close

Enter

Log in using OpenID

(DER К A UÇ A S U S) No. 2-3 Eylül-Ekim 1951 Hah: DM 2,-

embedDownload
(DER К A UÇ A S U S)
V
Millî İstiklâl Mefkuresini Yayar Aylık
Mecmua
Mes’ul Müdür: А. К A N T E M IR
No. 2-3
Eylül-Ekim 1951
Hah: DM 2,-
'4
Yüksek fikirlerden halkların im h a s ın a ....................... S.
Kafkasya konfederasyon hareketi
Mazinin tecrübeleri ve istikbal
Rusomani
M. E. Resulzade
S. Birliğinde ihtilâl olabilr mi?
Rus-Amerikan rekabeii
.
.
.
„ 14
A. D o ğ u ş ............... „ 1 8
„20
A; B e r d ................... „ 2 3
B. M. KuruIunda-Kafkaşyadaki Katliâmlar
Iran ve Mısır dönüm nokralarında
R. Traho
3
„ 5
T. E le k h o ti....................... ...
Sovyetlerin Müslüman siyaseti
Stalingrairan-Berline
. .
G. T o k a y e v ...............
A. B i ç e r a ...............................*
ı
A. Kantemir
S. Turgân
. . . .
....................... ...
Kırım Hanzadelerinin Kafkasyada terbiyesi
„26
„29
.
„ 31
Dr. A. Soysal
„ 34
Kuzey KafkasyalIların K u r u lt a y ı .............................. „3 6
M. A. „Müsavat" halk fırkasının açıklaması
Gürcü Merkezinin beyannamesi
. . . .
„42
........................... „ 4 3
Mecburî bir i z a h ...................... ...........................
„45
Matbuata bir n a z a r . .................................. ...
„47
Muhtelif h a b e r l e r .................................................
„53
MöNCHEN
1
"KAFKASYA" nın ABONE ŞERAİTİ
ALMANYADA
Nüshası
Dm.
1.—
3 aylık
Dm.
3.—
6 aylık
Dm.
5:—
Senelik
Dm. 10.—
HARİÇTE
Beher nüshası:
Türkiyede
TL. 0.66
Amerikada ;
$ 0.25
Ingilterede
i 0.1’9
Türkiyede abone olmak isteyen okuyucularımıza yuka­
rıda yazılan Almanya abone şeraiti tatbik edilecektir.
(Bir alman markı 66 kuruştur.)
.
Mecmuamıza gönderilen evrak ve yazılar, neşredilsin
edilmesin iade olunmaz.
"KAFKASYA" nm HARİÇTEKİ MÜMESSİLLERİ:
TÜRKİYEDE:
„Berkalp K itapevi" Ankara
AMERİKADA:
Mr. Bilattr. 1421, Madison Ave, Ap. 1, E, New York 29, N.Y.
INGİLTEREDE:
Mr. A. Sadıanowicz, 32 Bolton Gardcns, London S.W. 5
ARJANTINDE:
Mr. M isost Kosireff, Com. Piedro Bucııo 139, Villa Adclina
Buenos - Aires
FRA.NSADA:
Mr. T. E kkhoty, 12. nıc Admiral de Grasse, Nice, A.-M.
Mr. B. Gasi Khan. 73, rue de !a Convention — Paris 15.
Mecmuamızın adresi: Almanya, München 8, Steinstr. 40/1
ч
■\
İ
''
.
- }
■ ’
\
-----------------Veriag „DER KAUKASUS" — МОпсЬэп 8, Sreînstraföe 4 0 'I
Kafkasya
Millî İstiklâl Mefkuresini Yayar
Aylık Mecmua
Her ay üç dilde çıkar:
Türkçe, İngilizce ve Rusça
- (Der Kaukasus)
Mesu! Müdür: А. К A N T E Mİ R
İdarehane adresi: München8,Steinstr.40
1 inci yıl
Eylül-Ekim 1551
No. 2-3
Yüksek fikirlerden
halkların topyekûn imhasına
Bundan tam otuzdört yıl evvel, hakimiyet ihtirası ve "bütün dünya zahmetkeşleriyle mazlûmlannm kurtuluşu" itikadiyle meşbu gaddar mutaasıplardan
müteşekkil bir grup, köylüye "toprak v e hürriyet", işçilere ihtiyarî iş, halklara
da, Rusyadan ayrılmalarına varıncaya kadar tayini mukadderat hakkı vadetmek
suretiyle — Almanlar tarafından kapalı bir vagon içerisinde Rusyaya getirilen
— Lenin'in idaresi altında, muazzam imparatorluğun iktidarını ele geçirmeğe
muvaffak oldu.
Başında kabiliyetsiz Kerenski bulunan muvakkat hükümet, hâdiselere hâkim
olamayarak, harice firar etti ve "kansız" demokrat ihtilâli, bu suretle, daha
başlangıçta nihayete erdi. Dünya yüzünü on milyonlarca masum insanın kaniyle
boyayan büyük ekim ihtilâli başladı. •
Harpten yorgun düşen, toprak ve hürriyete susayan rus halkı, bolşeviklerin .
cazip 'valilerine kapıldı v e muazzam bir yalanın kurbanı oldu.
Eski hali ihya etmek isteyen ve kendisine "beyaz" adı verilen cereyan da
artık vaziyeti değiştiremedi. Lenin dahilî harpten galip çıktı ve üç küsur asır
boyunca rus çarlarının tac giyme merasimlerine sahne olan Kremlin'e yerleşti.
Rus hakimiyetinden kurtulmak iştiyakiyle yanan gayrı Rus halklar ve bu
meyanda KafkasyalIlar, Türkistanlılar, UkraynalIlar v e diğerleri millî istiklâlle­
rini ilân ettiler ve her birisi kendi topraklan üzerinde millî an'ane ve kültürlerine
dayanan demokratik devlet nizamını kurarak yaşamağa başladılar.
Fakat bir müddet sonra, bu memleketler, yekdiğerleirini takiben istilâ edildiler
v e kendi programlan ve Lenin'in ağziyle halklara tayini mukadderat hakkı va­
deden v e hatta dahilî harp esnasında onlann istiklâllerini tanımış olan aynı
bolşevikler tarafından Moskovaya tâbi kılındılar.
iki üç yıl sonra da, Sovyet Hükümeti, kendi vaitlerini ve vicdanını, gayrı
Rus milletlerin millî istiklâl, hürriyet v e insan haklan için akıttıkları kan seli
içerisinde boğdu.
Çarlar gibi bolşevikler de kendilerini beşeriyeti saadete ulaştırmak için
dünyaya gelmiş addederler. Fakat artık devrini geçirmiş olan feodal çarlıkla
sosyal müsavat ve hürriyet fikirlerininin en ileri demokrat kisvesine bürünerek
dünya hakimiyeti iddiasında bulunan bolşevizm arasında nede olsa fark vardır.
2
Kafkasya
No. 2-3
Fransız tarihçisi Michelet şayanı hayret bir vuzuhla bu vaziyeti daha yüz yıl
evvel görmüş ve 1852 de şunları yazmıştı:
"Dün Rusya bize: 'Hıristiyanlık benim!' 'diyordu', yarın bize şöyle diyecektir:
"Sosyalizm benimI"
Filhakika Stalin, KarlçMarksın ideolojisini, tedricen, hudutsuz yayılışın basit
bir aleti haline getirerek "halkların atası" lakabını da benimsemiş olup, büyük
gayret ve sadakatla çarların istilâcı an'anelerini takip etmektedir.
inşa ettiği devâsâ ehramın zirvesinden bugün o, silâh gücü .ve her türlü desise
ile ele geçirdiği kürreiarzın yansı üzerine komünizmin zehirli şualarını yaymak­
tadır.
"Halklann atası" tarafından kurulan örümcek ağına düşen halklann aldıkları
ve malik bulunduklan yeğane siyasî hak — itaat, yegâne İktisadî hak — çalışma
ve fikir hayatında da yegâne haklan Leninizm — Stalinizm "ilminin" direktifle­
rine riayettir.
Kısaca — kölelik ve mecburî hizmet — Sovyet rejiminin esas temeli olup bu
temel merhametsiz gizli polisin muhafazası altında bulunmaktadır.
Çağdaş firavunun iki tekerlekli arabası altında ezilen halklar arasında en çok
iztirap çeken Şimalî Kafkasya ve Kırım halklan olmuştur. Çeçen-Inğuş cumhu­
riyeti ile Karaçay-Balkar muhtar eyaletlerinin ahalisi v e Kınm türkleri ikinci
dünya savaşında hiyaneti vataniye cürmiyle suçlandırılarak katliâma maruz kal­
mışlardır: ahalinin bir kısmı yerlerinde katledilmiş, geriye kalanlan ise Sibirya
tundralarına v e Orta Asyanm sonsuz steplerine sürülmüşlerdir.
Sovyet lügatini yeni bir kelime — yenosid (halkın katli) kelim esiyle "zengin-'
leştiren" bu korkunç cinayet Cenevrede, Birleşmiş Mittletlerin Ekonomik ve
Sosyal Konseyinde, Ingiliz temsilcisi Corley Smith'ın âlicenap müdahalesi saye­
sinde hararetli tartışmalara mevzu teşkil etmiştir. Okuyucularımız bu sayıda bu
tartışmaların tafsitlatına m üteallik bir yazı bulacakladır. Yine bu sayıda, okuyu­
cularımız, Şimalî KafkasyalI siyasî muhacirlerin kurultayına dair bir makale de
görecekler v e Sovyet hükümetinin masum ve bahtsız halklar üzerinde ika
ettiği emsalsiz cinayetin, ne sonsuz bir infial ve lânet uyandırdığını, bu kurul­
tayda söylenen basit fakat ateşin sözlerden bizzat müşahede etmek fırsatını bulacatkır.
Sovyet rejiminin üstünlüğünü ağızlarından salyalar akarak ispat etmeğe ça­
lışan v e aynı zamanda Kafkasya ve Kırımda halkın topyekûn olarak imhasını
bin bir desise v e yalanla haklı göstermeğe kalkışan kuduz bolşeviklerden ancak
nefret v e infialle bahsetmek mümkündür.
Sovyetlerin izahına bakılırsa, ikinci dünya savaşında, milletlerden banlan
yekvücud olarak — tıpkı ayrı ayn fertler gibi — "hiyaneti vataniye" de bulun­
muşlardır. Katmerli mürteciler — Kafkasyalılarsız bir Kafkasyaya hâkim olmak
gayesini gizlemek isteyen — korkunç siyasetlerine hukukî bir esas bulmağa ça­
lışıyorlar.
Dişine, tırnağına kadar silâhlanan v e doymak bilmeyen Sovyet emperyalizmi,
Damoklesin kılıcı gibi, hür dünya üzerinde asılı durmakta v e dünyanın maddî
v e manevî şifasına v e milletler arasında normal münasebetin tesisine mani
olmaktadır.
Marşal plânı, Amerikanın harpten fakir çıkan memleketlere veya geri kalmış
bölgelere yardımı ve yahut da Atlantik Paktı bahis konusu olsun — hürriyetsever memleketler her yerde ve her fırsatta, kendilerine "Pax Sovietica" yi
(yani gizli dünya hakimiyeti gayesini) bir tuzak gibi uzatan Moskof oligarşisinin
kuduz muhalefetiyle karşılaşıyorlar.
Bu münasebetle, 1869 da, birinci enternasyonalin kabul ettiği karar suretinde,
aşağıdaki sözleri yazan Kari Marksı hatırlamamak mümkün midir: "diğer millet­
leri esir eden bir millet kendi zincirlerini hazırlıyor demektir."
No. 2-3
Kafkasya
3
Kafkasya: Konfederasyon hareketi
Yazan: M. E. Resulzade
Rusyadaki m i ! m ünasebetler, Birle­
şik A m erika Devletlerinin umumî düş­
mana karşı hürriyet uğrunda yaptıkları
m üşterek mücadele neticesinde husule
gelen tesanüt m ünasebetlerine k a fiy e n
benzemez.
Rusya imparatorluğu, rusa hiç bir ba­
kımdan benzemiyen, kültürleri ve tarih ­
leri ayrı olan v e asırlar boyunca k en ­
dilerine mahsus siyasî ve millî hayatlarile yaşıyan m uhtelif m illetlerin her tü r­
lü millî irade ve özelliklerini ezerek
zorla ve zorbalıkla vücuda getirilm iş bir
varlıktı. Sovyetler Birliği bu vaTİığm
vârisidir. Bolşevizm çarlığın bir devam ı­
dır.
Bolşevizmin muhtemel sukutu netice­
sinde rus totalitarizm i altında inleyen
m illetler için kendilerini bizzat id are et­
mek hakkı bilâ kaydu şart tanınm alıdır.
Bu, dem okrasinin tandığı en yüksek
haktır. Bu bak m utlaktır. Em peryalist
prensiplerle teşekkül eden v e bugün
artık tarihe karışmış bulunan im para­
torlukların bir terekesi olan itibari hu­
dutlar ve bu hudutlara kendilerini vâris
sanarak em peryalist haleti ruhiyesinden
bir türlü kurtul'amıyan "büyük millet"
arzu ve 'alışkanlıkları ile bu hakkın hiç
bir alâkası yoktur.
Rusya im paratorluğu ve onu istihlâf
eden Sovyetler Birliği cebir v e istilâ
usullerile kurulm uşlardır. Kafkasyanm
Sovyetler Birliği dahilindeki durum u bu
cebir v e istilâ politikasının ıbir m ahsu­
lüdür.
Kafkasyanm Rusya tarafından istilâsı
uzun süren kanlı hâdiseler neticesinde
vuku buldu. XIX uncu asrın ortaların­
da liberal Avrupa, m üstebit hüküm dar­
lara karşı dem okratik isyan ve kıyam ­
lar halinde m ücadele ederken, Kafkasya,
dünyaca tanınmış büyük Şâmilin şah­
sında rus istilâsına karşı kahram anca
savaşıyordu. Kafkasya m illetlerinin m uh­
telif zümre v e mümessilleri, bu hareke­
te koşulduklan gibi, avrupalı ahrardan
bazıları Şâmil müritlerinin safında yer
almış bulunuyordu. O zamanki liberal
A vrupa nazarında Şâmil hakikî bir hür­
riyet sembolü idi.
Rusya çarlığı Kafkasyadaki hürriyet
ve istiklâl hareketini elli yıldan fazla
devam eden kanlı bir m ücadeleden son­
ra ancak yenebildi. Şimali Kafkasya gi­
bi cenubî Kafkasya dahi rus akm ına
mukavemet- gösterdi Azerbaycan Hanlı­
klarının otuz yıl kadar devam eden mu­
kavem etleri Gence Ham Cevat Hanın
m eşhur mücadelesi ve şehadetile te­
mayüz etti.
Şark hıristiyanlarm m hâmisi sıfatım
takınarak K afkasyaya inen Rusyâya
karşı hıristiyan gürcülerle ermeniler d a­
hi, inkisarı h ay ale nğrıyarak, m uhale­
fete geçtiler ve neticede bin bir türlü
takibata uğradılar.
Millî h er türlü hak v e hürriyetten
mahrum edilen KafkasyalIlar yüz yıl
boyunca devam eden bir devrede her
türlü tazyik ve ruslaştırm a siyasetine
maruz bırakıldılar.
Birinci cihan harbi sonunda, Çarlığın
çökmesi üzerine, Kafkasya m illetleri
ayaklandılar. Demokrasinin tanıdığı "ta­
yini m ukadderat" hakkından faydalana­
rak millî istiklâllerini ilân ettiler, birer
cum huriyet kurdular. 11 Mayıs 1918 de
Şimalî Kafkasya, 26 M ayıs 1918 de Gür­
cistan, 28 M ayıs 1918 de Azerbaycan ile
Ermenistan devletleri kuruldu, ve bu
Devletler A vrupa ve Am erika Birleşik
Devletleri tarafından tanındılar.
Umumî seçim ler neticesinde vücuda
gelen K afkasya parlam entoları millî
hayatların mili etlerinin ihtiyaç ve istek­
leri gereğince idare etm ek azmile her
türlü hüküm et m üesseseleri vücuda ge­
tirdiler. Dış alemle de diplomatik m üna­
sebetlere giriştiler.
M illetlerin istiklâllerini bir hak olarak
törenle ilân eden Bolşevikler, Kafka­
sya’da millî m ukadderatlarını bizzat elle­
rine alan bu hürriyetsever m illetlere
karşı hainane bir surette taaruza geç­
tiler ve üstün kuvvetlerine dayanarak
4
Kafkasya
birbiri arkasından dört Kafkasya cum­
huriyetini, gösterdikleri şiddetli muka­
vemete rağmen, sovyetleştirdiler.
>
Kızıl istilâyı var kuvvetlerile karşı­
layan Kafkasya milletlerinin mukave­
metleri, türlü safhalar arzederek uzun
müddet devam etti. Bu mukavemet de­
ğişen şekillerile hâlâ devam etmekedir.
Bolşevik rus istilâsına karşı Kafka­
sya'da yapılan m ücadelenin kendine
m ahsus şanlı b ir tarihi vardu. Bu tarih­
ten kısaca bir kaç misal: 1920 d e Azer­
baycan'da başveren kanlı Gence isyanı;
1921 d e Şimalî K afkasya'da zuhur edip
aylarca devam eden isyan,- 1921 de başkendi bir iki gün ele geçiren Ermeni­
stan'daki isyan, 1924 de G ürcistan'da
zuhur eden m eşhur isyan; 1930—1933
arasında K afkasya'nın h e r tarafında
zuhur eden "Kolhoz" isyanları v e saire.
Çarlık istilâsına uğradıkları gibi Bolşe­
vik is tlâ s ın a da aynı şekilde ay rı ayrı
olarak m aruz kalan KafkasyalIlar, Kızıl
istdâyı hakkile d erk ettiler, n e y e uğradı­
klarını anladılar. Başlarına gelen felâke­
tin birlik yokluğundan ileri geldiğine
kani oldular. Bu kanaatin tezahürünü
kolhoz isyanları esnasında görüyoruz:
b ir hıriıstiyan papas müslüman partizan­
larını takdis ediyor, ibir AzerbaycanlI
m olla d e ermeni partizanlarına an d veri­
yor. Aynı* tesanüt v ak ’alan n ı ikinci
cihan harbi esnasında hudut d ışına çık­
mış bulunan KafkasyalIlar arasında da
m üşahede ediyoruz.
K afkasya coğrafi bir vahdettir. Bu
vahdetin stratejik, ekonomik, etnik ve
kültürel âmilleri büyüktür. B urada baş­
lıca d ö rt unsur: türk, dağlı, erm eni ve
gürcü yaşıyor. Bunlar a y n ayrı dillerde
konuşuyorlar; fakat dördünün de dili
nısçadan başkadır. Bunlar asırdide ede­
b iyata m alik b irer millettir. Din bakım ın­
dan y a n s ı m üslüman ve y a n s ı da hıristiyandır. F akat bütün bunlara rağm en
hepsinde Kafkasyalılığm verdiği müşte. rek bir ruh vardır. Bu, hürriyetseverlik
v e istiklâl ruhudur.
H ürriyet ve istiklâl ruhunun tesiri ve
siyasî m enfaatler birliğinin şuuru ile
KafkasyalI siyasiler daha m em lekette
iken Kafkasya Konfederasyon fikrini te r­
viç ediyor ve bu m aksatla bir takım
No. 2-8
teşebbüslerde bulunuyorlardı. Bolşevik
istilâsı üzerine m uhacerete çıkm ak zo­
runda kalınınca bunun ne derecede
hayatî bir fikir olduğu daha kuvvetle
his olundu. K onfederasyon şiarı bütün
KafkasyalIlar için b ir âlem oldu.
Birbirlerinden a y n kaldıkça hepsinin
kaybedeceklerini, y aşa d ık la n y ak ın ta­
rihten alm an <acı tecrübelerle gören Kaf­
kasya milletleri, bugünkü şartlar dahi­
linde millî v e vatanî bütün kuvvetlerini
toplam ak v e teşkilâtlandırm ak zorunda­
dırlar. Bu tem erküzü, birbirini reddeden
ideolojik bir takım doktrinlere bağla­
m akla işkâl etm ek hak k ın d a değiliz. Bizi
birbirinden ayıracak um delerden ziyade
birleştirecek um delere tevessül etm ek
zaruretindeyiz. Yegâne düşm anım ız m ü­
stevli rus kuvveti, R usya Bolşevizmidir.
Komünizme ve kom ünizanlara aram ızda
y er yoktur. Bunun haricinde ise Kafka­
sya istiklâlini samimi olarak destekleyen
ve Konfederasyon idesine candan bağlı
olan h er ermeni, h er gürcü, h e r dağlı ve
her azerbaycanlı bizim s a f ım ızda y e r ala
bilir ve almalıdır. D em okrasi sistem ve
ideolojisini kabul eden bütü n cereyan­
larla yoldaş olabiliriz. Reddettiğimiz y e­
gâne doktrin rus bolşevizm inde tezahür
eden komünizmdir v e ancak.
Kafkasya istiklâli ile Konfederasyonu
uğrunda yaptığım ız m ücadelede ehem ­
m iyet verdiğimiz sey, h e r şeyden önce,
hareketin siyasî cephesidir. Bu bakım ­
dan KafkasyalIlar arasında m illiyet ve
din farkı gütm eyiz. H ıristiyan K afkasya
ile M üslüman K afkasya'yı birbirinden
ayırmayız. Türk K afkasya gibi Gürcü,
Dağlı, Ermeni K afkasya d a aynı m üsavi
haklara m aliktir. M ücadelem izin sivri
tarafı m ünhasıran rus em peryalizm ine
ve istilâsına karşı tevcih edilmiştir. Ce­
nuptaki aktüel h u d u tlan n ötesinde hiç
bir emel ve arzumuz yoktur. Kom şuları­
mız Türkiye ve Iranla dost yaşam ak
azmindeyiz.
H er türlü suitefehhüm e m eydan v er­
memek için şunu d a kaydedelim ki rus
m illetine karşı, m illet olarak, hiç bir
adavetimiz yoktur. Bütün husum etim iz
sadece rus em peryalizm ine karşıdır.
Millî hudutları dahilinde kalıp üzerim iz­
de h er hangi bir h ak iddiasında bulun-
No. 2-3,
Kafkasya
m ayan rus milleti ile dost geçinmek istediğimiz hakkında en küçük 'bir şüpheye
y er yoktur.
Bu prensipler dahilinde teşekkül edecek olan Kafkasya Konfederasyonunun
ve realizasyonunu hedef ittihaz eden
Kafkasya Hareketinin, Yakın Doğu'daki
hakikî terakkiperverler ile Batı’daki ha-
JT
kikî dem okratlar nezdinde hüsnü teveccühle karşılanacağına eminiz,
Tarihi, millî istiklâl umdesinin tahakkuku tarihinden ib aret olan Birleşik
A m erika umumi efkârının d a dâvamızı
hakkile anlıyacağım kuvvetle ümit ediyoruz.
Mazinin tecrübeleri ve istikbal hakkında
düşünceler
(Ekim ihtilâlinin 34 nci yıl dönümü münasebetiyle)
Değerli ve tanınmış bir m uharrir olan vatandaşım ız Bay G.
Tokayev’den, mecmuamızın intişara başlam ası m ünasebetiyle
bir tebrik m ektubu v e bir de m akale aldık. Okuyucularım ız
h er ikisini de bu sayıda bulacaklardır.
A lbay G. Tokayev, hürriyeti seçmeden evvel, Sovyetler Bir­
liğinde yüksek vazifelerde bulunm uştur. Bunlardan bazılarım
kaydediyoruz: Jukov askerî h av a akadem isinde sivil lektör;
Kuybışev askerî mühendis akadem isinde lektör; M oskova jeo­
dezi, uçak inşaatı ve haritacılık enstütüsünde havacılık professörü; Alm anyada, m üttefik kontrol kom isyonunda, Sovyet şu­
besinin başkâtibi ve parti teşkilâtçısı; A im anyadaki Sovyet
askerî idaresinin baş karagâhm da emir subayı; Sovyet kom ü­
nist partisi merkez komitesi siyasî bürosunun (Politbüro'nun)
ve Sovyet hüküm etinin tepkili uçak işleriyle muvazzaf, fevka­
lâde salâhiyetleri havi mümessili; Kızılordunun muvazzaf su­
bayı; kom ünist partisinin kıdemli bir azası.
Bütün bü vazifeler, Albay G. Tokayev’in Sovyet Rusya işle­
rinde ne k ad ar selâhiyettar olduğunu gösterm ekte v e yazısının
kıym etini bir k at daha arttırm aktadır.
Yazan: G. Tokayev
1917 Ekim ihtilâli, vüs’at itibariyle
siyasî tarihin en mühim hâdisesini teşkil
etti. Bu ihtilâl ilk defa olarak ve açıkça,
asırlardanberi kurulm uş olan kapitalist
m ünasebetlerin m evcudiyetini tehdide
kalktı; asırlarca devam eden çarlığı tem ellerinden yıktı; dünyanın altıda birini
muazzam millî v e sosyal tecrübe sahasm a getirdi; standart fikriyatın üstatlarını şaşırtan yepyeni teşküât şekilleri,
yepyeni sosyal m ünasebat, psikolojik
atmosfer, koliektif ahlâk, zihniyet, idrak
ve siyasî zevk y aratarak bunları takviye etti.
Fakat bütün du değişiklikleri, muhteviyat itibariyle, inkilâpçi, .sosyalist ve
komünist addetmek büyük bir h ata olur,
Bilkâkiıs, ihtilâlin başlangıcında, o kadar
esaslı ve koksal sarsıntılar ve inhiraflar
oldu ki, bugün Sovyetler Birliğindeki
vaziyeti yirm inci senelerin ölçüleri ve
Leninlerm, Buharm lerin Troçkilerin ve
б
Kafkasya
Zinovy elerin anlayışlariyle tahlil etmek
gitgide d ah a güç (ve hatta bazı hallerde
imkânsız) bir h al 'alıyor.
Bizler ihtilâlan ikinci nesline mensu­
buz. 17 nci yıluı sarsm tılariyle münasebatı olmayan, daha mesut bir atinin
üm itlerine hizm et eden; muazzam İkti­
sadî kuruluşun ön saflarında bulunan,yaratıci zahm etin bütün yükünü omuz­
larında ve ifadesi güç feci inkiısar hayal­
lerin iztiraplannı kalplerinde taşıyan;
bolşevik ve kom ünist nazariy esiyle tat­
bikatını kendi alın terleri, göz y a şla n ve
kanları pahasına öğrenen; otuz yılın
bütün im ha v e tasfiyelerinden kurtulan;
ahalinin ve partinin en değerli ve yara­
tıcı kitlesinin topyekûn olarak imhasına
bizzat şahit olan bizler, şunu söylemek
hakkına m alik v e h a tta söylem ek m e c ­
b u r i y e t i n d e y i z ki, bir zamanlar
kendisini inkilâpçi olarak ilân eden Sov­
y etler Birliğinde bugün kürreiarzm en
m ürteci, koyu ve gaddar istibdadı hü­
küm sürüyor.
Sovyet hakim iyetinin otuzdört senelik
m evcudiyetine başlıca âmil d e bııdur.
ihtilâlden "harp komünizmi" devresine
A sırlar boyunca, m ülkiyet hakkı, ce­
m iyetin m addî v e m anevî hayatının
y eg ân e m üm kün şekli olarak gösteril­
mişti. Ekim ihtilâli — hiç değilse nazariyede — plânlı iktisadiyatının esası ola­
rak, devlet m ülkiyetini ilân etti. Bunun
için de Sovyet Devleti iki şıkkdan biri­
sini tercih etm ek m ecburiyetinde idi: ya
daha doğuşunda ölnıek veyahut da ile­
riye doğru muazzam bir ham le yaparak
yalnız hayatiyetine değil, fakat aynı za­
m anda m azideki sistem ler üzerindeki
faikiyetini d e ispat etmek.
Plânlarda v e kelâm da hiç bir eksiklik
yoktu, istikbal en parlak bir surette tas­
vir olunuyordu. Parlak vaitler bütün
dünyaya yayıldı. Fakat tarih aci haki­
k ati boyasız ve bütün çıplaklığı ile or­
tay a koyuyordu.
Birinci dünya «savaşı, ihtilâlin öncüleri
olan işçileri geri plâna attı v e onun bü­
yük m üttefiki olan köylü kitleleri, sefil
işçi saflarını nam ütenahi bir şekilde dol­
durarak kşm ekeşi büsbütün artırdılar.
Tefekküre v e sistem li harekete imkân
No. 2-3
ve vakit bulm ağa lüzum görülmedi. Zor­
balık v e pratik hal çareleri ön plâna
geçti.
Lenin ve Troçki isyan eden kitlelerin
ne istediklerini anlam ağa lüzum görm e­
den bu hareketleri sosyalizm e doğru
mühim bir ham le ve hakim iyet ihtiras­
larım tatbik için m ükem m el bir fırsat
addettiler, keşm ekeşi büsbütün kızıştır­
dılar, bizzat terennüm ettikleri nazari
doktrinlerine büe ehem m iyet verm edi­
ler ve sosyal reform lar yapm ak ve bil­
hassa hususî m ülkiyetten devlet m ülki­
yetine geçm ek için, evvelkinden daha
iyi idare edebilecek kadro ve teşkilât­
lara ihtiyaç olduğunu da unuttular.
Bu suretle daha ihtilâlin idk yıllarından
itibaren d ev let m ülkiyeti sadece istim lâk
v e m üsadereler şeklinde tecelli etti. Bu
vaziyet de, tabiatiyle, İktisadî hayatı
felce uğrattı ve h er şeyden evvel k itle­
ler üzerinde cebir ve zorbalık olan “harp
komünizmi" devresini açtı.
Büyük Sanayinin K uruluşu
Sanayi kuruluş devresinde, bolşevik­
ler, Stalinin direktiflerine uygun olarak,
sanayileşm ede m utat olan yolu takip
etm eyerek kendilerine hâs olan bam­
başka bir y o la saptılar: inşaat hafif sa­
nayi ile değil — h atta hafif v e ağır sa­
nayi üe de değil — behemihal ağır sa­
nayi ile başladı. Bu yapılırken de hiç bir
İlmî plâna m üracaat edilm edi ve hafif
endüstri tam am ile reddedilerek, geniş
m ikyasta v e h er branşta aynı zamanda,
yalnız ağır endüstri inşasına girişildi.
Bir çok ıztıraplar ve m ahrum iyetler
pahasına k urulan bu endüstrinin, beş
yıllık plânlar devresinde, kısm en veya
tamamen, yeniden inşasına başlandı.
A ğır ve orta çapta makine, uçak, tank,
otomobil, çelik, kömür, petrol, tezgâh,
kim ya ve hulâsa olarak, m uasır ağır en­
düstriye dahil bütün sahalardaki fabri­
k alar m uasır teknik icaplara göre tam a­
m ile değiştirildi v ey a yeniden inşa edil­
di. Bütün bu inşaat en y en i tesisat ve
teçhizat ile yapılıyor ve bu suretle sovy et endüstrisi; daha evvel inşa edilen ve
nispeten eski teçhizatla işleyen yabancı
endüstrilerin seviyesine ve h atta (bazı
hallerde) fevkine yükseliyordı.
No. 2*3
Kafkasya
7
Bizim gözlerimiz önünde ve bizim elle­ m ektir ki yetiştirilen mahsuller, devlet
rimizle teknik bir inkilâp vukubuluyordu.
anbarlarına, devlet adam larının istedik­
Eski geri m emleket en büyük sanayi dev­ leri m iktarda ve istedikleri fiata girmek­
letlerinden biıi oluyordu. Bu, Hitlercile- tedir. (Bu çok mühimdir ve bu noktayı
rin çok geç hesaba katm ağa başladı­ unutm am ak lâzımdır.) Burada da strate­
kları, askerî ve stratejik büyük ehem­ jik stokların tamamlanması kayguların
miyeti haiz bir vak'adir. Bu, hoşa git- başm da gelir ve m ilyonlarca insanımı
sede, gitmesede Sovyet im paratorluğu­ açlıktan ölmesi dahi bu prensipi deği­
nun elde ettiği ve ehemm iyetle nazarı ştirmez.
itibara ^alınması lâzım gelen en. büyük
Bu "kolhoz" usuldle devlet bürokrasisi
neticelerinden biridir. Düşmanı istihkar hem köylüyü tam am ile kontrol altına
ve istihfaf etmemek lâzımdır.
alarak onu fazla istihsalâte sevketmeNazilerin yaptıkları gibi, bu işe ehem­ nin yollarını aramakta', hemde köylü
miyet vermem ek ve meselâ, Sovyet pe­ eski hususî ziraat m üesseselerin randı­
trol endüstrisinin istihsalâtm ı arttırm ış manını verm ese bile, onun bütün m ah­
olmakla beraber bu istihsal âtın henüz
sulâtı yine d e devlete kalm aktadır. Hal­
kâfi olmadığını ve binaenaleyh Sovyet
buki "kolhoz" sistemi olmasa devlet bu
emperyalizminin emrinde bulunan hava
ve tank kuvvetlerinin nispeten tehlike­ m ahsulâtın ancak bir kısmına — o da
siz olduğunu iddia etm ek büyük bir ha-* satın alm ak suretiyle — el koyabilirdi.
fiflik olur.
istihsal Vasıtalarının Temerküzü
Şunu unutm am ak lâzımdır ki, potan1933 yılı başlarında — "Politbüro"
syel kuvvet yalnız istihsalâttan değil
fakat aynı zam anda istihlâkten de iba­ nun ekonom i organı salâhiyetini haiz
rettir. Bunun m ahiyeti ise Garpte m üşa­ bulunan — V.S.N.H. (Halk' ekonomisi
yüksek şurası) sisteminde geniş m ikya­
hede ettiğimizden tam am ile farklıdır.
Sovyet Ruısyamn, m eselâ Am erikadan sta bir m erkezleştirm e başladi ve mem­
daha az petrol istihsal ettiği bir haki­ leketin gitgide artan h er sahadaki bü­
kattir. Fakat bu d a bir hakikattir ki So­ tün istihsal vasıtaları bu müessesenin
vyet iktisat plânlarında, stratejik stok­ emrindeki tröstlere v e idarelere bağlandı.
"Tröstleştirme", her şeyden evvel, bu­
lara rüçhan hakkı verilm esi en mühim
prensilplerden biridir. Bu stoklar doldu­ raya dahil olan h er ayrı istihsal müesse­
senin bütün istiklâlinden ve bu meyanrulmadıkça, bir tek sovyeit vatandaşı
d a ticaret hakkından mahrum edilmesi
"meşru olarak" serbestçe bir tek litre
benzin alamaz. Halbuki Amerikada, Bü­ suretinde, tecelli ediyordu, idareler ve
yük Britanyada ve diğer h ü r m em leket­ baş idareler dahi ay n ı neviden tröstleri
lerde Garpla Sovyetler Birliğinin sulh ve tröst gruplarını polârize ederek yalıız bunların istihsallerini plânlaştırm akla
zamanlarındaki istihlâkleri arasındaki
farktan bahsetm eğe dahi lüzum göm ü­ kalmayup, aym zam anda istihsal madde­
lerinin de devlete teslimi, iptidaî madde­
yoruz.
lerin tevzii ve nakliyat işinin tanzimi ile
Ziraî Istihsalât
de iştigal ediyordu.
A detleri yirm i milyonu bulan hususî
ziraat müessesesi yerine Stalin, sıkı su­
Böylelkle V.S.N.H., şimdiye kadar
rette m erkezleştirilen m ahdut m iktarda
görülmemiş bir tem erküz ve teksifle ce­
kollektif köy ekonomisi m üesseseleri
miyetin bütün geçim vasıttalarım ele
(kolhoz) vücuda getirdi ve bunları dev­ alarak muazzam bir devlet m ülktarı ve
letleştirdi. Bunun için, artık milyonlarca
millî servetlerin inhisarcı hissedarı ol­
köylüye m üracaat ederek, Devlete uy­ du. Fakat bu m üessese de, haddizatında,
gun fiatla m ahsulât satm alarım isteme­ Folitbüronun sadece ekonomi organı ol­
sine lüzum kalmamıştır. Esasen ortada
duğundan, bu sonuncusu, bittabi, dev­
mahsulât satacak bir kimse de kalm a­ letin hâkimi m utlak oligarşisini, yani bir
mıştır: toprakla m ahsulât gibi bizzat
avuç insanın bütün cemiyet üzerindeki
köylü de devletin malı olmuştur. Bu de­ hakim iyetini tesis etti.
8.
Kafkasya
No. 2r3
Devlet teşkilâtının bu acayip kuruluşu
neticesinde d ev let ve parti mekanizması
ekonomi m ekanizm asıyle tam am ile k a­
ri şar ak üçü birden görülmemiş bir mahlût halini alm ıştır. M eselâ aynı şahıslar,
aynı zamanda, parti önderliği, en m ü­
him devlet m akam larının başkanlığı, en
mühim idarelerin m üdürlüğü, ahlâk ve
siyaset mürebbiüiği vazifelerinde bulun­
m aktadırlar.
Meselâ, daha bir m üddet evveline k a­
dar, Stalin, aynı zam anda şu m akam ları
işgal ediyordu: dünya kom ünizminin li­
deri ve nazariyeciısi; Sovyet kom ünist
partisi m erkez kom itesi genel sekreteri;
Politbüro azası v e başkanı; Orgbüro
(teşkilât bürosu) azaısı v e başkan ; So­
v y et kom ünst partisi m erkez komitesi
sekreterliği azası v e başkanı; Sovyet
hüküm eti başkanı; m üsellâh kuvvetler
başkum andanı; millî m üdafaa kom itesi
başkanı; millî m üdafaa bakanı; bütün
m üttefik ve m uhtar cum huriyetlerin,
eyaletlerin, vilâyetlerin ve büyük şe­
hirlerin parlamentalıarmd-a m illet vekili;
bakanlar heyeti nezdindeki bazı fevka­
lâde kom itelerde başkan.
"inhisarcı devlet emperyalizmi"
M olotov: Politbüro azası? başbakan
Sovyet — Alm an harbi, Sovyet m er­ m uavini dışişleri bakanı;, millî m üdafaa
keziyetçiliği için, yalnız ağır biT tecrübe
komitesi' azası, bir çok cum huriyetlerin
olm akla kalm adı, fak at aynı zamanda, ve ey aletlerin parlam entolar i nda millet
bu sistem i daha fazla m ethetm ek v e ro­ vekili.
botu daha sıkı bir tem po ile yürütm ek
. M alenkov: Komünist partisi m erkez
için b ir sebep v e b ahane teşkil etti. 1Э46
y ılında artık son haddim sonuna gelin­ kom itesi birinci kâtibi; Politbüro, O rg­
mişti. A ynı istikam ette daha ileriye git­ büro ve sek reterlik azası; yüksek kon­
m ek h nsnmia bir tü rlü vazgeçilm eyen sey prezidyum u azası (şimdi de başba­
arzunun en vazih ifadelerinden biri, köy­ kan yardım cısı); millî m üdafaa kom itesi
leri zorla iskân v e y a başka yerlere göç azası? (bir m üddet evvel — Politbüro*
ettirerek kolhozlan genişletm ek keyfi­ da m uhalefetin yegâne hamisi); bir çok
cum huriyetlerin v e eyaletlerin p arla­
y etidir.
Bu suretle, m evzubahs olan yepyeni m entolarında m illet vekili; havacılık,
b ir siyasî nizam dır ki, buna "inhisarcı tankçılık ve topçuluğa m üteallik gizli
d evlet emperyalizm i", diye biliriz ve m eselelerle m eşgul olan v e hüküm et
bu d a m erkeziyet v e teksif m etotları va- nezdinde kurulan fevkalâde kom itelerin
sıtasiyle topyekûn inhisarcılığın en yük­ başkam.
Berya: Politbüro azası; başbakan y a r­
sek derecesini ifade eder, ihtilâlin otuzdördüncü yılının tes'id i günlerinde, Po- dımcısı; m illî -müdafaa kom itesi azası;
litbüro'nun iftihar ettiği büyük netice­ bir çok cum huriyetlerin ve eyaletlerin
parlam entolarında m illet vekili; dahi­
lerden biri de budur.
F akat hak ik at h ald e bu, Sovyet impa­ liye v e millî em niyet bakanlıklarının
ratorluğunun en zayıf noktalarından “bakan üstü" bakanı; hüküm et nezdin­
deki bazı fevkalâde kom itelerin başkanı.
biridir.
Bundan sonraki inkişaf aynı seyri ta ­
kip etti, ikinci d ü n y a savası başlangı­
cında istihsal âtın tem erküzü ve s ermay­
enin teksifi, artık istihsal m üesseselerinin m uhtariyetini o derece tahdit etmiş
v e ekonom i b ran şla rın ın hukuken ve fî­
len çalışm a im kânlarını o k ad a r azalt­
m ıştı ki, 'bunların devletsiz bir tek hafta
dahi yaşam alarına im kân kalmamıştı. So­
v y etler Birliği, bütün, m uharrik v e dina­
m ik cihazları baş m akinistin elinde bu­
lunan acayip bir "robot” (otomatik in­
san) h aline girm işti. Eğer vidalar "ro­
bot" m hareketlerinden doğan tazyik­
lere taham m ül etm iyorsa bu vidalar çı­
karılarak, hiç kim seye lâzım olm ayan
b asit şeyler gibi atılıyor ve yerlerine
y en ileri konuluyor.
Böylece insan (ve h a tta kollektifler)
oligarşinin m utlak hakim iyeti altına gir­
mişti. Aciz hissi onda ekseriya,, m aki­
n ey e nispeten, kendi değersizliğini ve
b atta hiçliğini idrak etm esini intaç ettiriyordı. in san ın insan trafm dan istism arı
y erin e in s a n in robot — devlet tarafın­
dan istism arı kaim olmuştu.
No. 2-3
Kafkasya
O ligarşinin bütün m ensupları d a aynı
vaziyette bulunuyorlar.
den silinm esine kâfidir. Bunun hesabı
kim seye sorulm az. Esas olan siyasî stra­
tejid ir v e h er şey buna feda edilir.
"Balık Baştan Kokar"
Bu d arbım esele, uygun olarak, meratip silsilesinin üst katlarındaki bu a ş ın
m erkeziyetçilik ve bütün dizginlerin bir
araya toplanm ası alt k atlara da sirayet
etmiştir. Bütün kabiliyetlerin ve bütün
ihtisasların patenteleri yalnız stalincilerin ellerinde toplanm ıştır. H er vazifenin
ve h er ihtisasın inhisan bunlara aittir.
Bügün fabrika m üdürüsünüz, yarın aynı
zam anda polis m üdürü, m atbuat m üdürü
veya doğumevi m üdürü olabilirsiniz.
Devlet m akam larının basam aklarında
yükselm ek için, am irlere yaltaklık* m ed­
dahlık, kölelik etm ek kâfi v e h a tta y e­
gâne şarttır.
Diğer taraftan am irlerde de kendini
beğenmişlik, “önderlik" m egalomanisi
ve m aduna karşı saygısızlık ve istihkar
son haddini bulm uştur.
Bu suretle ahlâk hem son derece su­
kut etmiş, hem de ihtisas, bilgi v e tev a­
zu kıym etini kaybetm iştir.
Bütün bunlar m eratip silsilesinin bir
çok derecelik "üst" ve "alt" la ra bölü­
münü intaç ettirm iş v e bu vaziyet siyasî
coğrafyaya da siray et etm iştir: Başkent
git gide diğer vilâyetler üzerinde m uaz­
zam bir üstünlük tem in etm iştir; "M os­
kova böyle diyor" sözü,' "Stalin böyle
diyor" ik a z ın a yakın bir otoriteye m a­
liktir. Diğer eyalet ve vilâyetler M os­
kova karşısında tir tir tittreyen tâbi böl­
geler haline giriyor. Bıîralardaki m em ur­
ların yükseliş ve terfilerinde en mühim
âmil körü körüne itaattir. U şaklık ruhu
bürokrasinin kanm a, kem iklerine k adar
işlemiş siyasî hayatın en elverişli vasfı
haline gelm iştir. Rütbe aşkı, m adalya
aşkı, apolet aşkı, üniform a aşkı bütün
kalplere hâkim •olmuştur.
Bilgi v e ihtisasın ehem m iyetlerini k ay ­
betmesi keyfiyeti m em leketi yarım mü­
nevver bir oligarşinin hakim iyetine terketm iştir. O ligarşinin üst katında yer
alan bir kaç kişinin çıkaracakları bir
karar devlet plânlaştırm a komitesinin,
m aliye bakanlığının v ey a devlet ban­
kasının h er hangi bir mürsseseyi, idareyi
veya sanayi tesisi bir anda y er yüzün­
Topyekım askerileştirme
Stalinizm in eld e ettiği neticelerden en
dikkate d eğer cihetlerinden biri de, ce­
m iyetin bütün sahalarına, şimdiye kadar
eşine Taslanmamış b ir militarizmin h â­
kim oluşudur.
Sunu hatırlatm ak kâfidir ki, m eselâ
1948 yılında, Politbüronun otuz azası ve
aza nam zedi arasın d a 1 Generalisimus,
3 M arşal, 1 O rgeneral, 2 Korgeneral, 3
de O rdu siyasî kom iseri vardı. A yrıca
bakanların, m ü steşarla rın ve bak an lık
şube m üdürlerinin yüzde k ırk ı; cumhu­
riyet, eyalet v e v ilâyet parti v e gençlik
teşkilâtları b a şk a n la n n m yüzde otuzu;
kolhoz b aşkanlannm yüzde yetm işi ve
sanayi m üessese m üdürlerinin yüzde
onbeşi y a muvazzaf, y a müstafi veya
m ütekait zabitlerden m üteşekkildi.
Sovyet-Alm an harbi esnasında mem­
leketin bütün m addî v e m anevî im kân­
ları cephe için seferber edilmişti. 40 mil­
y o n a yakın erk ek kadın v e çocuk y a­
şında genç orduya dahil edilmişti. Bun­
dan başka on m ilyonlarca emekçi, şu
v ey a bu şekilde harp ih tiy açlan için,
sefereber edilerek g eri hizm etlerde çalı­
ştırılm ıştır. Kolhozcuîar muazzam iaşe
orduları halini alm ışlardır. Harbin so­
n u n a doğru bütün Sovyetler Birliği, son
ferdine k ad ar seferber edilm iş askerî bir
im paratorluk haline girm işti
H arp halinde bu vaziyet tabii görüle­
bilir ve h atta bir m uvaffakiyet addedi­
lebilirdi. F akat harbi m üteakip, SovyetHükümeti, bu harp m akinesini sökm eye
ve hatta kısm en dahi olsa, küçültm eye
lüzum görmedi. Bunun için de Sovyetler
Birliği, bugüne kadar, muazzam bir kışla
halinde yaşam ağa devam etti, idare cih azlannm bugün d e en büyük kaygusu
silâhlı kuvvetlerin tekâm ülü, stratejik
sto k lan n teraküm ü v e yeni silâhların
imalidir.
Kore harbi, "halk dem okrasileri"
nin silâhlanm ası, Prusya militarizminin
"voklkspolizei” ("halk polisi") m arkası
altında ihyası, Yunanistanda, Hindiçinide v e diğer m em leketlerde dahilî harp-
10
-•Kafkasya
terin teşvik ve tahriki, bir çok memle­
ketlerin işgali, büyük m ikyasta yeni
em peryalist taarruzların hazırlığı, — bü­
tün bunlar sovyet ekonomisini son h ad ­
dine kadar taşırıyor v e halkın görülm e­
miş bir askerî derebeylik içerisinde
istism arını intaç ettiriyor.
Bu hudutsuz militarizmin tevlit edebi­
leceği tehlike şundadır ki, memleketi
bir gün çıkmaza sokabilir ve şuursuz bir
ham le içerisinde İnsanî ahlâk kaidele­
rini istihfaf ederek (ki bu da başlam ı­
ştır), henüz h ü r olan ‘m em leketler üze­
rine çullanm ağa kalkar.
F akat dünya -artık müeyyidesiz sö­
mürgeciliğe göz yum ulduğu devirleri aş­
m ıştır. Sömürülen ve tâbi m illetler artık
siyaısî rüşde v e miıllî şuura ulaşm ışlar­
dır. işçi hareketleri (sendikalar, meslekî
teşekküller ve saire) büyük m uvaffaki­
y etler elde ederek istism arın önünü al­
m ışlardır. Birleşmiş M illetler Kurulu k ü ­
çük devletlerin millî istiklâllerini m üda­
faa eden otoriteli bir koruyucu olm u­
ştur. A rtık ortada, baıskaısı m asa başında
otururken, m asa altında oturm ağa razı
olacak bir m illet kalmamıştır.
Bunun içindir ki, Sovyet em peryaliz­
mi, Sovyetler Birliği haricimdeki m illet­
lerin m ukavem etiyle karşılaşm ıştır ve
dahada karşılaşacaktır. Çünki Sovyetler
Birliği artık inkilâpçi bîr kuvvet olarak
değil, fakat her türlü ahlâkî ve s iy a s î.
üstünlükten m ahrum kuduz bir saldırıcı
olmuştur.
Eski em peryalizm ler İktisadî yayılış­
la hareket ederlerdi, siyasî emperyalizm
ancak vasıtadan ibaretti ve m illetlerin
benliklerine hâkim olmak gayesini gütmiyordu.
Sovyetlerin m utlakiyetçi, topyekûnci
ve inhisarcı emperyalizm lerinin en ba­
riz vasfı siyasî -müdahaleciliktir: evvelâ
süngüler, tanklar ve bombardıman uçak­
ları üzerinde, Moskof kolonlariyle Kusinnen, Vares, Paletskis, Berat, Pick,
Rakosi, Togliatti, Kim-Ir-Sin tipinde si­
yasî •kundakçılar getiriliyor, sovyet ti­
pinde devlet idareleri kuruluyor, köksel
siyasî değişiklikler tahakkuk .ettirüiyor
ve ancak bundan sonra maddî serm aye­
lerin ithal ve ihraci, İktisadî tevessü, ik­
No.’ 2-3
tisadı emperyalizm, İktisadî hakim iyet
.başlıyor.
Aynı hâdise iç hayatta da kendini gö­
steriyor: .siyaseti ekonomi v e m aliye de­
ğil, m aliye ve ekonomiyi siyaset y aratı­
yor. Sovyet emperyalizmimi eski tip em­
peryalizm lerden -tefrik eden en büyük
hususiyetlerden biri budur. "Anlaşılmaz"
bir çok hâdise ve tezahürlerin anahtarı
işte bundadır. Garp dem okrasisinin, So­
vyetler Birliği ile m ünasebatmda, bü­
yük m ikyasta bir tek 'stratejik muvaffa­
kiyet dahi elde etmemiş olması d a aynı
sebepten ileri gelm ektedir; kelim eler ba­
zen aynı olsa dahi, G arplılarla Sovyet­
ler bam başka lisanlarda konuşuyorlar.
„Klâsik" siyasetçiler, büyük bir cid­
diyet v e "bilginlikle", Mao-Çe-Tun'm,
Garple olan ticarî m enfaatleri yüzünden,
Stalinden •ayrılacağını iddia ederlerken
ne kadar gülünçtüler!
Fakat Stalin de, varlığın şuuru tayin
ettiğini tekrarlayup dururken yalan söyliyor: bilâkis, sovyet şeraiti içerisinde,
sovyet inhisarcı devlet emperyaliziminde şuur (siayaset ve saire) varlığı, idare
istihsali, inşaatın üst kısmı temeli tayin
eder.
Istipdat felsefesi de buradan doğmu­
ştur: siyasî hedef vasıtayı meşru k ı­
lıyor.
Kapitalist bir patron, hiç bir ameleyi,
kendi m üessesesinde çalışm ak istem iyor
diye hapsedem ediği halde, Sovyetler
Birliğindeki inhisarcı devlet patronu, is­
tediği m iktarda ameleyi, köylüyü, mü­
nevveri v ey a etnik grupu istism ar et­
mek, cezalandırm ak ve h atta -idam et­
mek için bütün meşru fîli haklara m a­
liktir. Gevezelik etmiş olmamak için bir
kaç misal verelim : mecburi hizm et kam ­
plarını dolduran -milyonlarca mahkûm
kölenin m evcudiyeti; Sovyetler Birliğinin
cenup bölgelerinde meskûn bazı halkla­
rın topyekûn olarak imhası; otuzuncu
yıllarda bir çok sendikaların ve diğer
idarelerin başlarında bulunan kadrola­
rın hem en hem en topyekûn tasfiyesi,
sürgün veya idamı.
Sovyet siyasî istibdadının iskelet, kan
ve ruhu kom ünist partisi, daha doğrusu
parti oligarşisi ve onun em rindeki bir
sürü kurul ve idare teşkil eder.
No. 2-3
Kafkasya
"Sovyetler Birliğinde bir kaç partinin
m evcudiyetine y e r yok tu r ve bu dem ek­
tir ki bu partilerin hürriyetlerine de y er
yoktur." — "Sovyetler Birliğinde yalnız
bir partiye, kom ünist partisine y er v ar­
dır." — Siyaset v ey a teşkilâta m üteallik
hiç bir mühim m esele bizde komünist
partisinin drektifleri haricinde hallonulamaz v e bu bakım dan proleter dikta­
törlüğü, onun partisinin diktatörlüğü­
dür." (Stalin — "Leninizm m eseleleri" —
sahife 120.)
işte komünizmin hakikî çehresi, işte
onun vadettiği "cennet" iiı mahiyeti.
nin ortadan kaldırılmasıydı. Fakat işçi
teşekkülleri, Sovyetler Birliğinde, işçi­
lerin istism arını temin eden silâhlar h a­
line geldi. Iş saatleri haricinde yapılan
m ecburî m itingler, komünist partisinin
kısa tarihçesini v ey a buna benzer basit
"eserlerin" zorla ez herlenmesi için ter­
tip edilen m ecburî kurslar, işçinin ru ­
hundaki ve zihnindeki son kuvvet ve
idraki d e em m ekte ve onu diktatörlü­
ğün basit aleti haline getirm ektedir.
Yeni yıl, Leninin olum, yıldönümü, or­
du günü, beynelm ilel kadın günü, bir
mayıs bayram ı, m atbuat bayramı, hava­
cılık bayram ı, tankçıların bayramı, top­
çuların bayram ı, demiryolu bayramı,
bahriye bayram ı, Ekim ihtilâlinin yıldö­
nümü, anayasanin ilâm günu, Stalmin
doğum unun yıldönüm ü ve buna benzer
bir çok günlerde ve bayram larda yapı­
lan "stahanov nöbetleri" v e "sosyalist
iş m üsabakaları" korkunç istism arın sa­
dece "bayram " havalarıdır. Sovyet iş­
çisi inkitasız uzvî ve ruhî b ir bunalış
içerisinde, korkunç bir iş makinesinin
idraksiz v e hissiz vidaları haline geti­
rilm ektedir. Fakat insanda h er türlü te­
fekkür ve teşebbüs serbestisini öldür­
mek, onda m ücadele v e tefekkür için
vakit bırakm am ak ve bütün imkânla­
rını, bizzat kendi esareti için istismar
etm ektir.
Sovyet rejim inin halk ve insanlık
düşm anı olduğunu bariz bir surette ispat
eden bu hususu ve m üstebit sovyet em­
peryalizm inin bu vahşet ve hicabını
onun h er neviden ve her milliyetten
avukatları alçakça bir şekilde m eskût
geçm ektedirler.
Propaganda m akinesinin kuruluşu
Sovyet istibdadının en kuvvetli silâh­
larından biri salâhiyetli ellerde tem er­
küz etmiş olan korkunç, propaganda m a­
kinesidir. Bakanlıkların fevkinde salâ­
hiyete m alik bulunan bu teşkilâtın bü­
tün kolları kom ünist partisinin "propa­
ganda ve ajitasyon (tahrik)" şubesine
bağlıdır. Bu m üthiş т а к т е o şekilde
kurulm uştur ki, Kuzey kutbundan Tür­
kiye v e Hindiçiniye, Iskandinavydan
Alaıskaya ve B alkanlardan Japonyaya
k adar uzayan bölgelerin hiç bir nokta­
sında, kom ünist partisi "propaganda ve
ajitasyon” şubesinin haberi ve tasvibi
olmadıkça, bir tek konfrans verilemez,
bir tek risale neşrolunam az, bir tek top­
lantı yapılamaz. Buna mükabil, kitap,
gazete, dergi, sinema, tiyatro ve radyo­
nun bir ağızdan, aynı mevzu üzerinde,
aynı dille ve aynı şekilde konuşmaları
için bu idarenin bir tek işsreti kâfidir.
Bu şekilde kurulan bu müthiş propa­
ganda m akinesinin pratik hiç bir netice
verm ediğini düşünm ek ise büyük bir
safdillik olur. Bilâkis, sunu bilmek lâ­
zımdır ki, propaganda inhisarcı devlet
emperyalizm inin elinde, cemiyetin bü­
tün sahalarındaki fikrî hayatın yeknasak bir şekle girm esi ve Oligarşinin ga­
yelerine tâbi edilmesi bakımından kor­
kunç bir silâhtır.
Böylece, hürriyetin toptan tasfiyesi
v e istibdadın zaferi, Sovyet emperyaliz­
minin siyasî bilânçosunu ve uzvî kısmı­
nı teşkil etm ektedir.
Ekim ihtilâlinin nazarî gayesi, her
şeyden evvel istism arın ve işçi sefaleti­
.11
H ayat Standartı
işçilerin kazancı, sarf ettikleri emekle
kıyas kabul etm eyecek kadar azdır.
Devlet plânlaştırm a komitesinin ("Gosplan"m) tarifecileri işçinin ve diğer
em ekçilerin ihtiyaçlarını değil, devletin
istism ar ve istilâ m akinesinin işletilm e­
sinden arta kalan maddî imkânları
maaş ve ücretlere esas olarak almışlar­
dır. V ergiler de ayrıca tahammülsüz bir
yük olm uştur; piyasada en mübrem ihti­
yaç m addeleri m evcut değildir ve mev­
cut olduğu zam anlar da en aşağı cinsten­
12
Kafkasya
dir. Bunları değer kıym etlerine almak
ise im kânsızdır.
Sovyet bankası devletin kasası ve
m isyon m erkezi ol-arak, bütçeye, tasarruf
sandıklarına, ticaret v e sanayi müesseselerine, resm î dairelere gelen bütün pa­
raladı kasalarında tutm akta, kolhoz m â­
liyesini sıkı bir surette kontrol etmekte­
dir. Bu suretle paranın tedavülü tamamile
Kremlin Olligarşisinin inhisarında kal­
m akta ve hiç bir idare, hiç bir müessese,
işçilerin vaziyetim İslah etm ek için,
"kendi" parasından bir tek kuruş dahi
saırfetmek salâhiyetini haiz bulunmamak­
tadır. Umumun olduğu gibi her ferdin de
m addî refahı "Gasplan" a (devlet plan­
laştırm a komitesine) bağlıdır.
' inhisarcı devlet m ülkiyetine istinat
eden "Gosplan" m faaliyeti ise cemiyetin
maddî v e m anevî im kânlarını komünist
partisi "Politbüro" sının esas siyasî stra­
tejisine uydurm ak kaygusomdan mülhem
bulunm aktadır.
Sovyet plânlaştırm aiarm ı diğer plân1aştırm alardan tefrik eden başlıca husu­
siyet onun iktisadi plânlarının mecburî
ve umumî bir m ahiyet taşımasıdır.
Komünist partisinin 15 nci kurultayın­
da. söylediği bir nutukta Stalin şöyle di­
yordu: "Bizim plânlarımız direktif-plânlardır v e b unlar herkes -için mecburidir".
"Sovyetler Birliğinin harp ekonomisi"
nam ındaki eserinde d e Voznesenski şun­
ları yazıyordu: "Sovyetler Birliğinin
devlet plânı kanuniyet kespetmiştir".
Bu dem ektir ki, fabrika direktörü, mü­
hendis v e işçide fîli hiç bir hak yoktur,
sadece m ecburiyetler vardır.
Alet-insan, yerleştiği m akinenin bir
kısmında, kendisine verilen vazifeyi icra
eder, işe y ararsa ne âlâ, aksi halde ya
kendisi ezilir, yahut da onu bozuk bir
vida gibi söküp atarlar. Bu vaziyet yarın
için herkeste büyük 'bir emniyetsizlik ve
itimatsızlık tevlit etmektedir.
Bundun b aşk a işçi veya kolhozcu (kollektif çiftliklerde çalışan köylü), plânın
kendi p ayına düşen kısmını tamamla­
m aktan başka bir şey düşünmez. Eğer
yüz adet yapm ası lâzımsa yüz adet
No. 2-3
yapar ve bü yüz adetten kırkının bozuk
çıkması onu asla alâkadar etmez.
Muazzam bir sanayi m emleketi haline
gelen Sovyetler Birliğinin, aynı zamanda
dünyanın en muazzam çürük mal ima­
lâtçısı haline gelm esine başüıca sebep­
lerden biri d e işte bu vaziyettir.
Biz çok mühim m iktarda uçak m otörü
inşa ettik, fakat dünyanın hiç bir yerinde
bozuk m otor nispeti bu kadar yüksek
değildir. Uçak teçhizatı için en m ükem ­
mel fabrikalar kurduk, fakat harp y ılla­
rında bunların yüzde otuzu işe y a ra ­
madı. 1942— 1944 yıllarında m eşhur
"yak" tayyarelerinin yüzde onbeşi, işe
bile yaram adan, hurda dem ir haline ge­
tiriliyordu. Lâstik fabrikalarının uçak
tekerlekleri için imal ettikleri lâstiklerin
yüzde yirm i beşi kullanılm adan atılı­
yordu.
A ynı vaziyet ziraî sahada d a m evcut­
tur. Bütün bunlar, sovyet İktisadî m etot­
larının, akıl ve m antığa sığm ayan aşırı
m erkeziyetçi sistem in ve bilhassa ferdin
şahsiyetini m ahveden zihniyetin eseridir.
Sovyet-Alm an savaşı sırasında Sovyet
•hükümetini çok müşkül bir vaziyete so­
k an bu vaziyetin y a n n daha büyük en­
gellere sebebiyet vereceği aşikârdır.
Zira dünya ekonomisi çok vecihli bir
sistem e doğru giderken, sovyet ekono­
misi gitgide daha çok artan m erkeziyet­
çi bir yokuş üzerinde •yuvarlanm akta­
dır.
Sovyet cem iyetinin parçalanm ası
M ateryalist felsefe temelle binayı ayrı
ayrı değil, bir arada ve yekdiğerlerine
bağlı bir surette tetkik edilmesini talep
eder. Bunun için 'biz mühim bir m ese­
leye temas etm eden geçemeyiz:
Bu günkü sovyet cemiyetinin en büyük
zâfı v e siyasî potansyelinin parçalanm ış
olması, yani halkın muhtelif tabakaları
arasındaki m enfaat birliğinin tamamile
ortadan kalkm asıdır. Esasen, iktidarda
bulunan oligarşi sım fıyle köle halinde
yaşayan em ekçiler arasında, onbeş mil­
yon siyasî m ahkûm la onları muhafaza
eden em niyet orduları arasında, b arak a­
ların sakinleriyle mükellef villaların
efendileri arasında, topyekûn imha veya
sürgüne m aruz kalan Şi-malî KafkasyalI­
No. 2-3
Kafkasya
larla onların topraklarına yerleştirilen
insanlar arasında, kom ünist fırkası ile
çok fırkalı idare taraftarlığı yüzünden
perişan edilen züm reler arasında, katil
Vişinski ile m aktul Buharin arasında,
y arı aç köylü ile bin rubleye "kafa çe­
ken" Gromıko arasında hiç bir m anevî
ve siy a sî. birlik olam ayacağı aşikârdır.
A rtık sovyet cem iyetinin m uhtelif ta ­
bakalarını yekdiğerlerine bağlı tu tan y e ­
gâne unsur süngü, tabanca ve im hadan
ibarettir. Krem im de oturan halk ve in­
sanlık düşm anlarının en büyük cinayet­
leri d e dşte budur v e m edenî dünya bir
gün onlardan bu cinayetin hesabını şüp­
hesiz soracaktır.
•
13
B ütün bunların, Sovyet im paratorlu­
ğunu zayıflatmayup kuvvetlendirdiğini
zannetm ek -büyük bir safdillik olur.
ideolojik sahada tam bir iflâs vuku
bulm uştur: inkilâpçi m efkûrelerle o rtay a
atılan Sovyet Rusya, m üsellâh v e müt-earrız tevessüün. en yüksek derecesine
ulaşmış, en haydutça bir emperyalizm e
dönm üştür. Inkilâp "alem darlığm dan"
eser de kalm am ıştır. M efkûrevi çare-v e
vasıtalar deposu tamam ile boşalmış ol­
duğundan Kremlin hâkim leri çılgın bir
vaziyette b ir ifrattan diğerine atılarak ne
yapacaklarını şaşırmışlardır. Bir zaman­
lar beynelm ilel ihtilâl ve inkilâp fikir­
lerini etrafa yayarken şimdi rus şoviniz- „
mi içerisinde en koyu rasizmi tatb ik et­
m eğe başlam ışlardır.
Sovyet tevessüünün neticeleri
"Y üksek marksizm-ıleninizm mefkûS ovyetlerin yabancı topraklara y a y ı­
lışı, m erkeziyetçi, bürokrasinin idare im­ resi" ile diğer ölkelere nüfuz etmeğe ç a ­
kânlarını aşan bir hal almıştır. Sovyet lışırken, şimdi bu m efkûrenin yegâne
desteği süngü, tank’ ve «bomba uçağı
hudutlarının ötesinde istilâ tehlikesine
oldu, “inkilâpçi" cıların resm i naşiri ef­
m aruz kalan m illetler ati ve m ukadderat
endişesi içerisinde, m ütekabil tedbirler k ârı "Pravda" gazetesi artık Iranda,
alm aktadırlar. Bu ise Sovyet im parator­ Uzak Şarkta, Finlandiyada v e diğer böl-,
gelerdeki sovyet kolonilerine ait h ari­
luğunun iç bünyesini sarsm aktan hali
taları neşretm ekten çekinmiyor.kalm ayacaktır.
K ulağınızı yere yaklaştırarak dikkatle
Sovyet hudutları dahilinde toplu bir
su rette yaşayan g ay n rus milletler, millî dinlerseniz, iki yüz m ilyonluk bir k itle­
benliklerini id rak bahsinde en yüksek nin gitgide artan şikâyetini duyarsınız.
m ertebeye ulaşm ışlardır ve h er sahada S ovyetler Birliği topraklarında gizli y e r
mililî haklarını elde etm ek azmindedirler. deprem leri oluyor. Sovyet im paratorluğu ‘
O nların bu arzu ve tem ayüllerini bugün sükûnetten mahrumdur. Tarih Kremlin
oligarşisini hicabaver bir kadre m ahkûm
Sovyetler Birliğinde m evcut bulunan
m erkeziyetçi sistem le telif etm enin im­ etmiştir. Dışarıdan görünm em ekle bera­
kânları artık kalm am ıştır. Bu m illetlerin ber, hâkim lerle halk kitleleri arasındaki
"sindirilm esi” için Kremlin em peryalist­ uçurum korkunç bir surette derinleşm ek­
leri en cezri tedbirlere baş vurm ağa baş­ tedir.
V e ben eminim ki, beşeriyeti üç ihti­
lam ışlardır. Bir kaç misal verelim:
a) Karelya-Fin Sovyet cum huriyeti ile, lâlle sarsm ış olan muazzam im parator­
Baltik ve Belorusya, U krayna ve Besa- luğun, gayrı Rus m illeteri kıt'-amızın
rabya 'gerilerinde polis v e jandarm a k o r­ em peryalist aleyhdarı m üşterek cephe­
donları vücuda getirilm iştir; b) Cenup sinde k a f i rolü oynayacak b ir k uvvet
bölgelerinde (Şimalî Kafkasyada, Kırım­ olabilir. N e dereceye k adar haklı v e y a
da v e Kalm ıklar ölkesinde) halk lar top­ haksız olduğumuzu, pekte uzak olm ayan
yekûn olarak sürgün veya im ha edilmi­ tarih gösterecektir.
Kıvılcım yeniden alevlenm ektedir. Ta­
ştir; c) "burjuva nasyonallist" lerin tas­
fiyesi uzun senelerden beri devam et­ rihin verdiği m ahkûm iyet kararının in­
fazı zamanı gelmiştir.
m ektedir.
14
Kafkasya
Nö. 2-3
RUSOMANİ
Sovyet rejimine Rasizm ve Mesycmizm hâkim oldu
Yazan: A. Biçera
Rasizm olmadığı yerde emperyalizm
da olmaz. Eski devirlerden beri tarihte
az çok mühim roller oynamış olan her
m illet kendi dinini ve kültürünü, herke­
sin kabul etmeğe m ecbur bulunduğu en
yüksek ve en mükemmel m azhariyetler
addediyordu.
Binaenaleyh, bu mevzuda, bolşevizmkomünizm ve Stalinin "yüksek demo­
k r a s il i , yeni bir şey icad etmem iştir ve
devrini çoktan geçirm iş eski bir mefhu­
mu tekrarlam aktan b aşk a bir şey yap­
mamaktadır.
M ısın, Yeni Babili, Asurileri, Suriyeyi,
Filistini, Elamı ve Şarkın diğer memle­
ketlerini kendi hakim iyeti altına almak
ve bilâhare A vrupaya nüfuz etmek için,
kadim Iran kendisini en hakkaniyetli
dinin, en parlak m edeniyetin, en mü­
kemmel teşkilâtın ve en iyi ideolojinin
bayraktarı olarak ileri sürerdi. A suriler
de, elde ettikleri parlak neticelerin, ben­
zerlerinin fevkinde olduğunu iddia ede­
rek bunu herkese zorla kabul ettirm ek
isterd i Iran hakim iyetine son darbeyi
indiren. Büyük İskender de kendisini
Şark sülâlelerinin, M ısır Firavunlarının,
Iran, Babil, Asuri ve Suriye hüküm dar­
larının varisi olarak ilân etti ve bunun
için de "yegâne" ve "en yüksek" mede­
niyet olan Elen m edeniyetini mecburi
kıldı. Fakat, bir m üddet sonra, yine
“yegâne" ve “en yüksek" olan diğer bir
m edeniyet — Roma m edeniyeti — onun­
la nöbet .değiştirdi. Daha sonra Cengiz,
hanm , Napolyonun, Crom wel'in ve di­
ğerlerinin "yeni nizam" la n gelüp
geçti.
Alman rasizminin nazariyecisi Baron
Gobineau her m edeniyetin beyaz ırk­
tan çıktığını, bu ırkın daimi yardım ı ol­
m adıkça yaşayam ayacağım , cemiyetin,
ancak kendisini inkişaf ve tekemmül et­
tiren bir zümrenin yardım ı ile temadi
ettiğini ve bu züm renin de beşeriyetin
en güzide kısmım teşkil eden beyaz ır­
ka ve bu ırkm en yüksek mümessilleri
olan ârîlere mensup bulunduğunu söyliyor ve şunları ilâve ediyordu: ârî'lerin
bütün m eziyetlerini ancak Alman m uha­
faza ettiği için, herkes üzerinde ancak o
hâkim olabilir ve herkesin idaresi ona
ait olmalıdır.
Bu çılgın sayıklam a şimdi sovyet reji­
minin en mühim düsturu haline geldi ve
bin bir vasıta ile temadi ettirilm ektedir.
1946 yılından itibaren kom ünist p ar­
tisi merkez kom itesinin propagandacıla­
rı R u s u n diğer bütün insanlardan d a­
ha üstün olduğunu ispat etm ek için h er
çareye baş vurm aktadırlar. Bundan do­
layı rus lûgatm a rusçuluk v ey a "rusomani" kelimesini ilâve etm eğe lüzum
vardır. Bu kelim enin manası, inkılâpçı
marksizm-lenmizm-stalinizmi, m ütearrız
rus m illiyetçiliğiyle telifidir v e bundan
m aksat şudur:
1. Her zaman ve her işte Rusları d a i­
ma en ileride ve en başta gösterm ek.
2. "Büyük rus milleti" ni ululuk, k e­
mal ve kutsiyet halesine bürümek.
3. Rusu, halihazırdaki ve gelecekteki
bütün felâket ve ıztıraplar için, “Devayi kül” (her derde deva) olarak ilân
etmek.
Bolşevik gazetesi daha Г945 yılının 21
sayılı nüshasında şöyle yazıyordu:
"Rusya asrımızın en ileri ve en inkı­
lâpçı ilmi olan leninizmin vatanı haline
geldi, çünki R u s y a e n e s k i devirler­
den beri-dem okratik m ücadelenin e n
k u v v e t l i an’anelerine m alikti; r u s
proletaryası b ü t ü n d ü n y a işçilerinin
öncüsüdür, çünki o e n u y a n ı k , e n
t e ş k i l â t ç ı , e n i l e r i ve e n k â m il'd ir; R u s y a n ı n ve b ü t ü n d ü ­
n y a n ı n m ukadderatını en i у i bir şe­
kilde halletm ek için r u s m i l l e t i n i n
m ütefekkirleri garp filozoflarından ç o k
daha derin, çok d a h a y a ra tı c ı
neticelere ulaşm ışlardır."
Np. 2-3
■Kafkasya
İS
F akat kendi kendini m ethetm ek h a sta ­ okuyoruz: "Sovyetler Birliği insanlık için
lığı sadece tarihî devirler sahasına inhi­ görülmemiş b ir refah nüm unesi oldu"!.
Rus nasyonal-faşistlerinin ("solidasar etm eyor. “Bolşevik" gazetesi 24 say ­
ılı nüshasında da şöyle diyor: "Sovyet­ rist"lerin) program ı d a şu cüm leyi koy­
ler Birliğinin gösterdiği yüksek misal, m aktan kendisini alamıyor:. " R u s y a ,
kapitalist m em leketlerin em ekçileriyle hakkaniyetli cemiyet, kuruluşunun sem­
işçi sınıfım v e söm ürge halklarını kapi­ bolüdür".
M uhacir m onarşistlerin naşiri efkârı.,
talist istibdada karşı yaptıkları m üca­
olan “R uskaya Misi" gazetesi de 11 Ni­
delede yol gösteren bir m eş'aledir; R u s
san 1951 tarihli sayısında bu fikri tasrih
d a h i l e r i Lenin ve Stalinin ilim leri
ise b ü t ü n d ü n y a d a kom ünist p arti­ ederek şöyle diyor: " Y a l n ı z R u s y a ,
lerinin dem okrasi, sosyalizm v e Lenin kendi zararına olarak, diğer m illetlerin
ile Stalinin eserleri için em peryalizm e dertleriyle m eşgul olmuştur, y a l n ı z
ideal uğruna fedakârlıklara
karşı yaptıkları m ücadeleyi aydınlat­ R u s y a
katlanm ıştır."
m aktadır." (işte size ' 'sulhperverane"!
Demek isteniyor ki, Kremimin bütün
bir itiraf).
"Bolşevik" gazetesinin baş m akalesi dünyaya "yeni nizam "ı kabul ettirm e­
şöyle devam ediyor: "Bütün dünyada sine kim ve n e hak la karşı koyabilir?
sulhun alemdarı, ileri insanlığın m eş'a- H âlâ anlaşılm adım ı ki so v y et em perya­
lesi v e ümidi olan ve başında asrım ızın lizminin tevessüüne m ukavem et göste­
ren herkes m ürteci, halkın, insanlığın,
en büyük hüm anisti bulunduğu halde,
b ü t ü n m illetlerin saadeti yolunda terakkinin ve dem okrasinin düşm anıdır?
Rasist m esiyanizm işte, böyle, doğdu.
başta yürüyen Sovyet R usyaya k ü r r e i a r z ı n bütün işçileri nazarlarını Azgın ve hay d u tça emperyalizmin ideor
lojik tem elleri işte böyle atıldı.
çevirm işlerdir".
Dahası d a var: " B ü t ü n d ü n y a d a
A hlâk ve kültürü
hürriyetin v e dem okrasinin, sulh ve
herkes Rustan öğrenmeliym iş
em niyetin v e işçi sınfm m y e g â n e
Bugünkü dünyanın ikiye ayrılm ası
desteği ulu Sovyetler Birliğidir . . . So­
v y etler Birliğinin işçi sınıfı beynelm ilel kültür sahasında da inikasım bulm akta­
proletaryanın en sadık dostudur. D ü n ­ dır. Demir perdenin bir tarafında "çü­
rük" burjuva kültürü, diğer tarafında
y a d a r u s işçi smıfı k ad a r uyanık bir
işçi sınıfı y o k t u r ve o l a m a z . D ü n- ise "en ileri", "en halkçı", “en m üte­
y a d a bizim kom ünist partim iz kadar, kâm il" sovyet kültürü, rus kültürü m ev­
cut bulunm aktaym ış.
kudretli ve otoriteli bir parti y o k t u r
Komünist partisi m erkez kom itesinin
ve olmamıştır." (Stalin: "Bolşevik" 23
iddiasına bakılırsa "Rîîs-sûvyet kültürü­
—1950.)
nün zamanımızda terakkinin, dem okra­
Stalinizmin en büyük şakşakçıları sinin ve sulhun tem ini için yapılan mü­
A leksandrov ve Şepilov, 4—5 Kasım cadelede en kuvvetli destek olduğuna
1946 tarihli "Prawda" gazetesinde şun­ en canlı misal m eşhur sulh kongreleri­
ları yazm aktadırlar: "Başta b ü y ü k
dir." ("Bolşevik" 16— 1948.)
r u s m i l l e t i bulunan Sovyetler Bir­
Kültür ölçülerinin S ovyetlerde ne h a­
liği, beşeriyet tarafından yaratılan b ü ­ le geldiğine bakın! Fakat mühim olan
t ü n fikrî servetlerin tarih tarafından
başka noktadır: "Sovyet kültürü" namı
kanunlaştırılan y e g â n e varisi olarak
verilen h er şey, bilhassa, Sovyetlerden
ileri dünyanin ve m edeniyetin önderli­ çıkm ayan her m uvaffakiyeti iftira ve
ğini ele almıştır."
terzille karşılam ak için kullanılıyor.
30 Nisan 1950 tarihli "Izvestiya" ga­
"Bolşevik"in aynı sayısında şunları
zetesi "Sovyetler Birliğinin 20 nci asrın
okuyoruz: "Burjuvazinin bütün ideolo­
son k a ra n verdirecek yegâne kuvveti"
jisi, bütün felsefesi, bütün ilmi v e saolduğunu iddia ederken 22 M art 1951 n'atı bir cehalete v e taassuba tereddi
tarihli “Prawda" gazetesinde de şunu
etmiş olup halk düşmanı, m edeniyet al e-
16
Kafkasya
yhdarı 'bir m ahiyet almıştır. Burjuvazi
m ünevver tabakayı ve onun eserlerini
mürteci m aksatla istism ar etmekte, harp
aleti, halkın fikrî iflâsı v,e asırlardan beri
y aratılan m edeniyetin imhası için kullan­
maktadır.".
Siyasî akidelerim koyu kapitalist re ­
jim lerinin •avukatlığını deruhte etm em e
m ânidir; buna rağmen şunu kat'iyetle
diye bilirim ki, yukarıda zikredilen h u ­
susiyetlerin ve vasıfların hepsi,'olduğu
gibi, sovyet kültürüne teşm il edilebilir.
Bayağılık, fikrî tereddî, yaltaklık, para
aşkı, rütbe ve makam aşkı, miskinlik,
orada başlıca m eziyetler haline gelmiş­
tir. Memleket, emsali olm ayan bir ce­
halete gark olmuştur. Sovyetler Birliği
halklarının fikir hayatı kışla disiplinine
tabi tutulm uştur, ilim, teknik ve san'at
bizzat H itlerin m uhayyilesine sığmaya­
cak vü-s'at v e şekilde askerileştirilm iştir.
Fakat bu tefessüh istihalesi sonuna y ak ­
laştıkça propagandacıların "yüksek kül­
tür" hakkm daki ulum aları daha büyük
bir şiddet kesbediyor.
“Bolşevik" gazetesinin 16 sayılı ve
1948 tarihli baş m akalesinde bakın ne­
ler yazılıyor: "Sovyet kültürü yeni ve
en büyük m edeniyetin ifadesidir. Sov­
yet kültürü kürreiarzm bütün köşelerine
ışık saçm akta ve insanlığın en büyük
m edeniyete kavuşm ası yolundaki müca­
delede emekçilere ilham kaynağı olm ak­
tadır . . . Sovyet ülkesi, insanlığın m ev­
cudiyetine en lâyık v e en yüksek tipte
yegâne m edeniyetin beşiğidir".
Bu sözlerden çıkan pratik netice şu­
dur: Sovyet-Rus kültürünü bütün dün­
y ay a zorla kabul ettirm ek lâzımdır.
"Muzaffer sosyalizm" diyarında k a ­
dim devir taassuplarının nasıl hortladık­
larını v e nasıl muzaffer olduklarını gö­
rüyorsunuz. Stalinle M olotovıın Asuri,
Iran, Cengiz, Napolyon istilâlarına ve
H itter rasi'stlerine nasıl im rendiklerini
görüyorsunuz. Bütün bunlar, yirminci
asrm en büyük em peryalisti-rasisti olan
Staline, bütün d ü nyaya Kremlin ideolo­
jisini, kültürünü, teşkilâtını v e stalinizm
"dinini" zorla kabul ettirm ek "hakkım "
vermektedir.
Sovyet em peryalist felsefesinin ve
teorilerinin a p o s t o l u olan Jdanov
No; Ш
daha uzağa giderek kendisinin ve kendi
vaziyetinde olanların "başkalarına yeni
ahlâk ve kültürü öğretm ek hakkına m a­
lik bulunduklarını dünyanın hiç bir ye­
rinde rus ve rus memleketi gibi bir diy­
ar bulunmadığını" söyliyordu. („Bolşe­
vik", 13—1947.)
Sovyetler diyarındaki bu vaziyeti ta ­
bii görmelidir: yaratıcılığın m ünevver
dem agoglara tâbi olduğu, parti teşkilâ­
tının akademi .azaları üzerinde hâkim b u ­
lunduğu, müstebitlin meddahlığı için
edebi m ükâfatların tevzi edildiği/ y arı
cahilane bir surette tertip olunan ‘‘ko ­
münist partisinin kısa tarihçesi" nam ın­
daki paçavranın ansiklopedilerin “şahı"
sayıldığı bir m em leket elbetteki ırkçı
cehalet ve taassuptan kendisini k u rta­
ramaz ve bu ahval v e şeraitte her saha­
da fakirliği ve geriliği tevlit eder.
Her şeyi Ruslar icat etmişler
Rasizm hudut tanımaz. M esiyanizm
çılgınlığa götürür. Em peryalist zihniyet
sahtekârlığa sevkeder.
M eselâ: Traktörü kim icat etti? Ame­
rikanın Holt firması. Fakat so v y et gaze­
tesi "N ovıy M ir" (No 9—1949) m iddia­
sı başkadır: hayır, diyor, ilk traktör, da­
h a 18.88 yılında, yâni A m erikalılardan
bir çeyrek asır evvel, b i r R u s tarafın ­
dan icat, inşa ve tecrübe edilmiştir!
Vatandaşım ız Tokayev, uçuş m evzuu
üzerinde uzun zam anlar çalışm ış olan
rus teknisyeni M ojayski'yi R usyaya ilk
tanıtan değüse bile, ilk tanıtanlardan
biri olmuştur. Daha ikinci dünya sav a­
şından evvel M ojayski y e dair bir risale
yazmış ve derslerinde dahi onun m e­
saisi hakkında bir çok tetkiklerde bu­
lunduğu halde, onun dünyada ilk tay y a­
reci olduğunu akıl ve hayaline getirm e­
miştir.
Şimdi ise sahtekâr propagandacı rasistler, T okayev'm eserlerini ve. m esai­
lerini başka isim ler altında kullana­
rak, dünyada ilk tayyarenin A m erikalı
W rigt kardeşler tarafından değil de,
Rus M ojayskiy tarafından inşa v e tec­
rübe edildiğini ispata çalışıyorlar. Eğer
bu şekilde tahrifler m eşru ise, m eselâ
helikopter'e benzer resim ler yapm ış
olan Leonardo V inçi’nin, bu şekildeki
Nr. 2-3
Kafkasya
ÎT.
uçağın m ucidi olduğu neden iddia edil­ yokmuş, h a tta Lavoisier-Lomonosov k a­
mesin?
nunu dahi yokmuş, sadece "Lomonosov
T okayev bir yazısında şöyle diyor: Dos­ kanunu" varmış! Lavoisier ise bütün natum ve hocam akadem i -azası Yuryev, he­ zariyelerini Lomonosov'm nazariyelerinlik o p ter’in m ihveri etrafında ‘dönen oto­ den iktibas etmiş ve yeni hiç bir şey
m atik bir -alet icat etti ve, 1946 yılm a
icat etmemiş!
kadar, kendisini helikopter’in mucidi
H endesenin m eşhur âlimlerinden Al­
addetm ek ak lın a b ile gelmedi. Halbuki man Hauss ise, bü-tün kanun ve icatları­
şimdi sah tek âr prpagandacı rasdstler he­ nı Rus âlimi Lobaçevskiy’den almış ve
likopterin Yuryev tarafından icat edil­ kendisi bu sahada ancak "tefekkürle"!
diğini iddia edüp duruyorar."
iktifa etmiş!!
P araşütü R u s l a r , bom ba uçağım
Hiç bir ispat ve delile istinat ettiril­
Ruslar,
elektrikli çelik sanayiini
m eyen bu boş iddialann m aksat ve ma­
R u s l a r , elektrik tenviratını R u s l a r ,
hiyetini bizzat Rusyada dahi anlayanlar
radyoyu R u s l a r , telgraf v e telefonu
az değildir ve Molotov, Malenkov veya
R u s l a r , lokomotifi R u s l a r , radarı
Stalin tipinde e (bellerin "İlmî salâhiyet­
R u s l a r , köprüyü R u s l a r , dem iryo­ leri" m ünevver insanları aldatamaz.
lunu R u s l a r , otomobili R u s l a r , ki­
Eğer dünyada her şeyi R u s l a r icat
tap baskısını R u s l a r hulâsa her şeyi
etm işlerse, demek ki diğer m illetler ge­
R u s l a r icat etmişler. Danilevski’nin
rilerde, cehalet içinde bocalıyorlar. Me­
"rus tekniği tarihi" nam ındaki kitabı
ğer henüz Moğol istilâsı altında bulun­
baştan b aşa bu nevi iddialarla doludur.
dukları zam an bile R u s l a r Ingilizleri
Rusomani (Rusçuluk) işte budur.
demirle teçhiz ediyorlarm ış ve "18 nci
Profesör Kuznetsov, geçenlerde ölen ' asırda Ingilterede vukubulan sanayi kal­
akadem i azası V avilov ve diğer bir kınma, U ralda işlenen demirin Ingilteço k lan , faideli işlerle meşgul olacakla- reye sevkı sayesinde v e R u s tecrübe­
n n a, .b ü tü n gayretleriyle şunu ispat et­ lerinin tatb ik i neticesinde vulcuıbulmuş"
m eğe çalışıyorlar ki, y a l n ı z R u s y a
mış. (Danilevsky.)
eski devirlerden beri kendisini m ede­
Ык m otörü kim icat etti, dersiniz? Bü­
niyetin, terakkinin ve kültürün müdafaa­ tün ansiklopedileri ve bilginizi bir k e­
sına hasretm iş, üniversel otomizm mes­ nara atın: m otörü.Ivan Polzunov adında
leğini d a h a 18 nci asırda, ilk defa ola­ bir R u s icat etmiş!
rak R u s l a r ortaya atmış v e Garbî Av­
ilk tezgâhı kim icat, inşa ve istimal
ru p a tekniği bu dahiyane buluşu takdir
etti?
Tabii bir R u s , hem de "iptidaî Inedememiş. ("Oktiabr" gazetesi 5—1948.)
gilizlerden"
bir asır evvel! . . .
*'Pravda" gazetesinin 6. 1. 1949 tarihli
Ruslar, Ruslar, Ruslar . . Rufîland,
nüshasında d a okuyoruz ki, R u s âlimi
Lomonosov, fransız âlimi Lavoisier'nin RuBand ü b er alles!
Bu çılgınlığın bir -gün, suyun ve to­
enerjiye m üteallik m eşhur nazariyesinden on -yedi sene evvel bu sahada ilk prağın d a Ruslar tarafından icat edildi­
k a n u n lan vazetm iştir. Binaenaleyh, or­ ğini iddia edecek kadar ileri gideceğin­
tad a "Lavoisier kanunu" diye bir şey den korkuyorum .
ıs
' Kafkasya
Nr. 2-3
Sovyetler Birliğinde
Yazan: A. Doğuş
ihtilâl meselesinin, Sovyetler Birliği
hudutları dahilinde yaşayan halkların
m ukadderatı için, büyük bir ehemmiyeti
vardır. Bu m esele ele alındığı zaman
akla ilk gelen nokta rus halkının, Sovyet
rejim ini devirm ek için ihtilâle hazır olup
omadığıdır.
Sovyetler Birliğinde yaşayan diğer
halkları istiklâle.- ulaştıracak yolların
tayini, yukarıda vazedilen m eselenin şu
veya b u şekilde halline bağlıdır.
Sovyetler nüfusunun y an sın ı teşkil
eden Ruslar, Sovyet rejim inin tem el taşı
ve bütün İdarî m ekanizm asını elinde bu­
lunduran hâkim b ir millettir. Onun aktif
v ey a passif iradesi, m uhtelif halkların
yaşadığı geniş m esafeleri Stalinin y a­
lancı anayaısasiyle vücuda getirilen bir
tek im paratorluk içerisinde bağlam ak­
tadır.
Bu dem ektir ki, kom ünistliği tasfiye
yolunda, onun içeriden faal bir rol oy­
nam ası, anti kom ünist ihtilâlin en m ü­
him âm illerinden birisini teşkil ed e b ilir..
Binaenaleyh rus halkının halihazırdaki
ihtilâl im kânlarını ölçm ek v e bu husu­
sta b ir hüküm verebilm ek için, bu m ese­
leyi etraflıca tetkik etm ek lâzımdır.
* * *
T arihten biliyoruz ki, Rusyanm mu­
kadderatını değiştiren büyük ıslahat h a­
reketlerinin olgunlaşm ası için asırlar lâ­
zımdır. A ltınordu hakim iyetine son v e­
ren ihtilâl üç asır boyunca olgunlaşm ış­
tır. O zam anki Rusyanm potansiyel kuv­
v etleri — ne Batu H an ordularının h ü ­
cumu esnasm da ne -sonralan — moğol
süvarilerini Krakov kapılannda, Silezya
ve M oravya harp m eydanlarında durdu­
ran kuvveterden d a h a zayıf değildi. Es­
ki Rusyanm m ağlûbiyetini ve asırlık esa­
retinin sebebini, k u v v et yokluğunda de­
ğil, daha mühim olan v e her aktif m u­
kavem eti kam çılayan m ücâdele azminin
yokluğunda aram ak lâzımdır.
A ynı m ütevekkil atalet manzarası, rus
tarihinin derebeylik devrinde de müşa-
ihtilâl çıkabilir mi?
hede edilm iştir. Toprak köleliği huku­
kunun cari olduğu bu karanlık devir,
geniş halk kitleleri için, istilâdan daha
ağır olan zulüm ve ıztırapla doludur.
Fakat bu devir de "başa gelen çekilir"
darbım eseline uygun olarak itaatle geç­
miş ve taham m ülü güç, ağır v e uzun
seneleri, ancak a rad a sırada patlak v e­
ren teşkilâtsız v e mevzii "ayaklanm a"
lar canlandırm ıştır.
Az çok um um î kıyam m ahiyetini ta ­
şıyan Riyazin v e Pugaçov hareketleri
ise, hakikatte, M okovanın m enfur to p ­
rak köleliği rejim iyle bağdaşam ıyan ve
Rus olm ayan Idil-Ural boyu mmtak-alarm ın isyanları idi. Nisbî b ir m uvaffakiyet
kazanarak, m üstebit M oskova hakim i­
yetine k arşı um um î bir ayaklanm a m a­
hiyetini a lan ve kazak ların önderliği al­
tında g ay rı ru s m ın tak alan n d a vukubulan bu h arek etlerin g ayrı rus b ir m ahi­
yet taşıdığı aşikârdır.
Böylelikle m isal olarak gösterdiğim iz
rus tarihinin b u ik i safhasından biliyo­
ruz ki, rus halkının ruhunda ihtilâl k ı­
vılcım ının alevlenm esi için çok uzun bir
devreye ihtiyaç vardır.
Buna rağm en bazı safdiller, geçen •
umumî harp tecrübelerine dayanarak —
fakat cephe gerisinde, Rusyada, h e r h an ­
gi bir h arek ete dair m isal gösterm eden
— m ilyonlarca kızılordu erinin gönüllü
olarak A lm anara teslim olm alarını, rus
halkının nefret ettiği sovyet dikatörlüğüne karşı b ir n ev i inkilâpçi protesto­
nun tezahürü olduğunu, fakat Almanla n n h er zam anki g ay rı siyasî ve h a­
şin hareketlerinin, A lm anlar tarafına
akan bu insan selini durdurduğunu iddia
ediyorlar.
Bize göre bu "gönüllülük" işi tam amiyle başka b ir m ahiyet arzediyor. H ar­
bin ilk günlerindeki m ilyonlarca esir,
kızılordunun askerî hezim etinden ileri
gelmiştir. A lm anların Sovyetler Birli­
ğine anî taarruzu neticesinde husule ge­
len hercüm erc ve Krem im deki şaşkınlık
Nr. 2-3
Kaikasya
sebebiyle alm an kam pları kızılordu mu­
haripleri ile doldu.
H arbin ilk senesinin sonunda kitle
halindeki esir seli durdu. Gûya halk ve
ordu, esaretten firar edenlerden, Alman­
ların gaddarlığın v e rus esirlerinin bü­
yük bir kısmının açlıktan, soğuktan
v e sarî hastalıklardan m ahvolduklarını
öğrendi.
F akat kitle halinde teslim i durduran, ne
resini sovyet propagandası, ne de şahit­
lerin hikâyeleridir, sadece harp talihinin
değişmesidir. Alman hamlesi, Sovyet
R usyanm uçsuz bucaksız arazisinde eri­
di, kuvvetini kaybetti ve Garp devlet­
lerinin yardım iyle yeniden teçhiz edi­
len kızılordu teşebbüsü ele alacak vazi­
y e te gele bildi. Bu su re tle roller değişti
v e esarete düşmek sırası Alm anlara
geçti.
Böylelikle geçen harpte milyonlarca
esirin, alman kam plarım doldurması, rus
halkının ihtilâle hazır olmasından değil,
aynı .rus halkına çok pahalıya mal olan,
Kremlin idarecilerinin yanlış hareketle­
rinden "ileri gelmiştir.
Şunu da ilâv e etaıek lâzımdır ki, umu­
m iyetle ihtilâller *anî' olarak yapılmaz.
A nî olarak y ap ılarlar kıyam lardır. Her
ihtilâl d ah a evvel ;bır -çok kurban ver­
m ek suretiyle uzun m üddet konspirasyonda neşvünem a bulur. Halbuki bu nevi
hazırlığı rus halkında göremiyoruz. (Gay­
rı Rus halkların yaşadığı m m takalarda
zaman zaman vukubulan isyanlar, tamam iyle başka tezahürlerdir. Burada on­
dan bahsetmeyeceğiz.)
Şuna tamamile kanaat getirmemiz lâ­
zımdır ki, sovyet tem erküz kam plarının
kalabalık sakinlen* arasında bir tek h a­
kikî suikastçi yoktur. Sovyetler Birli­
ğindeki siyasî mahkûmlar, siyasî polis
tarafından peşinen alm an bir takım em­
n iy et tedbirlerinin kurbanlarıdır. Bu hal
ise, Rusyada her hangi b ir yenilik olmayup, Müthiş Ivandan son Romanov çarı­
n a kadar devam edegelen bir usuldür.
Stalin komünizmi zamanında yegâne
siyasî hareket Kirov'm katlidir. Fakat
bu hâdise de rus halkının ihtilâlci faali­
yetini göstermez. Kirov'm ölümü, komü­
nist ailesi içinde, aile kavgalarının neti­
cesi olarak ve parti içinde fikir ayrılığı
19
yüzünden muhalif grupa mensup suikast­
çılar tarafıadan tertip edilmiştir. Kirova
karşı yapılan suikast,- umumî komüniz­
me karşı yürütülen m ücadelenin netice­
sinde olmayup,, parti içinde yapılan sandalya kavgalarının neticesinde vukua
gelmiştir. Suikastten sonra NKVD kurbanlalarm m sayısı binlerce kişiyi bul­
duğu halde, konspirasyon ancak bir kaç
kişiyi ihate etmiş bulunuyordu.
Umumiyet itibarile geniş konspirasy­
on hareketi ve ihtilâl hazırlığı imkânla­
rı ile harp vukuunda kızılorduda her
hangi bir ayaklanm a tertip edilmesi k a­
fiyen mevzubahs olamaz. Sovyetler Bir­
liğinde konspirasyöh ancak hükümetin,
vatandaşın kanunu Çiğnemesine müsa­
m ahakâr davrandığı' bazı hallerde ve
günlük hayatında mümkündür. Meselâ:
sahte vesikalarla ikam etgâh temin et­
mek, istirahat evlerinde y er bulmak,
devlet m ağazalarında sırasız öteberi al­
mak ve saire . . . Fakat bu gibi işleri
yapanlar dahi, foyaları m eydana çıkma­
sın diye çok usta davranm akta ve sık
sık yerlerini değiştirm ektedirler. Bunatın
haricinde h er hangi konspirasyon hare­
ketinin, bir polis devleti karakterini
haiz Sovyetler Birliğinin sosyal-ekonomik kuruluşunda yeri yoktur.
Şunu da unutmamak lâzımdır ki, di­
ğer memleketlerde, kom ünistlerin tah­
ripkâr ve gizli faaliyetlerini m askeleme­
ğe im kân veren, İçtimaî ve İktisadî sa­
halardaki her türlü hususî teşebbüs,
“muzaffer sosyalizm memleketi" olarak
gösterilm ek istenilen Sovyetler Birli­
ğinde m evcut değildir.
Zaten, sovyet vatandaşının bütün ha­
yatı kollektifleştirilmiştir. Onun bü­
tün hareketleri parti organları tarafın­
dan kontrol altına alınm ıştır ve bun­
dan kurtulm asına da im kân yoktur. Zira
her yerde — şehirde ve köyde — bütün
hüküm et idareleri, sanayi müesseseleri,
ordu, kolhoz ve saire, kontrol altında
bulunm aktadır. H atta hususî hayatında
bile sovyet vatandaşı göz hapsinden
kurtulam am aktadır. H er m ahallenin par­
ti organları, gerek üyelerinin, gerekse
diğer vatandaşların hususî hayatlarını
yakından takip etmek mecburiyetinde­
dirler. Hangi vatandaş dinî ibadette bu­
20
-Kafkasya
lunuyor, eb ev ey M e rin çocuklajı üzerin­
deki tesirleri nedir, kim lerle görüşüyor­
lar, "eski m enfur mazinin" aile içerisin­
de izi v ar mı yok mı? . . . hulâsa her şey
yakından takip edilm ekte ve, bütün bu
kontrol neticesinde, sosyal hastalıktan
kurt tıdamayanlar tem erküz kam plarını
doldurm aktadırlar.
Bütün bu parti casusluk ve hafiyelik
sistem ine hâkim olan d a hudutsuz salâ­
hiyetleri haiz bulunan ve eski NKVD
nin yerini alan MGB (devlet emniyet
bakanlığı) dır.
Bu idarenin so v y et vatandaşları üze­
rine saçtığı k orku ve dehşeti, ancak so­
vyet rejim i altında yaşayanlar bilir. H er
sovyet vatandaşı şuha inanm ıştır ki,
N K V D ,"her şeyi görür ve h er şeyi bi­
lir". N itekim NKVD nin merham etsiz
ellerine düşenler, isticvap edilirlerken,
yalnız kendilerinin bilm eleri lâzım gelen
ve hususi hayatlarını alâkadar eden
öyle mufassal m alûm atla karşılaşm ışlar­
dır ki, h ay retten dona kalm ışlardır.
Bu malûm at, NKVD n in bütün Sovyet­
ler Birliğinde kurduğu istihbarat şebe­
kesiyle, gönüllü v e y a zoraki m uhbirleri
tarafından toplanm aktadır. Sovyetler
Birliğinde h e r beşinci vatandaşın şu
veya bu şekilde m uhbirlik ettiği iddiası
boş değildir.
. işte bazı kim selerin ihtilâlle yıkm ak
istedikleri Sovyetler Birliğinin umumî
vaziyeti budur. Şunu da unutm am ak lâ­
zımdır ki, .dinamik kuvveti hâlâ çok
olan kom ünist istibdadı henüz tefessüh­
Nr. 2-3
ten uzaktır. Yine unutm am alıdır ki, dik­
tatörlükten henüz toıkılmadığı gibi, üste­
lik durm adan genişleyen sovyet em pe­
ryalizmi de, bir çok R usların m illî gu­
rurlarını okşam aktadır. H atta, h âlâ ec­
nebi m em leketlerinde y aşay an v e so­
vyet genişlem e siyasetini ten k it eden
R uslar bile bu tenkidi, h akiki k an aatle­
rini izhar için değil, korkudan yapıyor­
lar: M oskovanın "çizm eden y u k arıy a
çıkm akla", yalnız yeni istilâ edilen ara­
ziyi kaybetm ekle kalm ayup bütü n im­
paratorluğun çökm esini intaç ettirebile­
ceklerinden endişe ediyorlar.
Binaenaleyh, R usyanm tarihini, so­
v y et realitesini v e asırlarca dinî inkıy­
atla bütün rejim lerin korkunç v e ta ­
hammülsüz yükünü om uzlarında taşıyan,
sabırlı v e m istik rus halkının haleti ıuhiyesini göz önünde bulundurursak Rusyanm henüz ihtilâle hazır olm adığı ne­
ticesine varırız. Rus .amele, v e köylüle­
rinin kom ünist istibdadını yıkm ak için,
balta, kazm a v e küreğe sarılacakları
günü çok beklem ek lâzım dır.
Yalnız S ovyetler Birliğindeki gayrı
rus h alk lan n ihtilâl dinamizmi, rus h al­
kının komünizme k a rşı m ücadelesini
tahrik ve teşvik edebilir.
Bundan dolayı, en evvel, tarih î vak 'alarla d a sabit olduğu veçhile, m üna­
k aşa kabul etm ez istiklâl aşkı ile yanan
ve.m enfaat birliğile yekdiğerlerine bağ­
lı bulunan g a y n rus halk ların araların­
da anlaşarak, bolşevizm e k arşı m ücade­
lede m üştereken harek et etm eleri lâzım­
dır.
Rus — Amerikan rekabeti
Yazan: T. ElekhoYi
Genç, fakat fevkalâde dinam ik Ame­
rik a Birleşik Devletlerinin, 19 nci asn n
ilk çeyreğine kadar, Rusya ile, hiç bir
tem ası olmamıştı, ik i O kyanus ile A vru­
pa ve A sya k ıt’alarının ay ırdıklan bu
iki m em leket arasında her hangi bir anlaşmam azlık m evzubahs olacağı akla
bile gelemezdi.
Yeni v e m üstakil bir devlet olmak iti-
barile, A m erika Birleşik D evletleri,
m evcudiyetini idam e ettirebilm ek için,
istiklâliyetinin ilk senelerini, k en d i m eş­
rutî tem ellerini takviyeye hasretm işti.
Bunun için, R usya hüküm eti, h e r hangi
bir endişeye kapılm adan, 18 v e 19 nci
asırlar boyunca, A vrupada, A syada ve
bilhassa Uzak Ş arkta kendi istilâcı siya­
setini rahat rahat inkişaf ettire biliyordı.
Nr. 2-3
Kafkasya
Gûya, Am erika B irleşik Devletleri,
Rus çarının hakim iyetinin b ir sembolü
olarak, Am erika k ıfa sın ın şimalinde,
11,2 milyon küom etre karelik yeri işgal
eden ve toprakaltı servetlerinin mebzulen bulunduğu A laska yarım adası
üzerinde dalgalanan rus bayrağının
m evcudiyetini tam am en unutm uştu.
19 nci asrın ilk çeyreğinde, Rusya im­
paratorluğu hüküm eti, A laskayı ve
Alaskadan Şimal! A m erikanın Büyük
Okyanus sahilleri iboyunca uzanan kara
parçasını, rus köylüleri ile iskân etmeğe
karar verdiğini Birleşik D evletler hükü­
metine bildirdi, iyi bir tesadüf eseri ola­
rak o devirde Birleşik D evletler H ükü­
metinin başmda, reisicum hurların beşin­
cisi olan, m eşhur Jam es M onroe gibi
büyük bir devlet adamı bulunuyordu.
O, Rus m aksatlarının m ahiyetini çok
çabuk kavradı ve haklı olarak endişeye
düştü.
O
zamanki savaş k u d reti gayet zayıf
olan Am erika Birleşik D evletleri, m esa­
fenin uzaklığını ve R usya ile Am erikayı
ayıran O kyanusun genişliğini nazan iti­
bara alarak, Birleşik D evletlerin m ü­
stakbel .siyasetine d e istikam et veren,
Amerika K ongresindeki m eşhur beyanatıyle R usyaya lâzım gelen cevabı
verdi.
Reisicumhur bu «beyanatında şöyle de­
mişti: "Am erikalı olm ayan h e r hangi bir
devlet, her iki A m erikanın h e r hangi
bir parçasında iskân teşebbüsüne geçe­
cek olursa, Birleşik Devletlerin k at'i ve
silâhlı m ukavem etiyle karşılaşacaktır".
Bu beyanat, A m erika siyasetinin te ­
meli oldu ve "M onroe nazariyesi" namı
altında tarihe geçti. Bu nazariye, bilâ­
hare, (Amerikan olm ayan h e r hangi bir
devletin, her iki A m erikadaki devlet­
lerin işlerine m üdahalesinin tamam en
menedildiği) şeklinde tefsir edildi. (Sov­
yetler galiba buna ehem m iyet v er­
miyorlar.)
Rusya acı bir darbe yem işti. Fakat buna
rağmen harp ilânına cesaret edemedi.
Binaenaleyh Rusya için, A laskayı iskân
fikrinden vazgeçm ek v e az çok b ir men­
faat m ukabilinde bu uzak arazi parça­
sını elden çıkarm aktan başk a çare k al­
mıyordu
21
Alaska Hakkmdaki m üzakereler zaman
zaman inkitaa uğrayarak uzun seneler
devam etti ve nihayet iki hüküm et arala­
rında anlaşarak, Alaskanm Rusya tara­
fından Birleşik D evletlere satılması hu­
susunda bir karara vardılar. Yanılmıyor­
sam 5 milyon dolara satılan bu yarım
adayı, 1867 senesinde, Rusya resmen
Birleşik D evletlere teslim etti.
Alaska meselesinin halline ve Rusyamn Am erika k ıt’asından atılmasına
rağmen, Birleşik Devletler, askeri ku­
dretlerini arttırm ak için büyük gayret
sarfetm eye başladılar. Buna müvazi ola­
rak ve hatta daha sü r'a tle Amerikan
sanayisi, bir çok yeni icatlar sayesinde,
durm adan inkişaf ediyordı. Bunun tabiî
neticesi olarak, Amerika, ticarî muame­
lelerini genişletm ek zaruretini hissetti.
Bu sebeple, Am erikalı iş adamlarının
nazarları, A tlantik okyanusunun karşı
sahüinde kudretli sanayiye sahip olan
A vrupaya değil, fen ve. sanayi bakım ın­
dan çok geri olan, hudutsuz ticaret imkânlariyle dolu geniş pazarlara sahip bu­
lunan, adaları bol Büyük Okyanusa, ve
daha uzaklara, ufuklarda bulunan Hin­
distan, Çin ve Japonyaya çevrildi.
Büyük O kyanusta, adalardan adalara
geçmek suretiyle ilerleyen Am erika­
nın, Rusya ile karşılaşm ası için, daha
çok mesafe katetm esi lâzım geliyordı.
Nihayet, A m erika Çin'e sokulmaya
muvaffak oldu ve Çin pazarlarım kendi
m allarıyle doldurdu.
Fakat XIX nci asrın ortalarında,
Çin'de ve Uzak Şarkta, ekonomik yayıl­
m adan ziyade, -siyasî hakim iyetini k u r­
mak gayesini güden Rusyanm gittikçe
artan tehditkâr siyaseti, A m erika Bir­
leşik D evletlerinin n az an dikkatini celbetmeye başladı. Rusyanm Çin ve J a ­
ponya üzerinde yaptığı devam lı tazyik
tamamile m ütecaviz b ir k arakter taşıyordı. Bu da, onun m üteaddit defalar Japonyadan arazi talebinde bulunm asından
pek âlâ anlaşılıyordı.
Askeri kudreti henüz zayıf olan
Amerika, bu Rus taleplerinden endişeye
düştüğü halde, R usyaya karşı koyacak
vaziyette değildi. Çinde ve Uzak Şarkta
serbest ticareti baltalayacak olan, Rus-
22
: Kafkasya
yanın ve diğer devletlerin bu gibi isti­
lâcı siyasetlerini önlemek için, Ameri­
kan hüküm eti m üsait bir fırsat beklem ek
m ecburiyetinde idi.
N ihayet bu fırsat zuhur etti. XIX nci
asrın ortalarında, Rusya boğazlan ve
Istanbulu ele geçirm ek maksadıyle, T ür­
kiye üzerinde tazyik yapm ağa başladı.
Bunun neticesinde Ingiltere, Fransa,
Piyem ont ve Türkiye aralarında ittifak
aktederek, Rusyaya, tarihe "K ınm har bi" olarak geçen, harbi ilân ettiler.
A m erika bu fırsatı kaçırm adı ve Ko­
m odor P e m ’nin kum andasındaki deniz
heyeti seferiyesini teçhiz ve teslih ederek Uzak Şark sularına gönderdi. Ameri­
kan filosunun Uzak Şark denizlerinde
görünm esi şu m aksadı istihdaf ediyor­
du: Japon arazisinde gözü olan R usyaya
karşı m eydan okum ak ve Uzak Şarkta
m evcut olan statuko'nun muhafaza edim esinde m enfaatli bulunduğunu bütün
dünyaya bildirmek.
A m erikan filosunun Uzak $arkta gö­
rünmesi, aynı zamanda, dünyanın bu
kısm ındaki beynelm ilel kuvvetler m u­
vazenesini kökünden değiştiren büyük
ve tarih! neticeler doğurdu.
P erri heyeti seferiyesinin Japonyaya
uğram ası, asırlardan beri derin uykuya
dalan bu m em leketi uyandırdı. Bir defa
uyanınca da, bu çalışkan, kabiliyetli ve
vatanperver halk o kadar dinamizm
gösterdi ki, bütün dünyanın n azan dik-’
katini kendi üzerinde topladı.
Baş döndürücü bir sür'atle, A vrupanm
ve A m erikanın m edeniyet ve tekniğini
kav ray an ve benim seyen Japonya, 30
senelik kısa bir zaman içerisinde, büyük
devletler arasında kendisine lâyık yeri
işgal etti.
Şunu da üâve etm ek lâzımdır ki, mu­
ayyen bir plân dahilinde Çin ve J a ­
ponya istikam etinde ilerileyen A m erika­
nın bu hareketi, diğer devletlerle hiç
bir. zam an h er hangi bir diplomatik anlaşam am azlık husule getirm edi. Çünki,
A m erikan emperyalizmi hiç bir zaman
b aşk a la n n a ait arazileri zaptetm ek ve
O kyanuslardaki diğer m em leketlerin
üzerinde siyasî nüfuz tesis etm ek m ak­
sadım gütm iyordı.
Görülmemiş bir sür'atle gelişmiş bu­
Nr. 2-3
lunan sanayisi ve yepyeni ticaret ve
reklâm m etotları sayesinde, Am erika,
çok çabuk, A vrupa m allarının zararına
olarak, Uzak Şark pazarlannı işgal et­
m eye başladı. Hissedilecek k ad a r k u v ­
vetli ilk d arb ey i Amerika, Çindeki rus
ticaretine indirdi. Rusya, Çine, Kafkas
petrolünü ihraç ediyordı. A m erika da
oraya kendi petrolünü ithal etm eye baş­
ladı.
Çindeki petrol pazarım ele geçirm ek
için, A m erikalılar öyle bir m etot icat
ettiler ki, .bütün dünya hayret ve h a y ­
ranlık duydu. Onlar, petrol ile birlikte,
Çinlilerin o zam ana kadar görm edikleri,
petrol lam balarını da ithal ettiler v e iki
sene m üddetle h e r petrol alıcısına, be­
dava olarak bir de gaz lam bası verdiler.
Tabiatıyle, Ruslar tarafından ithal edilen
Kafkas petrolünü artık kimse almıyordı.
A m erikalılar buna benzer .usullerle, Çi­
nin tütün pazarını d a işgal etm eye mu­
vaffak oldular.
Y ukarıda da arzettiğim gibi, A m erikan
emperyalizm i Çinin toprak bütünlüğünü
tehdit etm iyordı, üstelik A m erikalıların
ticarî m uam eleri Çin h ay a t seviyesinin
yükselm esine v e m alî inkişafına d a y a r­
dım ediyordı.
Şimalî A m erikanın bu m uvaffakiyet­
lerinden kuşkulanan Rusya hüküm eti,
sözde m enfaatlerini korum ak için, siyasî
tazyiklerde bulunm ak ve yeni topraklar
zaptetm ek suretiyle, Çinde eski m enfur
m etotlarına baş vurdu.
. Şimalî Am erika ile Rusya arasında
açık rekabet işte bu andan itibaren baş­
lar. Birleşik Devletler, Çar R usyasım n
istilâcı siyasetine daha fazla lak ay t k a ­
lamazdı.
Çin’de, kendi nüfuz bölgelerinde, ame­
rikan ticaretiyle rekabet edem iyecek v a ­
ziyete düşen Rusya, m ezkûr bölgelerde
him aye siyasetine baş vurarak, m eselâ
M ançuryada olduğu gibi, yavaş yavaş
bu pazarları diğer devletlere kapam ağa
başladı.
Halbuki, A m erikan siyaseti Rus siya­
setinin aksine olarak, Çinin, tam am iyeti
m ülkiyesi v e ticarette ''açık kapı" pren­
siplerini tazam m un ediyordı.
Fakat Rusyanm bu yayılm a siyaseti
diplom atik protestolarla durdurulam adı.
Nr. 2-3
Kafkasya
Şarkî-Çin dem iryolunun inşası PortA rtur'm zaptı, M ançuryanın ilhakı ve
saire hâdiseler 'büyük devletleri -Rusya
ile h arp ten kaçınılm asını mümkün kılan
yegâne çare olarak- Çinin, nüfuz bölge­
lerine taksim i düşüncesine şevketti.
Am erikanın Çini, siyasî ölümden nasıl
kurtardığım bundan sonraki m akalelerde
23
göreceğiz. Birleşik Devletler, Çinin nü­
fuz bölgelerine taksimini önlemek için,
kendi an’anevî ekonomik emperyalizm­
den vazgeçmeye, Çinin ve umumiyetle
Uzak Şarkın v e Büyük Okyanusun işle­
rine d ah a enerjik bir şekilde m üdaha­
leye k arar verdi.
SovYeilerin Müslüman siyaseti
Yazan: A. Berd
S ovy etlerin "soğuk h arp ” te şimdiye
kadar en zayıf bulundukları cephe O rta
ve Yakın Şarktı.
Filistin ihtilâfı esnasında Stalinin Izrail'i desteklem esi, Arap noktai nazarın­
dan Sovyet diplom asisine ağır bir darbe
indirmiş, Iran millî istiklâline v e toprak
bütünlüğüne karşı yapılan açık teh d it­
ler ise, Sovyet Rusyanm "Müslüman
halklarının hamisi" olduğu hakkm daki
eski Sovyet m asalının m ahiyetini ortaya
koym uştu.
S ovyetler bilâhare, Pakistan ve Endo­
nezya ihtilâflarında, M üslümanları de­
stekleyerek kaybettikleri prestiji ihya
etm eye çalıştılarsa da Sovyet harici si­
yaseti, esas itibariyle, Müslüman aleyhdarı olarak kaldı.
Buna rağmen, ısovyet propagandasına,
hasıl olan vaziyeti ıslah etm ek ve Sov­
yetler Birliğini, eskiden olduğu gibi,
M üslüman halklarının samimî ham isi
olarak gösterm ek vazifesi yükletildi.
Stalinin propagandacıları da, m ücadelede
her vasıta m eşradur, şeklindeki malûm
prensiplerine uygun olarak ve hakikate
benzeyen yalanlardan pervasız sahte­
kârlığa kadar bütün im kânlarını ku lla­
narak işe koyuldular.
Bolşevikler, sulh bayrağı altında, Or­
ta ve Yakın Şarkın Müslüman halkları
arasında yalnız iç harbi körüklem ekle
kalm ayup, aynı zamanda bu halkları
Garp m em leketleri aleyhine "kurtuluş"
harbine de teşvik ediyorlar.
M üslüm an m em leketlerinin sovyet m e­
totlarını bilmemeleri bu nevi sovyet pro­
pagandasına müspet neticeler temin ede­
bilirdi.
Sovyet prapagandacılarm m en çok
güvendikleri cihet, Sovyetler Birliğin­
deki M üslüm an halklarının hakikî vazi­
yetlerini v e Stalinin Müslüman siyase­
tinden elde etmek istediği neticelerin
hariçte lâyıkiyle bilinmemesi keyfiyeti­
dir. Bunun için Stalinin hariçteki Müs­
lüm an siyasetini bitaraf bir şekilde tahlil
etm ek faideden hali değildir, fikrindeyiz.
Sovyet propagandasının Müslüman
Şarkta m üessir olması için, bolşevikler,
Sovyetler Birliğindeki Müslüman dünya­
sını bir vasıta olarak istismar ediyorlar.
Sahneye M üftüler, Camiler, müslüman
âlimler, m üslüm an artistler, müslüman
kolhozcular ve hatta dindar bir hoca
veya hacm m sarığını saran müslüman
çekistler çıkarılıyor.
Bütün bu oyun ve propaganda, Stali­
nin hariçteki beynelmilel sahadaki ko­
münizm "genel hattı hareket" inden neş'
et eden dahilî saiklerini bilmeyen kim­
seler üzerinde m uayyen bir tesir icra
edebilir.
Bu m ünasebetle, sovyet propaganda­
sının m eskût geçtiği iki yüzlü Stalin si­
yasetinin m ahiyetini hatırlatm ak zaru­
re ti vardır.
Hemen harbin hitam ından sonra, Ame­
rika ve Ingiltere Irandaki işgal ordula­
rım geri çektikleri halde, Sovyetler, harp
biter bitmez m üttefiklerin Iranı tahliye
edeceklerine dair üç devlet arasında y a­
pılan anlaşm aya rağmen, müsellâh kuv­
vetlerini geriye almadılar.
24
Kafkasya
Nr. 2-3
lan n A raplar olduklarını ispat etm eye
çalışıyorlardı . . .
Halen, A raplar için yapılan sovyet
propagandasında, artık bundan bahsedil­
miyor. Sovyetler arap halklarının zayıf
hafızalı olduklarını üm it ediyorlar. Bama
mukabil, şimdi çok rev açta olan mevzu,
Anglo-Am erikanlarm A rapları So-vyetlere karşı harbe nasıl teşvik ettikleri ve
bu hâdisenin A raplarda ne büyük b ir in­
fial uyandırdığı hikâyesidir.
Sovyet propagandası daha uzağa gide­
rek, A raplardan, Kore kom ünistlerinin
harbini, "A sya v e A frika halklarının Anglo-Am erikanlara k arşı h ü rriy e t harbi"
olarak benim sem elerini talep ediyor.
Sovyetlerin bu "m arksist" dilini, nor­
mal insanların norm al dillerine tercüm e
edince bunun ifade ettiği m ana şu olu­
yor: 1) A rap dünyası kom ünist bayrağı
altında toplanm alıdır, 2) ve bu kom ünist
bayrağı altında toplandıktan sonra da,
Araplar, elde silâh, M oskovanm em rin­
de, Garbe karşı savaşm alıdır.
İşte o zam an A raplar, Stalin-vari "hür­
riyet ve istiklâl" i görürler. Nedir, bu
Stalin-vari h ü rriy e t v e istiklâl? Stalinvari hü rriy et v e istiklâl, Stalinin Sovyet­
ler Birliğindeki M üslüm anları ''m üstefit"
kıldığı şu parlak neticelerdir:
1 - Sovyetler Birliğindeki d in hadim ­
lerinin yüzde doksan dokuzu NKVD ta ­
rafından im ha edilm iştir,
2 -S o v y etler Birliğindeki bütün dinî
m ektepler kapatılm ış öğretm enleri sür­
gün edilmiş v ey a öldürülm üştür.
C f a lin îr»
T n rlr
tT rt
T
W fcU U U U A
A U İA .
»C
J.AUU
lU C İU U U U C IU & t
3 - Sovyetler B irliğindeki bütün Cami­
nasıl “'m üdafaa etm ek” istediğini yuka­
ler kapatılm ıştır.
rıda gördük. A rap m em leketlerine ne
verdiğini veya ne verm ek istediğini gö:
4 - H acı'larm M ekkeye seyahatleri y a­
relim.
sak edilmiştir.
"H akikî dost, karagün dostudur" der­
5 - Sünnet y asak edilmiştir.
ler. Filistin harbi bütün A raplar için kara
6 - M evlûd, Ş eker Bayramı, Kurban
bir gündü. Bu, bütün Arap m em leketleri
bayrami, Oruç, Nam az yasak edilmiştir.
için hakikî m illî bir d e rt iıdi. Arapların,
7 - K ur'anı Kerimi okum ak v e hatta
bu derde deva bulm ak için, dostlara ihti­ Kur'an bulundurm ak y asak edilmiştir.
yacı vardı. Bu esnada Stalin hüküm etinin
8 - insan haklarından neş'et eden bü­
durum u n e idi?
tün hürriyetler bolşevik ihtilâlinin ilk
O
devrin bütün so v y et m atbuatı Arap günüden beri toptan tasfiye edilmiştir.
Sovyetler şöyle itiraz edebilirler: —aleyhdarı yazılarla dolu idi. Sovyet ga­
zeteleri, köpürerek, Sovyetler Biriliği Bizde din h ü rriy eti vardır, bizde Müfti
halklarına ve bu m eyanda Sovyet Doğu­ bile var. Biz C am ilerin açılm asına büe
sunun M üslüman halklarına, -mütearnz- müsaade ediyoruz . . . ve saire . . .
H atta yalnız ordularını Iranda bırak­
m akla iktifa etm ediler, fakat aynı za­
manda, -müttefiklerle d ah a evvel yapılmi ş ..olan diğer bir anlaşm ayı ve Iranın
hüküm ranlık hakkını ihlâl ederek, Iran .
dahilinde, sözde “dem okratik A zerbay­
can devleti” kurdular.
Malûm olduğu vedıile, Sovyetler, an­
cak Birleşmiş M illetler K um lunun ülti­
m atom undan sonra Iranı terkettiler. Yine
harp biter bitmez, Sovyetler, Türkiyeye
nota arkasından nota vererek, -boğazla­
rın m üştereken kontrolü ve h atta bu böl­
gede «sovyet üslerinin ihdasım teklif etti­
ler. Iş bununla d a bitmedi: Sovyet m at­
buatı ile radyoları, Politböro'nın emriyle,
Kars, Trabzon, A rdahan ve saire gibi
"rus topraklarının"! R usyaya iadesini ta­
lep etm eye başladılar.
ikinci ^dünya savaşının son dum anı
daha dağılmadan, M oskovanm emriyle,
Yunam standa, m eşru Yunan hüküm etine
karşı kanlı bir iç sav aşı körüklendi. Da­
hası var: Sovyetler, peykleri Yugoslavyayı, Bulgaristanı v e A rnavutluğu, Yu­
nan kom ünistlerine — kendi vatanlarına
karşı y aptıkları m ücadelede — açıkça
asker v e silâh yardım ı yapm ağa mecbur
ettiler.
Beyazı siyahtan tefrik etm esini bilen
herkes için açık bir m eseledir ki, Sov­
y etler Birliği bu hareketleriyle Iram,
T ürkiyeyi v e Yunanistam harben veya
"sulüıen" sovyet peykleri sistemi içeri­
sine ithal etm ek gayesini takip etmiştir.
Nr. 2-3
Kafkasya
Evet, doğrudur, h arp esnasında, 1941
yılında, Stalin, bütün hadim lerini imha,
ettiği d in in serebstîsine lüzum gördü.
F akat bu hareketini dahi b ir şarta b a­
ğladı: M üslüman dini hariçteki M üslü­
man m em leketlerindeki em elleri için
Staline yardım edecektir, işte, şimdi
Staline yardım eden v e Müfti adını ala­
rak, Stalinin propaganda vesaikine Sov­
yet M ülüm anları nam ına im zalar atan bu
zavallılardır.
F akat neden imzalıyorlar, diyeceksi­
niz? Çünki sovyet propaganda vesaikini
im zalam aktan içtinap eden kim selerin
hali m alûm dur — y a kurşuna dizilmek
veya talihi varsa m üebbeten tem erküz
kam pına yerleşm ek . . .
Aynı hal, son zam anlarda .sovyet m at­
buatında, M oskova ve Bakû radyoların­
da b ey anat ve hitabelerde bulunan diğer
bütün m üslüm an ilim adam ları •— pro­
fesörler, edipler, doktorlar için de vardır.
Bunlar parti kom itelerine davet ediiir
ve kendilerine — türkçe arapça, farsça
yazılmış hazır hitabeler ve beyanatlar
verilerek bunların okunm ası teklif olu­
nur. S ovyetler Birliğinde, Stalinin en
koyu düşm anı dahi — tabiî sağ kalm ak
istiyorsa — parti kom itesinin kendisine
verdiği vazifeyi reddedemez. Bundan
başka, m eselâ radyoda konuştuğu zaman
en m ükem m el bir artist gibi h areket ede­
rek, dinleyiciler üzerinde tesir yapabile­
cek b ir şekilde, rolünü tam bir kanaatle
ifa etm elidir. Aksi taktirde hali haraptır.
Stalin M üslüman dinini ve ona bağlı
olan h er şeyi imha etm eye çalışırken,
M üslüm an sovyet m ünevverleri muhi­
tinde uyanan h er türlü kurtuluş ve h ü r­
riyet tem ayüllerini de daha başlangıçta
kökünden yok etmektedir.
M üslüm an m ünevverlerin, — iç harp
esnasında beyaz rus generallerine karşı
— bolşevikleri destekleyen zümresi dahi
Stalinin itim adım kazanam am ıştı; çünki
bu m ünevverler kendi millî m enfaatle­
rini, Politbüro'nun tayin ettiği kom ünist
m enfaatlerine feda etm ek istemiyordı.
Bundan dolayı, Stalin 1936-38 senele­
rinde, bütün M üslüman cum huriyetlerin­
de cezrî tasfiyelere tevessül etti, özbekistanda, Türkm enistandâ, Kazahistanda,
Kırgızistanda, Tacikistanda, Azerbaycan-
2Г
da, Şimalî Kafkasyada, istisnasız bütün
hüküm et azalan v.e parti ileri gelenleri
tevkif edilerek kurşuna dizilmiş veya
sürgün edilmiştir. Hepsine de toptan is­
nat edilen cürüm "burjuva nasyonaliz­
mi" idi. Yâni, bu cum huriyetlerin hükü­
metleri, temsil ettikleri m em leketleri
S ovyetler Birliğinden ayırm ak arzusıyle
itham ediliyorlardı. Halbuki, ondan daha
bir sene evvel, "Stalin anayasası" namı
verilen bir kanun kabul olunmuş v e bu
kanunun 17 nci maddesinde, h e r cum­
huriyetin Sovyetler Birliğinden ayrılm a
hakkı, tantanalı bir surette tanınm ıştı.
Fakat herkesçe m alûdur ki, bu Müs­
lüman m em leketlerinin millî hüküm ran­
lıkları bir hayalden ibarettir. Bu cum hu­
riyetlerde en salâhiyettar devlet organı
olan NKVD — m ecburen ve istisnasız
olarak — doğrudan doğruya M oskovadan tayin edilen çekistler’in idaresindedir. M illî hüküm etlerin başında şeklen
M üslüm anlar bulunuyorlarsa da, onlann
m uavinleri, yâni h akikî hâkim ler, Moskovanın tayin ettiği rus mem urlarıdır.
Sovyetler Birliğini teşkil eden cumhu­
riyetlerin üçte biri "m üttefik" M üslü­
m an cum huriyetlerinden ibaret bulun­
duğu halde, bu M üslüman ;cum huriyet­
leri temsilcilerinin, Sovyetler Birliğinin
iç v ey a dış siyasetinde zerre k adar te­
sirleri ve söz h ak lan yoktur. Sovyetler
Birliğinin 34 yıllık m evcudiyeti esnasın­
da, Sovyet hüküm eti azalan arasında bir
tek M üslümaiı görülm em iştir. Politbüro*
nm, Orgbüro'nm , kom ünist partisi m er­
kez komitesi sekreterliğinin bütün m ev­
cudiyetleri müddetince, bu teşkilâtlarda ■
bir tek müslüman y er almamıştır. H al­
buki diğer m illetlerin UkraynalIların,
PolonyalIların, Gürcülerin, Ermenilerin,
Yahudilerin, Вal tik m em leketlerinin, ora­
da bir çok mümessilleri bulunm uştur ve
bulunm aktadır.
Müslüman kom ünist, Staline karşı sa­
dakat gösterse dahi, Sovyet 'ehram ının
zirvesine ulaşam am ıştır ve ulaşamaz. Bu­
nun bir tek sebebi vardır: Stalin Müslü­
man m illetlerinin kom ünistlerine dahi
itim at edemiyor.
Stalin siyasetinin vahşiyane Müslüman
aleyhdarı mahiyeti, ikinci dünya savaşı
esnasında bütün çıplaklığıyle kendisini
26
Kafkasya
göstermiştir. Millî hürriyet ve istiklâl­
lerine bağlı bulunm aktan başka kaba­
hatleri olmayan Müslüman halklarından
Çeçen-Inguşlar, Karaçay-Balkarlar, ve
Kırım Türkleri, 1944 yılında, toptan imha
edilmişlerdir.
Artık sovyet coğrafya kitaplarında ve
Sovyetler Birliğinin etnografik haritala­
rında, bu halkların kürreiarz üzerinde
yaşamış bulunduklarına dair bir iz dahi
göremezsiniz.
Bu halklar nerededir ve akıbetleri ne­
dir? Sovyet hüküm eti ancak 25 Haziran
1946 yılında, bu halkların teşkil ettikleri
"m uhtar cum huiyetlerin" tasfiye, halkla­
rının da sürgün -edildiklerini ilân etti.
Fakat, -bu halkların mühim bir kısm ının
yerlerinde imha edildiklerine, geriye k a­
lan kısmının ise Sibiryaya sürüldüğüne
dair sarih malûmat m evcuttur.
Bu zavallı halkların başına gelen kor­
Nr. 2-3
kunç felâketin sebebi nedir? Bu-nun bir
tek sebebi vardır; bu halklar kızıl Moskovam n söm ürgeci idaresi altında ezil­
mek istemiyorlardı.
Malûmdur ki, aynı ikinci dünya sa­
vaşı esnasında ve ondan sonra, A syanın
ve Şarkın b ir çok M üslüman m em leket­
leri, Birleşmiş M illetler K urulunun v e
Şimalî A m erikanın desteği neticesinde,millî istiklâllerini elde ettiler. Şu halde,
Stalin neden "kendi" M üslümanların],
o esnada, hürriyet ve istiklâl arzuların­
dan dolayı öbür dünyaya v e Sibiryaya
gönderdi? Neden Stalin "bütün dünya
milletleri üzerinde kom ünist hakim iyeti
hürriyeti" nden başka hürriyet tanım ak
istemiyor?
Stalin propagandacılarının v e Stalin
uşaklarının M üslüman m em leketlerinde
methedüp bitirem edikleri "hürriyet" işte
bundan ibarettir.
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER KURULUNDA
Kafkasyadaki katliâmlara dair
hararetli münakaşalar
İngiliz temsilcisinin mazlûm Çeçen-înguş ve
Kırım halkları lehindeki parlak müdahalesi
Yazan: A. Kantemir
Sovyet hükümeti .nam ütenahi cinayet­
lerinin hesabını, dünya efkârı umumiyesi ve beynelmilel mahkem e karşısında
ergeç verecektir. Bu cinayetlerin, eşine
dünya tarihinde Taslanmamış en korkunç
nüm unesi Kafkasyadaki
Çeçen-înguş
cum huriyetiyle Kırım m uhtar eyaletle­
rinin tasfiyesidir.
Mesele sadece bu cum huriyetlerin bir
nizam olarak ortadan kalkm alarında de­
ğil, fakat halklarının kısmen yerlerinde
toptan katledilerek, geriye kalan kısm ı­
nın ise Sibirya tundralarına ve O rta Asyanm sonsuz çöllerine sürülmeleridir.
Ütuzdört yıl evvel Çarların tahtına te­
varüs eden bir avuç zâlim m üteassıp ta­
rafından kurulan rejimin, beşeriyet tari­
hinde işitilmemiş cinayetler ve vahşetler
ika etmesi karşısında duyulan nefret ve
infial, gitgide daha şiddetli bir hal al­
m aktadır.
Tecrübe şunu gösterm iştir ki, dünya
ı hüküm ranlığı fikriyle meşbu bulunan
/ Sovyet hüküm eti .m illetlerarası teşriki
: m esaiye m uktedir değildir. Bu hüküm et,
altına imza koyduğu bütün beynelm ilel
anlaşm aları sistem atik bir surette ihlâl
' ediyor; bütün hür m em leketlerde, satın
aldığı ajanlar vasıtasiyle, halkı isyana
ve sabotajlara -teşvik ederek “soğuk
harb"i yürütüyor; Korede ve diğer mem­
leketlerde, silâh ve para ile, "sıcak haxb‘‘
i alevlendiriyor; v e nihayet, utanm az bir
şekilde, Birleşmiş M illetler Kurulunu
propagandası için bir kürsü ve aynı za­
Nr. 2-S
Kafkasya
manda bir obstrüksyon vasıtası olarak
kullanıyor.
Biz burada, sovyet diplomatlarının
tarzı hareketlerine karakteristik bir mi­
sal teşkil eden ve ayrıca KafkasyalIlar
için bilhassa m erakı m ucip olan bir hâ­
dise üzerinde duracağız.
Birleşmiş M illetler Kurulu Ekonomi^
ve Sosyal kom isyonunun 10 Ağustos ta­
rihinde, Şili delegesi Santa Kruz'm baş­
kanlığında yaptığı toplantıda, O rta Doğu
Afrikadaki ekonom ik durum müzakere
ediliyordı. ilk sözü alanlardan Çekoslavakya delegesi Tauber, Fransa, Amerika
ve Ingiltereyi "Sovyet R usyadaki ve
Halk cum huriyetlerindeki işçi durumunu
tenkit etm ek suretiyle, bu m em leketleri
gözden düşürm ek arzusunu beslem ek" le
ithametti.
Çekoslovak delegesi, mem leketinde iş
kampları bulunduğunu inkâr etmediğini
ve hüküm etinin de bunu hiç bir zaman
gizlemediğini söyledi ve b u kam pların
"halkın iradesi hilâfına olarak kapitalist
rejimini ih y a etm ek isteyen kim seler"
için kurulduğunu ilâve etti. •
Bu kısa şayanı h ay ret izahatından son­
ra, Ç ekoslovak delegesi "em peryalist lere" karşı çene taarruzuna geçti ve bir
hayli uzayan nutkunda, bu " em perya­
listlerin" O rta Doğudaki gerilik ve fa­
kirlikten m es'ul bulunduklarım ve bu
bölgeyi petrolünü emmek v e "istilâcı
emellerini tahakkuk ettirm ek" için istis­
mar ettiklerini söyledi. Uç kıt'am n kav­
şağında bulunan O rta Şark kendilerine
(yâni hı.ı " em peryalistlere") stratejik bir
üs olarak lâzımmış v e m aksatları bura­
dan "K afkasyanm zengin petrol maden­
lerine yaklaşm akm ış" ve saire . . .
Bundan sonra, Sovyet delegesi Arkadyev söz alarak aynı ruhta bir demagoji
ile "yardım bahanesiyle halkları istis­
mar eden" Anglo-Saksonları itham etti.
Britanya delegesi, Sovyet delegesinin
Afrika ve O rta Doğu m eseleleriyle alâ­
kası olm ayan m evzulara tem as ettiğine
işaret etti. Başkan hatiplere, mevzua
yaklaşm alarını hatırlattı.
N utkuna devam eden A rkadyev, "Sov­
yetler Birliğinin Yakın Doğuya nüfuza
çalıştığım" ima eden Am erikan delege­
sine doğru dönerek: "Sovyetler Birliği­
27
n in sulhperverane siysetinin başlıca hu­
susiyeti büyük v e küçük devletlerin ve
bu m eyanda O rta Doğu ve A frika mem­
leketlerinin hüküm ranlık haklarına h ü r­
m ettir" dedi ve adeta kıskanç bir eda
ile, A m erikayı Suudi A rabistana serma­
ye yatırm akla itham etti.
Bunu m üteakip te, Am erikan delege­
sinin "Sovyetler Birliğinde mecbur! hiz­
met bulunduğu" hakkm daki "yalancı" it­
ham larım protesto etti.
Arsız ve yüzsüz riy a . . .
"Batı A vrupa halkının bu kadar açık
bir iftiraya in an a bileceğini düşünmek
hakikaten güçtür"!
Bu sözleri yüzü 'asla kızarm adan söy­
leyen Sovyet delegesi bilmukabele Şi­
malî A m erikada insanların zorla çalıştı­
rıldıklarını iddia etm ekten de çekinmedi.
S ovyet delegesi, nihayet sözü O rta
Doğudaki v e A frikadaki ekonomik duru­
ma intikal ettirerek kısaca şu "izahatı"
verdi: "Em peryalist devletler bu mem­
leketlere iştiyak ve tam ahla bakıyorlar
ve onları S ovyetler Birliğine ve fîalk
cum huriyetleri m em leketlerine karşı ha­
zırladıkları harpte bir âlet olanak kul­
lanm ak istiyorlar . .
Bundan sonra söz alan Ingiliz delegesi
Mr. C orlay Smith: "Komisyonun mesai­
sini sabote etm ek v e onu efkârı umumiyenin gözünden düşürm ek m aksadıyle
söylenen siyasî propaganda nutukları,
m üzakere ve m ünakaşaları esas mevzudan
ayırdı" dedi. Buna rağmen, Sovyet im­
paratorluğunun, O rta Doğuya komşu -bu­
lunan bir bölgesindeki ahaliden bahset­
m ek istediğine işaret etti.
Ingiliz delegesi, çar rejim inin sukutun­
dan sonra, Sovyetler Birliğinin bu bölge­
sindeki ahaliyi ve bilhassa küçük Müslü­
man m em leketlerini, bir taraftan istiklâl
vaitleri diğer taraftan ise silâh güciyle
tahakküm ü altına nasıl aldığım h atırlat­
tı ve bu m em leketlerdeki hakikî isti­
klâlin en zâlim bir şekilde yok edildi­
ğini ilâve etti.
Mr. C orlay Smith, Çeçen-înguş cum­
huriyetinin tasfiyesine dair Sovyet hü­
küm eti tarafından çıkarılan kararnam e
üzerine dikkati celbetti ve bu kararna­
menin m etnini bütün delegelere dağıttı.
25 H aziran 1946 yılında, Kremlinde im­
28.
Kafkasya
zalanan ve resmî bir vesika olan bu k a­
rarnam e, sözde “hü r ve müstakil" cum­
huriyetlerden birisinin — sakinlerinin
Alm an ordularına yardım ettiği bahane­
siyle — nasıl tasfiye edildiğim göster­
m ektedir.
Şayam dikkattir ki, ahalinin yalnız hiyanetile itham edilen kısmı değil, fakat
bütün halk cezalandırılmış ve Sovyetler
Binliğinin uzak bölgelerindeki mecburî
iş kam plarım dolduran m ilyonlarca kö­
lenin sayısını kabartm ak üzere, sürgün
edilmiştir..
Sovyet temsilcisi, nutkunda, bu küçük
sömürge halklarının hayatlarını • mesut
ve m üstakil olarak tasvir etmektedir.
Eğer bu doğru ise, bu halklar neden
Sovyetler Birliğine hiyanet ederek nazilere iltihaka kalktılar? Eğer bu halklar
hakikaten hür ve m uhtar cumhuriyete
m alik idilseler, nasıi oluyor d a Sovyet
hüküm eti b ir tek kalem darbesiyle on­
ları tasfiye edebiliyor?
Kendisine -söz verilen Sovyet tem silci­
si A rkadyev, Ingiliz temsilcisinin "Çeçen-Inguş m uhtar cumhuriyetinin ilgası
v e Kırım m uhtar eyaletinin Kırım vilâ­
yeti haline getirilmesi hakkında, Sovyetle r Biıüiği Yüksek Konseyi divanı tara­
fından kabul olunan kararnam eyi tekrar
ortaya atm ak suretiyle, efkâr umumiyeyi yeniden aldatm ağa teşebbüs etti­
ğini" söyledi ve sözlerine şöyle devam
etti: "Sovyet tem silcileri Birleşmiş Mil­
letler Kum lunun bundan evvelki toplan­
tılarında, Çeçen-înguş m uhtar cum huri­
yetinin iılgası sebeplerini izah ettiler.
M em leketin hayat memat mücadelesi
yaptığı bir sırada kendisine hiyanet eden
kim seleri cezalandırmayacak bir tek hü­
küm et tasavvur olunamaz”, ve Sovyet
delegesi, nutkunu, Sovyet propaganda­
sının Ingiliz m evzuunda temcit pilâvı
olan şu sözleriyle bitirdi: "Birinci dünya
savaşı esnasında İrlandalIlardan müte­
şekkil bir grupun, Almanlarla m ünase­
betinden dolayı, kurşuna dizildiğini, ik­
inci d ünya savaşında Alman radyosun­
da spikerlik eden Lord Haw-Haw'ın da
aynı akıbete uğradığını Ingiliz delegesi
galiba unutm uş olacak”.
Yoldaş A rkadyev'in yardım ına Polon­
y a delegesi Katsa-Suhi koşuyor ve "In­
Nr. 2-3
giliz temsilcisinin, Çeşen-Inguş cum huri­
yetinin tasfiyesi ve Kırım cum huriyeti­
nin Kırım vilâyeti haline getirilmesi hakkm daki kararnam eyi tekrar ortaya attı­
ğına hiç te h ayret etmediğini" söyliyor.
Onu h ay rette bırakan yegâne cihet m ü­
zakerelerin çok derin m evzulara sürük­
lenm ek istenmesidir.
Polonya delegesi sözlerine şöyle de­
vam ediyor: "Tasfiye edilen cum huriyet­
ler uzun m üddet Sovyetler Birliğinin bir
kısmını teşkil etmişlerdir. Onların statü­
sünde yapılan değişikliklerin sebepleri
Birleşmiş M illetler Kurulunun bundan
evvelki m üzakereleri esnasında izah
olundu.
Katsa-Suhi'ye, göre Ingiliz temsilcisi,
"halk cum huriyetleri" temsilcilerinin
kendisine sordukları suallere cevap verm eken kaçınarak, gündemle hiç bir alâ­
kası olm ayan m evzularda "iftiracı itham ­
lara" baş vurm ayı tercih ediyor.
A m erikan temsilcisi Mr. Luibin, Polon­
y a temsilcisi tarafından kullanılan “ifti­
racı" ıstılahım sahibine ve onunla bera­
ber Sovyetler Birliği ve Çekoslovak tem ­
silcilerine iade ettiğini, zira iftiracı ve
yalancı itham ları diğer devletlerin d ele­
gelerine bizzat onların isnat ettiklerini
söyliyor.
Am erikan temsilcisi bundan sonra şu
izahatı veriyor: Bu tarihî bir hakikattir
ki, Sovyetler Birliği gibi totaliter hük ü ­
m etler, kendi kabahatlerini ve hezim et­
lerini gizlemek için, daim a başka mem­
leketlere hakaret etmeye kalkarlar. O n­
lar "Izvestiya" ve “Pravda" gazetelerine
propaganda mevzuu vermek için, Orta
Doğuda kapitalistlerin yarattıkları facia­
lar hakkında m asallar uydururlar. Bunun
acaba sebebi nedir? Komünistlerin m uh­
temel taarruzlarım önlemek m aksadıyle
teşkil olunan Atlantik Paktı karşısında
Kremlinin duyduğu endişe mi? Yoksa
Batı A vrupa mem leketlerinin M arşal
plânı sayesinde kendi ekonomilerini ıs­
lah etmelerimi? Yoksa Yugoslavyanm
sovyet boyunduruğundan kurtulm ası mı?
Yoksa Koredeki tecavüzün akam ete
uğraması mı?
Sovyetler Birliğinin ve sözüm ona
"Halk Demokrasileri” nin perişan halle­
Nr. 2-3
Kafkasya
rini ispat eden bir çok sebepler m ev­
cuttur.
N etice olarak, Am erikan temsilcisi
şunları ilâve ediyor: Sovyetler Birliği,
Ç ekoslovakya ve Polonya tem silcisi
am erikan siyasetini şeytanî bir siyaset
olarak gösterm ek istiyorlar. F akat bu
m em leketlerden yüz binlerce insanın,
A m erikaya ve Batı A vrupa m em leketle­
rine kaçm ak için yaptıkları teşebbüsler,
"H alk Dem okrasileri" nin .bize burada
delegeleri tarafından tasvir edilen cen­
n et olm aktan çok uzak bulunduğunu,
bütün statistiklerden daha veciz b ir su­
rette ispat etm ektedir.
Mr. Lubin sözlerini şöyle bitiriyor:
"H akikati dum an perdesiyle kapam ak
istiyorlar, fakat zam an bu dumanı da­
ğıtacak v e dünya S ovyetler Birliğiyle di­
ğer H alk Demokrasilerimdeki hakikî v a­
ziyeti görecektir".
A m erikan delegesinden sonra yeniden
söz alan Ingiliz delegesi Mr. C orley
Smith "Sovyet hüküm eti taralından Çeçen-Inguş v e Kırım m uhtar cum huriyet­
lerine k arşı işlenen görülmemiş cina­
yeti" burada b ir d efa daha hatırlattığın­
dan dolayı af dilem ek niyetinde olma­
dığını söyledi v e netice olarak şöyle
dedi:
Eğer, m eselâ, Britanya hüküm eti, sa­
bık Çeçen-înguş cum huriyeti ahalisinin
—sakinlerinden bir kısm ının yaptığı k a­
bahat yüzünden — sürgün edildiği gibi,
Basutoland ah asilini toptan Şimal Kut­
buna sürgün etseydi, buradaki delege­
lerden b ir çoğu ve bilhassa Sovyetler
Birliği temsilcileri, m uhakkak ki m ese­
lenin tetkiki için bir kom isyon teşkilini
talep ederlerdi".
Birleşmiş M illetler K urulunun ekono­
mik v e sosyal kom isyonunda, Çeçen-Iiıguş v e Kırım cum huriyetlerinin tasfi­
yeleri hakkında yapılan m ünakaşalar
bununla bitti.
Sovyet delegelerinin izahları vicdan­
sızlığın v e hayasız bir riyanın en veciz
nüm uneleridir.
Bir kaç Irlandaim ın veya Haw-Haw‘m
tecziyelerini m isal olarak gösterm eleri,
tarih te görülmemiş Sovyet cinayetinin
korkunç ve vahşi m ahiyetini tahfif ede­
mez. İrlanda halkı imha edilmemiştir. O,
m em leketinde yaşıyor ve'inkişaf ediyor.
F akat K afkasyada binlerce seneden beri
y aşay an Çeçen balkı nerededir? Karaçay-Balkarlar, Kırım Türkleri, Kalm ıklar
ve V olga boyundaki Alman cum huriyeti
ahalisi n e oldu? Bir tek insanı veya bir
grup insanı cezalandırm ak m ümkündür.
F akat bir tek insanın kabahati yüzünden
bütün aileyi, akrabaları ye tanıdıkları
cezalandırm ak mümkün mi?
Bir grup insanın hareketi dolayısiyle,
bütün ıbir m illeti y er yüzünden silmek
m üm kün mi?
Bu- ancak . bir yerde mümkündür:
"H alkların en dahiyane ve en âlicenap
atası" nm , vahşi bir hayvan gibi, kendi
çocuklarım yediği Sovyetler Birliğinde.
Cenevre - E y lü l. . . A. Kantemir
İran ve Mısır dönüm noktalarında
Yazan: S. Turgan
M oskovanm baş döndürücü propa­
gandası v e dünya hakim iyeti yolundaki
gayretleri, dünyayı — mütekabil m üna­
sebetleri gitgide gerginleşen — iki muhasım cepheye ayırdı. Bu gerginliğin en
canlı misalini, Kremlin tarafından hazır­
lanan ve Kore h alk ı üzerine ölüm ve
sefalet saçan bugünkü kanlı Kore h ar­
bidir.
M astım insan kanının sel gibi aktığı,
iktisadiyatların yıkıldığı ve sefaletle aç­
lığın hüküm sürdüğü yerlerde bolşevik­
ler kendilerini suda .balık gibi hisseder­
ler. Zira bolşevizm harpte doğmuş ve
h arp te yaşam aktadır. Bunun için, bütün
dünyada sulhun koruyucusu kisvesine
bürünen M oskova, hakikatte "dünya
ihtilâlini" tahakkuk ettirm ek için hiç bir
id
Kafkasya
vasıta v e çareden tiksipm em ekte ve
dünyanın dört bucağında kargaşılığı ve
hırslan tahrik etm ektedir.
Bu bakımdan, ıson zam anlarda Yakın
Şarkta vukubulan -hâdiseler, tabiatiyle
M oskovanm gayelerine uygun bir va­
ziyet ihdas etm ekte ve komünist propa­
gandası, bu hâdiselerin m ahiyetini ta­
mamen tahrif ederek, bu bölgeyi ikinci
bir Kore haline sokm aya çakışmaktadır.
Malûm ol-duğu veçhile, Iran hükümeti
petrol m adenlerini devletleştirm iş ve
Anglo-Iran petrol kum panyasıyle yarım
asırdan beri m evcut bulunan anlaşmayı
tem dit.etm ek istememiştir.
Bu hâdise üzerine Tahran ile Londra
arasındaki m ünasebat gergin bir saf­
haya girmiştir. Bütün Iranda Ingiliz
aleyhdan nüm ayişler yapılıyor ve hal­
kın hem en bütün züm releri bu nüm ayiş­
lere iştirak ediyorlardı.
Bu hâdiselere, M oskovanm emrinde
bulunan Irandaki kom ünist "Tudeh" par­
tisi, -bamıbaşka bir m ana ve istikamet
verm eye çalışm aktadır.
Bundan bir .sene kadar evvel, IranSovyet ticaret -aniaşma-sınm imzalandığı
bir sırada, Sovyet elçisi Sadçikov’m ıs­
rarı üzerine hapisten çıkarılan ‘'Tudeh'‘
partisi liderlerinin bugün serbest bulun­
maları b u partinin faaliyetini bir hayli
kolaylaştırm aktadır.
M ezkûr ticaret anlaşması, komünist pro­
pagandasına, Iran kapılarını ardına kadar
açmıştır. Bundan başka, emelleri Sovyet
m aksatlarından ay n görünen Iran ruha­
nilerinin başkanı. A. Kâşani'nin aldığı
vaziyet de M oskovanm ekmeğine yağ
sürm ekte ve bütün bunlar Iranda halli
henüz görünm eyen ağır bir buhran ih­
das etmektedir.
Iran başbakanı Dr. M usaddık zuhur
eden ihtilâfta barışı güçleştiren bir v a­
ziyet almıştır. Başkan Trum an’ın hususi
elçisi Mr. H arrim ann'm ve Birleşmiş
M illetlerin tavassutları da hiç bir netice
vermemiştir.
Iran halkının, m em leketinin sahibi
bulunduğu ve petrolü ile diğer servetle­
rini istediği gibi kullanabileceği hakika­
tini hiç kimse inkâr edemez. Şu kadar
var ki, dünyanın bugünkü vaziyet ve
şeraiti içerisinde, B ritanya ve Iran hü­
Nr. 2-3
küm etleri arasında çıkan ihtilâf beynel­
milel bir m ahiyet kesbetm iştir.
Harp zam anında petrol, k at'i bir rol
oynam aktadır. Bundan dolayıdır ki, Ce­
nubî Iran petrolleri hakkında verilecek
şu veya bu k a ra r dünya sulhunu ve bil­
hassa bizzat Iran m illetinin m ukaddera­
tını da yakından alâkadar eder.
Birleşmiş M illetler Kurulunun ve hür
dünya devletlerinin arzuları sadece ihti­
lâf halinde bulunan iki tarafı uzlaştıra
bilecek bir formül bulm aktan ibaret olmayup dünya sulhunu temin edebilecek
bir vaziyet ihdas etm ektir. Aksi taktirde
hür m illetlerle beraber A sya ve Avrupanın büyük m edeniyetleri de çağdaş
barbarların kurbanı olur,
Iran milleti m ukadderatını tayin ede­
cek bir dönüm noktasına gelm iştir, üm it
etm ek lâzım dır ki, bu ağır zamanda, p ar­
lak tarihinin müessisi bulunduğu hikm et
ve cesareti ona ilham kaynağı olur.
Beynemilel vaziyetin bu gergin anında
nazarlar başka bir ihtilâfa daha çevril­
miştir. Burada da muhalif taraflardan
birini Ingiltere, diğerini ise, 1936 yılında
onunla im zaladığı anlaşm ayı fesheden
M ısır hüküm eti teşkil etm ektedirler.
Kahire hüküm eti, Süveyş kanalı böl­
gesindeki Ingiliz garnizonunun geriye
alınmasını v e Sudan'ın Kral Faruğun
hüküm darlığına girm esini istem ektedir.
Britanya hüküm eti ise,. 1936 yılında im­
zalanan anlaşm ayı m uteber saym akta,
fakat onun gözden geçirilm esini de red­
detm em ektedir. Süveyş kanalındaki k ıfalarm ı geri alm ak m eselesine gelince,
buna razı olm am kta v e bu hareketini de
yalnız Britanya noktai nazarından değil,
fakat aynı zam anda Yakın Doğunun
muhtemel bir taarruza karşı korunm ası
bakım ından da haklı bulm aktadır.
Bu ihtilâfta iki prensip karşılaşm ıştır:
bir taraftan tam hüküm ranlığını talep
eden M ısırın hakkı -diğer tarafta da,
Şarka doğru baskı yapm ağa başlayan
Sovyet em peryalizm inin m uhtem el ta a r­
ruzu karşısında A kdeniz havzasını koru­
mak endişesinden m ütevellit beynel­
milel m ahiyetteki zaruretler.
Mısırda, Ingiliz aleyhdan büyük nü­
m ayişler yapılm aktadır ve bunlarda Fili­
Nr. 2-3
Kafkasya
stin harbinden kaimıa bazı a c ı ve infialin
izlerini görm ek m üm kündür.
Söylem eye lüzum v aran d ır ki, bu nü­
m ayişleri ve onlajı tevlit eden gergin
vaziyeti, beşinci kolları v e sokaklarda
açık propaganda yapan a ja n la n vasıtasıyle, M oskova büsbütün körüklem ekte
v e Filistin hâdiselerinin bütün m esuliye­
tini başkalarına yüklem eye çalışarak.
Süveyş kanalının anahtarlarım eline ge­
çirtecek fırsatı gözetlemektedir.
M ısır da, Iran gi'bi, dönüm noktasına
gelmiş bulunuyor. Nahas Paşa hüküm e­
tinin şu v ey a bu kararı yalnız M ısırın
vaziyetini değil, fakat aynı zam anda h al­
kların katili ve Islâm iyetin am ansız düş­
m anı olan "Generalismus" Stalinin göz
diktiği «bütün Doğu M üslüman dünya­
sının vaziyetini d e ıslah v ey a güçleştire­
bilir.
Doğu m em leketlerinin bir çoğunda
olduğu gibi, Iran ve M ısırda da acil hal
çareleri bekleyen dahili, sosyal m esele­
ler m evcuttur. Bolşevik propagandası bu
vaziyeti istism ar etm ektedir.
F akat öyle görünüyor ki, m ezkûr iki
m em leketin hüküm etleri bu m eselelerin
ve bilhassa toprak m eselesinin halli işini
ciddiyetle ele almışlardır. Bu m ünase­
betle, bundan bir kaç ay evvel, kendi
arazilerinden halk lehine feragat ederek,
m em leketin bütün büyük arazi sahiple­
rini aynı şekilde harekete davet eden
Iran Şehinşahm m gösterdiği misali h a­
tırlatm ak kâfidir.
31
Iran veya M ısır köylüsünün bugünkü
ağır vaziyetini görmemzelikten çok uza­
ğız. Fakat "kolhoz" köylüsünün d ah a iyi
yaşadığım ve Sovyet reçetesinin doğu
em ekçilerini kurtara bileceğini düşün­
m ek şüphesiz büyük b ir safdillik olur.
Sabık "kolhoz" işçilerinden olan ve
M ısırda yaşayan fbir muhacir, en fakir
fellâhm bile "kolhoz" m ujiğinden daha
iyi bir vaziyette bulunduğunu bildiriyor
ve "fellâh hiç olmazsa hürdür" diyor.
Bütün belâ şundan ileri gelm ektedir
ki, hakiki vaziyeti bilmeyen halk kitle­
leri, "sovyet cenneti" hakkında yayın­
lanan yalancı ve riy ak âr propaganda ile
besleniyorlar. Dünyayı iki bloka ayıran
"dem ir perde" den beklenen pratik ne­
tice de zaten bundan ibarettir.
Sovyetler, Doğu m em leketlerindeki
dahili ve harici güçlükleri, kendi men­
faatleri lehine istismar etm ek istiyorlar.
M üslüm an m em leketlerini, sulhu ve em­
niyeti tehdit eden tehlikeyi bunda ara­
m ak lâzımdır.
Yakın Doğuda vaziyet hergün daha
fazla gerginleşm ektedir. Diplomatik ma­
kine h er yerde bütün hızıyle çalışıyor.
Taraflardan biri ihtilâfların tasfiyesi ça­
relerini ararken, .diğeri, aksine olarak,
ateşi körüklem ek suretiyle, bu ihtilâfları
dünya çapında bir yangına çevirm eye
çalışıyor.
Bu çetin mücadelede, güç m eselelerin
halli ve yer yüzünde sulhun m uhafazası
için Tanrının insanlara verdiği akıl ve
idrakin galebesine inanıyoruz.
Sialingraiian Berline
Yazan: R. Traho
Çalışma şeraitinin ağırlığından bitkin
bir hal'e gelmiş v e tetbişten yılmış, Sov­
y e t "cennet" inin vatandaşları; işçi ve
köylüler, senelerdenberi, onları k u rta ra ­
cak v e hürriyete kavuşturacak harbi b e­
kliyorlardı.
Harbe kim başlayacak, kim ve n ere­
den gelecek, onları k a fiy e n alâkadar
etmiyordı.
Senelerdenberi bekledikleri o gün, ni-,
hayet, geldi çattı. Alm anlar Sovyetlere
harp ilân ettiler. Endişeli, aynı zam anda
sevinçli, bu haber, sü r'a tle geniş Sov­
y e tle r Birliği arazisine yayıldı. Alm anlar
ne biçim insanlardır, geldikten sonra ne
yapacaklar, bunu kim se bilmiyor ve
düşünm üyordu bile . . . Fakat buna rağ­
m en herkes geniş bir nefes aldı. Sefalet­
Kafkasya
ten, ağır harp işlerinden, bom balardan
v e tahribattan kimise korkm ıyordu. H er­
kes bu harbi, esaret zincirlerini kopara­
cak bir bora farzediyor ve bunu m ütea­
kip parlayacak ■güneşin getireceği hür
hayatı düşünüyordu.
Herkes kalbinde gizli duygular besle­
yerek, biran evvel harp havadisini bil­
dirmek ve istikbal hakkında hasbıhalde
bulunm ak için en yakın dostuna ve en
itim at ettiği 'arkadaşına koşuyordu.
Düşman istilâsına uğramış h er hangi
bir m em lekette böyle bir. sevinç tasav­
vur edilebilir mi? Tabii hayır. Bu garip
haleti ruhiyeyi, bedbaht, sovyet sokak
adamından başka hiç kim se anlıyam az.
Seferberlik ilân edildi. Fakat hiç kimse
askere gitmek istem iyordu. Halkı, silâh
altına almak veya harp işlerinde çalıştır­
mak için, zorla götürüyorlardı. A sker
kaçakları, hususî polis köpekleri vasıtasiyle, aranıyorlardı. Sovyet hayatında
bu nevi köpekler çok büyük bir rol
oynam aktadırlar, insanın en sadık dostu
olan bu hayvanlar, düşm an elinde birer
canavar kesiliyorlardı.
KafkasyalIlar, 'bir taraftan kendi meş­
h u r dağlarına v e orm anlarına sığm ıyor­
lar, bir taraftan da, hayatlarını tehlikeye
koyarak, radyo haberlerini dinlem ek
için, şehir ve kasabalara iniyorlardı.
Sovyet boyunduruğunun yakında sona
ereceği umumî kanaat haline gelmişti.
Kolhozcular, kendi ziraat .aletlerini ve
hayvanlarını geri ‘a la c a k la r’ düşünce­
siyle, şimidâden seviniyorlardı. Diğer
bazı kolhozcular d a şöyle diyorlardı:
“Allahım, bolşeviklerin im hasından baş­
k a hiç bir şey istemiyorum. Bir çift öküz
v ey a bir cılız beygir edininceye kadar,
öz toprağımı ellerimle eşm eğe hazırım."
Alman taarruzu, Sovyetler Birliği h al­
klarının v e bizzat rus halkının gösterdiği
sem pati yüzünden, sür'atle gelişiyordu.
Düşmanı durdurmak ve taarruzunu de­
fetm ek için bolşevikler de büyük bir ga­
y re t sarfediyorlardı. Bunun için, her
yerde siperler kazılıyor, istihkâm lar y a ­
pılıyor, velhasıl düşm anın taarruzunu
durdurmak veya yavaşlatm ak için elden
gelen her şey yapılıyordu. Aynı zaman­
da, komünistlerin halka karşı hal ve ta ­
vırlarında da büyük değişiklik husule
Nr. 2-3
geldi. Artık, “halk düşm anlan" kalm a­
mıştı. Harp, “anayurt" harbi ilân edildi.
Halkta v e orduda vatanperverlik hissini
uyandırm ak için, Kremlin em rindeki
muazzam propaganda m akinesi harek ete
geçti.
Stalinin: “Düşman im ha edilecek, zafer
bizimdir" şiarı kom ünist propaganda-cıların ağzından düşm üyordu. Fakat, bu
beylik sözler, emekçi kitleleri arasında
pek zayıf aksülâmel uyandırıyordu. On­
ların bir tek düşünceleri vardı, o da
biran evvel "mesut kolhoz hayatı" ndan
kurtulm ak.
Sovyet propagandacıları, halkın haleti
ruhiyesdni ve arzularını nazarı itibara
alarak taktiklerini değiştirdiler. Artık,
kolhozların lâğvedileceği, cam i ve kili­
selerdin yeniden halka açılacağı tarzında
propaganda yapılm ağa başladı. Fakat,
şimdiye kadar bir çok şeyler vadedilm iş,
hiç birisi d e tahakkuk etmemişti. Bunun
için halk bu yeni propagandaya da k u ­
lak asmıyor ve inanm ıyordu.
Alman istilâsına m aruz k alan Garbî
ve Sovyet U kraynasm da bütün şüpheli
eşhas, yani ecnebi'lisanlarına v e bilhassa
alm ancaya aşina olan alimler, professörler, doktorlar, m uallim ler v e diğer
emekçi m ünevverler, k itle halinde Rusya
içerilerine sevkedilerek, siper ve diğer
istihkâm işlerinde çalıştırılm ağa başla­
dılar.
Biz KafkasyalI m ünevverleri d e Şimale,
Rusyaya sürm eğe başladılar. Bizi istif
halinde hayvan vagonlarına tık tıla r ve
nereye •götürüldüğüm üzü.söylem eye bile
lüzum görmediler. A ncak içim izde bulu­
nan tecrübeli kimseler, silâh a ltın a değil,
geri hizm etlerde çalıştırılm ak üzere toplattırıldığımızı tahm inde gecikm ediler.
Rostof şehrine geldiğimiz zam an bize
dem iryolunun ve bazı köprülerin tahrip
edildiği, içiıi bundan sonra yolum uza
yayan olarak devam edeceğimiz bildirildi.
Vagonlardan inerek MVD k ıt'a la n m n
nezareti altında yolum uza y ay a n olarak
devam ettik.
Her gün 30—40 kilom etre yol alıyor­
duk. Kiyef istikam etine gittiğim izi artık
anlamış bulunuyorduk. Hergün yüzlerce
ve binlerce, bizim gibi, sürülen kim sele­
rin iltihakiyle kafilemizin m evcudu 20
Nr. 2-3
Kafkasya
bin kişiyi buldu. Bizden evvel geçen k a­
fileler, yol boyunca, bütün çeşme ve ku­
yuları boşalttıklarından su bulmak husu­
sunda büyük güçlük çekiyorduk. Yemek
te'verilm iyordu. H erkes evinden aldığı,
veya geçtiğimiz civar köylerden temin
ettiği, gıda m addeleriyle iktifa etmek
m ecburiyetinde idi. Bir türlü sonu gel­
meyen bu uzun ve yorucu yolculuktan,
herkes bitap bir hale gelmişti.
Fasılalarla süren üç aylık yolculuktan
sonra nihayet Poltava ile Kiyef arasında
Ramadan isminde bir m ahalle geldik.
Burada bize Kiyevin düşm an tarafından
işgal edildiği bildirildi ve derhal geriye
hareket etmemiz emredildi. Tekrar Pol­
tava yakınlarına dönerek orada siper
kazm ağa başladık.
Bastıran Sonbahar soğuklarına rağmen
yarı çıplak, aç v e susuz, bitlenmiş bir
vaziyette, MVD kıt'alarm ın nezareti al­
tında, durm adan dinlenm eden siper ka­
zıyorduk. Burada da yem ek sıkıntısı çe­
kiyor v e kolhozcu-köylülerden çalmak
m ecburiyetinde kaldığımız gıda madde­
leriyle id are ediyorduk.
Bizi burada bir ay çalıştırdıktan sonra,
evvelâ H arkov civarında Mirgorod şeh­
rine, oradan da Staılingrad civarına sür­
düler. Sürüldüğümüz h er yerde de bize
aynı işi yaptırıyorlardı.
1941 yılının o m eşhur soğukları başla­
dığı zaman, hepimizi istif halinde bara­
kalara yerleştirdiler. O rada milyonlarca
bitlerin hücum una uğradık. Bu yüzden
salgm halinde tifüs hastalığı baş göster­
di. H astalık ve hararetin yükselişi
k at’iyen rol •oynamıyordu. A yakta dur­
dukça herkes çalışmak mecburiyetinde
idi.
Sıhhiye teşkilâtı yoktu, içimizde bu­
lunan doktorlar ve sıhhiye memurları
bizim gibi çile çekiyorlardı. Gıdasızlıktan
ve hastalıktan dolayı hergün onlarca ve
yüzlerce insan ölüyoTdu. Yorgunluktan
ve hastalıktan bitap hale gelenler ve
kalkam ayacak vaziyette olanlar, MVD
çiler tarafından dipçiklerle zorla kaldırı­
larak işe sevkediliyorlardı. Yolda ve iş
başında düşenler .ise olduğu yerde kur­
şuna diziliyor ve böylelikle diğerleri
ürerinde tethiş havası estiriliyordu. Bu
yetm iyorm uş gibi m em lekette kalan aile
33
efradı ile de m uhabere etmek yasak edil­
mişti. Herkes ebediyen aile ocağından
koparılm ış bulunuyordu.
insan takatinin üstünde olan bu ya­
şayış ve çalışm a tarzından yılanlar, her
tehlikeyi göze alarak, Alm anlara kaç­
m ağa teşebbüs ediyorlardı. Fakat bulun­
duğumuz kamp, MVD kıt'aları ve hususî
köpeklerle çok iyi muhafaza altına alın­
mıştı. A yrıca kampın etrafında da m ayin
tarlaları vücude getirilmişti. Fakat bütün
bu tertibata ve propagandalara rağmen,
gerek sürgünler ve gerekse yerli halk
fırsat buldukça A lm anlara firar ediyor­
lardı. Ekseriyetle buna teşebbüs edenler,
sağlam ve kellesini koltuğuna alan, kuv­
vetli kim selerdi v e ancak bir mahalden
diğer m ahale nakledildiğimiz zaman,
büyük bir riskle kaçmak imkânını bu­
luyorlardı.
Alm anlar Stalingrada yaklaştıkça, sür­
günlerin intikam ından korkan MVD çiler
birdenbire tavırlarını değiştirerek yum u­
şadılar ve insanca muamele etmeğe baş­
ladılar. H atta, içimizde sağlam olanları
kızılordu saflarında yer almaları için teş­
vik bile ettiler. Fakat bütün m eşakkate
rağmen asker olmak isteyenler parm akla
gösterilecek k adar azdı. Bunun üzerine,
bu gibiler itim ada şayan olmayan kim­
seler addedildiler ve çalışma şeraiti
çok d ah a kötü olan acele dem iryolu in­
şaatına gönderildiler, aynı zamanda bir
çok kim seler de zindanlara atıldılar.
Alman k ıt'a la n biraz daha yaklaşınca,
zindanlara atılan şüpheli kimseler, düş­
man eline geçmesin diye derhal kurşuna
dizildiler, diğerlerini d e hayvan vagon­
larına tıkarak tahliye etmeğe çalıştılar.
Tahliyeye im kân kalm ayınca da, bu bed­
bahtlarla dolu olan vagonlar, üzerlerine
benzin ve petrol dökm ek suretiyle ateşe
verildiler v ey a Sovyet tayyareleri tarafın­
dan bom balarla tahrip edildiler. Bütün
bu katliâm yenli halkın gözü önünde ce­
reyan etmişti. Cesetlerle dolu tahrip
edilmiş ve yanm ış binlerce vagon da bi­
lâhare Alm anların eline geçti.
Bu katliâm sırasında, bir çok kimseler
boğazlarını kesmek, kafalarına kazma ve
kürek vurm ak suretiyle intihar etmeğe
çalıştılar. Fakat merhametsiz ve canavar
3.4
jCafkasya
ruhlu 'bolşevikler bu h ale aldırm adılar
bile.
Mucize kabrim den kurtulanlar ve ek­
seriya y erli halk, gözyaşları arasında,
bu bedbaht ölüleri umumî çukurlara gö­
m üyorlardı ve aynı şeyin başlanna ge­
lebileceğim düşünerek, A lm anlara iltica
etm ek fırsatım bulanları ve m ezara gö­
m ülenleri kıskanıyorlardı.
Nr. 2-3
Bu kâbus A lm anlara esir düşünceye
k ad ar devam etti. M aalesef A lm anlar da
Rus'lardan geri kalm adılar.
Ellerine
düşen sivil halk evvelâ kam plara tıkıldı,
sonra d a cephede istihkâm işlerinde ve
Aılmanyada fabrikalarda çalıştırılm ak
üzere m uhtelif y erle re sevkedildi. Böylelike yeni bir çile başlıyordu. Bu da ayrı
bir h ik â y e . . .
Kırım Hanzadelerinin Kafkasyada
ialim ve terbiyesi
Y azan: Dr. A. Soysal
(Tarihten b ir yaprak)
Rus m üstevlilerinin gelişinden evvel,
kudretli Kırım Hanlığı ile komşusu Çerkesistan (Şimalî Kafkasya) arasında, her
iki m em leketin kültürce de yaklaşm a­
sına yardım eden, gayet sıkı dostluk ve
iyi kom şuluk m ünasebetleri cari idi.
Bittabi, bu iyi m ünasebetler derhal
teessüs etmemişti. Buna takaddüm eden
zam anlarda Kırım H anlan ile K afkasya­
lIlar arasın d a sık sık çarpışm alar oluyor­
du. Biı çarpışm aların faydasıziığm a k a­
n a a t getiren H anlar, dostluk tesisine ça­
lışarak, bu m aksatla, çocuklarını, tâlim
ve terbiye etm ek -içiaı (Atalıki) ye, Çerk eslere gönderm eğe başladılar.
C esaretleri, asaletleri,- ailevî v e millî
an'aneleri v e sosyal nizam lanyle şöhret
bulan K abartay v e Çerkesiıstan, bilhassa,
Km m H anlarının nazarı dikkatini ve
•hayranlığım celbediyordu. Bunun içindir
k i H anlar, çocuklarım tercihan Kafka­
syanm bu eyaletlerine gönderiyorlardı.
Bu calibi dikkat -tarihî vak'a şöyle ce­
reyan ediyordu:
H anın veya H an sülâlesinden birinin
çocuğu d ü n y ay a geldiği zaman derhal
hususî bir haberci ile, Çerkeş ve Kab arty H üküm darlarına haber gönderilir
v e çocuğun büyütülm esi ve tâlim ve
terbiyesi için m em leketlerine kabul edil­
mesi rica olunurdu.
Bu haber alm ır alınmaz, çocuğun ba­
kımı ve talim v e terbiyesi ile m eşgul
olacak sütnineyi v e m ürebbiyi seçmek
üzere, halk umumî toplantıya davet edi­
lirdi. Bu toplantıda intihap olunan sütnine ve m ürebbiye, tantanalı b ir surette,
üzerlerine aldıkları bu mühim v e şerefli
vazifenin m anevî ve İçtimaî ehem m iyeti
anlatılırdı. Bundan sonra, çocuğu g etir­
m ek için, 300 kişilik bir süvari kafilesi­
nin refakatinde, sütnine ve mürebbi, Kı­
rım a gönderilirdi.
Kafile efradı, en yeni elbiselerini gi­
yer, en iyi silâhlarım k uşanır ve cins
atlarm a binerek, Kuban tarikiyle Tam an'a m üteveccihen yola çıkarlardı. Tamanda, bütün kafile, atlariyle birlikte
gem ilere biner ve Kerç boğazının 7 kilo­
m etrelik deniz yolculuğumdan sonra, Kam ışburnu v ey a Tam kale iskelelerine çı­
kardı. O radan da, yine karadan, Kırımın
paytahtı B ağçesaray'a kadar gelinirdi.
Han, veliaht (Kalgay) v ey a ikinci v e­
liaht (Nureddin) hüküm et erkânı ile bir­
likte, kafileyi, şehrin dış kapısında k a r­
şılardı. Bu m ünasebetle söylenen nutu k ­
ta, m isafirlere hoş geldiniz denir ve y ap ­
tıkları uzun ve yonicu yolculuktan do­
layı teşekkür edilirdi. Kafile reisi de
verdiği cevapta, doğum m ünasebetiyle
m em nuniyetini belirterek, H an ailesini
de tebrik ettikten sonra, ötedenberi cari
olan eski âdet ve an'aneye göre, yeni
Nr. 2-3
•Kafkasya
doğan yavruyu, birlikte getirdikleri sütları şehrin dış kapılarında karşılardı.
nineye ve m ürebbiye teslim etm elerini
Orad-a yine karşılıklı nutuklar söylenir
söylerdi. Çocuğa, m ensup olduğu aileye ve hep beraber, m isafirlerin kabulü ve
lâyık bir şekilde bakılacağım , talim ve
ağırlanm ası için hazırlanan, Han sara­
terbiyesine azami -derecede itin a edile­ yına gidilirdi.
ceğini, ve bu şeref yalnız onunla meşgul
Bütün m em lekette adeta bir bayram
olacaklara .değil bütün halka ait oldu­ havası eserdi. M isafirlerin şerefine m u­
ğunu -da ilâve ederdi.
tantan ziyafetler tertip edilir, çeşitli
Karşılıklı nutuklardan sonra, bütün
eğlenceler yapılır, Hanın husu-sî orkekafile, H an sarayına dav et edilirdi. O ra­ strosunun refakatm da Kafkas ve Kırım
da, bunların şerefine üç gün üç gece millî havaları terennüm edilirdi.
ziyafet verilir ve m uhtelif eğlenceler
Bu m es'ut günlerde, Han sarayının
tertip edilirdi. N eş'e içinde geçen bu üç kapısı bütün halka -açılır ve böylelikle
günden sonra, kafilenin içinden seçilen
tertip edilen ziyafet ve eğlencelere, şeh­
7 kişilik bi>r heyet Hanın huzuruna çı­ rin ve civar kasabaların halkı ile mem­
kardı.
leketin her tarafından gelenler de işti­
Bunl-ar, gösterilen m isafirperverliğe te ­ rak ediyorlardı.
şekkür ettikten sonra, yurtlarına dön­
Umumî ve millî bir m ahiyet arzeden
mek arzusunda olduklarım ve yavruyu
bu şenlikler üç gün üç gece devam
kendilerine teslim etm elerini Handan
ettikten sonra, Han sarayında, Hanın da
rica ederlerdi. Han bizzat, çocuğu ana­ iştirakiyle 500 kişilik son ve muhteşem
sının kucağından al-arak bunlara teslim
bir ziyafet verilirdi.
ederdi, bunlar da yavruyu birlikte ge­
Bu ^ziyafette, Han, oğlunun talim ve
tirdikleri sütnineye verirlerdi.
terbiyesi için, KafkasyalI misafirlere te­
şekkürlerini bildirir v e çocuğun dadı­
Bütün bu m erasimden sonra kafile,
çocukla birlikte, aynı tarikle m em leket­ sını kendi ^ailesine m anevî akraba yap­
lerine dönerdi ve orada sütnine çocu­ tığını ilân ederdi. Bundan sonra, dadı
ğa, hakikî evlâdı gibi bakardı. Değil yal­ başta olmak üzere, 300 KafkasyalI misa­
nız sütnine, çocuk büyüdükçe, bütün fire envai türlü kıym etli hediyeler d a­
ğıtılırdı. Bu hediyeler arasında silâhlar,
halk onun oyunları, ve talim terbiyesiyle
deriden mâmul çeşitli eşya, çuha, kıy­
meşgul oluyordu.
Çocuk 8 yaşına bastığı zaman ata bin­ metli m adenî eşya ve saire bulunurdu.
mesini, silâh kullanm asını öğrendiği gi­
Bununla şenlikler sona erer v e m u­
bi, harp oyunlarına da -iştirak ediyordu.
tantan bir surette teşyi edilen misafirler
Hanın oğlu, yabancı bir memlekette,
yurtlarına dönerlerdi.
yabancı bir aile içerisinde yasadığı halde,
Han ailesi ile, Kırımı ziyaret eden,
hiç bir tazyik ve rahatsızlığa m aruz kal­ üçyüz KafkasyalI arasında -bir nevi m a­
madan, tamamile serbest ve hür olarak
nevî bağlılık husule gelirdi. Bu bağlılı­
büyüyordu.
ğa, KafkasyalI ziyaretçüer çok kıymet
Çocuk onbeş yaşm a geldiği zaman, veriyor ve büyük bir iftihar ve şerefle
ailesi onun geri gönderilm esini talep kendilerini Hanın en yakın adamları te ­
ederdi.
lâkki ederlerdi. Tesis edilen bu rabıta,
Kırıma dönmeğe hazırlanan çocuğa bu küçük züm reye inhisar etmeyerek
yepyeni elbiseler giydirilir, mükemmel genişliyor, Kafkasyanm ve Kırımın en
silâhlar verilir ve en iyi cinsten bir ata hücra köşelerine kadar yayılıyordu. Bu­
bindirilerek, tıpkı onbeş sene evvel gel­ nun da her iki m emleket için büyük
diği gibi, yine 300 atlının refakatm da siyasî ehemm iyeti vardı.
Kırım prenslerinin veya Hanuko'larm
tantana ile Kafkaısyadan Kırıma gönde­
(Çerkesler öyle derdi) Şimalî Kafkas­
rilirdi.
Kafile Bağçesaraya yaklaştığı zaman, ya'da talim ve terbiyesi âdeti, bilhassa
15 sene evvel çocuğu almağa gelirken XVII nci asırda^ rağbet bulmuştu. V ar­
yapılan merasim aynen tekerrür ederdi. şova üniversitesi kütüphanesinde, el
Han ailesi ve hüküm et erkânı yine bun­ yazm aları arasında bulunan bir çok ve­
36
Kafkasya
Nr. 2-3
sikalar, 1735 de Halim Giray Hanın, 1753 k asyada büyüyen Kırım prensleri, mem­
leketlerinde iş başına geldikleri zaman,
d e de Kapl-an Giray Hanın oğullarının,
talim ve terbiye için, K abartaylara gön­ Kınm-Kafkas dostluğunun kuvvetlenm e­
derildiklerine dair dikkate değer m alû­ sine. bilhassa ehem m iyet veriyorlardı,
içlerinden b azılan d a çerkesleşerek
m atla doludur.
Kırım H anlığının’son devirlerinde bu . m em leketlerine dönm em işler v e Kafkasâdet kalkm ış ve bunun yerine Kırım y ada yerleşm eği tercih etmişlerdi.
Bolşevikler tarafından, Şimalî Kafkasprensleri, talim v e terbiye için, Osmanlı
saraylarına gönderilm eğe başlanm ışlar­ yada, iomha edilen m eşhur Sultan-KırımGirey ailesi bu cümledendir.
dır.
Şunu da ilâve etm ek lâzımdır ki, Kaf*
Şimalî Kafkasyalılann Kurultayı
Devlet halk dem ektir, bundan dolayı, Alm anya değil, Nalçik, Grozni, Temirh e r türlü hatadan ve ağır m esuliyetten hanşura gibi bir kafkas şehriydi.
kaçm ak için, gerek harici, gerekse daK urultaya gelenlerin kahir ekseriye­
h ü i bütün umumî m eselelerde halkın re­ tini, ikinci d ünya savaşının kurbanları
y ini alm ak icap eder.
olan gençler, siyasî m uhacirler teşkil
Şimalî K afkasya M illî Komitesi, de­ ediyordı. Hemen hepsi alm anca lisanını
m okratik prensipe uygun olarak, son h atta bazılan, üstelik İngilizceyi de
iki üç yıl zarfında vukua gelen ve bu öğrenmişlerdi. Bazılan A lm anlarla ev­
nazik zam anlarda vukubukaakta olan lendiklerinden alman akrabalariyle dost­
b ir çok hâdiseleri gözden geçirm ek üze­ larının refakatm da gelmişlerdi.
re, m uhacirleri toplantıya çağırm akla
K urultaya gelenlerle m isafirlerini güç
bela istiap eden geniş salonda, herkes
isabetli bir harekette bulunm uştur.
K urultay hakikaten halkçı b ir kurul­ sık saflarla yerini alarak oturdu.
tay ı olm uştur, zira muhaceretim izin bu­
Şiddetli alkışlarla karşılanan Şimalî
n a iştirak eden iki yüz mümessili, So­ K afkasya Millî Komitesinin reisi Prof.
v y et Hüküm eti tarafından silâh güciyle A. N. M agom a k ısa bir nutuk irad ettik­
işgal edilen Şimalî K afkasya Cumhuri­ ten sonra, hazır toulunanlân, sovyet re­
y eti halklarının haleti ruhiyelerini ve te ­ jiminin istibdadı altında ölenlerin h atı­
rasını yadetm ek üzere ayağa kalkılm am ayüllerini aksettirm iştir.
16
Eylül sabahından itibaren, Mün- sını ve dua edilmesini teklif etti.
d ıen ’in m ütevazi m ahallelerinden birin­
Salonda hazır bulunan imamın oku­
de tutulan binanın (PreiBing StraBe 20) duğu dua, derin bir sükûta garkolan sa­
önü, Batı Alm anyanm h er tarafından
londa, vatandan gelen ulvî bir ses gibiy­
gelen Şimalî KafkasyalI m uhacirlerden
di. Bu ses herkesin kalbine nüfuz ediyor,
m üteşekkil gruplarla- dolm ağa başla­ h ür dünyadan "dem ir perde" ile kesilen
mıştı. Bazıları trenle gelmiş olup, neş'eli güzel vatanın ve orada kızıl istibdad
b ir surette küçük binaya doğru yürüyor­ altında ölen akraba v e dostların aziz
lardı; diğerleri ise aynı yere kam yon­ hatırasını canlandm yordı.
larla geliyorlardı.
Açı düşünceler ve m üşterek ıztırap
E kseriyet çoktan b eri görüşmemişlerdi hazır bulunanların yüzlerine aksediyor
v e sevinçle yekdiğerlerinin ellerini sıka­ ve onları b ir tek iman bir tek ruh haline
getiriyordı.
ra k kucaklaşıyorlardı. Alman şehrinin
bu sakin sokağı bir aralık KafkasyalIla­
M erasime haşm etli bir m ahiyet veren
duadan sonra, millî kom ite başkanı Prof.
rın hiç duyulmamış lisanlariyle canlandı
v e gelüp geçen B avaryalılann m erakla­ A. N. M agom a kurultay riyaset divanı­
nın seçilm esini teklif etti.
rını celbetm eye başladı. Sanki burası
Nr. 2-3
Kafkasya
Oy birliğiyle A. Kantemir. başkanlığa,
M. Burlak kâtipliğe, H. Kumuz, A. Abuk,
Edi öm eroğlu, Kumş, H. Dışek ve Y. Hoçioğlu da divan üyeliklerine seçildiler.
K urultay başkanı A. Kantemir, alkış­
larla karşılanan açılış nutkundan sonra,
gündem tasarısını okudu ve bazı tam am ­
lam alar ve değişikliklerle gündem şu
şekli aldı:
1- M uhacirlerin iskânı ve istikballeri­
nin temini yolunda Şimalî Kafkasya
M illî Komitesinin yaptığı faaliyet hakkm daki raporun okunması.
2--Komitenin diğer m illetlerin m uhacir
teşkilâtlariyle m ünasebatı hakkında iza­
hat.
3- Halihazırdaki siyasî vaziyetin ve
bilhassa München'de kurulan "Rusya
halklarının kurtuluş şurası" (SONR) ta ­
rafından yapılan faaliyetin izahı..
4- Millî kom ite üyelerinin seçilmeısi..
R aporu bizzat kom ite başkanı Prof. A.
N. Magoma okudu v e harpten sonra hu­
sule gelen ağır şartlar içerisinde m uha­
cirlerin yerleştirilm esi v e istikballerinin
tem ini yolunda yapılan faaliyeti etraflı
bir şekilde izah etti. M uhacirlerin bütün
haklardan istifade edebilm eleri için ken­
dilerinin siyasî sebepler dolayısiyle v a­
tanlarına dönem ediklerini o zaman izah
etm enin ne kadar ağır olduğunu anlatan
kom ite başkanı, bilâhare kuntratlarm
temini, formalitelerin tekmili, bir çok
eşhas ve teşekküllerle m üzakere ve mu­
habere işlerinin tevlit ettiği zorlukları
tebarüz ettirdi.
M uhacirlerimizin ıztıraplarına ilk ce­
vap veren Türkiye oldu ve 600 kişiyi
derhal kabul etti. Ürdün v e M ısır 200
k ü sur m uhacire m elce verdi. Prof. A. N.
M agomanm bu m em leketlerin en ağır
zam anlarda gösterdikleri kardeş yardım ı
dolayısiyle hüküm etlerine teşekkür edil­
m esini teklif etti.
Teklif kurultayın coşkun alkışlariyle
karşılandı.
Komite başkanı IRO nm, baptist teşki­
lâtının, Tolstoy fondı'm n ve vatandaşı­
mız bayan N atırboy’m, bir çok m uhacire
A m erikada çalışa bilm eleri için kuntrat
tem in ettiklerini bildirdi v e mezkûr te­
şekküllerle KafkasyalI kardeşlerine bu
k ad ar alâka gösteren bayan N atırboy’a
37
teşekkürlerini izhar etti. {Şiddetli alkış­
lar. "Allah razı olsun" nidaları.)
Bütün bu izahattan meydâna- çıkmak­
tadır ki, m uhacirlerin mühim kısmı Türkiyeye, Urdüne ve diğer Müslüman
memlektlerine, Ingiltereye, A rjantine ve
Şimalî A m erikaya yerleşmişlerdir. Bu
son memlekete g'öç devam etmektedir.
Prof. A. N. Magoma, kom itenin hiç
bir yerden maddî yardım görmemesi dolayısilyle, bundan daha iyi neticeler elde
etmesinin imkânsız olduğunu belirtti.
(Alkışlar).
Bunu m üteakip millî kom ite başkanı,
komitemizin diğer kom itelerle ve bil­
hassa bizim gibi sovyet istibdadının kur­
banı olan m illetlerin teşekkülleriyle
yaptığı iş birliğine ve m ünasebata temas
etti. •
Şimalî Kafkasya, Azerbaycan, Erme­
nistan ve Gürcüstan m uhacirleri arasın­
daki dostluğun ailevî m ahiyetini tebarüz
ettiren Prof. A. N. Magoma Polonya ve
onun gibi peyk m em leketlerin m uhacir­
leri ve Ukrayna, Kazan, Belorus, Baltik
v e bilhassa Türkistan,' Idil-Ural, Kırım
ve Kalmık teşekkülleriyle olan dostane
m ünasebata işaret etti. (Alkışlar ve tastik sesleri.)
Halihazırdaki siyasî m eselelere geçen
komite başkanı kem ali iftiharla şuna
işaret etti ki, gurbetteki ağır hayat şart­
larına rağmen, muhacirlerimiz, milleti­
mizin geçen nesillerinden tevarüs ettik­
leri millî-siyasî prensipler üzerinde sar­
sılmadan durm aktadırlar. Halkımızın bu
millî iradesinden ilham alan Şilmalî Kaf­
kasya Millî Komitesi şu iki essas pren­
sipten vaz geçmemiştir ve geçmeyecek­
tir: vatanımızın millî istiklâli ve onun
komşu ve kardeş K afkasya halklariyle,
Azerbaycanla, Erm enistanla ve Gürcüstanla konfederatif birliği. (Şiddetli al­
kışlar.)
Hatip sözlerine şöyle devam etmiştir:
-maalesef, bundan bir müddet evvel,
hususî bir am erikan komitesinin ve sa­
bık muvakkat Rus hüküm eti başbakanı
Kerenskinin ortaya çıkm alanyle muha­
cir rus çevrelerinde başlayan kaynaşm a
hafifçe bize de dokundu. M ezkûr ameri­
kan komitesinin him ayesiyle, bundan
kısa bir müddet evvel, "Rusya halkları-
38
Kafkasya
nin kurtuluş şurası'nam ı altında vücuda
getirilen bir kural gayrı Rus m illetlerin
tem silcilerini de kendi bünyesine sok­
m ağa çalışıyor. M uhtelif ve yekdiğer­
lerine zıt teşekküller arasında yolunu
daim a şaşırm akla şöhret bulan general
Biçerahov^ imanının. istik rarsızlığ ın ı. bir
d efaH aha ispat etti ve bu rus hareketine
kendisini kaptırdı. Bu m eş'um teşebbü­
süne "millî" bir m ahiyet verebilm ek için
de, 30 k a d ar__yatandaşımızia... Şçhj\rabach’da toplayarak, arkasından sürükle­
mek istedi. Fakat şimdi anlaşılm ıştır ki,
ona ancak 5—6 kişi kapılm ıştır. Çok
y akın bir zamanda sabun köpüğü gibi
dağılacak olan bu sergüzeşte fazla
ehemm iyet verm em ek lâzımdır. Sdıwabadı'da toplanan sözde "kongre" ye yan­
lışlıkla iştirak eden ve şimdi aramızda
bulunan vatandaşlarım ızla yapılan h u ­
susî konuşm alardan bu hareketin sahte
ve iki yüzlü m ahiyeti m eydana çıkm ak­
tadır. Bu vatandaşlar vaziyeti şüphesiz
daha iyi izah edebilirler.
Prof. A. N. Magoma, netice olarak
şöyle demiştir: "Sovyet rejim ine karşı
m ücadele eden bütün m illetlerle ve hatta
Ruslarla m esaî edebiliriz. F akat bir şart­
la: Milletimizin m ukaddes haklarının ve
onun m utlak siyasî istiklâlinin kayıtsız
şartsız tanınm ası v e hürm et edilmesi".
(Şiddetli alkışlar.)
M üspet deliller ve samimî bir ifade ile
dolu ve dolgun olan bu izahat büyük bir
dikkatle dinlenm iş ve hazırun üzerinde
derin -bir tesir husule getirm işti. Bunu
raporun m ünakaşa ve m üzakeresi takip
etti.
K urultay başkam , -söz isteyen ve
Schwabadı "kongre" sine iştirak etmiş
bulunan H. Tlehuroy’a söz veriyor. O da,
Sdıwabach toplantısında bulunan 26 ar­
kadaşı nam ına şunu 'beyan etti: "sözde
Schvvabach "kongresi"ne bizi aldatarak
celbefetiler. Bize dediler ki, orada bütün
Şimalî KafkasyalIlar hazır bulunacaklar­
dır. F akat orada kim seyi bulam adık ve
toplantı güiünçıbir şekil aldı. V atandşlarımızı orada görm eyince h ay ret ettik. Biçerahov'in ve yanında duran iki üç kişinin
kendi kendilerine rey verm eleri de bizi
hayrette bıraktı. Demek ki bizi aldatmış­
lardı. Bugünkü kurultayın iradesi bizim
Кг. 2-3
millî irademizin ifadesidir. Biz hepimiz
senerlerle beraberiz ve Beçerahov’m ser­
güzeştini takbih ediyoruz. Komitemize
ye onun başında du ran A. N. Magom a'ya itim adımız vardır, onların arkasın­
dan yürüyoruz, çünki onlar istiklâlim iz
için m ücadele ediyorlar". (Şiddetli alkış­
lar, salonda gürültü ve Biçerahov aley­
hine infial ve lânet sesleri.)
K urultay başkanı sükûneti zorla ihya
ediyor ve sözü H asis’e veriyor. O da
şöyle diyor: "Biz buraya kardeşçe tesanüdümüzü bir defa daha izhar etmek,
millî istiklâlim iz ve Konfederatif Kafka­
sya devleti uğruna m ücadele azmimizi
bir defa daha ifade etm ek için toplandık.
Demokratik idealler ve ondan çıkan
millî istiklâl hakkı ve hü rriy et uğruna
mücadele etm ekle biz, insanevî Şamilin,
dedelerim izin ve atalarım ızın yolu üze­
rinde yürüyoruz ve onların gayelerini
muzaffer bir neticeye ulaştırm ak istiyo­
ruz. Rus em peryalistlerinin teşebbüsleri
bizim azmimizi kıram az. G eneral Biçerahov'ın ve onun hem palarının hiç bir ser­
güzeşti bizi doğru yoldan ayıram az. H e­
sabın kanla görüldüğü bir işde hiç bir
pazarlık m evzubahs olamaz. Biz Kafka­
sya Birliği, K afkasya istiklâli için m üca­
dele ediyoruz. Ve rus em peryalizm ine
lâyık olduğu cevabı vereceğiz". (Alkış­
lar.)
Bundan sonra sözü H. Kumız aldı ve
şunları beyan etti: "ikinci dünya sav a­
şında biz ayrı ayrı m em leketlerde bulu­
nuyorduk. Fakat hepimiz aynı gayeye,
milletimize hizm et ettik, ileride de millî
işe dostane bir tesanütle devam edeceğiz.
Ben askerim ve siyasetle uğraşmıyorum .
Siyasete ancak gurbette tem as ettim ve
millî istiklâlimizin prensipi üzerinde du­
ruyorum. Komite azası değildim, fakat
ona elden gelen h e r yardım ı yaptım .
Unutmamak lâzım dır ki, eski devirlerin
m uhaciri olan bir çok kardeşlerim iz Tür­
kiyede, Suriyede, Urdünde, M ısırda ve
Şarkın diğer ülkelerinde yaşıyorlar. O n­
lar atalarının vatanlarını hatırlıyorlar,
hayatım ıza ve mesaimize karşı alâka
gösteriyorlar. "Kafkasya" dergisi, vatan
dışında bulunan bütün KafkasyalIlar a ra ­
sında irtibat vazifesini görecektir, irad e­
siz bir iki insanın içimizden ayrılm ası
Nr. 2-3
Kafkasya ■
teesüfe şayan bir hâdise olmakla bera­
ber, azmimizi sarsamaz ve millî işimizi
haleldar edemez.
Millî istiklâlimizi temin edecek kuv­
veti biz ancak tesanüt ve kardeşçe dost­
luk içerisinde bulabiliriz. Yaşasın Kaf­
kasya birliği! (Alkışlar.)
Bu defa sözü Edi öm eroğlu alarak
şöyle dedi: "Benden evvel söz alan h a­
tipler benim de düşüncelerim i ifade etti­
ler, fakat ben, iyi tanıdığım general Biçerahov hakkında bir kaç söz söylemek
isterim. O Rusların adamıydı, Rusların
adamı olarak kalm aktadır ve Rusların
adamı olarak ölecektir. Onun sergüzeşti
bizim için tehlikeli değildir. Bizi çar
idaresi im ha ediyordı, şimdi de Moskof
bolşevikleri imha ediyorlar. Onların
Allahı yoktur, bunun için -de A llaha ina­
nan v e istiklâlini talep eden Kafkasyayı
ve Sovyetler Birliğinde yaşayan 40 mi­
lyon M üslümanı imha etm ek istiyorlar.
A vrupa ile Am erikanın bütün memeket1erine ve bütün Müslüman âlemine tel­
graflar gönderm ek lâzımdır; yardım di­
lem ek lâzımdır; aksi taktirde masum
m illetler yekdiğerleri ardından m ahvola­
caklar. Çeçen-înguş cum huriyetini tas­
fiye eden ve halkımızı m ahvetm ek iste­
yen rus bolşeviklerine ve Staline lanet
olsun. (Şiddetli alkışlar ve düşman aley­
hine gürültü ve infial sesleri.)
Daha sonra Seyfettin ö . söz aldı ve
şunları söyledi: "Biz m illî istiklâlimiz
uğruna m ücadele ediyoruz ve edeceğiz.
Kardeşlerimiz Çeçen-Inguşları, KaraçayBalkarları, Kırım Türklerini ve Kalmıkları feci bir vaziyete sokmuş olan bolşevik rejim inden kurtulm ak için mücadele
etmeliyiz. Kahrolsun bolşevikler! Yaşa­
sın Kafkasya! (Alkışlar.)
Söz sırası İbrahim U.ye gelmişti: "V a­
tandaşlar, dedi, ben vaktinizi meşgul et­
mek istemiyorum, yalnız şuna işaret et­
mek arzusundayım ki, Kafkasya toprak­
ları üzerindeki evlerimizi ve yurtlarım ızı
atalarım ız ve ecdadımız kan teri döke­
rek dikmişlerdi, orada rus mujikleri de­
ğil bizler oturmalıyız!” (Şiddetli alkış­
lar.)
Bu m üheyyic ve şayanı dikkat top­
lantıda söz alan hatiplerin nutukarm ı
ayniyle nakletm eğe ne zaman ne de yer
39’
müsaittir. Bunun için bu hitabelerin kı­
sa bir hulâsasını verm ekle iktifa etmek
m ecburiyetindeyiz.
Ali B. şöyle dedi: "Bizim davamız mu­
kaddestir ve onu yürütmemize kimse
mani olamaz. G eneral Biçerahov'tan bah­
setm ek istem iyorum. O yolunu şaşırmış
bir zavallıdır. R usların Kafkasyaya hü­
cumlarım ve hemşirelerimize taarruzla­
rım hiç bir zaman unutmayacağız. (Şid­
detli alkışlar, düşm ana lânet nidaları.)
Ramazan T. çok alkışlanan hitabesin­
de şunları söyledi: "Biz haklı bir dava
için, millî istiklâlim iz için mücadele edi­
yoruz. M uvaffakiyetim izin zamini millî
birliğimiz, millî tesanüdümüzdür. Rus
em peryalistleri tarafından sürgün edilen
Ç erkeslerin feci ıztıraplarını hiç bir za­
man unutm ayacağız. Rusların bizimle
m üşterek hiç bir şeyi yoktur ve bizi ida­
re etm ek hakkına da malik değillerdir.
Biz KafkasyalIlar, siyaseten çoktan ol­
gunlaştık ve m üstakil hayata çoktan ha­
zırız. Milletimizin ahlâk seviyesi son
derece yüksektir. Unutmamak lâzımdır
ki, bizim millî tarihim iz polis ve fuhuş
denilen şeyleri görmemiştir."
Cançeri ateşin nutkunda ezcümle şöy­
le dedi: "Ecdadımız istiklâl ve hürriyet
uğruna kan um m anları akıtmıştır. Onla­
rın kahram anlığı eski devirlerde medenî
dünyayı h ay ret ve hayranlık içerisinde
bırakmış tarihe silinmez destanlar ver­
miştir. K afkasya m uharebeleri kahra­
manlarının izleri üzerinde yürüyen biz­
den evvelki nesil 11 M ayıs 1918 yılında
millî istiklâlimizi ilân etmişti. H ürriyeti­
mizin düşm anları olan Ruslar, bu defa
komünizme bürünerek, şiddetli ve kanlı
m uharebler neticesinde vatanımızı tek­
rar işgal ettiler. Güzel yurdumuz, âdet
ve an'anelerim izle taban tabana zıt
olan görülmemiş bir tecrübe sahası h a­
line geldi. Biz gençler, bizden evvelki
nesillerin izleri üzerinde yürüm eye and
içtik ve yürüyeceğiz. Rusların milleti­
miz üzerinde ika ettikleri vahşet ve ha­
karetleri unutan general Biçerahovla bir
iki hem pasına gelince, aramızdan çıkup
gitmeleri daha iyidir. Hiyanet ve hicaba
batmış olan insanlara ihtiyacımız yok­
tur. (Şiddetli alkışlar, yaşa sesleri.)
40
Kafkasya
S. A tayoğlu "Komite başkam Ahmet
Nebi M agom a’y a ve kom ite azalanna,
gösterdikleri m esaî ve m uvaffakiyetler
dolayısiyle teşekkür edilmesini" teklif
ediyor v e şöyle diyor: "General Biçerahov’a gelince bu rezilâne m aceradan
derhal vaz geçmesi kendisine teklif
olunmalı v e eğer bu ikazı dinlemezse
vatan haini olarak ilân edilmelidir."
M ehm et Dad, millî kom itenin faaliye­
tini "parlak" olarak tavsif ve şunları
ilâve ediyor: "Sdıw abadı 'kongresi' işti­
rakçilerine gelince onlar içimize döne
bilirler ve onlara kapıyı açık bırakm a­
lıyız" (Alkışlar).
Bahaaddin M., general Biçerahov’m
ve hem palarının vatan haini olarak
ilânlarına dair bir k arar suretinin kabu­
lünü istiyor.
A lkışlarla karşılanan bu teklifi, söz
alan diğer hatipler de tasvip ettiler.
Bunun üzerine kuru ltay başkanı şu
beyanatta bulundu:
Raporun m ünakaşa ve m üzakeresini
kâfi buluyorum . Bir çok hatipler söz al­
dılar v e gündem de bulunan ve hepimizi
yakından alâkadar eden m eseleler hakkm daki fikirlerini samimi, açık ve k a t’i
b ir ifade ile izah ettüer. M emmuniyetle
şunu m üşahede ettim ki, ideolojik ve
pratik bütün m eşelerde, kurultay ile
mesaisini ağır şartlar içerisinde yürüten
millî kom ite arasında tam bir fikir bera­
berliği m evcuttur.
Bizim m uhaceretim izin bahtı emsalsiz
ıztıraplarla doludur, ikinci dünya sava­
şı sona erdiği zaman, muhaceretimiz,
harbin harabeler haline çevirdiği şehir
ve kasabalarda aç ve sefil bir vaziyette
dolaşarak, bolşevik cellâtların korkusu
yüzünden dönem edikleri vatanın hasret
ve acısını çekiyordı.
Iztırapla dolu olan bu ağır günlerde,
m uhaceretimiz, Kremlin cellâtlarının Çeçen-Inguş ve Karaçay-Balkarlı kardeşle­
rimiz üzerinde ika ettikleri korkunç ci­
nayetin haberini alarak büsbütün sar­
sıldı. ("C ellâtlara ölüm. . . . Kahrolsun­
lar" sesleri.)
B eşeriyetin em saline raslamadığı bu
korkunç cürmün tafsilatı üzerinde dur­
mak istem iyorum. Bu hepim ize malûm ­
dur v e bir çok hatipler milletimizin bu
Nr.. 2-3
faciasına bügün tem as ettiler. Bütün me­
denî dün y ay ı h ay ret v e infial içerisinde
bırakan Sovyet hüküm etinin bu vahşe­
tini hiç bir zam an unutm ayacağız ve
halklarım ıza karşı ik a edilen bu cürm ü
durm adan protesto edeceğiz. (Gürültü­
ler, infial sesleri, lân et nidaları ve a l­
k ışlar b ir birlerine karışıyor.)
K afkasya h alkları rus em peryalizm i­
nin arzettiği tehlikeyi evvelden görerek
bir buçuk asır boyunca, bugüne kadar,
ona karşı kahram anca m ücadele ettiler.
Şimal devine karşı yapılan bu gayrı m ü­
savi asırlık m ücadele ve ağır tarihî tec­
rübeler o n a n bir tek aile haline getirdi.
Bir aile .ki, istikbalini ancak tesanütte
ve A zerbaycan, Erm enistan, G ürcüstan
ve Şimalî K afkasyanm vücuda getire çek­
leri K afkasya K onfederasyonu içerisin­
de saadetinin, em niyetinin v e kültürü­
nün serbest inkişafında- görüyor. (Şid­
detli alkışlar.)
Bundan b aşk a bize yakın olan Tür­
kistan, Idil-Ural ve Kırımla, v e yine biz­
ler gibi so v y et istibdadı altında m ücade­
le eden U krayna, K azaklar ve diğer
halklarla d a m ütesanit bir teşriki me­
saiye g ay ret etmeliyiz. (Alkışlar.)
Şimdi, n etice olarak, k u ru ltay tara­
fından m ünakaşa v e m üzakere edilen
m eseleleri kısaca tasrih ederek k arar
suretinin tanzim ini kolaylaştırm ak ve
bilâhare millî kom item izin azalannı seç­
mek kalıyor.
Bütün hatipler, M illî kom itenin, A. N.
M agom a'nın okuduğu raporda izah edi­
len faaliyetini büyük bir takdirle karşı­
ladıklarını ifade ve kendisine teşekkür
edilmesini teklif ettiler. Bunun için ku­
rultay nam ına m illî kom ite başkanı A h­
met Nebi M agom a'ya ve kom ite azalarına, m uhaceretim izin en ağır günlerinde
yap tık lan fedakârane ve feragatle dolu
m esailerinden dolayı teşek k ü r etmeme
m üsaade buyurunuz. (Bütün salon ay ağ a
kalkıyor ve A. N. M agom a ile kom ite
azalan uzun uzun alkışlanıyor.)
K urultay başkanı sükûneti iade ettik­
ten sonra m ünakaşa ve m üzakerelerin
kısa hulâsasını yaptı v e kurultay riyaset
divanına gelen k a ra r sureti teklifini
okudu. Bu k a ra r sureti, bazı değişiklik­
ler ve tam am lanm alardan sonra, kurul­
Nr, 2-3
Kafkasya
tay azalan tarafından tastik olundu ve
oy birliğiyle, alkışlar arasında kabul
edildi.
Bundan sonra 17 kom ite azalığı için se­
çim yapıldı. Seçime başlam adan evvel,
bütün k u ru ltay azalan, A. N. Mago-
41
m a'm n başkanlık mevkiinde kalm asını
rica ettiler
K urultay başkanı yeni kom iteye mu­
vaffakiyetler temenni etti ve kurultayın
mesaisini bitirdiğini bildirdi.
M. B.
Kurultayın Kararı
Batı A lm anyada yaşayan’ Şimalî Kaf­
kasyalIların, 16 Eylül 1951 de, Ikiyüz ki­
şinin iştirakiyle, München şehrinde, A.
Kantemir’in başkanlığı ve Mehmet-B nin
kâtipliği altında toplanan kurultayı, Şi­
mali K afkasya Millî Komitesi Başkanı
A. N. M agoma ve kom itenin diğer aza­
la n taralından, m uhacirlerin hayatını ve
umumî siy asî vaziyeti alâkadar eden
muhtelif m evzularda verilen izahatlannı
dinledikten sonra, aşağıdaki kararları it­
tihaz etm iştir:
1 - Şimalî K afkasya Millî Komitesine,
faideli faaliyeti ve m uhacir kardeşleri­
mize gösterdiği alâka dolayısiyle itimat
v e teşekkür edilmesi.
2 - Kom iteye ileride de, siyasî mesele­
lerde, halkım ızın, serbest reyiâm ı neti­
cesinde, 1918 yılında, ilân edilen M üsta­
kil Şimalî K afkasya Cumhuriyetinin ih­
yası hakkındaki sarsılm az azminden il­
ham alm asını v e halkımızın çar hüküm ­
ranlığına k arşı devamlı bir surette k u r­
tuluş m ücadelesi yaptığını ve bu mü­
cadeleyi otuz senedenberi kahram an­
ca devam ettirdiğini daim a hatırlam ası­
nın tavsiye edilmesi.
3 - Bütün K afkasya halklarının mukadderai ve m enfaat birliğine inanan kurultay, m üşterek vatanım ızın kurtuluşu ve
konfederasyon esası üzerinde müstakil
Kafkas D evletinin kurulm ası namına,
kardeş ülkelerin: A zerbaycan’ın, Erme­
nistan’ın v e G ürcüstan’ın tem silcileriyle
teşriki m esaiye gayret sarfetmesini ko­
m iteye tavsiye eder.
4 - K urultay, sovyet rejimi altında in­
leyen ve biz KafkasyalIlar gibi Kremlin
istibdadının yıkılm asını istiyen bütün
m illetlerle m ütesanit bir iş birliği yap­
masını kom iteye tavsiye eder.
5 -K urultay, Kerenski’nin Münchende
gösterdiği faaliyeti ve gayrı rus millet­
lerin tem silcilerini teşekkülü içine celbetm ek istiyen "Rusya halklarının kur­
tuluş şurası" (SONR) nm teşebbüslerini
k a t’i surette takbih ve halkın, silâh güciyle işgal olunan Şimalî Kafkasya Cum­
huriyetinin ihyası hususundaki sarsılmaz
iradesini teyit eder.
6 - Kurultay, milletlerin tayini m ukad­
d erat ve Rusyadan ayrılm a haklarını in­
k â r eden m ezkûr "Şura" y a bazı vatan­
daşlarım ızı celbetmek m aksadıyle sahte
bir Şimali Kafkasya millî mümessiliği
kurm ak teşebbüsünde bulunan general
Biçerahov’la diğer bazı kim selerin hare­
ketlerini şiddet ve nefretle takbih eder.
7 - Kurultay, toplantıya gelerek gene­
ral Biçerahov tarafından aldatıldıklarım
v e bu suretle, ancak 33 kişinin iştira­
kiyle yapılan Schwabach toplantısına
iştirak etm eleri dolayısiyle teessürlerini
izhâr ve kurultayın-bütün m ukarreratım
kabuİ ettiklerini 'beyan eden 26 vatan­
daşın bu beyanatlarım n azan itibara alır.
8 - Kurultay, rus teşkilâtlannm , Mos­
kovanm kom ünist diktatörlüğüne karşı
. m ücadelelerini tebrik etm ekle beraber,
aklı selim sahi'bi Rusların, tam istiklâl­
lerini ihya etm ek isteyen KafkasyalIla­
rın bu haklı taleplerini anlayacaklarını
üm it eder.
9 - Kurultay, büyük devletlerin, onla­
rın teşkilât ve temsilcilerinin, m illiyet­
ler siyasetinde, Am erikan dem okrasisi­
nin birinci dünya savaşından sonra Baş­
kan W ilson tarafından ilân edilen m illet­
lerin tayini m ukadderat hakkındaki âli­
cenap prensiplerinden ilham alacaklarını
üm it eder.
10 - Kurultay, Sovyet hüküm etinin,
kardeş Çeçen-înguş ve Karaçay-Balkar
halklarına karşı ik a ettiği barbarca k a t­
liâm ı şiddet ve nefretle protesto eder ve
bu hususta Birleşmiş M illetler Kurulu
Genel Sekreteri, hür dünya devletleri ve
onların temsilcileri nezdinde icap eden
teşebbüslerde bulunm ak vazifesini millî
kom iteye havale eder.
42
Kafkasya
Nr; 2-3
„Rusya Milletlerini Kurtarma Şurası"
hakkında tasarlanan proje münasebetiyle
M* A, „MÜSAVAT" HALK FIRKASININ AÇIKLAMASI
Merkez Komitesi yabancı memleketler
bürosu tarafından tebliğ olunmuştur:
Sabık Rusya M uvakkat Hüküm eti­ ğınık olarak yaşayan etnik züm relere
nin Reisi A. Kerenski başta olmak üze­ denir Bahis konusu m illetler ise, kendi
re, üç kişilik bir heyet tarafından, 28. 8. topraklan üzerinde toplu olarak yaşayan
51 tarihinde, Batı A lm anya'nın Stuttgart ve millî h er türlü özelliklere m alik bu­
şehrinde, basın m ümessillerine, beş Rus lunan ve R uslann haiz olduklan bütün
siyasî partisinin toplantısında "Rusya hukuk ve selâhiyetleri bizzat taşıyan bi­
M illetlerini K urtarm a Şurası" nm tesisi­ rer m üstakil millettir.
ne k arar verildiği tebliğ olunmuştur.
3. Rus halkının, bir m illet olarak, bü­
Anlaşıldığına göre böyle bir Şura’nm
teşekkül ve tekm ili için gereken hazır­ tün hukuk ve selâhiyetine ayniyle ma­
lıkları icra etm ek üzere bir "Büro" ku­ lik bulunan A zerbaycan halkı, Rusya
im paratorluğunun çöküşü esnasında, de­
rulm uştur. Bu "Büro", müessislerinin
kullandıkları tabirle, R usya'daki "millî mokrasinin en m ukaddes prensiplerin­
azınlıkların” m ümessillerini dahi bu Şu- den faydalanarak, 28 M ayıs 1918 d e teş­
kil ettiği "M illî Şura" vasıtasiyle milli
ra’y a celbetmek işile vazifelendârilmiştir.
istiklâlini iılân ile Batı A vrupa tarzında
M. A. "M üsavat" H alk Fırkası M. K.
asri bir cum huriyet kurm uş ve bu Cum­
sinin yabancı m em leketler bürosu, umu­ huriyet büyük devletler tarafından ta­
mî efkârı aydınlatm ak maksadıyle, bah­ nınarak, Azerbaycan m eselesi m illetle­
sedilen m esele hakkındaki görüşlerini rarası bir m ahiyet almıştır.
aşağıdaki veçhile açıklam ayı lüzumlu
4. Azerbaycandaki sovyet rejim i dışa­
görür:
rıdan
gelen bir istilâ kuvvetiyle tesis
1. "Rusya m illetleri" mefhumu Rusya
olunmuştur. R usyadan gelen bu istilâya
im paratorluğu zam anından baki kalan
bir anakronizmdir. R usya m illetlerinden AzerbaycanlIlar var kuvvetleriyle karşı
bahsetm ek tarihe karışm ış rus impara­ gelmiş ve bu uğurda onbinlerce kurban
vermişlerdir. Bu kadar kurban ve bunca
torluğunun itibarî hudutlarına saplanup
mücadele pahasına fikirlerde ve tasav­
kalm aktan ileri gelen antidem okratik
bir zihniyetin eseridir. Rusya im parator­ vurlarda bir m ütearife haline gelen ve
luğunun çökm esiyle Rusya m illetleri demokrasinin en büyük idealine uyan
aydın bir mefhumu, AzerbaycanlI hiç
mefhumu da ortadan kalkm ıştır. Sabık
bir zümre, ne pahasına olursa olsun,
Rusya im paratorluğunun yerine kaim
olan "Sovyetler Birliği" nde Rusya mil­ yeniden müphem bir durum a sokamaz.
letleri değil, Rus m illeti ile Rus olma­ Azerbaycan m illeti 1918 de k at'i kara­
yan m illetler vardır. Azerbaycan halkı, rım vermiş ve bunu istiklâli uğrunda
akıttığı kaniyle mühürlem iştir.
Rus milletiyle hiç, bir alâkası olmayan
m üstakil bir millettir.
5. Dünya m edeniyeti ile dem okrasile­
2. Bugünkü şartlar dahilinde Rusya ri ve insan haklarını tehdit eden bolşem illetlerinden bahsetm ek yersiz olduğu vizm tehlikesine karşı millî dem okrasi­
gibi, Sovyetler Birliğindeki Rus olmayan lerin birleşm esi bahis konusu ise, bu
milletlere "millî azınlık" demek te o nis­ birleşmeyi "bölünmez büyük ve tek
Rusya" denen şiarın diğer bir ifadesi
pette aykırı bir terim dir. "Milli azınlık"
tabiri yalnız kendine ait araziden m ah­ olan "Dem okratik Rusya Federasyonu"
rum olup büyük bir kitlenin içinde da­ tezine bağlam ak, başka formül altında
Nr. 2-3.
Kafkasya
43.
ay n ı'm ak sad ı gütm ekten başka bir şey klâl ve demokrasi prensiplerine sadadeğildir.
katlarını fden ispat edecek Rus zümre­
A zerbaycan dem okrasisi, geçmiş Rus­ leri ancak dem okrat vasfım taşıyabilir­
ya im paratorluğunun hudutlarıyle hiç ler. Bu gibi dem okratlara Rus totalita­
bir ilgisi olmadan, bir prensip olarak, rizmine karşı m ücadelelerinde muvaffa­
federasyon fikrini reddetmez? netekim
k iyet dileriz.
geopolitik şartlar ve zaruretlerle m üsta­
7.
M aksat "Rusya’nın vahdeti" de­
kil Kafkasya C um huriyetlerinin kendi ğil, sadece bolşevik tehlikesine karşı
aralarında b ir K onfederasyon teşkil et­ m ücadele ise, o halde "çok m illetli Rus­
m eleri fikrini kabul v e m üdafaa eder.
ya em igrasyonu" gibi manasız bir vah­
6. Rusya mefhumunu, Sovyetler Birli­ det form ülünden göz çevirerek, bolşevik
ğindeki nüfusun y an sın ı teşkil eden lotalitarizim i ve kızıl emperyalizm isti­
"millî azınlık" dedikleri Rus olmayan lâsı altında ezilen kom ünist aleyhdan
m illeterin arazisine dahi teşm il edecek­ bütün milletlerin koordinasyonundan ve
lerine, Rus partilerinin, hakikî dem okrat
"dem ir perde" arkasındaki m ahkûm mil­
iseler, bu mefhumu etnografik Rus hu­ letlerin dem okratik kuvvetlerini teşki­
dutları haricine çıkarm am aları icabedeı:. latlandırm aktan bahsetm ek daha müna­
sip olur.
Bizim anlayışım ıza göre, etnik Rus
13. 10. 1951
hudutları dahilinde kalarak, millî isti­
Gürcü Merkezinin Beyannamesi
Rusya, otuz yıldan beri, Gürcistanı
ikinci defa olarak işgal etmiş bulunm ak­
tadır. O G ürcistan ki, 26 M ayıs 1918 de,
istiklâlini yeniden elde etmiş v e 1918—
1921 y ılla n arasında, de ju re olarak m üt­
tefiklerin Yüksek Konseyi ve dünyanın
bütün d evletleri ve bu m eyanda bizzat
Sovyetler Birliği tarafından (7—5—1920)
tanınmıştı.
Bolşevik Rusya, ilhak ettiği bütün
m em leketlerde, yalancı ve zahiri bir
istiklâl bırakm ış ve onları — kâğıt üzer­
inde — Sovy eller Birliğinin kendisiyle
müsavi haklara m alik birer aza-devleti
olarak ilân etmiştir.
Bu yala.ncı siyaset medenî dünyayı
aldatm ıyor ve Rusyanm m evzubahs hü­
küm ran devletler üzerindeki hainane h a­
kimiyetini beşeriyetten gizliyemiyor.
Rus iç harbinden galip çıkan bolşevizmin ilk kurbanları arasında, 1921 de an­
cak Ukrayna, Gürcistan ve bütün Kaf­
kasya varken, o zam andan beri Rusya,
son harpten bilistifade, m üstebit haki­
miyetini diğer m illetler üzerine de tev ­
si etmştir: Polonya, Baltik m emleketleri,
M acaristan, Ç ekoslovakya, Romanya,
Bulgaristan, ve saire . . .
Gürci milleti, otuz yıldan beri, dahil­
de olduğu gibi m uhacerette de, m ütesa­
nit bir surette ve bütün kuvvetiyle Mos­
kof istilâcısına karşı döğüşm ekte ve
millî istiklâlinin ihyası için m ücadele et­
m ektedir.
Silâhlı bir çok isyanla kendisini feda­
dan çekinm eyen Gürcistan halkı, mü­
stevliye karşı m ukavem ete durm adan
devam ediyor, istiklâl ve hüküm ranlik
haklarının istirdadı uğrunda gösterdiği
bu devamlı gayret ve m ücadeledeki 'bu
sonsuz fedakârlığı, onun m üteşekkil bir
devlet hayatı içerisinde üç bin yıldan
fazla m üddetle yoğrulan millî an'anesinin en bariz hususiyetini teşkil etm ek­
tedir.
Gürci halkı bu ağır m ücadelede yalnız
olm adığından ve Sovyetler Birliği tara­
fından esir edilen diğer m illetlerle be­
raber, omuz omuza, m edeniyetin en
yüksek m efkûrelerinin nihaî zaferine
hizmet ettiğinden, emindir.
МЛП iradenin h er şekildeki izharı,
m üstevli tarafından gürci milletine y a­
sak edildiğinden, Gürcistanm m enfaat­
lerini müdafaa ve beynelm ilel şahsiyeti­
nin berpası uğrundaki m ücadele — in­
san hakları beyannam esine hakikaten
44
Kafkasya
hizm et eden — hür m em leketlerde yaş­
ayan Gürci m uhaceretine düşmektedir.
Son harp neticesinde, Gürci m uhace­
reti de — diğer bir çok m uhaceretler
gibi — dağılmış ve, merkezi bir baş or­
ganın ademi m evcudiyeti dolayısiyle —
teşkilâtsız kalmıştır.
Yeni ve âcil m eseleler ve sür’atle in­
kişaf eden siyasî vaziyet ve şerait k ar­
şısında, Gürci m uhaceretinin faaliyeti,
ancak münferit ve ekseriya m esuliyetsiz
teşebbüslere inhisar etmiştir.
A vrupayı ve beynelm ilel m ahiyette
olan Gürci meselesini yeniden lâyık ol­
duğu seviyeye ulaştırm ak için m üştere­
ken hareket edilmesi lâzım geldiğini
m üdrik -bulunan Gürci muhacereti, "Ha­
riçteki Gürci siyasî merkezi" namı al­
tında m erkezî bir icra organı kurm ak
suretiyle bütün im kân v e vasıtalarını
birleştirm eğe k arar vermiştir.
Gürci muhacereti, aynı zamanda, âcil
olarak, kardeş Kafkasya halklarının:
A zerbaycan, Erm enistan ve Şimalî Kaf­
kasya'nın m uhaceretiyle sıkı işbirliğini
sağlayacak bir organın tahakkukuna te­
şebbüs edilmesine ve Baltik m em leket­
leri, Polonya, Türkistan ve U krayna gi­
bi, Sovyetler Birliği boyunduruğu altın­
da yaşayan diğer halkların m uhaceret­
teki salâhiyettar tem silcileriyle de sıkı
teşriki mesai bağlarının tesisine karar
vermiştir.
Bundan başka, Millî Merkez, Türkiye
ve Iranla mütekabil- anlayış ve iyi kom­
şuluk m ünasebatm m tesisine gayret
sarf edecektir.
Bu hedeflerin tahakkuku ve harekete
azamî derecede müessirlik temin etmek
için (Gürcistan m uhaceretinin en büyük
kısm ının Fransada yaşam ası dolayısiyle,
m erkezî bürosu, işarı-ahire kadar, Pariste bulunan) "H ariçteki Gürci millî si­
yasî merkezi" aşağıdaki husus atı esas
ve prensip olarak alacaktır:
1- Vaziülimza bütün siyasî partiler,
teşekküller ve gruplar mezkûr millî
m erkeze tam salâhiyet ve bütün vasıtalarıyle kendisini desteklem eyi taahhüt
ederler.
2- Millî merkez, millî istiklâl mefkûresi etrafında ve bu istiklâlin yeniden
Nr.
teessüsü uğrundaki m ücadelede topla­
nan Millî Demokrat Partisi, InkılâpçiSosyalist Partisi, Hür G ürcüler Birliği,
M uharipler Birliği, Gürcü V atanperver­
leri Kurulu ve m üstakillerin vekâlet ve
salâhiyetlerini haiz
tem silcillerinden
m üteşekkildir.
3- Millî merkez, dünyanın h er taralın­
daki Gürcileri, yukarıda zikredilen h e­
deflerin hizm etinde birleştirir.
4- Millî merkez, m üşterek bir millî
müdafaa organının teessüsü için faali­
yetini, diğer Kafkas m illetlerinin siyasî
m uhaceretlerinin faaliyetine bağlar.
5- Millî merkez, ferdî ve millî h ü r­
riyetlere saygı gösteren m illetlerarası
teşkilâtlarıyle teşriki m esaiye gayret
eder.
6- Millî merkez, m edenî dünyaya
Glircistanm dâvasını ve gürci kültürünü
. tanıtm ağa gayret eder.
Gürci siyasî millî merkezi, h ü r mem­
leketlerde yaşayan bütün gürci m uha­
cirlerinden, kendilerine âlicenap 'bir su­
rette m elce veren m em leketlere karşı
tam bir dürüstlük gösterm elerini, v ata­
nî ve İnsanî m efkûrelerine şerefle hiz­
mete devam etm elerini talep eder.
General G. K v i n i t a d z e (sabık
Gürci hüküm eti m üsellâh kuvvetlerinin
başkumandanı) — R. G a b a ş v i l i (es­
ki millet vekili ve millî dem okrat p ar­
tisi merkez kom itesi azası) — D r. V.
H a n ı b a ş i d z e (Fransadaki Gürci bir­
liğinin sabık başkanı) — J. G o b e ç i y a
(sabık meclisi m üessesan azası ve Versay konfransında gürci delegasyonu
azası) — D. M a ç a v a r y a n i
(Gori şehri sabık belediye reisi) —
J. B a k r a d z e (Gürci m uharipleri bir­
liğinin temsilcisi) — V. N. Ş a r a b i d z e
(sabık kızılordu kurm ay albayı ve Çankayşek nezdinde askerî müşavir) — A.
M a n v e l i ş v i l i (tarih profesörü ve
"Gürcü vatanperverleri kurulu" başka­
nı) — E. T a t a r i d z e (Millî dem okrat
partisi merkez kom itesi azası ve “Iveria” gazetesi başm uharriri) — L. Z u r a b a s v i 1 i ("Hür Gürcüler Birliği”
başkanı ve Fransadaki Gürci cemiyeti
başkanı).
No. 2-3
Kafkasya
MECBURÎ BİR İZAH
Azerbaycan m uhaceretinin bazı mu­
hitlerinde, benim ikinci d ünya savaşı
esnasında on binlerce vatandaşım ızın
iştirakiyle y apılan faaliyetin başındaki
grupu terk ederek, "M üsavat" partisine
iltihak ettiğim e d air bazı şayialar çık­
mıştır. Bu sebeple vaziyeti tavzih etmek
m ecburiyetini hissettim :
1- ikinci dünya savaşındaki siyasî
faaliyete iştirak eden bütün A zerbay­
canlIlara v e bilhassa kahram an lejyonerlerimize ben en .sıkı bağlarla merbutum.
O devirdeki büyük kongrede, başkan
muavinliği için yapılan gi2İi seçimde (o
devrin yegâne seçiminde!), başkanın mu­
halefetine rağmen, lejiyonerlerin ve si­
vil A zerbaycan m uhacirlerinin tem silci­
lerinden m üteşekkil bulunan o zamanki
"Meclis" âzalarm dan yüzde 85 inin reyi
ile başkan m uavinliğine seçilmem, ara­
mızdaki karşılıklı m ünasebatm mahiye­
tini veciz bir surette gösterm ektedir.
Kahram anca ve fedakârane m ücadelede
ve ağır şartlar içerisinde doğan bu mü­
tekabil dostluğa sadık .kalıyorum.
2- Şunu da tam am ile idrak ediyorum
ki, o zaman vukubulan bu siyasî ve as­
kerî harekât — vüs’atı itibarile ve bil­
hassa on binlerce- lejiyonerin iştiraki
dolayısiyle — millî kurtuluş harekâtıl i U M C İl и ш
V/iU“
rak A zerbaycan tarihine geçecektir. Bi­
naenaleyh bu harekâtın ehemmiyetini
azımsamak teşebbüsleri boştur.
F akat diğer taraftan, bu harekâtın —
m efkure v e siy asî prensip itibarile —
millî dâvam ıza yenilikler getirdiğini
iddia etm ek v e onu, 30 yıl müddetle bu
kadar kan akıtılarak, gerek vatan dahiilndeki gerekse hariçteki AzerbaycanlI­
ların m üştereken yürüttükleri dâvadan
ayırm ağa kalkışm ak, şüphesiz yanlış ve
h attâ tehlikeli bir hareket olur.
Zira ikinci d ünya savaşı esnasında
yapılan bu harekâtın da ilham kaynağı,
m üstakil millî devletim izin kuruluşuna
esas teşkil eden mefkûrelerdi. O mefkûreler ki, m üstakil millî Azerbaycanm
'45
J
banileri tarafından hariçte de şeref ve
îm anla m üdafaa edilm iştir.
Binaenaleyh, b ir tek gaye ve bir tek
m efkure uğruna yapılan mücadeleyi
parçalam ağa kalkışm ak ve h er bir pak­
çasına başka «bir istikam et ve bg.şka bir
veçhe verm eğe teşebbüs etmek Azer­
baycan m uhacereti ekseriyetinin tem a­
yül v e arzularına tetabuk etmemekte ve
bazı kim selerin şahsî ihtiraslarını tatm in
hevesinden ileri gelm ektedir.
3- A zerbaycan m uhaceretini "eskiler"
ve "yeniler" olarak ikiye ayırm ak te­
şebbüsleri de yine bazı şahsî ihtirasları
tatm in arzusundan ileri geliyor. Yeni
m uhaceretin, S ovyetler Birliğinde, ob­
jektif siyasî bilgileri elde etmek im kâ­
nını bulam adığını v e binaenaleyh millîsiyasî işlerde başlıca vazifeleri üzerine
alacak bir vaziyete henüz gelmediğini
iddia etmek, hak ik ate uygun değildir:
"Yeniler" dinamizmleri, mücadele kabi­
liyetleri ve v atan a karşı derin sevgile­
riyle millî m ücadeleye kuvvet v e hız
verm işlerdir.
“Eski m uhaceretin" h alkla irtibatını
kaybettiğini ve. bunun için de "devrini
geçirdiğini" ileri sürm ek de boş bir
iddiadır.1Şunu unutm am ak lâzımdır ki, es­
ki m uhaceret ikinci dünya savaşına ka­
dar m em leketle bilvasıta irtibatını mu­
hafaza etmiş v e orada cereyan eden
hâdiseleri günü gününe takip etmek im­
kânını bulmuştu.
Diğer taraftan, son 1 yıl içerisinde;
S ovyetler Birliğinde o kadar büyük de
ğişiklikler vukubulm uştur ki, oradaki
vaziyeti bilme bakım ından, “yeniler" de
bir hayli eskimiş ve. artık m uhacereti­
mizi “yeniler“e ve “eskiler"e bölmek
için hiç bir sebep kalm am ıştır. Zaten son
seneler zarfında h er iki m uhaceretin
m ünevverleri yekdiğerleriyle öyle k ay ­
naşm ışlardır ki, onları ayırm ak artık
m ümkün değildir ve bazı kim selerin bu
"kozu" oynam ak arzuları neticesiz kal­
m ağa mahkûmdur.
4- Beynelmilel siyasî vaziyetin millî
46
Kafkasya
mefkûremizin tahakkuku ümitlerini art­
tırdığı bir devirde yaşıyoruz. Bunun
için, Azerbaycan m uhaceretinin m ünev­
verleri, bütün millî kuvvetlerin bir tek
millî merkez etrafına toplanmasını gaye
ittihaz etmişlerdir, ö y le bir millî m er­
kez ki, millî harekâtın her sahasında
salâhiyettar olabilsin.
Azerbaycan m uhaceretinde böyle bir
otoriteyi kim ler haizdir? Bunu bize man­
tık gösteriyor: eğer bütün Azerbaycan
siyasî m uhacereti millî istiklâlin ihya­
sına çalışıyorsa,- eğer bütün halk, ağır
şartlar içerisinde aynı mefkûrenin ta ­
hakkuku için mücadele ediyorsa, şu
halde m antıkda devamlı olmalı ve şunu
kabul etmeli ki, bu işde otoriteyi haiz
kimseler, uğruna herkesin m ücadele
ettiği mefkûrenin esasını kurmuş olan
kim selerdir.
Bunun . için, bence, herkesi etrafına
toplayabilecek böyle bir organ, başında
Bay Mehmet Emin Resulzade’nin bulun­
duğu "Azerbaycan Millî Merkezi"dir.
Bay M. E. Resulzade müstakil Azer­
baycan devletinin banilerinden biridir
No.' 2-3
ve onun ismi bügün dahi Azerbaycanda
hürm etle anılır.
işte bu şekildeki mülâhazalarım neticesindedir ki, benim "M üsavat" partisi­
ne girdiğim şayiaları çıkmıştır.
5"M üsavat" partisine girmedim. Bu­
na rağm en şunu da inkâr .edemem ki, bu
parti A zerbaycanda m üstevliye karşı
millî m ukavem etin sembolü haline gel­
miştir. Tethiş ve tasfiyeye maruz kalan
bütün Azerbaycan m ünevverlerinin, işgal
m akam ları tarafından "m üsavatçılık" itham iyle sürgün veya imha edildiğini
hatırlatm ak kâfidir.
Bütün bu mülâhazalarım dan anlaşıla­
cağı veçhile, son dünya savaşındaki
m ücadelenin ağır günlerinde kazandığım
dostluklardan asla ayrılmadım ve sadece
şu kanaatteyim ki, bu m ücadele Azer­
baycan millî kurtuluş harekâtının bir
devam ı ve binaenaleyh ayrılmaz bir p a r­
çasıdır. Ve yine şu kanaatteyim ki, bu
millî kurtuluş harekâtının merkez or­
ganını -icabında bazı tamamlamalarlaergeç herkesin tanıması icap edecektir.
F. Daryal
Neu-Ulm'de muhacirlerin kasarı
Neu-Ulm'de toplanan muhacirlerin kararı
Neu-Ukn'de 7 Ekimde, Bay Taycanın
başkanlığında ve Bay Aytuganm kâti­
pliğinde toplanan, Azeri, Idil-Urallı, Kı­
rımlı, Şimalî KafkasyalI, Türkistanlı, Si­
biryalI ve Altaylı Türk m uhacirleri aşa­
ğıdaki k arar suretini kabul etmişlerdir.
1) Biz — Rus değil Türküz. Ruslarla
hiç bir alâkamız yoktur. Bizim m ücade­
lemizin gayesi kültür m uhtariyeti değil,
Rusyadan-Sovy etler Birliğinden tamamiyle ayrılarak, kendi m ukadderatımı­
zın kendimiz tarafından tayini hakkını
elde etmektir.
2) Komitelerimizin ve bizim haberimiz
olmadan kimsenin "Rusya M illetlerini
Kurtarm a Şurası" na girmeye hakkı
yoktur.
3) Bizim mukadderatımızı, ayrı şah­
siyetler ve Ruslar değil, biz kendimiz
halledeceğiz. H er hangi em peryalist v a­
si ve istilâciye ihtiyacımız yoktur. Mü­
stem leke devri çoktan tarihe karışm ı­
ştır.
4) "Rusya M illetlerini Kurtarm a Şura­
sı" nm teklif ettiği reyiâmı reddediyo­
ruz.
Şimalî Kafkasya, Kırım, Azerbaycan,
Idil-Ural, Garbî Sibirya ve A ltayda to ­
praklarım ıza yerleşmiş Rus müstemlekecilerin iştirakile bize reyiâm teklif edil­
mesini bir hakaret addediyoruz. Bu y e r­
lerin hepsi bizim öz yurdumuzdur. Yok­
sa ihtilaflı arazi değildir. Bizim halkla­
rımız bu arazilerde binlerce sene y aşa­
dılar ve yaşam ağa devam ediyorlar. Bu
yerler bizimdir, Rusların değildir. Rus
istilâcılarının — Rus çarlarının ve Rus
kom ünistlerinin — gelişine kadar bizim
kendi m üstakil devletlerimiz vardı.
4) Millî komitelerimiz davamızı yürü­
tüyorlar. Biz Sovyetler Birliğinden ay ­
rılm ak için mücadelemize devam edece­
ğiz ve kurtulacak olan vatanım ızda de­
m okrat bir devlet kuracağız. Biz her
türlü — Rus, komünist, faşist — em pe­
ryalizm aleyhindeyiz.
No. 2-3
Kafkasya
47
ИИИШ M atbuata bir Nazar fflMiiiMiıııııiMll
AMERİKA, RUSYANIN İSTİKBALİNİ
NASIL GÜRÜ YOR?
Londrada çıkan ve mülteci PolonyalI­
ların nşiri efk ân olan (Dziennik Polski)
gazetesi, yazdığı bir m akalede ezcümle
diyor ki:
"Rusya ile ihtilâf arttıkça A m erikalı­
lar, Rus devletinin istikbali m eselesiyle
gittikçe alâkadar olm aktadırlar. Son ay ­
lar zarfında bu m esele etrafında m üna­
kaşa genişlemiş ve bazı endişe verici
m ütalâalar ortaya atılmıştır. Bunlar a ra ­
sında, Rus devletinin parçalanm ası le ­
hinde olan h er türlü tem ayüllerini re d ­
deden . bir A m erikan Dışişleri B a k a n .
M uavininin m ektubu ile, bakanlığın m eş­
h ur nazariyecisi ve Rusya'yı durdurm a
siyasetinin kurucusu olan Kennan'ın son
m akalesi vardır. Bu makalede Kennan,
Rusyanuı dahilinde h er çeşit separatist
hareketlerini desteklem enin aleyhinde
bulunuyor v e an’anevî Rus emperyalizmi
karşısında pek m üsam ahakâr davranı­
yor. ö y le görünüyor ki, bütün bu be­
yanatlar karşısında ve Kongrenin Rus .
m illetine karşı dostluk beslediğini teyit
eden m esaj karşısında, Rus m illetinin
Kremlin'in idarecileriyle arasını boz­
mağa çalışan Am erikan siyaseti, Sovyet
Rusya'nın “Sovyet" olduğu için değil
bilhassa Rusya olduğu için dünyayı teh ­
dit ettiğini unutacaktır.
"Tam v e parçalanm az" Rusya'yı h i­
m aye etm ek siyasetinin reddedilmesi, bir
harp vukuunda Rusyanm em peryalist
m enfaatlerini korum ak vazifesini üzer­
lerine alan Rus m uhacirleri arasında
endişe uyandırm ıştır. M uhacir rus siya­
setçileri (New York Times) e uzun bir
yazı göndererek, Stalinin takip ettiği si­
yasetinin a n a n ev i rus siyasetine ben­
zetilmesini protesto etmişlerdir. Bu m ek­
tubu, Kerenskiy, Abramoviç, Nikolayevskiy, Prof. Smimov, Prof, Vişniak
gibi eski m uhaceretin en önemli siyaset­
çileri imza etmişlerdir.
Rusya'nın istikbali hakkında A m erikan
görüşünün henüz tebellür etmediği mu­
hakkaktır. Bunun için Rus im paratorlu­
ğunu ortadan kaldırm ak ve yalnız 1939
senesinde işgal edilmiş m illetlerin değil,
M oskova emperyalizminin daha evvelki
kurbanlarına d a hürriyeti iade etm ek za­
ruretini ispat etm ek için yapılan m üca­
dele ümitsiz değildir.
Eğe^silâhlı_ly.r jhtilâf başlarsa m uhak­
k a k 'k i Am erikada, bizzat Ru’s lan n 'd eğ ıl,
daha ziyade] esir edilmiş m illetlerin..is­
yanı daha mümküm olacağı kanaati k u v ­
vetlenecektir. Bugün bile bu hakikat an­
laşılm ağa başlanm ıştır. Kongre kütüpha­
nesi tarafından Senato için hazırlanan
"Sovyet Rusya dahilinde gerginlik!' baş.lıklı rapor buna iyi bir d elid ir..Bu, ra­
porun m üellifleri dahilî ihtilâfların sebe­
plerini teker tek er araştırırken, mem­
nuniyetsizliğin m evcudiyetine rağmen
bir harp vukuunda bile Ruslar arasında
bir isyanın çikması ihtim alinin yüzde,
yüz olmadığını, fakat esir edilmiş m illet­
lerin ise bir harp halinde fiilî m ukave­
m ete ve rejim e karşı isyana hazır oldu,^ишГТ^ТШтШШЙГгШг^
Bütün bunları nazarı itibara alarak
diyebiliriz ki, bir harp vukuunda Ame­
rika Birleşik D evletleri Rus devletinin
parçalanm ası ve Rus olmayan m illetle­
rin de kendi âkıbetlerini tayin etm eleri
parolasını ortaya atmağa karar verecek-
KOMÜNIST FAALİYETİNİN ORTA
DOĞUDAKİ GAYRETLERİ
Iran Fedaiyani Islâm Cemiyetinin li­
deri Sait A yetullah Abulkasım Kâşani'nin kendi grubunun yalnız Iranda d e­
ğil hariçte de çok geniş bir şekilde y ay ­
gın olduğunu belirtm esi dikkati çekm ek­
tedir. Diğer bir kelime ile Fedaiyani
Islâm, Pâkistandaki Al Islâm iyyah ile
M ısırdaki ihvan el Müslimin Cem iyet­
leri ile iş birliği yaptığını ima ediyor. Bu
beyanatın Batum 'da toplanan Doğu ko­
m ünistleri kongresinin hitam ından son­
ra, yapılm ası şayanı dikkattir. Komünist
kongresine şu m em leketlerin kom ünist
48
•Kafkasya
No. 2-3
partileri iştirak etm iştir: Iran, Irak, Su­ deniz, H indistan ve' A frika i-le tem as b a­
riye, Güney Azerbaycan, Türkiye, Er­ kım ından geniş saha bulacaktır.
menistan, Kürdistan, Lübnan, Sudan,
"Islam ic Review" dergisinden iktibas
M ısır Kuzey Afrika ve R usya'nın Müs­ edilmiştir.
lüm an memleketleri.
Iran ve M ısır gazetelerine göre, kon­
grede aşağıdaki m evzular m üzakere
KOMÜNİZM MILLI HAREKETLERİ
edilmiştir:
İSTİSMAR EDİYOR
1) Güney A zerbaycan ve Ermenistan
devletlerini kurm ak için çareler (Her
Komünizm adı verilen ve aslında mil­
halde Doğu Türk vilâyetlerinden).
liyet v e din aleyhdan olan propaganda,
2) Sovygtler Birliğine hem hudut olan zemin, zaman ve şartlara göre renk ve
Doğu m em leketlerini zayıflatm ak için bu m aske değiştirm esini bilmektedir.
M üslüman mem lektleri, İçtimaî ve dinî
m em leketlerde v e bilhassa Türkiyede
dahilî huzursuzlıklar yaratm ak ve isyan­ . bünyeleri itibariyle kom ünizm e tam a­
men aykırı bulunm aktadırlar. Buralarda
lar organize etmek.
. 3) Doğu ile Batı arasındaki ihtilâfları Marks, Lenin v e Stalin propagandasını
yaym anın faydasız bir emek hercam ak
derinleştirm ek.
4) M üslüm anların A vrupa m illetlerine olacağını M oskova dirijanları gayet iyi
anlam ışlardır. Komünizm karşısında Müs­
ve İsrail devletine karşı nefretlerini tah­
lüm anlık haddizatında en kuvvetli bir
rik v e kuvvetlenm esini teşvik etmek.
settir. Eğer Kremlin a ja n la n A rap dün­
Bu m akalenin y azarına göre Güney yasında kendi ideolojilerile propagan­
A zerbaycan’ın bu h arek et program ında daya girişselerdi, şiddetli bir m ukave­
başta gelm esi bir tesadüf eseri değildir. metle karşılaşacaklardı. F akat kom ü­
Çünki A zerbaycan'ın Türk aslm daa 15 nizm, hodgâm lıktaki inat' v e taassubunu
m ilyon nüfusu vardır ki, bunlar bağım­ çoktan bir tarafa bırakm ıştır. Şimdi
sızlık için eskidemberi m ücadele etm ek­ önem verdikleri cihet, kitlelere kom ünist
tedirler. Bundan dolayı Sovyetlerin, ora­ ruh ve terbiyesini aşılam ak değil, her
da, kısm en Irandaki nüfuzlarını a rttır­ hangi bir suretle karışıklıklar çıkarm ak
m ak ve sonra d a Kuzey Azerbaycan'da ve m evcut nizam ve m üvazeneyi boz­
Sovyetlere karşı bağımızlık hareketle­ maktır.
rini felce uğratm ak için "Iran em perya­
işte bu suretle, dem ir perdenin iç ta­
lizmine" karşı bir kıyam teşkil etmesi rafında millî hareketleri boğan ve din
çok kolaydır.
aleyhdan olan komünizm, dem ir perde­
Sovyetlerin M üslüman m em leketlerin­ nin 'dışında kendisini 'tanıtm ayacak şe­
deki yıkıcı faaliyetlerinin an’anesi eski­ kilde kıyafet değiştirm ekte v e m illetle­
dir. Fedaiyani Islâm Cem iyeti üyelerinin rin istiklâl şam piyonu olarak m eydana
aynı zam anda Tudeh partisi üyeleri ol­ çıkm aktadır. Bunun için d e m illî hare­
m aları ve şimdilik Islâm perdesi altında ketleri v e dinî taassubu teşvik ve körük­
faaliyette bulunm aları ihtim ali kuvvet­ lem ektedir.
lidir.
Meselâ: İran’da, kom ünist (Tudeh)
Irandaki Sovyet siyasetiain gayesi, partisi hakikî gayesiyle faaliyette bulun­
Ç arlıktan tevarüs ettikleri gayenin ta duğu m üddetçe hiç b ir başarı elde ede­
kendisidir: Hind O kyanusunda bir mah­ medi ve kanun dışı sayıldı. F akat faali­
reç teinin etmek . . .
yet tarzım değiştirip de Iranlılarm millî
Fakat mesele bu kadarla bitmiyor. duygularını okşam ağa, tem ayül v e iste­
Aynı zam anda ihvan el Müslimin Cemi­ dikleri göz önüne alm ağa başlayınca,
yeti vasıtasiyle, A rap m em lektlerindeki İran’ı karm akarışık b ir h ale getirm eğe
tesirini yaym akla, Türkiyeyi Güneyde ve kuvvetlerin eski m uvazenesini boz­
ve Doğuda bir çem bere alabilmek için mağa m uvaffak oldu.
Zaten M oskova’nın Batı m em leketle­
gereken adımın atılm asına bir hazırlık
olması keyfiyetidir. Böylece Rusya, A k­ rinde takip ettiği politika da bu değil
Nr. 2-3
Kafkasya
mi? Her hangi bir memleket, Sovyet im­
paratorluğunun doğrudan doğruya kon­
trolü altında değilse, onun dinî ve millî
istekleri de haklı olur. Komünizm, kitlevî h areketler yaratm ağa m uvaffak ol­
madığı takdirde sapa yollar takip eder.
Meselâ, memleketi idare edenlerin veya
nüfuzlu zenginlerin sem patisini kazan­
mağa, m ünevver m ütefekkirlerden mü­
teşekkil gizli zümreler vücude getir­
meğe, nifak yaratacak kin ve garaz
duygularım derinleştirm eğe çalışır.
işte .bu suretle, bazı yerlerde milli h a­
reketler bilm eyerek komünizme hizmet
etm ektedirler. Kom ünistler bu gibi hare­
ketleri mumla aram akta ve bunları istis­
mar etmektedirler.
49
Bu hareket, zaptedilmiş ihtirasların
zincirlerini çözer, h av a gergin v e tehli­
keli bir hal alır. İran'da petrolü milli­
leştirm ek yolundaki hareket, işte böyle
bir durum yaratm ıştır.
M aalesef komünizm, mücadele v e ger­
çekleştirm e yollan üzerinde ustalıklı
kurm akta beceriklidir, istek sahibi küçük
devletlerin d e dünya müvazenesini ko­
rum ak durum unda bulunan büyük dev­
letlerin de, bunları göz önünde tutm aları
hayati bir zarurettir.
Komünizm hakikî çehresiyle görün­
mediği v e kendi özel diliyle konuşm adı­
ğı zaman daha katm erli bir tehlikedir.
(Suriyede çıkan "Aztag"
gazetesinden alınmıştır.)
SOVYET MATBUATI
AZERBAYCANDA
M illî kültürün tasfiyesi
Sovyet hüküm etinin resm î naşiri efkâ­
rı olan “Pravda" gazetesi (14. 8. 1951),
Bakû’de yapılan eğitim kongresi hak­
kında malûm at verm ektedir. Eğitim ba­
kanı A lekperli'nin d e söz aldığı ıbu kon­
grede, — berm utat! — "kitleyi — siyasî
eğitimde yapılan hatalar" ifşa edilmiştir.
(Kaçıncı defa!)
"Pravda gazetesi bu m esele hakkında
şöyle dem ektedir:
"A zerbaycanm . Lenin pedagoji enstütüsü v e m uhabere vasıtasıyle tedri­
satta bulunan pedagoji enstütüsü haklı
bir tenkide uğramıştır. Pedagoji enstütüsünde M arr'm gayrı ilmî lisaniyat
nazariyelerini devam ettiren kim seler
uzun zaman burada gizlene bilmişler­
dir; edebiyat derslerinde halk aleyhdarı "Dede-Korkut" efsanesi öğreti­
liyor, kaba siyasî v e m etodik h ata­
larla dolu iki ciltlik "A zerbaycan ede­
biyat tarihi" talebeye mükemmel bir
eser olarak tavsiye ediliyordı. Azer­
baycan tarihine »ai-t olan derslerde de
sık sık burjuva-nasyonalist fikirler
aşılam yordı."
Fakat mesele, Azerbaycanm millî kül­
türüne karşı yapılan bu hücum larla kal­
mıyor. Islâm dini de Azeri Türklerinin
ruslaşm alanna mani olan mühim unsur­
lardan biridir. A zerbayanlılann b u m u­
kaddesatına . hücum etmek işini de
"Pravda" gazetesinin (2. 8. 1951 müshasmda) başka bir m uhabir üzerine alıyor
ve şöyle diyor:
"Dede - Korkut efsanesi Peygam ber
M uhammedin yağmacı harplerini me­
thetm ekte v e halklar arasında düş­
manlığı ve kanlı m uharebeleri körük­
lemektedir."
Sovyetler Birliğinde "Millî istiklâl" ve
"din hürriyeti" dedikleri işte budur.
Pakistanda i s e . . .
. . . Sovyetler bam başka bir ağız kulla­
nıyorlar:
Türkistanlı doktor Işanbay Karakul,
Pakistan tıp kongresinin "mesaisine işti­
ra k etmek" üzere bu memlekete gidüp
geldikten sonra, "Izvestiya" gazetesinde
(27, 7. 1951) "ihtisaslarını" anlatm ağa
başlamıştır.
Bu esrarengiz doktorun tıptan ziyade
propaganda ile meşgul olduğu anlaşı­
lıyor. “Ingiliz sömürgecileri tarafından
50
jÇgflcaayü
haksızlığa, fak n ızararete ve geriliğe mahgûya sem patilerini izihar eden bu prokûm edilen kaıbiliyetli Pakistan halkına
paganda m ütehassısı '‘tabip"! "Pakistanda ağalık etm ek isteyen Am erikan em­
peryalistlerine" de b ir hayli tehdit sa­
vurduktan sonra ıbakm neler yazıyor:
“PakistanlIların Sovyetler Birliğinde
v e onun bütün cum huriyetlerinde olup
biten işlere karşı gösterdikleri büyük
sem pati şununla izah edile bilir ki, on­
la r bizim sosyalist ülkemizde sulhun
alem darı, büyük v e küçük m illetler
arasındaki m üsavat prensipinin mü­
dafii ve bütün m illetlerin milli istiklâli
taraftarı nazariyle bakıyorlar."
Pakistan öğretm enleriyle işçileri, y u ­
karıda mevzubahs olan, Bakû eğitim
kongresine iştirak edüp Islâm dininin
nasıl tahkir edildiğini ve millî mefkûre-.
lerle millî m ukaddesatın ne hale geldi­
ğini gözleriyle görüp kulaklarıyle işitselerdi propagandacı tabibin ne "malm
gözü" olduğunu anlarlardı.
Bir PakistanlI K afkasyaya gelüp, Çeçen-Inguş cum huriyetinin' yerinde nasıl
y eller estiğini v e d ah a yedi sene evvel
orada yaşayan 800 bin dindaşından nüm unelik bir tek insan dahi kalm adığını
görseydi, doktor K arakul’un kimin
"kuT'u olduğunu anlam akta asla zorluk
çekmezdi.
AMERİKAN ALEYHDARI
PROPAGANDADAN BİR NUMUNE
Sovyet m atbuatı Am erikan aleyhdan
propadandasm ı bütün şiddetiyle devam
ettirirken am erikan rejim ine ve onun
başkanm a karşı h akaret savurmak için
hiç bir fırsatı kaçırm am aktadır:
Pravda gazetesi Rasadin v e Filipov
im zalan altında, "kollektif" bir m akale
neşretm iştir. "A m erikan rasistlerinin
vahşeti" başlığı altında çıkan bu yazıda
şöyle denm ektedir:
" . . . 2 ve 5 Şubat günkü Richemond
şehrinin
(Virginia) hapishanesinde
yedi am erikan zencisi idam edilmi­
ştir . . . B unlann yegâne "kabahati"
derilerinin siyah oluşudur. Bu adamlar
A m erikada hüküm süren zenci aleyh­
d a n tethişin kurbanı olmuşlardır. (Se­
'Nr. 2-3
bep olarak beyaz bir kadına tecavüz
. ettikleri ileri sü rü lü y o r.). . . Zencilere
karşı yapılan bu tethiş bir defa daha
gösteriyor ki, Trum an A m erikası ffitler rasistleriyle yam yam lanm n yolu
üzerinde yuvarlanm aktadır . . ."
Zencilere karşı yapılan haksız mua­
meleyi tasvip etm ekten çok uzağız. Esa­
sen bu vaziyet am erikan efk ân urnumiyesinde de p rotestolan mucip olm akta­
dır. Malûm olduğu veçhile bizzat Baş­
kan Tru-manın ve bayan Roosevelt'in
idareleri altında bulunan kuvvetli bir
cereyan Am erikanın bazı m uhitlerinde
görülen bu menfi zihniyetle m ücadele
etm ekte v e m uvaffak olm aktadır.
Sovyetlere gelince, bu nevi haksızlık­
lar karşısında "izharı -infial" etm eleri
küstah bir propagandadan ibarettir. Zira
onlar kendi m em leketlerinde, hiç bir
tahkikat ve m ahkem eye lüzum görm e­
den — bir kaç kişiyi değil — bir kaç
halkı topyekûn olarak katletm işlerdir:
M eselâ Ç eçe n -în g u ş, K araçay - Balkar,
Kınm Türkleri ve sair halklar. Ve işin
en feci tarafı şundadır k i bu "yam yam ­
lığa" v e katliâm a karşı orada bir tek in­
san dahi ses çıkarm ak hakkına m alik
değildir.
Fakat dahası d a var: haksız yere sür­
gün veya idam edilen kim selerin çocuk­
ları — eğer yaşam ak istiyorlarsa — Sov­
yet hüküm etini alenen m ethetm ek ve
avazları çıktığı k ad ar şunu bağırm ak
m ecburiyetindedirler: "saadet ve sevinç
dolu çocukluğumuz için Staline teşek­
kür ederiz".
Demek Sovyetler Birliğinde insanlar
yalnız katledilm ekle kalm ıyor, bu m a­
sum m aktullerin sağ yakınlarından da
üstelik teşekkür izharı talep ediliyor!
SOVYETLERDE TARİH
NASIL YAZILIR
Sovyetler Birliğinde ilmin serbest ol­
madığı ve so v y et âlim lerinin M oskova­
nm em riyle hakikatlere karşı m ütem adi
suikastlerde bulunduklan herkesçe m a­
lûmdur. Siyasî fuhuş ve opportunist
zihniyete esir edilen sovyet "ilm inin" ne
hale geldiğini gösteren en veciz num une­
lerden biri "Sovyetler Birliği tarihi" na-
Nr. 2-3
Kafkasya
mınd'aki mektep kitabıdır. Bu kitap Moskovada, profesör P ankratov tarafından
m üteaddit defalar tabolunm uş ve her
defasında b aşk a bir kılığa girmiştir.
Bu mektep kitabının 1948 de tabolunan nüshasında "K afkasyanm zaptı ve
Şamilin idaresi altm da Dağlıların istik­
lâl m ücadelesi" faslında şunları oku­
yoruz:
"Şamil âlim bir in sa n d ı. . . Şamil
güzide bir devlet adamı ve cesur bir
k u m andandı. . . Halkını çok iyi tanır­
dı. Dağlıların devlet nizamını kur­
m akta ve çar söm ürgecilerine karşı
yaptıkları askerî h arek âtın idaresinde
Şamil kendisini kabiliyetli bir teşkilât­
çı olarak g ö ste rd i. . . Şamil dağınık
kabilelerle zafer kazanılam ayacağını
iyi anlıyordu. Bunun için bütün bun­
ları birleştirüp m üstakil bir devlet
kurdu. Şamüin bu devirdeki faaliyeti
yalnız çarlığa karşı değil, fakat aynı
zamanda yerli feodallara karşı olup,
dem okratik ve progressiv bir m ahiyet
taşıy o rd ı. . . "
Şamilin kurduğu devlet ilk defa çar­
lığın istilâları neticesinde ortadan kaldı­
rılmış, bundan altmış yıl so n ra ihya edi­
len Şimalî Kafkasya D evleti de bolşe­
vikler tarafından zaptolunm uştu.
Bu hususların m eskût geçilm esine rağ­
men, Şamilin şahsiyeti hak k ın d a verilen
yukarıdaki izahat h akikate tetabuk et­
mektedir.
Fakat birden bire bir şeyler oldu. Aynı
profesör Pankratov tarafından, aynı
51
m atbaada basılan aynı tarih kitabının
1950 de çıkan yeni nüshası aynı mevzu
hakkında şunları yazdı:
"Ingiltere ve T ürkiye tarafından kış­
kırtılan Şamil "Gazavat" (mukaddes
cihat) ilân e t t i . . . Sömürgeci siyasetin
Ingiliz ve Fransız casusları Karadeniz
sahillerinde faaliyet göstererek dağ­
lı ahaliyi istism ara kalktılar . . .
Dağlıların Şamil trafından idare edilen
harekâtı millî kurtuluşu istihdaf eden
dem okratik bir cereyan değildi. Bu
sadece Ingiliz kapitalizm i ve Türk
saltanatının hizmetinde bulunan mür­
teci v e . milliyetçi bir cereyandı ve
Dağlıların millî m enfaatleri aleyhine
idi..."
Fazla tefsire lüzum v ar mı? Sovyet­
lerde ilim, siyasî hokkabazlığın elinde
bir oyuncaktır. Sadece şuna işaret ede­
lim ki, Sovyet hüküm eti Kafkasyada ta­
rihi "tashihlerle" meşguldür. Tifüste gür­
cü dilinde çıkan "Komünist" gazetesi
(1. 7. 1950) tarihli nüshasında) şu haberi
neşretmistir:
"Doçent Joselyani 2 Temmuz günü
akşamı bir konfrans verecektir. Konfransm .mevzuu şudur: "Gürcüstanm
müridizm ve Şamile karşı mücade­
lesi!''
"Dünyanın en h ü r memleketinde" cari
olan "haber, alma hürriyeti" dolayısiyle,
millî tarihimize karşı başlayan propa­
ganda kam panyası hakkında maatteessüf
malûmat alm ak mümkün değildir.
MUHACİR RUS MATBUATI
Sovyetler Birliğindeki gayrı rus mil­
letlerin m ukadderatı rus m uhaceretinin
başlıca m evzuu haline gelmiştir. Bu
mevzu etrafında beyaz rus m atbuatıyle
gayrı rus milletlerin m uhaceretteki mat­
buatı arasında m ünakaşalar ve polemik
yazılar devam etm ektedir. Bu m ünaka­
şalar esnasında, rus m atbuatı gayrı rus
milletlerin mümessillerini "zoolojik şovinistler" olarak gösterm eğe çalışırken
Rusları yüksek insani m efkûreler uğrun­
da mücadele eden insanlar gibi tanıtmak
hevesine kapılıyor.
"RUSYALI DEMOKRAT"
GAZETESİNİN HEZEYANLARI
M elgunov'ın Pariste çıkan bu gazetesi
(No. 1, 1951, sayısında) "tarih ve ütopi"
başlığı altındaki uzun bir yazısında aynı
mevzua temas etmektedir.
52
Nr. 2-3
Kafkasya
M akale sahibi Şvarts-Omonski, sırtına
dem okrat cüppesi atup, kadim rus prens­
lerinden Oleg'in kılıncım kuşanarak se­
fere çıkmış "akılsız Hazarlardan", Gotlardan, Hünlerden, Kos aklardan, Moğollardan, Litvanyalılardan, ve Türklerden
intikam alm ak ve ıbunlan "muazzam bir
kan ve ırk maihlûlü" içerisinde rus halkı
haline getirm ek istiyor., Rusyanm "do­
ğuştan muazzam" olduğunu iddia eden
bu zavallı m ecnun bakın neler diyor:
"istiklâlciler çoktan şu kanaate gel­
m işlerdir, ki, istiklâllerinin tem ini an­
cak rus Jıalkınm cismi zaafı netice­
sinde m ümkündür. Rusya toprakları
üzerinde, büyük rus halkı ekseriyeti
tem in ettikçe onların Rusyadan ayrıl­
m a n m evzubahs değüdir. Separatizm
kayıkları sahillere ancak büyük rus
m illetinin k an deryası üzerinden yan aşa bilir. H alkların toptan katline is­
y a n eden istiklâlciler aynı akıbetin
rus halkının başına gelmesini temenni
ediyorlar."
Bu tahrikam iz iddia hiç bir esasa m ü­
stenit değildir. A sırlardan beri M osko­
vanm taçlı ve taçsız hüküm darlannın
elinde k ö r b ir süâh olan rus halkım im­
h a etm ek hiç kimsenin akim dan bile
geçm iyor.
Silân güciyle istilâ edilen gayrı rus
m illetler Rusya nam ı verilen "m illetler
h a p is h a n e sin d e kalm ak istem iyorlar,
işte bu kadar, zorla güzellik olmaz
ya! . . .
Rus m ujiklerini kendi topraklarından
kovm ağa d a kim senin niyeti yok . . .
M evzubahs olan dâva, Rus hüküm etleri
tarafından Kafkasyaya, Kırıma ve diğer
gayrı rus ülkelere zorla iskân edilen
R usları m em leketlerine dönmeğe davet
edüp, gayrı m eşru bir surette işgal
ettikleri bu yerlere halen Sibiryada in­
leyen eski ve meşru sahiplerini yerleş­
tirm ektir.
Ve nihayet istiklâlciler, kendi m illet­
lerinin hürriyetlerini v e istiklâllerini ta ­
lep ediyorlar.
Bu talep bu kadar büyük b ir cinayet
midir, sayın "Rusyalı Demokrat"? . . .
EMPERYALİZM SARHOSLUGU
iç e r is in d e
Münchende çıkan "Golos N aroda" ga­
zetesi (15. 7. 1951) "rus aley d an jenosid'e karşı" serlevhası altında bir m aka­
le neşretm iştir. M akale sahibi F. Bogatırçuk (aslını hatırlam ayan b ir U kray­
nalI olacak!) bu yazısında rus halkım
hayali bazı suikastlerden korum ağa ça­
lışm aktadır.
"U krainskiye V isti"adındaki U krayna
gazetesi, 5. 8. 1951 tarih li sayısında, bu
m akaleye cevap verm ekte v e sorduğu
bir çok sualler m eyanm da K afkasyaya
m üteallik bir sual de sorarak şöyle de­
mektedir:
"Rus em peryalistlerinin v e onların
Bogatırçuk tipindeki kvislinglerinin
m antığına bakılırsa, m eselâ K afkasya
nin istilâsı sıralarında katil rolünde
olan rus m üstevlüeri değil, fak at an­
neleriyle kız kardeşlerini, çocuklannı, evlerini ve nam uslarını m üdafaa
için R uslara karşı m ukavem et göste­
ren Şamilin isyancı k u v v e tle riy d i. . . "
Profesör B ogatırçuk buna, aynı "Go­
los Naroda" gazetesinin 29. 9. 1951 ta ­
rihli sayısında cevap verm iştir. "Pole­
miğe girişm ek istem ediğini" söyleyen
Bogatırçuk kendisine sorulan suale ce­
vap verm ekten im tina etmiş, daha do­
ğrusu çar ve sovyet siyasetlerini m üda­
faa etm ek cesaretini gösteremem iştir.
Zaten, m eselâ K afkasyada Ç erkeslerin,
Çeç enlerin, K araçaylılann imhasını na­
sıl haklı göstere bilirdi?
Profesör Bogatirçuk’m hakkı var: el­
de koz olm aym ca polemiğe girişmek
hakikaten güç b ir iş . . .
Nr. 2-3
Kafkasya
M U H T E L İ F ------------------------------------- H A B E R L E R
KAFKASYADA
Kızıl O rdunun takviyesi
SOVYETLER BİRLİĞİNDE MÜNEV­
VERLERİN TAKIP VE "TASFİYESİ"
Türk m atbuatı, T.H.A. (Türk H avadisler
Ajansı) nin aşağıdaki haberini yaym lamiştır:
Kısa bir m üddet evvel Doğu Almanyadaki vazifesi başına gelen yüksek rü t­
beli bir sovyet zabiti* husus! bir toplan­
tıda şayanı dikkat bir ifşaatta bulun­
muştur.
D ışanya sızan bu ifşaattan anlaşıldı­
ğına göre, K oredeki Türk Birliğinin gö­
sterdiği yüksek savaş kudreti, Rus genel
kurm ayını bir hayli endişeye düşürm üş
v e plânlarında mühim değişiklikler yap­
m asını intaç ettirm iştir.
Filhakika, Türk ordusunun geçmişteki
savaş kudretinden hiç bir şey kaybet­
mediğini anlayan Ruslar, bu ordunun bir
harp vukuunda, K afkasya için büyük bir
tehlike teşkil edebileceği kanaatine v ar­
mışlar v e K afkasyadaki ordularını tak ­
viyeye k a ra r verm işlerdir.
Rus genel hurm ayı bütün Sovyet pe­
trol m enbaalarm m toplandığı, üstelik
m ilyonlarca Türkle m eskûn bulunan
Kafkasyayı, T ürk ordusu karşısında m ü­
dafaa edebilm ek için, en aşağı 80 tümene
ihtiyaç olduğu neticesine varm ış ve bu
bölgeye ait m üdafaa plânlarını yeni
baştan tanzim e başlamıştır.
M alûm olduğu üzere, Sovyet Rusyada
zaman zaman, m uhtelif şekillerde "temiz­
lik" harekâtına girişm ek bir an'ane h a­
lini almıştır.
Bu "an'ane'' y e uygun olarak, son za­
m anlarda, bilhassa gayrı rus m illetlerin
m ünevverlerine karşı şiddetli bir takip
başlam ıştır.
Bunun en dikkate değer misallerinden
biri halihazırda A zerbaycanda görülm ek­
tedir. Bütün T ürklerin olduğu gibi Azer­
baycanlIların da tarihi destanlarından
olan “Kitabı Dede Korkud" Türklerle
diğer m illetler arasında düşmanlık hissi
uyandırdığı iddiasıyle, "zararlı bir eser"
olarak ilân edilmiştir.
işin tuhaf tarafı şundadır ki, daha kısa
bir m üddet evvel, “Büyük Sovyet Ansi­
klopedisi" nin son tab'm da bu eser,
dünya çapındaki tarihî eserlerden biri
olarak vasıflandırılm ıştı.
K azahistanda isyan
A m erika Dışişleri Bakanlığı radyosu
21 Ekim yayınında şu haberi vermiştir.
G eçenlerde R usya'da son senelerin en
mühim hâdisesi vukua gelmiştir.
Filhakika ağustos ortasında O rta
A sya'daki K azakistan Cum huriyetinde
bir köylü ihtilâli olmuştur. Kazaklar Stalin'in yeni ziraat siyaseti hüküm lerince
m allarına el koym ak isteyen emniyet
kuvvetleri ''M VD'' ile çarpışmışlardır.
Köylülerin m allarına el konm asına dair
em ri bu bölgenin kom utanı General Ivan
Esimoviç verm iştir.
ilâveye lüzum varandır ki, seneler
boyunca b u eser hakkında müsbet yazı­
lar yazmış olan m ünevverler, "burjuva
nasyonalist" olarak edebî teşekküllerden
tard ve tecziye edilmişlerdir.
Böyîece "sosyalizm in tahakkuk ettiği
ülke" de, gayrı rus m illetlerin kültürüne
ve m ünevverlerine karşı açık bir takibat
yapılıyor ve “hâkim millet" nazariyesinin asıl m ucitleri olan Rusların her kesi
ruslaştırm ak hususundaki eski hülyalan
tahakkuk safhasına giriyor.
MUHTELİF HABERLER
V asingtonda Cami inşası
Türk ve M ısır gazetelerinin verdikleri
habere göre, yakında, Vaşingtonda bü­
y ük bir Cami inşasına başlanacaktır.
Caminin plânı, Kahirede, alâkalı makam­
lar tarafından tastik edilerek, Vaşingtona Mısır büyük elçisine gönderilmiş­
54
Kafkasya
Nr. 2-3
tir. inşa edilecek Camilim nezaretine de,
Vaşingtondaki Müslüman Cemiyeti me­
m ur edilmiştir.
M ünihte Kurban Bayramı
Münihte yaşayan Müslü-manlar, 12 Ey­
lülde Kurban Bayramını tes'it etm işler­
dir. Bu m ünasebetle tahsis edilen, M ü­
nih müzesinin büyük salonunda topla­
nan Türkistanlılar, Idii-Urallılar, Kaf­
kasyalIlar, Kırım Türkleri ve diğer Müs­
lümanlar, Bayram namazını, hep birlikte
icra etmişlerdir.
Bayram m ünasebetiyle toplanan k ala­
balığın ekseriyetini, göze çarpacak de­
recede, dinlerine tem ayül gösteren Rus­
ya Müslüman m uhacirleri teşkil ediyor­
du. Bunlar dinî kitaplara alâka göster­
dikleri gibi, dinlerinin 'akidelerini ve
ibadet usullerini d ah a iyi öğrenmek
için sık sık bu m evzuda konfranslar ve­
rilmesi -temennisinde bulunmuşlardır.
dan 300 sene evvel m uhaceret hayatm a
başlam ış olan Kalmıklarm mümessili 5
kişilik bir grup d a vardı. M erasim pro­
gramına, talebeler tarafından yazılan ve
yine talebeler taraflım dan oyanan C en­
giz hana ait bir piyes de dahildi. Piyesin
temsilini müteakip, Cengiz aşiretinin 5
ahfadı millî oyunlarını oynam ışlar ve
millî şarkılarını söylemişlerdir.
Kalm ıklarm -dünyanın beş köşesine
nasıl dağıldıklarına canlı birer misal
teşkil eden bu 5 kişiden birisi Bulgaristanda, birisi Istanbulda, ikisi Yugoslavyada ve sonuncusu Pragda doğm uştur.
Utreht üniversitesi, h er beş senede
bir, "eğitim haftası" namı altında 1636
d-aki kuruluşunun yıl dönüm ünü tesit
etm ektedir. Bu sene, 6000 talebe, Kalmıklara yeni bir vatan bulm ak gayesile
yardım sandığı kurm ağa k arar verm iş­
lerdir.
ü m it edelim ki, Hollandam n m ünev­
ver gençliği -tarafından yapılan teşeb­
HOLLANDA TALEBELERİ VE
büsler v e IRO nm m üracaatleri h er h a n ­
KALMIKLAR
gi bir mem leketin d evlet adam ları tara­
IRO (Beynelmilel muhacir teşkilâtı) fından nihayet duyulur v e asırlardan
nm Cenevrede çıkan havadis bülteninde beri y u rt peşinde avare dolaşan bu muzUtreht (Hollanda) den verilen şu haber tarip, çalışkan ve .namuslu m illetin baki­
neşredilm iştir: U treht üniversitesinin 315 yesine, yerleşe bileceği bir toprak p a r­
nci senei devriyesi m ünasebeti!e yapı­ çası bulunarak, tarihte eşine rastlanm a­
lan merasimde üniversitenin kuruluşun­ mış olan bu vaziyete bir son verilir.
Mecmuamıza gelen mektuplar
"Kafkasya"nm intişarı münasebetiyle
idarehanem ize okuyucularımızdan bir
çok mektup gelm ektedir. Mecmuamıza
karşı gösterilen bu alâkanın akislerini,
imkân nispetinde, hulâsa olarak dercetmeğe çalışacağız.
M ektupların asılları ıdarehanemizce
hıfzedilmektedir.
IDIL-URALLILARIN TEBRİKLERİ
"Kafkasya" mecmuası tahrir müdürüne
Pek M uhterem M üdür bey.
Türk-Tatar Millî Kurtuluşu M erkezi­
nin A vrupa kolunu teşkil eden "Idil-Ural
Türk-Tatarlannm İstiklâl Mücadelesi
için Yeni Birliği Kafkasya halkları­
nın siyasî m uhaceretinin naşiri efkârı
olan ve millî istiklâl m efkuresini yayan
aylık mecmuanızın neşri m ünasebetiyle
sizi tebrik ve Kafkasyanm istiklâli
uğrunda ve bolşevizm e karşı m ücadele­
nizde m uvaffakiyetler tem enni eder.
"Rusya m illetleri" nam ına faaliyette
bulunarak Garp m em leketlerini iğfal et­
meye çalışan m uhtelif rus siyasî grup­
larının faaliyete geçtiği böyle bir za­
manda, "Kafkasya"nm intişarı, yalnız
K afkasyalIlar için değü, diğer mahkûm
Rusya m illetleri -için de büyük ehemmi­
yeti haizdir.
Kafkasya
'55
Bir çok defalar, tarihî v ak 'alarla da lariyle diğer halklarının tabii m üttefiki
teyit edilen, KafkasyalIların m ünakaşa bulunuyoruz.
kabul etmez istiklâl arzusunu ve hakikî
En iyi tem ennilerim izle birlikte say ­
iradesini ifade -eden "K afkasya" mecmu­ gılarım ızı takdim eyleriz efendim.
ası, bugünkü neşriy atiyle, "Rusya Mil­
"M ücadele Birliği" Riyaset H eyeti
letlerini K urtarm a Şurası" denen bir te­
şekkül etrafında toplanan ve hiç bir
esasa istinat etm eyen haksız talepleriy­
Albay G. Tokayev'in tebriki
le halklarım ızın üzerinde vasilik, diğer
"Kafkasya" tahrir müdürlüğüne
ifade ile, hakim iyet kurm ak arzusunda
bulunan, R usların sinsi faaliyetlerini
Aziz vatandaşlanm ,
m eydana çıkarm aktadır. "Kafkasya"m n,
Gönderdiğiniz m ecm uaya teşekkür
"Rusya M illetlerini K urtarm a Şurası"nm
eder, Sovyetler Birliği halklannın h ü rri­
m üstem lekeci-siyasî tem ayüllerine ver­
yeti için yaptığınız m ücadelede bütün
diği cevap, aynen bizim de cevabımızı kalbim le sizlere m uvaffakiyetler dilerim.
teşkil etm ektedir. Idil-Uralm 8 m ilyon­
Hiç şüphe etm iyorum ki, "Kafkasya",
luk T ürk-Tatar halkı, T atar devletleri­
nin arazisini (Kazanı, A straganı, Sibi- an ti em peryalist-inkilâpçı dem okrat ce­
ryayı) zapteden tfus istilâcilariyle, istilâ phesini takviye edecek ve orada kendi­
anından beri, devletlerini te k ra r kurm ak sine lâyık olan yeri, işgal edecektir. V ar­
için fasılasız istiklâl m ücadelesini de­ sınlar kvislinglerin kvislingleri faşistvam ettirm ektedir. Bu istiklâl arzusunu iftiracı paçavralarım neşrededursunlar.
Idil-Ural Türk-Tatar halkı 1917 yılında F akat "Kafkasya" unutm am alıdır ki, son
söz, hiç bir zaman ve hiç bir şey u nut­
da ispat etm iştir.
m ayan v atan a aittir.
1917 yılının A ralık ayında, istiklâli,
C anavarca katledüen yiğit Çeçenler,
M illet Meclisimiz tarafından, ilân edilen Inguşlar, K araçaylılar, Balkarlar, KalIdil-Ural cum huriyetinin arazisi bu sefer m ıklar, K ınm Türkleri ve K azaklara
de Sovyet Rusyanm işgaline uğradı. O za­ ebedî şan ve şerefi
m anki Millet -Meclisinin deklârasyonu,
Yaşasın hürriyetsever milletlerin k a r­
Idil-Ural Türk-Tatar halkının millî ira­ deşçe dostlukları!
desini izhar eden, dem okratik bir vesi­
Yaşasın, bolşevdzm-komünizm ve fa­
ka teşkil etm ektedir.
şizm e karşı, birleşm iş cephe!
ikinci, dünya savaşı esnasında, So­
V atanın cesur müdafii eri yeni m uha­
vyetler Birliği hudutları dışında kalan cirlere selâm lar!
v e Tatar-Başkır, Çuvaş halklarının k a­
V atanperverlikleri muhafaza edebilen
nından olan bugünkü neslin bir kısmı eski m uhacirlere şeref ve hürm etler!
teşkilâtlanarak 60 .binlik b ir lejiyon h a ­
G. Tokayev
linde, bolşevizme karşı m ücadelede faal
b ir rol oynadılar. Bu o dem ektir ki, IdilUralm Türk-Tatar halkı kendi m ukad­ Aziz vatandaşım , m uhterem M üdür bey,
Ç ıkarm akta olduğunuz "Kafkasya"
deratım istikbalde de "h alklann yam y­
amı" R usyaya bağlam ak niyetinde de­ memuasınm ilk sayısını aldım ve dik­
katle okum ağa başladım.
ğildir.
E kseriya sevinçli olm ayan günlük h â ­
K afkasya halklarının millî iradesinin dise v e haberleri, bir çok m uhtelif gün­
naşiri -efkârı olan ',K afkaşya"nm bugün- lük gazetelerde ve m ecm ualarda takip
" k ü Rusya im paratorluğu nizam ının mu­ etm ekle beraber, okum ak ihtiyacımızın
hafazasında h e r nedense m enfaatli bulu­ tam am ile tatm in edilemediği m uhakkaknan bazı gruplardan nihayet daha kuv­ lır.
vetli çıkacağına şüphemiz yoktur.
Yine m uhakkaktır ki, gurbette bulu­
Biz Idil-Urallılar, menfaat, m ukadde­ nan h e r KafkasyalI için, Kafkasya h alk ­
rat ve kan birliğiyle bağlı bulunduğu­ larının m ukadderatlanm tayin hususun­
muz Kafkasyanm Türk-M üslüm an halk- daki tarihî arzu ve tem ayüllerini yayan,
56
tfr. İ-3
Kafkasya
mecmualarının canlı m ünderacatım oku­
mak fırsatım elde etm esi'büyük bir saa­
dettir.
Mecmuamızın intişarım hayırlı bir baş­
langıç telâkki ediyor, ve minnet ve şük­
ranla karşılıyorum . Kremlin uşaklarının
çizmesi altında inleyen Kafkasyanm k u r­
tuluşu için sarfettiğiniz emek ve çalış­
m aların m uvaffakiyetle neticelenm esini
bütün kalbim le v e ruhum la tem ennni
ediyorum.
Yaşasın hür ve m üstakil Koca Kaf­
kasya!
Hürm et ve teşekkürler.
A rdonag (Londra)
MUHACİR KAFKASYALILARIN
----- NAZARI DİKKATİNE ----1) IRO idaresinin tasfiyesi üzerine,
başka m em leketlere m uhaceret im kânı­
nı bulam ayarak, Alm anyanm Amerikan
bölgesinde ikam et eden bütün m uhacir­
ler, 1952 yılı O cak ayından itibaren Al­
m anya hüküm etinin idaresine geçecek­
lerdir. Vize temin etmek suretiyle ve
kendi hesabına h e r hangi bir m emlekete
hicret etm ek isteyen bütün muhacirlere,
Alm anya hükümeti, ecnebilere mahsus,
pasaport (fremdenpafî) vermeğe k arar
vermiştir.
2) DP statukosunu haiz olan her hangi
bir mem lekete hicret etmek imkânını
bulam ayan m uhacirler, otomatik bir su­
rette Alman ekonomisine geçeceklerdir.
3) Komünist m em leketlerinden gele­
cek olan yeni m uhacirler, devletin em ­
niyet teşkilâtlarına bağlı hususî kom i­
syonlardan geçtikten sonra, kam plara
yerleştirileceklerdir.
4) H er hangi bir memlekete hicret
edüpte, iki senelik m üddetten sonra Alm anyaya döneceklere, kamplarda yer
verilm eyecektir.
5) Alman hükümeti, Almanyada k ala­
cak olan m uhacirler için, başta çalışan­
lar ve büyük aileliler olmak üzere, 3438
ev inşa etm eğe k arar vermiştir.
6) Kampa kaydedilüp te, her hangi
bir sebeple kam pta yaşamayan, ve üç
hafta zarfında ikam etlerini bildirmeyen
muhacirler, kam plardan ihraç edilecek­
lerdir. Bu gibiler bütün muhacirlik hak­
larım kaybedeceklerinden, başlarının ça­
resine kendileri bakm ak m ecburiyetinde
kalacaklardır.
7) M uhacir işleriyle., alâkalı bakanlık,
m uhacirler için, şoför/ makinist, radyo,
ıesim, m arangoz v e saire kurslar açmı­
ştır. A rzu eden m uhacirler, alâkalı m a­
kam lara kayıtlarını yaptırarak m ezkûr
kurslara devam edebileceklerdir.
8) Alm anyanm A m erikan bölgesinde
yaşayan bütün m uhacirler, DoğuAlm anyadan m uhaceret eden Alman m uhacir­
lerin sahip oldukları bütün haklara ay ­
nen sahip bulunuyorlar.
M uhacir işleriyle alâkalı bakanlık, bü­
tün m uhacirlere, ihtisasları dahilinde, iş
bulmak için gayret sarf etmektedir.
9) Sovyet komisyonu, Amerikan iş­
gal m akam ları nezdinde teşebbüse ge­
çerek, kendi m uhacirleri arasında, mem­
leketlerine dönm eleri için propaganda
yapm ak m üsaadesi istemişsede, bu m ü­
saade verilm em iştir.
10) H er hangi bir tabiiyette ve ihti­
sasta olurlarsa olsunlar v e harp içinde
ne işle meşgul olurlarsa olsunlar, Amerikaya hicret etm ek isteyen bütün Kaf­
kasyalI m uhacirler, Rus kotasına kayde­
dilerek sıra bekleyecek ve kendi h esa­
bına A m erikaya hicret edebileceklerdir.
11) H er hangi başka bir memleketin
teb'ası olan m uhacirler, A lm anyaya ye­
niden gelerek DP statukosuna sahip ol­
mak ve kam pa yerleşm ek hakkına malik
değillerdir.
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
0
File Size
2 577 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content