close

Enter

Log in using OpenID

1234 - Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi

embedDownload
T.C.
Ege Üniversitesi
Dişhekimliği Fakültesi
Periodontoloji Anabilim Dalı
AĞIZ KOKUSU VE PERİODONTİTİS İLE İLİŞKİSİ
BİTİRME TEZİ
Stj. Diş Hekimi Buse ÖNCÜ
Danışman Öğretim Üyesi: Prof. Dr. Şule SÖNMEZ
İZMİR-2014
ÖNSÖZ
Tez çalışmalarımda benden yardımını esirgemeyen danışman hocam sayın
Prof. Dr. Şule SÖNMEZ’e ve hayatım boyunca bana hep destek olan aileme teşekkür
ederim.
İzmir-2014
Stj. Dt. Buse ÖNCÜ
İÇİNDEKİLER
1. GİRİŞ VE AMAÇ
2. GENEL BİLGİLER……………………………………………….…....................2
2.1.
AĞIZ KOKUSU NEDİR ?……………………………………….….…......2
2.1.1 SINIFLANDIRILMASI……………………………..............................2
2.1.2 EPİDEMİYOLOJİSİ…………....……………….………………..……4
2.1.3 ETİYOLOJİSİ VE PATOGENEZİ………………………………...…..5
2.1.4 ÖLÇÜM VE DEĞERLENDİRİLMESİ……………………………......7
2.1.5 TEDAVİ SEÇENEKLERİ…….………………………..…………….10
3. PERİODONTAL HASTALIK İLE AĞIZ KOKUSU ARASINDAKİ
İLİŞKİ………………………………………………………………………..…….12
4. DİL YÜZEYİ TEMİZLİĞİ İLE AĞIZ KOKUSU ARASINDAKİ
İLİŞKİ…………………………………………….…………………..……………16
5. ÖZET VE SONUÇ………………………………………………………..…..….19
6. KAYNAKLAR…………………………………………………...…………..…...21
7. ÖZGEÇMİŞ………………………………………………………..…………...…26
1.GİRİŞ VE AMAÇ
Ağız kokusu günümüzde pek çok kişiyi ilgilendiren bir sorun olup %90 oranında
ağız boşluğunun durumuyla alakalıdır. Kötü kokuyu üreten mikroorganizmaların
periodontal hastalık ile beraber arttığı bununla beraber bu mikroorganizmaların dil
yüzeyinde ve diğer müköz alanlarda da bulunduğu bilinmektedir. Bu derlemede ağız
kokusu ile periodontal hastalığın ilişkisi olup olmadığı incelenmiştir.
2.GENEL BİLGİLER
2.1 Tanımlanması
Ağız kokusu; halitozis, oral malodour, foetor exore, foetor oris, bad
breath olarak da tanımlanmıştır (1). Halitosis ismi Latinceden halitus ve osis
kelimelerinden türemiştir. Ağız kokusu toplumun büyük kısmını etkileyen,
sosyal ve psikolojik sorunlara sebep olabilen bir bulgu olup, ağız veya ağız
dışı olsun kaynağına bakılmaksızın hoş olmayan nefes kokusunu tanımlamak
için kullanılan genel bir terimdir. Oral malodour ise ağız boşluğundan çıkan
kokuyu tanımlamak için kullanılmıştır (2).
2.1.1 Sınıflandırılması
Gerçek ağız kokusu ile pseudo ağız kokusu arasındaki ayrımı yapmak
çok önemlidir. Gerçek ağız kokusu organoleptik veya kimyasal olarak teşhis
edilebilir ve gerçek bir problemdir. Pseudo ağız kokusu, ağız kokusunun
olmadığı fakat hastanın var olduğuna inandığı durumdur. Eğer gerçek veya
pseudo ağız kokusu başarılı bir şekilde tedavi edildikten sonra hasta hala
ağız kokusuna sahip olduğuna inanıyorsa bu durum halitofobi olarak
adlandırılır.
Aşağıdaki tablo tedavi gereksiniminin yanı sıra hekimin psikolojik ve
patolojik durumlar arasında ayrım yapmasına imkan tanır.
2
Tablo 1: Ağız kokusunun sınıflandırılması ve tedavi seçenekleri
SINIFLANDIRMA
TEDAVİ
1.Gerçek
ağız
kokusu
TN-1
A.Fizyolojik
TANIMLAMA
Sosyal olarak kabul edilebilir seviyenin
üstünde, belirgin ağız kokusu.
1.Kötü koku oral kavitedeki putrefikasyon
sonucu oluşur. Ağız kokusuna sebep
olabilecek sistemik hastalık ve patolojik bir
durum bulunmaz.
2.Orijin esas olarak dilin posteriorudur.
B.Patolojik
i.Oral
TN-1
ve
TN-2
ii.Ekstraoral
TN-1
ve
TN-3
2.Pseudo
kokusu
3.Halitofobi
ağız TN-1
ve
TN-4
TN-1
Ve
TN-5
1.Ağız kokusunun sebebi hastalık, patolojik
durum veya oral dokuların fonksiyon
bozukluğudur.
2.Periodontal hastalık ve ağız kuruluğu gibi
durumların modifiye ettiği dil üzerindeki
birikintilerden kaynaklanan ağız kokusu.
1.Nazal,
paranazal
veya
laringeal
bölgelerden orijin alan ağız kokusu.
2.Hava yolları veya üst sindirim yolundan
orijin alan ağız kokusu.
3.Vücudun
herhangi
bir
yerinden
kaynaklanan ağız kokusu. Koku kan
kaynaklıdır, akciğerlerden dışarı çıkar.
1.Hasta ısrarla var olduğundan şikayetçi
olsa da belirgin ağız kokusuna rastlanmaz.
2.Durum iletişim kurarak ve basit oral hijyen
tedbirleriyle düzelir.
1.Gerçek veya pseudo ağız kokusunun
başarıyla tedavi edilmesinin ardından ağız
kokusunun olduğunda ısrar eder.
2.Ağız kokusu olduğunun gösteren hiçbir
kanıt yoktur.
Bu rehberlik ağız kokusunun kaynağının tespitiyle direk ilişkilidir.
Fizyolojik ağız kokusu, oral patolojik ağız kokusu ve pseudo ağız kokusu diş
3
hekiminin sorumluluğunda olmalıdır. Ekstraoral patolojik ağız kokusu veya
halitofobinin tedavisi bir tıp doktorunun veya psikolog/psikiyatrist gibi bir
uzman tarafından üstlenilmelidir.
2.1.2 Epidemiyolojisi
Ağız kokusunun prevalansını genel popülasyonda araştıran pek az
çalışma vardır. Bunun en önemli sebebi, ağız kokusu tanısında kullanılacak
objektif ya da subjektif, uluslararası kabul görmüş standart kriterlerin
bulunmayışıdır (3).
Ağız kokusu toplumun büyük bir kısmını etkilemektedir. Bir araştırma
Kuzey Amerika popülasyonunun % 50 sinden fazlasının ağız kokusundan
şikayetçi olduğunu göstermiştir.
Tessier&Kulkarni (1991), ve Bosy (1997) Japon halkında yapılan bir
epidemiyolojik araştırmada %24 oranında kişilerin kötü nefesten rahatsız
olduğunu göstermişlerdir.
Telefonla yapılan bir ankette ABD de yaşayan erkeklerin % 50 si,
kadınların %60 ı nefes rahatlatıcı ürünler kullandıklarını söylemişlerdir (1).
Cinsiyetin ağız kokusunun prevalans ve şiddeti açısından bir fark
oluşturmadığı rapor edilmiştir. Buna rağmen kadınların tedavi için daha sık
başvurduğu bildirilmiştir. Bu durum kadınların normal olarak sağlıkları ve
görünümleriyle daha yakından ilgilenmeleri ile açıklanabilir. Değişik yaş
grupları incelendiğinde kokuya sebep olan VSB (Volatil sülfür bileşikleri)
değerlerinin yaşa bağlı olarak arttığı belirtilmiştir (1).
4
2.1.3 Etiyolojisi ve Patogenezi
Ağız kokusu temel olarak oral kavitenin durumuyla alakalıdır ve ağız
içinde gıda birikimi, kötü ağız hijyeni, periodontal hastalık ve çürük gibi lokal
faktörlere %90 oranında bağlıdır. %5-8 oranında ise sistemik faktörlere
bağlıdır (4,5). Belçika’da ağız kokusu için kliniğe başvuran hastaların ağız
kokularının %87 oranla ağız içi olduğu saptanmıştır.
Gingivitis ve periodontitis ağız kokusu için ağız içi faktörlerin yaklaşık %60
ını, dil ve üzerindeki eklentiler ise %40 ını oluşturmaktadır.
VSB, ağız kokusundan sorumlu tutulmaktadır ve hidrojen sülfit
,metilmerkaptan
, dimetil sülfit
içerir. Bu bileşenler oral
kavitede, periodontal ceplerde, gingival sulkusta ve dil yüzeyinde yer alan
protein ve glikoproteinlerin mikroorganizmalar tarafından putrefikasyonu
sonucu oluşur. Ağız kokusuna sebep olan gram negatif anaerob bakterilerin
birçoğu
periodontitise
sebep
olan
bakterilerle
aynıdır
(2).
Bu
bakterilerin%29’unu streptokoklar, %48’ini gr (-) anareoblar ve %2,5’ini de
sülfür (
) üreten bakteriler oluşturmaktadır. Bu bakterileri, gingivitis ve
periodontiti olgularında subgingival plaklarda ve sağlıklı bireylerde dil sırtında
saptamak mümkündür. Persson ve arkadaşlarının (6) yaptığı bir çalışmada
Porphyromonas gingivalis, Prevotella intermedia, Tannerella forsythia
veTreponema denticolanın yüksek oranlarda
ve
SH ürettiğini
göstermişlerdir. Periodontal hastalıkla beraber subgingival florada bu
bakterilerin sayısı artmaktadır. Bazı çalışmalarda diğer bir anaerobik gram
negatif periodontal patojen olan Fusobacterium Nucleatum’un sistein ve
5
metionini
metabolize
ederek
kötü
kokuya
katkıda
bulunan
VSB’yi
üretebileceğini rapor etmişlerdir (4,5).
Dil yüzeyinde de görülen bu patojenlerin oranının VSB ve periodontal
cep derinliğiyle doğrudan ilişkili olduğu gösterilmiştir.
Tablo 2 - ağız kokusunun etiyolojisi
İntraoral kaynaklı
Bakteriler
Dil kolonizasyonu, kronik periodontitis
Akut oral enfeksiyonlar
Akut nekrotizan ülseratif gingivitis, perikoronit, akut
herpetik gingivostomatit
Extraoral kaynaklı
Nazal, faringeal enfeksiyon Postnasal
drip,
kronik
sinüzit,
yabancı
cisim
reaksiyonu
Solunum problemleri
Kronik bronşit, bronşial karsinom
Gastrointestinal problemler
Ösefagal reflü,pilor stenozu
Metabolik hastalıklar
Diabetik ketoasidoz, böbrek yetmezliği, karaciğre
yetmezliği
Psikolojik sebepler
Halitofobi
Geçici sebepler
Diet
Sigara kullanımı
6
Solunum yolu kaynaklı sebepler; sinuzit, kronik nazal havayolu
tıkanmaları, kronik tonsillitis, boğaz infeksiyonları, üst solunum yolu ile ilgili
tümörler,
solunum
yolunda
yabancı
cisim,
solunum
yolu
tümörleri,
bronşektazi olarak, sistemik enfeksiyonlar ve hastalıkları ise; farenjit, akciğer
absesi,
bronşektazi,
ketoasidoz,
böbrek
Helikobacter
pilori,
yetmezliği,
Diabetes
trimetilaminüri,
mellitus,
diabetik
hipermitoninami,
mensturasyon olarak özetlenebilir. Ağız kokusuna sebep olabilecek bazı ilaç
grupları da mevcuttur bunlar; Kloral hidratlar, Nitrat ve nitritler, Dimetil
sülfoksitle, Disülfiram, Sitotoksik ajanlar, Fenotiazinler ve Amfetaminlerdir.
Bazı antineoplastik ajanlar, antihistaminler, amphetaminler, trankilizanlar,
diüretikler, fenotiaminler, atropin benzeri ilaçlar tükürük üretimini azaltırlar ve
böylece ağız boşluğunun kendi kendini temizleme yeteneği azalmış olur ve
buna bağlı ağız kokusu oluşur. Bunların yanında alkol, kahve, sigara, puro,
çeşitli gıdalar( soğan, sarımsak, lahana…) ve süt ürünleri gibi yiyecek
içecekler de ağız kokusu yapabilmektedir.
2.1.4 Ölçüm yöntemleri
Günümüzde kötü kokunun miktarını belirlemek için 3 ana metod
vardır: Organoleptik ölçüm, gaz kromatografi ve sülfid monitörü.
Organoleptik yöntemde hastalara ölçümden 12 saat önce yeme içme,
diş fırçalama, gargara yapma ve sigaradan uzak durmaları söylenir. Hastalar
ölçümü yapan hekimden 10 cm uzaktan ağızlarına yerleştirilen 2.5 cm
çapındaki tüpe nefes verirler. Ölçüm için çeşitli skalalar mevcuttur. ‘0-5
skalası’ ortak olarak belirlenmiştir. Bu skalaya göre: 0: ağız kokusu yok,
7
1: zor fark edilen koku, 2: hafif fakat fark edilir kötü koku, 3: orta dereceli
koku, 4: şiddetli kötü koku, 5: çok şiddetli koku.
Objektif değerlendirmeler için ise gaz kromatografi ve sülfit monitörü
kullanılır.
Gaz kromatografi, hastanın ağız havasındaki sülfür bileşiklerinin
konsantrasyonunun belirlenmesinde kullanılır. Gaz kromatografinin süfit
monitöre göre daha hassas olduğu belirtilse de bu cihaz büyük ve pahalıdır.
Sülfid monitörü ilk kez Rosenberg ve ark. (7) tarafından tanıtılmıştır.
Bu elektrokimyasal VSB detektörü 0-1000 ppb aralığında ölçüme imkan
sağlayan bir sensöre sahiptir. Ağız kokusu gazlarının belirlenmesinde
monitörünün (Halimeter) organoleptik derecelendirme ile yüksek seviyede
korelasyona sahip olduğunun altı çizilmiştir. Bu cihazla yapılan ölçümlerin
kompleks gaz kromatografi metoduna göre birçok avantajı vardır: Çok daha
ucuzdur, kolaylıkla taşınabilir, kullanımı kolaydır. Ancak bütün VSB için aynı
duyarlılığı gösterememektedir.
Rodriguez-Fernandez ve ark. (8) ağız boşluğundaki sülfit bileşiklerinin
ölçülmesi için florimetrik sensör geliştirmişler ve bu metodun hidrojen sülfitin
belirlenmesinde kullanılan Halimeter gibi ticari olarak mevcut elektrokimyasal
sistemlere alternatif olduğunu ifade etmişlerdir.
Shimura ve ark. (9) geliştirdikleri çinko oksit semikondüktör sensörlü
VSB monitörünün ağız kokusuin teşhisinde kullanılabilirliğini göstermişlerdir.
Volatil sülfür bileşiklerinden her birinin konsantrasyon oranı, ağız
kokusunu oluşturan hastalığın tipine göre değişir. Örneğin metil merkaptan
8
ve hidrojen sülfit periodontitisli hastalarda daha yüksektir. VSB’yi kantitatif
ölçmek için gaz kromatografisi kullanılmıştır. Han ve ark. (10) dedektör olarak
yüksek sensitiviteli indium oksit semikondüktör gaz sensörü kullanan
taşınabilir bir gaz kromatografi sistemi geliştirmişlerdir. Semikondüktör gaz
sensörü diğer gaz sensörleriyle karşılaştırılınca düşük konsantrasyondaki
gazlara karşı yüksek sensivite gösterir. Hidrojen sülfit, metil merkaptan ve
dimetil sülfit konsantrasyonlarını 50-1000 ppb gibi geniş bir aralıkta ayrı ayrı
ölçebilir.
Amano ve ark. (11) ise ağız kokusunun değerlendirilmesinde
amonyağın
gösterilmesinin
uygulanabilirliğini
incelemişlerdir.
Amonyak
mönitörü ile ölçülen amonyak seviyesi ile toplam VSB seviyesi arasında
önemli bir ilişki bulmuşlar ve bu sonuca göre ağız kokusunun ölçülmesinde
kullanılabileceğini ifade etmişlerdir.
BANA (Benzoly-DL-Arginine-Naphtylamide) testi: Bu test aslında bir
ayıraç kartıdır. Tükürük örnekleri veya dilin kazınması sonrasında elde edilen
depozitler üzerine uygulanan bir bantta oluşan renk değişikliklerine bağlı
olarak, ağız kokusuna yol açan mikroorganizmaların ve ürettikleri enzimlerin
ortamda bulunup bulunmadığını göstermektedir. Özellikle Treponema
denticola, Porphyromonas gingivalis ve Bacteriodes forsythus gibi başlıca üç
bakterinin saptanması önemlidir. Proteolitik bu bakteriler, organizmada
sentetik bir tripsin substratı olan BANA ile muamele edilince, renkli bir bileşik
olan arginin hidrolaz enzimini açığa çıkarırlar. Böylece bakteri varlığı
kanıtlanır. Pozitif BANA testi ile ağız kokusu arasında istatistiki anlamlılık
vardır. Bu test, 5-10 dk. süren bir yöntem ile (BANA Test, Ora Tec,Manassas,
VA/USA), muayene koltuğunda bile yapılabilecek hale gelmiştir (12)
9
2.1.5 Tedavi Seçenekleri
Tedaviye başlamadan önce kokunun kaynağının bulunması gerekir.
Burada hastaları değerlendirmede diş hekimi, KBB uzmanı, gastroenteroloji
uzmanı gibi ekiplerin beraber çalışması mutlaka tedavinin başarısını
arttıracaktır(13). Ağız kokusu büyük oranda ağız içi kaynaklı olduğundan
tedavisinde de en etkili yol oral hijyenin sağlanması ve periodontal tedavinin
yapılmasıdır. Eski köprü ve protezler de yiyecek retansiyonun sebep
olabileceğinden değiştirilmelidir. Tükürük ağız kokusu ile savaşmanın en
güçlü yollarındandır. İçeriğindeki enzimler ve antibakteriyel özelliği sayesinde
ağız kokusunu azaltabilmektedir bu nedenle şekersiz sakız çiğnemek tükürük
salgısını artırarak ağız temizliğine yardımcı olabilecektir. (14) %3’lük
hidrojen peroksitli gargara, setilpiridyum klorit ve zeytinyağı gibi iki fazlı suyağ gargaralar, bakır klorit içeren gargaralar, oksohalojen oksidan (klorin
dioksit + klorit anyon) içeren gargaralar, çinko iyodür içeren gargaralar
nefesteki
volatil
sülfür
bileşiklerini
ve
ağız
kokusunu
azaltmada
kullanılabilirler (15, 16, 17). Ağız ve diş hastalıkları ile ilgili tedavi ve ağız
temizliği düzenlemesi yapılmasına rağmen düzelmeyen olguların diğer
sistemik hastalıklar yönünden incelenmesi gerekmekte ve tedavilerinin o
sistem hastalıklarına yönelik yapılması gerekmektedir.
Diş hekimliği pratiğinde ağız kokusu için tedavi gereksinimi hekimlerin
hastaların tedavilerine rehberlik etmesi için aşağıdaki gibi 5 gruba ayrılmıştır:
10
Tablo 3: Tablo 1 e göre tedavi gereksinimlerinin açıklanması:
KATEGORİ
TANIMLAMA
TN-1
Ağız kokusunun açıklanması ve oral
hijyen eğitimi
TN-2
Profesyonel ağız temizliği ve özellikle
periodontal hastalıkların tedavisi.
TN-3
Tıp doktoru veya uzman hekime
sevk etmek
TN-4
Muayene bulgularının açıklanması,
profesyonel
eğitim
ve
öneriler,
endişeleri giderme.
TN-5
Psikolog
veya
psikiyatriye
yönlendirme.
Dilin fırçalanması ağız kokusunu azaltmada diş fırçalamaktan iki kat
fazla etkilidir. Diş ve dil temizliğinden sonra ağız havasında hidrojen sülfit ve
metil merkaptan konsantrasyonu %25-75 oranında azalmaktadır. İyi bir oral
hijyenin sürdürülmesinden sonra hala ağız kokusu varsa etkili bir gargara
kullanımı ilave edilmelidir (18).
Quirynen ve ark. (19) plak birikimi, gingivitis ve periodontitise bağlı
oluşan oral malodorlu hastalara detertraj ve kök düzeltmesi uyguladıktan
sonra iki gruba ayırıp bir grubu kontrol olarak bırakıp diğer gruba klorhekzidin
11
gargara, sprey ve subgingival irrigasyon uygulamıştır. İki grupta da önemli
rahatlama gözlenmiş ancak test grubunda daha belirgin bir iyileşme tespit
edilmiştir.
Loesche (17), orta şiddetli ağız kokusu çeken hastalarda en etkili
ajanın klorhekzidin olduğunu ancak uzun süreli kullanımının hastalara verdiği
konforsuzluk nedeniyle, daha az etkili olmakla birlikte esansiyel yağlar içeren
gargara,
çinko
klorit
gargarası,
yağ-su-setilpiridinyum
klorit
(CPC)
gargaralarının kullanılabileceğini rapor etti. Esansiyel yağ içeren gargaraların
antibakteriyel etkisinden dolayı anti-ağız kokusu olduğunu, çinko iyonlarının
da VSB’ni non-volatil forma dönüştürerek yarar sağladığını dolayısıyla bu
etkinin kozmetik olduğunu da ifade etmiştir.
3. PERİODONTAL HASTALIK İLE AĞIZ KOKUSUNUN İLİŞKİSİ
Ağız kokusunun periodontal hastalık ile beraber arttığını gösteren pek
çok çalışma mevcuttur. Yapılan çalışmalarda ağız kokusunun büyük oranda
volatil sülfat bileşiklerine bağlı olduğu bulunmuştur. Bu bileşiklerin bakterilerin
tükürük, dişeti oluğu sıvısı, kan ve deskuame epitel hücrelerinde bulunan
aminoasit ve sülfür içeren peptidlerin, proteolitik yıkıma uğramaları sonucu
oluştuğu görülmüştür (20,21). Etkili mikroorganizmalar ise gram (-) anaerob
bakterilerdir (22). Periodontal cep ise bu bakteriler için ideal bir ortamdır.
Periodontal hastalıkla beraber ağız soluğundaki VSB seviyesinin arttığını
gösteren çalışmalar mevcuttur. (Tonzatich,1978;Yaegaki and Sanada,1992
a,b)
12
Persson ve arkadaşları (6) Porphyromonas gingivalis, Prevotella
intermedia, Tannerella forsythia ve Treponema denticola gibi patojenlerin
yüksek düzeyde
ve
ürettiğini göstermiştir. Bu patojenlerin dil
üzerindeki VSB seviyesi ve periodontal cep derinliğiyle doğrudan ilişkili
olduğu görülmüştür (23). Tonzetich ve ark. periodontal cep derinliği arttıkça
VSB seviyelerinin arttığını göstermiştir (24). Yaegaki ve Sanada sondalama
derinliği 4 mm nin üzerinde olan bireylerde hidrojen sülfid ve metil merkaptan
seviyesinin sağlıklı olanlara göre daha yüksek seviyelerde olduğunu
göstermiştir (25,26). Gaffer ve ark. (27) dişeti oluğu sıvısı örneklerinde
hidrojen sülfit üretimini ölçtükleri çalışmalarında gingival indeks, dişeti oluğu
sıvısı miktarı ve hidrojen sülfit üretimi arasında pozitif bir ilişki tespit
etmişlerdir. Coil ve Tonzetich (28) , periodontitisli bireylerin ceplerindeki VSB
miktarını ölçtükleri çalışmalarında, enflamasyonlu ve sondalama sırasında
kanamalı olan ceplerdeki VSB miktarının enflamasyonsuz ve sondalama
sırasında kanama olmayan ceplere oranlar önemli derecede fazla olduğunu
göstermişlerdir.
Ağız kokusundaki artışın agresif periodontitisli bireylerde kronik
periodontitisli bireylerden daha fazla olduğunu gösteren bir çalışmada
hastaların plak indeksi, sondalama derinliği, sondalamada kanama ve klinik
ataşman seviyeleri ölçülmüş, ağız kokusu ise sülfür monitör kullanarak
ölçülmüştür. Bu çalışmaya göre plak indeksi kronik periodontitisli bireylerde
daha çok, sondalama derinliği>4mm ve klinik ataşman seviyesi >4mm olan
hastalar ise daha çok agresif periodontitisli hastalardır. Sülfür monitorüne
göre ise ağız kokusu agresif grupta daha fazladır. İstatiksel olarak halimeter
ile sondalama derinliği-klinik ataşman seviyesi arasında pozitif ilişki
13
bulunmuştur. Sonuç olarak ise agresif periodontitisli hastaların ağız kokusu
kronik olanlardan daha fazla bulunmuştur.(29)
Bergue ve ark. (30) 100
periodontal açıdan sağlıklı ve 100 periodontitisli bireyden tükürük örneği
almış ve 37 C de 3 saatlik bir inkübasyonun ardından periodontitisli bireylerin
tükürüğünde daha fazla hidrolizis, indol ve sülfit olduğunu göstermişlerdir.
Bazı çalışmalar ise cep derinliği, klinik ataşman seviyesi ve periodontal
cep derinliği gibi periodontal parametrelerin ağız kokusuyla korelasyon
göstermediğini rapor etmiştir (31).
71 israilli üzerinde yapılan bir çalışmada mouth odour judge scoring,
halimeter, ok to KİSS testi, gingival indeks, plak indeksi ve cep derinliği
ölçülerek ağız kokusuyla periodontal hastalık arasında ilişki olup olmadığı
araştırılmıştır. Çalışma sonucunda odour judge score ve halimeter arasında
anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Fakat gingival indeks, plak indeksi ve cep
derinliği halimeter ve diğer testlerle alakasız bulunmuştur (32).
Tablo 4: 71 İsrailli üzerinde yapılan çalışmada Pearson korelasyonuna
göre ağız kokusu ve dental parametrelerin karşılaştırılması. İlişkili sonuçlar
koyu renkli olarak gösterilmiştir.
14
Whole
mouth OK to Kiss
GI
PI
odour (tüm ağız
kokusu)
OK TO KİSS
0.518 (0.001)
-
-
-
HALİMETER
0.585 (<0.001)
0.383 (0.001)
-0.097 (0.416)
-0.071 (0.555)
GI
0.185 (0.123)
0.086 (0.476)
-
-
PI
0.111 (0.362)
0.088 (0.468)
0.379 (0.001)
-
GI: gingival index; PI: plak indexi
Japonyada yapılan bir araştırmada ise cep derinliği, metil merkaptan
seviyesi ve hidrojen sülfat artışı periodontal hastalıkla ilişkili bulunsa da ağız
kokusunun azaltılmasında kök yüzeyi düzleştirmesi kadar dil yüzeyi temizliği
ve oral hijyen eğitiminin önemi vurgulanmıştır (33).
Kara, Demir, Tezel in yaptığı bir çalışmada periodontal hastalık ile ağız
kokusu arasında bir ilişkinin olup olmadığı araştırılmış ve hastalara rutin
periodontal tedaviler uygulanmış, gerekli bölgelere cerrahi müdahalelerde
bulunulmuş. Hastalara oral hijyen eğitimi verilerek diş fırçalamayı takiben
özel kazıyıcılar ile veya diş fırçası ile dil yüzeyinden mümkün olduğunca
posteriora ulaşacak şekilde temizlemeleri istenmiş ve ağız kokusu ölçümlerini
etkileyecek herhangi bir ağız gargarası verilmemiş. Çalışamaya katılan
hastalar hafif-orta-şiddetli periodontitisli olarak 3 gruba ayrılmış ve tedavinin
ardından organoleptik skorlarına göre gözlenen iyileşme oranları ölçülmüş.
Yapılan değerlendirmelerin ardından üç grubun tüm klinik indeks ve ağız
kokusu ölçüm değerleri arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur.
15
Tüm tedaviler sonucunda VSB değerleri bakımından gruplar arasında
saptanan farklılığın 3.gruptan kaynaklandığı gösterilse de tüm hastaların 3 ay
sonraki kontrollerindeki VSB ölçüm değerlerinde herhangi bir fark olmadığı
görülmüştür. Ayrıca, tüm periodontal tedaviler sonunda klinik indeks ve VSB
değerlerindeki azalma miktarı arsında istatiksel olarak anlamlı düzeyde ilişki
olduğu bulunmuştur (34).
Diş hekimliği öğrencileri üzerinde yapılan bir çalışmada ağız kokusu ile
tounge scoring (dil skorlaması) , periodontal durum ve DMFT indeksi
arasında ilişki olup olmadığı incelenmiştir. 178 kız, 90 erkek öğrencinin
katıldığı çalışmada ağız kokusu Halimeter ve organoleptik yöntemle
ölçülmüştür. Dil skoru (Tounge scores), dil pası indeks (tounge coating index,
TCI), periodontal durum ise CPITN ile ölçülmüş ve DMFT göstergeleri
hesaplanmıştır. Çalışma sonuçlarına göre erkek öğrencilerde ağız kokusu
seviyesi daha fazla bulunmuş ve ağız kokusu ile yaş grupları arası ya da
sınıflar arası bir ayrım görülmemiştir. Dil skoru ve CPITN ile ağız kokusu
arasındaki ilişki anlamlı bulunurken ağız kokusu ile DMFT indeksi arasında
bir ilişki bulunmamıştır. Bu sonuçlara göre periodontal durum ve dil pası ile
ağız kokusu arasında bir ilişki olduğu anlaşılmıştır (35).
4. DİL YÜZEYİ TEMİZLİĞİ
Dil yüzeyi temizliğinin ağız kokusu ile periodontal hatsallıktan daha sıkı
ilişkide olduğunu gösteren çalışmalar vardır. Bu ilişki dilin geniş bir alana
sahip olması ve papiller yapının deskuamatif epitelyum hücreleri ve
lökositlerin retansiyonuna neden olmasıyla alakalıdır (36). Belçika’da yapılan
16
bir çalışmada yalnızca oral hijyen verilen hastaların %46 sında belirgin bir
düzelme tespit edilmiştir (37).
Yoshira ve ark. (38) yaptıkları çalışmalarında ağız sağlığı hizmetleri ile
patojen
mikroorganizmalarının
hem
diş
hem
de
dil
yüzeyinden
uzaklaştırılmasının ağız kokusu büyük seviyede azalttığını göstermişlerdir.
Pham ve ark. (39) 102 periodontitisli ve 116 gingivitisli hastada
periodontal tedavi veya dil temizliği sonrasında ağız kokusunda istatiksel
olarak azalmalar belirlemiş ancak önemli azalmaların periodontal tedaviye
bağlı olduğunu bulmuşlardır. Gingivitisli hastalardaki önemli azalma ise dil
temizliği sonrasında görülmüştür.
Yaegaki ve Sanada yaptıkları çalışmalarda kronik periodontal
hastalığa sahip bireylerin daha fazla dil pasına sahip olduğu gösterilmiştir
(25,26 ). Bir çalışmada periodontitisli ve sağlıklı bireylerden dil pası toplamış
ve yaş ağırlığı ölçülmüş, sonuç olarak periodontitisli bireylerin çok daha
büyük oranlarda dil pası sahip olduğunu bulunmuştur.
Miyazaki ve ark. (40) sülfit monitorürü kullanarak bir deney sonucu dil
pası ile VSB seviyesi arasında tüm yaş gruplarında bir korelasyon bulmuştur.
Bu sonuçlara göre dil pası ağız kokusunda büyük bir rol oynamaktadır.
Yapılan bir çalışmaya iyi ağız hijyenine sahip en az 20 kronlanmamış
sağlıklı dişi olan 50 kişi dahil edilmiş ve dilin dorsal posteriorundan, dorsal
anteriordan, dorsal middledan, dorsal posteriordan circumvallate papile kadar
olan bölümden, dilin lateralinden ve ventralinden ayrı ayrı steril fırça ile
örnekler alınarak oluşturulan kültüre anaerob, aerob, gram negatif anaerob,
streptococcus salivarius ve VSB bileşikleri salgılayan bakteriler ekilmiştir.
17
Çalışma sonuçlarına göre en fazla bakteri grubu içeren bölge dilin
posteriorundan papilla circumvallateya kadar olan bölümde bulunmuştur.
Anerobik, gram negatif ve VSB üreten bakteriler bu yüzeyde ağız kokusu
arttıkça artmış fakat aerob ve streptococcus salivarius sayısının azaldığı
gösterilmiştir. Bu sonuçlara göre rutin oral hijyen uygulanması sırasında
ulaşılması güç olan bölgelerin ağız kokusuna sebep olabileceği belirtilmiştir
(41).
Amou T ve ark. (42) yaptıkları çalışmada ağız kokusu ile dil pası
arasında bir ilişki olup olmadığını ve dil yüzeyi temizliğinin ağız kokusuna
etkisini araştırmak için ağız kokusundan şikayetçi 94 kişiyle bir çalışma
yapmışlardır. Çalışma sonuçlarına göre organoleptik skorlarla dil pası
arasında
pozitif
bir
ilişki
bulunmuş
ayrıca
Prevotella
intermedia,
Fusobacterium nucleatum ve Campylobacter rectus sayılarının da dil pası
örnekleriyle ilişkili olduğu gösterilmiştir. Ayrıca çalışmada dil yüzeyi temizliği
yapan ve yapmayan kişiler olarak iki alt grup oluşturulmuştur ve dil yüzeyi
temizliği yapan kişilerde daha düşük organoleptik skorlar elde edilmiştir. Elde
edilen bu bilgilere göre dil pası üzerindeki periodontal hastalığa sebep olan
bakteriler ağız kokusu ile yakından ilişkilidir ve dil yüzeyi temizliği ağız
kokusunun azaltılmasında etkili olabilir bulunmuştur.
Seemann ve ark. (43) VSC değerlerini ölçtükleri 30 bireyin katıldığı bir
çalışma yapmışlardır. Dil temizlemenin ne kadar etkili olduğunu belirlemek
için hastaları 3 gruba ayırmışlar ve haftada bir kez randevu vererek 4 hafta
izlemişlerdir. Birinci grup, dil temizleyicisi denilen diş fırçası ve dil kazıyıcısı
ile ikinci grup dil kazıyıcısı ve üçüncü grup da diş fırçası ile dil temizliğini
gerçekleştirmişlerdir. Dil temizliği yapıldıktan sonraki 25 dakikaya kadar, dil
18
temizleyicisi ile yapan grubun VSC değerlerindeki azalma, diş fırçası ile
yapan gruptan anlamlı düzeyde farklılık göstermiştir. 15 dakika sonraki VSC
ölçüm değerlerinde, dil temizleyicisini kullanan gruptaki VSC değerlerindeki
azalma, dil kazıyıcısından daha az olarak bulunmuştur.
3.ÖZET ve SONUÇ
Ağız kokusu pek çok sebebe bağlı olabilmekle beraber büyük bir
oranda ağız boşluğunun durumuyla alakalıdır. Toplumun büyük kısmını
etkileyen bu durumun tanısında gerçek ağız kokusu ile pseudo ağız kokusu
ayırt edilebilmelidir. Oral malodour ise ağız içi kaynaklı kötü kokuyu tarif eden
gerçek bir ağız kokusudur. Kötü kokuya sebep olan bileşikler ise VSB-volatil
sülfat
bileşikleri
metilmerkaptan
olarak
adlandırılmaktadır
, dimetil sülfit
ve
hidrojen
sülfit
,
içerir. Bu bileşenler oral
kavitede, periodontal ceplerde, gingival sulkusta ve dil yüzeyinde yer alan
protein ve glikoproteinlerin mikroorganizmalar tarafından putrefikasyonu
sonucu oluşur. Ağız kokusuna sebep olan gram negatif anaerob bakterilerin
birçoğu periodontitise sebep olan bakterilerle aynıdır.
Yapılan çalışmaların birçoğu da ağız kokusu ile VSB seviyesi ve
periodontal hastalık arasında anlamlı bir ilişkinin olduğunu göstermişlerdir
ayrıca periodontal tedavi ile dil yüzeyinin temizlenmesi / fırçalanması
kombine olarak uygulandığında oral patolojik ağız kokusu tedavisinde efektif
olacağı belirtilmiştir.
19
İncelenen çalışmalar göz önüne alındığında periodontal hastalık ile
ağız kokusu arasında bir ilişki olduğu anlaşılmıştır ve dil yüzeyi temizliğinin
de ağız kokusunun engellenmesinde önemli bir faktör olduğu görülmüştür.
20
KAYNAKLAR:
1. Sanz M, Roldan S, Herrera D: Fundamentals of breath malodour. J
Contemp Dent Pract, 2001, 2(4), 1-12
2. Morita M, Wang H-L: Association between oral malodor and adult
periodontitis: A review. J Clin periodontol, 2001, 28, 813-819
3. Birkent H, Şölen H: Ağız kokusu. Türkiye Klinikleri J Surg Med Sci, 2005
4. Tonzetich J: Production and origin of oral malodor: a review of
mechanisms and methods of analysis. J Periodontol 1977.
5. Pianotti R, Lachette S, Dills S: Desulfuration of cysteine and methionine by
Fusobacterium nucleatum. J Dent Res, 1986
6. Person S, Edlund MB, Claesson R, Carlsson J: The formation of hydrogen
sulfide and methyl mercaptan by oral bacteria. Oral Microbiology and
Immunology 1990, S:195-201
7. Silwood CJL, Grootveld MC, Lynch E: A multifactorial investigation of the
ability of oral health care products ( OHCPs) to alleviate oral malodor. J Clin
Periodontol, 2001
8. Rodriguez-Fernandez J, Costa JM, Pereiro R, Sanz-Medel A: Simple
detector for oral malodor based on spectrofluorimetric measurements of
hydrogen sulphide in mouth air. Anal Chim Acta, 1999
9. Shimura M, Watanabe S, Iwakura M, Oshikiri Y, Kusumoto M, Ikawa K,
Sakamoto S: Corelation between measurements using a new halitosis
monitor and organoleptic assessment. J Periodontal, 1997
10. Hanada M, Koda H, Onaga K, Tanaka K, Okabayashi T, Itoh T, Miyazaki
H: Portable oral malodor analyser using highly sensitive
21
gas sensor
combined with a simple gas chromatography system. Anal Chim Acta 2003,
475, 27-35
11. Amona A, Yoshida Y, Oho T, Koga T: Monitoring ammonia to assess
halitosis. Oral Surg Oral Med Oral Pathol Oral Radiol Endod, 2002
12. Güngör A, Cıncık H, Çekin E, Cunda H. Ağız kokusu, GATA Ayın Kitabı,
2005, 66, GATA Basımevi
13. Elmas KASAP, Müjdat ZEYBEL, Hakan YÜCEYAR Celal Bayar
Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalı, Manisa
14. Silwood CJ, Grootveld MC, Lynch E: A multifactorial investigation of the
ability of oral health care products (OHCPs) to alleviate ağız kokusu.J Clin
Periodontol 2001, 28, 634-41.
15. Suarez FL, Furne JK, Springfield J, Levitt MD: Morning breath odor:
influence of treatments on sulfur gases. J Dent Res 2000, 79, 1773-7.
16.
Greenstein RB, Goldberg S, Marku-Cohen S, ve ark: Reduction of
oralmalodor by oxidizing lozenges. J Periodontol 1997, 68, 1176-81.
17. Loesche WJ: The effects of antimicrobial mouthrinses on oral malodor
and
their
status
relative
to
US
Food
and
Drug
Administration
regulations.Quintessence Int 1999, 30, 311-8.
18. Dr.Dt. H.Hüseyin KÖŞGER
Yrd.Doç.Dr.Hasan YELER Cumhuriyet
Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dergisi Cilt:6 Sayı:2-2003 Cumhuriyet
Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi, Ağız Diş Çene Hastalıkları ve Cerrahisi
AD, Sivas. HALİTOZİS (AĞIZ KOKUSU)
19. Quirynen M, Mongardini C, Steenberghe D: The effect of a1-stage fullmouth disinfection on oral malodor and microbialcolonization of the tongue in
periodontitis patients. A pilot study. J Periodontol, 1998, 69,374-382
22
20. Miyazaki H, Sakao S, Katoh Y, Takehara T: Correlation between volatile
sulphur compounds and certain oral health measurements in the general
population. J Periodontol 1995,66,679-684
21. Moriyama T: Clinical study of the correlation between bad breath and
subgingival microflora. Shikwa Gakuho 1989, 89(9), 1425-1479
22. De Boever EH, Loesche WJ: Assessing the contribution of anaerobic
microflora of the tongue to oral malodor.. Journal of the American Dental
Association 1995,126,1384-1393
23. Tanaka M, Yamamato Y, Kuboniwa M ve ark. Contribution of periodontal
pathogens on tongue dorsa analyzed with real-time PCR to oral malodor.
Microbes Infect 2004, 6, 1078-1083
24. Tonzetich J: Oral malodor: an indicator of health status and oral
cleanliness. Int Dent J 1978, 28, 309-319
25. Yaegaki K, Sanada K: Biochemical and clinical factors influencing oral
malodor in periodontal patients. J Periodontol 1992a, 63, 783-789
26. Yaegaki K, Sanada K: Volatile sulfur compounds in mouth air from
clinically healty subjects and patients with periodontal disease. J Periodontol
Res 1992, 27, 233-238
27. Solis-Gaffar MC, Rustogi KN, Gaffar A: Hydrogen sulfide production from
gingival crevicular fluid. J Periodontol 1980,51, 603-606
28. Coli JM, Tonzetich J: Characterization of volatile sulphur compounds
production at individual gingival crevicular sites in humans. J Clin Dent 1992,
3, 97-103
23
29. Abubekir Eltas, Sinan Eriş Yücel: Agresif ve Kronik Periodontitisli
Hastalarda Ağız Kokusunun Karşılaştırılması. İnönü Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesi Periodontoloji AD, Malatya, 2012
30. Berg M, Buriill DY and Fosdik LS: Chemical studies in periodontal
disease. IV. Putrefaction rates as index of periodontal disease Journal of the
Canadian Dental Association 1947, 63, 196-201
31. Bosy A, Kulkarni GV, RosenbergM, McCulloch CA: Relationship of oral
malodor
to
periodontitis:
evidence
of
independence
in
discrete
subpopulations. J Periodontol 1994, 65, 37-46
32. Stamou E, Kozlovsky A, Rosenberg M: Association between oral malodor
and periodontal disease-related parameters in population of 71 Israelis. Oral
Dis 2005, 11, 72-74
33. H. Takeuchi, M Machigashira, D Yamashita ve ark: The association of
periodontal disease with oral malodor in a Japanese population. Oral
Diseases 2010, 16, 702-706
34. Kara C, Tezel A, Demir T: Kronik periodontitisin ağız kokusuyla ilişkisi.
Atatürk Üniv. Diş Hek.Fak. Dergisi cilt 17, 2007, S: 6-11
35. Şehrazat Evirgen/Kıvanc Kamburoğlu: Assessment of Halitosis in
Students of Faculty of Dentistry and the Contributing Factors A.Ü. Diş Hek.
Fak. Derg, 2008, 35(3), 127-138
36.Marita
M,
Wang
H-L:
Association
between
halitosis
and
adult
periodontitis: a review. J Clin Periodontal 2001,28,813-819
37. Delanghe G, Ghyselen J, Bollen C, Steenberghe D, Vandekerchove
BNA, Feenstra L: An inventory of patiens’ response to treatment at a
multidisciplinary breath odor clinic. Quintessence Int 1999, 30, 307-310
24
38. Yoshira A, Sato M, Miyazaki H: Effect of oral health care on the recovery
from surgery in elderly patients by measuring volatile sulphur compounds.
Oral Diseases 2005, 11 (suppl. 1), 98-121
39. Thuy AV, Ueno M, Shinada K, Kawaguchi Y: Comparison between selfperceived and clinical oral malodor. Oral Surgery, Oral Medicine, Oral
Pathology and Oral Radiology. 2012; 113, 70-80
40. Miyazaki H, Sakao S, Katoh Y and Takehara T: Correlation between
volatile sulphur compounds and certain oral health measurements in the
general population. Journal of Periodontology 1995 b, 66, 679-684
41. Robert P. Allakera, Richard D. Waiteb, Jenneth Hicklinga,
Mairead Northc, Rod McNabc,
MaryLynn P. Bosmac, Francis J:
Hughesa Institute of Dentistry,
Institute of Cell and Molecular
Sciences, Barts & The London School of Medicine and Dentistry,
Queen Mary University of London, London, UK GlaxoSmithKline
Consumer Healthcare, Weybridge, UK
42. Amou T, Hinode D, Yoshioka M, Grenier D: Relationship between
halitosis and periodontal disease – associated oral bacteria in tongue
coatings Int J Dent Hygiene 2014, 12, 145–151
43. Seemann R: Effectiveness of mechanical tongue cleaning on oral levels
of volatile sulfur compounds. JADA. 2001, 132, 1263-1267
25
ÖZGEÇMİŞ
5 Nisan 1991’de Muğla’da doğdum. İlkokulu Yatağan Atatürk
İlköğretim Okulu’nda, ortaokulu Muğla Emirbeyazıt İlköğretim Okulu’nda
okudum ve liseyi Muğla Anadolu Lisesi’nde okuduktan sonra 2009 yılında
Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ ne girdim.
26
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
0
File Size
271 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content