığın başka bir zaferini, Monte Cassino
manastırının kuruluşunu da saptıyordu. Bir
ölçüde manastırlar eski yapıtların korunmasında
önemli rol oynamışlardır.
10
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
4. ÜNİTE-ORTAÇAĞ’DA TÜRK-İSLAM SOSYAL DEĞİŞİMİ
4.ÜNİTEORTAÇAĞ’DA
TÜRK-İSLAM
DÜNYASINDA BİLİM, TEKNOLOJİ VE
SOSYAL DEĞİŞİM
4.1.
Türk-İslam
Dünyası’nda
Bilimin
Gelişmesinde Rol Oynayan Etkenler
Türk-İslam Dünyası’nda bilimin gelişmesinde
birçok etken rol oynamıştır. Bunlar ise şunlardır;
İslâmiyet’in bilime bakışı, tercüme yoluyla gelen
bilimsel miras, devlet adamlarının desteği ve İslam
eğitim sistemi ve kurumlar.
4.1.4. İslam Eğitim Sistemi ve Kurumlar
Eğitim sistemi de geleneksel İslami bilgi ve öğrenim
anlayışına dayanmaktaydı. İslam, bilgiyi (ilmi)
kutsal görmekteydi. Çünkü netice olarak bütün
bilgiler Allah’ın bir tecellisini konu edinmekteydi.
İslam biliminin kurumsal yoğunluğu, onun bazı
başarılarını ve niteliklerini açıklamaktadır. Cami,
medrese, kitaplık, hastane ve özellikle astronom ve
matematikçi ekipleriyle gözlemevleri, bilginlerin ve
bilim adamlarının çalışma yerleri olmuştur.
Başlangıçtan beri cami Müslümanların dini, sosyal
ve öğrenim merkezi olmuştur.
4.1.1. İslamiyet’in Bilime Bakışı
Müslümanlar Kur’an-ı Kerim ile Hz. Muhammed
(S.AV)’in yinelenmiş emir ve öğütlerini izlemesi
İslam Dünyasında bilim gelişmesini sağlayan ilk
unsurdu. Kuran- Kerim’deki birçok ayette
inananlara doğayı incelemeleri öğütlenmekte; aklın
en iyi kullanımı ve toplumsal yaşamın bütüncül
yapısı bilimsel yatırıma dönüştürülmek üzere
desteklenmektedir.
Tarih içinde medrese olarak anılan ve camiyle yan
yana gelişip onunla yakın irtibatı bulunan farklı bir
müessese olarak gelişti. Bazı bilim adamlarınca,
dünyanın ilk resmi üniversitesi olarak nitelendirilen
Bağdat’taki Nizamiye Medresesi 1067 yılında
Selçuklu Sultanı Alparslan tarafından kurulmuştur.
İslam’da bilgiye ve bilginlere verilen değer çok
fazlaydı. Kur’an-ı Kerim, bilginlerin üstünlüğünü
vurgulamaktaydı. Hz. Muhammed (S.AV) şöyle
demekteydi: “Bilgi ve bilimin araştırılması, kadın
ve erkek, her Müslüman’a farzdır”.
Her caminin bir kitaplığı vardı. Her hastanede
ziyaretçiler, geniş kitap raflarında cilt cilt kitapların
sıralandığı büyük bir sofaya alınırlardı.
Hastaneler, İslam tarihi boyunca hastaların
tedavisiyle, tıp, eczacılık ve ilgili konulara dair
kapsamlı bir eğitimi bünyesinde birleştiren büyük
ilim müesseseleriydi. İlk hastane ve ona bağlı
medrese, Emevî halifelerinden Velid ibni
Abdülmelik tarafından 707’de Şam’da kurulmuştu.
İslam’ın bilimsel atılımdaki başarısı olarak O’nun
uluslararası karakteridir. İslam dünyası, bilimsel
uğraşıda ulus ve ırk ayrımı gütmemiş, başka düşünce
de olanlara hoşgörülü davranmıştır.
4.1.2. Tercüme Yoluyla Gelen Bilimsel Miras
İslam bilimsel kültürü daha köklü uygarlıklardaki
bilimde uzmanlaşma çabalarıyla başlamış, bu çaba
ise belgelerin önce Arapçaya çevrilmesini
gerektirmiştir. Yunan uygarlığından çok Pers ve
Hint
uygarlıklarıyla
karşılaşılması,
İslam
uygarlığının ilk evrelerinde (7. yy) etkili olmuştur.
Dünyada ilk gözlem evi 9. yüzyıl başlarında İslam
dünyasında kuruldu. İslam’dan önce ne Yunan ne de
Çin’de gözlemevi yoktu. 9. yüzyıl başlarında
kurulan ilk gözlemevi, Bağdat’ta Şemmasiye ve
Şam’da Kâriyûn gözlemevleridir.
4.2. Türk-İslam Bilginlerinin Bilime Katkıları
Cebir ve El Harezmî (780-850): Sayı sistemini
geliştiren Harezmî, bugün matematiğin temeli haline
gelen "cebirin aksiyomatik temellerini" atar. Yani
Harezmî, aynı zamanda, "cebir ilmi"nin de
kurucusudur. Sıfırı ilk kullanan kişidir. Ayrıca
"hesap usulü" ile beraber, "hesap sanatı"nın da
kurucusu olan Harezmî, uzun yıllar Batı'da
"Algorithmus" olarak tanınan bir bilgindi.
Çeviri hareketi Yunan bilimsel çalışmalarına
odaklanmaya başlamıştır. Bağdat’ta hüküm süren
halife Memun, M.S. 832’de yabancı laik bilimler
için bir çeviri ve ustalaşma merkezi olarak
Bilgelik Evini (Beytel-hikme) kurmuştur. Yunan
doğa biliminin, matematiğinin ve tıbbının hemen
hemen tümü Arapçaya çevrilmiştir. Arapça
uygarlığın ve bilimin uluslararası dili olmuştur.
Astronomi ve Beni Musa Kardeşler (9. Yüzyıl):
Abbasi Halifesi Me'mun devrinde yetişen üç büyük
matematik ve fen âlimi. İsimleri, Ahmed, Hasan ve
Muhammed'dir. 800’lü yıllarda yaptıkları çalışmalar
sonucunda, dünyanın çevresini eşit parçalara bölerek
tul hattı (boylam) uzaklığını ölçmüş ve dünyanın
çevresini yaklaşık 39.000 km olarak bulmuşlardır.
Bu çalışmayla Dünyanın çevresini ölçen ilk insanlar
oldu. Bugün son derece net ölçümlerle bu oranın
40.075 km olduğu bilinmektedir.
4.1.3. Devlet Adamlarının Desteği
Ortaçağ İslam dünyasında bilimsel çalışmaların
süregelmesinde ve gelişmesinde hükümdarlar ve
vezirler gibi yüksek mevki sahibi kişilerin olumlu
rolleri büyük önem taşır. Görev başında bulunan
hükümdar veya benzeri devlet adamları, bilim ve
sanatla uğraşanları teşvik ve takdir ederek,
kendilerine imkân ve ortam hazırlamışlar ve sık sık
maddi ve manevi bakımdan desteklemişlerdir.
11
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
4. ÜNİTE-ORTAÇAĞ’DA TÜRK-İSLAM SOSYAL DEĞİŞİMİ
Optik ve İbnü-l-Heysem (965-1038/1040): Optik
biliminin öncüsüdür. Batı'da Alhazen olarak bilinir.
Bacon ve Kepler onun eserlerinden faydalanmışlar,
Galileo onun eserlerinden faydalanarak teleskopu
bulmuştur.
Birçok bilim adamı, Historiyografi’nin (tarih
yazıcılığı) ve sosyolojinin çağdaş anlamda birer bilim
olarak
ortaya
çıkmasını
İbni
Haldun’la
başlatmışlardır. Mukaddime adlı eserinde şehirleri
inceler ve şehir hayatı üzerinde analiz yapar. Ayrıca
bu eserinde yeni bir bilim kurmak istediğini ve bunda
başarılı olduğunu ifade eder. Bu bilime “medeniyet
bilimi” adını vermiştir. Bu yeni bilimin ele alacağı
konu “ümran” yani toplumsal hayat ve
örgütlenmedir.
Simya, Kimya ve Ebu Musa Câbir bin Hayyan
(721-815): Ünlü Müslüman Türk bilim adamıdır.
Kimya biliminin kurucusudur. Batıda Geber olarak
bilinir.
Eserlerinden 12.
yüzyılında Latince'ye
çevrilmiş olan Kitab al-Kimya adlı eseri, Simya ve
Kimya kelimelerinin kökeni olmuştur.
El Gazali (İmam Gazali) (1058-1111): Fıkıh,
kelam, tasavvuf ve felsefe dâhil birçok ilim dalında
eserler vermiştir. Hüccetü’l-İslâm (İslam’ın delili)
ve Zeynü’d-din sıfatlarıyla tanınır. Büyük Selçuklu
Devleti’nin veziri Nizamülmülk’ün yanına gider ve
bir süre sonra Bağdat’taki Nizamiye Medresesi'nin
Baş Müderrisliği’ne (rektörlüğüne) tayin edilir.
Maddelerin altına dönüştürülmesi için metotlar
geliştirmeyi hedefleyen simya ilminin babası olarak
bilinen Cabir bin Hayyan, geliştirdiği element
anlayışı, denge teorisi yaklaşımı, tatbikatları, icat
ettiği âlet ve düzeneklerle kimyanın babası kabul
edilmektedir. Dünyada ilk kimya laboratuvarını
kuran âlim olarak tarihe geçti. Kendi kurduğu
laboratuvarda ilk sunî hücreyi yaptı. Atomun
bölünebileceğini ilk kez ileri sürdü.
İbn-i Sina (980-1037): Tıpçı, yazar, filozof ve bilim
adamıdır. Batı'da Avicenna adıyla tanınır. Tıp
alanında yedi asır boyunca temel kaynak eser olarak
süre gelen El-Kanun fi't-Tıb (Tıbbın Kanunu) adlı
kitabı ile ünlenmiş ve bu kitap Avrupa
üniversitelerinde 17. asrın ortalarına kadar tıp
biliminde temel eser olarak okutulmuştur. Ayrıca
mantık, matematik, fizik, kimya, ilahiyat konularını
içeren 10 ciltlik çok geniş bir çalışma olan Kitabü'şŞifa (İyileşme Kitabı)’yı yazmıştır. Mekanik
çalışmaları çağının çok ötesindedir ve Newton’un
İkinci Kanunu’na öncülük etmiştir.
Kimya, Tıp ve Ebubekir El Razi (865-925): Ünlü
Müslüman Türk bilim adamıdır. Batıda Rhases
olarak bilinir. İlk kez çiçek ve kızamık hastalıklarını
tedavisini sağlayarak kimyayı tıbba uygulamıştır.
Tıp alanında yazdığı El-Havi adlı ansiklopedi 17.
yüzyıla kadar en önemli başvuru kaynağı olmuştur.
El Biruni (973-1048): Tıp, matematik, astronomi,
fizik, coğrafya ve tarih alanındaki çalışmalarıyla
tanınır. Batıda Alberuni olarak tanınır. Yaşadığı çağa
damgasını vurup “Biruni Asrı” denmesine sebep
olmuştur. Astronomi alanındaki çalışmalarına 995
yılında Güneşin ve gezegenlerin eğimini saptayarak
başlamıştır. Dünya’nın yarıçapını gerçeğe çok yakın
bir şekilde hesaplamamıştır (42.500 km). El-Kânun
el-Mesudi (Mesudi’nin Kânunu) adlı astronomi
eseri İslam Dünyasındaki en kapsamlı eserdir.
Farabi (870-951): Felsefe, mantık, metafizik,
psikoloji, müzik ve siyaset alanında birçok eser
yazmıştır. Farabi Ortaçağ İslam aydınları arasında
Muallim-i Sânî (İkinci Üstat) olarak bilinir.
El Cezeri (1136-1206): Türk-İslam dünyasında
teknoloji dendiği zaman akla gelen ilk isim ElCezerî (Ebû’l-İzz)’dir. Otomasyon teknolojisinin,
başka bir ifadeyle sibernetiğin mucidi sayılan ElCezerî,
Büyük
Selçuklu
Devleti’nin
parçalanmasından sonra ortaya çıkan Türk
devletlerinden Artuklular zamanında Diyarbakır’da
yaşamıştır.
Dünyanın yuvarlak ve dönmekte olduğunu, yer
çekiminin varlığını Newton’da asırlarca önce ortaya
koymuştur. Çağımızda henüz sözü edilebilen
karaların kuzeye doğru kayma fikrini 9 asır önce dile
getirmiştir. Ümit Burnunun varlığından ilk
bahsetmiş, ayrıca Kristof Kolombdan 5 asır önce
Amerika kıtasından ve Japonya’dan söz etmiştir.
El-Cezeri, “Kitab el-Hıyel” adlı eserinde, birçok
otomatın
resimlerini
ve
işleyiş
esaslarını
açıklamıştır. Artuklu Türklerinin sarayları için
yaptığı, otomatik makineler ve robotlar insan gibi
yürür, misafirleri karşılar ve misafirlere şerbet
ikram ederdi.
İbn-i Haldun (1332–1406): Özgün bir tarih
kuramcısı,
kültür,
siyaset,
felsefecisi
ve
toplumbilimci olan İbni Haldun, tarihsel olayları
toplumsal, etnik, kültürel, siyasal, ekonomik, hatta
coğrafi ve biyolojik koşullarla bağlantıları içinde
değerlendiren ilk düşünürdür. 7 ciltlik dünya tarihi
Kitâbu’l-İber ve onun giriş kitabı olarak
düşündüğü Mukaddime'yi yazmıştır.
İcatları arasında çok dikkat çekici olan düzenekler
vardır. Bunlardan biri “kan alma düzeneği”dir. Bu
düzenekte
hastadan
alınan
kan
miktarı
belirlenmektedir. Burada alınacak kan miktarı
doktor tarafından, istenilen ölçüde, ayarlanabilirdi.
12
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
4. ÜNİTE-ORTAÇAĞ’DA TÜRK-İSLAM SOSYAL DEĞİŞİMİ
Kaşgarlı Mahmud (1008-1074?): Türk dilbilimci.
Ünlü Divânu Lugâti’t Türk (Türk Dili Sözlüğü)
adlı eseri, Arapçaya karşın Türkçe’nin gücünü
göstermek amacıyla yazılmış olmakla birlikte
önemli coğrafi bilgiler de içerir. Esere eklenmiş olan
harita, dairevi bir Dünya haritası olup renklidir. Bu
harita, Türkler tarafından çizilen ilk dünya
haritasıdır.
İslam Dünya’sında Bilimin Gerileme Nedenleri
1) Ekonomik ve sosyal yapıdaki gerileme
2) Doğudaki steplerden gelen Moğol ve Türk
istilaları
3) Eğitim alanındaki giderek artan bir şekilde din
ve felsefenin çatıştırılması
4) Bilimsel gelenek yetersizliği
5) Bilimin kurumsallaşamamış olması
6) Özel çabaların usta – çırak ilişkisini aşamaması
7) Dinsel ağırlıklı (teolojik) öğretime, doğa
bilimleri ve matematik eğitimden daha çok
önem verilmesi.
Türk-İslam dünyasında teknoloji alanında önemli
gelişmelerin meydana gelmediği görülmektedir.
Bunun nedeni ile ilgili olarak iki farklı görüş ortaya
konulabilir. Bu görüşlerden biri Nasr’a aittir: “İslam
medeniyeti karmaşık makineler yapacak vasıtalara
ve onları İslam ümmetinin günlük problemlerine
uygulama imkânına sahipti. Fakat barutu elinde
bulunduran fakat asla ateşli silahlar yapmayan
Çinliler gibi Müslümanlar da tabii çevrenin
uyumunu bozacak bir teknoloji üretme anlamına
gelebilecek adımı asla atmadılar. Onların makineler
hakkındaki eserleri, günlük hayat içinde fiilen
kullanılan tarım ve ulaşım araçlarından başlayıp
halife ve emirlerin eğlencesi olan karmaşık saatlere
uzanan, oradan en uç örnekleri büyüyle ve büyü
teknikleriyle birleştirilmiş karmaşık aygıt ve
araçlara kadar varan çok çeşitli alanları konu
ediniyordu… ”
Teknoloji
alanında
önemli
gelişmelerin
kaydedilememesi konusundaki bir diğer görüş ise
deneysel yönteme geçilememesi ile ilgilidir. İslam
bilim ve uygarlığında 14. yüzyıldan sonra görülen
durgunluğun nedenini, bazı Avrupalı bilim
tarihçileri,
doğuda
deneysel
yöntemin
geliştirilmemiş olmasına yormuşlardır. Deneysel
yönteme geçilememesinin olumsuz sonuçları en çok
teknoloji alanında kendini göstermiştir.
Teorik anlamda çok önemli gelişmeler kaydedilmiş
ancak deneysel yönteme geçilemediği için teknoloji
alanında önemli gelişmelere imza atılamamıştır.
13
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
5. ÜNİTE-YENİÇAĞ VE YAKINÇAĞ’DA SOSYAL DEĞİŞİMİ
5. ÜNİTE – YENİÇAĞ VE YAKINÇAĞ’DA
DÜNYADA BİLİM, TEKNOLOJİ VE SOSYAL
DEĞİŞİM
Yeniçağ (1453-1789) İstanbul’un fethinden, Fransız
İhtilali’ne kadar geçen süreçtir.
5.2. 16. ve 17. Yüzyıl’da Bilim, Teknoloji ve Sosyal
Değişme
16. yüzyıl modern bilimin şahlanıp parladığı
dönemdir. Aristoteles evreninin son kalıntıları da
tamamen yok oldu. Matematik, gittikçe daha fazla
fizik bilimlerinin temel aracı oldu. Sonuçlar sayılarla
ifade edildi ve nitel değerlendirmeler reddedildi.
Yakınçağ (1789- ?) ise Fransız İhtilali’nden
günümüze kadar devam eden süreci ifade etmektedir.
17. yüzyıl, deneysel bilimin doğuşuna ve yayılmasına
tanık olmuştur.
 Gilbert mıknatıslarla oynamış,
 Galileo eğik düzlemlerden top yuvarlamış,
 Torricelli hava basıncı ilkelerini bulmak için
cıvalı tüplerle uğraşmış,
 Pascal atmosferin büyük bir hava denizinden
oluştuğu varsayımını doğrulamak için bir dağın
tepesine barometre göndermiş,
 William Harvey kalbi anlamak için sayısız
hayvanı canlı olarak kesip parçalara ayırmış,
 Newton prizma ve mercekler içinden ışık demetleri geçirmiştir.
 17. yy’da deneylere duyulan ve farklı derecelerde
de olsa artan ilgi sonucunda, bilimsel girişimler
doğal olarak daha çok alet temelli ve teknoloji
bağımlı hale gelmiştir. Örneğin Newton’un ışığın
kırılması üzerine yaptığı deneyler ve optiğin,
merceklerin geliştirilmesi gibi.
5.1. Rönesans Dönemi’nde Bilim, Teknoloji ve
Sosyal Değişme
Rönesans deyimi XIV. yüzyılda İtalya'da başlayıp
diğer Avrupa şehirlerine yayılan bir kültür hareketinin
adıdır. Özellikle edebiyatta başlayan bu uyanış,
zamanla diğer alanlara da yayılmış ve daha o
dönemde yeni bir çağın başlangıcı olarak kabul
edilmiştir.
XIX. yüzyılda ise bazı Fransız yazarlar, XIV.
yüzyıldan itibaren edebiyat, güzel sanatlar, felsefe ve
daha sonra bilim başta olmak üzere politika, ekonomi,
ticaret ve öğretim gibi çeşitli alanlarda yapılan
çalışmaları ve yenilikleri "rönesans" yani "yeniden
doğuş" kavramıyla karşılamışlardır.
Yenileşmenin çıkış noktası Antikçağ düşüncesi,
karşısında olduğu anlayış ise Ortaçağ düşüncesidir.
Fakat zamanla ilginç bir sonuç ortaya çıkmıştır; çünkü
"yeniden doğuş" Antikçağ kaynaklarına geri dönmek
suretiyle gerçekleşmiş olmakla birlikte, edebiyat ve
felsefede, özellikle de bilimde Antikçağ'ın dışında,
hatta karşısında birtakım sonuçlara ulaşılmıştır.
Dönemin
Newton
önemli
isimleri;
Galileo,
Descartes,
5.3. Aydınlanma Çağı’nda Bilim, Teknoloji ve
Sosyal Değişme
18. yüzyıl "Aydınlanma çağı" veya "Akıl çağı" olarak
bilinir. Buradaki "aydınlanma" deyimi, aydınlatan ya
da aydınlanan insan veya insanlara değil,
dayanaklarını önceki çağlardan alan entelektüel
alandaki çeşitli etkinliklere, fakat özellikle zihniyet ve
fikir değişimine işaret etmektedir.
5.1.1. Keşifler
 1454 yılında Americus Vespucius Kuzey ve
Güney Amerika sahillerine ulaşmıştır.
 1460 yılında Juan Sebastian del Cano,
Magellan'ın öldürülmesiyle yarım kalan dünyanın
etrafını dolaşma girişimini tamamlamıştır.
 Columbus, 1492 yılında Amerika kıyılarına
ulaşmıştır.
 1498 yılında Vasco da Gama Hindistan'a
ulaşabilmiştir.
Bu çağ aynı zamanda önemli sosyal ve ekonomik
olayların meydana geldiği bir dönemdir. Bu olayların
başında ise Fransız İhtilali ve Amerika'nın
bağımsızlığını
kazanması,
yeni
makinelerin
geliştirilmesiyle ağır sanayinin kurulmaya başlaması
ve ticaret hayatındaki canlanma gelmektedir.
Bu seyahatler sadece coğrafya bilgilerini ve dünya
hakkında eski bilgileri değiştirmekle kalmamış, ticaret
hayatında ve dolayısıyla sosyal hayatta da
değişikliklere yol açmıştır.
Dönemin önemli isimleri; Kant
Kültür, bilim veya kısaca düşünce hayatı bakımından
son derece önemli diğer bir hadise, muhtemelen 1454
yılında Johann Gutenberg’in matbaayı icat etmesidir.
5.4. Endüstri Devrimi’nde Bilim, Teknoloji ve
Sosyal Değişme
Son iki ya da üç yüz yıl içinde modern dünyanın
oluşturulmasında birçok etken rol oynamış ama
özellikle 18. yüzyılda başlayan, 19. yüzyılda devam
eden ve insanın var oluşu için tümüyle yeni bir biçim
olarak Endüstri Uygarlığını doğuran çağ açıcı
teknolojik dönüşümün yani Endüstri Devrimi’nin
merkezinde teknolojideki değişiklikler yer almıştır.
Gutenberg'in bu keşfi ile Çinlilerin bu alandaki
çalışmaları arasında bir devamlılıktan söz etmek
mümkündür.
Dönemin önemli isimleri; Leonardo Da Vinci,
Kopernik
14
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
5. ÜNİTE-YENİÇAĞ VE YAKINÇAĞ’DA SOSYAL DEĞİŞİMİ
Endüstri Devrimi, geleneksel tarım ve ticaretten
uzaklaşılarak üretimin mekanizasyonu, fabrika
düzeninin karmaşıklaşması ve endüstriyel üretimi
desteklemek için küresel pazarlama sistemlerinin
geliştirilmesi yönünde bir nüfus hareketi getirmiştir.
Devrimi simgeleyen kaynaklar demir, kömür ve
buhardı.
Dokuma, 1785'ten sonra buhar makinesinin bağımsız
bir güç kaynağı olarak uygulandığı mekanik güçlü bir
dokuma tezgâhıyla en sonunda makineleştirilmiştir.
Bu nedenle, 1712 ve 1812 arasında pamuk
endüstrisindeki işçi verimliliği 200 kat artmıştır.
19. yüzyılın yeni akım elektriği bilimi, en iyi örneği
telgraf olan yeni bazı uygulamalı bilim endüstrilerini
ortaya çıkarmıştır. Bilim adamı Charles Wheatstone
ve bir çalışma arkadaşı, Michael Faraday'ın 1831'de
elektromanyetik indüksiyonu bulmasının ardından
1837'de ilk elektrikli telgrafı icat etmiştir.
Endüstrileşme, teknolojik yenilik ve ekonomik
büyümenin yanında köklü toplumsal değişim süreçleri
de başlatmıştır.





İnsanlar kırsal yörelerden kentlere göç ederek
fabrikalardaki düşük ücretli işçi nüfusunu
büyütmüş,
Fabrika işçiliğinin artmasıyla sınıf kavgaları
yoğunlaşmış,
Toplumsal denetim araçları olarak kamuya açık
okullar ve iyi düzenlenmiş ceza evleri yapılmış,
Aileler üretim merkezleri olmaktan çıkmış ve
yeni bir iş bölümü oluşmuştur.
Fabrikalarda tipik olarak erkekler iş bulurken,
kadınlar ise esas olarak ev işleri yapmakla
sınırlandırılmıştır.
Telgraf kullanımının iki önemli sonucu vardı; ilk
olarak mesajların insanlardan daha hızlı iletilmesi,
ikincisi ise geniş organizasyonların, daha önceleri hiç
olmadığı kadar merkezi bir yönetim tarafından kontrol
edilebilmeleriydi.
Bilimin ve en son kuramın teknoloji ve endüstriye
uygulanmasının ilk örneklerinden bir başkası radyo
iletişimidir. Maxwell'in elektromanyetik kuramını
doğrulamaya çalışan Heinrich Hertz, 1887 yılında
elektromanyetik dalgaların varlığını kanıtlamıştır.
Hertz, tümüyle 19. yüzyılın kuramsal ve deneysel
fiziğinin soyut geleneği çerçevesinde çalışmış ama
genç İtalyan Guglielmo Marconi (1874-1937) Hertz
dalgalarını 1894'te ilk kez öğrendiğinde hemen pratik
bir telsiz telgraf için kullanmaya başlamış ve ertesi yıl
bir iki kilometre uzaklıktan iletişim yapabilecek bir
teknoloji üretmiştir.
Bu dönemde; Thomas Newcoman ilk pratik buhar
makinesini icat etmiştir. Buhar makinesi, endüstriyel
gelişmenin akışını değiştiren teknolojik bir yenilik
olmuştur. Newcomen ve yardımcısı sıhhi tesisatçı
John Cawley atmosfer basıncının bir pistonu
itebilmesi için buharı bir silindir içinde yoğunlaştırıp
kısmi bir boşluk yaratma yöntemini bulmuştur.
Uygulamalı bilimin 19. yüzyılda gelişmesi fizikle ya
da yalnızca fizik bilimleriyle ilişkili endüstrilerle
sınırlı olmamıştır. Örneğin, hastalıklarla ilgili olarak
ortaya çıkmakta olan mikrop kuramı ve 1850'li
yıllarda mikroplar hakkındaki düşünceler büyük
Fransız bilim adamı Louis Pasteur'ün (1822-95)
mayalanmayla ilgili çalışmalarına yol açmıştır.
Bu süreçte demiryolu da büyük bir gelişim
göstermiştir. İngiltere dünyanın atölyesi haline geliyor
ve büyük miktarlarda mal taşıma gereksinimi hızla
artıyordu.
Geliştirilmiş "otoyollar" yapmak için çağdaş çabalara
rağmen, ilkel yol sistemi üzerinde hayvan gücüyle
çekilen vagonlar büyük miktarlarda kömür taşımak
için yetersiz kalmıştır. Yüksek basınçlı buhar
makinesi ise demiryolunu olası yaparak taşıma
ekonomisini değiştirmiştir.
Bunların sonucu olan pastörizasyon süreci süt
ürünleri, şarap, sirke ve bira üretimini de kapsayan
çeşitli endüstriler için pratik ve ekonomik açıdan
önemli sonuçlar doğurmuştur.
1814'te Britanyalı mühendis George Stephenson ilk
buharlı lokomotifini tanıtmıştır. Demiryolları
başlangıçta madenlerden kısa uzaklıklara kömür
taşımakta kullanılıyordu. Ancak gerçek demiryolu
çağı Liverpool ve Manchester arasında 1830'da açılan
ilk kamu hattıyla başlamıştır. Bunu bir demiryolu
çılgınlığı izlemiş ve dünyayı yoğun bir demiryolu ağı
kaplamaya başlamıştır.
İpekböceği hastalıklarıyla ilişkili çalışması ipek
endüstrisinde benzer etkiler yapmış ve Pasteur'ün daha
sonra şarbon, kuduz ve diğer hastalıklara karşı aşı
geliştirmek için yaptığı tıbbi deneyler gerçek bir
bilimsel tıbbın ortaya çıktığını göstermiştir.
Charles Darwin Türlerin Kökeni (The Origin of
Species) adlı kitabını 1859'da yayımlamıştı. Bu tarih
ve bu kitap Avrupa bilim tarihinde başka bir ayırımı
göstermektedir. Türlerin Kökeni, evrim teorisini, sayı
ve çeşit bakımından bol olgusal kanıtlara dayanan
sağlam bir muhakeme ile ortaya koymaktadır.
Demiryolu ulaşımı geliştikçe demir endüstrisi ile
etkileşmiştir: Demiryollarının hızlı büyümesi ucuz
demir sayesinde olmuş, buna karşılık demiryolu
taşımacılığı da demir üretiminin daha fazla
büyümesini sağlamış ve aslında buna yol açmıştır.
15
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
6. ÜNİTE-I ve II. DÜNYA SAVAŞLARI ARASINDA DEĞİŞİM
Tank ve Uçak: Tank ve uçağın icat edilmesi Birinci
Dünya Savaşı’nı karakterize eden savunmaya yönelik
siper savaşından kopuşu getirdi.
6. ÜNİTE - I ve II. DÜNYA SAVAŞLARINDA
BİLİM, TEKNOLOJİ VE SOSYAL DEĞİŞİM
6.1. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA BİLİM VE
TEKNOLOJİ
19. yüzyıl boyunca hızla gelişen bilim, 20. yüzyılda
çok daha hızlı ilerlemiştir. Bilimsel keşifler sayıca
arttığı gibi, daha önce hiç görülmemiş sayıdaki bilim
adamı, daha etkin ve daha gelişmiş bir donanım
kullanarak çok kez şaşırtıcı sonuçlara ulaşmıştır.
Mekanize savaşı mümkün kılan esas yenilik tank
teknolojisindeki yenilikler olmuştur. Bu gelişme
orduların mekanize unsurlarının günde yüzlerce mil
gidebilmelerine olanak sağlamıştır. Geçmişte ordular
yaya veya at sırtında günde ancak onlarca mil
gidebilirlerdi
20. yüzyıl, bilim ve toplum arasındaki ilişkide de
kaçınılmaz bir değişime tanık olmuştur. Bilim
adamları, Birinci Dünya Savaşında askere alınıp
siperlerde ölmüş, İkinci Dünya Savaşında ise ulusal
hazine kabul edilerek askerlikten bağışık tutulup savaş
alanının gerisinde yer almıştır.
Savaşta belki de en büyük değişim havada gerçekleşti.
Uçaklar hükümetlerin güçlerini ölçülmeyecek
derecede artırmıştır. Hava kuvvetleri sadece
hükümetlerin güçlerini artırmakla kalmayıp büyük ve
küçük güçler arasındaki oransızlığı da artırdı.
Hükümetler, kuramsal araştırmaların endüstri, tarım
ve tıpta pratik anlamda gelişmelere yol açabileceğine
inanmıştı. Bu inanç, antibiyotiklerin bulunması ve
çekirdek fiziğinin atom silahlarının üretiminde
uygulanması gibi gelişmelerle güçlenmiştir.
Modern havacılığın, Wilbur ve Orville Wright'ın
insanlı ilk uçuşu başarmalarıyla 1903'te Birleşik
Devletlerde başladığı söylenebilir. Wright kardeşler
daha sonra ordu haberleşme birliği için askeri bir uçak
tasarımı geliştirdiler ve Eugene Ely 1910'da U.S.S
Birmingham'la, ertesi yıl da U.S.S Pennsylvania'yla
uçuş denemeleri yaptı.
1. Dünya Savaşı, bilim ve teknolojik gelişmelerin
askeri amaçlarla uygulamaya geçilen ilk büyük dünya
savaşıydı. Savunma ihtiyaçlarının zorladığı “ileri
teknoloji” devletlerin birbirlerine karşı üstünlük
kurma emellerine hizmet etmekteydi.
Savaşta uçak ilk kez, İtalya ile Türkiye arasında Libya
yüzünden çıkan savaşta, 1911–12 yıllarında kullanıldı.
Bu uçakların çoğu silahsızdı ve esas olarak gözetleme
amacıyla kullanılıyordu.
1. Dünya Savaşı boyunca ordular çok sağlam savunma
stratejileri uygulamıştır. Bu da karşı tarafta bulunan
orduları çok zor durumda bırakmış ve yeni
uygulamalara yöneltmiştir. Bu uygulamaların başında
savaş makinelerinin kullanılması gelmektedir. Yani
işin içine tanklar, toplar, ağır makineli tüfekler,
denizaltılar v.b. birçok savaş makinesi girmiştir.
1914'te generaller ve amiraller hâlâ uçağın esas olarak
keşif ve gözetleme açısından kullanışlı olduğunu
düşünüyorlardı. Daha sonraları çok geçmeden
makineli tüfek de uçaktaki yerini aldı. Makineli tüfek
hava savaşının en önemli silahı haline geldi.
Bombardıman uçakları savaş uçaklarından daha hızlı
gelişti. Aynı zamanda zeplinlerde kullanılıyordu.
Almanlar zeplinleri hem havadan keşif yapmak için
hem de bombardıman amaçlı kullanıyorlardı. Zeplin
aslında ilk stratejik bombardıman aracıydı. Çünkü
uçaklardan daha fazla bomba taşıyabiliyordu.
Yani yavaş yavaş savaşların galibini insan gücü değil,
bunun yerine silah teknolojisi belirlemeye başlamıştır.
Denizlerdeki savaş beklenenden farklı gelişti. Savaş
öncesi yıllarda Almanya dünyanın en büyük ikinci
donanmasını inşa etmişti. Ancak bu donanma, gene de
Britanya'nın denizlerdeki üstünlüğüne meydan
okuyacak büyüklükte değildi.
Zehirli Gaz: Yeni ve öldürücü bir diğer silah zehirli
gazdı. İlk kez Birinci Dünya Savaşında Fransızlara
karşı klor gazı olarak kullanılan bu silahlar fakir
adamın atomu olarak da adlandırılabilirler. Çünkü
bunları üretmek daha ucuzdur.
Savaş sırasında silahlarda tank, denizaltı, savaş uçağı
ve zehirli gazı kapsayan önemli değişiklikler oldu.
Denizde zırh ile ağır toplar arasında süren geleneksel
yarış, çelik zırhlı gemiler ve namlu kuyruğundan
doldurulan yeni ve daha güçlü toplar üretmişti.
Birinci Dünya Savaşı'nda kullanılan gazlar başlıca üç
kategoriye ayrılıyordu: klorin, akciğerlere saldırarak
sıvıyla dolmasını sağlayan ve kurbanı tam anlamıyla
boğan fosgen ve hardal gazı. 1917'de kullanılmaya
başlanan hardal gazı, vücutta yanmalar ve kabarmalar
oluşturuyor, büyük acı veriyor ve bazı vakalarda
geçici körlük yaratıyordu. Taraflar gaz maskeleri
geliştirdiler. 1916'da gaz maskesi standart uygulama
haline getirilmiş ve bir pat durumu oluşmuştu.
Denizaltı: Bu arada modern denizaltı da yerini
almıştı. Önceleri sadece keşif amacıyla kullanılması
düşünülen denizaltılar, Birinci Dünya Savaşı'nda
kendilerini kanıtladılar. Denizaltı hedefe kendi
kendine giden torpidolar için ideal bir platform
oluşturuyordu ve etkisini daha önce, bir Alman
denizaltısı bir öğle vakti üç eski İngiliz kruvazörünü
batırdığında kanıtlamıştı.
16
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
6. ÜNİTE-I ve II. DÜNYA SAVAŞLARI ARASINDA DEĞİŞİM
Televizyon, sosyal kimliğin şekillenmesinde de
önemli bir rol oynamaktadır. Bugün televizyon
aracılığı ile yayılan popüler kültür, bir yandan
geleneksel kültürü unuttururken, diğer yandan da
dünyayı kültürsüzleştirme görevini kusursuzca yerine
getirmektedir.
6.2. İKİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA BİLİM VE
TEKNOLOJİ
II. Dünya Savaşı dünyayı değiştirdi. Günümüzde
halen geliştirilmeye devam eden silahların pek çoğu
bize 2. Dünya Savaşı’ndan miras kalmıştır. 2 Dünya
Savaşı süresince oluşan teknolojik gelişmeler
devletlerarasındaki güç ve üstünlük kurma yarışına
hizmet etmiştir. Dünyaya bilimsel açıdan en çok katkı
sağlayan savaş, hiç kuşkusuz, 2. Dünya Savaşı
olmuştur. Bu açıdan bakıldığında 2.Dünya Savaşı'na
bilim adamlarının savaşı demek yanlış olmaz.
Fotokopi Makinesi: 1903'te George C. Beidler
tarafından icat edilen ilk fotokopi makinesi aslında
çoğaltılacak belgelerin fotoğraflarını çekiyordu ama
sürecin yavaş ve uzun olmasından ötürü rağbet
görmedi. Çağdaş elektrostatik fotokopi makinesini ise
8 Eylül 1938'de patent başvurusunu yaptığı, "elektron
fotoğrafçılığı" adını verdiği yöntem ile Chester F.
Carlson (ABD) tarafından icat edildi.
Radar: II. Dünya Savaşı, yoğun hava saldırılarından
dolayı radarın da keşfedilip kullanılmasına neden
olmuştur. 1940–1941 arasında Almanların İngiltere'ye
düzenledikleri hava akınları sonrasında Winston
Churchill, radarın savunmada ne derece etkin bir aygıt
olduğunu gördü ve Bilimsel Danışmanlık Komitesi'ni
kurup başına Profesör L.A. Lindemann'ı getirdi.
Yapılan çalışmalar sonucunda İngiltere, düşman
uçaklarından korunmak için, “Radio Detection and
Ranging” ağıyla donatıldı.
Faks: İlk faks makinesi 1843'te ortaya çıktı. Bu
makine, kabartma harfleri tarayarak elektrik sinyalleri
gönderen bir sarkaçtan oluşuyordu. 1922'de Alman
fizikçi Arthur Korn, radyo dalgaları yardımıyla
Avrupa'dan Amerika'ya fotoğraf göndermiştir. İlk faks
hizmetiyse 1926'da verilmiştir.
6.4. DİĞER TEKNOLOJİK GELİŞMELER
Helikopter: Igor Sikorsky, Rusya'dan Amerika'ya
iltica eden bir mühendisti. Sikorsky, 1939'da VS-300
adlı ilk modern helikopteri yapar. Sikorsky’nin
helikopteride bugünün helikopterleri gibi hareket
edebiliyordu.
V1 ve V2 Roketler: Nazi Almanya’sının 1942’nin
sonlarından itibaren hava hâkimiyetini kaybetmeye
başlamasıyla beraber, Alman toprakları Müttefik hava
bombardımanlarının hedefi haline gelmiştir. Buna
karşılık Adolf Hitler’in “İntikam Silahı” adını verdiği
V1 ve V2 roketleri kullanılmıştır.
Roket: 1633’de ünlü Türk mühendisi Lagari Hasan
Çelebi tarafından ilk insanlı roket denemesi yapıldı.
İlk sıvı yakıtlı roket 1926'da Amerikalı Robert
Goddard tarafından fırlatıldı. 1932’ye kadar sivil
alanda geliştirilmeye çalışılan sıvı yakıtlı roketler bu
tarihten sonra askeri sahada yerini almaya başlamıştır.
Atom Bombası: II. Dünya Savaşı sırasında,
Manhattan Projesi adıyla, ilk çalışmalar başladı. 6
Ağustos 1945 sabahı ilk atom bombası Enola Gay
isimli bir bombardıman uçağı ile Hiroşima’ya atıldı. 3
gün sonra 9 Ağustos 1945'te Nagazaki'ye atıldı.
Amerikalılarca Japonya’ya atılan iki atom bombası
zihniyet dünyasının değiştiğinin de göstergesiydi.
Radar: Radar adı verilen sistem 1935 yılında
İskoçyalı fizikçi Robert Watson-Watt tarafından
geliştirmiştir. Bu sistem radyo dalgaları gönderir ve
bu dalgaların, çarptıkları cisimlerden geri gönderilen
yansımalarını algılar. Yansımaların oluşturduğu
desen, cismin uzaklığıyla hızını ve yönünü de verir.
Penisilinin Keşfi: Alexander Fleming penisilini
1928 yılında bulmuştur. Howart Florey, Ernest Boris
Chain adlı bilginler kendisine yardımda bulundular ve
beraberce
penisilinin
formolojik
ve
klinik
çalışmalarını Oxford Okulunda bitirdiler. Böylece
sınaî olarak penisilinin üretimi Amerika’da başladı.
Çamaşır Makinesi: Dünyanın ilk elektrikli çamaşır
makinesini 1906'da Alva John Fisher adlı bir
Amerikalı yaptı. İlk kurutuculu çamaşır makinesiyse
1924'te ABD'deki Savage Arms Company şirketi
tarafından üretildi. 1937 yılında Bendix Corporation
adlı şirket ilk tam otomatik çamaşır makinesini üretti.
6.3. İLETİŞİM TEKNOLOJİSİ ALANINDAKİ
GELİŞMELER
Radyo: İki Dünya Savaşı arasındaki dönem
radyonun bulunuşuna tanıklık etmiştir. Radyonun
doğurduğu rekabet ortamı ve radyonun II. Dünya
Savaşı’nda kamuoyunu yönlendirmede kullanılması
iletişim araçlarının savaşlarda ne kadar tehlikeli bir
silah olabileceğini göstermiştir.
Buzdolabı: Serin yerde saklanan yiyecekler, oda
sıcaklığında tutulanlardan daha uzun süre bozulmadan
kalır. Alman mucit Karl Linde 1877 yılında ilk
buzdolabını icat edene kadar, yiyecekleri serin tutmak
için genellikle buz kullanılıyordu.
Televizyon: 1926'da İskoç mucit John Logie Baird,
ilk kez bir insan yüzünün görüntüsünü televizyonda
elde etti. BBC 1936'da Londra'dan siyah beyaz
televizyon yayını yapmaya başladı. 1953'te ABD'de
ilk başarılı renkli televizyon yayını yapıldı.
Tükenmez Kalem: 1938’de Macar Lazlo Biro ile
kardeşi George ilk tükenmez kalemi icat etmişlerdir.
Tükenmez kalemlerde kullanılmak üzere, havayla
temas eder etmez kuruyan özel bir mürekkep üretildi.
17
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
7. ÜNİTE - II. DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA DEĞİŞİM
17. yüzyılda büyük Türk mekanikçilerden Hezarfen
Ahmed Çelebi bugünkü füzelerin ilk örneği
sayılabilecek barut reaktörlü bir roket kullanarak
planörcülüğünde ilk önderi olmuştur.
7. ÜNİTE - II. DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA
DÜNYA’DA BİLİM, TEKNOLOJİ ve SOSYAL
DEĞİŞME
İkinci Dünya Savaşı sırasında savaş alanlarında
yaşanan teknolojik üstünlük yarışı savaş sonrasında da
artan bir hızla devam etmiştir.
1633 yılında bugün roket mühendisi olarak
isimlendirebileceğimiz Lagari Hasan Çelebi kendi
geliştirdiği yedi kollu bir fişekle havaya uçarak kartal
kanatlarını andıran kanatlarla denize iniş yaparak ilk
insanlı roket denemesini yaptı.
Savaş sonrası dünyanın iki süper gücü olarak ortaya
çıkan ABD ve SSCB bu yarışın lokomotifi olmuş, iki
devletin birbirine bilim ve teknoloji alanlarında
üstünlük sağlama girişimleri bilim adına yapılan
büyük yatırımları beraberinde getirmiş, yapılan bu
yatırımlar ise kısa zamanda insanlık adına büyük
adımların atılmasını sağlamıştır.
Bu gelişmeleri takiben yapılan çalışmalar meyvesini
vermiş 1900’lü yılların başlarında Wright Kardeşler
(Orville Wright, Wilbur Wright) tarafından ilk
motorlu uçak uçurulmuştur.
7.1. Nükleer Enerji ve Nükleer Güç
Dünya, “Nükleer Güç” ile ilk kez 6 Ağustos 1945
tarihinde tanıştı. Savaşı kısa sürede bitirmek,
Amerikan menfaati adına daha az kayıp vermek ve
“Nükleer (Atom) Çağı”’nı ABD’nin yeni gücüne
uygun bir biçimde açmak isteyen ABD, ilk atom
bombasını Hiroşima’ya 6 Ağustos 1945 yılında attı.
Hemen ardından 9 Ağustos tarihinde başka bir Japon
kenti Nagazaki kentine ikinci atom bombası atıldı.
Savaş sonrasında filolarda eskiyen uçakların insan ve
eşya taşıma amaçlı olarak kullanılmaya başlanmasıyla
Ticari Havacılık sektörü ortaya çıkmıştır. Kısa süre
içerisinde büyüyen sektörde eski büyük bombardıman
uçaklarını kullanarak Kuzey Amerika ve Avrupa’da
belli başlı noktalara seferler düzenleyen birçok şirket
ortaya çıkmıştır. Ve bu şirketlerin ortaya çıkışını
yolcu uçaklarının geliştirilmesi izlemiştir. Gerçek
anlamda yolcu taşıma amacıyla üretilen ilk jet 20
Aralık 1957’de ilk uçuşunu yapan Boeing 707’dir.
İnsanlık çağın en büyük en büyük buluşlarından
biriyle bu şekilde tanışmış oldu. Savaş sonrasında aynı
teknolojiyi SSCB’nin de üretmesinin ardından Soğuk
Savaş döneminin iki büyük aktörü ABD ve SSCB
nükleer silah kozlarını sürekli olarak masada tutmuş
ve tüm insanoğlu nükleer silahların tedirginliğinde
ikinci
bir
Hiroşima-Nagazaki
felaketinin
gerçekleşmemesi temennisiyle yaşamıştır.
7.3. Uzay Araştırmaları
II. Dünya Savaşı ile büyük bir ivme kazanan
teknolojik gelişmeler savaş sonrası ABD ve SSCB
arasında başlayan “Soğuk Savaş” döneminde iki
devlet arasında bir rekabet konusu olmuştur. Hiroşima
ve Nagazaki’de kullandığı atom bombası sonrasında
dünyanın teknolojik alanda da en büyük gücü olma
iddiasındaki ABD, SSCB’nin başarılı uzay
çalışmaları ile bu rüyasından uyanacak ve
insanoğluna yeni ufuklar açacak olan yeni bir yarış
başlayacaktır.
Nükleer enerji, atom çekirdeğinde oluşturulan nükleer
tepkimeler neticesinde elde edilmektedir. Nükleer
tepkime ve bu işlem sonrasında ortaya yüksek
miktarda enerji çıkabileceğine dair ilk öngörü Einstein
tarafından 1905 yılında “E=mc2” formülü ile
yapılmıştır.
Sputnik I ve Uzay Yarışı: Savaştan kaçan Alman
bilim adamlarının yardımıyla roket teknolojisine
kavuşan ABD ve SSCB mevcut teknolojiyi daha da
geliştirmek üzere çalışmalar başlattılar.
Dünyadaki ilk insan yapısı nükleer reaktör 1942
yılında Enrico Fermi’nin yürüttüğü bir projeyle
ABD’nin Chicago, Illinois kentinde kuruldu. Bu
reaktörde fizyon (atomun parçalanması) yöntemiyle
ısı üretilmiştir.
1954'te ABD ve SSCB hükümetleri, 1957–58
Uluslararası Jeofizik Yılı'nda, uzaya yapma uydular
fırlatacaklarını açıkladılar.
Elektrik üreten ilk ticari nükleer güç santrali
Shippingport, Pennsylvania'da (ABD) kurulmuş ve
1957'de işletmeye girmiştir.
İnsanlığın uzayı fethetme düşünün ilk somut adımını
SSCB, Korolev’in tasarladığı Sputnik-1’in 4 Ekim
1957’de uzaya gönderilmesi ve dünya yörüngesine
oturtulmasıyla atmış oldu. 1 ay sonrada Sputnik-2’yi
yollamıştır. Sputnik-2 uzaya gidecek ilk canlı olacak
LAYKA adlı bir köpeği yörüngeye götürdü.
7.2. Havacılık Çalışmaları
Basit uçma düzeni ile ilgili ilk teşebbüsler 9. yüzyıl
sonlarında Endülüs’lü İbn-i Fırnas yapılmış ve kısa
mesafeli uçuşlar gerçekleştirilmiştir. Bu teşebbüsleri
takiben bir Türk bilgini olan İsmail Cevheri bilim
tarihinde ilk defa uçma girişiminde bulunan
mekanist olarak tarihteki yerini almıştır.
1957’de Sputnik-1’in fırlatılması ardından ABD’de
1958 yılında NASA (Amerikan Ulusal Havacılık ve
Uzay Dairesi) kuruldu.
18
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
7. ÜNİTE - II. DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA DEĞİŞİM
 1990 yılında NASA’nın Venüs’le ilgili son büyük
projesi “Magellan” gezegenin eliptik yörüngesine
girdi. 2 yılda gezegenin yüzeyinin %98 haritasını
çıkardı.
 1994 yılında Karadeliklerin varlığına ilişkin
kanıtlar bulundu.
 1998 – 2004 tarihleri arasında insanın uzayda uzun
süre kalabilmesinin yolları öğrenildi. Bu
çalışmaların ardından iki jumbo jet büyüklüğünde
uluslararası bir istasyon yapıldı. Uluslararası
Uzay İstasyonu 2004 yılında tam anlamıyla
çalışmaya başladı.
Sputnik-1‘in ardından ABD’de hemen uzaya bir uydu
göndermek istemiş fakat ilk denemelerinde başarısız
olmuştur. Daha sonra ABD ilk roketi Explorer I’i
fırlatmayı başardı. Dr. James Van Allen tarafından
Iowa Eyalet Üniversitesi’nde tasarlanıp yapılan
“Explorer I” 1 Şubat 1958 tarihinde, Florida’da
bulunan Cape Canaveral (şuan ki adı Cape Kennedy)
Üssü’nden fırlatılmıştır.
1971’de ilk uzay istasyonu olan Salyut-1 Ruslar
tarafından dünya yörüngesine oturtuldu.
Sputnik I’in fırlatılışı dünyayı yeni politik, askeri,
teknolojik ve bilimsel gelişmelere götürmüştür.
Fırlatılmasının en önemli sonucu uzay çağını ve
ABD-SSCB arasında ki uzay yarışını başlatmasıdır.
7.5. İletişim ve Haberleşme Teknolojileri
Uydu Teknolojileri: Gelişen uzay teknolojisi ve
gönderilen uyduların çeşitli amaçlara hizmet etmesi
zaman içerisinde uyduların iletişim amaçlı olarak ta
kullanılması fikrini doğurmuştur.
Uzaya İnsanlı Uçuşlar: 1950'li yıllarda başlayan
uzay yarışı 1960'larda hızla devam etmiş ve
nihayetinde 12 Nisan 1961 tarihinde SSCB
Kozmonotu Yuri Gagarin uzaya çıkarak dünya
yörüngesinde dolaşan ilk insan unvanını almıştır.
Uydu yayıncılığı başlangıçta geleneksel yayın
sistemlerinin aksaması durumunda yedek araç olarak
düşünülmüştür. Ancak günümüzde uydu sisteminin
yayıncılık alanındaki üstünlüğü tartışılamaz bir boyut
kazanmıştır.
7.4. Uzay Yarışında Diğer Gelişmeler
 1960 yılında ilk meteoroloji uydusu “Tiros”
gönderildi.
 16 Haziran 1963 tarihinde SSCB'nin Vostok
isimli uzay aracıyla Valentina Tereshkova çıktı.
Tereshkova ilk kez uzaya çıkan kadın unvanını
aldı.
 18 Mart 1965 tarihinde Rus Kozmonot Aleksei
Leonov uzayda yürüyen ilk insan oldu.
 3 Şubat 1966 tarihinde SSCB “Luna 9” uzay aracı
Ay'a başarıyla inen ilk araç oldu.
 18 Ekim 1967 tarihinde Sovyet yapımı uzay aracı
Venera 4 aracı Venüs'e inen ilk uzay aracı oldu.
 1968 yılında “Apollo 8” yerçekiminin tamamen
dışına çıkan ve insanı ayın yörüngesine taşıyan ilk
uzay aracı oldu.
 20 Temmuz 1969 tarihinde “Apollo 11”
astronotları Neil Armstrong ve Edwin Aldrin
Ay'a ilk ayak basan insanlar oldular.
 1971 yılında Sovyet yapımı “Mars 2” Mars'a
çarpıp parçalandı fakat Mars'a ulaşan ilk uzay aracı
oldu. Onu izleyen “Mars 3” gezegene yumuşak
iniş yaptı ve bir robot aracı yüzeye indirdi.
 5 Aralık 1973 tarihinde Nasa'nın “Pioner 10” ve
“Pioner 11” isimli araçları, Jüpiter'in yakınına
ulaşan ilk uzay araçları oldular.
 1976’da Uzay sondaları Voyager-1 ve Voyager-2
fırlatıldı. Bunlar güneş sisteminin dış bölümündeki
gezegenleri gözlemleyen ve bu bilgileri dünyaya
yollayan uzay araçlarıdır.
 28 Ocak 1986 tarihinde Amerikan Uzay Mekiği
“Challanger” fırlatıldıktan sonra havada infilak
etti. 7 Amerikalı mürettebatın tamamı öldü.
 24 Nisan 1990 tarihinde “Hubble Uzay
Teleskobu” Discovery mekiği ile gönderildi.
İlk yayın uydusu ABD’nin Florida Eyaleti’nden 30
Mayıs 1974 tarihinde fırlatılmış ve dünyanın 36 bin
kilometre yükseklikteki duruk (statik) yörüngesine
oturtulmuştur.
Uydu teknolojileri radyo, televizyon, fax vb.
haberleşme fonksiyonlarının yanında özel haberleşme
sistemleri ve acil yardım servisleri gibi alanlarda da
büyük kolaylıklar sağlamaktadır.
İlk zamanlar özellikle askeri maksatlı kullanılan bu
sistemler artık sivil amaçlı olarak da kullanılabilmekte
ve
herkesin
bu
olanaklardan
faydalanması
sağlanmaktadır. Bu konuda en güzel örnek GPS yani
“Küresel Yer Belirleme Sistemleri” dir.
Telefon, Telsiz Telefon ve Cep Telefonu: İlk telefon
1876 yılında Graham Bell tarafından icat edildi.
Türkiye’de ise ilk kez kullanımı 1908 yılında oldu.
Telsiz telefon (ya da radyo telefon), telefon
kablolarına gerek göstermeyen bir tür telefondur.
İkinci Dünya savaşı sırasında, uçaklarla, gemilerle ve
kara taşıtlarıyla haberleşme, büyük önem kazandı. Bu
nedenle, kilometrelerce öteye yayın yapabilen, düşük
güçlü, çok yüksek frekanslı (VHF) telsiz telefon
sistemleri geliştirildi.
Cep telefonu ilk 1973 yılında Amerikalı Martin
Cooper tarafından icat edildi.
19
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
7. ÜNİTE - II. DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA DEĞİŞİM
Bilgisayar: Bilgisayarın atası olarak kabul edilen icat,
abaküstür. Abaküs, Çinliler tarafından 1800’lü
yıllarda bulundu. Bu icadı araştıran filozof Hebiniz
Pascal “4 işlemi” yapan aritmetre adlı bir makine icat
etti.
7.6. Tıp Alanında Önemli Gelişmeler
Organ
ve
Doku
Nakli:
Organ
Nakli,
(Transplantasyon) günümüzde başka hiçbir tıbbi
çözüm olmadığı için, bir insanın organ ya da
dokularının ihtiyacı olan başka bir insana, tedavi
amacıyla nakledilmesi işlemidir. Nakil ameliyatla ya
da çeşitli tıbbi yöntemlerle yapılır.
1837 yılında Charles Babbage, adını Analytical
Engine (Çözümlemeli veya analitik makine) koyduğu,
ilk tam yazılımlanabilir makinesel bilgisayarı
kavramsallaştırıp tasarladı.
Böbrek, karaciğer, kalp, akciğer, pankreas organ
nakillerine, gözün saydam tabakası olan kornea, kan,
kemik iliği ve pankreasın insülin salgılayan hücreleri
de doku nakline örneklerdir.
İlk analog bilgisayar 1931 yılında Vannevar Bush
tarafından gerçekleştirildi. Buna karşılık, ilk sayısal
bilgisayarı George Stibiz 1939′da New York’taki
Bell Laboratuvarında üretti.
Organ nakli, dünyada modern anlamda ilk kez Macar
Dr. Ullman tarafından Viyana’da 1902 yılında
hayvanlar üzerinde böbrek nakli ile denenmişti.
Konrad Zuse'nin "Z makineleri". Z3 (1941) ikili sayı
tabanına dayalı işleyip, gerçel sayılar ile işlem
yapabilen ilk makinedir.
Türkiye’de ilk başarılı organ nakli ise 3 Kasım 1975
yılında Dr. Haberal ve ekibince Hacettepe Üniversitesi
Hastanesi’nde bir anneden oğluna yapılan canlıdan
canlıya böbrek nakli olmuştur.
1946 yılında Mark 1 adında gelişmiş bir bilgisayar
yapıldı ve bilgisayar Amerika’daki nüfus sayımında
kullanıldı
 1905: Eduard Zirm tarafından ilk başarılı kornea
nakli
 1954: Joseph Murray tarafından ilk başarılı böbrek
nakli (Boston)
 1966: Richard Lillehei ve William Kelly tarafından
ilk başarılı pankreas nakli (Minnesota)
 1967: Thomas Starzl tarafından ilk başarılı
karaciğer nakli (Pittsburgh)
 1967: Christiaan Barnard tarafından ilk başarılı
kalp nakli (Cape Town, Güney Afrika)
 1981: Bruce Reitz tarafından ilk başarılı
kalp/akciğer nakli (Stanford)
 1987: Joel Cooper tarafından ilk başarılı tüm
akciğer nakli (St. Louis)
 1998: David Sutherland tarafından ilk başarılı canlı
donör kısmi pankreas nakli (Minnesota)
 1998: İlk Başarılı el nakli (Fransa)
 2005: İlk Başarılı kısmi yüz nakli (Fransa)
ABD Ordusu tarafından geliştirilen ENIAC (1946),
onluk sayı tabanına dayalı olup ilk genel kullanım
amaçlı elektronik bilgisayar unvanına sahiptir.
Ticari amaçlarla kullanılabilen ve seri halde üretimi
yapılan ilk bilgisayar UNIVAC I oldu.
1975′te 8800 isimli bir bilgisayar devresi icat edildi.
1977 yılında ise monitörlü ve klavyeli bilgisayarlar
piyasaya sürüldü. 1981 yılında IBM şirketi ilk kişisel
bilgisayarı üretti.
İnternet:
Amerikan ordusu tarafından 1969'da
Arpanet isimli internet benzeri geniş bir yerel ağ
kurulmuştu. ARPANET, çoğu uzmana göre İnternetin
babası olarak kabul ediliyor.
Bu sistem o zamanlar tamamen güvenlik amaçlıydı.
Dr. Vinton Cerf araştırmalarında bu sistemi ilham
kaynağı olarak kullanmıştı. Eşinin diğer insanlarla
iletişim kurmasını sağlamak için bu sistemi yaymaya
başladı. 1970 yılında resmen kullanılmaya başlandı,
1973-1978 yılları arasında TCP/IP protokolünün
geliştirme sürecinde yer aldı.
Gen Teknolojisi:1950 yılların başında Francis Crick
ve James Watson tarafından DNA molekülünün
tanımlanmasıyla, gen teknolojisi ilk kez başladı.
Gen teknolojisi, tıp, tarım, hayvancılık, gıda, kimya ve
enerji sektörlerinde yoğun olarak kullanılmaktadır.
Tıp alanındaki gen teknolojisi uygulamaları öncelikle
genetik tanı ile başlamıştır. Gen dizilerinde olabilecek
hataların genetik hastalıklara neden olmaları genetik
tanı uygulamalarını hızla artırmıştır. Başta Kanser,
Alzheimer, Parkinson gibi hastalıkların erken
dönemde daha belirtiler ortaya çıkmadan gen
düzeyinde tanılarının gerçekleştirilmesi ve sonrasında
sağlıklı genlerin aktarılmasıyla gerçekleştirilecek gen
tedavisi hastalığın daha başlangıçta kesin olarak
ortadan kalkmasını sağlayabilecektir.
1993'te
“İsviçre
Parça
Fiziği
Avrupa
Labaratuarı”ından Tim Berners-Lee tarafından
geliştirilen “www” (World Wide Web), kullandığı
“http” (Hypertext Transfer Protocol) sayesinde
interneti bugünkü görünümüne soktu.
Aynı yıllarda Netscape firması tarafından geliştirilen
“Netscape Navigator” (İnternet Tarayıcı) interneti her
kesimden insana hitap eder duruma getirdi.
20
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
7. ÜNİTE - II. DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA DEĞİŞİM
Gen teknolojisinin en önemli katkılarından biri de ilaç
endüstrisinde görülmektedir. Gen teknolojisi bir
yandan tıp alanında çok önemli tedavi imkânları
sağlarken diğer yandan özellikle tarım, hayvancılık ve
gıda sektörlerinde insan sağlığını tehdit edebilecek
şekilde kullanılmaktadır.
7.7. Nanoteknoloji
Nanoteknoloji maddeyi atomik
seviyede kontrol etme bilimidir.
ve
moleküler
29 Aralık 1959'da Amerikan Fizik Cemiyetinde
Richard Feynman “Aşağıda Daha Çok Yer Var”
adlı bir konuşma yaptı. Feynman her ne kadar
konuşmasında nanoteknoloji kelimesini kullanmamış
olsa da sonradan nanoteknolojiyi anlattığı anlaşılmış
ve nanoteknolojinin fikir babası olarak sayılmıştır.
Klonlama: 1952-Robert Briggs ve T.J. King ilk
klonlama deneyini gerçekleştirdiler. Bir organizmanın
(kurbağa) kopyalanması ilk defa 1972 yılında İngiliz
bilim adamları tarafından yapılmıştır.
Nanoteknoloji terimi ilk kez 1974 yılında Norio
Taniguchi tarafından “Temel Nano-Teknoloji
Konseptleri” adlı makalede dile getirildi.
1996 yılında dünyanın ilk memeli genetik
kopyalaması koyun “Dolly” İskoç bilim adamları
(Dr
Willmut
ve
arkadaşları)
tarafından
gerçekleştirildi.
Nanoteknoloji alanındaki bir başka fikir adamı
ise Eric Drexler‘dır. İlk nanoteknoloji derecesini
alan, ilk nanoteknoloji kitabını yazan (1986: Yaratma
Makineleri), ilk nanoteknoloji okul kitabını yazan, ilk
nanoteknoloji dersini veren (1988) kişidir.
Türkiye'nin ilk kopyalanan (klonlanan) canlısı ise
Oyalı adlı koyun, 2007 yılında klonlandı.
Nanoteknolojinin gerçekten gelişmesini tetikleyen
buluş ise 1981’de IBM şirketi çalışanları Gerd Binnig
ve Gerhard Rohrer tarafından üretilen Tarama
Tünelleme Mikroskopları’dır.
Kök Hücreler ve Kök Hücre Tedavisi: Kök
hücreler, gerektiğinde kendini yenileyebilme ve
farklılaşabilme
yeteneğine
sahip
hücrelerdir.
Vücudumuzda bütün dokuları ve organları oluşturan
ana hücrelerdir. Henüz farklılaşmamış olan bu kök
hücreler, sınırsız bölünebilme ve kendini yenileme,
organ ve dokulara dönüşebilme yeteneğine sahip
olmaları nedeniyle kanser, sinir sistemi hastalıkları
(Alzheimer) ve hasarları, metabolik hastalıklar
(diyabet), organ yetmezlikleri, romatizmal hastalıklar,
kalp ve kemik hastalıkları gibi birçok alanda
kullanıma sahiptirler.
1999 yılında ABD Başkanı Clinton ABD’de ilk resmi
hükümet programını Ulusal Nanoteknoloji Girişimi
başlattı. 2001 yılında Avrupa Birliği, Çerçeve
Programına Nanoteknoloji çalışmalarını öncelikli
alan olarak dâhil etti.
Türkiye’de 2006 yılında Ulusal Nanoteknoloji
Araştırma Merkezi (UNAM), Devlet Planlama
Teşkilatı'nın desteğiyle Bilkent Üniversitesi dâhilinde
faaliyet göstermeye başladı.
Günümüzde bu hastalıkların bazılarında doku ve
organ nakli tedavisi kullanılmaktadır. Ancak, bazen
gerekli ve uygun, organ ve dokunun her zaman
bulunamaması, organ ve doku nakli gerektiren
hastaların çokluğu gibi sebeplerle, kök hücrelerin bu
alanda kullanılması gündeme gelmiştir.
2010 yılı itibari ile 3. nesili yaşıyoruz. 2020-2025 yılı
itibari ile de 4. nesil nanoteknolojik ürünlerin çıkması
bekleniyor.
Tekstilde Nanoteknoloji Kullanımı
19. yüzyıl başlarında gelişmeye başlayan tekstil
endüstrisi, nanoteknoloji sayesinde yeni bir döneme
girmeye
başlamıştır.
Tekstilde
kullanılan
malzemelere nanometre boyutlarında farklı özellikler
kazandırılması çok önemli gelişmelere yol açacaktır.
Dünyada ilk kök hücre nakli Osgood ve
arkadaşları tarafından 1939 yılında aplastik anemisi
olan bir hastaya yapılmış, ancak başarısız olunmuştur.
Dünyada ilk başarılı allojenik kemik iliği
transplantasyonu (kit) 1968’de Gatti ve arkadaşları
tarafından otolog kit ise, appelboum ve arkadaşları
tarafından 1978’de yapılmıştır. Türkiye' de ilk allo kit
1985’de, otolog kit ise 1984’de yapılmıştır.
Örnek olarak, çorap ipliğinin gümüş nano
parçacıkları ile katkılandırılması, çorap içerisinde
bakteri ve mikrop barınmasını engelleyeceğinden
koku oluşumunu önlemiş olacaktır. Suyu sevmeyen
(iten) kumaşlardan üretilmiş tekstil ürünlerinde
kirlenme engellenmiş, dolayısıyla yıkama ve tekrar
ütüleme ihtiyacı en aza indirilmiş olacaktır. Böylece
su sarfiyatı azalacak, hatta belirli bir süre sonra
çamaşır makinelerine bile gereksinim kalmayacaktır.
Tüp Bebek: İlk kez İngiltere’de 1978 yılında tüp
bebek yöntemiyle Loise Brown isimli bir kız bebek
dünyaya gelmiştir.
Türkiye’nin ilk tüp bebeği olan Dilek Katrancı ise
Samsun’da özel bir klinikte 22 Aralık 1988 yılında
dünyaya gelmiştir.
21
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
7. ÜNİTE - II. DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA DEĞİŞİM
Nano malzemelerle çok çeşitli fonksiyonlara sahip
kumaşlar elde edilmektedir. Yakın bir gelecekte,
giydiğimiz tişört, üzerindeki nanosensörler sayesinde
kalp atışlarımızı, vücut ısımızı ve kan şekerimizi
düzenli kontrol ederek, istenmeyen bir durum
olduğunda bizleri veya kablosuz bir hatla
doktorumuzu haberdar edebilecektir.
Bilim adamları ayrıca nanoparçacıkları virüsleri yok
etmek içinde kullanmaktadır. Nanoparçacıklar her ne
kadar virüs moleküllerini yok edemeseler de,
virüslerin
üremesini
engelleyecek
enzim
taşıyabilmektedir.
Nanoparçacıklar
dışında
nanorobotlar kullanılarak da hücre tedavisi ve
kanserle mücadele sağlanabilecektir. Her ne kadar şu
an nanorobotlar araştırma düzeyinde olsa da
gelecekte programlanmış nanorobotlar kanımızın
içinde dolaşarak antijenlerin, kanser hücrelerinin,
virüslerin ve zararlı bakterilerin vücudumuz içinde
imha edilmesini sağlayacaktır.
Savunma Sanayi ve Nanoteknoloji
Nanoteknolojinin en önemli askeri uygulamalardan
birisi asker kayıplarının azaltılması için akıllı
üniformaların tasarlanıp üretilmesidir. Günümüzde,
bir askerin, ihtiyacı olacak bütün donanımı yanına
alması durumda yükü 50 kilograma yaklaşmaktadır.
Bu yük askerin hareket kabiliyetini ciddi bir şekilde
azaltmaktadır. Yapılan çalışmalarla akıllı elbise
üretilmesinde ümit verici sonuçlar elde edilmiştir.
7.8. TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ (TPE)
TPE Ülke içinde serbest rekabet ortamının
oluşmasını ve araştırma-geliştirme faaliyetlerinin
gelişmesini sağlamak üzere sınaî mülkiyet haklarının
tesisi ile korunmasını sağlanmak, sınaî mülkiyet
haklarına ilişkin yurt içi ve yurt dışında var olan bilgi
ve dokümantasyonu kamunun istifadesine sunmak
görevlerini yürüten Sanayi ve Ticaret Bakanlığına
bağlı, idari ve mali özerkliğe sahip bir kurumdur.
Esnek ve yıkanabilen nanosensörlerin ve aygıtların
kumaş içerisine entegre edilmesiyle, üniformalar yeni
boyutlar kazanacaktır; üniforma artık görecek,
duyacak, hissedecek, komut verecek, ve enerji
üretecek hale gelecektir. Kimyasal ve biyolojik
ajanları tespit edebilecek bu akıllı üniforma, aynı
zamanda kalbi duran askere kalp masaj yaparak onu
hayata geri döndürebilecektir. Savaş meydanında
yaralanan askere ait bütün bilgileri kablosuz hatla
merkeze bildirebilecek, gerektiğinde kısa süre
içerisinde gerekli müdahalenin yapılmasına olanak
sağlayacaktır. Üniforma gerektiğinde çok sert bir
zırha dönüşebileceği gibi, askerin ihtiyacı olacak
enerjiyi güneşten sağlayacaktır.
Türk Patent Enstitüsü'nün Görevleri
1) Kanunlarla koruma altına alınmış sınaî mülkiyet
haklarının tescilini ve bu hakların korunması ile
ilgili işlemleri yapmak,
2) Lisans işlemlerinde arabuluculuk faaliyetlerinde
bulunmak ve mahkemelerde bilirkişilik yapmak,
3) Lisans ve devir anlaşmalarını tescil etmek,
4) Buluşların kullanımını takip etmek, yeni
teknolojilerin değerlendirilmesi ile teknoloji
transferinin yönlendirilmesi ve arşivlenmesi
işlemlerini yapmak,
5) Yurtdışında benzer kuruluşlar ve uluslararası
kuruluşlarla işbirliğinde bulunmak,
6) Türkiye'yi sınaî mülkiyet hakları konusunda
uluslararası kuruluşlar nezdinde temsil etmek.
7) Sınaî mülkiyet hakları ile ilgili uluslararası
anlaşmaların hazırlanmasına ülke çıkarlarını
koruyarak katkıda bulunmak ve bu anlaşmaların
Türkiye'de uygulanmasını sağlamak,
8) Yurtiçi ve yurtdışında teknoloji ve araştırmageliştirme ile ilgili kurum ve kuruluşlarla ve
bilgi
bankalarıyla
işbirliği
yapmak,
dokümantasyon merkezleri kurmak, bu bilgileri
kamunun istifadesine sunmak,
9) Sınaî mülkiyet hakları ile ilgili olarak çeşitli
yayınlar yapmak ve Türk Sınaî Mülkiyet
Gazetesini periyodik olarak yayınlamak,
10) Sınaî Mülkiyet Hakları konularında yurtiçinde
kişi ve kuruluşların bilgilendirilmesi ve
yönlendirilmesi
için
gerekli
çalışmaları
yapmaktır.
Sağlıkta Nanoteknoloji
Sağlık alanında nanoteknolojinin uygulama alanı
konusunda nanoparçacıklar ve nanorobotlar üzerine
araştırmalar yapılmaktadır. Bu sayede hücresel ve
moleküler
seviyede
onarım
yapılması
planlanmaktadır. Doğrudan kanserli hücrelerin veya
vücuda zarar verecek bakteri ve mikropların nano
robotlar tarafından imha edilmesi insanoğlu için
önemli bir aşamadır.
Nanoteknolojinin sağlık alanında uygulamalarından
birini
nanoparçacıklar
oluşturmaktadır.
Nanoparçacıklar kullanılarak istenilen hücreler
arasında madde taşınımı olanaklı hale gelecektir.
Örneğin
kanser
tedavisinde
nanoparçacıklar
kullanılarak sadece hasarlı hücrelerine imha
edilmesine olanak sağlanarak, sağlıklı hücrelere
herhangi bir zarar verilmeyecektir.
Nanoparçacıkların kanserli hücrelere bağlanması
dışında geliştirilen diğer bir yöntemse kanserli
hücrelerin ısıtılarak yok edilmesidir. Altın
“nanorod”lar vücut içine giren kızıl ötesi ışığı
absorbe ederek, içlerindeki enerjiyi sadece kanserli
hücreleri ısıtarak yok etmekte kullanılır.
22
BİLİM, TEKNOLOJİ VE TOPLUMSAL DEĞİŞME
7. ÜNİTE - II. DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA DEĞİŞİM
Patent: Buluş sahibinin buluş konusu ürünü belirli
bir süre üretme, kullanma, satma veya ithal etme
hakkıdır. Bu hakkı gösteren belgeye de “Patent”
denir. Türkiye'de patent verme yetkisi, Türk Patent
Enstitüsü'ne aittir.
Tarihçesi
Ülkemiz, sınaî haklar alanında dünyada ilk
düzenleme yapan ülkelerdendir. Ülkemizde sınaî
mülkiyete ilişkin düzenlemeler, ilk olarak başlangıcı
13-14. yüzyıllara dayanan “ahilik müessesesi”
içinde yer almaktadır. Ahilik sistemi Batıdaki lonca
sisteminden farklı olarak buluşa dayanmakta, böylece
yenilikçilik teşvik edilmektedir. Ahilik sistemine
göre esnaf birliği kurmak için yeni bir ürün
geliştirmek ya da teknolojide bir yenilik ortaya
koymak gerekmekteydi. Geliştirilen yenilik için
günümüzde patentlerde olduğu gibi bir tekel hakkı
verilmekteydi. Yeni tekniği geliştiren ve uygulayan
esnaf birliğinin başına “Pir” denilmekteydi. “Pir'e”
verilen fikri hak, sadece sınırlı bir bölgede geçerliydi
ve yeni ustalar yetiştirmesi şartıyla verilirdi. Farklı
bölgede o ürünü/tekniği kullanmak ise mümkündü.
Buluşu yapılan neredeyse her şey patent koruması
kapsamına dâhildir. Buluşu yapılan bir ürün ya da
sistemin bütün hakları patent sahibine ait olur ve
ondan izinsiz kullanılamaz. Patent, ürün veya buluş
sahibine, icat ettiği ürünün satışı, pazarlanması,
çoğaltılması, bir benzerinin üretilmesi gibi alanlarda
ayrıcalıklar getiren resmi bir belge ve unvandır.
Patent Yasalarının amacı; buluş yapmayı, yenilikleri
ve yaratıcı fikri faaliyetleri teşvik etmek için gerekli
olan korumayı ve buluşlarla elde edilen teknik
çözümlerin sanayide uygulanmasını sağlamaktır.
1871 tarihli “Eşya-i Ticariyeye Mahsus Alamet-i
Farikalara Dair Nizamname” ve 1879 tarihli “İhtira
Beratı Kanunu” marka ve patent konularında
ülkemizdeki yasal korumanın temelini teşkil
etmektedir.
Telif: Bir fikri ya da sanat yapıtını ortaya koyan
kişinin, bu yapıttan doğan haklarının tümüne denir.
Telif hakkı, herhangi bir bilgi veya düşünce
ürününün kullanılması ve yayılması ile ilgili hakların,
yasalarla belirli kişilere verilmesidir.
1965 yılında 551 sayılı “Marka Kanunu"nun
yürürlüğe girmesi ve 1976 yılında "Dünya Fikri
Mülkiyet Teşkilatı (WIPO) Kuruluş Anlaşması”na
katılım, Türkiye'de sınaî mülkiyet hakları koruması
alanındaki önemli adımlar arasında yer almaktadır.
Telif hakkı, genellikle belirli bir süre için geçerlidir.
Sembolü çember içinde bir "©" harfidir, © harfi
üzerinde bulunduğu yapanın telif haklarının
korunduğunu belirtir ve İngilizce "copyright"
kelimesini ifade eder.
24 Haziran 1994 tarihinde, 544 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname (KHK) ile Sanayi ve Ticaret
Bakanlığına bağlı, idari ve mali özerkliğe sahip Türk
Patent Enstitüsü'nün (TPE) kurulması, sınaî mülkiyet
hakları alanında bir dönüm noktası olmuştur. 544
Sayılı KHK'nın günümüz koşullarına uyumlu hale
getirilmesi ve kanunlaştırılması amacıyla 19 Kasım
2003 tarihinde “5000 Sayılı Türk Patent Enstitüsü
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun” yürürlüğe
girmiş bulunmaktadır.
Türkiye’de 1857 yılında ilk telif haklarıyla ilgili olan
düzenleme Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (Hakkı
Telif Nizamnamesi) ile başlamış daha sonra 1871’de
Markalar Kanunu (Alameti Farika Nizamnamesi),
1879’da Patent Kanunu kabul edilmiştir.
Gerçek anlamda ilk fikir ve sanat eserleri kanunu
olan “Hakkı Telif Kanunu” 8 Mayıs 1910 tarihinde
çıkarılmıştır.
Türkiye'nin, “Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Kuruluş
Anlaşması” ve eki “Ticaretle Bağlantılı Fikri
Mülkiyet Hakları Antlaşmasından” (TRIPS) ve
Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği'nden kaynaklanan
yükümlülüklerini yerine getirmesi amacıyla, TPE
öncülüğünde patent, marka, endüstriyel tasarım ve
coğrafi işaretler alanlarında reform niteliğinde kanun
hükmünde kararnameler oluşturulmuştur.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ise Prof.
Ernst Hirsch tarafından hazırlanmış ve 1952 yılında
yürürlüğe girmiştir. 5846 sayılı kanun, 1983, 1995,
2001, 2004, 2007 ve 2008 yıllarında değişikliğe
uğramıştır.
Türkiye’de fikri mülkiyet haklarının gerçek manada
korunması 1995 yılında kabul edilen ve 1999 yılında
yürürlüğe giren Patent Yasası ile başlamıştır.
1994'ten günümüze kadar geçen dönem içinde 11
uluslararası anlaşmaya taraf olunmuştur. Ülke
çapında güçlü bir sınaî mülkiyet sistemi
oluşturulması
amacıyla
ihtisas
mahkemeleri
kurulmuş, sistemin kullanıcılarına yönelik verilen
eğitim ve düzenlenen tanıtım faaliyetleriyle kamunun
bilinçlendirilmesine yönelik önemli çalışmalar
yürütülmüştür.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda 2001
yılında 4630 ve 2004 yılında 5101 sayılı kanunlarla
“Dünya Fikri Mülkiyet Hakları Örgütü (WIPO)
Telif Hakları Anlaşması” çerçevesinde yapılan
değişiklikler ile de söz konusu anlaşma hükümlerine
uyum sağlanmıştır.
23
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
121
File Size
801 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content