close

Enter

Log in using OpenID

(Yol Gösteren Aynalar) Hazırlayan M. Ziya CERAN Sır-rı Velayet-i

embedDownload
(Yol Gösteren Aynalar)
Hazırlayan
M. Ziya CERAN
Sır-rı Velayet-i
Muhammedi
(S.A.V)
Ve
Varisleri
Elhamd-ü lillah-i Rabb-ül
Alemiyn
Vessalat-ü vesselam-ü ala
Nebiyyina ve Rasülina Muhammedin ve
Ala Al-i Muhammed.
Ayinedir bu âlem, her şey Hak ile kaim,
Mir’at-ı MUHAMMEDDEN ALLAH
görünür daim.
Allah-u Azim-üş-şan (c.c) kendisini, yarattıklarına kemaliyle bilmeleri için
Zatından Zatına tecelli buyurup Nür-u Muhammedi’yi halk edib, ‘O’,nun
Nürundan da, cümle Ervah ve Ecsamı i’cad eyledi.
Zat-i Muhammediyyelerini temsil için tenezzül buyurarak Hz. ÂDEM
(A:S)’i topraktan yaratıp ‘O’,na Sıfat âlemindeki en güzel süreti verdi ve
kendisine HALĐFE kıldı.
Mü’minün–12,14 Secde- 7 Đsra–70 Bakara -30,33 Sad–75 Nüh–17,19 Tin- 4
Allah-u Azim-üş-şan (c.c) Hazretleri, marifet-i Đlahiyyesini, yarattıklarına
göstermek için âlem-i Ervahtaki bütün RUHLARA hitaben : ‘Ben’ Rabbınız
değimliyim ?’’ diye seslendiğinde, bütün ruhlar ; - ‘EVET’ , Rabbimizsin, şahid
olduk’ dediler. Bu şahadetin sebebi; Kıyamet günü, bizim
bundan haberimiz yoktu, demeyesiniz diyedir.
Süre-i A’raf–172,173
‘Hadis-i Kudsi’ (Âlimlerin halk edilişi)
‘Küntü kenz-in mahfiyyen fe ahbeb-tü an uğraf-e, Mahalak –Allah-u evvel-e
min Nür-u MUHAMMED.’
(Keşf-ül Hafa, C.2 S;132 Nu.2016)
( Sohbetname-i Osman-ı Bedreddin, C,3 S; 220)
(Halk edilişin sebebleri)
‘Đns ve Cinleri yalnız bana ibadet etmeleri (Beni bilmeleri) için yarattım’
‘Ve ma halak-tül Cinne vel ins-e illa li yağbuduni (li yağrufüni) [ Đbn-i
Abbas (R) rivayeti ile.] Zariyat–56 Furkan- 77
Allah-u Azım-uş-şan (c.c) , âlem-i ervahdaki bu hitabından sonra.
Kullarını ĐMTiHAN için DÜNYA’ya gönderdi.
Đmtihanın belirli bir zamanından sonra, hesap vermek için, halk ettiği
bütün âlemleri yok edip (Kıyamet tecelli ile) huzür-u Đlahisinde hesaba
çekecektir. Mükâfat ve cezasına layık olanlar adaletle yerlerine
sevkedileceklerdir.
(Đmtihanlarla ilgili ayet-i keriymeler :)
Mülk–2 Süra–48 Zümer–49 Bakara–155.156.214.284 Al-i Đmran: 186.
Ankebüt–1.2.3.10. Ahzab–10,11 Muhammed–4 En’am–165.
ÂDEM (A.S)’e, kendi ruhundan üfledi.’ Sümme sevvah-ü ve nefeh-a fih-i min
rüh-i-hi.’ Secde–9.
‘Allah, Âdem’e bütün esmasını (yarattığı her şeyin sır ve hikmetlerini, kıyamete kadar insanların kendisinden türeyip, neler olacağını ve her şey :) öğretti’
Bakara–31,den392a kadar. Mü’minün-12,13,14,67 Furkan -54 Zümer-6 Sad-75
‘Allah’ın bütün melalkesine Âdem’e SECDE etmelerini emretmesi, yalnız
'Đblis’in secde etmeyip kovulması’
Bakara-30’dan 39’a Hicr–31,34
‘Âdem (A.S)’in Cennet’de yalnızlığının giderilmesi için, sol eğe kemiğinden ilk
kadın eş HAVVA (A.S)’nın yaratılması’
Zümer–6 ‘Sümme ceale minha zevceha’
‘ Đblis’in kovulmasından dolayı Âdem ve Havva’dan (A.S)intikam almak için,
onları menedildikleri ağacın meyvasını yedirmek üzere aldatması.’
A’raf-19’dan 22’ye Sad-71’den 83’e. Ta-ha: 121’den 123’e ‘Dünya’ya
indirilmeleri.
Đlahi emre uymadıklarından dolayı dünya’ya indirilen Âdem (A.S) Seylan
adasında, Havva (A.S) Cidde’de 40 yıl (diğer bir rivayette 100 yıl) ağlayıp
Allah’a yalvardılar. Dualarını kabul edip Cidde’de buluştular.
Duaları şu idi: ‘Kale Rabbena zalemna enfesüna ve in lem tağfirlena ve
terhamna le mükenenne minel hasiriyn’ (A’raf -23)
‘Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Sen bizi affetmez ve bağışlamazsan, biz
çok ziyan edenlerden oluruz. Dediler’
Âdem (A.S) izdivaçlarından, peygamberlik ile mükellef olan ilk olgun
(mütekâmil) insan nesli türedi. Havva (A.S) her hamile kalışlarında çifter, çifter
dişi ve erkek evlad dünyaya getirdiler. Nahl–4 Nisa–1 Mü’minün -13,14
mü’min -67
Dikkat:
Âdem’in yaratılmasından önce, dünya’da ĐNS ve CĐN’den (insana
benzeyen) mahlûklar vardı. Darwin’in uydurma nazariyesi ki, bugün artık
çürütülmüştür. Đnsanların maymundan gelmediği, ayrı bir tür olduğu kabul
edilmiştir.
Đşte kur’an-ı Azimüş-san bu gerçeği çok önceden haber vermiştir.
‘Đnsan’ın ilk yaratılısından sonra, o kadar çok zaman (DEHR) geçti ki insan
ilk zamanlarda tanınmaz bir kılıkta idi’
Dehr ( süre-i insan)-1
‘Âdem’den önce, Cin ve Đns’den ümmetler gelip geçmiştir’ ahkaf–18
Hz. Âdem (A.S)’den başlayarak kıyamete kadar, insanoğlunun dünya
hayatındaki ĐMTĐHAN için, Đlahi huzurdan kovulan ĐBLĐS, insanları çeşitli
yollardan aldatıp dalalete, isyan’a ve günahlara sokmak ve Cennet nimetlerinden
mahrum etmeye çalışmaktadır.Bu nedenle en büyük düşmanımız Đblis’tir.
Đblis’in fitnesi hakkındaki ayet-i Keriymeler:
Bakara 169,268. Sebe -20 21 Đsra-61’den 65’e. Nisa-118’den 120’ye.
Hicr–41.42.31.34 Mü’minün–97 Şuara -95.221.222 Maide–90,91 Nahl–100
Lokman–33 Nür–21 Sebe–21 Sad–85 Nahl–63
‘Her insanın bir şeytanı vardır’
Meryem–68
Nefs-i eğiterek bu şeytanı Müslüman yapmak lazımdır. (Müslim-C,8. S;3
Ravi-Abdullah Đbn-i Mes’ud (R) )
Ayrıca, her insana ĐKĐ MELEK verilmiştir. Rad–11 Kaf-16’dan 23’e.
Đnfitar -10’den 12’ye
Buna göre NEFS mertebelere ayrılmıştır.(EMMARE-LEVVAMEMÜLHĐME-MUTHAMĐNNE –RAZĐYYE-MERZĐYYE-NEFS-Đ KAMĐLE)
‘NEFSĐNĐ TEZKĐYE EDEN (ıslah eden, terbiye eden, eğiten)
KURTULMUŞTUR.
‘Kad eflahal Mü’minün’ Mü’minün–1
Nefs eğitimi ve tezkiyesi için diğer ayet-i kerimeler. Naziyat–40,41 Meryem–59
Al-i Đmran–15 Teğabun–16 Nisa–71 Tahrim- 9/6 Tevbe–123,125 Ankebüt–6
Fatır–18,37 Đnşikak–6,19 Naziat–40,41 En’am–70 Kıyame–14 Şems–10 Nahl111
Görüldüğü gibi, dünya hayatındaki ‘Büyük Đmtihan’ için Nefs eğitimi
şarttır.Bunun için PEYGAMBERLER ve MUKADDES KĐTAPLAR
gönderilmiştir.
Bütün Peygamberlerin Ruhlarında görülen Nür-u Muhammedi, son
Peygamber olarak (Hatem-ül-Enbiya) M.570 yılının 12.ci Rebi-ül-Evvel ayında
Pazartesi günü, beşeri vücuda bürünerek, Hz. Đbrahim (A.S) soyundan gelen Hz.
Abdullah ve Hz. Amine’nin izdivacları ile dünya’ya teşrif buyurdular.
Đnsanlığı irşad için, bedensel fanus’a giren, o yüce Makamdan tenezzül
buyurup, sıfat âlemindeki insanı yaşamı ile gereken örneği gösterip, Đlahi
Tebliğini tamamladıktan sonra 63 yaşlarında M.633-H.11 yılında Medine
Münevvere’de beşeri vücud ömürlerini tamamlayıp, vatan-ı asli-leri olan Nür-ü
Zat-ı Đlahiye’ye dâhil oldular.
Vücud-u Beşerilerinden önce Allah ile beraber oldukları gibi, vücüd
âleminde de beraber idiler. Vücüdlarında soyunduktan sonrada el an Hak ile
beraberdiler.
Dünya âlem-i, sıfat âlemi, madde âlemi, Allah-u Azim-üş-şanın (c.c)
Ezzahir Đsm-i Şeriflerinin tasarruf ve teceli-i Đlahiyyeleri ile birlikte Nür-ü Feyzi Muhammedileri Hayy ve Koyyum’dur… Sallallah-u Aleyh-i Ve Sellem.
Allah-u Azim-üş-şan (c.c), Muhammed’in (S.A.V) Ruh-u Nür-undan hiçbir
AN ayrılmamıştır. Batın’da, Zahir’de, Evvel’de, Ahir’de bir ve beraberdirler.
Bu öyle birlik ve beraberliktir ki, beşeri akıl ile kıyaslanamaz…
Bu zahür ve tecelli Ahadiyyet-i Đlahiyenin, Zat’dan Sıfat âlemine tenezzül
buyurulan Vahdaniyyet-i Đlahiyenin Muhammedi görüntüsüdür.
Bunun içindir ki;
Süre-i Al-i Đmran’ın 31ci ayet-i Keriymesinde buyrulduğu gibi;
‘Kul in küntüm tuhibbünallahe fettebi’üniy yuhbibkamüllah-ü ve
yağfirleküm zenübeküm, vallah-u gafür-ün rahiym’
Mealen:
‘Deki; Eğer, beni sevmek (Allah-ı sevmek, bilmek, yakiyn olmak)
istiyorsanız, hemen bana (Hz. Muhammed’e) tabi olun beni sevin, ‘O’, günahları
bağışlar, ‘O’, Gafur’dur, ‘O’ Rahim’dir.
Görüldüğü gibi; Allah-ı (c.c) doğrudan doğruya beşeri akıl ile bilmek,
tanımak, sevmek ve yakın olmak Muhammedsiz (S.A.V) mümkün değildir.
Âdem-i halk edip, mükellef insanı ondan türeten Allah (c.c), insanın akıl,
şuür ve gayretinin beşeri kapasitesini bilmektedir. Eğer, beşeri yaratılış gücü
yeterli olsaydı Kitab ve Peygamberlere lüzüm ve ihtiyaç olmazdı.
Kudsal Kitabların (asıl ve doğruları olması şartıyla) hepside Đlahi VAHĐY
ile Peygamberlerler vasıtasıyla bildirilmiştir. Peygamberlerin hepside, diğer
normal (tabi-i yaratılıştaki) insanlardan farklı tarafları vardır. Bu fark, Allah’ın
bir fazl-ı, bir ihsanıdır.
‘ Kul innema ene beşerün mislüküm YUHA ĐLEYYE…’ Kehf–110
‘ De ki; Bende sizin gibi bir beşer’im, ancak bana VAHĐY veriliyor…’
‘ Allah, vahyini dilediği layık kuluna indirir.’
Mü’min-15 Nahl-2
A’raf-128 Enbiya-105
‘ Vahiyler, hususi bir tecellidir, bir vasıta ile olur. Hiçbir kimse, doğrudan
Şua-51,52
doğruya Allah ile konuşamaz. O, Yüce’dir ve hâkim’dir.’
Đlham ile VAHY-Đ karıştırılmamalıdır.
Bunun içindir ki; Allah-ı (c.c) layıkı ile bilmek, anlamak, feyz alıp yakiyn
hasıl etmek için kesinlikle PEYGAMBERLERE veya bunların VARĐSLERĐNE
lüzum vardır.
Hadis-i Şerif:
‘ El Ulema-i verese-tül Enbiya.’
Ravi: NU’man Đbn-i Beşir (R). Müslim-C,5 s;163
‘ Celalim hakkı için, biz Tevrat ve Zebur’da da yazdık ki, arz’a Salih
kullarım varis olacaktır.’
Enbiya-105. A’raf-128
‘ Yarattıklarımızdan öyle Mü’minler vardır ki, Hakka rehberlikte
varislerdir.’
A’raf-181 Mü’minun-8,9,10
Hadis-i Şerif:
‘Benden sonra Peygamber yoktur. Ancak HALĐFELERĐM olacaktır.
Bunların gerçek olanına bağlanıp BEY’AT ediniz.’
Ravi: Abdullah Đbn-i Amr Đbn-i AS (R)
Münlim-C,6
s;41,44.
Đmam-ı A’zam Ebu Hanife (Nu’man bin Sabit’ hazretleri; ‘ LEvle-esSenetan Le-helekel Nu’man’ buyurmakla, ma’nevi hilafetin önemine işaret
buyurmuşlardır.
‘ Đki senem olmasaydı Nu’man helak olacaktı.’ Şeklindeki itirafları ile,
zamanın Manevi Halifesi olan ve Hz. Peygamber soyundan gelen ĐMAM-I
CA’FER-Đ SADIK’a (R) işaret olunmuştur.
Miftah-ül-Külüb- s;160.
Ma’nevi Đmamet Hz. Peygamber’den (S.A.V.) Hz. ALĐ ( K.V.)ye,
ondanda 12.ci imam, MEHDĐ’i RASUL’e kadar Zahiri (Bilinen, açık) devam
etmekte iken, ondan sonra Batıni (Gizli, Gayb’da) olarak kıyamete kadar devam
etmektedir.
Ma’nevi Varislerin, Liyakatlarına göre ta’yin buyurdukları ĐRŞADA
ME’ZUN zevat-i Kiram, yaşadıkları devirlerde, yine Layık olan Mü’minleri
irşad ile sır-rı hakikat-ı Muhammediyyeye nail ve vasıl eylemektedirler.
Bu kitabda adı geçen Zevat-ı Muhteremlerin her birisi hakikat yolunun
nirengi noktaları olup, bunların her birisine bağlı olan pek çok şubeleri vardır.
Biz bu kitaba bir misal olarak Tarikat-ı Nakşiyye kolundaki bir Şübenin
silsilesini verdik. Diğer kollarda buna kıyas edilmelidir.
Hz. Muhammed (S.A.V.) yaratılışlarında 2. büyük ma’nevi kaynakları
mevcuttur. Birincisi ve umumi olanı NÜBÜVVET’leri, ikincisi
VELAYET’leridir. Birincisi ZAHĐRĐ (dış), ikincisi BATINI (iç) alem-i temsil
eder.
Nübüvvet-i Muhammedi, ŞERĐAT-I ĐSLAMĐYYE denilen ĐLĐM-AMEL ve
AHLAK-I yaşatırken, VELAYET-Đ MUHAMMEDĐ’leri ise Hikmet-Ma’arifetHakikat gibi tamamen Ahiret âleminin, ruhanı ve nurani hayatı ile ĐLM-Đ
LEDÜN’nü yaşatır.
Velayet-i Muhammediyye, kendi başına yaşanmaz. Mutlaka Şeriat-ı
Muhammediyye ile birlikte uygulanır. Velayetsiz Şeriat yaşanır fakat Şeriatsız
Velayet yaşanmaz. Aksi halde Şeytani olur, akli olur, indi (zan ve tahmin ile )
olur, mutlaka sapıklık ve dalalete götürür.
Şeriat ile amel ederken, Ahiret hayatına dünya’da iken sahip olabilmek için,
lazım olan Huzür, huşü, idrak, irfan, basiret, keşf, ilham, rü’yet gibi melekelere
sahip olmak Ruhaniyet-i Muhammedi ve Feyz-i Đlahi ile irtibat kurabilmek ve
kendisini manen de denetleyebilmek, murakabe ve muhasebe edebilmek ancak
Velayet-i Muhammediyye’nin feyizlerine mazhar olabilmekle mümkün olur.
Böyle bir mazhariyet içinde mutlaka Varis-i Muhammediyye’ye ihtiyaç
vardır.
Đslam uleması derken bu mazhariyet kastedilmektedir. Nice zahir-i şeriat
bilginleri vardır da Velayet sahibi değillerdir.
Velayet Veli’lik ile muteberdir.
Allah’ın Veli kulları, manevi emniyete alınmış has mü’min-i kamil
kullardır. Böyle bir mertebe’ye ancak manevi eğitimle mazhariyet sağlanabilir.
‘ Ela inne evliyaallah-i La havfün aleyhim ve La hüm yahzenun.’ Yunus–
62.
‘ Bilmiş olunuz ki, Allah’ın Veli kullarına asla korku ve hüzün yoktur.’
‘ Ya eyyetühen-nefs-ül-mutmainne. Đrci-i ila rabbi-ki raziyeten merziyye.
Fedhuli fi ibadi. Vedhuli Cenneti. ’
Fecr- 27,28,29,30.
‘ EY Nefs-i Mutmainne’ye sahip olan mü’min kulum! Sen Rabbin’den,
Rabbin’de senden RAZI olarak gel. Has ve makbul kullarımın arasına gir.
Onlarla beraber RIZA CENNETĐME gir. ’ buyrulmakla Velayet-i
Muhammediyye’ye işaret olunmaktadır ki, bu mertebe Nefs’in 4.cü
mertebesidir.
Bu hal-i manevi’de Allah (c.c) kuluna seslenmekte, iltifat ile da’vet
buyurmaktadır.
Bırakın böyle yüce mazhariyeti, Pek çok Müslüman, daha rü’yasında bile
Şefaatcımız, canımızı ruhumuz, Peygamberimiz Muhammed Mustafa (Sallallahu-aleyhi- ve Sellem) hazretleri ile görüşememiş, görememiş rıza ve iltifatına nail
olamamıştır.
Düşününüz ki, bütün bu Namaz’lar, oruç’lar, hac’lar zekâtlar, şehadetler
ve tüm Đslami yaşam ne içindir, kim içindir…
Đşte, bilgi, amel ve tüm yaşamız içinde, doğru ve tamam zannettiğimiz
i’man ve i’tikadımızın ne kadar tezkiye, tavsiye ve terbiyeye ihtiyacı vardır.
Đnsaf ve düşünelim…
Taklidi bir iyman ve amel hakikat’a götüremez. Bilgimizde, amelimizde
bizi gerçek yol olan Şuhuda, Tahkik’e sahip kılmadıkça Mü’min-i Kamil
vasıflarına erişemeyiz.
Zaten, bütün beşeriyet-i iğfal ve ilhamları ile oyalayıp aldatan ĐBLĐS’in
te’sirinden kurtulacak, onu mağlup edip, nefsimizi Müslüman yapmadıkça Feyzi Muhammedi’ye, Lutfu, hidayet , Đlahiyye’ye mazhar olmamıza imkan yoktur.
Yalnız bilgi ve kıyl-ü-kal, insana yük olmaktan ileri gidemez. Noksan bilgi
ve yanlış imanla yapılan amellerde aynıdır.
‘ Meselülleziyne hummilut-tevrat-e sümme Lem yahmiluha kemesellilhımar-i yahmil-ü esfara..’
cum’a-5
‘ Kendilerine Tevrat verilip’de, onunla amel etmeyenler, kitap yüklü eşek
gibidir...’ buyrulmakla taklid-i iyman ve amel-e işaret buyrulmaktadır.
Her ilim ve san’at-ı tahsil için bir ustaya ihtiyaç vardır. Bu ustalar, daha
önce bu bilgi ve hüneri kazanmış öğretmenlerdir.
Her bilim ve san’at-ın sonu olmayan bir olgunluğu vardır. Bu öğrenme
aşk-ı, talib olanın ciddiyet ve gayretine bağlıdır. Arayan mutlaka bulur zaten,
Sahib-i Yezdan, bu teşvik için bizleri uyarmaktadır.
‘ … Vebteğu ileyh-il Vesile ’ Maide–35
(ona yaklaşmak için vesile arayın )
‘ VE en Leyse Lil-insani illa ma se-a
Necm–39.
‘ Đnsan için kendi sa’yinden (çalışıp, araştırmasından) başka bir şey
yoktur. ’ ve ayetin devamında ‘ Sayi’nin (arama, araştırma, yardımcı bulma, yol
göstereni bilme hususunda) karışılığı kendisine gösterilecektir.’ Şeklinde ilahi
yardımcımdan bahsedilmektedir.
SA’Y-I; Kul’a aittir. Đrade-i Cüz’iyyesi bunu kendisine vermiştir.
HĐDAYET, sa’yiden sonradır. Eğer, Sa’y-i gibi, daha birçok kendi irademizle
yapabileceğimiz mümkün olan şeyleride Hidayet-i Đlahiyye’den bekleme
yanlışlığına saplanacak olursak MÜKELLEFĐYET-Đ kaldırmamız lazımdır ki,
insan bir ROBOT niteliğine bürünerek, bütün ef’al ve niyetin Allah’a
bırakılmasıyla SORUMLULUK kaldırılmış olur ki, zaten bu mümkün
değildir…
Velayet-i Muhammediyye’nin VARĐSLERĐ asr-ı saadet’te iken Hz. ALĐ
(K.V.) ile Hz. EBUBEKR’E (R) tevdi edilerek zamanımıza kadar gelmiş ve
Kıyamet’e kadarda devam edecektir.
Asr-ı Saadet’ten sonra gerek beşeri ve gerekse Đslami toplum nüfusu
arttığından, önceleri tek zat-u varisi Muhammedi tarafından aşikar ( bellibilinen-bilinmesi izin ile olan) me’nevi eğitim yapılmakta iken, sonraki
yüzyıllarda, bu şahıslar gizliliği tercih etmişlerdir.
Aşikar olma devri, Ehl-i Beyt-i Rasullullah’tan gelen 12.ci Đmam-Đmam-ı
Mehdiyy-i zamana kadar devam etmiş, bundan sonra Batın’a gizlenmişlerdir.
Zahir’deki (bilinen,izinli Zevat) ilk Tarikat Kurucuları, bu Kudsal Varis-i
Velayet-i Muhammedi’nin dünyadaki vekil ve Naibleridir.
Kitabımızda, lütuf ve inayetle sıraladığımız Zevat-ı Muhteremler
Rasulullah (S.A.V.) Efendimizin Ma’nevi Riyasetleri altında ic’ra-yı irşad’da
bulunan yalnız bir Kol’un (tarik’in-yolun) silsilesini göstermektedir.
Mübarek isim ve türbelerinin, Resim ve Suretlerinin elde edildiği nisbet’de
teşhir-i ile Cenab-ı Hak, Cümle talib-i Hak olanlara bir vesile-i feyz olmasını
dilerim…
Sadakallah-ül-Aziym…
Hak Hizmetkârı
M. Ziya Ceran
12.Ramazan.1412 Perşembe 1992 Ankara
KÂBE
Beytullah
Đslam’ın kıblegahı, HAC vazifesi için Mekke-i Mükerreme’ye gelen
Hüccac’ın Kabeyi talaf ile başlayan ibadetleri, diğer şartlarınıda yerine
getirdikten sonra Hacı olmaktadır.
Kâbe bir işarettir. Kıblegah GÖNÜL’dür.
Đhram, soyunmak (cümle varlık ve benlikten), Arafat Mahşer, Mina (Nefs-i
taşlayıp tezkiye etmek), Müzdelife Nefs-i Kurban etmek Vuslat’a ermektir.
Hacer-ül-Esved-i uzaktan yakından musafaha etmekle, Halk ile musafaha
etmektir. Bu hal ve rü’yet kulun MĐ’RACI’dır. Her namazında da bu Mi’rac
yaşanmalıdır.
GÖNÜL’de ALLAH’ın evidir. Hadis-i Kudside buyrulmuştur:
‘Ma vesaani arz-ı vela fissema-i velâkin Vesaani Kalb-i Abd-el-Mü’minin’
‘Allah-u Azim-üş-şan (c.c) buyuruyor ki;
Beni, yarattığım semalarım ve Arz’larım içine olmadı, olmadı da Mü’min
Kulumun Kalb-i içine aldı’
Gazali-Đhya. C,3 S;15
Sehavi-El Makasid-ül-Hasene-S;373,374
Miftah-ül-Kulüb: S;239
‘Dil bedest averd geh hacc-ı Ekberest.
Ez hezaran Kâbe yek dil bihterest.
Kâbe bünyad-ı Halil-i Azer’est
Dil nazar-gâh-ı Celil-i Ekberest
Kamil bir Gönül elde etmek, hacc-ı Ekber gibidir,
Böyle bir gönül, Kâbe’den daha kıymetlidir,
Çünkü, Kabe’yi Azer oğlu Đbrahim (S.S) yapmıştır.
Halbuki, Đlahi nazargah olan GÖNÜL-Ü ALLAH yaratmıştır.
Mevlana- Mesnevi-Ankaravi Şerh-i: C,1. s;510
Fursüş-ül-Hikem Şerh-i: C,3. s;2 C,4 s;203
M-Vülüt-i Hacı Bektaş-i Veli: s;105
Yunus Emre’den:
‘ Đlim ilim bilmektir,ilim kendin bilmektir,
Sen kendin-i bilmezsin, bu nice okumaktır.’
Hacı Bayram-ı Veli’den:
‘ Bayram özünü bildi, bileni AN’da buldu.
Bilen Kendi oldu. Sen seni bil, sen seni. ’
Hadis-i Kudsi:
‘ Men aref-e Nefs-ehü, feka aref-e Rabb-e-hü. ’
‘ Nefsini bilen, Rabbini bilir. ’
Ravi:
Đbn-i Uyeyne (R)
Keşf-ül-Hafa: C,2. S;262 Nu: 2532
Malakat-ı Hacı Bektaş- S;12,29.
Gönül; temiz, pak ve yalnız Allah’a mahsus bir ev olmalıdır. Allah’dan
gayr-i hiçbir şey bulunmamalıdır. Mal,mülk,evlad,ıyal,bilim,benlik,hayal gibi
şeylerden eser kalmamalıdır. Bu gibi şeylerin hepside ŞĐRK’tir. Kendi
benliğimiz, bedenimiz, aklımız, fikrimiz gibi duygularımızda ŞĐRK’tir. Yalnız
Allah (c.c.) vardır, Ondan gayr-i hiçbir şey yoktur.
Tevhid’in esasıda budur. Zikirlerimizde tekrarladığımız ‘ La Đlahe
Đllallah’ın ’ manasına budur.
Mekke’nin fethedildiği gün ‘ Resulullah (S.A.V.), ilk iş olarak Kabe’yi
putlardan temizletti. Dış etrafındaki 360 put’u ashabına kırdırttı. Đçindeki
2.büyük put’uda Hz. Ali (K.V) ile beraber kendileri kırıp, devirip parçaladıktan
sonra, içini ve dışını temizlediler.
Đşte ey hakikat yolcusu Mü’minler! Sizlerde gönüllerinizdeki, dünya’ya ait
neler varsa zahir ve batın kepsini gönlünüzden süpürüp çıkarmadıkça, Đlahi
misafir Rabbımız gelip oturmaz. Ondan gayri şeylerin sevgisi, varlığı izi,
bulaşığı mevcutken ne huzur bulabilir, nede ma’nevi feyz alabiliriz. Böyle,
kalabalık, kirli, paslı bir gönülle yapılan ibadetlerimizde bize yük olmaktan
ileriye geçemez…
‘ Ve men kane fi hazihi a’ma fehüve fil ahiret-i a’ma Ve edallü sebiyla. ’
Đsra-72.
‘ Her kim, bu dünya’da kör davranırsa, (basireti kapalı olursa) O, ahiret-de de
kör kalacak, belki daha ziyade delalette olacaktır. ’
Hadis-i Şerif:
‘ Eddünya mezrat-ül-ahire. ’
‘ Dünya’da ne ekerseniz, ahiret’de onu biçersiniz. ’
‘ Dünya, ahiretin ekim tarlasıdır. ’
HZ. MUHAMMED MUSTAFA – Sallallah-ü Aleyh-i ve Sellem-in Türbe-i
Şeriyfleri
___ Ravza-i Mutahhara ___
Hadis-i Kudsi ‘ Levlake, Levlake vema halak-tül-Eflak ’
‘ Sen olmasaydın Alemlei halk etmezdim. ’ (c.c.) sözü.
Ayinedir bu alem, her şey HAK ile kaim,
Mir’at-ı Muhammed’den ALLAH görünür daim.
Sebeb-i Kainat, Yaratanın ilk nür-ü, Cümle Melake’nin ve Enbiya’nın ve
Cümle Ervah’ın (ins-ü-cinn’in), Cümle Ecsam’ın var oluşlarının mayası, dünya
ve ahiret hayatının sebeb-i Cevheri, Cümle asilerin ve müti’lerin Şefi-i, Sırrı-i
Đlahinin hazinesi, Füyüzat-ı Rabbani’nin menba-ı hazinesi, Rabbül-Alem’in ilk
ve son Peygamberi Hazreti Muhammed Mustafa’ya (S.A.V.) Ehl-i Beytine
Sayız Selam ve Salavatlar üzerinizde olsun…
Onun yolundan giden ve Onun manevi verasetine bihakkın eil olan
Evliyasına, Asfiyasına, Murşidan, Ulema ve Muhibbanın da üzerlerine sayısız
selam ve Salâvatlar olsun...
O’nun nazar-ı feyz-i olmaksızın, zahir be batın alemde yol almak ne
mümkün. Allah (c.c.) için yapılan ve yapılacak her ibadet’de onunla beraber
zikredilen yardım beklenen, ancak onun yol vermesiyle Đlahi Huzura çıkabilmek
mümkün olan Büyük Kapının Sahib-i Ya! Muhammed (S.A.V.), Ya!
Rasulallah… Birkezlik nazarınla Arş’a çıkan Ruhumuz, Senin Nurundan’dır…
Seniniz, sendeniz, seninleyiz Ya! ... Fahr-i Alem… Sensiz bir nefes haramdır
bize, Senin bizde olman Şerefine, gafletimizi affeyle ki… Sahib-i Yezdan’a
yüzümüz olsun...
Đnşallah… Sensiz kalmadık dünya’da buradaki vaziyetlerimizi
tamamlayınca, seninle senin huzuruna geleceğiz Ya Rasulallah…
Seni bilmeyen Allah-ı bilemez,
Seni sevmeyen Allah-ı bulamaz,
Senden izin alamayan Mü’min
olamaz…
Az bir gayret-e çok veren Allah…
Bir adıma on, on adıma yüz adımla
koşan Allah...
Gayret bizden inayet senden Allah’ım…
Ya Rasulallah! Sensiz ilim dalalette’dir,
Sensiz ahlak hıyanet’dir. Sensiz amel Cahalet’dir. Sensiz hayat Şeytani’dir.
Dünya, imtihan yeridir aldatmasın seni. Mal, Mülk, Güç, Kuvvet, Şeref,
Şöhret, Güzellik kandırmasın seni. Çalış, Bil, kazan fakat alma gönlüne bunları.
Đnziva yok, üstün ol düşman’a, alt et Şeytan-ı. Hak sende, Nur sende, Kuvvet
sende, Đlim sende, Dalalet önünde diz çöksün, batıl gidip Hak gelsin.
Yolunda, izinde ol Muhammed’in, Uyma Şeytan-ı laine, git sırat-ı
Mustakım’den
Hz. Muhammed (S.A.V.), 28 yaşlarında iken, Kusayy oğullarından
Hüveylid’in kızı Hz. Hatice (R) ile M.595 yılında izdivaç buyurupta bu
hanımdan Rukıyye, Ümm-ü Gülsüm, Zeynep, Fatımatüz Zehra, Đbrahim, Isak
(R) isimlerinde 4 kız, 2 erkek evladı doğup, erkek evladları küçük yaşta vefat
etmişlerdir.
Rasulullah (S.A.V.) Efendimizin nesl-i pakleri, Hz. Fatıma-Tüz-Zehra (R) ile,
Amcası Ebu Talib’in oğlu Hz. Ali (K.V.)’nin izdivaçlarından dünya’ya gelen
Hasan ve Hüseyin (R)’den gelmişlerdir.
Vahy-i Peygamberi ile ilk Müslümanlar, Hz. Hatice (R) ile Hz. Ali
(K.V.)’dir.
Hz. Ebubekir (R), 3.cü Müslümandır.
Hz. Ali (K.V.), 63. yaşında kölesi (Đbn-i Mülcem) tarafından Küfe’de şehid
edilmiş ve Necef’deki yukarıdaki Türbelerine defnedilmiştir.
Hz. Hasan (R), Medine-i Münevvere’de şehid edilip Cennet-ül-Baki
Kabristanına defnedilmiştir.
Hz. Hüseyin (R), Karbela’da şehid edilmiştir. Bugünkü Türbelerine Vucüd-u
Şerifleri medfundur.
Mubarek Baş’ları, Mısır-Kahire’de Hz. Hüseyin Cami-Türbesine medfundur.
Allah Şefaatlarına nail eylesin...
Nesl-i Peygamberiye Seyyid denilmektedir. Hz. Hüseyin ve Hz. Hasan
(R),dan itibaren Velayet-i Muhammedi, 12.ci Đmam’dan sonra butuna (Batın’aGizliliğe) çekilmiştir.
Adı geçen imamlar sırasıyla aşağıda yazılmıştır.
Yaş
1- Đmam-ı Ali. (K.V.)… (M.599-662)
63
2- Đmam-ı Hasan…(R)……(M.623-669)
46
3- Đmam-ı Hüseyn… (R)….(M.624-679)
57
4- Đmam-ı Zeynel Abidin…(R)…(M.656-713) 57
5- Đmam-ı Muhammed Bakır.. (R)…(M.675-722) 47
6- Đmam-ı Cafer-i Sadık…(R)… (M.697-765) 68
7- Đmam-ı Musa-i Kazım...(R)…(M.744-799) 55
55
8- Đmam-ı Ali Rıza…(R)…(M.812-867)
9- Đmam-ı Muhammed Taki…(R).. (M.810-835) 25
10- Đmam-ı Ali Naki... (R)…(M.828-868)
40
11- Đmam-ı Hasan-ı Askeri…(R)… (M.845-873) 28
12- Đmam-ı Muhammed Mehdi… (R)… (M.868-Gayb’da)
Bu arada 728 M.de Vefa eden Hasan-ı Basri (R) Hazretleri (doğ. M.648),
Hz. Ali (K.V.)’den küçük yaşlarında manevi ders alıp, kendisinden sonraki
Tarikat imamlarına önder olmuştur.
Keza, Bayezid-i Bistami Hazretleride (95) (D.M. 750-V.M.845= yaşında,
Kırıkhan’da medfundur. Küçük yaşınsa Ca’fer-i Sadık Hz.lerinden manesi
veraset alarak pek çok veli
yetiştirmişlerdir.
Đran’ın Geylan şehrinde doğmuştur. h.470-D h.561-v
Seyyid Abdülkadir-i Geylani (M.1077 D.- 1168V.) (K.S) 91.yaşında IrakBağdat’da vefat etmiştir.
Hem Rasüllah (S.A.V)’dan ve hemde Muhammed mehdi Hz.den ve Hızır
(A.S)’dan manevi ders ve Hilafet almıştır. KADĐRĐ Tarikatının kurucusu olup
pek çok veli yetiştirmiştir.(R.A)
Nakşibendî Tarikatındaki silsileye geçmeden genel olarak Tasavvuf
tarihine kısaca değinmekte fayda vardır.
Beşeri nüfüs artarken Đslamiyet’de çığ gibi çoğalıp yayılmakta, âlim, âşık,
abid ve zahidler arasında da mümtaz şahsiyetler yetişmekteydi.
Gelişmeyi yüzyılları izleyerek inceleyecek olursak, Hasan-ı Basri
Adeviyye yi hatırlamalıyız (V.M–752)
Küfe ve Basra’da iki ayr-ı Tasavvuf kolundan Veliler yetişmekteydi.
Çok kısa özetleyip geçeceğiz.
3.cü ve 4.cü hicri yılın meşhurlarından;
Ma’rüf-u Kerhi (V.h–200.M.815), Seriyi Sakati ( V.h–253.M.867).Zunnün-u
Mısri (V.h–254.M–868).
Melami Tarikinin kurucusu Hamdun Kasar (V.h–271.M–884). Cüneyd-i
Bağdadi (V.h–297.M–909). Ebü bekr-i Şibli (V.h–334.M–945)
Hallac-ı Mansur (V.h–309. M–921).
Bu yüzyıllarda kurulan Tarikat isimleri:
Sakatiyye-Tayfüriyye-cüneydiyye-Haraziyye-Nüriyye-Melamiyye’dir.
5.ci ve 6.cı hicri yılın meşhurlarından;
Đmam-ı Gazali (V.h–505. M.1111). (K.S)
Abdülkadir-i Geylani (V.h–561. M–1168) ve Ahmed-El-Ali bin Yahya ELRĐFAĐ’yi (K.S) sayabiliriz.
Seyyid
Ahmed-ElRifai H.z
(K.S)
Hz. Peygamber’in (S.A.V) soyundan gelmiş (h.500-M.1106)da Basra’da
doğmuş ve (h.578-M.1183) yılımda 78 yaşında vefat emiştir. Rifa-i Tarikatının
kurucusu olup ehl- keramet bir zat idi. Abdülkadir-i Geylani Hazretleri ile
muasırdır.
Pek çok halife yetiştirip Đslam Ülkelerine göndermiştir.
Ahmed-i YESEVĐ (K.S.) (h.490-M.1096) ?
Türkistan’ın Cunkent Kasabasında (h.510–1116.M.) ? doğmuş ve (h.562M.1166) yılında vefat etmiştir.
Nakşî ve Bektaşi Tarikatları Yesevi Tarikatından doğmuştur. Kendisine
Türkistan Piri denilir. Yusuf-u Hamedani’den manevi ders alıp yetişmiş ehl-i
keramet bir Zat’dır.
Ahmed-i Yesevi Hz.-Ahmed-i Rifai Hz. Đle görüşüp ondan feyz ve hilafet
almıştır. Yesevi Hz.nın halifesi Lokman-ı Perende olup, Hacı Bektaş-ı Veli
Hz.nın Mürşididir. (R.A.). Hacı Bektaş-ı Veli’nin kısa hayatı (33. sayfada)
yazılmıştır. Not: [ Ahmed-i Yesevi Hz. Doğum tarihi (h.490-M.1096) olabilir.
Çünkü; 63 yaşından sonra Hz. Peygamber’in yaşını tecavüz etmemek için 7-8
yıl, bir çukur Kazarak, dersleri hariç bir mevta gibi yaşamıştır.] (70 yaşında
vefat ettiği tahmin edilmektedir.)
Dünyalık geçimini tahta kaşık ve kepçe yaparak bunları öküzün üstündeki
heybeye koyarak pazara yollardı. Satın alanlar bedelini heybeye bırakırlardı.
Akşamleyin doğru eve gelirdi. Kazancını da talebelerine harcardı.
Muhyiddin-i Arabî (K.S.)
Vahdet-i Vücud anlayışını açıklayarak Ekberiyye Tarikatını kurmuştur.
Đspanya’nın Mursiye şehrinde (h.560-M.1164) yılında vefat etmiştir. 500ü aşkın
çok kıymetli eser yazmıştır. Meşhurları FÜTUHAT-I MEKKĐYYE ve
FÜSUSÜL-HĐKEM’dir. Astronomi, Riyaziye, Biyoloji bilgisi yüksekti. Onu
yetiştirmiştir. Bazı eserleri, batılı müşteşriklerce tercüme edilmiştir. Ehl-i Keşif
ve Keramet sahibiydi.
Muhyiddin-i Arabî’nin (K.S.) Şam’da ( Salihiye)deki Türbe-i Şerifleridir.
Ahmed-i Bedevi (K.S.)
Afrika’nın Fas Şehrinde (h.596-M.1276) yılında doğmuş ve Mısır- Kahire’de
(h.675-M.1276) yılında efat etmiştir. Güneş karşısında uzun süre durur, günlerce
yemez ve içmez cezbeli bir zat idi. Aynı isimle Bedevi Tarikatını kurmuş ve pek
çok halifeler yetiştirmiştir.
Ebül Hasan-ı Şazeli (K.S.)
Kuzey batı Afrika’da Şazil Kasabasında (h.593-M.1196)’da doğup, Mısır’ın
Nizip Çölünde Kümeye Kasabasında (h.656-M.1258) yılında vefat etmiştir.
Kendisi, Ebul Abbas Mursi ve Ataullah Đskenderi’yi yetiştirip Şazili Tarikatını
kurmuştur.
Anadolu’da Çorum’lu Mustafa Efendi, bu Tarikatın Halifesi olarak Şazili
kolunu yaymıştır. 2.ci Abdülhamid Han’dabu Tarikat’a intisab etmiştir.
6.cı ve 7.ci Y.Yıl Mutasavvufları:
Bu yüzyılın en meşhur Mutasavvufları Mevlana Celaleddin-i Rumi- Hacı
Bektaş-ı Veli ve Yunus Emre’dir.
Mevlana Celaleddin-i Rumi: (K.S.)
Türkistan’ın Belh şehrinde (h.604-M.1205) yılında doğmuş. (h.672-M.1273)
yılında Konya’da vefat etmiştir.
Babası devrinin en büyük alimi olan Sultan-ül Ulema Baha-üd-din-i
Veled’dir. Ailecek, hicret ederek Bağdat, Mekke, Şam, Malatya, Karaman’dan,
Sultan Alâeddin Keykubat’ın daveti üzerine Konya’ya gelip yerleşmişlerdir.
Babasından zahir ve batın ilimlerini tahsil etmekler beraber, Burhaneddin
Muhakkik Tirmizi’den de tasavvuf ilmini öğrenmiştir.
Mevlana’yı Aşkı-ı Đlahi Deryasına katan Mürşid-i Şems-i Tebrizi’dir. (K.S.).
Şems-i Tabrizi Hz.leri, bir fitne-i Đlahi ile Şehid edildikten sonra Mevlana
dahada coşkun bir cezbe’ye dalarak, bugün bütün dünya’nın takdirini kazanan
Mesnevi (6.cild), Divan-ı Kebir (2.cild) Fih-i Mafih, Mecalis-i Seba’a gibi
kıymetleri eserleri yanında, tasavvufi Rubaileri mevcuttur. 17 Aralık.1273
yılında vefat etmiştir.
Vefatından sonra, fikir ve meşrebini yaşatmak maksadıyla küçük oğlu Sultan
Veled, Mevlevi Tarikatını kurmuştur. Mevlana’nın yakın dostu Mesnevi kâtibi
Hüsameddin Çelebi ile gelişen Tarikat 600.yıl Osmanlı Hududları içinde
Sultanlarında iltifat ve himayeleri altında gelişmiştir. Cumhuriyet’in ilanı ile
1927 yılında Dergâhların hepsi kapatılmış, yalnız Konya’daki Dergâh Müze
olarak ziyarete açılmıştır.
Her yıl, Hz. Mevlana’nın vefat-ı günü olan 17.Aralık tarihlerinde (Şeb-i
Arus, vuslat günü ihtifalleri büyük bir ilgi ve coşkuyla kutlanmaktır.
Hacı Bektaş-ı Veli (K.S.)
Hacı Bektaş-ı Veli Seyyid olup Đmam-ı Musa-i Kazım Hazretleri soyundan
Horasan Hükümdarı Seyyid Đbrahim-i Sani ile Hatem Hatun’dan (h.645M.1247) yılında Nişapur’da dünya’ya gelmiştir.
Genç yaşında devrinin zahir (şeriat-Tefsir-Fıkıh-Hadis) ilimlerini tahsil
ettikten sonra, Meşhur Türkistan PĐRĐ Ahmed-i Yesevi’nin Halifesi Lokman-ı
Perende’den icazet alarak (680 h.-1281 M.) Anadolu’ya (Rum diyarına)
Kırşehir’in Sulucahüyük’e gelerek yerleşmiş ve pek çok halife yetiştirmiştir.
Mevlana ile gıyabi (Mektupla) görüşmüş, Toptuk Emre’nin halifeliğini
havale ettiği Yunus Emre’yi de vasıtalı olarak yetiştirmiştir.
Sultan Alâeddin Keykubat’ın sevgisini kazanmış, Sarı Saltuk, Karaca Ahmed,
Seyyid Mahmud-u Hayrani ile görüşmüştür.
Velâyetname ve Malakat adındaki tasavvuf-i eseri meşhurdur. Şeriat’a
sağlamca bağlı bir Mürşid-i Kamil olan Hacı Bektaş-*ı Veli Hazretleri (h.738M.1337) yılında aynı yerde 90 yaşlarında olduğu halde ahiret alemine göç
etmişlerdir. (R.A.)
Hacı Bektaş-ı Veli’nin vefatından sonra diğer bazı tarikatlarda olduğu gibi,
tahrif ve dalalete sapılmış, yanlış te’viller yapılarak Şeriat dışı işler
uygulanmıştır.
Eserleri tetkik edilecek olursa, bu gibi hoşa gitmeyen şeylere asla müsaade
edilmediği görülecektir.
Yunus Emre (K.S.)
Yunus Emre’nin (K.S.) doğum ve vefatı tarihleri kesin olarak bilinmemekle
beraber, Eskişehir’in Sivrihisar Đlçesine bağlı Sarıköy’de vefat ettiği ve sonraları
buraya bir Türbe inşa edildiği bilinmektedir.
Tarihi kayıtlar Yunus Emre’nin Hacı Bektaş-ı Veli’nin Halifesi Toptuk
Emre tarafından inşad edildiğini kaydetmektedir.
Mevlana Hz.ni görmüş ve himmetini almıştır. Divan-ı Meşhurdur. (R.A)
Yunus Emre’nin bir tarikat idaresi yoktur. Bütün manevi irşad duygularını
Đlahi Aşk altında söylemiş ve sonradan Divan haline getirilmiştir.
Karaman’da da bir Türbesi vardır.
Şemseddin-i Tebrizi (K.S.)
Şemseddin-i Tebrizi, Đran’ın Tebriz Đlinde dünyaya gelmiş olup doğum tarihi
belli değildir. Doğumundan itibaren kendisinde fevkalade haller zuhur edip
Vehbi olarak (ümmi) zahir ve batını bilgilerine sahip kılınmıştı. Hacı Bektaş-ı
Veli’nin Mürşid-ı Lokman-ı Perende’den nazar ve irşad gördüğü tahmin
edilmektedir.
Manevi gözü (basiret-i) açık olduğu gibi, tayy-i mekan sahibi idi. Aşk ve
Cezbe’ye geldiği zaman dönerek havalandığı ve gaiblere uçtuğu söylenir. Bu
sebeplede kendisine ‘Şemsi Perende’ deniliyordu.
Mana aleminde huzur-u Peygamberide; ‘ Aşk-ı Đlahi için ne yapabileceği’
sorulduğunda cevaben ‘serimi veririm’ deyince; ‘-Diyar-ı Rum’da bir sevgiliniz
var, git onu ışıklandır’ sevabını alınca Konya’ya 1244 M.yılı 25.Ekim.
Cumartesi günü teşrif edip Mevlana ile ilk görüşmelerine başladı.
Mevlana ile Tasavvufi görüşmeleri çok hızlı ve ateşli gelişmiş, Mevlana artık
vaz ve nasihatlerini terk etmişti. Halkın bazı fitnecileri, etraf-u dedikoduya salıp
Şemsin katline kadar gitmişlerdi.
Bugünkü Türbesi Şehadetlerinden sonra yaptırılmıştır. Mevlana’yı çok üzen
bu olay onu ayrılık ateşine düşürüp çok etkili şiirler-gazeller söylemesine sebep
olmuştur. Sonraları sakinleşen Mevlana Mesnevi adındaki büyük eserini
yazmaya başlamıştır.
Sadreddin-i Konevi (K.S.)
Babası, Selçuklu Sultan-ı Alâeddin Keykubad zamanı sarayda görevli iken
h.607- M.697 yılında Konya’da doğmuştur. Đyi bir terbiye ile büyütülüp, küçük
yaşında hafızlık ve fıkıh bilgilerini tahsil etmiş ve babasıda vefat etmiştir.
Saray’da Sultanın ve Ulemanın sevgisini kazanan Sadreddin, Sultanın Đslam
alimlerini etrafında topladığı sırada, Şam’dan teşrif eden zamanın büyük alim ve
mutasavvufu Muhyiddin-i Arabi’ninde üvey evladı şerefine nail olmuştur.
Muhyiddin-i Arabî Hz.nin özel eğitimiyle iyi bir kelam ve tasavvuf ilmi
tahsil etmiştir.
Mevlana Hazretlerine karşı daima saygı besleyen Sadreddin-i Konevi,
Mevlana’nın vefatında vasiyyeti üzerine Cenaze namazını kıldırırken kendinden
geçmiş ve ‘_ Bu zat diri’dir, ben dirinin namazını kıldıramam’ demiş ve düşüp
bayılmıştır.
Bu sefer cemaat arasında bulunan alim sofi zat Evhaddüdin-i Kirmani
kıldırmıştır.
Muhyıddin-i Arabî’nin bazı eserlerini şerh etmiş, kendiside çok kıymetli
eserler te’lif etmiştir. Orijinal yazma eserleri Konya-Yusuf Ağa Kitaplığında
kayıtlıdır.
Sadreddin-i Konevi (1273 M. Yılında h.673) Konya’da vefat etmiş ve
bugünkü ismini alan mahalledeki türbesine defnedilmiştir. (R.A)
Bir rivayete görede (h.697-M.1297) tarihinde 90 yaşında iken vefat ettiği
kayıtlıdır.
Şah-ı Muhammed-i Baha-üd-Din
Nakşibendî
Türkistan’ın Buhara vilayetine bağlı Kasr-ı Arifan’da (h.710-M.1310)
yılında dünya’ya geldi. (78 yaşında)
Küçük yaşlarında Abdülhalik Gucduvani Hasretlerinden zahir ve batın
ilimlerini tahsil edip feyz almıştır. Zamanın Kutbu mevkiinde olan Emir Külal
Hz.den de manevi eğitim görüp icazet aldı. Emir külal Hz, Ahmed-i Yesevi Hz.
Đtibaren A’rif-i Rigveri, Mahmud-u Fağnevi, Ali Ramiteni, Muhammed Baba
Semasi gibi kutublardan sonra gelen varis-i Muhammedilerdendir. Emir külal
Hz. Vefat-ı (h.772-M.1370).
Tarikat-i Nakşibendiyye zikirleri hafi (sessiz) olup rabitaları kuvvetlidir.
Toplu zikirleri (Hatm-ı Hace) şeklindedir. Üç mertebe de 12x3=36 ders ile
Makam ikmal olunur. Mertebeleri Fenafişşeyh, Fenafirrasül ve Fenafillâh ile
ikmal edilir.
Nakşibend Hazretleri damadı Alaeddin Atar-ı (v.h.-802. M-1399 ) birinci
halifesi tayin ermiştir. Diğer halifeleri sırasıyla; Yakub-u Çerhi, Ubeydullah
Ahrar, Muhammed Zahid Parşa ve Parşa’nın halifesi Molla Đlahi, Nakşi
Tarikatını Anadolu’ya getirmiştir. (h.896-M.1491)
Muhammedi Bahaeddin-i Nakşibendî Kasr-ı Arifanda vefat ederek buraya
defnedilmiştir. (R.A.) (h.791-M.1388)
Nakşî Halifelerinden MUHAMMED BAKĐ Hz.nin yerleştirdiği Đslam
Tasavvuf ve Tarikat hayatının bir dönüm noktasını teşkil eden, Müceddid-i Elf-i
sani payesini kazanan birinci halifesi Ahmed-i Faruk-u Serhandi ĐMAM-I
RABBANĐ (K.S.)’dir.
ĐMAM-I RABBANĐ
Ahmed-i Faruk-u Serhendi (K.S.).
Ahmed-i Faruk Serhendi, Hindistan’ın Serhend Şehrinde (h.971-M.1563)
yılında doğmuş yine aynı yerde (h.1034-M.1624) yılında 61. yaşında vefat
etmişlerdir.
Şeriat-u Muhammediyye’yi yeniden kuracak kadar ilim ve içtihat sahibi yüce
bir ilim ve ahlak-a sahip olduğundan kendisine Müceddid-i Elf-i Sani (2.ci bin
yılının Đslam Din-i Yenileyicisi) denilmektedir.
Muhyiddin-i Arabî’nin ‘ Vahdet-i Vücud ’ anlayışına karşı ‘ Vahdet-i Şuhud ’
tezi ile zıd bir yorum gibi anlayanlar oldu ise de, temelde aynı görüşte oldukları
eserlerinden anlaşılmaktadır.
Meşhur eseri ‘ Mektubat’da ’, yer yer Muhyiddin-i Arabî Hz.ni takdir
etmektedirler.
Soy itibariyle Hz. Ömer’e (R.A.) bağlı olup pek çok Nakşî Halifesi
yetiştirmiştir. Kendisi ayrıca Kadiri, Çeşti, Sühreverdi, Şettari, Bedari ve
Kübrevi tarikatlarının da icazet ve Hilafetlerinide almıştır. Kendisinden sonra
Hilafetini sırasıyla oğlu Muhammed Ma’sum (v.h. 1080-M.1669), Şeyh
Seyfeddin (v.h.1098-M.1686), Seyyid Nur Muhammed Bedvani (v.h.1135M.1722), Habibullah Mazhar-ı Can Şemseddin (v.h.1195) -(M.1780)
Hazretleridir. Bu hazretin yetiştirdiği Nakşî Kolunun 2.ci Nakşibendisi
Abdullah-ı Dehlevi Hz.dir. (K.S.)
Đmam-ı Rabbani-den de feyz alan Seyyid Abdullah-ı Dehlevi (Abdülhakide
deniliyor). Muhammed Baki Hz.ninde talebelerindendir. (h.958-M.1551)’de
doğmuştur ve (h.1052-M.1642)’de Dehli’de vefat etmiştir.
Bu zat’dan sonra, Đmam-ı Rabbanin Halifelerinden Habibullah Mazhar-ı
Can’ın yetiştirdiği Abdullah-ı Dehlevi (K.S.) Hazretleri (h.1158-M.1745)’de
Pencab’da doğup, Hindistan’ın Dehi’de (h.1240-M1824) yılında vefat etmiştir.
Soyları Hz. Ali (K.V.)’ye ulaşır. Ayrıca, Kadiri, Rifai, Çeşti ve Kübrevi
tariklerinden icazet ve Hilafet alıp, kendileride pek çok Nakşî Halifelisi
yetiştirmiştir. Nakşî Tarikatının Dehlevi kolunun kurulmasına sebep olmuştur.
Abdullah-ı Dehlevi Hazretlerinin yetiştirdiği ve Nakşiyye Tarikinin
Halidiyye kolunu kurup yüzlerce Halife yetiştiren Zat-ı Muhterem Mevlana
Halid-i Ziyaeddin-i Bağdadi’dir. (S,46’da yazılmıştır.)
Nakşî Bendiyye Tarikatında gelişen durumu burada keserek 8 ve 9.cu hicri
y.y. diğer meşhur Mutasavvuf ve Kutublarını sırasıyla görelim.
Aşağıdaki Kabrin resmi bulunan zat’ın ( Abdülaziz Dehlevi), yukarıdaki
Abdullah-ı Dehlevi ile muasır olan kıymetli bir Mutasavvuf olarak almış olduk.
Somuncu Baba (K.S.)
Şey Hamid-i Veli (Aksarayi).
Şeyh Hamid-i Veli Hz.ri (h.719-M.1319) yılında Kayseri’de doğmuş, (h.719M.1412) yılında Aksaray’da vefat etmiştir. 93. yıl yaşayan Hamid-i Veli, zahiri
isimleri tahsilden sonra, manevi Velayet tahsil ve terbiyesi için Şam, Tebriz ve
Erdebil’e giderek devrin Meşayühlerinden feyz almıştır.
Erdebil’de Şeyh Safiyeddin Đshak’ın torunu Hoca Alâeddin Erdebili’ye
teslim olarak icazed ve Hilafet alarak, kendisinde zuhura gelen fevkalade haller
ile Kutbiyyet Makamına yükselmiştir.
Erdebil’den bir emilse Bursa’ya gelen Hamid-i Veli Hazretleri, manevi
görevini gizleyerek, bugün muhafaza edilen Çilehanesi’nin yanında kendi
yaptığı fırında somun pişirip halka satmıştır. Böylece de adı ‘Somuncu Baba ’
olarak kalmıştır.
Devrinin diğer iki Veli Kulları olan Emir Sultan ve Molla Fenari’den
başkasının bilmediği Hamid-i Veli Hz.ri, Ulu Cami’nin açılışına kadar halktan
gizli kalmıştır.
Diğer taraftan, Ankara’nın Solsafol (zil-fazl) köyünde (h.770-M.1368)
yılında doğup küçük yaşta günlüne düşen ilahi aşkına merhem arayan Nu’man
Efendi, zahiri tahsilini Ankara’da ikmal ettikten sonra aldığı ma’nevi bir işaretle
Bursa’daki Somuncu Baba’nın gizlice taht-ı terbiyesine girer. Kıza zamanda
ma’nevi makamları atlayarak ikmal-i meratib eyler.
Yıldırım Beyazıd Han’ın Niğbolu zaferine bir armağan olarak 20. kubbeli
Ulu Cami’nin açılış töreni için Damadı Emir Sultan’da rica etmiştir. Molla
Fenari (şeyh-ül Đslam)’in de bunduğu kalabalık halk, açılış hutbesini beklerken
Emir Sultan’nın- ‘ Aramızda zamanın kutbu Hamid-i Veli Hz.i varken bu hizmet
bana düşmez.’ Diyerek Somuncu Baba’yı hutbe’ye da’vet eder. Somuncu baba,
zorla Yıldırım Beyazıd Han’ında ricasıyla Kürsiye geçerken Emir Sultan’ın
kulağına eğilip – ‘ Benim sırrımı faş ettin, artık bundan sonra buralarda durmam
caiz değildir ’ der.
Kürside, Fatiha-yı Şerife’ye 7. mana vererek tefsir eden Somuncu Baba’nın
bu feyizli va’zından pek çok kimseler cezbeye gelip düşüp bayılmıştır.
Namazdan sonra elini öpmek için hücum eden Cemaat-e elini vermemek için
Cami’nin 3. kapısından da görünerek ayrılmış ve görünmez olup Aksaray’a
yerleşmiştir.
Aksaray’a giden Numan Efendi, Somuncu Babanın en yakın halifesi olarak
Fenafillâh Makamına yükseldiğinden, Mürşid-i tarafından ma’nevi bir
BAYRAM rütbesi verilmiştir.
Hac görevinde ikmal eden Nu’man Efendi bundan sonra Hacı Bayram Veli
adıyla anılmaya başlanmıştır.
Somuncu Baba (h.915-M.1412) yılında Aksaray’da vefat etmiştir. Darende’de
ayrıca makamı vardır.
Hacı Bayram-ı Veli (K.S.)
Asıl adı Nu’man olan Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri, yukarıda kısaca
yazıldığı gibi Somuncu Baba’nın ma’nevi irşadları ile Kutbiyyet Makamına
kadar yükselen, Velayet-i Muhammedi Varislerindendir.
Ankara’nın Zül-Fazl (solfasol) köyünde (h.770-M.1368) yılında doğmuş,
yine Ankara’da (h.833-M.1429) yılında 63 yaşında vefat etmişlerdir.
‘Bayramiyye-yi Melamiyye’ tarikatının kurucusudur. Melamiyye
Tarikatının ilk kurucusu Hamdun Kasar (K.S.) (V.h–271-M.884)olup, 2.ci
Melamiyye Devri Hacı Bayram-ı veli ile açılmıştır. 3.cü Melamiyye Devri
Seyyid Muhammed Nür-ül-Arabî ile başlar(h.1225-M.1810)(h.1305-M.1889)
ileride kendisinden bahsedilecektir.
Hacı Bayram-ı Veli’nin damadı Eşref-i Rümi (iznik’de medfundur),
diğer talebesi Akşemseddin Hazretleri de Kutbiyyet derecesine varan Makamları
almışlardır. Akşemseddin Hazretlerinin Đstanbul’un fethinde Sultan Fatih’e nasıl
bir manevi destek olduğu ve Eyyüb-El-Ensari Hz.nin Kabr-i Şeriflerini
keşfetmeleri malumdur.
Hacı Bayram-ı Veli ehl-i keşif ve keramet sahibi olmakla beraber, müridanını mutlaka çalışarak kazançlarını te’min etmeleri hususunda teşvik eder,
kendiside rençperlik yapardı
Şöhret düşkünü olmayıp mütevazi bir insan olarak tarikat hizmetini
yürütmüş ve devrinin padişahlarının itimadını kazanmıştır.
Emir Sultan Emir Buhari
Mehmed Şemseddin Hz. (K.S.).
Seyyid Ali oğlu Seyyid Mehmed Şemseddin Buhara’da (h.770-M.1368)
yılında dünya’ya teşrif etmişlerdir. Soyları Hz. Ali (K.V.)’ye dayanır. 61.
yaşında idiler.
Đlk zahiri tahsilini yaptıktan sonra Babasından müntesb oldukları Halveti
Şehy-i Mahmud-u Nur Bahşi Hz.ne intisab ederek icazet ve hilafet almışlardır.
Haz vazifeleri sırasında Hz. Peygamber’in (S.A.V.) izin ve işaretleriyle
Bursa’ya giderek kurulan Osmanlı Devletine hem yardım hem de akraba olması
emrini alır.
Ehl-i Keşif ve Keramet sahibi olan Mehmed Şemseddin Hazretleri Yıldırım
Beyazıd’ın Niğbolu Zaferini kazanmasına yardımcı olup, bir sabah vakti tebdil-i
kıyafet içinde düşman kalesinin kapısını Sultan’a açmıştır.
Rü’yasında aldığı emir üzerine Yıldırım Beyazıd’ın haberi olmadan Valide
Sultan’dan kızını istemiş ve Molla Fenari’ninde Şahadet-i ile kızı Hundi Fatma
sultan ile evlenmiştir. Bunu işiten Yıldırım Beyazıd çok hiddetlenmiş fakat
Molla Fenari’nin bir mektubuyla biraz teskin olmuştur ise de, harb dönüşü
damadını görünce, onun kale kapısını açan Veli Zat olduğunu anlayıp özür bile
dilemiştir.
Bu izdivaçtan sonra Emir ünvanını da alan Emir Sultan Hazretleri Tarikatına
intisap eden müridanın tekâmülü ile meşgul olmuştur. Daima manevi saygı
gösterdiği Somuncu Baba ve Molla Fenari’yi sık sık ziyaret ederdi.
Kerametleri pek çoktur. Hundi Hatuna Mehir olarak fakirliği gizleyerek,
önündeki mangaldan aldığı kor halindeki ateşleri bir çevreye sararak Valide
Hanıma gönderdiğinde hepsinin en kıymetli iri birer yakut olması bilinen
Kerametlerindendir. Kendisi aslında çok mütevazi bir insan idi.
Mevlana’yı çok sever ve onun Mesnevisinin Şerh ederdi. (h.833-M.1429)
yılında vefat etmiş ve bugünkü türbesine defnedilmiştir. Hanımı ve çocukları
aynı Türbe’dedir adına yaptırılan Cami ve Türbesi daimi ziyaret yerlerindendir.
Hacı Şa’ban-ı Veli (K.S.)
Hacı Şaban-ı Veli (h.913-M.1507) yılında Taşköprü’de doğmuş (h.976M.1568) yılında 61.yaşında Kastamonu’da etmiştir.
Đstanbul’da akrabaları tarafından büyütülmüş ve Şeriat ilimleri tahsil
edilmiştir. Boluda Hayreddin Tokadi’nin müridi olup buradan icazet ve hilafet
almıştır.
Haleveti Tarikatının Cemaliye koluna bağlı (Cemaleddin AksarayiV.M.1494) Şa’baniyye kolunu kurmuştur. Kendisi ile muasır olan Sünbül Sinan
Efendi’de (V.M.-1530) Sünbüliyye Tarikatının kurucusudur. Aslına Halveti
Tarikatı, Sünni mezhep üzerine Abdullah Sıraceddin Ömer bin Ekmeleddin
Lahici tarafından (h.775-m.1373)’de kurulmuştur. Halvetiyye’nin ayrıca
Nasuhiyye ve Đbrahimiyye (Kuşadalı) şubeleri vardır.
Şa’ban-ı Veli Hz.i, ehl-i beyt aşığı bir kimse olup, gayb aleminde Cinlere
hükmeden bir Sultan idi. Bir çok halifeler yetiştirdikten sonra Kastamonu’da
(h.976-M.1568) yılında 61. yaşında ahiret alemine göç etmişlerdir. (R.A.).
Mehmed Muhyiddin Üftade (K.S.).
Hz. Üftade (h.895-M.1489) yılında, Manyaslı Mehmed Efendinin oğlu olarak
Bursa’da doğdu.
Mütevazi bir aile ferdi olarak ailesine yardım için ipek bükmekle gençliğini
geçirdi. Hafızlığa’da çalışan M.Muhyiddin davudi sesi ile Ulu Cami’de
müezzinlik yaptı.
Hızır Dede’ye mürid olması:
Hızır Dede diye anılan ce çobanlık yapan bu Ümmi zati Karacabet’de koyun
güderken ayaklarının donması üzerine, Ulu Cami’nin minaresi altında münzevi
bir hayat geçirmekte iken gönlüne düşen Đlahi aşk ile Mürşid aramaya başlar. O
sırada, Emir Sultanı ziyarete gelen Hacı Bayram-ı Veli’li duyar ve ilk
görüşmesinde, Đlahi bir cezbe arasına hazretin olgun nazarına mazhar olur. Kısa
zamanda manevi makamları geçerek Hacı Bayram-ı Veli’nin Bursa’da Halifesi
olur.
Đşte bu sırada ayn-ı Đlahi Aşk Hz. Üftade’ye de düşer ve ma’nevi dermanını
Hızır Dede’de bulur. Onun müridi olur. Az zamanda ma’nevi terakkiler
gösteriri. O sırada, Mehmed Muhyiddin’in müezzinlikden aldığı aylık 2.akçe’yi,
din işlerinden dolayı haram sayan Mürşidi Hızır dede, manen kovuldun diyerek
Muhyiddin-i azarlar. Mehmed Muhyiddin işte, tarikat imtihanından sonraki
üzüntü ve çilesi onu yüce mevkilere götürür. Mürşidi ona ‘Üftade oldun’
(kovuldun) demişti.
Bundan sonra, tevazu ve yokluk hırkasını giyen Mehmed Muhyiddin, artık
kendisinin halk arasında ÜFTADE diye anılmasını ister. Hızır Dede (h.910M.1504) ‘de vefat etmiş ve Üftade Hazretleride bugün isminin anıldığı
mahallede inziva’ya çekilmiştir.
Manevi derecesi Kutbiyyet makamına kadar yükselen Üftade Hazretleri,
Keşif ve kerametleri ile pek çok hak aşığını etrafında toplamış ve kendisine
mürid olanları kısa zamanda irşad ile olgunluğa yükseltmekteydi.
Mevlana Hz.nin manevi himmetiyle bir gecede Farsça’yı belleyip Mesnevi
derside vermeye başlamış ve sema halinde ayakları yerden kesilerek yükseldiği
olmuştur.
Bu maksatla genişleyen çevresi ve müntesipleri için bir cami ve dergâh ile
birde Semahane inşa edilmiştir.
Bu sıralarda Bursa Kadılığı yürüten Aziz Mahmud Hüdai kendisinden feyz
almak istediyse de, Üftade Hazretleri; ‘ varlık ve benliğinden soyunmadıkça
mümkün olamayacağını ’ söyler.
Hüdai Efendi tekrar birkaç kere aynı ricasını tekrar ederek manevi soyunmak
için ne gerekirse yapacağını söyler.
Üftade Hazretleri öyleyse; ‘ hemen yarın Kasaplardan ON ciğer alıp bir sırığa
takarak sokaklarda satarak nafakanı temin et ve kadılıktan da istifa et ’der.
Böyle zor bir imtihanı, içine düşen Đlahi Aşk ile tereddütsüz uygulayan ders
ve sülukun da yardımı ve Şeyhinin himmetiyle yüksek derecelere vasıl olarak
Üstadının baş halifesi olur. Bugün Üsküdar’da Dergâhı kendi ismiyle alınıp,
devrin Padişahı bile Hudai Hazretlerinin Müridi olmuştur.
Aziz Mahmud Hudai Hazretlerinin hayatı ayrı bir kıssadır. Biz yine Nakşî
kolunun şubelerine geçelim.
Üftade Hazretleri (h.988-M.1580) yılında Bursa’da bugünkü Türbesinde
medfundur. (R.A.).
Đsmail Hakkı Bursavi (K.S.)
(h.1063-M.1652) yılında Edirne’nin Aydos kasabasında doğup, (h.1137M.1724) yılında 72 yaşında Bursa’da vefat etmişlerdir.
Aydos’da, Meşhur Mutasavvuf Şumnu’lu Osman Fazlı’nın öğrencilerinden
Abdulbaki efendiden Arapça, Fıkıh, Tefsir, Akaid bilimlerini tahsil ederek
küçük yaşta kalb ve fareseti açılmıştı.
20. Yaşında Đstanbul’a gelerek üstadı Osman Fazlı’nın manevi eğitimine
girdi. Güzel yazı yazmayı ve müsiki ile de iştigal etti. Aziz Mahmud Hüdai’nin
bazı ilahilerini besteledi.
Üstadının emriyle 1675 M. Yılında 23. yaşında iken Üsküb’e oradan,
Manastır be Köprülü’ye irşad maksadıyla görevlendirildi.
Üsküb’de Mustafa Usşaki’nin kızı Ayşe Hatun’la evlenmiş ve sonra
Edirne’ye gelmiştir. Bura da Muhyiddin-i Arabi’nin Fusül-ül-Hikem adındaki
eserini okumaya başlamıştır.
Üstadının Bursa’daki Halifesi Sun’ullah Efendi’nin vefatıyla ve üstadının
emriyle 33. yaşında iken 1685 tarihinde Bursa’ya gelerek Celvetiyye Tekkesi
Şeyh-i olmuştur.
Osmanlı ordusu, 2.ci MUSTAHA Sultan’ın ricasıyla, Nemse seferi için
Đsmail Hakkı’yı, askere güç ve iyman aşılması maksadıyla Edirne’ye da’vet
etmiştir. Bu sebeple bu tarihteki seferlere katılmış ve yara bile almıştır. Tekrar
Bursa’ya dönen Đsmail Hakkı Hazretleri 1699 M. Yılında bir rü’ya görerek Hz.
Peygamber’in (S.S.V.) emriyle hac görevini ifa ederek dönüşünde yine manevi
emir üzerine Şam’a inmiş burada 3 yıl kalmıştır.
Çok sevip takdir ettiği Muhyiddin-i Arabî’nin Türbesine ziyaret ederek
feyizlerini almış ve bu zaman içinde ‘Kitab-Ül-Hitab’, ‘Kitab-Ün-Necat’ ve
‘Varidad’ adındaki kitaplarını yazmıştır.
Şam’dan Mısır’a geçmiş tanınmış mutasavvuflarla görüşmüş ve bazılarına
Celvetiyye icazeti vermiştir.
1720 M.de Üsküdar’a yerleşmiş burada 3 yıl kalmış ve durmadan yazmıştır.
1723’de Bursa’ya gelerek son yerleşmesini yapmıştır.
‘Muhamme Camisi’ ile bir tekke yaptıran Đsmail Hakkı Hazretleri, kendi
Çilehanesinde intiva hayatı yaşayarak 72 yaşında olduğu halde (h.1137-M.1724)
yılında ahiret alemine intikal etmişlerdir. Kabr-i Şeriyfleri Camisinin kıble
tarafında bahçededir. Aile fertleri de bu küçük kabristandadır.
Đsmail Hakkı Hazretlerinin yazmış olduğu eserlerin sayısı 150yi aştığı
tahmin edilmektedir. En meşhurları 3 cilt halindeki ‘Ruh-ül-Beyan’ adındaki
4636 sayfalık Tefsiri, 712 sahifelik ‘Muhammediyye Şerh-i’, ‘Mevlana’nın
Mesnevi’sinden 740 beyitlik tercüme ve şerhini toplayan (Ruh-ül-Mesnevi)si ve
1257 yılında Kahire’de basılan (Divanı)nı sayabiliriz.
El yazıları ile çoğu eserleri Bursa Orhan Kütüphanesinde muhafaza
edilmektedir. (R.A.).
Đbrahim Hakkı Erzurumi (K.S.)
Đbrahim Hakkı Hazretleri Siirt’in Tillo Köyünde (h.1115-M.1703)’de
doğmuş, yine aynı köyde (h.1195-M.1780) yılında 77 yaşında iken vefat
etmişlerdir. (R.A.)
Babası, Erzurum’un Hasan kalesinde doğan Derviş Osman ve annesi Seyide
Şerife Hanife Hatun’dur. Babasının vefatından sonra Erzurum’a dönerek burada
Arapça, Farsça lisanı ile zahiri ilimleri tahsil etmiştir.
Babasının da müntesibi bulunduğu, zamanın ümmi kutublarından ‘Şeyh
Fakirullah Hazretleri’nin ma’nevi celbi ile Đbrahim Hakkı Efendiyi çağırarak
ona Teveccüh buyurup, bütün Meratib ve Makamları ikmal ettirip, 15 yıllık
hizmetten sonra Hilafet vermiş, Varis-i Muhammedi sınıfına dahil olmuştur.
I.ci Sultan Mahmud, Đbrahim Hakkı Hazretlerini Đstanbul’a da’vet edip
görüşmüş ve sohbetinden feyz almıştır. Buradan Haz görevi maksadıyla
Arabistan’daki meşhur alim ve mutasavvuflarla da görüşmüştür. Evli ve 3 çocuk
babası olup, hayatının diğer yıllarını Erzurum ve Tillo’da geçirmiştir. Kendisi
Tıb, Riyaziye, Astronomi bilimine de meraklı olup birçok eserler yazmış aletler
geliştirmiş ve Rasathane görevi yapan Kümbedi’ne de vefatında vasiyeti üzerine
defnedilmiştir.
Senenin bir gün ve bir saatinde, güneş sularının kabri üzerine düşmesini
sağlayan bir hesapla, kapalı taş örgü Kümbed’in yukarıdaki dar bir yarıktan
girmesini te’min etmiştir ki, bu zaman ölçüsü kendisinin vefat ettiği gün ve
saattir. (R.A.)
‘Usul-ü Hamse’ ve ‘Maarifetname’ adlı eserleri meşhurdur. Maarifetnamesi
birçok yabancı eserlere tercüme edilmiştir.
(h.1195-M.1780) yılında 77 yaşında olduğu halde Şeyhinin ayakucuna
yaptırdığı türbesine defnedilmiştir. (R.A.)
______
Not: Bir açıklama:
Kitabımızın baş taraflarında Nakşî Bendiyye Tarikatına aid Meşayihin
Silsilesinden misal vereceğimizi yazmış, fakat başka Tarikat kurucu ve
şubelerinden bazı zevatından kısa hayatından örnek göstermiş olduk.
Aslında; birbirinden ayrı olmayan, hele önceki yüzyıllarda tek vazifeli
zevatın, kendilerinden feyz alma mecburiyet-i ile ayn-ı Tarikat’a görmenin
lüzumunu anlamışızdır Đnşallah…
Bu arada, bazı Zevatı-ı Kiram, kendilerinden önceki, başka isim altında
kurulan Tarikat’ın Şeyh ve ya Halifesinden de ma’nevi ders alıp çalıştıkları ve
hatta, kabiliyetlerine güvenilerek birkaç Tarikat’ın Halifeliğini bile verdiklerini
(aldıklarını) gördük, duyduk ve okuduk. (okudunuz).
Böyle üstün kabiliyet sahipleri, bilhassa 6,7 ve 8.ci y.yılarda başlayıp,
sonraki yakın y.yılarda daha da çok örneklerine rastlamaktayız.
Bu zevatın, yen, mübtediler hariç olmak üzere mütekâmil kimselerde, halife
ve şeyhlerde daha çok görülmektedir.
Aslında, mütekâmil Şeyh (Yönetisi Mürşid) her Tarikat’ın uzül, erkân, edeb,
bilgi ve gayelerinin ne olduğunu hem bilmeli, gem yaşamalı hem de ona sahip
olmalı. Bu umumi bir tasarrufdur. Zaten, her Tarikat kurucuları ALLAH ve
Peygamberin yolunda ve rızasındadır.
Hz. Peygamber’in (S.A.V.), kendisinden önceki bütün peygamberlere
‘kardeşim’ diye yad ederek onlardan ayrı olmadığını birçok defalar beyan
buyurmuşlardır.
Tarikat kurucuları, Mezheb Kurucuları gibidir. Din-i Đslamın, Ahlak-ı
Muhammediyye’nin emir ve nehiylerini bihakkın bilen Müçtehitlerdir bunlar.
Bilgisi, ameli, muşahadesi, huzuru, manevi irtibatı az ve zayıf olanlar, Şahsi
bilgi ve görüşlerinden ancak kendileri mes’uldürler. Bu mevzuu fazla uzatmadan
hülasa edecek olursak, hak yolunun sevgili Velilerinin hiçbirisinin feyzinden
faydalanmak için onlara muhtaç olduğumuzu bilmeli ve inanmalıyız.
Tefrika ve dedikodular daima ilim ve amel noksanlığından kaynaklanır.
Đhtilafler Hak ve hakikata götürmüyorlarsa Şeytanın fitnesi hazırdır bilmiş
olalım…
Mevlana Ziyaeddin-i Halid-i Bağdadi (K.S.)
Mevlana Halid-i Bağdadi, Bağdad’ın Zorun Kasabasına bağlı Süleymaniye
yakınındaki Karadağ’da (h.1190-M.1776) yılında doğmuştur.
Hz. Osman (R.A.) soyundan gelen dedesi ‘Pir Kamil’ diye anılan bir Veli idi.
Babası Hüseyin b. Ahmed’dir. Pir Kamil Efendi ‘Altı Parmak’ hoca diye
anılırdı.
Genç yaşında Arabi derslerini görüp, hafız olmuş ve devrinin alimleri olan
Şeyh Abdülkerim Berzenci ve Molla Đbrahim Beyari’den ilim tahsil etmiştir.
Hac görevini ifadan sonra Medine’de Şeyh Muhammed Kuzbari ve Mutafa
Kürdi’den Kadiri tarikat-ı icazet ve hilafetini almış. Bunun aşk-ı ile Rasulullah
(S.A.V.) için Farsça bir Kaside yazmıştır.
Hac’dan döndüğünde, kendisini manen çağıran ve meratibinin ikmal-i ile
emanetinin verileceğini bildiren, Hindistan-Delhi’den Abdullah-ı Dehlevi’nin
da’vetine hemen uyar, yola çıkar Hazrete vasıl olur. Đki denizin kavuşması gibi,
büyük hakikatlara mazhar olarak kısa zamandaki teslimiyet ve terakkisi ile
Velayet-i Muhammediyyenin emanetine erişir. Ayrıca, Dehlevi Hazretleri
Sühreverdi, Kübrevi ve Çeşti tarikatlarınında icazet ve hilafetini tevdi
buyurduktan sonra 1226 h.-1811 M. Tarihinde 35 yaşında iken bir Mürşid-i
Kamil olarak Bağdad’a döner.
Buradan bir emirle Şam’a göç edip bir cami ve medrese inşa ettirip, irşad-ı
Nakşiyye’ye başladılar. Bu arada DĐVAN ile meşhur Cibril Hadisini Şerh ettiler.
Hızır (a.S.) ile sık görüşürlerdi. Keşif ve Keramet sahibi Ahlak-ı Peygamberi ile
muttasıf mutasarrıf bir zat-ı Ali idiler.
Zamanlarında 84. Kamil Halife yetiştirip bütün Đslam Ülkelerine gönderip
Nakşî Tarikatının usül ve edeblerini yaymışlardır.
Yalnız Anadolu’ya gönderdiği kıymetli Halifelerinden bazılarının Halifelik
Tarihleriyle beraber isimlerini bilgi için aşağıya yazıyoruz.
ĐSĐMLERĐ
Halifelik tayin Tarihleri
Đsmail Kürdi……….........................h.1242-M.1826
Ahmed-i Süleyman Ervadi………...h.1240-M.1824
Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi…..h.1258-M.1842
Şeyh Mustafa Trabzoni……………h.1239-M.1823
Şeyh Hasan Kudsi…………………h.1230-M.1814
(Konya Bölgesinden)
Hasan Kudsi Hazretleri, Konya’nın Bozkır Đlçesine bağlı, Aliçer köyünden
ve manevi Kabiliyeti çok yüksek olan Memiş Efendi’yi irşad ettikten sonra
Şam’a manevi emanetini almak için gönderilir. Yol boyunca Mevlana Halid
Hazretleriyle RABITA gücüyle bütün Makamat-ı ikmal ederek Hazretine
kavuşup emaneti olan ‘Velayet-i Muhammediyye’yi teslim alırlar.
Memiş Efendi, küçüklüğünde Zahiri ilimlerimi tahsil edip Tefsir ve Hadis
alimi olduktan sonra Şeyh Đbrahim Efendiden de Tasavvuf ilmini öğrenmiştir.
Hilafet-i Nakşiyyeleri sırasından, büyük oğlu Muhammed-i Bahauddin ile
40–50 halide yetiştirerek Mevlana Halid Hazretlerinin yollarını devam
ettirmişlerdir.
Memiş Efendi Hz.nin, 7 erkek 4 kız evladı olmuştur. Erkek evladlarının diğer
6sı-Abdullah, Mustafa, Halid, Zeynel Abidin, Ubeydullah, Hasan Kudsi’dir.
Memiş Efendi Hz.i, Bozkır’ın Hocalar köyünde 17 yıl irşaddan sonra,
Seydişehir’in Çavuş köyünde inzivaya çekilip, 71 yıllık ömürlerinden sonra da
kabirlerini hatırlatıp (h.1269-M.1852) yılında ahiret âlemine göç
buyurmuşlardır.
Đstanbul’da ikamet eder ve aslen Silistre’li olan mutasavvuf ‘Hacı Feyzullah
Efendi’ye de manevi icazet vermişlerdir. Feyzullah Efendi (D.h.-1220-M.1805)
(V.h.-1293-M.1876) olup Fatih-Halıcılar Dergâhında medfundur.
Đstanbul da pek çok Nakşî Halifesi yetiştirmiş ehl-i keramet bit zat idi.
Malatya ve Harput’a da teşrif edip birçok müridanı irşad buyurmuşlardır.
Memiş Efendi Hazretlerinin büyük oğlu Muhammed-i Bahauddin Hz.i
ayrıca yazılacaktır.
Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretleri iki büyük halifesi olan Mahmud-u Saib
ve Aliyi Sebti Hz.ni Malatya ve Elazığ’a ta’yin etmişlerdir.
Diğer taraftan şu Halifelerini de; S.Taha’yı Hakkari’ye, Seyyid Ubeydullah
ve Şeyh Kübrevi’yi de Van-Bitlis bölgelerine ta’yin etmişlerdir.
Ahmed Ziyaeddin Efendi’yi de Gümüşhane’ye ta’yin buyurmuşlar ve
kendileri vefat-ı tarihlerini Cenab-ı Hak’dan niyaz edip, Kabirlerini ve kitabesini
hazırlattırdıktan sonra, üç günlük bir taun hastalığı geçirerek Şahadet
mertebesiyle (h.1242-M.1826) tarihinin zilkade ayı 15.ci Cuma gecesi dar-ülBeka’ya intikal buyurmuşlardır. (R.A.). (50–52) yaşlarında.
Kabr-i şerifleri Şam Vilayet merkezinin Kosiyon Tepesindeki Türbesine
defnedilmişlerdir. (R.A.)
D. Mahmud-ı Sahib (K.S.)
Aslen Diyarbakır’lı olan Mahmud-u Sahib Hz. (h.1200-M.1785)’de
doğmuş ve (h.1260-M.1844) yılında 60 yaşında Şam’da vefat etmiştir. Mevlana
Halid Hznin baş halifelerinden olup feyizlerini doğu Anadolu’ya götürmüştür.
Küçük kardeşi Ali Septi (K.S.) ağbeyisinin irşadlarıyla kemale ermiştir. Her
iki kardeşte Peygamber Soyundan olup Seyyiddirler.
Ali Septi Hz.i (h.1210-M.1795) yılında Diyarbakır’da doğmuş ve Elazığ’ın
Palu ilçesinde vefat etmiş (h.1275-M.1858) yılında 65. yaşında, Murad Suyu
kenarında yüksek bir tepe üzerine defnedilmiştir. (R.A.)
Đcazet ve Hilafetnamesi ağbeyisi tarafından hazırlanıp, Hz. Halid’in talebesi
‘Abdullah-ı Mekki’ ile Palu’ya götürülüp, Ali Septi Hz.ne teslim edilmiştir.
Tasavvuf bilgisine eşsiz olan Ali Septi Hz.i Palu ve çevresinde binlerce
talebe yetiştirmiştir. Cum’a namazlarını 5–6 bin kişiyle kıldırıp kendisini
sevdirmiştir.
Talebeleri arasında fevkalade kabiliyetli ve Rabıtası kuvvetli olan Mahmud-u
Samini Hz. Üstadının halifesi olmuştur. Diğer kıymetli talebelerinden ikisi ise;
Abdullah-ı Melekani ve Seyyid Ahmed Çabakçuri’dir.
Namaz’a çok ehemmiyet veren Ali Septi Hazretleri ‘Namazı terk eder
iyiliği terk eder’ nasihatını sıkça tekrar ederdi. Mürşid-e Rabıtası kuvvetli
olanın, Peygamber’e ve Allah’a da kuvvetli olur telkini hiç eksik etmezdi.
Makam-ı Velayetine Mahmud-u Samini Hazretlerini ta’yin buyuran Ali
Septi Hazretleri 65 yaşında iken (h.1275-M.1858) yılında ahiret âlemine intikal
etmişlerdir. (R.A.)
S. Mahmud-u Samini (K.S.)
Elazığ’ın Polu ilçesine bağlı Hun köyünde (h.1230-M.1814) doğup, zahiri
ilimlerine burada tamamlayarak, manevi ilimlerini de Rasulullah (S.A.V.)
Efendimizin işareti ile Ali Septi Hazretlerinden tahsil eder.
Kendisindeki fevkalade Allah sevgisi ve Rabıta kabiliyeti ile Nakşî
Tarikatının bütün mertebe ve makamlarını büyük bit vukufla ikmal ederek
Velayet-i Muhammedi’ye mazhar olurlar. Kendileri Şafi-i mezheb olup
Seyyiddir.
Ali Septi Hazretlerinin vefatından sonra dergâhında müridanı irşad eder.
Hazretin sağlığında bu vazife kendisine verilmiştir.
Talebeleri arasında Osman-ı Bedreddin çok kabiliyetli olmakla ona ayrı bir
teveccüh gösterirler. Daima talebelerine dünya sevgisini gönüllerine
almamalarını ve velilerin zahiri hallerindeki acayipliklere takılmamalarını
tembih ederdi.
Böyle bir durum has talebelerinden, başlangıçta özünü zahiri bir hükme
bağlamakla hataya düşen Osman-ı Bedreddin Edendi arasında geçmiştir. O da;
Samini Hazretlerinin kendisini halk arasında gizlemek için bir perdelenme
alameti olmak üzere kullandığı tütün içmek idi ki bu asla bir tiryakilik ve iptila
değil idi.
Bu hale gönülden takılan Osman-ı Bedreddine Samini Hz.i- ‘ Bizim
çubuğumuzu düşüneceğine Allah’ı düşünsün…’ şeklinde uyarıda bulunurlar.
Manevi Kutbiyyet görevinde ve diğer cümle görevlerde, görevin ağırlığı
içinde veli kullarda buna benzer Perdelenme alametleri bulunabilir, bu gibi
kimselere rastlayarak takılmamak lazımdır.
Mahmud-u Samini Hazretlerinin 3 erkek evladı olup isimleri Süleyman,
Yusuf ve Mecid efendilerdir. Soyları Mecid Efendi’den devam eder.
Mecid Efendi’nin irşadınıda Osman-ı Bedreddin Efendi tamamlar.
Hazret bütün ma’nevi Vekâletini Osman-ı Bedreddin Hazretlerine devredip
(h.1313-M.1895) yılında 80 yaşlarında ahiret âlemine göç eyleyip, Murad Nehri
kenarındaki tepe de (Polu’da) hocası Ali Septi Hz.nin 500 metre aşağısında
küçük bir tepe üzerine defnedilmiştir. (R.A.)
S. Osman-ı Bedreddin (K.S.)
(Đmam Efendi)
Osman-ı Bedreddin Hazretleri (h.1274-M.1858) yılında Erzurum da
dünyaya gelmişlerdir.
Đlk tahsillerini babası Seyyid Selman Süküti Hazretlerinden almışlar ve
küçük yaşta Hafız olmuşlardır. Đlk manevi ve tasavvufi terbiyesini Buhara’dan
gelen Nakşî Halifesi Seyyid Ahmed Merami Hz.den almıştır. Diğer taraftan
Seyyid Taha-yı Hakkari, Şeyh Ubeydullah Küfrevi, Gümüşhaneli Ahmed
Ziyaeddin Efendi, Erzincan’lı Terzi Baba (Şeyh Hayati) ve Hacı Fehmi
Efendilerden manevi ders ve icazet almışlardır.
1877 (93) harbinde Ruslarla çarpışmış halkı uyarmıştır. Bu hallerini
beğenen Gazi Ahmed Muhtar Paşa, kendisine Tabur Đmamlığı görevini
vermiştir. 1882 tarihinde Polu’ya tayin edilip burada S. Mahmud-u Samini Hz.
Đle tanışıp kendisine mürid olmuş ve bu koldan icazet ve hilafet almıştır. 1909
yılında emekli olup Harput’a yerleşmiş ve ömürlerinin sonuna kadar burada
irşad görevini sürdürmüşlerdir.
Samini Kolundan, iki yüz bine yakın müridana Nakşî dersi vermiş ve pek
çok Halife yetiştirmişlerdir. 1911 yılında Hac görevlerini ikmal edip Mekke,
Medine ve Şam’da birçok âlim ve mutasavvuflara görüşüp, Hilafetler vermiştir.
Halifeler; her tarikte olduğu gibi bağlı bulundukları Mürşidler adına ders ve
icazet vermeye yetkili kişilerdir, fakat Hazretlerinin Velayet yetkilerine sahip
değillerdir. Bu yetki mevcuda göre yüzlerceden bir kişiye nasip olur. Đşte
Osman-ı Bedreddin Hz.nin Velayet-i Muhammedilerinin Varisi, Dağıstanlı
Ahmed-i Samini (Ahmed Ertem Efendi’ye) Hazretlerine nasip olmuştur. (R.A.)
Osman-ı Bedreddin Hz.nin sohbetleri 3 cild bir kitap haline zapt edilip sonra
tab edilmiştir. Bedreddin Hz.nin 2 oğlu olup isimleri Nureddin (D.D.
Yollarından emekli), Ziyaeddin (Hukuk Me’zunu olup son defa Elazığ Ceza
Başk. Görevinden emekli olmuşlardır) her ikisinin de sağlıklarında görüşmek ve
sohbet etmek nasib olmuştur. Her ikisi de babalarının türbelerinde medfunlardır.
Osman-ı Bedreddin Hazretleri (h.1340-M.1921) yılında 63 yaşlarında dar-ül
Beka’ya göç eylemişlerdir. Türbeleri Harput’da Metris kabristanında bir tepe
üzerindedir. (R.A.)
Osman-ı Bedreddin (Đmam Efendi) Hazretlerinin; Gülzar-ı Samini
(Mektubat), Gülbun-u Đrşad, Mecalis-i Saminiyye ve Kasideleri mevcuttur.
Kendilerine varis olan Ahmed-i Samini Hazretlerinin hayatı ayrıca yazılacaktır.
Ahmed-i Samini Hazretleri (K.S.)
Dağıstan’da (h.1300-M.1884) yıllarında dünyaya gelen Ahmed Hilmi Efendi
zahiri tahsilini burada ikmal etmekle beraber çok mütevazı bir aileye mensup
olmakla, gençliğinde sarraciye mesleğiyle ev nafakasına katkıda bulunmuşlardır.
Gönlünde doğuşundan itibaren Allah ve Peygamber sevgisini gizlice yaşatan
Ahmed Hilmi Efendi, o zamanlar ünü bütün Đslam Ülkelerine yayılan Đmam
Efendi’nin (Osman-ı Bedreddin) ismini duymuş ve muhabbetini önce gıyabi
mektuplarıyla Hazrete izhar buyurmuşlardır. Bedreddin Hazretleri kendisinde
fevkalade halin bulunduğunu takdir ederek Ahmed Hilmi Efendiyi
mektuplarıyla irşad etmeye ve hususi teveccül göstermeye başlamışlardır.
Sonraları Vicahen Harput’a giderek Osman-ı Bedreddin Hazretleriyle
görüşmüşler icazet ve hilafetlerini almışlardır.
Hazretin emriyle, Đlmiye sınıfına mensup bulunmaları dolayısıyla,
Türkiye’ye gelmelerini ve Diyanet görevlisi olarak zahirde bir vaiz olmalarını,
batınen de istidatlı kimseleri irşad ermelerini emir buyurmaları üzerine Tokad’a
gelip yerleşmişler ve buradaki Ali Paşa Cami-i Merkez Vaizliği görevini
sürdürmüşlerdir.
Tokad’da bir taraftan da manevi irşadlarına layık ve uygun olan evlatlarını
yetiştirmeye devam etmişlerdir. Đlk kabiliyetli Müridleri Tekel Müdürü Emin
Özbel ile Berber Ahmed Gül olmuştur.
Emin Özbel Efendi sonra Konya’ya tayin olup bu bölgedeki kıymetli
zevatı da gizlice irşad etmişlerdir. Bu sırada, daha önce bahsettiğimiz Memiş
Efendi Hazretlerinin büyük mahdumları olan Muhammed-i Bahaeddin (R.A.)
Konya’daki medresesinde Hz. Halid (R.A.)’in feyizlerini Nakşi Tarikatı usulüne
göre tevzi etmektelerdi. Bu hazretin yetiştirdiği mümtaz ahlak ve ilim sahibi ve
tek halifesi Fahri Kulu Hoca Efendi Hz. Đdi. Đşte bu Hazretin Emin Özbel ile
buluşmaları aynı Tarikatın Samini Kolunda birleşerek daha müessir bir şekilde
irşad yenilenmiş oldu.
Çünkü zaman icabı Konya’da o tarihlerden çok önceleri devam edip gelen
bir Tarikat yasağı bulunmakta ve Fahri Efendi Hz. Gizli bir hazine gibi
kendilerini saklamaktalardı.
Muhammedi Bahaeddin Hz. Osmanlının son devirlerinde çok kıymetli
evladlarından Müderris payesinde Ziya Efendi Hz. ‘Islah-ı Medaris’ adı ile Batı
Tedrisatına uygun bir Medrese (Üniversite Đlahiyat Fakültesi) açmışlar, ancak 4
yıl devam edip Cumhuriyetin ilanı ile kapatılmıştı.
Đşte Fahri Efendi Hoca’da bu Medresede, Hacı Üveys Zade Mustafa
Efendi ile beraber öğretmenlik yapıyorlardı. Medrese de Fen Bilimleri,
Fransızca gibi derslerde okutulmakta idi.
Đtilaf Devletlerinin Anadolu’yu işgalleri ile yurdun birçok yerinde
karışıklıklar olunca bu medrese ile Muhammedi Bahaeddin Hz. Medresesi de
kapatılmış ve Ziya Efendi Hz. Medine’ye giderek orada vefat etmiştir.
Muhammedi Bahaeddin Hz.nin diğer evladları Zeynel Abidin, Kudsi-Rifat
efendilerdir. Muhammed-i Bahaeddin Hz. ne Şeyh Efendi’de denilmekteydi.
Rahmetli dedem Hacı Mehmed Ceran ve babam Abdullah Zühdü Ceran’da bu
hazretin müridleri arasında feyz almışlardır. (R.A.)
Muhammed-i Bahaeddin (Şeyh Efendi) Hz.i (h.1324-M.1906) yıllarında
vefat edip, Konya’nın Hacı Fettah Kabristanına defnedilerek, üzerine bir açık
Türbe inşa edilmiştir. (R.A.)
Bu yazıyı yazan fakirde Fahri Hoca Efendi (Kulu) Hz.ne ve dolayısıyla
Ahmed-i Samini Hz. Đntisab ederek pek çok feyizlerine nail olmuşumdur
Elhamdülillah…
Diğer taraftan Ahmedi Samini Hz. Tokad’dan Bursa’ya oradan da
Đstanbul’a geçerek, son zamanlarında ani bir rahatsızlık sebebiyle 88 yaşlarında
olduğu halde vefat etmişler. (Ankara’da tedavi maksadıyla gelip burada vefat
etmiş be Đstanbul’a götürülmüştür) ve Karaca Ahmet kabristanına, bugünkü
türbelerine defin buyrulmuştur. (Rumi-1389-M.1973: Haziran’ın altıncı
Perşembe günü) (R.A.)
Hanımları Saliha’dan tek erkek evladları Halil Ertem Bey hukukçu olup
Yargıtay Başkanlığından emekli olmuşlardır.
Fahri Kulu (Hoca Ef. Hz.), Konya’nın kulu kazasında (h.1298-M.1880)
yılında doğup, Konya’da (R.137/1366-M.1950) (27.7 Perşembe) 70 yaşlarında
vefat edip Hacı Fettah Kabristanına defnedilmişlerdir. (R.A.). Kendileri çok
mütevazi ve münzevi idiler. Sohbetlerinde fakiri daima yanlarında oturtarak
bana hitaben konuşurlardı. Đki sene geceleri yatsı namazından sonra çok
sevdikleri Muhyiddin-i Arabî Hz.nin ‘Futuhat-ı Mekki’ eserini sanki Türkçe
okur gibi tercüme ederek şerh etmişlerdir.
Diğer taraftan Ahmed-i Samini (Ahmed Ertem) hazretlerini defalarca Tokat,
Bursa ve Đstanbul’daki evlerinde ikamet ederek irşadları altında feyizlerine nail
olmak şerefine erişenlerdenim Elhamdülillah.
Manevi perdelenmem ve varisleri olmam için zahiren uzak bulunmam için
gizlenmem maksadıyla bir tertip olay tanzim buyurmuşlardı. Gizlice buluşup
görüşmemiz dışında, ihvan-ı yaran bunun iç yüzünü bilmeden fakirden uzak
kalmışlardır.
Manevi Nakşî derslerimiz Mahmud-u Samini Hz. Tertibi ve Osman-ı
Bedreddin gibi 36 ders idi. Bunlar 3 gruba ayrılıp 12x3=36 ders olarak
Fenafişşeyh-Fenafirrasul-Fenafillâh mertebelerine göre tatbiki ve halini
yaşayarak ikmal edilen çok azim dersler idi… Fakirin de kısaca hayatından
birkaç yaprak yazmama müsaadelerinizi istirham ederim…
Seyyid Muhammed Nur-ul Arabi (K.S.)
(h.1225-M.1813) yılında Kahire’de doğup, (h.1307-M.1889) yılında
Usturumca’da ahiret’e intikal etmişlerdir. Seyyid soyundan olup, ilk tahsilini
Hasan-ül-Kuveysni’den alıp, Nakşi Şeyh-i Ahmed Efendiden ilk icazetlerini
almışlardır.
Hz. Kuveysi’nin emriyle Yugoslavya’ya gitmiş ve Osmanlı’nın
Balkanlardaki Şehit halkını irşad etmiş pek çok Arapça ve Türkçe eserler te’lif
etmiştir. Kendileri Đslam Tasavvufun Vahdet-i Vucüd anlayışını benimsemiş ve
Muhyiddin-i Arabi Hz.nin pek çok eserini şerti etmiştir. 1240 h. Yılında birinci
Hac vazifesini ifa ettiğinde Cami-ut-Turuk Şeyh Đbrahim Şamarki Hz.den,
Halveti, Şa’bani-Üveysi ve Ekberi tariklerinin hilafetlerini almıştır.
Melamiye Tarikatının kurucusu Hamdun Kasrar (R.A.) ve Hacı Bayram-ı
Veli Hz.nin görüşlerini benimseyen Seyyid Nur-ul-Arabî Hz.i, melamiyyenin
3.cü devre Pirlerindendir.
Sultan Abdül Mecid’in iltifatlarına mazhar olup Đstanbul’a defalarca gelip
gitmiş Nakşi ve Melami tariklerinin ders ve icazetlerini ehil kimselere tevali
etmiştir. Đstanbul da Melamiyye-yi Nakşibendiyye üzerine hilafet verdikleri
zevat arasında ‘Abdulkadir-i Belhi’, Ahmed Amış, Abdulaziz Mecdi Tolun,
Hacı Maksud Hulusi Efendileri sayabiliriz.
Seyyid Hz.nin damadı Hacı Abdurrahiym Fedai Hz. Đle torunu Hacı Hakkı
Efendiler, Müridanından Hacı Vehbi Efendiler Tarikatını devam ettirmişlerdir.
Vehbi Efendi sorgu hakimi olup Osmanlı Devlet adamı olarak Ankara’ya gelmiş
ve ummi bir kabiliyet olan Ayaşlı-Arabacı Đsmail Efendi’yi yetiştirip Halife
kılmışlardır.
Diğer taraftan Yugoslavya da iken Hacı Hakkı Ef.nin talebesi olan Mustafa
Yener Ali Ef.di de Anadolu’ya gelip Ankara da Nehiye Müdürlüğü yapmış ve
Arabacı Đsmail Ef.den de icazet ve hilafet almışlardır.
Sarıkamış’ta yetişip zahiri ilimlerini tamamlayan Fazıl Güvenç Efendi’de
(1950) Mustafa Yeneral’dan Melamiyye icazet ve hilafetini almışlardır. Fazıl
Güvenç Efendi bir mutasavvuf olarak Seyyid Nur-ül-Arabi’nin pek çok eserini
toplayıp fakirin de yardımı ile bazını tab, bazılarını özel fotokopiler ile çoğaltıp
bazı müntesiplere tevzi etmişlerdir. Elhamdülillah, fakir de Melamiyye-yi
Nakşiyyenin feyz ve icazetini Muhterem üstadım Fazıl Güvenç Hz.den
almışımdır. Kendileriyle pek çok mahrem Halvetilerim olmuştur. Fani dünyadan
(31.10.1985-perşembe-sefer-1406) tarihinde 67. yaşlarında) beka alemine göç
etmişlerdir (R.A.) Cebeci Kabristanına defnedilmişlerdir.
Seyyid Muhammed Nur-ül-Arabi (K.S.) Hazretleri, Mevlana Halid (K.S.)
Hazretlerinin halifelerinden Ahmed Ziyaeddin Gümüşanevi, Mustafa Trabzoni
Ef. Đle görüşmüştür. Daha önce de Ahmed ve Đbrahim Şamarki Ef.den Nakşi
ders ve Hilfetlerinide almış idi. Kendileri ayrıca Delaül-ül-Hayrat-ı okur ve
tavsiye ettikleri gibi Şerhini de yapmışlardır.
Seyyid M.Nur-ül-Arabi Hz. Ve Fazıl Güvenç Ef. Hz.nin tafsilatlı hayat
hikâyeleri ile eserlerini özel koleksiyondan ta’kib edebilirsiniz.
(Not: 59.cu sayfa al açıklamasına bakınız.)
Kitabımızın buraya kadar olan kısmında Rasulullah (S.A.V.) Hazretlerinden
itibaren Velayet-i Muhammediyye’ye varis olan zevat-ı Kiramın kısaca isim ve
tariklerini zikredip yazmakla, yalnız Nakşibendiyye-i Melamiyye’ye ait
olanlarının bazılarını öğrenmiş olduk.
Yalnız Nakşîliğin veya Kadiriliğin bilinen isimlerini ve tarihleri ile yer ve
halifelerini yazacak olsak bu kitabın iki, üç hacmi Kafi gelemez. Kitab’ın
yazarının müntesib-i bulunduğu zevat-ı Kiramlarının hangi kök ve kaynaklardan
feyz aldığını açıklamak için bu gayretle girildiği bilinmelidir.
Zaten bundan sonra Fakir’in kısa özgeçmişi ile feyz alıp tekâmülüne hizmet
veren zevat-ı Kiramı arz edeceğiz bi iznillah…
Yazarın özgeçmişi ve te’lif ettiği kitaplarını tetkik etmek lutfunda bulunanlar
yine bi iznillah zuhur ederse oralardan ta’kib etmeleri rica olunur…
Not: S.Muhammed Nur-ül-Arabî (K.S.) Hz.leri 1879 M.den itibaren 5 defa
Đstanbul’a gelmişler bazı zevatı irşad ile icazet ve hilafet vermişlerdir. Bunlar
arasında S.Abdülkadir-i Belhi – Ahmed Amış Ef. – Abdülmecd-i Balıkesirli,
H.Maksud Hulusi Ef. Sayabiliriz. Diğer taraftan, Torunu Hacı Hakkı Ef. Hz.i ve
Hacı Vehbi Ef. Hz.nin irşad-ı ile Hilafetlerini, Ankara’da Ayaşlı Arabacı Đsmail
Ef. Ve Nuri Yeneral Ef. Hz.ne tevdi buyurmuşlardır.
Fazıl Güvenç (R.A.) Nuri Ef. Hilafet almışlardır. Fakir de Fazıl Bey’den
icazet ve hilafet aldım. (R.A.)
M. Ziya Ceran (Gaferallah-u-Zünübihi)
Ceddimiz baba soyu, Mekke’nin Taif şehrinde Rasulullah (S.A.V.)
Hazretlerinin sütanneleri Halime (R.A.)’nın Kabilesinin bağlı bulunduğu
CERAN kasabasından, Anadolu’ya göç eden dedemin babası Azmi Efendi’den
gelmektedir. Dedem Hacı Mehmed Ceran, babam bu dedemizin büyük oğlu
Abdullah Zühdü Ceran’dır.
Anne soyumuza, Sille eşrafından Hacı Süleyman Efendi tarafından
gelmektedir.,
Gerek dedem ve gerekse babam zahir ilimlerini tahsilden sonra Konyamızın
tek Nakşî Mürşidi Halidiyye Kolundan Muhammedi Bahauddin Hz.den ahz-ı
feyz eylemişlerdi. Dedem aynı zamanda nafaka kapısı olarak bakkaliye işleriyle
intikal etmektelermiş. Kendileri 80 yaşlarında iken 1920 tarihinde ahirete göç
eylemişler (R.A.)
Babam, çok sevdiği Islah-ı Medaris’dekihocası Şeyhzade Ziya Ef. Hz.nin
ismine hürmeten 8 kardeşimden ki (6 erkek, 2 kız) 5. erkek çocuğuna da ikinci
adları değişik olarak hepsine de Ziya adını vermişler ve hepside 3-5 yaşları
arasında muhtelif sebeplerle ahirete intikal etmişlerdir. (R.A.)
Fakir 6.cı erkek evlad olarak halen berhayatım. (17 Aralık.1338–1922)
tarihinde dünyaya gelmişim, getirilmişim…
Elhamdü-lillah…
Babam manifaturacılık ile iştigal etmekte iken 63. yaşlarında olduğu halde
1948 yılında ahiret-e intikal ettiler. (R.A.)
Küçük yaşlarımda iken diğer arkadaşlarıma bakarak manevi duygu ve
düşüncelerim de farklılıklar belirmişti. Burada detayına girmeyeceğim (öz
geçmişime bakılsın). Đçimdeki Đlahi aşkın tatmini için Babamın Islah-ı Medar
istedi hocası da olan Fahri Kulu Hoca’nın Ziya Efendi ve babası Muhammed-i
Bahaeddin’in halifesi olmak haşebiyle kendi izinleri ile Nakşî Tarikatına girerek
13.yaşımda Fahri Hoca Efendimize intisab ettim.
Kısa zamanda ihvan-ı yaran arasında ikmal-i Meratib ederek, o zaman
Tokad da bulunan Ahmed-i Samini Hz.nin hilafetlerini kabul buyuran Hoca
Efendimizin izniyle kabul buyuran Hoca Efendimizin izniyle Tokad’a Hazten
nezdine misafir oldum. Çok farklı bir irşad altında Hazretin teveccühünü
kazanıp Bursa ve Đstanbul hayatlarında vefatlarına kadar devam ettim.
Böylece Halidiyye Kolunun Samini derslerini de ikmal ederek Osman-ı
Bedreddin Hz. Feyizlerini almış oldum. Yukarılarda bilgi verilmişti.
Fakir, Hz.tinde izniyle başka tarikat Mürşidleriyle gayet rahat görüşmekte ve
onlara da Konya da ihvan arasında olduğu gibi sohbetler yapmaktaydım.
Bunlar arasında Üsküdar’da Ahmed Cemaleddin Ef.di, Fatih-Şehzade
Başında Hazı Süleyman Efendi, Beyazıd da Đstanbul Müftüsü Ömer Nasuhi
Bilmen Hoca ve Müsevvid-i Tokat’lı Bekir Haki Ef, Beyazıd Kütüphanesi
Md.Yrd.sı Melami Hacı Tahir Ef.di, Şair A’ma Osman Kemali Ef.di gibi zevat-ı
hem ziyaret etmiş, hem de dersler almış çalışmış ve icazetlerini almıştım.
Bir defasında meşhur Es’adi Tarikinin Halifesi Sami Ef. Đle Müsevvid Bekir
Haki Ef.nin evelerinde mühendis okulu talebesi Kayserili Ömer Kirazoğlu
ihvanımla (sonradan Sami Ef.nin damadı olmuştu R.A.) elini öpüp ders ve
teveccühünü almıştım.
Konya da Müze Asistanı iken komşumuz, sevip saydığım Halıcı Sabri Ef. Đle
Bediüzzaman Said-i Nursi Hz. Görüşüp teveccühünü almış, onlara gizlice öğle
saatinde Mevlana Hz.ni ziyaret ettirmiştim.
5-6 yaşlarında iken Konya – Cevizaltı Mahallesindeki evimizde daima
geçişlerini bekleyip elini öptüğüm Mesnevihan Sıtkı Dede Ef. Hususi dua ve
teveccühlerini aldım (R.A.)
Çok sonraları, gerek Müzede, son Mevlevi Dedesi Mehmed Arısoy ve
dışarıda hususi evi ile Ruhi Dedelerden, Đstanbul da Yaman Dede ihvanımızla
ziyaret ettiğimiz, duasını, teveccühünü ve Mevlevi dersini aldığımız Üsküdar
Mevlevihanesi Son Postnişini Ahmed Celaleddin Ef. Hz.nin de ziyaretimiz
arasında olduğunu hatırlatmak isterim.
Lise’den sonra Đstanbul Güzel Sanatlar Akademisini; Mürşidimin bir sınav
olarak geçmem lazım olan tahsilini ikmal ettikten sonra Yd. Subay görevimi 2.ci
Cihan Savaşı yıllarında Hadımköy de istihkâm subayı olarak tamamladım.
Terhisten sonra da Konya Askeri Okul’da Resim Öğretmenliği yapıp,
Lağvedilmesiyle Mevlana Müzesi Asistanlığına geçtim. Konya da ilk defa açılan
Đmam-Hatip okulunda da öğretmenlik yapıp (7 yıl), Akşehir- Ankara
(Etnografya Müzesi Md.) Müzelerindeki vazifelerimden sonra 1971 yıllında
emekli oldum. Evli ve iki çocuk (kız-erkek) babasıyım. Onları okuttuk,
evlendiler çoluk çocuk sahibi oldular.
(Allah ve Đnanç) (Đlahi Yakınlık) isminde iki kitabım yayınlanıp, daktilo
edilmiş basıma hazır (Kur’an-dan ve Hadislerden Seçmeler – Alfabetik),
(Tarikatların Gelişmesi) (Cihad-ı Ekber) gibi hazırlanmış çalışmalarım
kitaplığımdadır.
Haftanın muayyen günlerinde sohbetlerimi sürdürmekte, tanıyanlarımla
sorunlarına mektupla cevaplar vermekte ve bazı sohbetleriminde zapdedilip,
sesli ve görüntülü kasetlerini de ihvan-ı yaran tesbit etmektedirler…
Anne tarafımdan; Dayım Hasan Kudsi Berksoy, Sille Eşrafından Musa
Efendi Hoca diye anılan ve Mevlana Halid-i Bağdadi (K.S.)’nin halifesi olup
Dayım bu zat’dan ikmal-i Meratip eylemiş, fakat Müderrislik payesine eriştiği
halde 1.ci Cihan Savaşının etkileriyle sonradan Sarrafiye mesleğine dönüp
ömrünü tamamlamıştır. (R.A.)
Musa Ef. Hoca Sille’de medfundur. Bu zat’ın torunuda ailemdir.
Musa Ef. Hocanın vefatı 1930 M.yılıdır.
Diğer taraftan Akademi tahsilinde iken meşrebimize uygun arkadaşlar
Đstanbul’un üstündeki ve altındaki zevat-ı Kiramı gezer ve feyizlerine nail
olurduk. Bu meyanda Eyyüb Sultan’da tanıştığım Abdulhakim Arvasi Hz.den
çok faydalandım. (R.A.) Akademi de Edebiyat Hocam Necip Fazıl Kısakürek
hocamı da, Kadıköy’deki Poker masasından ayırıp, inanç dünyasına yönelmesi
ile Aziym çalışmaları arasında Abdulhakim Efendi Hz.ne götürmekle ne kadar
büyük bir hizmet yaptığımı sonra daha iyi analdım. (R.A.)
Yaşam yıllarını burada keserken, küçüklüğüm, ailem ve tanıştığım zevatın
bazılarının hatıralarını şu naciz kitabıma dercetmekle şeref bulacağım… Bi
iznillah…
Öz geçmişim, daha tafsilatlı olarak ayrı bir dosya halinde daktilo edilmiştir.
Gerektiğinde o dosyaya bakılması rica olunur.
M.Z.C
Necib Fazıl Kısakürek (R.A.)
Necib Fazıl Kısakürek 1905 yılında doğmuş ve 1983 yılında 78 yaşına
Đstanbul da vefat etmiştir.
Son Osmanlı devri ile cumhuriyet devrinde yetişmiş müstesne kabiliyetli şair
ve edebiyatçılarımızdandır. (doğ:26.5.1905) (vef:25.51983) Đstanbul
Cumhuriyetin laiklik ilkesinin yanlış anlaşılması ve tatbikatı sonucu, büyük
Osmanlı tarihimizde Asr-ı Saadet’den beri dünyaya yayılan Đslam Nurunu
koruyarak geliştiren Türk Đslam Devletleri Topluluğu, Anadolu’da geçici bir
süre Đslami tahsile ara vererek bir fetret devri yaşanmıştı. (1923-1950)
Đşte bu zamanda, Anadolumuzdaki imanlı vatandaşlarımızın Đslami hasret ve
iştiyak dolu duygularına büyük azim ve gayretiyle katkıda bulunan Necib Fazıl
Kısakürek olmuştur.
Yaşamlarının 1940 tarihinden önceki batı’ya dönük duygularını terk ederek,
maneviyat hayatına dönmesiyle unutulmaz hizmetler vermiştir.
Edebi kabiliyeti ile zekâ ve hafızasının üstünlüğüne sarsılmaz bir azim katan
bu dönüm noktasının sebebi, şüphesiz Nakşî Bendi Şeyh-i Seyyid Abdulhakim
Arvasi Hz. Đle tanışarak onun feyz ve nazarlarını almasıyla başlamıştır.
Kendisinde bir çığ gibi büyüyen bu iyman aşkı, Anadolumuzda bağrı yanık
Müslümanlara bir deva, bir merhem olan ‘Büyük Doğu’ mecmuası milletimize
bir uyanış ve feyz kaynağı olmuştu.
Đşte fakirin, Güzel Sa’natlar Akademisi tahsili sırasında edebiyat dersi
hocamız olarak tanışıp mahrem sohbetlerimizin devamıyla, kendilerinde bir
volkan gibi gizli bulunan Nur-u Đslam cevheri, üstadım S.Abdulhakim Arvasi
Hz. Đle tanıştırmaya vesile olduktan sonra açılıp parlayama başlamıştır.
Fakat bu Şeyh-i Kamil Arvasi Hz.nin ömrünün sona ereceği yıllara
rastlamasıyla, daha fazla sohbetlerinin devamına imkân bulunamamıştır. Buna
rağmen fazlasıyla feyizlerine nail olan üstad Kısakürek Seyyid Hz.nin bazı
eserlerini Türkçeleştirerek yayınlamışlardır. Bunlardan ‘Rabıta-ı Şerife’
meşhurundandır. Rahmetullah-ı aleyh…
Seyyid Ahmet Hüsameddin Hz. (K.S.)
Soyları Hz. Ali (K.V.)’ yükselen seyyidlerden olup (1848.M)-(1265.h) yılında
Dağıstan’da dünyaya gelmişlerdir. Babası Seyyid Rükkali Hz.dir. Baba dostu
Şeyh Hacı Mustafa Efendi’den Uluborlu’da zahiri ve Batıni ilimlerini tahsil
edip, Sivrihisar, Ankara, Đstanbul ve Bursa’da halkı irşad buyurmuşlardır.
Đlmi Ledün bilgisine sahib bulunan Seyyid Hazretlerinin 100den fazla eseri
vardır. Son defa Đstanbul da Cerrahpaşa da (h.1341)-(M.1925) yılında vefat
ederek Edirnekapı’daki aile Kabristanına defnedilmiştir. (R.A.)
12 evladı olmuş ( 9 erkek, 3 kız) bunlardan Mehmed Đsmetullah Hz. ile fakir
1942 yılında müşerref olup ders almış feyizlerine nail olmuşumdur. Kendileri
1969 yılında vefat edip Edirnekapı kabristanına defnedilmişlerdir. (R.A.) (100
yaşında).
Nakşî Tarikatının bir temsilcisi olan Seyyid Ahmed Hüsameddin ve
Đsmetullah Efendiler birçok müridan yetiştirmişlerdir.
Ahmet Hüsameddin Hz.nin halifelerinden, alim ve müderris bir zat olan
H.Lutfullah Beydoğan Hz., Mustafa Fehmi Ef. Dersini ikmal edip Đstanbul
medrese-i âlisinden yüksek derece de mezun olmuştur. Ankara ve Đzmir de
vaazlar verip talebeler yetiştirmiştir. 10.Eylül.1966 yılında M.Kemal Paşa’da
vefat etmişlerdir. (R.A.) Birçok eserleri neşredilmiştir.
S.Ahmet Hüsameddin Hz.nin evlatlarından Musa Kazım Öztürk Efendi
babasının ilim ve irfanını yaymaya, sohbetleriyle irşladlarını sürdürmüşler ve
bazı eserlerini yayınlamışlardır. (R.A.)
__Hatime__
Elhamdü Lillahi Rabb-ül Alemiyn.
Vessalat-ü vesselam-ü ala Nebiyyina ve Rasulina Muhammedin ve Ala Al-i
Muhammed
Şeriat-ı Đslamiyyeyi tahsil ve amel etmekle beraber, yapılan her türlü ibadet,
taat ve muamelet’dan ‘ecr-i sevab’ kazanmak ve ‘huzur’ bularak, dünya ve
ahiret hayatımızda basiret-i açık, (kör değil, kalb gözü kapalı değil) Cennet ve
Cemal-i Đlahiyi taleb ediyor isek; mutlaka bir ‘vesile’ (rehber-sebeb) aramamız,
bulmamız ve itaat ederek Islah-ı Nefs etmemiz lazımdır.
‘Vebteğu ileyil Vesile’ (Maide–35) (Đsra-57)
Aksi halde; dünyada A’ma (kör) olan, ahirette de A’ma olarak haşrolacaktır.
‘ Ve men kane fi hazibi a’ma fehüve fil-ahiret-i a’ma ve edalü sebiyla.’ (isra–
72) (ta-ha:124–125)
Đlim ve akıl lazım fakat kafi değildir. Alim olsun,cahil olsun, hoca olsun hacı
olsun ‘Şeytanını-Nefsini’ Müslüman yapmadıkça kurtuluş yoktur. Đster Kâbe de
ister dağ başında ol, Đblis’in hilesinden kurtulamazsın. Şeytanımızı Müslüman
yapmak için ‘Vesile’yi bulmak ve ona uymak lazımdır.
Şu kitabın başından beri anlatılmak istenen şey vesile’lerin kıymetini önemi
hakkındadır.
Bu zevat-ı Muhtereme’nin her birisi Varis-i Muhammedi (A.S.M.) olup, ne
büyük gayret ve çaba göstererek bu mertebelere erişmişlerdir. Lütfen kabul
buyurup onlara talebe olmak ne büyük şereftir…
‘Vesile-i Hakikiler’ bu zamanda gizlenmişlerdir. Onlar bizi ve her şeyi
görürüler amma bizler göremeyiz, bilemeyiz…
Bütün gücümüzle, iltica ve dualarımızla irşad olacağımız bu mümtaz ve
kıymetli zat-ı Muhteremleri her vesile ile aramalıyız…
‘Allah (C.C.), cümlemizin yardımcısı olsun… Amin... ve Müin…
Sadakallah-ül-Azim.
Süphane Rabbike Rabb-ül izzet-i amma yasifun ve selamun alel Mürselin
Velhamd-ü Lillah-il Rabb-ül Alemiyn…
Hak Hizmetkârı
M.Ziya Ceran
27 Ramazan 1412
Leyle-i Kadr
1 Nisan 1992 Çarşamba
Gecesi saat: 1.30
Ankara
( Demetevler–12.ci cad.
Havacılar Sitesi 1 blok no:12)
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
7
File Size
17 597 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content