close

Enter

Log in using OpenID

(Burhan 104 May\375s 2014.indd)

embedDownload
Seyda Molla Bahri
Yusuf KARAGÖZOĞLU
Medrese Eğitimiyle Tasavvufi Disiplini
Bir Arada Kendinde Toplayan Bir Alim:
Seyda Molla Bahri
Sözler başlamadan evvel bizleri eşrefi mahlukat
sünün
ü
s
e
v
lının
ip
ya ma
n
ü
d
vazgeç
O
n
e
d
n
i
heves
dip
geçici
kber e
e
ı
d
a
h
e ci
, din-i
n
ı
n
a
nefsiyl
lam
rle cila
i
k
i
rlığını
z
a
i
t
k
n
i
a
b
c
l
an
ka
p
amın s
l
s
i
i
n
el dedi
m
a
e
Mübi
l
y
i
ek
nın ilm
iştirer
t
e
y
i
c
yapma
ren
.
tını öğ
a
k
yordu
ı
e
d
z
a
n
t
u
u
n
on
süruru
n
i
n
e
ve r m
olarak yaratan bize her türlü rızık veren yine bizlere hidayet kaynağı olarak kitabı Kuran-ı Kerim’i bahşeden ve bizleri Hatemu’l-Enbiya Hz. Muhammed
Mustafa’ya (S.A.V) ümmet yapan Allah’a hamd
eder, O’nun Kutlu Nebisi ve Ashabına salat ve
selam ederim.
İslamın ilme öğrenmeye ve alime verdiği
önem malum. Cenabı Mevla bir ayeti kerimede “Kulları içinde Allah’dan ancak âlimler (gerektiği gibi)
korkarlar” (Fâtır/28) Peygamberimiz Hz. Muhammed
(S.A.V) ilim öğrenme hususunda “İlim öğrenmek, erkek ve kadın her müslümanın üzerine farzdır.”
(İbn-i Abdulberr, Muhtar)buyurmaktadır.
Alimler,
peygamberlerin varisleridir (Ebû Davud, Tirmizî).
Aynı zamanda alimler toplumun önderleri, hakkın
60
Mayıs
hak bilip ona ittiba eden batılı batıl bilip ondan kaçınan, insanları hayra teşvik edip şerden
men eden, bir kandil gibi onları aydınlatan, onlara ilim ve hikmet pınarlarından içiren, nasihatleriyle insanların kalplerini yumuşatıp istikamete sevkeden, isyanda ve günahkar kullara
tevbeyi hatırlatan, insanlar arasında Allah’tan
en çok korkan, toplum içinde varlıkları ganimet, ölümleri musibet, ihlas ve takvalarından
dolayı ilahi yardıma mazhar olan Allah’ın kendilerini güzel bir ahlak ve ilimle şereflendirdiği
veli kullardır. İşte Molla Bahri de Allah’ın bu veli
kullarından biriydi. Yakın zamanda vefatı başta Elazığ
ili olmak üzere Türkiye’nin doğusundan batısına birçok eş dost ve sevenini üzmüştür. Kolay değil böyle
bir uluçınarın yetişmesi, o ilim, cihad, takva
eriydi; konuşması zikir, susması tefekkürdü,
bakışlarında ibret vardı, gerektiğinde kal ehli
gerektiğinde hal ehli olurdu; yanına gelenlere
öğüt ve nasihat eder, Allah’ın Kelamı ve Kainatın Efendisi’nin sünnetini anlatırdı.
Seyda molla bahrinin kısaca hayatını
aktarmak istiyorum. 1921 yılında (Hicri1339,
Rumi1337) Palu’ya bağlı yeni adıyla Gemtepe (Ğeydmem) köyünde doğdu. Babası köyün önde gelen simalarından İsmail Efendi’dir. Ona adını babasının
dostu, Şeyh Said hadisesinde çokça adı geçen, sonunda da idam edilen Şeyh Şerif koydu. Adı Bahri’dir deyince Bingöllü Hacı Süleyman Efendi (Şeyhin müridi) “Efendi biz buralarda Bahri adını
hiç duymadık. Buralarda Bahri adı yok. Neden Bahri adını koyuyorsunuz.” deyince, Şeyh
“O ilim deryası olacak. Bunu göreceksiniz.
Onun için adını Bahri koydum” diye cevap verir. Daha küçük yaştayken babasından Kur’an dersi
almaya başladı. Daha sonra köylerine imam olarak
gelen Bingöl’e bağlı Çan köyünden Molla Hasan
Efendi’den Kur’an derslerini almaya devam etti. Bir
yıl sonra Molla Hasan Gökdere’ye bağlı Züver köyü-
ne gitti. Oda dayılarının köyü olan Züver’e giderek
Ondan Kur’an dersi almaya devam etti. Kur’an-ı
hatmettikten sonra büyük Ğeylan köyüne gitti. Burada da Molla Mustafa Efendi’den yedi
yıl fıkıh derslerini okudu.
Molla Mustafa’nın vefatından sonra Karakoçan’a bağlı yığ (yeni adıyla Bulgurcuk) köyüne gitti.
Sarıcan’lı Seyda Molla Muhammed burada imamlık
yapıyor ve dersler veriyordu. İki yıl Bulgurcuk’ta Seyda Molla Muhammed’den okumaya devam etti.
1954 yılında Seyda Molla Muhammed vefat
etti. Tahsilini henüz tamamlayamamıştı. Bunun için
Diyarbakır’a gitti. Bir yıl Diyarbakır’da aslen Siirt’li
olan Molla Said Cimzırk’ın derslerine devam etti.
1955 yılında burada tahsilini tamamlayarak
hocası Molla Said’den icazet aldı. 1955–1960
yılları arasında Ğeydmem köyünde dersler vermeye başladı. Her yıl 50 - 60 civarında talebesi
olurdu. 1960–1986 yılları arasında da Karakoçan’a
bağlı Bulgurcuk köyünde tedrise aralıksız devam etti.
Her gün sabah evden çıkar gece yarılarına kadar medresede dersler vermeye devam ederdi.
1960–1986 yılları arasında da Karakoçan’a bağlı
Bulgurcuk köyünde tedrise aralıksız devam etti. Her
gün sabah evden çıkar gece yarılarına kadar medresede dersler vermeye devam ederdi. 1986 yılında
Elazığ’a yerleşti. Son yıllara kadar burada da
İslamın ilme öğrenmeye ve alime verdiği önem malum. Cenabı Mevla bir ayeti
kerimede “Kulları içinde Allah’dan ancak âlimler (gerektiği gibi) korkarlar” (Fâtır/28)
Mayıs
61
Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V) ilim öğrenme hususunda “İlim öğrenmek,
erkek ve kadın her müslümanın üzerine farzdır.” (İbn-i Abdulberr, Muhtar)buyurmaktadır.
Alimler, peygamberlerin varisleridir (Ebû Davud, Tirmizî).
dersler vermeye devam etti. Takvimler 6 Nisan
2014 ü gösterdiğinde dar-ı bekaya göç edip
hayatı boyunca Rızay-ı Bariyi kazanmak için
çabaladığı en sevgili dostuna kavuştu. İnsanların dünya debdebesi ve hırsından göz açamadığı
vakit O dünya malının ve süsünün geçici hevesinden vazgeçip nefsiyle cihadı ekber edip kalbini zikirle cilalamanın, din-i Mübin-i islamın
sancaktarlığını yapmanın ilmiyle amel dedip
onun zekatını öğrenci yetiştirerek vermenin
sürurunu tadıyordu.
Hiç şüphesiz o yaşadığı çevrede aşiret
kavgaları, köy kavgaları, arazi ve sınır ihtilafları, ölüm ve yaralamalar gibi çokça olaylarda
aracı olur. Saygın kişiliği ile tarafları bir şekilde uzlaştırıp barıştırır. 93 yaşında olan Seyda’nın beşi kız
üçü erkek sekiz çocuğu vardır. Devlet Eski Bakanlarından Ahmet Cemil Tunç’un babası ve Elazığ Belediye Başkanı Mücahit Yanılmaz’ın kayınpederi olan
Molla Bahri’nin en önemli özelliği ise, emsali
şeyh ve alimlere karşın, kendi şeyhi Haydar
Baba gibi Milli Görüş Hareketine ve Erbakan
Hoca’ya olan ilgi, alaka ve bağlılığıdır.
Sohbetlerinde cihad ibadeti ayrı bir yer
tutardı. Talebelerine, “Gücüm olsa da kapı kapı
gezip hakkı tebliğ etsem” diyerek öğrencilerini bu
yolda mücadele etmeye teşvik ederdi. Cömerttir.
Denilebilir ki; şöhretinin bir kısmını ilim ve irfanından dolayı kazandıysa, bir kısmını da cömertlikten ve misafirperverlikten kazanmıştır.
Evinden misafir eksik olmaz. Misafire ikram
etmekten büyük bir haz alır. Hiçbir zaman dünyalıkta gözü olmadı. Zaten dünyalık olarak oturduğu
evin dışında hiçbir şeyi de yoktur.
Dostlarına ve arkadaşlarına karşı çok vefalıdır.
Dost, akraba ve hasta ziyaretlerini imkânı ölçüsünde ihmal etmez. Hayırseverdir. Akraba ve
yoksullara karşı çok merhametlidir. Sahip olduğu imkânları hiç kimseden esirgemez. Herkesin derdiyle
dertlenmek gibi bir yaradılışa sahiptir.
Seyda tarikat ehliydi, disiplinli bir tasavvufi
yaşantısı vardı, Elazığ’ın Kırklar mahallesinde kendi
adıyla bilinen Molla bahri camiisinde gençlere
ilmi sohbet eder ve onlarla birlikte zikir meclisi kurardı. Bir kadiri tarikatına mensup olup bu
silsileyi sürdüren seyda Molla Bahrinin haftanın belirli günlerinde sesli zikir halkaları yapıp zikir meclisini aşk ve vecde getirdiğini bizzat bu halkaya katılıp
zikir yaptığım için biliyorum. Paslı ve hastalıklı kalpler ancak zikirle yumuşayıp tevbe-i nasuhla istikamet bulur, kalplerdeki kin hased, dünya hırsı,
kıskançlık, gıybet, riya gibi hastalıklar ancak
zikir cilası ve istiğfar etmekle azalır. Yine Seydanın bizzat kendi düzenlediği ilim irfan sohbetlerinde bulunmuşluğum vardır, o yumuşak ses tonu
ve mütebessim yüzüyle dinleyenleri mest edercesine
Kuran ve Sünnetten deliller getirip ilmi bir uslupla
akıllardaki şüpheleri izale ederdi. Seyda’nın tefsir,
hadis, fıkıh, kelam, akaid, ve tasavvuf gibi müstakil islami ilimlerde derinleştiğini biliyoruz, kalplere
şifa olan, ruhları tezkiye eden bu ilimleri Kuran ve
Sünnet menbaından geçirerek etrafına öğretiyordu,
Molla Bahrinin ilim öğretmede eski alimlerin
usul ve metodunu mu kullanıyordu.
Seyda’nın günlük yaptığı zikir ve virdler, ihti-
62
Mayıs
mam gösterdiği sünnetler ve nafile ibadetler vardır.
Âişe (r.anhâ)’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah
(s.a.) şöyle buyurmuştur: “Kendinizi güç yetirebileceğiniz amellere veriniz. Çünkü siz usanmadıkça Allah usanmaz. Allah katında amellerin
en sevimlisi, az bile olsa, devamlı olanıdır.”
Nitekim Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir
amel işledi mi ona devam ederdi.(Müslim, musâfirîn, 215, 218,
gibi ameller ve vakitler de günlük virdlere girer. Vird ve zikirle, bağımlı olan ameller oruçlu
geçirmemiz mendup olan günler, halkın kendilerinden gafil olduğu kuşluk ve gece namazları
da günlük virde dahil olan şeylerdir.
Rahmetli seyda Molla bahrinin alim olmanın
yanında fakih ve arifi billah (hak ehli), mutasavvıf
221; sıyâm 177; Nesaî, kıble 13, kıymu’1-leyl 17; iman 29, Ibn Mâce, zuhd 28; Muvatyönü vardı, medrese ilmiyle tasavvufu (kadiri tarita, salatu’1-leyl 4; Ahmed b. Hanbel, VI, 40-51, 61, 84, 122, 168, 199, 212. 231, 233,
katı silsilesini sürdürmesi) meczetmesi onun fakih241, 244, 250.,Sünen-i Ebu Davud Tercemem ve Şerhi, Şamil Yayınları: 5/216)
Bu lik ve mutasavvıflık vasıflarını birleştirdiğin gösterir.
hadis her müslümanın günlük amelleri gücü Yani şeriat ve tarikat Nitekim peygamberimiz (sav)
ve kapasitesi nisbetinde devam etmesi gerek- “Bildiği ile amel edene Allah bilmediklerini
öğretir” (Münavi, Feyzu’l-Kadir, 4:388; Gazali, El-Munkızu mine’d-Dalal, 60;)
tiğine işaret eder. Peygamhadiste; “Onlara biz öğreberimiz Hz. Muhammed
tiriz” (Tevbe/101). “Allah
Mustafa sallallahu aleyhi
Alimler toplumun önderleri,
Âdem’e isimleri öğretti”
ve sellem şöyle buyurmuşhakkın hak bilip ona ittiba eden batılı
(Bakara/31). “Allah hatur “Gerçek şu ki, bazen
batıl bilip ondan kaçınan, insanları
diselerin te’vilini sana
kalbime bulanıklık çöhayra teşvik edip şerden men eden, bir
öğretti” (Yusuf/6). Yine
küyor. Ve şüphesiz ki
bir âyet: “Onların bilmekandil gibi onları aydınlatan, onlara
ben, Allah’a günde yüz
diği şey, size öğretildi”
ilim ve hikmet pınarlarından içiren,
defa istiğfar ederim.”(
(En’am/91) ayetlerinde işaMüslim, Zikir: 41; Ebû Davud, Vitr: 26)
nasihatleriyle insanların kalplerini
başret edildiği üzere salih kul
ka bir hadislerinde : “Bir
yumuşatıp istikamete sevkeden,
çalışarak elde edilen ilimde
kimse günde yüz defa
yani kesbi ilimde belli bir
sübhânallâhi ve bi-hamyol kateder, ihlaslı bir şeklide
dihî derse, onun günahları deniz köpüğü kadar
rızayı ilahiyi gözeterek ilmiyle amel ederse ona kesbi
bile olsa hepsi bağışlanır.” (Buhârî, Bed’ü’l–halk 11; Daavât
ilimden sonra vehbi ilim verilir, nitekim molla bahri
64, 65; Müslim, Zikir 28. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 59, 62; İbni Mâce, Duâ 14.Riyazü’s
kesbi ilim olarak Fıkh-ı zahir (fıkıh) ve vehbi ilim olaSalihin - İmam Nevevi Tercüme ve Şerh: Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir, Prof. Dr. İsmail Lütfi
rak fıkh-ı batını (tasavvuf) kendinde toplamıştır.
Çakan, Yrd. Doç. Dr. Raşit Küçük)
buyurmuştur. Günlük istiğfar,
resule salat getirme, günlük tehlil ve tesbihler,
Tasavvufun diğer islami ilimlerle münasebebelirli ameller yapmamız teşvik edilen vakitler,
ti hakında selefi salihinin sözlerini aktaralım. İmam
mesela Cuma gün ve gecesinde peygambere
Malik (ra) “Kim ilim okur da tasavvuf ehli olsalat getirme, o günde Kehf Suresini okuma
mazsa fasık, kimi de tasavvuf ehli olupta ilim
okumazsa zındık olur. Kim ikisinin arasında,
yani alim hem de mutasavvıf olursa hakikat
sahibi olur.” (Keşfu’l-Hafa; 1/341) Haris el-Muhasibi’nin “Allah seni muhaddis mutasavvıf kılsın,
mutasavvıf muhaddis kılmasın.” sözünün manasını Ebu Talib Mekkî (386/1005) şöyle izah ediyor:
“Sen önce hadis ve eser öğrenir, sünnet ve fıkıh hakkında bilgi sahibi olur, sonra zühd ve
ibadet yolunu tutarsan yükselir ve ârif bir sûfî
olursun. Tersine önce ibadet, takva ve manevî
hallerle meşgul olur, sonra ilim ve hadis öğ-
Mayıs
63
renmeye çalışırsan, hadisi ve dinin esaslarını
bilmediğin için; ya galat, ya şatah veya şeriata
muhalif söz söylersin. Onun için zâhirî ilimlere ve hadis yazma işine müracaat ederek halini düzelt. Çünkü esas olan budur.” ( İbn Haldun, Şifaü’s-Sail)
Molla bahrinin hayatı bir yönüyle Nakşi Şeyhi
merhum Mehmet Zahid Kotku hazretlerine benzerken,
bir yönüyle de Bediüzzaman’ınkine benzer. Çünkü
Seyda molla bahri bir taraftan halkla içiçe olduğu için
kendisine gelen içtimai ve fıkhi sorulara cevap verirken, diğer taraftan siyasete bigane kalmaz, merhum
Necmeddin Erbakan, merhum Mahmud Es’ad Coşan
Hocaefendi, Turgut Özal, Korkut Özal, Cevat Ayhan,
Prof. Dr. Cevat Akşit ve daha bir çok ismin hocası
olarak saygıyla hatırlanan Mehmet zahid kotku hazretleri Türk siyasi hayatında Müslümanların ilk
olarak temsil edildiği parti olması bakımından
büyük önem taşıyan Erbakan ve arkadaşlarının kurdukları Milli Nizam ve ardından Milli
Selamet Partisi’ne desteklerini esirgemeyen
müslümanların oylarının boşa gitmesini istemez. Molla bahri de dergahında oturan bir mutasavvıf olmanın ötesinde Erbakanın yakın bir dostu
olarak bizzat Müslümanların kendilerini temsil eden parti olan refah partisine fillen destek
vermiştir. Molla bahrinin Bediüzzamana benzeyen
tarafı medrese eğitimiyle tasavvuf disiplinin bir arada
bulundurmasıdır. Nitekim Üstad Bediüzzaman Medresetüzzehra projesinin hayata geçirilmesiyle medrese ilimleri, pozitif bilim ve tasavvufun hepsinin birlikte öğretileceğini önemsiyordu. Hem mekteb, hem
medrese, hem tekke. Mekteb (Darulmuallimin)’deki
“intizam ve tefeyyüz ondan buna (medreseye) geçsin
ve fazilet ve diyanet, bundan (medrese) ona (mekteb)
geçsin; tebeddül ile herbiri ötekine bir kanat verip
zülcenaheyn olsun. (Nursi, B.S., Münazarat, İstanbul,
Yeni Asya Neşriyat 1996a, 125-134) Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin tasavvufa ilgisi büyüktür, kadiri
ve nakşi tarikatları ile çok münasebetleri olmuştur.
Kadiri üstadının, Nureddin (k.s.); Nakşi Üstadının
Seyyid Nur Muhammed (k.s.) olduğunu kendisi ifade
etmiştir. Burada Bediüzzaman’ın bir talebesinin sualine verdiği cevabı hatırlatmakta fayda var. Bir talebesi Üstad’a, “Üstadım, sen Geylani Hazretleri ve
Rabbani Hazretleri için “Benim iki önemli üstadım”
diyorsun. Fakat çoğu zaman, “Tek üstadının Kur’an
olduğunu söylüyorsun” diye sorar. Verdiği cevapta
bu çok ince noktayı şöyle açıklar: “Abdülkadir Geylani (k.s.) ve İmam Rabbani (k.s.) gibi zatlar, beni
Birinci Said döneminden İkinci Said dönemine getiren zatlardır. Şu anda ise onlar durus-u Kur’an’iyede (Kur’an derslerinde) ders arkadaşlarımdırlar.” Bir
yerde de Abdülkadir Geylani (k.s.) ile İmam Rabbani
(k.s.) Hazretlerinden iki önemli üstadı olarak bahseder. Bu zatların irşadıyla büyük bir manevi değişim
geçirmiştir. (Bediüzzaman ve Tasavvuf-Tarikat (Gülistan Dergisi) Said-i Nursi Hazretleri normalde on
beş sene kadar süren klâsik medrese eğitimini üç ayda tamamladı. Bu olağanüstü gelişmeyi
kavrayamayanlar tarafından düzenlenen münazaraları (ilmi tartışmalar) kazanarak kendini ispatladı.
Bu yüzden “Molla Said”e, “zamanın emsalsizi,
benzersizi” anlamında “Bediüzzaman” lâkabı
verildi. Bediüzzamanın hayatı eski said ve yeni sadi
diye ikiye ayrılır, eski said içtimai ve siyasi konularla içli dışlı, medrese ve pozitif bilimlerle uğraşırken,
yeni siyasetten elin çekmiş, tasavvufla meşgul olmuş,
İsyanda ve günahkar kullara tevbeyi hatırlatan, insanlar arasında Allah’tan en
çok korkan, toplum içinde varlıkları ganimet, ölümleri musibet, ihlas ve takvalarından
dolayı ilahi yardıma mazhar olan Allah’ın kendilerini güzel bir ahlak ve ilimle
şereflendirdiği veli kullardır.
64
Mayıs
fen ve felsefeyi terketmiş, iman hakikatlerine sarılmıştır. Bediüzzaman eski Said döneminde fen ilimlerinin (pozitif ilimleri), kelam ve felsefe ve mantık
gibi medrese de yükselmişti, tabiatı darwinist evrimle
açıklayan ateist görüşü çürütmek amacıyla coğrafya,
matematik, jeoloji fizik, kimya, astronomi ve özellikle
felsefeyi öğrendi. Bu ilimleri öğrenerek din ile bilimin
çatışmadığını islamın bilime bakışını ortaya koyuyordu, Yeni Said zamanın en mühim tehlikesinin fen ve
felsefeden geldiğini söyleyerek buna karşı siyaset ile
cevap verilmesinin hatalarına dikkati çekerken şöyle
demektedir:
Bu zamanda ehl-i ıslâmın en mühim tehlikesi, fen ve felsefeden gelene bir dalaletle
kalblerin bozulması ve imanın zedelenmesidir. Bunun çare-i yeganesi nurdur, nur göstermektir ki, kalbler ıslah olsun, imanlar kurtulsun. Eğer siyaset topuzuyla hareket edilse,,
galebe çalınsa, o kafirler münafık derecesine
iner. Münafık, kafirden daha fenadır.(Lemalar sh. 107).
Eski said döneminin felsefe ve siyasetle yara
aldığını marifetin olmadığını görerek bu dönemde
kelami ve fenni ilimlerin aklı fazlasıyla meşgul ettiğini bildiği için yeni sadi döneminde irfan ve marifet
boyutun olduğu münzevi bir şekilde kalbi yönelişi
gerçekleştirdi. “Kırk elli sene evvel, Eski Said, ziyade
ulumu-u akliye ve felsefiyede hareket ettiği için, hakikatül hakaike karşı ehli tarikat ve ehl-i hakikat gibi
bir meslek aradı. Ekser ehl-i tarikat gibi yalnız kalben
harekete kanaat edemedi. Çünkü, aklı, fikri hikmet-i
felsefeyle bir derece yaralıydı, tedavi lazımdı.” (Mesnevi Nuriye sh. l277)
Zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarma zamanıdır diyen Bediüzzaman ise, bununla ilgil olarak
Hiç şüphesiz o yaşadığı çevrede
aşiret kavgaları, köy kavgaları, arazi ve
sınır ihtilafları, ölüm ve yaralamalar
gibi çokça olaylarda aracı olur. Saygın
kişiliği ile tarafları bir şekilde uzlaştırıp
barıştırır.
Mektubatında şunları söyler: “Eğer şeyh Abdülkadir-i Geylânî, Şâh-ı Nakşibend ve İmam-ı Rabbânî gibi zatlar, bu zamanda olsaydılar, bütün
himmetlerini (gayretlerini), hakaik-ı imaniyenin
(iman hakikatlerinin) ve Akâid-i İslâmiyenin (İslam’ın esaslarının) takviyesine (kuvvetlendirilmesine) sarf edeceklerdi.” (Mektubat / 5. Mektup / syf: 22 – 23)
Başta Üçüncü Sırada Sarıklı Olan
Amcam Palulu Molla Halıt
Sözlerime son verirken rahmetli amcam Palulu
Molla Halıt’la, Seyda Molla Bahrinin dostluklarından
bahsetmek yerinde olacak. Amcam merhum Molla
Halıtın Seyda’nın muhibbi ve cemaatinin müdavimi
olduğunu hatırlatmak istiyorum. Nitekim sıklıkla birbirleriyle görüşürlerdi, ilim meclislerinde bulunurlardı, Allah rızası için birbirlerini sever, ilim
ve zikir üzere buluşurlar, Allah ve Resulüne
muhabbetle vakit geçirir, içinde oturup sohbet
ettikleri mekan marifet nuruyla dolardı. Şimdi o
güzel insanlardan bize nasihatleri ve hatıraları
kaldı, o güzel insanlar güzel atlara binip gittiler. Ne güzeldir böyle salih kulların sohbetinde bulunmak, şeytanın tuzaklarında kurtulup Rahman’ın veli
kullarının dostluğun kazanmak. Sözlerimi Cahit Sıtkı
Tarancı’nın bize rabıtayı mevti hatırlattığı dizelerle bitirmek istiyorum.
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.
Mayıs
65
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
0
File Size
1 021 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content