close

Enter

Log in using OpenID

2. Broşür PDF İndir - Milli Değerleri Koruma Vakfı

embedDownload
Milli Değerleri
Koruma Vakfı
Perpa Ticaret Merkezi
A Blok No: 974
Okmeydanı–Şişli / İstanbul
Tel: 0.212.2211283
[email protected]
MERHAMET
YURDU
TÜRKİYE
w w w. m il l ideg erl erikoru mava k fi. org
MERHAMET YURDU TÜRKİYE
O
smanlı çökmeseydi ve en güçlü dönemindeki topraklarını
korusaydı; aralarında şu an ki Yunanistan, Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan,
Macaristan, Polonya, Kosova, Irak, Suriye, Filistin, Ürdün, Lübnan,
Mısır, Somali… gibi ülkelerinde bulunduğu toplam 88 ülkeyi sınırları
içinde barındıracaktı.
Ancak tarih böyle ilerlemedi, Osmanlı İmparatorluğu çöktü ve
Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim 1923’te Osmanlı’dan kalan topraklarda kuruldu. Yukarıda az bir kısmını sayabildiğimiz 88 ülke ise,
ikinci dünya savaşından sonra bağımsızlıklarını ilan edip, ayrı birer
ülke oldular.
Cumhuriyetin ilanından sonra Türkiye, atası Osmanlı’nın yolundan gitti; tıpkı Osmanlı gibi sınırları içinde birçok farklı ülkeden,
ırktan, kavimden insana kucak açtı. Günümüze baktığımızda ise,
Türkiye bahsini ettiğimiz bu ülkelerden birçok vatandaşı göçmen
olarak bünyesinde barındırmaktadır.
İkinci Dünya Savaşı sırasında ve savaş sonrasında Avrupa’da
başlayan mülteci sorunu nedeniyle 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki
Statüsüne İlişkin Sözleşme imzalanmıştır. Türkiye uluslararası mülteci hukukunun düzenlendiği 1951 Sözleşmesinin taslağının hazırlandığı konferansa katılan 26 ülkeden biridir. 1951 Sözleşmesi’nin günümüzde hala etkinliği devam etmektedir. Sözleşme’yi
“coğrafi sınırlama” çekincesi ile kabul eden Türkiye, Avrupa dışında
gelerek iltica talep eden kişilere “mülteci” statüsü tanımamakta,
sadece “geçici sığınma” koruması vermektedir.
Ülkemizde günümüzde göçmenlere sağlanan imkanlar ve halkımızın onlara yaklaşımı dünyanın birçok ülkesinden çok daha
olumlu bir noktadadır. Müslüman-Türk geleneklerine ve anlayışına
uygun hareket eden Türk Devleti, yurdumuza göç eden insanlara
4
Milli Değerleri Koruma Vakfı
karşı elindeki imkanları kullanarak en iyisini yapmaya gayret etmektedir.
Türkler tarih boyunca da aynı tutumu sergilemiştir. Örneğin
Osmanlı Devleti’nin, imparatorluğa sığınan kimselere yaklaşımı
son derece misafirperver ve şefkatlidir. Osmanlı’nın dışarıdan aldığı
göçe bazı örnekler vermek gerekirse şunları söyleyebiliriz:
Osmanlı İmparatorluğu’na ilk dış göç, 1771 yılında Kırım’da
Osmanlı yanlısı kesimin Rusların saldırısına uğraması sonucu
yaşanmıştır.
Hemen ardından 1788-1792 yılları arasında yaşanan OsmanlıRus-Avusturya savaşlarında ve sonrasında Kırım, Kazan, Kafkasya ve Özi bölgelerinden yaklaşık 400.00 kişi kitleler halinde
Osmanlı’ya göç etmiştir. Osmanlı Devleti Kafkasya limanlarında bekleyen yüzbinlerce insana gemilerle Trabzon, Samsun
ve Sinop gibi limanlara getirmişlerdir. Buraya getirilen göçmenler değişik illerde iskan edilmişlerdir.
1806-1812 Türk-Rus savaşı sonucunda Osmanlı’ya göç eden
yaklaşık 200.000 kişinin bir bölümü başta İstanbul olmak
üzere Rumeli’deki yerleşim birimlerine yerleştirilmiştir. Bir
bölümü ise Anadolu’ya gönderilmiştir. Osmanlı Devleti bu göçmenlere her türlü kolaylığın sağlanması için eyaletlere emir
vermiştir.
Mora Yarımadası’nda 1820 yılında bağımsız Yunan Devleti’nin
kurulması nedeniyle, yarımadada yaşayan Türkler Anadolu’ya
göç etmişlerdir.
1854-1856 yıllarında yaşanan Kırım Savaşı nedeniyle yaklaşık
600.000 kişi Samsun Limanı üzerinden Anadolu’ya göç etmiştir.
Rusya’da meydana gelen 1905-1908 Rus Devrimi ve 1917 Sosyalist Devrim’den sonra Ermeniler ve Gürcüler Anadolu’ya göç
etmişler ve Osmanlı Devleti tarafından Muş ve Kars gibi illere
yerleştirilmişlerdir.
5
MERHAMET YURDU TÜRKİYE
Balkan Savaşı ve 1. Dünya Savaşı sırasında yaklaşık 125.000
göçmenin Anadolu’ya geldiği tahmin edilmektedir.
I. Dünya Savaşı öncesinde Suriye bölgesinde batı destekli Arap
milliyetçiliği hareketinin giderek radikal bir boyut kazanması
üzerine, Suriye, Hicaz ve Mezopotamya bölgelerindeki 5 bin
civarındaki aile, İç ve Batı Anadolu bölgelerine nakledildiler.
Osmanlı’nın misafirperverliği İstanbul Ticaret Odası’nın Yrd.
Doç. Dr. Bayram Nazır tarafından hazırlanmış “Osmanlı Misafirperverliği ve Avrupa’daki Yankıları” isimli yayına da konu olmuştur.
Bu yayında, Osmanlı’nın özellikle 1849-1849 Avrupa İhtilallerinden
sonra kendi topraklarına sığınan mültecilere gösterdiği misafirperverlik ve hoşgörünün delillerine yer verilmiştir. Osmanlı’nın
söz konusu dönemde mültecileri her türlü baskıya rağmen en güzel
şekilde ağırlamasının ve korumasının tüm Avrupa’da büyük hayranlık uyandırmasından bahsedilmiştir.
Yayında da geçtiği üzere, Osmanlı Devleti’nin tarihi boyunca
misafir ettiği krallar da olmuştur. Bunlardan biri, Rusya’ya karşı
yaptığı savaşı kaybeden “Demirbaş” lakaplı İsveç Kralı XII. Şarl’dır.
1709 yılında Osmanlı Devleti’ne sığınan İsveç Kralı başta 2 hafta
kalmayı planlarken gördüğü ilgi dolayısıyla 5 sene boyunca Osmanlı
topraklarında yaşamıştır. Dönemin Osmanlı padişahı III. Ahmed,
Kral Şarl’ın bir kral gibi ağırlanmasını ve ihtiyaçlarının da Osmanlı
Devleti tarafından karşılanmasını emretmiştir. İTO’nun ilgili yayınında şu ifadelere yer verilmiştir:
“Demirbaş Şarl, Osmanlı ülkesinde geçirdiği günlerin kendisine
verdiği mutluluğu şu sözlerle ifade etti: “Bu kadar alicenap,
bu kadar asil, bu kadar nazik bir milletin arasında hür bir
esir olarak yaşamak ne tatlı”. İsveç Kralı’nın Türkiye’de kaldığı
süre içinde Türkçe’ye ilgi duyduğu anlaşılmaktadır. Nitekim
eskiz çalışmaları sırasında çizdiği teknelere “Yaramaz” ve “Yıldırım” isimlerini vermişti. Günümüzde aynı isimler İsveç’te
6
Milli Değerleri Koruma Vakfı
hala kullanılır. Kralın emriyle yapımına başlanan “Yaramaz”
ve “Yıldırım”, 1716 yılında bitirildi. 44 top taşıyan ve 39 metre
uzunluğundaki Yaramaz, artık İsveç donanmasının sancak gemisiydi. Türk korsan teknelerinin çizgilerini taşıyan bu tekne,
İsveç donanma sancağını buharlı tekneler çağına kadar gururla taşıdı. “Yıldırım” Prusyalılar ile yapılan bir deniz savaşında batırılmış, İsveçliler tarafından uğruna inanılan “Yaramaz” ise, inşa edilen modern bir tekneye adı verilerek efsanevi
ününü sürdürmüştür.
Demirbaş Şarl’ın Osmanlı ülkesinde kalması ve Doğru kültürü
ile tanışması İsveç üzerinde günümüze kadar devam eden derin
izler bıraktı. İsveç Kralı’nın ülkesine dönmesinden sonra “dolma,
buzlu şerbet, kahve, kalabalık, sofa, yıldırım, yaramaz, köşk, divan”
gibi kelimeler İsveç diline girdi.” (Osmanlı Misafirperverliği ve Avrupa’daki Yankıları, s.13)
Görüldüğü gibi İsveç Kralı Şarl’a gösterilen misafirperverliğin
anlamı ve etkileri çok büyüktür. Diğer mültecilere gösterilen misafirperverlikte de olduğu gibi... Osmanlı’nın mültecilere gösterdiği
hoşgörüyü en güzel ifade eden sözlerden biri de İTO’nun yayında
da belirtildiği üzere Sultan Abdülmecid’e aittir. Sultan Abdülmecid
mültecilerin iadesini isteyen Rusya ve Avusturya’ya yönelik şunları
söylemiştir: “Tacımı veririm, tahtımı veririm ama devletime sığınanları asla vermem” (“Osmanlı Misafirperverliği ve Avrupa’daki
Yankıları”, s. 15)
İşte bu ifadeler Türklerin merhametini ve koruyuculuğunu göstermeye yeterlidir. Bir imparatorluğun lideri kendi milletinden dininden olmayan insanları böyle koruduktan sonra, o imparatorluğun adaletini inkar etmek mümkün olmamaktadır. Türklerin
dünyada nam salmış misafirperverlikleri ve merhametleri Cumhuriyet kurulduktan sonra da devam etmiştir.
7
MERHAMET YURDU TÜRKİYE
Türkiye’nin Aldığı Göçler
(1923 - 2014)
● Cumhuriyet döneminin en yoğun göç hareketi, Lozan Antlaşması
gereğince Türk-Yunan halkları yer değiştirmesi sırasında yaşanmış ve bu sırada 400.000 Türk, Rumların Anadolu’da terk
ettikleri evlere ve topraklara yerleşmiştir. (OĞUZ ARI, Bulgaristan’lı Göçmenlerin İntibakı, 1950-51’de Bursa’ya İstanbul’da İskan
Edilenlerin İntibakı İle İlgili Sosyolojik Araştırma, Ankara, 1960,
Rekor Matbaası, s.4)
● 1925 yılında Türk-Bulgar ikamet sözleşmesi gereğince 1949 yılına kadar 142.121’i serbest göçmen olan 218.998 kişi Türkiye’ye göç etmiştir. (Devlet Planlama Teşkilatı: Sosyal Planlama
Başkanlığı Hizmete Özel: Bulgaristan’dan Türk Göçleri, Ankara,
1990, s.6)
● İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Avrupa’dan Filistin’e
100.000 civarında Musevi mülteci Türkiye üzerinden ulaştı.
Bunların 75.000 kadarı Türklerin yardımıyla kaçak olarak geçmişti.” (Prof. Dr. Stanford J. SHAW,“Musevileri Katliamdan Türkler
Kurtardı”, 31 Mayıs 2010, http: // www. haberdemeti. com/ haber.
php? haber_ id= 11307)
● İkinci Dünya Savaşı’nda, çeşitli nedenlerle Almanya’da bulunan
ve savaş sonrasında Sovyet güçlerine teslim edilmekten mucizevi
şekilde kurtulan Kırım Tatarlarından bir kaç bini 1940’ların
sonlarında Orta Avrupa’daki mülteci kamplarından Türkiye’ye
geldi. (Hakan KIRIMLI, Kırım’dan Türkiye’ye Kırım Tatar Göçleri,
http: //www.kirimdernegi. org. tr/sayfa. asp? id= 457)
● 1950-1952 yılları arasında Bulgar yönetiminin göçe zorlaması
nedeniyle 154.393 kişi iskanlı göçmen olarak Türkiye’ye sığınmıştır. (Devlet Planlama Teşkilatı: Sosyal Planlama Başkanlığı
Hizmete Özel: Bulgaristan’dan Türk Göçleri, Ankara, 1990, s.6)
8
Milli Değerleri Koruma Vakfı
Söz konusu göçmenlerin iskanı için yapılan evlerin 22.761’i köy
tipi, 12.219’u şehir tipi, 1.312’si hazır tiptir. Kırsal alanlarda
yerleşmek isteyenler için 13 müstakil köy kurulmuştur. (CEVAT
GERAY, Türkiye’den ve Türkiye’ye göçler (1013-1963), Türkiye İktisadi Gelişmesi Araştırması Projesi, No:4, Anakara, 1962, s.24)
● 1952-1969 yılları arasında Yunanistan’dan serbest göçmen olarak 24.625 kişi daha Türkiye’ye gelmiştir. (Köy Hizmetleri Genel
Müdürlüğü, Hizmet Uygulamaları Genel Envanteri, Ankara-1996,
s.139)
● Osmanlı zamanından bugüne yaklaşık 5 milyon Arnavut Türkiye’de yaşamaktadır. (Gönül BAKAY, “İçimizden Biri: Arnavutlar”,
IV. Kültür Araştırmaları Sempozyumu, İç/ Dış/ Göç ve Kültür, 15
– 17 Eylül 2007, Işık Üniversitesi Şile, İstanbul. http: // www. arnavut. com/ turkiye- arnavutlari/)
● Sadece 1. Dünya savaşından sonra yaklaşık 10.000 Azeri Türkiye’ye sığınmıştır. (Levent BİLGİ, , “Türk Romanında Savaş Sonrası Anadolu’ya Zorunlu Göçler” Doktora Tezi, T.C. Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı
Ana Bilim Dalı Yeni Türk Edebiyatı Bilim Dalı, İstanbul, 2006.)
● Türk hükümet istatistiklerine göre Haziran 1995 itibariyle 1989
kitlesel göçünden Türkiye’de resmi olarak iskan etmiş Bulgar
Türkleri’nin sayısı 244,633’dir. (http://www.ata.boun.edu.tr/
htr/Kaynakca/312/Kemal_kirisci_%20turkiyeye%20yonelik%20g
oc%20hareketlerinin%20degerlendirilmesi_bilanco.pdf) Bu göçmenlerin bir bölümü kendi yakınlarının olduğu bölgelere yerleşirken, bir bölümü de göçmen ailelerin parasal katkısı ve borçlandırılması yöntemiyle yapılan 21.438 konuta yerleştirilmiştir.
(Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Hizmet Uygulamaları Genel
Envanteri, Ankara-1996)
● 1994-1996 yılları arasında Ruslar ve Çeçenler arasında yaşanan
savaştan, büyük zarar gören 3 bin Çeçen 5 ekim 2000 tarihinden
9
MERHAMET YURDU TÜRKİYE
itibaren Türkiye’ye sığınmışlardır. (Hasan Alper Sönmez
“1990’dan Günümüzde Çeçen Direnişi ve Rusya’nın Çeçenistan’a
Yaptığı Müdahaleler” 2012, sf:37)
● İkinci Dünya Savaşından sonra Yugoslavya’da komünist rejimin
kurulması ne ülkedeki Türkler, ne de Müslümanlar tarafından
hoş karşılanmıştır. Göçün büyük kısmı 1954-60 yılları arasında
150,659 göçmen Türkiye’ye vardığında gerçekleşmiştir. 199295 arasında Bosna-Hersek’te meydana gelen kanlı çatışmalar
neticesinde 25.000 kadar Boşnak sığınmacı Türkiye’ye geçici
olarak kabul edilmiştir. (Shoup, 1968:107-9) (Poulton, 1993:5939-181)
● Türkiye’nin yaşadığı en büyük göç dalgalarından birkaçı, Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’a olan müdahalesini de içeren
1988-1991 yılları arasında meydana gelmiştir. İran-Irak savaşının bitmesinin ardından yaşanan ilk göç dalgasında Irak ordusundan kaçanlar ülkemize sığınmışlardır. Irak’ın Kuveyt’i
işgal ettiği 02.08.1990 tarihinden sonra yaşanan 2. göç dalgasının ardından 17.01.1991’de başlayan Körfez Savaşı ile birlikte
3. göç dalgası da geldi. Bu dalgalarda yaklaşık 500.000 göçmen
ülkemize giriş yaptı. Göçmenler için Diyarbakır, Mardin, Muş,
Sivas, Tatvan, Kayseri, Silopi ve Yüksekova gibi yerlerde geçici
barınma merkezleri oluşturuldu. Bu merkezlerde 76 doktor sürekli olarak hazır tutuldu. Türkiye, sığınmacılar için 298.233.980
dolar harcama yaptı.
● Afganistan’ın işgali nedeniyle ülkesinden kaçarak Türkiye’ye sığınan Afganların sayısı 26.000’dir. (http://www.afganistanhazaralaridernegi.org.tr/2014/05/07/afgan-multeci-siginmacilarin-son-durumu/)
● Rusya’nın Çeçenistan’ı işgali nedeniyle ülkemize sığınan Çeçenlerin sayısı, Uluslararası Af Örgütü’nün 2009 verilerine göre
yaklaşık 1000’dir. (http://www.turksam.org/tr/makaledetay/994-turkiye-de-unutulan-multeciler-cecenler)
10
Milli Değerleri Koruma Vakfı
Türkiye tarihinin en büyük göç dalgası, şüphesiz ki Suriye’de
Esad rejiminden kaçan Suriyelilerin ülkemize sığınmaları ile yaşanmıştır. Şu an ülkemizdeki Suriyeli mültecilerin sayısının 1,5
milyonu aştığı tahmin edilmektedir. AK Parti Hükümeti’nin “Açık
Kapı Politikası” ile yüz çevirmediği 1,5 milyonu aşkın Suriyeli,
ölümden kurtulup ülkemizde güvenlik içinde adeta yeni bir yaşama
başlamıştır.
AFAD’ın 2013 Temmuz verilerine göre AFAD’ın sorumlu olduğu
kamplarda kalan Suriyelilerin sayısı sadece 200.386’dır. Yine
AFAD’ın yayınladığı Aralık verilerine göre ülkemizde 15 çadırkent,
1 geçici kabul merkezi ve 6 adet konteynerkent Suriyeli mültecilere
tahsis edilmiş durumdadır. Nisan 2014 itibariyle Türkiye’nin Suriyeli mülteciler için harcadığı para 2,5 milyar doları aşmıştır. Türk
sivil toplum kuruluşlarının ise 500 milyon doları aşan bir harcaması
söz
konusudur.
(http://www.orsam.org.tr/tr/trUploads/
Yazilar/Dosyalar/2014424_orsam%20rapor%20189tur.pdf)
Görüldüğü gibi, devletimizin Suriyeli mültecilere yaptığı yardımlar, eksikleri olmakla birlikte, dünyanın birçok ülkesine göre
oldukça ileri seviyededir. Örneğin; Başbakanlık AFAD Yönetimi
Başkanlığı tarafından 11 il (Osmaniye, Kahramanmaraş, Kilis, Gaziantep, Hatay, Şanlıurfa, Adana, Adıyaman, Mersin, Malatya, Batman) valiliğine gönderilen 18 Ocak 2013 tarihli 2013/1 sayılı ve
“Suriyeli misafirlerin sağlık hizmetleri” konulu genelge gereğince
Suriyeli mültecilerin tedavi giderleri ilgili İl Valiliklerine faturalandırılmaktadır. Türkiye Hükümeti ayrıca mülteciler için yardım kampanyaları da düzenlemiştir. (Örneğin; “Bir Ekmek Bir Battaniye”
isimli yardım kampanyası) Resmi Gazete’de yayınlanan Başbakanlık
Personel ve Prensipler Müdürlüğü’nün 2012/24 sayılı “Ülkemizde
Bulunan Suriye Vatandaşlarına Yardım Kampanyası Genelgesi” hükümetimizin mültecilere karşı şefkatli bakış açısını ortaya koyan
açık bir delildir.
11
MERHAMET YURDU TÜRKİYE
Ülkemizin, aynı Osmanlı İmparatorluğu zamanında olduğu gibi
mültecilere karşı misafirperver ve yardımsever tutumu dış dünyada
da yankı uyandırmıştır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Türkiye temsilcisi Carol Batchelor, hükümetimizin Suriyeli mültecilerle ilgili politikalarını övmüştür. Aynı şekilde
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği Özel Temsilcisi olarak 2012 yılının Eylül ayında ülkemizi ziyaret eden Angelina Jolie, ‘’Türk hükümeti büyük cömertlik göstererek bu olağanüstü kampı kurmuş.
Gerçekten çok etkileyici. Guterres’in söylediği gibi hepimiz ülkelerinden kaçmak zorunda kalan ailelerin barındırılması için bu şartlarda kamplar olmasını umut ediyoruz. Hiçbir yerde bunun gibi bir
kamp görmedim’’ demiştir. (http://www.ntvmsnbc.com/id/
25381629/)
Milli Değerleri Koruma Vakfı
Gerçekten de ülkemizdeki kampların koşulları yurtdışındaki
kamplara göre oldukça üst seviyededir. Parmak izi kontrolü, güvenlik için x-ray cihazları, internet bağlantısı, gece ışıklandırması,
koruma görevlileri, hazır ambülanslar, kuponla kullanılan çamaşır
ve kurutma makineleri ve bazı hijyen tedbirleri kampların koşullarını oldukça ileri bir seviyeye taşımaktadır. Bunların dışında devletimiz kayıtlarını yaptıran mültecilere Sosyal Yardım ve Dayanışma
Vakfı kanalıyla nakit, kömür ve benzeri yardımları da yapmaktadır.
Kampların dışında kalan mülteciler ise ağırlıklı olarak halkımızın
yardımlarıyla yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar.
Mültecilere yönelik çalışmaları daha da detaylandırmak mümkündür. Örneğin Bursa İl Sağlık Müdürlüğü kampların dışında yaşayan Suriyeli mültecilere hizmet vermeye başlamıştır. Bu uygulama
Türkiye’de bir ilktir. (http://www.sondakika.com/haber/haberbursa-da-yasayan-suriyelilere-saglikta-nitelikli-6644534/) Afyon, Kayseri ve
Konya gibi illerde ise, ülkemize gelen Suriyelilere ücretsiz Türkçe dersleri de verilmektedir. Afyon Valisi Hakan Yusuf Güner verilen hizmeti şu ifadelerle
anlatmıştır: “Şehrimize gelen mülteci
kardeşlerimizin şehrimize uyum sağlamaları ve buranın lisanını bilmeleri hayatlarını daha rahat sürdürmeleri için
çok önemlidir. Misafirperverlik, zayıf insanlara sahip çıkmak ve ev sahipliği yapmak Afyonkarahisar’ın şanında ve geçmişinde var...” (http://www.afyon
turkeli.com/manset/ multecilere-turkceogretiliyor.htm) Tüm bunlar MüslümanTürk misafirperverliğinin ve merhametinin günümüzdeki açık yansımalarıdır.
13
MERHAMET YURDU TÜRKİYE
Türklerin merhameti sadece kendisine sığınan mültecilere yardımla sınırlı olmamakta, dış ülkelerde meydana gelen kriz ve afetlerde de devreye girmektedir. 2004 yılında yaşanan Güneydoğu
Asya Depremi, 2005 yılındaki Pakistan depremi, 2006’da Lübnan’da
yaşanan insani kriz, 2008’deki Gazze Krizi, 2010 yılında meydana
gelen Haiti ve Şili depremleri ile Pakistan’daki sel felaketi, 2011
tarihli Japonya depremi Türk Devletinin yardım operasyonları yapmasına yol açmıştır. Bu afet ve krizlerde sadece Devletin kendisi
değil, Kızılay ve sivil toplum kuruluşları da yardıma koşmuştur.
Bu felaketler arasında, Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı yardım
faaliyetlerinin yürütülmesine yol açan Pakistan depremindeki yardımları özel olarak incelersek şunları söyleyebiliriz:
Yapılan ayni ve nakdi yardımlar ve buna bağlı harcamalar 75
milyon ABD Doları’nı aşmıştır.
Milli Eğitim Bakanlığı, Kızılay ve Diyanet İşleri Başkanlığı gibi
kurumlar tarafından yürütülen bağış kampanyasında yaklaşık
96 milyon ABD Doları toplanmıştır.
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin İskenderun’daki depolarında bulunan 1160 ton çadır, battaniye ve sobadan oluşan
insani yardım malzemesi 820.000 ABD Doları tutan bir operasyon maliyetiyle Pakistan’a ulaştırılmıştır.
Deprem bölgesinde 226 personele görev verilmiştir.
Pakistan’da 50 yatak kapasiteli bir sahra hastanesi ve 2 mobil
fırın kurulmuştur. Ülkeye 2 sondaj makinesi gönderilmiştir.
29.569 kişiye aşı yapılmış, 4161 kişiye cerrahi müdahale ve
poliklinik hizmeti sağlanmıştır.
61.750 ton ağırlığında gıda, ilaç ve tıbbi malzeme yardımı yapılmıştır.
Uluslararası yardım kuruluşları tarafından yürütülen operasyonlara 40 adet askeri nakliye, 8 adet özel kargo uçağı ve 12
gemi ile destek sağlanmıştır. (Kaynak: TC Dışişleri Bakanlığı)
14
Milli Değerleri Koruma Vakfı
Türkiye şefkatiyle, merhametiyle, yardımseverliğiyle ve misafirperverliğiyle tarih boyunca tüm dünyaya örnek olmuştur. Devletimiz sadece Müslümanlara veya Türklere değil farklı dinlerden,
ırklardan ve milletlerden zayıf düşmüş insanlara her zaman imkanları doğrultusunda yardımcı olmuştur. Esad’dan kaçan Müslüman Suriyelilere nasıl yardımcı olduysa IŞİD’in saldırılarından kaçan ateist Yezidilere de öyle yardımcı olmuştur. Bu yardımlarını da
hiçbir karşılık beklemeden yapmıştır. Bir Kuran ayetinde şöyle buyrulur:
“Biz size, ancak Allah’ın yüzü (rızası) için yediriyoruz;
sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür.” (İnsan
Suresi, 9)
Gerek Osmanlı gerekse Türkiye Cumhuriyeti Allah’ın Kuran’daki
emri gereğince fakirlere ve düşkünlere sadece Allah rızası için yardım etmeyi esas almıştır.
Bu şekilde hareket etmeyi kendine düstur edinmiş bir ülkenin
de Türk-İslam aleminin doğal lideri olduğuna şüphe yoktur. Türkİslam Birliği kurulduğunda birliğin lider ülkesinin ideal liderlik
özelliklerini bünyesinde barındıran Türkiye Cumhuriyeti olacağı
aşikardır. Tabii ki Türkiye bu birliğin lideri olduğunda, merhametiyle tüm dünyaya barışın, sevginin ve fedakarlığın yayılmasına vesile olacak, aynı Osmanlı döneminde olduğu gibi dünyayı kendine
hayran bırakacaktır: Bu gerçeğin bir delili ITO’nun yayınında şöyle
bir örnekle açıklanmıştır: “Tarihçi ve devlet adamı Ahmet Cevdet
Paşa Osmanlı Devleti’nin mültecilere gösterdiği misafirperverliğin
Avrupa başkentlerinde uyandırdığı etki için şunları söyler: ‘Frenkler,
Paris ve Londra sokaklarından bir fesli görseler yaşasın Türkler
diyerek gelip öperler ve iltifat ederlerdi.” (“Osmanlı Misafirperverliği
ve Avrupa’daki Yankıları”, s.133)
15
Milli Değerleri Koruma Vakfı
Perpa Ticaret Merkezi A Blok No: 974
Okmeydanı–Şişli / İstanbul
Tel: 0.212.2211283
[email protected]fi.org
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
0
File Size
6 209 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content