close

Enter

Log in using OpenID

Ak siyaset 4. sayı

embedDownload
13.06.2014 Sayı:4 Yıl:1
Sayın Başbakanımızın 10.06.2014 Salı günkü grup
konuşmasından öne çıkan başlıklar:
17 ve 25 aralık darbe
girişimleri hedefine
ulaşmış olsaydı
dünyanın en büyük
havalimanı temelini
atamayacaktık.
Hiç kimsenin Türkiye'nin istikbaline, istiklaline, kardeşliğine
ve ekonomisine tuzak kurma hakkı da haddi de yoktur.Biz
olayların arkasındaki asıl eli, asıl tehlikeyi gördüğümüz için
canımızı, başımızı ortaya koyduk. Türkiye uçurumun
kenarından döndü.
Bu hain girişimler karşısında sert, dimdik, onurlu,omurgalı
durmayacağız da ne zaman duracağız? imdi terör olayları
üzerinden yeni bir senaryoyu uygulamaya almak üzereler.
Bayrağı indireni alacaksın, indireceksin ve gereği neyse
yapacaksın. Oradaki görevli gereğini yapmaya mecburdur.
Orada garnizonun içine girip bayrağı indireni her halükarda
direkten indirip, alıp gerekeni yapacaksın. Aslında oradakiler
efendileri tarafından ölmeye gönderilmiş piyonlardır. İhmali
olanlardan hesap sorulacak dedim. 2 tanesi görevden alındı.
Şu an da bazı zanlılar gözaltına alındı. Orada asker gereğini
yapmayarak başka bir istismarın kapısını açtı.
“HERHALDE BEN
ANKARA’DAN GELİP DE O
BAYRAĞI İNDİRENİ
İNDİRMEYECEĞİM”
Şimdi çıkacak birisi garnizonun duvarlarını aşacak, Türk
bayrağını indirecek, o bayrağı indirirken o görevliler
seyredecek. Neymiş? Çözüm sürecini sekteye uğratmayalım.
Ne demek ya? O bayrağı indireni, neyse alacaksın
indireceksin gereğini de yapacaksın. Yapmıyorsan da
sorumlusun.
Herhalde ben Ankara’dan gelip de o bayrağı indireni
indirmeyeceğim. Burada çözüm süreci… böyle bir şey
olmaz. Bunun gereği neyse bunu yapmaya mecbursun.
Askerin polisin bahanesi olamaz. Ben buradan
Güneydoğu’ya tüm kardeşlerime sesleniyorum. Yollar
kesiliyor ne olacak? Efendim çözüm süreci sekteye
uğramasın. Arkadaşlar böyle bir mantık olmaz. Gelip yolları
kesen bu eşkıyalara teröristlere evet orada jandarması da
polisi de haddini bildirecek. Bir devletin görevi yol
emniyetini sağlamaktır, can emniyetini, mal emniyetini
sağlamaktır. Sen bunları yapamıyorsan görevli olarak, onları
da biz bütün gerek teftiş gerek onlarla ilgili yapılması
gereken uygulamayı yaparız.
Bunları tabi gözden tabi tekrar geçireceğiz. Şu anda gerekli
adımları attılar atıyorlar. Görevden alınanlar, gözaltına
alınanlar var. Şunu en baştan söylemek durumundayım.
Türkiye Cumhuriyeti bayrağına bu saldırıyı yapan hain alçak,
arkadan seyreden alçaklar, onları oraya gönderilen efendileri
tarafından ölmeye gönderilmiş piyondan başka bir şey
değildir.
1
Gezi olaylarının 25 Aralık darbe
girişiminin arkasındaki asıl
niyeti görmemiş olsaydık, şu
anda 77 milyon bugünkünden
çok farklı bir Türkiye’de, o eski
Türkiye’de yaşıyor olacaktık.
“ÇÖZÜM SÜRECİ DEVAM
EDECEKTİR”
Bu ülke 30 yıldır sadece terörle mücadele etmiyor. İşte bu kirli
zihniyetle de mücadele ediyor. Terörü bir geçim kapısı haline
getirmiş, yoksul çocukların ölümünü rant haline getirmiş kan
baronlarıyla da bu ülke mücadele ediyor. Bıçak sırtında
ilerlediğimiz bir süreçte, akbabaların pusuda beklediği bir
süreçte, 77 milyon bu gerilim tuzağına düşmeyeceğiz. Şunu
özellikle vurguluyorum, terör örgütünün yaptığı alçakça
eylemler, benim Kürt kardeşime hiç kimse genellemesin. Ne
HDP ne de terör örgütü benim Kürt kardeşlerimi temsil etmiyor.
Bunlar aramıza giremediler ve giremeyecekler. Bizim en hassas
değerlerimizi istismar etmek için ellerinden geleni yapacaklar.
Bayrağımız vatanımız kardeşliğimiz üzerinden alçakça saldırıyı
yapmaya çalışacaklar. Bizi kendilerinin o debelendiği bataklığa
çekmek isteyecekler.
Milletimin hiçbir ferdi, kardeşimiz bu tahriklere gelmesin.
Şundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Bu devlet de bu millet de
hiç olmadığı kadar güçlüdür. Bayrağımıza el uzatan haine de,
silahlı efendilerine de bu devlet gereken cevabı en sert şekilde
verir.
“BİZ BÜYÜK DEVLET
REFLEKSİYLE HAREKET
EDECEĞİZ”
Biz büyük devlet refleksiyle hareket edeceğiz. Üç beş piyonun,
korkakların tahrikiyle yolundan sapmaz. Hep o provokatörlere
haddini bildirecek hem de çözüm sürecini ilerleteceğiz. Bir
buçuk yıldır bütün Türkiye, 30 yıldır hasret kaldıkları bir barış
özgürlük ve demokrasi sürecini yaşıyorlar. Kepenkler
kapatılmıyor, sokaklarda çatışma görüntüleri yok. Tarım
yapılıyor, hayvancılık yapılıyor. Çıkılamayan dağlara çıkılıyor.
Bölgede yatırım artıyor, turist sayısı artıyor. Derin tahribat tamir
ediliyor. Tam da huzur barış kardeşlik filizleri çiçek açmışken, o
eski günleri geri getirmeye çalışanlara bölge halkı izin vermeyecektir.
“MHP VE CHP ŞEHİT
CENAZELERİ GELSİN DİYE
PUSUDA BEKLİYORLAR”
MHP şehit cenazeleri gelsin diye pusuda bekliyor. Bir işe de
yaradığı yok. Durumu bu. CHP pusuda bekliyor. CHP’nin genel
müdürü tv’ye çıkıyor, 17 çözüm önerimiz var diyor. Birinciyi
söylüyor, ikinciye gelince unuttum diyor. Sonradan anlaşıldı ki
madde sayısı da 19’muş. Bunu da hatırlamıyor. Meselenin bu
kadar dışındalar. Yaşatmanın çözümün tarafında hiç olmadılar.
Ama nerede cenaze istismar etmek varsa oraya koştular. BDP
şiddet ve kandan beslenen siyaset günlerine dönmek için
pusuda bekliyor. Şu anda paralel medyanın, malum medyanın
gazete sayfalarına, tv ekranına, internet sitelerine bakın çatışma
vesilesine döndürmek için çırpındıklarını göreceksiniz. Bunlar
için kan akmış, inanın hiç umursamadılar, umursamıyorlar.
AVRUPA’DA İLK ÇEYREKTE EN
HIZLI BÜYÜYEN ÜLKE TÜRKİYE
OLDU
Türkiye İstatistik Kurumu bugün saban saatlerinde 2014 yılının ilk
çeyreğine ait büyüme rakamlarını açıkladı, bu yılın ilk çeyreğinde
Türkiye ekonomisi yüzde 4,3 oranında bir büyüme kaydetti. Birçok
ülke ekonomisinin daraldığı ya da çok cüzi oranlarda büyüdüğü bir
ortamda, Türkiye ilk çeyreğe ait bu büyüme oranıyla bir kez daha
çok farklı bir konumda olduğunu tüm dünyaya gösterdi. İlk
çeyrekteki bu büyüme oranıyla gayrisafi milli hasılamızda da bazı
yeni rekorlar elde ettik. Türkiye’nin milli geliri bildiğiniz gibi 2002
yılında 230 milyar dolardı, biz yıllık ortalama yüzde 5 büyüme
oranıyla 2013 yılsonunda bu rakamı 820 milyar dolara çıkarttık,
yani 11 yılda 3,5 kat büyüme kaydetti. Türk Lirası bazında 2013
yılı sonunda milli gelirimiz 1 trilyon 562 milyon liraya ulaşmıştı,
şimdi bugün açıklanan ilk çeyrek büyüme oranlarıyla
hesaplandığında, geriye dönük 12 aylık milli gelirimiz Türk Lirası
bazında 1 trilyon 614 milyar liraya ulaştı. Türk Lirası bazında
Cumhuriyetimiz tarihimizin yeni bir rekorunu böylece elde etmiş
olduk.
“25 ARALIK’TA İSTENİLEN
OLSAYDI YASSIADA BENZERİ
MAHKEMELERDE
YARGILANACAKTIK”
Bakın, Cumartesi günü Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin Genel
Kuruluna katıldım ve orada da ifade ettim, 25 Aralık için
hazırlanan, sonra panik halinde imha edilen bir iddianame var,
sizler de bu son günlerde bunları okuyorsunuz. Bu iddianame
emniyet içindeki bir grup tarafından bir fezleke olarak hazırlanıyor,
hakim ve savcıların imzalarıyla usulsüz dinlemeler yapılıyor, çok
sayıda iş adamı, özellikle de küresel ölçekte projeleri üstlenmiş iş
adamları son derece keyfi iddialarla bu fezlekeye alınıyor, şahsım
bu fezleke suç örgütü lideri olarak tanımlanıyor, fezlekenin birçok
yerinde dönemin Başbakanı ifadesi geçiyor, Bakanlar Kurulundaki
tüm arkadaşlarım, ayrıca yakın çalışma arkadaşlarım örgüt üyesi
olarak gösteriliyor. Eğer 25 Aralıkta kirli emellerini gerçekleştirip
bu darbeyi yapabilselerdi, örgüt lideri dedikleri şahsımdan başlayıp
bakan arkadaşlarımı, çalışma arkadaşlarımı, çok sayıda iş adamını
tutuklayacak, Yassıada benzeri mahkemelerde dönemin Başbakanı
diyerek yargılayacaklardı, bunun hazırlıkları yapılmıştı.
“KARŞILARINDA BİR HÜKÜMET
BULUNCA BELGELERİ İMHA
ETMEK İSTEDİLER”
Burada bir kez daha vurgulamakta fayda görüyorum; bazı iş
adamlarını bu iddianamenin içine almak için gerçekten çok
şaşırtıcı, çok ürpertici kriterler kullandılar. Bir iş adamına
bakıyorlar, oğlu bu paralel yapının okullarından birinde okuyor,
fezlekeye almayalım, böyle diyorlar. Sonra bir de gazete
aboneliğine bakalım diyorlar, bakıyorlar ki o malum bir tanesinin
abonesi değil, o zaman fezlekeye alalım diyorlar, hukuku işte bu
kadar acınası bir duruma düşürüyorlar. Anayasa değil, yasalar
değil, şüphelinin çocuklarının okuduğu okul, abone olduğu ya da
olmadığı gazete ve gazeteler bir hukuk kriteri olarak kullanılıyor.
17 ve 25 Aralık’ta başarısız olunca, karşılarında bir Hükümet
bulunca bu belgeleri imha etmek istediler, tüm bu belgeler şimdi
ortaya çıkarıldı, emniyetin bilgisayarlarından bu belgeler kurtarıldı.
Ayrıca, bu belgeleri hazırlayanların darbe girişimini teyit eden
ifadeleri de alındı. Bu aşamadan itibaren, hukuk yoluyla tüm bu ve
buna benzer girişimlerin hesabı sorulacak. Hiç kimsenin
Türkiye’nin istikbaline, istiklaline, özellikle de Türkiye’nin
kardeşliğine ve Türkiye ekonomisine tuzak kurma hakkı yoktur, 2
haddi de yoktur.
“YENİ TÜRKİYE’Yİ KARDEŞLİK
ÜZERİNE İNŞA ETMEYİ
SÜRDÜRECEĞİZ”
“12 YIL BOYUNCA OLDUĞU GİBİ YİNE TARİHİ
REKORLARI KONUŞUYORUZ”
Bakın, bu darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı, biz bugün bu
büyüme rakamlarını göremeyecek, bu oranda bir büyümenin
sevincini yaşamayacaktık. Hükümeti devrilmiş, yeniden
koalisyonlara mahkum edilmiş, geleceği tamamıyla belirsiz
bir ülkede belki de bugün çok derin bir kriz ve kaosu yaşıyor
olacaktık. Allah’a hamdolsun bu tuzağı gördük, bu tuzağı
bozduk ve bugün işte 12 yıl boyunca olduğu gibi yine tarihi
rekorları konuşuyoruz. Mayıs ayında ihracatımız geçen yılın
aynı ayına göre rekor düzeyde artık kaydetti, geriye dönük
12 aylık ihracatımız 156 milyar dolara ulaşarak Cumhuriyet
tarihimizin en yüksek rakamına ulaştı. Merkez Bankası
rezervimiz 131 milyar dolara yükselerek geçen yılın Mayıs
ayındaki rekor seviyesine yeniden yaklaşıyor. Bildiğiniz gibi,
Mayıs ayında geçen yıl 135 milyar dolara ulaşmıştık, şimdi
inşallah onu yeniden yakalıyoruz, yakalayacağız.
“GEZİ OLAYLARININ SEBEBİ HİÇBİR ZAMAN
AĞAÇ OLMADI, PARK OLMADI”
Haftalarca Türkiye ve dünya kamuoyuna Gezi olaylarının
sebebi ağaçtır, parktır diye propaganda yaptılar. Gezi
olaylarının sebebi hemen ertesi günden itibaren hiçbir zaman
ağaç olmadı, park olmadı, çevre hassasiyeti olmadı, orada
başka hesaplar görülmek isteniyordu. Hatta içlerinden
birinin, hala anlamıyor musunuz, bu işin sebebi ne ağaçtır, ne
çevredir diyordu. Orada büyüyen Türkiye’de ciddi bir kaos
oluşturmak, büyüyen Türkiye’yi yeniden eski günlerine
döndürmek gayesi taşınıyordu.
77 milyonu tedirgin etmek, huzursuz etmek isteyenlerin
şımarıklığına boyun eğmeyiz. HDP, bölgenin CHP’si olmaya
çalışıyor. Bölge halkını tıpkı CHP’nin geçmişte yaptığı gibi
faşizmle, baskıyla, zulümle sindirmeye çalışıyor. Eğer HDP bu
faşist tavra, bu silahların gölgesinde siyasete devam edecekse
onu da muhatap olmaktan çıkartır, tümüyle oradaki
kardeşlerimizle muhatap oluruz. Zaten Kürt kardeşlerimizin en
fazla teveccüh ettiği parti AK Parti. Eğer HDP, bir siyasi parti
olmayı başaramazsa, gider Kürt kardeşlerimizle el ele verir
onlarla birebir yüz-yüze bu işin mücadelesini birlikte yürütürüz.
Doğu’daki, Güneydoğu’daki Kürt kardeşim, bu HDP’nin, bu
terör örgütünün faşizmine boyun eğmesine rıza göstermesin.
Bunların ırkçı, ayrımcı politikalarına, bunların baskı ve zulüm
eylemlerine boyun eğmesin. Yoksul Kürt çocuklarının kanıyla
beslenen bu örgütlere benim Kürt kardeşim prim vermesin. 1,5
senede çok büyük mesafe kaydettik. Allah’ın izniyle,
milletimizin sağduyusu ve desteğiyle biz bu çözüm sürecini çok
daha ileri noktalara taşıma kararlılığı içindeyiz ve göreceksiniz
taşıyacağız. Türkiye için çözümden başka bir seçenek,
çözümden başka bir tercih yoktur. Her ne şekilde olursa olsun
biz bunu başaracak, yeni Türkiye’yi de kardeşlik üzerine inşa
etmeyi sürdüreceğiz.
“İLK YERLİ HELİKOPTER ATAK”
Sistemi öyle kurduk. Ortaya öyle bir tasarım çıkardık ki
inşallah yakın bir zamanda Türkiye'nin en önemli ihraç
mallarından biri işte bu 'Atak' helikopterleri olacak. Kendi
ürettiğimiz her bir helikopterin 1360 beygir gücünde 2 motoru
var ve saatte 288 kilometre hıza ulaşabiliyor. Her bir
helikopterimizin burnunda 20 milimetrelik 500 mermi
kapasiteli top bulunuyor. Kanat altına toplam 76 adet roket
yerleştirilebiliyor. İleride yapılacak üretimlerde bunlara ek
olarak 'Atak' helikopterlerine cirit ve mızrak füze sistemleri
ASELSAN tarafından geliştirilen telsiz sistemleri, radar, lazer,
stinger sistemleri entegre edilecek.
92 yıl önce dedelerimiz ayaklarında yırtık çarıkla, ellerinde
silah yerine orakla, dirgenle, yabayla düşmanın üzerine
gidiyorlardı. Ama bugün kendi helikopterimizi üretiyor, kendi
insansız hava araçlarımızı, uçaklarımızı, piyade tüfeklerimizi,
tanklarımızı üretiyor, bunları ihraç etmeye hazırlanıyoruz.
"TÜRKİYE UÇURUMUN KENARINDAN DÖNDÜ"
Aynısını 17 ve 25 Aralık’ta yaptılar, Türkiye içinde ve
dışında bunun bir yolsuzluk operasyonu olduğu algısını
yaymaya gayret ettiler. Bu operasyonların yolsuzlukla
uzaktan, yakından ilgisi alakası yoktu, amaç Hükümeti
yıpratmak, hatta bunun da ötesine geçip Hükümeti devirmek,
seçilmiş Hükümeti mahkemelerde yargılamak ve mahkum
etmekti. Gerek Gezi olaylarında, gerek 17-25 Aralık
operasyonlarında Türkiye çok ciddi bir tehlike atlattı, çok
büyük bir badireyi aştı, hatta hiç mübalağa etmeden
söylüyorum, Türkiye uçurumun kenarından döndü. İnanın,
eğer Gezi olaylarının 25 Aralık darbe girişiminin arkasındaki
asıl niyeti görmemiş olsaydık, şu anda 77 milyon
bugünkünden çok farklı bir Türkiye’de, o eski Türkiye’de
yaşıyor olacaktık. Bu alçakça saldırılar karşısında öfkeli
olmayacağız da ne yapacağız? Bu haince girişimler
karşısında dimdik durmayacak, sert, onurlu, omurgalı bir
duruş sergilemeyeceğiz de, bunu ne zaman yapacağız?
3
Mehmet Ali ŞAHİN
Siyasi ve Hukuki İşler Başkanı
Karabük Milletvekili
12.
CUMHURBAŞKANLIĞI
SEÇİMİNİN
Bir tarih yazılmaktaydı...
Cumhuriyetin ilanından dakikalar sonra
FARKI NE?
bu defa Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk
Cumhurbaşkanlığı seçimine 2 aydan daha az zaman kaldı... Ağustos
ayında 12. Cumhurbaşkanımızı seçeceğiz... Henüz adaylar belli
değil… Ancak bu konuda en rahatı AK Parti… Neticeden emin
Cumhurbaşkanı seçilmişti… O tarihte
meclisin toplam üye sayısı 287 idi... Ama
bunlardan sadece 158'i oylamaya
katılmıştı…
şekilde istişarelerine devam ediyor... Muhalefet partilerinin ne
İsmet İnönü'nün 2. Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi de ilginçtir...
yapmaya çalıştıklarını, ziyaretlerinden ne sonuç çıkaracaklarını
Atatürk'ün yakın silah ve dava arkadaşı olan İsmet İnönü, 1937 yılının
anlayabilene aşk olsun... Sayın genel başkanımız ve Başbakanımızın,
20 Eylül'ünde 12 yıldır sürdürdüğü Başbakanlık görevinden istifa
belediye başkanları toplantısında yaptığı konuşmadaki şu tespitine
etmişti. İstifanın ardında, çeşitli konularda Atatürk'le aralarında olan
katılmamak mümkün mü? "Çatı Cumhurbaşkanı arıyorlarmış... Ya,
derin görüş ayrılıkları vardı.
temeli olmayanın çatısı olur mu? Bunların yaptığı iş bu... Temel yok,
çatı... Çatıdan temele inilmez, temelden çatıya çıkılır. Bunların
anlayışı hep böyle olduğu için tutmuyor."
Ülkemizde Cumhurbaşkanlığı seçimleri hep sıkıntılı
Atatürk, ekonomik alandaki atılımları yeterli görmüyor.
Hükümetin atak davranmasını istiyor, özel sektörün sanayileşmede daha
fazla rol alabileceğini düşünüyordu... Atatürk, devletin giderek
hantallaşmaya başlamasından, bürokrasinin artmasından endişeliydi...
geçmiştir... Ya devletin istediği kişi Cumhurbaşkanı olmuştur, ya
İsmet İnönü ise, ekonomi alanında tüm iplerin devletin elinde olmasını
askerlerin dayattığı kişi... Ya da parti ve partilerin tespit ettiği kişi
savunuyordu... Yani Atatürk, liberal politikalar uygulanmaya
Cumhurbaşkanı olarak meclisçe onanmıştır…
başlanmasını savunurken, İsmet İnönü; devletçi yaklaşımdan
***
vazgeçmiyordu… Atatürk – İnönü anlaşmazlığının bir diğer nedeni
Hatay sorunuydu. Atatürk, Hatay'ın Türkiye topraklarına katılabileceğini
İlk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Paşanın
Cumhurbaşkanı seçilmesini o günün koşullarında değerlendirmek
gerekir ama yukarıdaki tespit bağlamında şu gerçeği de bilmek
bekliyor... Hükümetin bu alanda attığı adımları yetersiz buluyordu...
İşte o anlaşmazlıklar sonucu, İsmet İnönü, 20 Eylül 1937'de
başbakanlıktan istifa etmişti... İnönü, istifadan sonra evine çekilmiş
gerekir: "29 Ekim 1923 günü meclis toplandı... O gün tarihimizin
adeta kendisini Dünya'dan tecrit etmişti. Üzerinde "CHP Malatya
dönüm noktalarından biriydi... Saat 20.30'u gösterirken Anayasada
Milletvekili" olmasının dışında bir sıfat yoktu...
gerekli değişiklikler yapıldı... Devletin rejimi Cumhuriyet olarak ilan
Ancak ne garip, İsmet İnönü, Atatürk'ün ölümünden bir gün
edildi. Oturuma ara verilecekti ki, meclis reisliğine bir önerge
sonra Cumhurbaşkanı seçilmişti.. Dönemin Başbakanı Celal Bayar,
sunuldu… Dr. Fikret Bey, görüşmelere ara verilmemesini,
Cumhurbaşkanlığını istemediği gibi, İnönü'nün Cumhurbaşkanlığını
Reisicumhurun seçilmesini istiyordu... Bu önerge oylandı ve kabul
desteklemişti... Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak da
edildi... Bir tarih yazılmaktaydı... Cumhuriyetin ilanından dakikalar
Cumhurbaşkanlığına sıcak bakmamıştı. Ordunun başında kalmayı uygun
sonra bu defa Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı
bulmuştu… Üstelik Fevzi Çakmak, ağırlığını İsmet İnönü'nün
seçilmişti… O tarihte meclisin toplam üye sayısı 287 idi... Ama
Cumhurbaşkanı seçilmesinden yana koymuştu…
bunlardan sadece 158'i oylamaya katılmıştı… 129 üye ise, ya
meclise hiç gelmemiş, ya da gelip oylamada bulunmak için salona
İsmet İnönü'de tıpkı Atatürk gibi 4 dönem üst üste
Cumhurbaşkanlığı yapmıştı...
girmemişti." (Nuri KAYIŞ – Çankaya Yokuştur – Köşk'e Nasıl
Çıktılar?)
Mustafa Kemal Atatürk, üst üste 4. kez Cumhurbaşkanı
seçildi ve 10 Kasım 1938 de hayata gözlerini yumdu.
***
***
"12. Cumhurbaşkanlığı seçiminin farkı ne?" Sorusunun
cevabını vermeye önümüzdeki sayıda devam edeceğiz.
İyi haftalar dileğiyle…
4
SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI
DUYURUSU
Değerli Siyasi ve Hukuki İşler Başkanımız,
Bildiğiniz gibi Ak Parti Siyasi ve Hukuki işler başkanlığı olarak "AK SİYASET"
adı altında e-bülten çıkartmaktayız.
Bu bülten, başta AK Parti Siyasi ve Hukuki İşler Başkanları olmak üzere;
Teşkilatımız arasındaki söylem birliğine katkıda bulunmak amacıyla çıkartılıyor.
Bültenimizin ilerleyen sayılarında sizlerin de katkılarıyla daha dolu bir içeriğe
kavuşacağına inanıyoruz. İl ve ilçe Siyasi ve Hukuki İşler Başkanlarımız, örnek
teşkil ettiklerine inandıkları çalışmalarını bize gönderebilirlerse "AK SİYASET" te
onlara da yer vermek istiyoruz.
Diğer yandan, siyasi ve hukuki işler başkanlarımıza bültenimizde yer alan
"Ortak Söylem'' amaçlı bilgileri, yönetim kurulu toplantılarında ve diğer
etkinliklerde dile getirmelerini de tavsiye ediyoruz...
Selam, sevgi ve başarı dileklerimle…
Mehmet Ali ŞAHİN
Ak Parti Genel Başka Yardımcısı
Siyasi ve Hukuki İşler Başkanı
E-mail : [email protected]
5
MECLİS GÜNDEMİ
Yılmaz TUNÇ
Siyasi Hukuki İşler Başkan Yardımcısı
Bartın Milletvekili
TÜRK CEZA KANUNU İLE BAZI
KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK
YAPILMASINA DAİR KANUN
TASARISI
* Adli para cezasının ödenmemesi halinde doğrudan hapse
çevirmek yerine önce kamuya yararlı işte çalıştırmaya, çalışma
yükümlülüğüne uyulmadığı takdirde hapsin infazına geçilmesi
öngörülmektedir.
* İdari Yargılama Usulü Kanununda Yapılan Değişiklikle
“İstinaf Kanun Yolu” Getiriliyor. Bölge İdare Mahkemelerinin
Sayısı Yeni Sisteme Göre Azaltılıyor. Mevcut uygulamada, 25
ilde bölge idare mahkemesi bulunmakta iken, yapılan
düzenlemeyle, istinaf incelemesi yapacak olan bölge idare
mahkemelerinin sayısı azaltılacak ve ihtiyaca göre belirlenecek
sayıda bölge idare mahkemesi kurulacaktır. İstinaf Kanun
Yolunun Yürürlüğe Girmesine Yönelik Yapılacak Bu
Düzenlemelerle Danıştay’ın İş Yükünün Önemli Oranda
Azalması ve Danıştay’ın “İçtihat Mahkemesi” Rolünün Ön
Plana Çıkması Hedeflenmektedir.
* İdari Yargıda İvedi Yargılama Usulü Getiriliyor.
* Yargıtay’da 38 dairenin hukuk ve ceza dairesi olma niteliğinin
kanunla belirlenmesinden vazgeçiliyor. Dairelerin hukuk ve
ceza dairesi olma niteliği ve bunların sayısı Yargıtay Büyük
Genel Kurulu tarafından belirlenecek.
* Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun üye sayısı 8 den 12 ye
çıkarılmaktadır. Yargıtay Genel Sekreteri seçilebilmek için
Yargıtay’da 5 yıllık kıdem şartı getirilmektedir. Yargıtay’da
genel sekreter yardımcısı seçilebilmek için birinci sınıfa
ayrılmış olmak şartı aranacaktır. Yargıtay Birinci Başkanı
seçilebilmek için gereken 4 yıllık süre 10 yıla, Yargıtay
C.Başsavcısı seçilebilmek için gereken 4 yıllık süre 5 yıla,
Yargıtay Başkanvekili ve C.Başsavcıvekili seçilebilmek için
gereken 3 yıllık süre 5 yıla çıkarılmaktadır. Yargıtay’da daire
başkanı olabilmek için gereken 3 yıllık süre
değiştirilmemektedir.
Tasarı 104 Maddeden oluşuyor. Ceza Hukuku, İdari Yargıda
İstinaf Kanun Yolunun kurulması, Yargıtay Kanununda Değişiklik
ve HSYK Kanununun Anayasa Mahkemesince iptal edilen
maddelerinin yeniden düzenlenmesini, cinsel dokunulmazlığa
karşı işlenen suçlar ile hırsızlık, uyuşturucu ve uyarıcı madde
suçlarına ilişkin cezalarda artışlar öngörülüyor.
* Cinsel Dokunulmazlığa Karşı İşlenen Suçlara ve özellikle
çocuklara karşı işlenen cinsel saldırı suçlarına verilecek cezalar
artırılıyor.
* Sulh Ceza Mahkemesi – Asliye Ceza Mahkemesi Ayrımı
Kaldırılıyor, koruma tedbirleri için Sulh Ceza Hakimlikleri
oluşturuluyor.
* Uyuşturucu veya Uyarıcı Maddelere İlişkin cezalarda artış
yapılıyor. Uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanan kişiler hakkında
denetimli serbestlik kararı soruşturma aşamasında Cumhuriyet
savcısı tarafından verilecektir. Bu kişiler hakkında kamu
davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilecek ve 5 yıl süreyle
takip edileceklerdir.
* Nitelikli hırsızlık, konuttan hırsızlık ve kapkaç suçlarının
cezaları yaklaşık olarak yarı oranında arttırılıyor.
* Haberleşme-Enerji-Demiryolu veya Havayolu Ulaşımına İlişkin
Eşya Hakkında İşlenen Hırsızlık ve Mala Zarar Verme Suçlarının
cezalarında artış yapılıyor. Bu suçların kamu hizmetinin geçici de
olsa aksamasına yol açması durumunda verilecek cezanın iki
katına kadar artırılması öngörülüyor.
* Asliye Ticaret Mahkemelerinin Heyet Halinde Çalışması
sağlanıyor.
* Hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumunda
hayatını yalnız idame ettiremeyen hükümlülerin cezalarının
infazının geri bırakılması için toplum güvenliği bakımından
güvenliği bakımından tehlikelilik unsuruna “ağır ve somut”
kriteri eklenmek suretiyle kavram daraltılıp somutlaştırılıyor,
Şartları taşıyan mahkûmların cezalarının infazının geri
bırakılması öngörülüyor. * Yargı görevini yapanı etkilemeye
teşebbüs suçunun unsurları yeniden düzenleniyor.
* Adalet Bakanlığı meslek öncesi ve meslek içi eğitimleri için
Personel Eğitim Merkezleri Kuruluyor.
* Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının aynı kişi
hakkında bir kez verilmesi getiriliyor.
* HSYK Kanunu değişikliğinin Anayasa Mahkemesince iptal
edilen maddeleri, iptal gerekçeleri doğrultusunda yeniden
düzenleniyor.
* Yargılama giderlerinin tek başına temyiz nedeni olmaması
hükmü getiriliyor.
* Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılarak, Siyasi
partilerin benzer amblemler kullanarak faaliyette bulunmasının
önüne geçiliyor, siyasi partilere mükerrer üye yapanlar ile ilgili
cezalarda indirim sağlanıyor.
* Yurtdışında Türk kamu görevlisine bir yabancı tarafından rüşvet
verilmesi durumunda Adalet Bakanının izni aranmaksızın
doğrudan soruşturma ve kovuşturma yapılması düzenleniyor.
66
KOMİSYONDA
GÖRÜŞMELERİ DEVAM EDEN
TORBA KANUN TASARISI
ÖNEMLİ DÜZENLEMELER
İÇERİYOR
* Yeraltı işçilerinin emeklilik yaşı 55’ten 50’ye düşürülüyor,
çalışma süreleri de günlük 8 saatten 6 saate indiriliyor.
Yeraltı işçilerinin izinde ve tatilde geçen çalışılmayan günleri
de çalışılmış gibi yıpranmaya dâhil ediliyor.
* Yer Altı İşlerinde Çalışan İşçilerde haklı nedenle fesihte 6
aylık Kıdem Şartının Aranmaması düzenlenerek, işveren
tarafından yapılan fesihler için işçiler lehine düzenleme
yapılıyor.
* Yer altı işlerinde çalışan işçilerle ilgili fazla mesai
şartlarının ıslahına ilişkin düzenleme yapılıyor, işçilerin
yıllık ücretli izin sürelerinin artırılması öngörülüyor.
* Alt işveren, asıl işveren ve bunların çalıştırdıkları işçilerin
haklarına ilişkin çeşitli durumlar taşeron işçileri lehine
düzenleniyor.
* İşveren Sendikalarının Karşılıksız Yardıma Dayalı
Dayanışma Ve Yardım Fonu Oluşturması imkânı getiriliyor.
* Esnaf ve ziraat odaları kayıtlarındaki geçersizlikler
sebebiyle esnaf ve çiftçilerimizin hizmetleri silinmeyecek,
İşyeri kapanmış işverenlerin 100 TL’nin altında olan borçları
siliniyor. Odalara verilen idari para cezaları bir defaya
mahsus olmak üzere siliniyor. Disiplin affından yararlanan
memurların çalışamadığı süreler için prim borçlandırması
yapılıyor.
* Prim Borcuna Mahsuben Alınan Taşınmazların Satışında
KDV Muafiyeti, Vatandaşlıktan İzinle Çıkanlara (Mavi
Kartlılar) Borçlanma Hakkı getiriliyor.
* İkili Sözleşme Yapılan Ülkelerdeki İlk İşe Giriş Tarihi
Emeklilik İşlemlerinde Kabul Edilip, Türk Vatandaşlığından
İzinle Çıkanlar Ve İlk İşe Giriş Tarihi İle İlgili 3201 Sayılı
Kanunda Yapılan Değişikliklerin Davasından Feragat
Edenlere De Uygulanması Sağlanıyor. * Doğum borçlanması
2’den 3’e çıkarılıyor, bağ-kurlular ve memurlara da bu
uygulamadan yararlanma imkanı getiriliyor. Tüp bebek
deneme sayısı da ikiden üçe çıkarılıyor.
* Kamu alacakları yeniden yapılandırılıyor. 30 Nisan 2014 tarihi
itibarıyla kesinleştiği halde ödenmemiş olan bazı kamu
alacaklarının taksitler halinde ödenmesi imkanı getiriliyor.
Kapsama giren alacak asıllarının ödenmemiş kısmının tamamı ile
bunlara bağlı faiz, cezai faiz, gecikme faizi, gecikme zammı gibi
fer’i amme alacakları yerine bu Kanunun yayımlandığı tarihe
kadar TEFE/ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak
hesaplanacak tutarın maddede belirtilen süre ve şekilde tamamen
ödenmesi şartıyla alacak asıllarına bağlı faiz, cezai faiz, gecikme
faizi, gecikme zammı gibi fer’i amme alacaklarının tamamının
tahsilinden vazgeçilmesi öngörülmektedir. Ödenmemiş olan
kısmın yalnızca faiz gibi fer’i alacak olması halinde bu fer’i
alacak yerine TEFE/ÜFE tutarı alınacaktır.
* 40 Bin Öğretmen Ataması yapılıyor
TBMM ARAŞTIRMA
KOMİSYONU
SOMA’DA
İNCELEMELER YAPTI
Soma’daki maden faciasını araştırmak için kurulan araştırma
komisyonu çalışmalarına başladı. Komisyon, Konu ile ilgili
uzmanları, TKİ yetkililerini ve Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı yetkililerini
TBMM’de dinledikten sonra Soma’ya giderek, üç gün süren
araştırma ve incelemelerde bulundu. Aksaray Milletvekili Ali
Rıza Alaboyun’un başkanlığındaki heyet, önce Maden
Şehitlerini şehitlikte ziyaret ettikten sonra, madencilerin
ailelerini ziyaret ettiler. Soma Kaymakamlığında yetkilileri
dinleyen Komisyon, kazanın meydana geldiği maden ocağına
giderek incelemelerde bulundu. Teknik çalışmalar nedeniyle
kapalı olan kazanın meydana geldiği ocağa giremeyen
Komisyon üyeleri aynı bölgede özel sektöre ait bir maden
ocağına inerek, üretimde çalışan madencilerle görüştüler ve
ocakta incelemelerde bulundular. Komisyon, Soma kazasından
kurtulan işçileri ve STK temsilcilerini dinlediler. Araştırma
Komisyonu, üç gün süren Soma ziyaretinin ardından Ankara’ya
döndü. Komisyon konunun taraflarını dinlemeye devam edecek.
7
HAFTAYA DÜŞEN NOTLAR
Cuma İÇTEN
Siyasi ve Hukuki İşler Başkan Yardımcısı
Diyarbakır Milletvekili
ÇÖZÜM SÜRECİ NEREYE GİDİYOR? (İKİNCİ BÖLÜM)
Geçtiğimiz sayıda
başladığımız "Çözüm Süreci
Nereye Gidiyor?" başlıklı
yazımızı can alıcı bir soruyla
bağlamıştık. Bu hafta
kaldığımız yerden devam
ederek bu sorunun yanıtını
arayalım. Evet, sorumuz,
DEVLET İMRALI İLE GÖRÜŞÜP ÇÖZÜM
SÜRECİNİ NASIL BAŞLATTI?
İktidara geldiğimizden bu yana ülkenin sorunlarını çözerken kimse
ile pazarlık içersinde olmadık. Muhatabımız hep miletin ta kedisi
oldu. Biz, milletimizle ortaklık yaptık. İnsanlarımızı hep dinledik,
hep beraber yaşamlara dokunduk. Ülkemizin demokrasi sorunu
vardı. Özgürlüklerin önünde engeller vardı ve bunlar bilinen
konulardı ve parti programımızda da çözmeyi taahhüt ettiğimiz
şeylerdi. Hamd olsun hepsini bir bir çözdük. Kürt sorunu bu
ülkenin en önemli onlarca sorunların başında geliyordu. PKK,
KCK, ve BDP'nin elinde onları haklı gösteren argümanlar vardı ve
bu malzemelerin onların elinden almamız gerekiyordu. İşte 12 yılda
terörün elindeki argümanların tamamını aldık ve şimdi hiçi biri
insanlarımıza gidip kendilerini haklı gösteremiyorlar. Attığımız her
adımda bu ülke bölünecek dedi birileri ama öyle olmadı. Tam
aksine her adım attığımızda Türkiye büyüdü ve gelişti. Pkk köşeye
sıkıştı ve artık bir malzeme olmayınca bu işin devam etmeyeceğini
gördü ve halktan da gelen yoğun baskı bu süreci yani "Çözüm
Süreci"ni başlattı.
ÇÖZÜM SÜRECİ SADECE AK PARTİ VE SAYIN
BAŞBAKANIMIZ İLE YÜRÜYECEK
Çözüm Süreci sadece AK Parti ve sayın başbakanımız ile
yürüyecek bir süreç değildir. Bu süreçte HDP'nin, PKK'nın,
KCK'nın, CHP'nin, MHP'nin, STK'ların, Kanaat Önderlerinin ve
devletin kurumlarının hepsinin desteği ile olur ve sonuç alınır.
Süreç tek taraflı işleyemeyeceği için süreçten rahatsızlık duyan
kesimler işi provoke edecekler ve özellikle son günlerdeki
gelişmeler göz önüne alındığında etmeye başladıklarını da
görüyoruz. Devletin ilk zulmü ile başlayan kürt sorununda en çok
acı çeken ve bedel ödeyen annelerdi. Şimdi, PKK zulmü ile acı
çeken anneler PKK'yı köşeye sıkıştırmaya başladılar. Bu anneler
cesaretlerini, yüreklerini ortaya koydular. Zaten canlarını PKK
almıştı, kendi canlarının da bir kıymeti yoktu. Bu annelere sayın
başbakanımız ve insanlık onurundan bir nebze olanlar sahip çıktı ve
göreceksiniz ki bu haykırış bir çığ gibi büyüyecek.
PKK CENEVRE ANLAŞMASINA
BİNAYEN ÇOCUKLARI GERİ VERMELİ
PKK, HDP ve KCK, çözüm sürecinin devam etmesini
istiyorlarsa özellikle bu süreçte dağdaki çocukları imzaları
bulunan Cenevre anlaşmasına binayen geri vermeli ve bu işi
masum, suça karışmamış çocuklar üzerinden yürütmemeliler. En
nihayetinde bu yapının içersinde çözüm sürecini isteyen ciddi bir
taban vardır ve bu süreç yürümeye devam edecektir. Aksi
durumda sayın başbakanın da ifade ettiği gibi "b" ve "c" planları
yürürlüğe girecektir. PKK bu tavrı ve tahrikleri ile devletin
sabrını zorlamaya çalışmaktadır. Kimse bölgede eskiye dönmek
istememektedir. Yapılan tüm provokatif eylemlere rağmen devlet
ve hükümetimiz son derece sabır ve sebat göstererek üzerine
düşen hassasiyetleri fazlası ile yapmaktadır. Bu noktada akla
gelen ve en çok sorulan sorulardan biri de neden PKK bu işi
provoke ediyor, hala ne istiyor? Pkk, homojen bir yapıya sahiptir
ve kendi içersinde dış güçlerden beslenenler vardır. Dolayısıyla
dış güçler elbette ki PKK'yı kullanmaya devam edecektir. Bu,
beklenen bir şeydir. Bu noktada önemli olan milletin desteğini
bu yapılardan çekmesi ve tavır takınmasıdır ki bu süreçte bu
gerçekleşmiştir.
KÜRTLER SADECE PKK VE HDP'DEN
İBARET DEĞİLLERDİR
Gelinen noktada PKK, KCK ve HDP, ne Kürdistan devletinin
kurulmasını ne federatif yapıyı ne de özerk bir oluşum talep
etmektedirler. İmralı, tam aksine Nevroz meydanına yolladığı
mektup ile bir arada birlikte yaşamaktan bahsetmiş ve bu
anlamda taleplere son noktayı koymuştur. Bir grup militan ve dış
güçlerden beslenenler ne talep ederse etsinler bunun vatandaş
tarafından bir karşılığı yoktur ve bir anlam ifade etmeyecektir.
Kaldı ki kürtler sadece PKK ve HDP'den ibaret değildir. Ciddi
anlamda farklı düşünen, AK parti içersinde yer almış ve
hepsinden daha fazla karşılık bulmuş kürtler vardır ve bu kürtler
ak parti çatısı altında yer alarak yıllardır düşüncelerini ifade
etmişlerdir. Bölgede HAKPAR, HÜDAPAR ve buna benzer
siyasi oluşumlar vardır ve bunlar da silahların karşısında bir
duruş sergilemişlerdir.
SONUÇ OLARAK ÇÖZÜM SÜRECİ
DEVAM EDİYOR
Sonuç olarak Çözüm Süreci devam ediyor ve her zamankinden
daha güçlü yol alıyor. Bu anlamda diyebiliriz ki: Çözüm Süreci,
demokratik bir zemin oluşturmuş ve herkesin kendisini ifade
etmesini sağlamıştır. Annelerin duruşu, çözüm sürecinin
gücünün yansımasıdır. İlerleyen süreçlerde farklı düşünceler
daha fazla yüksek sesle ifade edilecek ve silahların bırakılmasına
doğru yaklaşmış olacağız.
8
HAFTANIN MAKALESİ HAZIRLAYAN
Ahmet DEMİRCAN
Siyasi ve Hukuki İşler Başkan Yardımcısı
21. Dönem Milletvekili
Ü
lkemizde ve içinde bulunduğumuz bölgede gündemin ne kadar hızlı değişebildiğinin çarpıcı örneklerini yaşıyoruz. Daha gezi
olaylarının başarısız, yeniden ısıtılma gayretleri üzerinden çok kısa bir süre geçmişken, PKK ve ona karşı veya taraftar olan
mahfillerce tahrik edilen çözüm sürecinin sabote edilmesi gayretlerine şahit olduk. Bayrağımıza karşı yapılan aşağılık saldırının
öfkesini, faillerin ve ihmali bulunanların ortaya çıkarılmasını beklerken, Suriye ve Ukrayna olayları derken Irak'ta yaşanan IŞİD saldırısı ve
Musul'da konsolosluğumuza yapılan saldırı ve personelimizin rehin alınmasıyla sarsıldık.
Aslında olan ne? Dünya yeniden şekilleniyor. Bu şekillenmede statükoya uymayan İslam ve Müslümanlar oyun dışına itilmeye çalışılıyor.
Bunun için de yine Müslümanlar kullanılıyor. Taliban, Elkaide, Boko Haram ve Işıd gibi örgütler bu işin üretilmiş araçları. İslam'a karşı
yürütülen saldırı daha çok imaj üzerinden yürütülüyor. Batı insanının ve dünya halklarının gözünde Müslümanlar ve İslam
itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Türkiye gibi bu oyunu bozabilecek ülkeler paraleliyle, dikeyiyle içeride oluşturulmuş yapılar eliyle
istikrarsızlaştırılarak oyun dışına itilmek, kontrol altına alınmak isteniyor.
Bu meseleler milli meselelerdir, beka sorunudur. Asla iç siyaset malzemesi yapılmaması gerekir. Petrol ve emperyalistlerin bölge üzerindeki
paylaşım kavgalarını unutmamak lazım. Ayrıca olayın insani boyutu gözden kaçırılmamalı. İktidarıyla, muhalefetiyle Türkiye 'Büyük Devlet'
refleksiyle konuya yaklaşmak zorundadır. Bu reflexin belirtilerini görmek hepimizi umutlandırıyor.
Musaddık'ın devrilmesi, IŞİD ve Kuzey Irak petrolleri
Cem KÜÇÜK / Yenişafak Gazetesi
Musaddık 1952'de yabancı petrol şirketlerinin tamamını millileştirdi. Bu durum en çok İngiltere'yi vurdu. İran petrollerindeki kontrolün Sovyetlere geçeceğinden
endişe eden İngiltere, ABD'den yardım istedi. Hazar'dan İran Körfezi'ne kadar geniş alan petrol açısından bir vahaydı. Bir Avrupa üniversitesinden hukuk
doktorası alan ilk İranlı olan Musaddık çok sevilen bir liderdi. Hatta Time dergisi 1951'de onu yılın adamı seçmişti.
ABD ve İngiltere koalisyonla radikal İslam savaşçılarını, parlamento üyelerini, gazetecileri satın aldı. Musaddık'ın Yahudi ve Komünist olduğu dedikodusu
bilinçli olarak ağızdan ağıza yayıldı. İşi şansa bırakmak istemeyen İngiltere sokaktaki haydutlara cami yakması için para bile verdi. Sonunda Musaddık indirildi,
yerine Şah Rıza Pehlevi getirildi. Yeni konsorsiyumla ABD petrol gelirlerinin yüzde 40'ını aldı. Standart Oil, Mobilgas, Chevron, Gulf ve Texaco şirketleri
ABD'nin Batı'daki anahtar şirketleri oldu.
1979 İran Devrimi'yle bu süreç tersine döndü ve o gün bugündür İran ABD için haydut devlet. Jimmy Carter döneminden Zbigniew Brzezinski'nin tavsiyesiyle
Truman Doktrinine artık İran da dahil edilmişti. ABD her ne kadar Irak'la savaşıp Saddam'ı alaşağı etse de İran'la sıcak bir tartışmaya girmedi. Ahmedinejad
zamanında ilişkiler gerildikçe gerildi. Ama Ruhani'nin iktidara gelmesiyle ABD ve İran arasında ilişkiler yumuşamaya başladı.
Bu arada 2003'de Irak işgal eden ABD burada kontrolü bir türlü sağlayamadı. Irak neredeyse İran'ın hakimiyet sahası oldu. Kuzey Irak yönetimi, Merkezi Irak
yönetimi ve Şii bölgesi olmak üzere Irak içe bölündü. Petrol gelirleri Merkez'de toplanıyor ve gelirler diğer yerlere dağıtılıyordu. Ama Şii Maliki ile Barzani
arasında sürtüşme çıktı. Aldığı gelirden pek memnun olmayan Barzani vanaları kapattı. Eskiden olumsuz ilişkileri olsa da Barzani Türkiye'siz bölgede var
olmayacağını biliyordu.
Önceden petrol gelirleri ABD bankasına yatırılıyordu. Ancak Maliki ile Barzani arasındaki anlaşmazlıktan Barzani yüzünü Türkiye'ye döndü. Ceyhan'da
depolanan petrolün gelirinin Türk bankasına yatırılması konusunda Türkiye ile Barzani arasında görüşmeler oldu. Sonunda bu gerçekleşti. Kuzey Irak'tan 6 aydır
Ceyhan'a akan 2,5 milyon varillik petrolün 1 milyonluk bölümünün uluslararası piyasalara satışı geçtiğimiz Mayıs ayında gerçekleşti. 110 milyon dolar
değerindeki petrolü Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi'nden satın alan şirketler, petrolü Ceyhan Limanı'ndan teslim alırken parayı Halkbank'a yatırdı. Bu
Türkiye için yepyeni bir adımdı. Kuzey Irak'ta artık bütün ilişkilerini Türkiye'ye göre belirlemişti. Uzun vadede ABD'ye güvenmenin faydadan çok zarar
getireceğini en iyi bilen Barzani'ydi.
İşte böyle bir ortamda birden IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) terör örgütünün faaliyetleri gündeme geldi. 2006'da El-Kaide'nin bir kolu olarak kurulan IŞİD
ABD'ye yönelik faaliyetleriyle gündeme gelmişti. Kurucusu Ebu Ömer Bağdadi Nisan 2010'da öldürüldü. Yusuf İnanç'ın 7 Ocak 2014'de USA Sabah'ta yazdığı
gibi IŞİD Özgür Suriye Ordusu gibi 'demokratik' bir Suriye'den bahsedenleri kâfir ilan etmesi, El Kaide'nin ülkedeki en büyük kolu olan Nusra Cephesi'ni
kendisine bağlı bir örgüt olarak görerek anlaşmazlığa düşmesi gibi sebeplerle El Kaide'den 2013'ün Haziran'ında ayrıldı.
Son bir yıldır IŞİD Esad'la savaşsa da muhaliflerle daha çok çarpışıyordu. Suriye'de petrol açısından zengin Rakka'nın kontrolü IŞİD'te. Bu sefer IŞİD Felluce ve
Ramadi gibi zengin petrol yataklarını ele geçirdi ve son olarak Musul'u düşürdü. Türkmen şehri olan Tuzhurmatu'de kontrolü sağladı. Tam da Kuzey Irak ile
Türkiye arasında petrol anlaşması devam ederken IŞİD'in bu saldırıları, 'Acaba bu bir sabotaj mı?' sorusunu istemesek de akla getirdi.
'Çözüm süreci'ne yönelik Lice merkezli provokasyonlar sürerken IŞİD'in, Musul'u alması çok manidar. Felluce, Anbar ve Ramadi'den sonra Musul'u ele geçiren
IŞİD'in Samarra ve Tikrit'e ilerlemesi Kerkük ve Erbil'de de alarma yol açtı.
Soru şu: IŞİD nasıl oldu da elini kolunu sallaya sallaya Musul'u ele geçirdi? Niçin karşısına tek bir güç çıkmadı ve çatışma olmadı? Bu soruların cevabını şimdi
bulmak zor. Türkiye ile Kuzey Irak arasındaki anlaşma hedef alındıysa IŞİD'in arkasında ABD, İngiltere, Suudi Arabistan ve hatta İran konsorsiyumu var mı
sorusu akla geliyor. Bu şimdilik çok uçuk ama hiç de yabana atmamak lazım. Eğer IŞİD'in arkasında kimse yoksa durum daha vahim demektir. Her şeyi
tereyağından kıl çeker gibi hallediyorlar. Musul Merkez Bankası'nda toplam 429 milyon doları almışlar. Bir şekilde dünyanın en zengin terör örgütü oldu.
Normalde Irak'ta ABD ve Şiilerle mücadele eden IŞİD Irak'ta sadece Sünni bölgelere saldırıyor. Musul'u düşürmesi ilerleyen günlerde Kerkük'ü alacağının da
sinyali olabilir. Bu arada petrol rafinerisinin bulunduğu Baiji kentine de girdi.
Türkiye bu durumda çok dengeli bir siyaset izlemeli. Türkiye hemen Musul'a girsin diyenler var. Tarihi fırsatı kaçırmayalım diye ses edenler var. Bazen acele iş
birçok yanlışı yaptırır. IŞİD'in yakın zamanda yapacakları amaçlananın ne olduğunu bize gösterecektir. Dün Ülke TV yayın yönetmeni Hasan Öztürk, '135 milyar
dolar kasada varsa, pekala Musul'a girmek mümkün olabilir' dedi. Tabii ince eleyip sık dokumak lazım
10
9
TAVSİYE EDİLEN KİTAP
Lale Ersoy
AK Parti MKYK Üyesi
Siyasi ve Hukuki İşler Başkan Yardımcısı
HER YÖNÜ İLE
BAŞKANLIK SİSTEMİ
YAZAR: PROF.DR. BURHAN KUZU
Prof.Dr. Burhan Kuzu bu eserinde başkanlık sistemini, rejimin
doğuşundan temel özelliklerine, parlamenter düzenin
tıkanıklıklarından Türkiye’nin özel durumuna kadar uzanan çok
geniş bir perspektifte ele almıştır.
Başkanlık sistemi, 1787 Amerikan Anayasası’nın öngördüğü bir
modeldir. İngiltere’den din ve vergi baskısından kaçanların
oluşturduğu 13 koloni bir araya gelerek “bu ülkeyi en iyi şekilde
nasıl yönetiriz?” sorusunu, buldukları başkanlık sistemi ile
cevaplandırmışlardır. Şu halde, parlamenter sistem, İngiltere’nin
kendi tarihi içinde oluşup gelişmiş; tüm özellikleri İngiliz
geleneklerine göre şekillenmiş, fiiliyatla ortaya çıkan, adı sonradan
konmuş bir modeldir. Oysa başkanlık sistemi, insan aklının
bulduğu bir modeldir. Parlamenter sistem, İngiliz tarihinin
özelliklerini taşıdığı için ancak o ülkede başarılı olabilir. Başkanlık
sistemi ise aklın bulduğu bir model olduğu için her ülkenin akıllı
insanlarının bir araya gelmesi ve ülke şartlarını göz önüne alması
ile yerel nitelikler taşıyan bir başkanlık sistemi oluşturabilir.
Başkanlık sistemin en bariz özelliği, güçler ayrılığı sistemini tam
olarak gerçekleştirmiş olmasıdır. Ülkeyi kimin yönettiği çok
açıktır. Sorumlu ve yetkilinin kim olduğu bellidir. Bu modelde
yasama, yürütme ve yargı çok yetkilidir. Ancak her biri kendi
alanında yetkilidir.
Yakın gelecekte, Türkiye’nin koalisyonların handikapına
düşmemesi için dengeli ve denetimli başkanlık modeline
geçmesinden başka çare gözükmemektedir. Ülkemizin
koalisyonlardan bunaldığı yıllarda, 1970lerde, daha sonra Özal,
Demirel ve Çiller dönemlerinde, başkanlık modelinden yana
görüşler dile getirilmiştir. Ancak bu liderler, iktidardan düşünce
başkanlık modelini savunmuşlardır. Fakat bugün Başbakan
Erdoğan, en güçlü olduğu dönemde bu sistemden yana tavır
koymaktadır. Çünkü Başbakan Erdoğan, koalisyon dönemlerinin
ülkeye verdiği zararı hesaba katmakta, tam bir vatanperverlik ve
ileri görüşlülük göstermektedir. Şu açıkça kavranmalıdır ki; 12
yıldır yaşanan istikrar, bir koalisyonun elinde 6 ayda perişanlığa
dönüşebilir. İşte bu gerçeği çok iyi hesap eden Başbakan Erdoğan,
kalıcı istikrar getirecek olan başkanlık sisteminden yana tavır
koymaktadır.
Başkanlık sisteminin Türkiye’ye diktatörlük getirir iddiasındakiler,
bu sistemin gerçeklerini kavramaktan uzaktır. Yasama yetkisi
olmayan ve bütçe hazırlayamayan bir başkanın diktatör olması
mümkün değildir. Oysa bugün parlamenter modeldeki başbakanlar,
başkanlık modelindeki başkandan üç kat daha yetkilidir.
ÇİZGİNİN DİLİ
Haslet SOYÖZ
Milliyet Gazetesi
11
Sonuç olarak, parlamenter rejim artık tarihi misyonunu
tamamlamıştır. Türkiye’nin 2023 vizyonuna uygun olarak, Prof.Dr.
Burhan Kuzu’nun önerdiği Fransa’daki yarı başkanlık sistemi ile
ABD’de uygulanan tam başkanlık sisteminin karması olan özgün
Türkiye modelini yakından tanımak isteyenleri “Her Yönü ile
Başkanlık Sistemi” adlı eseri okumaya davet ediyoruz.
10
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
0
File Size
2 553 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content