İndir

KISALTMALAR
a.g.e.
: Adı Geçen Eser
a.g.m
: Adı Geçen Makaleler
AB
: Avrupa Birliği
BK
C
: Borçlar Kanunu
: Cilt
D
: Daire
E
: Esas
HD
: Hukuk Dairesi
HGK
: Hukuk Genel Kurulu
HUMK
: Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu
İş K.
: İş Kanunu
K
: Karar
KHK
: Kanun Hükmünde Kararname
md
: Madde
MK
: Medeni Kanun
RG
: Resmi Gazete
S
: Sayı
sh
: Sayfa
SSK
: Sosyal Sigortalar Kurumu
TİS
: Toplu İş Sözleşmesi
TTK
: Türk Ticaret Kanunu
vd.
: Ve Devamı
1
GİRİŞ
İş hukukunun temel prensipleri beraber değerlendirildiğinde, bu alandaki düzenlemelerin
temel amacının, sermayeye sahip olduğu için güçlü olan işveren karşısında, zayıf olan işçinin
korunması olduğunu ifade edebiliriz. Süreç içerisinde sosyal devletin de gelişmesi ile, devletler iş
hukuku alanına her zaman müdahale etmiş ve işveren ile işçi arasındaki dengeyi sağlamayı
amaçlamışlardır. Bu kapsamda işçi–işveren ilişkisi bir iş sözleşmesinin akdedilmesi ile kurulmakta
olup, bu iş sözleşmesinin ortadan kaldırılması ile taraflar arasındaki hak ve borçlar tamamen ortadan
kalkmaz. Bunun yerine yeni hak ve borçların hukuk zemininde boy gösterdiği bir süreç başlar.
İvazlı sözleşmeler nihayetinde, tarafların birbirleriyle ilgili hak ve borçlarının tamamen
ortadan kaldırılmasını sağlamak ve devamında tarafların alacak veya borçlarını tam olarak ortaya
koymak sorumluluk hukuku açısından da oldukça önem arz eden bir konudur. Bu kapsamda iş
hukukunda da; iş sözleşmesi sona erdikten sonra tarafların alacak ve borçlarının ortaya konması ve
böylelikle taraflar açısından en adaletli ve makul sonucun ortaya çıkması amaçlanmıştır. İş
sözleşmesinin zayıf tarafı olan işçinin, iş sözleşmesinden sonra da korunması amacıyla, ibraname
müessesesi oluşmuş ve gelişmiştir. İş sözleşmesinin sona ermesi bu anlamıyla işçi ve işveren
arasındaki uyuşmazlıkların, anlaşmazlıkların bir anlamda başlangıç noktasını oluşturur. Çünkü
sözleşme devam ederken işçiler, genelde işverenlere karşı dava açmaktan kaçınırlar. Buna karşılık
sözleşmenin sona ermesi ile birlikte işçiler daha önce elde edemedikleri alacaklarını aramaya başlarlar.
Esasında öncesinde de bu haklarını almak istemekle birlikte güçlü olan işverene karşı işlerini
kaybetmek veya halihazır durumlarından daha kötü bir duruma düşmek korkusuyla, bu hakları talep
edememektedirler. İşte bu haklar, iş sözleşmesi ortadan kalkınca, zayıf olan işçi, güçlü olan işverenin
hakimiyet alanından çıkınca bu hakları arama gayreti içerisine girer. İşverenler de, işçilerin sözleşme
sona erdikten sonra bu hak arayış ve dava açma girişimlerinde kendilerini güvenceye almak adına
işçilere tüm haklarını aldıklarına dair bir belge imzalatmakta ve hatta dava vb. haklarından feragat
ettikleri benzeri ifadeler de bu belgelerde yer alabilmektedir. Bu yönüyle “İbraname” adıyla nitelenen
bu belge taraflar açısından oldukça önem arz etmektedir.
İş hukukundaki ibraname müessesesini inceleyeceğimiz bu çalışmamızın birinci bölümünde;
öncelikle kavramsal açıdan ibranameyi ele alarak, iş hukuku dışındaki ibra müesseselerine kısaca
değineceğiz. Ayrıca bu bölümde, ibranamenin benzer kurumlar ile incelenmesine müteakip bu
karşılaştırmalar neticesinde ibranamenin hukuki niteliğini ortaya koymaya çalışacağız. İkinci bölümde
ise; ibranamenin konusu ve muhteviyatı ile şekli şartlarını inceleyerek geçerlilik şartlarını yargı
kararları ve doktrindeki yaklaşımlar ışığında değerlendirmeye çalışacağız.
2
BİRİNCİ BÖLÜM
İBRA KAVRAMI VE NİTELİĞİ
I)
KAVRAM
İbraname İsviçre Borçlar Kanunu’nun 115. maddesinde düzenlendiği halde Türk Borçlar
Kanunu’na bu madde alınmamıştır. Bir kanunun ana kuralları ve kurumları oluşturulurken ibra gibi
önemli kuruma yer verilmeyişinin ancak hata sonucu olabileceği ileri sürülmüştür1. Ancak kanunda bu
müesseseye yer verilmese de uygulamada ibraname yoğun olarak kullanılmakta ve yargı kararlarında
geniş yer tutmaktadır.
Cumhuriyetten önceki dönem kanunlarımızdan Mecelle’nin 1536. ve 1564. maddeleri arasında
ibra düzenlenmiştir. Mecelle, ibrayı, ibra-i iskat ile ibra-i istiyfa olmak üzere iki türe ayırarak
incelemiştir. İbra-i iskat; bir kimsenin diğer kimsede olan hakkının tamamından veya bir kısmından
vazgeçmesidir. Yani borçluyu borcundan kurtarmasıdır, kısaca bunun düşmesidir. İbra-i istiyfa ise,
alacaklının alacağından tek yanlı kayıtsız şartsız vazgeçmesidir2.
İbra, Arapça kökenli bir kelime olup “hastayı iyi etme”, “aklama, temize çıkarma” anlamına
gelir3. Uygulama çok kullanılmakla beraber, ibra Borçlar Kanunu’nda düzenlenmediği için yasal bir
tanıma sahip değildir. Öğretide de ibra; “tarafların aralarında yaptıkları bir sözleşmeyle alacaklının
alacak hakkından vazgeçmesi ve bu şekilde borçlunun borcundan kurtulmasıdır”
şeklinde
tanımlanmıştır . Yargıtayca da ibranın tam bir tanımı yapılmaksızın daha çok “hakkı ortadan kaldıran
4
bir belge” olduğu üzerinde durulmuştur5.
1
ÇİL, Ş: İş Hukukunda İbra Sözleşmesi (İbraname), 2.Baskı, İstanbul–2007, sh:1; İsviçre Medeni Kanununun
115’inci maddesi şu şekildedir. “Anlaşma yoluyla kalkma: Mükellefiyetin doğması bir şekle bağlı veya
taraflarca bir şekil şartı kabul edilmesi halinde dahi, alacak tamamen veya kısmen tarafların anlaşması ile
hiçbir şekle tabi olmaksızın ortadan kaldırılabilir.” İsviçre Borçlar Kanunu Şerhi, Dr. H. Becker; Çeviren: Dr.
Saim, ÖZKÖK; Ankara 1972, sh: 72,
2
ÇENBERCİ, M: İş Kanunu Şerhi, Ankara-1978, sh: 522,
3
Türk Dil Kurumu Sözlüğü ve Türk Hukuk Lügati (THK yayını), sh.357,
4
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: İş Hukuku, 3. Baskı, Ankara-2008, sh: 845; Ayrıca ibra benzer şekilde
“alacaklının ivazlı veya ivazsız olarak alacağının tamamından veya bir kısmından borçlu lehine feragat etmesi,
daha doğrusu itfa edilmiş gibi kabul eylemesidir” olarak da tanımlanmıştır. Bkz; ÖZDEMİR, E: Yargıtay
Kararları Işığında İş Hukukunda İbraname Uygulamaları, İstanbul Barosu Çalışma Hukuku Komisyonu 23
Aralık 2005 Seminer Notları, İstanbul Barosu Yayınları, İstanbul–2006, sh: 9; TURANBOY, K.N: İbra
Sözleşmesi, Ankara-1998, sh: 55,
5
Yargıtay HGK’nun 09.06.2004 tarihli ve E: 2004/21-326, K: 2004/356 sayılı kararı ve yine HGK. 17.12.2003
tarihli ve E: 2003/9-778, K: 2003/796 sayılı kararları. Ayrıca Yargıtay HGK. 17.12.2003 tarihli ve E: 2003/9778, K: 2003/796 sayılı kararında açıkça ibranın tanımını yaparak “Alacaklının alacağından vazgeçmesi ve
borçlunun borçtan kurtarılmasına ilişkin akde ibra denir” ifadesine kararında yer vermiştir. (Kararların tam
metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar programı, son kullanma tarihi; 11.03.2009)
3
A) Borçlar Hukukunda İbra
Bir alacak-borç ilişkisi sona erdiğinde o güne kadar bu ilişkiden kaynaklanan karşılıklı hak ve
borçların da kesin bir şekilde ortadan kaldırılması çoğunlukla taraflar açısından büyük önem
taşımaktadır. Bu sebeple taraflar, birbirlerinden hak ve alacakları kalmadığını belgeleme yoluna
gitmektedirler. Tarafların karşılıklı taleplerinin sona erdiğini belgelemelerinin nedeni, ileride
aleyhlerine dava açılmasını önlemek ya da dava açılsa bile kısa sürede bu belge ile lehlerine
sonuçlanmasını sağlamaktır6. Taraflar arasında var olan hukuki ilişki ortadan kalktıktan sonra,
karşılıklı olarak birbirlerinin borçlarının olmadıklarını onaylamak veya ifade etmek adına yaptıkları
eylem uygulamada ibra etmek olarak ifade edilmektedir7.
İbra müessesesi, ilk başta bir sözleşme olması nedeniyle, BK’nun sözleşmeleri düzenleyen
genel hükümlerine tabidir. Bu kapsamda borcu sona erdiren ve ortadan kaldıran ibra, bir borçlar
hukuku müessesesidir8. İbranın bir iş hukuku müessessi olduğunu savunan yazarlarımız olmakla
beraber9, bizim de katıldığımız görüşe göre; ibranın yoğunlukla iş hukuku kapsamında kullanıyor
olması, bu müessesenin bir iş hukuku müessesesi olduğu sonucunu doğurmaz. Çünkü, ibra borcu
ortadan kaldıran bir müessese olması nedeniyle ve bir sözleşme olduğu için, iş hukukunda kullanılsa
da, hüküm bulunmayan hallerde nihaiyi olarak Borçlar Kanunu’na müracaat edilmektedir. Dolayısıyla
genel yaklaşımın ifade ettiği gibi, ibra bir borçlar hukuku müessesesi olarak kabul edilebilir10.
Borçlar hukukunda ibra, borcu sona erdiren sebeplerden biridir. Borcun sona ermesi kavramı,
bir edimi yerine getirme mükellefiyetinin hukuken ortadan kalkmasını ifade eder. Böylece borçlu
borçtan kurtulur, alacaklının alacak hakkı kalmaz11. Borcun sona ermesi, hüküm ve sonuçlarını
geleceğe etkili olarak meydana getirir12. Borçlunun edimini ifa etmesiyle, borç ilişkisinin içerdiği asli
borcun yanı sıra yan borçlar ve diğer yükümlülükler de ilke olarak sona erer (BK. m.113). Borcu sona
erdiren asli sebep, edimin tam ve usulüne uygun olarak ve bu amaçla ifasıdır. Bunun dışında kalan
sona erme sebepleri genel bir deyimle “ifa olmaksızın sona erme” kavramı altında toplanmakla
beraber13, ifa olmaksızın borcun sona ermesi içerisinde, tarafların anlaşmalarını ayrı bir kategori kabul
edersek ibra bu kategori içerisine girmektedir14.
6
AYDOĞDU, M: “Hizmet Akdinin Sona Ermesine İlişkin İbraname”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Kemal Oğuzman'a Armağan, S.1, İstanbul–2002, sh: 711,
7
Yargıtay 9. HD. 04.07.2006 tarih ve E: 2006/11619, K: 2006/19670 sayılı kararı, aynı Dairenin 28.09.2006
tarihli ve E: 2006/3749, K: 2006/25280 sayılı kararı vb. birçok kararında Yargıtay “ibra etmek” deyimini
kullanmıştır (Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar programı, son kullanma tarihi;
17.03.2009).
8
ERMAN, Ç: Yargıtay Kararları Işığında Türk İş Hukukunda İbra Sözleşmesi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans
Tezi, Ankara–2002, sh: 14,
9
DOĞAN, M: “Türk İş Hukukunda İbra Sözleşmesi” Yargıtay Dergisi, S:5, Ocak–1979, sh: 167,
10
ERMAN, Ç: a.g.e, sh: 14,
11
OĞUZMAN, M. K/ ÖZ, M.T: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul-2005, sh: 427,
12
OĞUZMAN, M. K/ ÖZ, M.T: a.g.e, sh: 428, TURANBOY, K.N: a.g.e, sh: 24,
13
TURANBOY, K.N: a.g.e, sh: 54,
14
ÖZ, T: Türk İş Hukukunda İbraname Uygulamaları, Yayımlanmamış Yüksek Lisans tezi, İstanbul–2006, sh:
5; ayrıca bkz; sh: 6,
4
Türk borçlar hukuku alanında, doktrinde veya yargı kararlarında ibra müessesesi, borcu sona
erdiren bir hukuki işlem olarak kabul edilmekle birlikte15 BK’nda düzenlenmemesine rağmen; isabetli
olarak Yeni Borçlar Kanun Tasarısı’nda ibra müessesesi 131. maddede iki taraflı bir hukuki işlem
olarak düzenlenmiştir16. Tasarının 131. maddesindeki; “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca
belirli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra
anlaşması ile tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir.” tanımdan ibra sözleşmesinin iki taraflı bir
hukuki işlem olduğunu, şekle bağlı olmadığını, bir tasarruf işlemi olduğunu ve kısmi olarak da
yapılabileceğini anlayabiliyoruz.
İbraname yukarıda ifade edildiği gibi, bir borçlar hukuku müessesesi olmakla beraber, iş
hukukundaki ibra sözleşmesi, genel çerçeve olarak iş hukukunun temel prensipleri olan, “işçinin
korunması” veya “işçinin yararına yorum yapma” ilkeleri ile desteklenerek; adalet ve hakkaniyet
çerçevesinde zayıfın korunması gereğine hizmet etmektedir. Dolayısıyla iş hukukunda ibra sözleşmesi
ele alınırken, salt borçlar hukuku ilkeleri ışığında değerlendirilmesi iş hukuku ilkelerini daraltacak
veya çok fazla genişletecek sonuçlar meydana getirebilir17. Bu nedenle uygulamada daha çok ibra, bir
sözleşme olarak BK kapsamında ele alınmakla beraber, iş hukuku ilkeleri de öncelikle
değerlendirilmektedir18.
B) TTK’na Göre İbra
TTK’nda da ibra müessesesi düzenlenmiş olup, burada daha çok “borçtan kurtarma”, “borcu
olamadığını onaylama” anlamında kullanılmıştır. İbra TTK doğrudan, iki maddede yer almıştır. İbra
başlığını taşıyan TTK 310. maddede, anonim şirketlerde kurucuların ve idare meclis üyeleri ile
denetçilerin, kuruluştan itibaren dört (4) yıl geçmedikçe ibra edilemeyeceği hüküm altına alınarak bu
maddede ibra “borçtan kurtarma” anlamında kullanılmıştır. Ayrıca TTK. 380. maddede de;
bilançonun onaylandığı genel kurul kararının, ilgili yönetim kurulu üyeleri ile denetçilerin ibrasını da
kapsadığı hüküm yer almıştır. Bu maddede de ibra “borcu olmadığını onaylama” anlamında
kullanılmıştır. Doktrinde de, ticaret hukuku açısından ibranın; genel kurulun, tek taraflı, kabulü
gerekmeyen, menfi borç ikrarı niteliğinde bir irade beyanı olduğu ifade edilmektedir19. Dolayısıyla
TTK’nda ibra, borçlar hukuku uygulamalarına paralel bir anlam yüklenmiş olup daha çok şirketler
hukuku alanında uygulaması görülmektedir.
15
TURANBOY, K.N: a.g.e, sh: 55,
Türk Borçlar Kanunu Tasarısı için bkz; www.adalet.gov.tr. (son yararlanma tarihi; 16.03.2009), ibraname,
Tasarının ilk metninde 137. maddede düzenlenmişti. Ancak son metinde bu düzenleme 131. maddeye alınmıştır.
17
DOĞAN, M: a.g.e, sh:168,
18
Yargıtay 19. HD. 29.05.1996 tarih ve E: 1996/2919, K: 1997/5376 sayılı kararı, (Kararın tam metni için bkz;
Diyalog mevzuat bilgisayar programı, son kullanma tarihi; 12.03.2009)
19
MOROĞLU, E: Türk Ticaret Kanunu, İstanbul–1980, sh:204, Yargıtay bir kararında da genel kurulca verilen
bir ibra kararının menfi borç ikrarı olduğuna hükmetmiştir. Bkz; Yargıtay 11. HD. 24.06.1976 tarihli ve
E:1976/2890, K: 1977/3333 sayılı kararı, (Kararın tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar programı, son
kullanma tarihi; 12.03.2009)
16
5
C) İş Hukukunda İbra
İbra müessesesi hukuk uygulamasında çoğunlukla uzun süreli devam eden ilişkilerin bitimi
nihayetinde gündeme gelmektedir. Çünkü bu tür uzun süreli veya en azından belli bir süre devam eden
ilişkiler süresince, edim yükümlülükleri de devam eder ve bu tür hukuki ilişkilerin bitimi taraflara
farklı yükümlülükler doğurabilir. Bu nedenle de taraflar, bu ilişkinin bitiminde ortaya çıkan veya
geçmişten gelen yükümlülüklerin ortadan kalktığını ifade etmek, birbirlerini ibra etmek20 adına
ibraname düzenlerler. Taraflar arasındaki ilişki sona erdiğinde böyle bir belge düzenleme gereksinimi,
karşılıklı taleplerin çok olduğu ve nispeten uzunca bir zamana yayılmış bulunan sürekli borç
ilişkilerinde daha fazla ortaya çıkar. Çünkü bu gibi hukuki ilişkilerde zamana yayılmış karşılıklı pek
çok edim söz konusu olduğundan bu edimlerin gereğince yerine getirilip getirilmediğinin saptanması
diğer borç ilişkilerine oranla daha güçlük gösterir21.
İş hukukunda, iş ilişkisi sürekli bir borç ilişkisi olduğundan, sona ermesi ile birlikte bu ilişki
nedeniyle doğmuş ve doğabilecek çeşitli alacaklar söz konusu olabilmektedir. İş sözleşmesinin
feshinden sonra işçinin talep edebileceği çeşitli tazminatlar, ücret ve prim alacakları bulunduğu gibi
işverenin de işçiye karşı avans, işçinin meydana getirdiği zararlardan doğan tazminat ve sair alacakları
doğabilmektedir22. İşte bu alacaklara ilişkin taleplerin engellenmesi ve alacağın ortadan kaldırılması
amacıyla işveren tarafından işçilere, ibra belgesi, ibra senedi, feragatname, ibraname adı altında
“işçinin işverenden tüm alacaklarını aldığı, başkaca alacağı bulunmadığı, başka alacağı varsa
bundan feragat ettiğine ilişkin” ibareleri içeren bir takım belgeler imzalatılmaktadır23. Çalışmamızda
biz de genel tehhammüllere uygun olarak ibraname ifadesini kullanacağız.
İş ilişkisi sona erdiğinde, bu ilişkiden doğmuş bulunan bütün borçların ortadan kaldırılması,
hukuki belirsizliğin ve ileride meydana gelebilecek uyuşmazlıkların giderilmesi bakımından öncelikle
işverenin yararınadır. Çünkü iş ilişkisinden doğan yükümlülükler, bu ilişkinin tarafları bakımından
incelendiğinde bunların çoğunluğunun işverenin yükümlülükleri olduğu görülür. Nitekim bu tür
belgeler genellikle işverenin işçiden başka alacağı kalmadığı şeklinde değil, işçinin işverenden başka
alacağı kalmadığı yolunda ifadeler içermektedir24. İşçinin işverenden alacağı kalmadığına ilişkin ibra
ile bir borcun yerine getirilmeden sona erdirilmesi söz konusu olduğundan ibra hükmündeki belgeler,
işçilerin aleyhine etkileri olabilen hukuki araç niteliğine bürünebilmektedirler25. İşçinin işveren
karşısındaki konumu da dikkate alındığında kötüye kullanımlara çok müsait bir kurum olan ibraya iş
hukukunda çok dikkatli yaklaşılması gerekmektedir26. Bu nedenle de uygulamada, zayıf tarafın
20
Bkz: sh: 4,
EKMEKCİ, Ö: “İş Hukukunda İşçinin İşverenden Olan Alacağından Vazgeçmesi Sonucunu
Doğuran Hukuki İşlemler”, İBD Çalışma Hukuku Komisyonu Bülteni, C.1, S.1, Ankara–1996, sh:4.
22
ÖZ, T: a.g.e, sh:1,
23
ÖZ, T: a.g.e, sh:5,
24
EKMEKCİ, Ö: a.g.e, sh:4,
25
DOĞAN, M: a.g.e, sh: 169,
26
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 846,
21
6
korunması yaklaşımıyla ibraname müessesesi, işçi aleyhine sonuç yaratacak hallerde dar
yorumlanmaktadır27.
Borçlar hukukunda bir çok tanımı yapılan ibra, yukarıda; “alacaklının ivazlı veya ivazsız
olarak alacağının tamamından veya bir kısmından borçlu lehine feragat etmesi, daha doğrusu itfa
edilmiş gibi kabul eylemesidir” şeklinde tanımlanmıştır28. İş hukukundaki uygulaması ile bu tanım
kabul edildiğinde, uygulamayla ve tarafların özellikle işçinin ihtiyaçlarıyla bağdaşmayan bir durum
söz konusu olabilir. Şöyle ki; örneğin BK’na göre yapılan bir bağış da bu kapsamda ibra müessesesi
içerisinde değerlendirilebilir. Ancak iş hukukunda bu şekilde
bağışlama amacıyla yapılacak bir
işlemin, her hak için ibraname konusunu oluşturması düşünülemez. Çünkü böyle düşünülürse işçinin
emeğini bağışlayacağı ve ücret hakkından vazgeçeceği kabul edilmiş olur ki, böyle bir kabul, işçinin
korunması ilkesiyle bağdaşmayacağı gibi uygulamada da çözümü mümkün olmayan karışıklıklara yol
açar. Bu nedenle borçlar hukukundaki ibra tanımındaki “vazgeçme” anlamının iş hukukunda
kullanılmasına çok dikkatli yaklaşmak gerekir29. Bunun yerine daha çok aşağıda ayrıntısını
açıkladığımızda tanımını daha net ortaya koyacağımız ibra; iş ilişkisi sona erdiğinde, işçinin tüm
haklarını almasını sağlamak ve işveren açısından da, işçinin tüm alacaklarının verildiğini ve başkaca
işçinin bir alacağının kalmadığı belgelemek amacıyla karşılıklı uygun irade beyanlarıyla, iş ilişkisi
sona erdiğinde yazılı olarak hazırlanan ve özellikle işçinin iradesinin fesada uğramasını engelleyecek
şekilde, imza altına alınan bir belge olarak nitelendirilebilir30.
II)
İBRA BENZERİ MÜESSESELER
Uygulamada, yukarıda değinildiği gibi, hem borçlar hukuku, TTK ve iş hukukunda hem de;
yüksek mahkeme kararlarında birbirinden çok farklı hukuki nitelik taşıyan belgeler ibra müessesesi
adı altında toplanmışlardır. Gerçekte işveren tarafından işçiye iş ilişkisinin sona erdirildiği anda imza
ettirilen bu belgeler bazen ibra sözleşmesi, bazen olumsuz borç ikrarı, bazen sulh sözleşmesi veya
makbuz niteliğini taşır31. Örneğin; işçinin işverenden alacağı bulunmadığını beyan etmesi bir olumsuz
borç ikrarı olmakla beraber ibra kavramı içerisinde değerlendirilmiştir. Mollamahmutoğlu “bir
belgenin, ibra belgesi olarak kabulü için taraflarca bu şekilde nitelenmiş olması yeterli değildir;
“ibraname” ismi altında işçi tarafından imzalanmış bir makbuz, bir feragatname veya bir menfi borç
27
Yargıtay, yerleşik kararlarında açıkça, işçi lehine yorum yapma ve aleyhte sonuç yaratacak durumlarda dar
yorumlama ifadelerini kullanmıştır. Yargıtay, 9. HD. 26.05.2004 tarihli ve E: 2004/001424, K: 2004/012595
sayılı kararı, 9. HD. 04.07.2006 tarihli ve E: 2006/11619, K: 2006/19670 sayılı kararı (Kararların tam metni için
bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar programı, son kullanma tarihi; 12.03.2009); ÖZDEMİR, E: a.g.e, sh: 10,
28
Bkz; dipnot; 4,
29
T.C Anayasası’nın 55. maddesi ile İş Kanunu’nun 26. maddesi beraber değerlendirildiğince, işçinin ücret
hakkından vazgeçmesin mümkün olmadığı sonucuna ulaşılır. Bkz: ERMAN, Ç: a.g.e, sh: 23; Konuyla ilgili
Yargıtay HGK. eski bir kararında da, “işçinin ücret hakkından vazgeçmesi fiiliyatta ihtimal dahilinde değildir.”
Diyerek buna da işaret etmiştir. Yargıtay HGK. 27.04.1983 tarihli ve E: 1980/93055, K: 1983/427 sayılı
kararı(Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar programı, son kullanma tarihi; 12.03.2009),
30
EKMEKCİ, Ö: a.g.e, sh: 5,
31
ÖZ, T: a.g.e, sh: 18,
7
ikrarı söze konu olabilir” ifadesiyle esasında ibraname benzeri müesseseleri özetlemiştir32. Bizim
çalışmamızın konusu olan ibraname açısından önemli olan, ilişkin oldukları konuyla sınırlı olmak
üzere işçilik haklarının işverende kalmadığı, elde edildiği hususunun işçi tarafından kabul
edilmesidir33.
Çalışmamızda konunun tam olarak ortaya konabilmesi için ibraname benzeri
müesseselere de kısaca değinmeyi uygun bulduk.
A) İkale Sözleşmesi
İbraname ile çok fazla karıştırılan, ikale sözleşmesi, bozma sözleşmesi olarak da
adlandırılmaktadır. İkale sözleşmesi tarafların mevcut borç ilişkisinin sona ermesinde anlaşarak bu
yolda yeni bir sözleşme yapmış olmaları ile borç ilişkisini bütünüyle ortadan kaldırmasıdır34. Bu
kapsamda, ibra sözleşmesi genellikle münferit borçları sona erdirirken, ibra ile sözleşme ilişkisinin
münferit borçlarının tamamının sona erdirilmesi de mümkündür35. Ancak ibra dar anlamda sözleşmeyi
sona erdiren bir nedenken, geniş anlamda sözleşmenin sona erdirilmesi ikale (bozma) sözleşmesi ile
olur36. Bu açıklamaya paralel olarak Yargıtay da kararlarında, iş sözleşme doğal yoldan sona ermesi
dışında tarafların akdi ilişkiyi sona erdirebileceklerine işaret ederek bunu da ikale (bozma) sözleşmesi
ile yapabileceklerine hükmetmiştir37.
Esasında iş sözleşmesi bir akit olması nedeniyle, yine sözleşme serbestliği ilkesi gereğince
taraflar arasında yapılmış bir sözleşme başka bir sözleşme ile ortadan kaldırabileceği için, iş
sözleşmesinin taraflarının anlaşarak yeni bir sözleşme ile bu iş sözleşmesini ortadan kaldırması
hukuken mümkün olabilmelidir. İşte yeni bir sözleşme ile iş sözleşmesinin ortadan kaldırılması
durumunda, ortadan kaldıran sözleşme ikale sözleşmesidir. İbranamenin, yalnız başına iş sözleşmesini
ortadan kaldırma fonksiyonu yoktur. İbraname yalnızca iş sözleşmesinin ortadan kalkmasından sonra
tarafların yükümlülüklerini yerine getirdiklerini belgeleyen bir sözleşmedir. Oysa ikale sözleşmesinin
asıl fonksiyonu başlı başına tarafların anlaşarak iş sözleşmesini ortadan kaldırmasıdır. İkale
sözleşmesinde, sözleşmenin doğası gereği, iş sözleşmesi sona erdirildikten sonra, tarafların
yükümlülükleri kalmadığını veya yerine getirildiği de hüküm altına alınabilir. Ancak ibranamede
sözleşmenin ortadan kaldırılması mümkün olmadığı için, bir anlamda ikale sözleşmesi çoğunlukla
ibranameyi kapsar ama ibraname ikale sözleşmesini kapsamaz denebilir. Bu kapsamda, borç ilişkisinin
geniş anlamda sona erdirilmesi ancak ikale sözleşmesi ile mümkün olabilmektedir38. Bu nedenle
ibraname ve ikale birbirinden farklı müesseselerdir.
32
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 846,
TURANBOY, K.N: a.g.e, sh 6; AYDOĞDU, M: a.g.e, sh: 713,
34
TURANBOY, K.N: a.g.e, sh 35,
35
ÇİL, Ş: a.g.e, sh: 13,
36
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 846
37
Yargıtay 15. HD: 02.10.1995 tarihli ve E: 1995/2259, K: 1995/5181 sayılı kararı, (Kararın tam metni için bkz;
Diyalog mevzuat bilgisayar programı, son kullanma tarihi; 24.03.2009)
38
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 846,
33
8
B) Makbuz
Borçlar hukuku uygulamasında, borçlunun ifayı ispat konusunda sahip bulunduğu en kuvvetli
delil, makbuzdur39. BK. ile borcu ödeyen borçluya BK. md. 87. ile makbuz isteme imkanı tanımıştır.
Bu maddeye göre borçlunun talebi halinde alacaklının makbuz vermesi zorunludur. Makbuz,
borçlanılmış edimin tamamının veya bir kısmının alındığını gösteren ve alacaklı veya temsilcisi
tarafından imzalanmış bir belgedir ve ödemenin delilini teşkil eder. Makbuzda ödenen alacak miktarı,
ödeyen borçlu adı ve ödemenin yapıldığı tarih gösterilir40. Bu anlamıyla, makbuzun hukuki durumu
değiştiren yani hakların ortadan kalkmasına yol açan bir etkisi yoktur. Salt bir ispat aracıdır. Bu
yüzden belirli ödemeler için makbuz verilmesi diğer taleplerin ileri sürülmesine engel değildir41.
Bu kapsamda iş hukuku kapsamında işçi ile işveren arasında akdedilen ibraname de ortaya
çıkardığı sonuç açısından makbuza benzer bir sonuç doğurmaktadır. Ancak her durumda ibraname ile
makbuzun tamamen örtüştüğünü söylemek mümkün değildir. Örneğin alacaklı işçi, alacağını almadan
işverene borcun ödenmiş olduğunu belirten bir makbuz verebilir42. Burada ortaya çıkan sorun bunun
bir ibra sözleşmesi özelliği gösterip göstermediğidir. Henüz ödeme yapılmadan makbuz verilmesi
durumunda işçi, ödeme yapılmadan ileride ödeme yapılacağı düşüncesiyle makbuz verildiğini fakat
ödeme yapılmadığını ispat ederek makbuzu hükümsüz kılabilir. Ancak burada sadece ödeme
yapılmadan makbuz verildiğini ispat etmekle makbuz hükümsüz hale gelmez43.
İş hukuku açısından konuyu değerlendirdiğimizde de, yukarıda ifade ettiğimiz gibi, işçinin
korunması ve işçi aleyhine ibranamenin dar yorumlanması ilkesi gereğince haklarını almadan işçinin
işvereni ibra etmesinin hakkaniyete uygun olmayacağı, yargı kararlarında kabul edilmektedir44. İşçinin
kendisine ödeme yapılmadan işvereni ibra iradesi ile makbuz imzalaması durumunda ise makbuzun
işlevi tartışmalıdır. Bir görüşe göre makbuz maddi hukuk açısından olumsuz bir borç ikrarı olabileceği
gibi ibra özelliğini de taşıyabilir45. Her iki yanın da edimin ifa edilmediğini bilmelerine rağmen
alacaklının ifayı kabul ettiğine dair bir makbuz vermesi halinde ibra sözleşmesi makbuz şekline
bürünür. Burada alacaklının muvazaalı beyanı altında kendisi tarafından ciddi olarak açıklanmış ve
borçlu tarafından da kabul edilmiş bir ibra iradesi vardır46. Tarafların ibrayı gizlemek amacıyla
anlaşarak alacağı tahsil etmeksizin makbuz düzenlemeleri halinde düzenlenen belge muvazaalı olması
sebebiyle makbuz olarak hükümsüz olurken ibra olarak muteber olabilir47. Bir diğer görüşe göre
makbuz sadece bir ispat vasıtasıdır. Bir hukuki işlem değildir; bir maddi olayın ikrarıdır. Bu nedenle
39
TURANBOY; K.N: a.g.e, sh:46,
ÖZ, T: a.g.e, sh: 25,
41
OĞUZMAN, M. K/ ÖZ, M.T: a.g.e, sh: 266,
42
ÇİL, Ş: a.g.e, sh: 136,
43
ÖZ, T: a.g.e, sh: 27; OĞUZMAN, M. K/ ÖZ, M.T: a.g.e, sh: 260,
44
ERMAN, Ç: a.g.e, sh:6; Ayrıca, Yargıtay 9. HD. 13.05.1997 tarihli ve E: 1996/3755, K: 1997/8805 sayılı
kararı, (Kararın tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar programı, son kullanma tarihi; 27.03.2009)
45
TURANBOY, K.N: a.g.e, sh:53,
46
ÖZ, T: a.g.e, sh: 28,
47
OĞUZMAN, M. K/ ÖZ, M.T: a.g.e, sh: 432,
40
9
makbuz düzenleme, irade beyanı değil bir tasavvur yani bir bilgi beyanıdır48. Makbuz tek taraflı
hukuksal bir işlem bile olmayıp yalnızca bir irade açıklaması olduğundan muvazaa sebebiyle geçersiz
olduğu ileri sürülemez49. Makbuz düzenlediği halde alacağı elde etmediğini iddia eden alacaklı bunu
ispat etmek zorundadır50. Zira metinde ibra iradesine yer verilmemiş olsa bile makbuz paranın
alındığına dair yazılı bir delildir. Bu durumda makbuz imzaladığı halde makbuzda yer alan rakamı
almayan işçinin, iş hukukunda karşılıksız ibranın geçerli olmaması sebebiyle51, işyeri kayıtları ile
kendisine ödeme yapılmadığını ispat etmek suretiyle makbuzu geçersiz kılması mümkün olacaktır52.
Yargıtay da yerleşik kararlarında, miktar içeren ibranameyi, üzerinde yazılı olan miktarın
ödendiğini gösteren bir belge olarak, bu miktarla sınırlı bir makbuz niteliğinde görmektedir53. Ayrıca
yine yargı kararlarında ibranamenin içerdiği miktar ile işçinin hak ettiği miktar arasında aşırı bir
oransızlığın mevcut olması halinde ibranamenin makbuz niteliğinde olacağına vurgu yapılmıştır54.
Sonuç olarak; makbuz ibranamenin yarattığı sonucu ortaya koyabilmekle beraber, ispat kabiliyeti
açısından ebetteki ibraname makbuzdan daha güçlü bir belgedir.
C) Sulh Sözleşmesi
İbranameye benzerliği açısından incelemeye değer bir diğer konu da sulh sözleşmesidir. Sulh
sözleşmesi, tarafların birbirlerine karşılıklı ödünlerde bulunarak aralarındaki mevcut ilişki üzerindeki
bir anlaşmazlığa veya tereddüde son vermek amacıyla yaptıkları bir sözleşmedir55.
Borçlar hukuku alanında karşımıza sıkça çıkan sulh sözleşmesi, şüpheli veya üzerinde çekişme
olan bir hukuki ilişkinin tarafları arasında kurulur. Taraflar bu şüpheli veya çekişmeli konu üzerinde
birlikte tasarruf ederler. Tarafların sulh sözleşmesini kurmakta iki önemli menfaati vardır. İlk olarak,
taraflar aralarındaki hukuki ilişkide tartışmalı veya şüpheli bir durum görüyorlarsa, bunun
giderilmesini usul hukukunun rizikolarına maruz bırakmak istemeyebilirler. Bunun yanında tereddütlü
veya çekişmeli konu üzerinde sulh yaparak ileride kendileri için yeni bir güven ilişkisi yaratırlar56.
Adından da anlaşılacağı gibi sulh sözleşmesi, içeriğinde karşılıklı anlaşmayı veya mutabık
kalmayı ifade eder. Sulh sözleşmesi ile tarafların amacı, dava açılmasını önlemek veya açılmış bir
davaya son vermektir. Doğrudan taraflar arasında yapılan adi sulh ve mahkeme önünde sulh olmak
üzere iki şekilde incelenebilir (HUMK. md.15). Sulh sözleşmesi, konu edildiği hukuki ilişkiye ait bir
48
ÇİL, Ş: a.g.e, sh: 136; AYDOĞDU, M: a.g.e, sh: 724,
ÖZ, T: a.g.e, sh: 28,
50
ÖZDEMİR, E: a.g.e, sh: 12,
51
Yargıtay, 9.HD. 21.04.2005 tarihli ve E: 2004/23961, K: 2005/14007 sayılı kararı, İstanbul Barosu Dergisi,
İstanbul–2005, S.5, sh: 1782 vd.
52
DOĞAN, M: a.g.e, sh: 169,
53
Yargıtay, 9.HD. 16.02.2005 tarihli ve E: 2004/13375, K: 2005/4441 sayılı kararı ve aynı Dairenin 05.10.2004,
E: 2004/23719, K: 2005/22044 sayılı kararı (Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar
programı, son kullanma tarihi; 04.04.2009)
54
Yargıtay 10.HD. 24.02.1978 tarihli ve E: 1978/1250, K: 1978/1293 sayılı kararı (Bkz;
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 849).
55
TURANBOY, N: a.g.e, sh: 43,
56
OĞUZMAN, M. K/ ÖZ, M.T: a.g.e, sh: 271,
49
10
borcu sona erdirmekte ise esasen ibrayı içerir57. Ancak, her mahkeme dışı sulh sözleşmesinin ibra
işlemi olduğunu söylemek doğru değildir. Sulh sözleşmesi yerine getirdiği fonksiyona göre, borcun
kabulü, yenileme, değiştirme, hatta erteleme niteliğini de taşıyabilir. Hatta sulh sözleşmesinin çizdiği
çerçeve bunların hepsini ya da bir kısmını birlikte içerebilir58.
İbranın hukuki sebebi çoğunlukla bir sulh sözleşmesi olur. Sulh sözleşmesi bir borç doğuran
sözleşme olması sebebiyle, sulh sözleşmesinin konusu olan çekişmeli hususu bir alacak hakkının
oluşturduğu hallerde, sulh sözleşmesini ifa etmeye yönelik tasarruf işlemlerini oluşturan ibra işleminin
ayrıca yapılması gerekir ve alacaklı bu sulh anlaşmasının gereği olarak borçluyu ibra eder59. İşçi ile
işverenin aralarında sulh olmaları durumunda; yani işverenin, işçinin alacaklarının bir kısmını
ödemesi, bakiye kısımdan da işçinin işvereni ibra etmeyi taahhüt etmesi durumunda her iki taraf da
borç altına girmektedir. Ancak tasarruf işleminin meydana gelmesi için ibra sözleşmesinin de
yapılması gerekmektedir60. Sonuç olarak sulh sözleşmesi sonunda ibra edilme gündeme gelebilir.
Belki de ibraname, sulh olmanın sonucudur denebilir.
D) Menfi Borç İkrarı
Menfi borç ikrarı, bir borcun veya borç ilişkisinin mevcut olmadığı yolunda bir irade
açıklamasıdır61. Menfi borç ikrarı, yalnızca bir bilgi açıklaması olmayıp bir tasarruf işlemidir. Çünkü,
alacağın gerçekten var olması halinde, olumsuz borç ikrarı ile birlikte, alacak ortadan kalkmaktadır.
Ancak bu tasarruf işlemi iki taraflı bir hukuki işlemdir62. Türk hukuk sisteminde vaat, karşı tarafın
menfaatine olsa bile ancak kabulden sonra borç doğurabilir63. BK. 236 ve 239. maddelerine göre
bağışlama tek tarafa borç yükleyen bir sözleşme olup, BK. 238. maddeye göre bağışlama vaadi dahi
karşı tarafın kabulüne ihtiyaç göstermektedir. Bu sebeplerle menfi borç ikrarında mevcut borç, tek
taraflı beyandan değil karşı tarafın kabulü ile meydana gelen sözleşme ile ortadan kalkmaktadır64.
Menfi borç ikrarı ile taraflar bir alacak bulunmadığını tespit ederler. Şu halde, ibra
sözleşmesinde tarafların var olduğundan şüphe etmedikleri bir alacağı ortadan kaldırmaları söz konusu
iken, menfi borç ikrarında, taraflar arasında çekişmeli veya kuşkulu bir ya da birden çok alacağın
ortadan kaldırılması söz konusudur. Menfi borç ikrarında alacaklı bir karşılık alırsa bu bir sulh
sözleşmesi olur65. Menfi borç ikrarı, bir borcun veya borç ilişkisinin mevcut olmadığına ait irade
açıklamalarıyla meydana gelen bir sözleşme olup66, ibranamede var olan bir borcun yerine
getirildiğine dair bir irade açıklaması olması yönüyle menfi borç ikrarından farklı bir müessesedir.
57
YAVUZ, C: Türk Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, İstanbul–2004, sh: 13,
ÇİL, Ş: a.g.e, sh: 12,
59
YAVUZ, C: a.g.e, sh: 13,
60
ÖZ, T. A.g.e, sh: 31,
61
TURANBOY, N.K: a.g.e, sh: 50,
62
OĞUZMAN, M. K/ ÖZ, M.T: a.g.e, sh: 283,
63
YAVUZ, C: a.g.e, sh: 78,
64
ÖZ, T: a.g.e, sh: 20,
65
TURANBOY, N.K: a.g.e, sh: 51,
66
YAVUZ, C: a.g.e, sh: 78,
58
11
E) Alacağı Talep Etmeme Taahhüdü
Alacağın talep edilmeyeceği taahhüdü, alacaklının alacağını borçludan muayyen bir surette veya
daimi olarak dava yoluyla ya da dava dışında istemeyeceğini ifade eder67. Örneğin; işçinin işverenden
olan alacağını talep etmeyeceğini beyan etmesi alacak hakkını kullanmama taahhüdüdür68. Alacağı
talep etmeme taahhüdü borç ilişkisini sona erdirmez. Alacağın belli bir süre talep edilememesi ya da
hiç dava edilememesi sonucunu doğurur. Alacağı talep etmeme taahhüdünde borç ilişkisi devam
etmektedir. Öncelikle erteleme sözleşmesinde sadece geçici feragat söz konusu olabilir. İbrada ise
münferit borç veya borç ilişkisi tamamen ortadan kalkmaktadır69.
Alacaklının borçlusuna karşı alacak hakkını kullanmayacağını taahhüt etmesi ibra değildir. Bu
durumda borç sona ermemekte, alacağı talep etme hakkı sona ermektedir. Alacaklı bu alacağı bir
borcu ile takas edebilir, başkasına temlik edebilir; lehine taahhütte bulunan şahıslardan başka şahıslar
varsa onlardan talep edebilir, fakat taahhütte bulunduğu kimseden talepte bulunamaz. Zira alacağı
talep etmeme taahhüdünde borç ilişkisi veya borç devam etmektedir. Halbuki ibra sözleşmesinde borç
sukut eder. Bunun nedeni, ibra sözleşmesinin bir tasarruf işlemi, alacağı talep etmeme taahhüdünün ise
bir borçlandırıcı işlem olmasıdır70.
Alacağın talep edilmeyeceğine dair bir sözleşme yapılmış olsa bile, bu sözleşme, ibra
sözleşmesi olarak kabul edilemez. Çünkü burada bir alacağı sona erdirme değil de, alacağı mahkeme
içi veya dışında istememe söz konusudur ve bu anlaşma borçluya sadece bir def’i hakkı sağlar71.
İtiraz’da hak ya hiç doğmamıştır ya da son bulmuştur. Bir tasarruf işlemi olan ibra ile karıştırılmaması
gereken ve sadece bir tarafa olumsuz bir edim yükleyen alacağın talep edilmeyeceği taahhüdünde,
ibradan farklı olarak, def’i gündeme gelmektedir. Oysa ibra borcu sona erdirdiği için borçluya itiraz
hakkı sağlar. Yargıtay konuyla ilgili bir kararında72 açıkça; “Gerçekten ibraname hakkı ortadan
kaldıran bir itiraz niteliğinde olup, içeriğinin değerlendirilmesi ve nitelendirilmesi konusunda
özellikle iş hukukunda büyük bir hassasiyet gösterilmelidir.” diyerek ibranın itiraz niteliğine vurgu
yapmıştır. Sonuç olarak alacağı talep etmeme taahhüdü bu açıdan da ibranameden farklıdır.
67
OĞUZMAN, M. K/ ÖZ, M.T: a.g.e, sh: 433,
ERMAN, Ç: a.g.e, sh:8,
69
TURANBOY, N.K: a.g.e, sh: 30,
70
ÖZ, T: a.g.e, sh: 23,
71
ÇİL, Ş: a.g.e, sh: 11,
72
Yargıtay HGK. 24.11.1999 tarihli ve E: 1999/9-968, K: 1999/983 sayılı kararı. Bunun yanında Yargıtay
konuyla ilgili 9. HD. 12.9.2005 tarihli ve E: 2005/27708, K: 2005/29333 sayılı kararında; “İtiraz niteliğinde
olan bu belgeler, yargılamanın her aşamasında incelenmelidir.” şeklinde karar vererek ibranın itiraz niteliğini
vurgulamıştır. Yargıtay 9.HD. 16.02.2005 tarihli ve E: 2004/13375, K: 2005/4441 sayılı kararı ve aynı Dairenin
05.10.2004 tarihli ve E: 2004/23719, K: 2005/22044 sayılı kararı (Kararların tam metni için bkz; Diyalog
mevzuat bilgisayar programı, son kullanma tarihi; 06.04.2009)
68
12
F)
Feragat Sözleşmesi
İbraname nitelik olarak bir çok hukuki müessese ile benzerlik göstermekle beraber, en çok
benzeştiği müessese “feragat” müessesesidir. Başta kelime anlamları açısından benzeşlik mevcuttur.
Feragat de kelime anlamı bakımından “vazgeçme” anlamındadır73.
Feragat bir ayni hakkı veya yenilik doğuran hakkı ortadan kaldıran tek taraflı bir irade
beyanıdır. Bir ayni haktan veya bir yenilik doğuran haktan vazgeçme için genellikle tek taraflı irade
beyanı yeterlidir. Oysa kural olarak, bir şahsi hak olan alacak hakkından alacaklının tek taraflı olarak
feragati mümkün görülmemektedir74. Vazgeçmeyi borçlunun da kabul etmiş olması gerekir. Bu
sebeple, işçinin alacak hakkından feragat ettiğini içeren metnin, tek taraflı bir irade beyanı olarak
kabul edilmesi mümkün değildir, işverenin de kabulü gerekmektedir75. İbra belgeleri içinde
değerlendirilen feragatin tek taraflı olduğunu ileri sürmek ve bu sebeple ibranın tek taraflı bir hukuki
işlem olduğunu söylemenin pek mümkün olmadığı, haklı olarak ifade edilmektedir76. Kural olarak bir
ayni veya yenilik doğuran haktan veya def’iden tek taraflı bir beyanla terk edilebileceği halleri ifade
etmek için “feragat” deyiminin kullanılması ve bunların ibra sözleşmesinden ayrı tutulması doğru
olur77.
Sonuç olarak, muhatabın kabulüne ihtiyaç göstermeyen feragat müessesinde karşı tarafa
varması gerekene irade açıklaması yeterlidir. Ancak borcun ortadan kalkması sonucunu doğuran ibra,
sözleşme niteliğinde olması nedeniyle iki taraflı hukuki işlemler içerisinde değerlendirilir78. Bu
nedenle feragat ile ibra müesseseleri yakın olmalarına rağmen nitelik ve geçerlilik şartları açısından bir
birinden farklı müesseselerdir.
III)
İBRANAMENİN HUKUKİ NİTELİĞİ
İbranamenin Türk iş hukukundaki yerini ortaya koyabilmek için hukuki niteliğini de tam
olarak anlamak gerekmektedir. Çünkü bir hukuki işlemin taraflar açısından sağlayacağı yeni durum ile
bu işlem sonucu ortaya çıkacak hak ve yükümlülükler ancak bu işlemin hukuki niteliğinin tespiti ile
mümkündür.
Yukarıda da değindiğimiz gibi ibraname uygulaması yoğunlukla iş hukukunda
görülmekle beraber, bir sözleşme olması nedeniyle borçlar hukuku ilkeleri ile nitelendirilmektedir.
Borçlar hukukunda ibra, borcu sona erdiren sebeplerden biridir. Borcun sona ermesi kavramı, bir
edimi yerine getirme mükellefiyetinin hukuken ortadan kalkmasını ifade eder. Böylece borçlu borçtan
73
YILMAZ, E: Hukuk Sözlüğü, 5. Baskı, Ankara-1996, sh: 277,
OĞUZMAN, M. K/ ÖZ, M.T: a.g.e, sh: 434,
75
EKMEKCİ, Ö: a.g.e, sh:8,
76
ÖZ, T: a.g.e, sh: 29
77
ÖZDEMİR, E: a.g.e, sh: 10,
78
İbranamenin iki taraflı hukuki işlem olduğu yönündeki açıklama için bkz; sh: 13,
74
13
kurtulur, alacaklının alacak hakkı kalmaz79. Borcun sona ermesi, hüküm ve sonuçlarını geleceğe etkili
olarak meydana getirir80.
İbranamenin bir sözleşme olması gerekçesiyle borçlar hukuku alanında değerlendirilmesi, BK
hükümlerinin, iş hukuku genel ilkeleri elverdiği sürece, uygulanmasını da beraberinde getirir. Örneğin,
borçlunun edimini ifa etmesiyle, borç ilişkisinin içerdiği asli borcun yanı sıra yan borçlar ve diğer
yükümlülükler de ilke olarak sona erer (BK. m.113)81. Türk iş hukukunda ibranamenin yerini izaha
çalışırken, yukarıda ifade edildiği gibi elbette ki borçlar hukuku kurallarında istifade edeceğiz. Ancak
bunu yaparken iş hukuku mevzuatındaki hükümlerin hukuki niteliğinin tayininde, bu hükümlerin
iktisadi ve sosyal açıdan işverene nazaran zayıf durumda olan işçiyi korumak amacıyla
getirildiklerinin de dikkate alınması gerekir82. Bu kapsamda öncelikle ibranamenin hukuki niteliğini
borçlar hukuku ilkelerine göre ortaya koymak gerekmekle birlikte yorumlanmasında, ilk sırada iş
hukuku ilkeleri ile çelişmemesine dikkat etmek gerekecektir. Uygulamada ve doktrindeki yaklaşımlar
beraber değerlendirildiğinde ibranamenin; çok taraflı bir hukuki işlem olduğunu, bir tasarruf işlemi
olduğunu, sebebe bağlı bir işlem olduğunu ve bir kazandırıcı işlem olduğunu ifade edebiliriz.
A) Çok Taraflı Hukuki İşlem
Türk doktrininde, hukukî işlem ile ilgili yapılan birçok tanımın varlığı karşısında kısa ve öz bir
şekilde hukukî işlem; “hukukî sonuç doğurmaya yönelik irade açıklamaları” şeklinde tanımlanabilir83.
Bunun yanında hukukî işlem; “bir ya da birkaç kişinin, bir hakkın ya da bir hukukî ilişkinin
kurulması, kaldırılması veya değiştirilmesi gibi bir hukukî sonuç doğurmaya yönelen irade beyanı”
şeklinde de tanımlanabilmektedir84. Bu iki tanımdan da çıkan sonuç; hukukî işlemden bahsedebilmek
için irade, yalnız fiile değil onun hukukî sonucuna da yönelmiş olmasıdır. Hukuk düzenin belirlediği
hukukî sonuç kendisine yönelen irade açıklamasının içeriğine tamamen uygun düştüğü takdirde, bu
açıklama bir hukukî işlem niteliği kazanır85.
79
OĞUZMAN, M. K/ ÖZ, M.T: a.g.e, sh: 427,
ÖZ, T: a.g.e, sh: 5; TURANBOY, N.K: a.g.e, sh: 24,
81
ENGİN, M: Yargıtay’ın İş hukukuna İlişkin Kararlarının değerlendirilmesi 2000, İş Hukuku ve Sosyal
Güvenlik Hukuku Türk Milli Komitesi, Ankara-2006, sh: 17; Yargıtay yerleşmiş kararlarında, asıl borç ibra
edilmiş olmakla fer’isini oluşturan faizden de vazgeçilmiş sayılacağına hükmetmiştir. Yargıtay’ın 9. HD.
11.10.2000 tarihli ve E: 2000/8951, K. 2001/13651 sayılı kararı. Yargıtay, 9.HD. 16.02.2005 tarihli ve E:
2004/13375, K: 2005/4441 sayılı kararı ve aynı Dairenin 05.10.2004 tarihli ve E: 2004/23719, K: 2005/22044
sayılı kararı (Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar programı, son kullanma tarihi;
07.04.2009)
82
ÇUKUR, M / KOÇ, M: 4857 Sayılı İş Kanunu’na Göre Düzenlenecek Belgeler, 3. Baskı, Ankara-2007, sh:
328,
83
KILIÇOĞLU, A.M: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara-2005, sh;28.
84
Hukukî işlemin tanımı ve unsurları ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz: TEKİNAY, Ü: Borçlar Hukuku Genel
Hükümler, İstanbul-1993, sh: 38 vd; Bunun yanında Eren, hukukî işlemi “bir veya birden çok kişinin hukuk
düzeninin öngördüğü sınırlar içinde gerektiğinde diğer unsurlarla birlikte hukukî sonuçlar doğurmaya yönelmiş
irade açıklaması veya açıklamalarından oluşan hukuki bir olgudur” şeklinde tanımlamıştır. Bkz. EREN, F:
Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul-2003, sh:111; Daha geniş bir ifade ile hukuk düzeni, hukukun bir
sonucu, ancak bu sonuca yönelen bir irade açıklamasına bağladığı ve bu açıklamanın içeriğine uygun olarak
gerçekleştiği takdirdedir ki, bir hukukî işlem söz konusu olabilir.
85
EREN, F: a.g.e. sh: 115,
80
14
Hukukî işlem kavramı çeşitli özellikleri göz önünde tutularak birçok yönden sınıflandırılabilir.
Ancak genel olarak hukukî işlem, işleme katılanların sayısı bakımından çok taraflı ve tek taraflı
hukukî işlem olarak ikili bir ayırıma tâbi tutulmaktadır86. Bir tek kişinin irade beyanıyla meydana gelip
hukukî sonuç doğurabilen hukukî işleme “tek taraflı hukukî işlem” denir87. Bir hukukî işlemin
meydana gelmesi, hüküm ve sonuçlarını doğurabilmesi, birden çok kişinin irade beyanına bağlı ise, bu
tip hukukî işlemlere de iki veya çok taraflı hukukî işlem denir88. Birden çok kişinin irade beyanıyla
hukukî sonuçlar doğurabilen hukukî işlemlere de çok taraflı hukukî işlem denilmektedir. Doktrinde
çok taraflı hukukî işlemlere örnek olarak “sözleşmeler” ve “kararlar” gösterilmektedir89. Sözleşmeler
de borç altına giren taraf sayısına göre “tek taraflı sözleşmeler” ve “iki taraflı sözleşmeler” olarak bir
tasnife tabi tutulabilir. Her durumda çok taraflı bir hukukî işlem olan sözleşmeler, en az iki kişinin
karşılıklı irade uyuşması ile kurulurlar. Ancak tek taraflı sözleşmelerde, taraflardan sadece biri borç
altına girer. İki taraflı sözleşmelerde ise, taraflardan her ikisi de karşılıklı borç yüklenirler. Hukukî
işlem niteliğinin bir sonucu olarak ibranameler, borçlar hukukunun sözleşmlerle ilgili öngörülen usül
ve şekil şartlarının yanı sıra, hukukî işlemlerin ve hatta daha özelde, çok taraflı hukukî işlemlerin
geçerlilik koşullarına da uygun olarak alınmalıdır. Örneğin, hukukî işlem bir irade açıklaması olması
nedeniyle, BK’nda belirtilen iradeyi sakatlayan hususlar ibraname açısından da geçerli olacaktır. Bu
kapsamda, hukukî işlemler için Türk hukuk sisteminde geçerli olan yokluk, butlan ve iptal edebilirlik
yaptırımları ibraname açısından da uygulama alanı bulacaktır90.
Yargıtay da kararlarında, ibranın hakları düşürücü bir irade açıklaması ve bunu kabul şeklinde
gerçekleşen sözleşme olduğunu belirtmiştir91. Yargıtay, bir kararında, ibranın nitelikçe olumsuz bir
borç ikrarı olduğunu belirtmesine rağmen, kararın devamında “alacaklının alacak hakkından
vazgeçmesini ve bu suretle borçlunun borçtan kurtulmasını sağlayan sözleşmeye ibra denir.” diyerek
ibranın mutlaka bir sözleşme şeklinde yapılması gereğine değinmiştir92. Dolayısıyla ibra da sözleşme
olması nedeniyle93 çok taraflı bir hukuki işlem olarak nitelendirilir94.
86
KILIÇOĞLU, A.M: a.g.e, sh: 31,
OĞUZMAN, M. K/ ÖZ, M.T: a.g.e, sh: 197; EREN, F: a.g.e, sh:152,
88
EREN, F: a.g.e, sh:153,
89
KILIÇOĞLU, A.M: a.g.e, sh:31; Hukukî işlemlerin, işleme katılan taraflarının sayısına göre
sınıflandırılmasında, çok taraflı hukukî işlemlerde “akit” ve “karar” kavramlarıyla, “müşterek hukukî işlem”
kavramı belirlenmektedir. Çok taraflı hukukî işlemler için doktrinde çoğunlukla akitler ve kararlar olmak üzere
ikili bir ayrım yapılmaktadır. KILIÇOĞLU, A.M: a.g.e, sh: 32; Doktrinde Oğuzman, kararları, müşterek hukukî
işlem tanımlamasıyla da nitelendirilmektedirler. “...Müşterek hukukî işlem kavramı bir hukukî işlemde bir irade
beyanının, birden çok şahsın iradelerinin birleşmesinden meydana gelmesini ifade eder. Bu sebeple belki de
müşterek irad beyanından bahsedilmesi daha doğru olurdu...” Bkz: OĞUZMAN, M. K/ ÖZ, M.T: a.g.e, sh:120
90
ÇUKUR, M / KOÇ, M: a.g.e, sh: 329,
91
ÖZ, T: a.g.e, sh: 12,
92
Yargıtay 4.HD. 31.03.1978 tarihli ve E: 1977/11133, K: 1978/4346 sayılı kararı; Yargıtay, 21.HD. 07.02.2002
tarihli ve E:2001/9639, K:2002/833 sayılı kararı; ÇİL, Ş: a.g.e, sh: 58, Yargıtay, 9.HD. 16.02.2005 tarihli ve E:
2004/13375, K: 2005/4441 sayılı kararı ve aynı Dairenin 05.10.2004 tarihli ve E: 2004/23719, K: 2005/22044
sayılı kararı (Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar programı, son kullanma tarihi;
04.04.2009)
93
İbranamenin sözleşme olmadığını savunan yazarlar da vardır. ÖZ, T: a.g.e, sh: 12, Naklen; Türk İş Hukukunda
Çenberci, ibra belgesinin mutlaka sözleşme şeklinde gerçekleşmesi zorunluluğu olmadığını, haktan vazgeçme
durumunda olduğu gibi işçinin tek yanlı işlemine de bürünmesinin mümkün olduğunu savunmaktadır. Ancak bu
87
15
B) Tasarruf İşlemi
Borçlar hukukunda tasarruf işlemi hukuki işlemler içerisinde, yaptıkları etkilere göre işlemler
ayrımında borçlandırıcı işlemlerle birlikte değerlendirilmiş olup doktrinde; “malvarlığının aktifinde
yer alan bir hakkı doğrudan doğruya etkileyerek onu diğer tarafa geçiren, başkasına devreden,
içeriğini sınırlayan, değiştiren veya sona erdiren işlemler” olarak tanımlanmıştır95. İbra, alacaklının
alacak hakkına doğrudan doğruya etki etmesi, alacağı ortadan kaldırması veya azaltması nedeniyle
öğretide tasarruf işlemi olarak nitelendirilmektedir96.
Alacaklı, malvarlığına dahil olan bir alacak hakkını ibra sonucu terk ederek ortadan kaldırmak
suretiyle onun üzerinde tasarruf etmektedir. Yargıtay’a göre de ibra, o tarihe kadar gerçekleşen hakları
ortadan kaldıran ve ibrada bulunan kişiyi bağlayan bir tasarruf işlemidir97. Bu kapsamda ibra
alacaklıya ait mal varlığının aktifinde yer alan bir hakka doğrudan doğruya etki yaptığı için ve bu
hakkı sona erdirdiği için de bir tasarruf işlemi olarak nitelendirilir98. İbra sözleşmesinin tasarruf işlemi
olmasının temel sonucu bir borcu doğrudan doğruya kesin olarak sona erdirmesidir. İbra sözleşmesi ile
borç artık ileride doğmamak ve geçerli olmamak sureti ile ortadan kaldırılmaktadır. Bu özelliği ile ibra
sözleşmesinin ileriye etkili niteliği bulunmaktadır99.
C) Kazandırıcı İşlem
Doktrinde hukuki işlemler içerisinde değerlendirilen ve hukuki işlemden doğan borçların
nedenleri arasında ifade edilen kazandırıcı işlem “bir kimsenin başka bir kimse yararına bir mal
varlığı değeri sağlaması” olarak tanımlanmıştır100.. Bu kapsamda değerlendirildiğinde; ibra da işçinin
malvarlığında bir eksilmeye, buna karşılık işverenin malvarlığında bir çoğalmaya neden olmaktadır.
görüş ibra belgelerinin geçerliliği için tesliminin zorunlu olduğunu ve teslimin zımnen kabul niteliğinde
olduğunu ifade ederek bir bakıma ibranın mutlaka bir sözleşme şeklinde yapılacağını da kabul etmektedir.
Çenberci ,iş hukukunda ibra belgelerini Borçlar Hukuku anlamındaki ibradan farklı ele alarak, ibra belgelerinin
bazen olumsuz borç ikrarı, bazen haktan feragat, bazen makbuz olabileceğini, bazen de bunların karması
niteliğini taşıyabileceğini savunmaktadır. ÇENBERCİ, M : İş Kanunu Şerhi, 6. Baskı, sh:715.” Ancak alıntı
yaptığımız yazarla birlikte doktrinde baskın görüş ibranamenin bir sözleşme olduğu yönündedir.
94
SATILMIŞ, M: Türk İş Hukukunda İbra Belgesi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul–1995, sh: 6;
ERMAN, Ç: a.g.e, sh:11,
95
TURANBOY, N.K: a.g.e, sh: 115; EREN, F: a.g.e, sh:160,
96
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 846; ÖZ. T: a.g.e, sh: 15,
97
Yargıtay 9.HD. 27.03.1971 tarihli ve E:1971/1112, K:1971/201sayılı, aynı Dairenin 06.07.1967 tarihli ve
E:1967/7072, K:1967/6175 sayılı, 27.01.1970 tarihli ve E: 1970/9519, K: 1970/871 sayılı ve 29.04.2003 tarihli
ve E: 2002/24725, K: 2003/7268 sayılı kararları (Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar
programı, son kullanma tarihi; 06.04.2009),
98
ÇİL, Ş: a.g.e, sh: 9; Yargıtay’a göre de ibra borcu sona erdiren bir tasarruf işlemidir. Bkz; Yargıtay’ın 9. HD.
28.02.2009 tarihli ve E: 2006/34504, K: 2006/52094 sayılı; aynı Dairenin 09.06.2004 tarihli ve E: 2004/21-329,
K: 2004/356 sayılı kararları (Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar programı, son kullanma
tarihi; 07.04.2009)
99
TURANBOY, N.K: a.g.e, sh: 116; ÖZ, T: a.g.e, sh: 15,
100
EREN, F: a.g.e, sh: 167,
16
Buradaki çoğalma pasifin azalması şeklindedir. Bu nedenle ibra kazandırıcı bir işlemdir101. Her
kazandırıcı işlem gibi, ibranın da bir hukuki sebebinin bulunması gerekmektedir. Ancak ibra
sözleşmesi, diğer hukuki işlemlerdeki gibi genellikle tek ve belirli bir sebebe dayanmaz. Hukuki sebep
bağışlama, iktisap ya da ifa sebebi olabilir. İbra sözleşmesinin tek bir hukuki sebebinin bulunmaması,
ibranın
kanunda
yer
verilen
belirli
bir
borcu
sona
erdirme
kurumu
olmamasından
kaynaklanmaktadır . Sonuç olarak ibra bir hukuki işlem olarak kazandırıcı işlem niteliğindedir.
102
D) Sebebe Bağlı Hukuki İşlem
İbranamenin hukuki niteliğini irdelerken dayandığımız borçlar hukukuna göre hukuki işlemler,
sebebe bağlı olup olmamalarına göre sebebe bağlı hukuki işlemler ve soyut hukuki işlemler olmak
üzere ikiye ayrılır103. Bu kapsamda “kazandırmanın hukuki sebebi, işlemin kurucu bir parçası olan,
onun içeriğine dahil bulunan hukuki işlemlere sebebe bağlı hukuki işlem denir”104. Sebebe bağlı
hukuki işlemlerde, sebep işlemin bir parçası haline gelir ve sebep olmadığında veya hukuken geçersiz
olduğunda ona bağlı olan asıl hukuki işlemde geçersiz olacaktır105.
İbra Türk hukukunda bir sebebe bağlı olarak yapılmakta ve tarafların karşılıklı olarak bu sebep
üzerinde anlaşması durumunda geçerli olarak kurulabilmektedir106. Çoğunlukla Türk hukukunda
tasarruf işlemlerinin bir sebebe bağlı olarak yapıldığı kabul edilmektedir107. Bu kapsamda da iş
hukukunda işçi ile işveren arasında akdedilen ibraname sebebe bağlı bir hukuki işlem olarak kabul
edilir108. Her ne kadar doktrinde ibranamenin soyut işlem olduğunu savunan yazarlar bulunsa da109,
sebep ile ilgili irade sakatlıklarının doğrudan ibranameyi de geçersiz kılacağı yönünde genel bir
mutabakat sağlanmış bulunması ve Yargıtay’ın da yerleşik kararlarında buna işaret etmesi nedeniyle
biz de ibranamenin sebebe bağlı bir hukuki işlem olduğu görüşüne katılıyoruz110.
101
ÖZ, T: a.g.e, sh: 16; Yargıtay kararlarında da ibranın bir kazandırıcı işlem olduğuna işaret edilmiştir. Bkz:
Yargıtay’ın 9. HD. 10.07.2006 tarihli ve E: 2006/1238, K: 2006/20180 sayılı kararı (Kararın tam metni için bkz;
Diyalog mevzuat bilgisayar programı, son kullanma tarihi; 07.04.2009)
102
TURANBOY, N.K: a.g.e, sh: 105,
103
KILIÇOĞLU, A.M: a.g.e, sh: 35,
104
EREN, F: a.g.e, sh: 166,
105
EREN, F: a.g.e, sh: 167,
106
SATILMIŞ, M: a.g.e, sh:6,
107
ENGİN, M: a.g.e, sh: 118; TURANBOY, N.K: a.g.e, sh: 107,
108
OĞUZMAN, M. K/ ÖZ, M.T: a.g.e, sh: 197;
109
ERMAN, Ç: a.g.e, sh:11,
110
Yargıtay 9.HD. 26.09.2006 tarihli ve E: 2006/20858, K: 2006/24895 sayılı, HGK. 17.12.2003 tarihli ve
E:2003/9-760, K:2003/760 sayılı kararları. Bkz; ÇİL, Ş: a.g.e, sh: 244-246,
17
İKİNCİ BÖLÜM
İŞ HUKUKUNDA İBRANAMENİN KURULMASI VE GEÇERLİLİK ŞARTLARI
I)
İŞ HUKUKUNDA İBRANEME
A) İbranamenin Konusu
İbraname, sözleşme kapsamındaki hakları sona erdirdiğine ve geçerli olarak yapılmış bir
ibranamenin işvereni, kapsamı dahilindeki borçlarından kurtardığına yukarıda değinmiştik111. Bu
kapsamda ibraname içeriğini teşkil eden haklar ve alacaklar ortadan kalkacağı için hangi hak ve
alacakların ibranamenin konusu olabileceğini ortaya koymak gerekmektedir.
1.
İbranameye Konu Olabilecek Haklar
Türk Borçlar Kanunu’nda da “sözleşme serbestliği” ilkesi geçerli olduğu için, kural olarak
kanuna, ahlaka ve adaba aykırı olmayan her konuda sözleşme yapılabilir. Dolayısıyla ibraname de bir
sözleşme olması nedeniyle kural olarak bu ilke gereğince ibranamenin niteliğine uygun olarak konusu
tayin edilebilir112. İşçi ile işveren arasında yapılan iş sözleşmesi sona erdiğinde tarafların hak ve
alacaklarının kapsayan ibraname niteliği gereği, söz konusu iş sözleşmesi kapsamında doğan her türlü
hak ve alacak ibranameye konu olabilir. Bu kapsamda, ücret, fazla çalışma ücreti, tatil ücreti gibi iş
kanunundan kaynaklanan haklar ile ikramiye, giyecek yardımı gibi iş sözleşmesinden kaynaklanan
veya bayram harçlığı, yol ücreti veya çocuk parası gibi toplu sözleşmesinden kaynaklanan her türlü
alacak da ibra sözleşmesine konu olabilir113. Yargıtay da kararlarında tüm bu veya benzeri hakların
ibranameye konu olabileceğine işaret etmiştir114.
Yukarıda sayılan hak ve alacaklar yanında iş kazası veya meslek hastalığı kapsamında ortaya
çıkan işçi alacakları da ibranameye konu teşkil edebilir. Yargıtay da kararlarında buna işaret etmekle
birlikte genel bir yaklaşımla kamu düzeninden olmayan alacakların ibranameye konu teşkil
edebileceğine hem doktrinde hem de yargı kararlarında değinilmiştir115.
2.
İbranameye Konu Olamayacak Haklar
İbraname her ne kadar sözleşme serbestliği ilkesi gereğince serbestçe yapılabilecekse de, bu
yetki sınırsız değildir. İşverene karşı güçsüz olan işçiyi korumak ve bu kapsamda ibranameyi dar
yorumlamak gereğine yukarıda değinmiştik. Bu kapsamda yorumlarken işçi lehine düşüneceksek,
111
Bkz; sh:9-10
DOĞAN, M: a.g.e, sh: 169,
113
SATILMIŞ, M: a.g.e, sh:10,
114
Yargıtay 10. HD. 06.06.1988 tarihli ve E: 1988/3685, K: 1988/3669 sayılı kararı; HGK. 11.2.2004 tarihli ve
E:2004/25-54, K: 2004/54 sayılı kararı; 9. HD. 05.10.2004 tarihli ve E: 2004/23719, K: 2005/22044 sayılı kararı
(Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar programı, son kullanma tarihi; 11.04.2009)
115
ERMAN, Ç: a.g.e, sh: 45; Yargıtay HGK. 07.12.2005 tarihli ve E: 2005/21-665, K: 2005/712 sayılı kararı; 9.
HD. 05.10.1993 tarihli ve E: 1993/2235, K: 1999/14105 sayılı kararı (Kararların tam metni için bkz; Diyalog
mevzuat bilgisayar programı, son kullanma tarihi; 11.04.2009)
112
18
konusunu belirlerken de işçi lehine düşünmek evleviyetle gerekir. Bu nedenle işçi bazı haklarından
istese de vazgeçemez. İşte işçinin istese de vazgeçemeyeceği alacak veya hakları konusunda ibraname
yapılamaz yapılsa da geçerli olmaz116. Bununla birlikte ibranameye konu olacak işçilik hakkının
tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği türden bir alacak olması gerekmektedir. Kamu
düzenini sağlama amacıyla konulmuş alacaklar ortadan kaldırılamaz117. Bu kapsamda işçinin, iş
güvencesi ile ilgili olarak işe iade davası açmayacağı yönünde düzenlenen ibraname geçersizdir118.
Dolayısıyla “dava hakkından feragat etme” ibranameye konu olamaz.
Sosyal güvenlik kapsamındaki haklarda yukarıda ifade edildiği gibi, kamu düzenini sağlamaya
yönelik haklar olması nedeniyle işçinin işvereni sosyal güvenlik haklarından ibra etmesi geçerli
değildir. Çünkü; Anayasanın 12. maddesine göre “Herkes kişiliğine bağlı dokunulamaz, devredilemez,
vazgeçilemez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.” 60. maddede ise “Herkes sosyal güvenlik hakkına
sahiptir” hükmüne yer verilmiştir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirilecek olursa, sosyal güvenlik
hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı dokunulmaz ve feragat edilemez bir hak olduğu sonucuna
ulaşılmaktadır119. Bunlara ek olarak; toplu iş sözleşmesinde geleceğe etkili olarak yürürlüğe girecek ve
işçiye tanınmış haklardan işçinin aleyhte vazgeçmesi kural olarak ibranameye konu olamaz. Çünkü
doğmamış haklardan kural olarak vazgeçilemez120.
B)
İbranamenin Kuruluşu
İş hukukuyla ilgili çalışma konumuz olan ibraname, yukarıda değindiğimiz üzere, borçlar
hukuku kapsamında bir sözleşeme olması nedeniyle, öncelikle bir icap ve akabinde kabul beyanı olan
irade açıklamaları ile kurulur. Tarafların karşılıklı bu irade beyanlarının da bir birine uygun olması
gerekir.
1.
İcap
Borçlar hukukunda “sözleşmenin yapılması teklifini kapsayan ve bu amaçla zaman itibariyle
daha önce yapılan, karşı tarafa varması gerekli, tek taraflı, kesin ve bağlayıcı bir nitelik taşıyan,
muhatabın kabulü ile sözleşmenin kurulması sonucunu doğuran irade açıklamasına icap denir”121. Bu
kapsamda, bir sözleşmeden bahsetmek için öncelikle bir icabın olması akabinde de bu icabın
muhatapça kabulünün gerektiğini ifade edebiliriz.
116
Yargıtay kararlarına İş Güvencesi haklarından peşinen vazgeçmesini içeren ibranamenin geçersiz olduğuna
hükmetmiştir. Bkz; Yargıtay 9.HD. 27.12.2004 tarihli ve E: 2004/32713, K: 2004/1005 sayılı kararı; aynı
Dairenin 31.03.2006 tarihli ve E: 2006/8720, K: 2006/11606 sayılı kararı (Karar metinleri için bkz; ÇİL, Ş:
a.g.e, sh: 528-531)
117
SATILMIŞ, M: a.g.e, sh:10,
118
Yargıtay 9.HD. 10.07.2006 tarihli ve E. 2006/16045, K: 2006/20332 sayılı kararı ve aynı Dairenin 27.12.2004
tarihli ve E: 2004/32713 , K: 2004/1005 sayılı kararı, (Karar metinleri için bkz; ÇİL, Ş: a.g.e, sh: 524-531)
119
ERMAN; Ç: a.g.e, sh: 45,
120
ÇİL, Ş: a.g.e, sh:169; Yargıtay .9.HD. 15.3.2004 tarihli ve E.2003/16584, K.2004/5143 sayılı kararı (Kararın
tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar programı, son kullanma tarihi; 14.04.2009)
121
EREN, F: a.g.e, sh: 219,
19
İbraname açısından konuya baktığımızda da, ibraname bir sözleşme olması nedeniyle,
taraflardan biri tarafından bir icap yapılmalı ve devamında da bu icabın diğer tarafça kabulü
gerekmektedir. Doktrinde ibranamede her iki tarafın da icapta bulunabileceği belirtilmiştir122. Ancak
her ne kadar teorik olarak işçi de icapta bulunabilecekse de, ibraname ile ilgili verdiğimiz tanımdaki123
“alacaklının alacak hakkından vazgeçmesi” unsuru nedeniyle alacaklının ibraname için icapta
bulunması olağan olarak beklenemez124. Bu nedenle ibranamede işin doğası gereği icabı yapacak olan
işverendir. Çünkü işçi ile arasındaki iş sözleşmesi sona ermiştir ve bu kapsamda işveren işçinin
haklarının bir kısmını veya tamamını ödemiştir. Doğal olarak bunun ispatını sağlamak için kurulan
ibranamede ve dahası bazı hakları işçi almamasına rağmen bunlardan vazgeçmesi nihayetinde kurulan
bir sözleşme olması nedeniyle icap işveren tarafından yapılır.
İcap borçlar hukukunda belirtilen özellikleri taşımalıdır. Hazırlar arasında icap, hazır
olmayanlar arasında icap, icap yapma zamanı vb. tüm hususlar, borçlar hukuku hükümlerine göre
belirlenir. Aynı zamanda icap sözleşmenin tüm esaslı noktalarını da kapsamalıdır125. Bu kapsamda,
ileride değineceğimiz gibi, ibranamenin geçerlilik şartlarından olan miktarın tam olarak belirlenmesi
vb. tüm geçerlilik unsurlarını da ibraname acısından işverenin yapacağı icap kapsamalıdır126.
2. Kabul Beyanı
Kabul beyanı, borçlar hukukunda, “icaba uygun olarak sözleşmenin meydana gelmesine kesin
olarak imkan sağlayan, varması, (yöneltilmesi) gerekli, tek taraflı bir irade açıklamasıdır.” şeklinde
tanımlanmıştır127. Bu kapsamda kabul beyanı hukuki niteliği itibariyle, tek taraflı, kurucu, kurucu
yenilik doğuran bir hakkın kullanılmasına yönelik bir hukuki işlem olarak nitelendirilmiştir128.
İbraname açısından kabul beyanı da, icapta olduğu gibi borçlar hukuku hükümlerine
göre değerlendirilecektir. Kabul beyanı da teorik olarak ibranamenin her iki tarafınca
açıklanabilir129. Ancak uygulamaya ve ibranamenin niteliğini değerlendirdiğimizde icabı
işverenin yapabilmesinin bir sonucu olarak kabul beyanını da işçinin yapması görüşü130 bize
daha uygun gözükmektedir. Bu konuda ibraname ile ilgili olarak şunu da ifade etmek lazım
ki; ibranamenin hüküm ve sonuçları ibranamenin teslimiyle meydana gelir131.
122
TURANBOY, N.K: a.g.e, sh: 57,
Bkz: sh:3,
124
ERMAN, Ç: a.g.e, sh: 33,
125
EREN, F: a.g.e, sh: 220,
126
İbranamenin geçerlilik şartları için bkz; sh: 26; ERMAN, Ç: a.g.e, sh: 33,
127
EREN, F: a.g.e, sh: 228,
128
TURANBOY, N.K: a.g.e, sh: 68,
129
TURANBOY, N.K: a.g.e, sh: 70,
130
ERMAN, Ç: a.g.e, sh: 36,
131
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 847,
123
20
3. İrade Beyanlarının Birbirlerine Uygunluğu
Sözleşmenin kurulmasının bir diğer unsuru da irade beyanlarının bir birlerine uygun
olmasıdır. BK’nun 1. maddesinde de belirtildiği üzere “sözleşme tarafların birbirine uygun iradelerini
karşılıklı olarak beyan etmeleri ile kurulur.” Taraflar birbirlerine uygun irade beyanları ile bir yandan
sözleşmeyi kurarken, diğer yandan da sözleşmenin içerini tespit ederler132.
Borçlar hukuku anlamında uygunluk ikiye ayrılır. Bunlar; fiili uygunluk ve hukuki
uygunluktur. Kısaca fiili uygunluk tarafların gerçek iradelerinin uygunluğunu; hukuki uygunluk ise,
tarafların beyanlarının uygunluğunu ifade eder133. Esasında olması gereken fiili uygunluk ile hukuki
uygunluğun tam olarak örtüşmesidir. Bunlar örtüşmediğinde taraflar arasında uyuşmazlık gündeme
gelir. İbraname açısından da tarafların ibraname ile ilgili iradelerinin, hem ibraname yapma niyeti,
hem de ibranamenin içeriği konusundaki iradelerinin tam olarak örtüşmesi gerekmektedir. Yargıtay da
bir çok kararında fiili durum ile ibraname içeriğinin birbirine uymadığı durumlarda ibranameyi
geçersiz kabul etmiştir134.
İbranamede irade beyanlarının karşılıklı olarak birbirine uygun olması gereği uygulamada
ibranameyi yorumlarken gündeme gelmekte olup, burada, işçinin korunması adına ibranamenin dar
yorumlanması kuralı işletilmektedir. Borçlar hukuku ilkeleri ışığında ibranameyi oluşturan iradelerin
birbirlerine uygunluğunun yorumlanmasında, teorik tartışmalardan bağımsız olarak, “Güven
Teorisinin” benimsendiğini ve Yargıtay’ın da yerleşik kararlarının bu yönde olduğunu ifade
edebiliriz135. Güven teorisinde kısaca; irade beyanlarının bir birine uygunluğu kabul edilerek sözleşme
kurulmakla birlikte; sözleşme, taraflardan birinin gerçek iradesine uymadığı zaman bu taraf
sözleşmeyi hata, hile vb. sebeplerle iptal edebilmektedir136. Dolayısıyla ibranamede öncelikle taraf
iradeleri hukuken var ve uygun olmalıdır. Ancak bu yalnızca ibranamenin kurulması için gereken bir
şarttır. Bir sözleşme olarak kurulan bir ibranamenin geçerli olarak devamı için taraf iradelerinin fiilen
de uygun olması gerekmektedir.
C)
İbranamenin Muhtevası
1.
Tarafları
İbraname de bir sözleşme olması nedeniyle iki ayrı taraf gerektiren bir hukuki işlemdir.
İbranamenin tarafları da işveren ve işçidir. Ancak ibranamede taraf sayısı ikiden fazla olamaz. Bu
kapsamda işveren veya işveren vekilinden biri ibranamenin tarafı olabilirken niteliği gereği ikisi de
ayrı ayrı taraf olamaz. Bu kapsamda işçi ile bir işveren aynı ibraname ile birden fazla işçisi ile
132
EREN, F: a.g.e, sh: 207,
ERMAN, Ç: a.g.e, sh: 38,
134
Yargıtay 9. HD. 10.12.1996 tarihli ve E: 1996/14576, K: 1997/22643 sayılı kararı; 21. HD. 02.04.2002
tarihli ve E: 2002/2463, K: 2002/2773 sayılı kararı, bkz: ÖZDEMİR, E: a.g.e, sh: 42 ve 21,
135 Yargıtay 9. HD. 16.02.2005 tarihli ve E: 2004/13375, K:2005/4441 sayılı kararı, aynı Dairenin 13.05.1997
tarih ve E:1996/3755, K:1997/8805 sayılı kararı, (Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar
programı, son kullanma tarihi; 21.04.2009)
136
EREN, F: a.g.e, sh: 207,
133
21
sözleşme yapamaz. Her işçi için ayrı ayrı ibraname düzenlenmelidir137. Bu nedenlerle ibraname ancak
iki taraflı yapılan bir sözleşme niteliğindedir.
İbraname, yukarıda işaret ettiğimiz gibi138, bir tasarruf işlemi olduğundan, geçerliliği için
tarafların kural olarak tasarruf ehliyetine sahip olmaları gerekmektedir139. Ancak ibranamenin tarafları
olan işçi ve işverenin sahip olmaları gereken ehliyetin nitelikleri açısından bazı farklılıklar vardır.
a.
İşçi
İbranamenin tarafı olan işçi MK’nun hükümlerine göre tam ehliyete sahip olduğunda, her türlü
tasarruf işlemini yapabilecek olup, doğal olarak ibra sözleşmesine de taraf olabilmektedir. Ancak ibra
eden işçi ayırt etme gücüne sahip küçük veya kısıtlı ise ibra sözleşmesinin geçerliliği bazı koşulların
gerçekleşmesine bağlıdır. Bu kapsamda; MK. m.16/1’e göre, ayırt etme gücüne sahip küçük ve
kısıtlılar yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça kendi işlemleri ile borç altına giremezler. Ancak böyle
bir rıza olmadan yapılmış olan ibra, sonradan icazet verme ile geçerlilik kazanabilir 140. Kanuni
temsilcisi, önceden rızası olmadan, sınırlı ehliyetsiz tarafından yapılan işleme icazet vermezse, işlem
askıda hükümsüz olmadan kesin hükümsüz olmaya dönüşür ve hiç bir sonuç doğurmaz 141. MK.m.449
hükmüne göre ise kanuni temsilcinin rızası ile dahi sınırlı ehliyetsizin önemli bir bağış yapması
mümkün değildir. Ayrıca ibra bir tasarruf işlemi olması nedeniyle, bu türde işlemlerin yapılabilmesi
için sadece medeni hakları kullanma ehliyeti yeterli değildir. Bunun yanında tasarruf ehliyeti de
gerekmektedir142. Mesela müflis borçlusunu ibra edemez. Bu halde alacaklının medeni hakları
kullanma ehliyeti mevcut olmakla beraber tasarruf yetkisi sınırlıdır143. Ayrıca iflas etmiş kişilerde de
ibraname yapma yetkisi bulunmamakta, hatta iflas masasının da böyle bir yetkisi bulunmamaktadır144.
Ancak bu konuda şunu da ifade etmek gerekir ki; küçükler için kanuni temsilci tarafından
verilmiş çalışma izni, aynı zamanda ibra yetisini de kapsamamaktadır. Bu kapsamda; yargı
kararlarındaki tartışmalara rağmen145, kanuni temsilcinin izniyle çalışma yetkisi tanınan küçüğün bu
izninin ibrayı da kapsamayacağı ifade edilebilir146.
Sonuç olarak ibranamenin bir tarafı olan işçinin ibranameyi geçerli olarak yapabilmesi,
medeni haklarını kullanma açısından tam ehliyet sahibi olmasına bağlıdır.
137
ERMAN; Ç: a.g.e, sh: 40,
İbranamenin tasarruf işlemi olduğu yönünde ayrıntılı bilgi için bkz; sh: 19,
139
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 846,
140
ÖZ, T: a.g.e, sh: 86,
141
EREN, F: a.g.e, sh: 1223,
142
TURANBOY, N.K: a.g.e, sh: 71,
143
ÖZ, T: a.g.e, sh: 87,
144
ÇİL, Ş: a.g.e, sh: 9,
145
Yargıtay’ın bu konuda çelişkili kararları olmakla beraber çoğunlukla bu iznin ibra yetkisi vermeyeceği
görüşündedir. Yargıtay 9.HD. 06.08.1964 tarihli ve E: 1964/5288, K: 1964/5147 sayılı kararı; 10.HD.
04.04.1975 tarihli ve E: 1975/1222, K: 975/1865 sayılı kararı; 9.HD. 24.12.1982 tarihli ve E: 1982/9313, K:
1982/10094 sayılı kararı, (Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar programı, son kullanma
tarihi; 21.04.2009); aksi görüş için bkz; ÇENBERCİ, M: a.g.e, sh: 719; ÇİL, Ş: a.g.e, sh: 18,
146
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 847,
138
22
b.
İşveren
4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinde işveren “……işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye
yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar” olarak tanımlanmış olup, bu kapsamda işveren
vekili de “…İşveren adına hareket eden ve işin, işyerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan
kimseler“ şeklinde tanımlanmıştır. İşveren ve işveren vekilinin ibraname yapabilmek yönünden bir
farkları yoktur.
İşveren veya işveren vekili açısından bakıldığında; ibraname ile kural olarak işveren veya
vekilinin bir yükümlülük altına girmeleri pek söz konusu olmamaktadır. Bu yaklaşımla da işveren
veya vekilinin ibraname yapma yetkilerinin olabilmesi için tam ehliyetsiz olmamaları yeterlidir147.
2.
Miktar İçermesi Kuralı
İbraname düzenlenirken, işçinin hak ettiği alacak kalemleri ayrı ayrı ve miktar içerecek şekilde
yazılabileceği gibi, uygulamada hiç miktar belirtmeden, “kıdem tazminatımı aldım” veya “ihbar
tazminatımı aldım” şeklinde bir ifade de yazıldığı görülmektedir148. İbraname, bu şekilde miktar
içeren ve içermeyen ibranameler olarak hem Yargıtay kararlarında hem de doktrinde ikili bir ayrıma
tabi tutulmuştur. Bu kapsamda uyuşmazlık durumunda, işçinin aleyhine bir ispat aracı olacağından
dolayı, Yargıtay “ibranamenin dar yorumlanması” kuralını uygulamaktadır. Ancak bu yorumla
miktar içermemesi o ibranamenin geçersiz olacağı sonucunu da doğurmamaktadır149.
Konuyu değerlendirirken, miktar içermeyen ibranameleri; maddi ve manevi tazminat
alacakları yönünden miktar içermeyen ibranameler ve maddi ve manevi tazminat alacakları dışındaki
alacaklar bakımından miktar içermeyen ibranameler olarak ikiye ayırabiliriz.
a.
Maddi Ve Manevi Tazminat Alacakları Dışındaki Alacaklar Bakımından Miktar
İçermeyen İbranameler
Maddi ve manevi tazminat alacakları dışındaki alacaklar bakımından miktar içermeyen
ibranamelerde açıkça sayılan alacak kalemleri bakımından kuşkuya yer bırakmayacak şekilde bu
alacak isimlerinin ve miktarlarının ibranamede sayılması gerekir150. Dolayısıyla ibranamede açıkça
sayılan ve işçi tarafından alındığı ifade edilen haklar açısından bir ibra etme söz konusu olacaktır.
Ancak genel ifadeler içeren ibranameleri bu yaklaşımla doktrinde ve Yargıtay uygulamasında haklı
olarak geçersiz sayılmaktadır151. Maddi ve manevi tazminat alacakları dışındaki alacaklar bakımından
Yargıtay uzun yıllardır yerleşmiş içtihadıyla, miktar içeren ibranameleri makbuz olarak
147
SATILMIŞ, M: a.g.e, sh: 41,
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 846,
145
ÖZDEMİR, E: a.g.e, sh:34,
150
Yargıtay, 9. HD. 26.02.2001 tarihli ve E: 2005/19872, K: 2001/3451 sayılı kararı; aynı Dairenin 12.12.2000
tarihli ve E: 2000/13999, K: 2000/13684 sayılı kararı; aynı Dairenin 01.02.2005 tarihli ve E: 2004/8761,
K:2005/2729 sayılı kararı (Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar programı, son kullanma
tarihi; 22.04.2009); ERMAN, Ç: a.g.e, sh: 32; TURANBOY, N.K: a.g.e, sh: 77; DOĞAN, M: a.g.e, sh: 171,
151
Yargıtay, 9. HD. 02.05.2001 tarihli ve E: 2000/4626, K: 200177670 sayılı kararı (Kararın tam metni için bkz;
Diyalog mevzuat bilgisayar programı, son kullanma tarihi; 22.04.2009),
148
23
değerlendirmektedir152. Doktrinde de, miktar içermeyen ibranamelerin makbuz niteliğinde
sayılabileceğine işaret edilmiştir153.
b.
Maddi Ve Manevi Tazminat Alacakları Yönünden Miktar İçermeyen
İbranameler
Maddi ve manevi tazminat alacakları yönünden miktar içermeyen ibranameler açısından
konuyu değerlendirdiğimizde; Yargıtay’ın bu tür ibranamelere şüpheyle yaklaştığı ve bunları kural
olarak geçersiz sayma eğilimde olduğu söylenebilir154. Bu kapsamda Yargıtay, maddi tazminat ile
ilgili kapsamlı bir kararında “…alacaklının alacak hakkından vazgeçmesini ve bu surette borçlunun
borcundan kurtulmasını kapsayan akde “ibra” denir. İbranamenin kural olarak işçiye yapılmış olan
ödeme ile sınırlı olarak bağlayıcılığı aslıdır. Gerçek anlamda ibranameden söz edebilmek için işçiye
yapılan ödemenin miktar olarak ibranamede açıkça gösterilmesi koşuldur. ……..başka bir anlatımla
işçiye yapılan ödemeyi belli etmeyen sözleşmenin, işvereni borcundan kurtaran bir ibraname olarak
nitelendirilemeyeceği açık-seçiktir.” ifadesiyle belirttiği görüşünü, bir çok benzer konulu kararlarında
görebiliyoruz. Buna göre Yargıtay, miktar içren ibranameyi, üzerinde yazılı olan miktarın ödendiğini
gösteren bir belge anlamında değerlendirmektedir155. Sonuç olarak, konusu maddi veya manevi
tazminat alacağı olan ibranamelerde her durumda alacağın miktar olarak ibranamede de yer alması
gerekmektedir. Bunun yanında, ibranamede yazılı olan miktar ile işçinin hak ettiği miktar arasında
açık bir oransızlığın mevcut olması halinde de Yargıtay bu şekilde içeriği ve gerçek durum arasında bu
şekilde bir orantısızlık bulunan ibranameleri de makbuz hükmünde saymıştır156.
Sonuç olarak miktar içerip içermemesi açısından ibranameleri değerlendirdiğimizde; kural
olarak ibranamelerin miktar içermesi durumunda miktar içeren alacaklar açısından makbuz niteliğinde
olduğunu kabul etmek gerekir. Bunun yanında işçinin haklarının korunması adına “ibranamenin dar
yorumlanması” kuralının işletilmesi şartıyla, ibranamede ödendiği belirtilen ve açıkça zikredilen
alacakların da, aksi başka belgeyle ileri sürülemeyen hakların da ödendiği genel olarak kabul
edilmektedir157.
152
ÖZDEMİR, E: a.g.e, sh:12; Yargıtay 9. HD. 16.02.2005 tarihli ve E: 2004/133375, K: 2005/4441 sayılı
kararı, aynı Dairenin 19.02.2002 tarihli ve E: 200278475, K: 2002/24475 sayılı kararı ve 05.10.2004 tarihli ve
2004/23719, K:2004/22044 sayılı kararı (Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar programı,
son kullanma tarihi; 22.04.2009),
153
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 849; ÖZDEMİR, M: a.g.e, sh: 12 vd; ÇİL, Ş: a.g.e, sh: 50,
154
ÖZDEMİR, E: a.g.e, sh:33,
155
Yargıtay 9. HD. 13.05.1997 tarihli ve E: 1996/3755, K: 1997/8805 sayılı kararı, (Kararların tam metni için
bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar programı, son kullanma tarihi; 22.04.2009)
156
Yargıtay 10. HD. 24.02.1978 tarihli ve E: 1250, K: 1293 sayılı kararı, bkz; MOLLAMAHMUTOĞLU, H:
a.g.e, sh: 849;
157
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 850,
24
3.
Çekince Kaydı Olan İbranameler
İbranamenin içeriğinden, işçinin haklarından vazgeçtiği veya tamamen almış olduğu açıkça,
net olarak anlaşılmalıdır158. İşçinin ibranamede ihtirazi kayıt koyduğu hakları ile ilgili olarak, o
ibraname hüküm doğurmaz. Dolayısıyla, Yargıtay’a göre işçinin bu hakları almış olduğu bu
ibranameye rağmen araştırılır ve buna göre karar verilir159. Bu kapsamda işçinin bir ibranameyi
imzalarken bazı haklar açısından ihtirazi kayıt koyması halinde Yargıtay bu şekilde kayıt içeren
ibranamelerin,
işçinin
ihtirazi
kayıt
koyduğu
alacaklar
açısından
geçerli
olmayacağına
hükmetmektedir160. Bizce de bu yaklaşım isabetlidir. Şöyle ki; iş hukukunun temel ilkelerinden olan
“işçinin korunması” ve bu ilkenin devamı olan “ibranamenin dar yorumlanması ilkesi” de bunu
gerektirir.
Bir ibranameyi imzalayan işçiler, hesaplama güçlüğü nedeniyle ya da sağlıklı karar
veremediklerinden ibranameye ihtirazi kayıt koyabilmektedir161. İhtirazi kayıt herhangi bir hakkın
tamamına veya fazlaya ilişkin kısmına yönelik olabileceği gibi, ibranamenin tamamına yönelik de
olabilmektedir.
İbranamede işçinin ihtirazi kaydı, açıkça belli bir hak ile ilgili olabileceği gibi, bir hakkının
fazlasının saklı olduğu şeklinde bir ifade içerebilir. Bu tür bir çekince, herhangi bir hakka ilişkin
çekincedir. Buna karşılık herhangi bir hak belirtmeden “fazlaya ilişkin haklarım saklıdır.” “her türlü
kanuni haklar saklı…” şeklinde kayıtlar ibra belgesinin bütününe yönelik çekince sayılır162. Bunun
yanında, “kanuni haklar aranmak üzeredir ve arayacağım” ya da “kanuni haklarım bakidir.” şeklinde
ifadeler de uygulamada ihtirazi kayıt olarak kabul edilmektedir163. Bir kararında Yargıtay, dava
dilekçesinde paraya ihtiyacı olduğundan ibraname imzalamak zorunda kalacağından bahseden ve
ihtirazi kayıt koymadan ibraname imzalayan işçinin dava dilekçesini ihtirazi kayıt olarak kabul
etmiştir164.
İbranamelerde, ihtirazi kayıt olması halinde bu kaydın veya bu kayıt yerine geçen ifadelerin
öncelikle dikkate alınması ve genel bir yaklaşımla “ihtirazi kayıtsız ibranamelere değer verilmelidir”
ifadesiyle yukarıda değinilen; icap ve kabulün açık, anlaşılır ve birbirine uygun olması gerektiği
ifademiz beraber değerlendirildiğinde;
ibranamenin işçi tarafından hüküm doğurması için, bu
ibranamenin açıkça belirlenen ve miktar vs ifadelerle de sınırlanan kısmının doğrudan geçerli
olabileceği söylenebilir. Aksi durumdaki ibranamenin tamamının veya ibranamede belirtilen hakların
158
Bkz; sh: 25,
Yargıtay 9. HD. 31.05.2006 tarihli ve E: 2006/35134, K: 2005/15857 sayılı kararı, bkz; ÇİL, Ş: a.g.e, sh: 175,
160
Yargıtay, 9. HD. 20.12.1999 tarihli ve E: 1998/16567, K: 1999/1944 sayılı kararı, bkz; ÖZDEMİR, M: a.g.e,
sh: 30
161
ERMAN; Ç: a.g.e, sh: 75,
162
Yargıtay 9HD. 09.03.1976 tarihli ve E:1976/1958, K.1976/975 sayılı kararı ve yine aynı Dairenin 9.HD.
31.05.2004 tarihli ve E:2005/24106, K.2005/37492 sayılı kararı (Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat
bilgisayar programı, son kullanma tarihi; 22.04.2009)
163
ERMAN, Ç: a.g.e, sh: 76,
164
Yargıtay HGK. 17.12.2003 tarihli ve E.2003/9-760, K.2003/760 sayılı kararı, bkz; ERMAN, Ç: a.g.e, sh: 76,
dpnt; 272,
159
25
ibra edildiği yönünde bir sonuca ulaşılmaz. Bu hakların alındığı veya vazgeçildiği ayrıca ibranameye
rağmen araştırılmalıdır165.
II)
İBRANAMENİN ŞEKLİ
A)
Geçerlilik Şartı Olarak Yazılı Şekil
İbranamenin şekli ile ilgili hukukumuzda yazılı bir kurala yer verilmemiştir. Bu nedenle
doktrinde de ibranamenin şekli konusunda, yazılı şekil olmalı mı, yoksa şekle bağlı olmamalı mı
sorularının her ikisine de değer veren yazarlarımız vardır166. İş sözleşmelerinin şekli konusunda genel
hüküm niteliği taşıyan BK. 314. maddesi aksi düzenlenmedikçe iş sözleşmesi hususunda bir şekil şartı
olmadığını belirtmektedir. İş Kanunu md.8/I hükmü gereği iş sözleşmeleri, genel olarak sözleşmenin
geçerliliği kanunda aksi belirtilmiş olmadıkça özel bir şekle bağlı değildir. Ancak 4857 sayılı İş
Kanunu’nda, Basın ve Deniz İş Kanunları’nda yazılı yapılması gerekli iş sözleşmelerine yer
verilmiştir. 4857 sayılı İş Kanunu md.8/2’e göre, belirli süresi bir veya daha fazla olan iş
sözleşmelerinin yazılı şekilde yapılması zorunludur. Aynı şekilde belirli süreli iş sözleşmesini
düzenleyen 11. madde, belirli süreli sözleşmeleri süresi üzerinde durmaksızın yazılı şekilde yapılan
sözleşmeler olarak tanımlanmıştır. Bununla birlikte, yeni Borçlar Kanunu Tasarısının 131. maddesine
göre “borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belirli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç,
tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra anlaşması ile tamamen veya kısmen ortadan
kaldırılabilir.” Bu maddeden ibranın şekle bağlı olmayacağı sonucuna ulaşılabilmektedir. Ancak ispat
hukuku açısından HUMK’un 288-290. maddelerdeki hükümlerinde dikkate alındığında, en azından
ispat hukuku açısından ve fiili olarak, “işçinin korunması” ilkesi gereğince ibranamenin yazılı olarak
yapılması gerektiği167 sonucuna değer vermek bize daha uygun görünmektedir.
Yargıtay da bir çok kararında ibranamenin yazılı yapılması gerektiğine işaret etmiştir168.
Ancak yazılı şekille ilgili olarak şunu da belirtmek gerekir; matbu olarak tanzim edilen ve işçi
imzaladıktan sonra boşlukları işverence bilahare doldurulan ibranameler de Yargıtay tarafından haklı
olarak geçersiz kabul edilmektedir169. Ancak buradaki geçersizlik durumu ibranamenin matbu
yapılması değil, daha çok imzalama zamanı ile sonradan doldurma halleridir. Bunlardan yola çıkarak,
borçlar hukuku açısından iradenin fesada uğrama hallerinin hepsinin ibraname açısından da söz
konusu olduğunu ifade edebiliriz.
165
ÇİL, Ş: a.g.e, sh: 177 vd.
İbranamenin yazılı şekilde yapılmasını savunan yazarlar; OĞUZMAN, M. K/ ÖZ, M.T: a.g.e, sh: 432;
TURANBOY, K.N: a.g.e, sh: 24, ÖZ, T: a.g.e, sh: 57; İbranamenin şekle bağlı olmadığını savunan yazarlar,
AYDOĞDU, M: a.g.e, sh. 720; ÇİL, Ş: a.g.e, sh:22,
167
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 847; ÖZDEMİR, E: a.g.e, sh: 35,
168
Yargıtay 9. HD. 04.04.2005 tarihli ve E:2004/22169, K: 2005/1194 sayılı kararı ve yine aynı Dairenin
29.05.2001 tarihli ve E: 2000/6498, K: 2001/9027 sayılı kararı (Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat
bilgisayar programı, son kullanma tarihi; 22.04.2009)
169
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 847,
166
26
B) İşçinin İmzası
İbranamenin şekli ile ilgili; yazılı şekil kural olarak kabul edildiğinde bunun doğal bir uzantısı
olarak da imzanın gerekliliği kabul edilmelidir. Borçlar hukuku kurallarına göre de, yazılı şekilde
yapılan sözleşmelerde borç altına girenin imzası gerekmektedir (BK. md. 13). Burada yazılı şekilden
basit yazılı şekli anlamak gerekir. Noter onayı vb. başkaca bir şarta gerek kalmadan taraflarca elle de
olsa bir kağıt üzerine yazılarak imzalanması yeterlidir (BK. md. 14)170. İbranamenin tarafları işveren
ve işçi olmakla beraber, asıl hakkından vazgeçen veya alacağını aldığını beyan eden işçi olması
nedeniyle Yargıtay işçinin imzalamasını yeterli görmektedir171.
İmzanın gerekliliği yanında, işçinin imzayı inkar etmesi durumunda da, imzanın işçiye ait olup
olmadığının araştırılması ve sonucuna göre imza işçiye ait değilse ibranamenin geçersizliğine karar
vermek gerekmektedir (HUMK md. 308-309)172. Yargıtay da yerleşmiş kararlarında buna işaret
etmiştir173. Tersinden bakıldığında da Yargıtay, “işçinin imzasını inkar etmediği ibraname geçerlidir”
ifadesi ile işçinin imzasının bir ispat aracı olduğuna vurgu yapmıştır174.
III)
İBRANAMENİN GEÇERLİLİK ŞARTLARI
İbraname öncelikle bir sözleşme olması nedeniyle borçlar hukuku kurallarına tabi olduğu için,
BK’nda düzenlenen irade fesadı hallerinde, ibranamenin geçersizliği gündeme gelecektir175. Bu
kapsamda ibranın ancak bir sözleşme şeklinde yapılması gerektiği görüşünün kabul edilmesinin doğal
sonucu olarak, yapılan açıklama ile iradenin birbirine uygun olmaması durumunda, BK. m.23 vd.
maddelerine göre işçi, bu sözleşmenin hata, hile veya tehdit sebebiyle geçersizliğini hata veya hilenin
anlaşıldığı veya korkunun ortadan kalktığı andan itibaren bir yıllık süre içinde ileri sürebilecek ve ibra
konusu alacağın tamamını elde edebilecektir176.
İbraname düzenlenirken, yukarıda ifade edildiği şekilde, işçinin iradesi sakatlanmasa da; şekli
veya içerik olarak ibranamede bulunması gereken bazı hususlar eksik olursa veya yanlış yapılırsa, bu
durumlarda yine ibranamenin geçersizliği gündeme gelebilecektir. Bu kapsamda ibranamenin geçerli
olması için hem borçlar hukuku ilkeleri, hem de iş hukuku ilkelerine göre doktrinde ve Yargıtay
170
BK’nun 14. maddesinde 15.01.2004 tarihli ve 5070 sayılı Kanunu’nun 22. maddesi ile yapılan değişiklikle
“Güvenli elektronik imzanın da elle atılan imza ile aynı ispat gücüne sahip olduğu” hükmü BK. 14. maddeye
eklenmiştir.
171
Yargıtay 9. HD. 04.01.1996 tarihli ve E:1996/1104, K: 199672043 sayılı kararı ve HGK. 22.12.1982 tarihli
ve E: 1981/3-1702, K: 1982/965 sayılı kararı (Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar
programı, son kullanma tarihi; 24.04.2009); Yukarıda ifade edilen BK. 13 ve 14. maddelerine göre de
ibranamede işçinin imzasının yeterli olacağı sonucuna ulaşılabilir.
172
ÖZDEMİR, E: a.g.e, sh: 37,
173
Yargıtay 9. HD. 10.07.2006 tarihli ve E: 2006/1919 , K: 2006/20419 sayılı kararı ve aynı Dairenin
22.11.2005 tarihli ve E: 2005/12165, K: 2005/86870 sayılı kararı (Kararların tam metni için bkz; Diyalog
mevzuat bilgisayar programı, son kullanma tarihi; 24.04.2009),
174
Yargıtay 9. HD. 10.05.2004 tarihli ve E: 2004/123, K: 2004/11105 sayılı kararı, bkz: ÇİL, Ş: a.g.e, sh. 195,
175
Butlan, Yokluk ve İptal müesseseleri çalışma alanımız içinde olmadığı için tüm bu müesseseleri kapsayacak
şekilde geçersizlik ifadesini kullanmayı uygun bulduk.
176
TURANBOY, N.K: a.g.e, sh: 24; ÖZ, T: a.g.e, sh: 90,
27
kararlarında şekillenen bazı ilkeler geçerlilik şartları olarak ele alınmıştır177. Çok genel bir ifadeyle
ibranamenin geçerli olabilmesi için; öncelikle tarafların ehliyet sahibi olmaları, kural olarak miktar
içermesi, açık anlaşılır olması, çelişki içermemesi, hak veya alacak doğmadan önce yapılmış olması,
yazılı olması, işçi tarafından imzalanması ve işverene teslim edilmesi gerekmektedir178.
A) Açık ve Anlaşılır Düzenlenmesi Gereği
İş hukuku kapsamında işçi ve işveren arasında akdedilen ibranameler genellikle, işçinin
işverene karşı sahip olduğu salt ücret alacağını kapsamamaktadır. İş ilişkisi esasında birbiri içine
girmiş bir çok menfaati içinde barındırdığı için, çoğu zaman iş ilişkisi nedeniyle doğmuş tüm haklar
ibranamenin kapsamı içerisine girmekte ve bu alacakların bir çoğu da ibraname ile sona
erdirilmektedir. Bu niteliği ile işçilerin aleyhine sonuçlar doğurabilen ibranamelere dikkatle
yaklaşılması bir gereklilik olup, “işçinin korunması” ilkesinin bir gereği olarak; ibranamelerin hiçbir
kuşkuya yer vermeyecek şekilde açıkça düzenlenmesi şartı, hem öğretide179 hem de Yargıtay
tarafından kabul edilmiştir180. Bu yaklaşımla, Borçlar Kanunu Tasarısı’nın 419. maddesinde, ibra
konusu alacağın türünün ibranamede açıkça belirtilmesi hükmü yer almıştır.
İbranamenin açık ve anlaşılır olmasının anlamı, o ibranamenin taraflarının belirli olması
içeriğinin ve ibra iradesinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanabilmesi, bu kapsamda ibra
edilen hakların tek tek belirtilmesidir181. Yargıtay bu kuralı iş hukukunun genel kuralı olarak kabul
etmiştir182.
Açık ve anlaşılır olmasından; ibranamede tarafların açıkça gösterilmesi ve ibraname
içeriğinden de açıkça anlaşılması gerektiğini anlıyoruz.. Bu kapsamda ibranameden, hiç kuşkuya yer
bırakmayacak şekilde tarafların kimlikleri ve adresleri gibi zorunlu bilgilere ulaşılabilmesi gerekir 183.
İbranamenin açık ve anlaşılır olmasının bir diğer yansıması da; ibra edilen hakların açık ve şüpheye
yer bırakmayacak şekilde ibranamede gösterilmesidir.
Bu haklarla ilgili ifadeler de kesinlik
içermelidir . Bu kapsamda “tüm haklarımı aldım” “hiçbir hakkım kalmadı” vb. ifadeler içeren
184
ibranamelere bağlı haklar o ibranameye dayanarak ibra edilmiş kabul edilmemelidir185. Bu kapsamda
içeriğinde tek tek sayılan haklar için ibranamenin geçerli olacağı söylenebilir. Nitekim Yargıtay bir
çok kararında buna vurgu yaparak açıkça isim ve hatta, yukarıda değindiğimiz gibi, kural olarak
177
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 849 vd; ÇİL, Ş: a.g.e, sh:37-52; SATILMIŞ, M: a.g.e, sh: 36 vd;
DOĞAN, M: a.g.e, sh 173-174,
178
ÖZDEMİR, E: a.g.e, sh:54; ÖZ, T: a.g.e, sh: 84 vd; ERMAN, Ç: a.g.e, sh: 68-100,
179
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 846; ÖZ, T. A.g.e, 129,
180
Yargıtay 9. HD. 21.10.1999 tarihli ve E: 1998/13073, K: 1999/16177 sayılı kararı; HGK. 04.10.2000 tarihli
ve E: 2000/9-1214, K: 2000/1214 sayılı kararı (Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar
programı, son kullanma tarihi; 29.05.2009),
181
SATILMIŞ, M: a.g.e, sh: 65;
182
Yargıtay 9.HD. 16.02.2005 tarihli ve E: 2004/13375, K: 2005/4441 sayılı kararı; aynı Dairenin 20.04.1998
tarihli ve E: 1999/6600, K: 1999/7560 sayılı kararı (Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar
programı, son kullanma tarihi; 29.05.2009),
183
SATILMIŞ, M: a.g.e, sh: 65,
184
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 847,
185
ERMAN, Ç: a.g.e, sh: 90,
28
miktar zikredilmeden genel ifadeler kullanarak oluşturulan ibranameler de, o haklarla ilgili ayrı bir
araştırmayla sonuca ulaşılması gerektiğini, açık anlaşılır olmadığı için ibranamelerdeki bu ifadelere
itibar edilemeyeceğine hükmetmiştir186.
İbranamenin geçerlilik şartı olarak, doktrinde ve Yargıtay kararlarında, kabul gören açıklık ve
anlaşılır olma unsuru, doğal olarak yukarda değinilen şüpheye yer bırakmama niteliğini de içinde
barındırır. Bu yaklaşımla, ibranamelerin tahrip edilmiş olması veya silinti kazıntı içermesi veya her
hangi bir sebeple tam okunamaması vb. gibi durumlarda da “açıklık ve anlaşılır olma” unsurunun
oluşmaması nedeniyle bu tür ibranamelere de itibar edilmemesi gerekmektedir187.
B) Tarafların Ehliyet Sahibi Olması
İbranamenin geçerli olabilmesinin bir diğer şartı da, tarafların yeterli ehliyete sahip olmaları
gereğidir. Esasında bu şart tamamen borçlar hukuku ilkelerinden kaynaklanmakta olup, ibranamenin
sözleşme olarak kabulünün bir yansımasıdır. MK. md. 14’e göre mümeyyiz, ergin ve kısıtlanmamış
olan her kişi MK.md.10 bağlamında fiil ehliyetinin içerdiği tüm yetkilere sahiptir. Bu niteliklere sahip
alacaklı ve borçlu, serbestçe ibra sözleşmesi yapabilmektedir. Ancak tarafların tam ehliyetli olmaması
halinde ibra sözleşmesinin geçerliliği işçi ve işveren açısından farklı şartlara tabidir188.
Yukarıda ibranamenin muhtevası başlığı altında değindiğimiz189gibi, tarafların ehliyetinden
esasa etkili ehliyet işçinin ehliyetidir. Çünkü hakkından feragat eden veya alacağını tam olarak aldığını
ifade eden işçidir. Tam ehliyetli işçi kendi fiilleri ile hak edinebilip borç altına girebileceğinden, doğal
olarak ibra sözleşmesine de taraf olabilmektedir. Bununla birlikte ibranamenin diğer tarafı işveren
açısından konuya bakıldığında; tam ehliyetli, borçlu işveren açısından ibra sözleşmesi yapabilmek
hususunda, herhangi bir sınırlama olmayacağı ifade edilebilir. İşverenin tüzel kişi olması durumunda
işveren, medeni hakları kullanma ehliyetini ancak organları vasıtasıyla kullanabilir.
İşverenin sınırlı ehliyetsiz olması durumu da söz konusu olabilmektedir. Sınırlı ehliyetsizler
kural olarak taraf oldukları hukuksal işlemlerde kanuni temsilcileri tarafından temsil edilirler. Ancak
MK.md.16/2 bu kurala istisna olarak sınırlı ehliyetsizlerin “karşılıksız kazandırma” da bulunmaları
için kanuni temsilcilerinin rızasına muhtaç olmadıkları hükmü bulunmaktadır. Bu noktada kazandırma
bakımından önemli olan kazandırmayı oluşturan hukuksal işlemin sınırlı ehliyetsiz bakımından bir
yükümlülük doğurmamasıdır. Bu nedenle ibra sözleşmesi yapıldığı takdirde, işverenin malvarlığında
karşılıksız olarak pasifin azalması şeklinde bir karşılıksız kazandırma oluşturacağından, sınırlı
ehliyetsiz işveren tarafından kanuni temsilcinin katılımı olmaksızın da ibranameye taraf olabileceği
kabul edilebilir190. İşverenin mümeyyiz olması yeterlidir191. Buna karşılık ibra sözleşmesi işçi
186
Yargıtay 9.HD. 01.02.2005 tarihli ve E: 2004/8761, K: 2005/2729 sayılı kararı; aynı Dairenin 12.12.2000
tarihli ve E: 2000/13999, K: 2000/18684 sayılı kararı; bkz; ÖZDEMİR, E: a.g.e, sh: 28-29,
187
SATILMIŞ, M: a.g.e, sh: 68,
188
ÖZ, T: a.g.e, sh: 85,
189
Bkz; sh:26
190
ÖZ, T: a.g.e, sh: 88,
29
tarafından bir karşı alacak elde etmek maksadıyla yapılıyorsa söz konusu ibra karşılıksız bir
kazandırma teşkil etmeyeceğinden, yani ivazlı bir ibraname192 söz konusu olması durumunda, işveren
açısından salt bir kazanma işlemi söz konusu olmayacağından bu durumda da işverenin tam ehliyetli
olması gerekmektedir.
C) İradelerin Sakatlanmamış Olması
İş hukuku ve borçlar hukuku kuralları beraber değerlendirildiğinde, ibranamenin kurulması
için icap, kabul ve bu iki irade beyanı arasında uygunluk bulunmasının gerektiğine yukarıda
değinmiştik193. İbranın ancak bir sözleşme şeklinde yapılması gerektiği görüşünün kabul edilmesinin
doğal sonucu olarak; yapılan açıklama ile iradenin birbirine uygun olmaması durumunda, BK. md.23
vd. maddelerine göre işçi, ibranamenin geçersizliğini ileri sürebilecektir194. Yargıtay’a göre de;
ibranameleri değerlendirirken iş hukukunun temel kuralı olan “işçinin korunması” ilkesinin gereği
olarak da, işçinin iradesinin sakatlanma ihtimali olan durumlarda ibraname dışındaki delillerden
istifade ederek ibraname konusu, hak ile ilgili nihaiyi durumun tespiti gerekir195. Bununla birlikte hata,
hile, ikrah gibi irade sakatlıkları işçinin işvereni borçtan ibra etmesi konusunda ayrıca bir koruma
sağlamamaktadır.
Bu
durumda
işçi,
BK.23
vd.
maddeleri
gereğince
ispat
sorunu
ile
karşılaşmaktadır . Bu nedenle işçinin tüm haklarından vazgeçmesini sağlayan bu tür belgeleri
196
değerlendirirken iş sözleşmesinin özelliklerinin göz önünde tutulması ve BK’nda yer alan iptal
nedenlerinin geniş yorumlanması gerekmektedir197. Nitekim bu nedenlerle, Yargıtay da BK’nda yer
alan iptal nedenlerini geniş yorumlamaktadır198.
Sonuç olarak, ibranamede tarafların iradesinin, açık ve anlaşılır olmasının yanında
sakatlanmamış olması da gerekli olup taraflar, her türlü delille bu irade sakatlıklarını ispatı yoluna
gidebilirler. Bu kapsamda HUMK md. 293’e göre, sözleşmelerde irade sakatlıkları tanık dahil her
türlü delille ispat edilebileceği için, bu tür ibranamelerle ilgili de tanık dinlenebilecektir199. Özellikle
işveren karşısında zayıf olan işçinin korunması gereği, iş hukukunun en önemli ilkelerinden biri
olmasının doğal sonucu olarak; işçinin iradesini tam olarak yansıtmadığından şüphe edilen her
ibraname, bu kapsamda ayrıca incelemeye açık olan ve nitekim yargı kararlarında da benzeri
durumlarda irade sakatlığının emarelerini içeren ibranamelere konu haklarla ilgili, söz konusu
191
DOĞAN, M: a.g.e, sh 172; AYDOĞDU, M: a.g.e, sh: 716,
İbranamelerde ivazlı-ivazsız ayrımı için bkz; ÖZ, T: a.g.e, sh: 59,
193
Bkz; sh: 23 vd.
194
ÖZ, T: a.g.e, sh: 90,
195
Yargıtay, HGK. 21.11.2001 tarihli ve E: 2001/11-989, K: 2001/1071 sayılı kararı; 9. HD. 04.07.006 tarihli ve
E: 2006/11597, K: 2006/19648 sayılı kararı (kararlar için bkz; ÇİL, Ş: a.g.e, sh: 112-115),
196
ÇENBERCİ, M: a.g.e, sh: 729,
197
ÖZ, T: a.g.e, sh: 91,
198
Yargıtay, 9.HD., 29.05.2001 tarihli ve E.2005/6498, K.2005/9027 sayılı kararı; aynı Dairenin 19.12.2002
tarihli ve E:2002/8475, K:2002/24475 sayılı kararı, (Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar
programı, son kullanma tarihi; 13.05.2009),
199
ÖZ, T: a.g.e, sh: 91,
192
30
ibranamelere dayanarak hüküm kurulamayacağı genel kabul görmüş bir uygulamadır200. Uygulamada
beyaza imza attırılması suretiyle işçinin imzasının elde edilmesi ve ardından bu kağıdın ibraname
olarak düzenlenmesine ya da boşlukların sonradan işçiye yapılan ödemeden farklı şekilde
doldurulmasına sıkça rastlandığına yukarıda işaret etmiştik. Bazen bu imza işçinin işe girebilmek için
rızası ile alınmakta, böylece işçinin üzerinde psikolojik bir baskı kurulması amaçlanmakta, bazen ise
kredi kartı alınması, özlük işlemleri, SSK’ya bildirim gibi gerekçelerle işçiden imza alınarak daha
sonra bu belgenin ibraname şeklinde düzenlenmesi söz konusu olabilmektedir. İşçiye işe girdiği
zaman veya işin devamı sırasında boş bir kağıda attırılan imzanın üzerine işçinin arzusundan farklı
şekilde yazılan ibranamenin, yukarda değinilen gerekçelerle, işçi iradesini yansıtmadığı için hiçbir
hukuki değeri bulunmamaktadır201.
D) Çelişki İçermemesi
İş hukukunda geçerli olan “ibranamenin dar yorumlanması” ilkesi işçinin korunması ilkesinin
de bir gereğidir. Bu kapsamda ibranamede veya ibraname ile ilgili uyuşmazlık esnasında işverenin
beyanlarında vb. bilgi ve belgelerde çelişkili bilgilere ulaşılması halinde bu çelişkili durumlar
ibranamenin sıhhati konusunda şüphe oluşturacağından, işte bu ibranamenin dar yorumlanması
kuralına göre bahse konu ibranameye itibar edilmemesi gerekir. Bu kapsamda, ibranamenin çelişkili
olması, ibraname içeriğinin kendi içinde veya işverenin savunması ile tutarlı olmamasıdır202.
Bir uyuşmazlık halinde, yukarıda değindiğimiz üzere, ibraname içinde tutarsızlık olabileceği
gibi, ibranamenin içeriği, işverenin savunması ile veya dosya içindeki başka belgelerle çelişkili
olabilmektedir. Bir hakkın ibra edilebilmesi için her şeyden önce o hakkın var olması gerekir ve bir
alacağın var olmadığı iddiasında bulunan işverenin var olan bir alacağı ortadan kaldırmayı amaçlayan
ibra sözleşmesine dayanması düşünülemez203. Uygulamada sıkça görüldüğü üzere ücret ve diğer işçilik
hakları yanında ihbar ve kıdem tazminatı talebinde bulunan işçiye karşı işveren, işçinin işten kendi
isteğiyle ayrıldığı savunmasında bulunmakta, aynı zamanda tüm işçilik haklarıyla birlikte ihbar ve
kıdem tazminatlarını eksiksiz aldığını içeren işçi imzalı ibranameyi delil olarak mahkemeye
sunmaktadır. İbranameler işçinin iş sözleşmesini kendisinin fesih ettiğine aynı zamanda ihbar ve
kıdem tazminatı aldığına dair ibareler içerebilmektedir. Bu nedenle bahse konu ibranameler çelişkili
oldukları için geçerli kabul edilmemelidir204. Bu tür ibranameler kendi içinde çeliştiği için Yargıtayca
da geçersiz kabul edilmektedir205. Ancak Yargıtay bu şekildeki çelişkili ibranamelere itibar
200
Yargıtay 9. HD. 30.05.2000 tarihli ve E: 1999/5999, K: 2000/7478 sayılı kararı; aynı Dairenin 30.01.2003
tarihli ve E: 2002/12610, K: 2003/942 sayılı kararı, bkz; ÖZDEMİR, M: a.g.e, sh: 43,
201
TURANBOY, N.K: a.g.e, sh 27; MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 847,
202
AYDOĞDU, M: a.g.e, sh: 723,
203
ÖZ, T: a.g.e, sh: 120,
204
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 851,
205
Yargıtay 9. HD. 30.12.2003 tarihli ve E: 2003/11173, K: 2003/23699 sayılı kararı; aynı Dairenin 10.12.1996
tarihli ve E: 1996/14576, K: 1996/22643 sayılı kararı, (Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat
bilgisayar programı, son kullanma tarihi; 24.04.2009),
31
edilmemesine hükmederken, bunun yanında ibranameye ekli ödeme belgelerinin dikkate alınmasına da
hükmetmektedir206.
Sonuç olarak, ibranamenin kendi içinde tutarsızlığı ve işverenin savunması veya diğer ilgili
belge ve bilgilerle ibranamenin içeriğinin çelişmesi durumunda, bahse konu ibranamelerin geçersiz
kabul edileceği yönünde genel bir mutabakat bulunmaktadır. İşçinin korunması ve ibranamenin dar
yorumlanması ilkelerinin bir yansıması olan bu tutarsız, çelişkili ibranamelere itibar edilmemesi kuralı
bizce de, özellikle uygulamada, işçinin işe girerken ve işinin devamı esnasında, işverenden gelen her
türlü talebe kural olarak karşı gelemeyeceği ve bu nedenle de kendisinin zararına olabilecek işlemlere
onay verebileceği dikkate alındığında oldukça isabetli görünmektedir.
E) İş Sözleşmesinin Sona Ermiş Olması
İbranamenin geçerlilik şartlarını incelerken üzerinde durulması gereken hususlardan biri de;
ibraname yapılırken işverenin, işçi üzerindeki baskı ve etki gücünün bulunmadığı, yani işçinin özgür
iradesi ile imza etme imkanına sahip olduğu, iş sözleşmesinin bitimine müteakip ibranamenin
yapılması konusudur. İbraname nitelik olarak, geçmişte doğmuş haklarla ilgili olan bir müessesedir.
Etkisini geçmişte doğan hak üzerinde gösterir. Dolayısıyla bu yaklaşımla henüz doğmamış bir hak
üzerinde tasarrufta bulunmak ve bu konuda bir ibraname düzenlenmek, ibra işleminin niteliği ile
bağdaşmaz207. Çünkü işçinin korunması ilkesi, işçinin ibranameyi yaparken iradesini özgürce ve hiçbir
baskı vb. etkenler altında kalmadan yapabilmesini gerektirir208.
İş hukuku alanında yapılan ibranameler de, yukarıda ifade edildiği gibi, nitelik olarak
doğmamış bir hak ile ilgili olarak tasarrufta bulunulmayacağı için geleceğe etkili şekilde yapılamaz 209.
Yargıtay da bir çok kararında; işçinin korunma ilkesinin ve geleceğe yönelik olarak doğmamış
haklarla ilgili ibranamelerin geçersiz olması kuralının bir sonucu olarak; iş sözleşmesinin devamı
süresinde veya işe başlarken peşinen alınan ibranamelerin geçersiz olduğuna haklı olarak işaret
etmektedir210. Doktrinde de doğmamış haklardan vazgeçilemeyeceğine işaret edilerek, iş sözleşmesi
kanunda öngörüldüğü şekilde sona ermedikçe yapılan ibranamenin geçersiz olacağına vurgu
yapılmaktadır211. Halihazırda yasal düzenleme olarak ibraname düzenleme zamanı açısından bağlayıcı
bir hüküm bulunmazken, Borçlar Kanunu Tasarısının 419. maddesinde “iş sözleşmesi devam ederken
imzalanan ibranameler geçersiz olacağı” hüküm altına alınmıştır. Bunun dayanağı bir sözleşme olan
ibranın uygun irade beyanları ile meydana gelmemesidir. İş sözleşmesi devam eden işçi, işverene
bağımlı olarak çalıştığından, iradesini özgürce oluşturamamaktadır. İşçi, ancak iş sözleşmesi sona
206
ÖZDEMİR, M: a.g.e, sh: 43,
ÇENBERCİ, M: a.g.e, sh: 579,
208
ÖZDEMİR, M: a.g.e, sh: 39,
209
ÇİL, Ş: a.g.e, sh: 19,
210
Yargıtay 9. HD. 10.04.2004 tarihli ve E: 2005/30649, K: 2006/9070 sayılı kararı ve HGK. 30.06.2004 tarihli
ve E: 2004/9-380, K: 2004/401 sayılı kararı (Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar
programı, son kullanma tarihi; 24.04.2009),
211
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 850,
207
32
erdikten sonra bu tür baskılardan kurtulacak ve işverene bir ibraname verip vermeme konusunda özgür
iradesiyle bir karar alabilecektir. Bu nedenle iş sözleşmesinin imzalanması sırasında alınan matbu
nitelikte ibranameleri geçersiz kabul etmek, yukarıda da vurgu yaptığımız gibi,
işçiyi koruma
ilkesinin de bir gereğidir212.
Düzenleme açısından ibraname ile ilgili, gelecekte doğacak haklardan vazgeçilemeyeceği
genel mutabakat sağlanabilen bir hususken; her hak ile ilgili hazırlanacak ibranamenin de iş
sözleşmesi bittikten sonra yapılması gerekmeyebilir. Şöyle ki; önemli olan ibra edilecek hakkın
doğmuş olmasıdır. Bu konuyla ilgili Yargıtay bir kararıyla, “iş sözleşmesinin feshinden iki ay önce
düzenlenen, hafta tatili ve genel tatil ve ulusal bayram günlerine ait ücretlerinin ödendiği yazılı
ibranameye geçerlilik tanımış”, bu hususlar dışında kalan ihbar ve kıdem tazminatları ile yıllık ücretli
izinleri ibranamenin kapsamayacağı gerekçesiyle sözleşmenin haklı olarak bozulup bozulmadığının
araştırılması gerektiğine karar vermiştir213. Yine benzer diğer kararlarında Yargıtay iş sözleşmesinin
feshinden önce düzenlenen ibranamenin o güne kadar ki normal işçilik haklarını kapsadığını, o
tarihten sonra gerçekleşmiş işçilik hakları ile ihbar ve kıdem tazminatlarını kapsamadığına karar
vermiştir214.
Yargıtay’a göre; işçinin ibranamenin iş akdinin başında veya devamı sırasında alındığını iddia
etmesi durumunda öncelikle tarafların bu yönle ilgili delilleri üzerinde durmak, deliller
karşılaştırılmak ve değerlendirilerek, varılacak sonuca göre karar vermek gerekir215. Ancak
MK.md.6’ya göre kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı
olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Bu nedenle ibranamenin iş sözleşmesinin başında veya devamı
sırasında düzenlendiğini işçi ispat etmelidir216.
F) İmzalanması Ve İşverene Teslim Edilmiş Olması
İbranamenin geçerlilik şartlarından bir diğeri de, ibranamenin işçi tarafından imzalanması ve
devamında imzalı bir şekilde işverene teslim edilmesi şartıdır. Çalışmamızda imza ile ilgili bölümde217
değindiğimiz gibi; ibranamenin şekli ile ilgili; yazılı şekil kural olarak kabul edildiğinde bunun doğal
bir uzantısı olarak da imzanın gerekliliği kabul edilmelidir. Borçlar hukuku kurallarına göre de, yazılı
şekilde yapılan sözleşmelerde borç altına girenin imzası gerekmektedir (BK. md. 13). Bu kapsamda
212
ÖZ, T: a.g.e, sh: 112,
Yargıtay 9.HD. 18.2.1969 tarihli ve E: 1968/14406, K: 1969/1746 sayılı kararı, bkz; ÇENBERCİ, M: a.g.e,
sh: 580,
214
Yargıtay 9.HD. 25.12.1970 tarihli ve E: 1970/9636, K: 1970/15095, sayılı kararı, bkz; ÇENBERCİ, M:
a.g.e, sh: 580; ÖZ, T: a.g.e, sh: 113,
215
Yargıtay
9. HD. 26.12.1985 tarihli ve E: 1985/10295, K: 1985/12710 sayılı kararı, bkz;
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 850;
216
ÖZ, T: a.g.e, sh: 113,
217
Bkz; sh: 26,
213
33
hem doktrinde218 hem de Yargıtay uygulamalarında ibranın hüküm ve sonuçlarının, ibranamenin işçi
tarafından imzalanması ve işverene teslim edilmesiyle doğacağı yerleşik olarak ifade edilmiştir219.
İbranamenin hüküm doğurması için işverenin elinde bulunması bir zorunluluk olmakla beraber
aslında bunun öncesinde de bu ibranamenin diğer geçerlilik şartlarını da öncelikle taşıması
gerekmektedir. Örnek olarak işverenin elinde bulunan ancak, matbu olarak, işe girerken işçiye boş
olarak imzalatılan ve bilahare iş sözleşmesi sona erdiğinde işverence doldurulan bir ibraname
işverenin elinde olmakla beraber, tanzim etme zamanın uygun olmaması ve işçinin iradesini tam
yansıtmaması nedeniyle evleviyetle geçersiz olacaktır. Dolayısıyla bu geçerlilik şartının esası,
tamamen geçerli bir şekilde akdedilen bir ibranamenin işverene teslim edilmesidir220.
IV)
İBRANAMENİN YORUMU
Borçlar hukuku açısından bir sözleşmenin oluşumunda, iradelerin ortaya konuş şekli veya dilin
kullanılış biçimi vs. hususlar her zaman tam olarak o sözleşme yapılırken taraflarda var olan gerçek
iradeyi yansıtmayabilir. Bunun yanında bu eksiklikler veya yanlışlıklar kapalı ve çelişkili hususların
kalmasına neden olabilirler. Bu durumda sözleşmenin yalnızca lafzına itibar etmeden ayrıca
yorumlanması gerekebilir221. Bu kapsamda iş hukuku uygulamasındaki ibraname de bazen yoruma
ihtiyaç gösterebilir.
İbranamenin yorumlanması ile ilgili olarak, iş hukukunun önemli ilkelerinden biri,
çalışmamızda sıkça değindiğimiz üzere, “işçi yararına yorum” ve “işçinin korunması” ilkeleridir.
Sermayenin asıl sahibi işveren karşısında işe ihtiyacı olan işçi korunmaya muhtaçtır. İşsizliğin yüksek
oranda olduğu ülkemizde yeniden iş bulmanın güçlüğünü dikkate alan ve geçinmesi için çalışması
gereken bir işçi, işe girerken imzalı boş kağıt verebilmekte ya da matbu bir ibra belgesi imzalamayı
göze alabilmektedir222. Yine hizmet akdinin devamı sırasında işverence bu tür belgelerin imzalatılması
söz konusu olabilmektedir223.
İş hukuku alanında uygulanan ibraname, esasında işçi açısından çok önemli olan hakları ortadan
kaldıran bir belge olması nedeniyle, geçerliliği konusunda dar bir yoruma tabi tutulması sonucunu
ortaya çıkarmıştır. Çünkü ibraname de dar anlamda borcu sona erdiren bir nedendir224. Bu nedenle
doktrinde ve Yargıtay uygulamalarında ibranamenin yorumu belli kurallara bağlanmıştır. Bu
218
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 847; DOĞAN, M: a.g.e, sh:172,
Yargıtay HGK. 10.05.1985 tarihli ve E: 1984/4-771, K: 1985/430 sayılı kararı; 9. HD: 13.02.1968 tarihli ve
E: 1967/13293, K: 1968/1770 sayılı kararı (Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar programı,
son kullanma tarihi; 04.05.2009),
220
SATILMIŞ, M: a.g.e, sh: 61,
221
SATILMIŞ, M: a.g.e, sh: 33,
222
ÇİL, Ş: a.g.e, sh: 38,
223
Yargıtay 9. HD. 03.05.2004 tarihli ve E: 2003/23754, K: 2004/10467 sayılı kararı, bkz; ÖZDEMİR, E: a.g.e,
sh: 38,
224
MOLLAMAHMUTOĞLU, H: a.g.e, sh: 846,
219
34
kapsamda “ibranamenin dar yorumlanması” ve bu kapsamda “işçi yararına yorum” ve “işçinin
korunması” ilkeleri genel olarak benimsenmiştir225.
İbranamenin yorumu hakkında, uygulamada genellikle; yukarıda değindiğimiz üzere, genel bir
anlatım içermesi halinde ibranın söz konusu olmayacağı, vazgeçilen alacakların açık ve kesin olarak
belirlenmesi gerektiği kabul edilmektedir226. Bunun yanında, ibranamenin dar yorumlanması ilkesi
doğal olarak; çelişkili, hayatın normal akışına uymayan, vazgeçilen hakkı açıkça şüpheye yer
bırakmayacak şekilde belirtmeyen veya açıkça işçinin aleyhinde olabilecek durumlarda, yalnızca
ibranameye dayanarak hüküm kurmamayı, ibranameye ek olabilecek diğer delilleri de araştırmayı
gerekli kılmaktadır227.
Sonuç olarak ibranamenin yorumu ile ilgili elimizde tüm geçerlilik şartlarına haiz bir ibraname
bulunsa dahi, eğer şüphe edecek bir durum söz konusu ise veya işçi daha sonra bu ibranamenin sıhhati
hakkında şüphe uyandıracak iddialarda bulunmuş ise “ibranamenin dar yorumlanması” ve “işçi
yararına yorum” ilkeleri gereğince geçerli bir ibranameye rağmen şüphenin ortadan kaldırılması ve
aksi iddiaların araştırılması gerekecektir228.
225
ÖZDEMİR, E: a.g.e, sh: 38; SATILMIŞ, M: a.g.e, sh: 33; AYDOĞDU, M: a.g.e, sh: 723; TURANBOY,
N.K: a.g.e, sh: 37; ÇİL, Ş: 39,
226
ÇENBERCİ, M: a.g.e, sh: 322;
227
Yargıtay 9.HD. 21.04.1998 tarihli ve E: 1997/3170, K: 1999/7549 sayılı kararı; aynı Dairenin 13.05.1997
tarihli ve E: 1996/3755, K: 1997/8805 sayılı kararı; aynı Dairenin 30.01.2003 tarihli ve E: 2002/12610, K:
2003/942 sayılı kararı (Kararların tam metni için bkz; Diyalog mevzuat bilgisayar programı, son kullanma tarihi;
12.05.2009),
228
ÖZDEMİR; E: a.g.e, sh: 40-42,
35
SONUÇ
İş hukuku her ne kadar özel hukuk ayrımı içerisinde değerlendirilse de, işçinin işverene karşı
korunmaya muhtaç olması ve sosyal adalet ile toplumsal yaşayışı yakından ilgilendirmesi nedeniyle
devlet, iş hukuku ile ilgili bazı müesseselerde düzenleme görevi üstlenmiştir. Bu kapsamda,
sermayenin sahibi işverene karşı işçiyi korumak adına, daha çok borçlar hukuku ilkelerinin uygulama
alanı bulduğu ibraname hususunda devlet, müdahaleci olmamakla beraber yargının yönlendirmesi ile
ibraname hususunu şekillenerek günümüzdeki halini almıştır.
İbraname dar anlamda borcu ortadan kaldıran bir müessese olması nedeniyle iş hukukunda
üzerinde önemle ve titizlikle durulan bir husustur. İşçi ibranameyi imzalamakla, kural olarak işvereni
ibra etmekte ve haklarını tam olarak aldığını veya bazılarından da feragat ettiğini beyan etmektedir.
Bu nedenle zayıf olan taraf lehine düşünülerek, iş hukukunda ibraname ile ilgili “işçinin korunması”,
“işçi yararına yorum” ve “ibranamenin dar yorumlanması” ilkeleri kabul edilmiş olup bu ilkeler hem
uygulamada hem de doktrinde genel kabul görmüştür.
İş hukuku ilkeleri ve uygulamada karşılaşılan durumlar ışığında bir ibranamenin geçerli
olabilmesi için;
öncelikle taraflarının ehliyetlerinin yeterli olması, ibranamenin içeriğinin açık,
anlaşılır ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde olması ve bu kapsamda kural olarak vazgeçilen veya
ibra edilen miktarın ibranameye açıkça yazılması, ibranamenin çelişki içermemesi, işçi tarafından
imzalanması ve işverene teslim edilmesi, iradelerinin sakatlanmamış olması ve kural olarak iş
sözleşmesi sona erdikten sonra ibranamenin akdedilmiş olması gerekmektedir.
Sonuç olarak ibraname iş hukukunda çok önemli bir müessesedir. İbraname ile işçinin bazı
haklardan, işveren lehine vazgeçtiği veya bazılarını da aldığını beyan etmesi ile; belki de işçi için çok
uzun süreler çalışması sonunda alması gereken tüm hakları kaybedilmesine neden olabilecektir. Bu
kapsamda, geçerli bir şekilde kurulmuş olsa da, borçlar hukuku ilkeleri de göz önüne alınarak, işçi
tarafından aksi iddia edilen ve hayatın normal akışına uymayan ibranamelerdeki haklar ile ilgili
iddiaların, ibranameye rağmen, araştırılması gerekmektedir. Yargıtay uygulamalarında bu yaklaşım
yerleşmiş olup, bunlarla işçinin korunması amaçlanmaktadır.
36
KAYNAKÇA
AYDOĞDU, Murat: “Hizmet Akdinin Sona Ermesine İlişkin İbraname”, Galatasaray
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Kemal Oğuzman'a Armağan, S.1, İstanbul–
2002,
ÇENBERCİ, Mustafa: İş Kanunu Şerhi, Ankara-1978,
ÇİL, Şahin: İş Hukukunda İbra Sözleşmesi (İbraname), 2.Baskı, İstanbul–2007,
ÇUKUR, Mürsel / KOÇ, Muzaffer: 4857 Sayılı İş Kanunu’na Göre Düzenlenecek Belgeler,
3. Baskı, Ankara-2007,
DOĞAN, Mürsel : “Türk İş Hukukunda İbra Sözleşmesi” Yargıtay Dergisi, S.5, Ocak–1979,
EKMEKCİ, Ömer:
“İş Hukukunda İşçinin İşverenden Olan Alacağından Vazgeçmesi
Sonucunu Doğuran Hukuki İşlemler”, İBD Çalışma Hukuku Komisyonu Bülteni, C.1, S.1,
Ankara–1996,
ENGİN, Murat: Yargıtay’ın İş Hukukuna İlişkin Kararlarının Değerlendirilmesi 2000, İş
Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Türk Milli Komitesi, Ankara-2006,
EREN, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul-2003,
ERMAN, Çiğdem: Yargıtay Kararları Işığında Türk İş Hukukunda İbra Sözleşmesi,
Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara–2002,
KILIÇOĞLU, Ahmet. M: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara–2005,
MOLLAMAHMUTOĞLU, Hamdi: İş Hukuku, 3. Baskı, Ankara–2008,
MOROĞLU, Erdoğan: Türk Ticaret Kanunu, İstanbul–1980,
OĞUZMAN, M. Kemal / ÖZ, M.Turgut: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul–2005,
37
ÖZ, Tuğba: Türk İş Hukukunda İbraname Uygulamaları, Yayımlanmamış Yüksek Lisans
Tezi, İstanbul–2006,
ÖZDEMİR, Erdem: Yargıtay Kararları Işığında İş Hukukunda İbraname Uygulamaları,
İstanbul Barosu Çalışma Hukuku Komisyonu 23 Aralık 2005 Seminer Notları,
SATILMIŞ, Mehmet: Türk İş Hukukunda İbra Belgesi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans
Tezi, İstanbul–1995,
TURANBOY, K. Nuri: İbra Sözleşmesi, Ankara–1998,
YAVUZ, Cevdet: Türk Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, İstanbul–2004,
YILMAZ, Ejder: Hukuk Sözlüğü, 5. Baskı, Ankara–1996,
38