close

Enter

Log in using OpenID

Bildiri Özetleri - Türk Hematoloji Derneği

embedDownload
Bildiri Özetleri
Akut Lösemi
Bildiri:0093
P-001
AKUT
MYELOMONOSİTİK
LÖSEMİDE
HİPERLÖKOSİTOZA
BAĞLI
İNTRAKRANİYAL
KANAMA; BİR OLGU SUNUMU. Senar Ebinç1, Cengiz Demir2,
Ramazan Esen2. 1Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı- Van.
2
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı- Van
Hiperlökositoz akut lösemi hastalarında blast sayısında
aşırı artış ile karekterize bir durumdur. Akut lösemi
aşırı derecede yüksek blast sayısı ile ortaya çıkabilir.
Hiperlökositik lösemilerde, solunum yetmezliği, intrakraniyal kanama ve ağır metabolik anormalliklere sık
rastlanır. Hiperlökositoz daha çok miyelomonositik ve
monoblastik lösemide sık görülmektedir. Erken dönem
ölümlerin büyük bir kısmının nedeni pulmoner ve serebral mikrodolaşımda yığılan blastik hücrelerin neden
olduğu intrakranial kanama ve solunum yetmezliğidir.
Kliniğimize hiperlökositoz ve akut myelomonositik lösemi
tablosu ile başvuran 23 yaşında erkek olguda akciğerde
lökostaz izlendi. Hastaya lökoferez ve sitotoksik tedavi
başlandı. Hastanın geliş anında akciğer sağ orta zonda
lökostaza uyumlu konsolide alan mevcut idi. Takiplerinin
aynı gününde bilinç bulanıklığı gelişen hastanın çekilen
beyin tomoğrafisinde multifokal hemorajk odaklar tespit
edildi. Biz bu olguda hiperlökositoz ile başvuran hastalarda sitotoksik tedavinin ve erken lökoferez işleminin
başlanmasının önemini vurgulamak istedik.
Anahtar Kelimeler: İntrakranial Hemoraji, Hiperlökositoz, Akut
Myelomonositik Lösemi
Bildiri:0112
P-002
AKUT LÖSEMİ TANILI HASTALARDA HLA EŞ
ALLOJENEİK VE HAPLOİDENTİK HEMATOPOETİK
KÖK HÜCRE NAKLİ SONUÇLARIMIZ: TEK MERKEZ
DENEYİMİ. Zafer Gülbaş1, Hasan Atilla Özkan2, Ufuk Güney Özer1, Neslihan
Başkan1, Emel Güçyener1, Serap Kural1, Banu Sarıtaş1. 1Özel Anadolu Sağlık Merkezi
Hastanesi, Kemik İliği Nakil Merkezi, Gebze/Kocaeli. 2Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi
Hastanesi, Hematoloji Bilim Dalı, İstanbul
Giriş: Birçok hematolojik malignite için HLA eş akraba donörden allojeneik hematopoetik kök hücre nakli
(HKHN) yapılması yaygın şekilde kabul görmüş bir
tedavi seçeneğidir. Ancak olguların yalnızca %30-50’ si
HLA eş akraba donöre sahiptir. Tam uyumlu donörü
olmayanlara akraba dışı donörden ya da kısmi uyumlu
akraba donörden (haploidentik) HKHN yapılmaktadır.
Çalışmamızda, HLA eş ve HLA kısmi uyumlu akraba
donörden allojeneik HKHN yaptığımız akut lösemi tanılı
hastaların sonuçları sunulmuştur.
Materyal-Metod: Temmuz 2010 ile Kasım 2012 tarihleri
arasında allojeneik HKHN yapılan 94 akut lösemi tanılı
hastanın verileri analiz edildi. Hastalarda kök hücre kaynağı olarak periferik kan kullanıldı. T hücre deplesyonu
yapılmadı. GVHD proflaksisi için HLA eş HKHN’de siklofosfamid + siklosporin ve haploidentik HKHN’de siklofosfamid + siklosporin + mikofenolat mofetil kullanıldı. Evre
>=2 graft vs host hastalığı (GVHD) geliştiğinde steroid ek
olarak kullanıldı. Posakanazol ve asiklovir nakil gününde, piperasillin tazobakatam ise nötropeni gelişince
6-8 Mart 2014, Antalya
proflaktik olarak başlandı. Hastalara ait karakteristik
özellikler Tablo 1’de özetlendi.
Bulgular: Gruplardaki hastaların karakteristik özellikleri
benzerdi. Haploidentik HKHN grubunda HLA eş gruba
göre infüze edilen ortanca kök hücre sayısı daha yüksekti
(7,6 vs 6,1 p=0,002). Ortanca takip süresi haploidentik
HKHN grubu için 194 ( 88-372) gün HLA eş HKHN grubu
için 210 (105-417) gündü. Hastaların 98%’inde engraftman gerçekleşti. Ortanca nötrofil ve trombosit engraftman
süreleri haploidentik grupda HLA-eş gruba göre daha
uzundu. Evre >=2 akut GVHD sıklığı haploidentik grupda
56% iken HLA-eş grupda 16% idi (p=0,001). Haploidentik
grupda, HLA-eş gruba oranla dökümante edilmiş viral
enfeksiyon sıklığı daha fazla idi (sırasıyla 42% vs 11%,
p=0,001). Ortanca yatış süresi haploidentik grup için 35
gün iken HLA-eş grupta 30 gün idi (p=0,044). Grupların
relaps ve mortalite (100 günlük ve 1 yıllık) oranları benzerdi. Nakil sonrası bulgular Tablo 2’de özetlenmiştir.
Sonuç: HLA-eş akraba donörü bulunmayan akut lösemi tanılı hastalarda haploidentik HKHN’nin güvenli ve
etkin bir tedavi seçeneğidir. Nötrofil engraftman süresi
daha uzun olmasına karşın bakteriyel enfeksiyon sıklığında artış yaratmamaktadır. Ancak, akut GVHD ve
viral enfeksiyonlar önemli bir sorun teşkil etmektedir.
Haploidentik HKHN grubunda daha fazla viral enfeskiyon
gelişme nedeni olarak, daha fazla akut GVHD gelişmesi
ve buna bağlı olarak daha fazla steroid kullanımı olduğu
düşünülebilir. Siklofosfamid, siklosporin ve mikofenolat
mofetil kombinasyonu GVHD proflaksisi için etkilidir. Bu
kombinasyon rejimi ile T hücre deplesyonu olmadan haploidentik HKHN yapılması akrabadışı HLA uyumlu nakle
alternatif bir tedavidir. Bu nedenle, graft vs lösemi etkisi
korunurken aynı zamanda akut GVHD ve enfeksiyonun
sıklık ve ciddiyetini azaltabilen transplantasyon sonrası
immün yapılanmayı geliştirmeye yönelik yapılan çalışmaların sonuçları önem arz etmektedir.
Anahtar Kelimeler: Akut lösemi, Allojeneik, Haploidentik, Kök
hücre nakli
Tablo 1. Hastaların genel karakteristik özellikleri
AML; akut miyeloblastik lösemi ALL; akut lenfoblastik lösemi CY; siklofosfamid Flu;
fludarabin TBI; total vucüt ışınlaması ATG; anti-timosit globülin ²; ortanca (25%75%) ¹; ortalama
129
yapılan hastalardan 2’si nakil ilişkili komplikasyonlardan, 2’si hastalık nüksü (toplam mortalite %36), otolog
HKHN yapılan 1 hasta relapsa bağlı olarak exitus oldu.
Tablo 2. Klinik Sonuçlar
Sonuç olarak hasta sayısı az ve homojen olmamakla
birlikte erişkin ALL’li hastalarda erken dönemde yapılan
allojenik HKHN’nin hastalığa bağlı mortaliteyi azaltabileceği kanaatine varıldı.
Anahtar Kelimeler: Akut lenfoblastik lösemi, Kök hücre nakli
Bildiri:0126
¹; ortanca (25%-75%)
Bildiri:0113
P-003
AKUT LENFOBLASTİK LÖSEMİLİ HASTALARDA İLK
REMİSYONDA KÖK HÜCRE NAKLİ: TEK MERKEZ
DENEYİMİ. Nilay Ermantaş, Hasan Mücahit Özbaş, Şule Yüzbaşıoğlu,
Mehmet Sönmez. Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı-Trabzon
Giriş: Akut lenfoblastik lösemi (ALL), kemik iliğinde
B yada T lenfosit progenitörlerinin klonal çoğalmasıyla karakterize immunfenotipik, genetik ve prognostik
açıdan son derece heterojen malign bir hastalıktır.
Özellikle çocuk hastalarda sık görülmesi nedeniyle pediatrik malignite olarak algılanmasına rağmen bimodal yaş
dağılımı gösterir ve olguların %40’ı yirmi yaş üzerindedir.
Pediatrik olgularda yaklaşık %80 oranında kür sağlanabilirken yetişkinlerde bu oran %35-40’lara düşmektedir.
ALL’de kemoterapiye primer direnç nadir görülmekle
birlikte erişkinlerde kür sağlanamamasının nedeni nüks
gelişim oranın yüksek olmasındandır. Bu nedenle ALL
tedavisi genel olarak çeşitli kemoterapi ajanlarının çoklu
sikluslar halinde ve merkezi sinir sistemi profilaksisiyle
birlikte uygulandığı fakat tek bir standart yaklaşımın
belirlenemediği komplike bir tedavidir. Hematopoetik
kök hücre nakli (HKHN) işlemle ilişkili mortalite, morbidite, geç komplikasyonlar ve hastanın yaşam kalitesi
de göz önünde bulundurulmak koşuluyla remisyon sonrası önemli bir seçenektir. Bu çalışmada tek merkezde
takip edilen ve HKHN yapılan ALL olgularının demografik özellikleri, komplikasyonları ve tedavi yanıtları
değerlendirildi.
Bulgular: Ocak 2011 ve mart 2013 tarihleri arasında ALL
tanısıyla ilk remisyonda HKHN yapılan 13 hasta çalışmaya alındı. Olguların ortalama tanı yaşı 30 (18-46) olup,
9 hasta erkek (%69), 4 hasta kadın (%31) idi. 7 hasta
t-ALL, 6 hasta b-ALL iken, 3 hastada Philadelphia (Ph)
kromozomu pozitif (%23) saptandı. Standart risk grubu
olan timik t-ALL’li bir hasta (%8) hariç, 12 hasta yüksek
risk grubu (%92) olarak değerlendirildi ve tanı sırasındaki lökosit sayısı ortalama 72000/mm³ (4400-297000)
idi. 5 t-ALL’li hastada tanı esnasında mediastinal kitle
mevcuttu (%38). Hastalara hiper-CVAD tedavi protokolü uygulandı. İki hastaya uygun vericisi olmadığından
otolog, diğer 11 hastaya tam uyumlu kardeşten siklofosfamid, busulfan ile hazırlama rejimi sonrası myeloablatif
allojenik HKHN yapıldı. Allojenik HKHN yapılan 11 hastadan 7’sinde (%63) akut veya kronik garft versus host
hastalığı (GVHD) gelişti. 6 hastada sitomegalovirus (CMV)
enfeksiyonu (%54) ve 5 hastada BK virus enfeksiyonu
(%45) saptandı. HKHN sonrası relaps gelişen 4 hastanın
2’sinde kemoterapi ile remisyon sağlandı. Allojenik HKHN
130
P-004
PH POZİTİF AML Mİ? YENİ TANI PH POZİTİF KML
BLASTİK DÖNÜŞÜM MÜ?. Güçhan Alanoğlu. Süleyman Demirel
Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı, Isparta
BCR/ABL1 füzyon geni t(9;22)(q34;q11) sonucu oluşan
Philadelphia kromozomu (Ph) tarafından taşınmaktadır.
Kronik myeloid (KML) löseminin bulgusudur. Erişkinde
akut lenfoblastik lösemi de sıklıkla saptanır iken yeni
tanı akut myeloid lösemide (AML) nadiren bulunmaktadır. Bu olgu sunumunda AML tanısı ile başvuran ve Ph
pozitifliği saptanan bir hasta tartışılacaktır.
58 yaşında kadın hasta, Halsizlik yakınması ile başvuran hastada fizik muayenede solukluk dışında patoloji
saptanmadı. Ek hastalığı mevcut değildi. Lab: Hb: 4.6gr/
dL, BK: 33900/mm3, Trombosit: 78000/mm3. LDH: 745,
Karaciğer, böbrek fonksiyonları normal. Periferik yaymada: blastik hücre infiltrasyonu. Kemik iliği aspirasyon
ve biopsisinde tek tip gevşek nukleuslu, nukleolleri
belirgin blastik hücre izlenmiştir. Akım sitometrik analiz:
İntrasitoplazmik MPO %89, CD33 %85, CD 13%83 CD 7
%14, CD3% 5.2. Hasta bu bulgular ile AML kabul edilerek
sitozin arabinozid 100 mg/m2 1-7 gün, Mitoksantron 10
mg/m2 1-3 gün, uygulandı. Hastanın kemik iliği sitogenetik analizinde 46,XX,t (9:22) (q34;q11)[22]/46,XX,t(9;22)
(q34;q11) add (7p)[3]/46,XX[5], 1.41x10-1 bcr/abl gen
ürünü amplifikasyonu, FISH analizi ile de %80 pozitiflik saptanmıştır. IGH/MYC(8;14)füzyonu, inversiyon 16,
t(8;21), t(15;17) negatif saptanmıştır. Tedaviye 800 mgr
İmatinib po eklendi. Daha sonra Dasatinib 140 mgr/
güne geçildi. Kemoterapi sürecinde ve nötropenik dönemde hastaya destek tedavi uygulandı. Hastanın 6. Hafta
sonunda yapılan kemik iliği incelemesinde remisyonda
olarak değerlendirildi. Hastaya dasatinib desteğinde yüksek doz AraC 2x3gr/m2/gün 1.3.5. günler uygulandı.
FISH ile t(9;22) füzyonu %97 negatif, real time pcr ile de
negatif saptanmıştır. Hastada transuda vasfında bilateral
plöral effüzyon saptanmıştır. Neden olabilecek diğer etyolojik patolojiler araştırılmış diüretik tedavi eklenmiştir.
Ancak yanıt alınamayınca dasatinib kesilmiştir. Hastaya
destek tedavi uygulanmıştır. 20 gün ara sonunda hastaya
yeniden dasatinib başlanmıştır. Yan etki gözlenmemiştir.
Hasta remisyonda Ph pozitif AML olarak kabul edilmiştir.
Allojeneik kök hücre nakli için sevk edilmiştir. Hastanın
Ph pozitif AML mi? yoksa yeni tanı Ph pozitif blastik
dönüşüm KML mi ayrıcı tanısı için array comporative
genomic hybridizasyon (aCGH) önerilmektedir. Ph pozitif
ALL için tipik olan IKZF1 ve CDKN2A genlerinin kaybı Ph
pozitif AML de de gözlenmektedir. Immunoglobulin ve T
hücre reseptör genlerinde ki kriptik kayıpların significans
analysis of microarray (SAM) ile gösterilmesi ile iki antite
ayırıcı tanısına gidebilme imkanı olabilecektir.
Anahtar Kelimeler: philadelphia kromozomu, akut myeloid
lösemi, kronik myeloid lösemi blastik kriz
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
Bildiri:0128
P-005
B HÜCRELİ AKUT LENFOBLASTİK LÖSEMİLİ
HASTALARDA RİSK GRUPLARINA GÖRE HLAA*,B*,DRB1* ALELLERİNİN SIKLIĞI. Türkan Patıroğlu1,
Himmet Halıuk Akar2. 1Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Hematoloji-Onkoloji ve
İmmünoloji Bilim Dalı,Kayseri. 2Pediatrik İmmünoloji-Alerji Hastalıkları Bilim Dalı,Kayseri
Amaç: Önceki çalışmalar lösemik hastalar ve sağlıklı insanların HLA alelleri arasında önemli farklılıklar
olduğunu göstermiştir. Bu çalışmada da Orta Anadolu
Bölgesindeki akut lenfoblastik lösemili (ALL) hastalar ile
sağlıklı insanların HLA- A,B,DRB1* alelleri arasında farklılık olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır.
Hastalar ve Yöntem: Çalışmaya yaşları 1-18 arasında
değişen 90 ALL’li hasta alındı. Berlin Frankfurt Münster
(BFM) kriterlerine gore hastaların 29’u standart risk
grubu (SRG), 37’si orta risk grubu (MRG), 24’ü yüksek
risk grubu (HRG)’nda idi. Hastalarda ve akraba olmayan sağlıklı 90 kişide Luminex teknolojisi kullanılarak
düşük çözünürlüklü yöntem ile HLA-A,B,DRB1* alelleri
tiplendirildi.
Bulgular: ALL’li hastalarda kontrol grubuna göre HLAA*01, A*29 ve DRB1*07 (sırası ile p=0.008, p=0.032,
ve p=0.000) alellerinin daha sık olduğu gözlendi. B*08
ve DRB1*08 (sırası ile p=0.010, ve p=0.016) alellerinin
ise ALL’li hastalarda kontrol grubuna göre daha nadir
olduğu saptandı. DRB1*04 aleli, SRG grubuna göre
HRG ve MRG’li hastalarda daha sık (p=0.009) bulundu.
Halbuki SRG’li hastalarda MRG ve HRG’li hastalara göre
DRB1*07 alelinin daha sık olduğu saptandı (p=0.007).
ALL’li hastalarda en sık gözlenen haplotip A*02, B*35,
DRB1*13 (p=0.023) idi. Lösemi grubunda en sık gözlenen
homozigot alelin A*24 (p=0.043) olduğu saptandı.
Bu sonuçlar, HLA-A*01,A*29 ve DRB1*07 alellerinin
ALL’li çocuk hastalarda predispozan bir faktör olduğunu, HLA-B*08 ve DRB1*08 alellerinin ise ALL ile negatif
birlikteliğinin olduğunu gösterdi. HRG ve MRG grubu
ALL’de DRB1*04, SRG-ALL’de ise DRB1*07 alelinin predispozan bir faktör olabileceği düşünüldü. Ancak, bu
konuda daha fazla sayıda çalışmaya ihtiyaç vardır.
Anahtar Kelimeler: Akut lenfoblastik lösemi, HLA-A, B, DRB1
Bildiri:0130
P-006
AKUT MİYELOBLASTIK LÖSEMİLİ HASTALARDA HLAA, B VE DRB1 ALELLERİNİN SIKLIĞI. Türkan Patıroğlu1,
Himmet Haluk Akar2. 1Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Hematoloji-Onkoloji Bilim
Dalı,Kayseri. 2Pediatrik İmmünoloji-Alerji Hastalıkları Bilim Dalı,Kayseri
Amaç: Önceki çalışmalar lösemik hastalar ve sağlıklı insanların HLA alelleri arasında önemli farklılıklar
olduğunu göstermiştir. Bu çalışmada da Orta Anadolu
Bölgesindeki akut miyeloblastik lösemili (AML) hastalar
ile sağlıklı insanların HLA-A,B,DRB1* alelleri arasında
farklılık olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır.
Hastalar ve Yöntem: Çalışmaya yaşları 1-18 arasında
değişen 32 AML’li hasta alındı. Hastalarda ve akraba
olmayan sağlıklı 126 kişide Luminex teknolojisi kullanılarak düşük çözünürlüklü yöntem ile HLA-A,B,DRB1*
alelleri tiplendirildi.
Bulgular: AML’li hastalarda kontrol grubuna göre HLAA*03 ve A*11 (sırası ile p=0.07, p=0.041) alellerinin
daha sık olduğu gözlendi. Ayrıca, HLA-B*13 aleli AML’li
6-8 Mart 2014, Antalya
hastalarda kontrollerden daha nadir olarak bulundu (
p=0.017).
Sonuç: HLA-B*03 ve A*11 alellerinin AML oluşması için
predispozan bir faKtör, HLA-B*13, alelinin de koruyucu
bir faktör olduğu düşünülmesine rağmen bu konuda
daha fazla sayıda çalışmaya ihtiyaç vardır.
Anahtar Kelimeler: Akut miyeloblastik lösemi, HLA-A*, B*, DRB1*
Bildiri:0137
P-007
İKİNCİ KEZ ALLOJENEİK HEMATOPOETİK KÖK
HÜCRE NAKLİ UYGULANMASI NEDENLERİ VE
SONUÇLARI. Pervin Topçuoğlu, Mehmet Gündüz, Mehmet Özen, Erden
Atilla, Önder Arslan, Muhit Özcan, Hamdi Akan, Meral Beksaç, Günhan Gürman.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hematoloji Bilim Dalı, Ankara
Giriş: Kliniğimizde ikinci kez allojeneik hematopoetik kök
hücre nakli (allo-HKHN) yapılan 22 hasta ile ilgili deneyimimizi vermeyi amaçladık.
Hastalar ve Yöntem: 1993 yılından itibaren toplam
22 hastaya ikinci kez allo-HKHN yaptık. Ortanca yaş
27,5 yıl (16-64 yıl). Ondört hasta erkek ve 8 i kadındı.
Hastaların çoğunluğu aynı vericiden 2.transplantasyon
yapıldı (n=18). Transplantasyon ilişkili özellikleri ve
sonuçları kliniğimiz bilgisayar tabanlı veri tabanından
geriye dönük olarak analiz ettik.
Sonuçlar: İkinci transplantasyon nedenleri graft yetmezliği (birincil 11; ikincil 1) ve altta yatan hematolojik hastalığın dirençli/nüks olmasıydı (n=11) (Tablo). Başarılı engraftman birincil graft yetmezliği olan hastaların yarısında
elde edildi. Birinci ile ikinci transplantasyon arasındaki
süre dirençli/nüks hastalığı olanlarda ortanca 8,2 aydı
(5,7-92,4 ay). Bu gruptaki tanılar 9 akut miyelositer
lösemi (3 ü MDS veya KMML ye ikincil lösemi), 1 akut
lenfoblastik lösemi ve 1 kronik miyelositer lösemiydi. Bu
grupta 4 hastada transplantasyon 1.transplantasyondakinden farklı vericilerinden yapıldı: 2 sinde HLA yarı
uyuşumlu anne, biri diğer HLA uyuşumlu akraba verici
ve biri diğer HLA uyuşumlu kardeş. Hastaların hepsi
değerlendirmeye alındığında tam yanıt %59,1 idi. Akut ve
kronik graft versus host hastalığı (GvHH) sıra ile %43,8
ve %41,6 sında gelişti. İki yıllık-sağ kalım olasılığı ikinci
transplantasyondan sonra %32,3±%11 di. Toplam sağkalım graft yetmezliği nüks hastalardan uzun (%45±15
karşı %22,7±13,6) olarak hesaplanmasına rağmen, istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,67).
Tablo 1. Transplantasyon Özellikleri ve Sonuçları
Nedenleri
1./2. Graft yetmezliği graft failure, Nüks veya dirençli hastalık
1.-2.transplantasyon arası geçen ortanca süre, ay (dağılım)
11/1/ 11
5,8 (0,9-92,4)
Kök Hücre Kaynağı: Çevre Kanı/Kemik İliği
17/5
Hazırlık rejimi: Ablatif/İndirgenmiş Yoğunlukta
9/13
Tam Yanıt
13 (%59,1)
Erken transplantasyon ilişkili ölüm
11 (%50.0 )
Aplazi veya nüksü içeren ölüm
7 (%31,8)
Akut GvHH, %(n) Gr I/II/III), n
%43,8 (7/16) 3/2/2
Kronik GvHH (Sınırlı/Yaygın)
%41,6 (5/12) 3/2
2-yıllık sağkalım
%32,3±%11
131
Sonuçta ikinci allo-HKHN graft yetmezliği ve hastalık
nüksünde aynı veya farklı vericiden başarı ile yapılmaktadır. Yine de ikinci transplantasyonun başarısı nüks
veya direçli hastalarda sınırlıdır. Bu nedenle birinci
transplantasyon sonrası 2.yi yap yerine nüksü önlemek
veya yanıt oranlarını artırmak için yeni yaklaşımlar ve
tedavi yöntemleri geliştirmek gerekir.
Anahtar Kelimeler: 2.transplantasyon, garft yetmezliği, lösemi
Bildiri:0145
P-008
AKUT LENFOBLASTİK LÖSEMİ’DE KEMİK İLİĞİ
MİKRO-ÇEVRESİNİN İNCELENMESİ. Neslihan Karakurt1, Tekin
Aksu1, Yasin Köksal2, Neşe Yaralı1, Bahattin Tunç1, Duygu Uçkan Çetinkaya3,
Meltem Özgüner2. 1Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Eğitim ve
angiogenezi desteklerken anti-angiogenik faktör sentezini
azalttığı, supernatandaki Angiopoietin 2’nin Fetal Bovine
Serum kaynaklı olabileceği düşünüldü.
Tanı anında kemik iliğinde Ang1/ Ang2 oranının düşük
olmasının lösemik transformasyonla, indüksiyon sonunda yükselmesinin de tedaviye olumlu cevap ile ilişkilendirilebileceği ve lösemik blastlarla MKH etkileşiminin
Ang1/ Ang2 oranının belirlenmesinde rolü olabileceği
düşünüldü. Tedavi direnci ve prognostik önemiyle ilgili uzun takipli çalışmalar gerekmektedir. Literatürde
ALL’de Ang1 ve Ang2 değeri ve oranıyla ilgili başka bir
çalışmaya rastlanmamıştır.
Anahtar Kelimeler: Akut lenfoblastik lösemi, angiogenez,
Angiopoietin1, Angiopoietin 2, Angiopoietin 1/ Angiopoietin 2
oranı, mezenkimal kök hücre
Araştırma Hastanesi, Hematoloji Bölümü. 2Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji
Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kök hücre Laboratuarı. 3Hacettepe Üniversitesi Tıp
Fakültesi, Pediatrik Hematoloji Bilim Dalı
Hematopoietik-stromal hücre etkileşimindeki bozukluklar sonucu oluşan kemik iliği mikro-çevresindeki değişimler ve angiogenezin lösemi gelişiminde ve/ veya seyrinde rol oynadığı ileri sürülmektedir.
Angiogenezin en önemli mediatörü VEGF’dir. Endotelyal
hücreler VEGF düzeyinin yüksekliğinde yeni damar
oluşumu için prolifere olurken, VEGF düzeyinin düşüklüğünde apoptozise giderler. Angiopoietin(Ang) 1 endotelyal hücre sağkalımı, proliferasyonu, neoangiogenezis
ve damar stabilizasyonu için gerekli bir sitokindir. Ang2,
mevcut damarlarda perisitlerin ayrılmasında ve vasküler
permeabilitenin artmasında rol oynar. Endotelyal hücre
migrasyonu, proliferasyonu ve angiogenezin potent inhibitörü olan endostatin ise endotelyal hücrelerde büyümeyle ilgili genleri downregüle etmektedir. Çalışmamızda
ALL hastalarında kemik iliği mikro-çevresini temsilen
kemik iliği plazmalarında(KİP) ve mezenkimal kök hücre
(MKH) supernatanlarında (pasaj2) angiogenik faktör
düzeyleri araştırılmıştır. 20 pediatrik yaştaki ALL hastasının ilk tanı anında indüksiyon öncesi ve indüksiyon
tedavisi sonrası kemik iliği örneklerinde VEGF, Ang1,
Ang2, endostatin düzeyleri ve Ang1/ Ang2 oranı değerlendirilmiş, 8 sağlıklı kemik iliği vericisinden oluşan
kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır.
Hastaların tanı anında KİP Ang 1 düzeyleri kontrol grubuna göre düşük, Ang2 düzeyleri ise kontrol grubuna
göre yüksek bulundu(p=0,000). VEGF düzeyleri kontrol grubu ile benzerdi. İndüksiyon tedavisi sonrası KİP
VEGF ve Ang1 düzeylerinin yükseldiği, Ang2 düzeylerinin
düştüğü saptandı(sırasıyla p=0,046, p=0,002, p=0,030).
Endostatin seviyeleri tedavi öncesi ve sonrası kontrol
grubu ile benzerdi. Ang1/ Ang2 oranının başlangıçta
kontrolden düşük olduğu, tedavi sonrası yükseldiği gösterildi (sırasıyla p=0,000, p=0,001)
Şekil 1. Kemik iliği plazması Angiopoietin 1, Angiopoietin 2 ve Angiopoietin 1/ Angiopoietin 2 oranının
karşılaştırılması.
Angiopoietin 1 ve 2’nin birimleri pg/ml’dir. Angiopoietin 1/ Angiopoietin 2 (Ang 1/ Ang 2) oranı
birimsizdir; 10000 ile çarpılarak yazılmıştır.
Şekil 2. Kemik iliği plazması ve MKH kültür supernatanlarındaki VEGF, Angiopoietin 1,2 ve Endostatin
düzeylerinin karşılaştırılması. Birimler pg/ ml’dir.
MKH kültür supernatanı VEGF, Ang1 ve Ang2 düzeylerinin tanı anı, indüksiyon sonrası ve kontrol grubunda
benzer olduğu görüldü. Ancak tanı anındaki Ang1/ Ang2
oranı kontrolden daha düşük saptandı (p= 0,035).
Tanı anında MKH kültür supernatanındaki VEGF, Ang1,
Ang2 ve endostatin düzeyleri KİP düzeyleri arasındaki
korelasyon değerlendirildiğinde sadece Ang 2 düzeyleri
arasında ilişki bulundu(r=0,520, p=0,010). Yani hastaların tanı anında MKH kültür supernatanında VEGF
ve Ang1 düzeyleri KİP’e göre yüksek, endostatin düzeyleri ise düşük bulundu; Ang2 ise benzerdi. MKH’lerin
132
Şekil 3. Mezenkimal kök hücrelerin adipojenik farklılaşması
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
Bildiri:0149
P-009
ALLOGENİK KÖK HÜCRE NAKLİ YAPILMIŞ AKUT
LENFOBLASTİK LÖSEMİ OLGUSUNDA UNİLATERAL
LÖSEMİK HİPOPİYON. Şerife Solmaz Medeni1, Ömür Gökmen
Sevindik1, Celal Acar1, İnci Alacacıoğlu1, Nilüfer Koçak2, Özden Pişkin1, Mehmet
Ali Özcan1, Fatih Demirkan1, Hayri Güner Özsan1, Bülent Ündar1. 1Dokuz Eylül
Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Kliniği, İzmir. 2Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz
Hastalıkları Kliniği, İzmir
Giriş: Akut Lenfoblastik Lösemi (ALL) olgularında allogenik kök hücre nakil tedavisini takiben ekstramedüller relaps süresi median 19aydır. Bu olgularda oculer
bölgede lösemik relaps oldukça nadirdir. Hastamız ise
posttransplant üçüncü yılında akut unilateral hipopiyon
gelişmiş ve sol göz ön kamera bölgesinden cerrahi ile alınan parasentez mayiinde lösemik tutulum tespit edilmiştir. Bu nadir görülen relaps yeri açısından literatüre katkı
sağlayacağı düşünülmüş olup sunulmuştur.
Olgumuz otuz iki yaşında,kadın hasta, 28 haftalık
hamileyken lökositoz tablosunda gelerek standart riskli
ALL tanısı almıştır. Hasta tanı anında hamile olması
nedeni ile kemoterapiyi kabul etmemiş ve toplamda üç
kez lökoferez tedavisi almış olup gebeliğin 32. haftasında doğum yapmıştır.Sonrasında hastaya ALL tanısına
yönelik Hyper-cvad 1. kür 1. kol -2. kol tedavisi verilmiş
ve hastanın kontrol kemik iliğinde %20 lenfoblast izlenmesi üzerine refrakter ALL tanısı ile hastaya İDA-FLAG
kemoterapisi verilmiştir. Hastanın İDA-FLAG rejimi sonrası görülen kemik iliği aspirasyonunda remisyonda
olduğu gözlenmiş ve hastaya tam uyumlu kardeşinden
eylül 2010 tarihinde allogenik kök hücre nakli yapılmıştır. Posttransplant üçüncü yılında hastanın görmede
bulanıklık,çift görme şikayetleri gelişmiştir.Hastanın göz
hastalıkları tarafından muayenesi, anjiografisi yapılmış
ve lösemik tutulum düşünülmüştür. O dönemde çekilen
Orbital MR da bulgu saptanmamış, kemik iliği aspirasyonunda ve bos sitosantrifüjde tutulum izlenmemiştir.
İzleme devam edilen hastanın 3 ay sonrasında sol gözde
görmede azalma, kızarıklık, ağrı ve anizokorisi gelişmiştir. Eş zamanlı yapılan göz muayenesinde sol gözde
hipopiyon tespit edilmiştir. Göz hastalıklarınca sol göz ön
kameradan cerrahi ile ponksiyon yapılması planlanmış
ve alınan örnek sitasantrifüjünde lenfoblast izlenmiştir
(Şekil 1). Ayrıca alınan bos sitosantrifüjünde lenfoblast
izlenmiştir. Eş zamanlı çekilen Orbital MRda sol orbital
intrakoronal mesafede psödotümör ya da ALL ye seconder olabilecek yumuşak doku lezyonu,sol da koroid kalınlığı ödemli görünümde olarak yorumlanmıştır.Hastaya
kranyal, orbital bölgeye yönelik RT tedavisi verilmiştir.
Göz hastalıklarınca topikal kortikosteroid tedavisi verilmiş. Tarafımızca sistemik steroid, 8 kez intratekal MTX ve
ARA-C tedavisi uygulanmıştır. Son 5 intratekal tedavisinde bos sitasantrifüjünde tutulumu düşündüren hücreler
izlenmemiş ve remisyon elde edilmiştir.Tedavi sonunda
kontrol orbital MR da daha önce tanımlanmış olan sol
gözdeki yumuşak doku lezyonu gözlenmezken hastanın
takipte görme ile ilgili olan bulguları kaybolmuştur.Hasta
aylık kontrollerine devam etmektedir. Literatür incelendiğinde Decker EB ve arkadaşları postransplant ALL hastalarında unilateral hipopiyon bildirmişler.Olguda topikal
KS, Kemoterapi,RT verilmiş.Bunun yanında Charif CM
ve arkadaşlarıda ALL de oculer relapslı bir olgu sunmuşlardır. Literatür verileri ışığında ALL de oculer relaps
oldukça nadir olmakla beraber akılda bulundurulmalıdır.
Anahtar Kelimeler: Akut lenfoblastik lösemi, Okuler relaps
6-8 Mart 2014, Antalya
Şekil 1. Vitröz kamera örneğinde lenfoblast
Bildiri:0150
P-010
ALLOJENİK HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE NAKLİ
SONRASI STERNAL BÖLGEDE GELİŞEN İZOLE
EKSTRAMEDÜLLER RELAPS. Hacer Berna Afacan Öztürk, Gülsüm
Özet, Simten Dağdaş, Funda Ceran, Ahmet Kürşad Güneş, Cenk Sunu, Ömer Önder
Savaş, Yasin Kalpakçı. Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Allojenik hematopoetik kök hücre nakli (AHKHN) günümüzde akut myeloid lösemi (AML) olgularında başarı
ile uygulanmakta olup yüksek oranda kür elde edilmektedir. Yapılan çalışmalarda AHKHN sonrası relaps
%30-70, izole ekstramedüller (EM) relaps yani myeloid
sarkom (MS) %9, izole kemik iliği relapsı %29 oranında,
EM relaps ve kemik iliği relapsının aynı anda gelişmesi
de %1’den az görülmektedir. EM relaps; beyin, meme,
baş-boyun, gastrointestinal sistem karaciğer, ürogenital
sistem, spinal kanal, kemik, cilt, göğüs ve periton gibi
çeşitli bölgelerde rapor edilmiştir. MS immatür myeloid
hücrelerin oluşturduğu bir EM tümördür ve AML olgularının %3-5’inde görülür. AML’de AHKHN sonrası izole
EM relaps %0,65 olarak rapor edilmiştir. AHKHN sonrası
kemik iliği relapsı olmadan kitle lezyonu ile başvuran
hastaların ayırıcı tanısında MS akla gelmelidir. EM relaps
olgularında sadece kemik iliği relapsı olan olgulara göre
prognoz kötüdür. Genel olarak EM relaps kötü prognoz ve
kısa yaşam süresi ile ilişkilidir.
Olgu: 27 yaşında haziran 2012’de AML M2 tanısı konduktan sonra indüksiyon tedavisi sonrası remisyona
giren ve konsolidasyon tedavisi sonrası doku grubu tam
uyumlu donörü olan kardeşinden mart 2013’de periferik AHKHN yapılan hastanın 1. ay kimerizmi T lenfoid
hücrelerde %98,nonlenfoid hücrelerde %92, nakilin 3.
ayında da komplet kimerizim tespit edildi. Hastanın
Kasım 2013’de göğüs ön duvarında ağrılı sert kitle
lezyonu oluştu. Yapılan USG’de 6. İnterkostal aralık
düzeyinde kas dokusu ile benzer özellikte heterojen kitle
lezyonu izlendi ve çekilen sternum MR’da sternumu
ve komşu yapıları destrükte eden anteriorda cilt altı
yağ dokuya uzanan anterior mediasteni dolduran solid
kitle lezyonu tespit edildi. Hastanın yapılan kemik iliği
biopsisinde atipik hücre infiltrasyon izlenmedi ve akım
133
sitometri ile gönderilen MRD (-) tespit edildi. Yapılan
sternal kitle biopsisinde infiltratif hücreler de CD117,
MPO ve lizozimle yaygın pozitif tespit edildi ve bu bulgular myeloid sarkomla uyumlu idi. Takibinde nefes darlığı
ve taşikardisi olan hastaya çekilen EKO’da kalbin sağ
boşluklarına bası yapan masif perikard sıvı saptandı ve
tamponad boşaltıldıktan sonra serbest drenaja alındı.
Hastanın perikardial mayiden gönderilen akım sitometri
sonucunda CD1, CD33, CD 117, MPO, HLA DR pozitifliği ve CD5 ve CD56 aberant ekspresyonu izlendi ve bu
hücreler myeloblast olarak değerlendirildi. Hastaya 3-7
tedavisi verildi. Bu tedavi sonrası 10 gün içinde makroskopik olarak lezyon kayboldu. USG değerlendirilmesinde
%70 oranında küçülme izlendi. Genel durumu düzelen
hastaya radyoterapi planlandı. Halen kemik iliği remisyondadır. Sonuç olarak AHKHN sonrası görülen miyeloid
sarkomlar sistemik kemoterapiye cevap vermekte ancak
AHKHN’e rağmen bu bölgede halen relaps riski olduğundan konvansiyonel tedaviye, tutulu alan radyoterapisin
de eklenmesi uygundur.
Anahtar Kelimeler: allojenik kök hücre nakli, izole ekstramedüller relaps
Bildiri:0167
P-011
AKUT MYELOİD LÖSEMİ TANILI HASTALARDA
OTOLOG KÖK HÜCRE TRANSPLANTASYONU. Aysun
Gönderen, Funda Ceran, Simten Dağdaş, Gülsüm Özet, Cenk Sunu. Ankara Numune
Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Hematoloji Kliniği, Ankara
AML tanılı hastalarda tek küratif tedavi yaklaşımı AKHT
olmasına rağmen allegenik nakil için donörü bulunamayan hastalarda OKİT yapılması,bir tedavi seçeneği olarak
akılda bulundurulmalıdır.
Olgu: 2008-2013 yılları arasında hastanemiz kemik iliği
transplantasyon ünitesinde AML tanılı 5 hastaya otolog
kök hc nakli yapılmıştır. Hastalardan dördü erkek biri
kadın,yaşları 19 ila 57 arasında değişmekteydi ve yaş
ortalaması 40 olarak saptandı.Hastaların dördü iyi ve
orta risk grubundaki sitogenetiğe sahip biri ise kötü
risk grubuna ait sitogenetiğe sahipti.Hastaların hepsinde nakil öncesi remisyon sağlanmıştı ve tanıdan nakile
kadar geçen süre ortalama 10 ay idi.Hastaların tümünde
AKİT için donör taraması yapıldı ancak uygun donör
bulunamadı.Kötü riskli sitogenetiğe sahip olan hastada akraba dışı tarama sonuçlarında da uygun donör
bulunamadı.Tüm hastalarda hazırlık rejimi olarak etoposid-busulfan protokolü kullanıldı.Kötü riskli gruba ait
42 yaşındaki hasta dışında hastaların hepsi yaşıyor ve
remisyonda devam ediyor,kötü riskli sitogenetiğe sahip
olan hasta ise nakil sonrası 3. ayda relaps nedeniyle
aldığı FLAG tedavisi sonrası sepsise girerek nakilden 4
ay sonra kaybedildi.
Tartışma: Sitogenetik değerlendirme AML de prognozu belirleyen en önemli faktörlerden biridir.Allogenik
kök hücre nakli kötü riskli sitogenetiğe sahip grubun
olumsuz etkilerini azaltmasına rağmen bu özellik yine
de önemli bir olumsuz faktör olmaya devam etmektedir.
İyi sitogenetiğe sahip remisyonda OKİT yapılan AML
tanılı hastalarda EBMT verileri hastalıksız sağkalımın
>%70 olduğunu göstermiştir.AKİT yapılan hastalarda
ise bu oran %63 olarak saptanmıştır.Bu durum OKİT in
bu grup hastalarda tercih edilebilir bir tedavi olduğunu
göstermektedir.OKİT ile ilişkili transplant ilişkili düşük
mortalite göz önüne alındığında bu grup hastalarda AKİT
in yeri düşük gibi görünmektedir.
Şekil 1. Sternal Kitlenin Kemoterapi Öncesi Görünümü
Orta riskli sitogenetiğe ait grupta yapılan OKİT sonuçları
iyi riskli grup kadar tutarlı değildir.Bu grupta AKİT daha
iyi bir seçenek gibi görünmektedir ve AKİT yapılan hastalarda hastalıksız sağkalım %52, OKİT yapılan grupta ise
bu oran %36 olarak saptanmıştır.Bu nedenle orta riskli
ve uygun vericisi olmayan hastalarda OKİT göz önünde
bulundurulması gereken bir tedavi yöntemidir.
Kötü riskli sitogenetiğe sahip grupta ise OKİT sonuçları
iyi değildir.Bu grupta uzun dönem hastalıksız sağkalım oranları <%15, AKİT yapılan grupta ise %35 olarak
saptanmıştır.
Sonuç: OKİT yaptığımız AML tanılı hastalarda kötü riskli
sitogenetiğe sahip hasta dışında tüm hastalarımız OKİT
sonrası gözlemlerinde 5-6 yıldır hastalıksız olarak takip
edilmektedirler.Bizim vakalarımızda da literatür bulguları ile uyumlu olarak sitogenetiğin önemi bir kez daha
ortaya çıkmıştır.Özellikle allogenik vericisi olmayan orta
sitogenetik riske sahip hastalarda OKİT bir seçenek olarak düşünülmelidir.
Şekil 2. Sternal Kitlenin 3-7 Kemoterapisinin 10. Günündeki Görünümü
134
Anahtar Kelimeler: aml, otolog, nakil, sitogenetik
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
Bildiri:0175
P-012
ALLOJENEİK
VE
OTOLOG
PERİFERİK
HEMATOPOİETİK KÖK HÜCRE TRANSPLANTASYONU:
GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ KİT MERKEZİ 4 YILLIK
KLİNİK DENEYİMİ. Mustafa Pehlivan, Handan Haydaroğlu Şahin,
Erdal Gündoğan, Mehmet Yılmaz, Vahap Okan. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi,
Hematoloji Bilim Dalı&Kemik İliği Transplantasyon Merkezi, Gaziantep.
Otolog periferik kök hücre transplantasyonu (PKHT)
özellikle multipl myelom ve relaps/refrakter lenfomalı
hastalarda günümüzde standart bir tedavi yaklaşımıdır.
Allojeneik PKHT ile kemik iliğinin yeniden yapılanması
birçok malign hastalıklarda ve kemik iliğini ya da immün
sistemi etkileyen malign olmayan hastalıklarda küratif
bir tedavi seçeneği olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ülkemizde her geçen yıl Kemik İliği Transplantasyon
(KİT) yapılan merkez ve olgu sayısı artmaktadır. Yeni bir
merkez olan Gaziantep Üniversitesi Erişkin Hematoloji
KİT merkezi bölgemizde ilk ve tektir. Bu çalışmada merkezimizde 4 yılda gerçekleştirilen 257 otolog ve allojeneik
PHKHT klinik verileri geriye dönük olarak değerlendirilmiştir. Otolog PHKHT 157 hastada uygulanmış ve
hastaların %54’ü erkek ve medyan yaş 53 (20-74)’dür.
Allogeneik PHKHT 96 hastada uygulanmış ve hastaların %51‘i erkek ve medyan yaş 26 (15-63) dır. Otolog ve
allojeneik PHKHT yapılan hastaların klinik özellikleri ve
erken komplikasyonlar Tablo 1,2’de verilmiştir.
Yeni kurulan KİT merkezi olmamıza karşın otolog ve
allojeneik PHKHT yapılan hastaların nötrofil ve trombosit
engrafmanı, 100 günlük mortalite oranları, erken gelişen
komplikasyonlar ve iki yıllık total sağkalım olasılıkları
EBMT verileri ile uyumludur.
Bölgemizde halen KİT endikasyonu olan hastaların bir
kısmı merkez ve deneyimli personel sayısı azlığı nedeni
ile KİT tedavi seçeneğine zamanında ulaşamamaktadır.
Gaziantep KİT merkezi olarak bu eksikliğin giderilmiş
olması ümit vericidir. Elde edilen veriler, KİT standartlarının çok iyi takibi ve uygulanması, ekibin oluşturulması,
sürekli eğitimi, iyi bir aferez ve laboratuar desteğinin
sağlanmasıyla merkezimizde yılda 150 KİT ve evrensel standartlarda daha iyi sonuçlara ulaşılabileceğine
inanılmaktadır.
Anahtar Kelimeler: allo/ oto PKHT sağkalım ve Erken
komplikasyonlar
Tablo 1. Allo/Oto PHKT Klinik Sonuçlar:
Tablo 2. Allo/Oto PHKT Erken Komplikasyonlar
Bildiri:0182
P-013
ALLOJENİK HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE NAKLİ
TEK MERKEZ DENEYİMİ. Funda Ceran, Simten Dağdaş, Gülsüm
Özet, Mesude Falay, Meltem Aylı, Cenk Sunu, Nurullah Zengin. Ankara Numune
Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Allojenik hematopoetik kök hücre nakli(AHKHN) benign
ve malign bir çok hastalıkta yaygın kullanılan, kür elde
edilebilen bir tedavi yöntemidir.
Nakil ünitemizde 8 yılda 86 hastada tam uyumlu donörlerden yapılan 88 allojenik kök hücre naklini retrospektif olarak değerlendirdik. Hastalardan ikisine relaps
nedeniyle ikinci AHKHN uygulandı. Bu hastalardan
birine Kronik miyelositer löseminin(KML) kronik fazında yapılan nakilden 8 yıl sonra blastik faz ile, diğer
hastaya ise AML nedeniyle yapılan nakilden 2 yıl sonra
relaps nedeniyle ikinci nakil gerçekleşti. Nakillerin 5’i
nonmyeloablatifti. Hastaların cinsiyet dağılımı 58(%67.5)
hasta erkek ve 28(%32.5) hasta kadındı. Yaş aralıkları
17 ile 57 arasındaydı. Donörlerin yaş aralığı ise 9-50
arasında saptandı. Hastalık dağılımı 40 Akut miyeloblastik lösemi, 17 Kronik miyelositer lösemi, 14 Akut
lenfoblastik lösemi, 7 Aplastik anemi, 5 Myelodisplastik
sendrom, 2 Hodgkin lenfoma, 2 Lenfoblastik lenfoma ve
1 Kronik lenfositer lösemi şeklindeydi. 45 hastaya farklı
cinsiyetten 41 hastaya aynı cinsiyetten nakil yapıldı.
Akut lösemi nedeniyle yapılan 55 nakilin nakil öncesi
hastalık durumlari; 31’i birinci tam remisyon (TR), 18’i
>=2. TR, 6’ı kısmi remisyon ya da refrakter hastalıktı.
17 KML nedeniyleyapılan naklin biri akselere fazdaydı. Hazırlama rejimi olarak busulfan+siklofosfamid(75
nakil), ATG+siklofosfamid (4 nakil), tüm vucut
ışınlaması(TBI)+siklofosfamid (3 nakil), fludarabin+bu
sulfan+siklofosfamid (3 nakil), fludarabin+melfalan (2
nakil), ATG+fludarabin+siklofosfamid(1 nakil) kullanıldı. Hastaların 12’inde major, 13’ünde minör ve 4’ünde
çift yönlü ABO kan grubu uyumsuzluğu, 9’unda Rh
uyumsuzluğu mevcuttu. Kök hücre kaynağı 84 hastada
periferden, 2 hastanın donörünün çocuk yaşta olmasından
dolayı kemik iliğinden sağlandı. Verilen kök hücre
miktarları 3-10.02x106/kg arasındaydı. Tüm nakillerde
santral venöz katater kullanıldı. Graft versus host
hastalığı(GVHH) profilaksisi siklosporin A ve metotreksat
ile yapıldı. Takiplerinde bazı hastalara ya siklosporin
yan etkisi ya da GVHH gelişimi nedeniyle diğer ajanlar
ve yöntemler eklendi. Nötrofil engrafmanı 9-31. günler,
trombosit engrafmanı 9-37. günler arasında gerçekleşti.
Takipler sırasında 50 hastada akut veya kronik GVHH
gelişti. Medikal tedavilere ek olarak akut gastrointestinal
GVHH gelişen iki hastaya mezenterik artere steroid
uygulandı ve yanıt alındı. Kronik GVHH olan 5 hastaya
ekstrakorporoal fotoferez yapıldı, hastaların 4’ünde yanıt
alındı. Hastaların 34’ü (%39.5) erken veya geç ölümler
nedeniyle kaybedildi. Bu ölümlerin 11’i (%12.7) ilk 100
günde gerçekleşti. Geç ölümlerin nedeni kronik GVHH ve
beraberindeki enfeksiyonlar ile relapslardı.
Allojenik kök hücre nakli özellikle malign hastalarda sağ
kalıma önemli katkı sağlarken takipler sırasında gelişen GVHH morbidite ve mortalite nedeni olmaya devam
etmektedir.Nakil sonrası geç dönem komplikasyonların
tanısı ve tedavisi için hastaların yakın izlemi ve sosyal
desteği önemlidir.
Anahtar Kelimeler: Allojenik hematopoetik kök hücre nakli
6-8 Mart 2014, Antalya
135
Bildiri:0198
P-014
AKUT LENFOBLASTİK LÖSEMİDE T HÜCRE AZALTIMI
YAPILMADAN DÜŞÜK YOĞUNLUKLU HAZIRLAMA
REJİMİ
KULLANILARAK
GERÇEKLEŞTİRİLEN
HAPLOİDENTİK PERİFERİK KÖK HÜCRE NAKLİ.
Hakan Özdoğu1, Mahmut Yeral1, Can Boğa1, Nurhilal Turgut Büyükkurt1, İlknur
Kozanoğlu2, Süheyl Asma3. 1Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hematoloji Bilim Dalı,
Ankara. 2Başkent Üniversitesi Tıp fakültesi, Fizyoloji Ana Bilim Dalı, Ankara. 3Başkent
Üniversitesi Tıp fakültesi, Aile Hekimliği Ana Bilim Dalı, Ankara
Özellikle yüksek riskli ve performansı uygun olan
hastalarda allojenik periferik kök hücre nakli standart
tedavi yaklaşımlardan biridir. Ancak HLA tam uyumlu
akraba ya da akraba dışı verici bulunamaması en önemli
engellerden biridir. Doku grubu uyumsuz bağışçılardan
yapılan haploidentik nakiller için neredeyse tüm hastalara
uygun verici bulunabilmektedir.
Eylül 2012 ile Haziran 2013 tarihleri arasında Başkent
Üniversitesi Adana Erişkin Kemik İliği Nakli Ünitesinde
HLA uyumlu verici bulunamayan yaklaşık 7 olguya haploidentik periferik kök hücre nakli yapıldı. Ortanca yaşları 25 yıl (19-55) olan hastaların tümü akut lenfoblastik
lösemi olup bunların 3’ü T, 4’ü B hücreli idi. Nakil öncesi
değerlendirmede hastaların 5’i tam remisyonda 2’si aktif
hastalık durumunda idi.
Hazırlama rejiminde, busulfan 9,6 mg/kg, siklofosfamid
29 mg/kg, fludarabin 150 mg/m2 dozunda kullanıldı.
GvHH’nın koruyucu tedavisi için takrolimus, mikofenolat
mofetil ve ayrıca nakil sonrası 3. ve 4. günler siklofosfamid 50 mg/kg/gün verildi. Anti mikrobial koruyucu
tedavi olarak flukonazol, asiklovir, trimetoprim ve levofloxasin uygulandı.
Hastalar ortanca 13 (11-14) günde nötrofil, 12 (11-18)
günde nötrofil engrafmanı oldu. Olguların hiçbirinde
engrafman problemi yaşanmadı. Tüm olgularda 30.
günde tam verici kimerizmi elde edildi. Hastaların ortalama takip süreleri 9 (1-17) ay olarak belirlendi. Bu
süre içerisinde 2 olguda hastalık relapsı gelişti. Bunlar
primer refrakter ve çoklu kurtarma rejimi almış hastalar
idi. Takip sırasında iki hasta kaybedildi. Çoklu tedaviler
alan ve nakil açısından yüksek riskli olan hasta 1. ayda
karaciğerde abse ve sepsis, diğeri CMV viremisi nedeni ile
gansiklovir tedavisi almakta iken gelişen akciğer enfeksiyonu nedeni ile kaybedildi.
Komplikayon olarak hastaların %28’inde akut, %43’ünde
kronik GvHH gözlendi, hepsi steroide cevap verdi.
Hastaların 4’ ünde (%57) CMV antijenemisi, 3’ünde (%43)
BK virus ilişkili hemorajik sisitit gelişti. Relaps olan olguların birinde sinoorbital mukormukosis gelişti. İnfeksiyon
durumu kontrol altına alındı. Halen nakil sonrası 8. ayda
hastalık durumu sitoredüktif tedaviler ile araya girilerek
ve NK hücre içerikli kök hücre ürünü ile kontrol altına
alınmaya çalışılmaktadır.
Haploidentik nakillerde T hücre azaltımı yapılmadan
yapılan nakillerde myeloablatif olmayan hazırlama rejimi
ve alloreaktivitenin üstesinden gelmek için kök hücre
infüzyonu sonrası yüksek doz siklofosfamid kullanımı
oldukça iyi tolere edilmiştir. Ancak bu yaklaşımlarda
relaps oranı yüksek bulunmuştur. Geriye dönük yaptığımız analizde akut lenfoblastik lösemi hastalarında kök
hücre ürününde T hücre azaltımı yapılmadan gerçekleştirilen haploidentik nakiller ile elde edilen ön sonuçların
graft yerleşimi, 100 günlük mortalite, relaps oranı, akut
136
ve kronik GvHH ve infeksiyöz komplikasyonlarının sıklığı
yönünden kabul edilebilir olduğu belirlenmiştir. Bu tür
nakillerde hasta bakımını geliştirmeye yönelik çabaların
önemi anlaşılmaktadır.
Anahtar Kelimeler: akut lenfoblastik lösemi, haploidentik nakil
Bildiri:0214
P-015
BİRİNCİ TAM REMİSYONDAKİ AKUT MYELOİD
LÖSEMİLİ HASTALARDA ALLOJENEİK KÖK HÜCRE
NAKLİ Serkan Güvenç1, Emine Tülay Özçelik2, Fehmi Hindilerden1, Nuri Barış
Hasbal1, Songül Şerefhanoğlu2, Reyhan Küçükkaya1, Mutlu Arat2. 1İstanbul Bilim
Üniversitesi Hematoloji Bilim Dalı. 2Şişli Florence Nightingale Hastanesi, İstanbul
Giriş: Allojeneik kök hücre nakli (allo-KHN), birinci veya
ikinci tam remisyon (TR1, TR2) sağlanmış M3 dışı-AML’ li
hastalarda tek küratif tedavi seçeneğidir.Sitogenetik risk
faktörleri, transplant öncesi hastalık durumu ve lösemi
dışı faktörler allo-KHN başarısını etkilemektedir.TR1‘ de
allo-KHN etkinliği, özellikle standart sitogenetik risk grubundaki hastalarda henüz belirsizdir.
Materyal-Metod: Tedavi amacına yönelik, tek merkez,
geriye dönük bu çalışmada, Ocak 2011-Kasım 2013
tarihleri arasında allo-KHN uygulanmış ardışık 40 AML’ li
olguda, TR1’ de allo-KHN’nin rolü değerlendirilmiş, genel
sağ kalım, hastalıksız sağkalım, erken ve geç transplant
ilişkili ölüm irdelenmiştir. Sağ kalım analizleri KaplanMeier metodu ile yapılırken, log-rank testi ile yaşam
eğrileri üzerine etkisi olan değişkenler değerlendirilmiştir.
Sonuçlar: Ortanca yaş 48 yıl (19-64) idi.Sitogenetik verisi
bilinen 28 (%70) olgunun 12’si (%30) yüksek sitogenetik risk grubundaydı.Tanıdan allo-KHN’ ye kadar geçen
ortanca süre 6,5 ay (2-54) bulundu.Yaşayan olguların
ortalama takip süresi 419 gün (105-487) idi. 24 olgu
(%60) TR1’ de, 12 olgu (%30) TR2’ de, 4 olgu ise (%10)
aktif hastalıkla allo-KHN programına alındı.Hazırlık rejimi olarak 32 olguya (%80) myeloablatif (Bu16-Cy 120), 8
hastaya (%20) ise azaltılmış yoğunlukta rejim (Flu150Bu8) uygulandı.32 olguda (%80) HLA tam uyumlu kardeş, 1 olguda (%2,5) haploidentik, 7 olguda (%17,5) ise
HLA tam uyumlu akraba dışı verici kullanıldı.İki olgu
dışındaki tüm hastalara (%95) periferik kök hücre verildi.
30. ve 100. gün transplant ilişkili ölüm oranı sırasıyla
%7,5 (n=3) ve %10 (n=4) bulundu.Geç ölüm (>100 gün)
7 olguda (%17,5) görülürken, bunların 3’ ü transplant
ilişkili idi.Grade 2-4 akut GVHD 20 olguda (%50), kronik
yaygın GVHD 8 olguda (%20) gelişti.TR1’ de allo-KHN
uygulanan 24 olgudan 18 ‘i (%75) remisyonda, hastalıksız takip edilmektedir.TR1 dışı 16 olgunun 9’ u (%56,5)
hastalık nüksü nedeniyle kaybedilmiştir. Sağ kalım
analizleri, TR1’de allo-KHN uygulanan olgularda (ortanca 901 gün), TR1 dışı olgulara göre (ortanca 202 gün)
daha üstün genel sağkalım ortaya koymuştur (log-rank,
OS p=0,003).Hastalıksız sağ kalımda da benzer bulgu
saptanmıştır (p=0,007).TR1’ de allo-KHN uygulanan olgularda (n=24) yapılan tek değişkenli analizlerde standart risk sitogenetik, yüksek komorbidite indeksi (>=2),
tanıda yüksek lökosit sayısı (>30k), cinsiyet, kan grubu
uyumsuzluğu ve TR için çift indüksiyon uygulanmasının
genel sağ kalıma etkisinin olmadığı gözlenirken, sadece
pretransplant invazif fungal enfeksiyon varlığının genel
sağkalıma olumsuz etkisi olduğu saptandı (p=0,038, 901
gün vs 553 gün).
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
Tartışma: Uyumlu kardeş vericisi olan AML olgularında TR1’de allo-KHN seçeneği hastalara sunulmalıdır.
Transplant öncesi invazif fungal enfeksiyon varlığı genel
sağkalım üzerine olumsuz etkisi olan tek faktördür.
Anahtar Kelimeler: Akut myeloid lösemi, Allojeneik kök hücre
nakli, Birinci tam remisyon
Sonuç: Allojeneik HKHN sonrası akut batın benzeri tablo
gelişen hastalarda ‘pnömosistis intestinalis’ komplikasyonu ayırıcı tanılar içinde akla gelmelidir.
Geç Yan Etkiler
Bildiri:0138
Tartışma: Kemoradyoterapi, GVHH ve kortikositeroidler
P. intestinalis gelişiminde en çok suçlanan sebepler arasındadır. Karında şişkinlik, ağrı, ishal ve rektal kanama
ile prezente olabilir. Ağırlıklı olarak sağ kolon etkilenir.
Radyolojik olarak grafilerde genellikle linear tarzdadır.
Çoğu vaka konservatif yaklaşımlarla spontan olarak
düzelirken cerrahi girişim çok nadirin gerekli olmaktadır.
P-016
HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE NAKLİ SONRASI
PNÖMOSİSTİS
İNTESTİNALİS:
NADİR
BİR
KOMPLİKASYON. Ufuk Güney Özer1, Hasan Atilla Özkan2, Murat Dökdök1,
Atilla Çakmak1, Zafer Gülbaş1. 1Özel Anadolu Sağlık merkezi Hastanesi, Kemik İliği Nakil
Merkezi, Gebze/Kocaeli. 2Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hematoloji Bilim Dalı, İstanbul
Anahtar Kelimeler: Allojeneik, Kök hücre nakli, Pnömosistis
intestinalis
Tüm batın tomografisinde ‘ Pnömosistis İntestinalis’ görünümü
Amaç: Pnömosistis intestinalis, allojeneik HKHN sonrası
GVHH’li hastalarda gelişebilen çok nadir bir komplikasyondur. İki vaka ile sunumu ile bu nadir komplikasyonun farkındalığını arttırmak istedik.
Yöntem: Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi, Kemik İliği
Nakil Merkezinde Haziran 2010 – Ocak 2014 tarihleri
arasında allojeneik HKHN yapılan 282 hastanın 2’sinde
(0.7%) pnömosistis intestinalis gelişti.
Olgu 1: 13 yaşında AML tanılı erkek hastaya 14.11.2013
tarihinde HLA tam uyumlu kardeşinden allojeneik HKHN
yapıldı. Naklin +22. gününe kadar bir komplikasyon
gelişmeyen hastada +22. günde karın ağrısı, bulantı
ve kusma şikayeti başladı. Karin bölgesi orta düzeyde
bombe görünümde olan hastanın palpasyonla umblikal ve her iki alt kadranda belirgin olmak üzere yaygın
hassasiyet ve kısmen defansı mevcuttu. Barsak sesleri
aktif olan hastanın perküsyonla her iki kostovertebral
bölgesinde de hassasiyet saptandı. Yapilan tetkikler
sonucunda hastaya akut pankreatit tanısı konuldu. Oral
beslenme kesildi, iv sıvı, antibiyotik ve enteral beslenme başlandı. Hastanın durumu mevcut tedavi ile +54.
günde tamamen düzeldi. Daha sonra hastada karnın alt
kadranlarında hafif bir ağrı başladı. Künt vasıfta, hafif
şiddette ve zaman zaman gezici olabilen bir ağrıdan şikayet ediyordu. Batin hafif bombe görünümde, defans ve
rebound yoktu. Çekilen batın BT de pnömosistis intestinalis saptandı (Resim 1). Cerrahi girişim düşünülmeyen
hasta konservatif olarak izlendi. Hastanın genel durumu
giderek düzeldi ve +80. günde taburcu edildi.
Olgu 2: ALL tanılı hasta allojeneik HKHN’nin +174.
gününde iken (kimerizm 100%) sol dizde şişlik ve kızarıklık yakınması ile yatırıldı. Sol diz eklemine ortopedi
tarafından aspirasyon yapıldı. Eklem sıvısından alınan
kültürde staph. epidermidis üredi. Uygun antibiyotik
başlandı. Yatışından dört gün sonra ateşi yükseldi. Kan
kültüründe klebsiella pneümonia üredi. Uygun antibiyotik kullanımı ile ateşi kontrol altına alındı. Ancak karın
ağrısı şikayeti tabloya eklendi ve batında distansiyon
gelişti. Oral alımı kesilerek enteral beslenmeye geçildi.
Batın tomografisinde pnömosistis intestinalis saptandı.
Cerrahi girişim yapılmayan hasta konservatif olarak
takip edildi. IV sıvı replasmanı, entral beslenme ve mevcut antibiyoterapiye devam edildi. Hastanın semptomları
10 gün içerisinde geriledi. Ağrı ve distansiyon azaldı. 4
hafta sonra çekilen kontrol batın tomografisinde bulguların düzeldiği gözlendi.
6-8 Mart 2014, Antalya
Şekil 1. Mezenter ve intestinal ansların duvarlarında yaygın hava imajları
Bildiri:0146
P-017
OTOLOG KEMİK İLİĞİ TRANSPLANTASYONU SONRASI
TEDAVİ İLİŞKİLİ MİYELODİSPLASTİK SENDROM
GELİŞEN VE 5-AZASİTİDİN İLE TEDAVİ EDİLEN BİR
MULTIPLE MIYELOM VAKASI. Anıl Tombak, Mehmet Ali Uçar,
Aydan Akdeniz, Eyüp Naci Tiftik. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları
Hematoloji Bilim Dalı, Mersin
Giriş: Dünya Sağlık Örgütü sınıflamasına göre tedavi
ilişkili miyeloid neoplaziler (t-MN); akut miyeloid lösemi
(t-AML), miyelodisplastik sendrom (t-MDS) veya miyelodisplastik sendrom/miyeloproliferatif neoplazi (t-MDS/
MPN) vakalarını içerir. Hastalar, sitotoksik ajana ve/veya
radyasyona maruziyetten sonraki 1-10 yıllık bir latent
dönemden sonra yorgunluk, enfeksiyonlar ve/veya kanamalar ile başvururlar. Burada, multiple miyelom nedeniyle remisyon indüksiyon sonrası otolog kemik iliği nakli
(OKİT) yapılan, takiplerinde t-MDS gelişen ve 5-azasitidin
ile tedavi edilen bir vakayı sunuyoruz.
Vaka: 06-2010 tarihinde kappa hafif zinzir miyelomu
tanısı konulan, tip 2 diabetes mellitus’u ve HBV taşıyıcılığı da olan 57 yaşındaki kadın hastaya 2 kür VAD
(vinkristin, doksorubisin, deksametazon), takiben 2 kür
VCD (bortezomib, siklofosfamid, deksametazon) verildi.
137
Yanıt değerlendirmesinde tam remisyonda olduğu saptanan vakaya, 05-2011 tarihinde melfalan (200 mg/m2)
kullanılarak OKİT yapıldı. OKİT sonrası takiplerinde,
nakilden yaklaşık 1,5 ay sonra pansitopenisi gelişti ve
nötrofil ve trombositleri ilerleyici olarak azalmaya başladı (lökosit: 2830/mm3, nötrofil: 50/mm3, Hb: 8,3 gr/
dL, platelet: 71/mm3). Lamivudin profilaksisi altında
olan hastada HBV reaktivasyonu olmadı ve serum-idrar
immün fiksasyonunda ve serum protein elektroforezinde
multiple miyelom nüksünü düşündürecek bulgu tespit
edilmedi. Çevresel kan yaymasında hiposegmente nötrofil görüldü. Kemik iliği aspirasyonu ve biyopsisi yapıldı
ve hiposelüler MDS tanısı konuldu. Plazma hücre artışı
yoktu. Multiple miyelom tanısı esnasında 46, XX olarak
raporlanan kemik iliği sitogenetiği, bu dönemde mitoz
gözlenmediği için analiz edilemedi. 5-azasitidin tedavisi
başlanan hastanın 4 kür sonra yapılan yanıt değerlendirmesinde kemik iliği biyopsisi normoselüler olarak raporlandı. Hematolojik tam iyileşme gelişen hastanın takipleri
kliniğimizde devam etmektedir ve miyelom açısından da
remisyondadır.
Tartışma: Tedavi ilişkili MN’ler, tüm AML, MDS ve MDS/
MPN vakalarının %10-20’sini oluşturur. Sitotoksik ajanlarla tedavi edilen hastalarda insidans, altta yatan hastalığa, diğer ajanlara ve/veya radyoterapiye maruziyete,
maruz kalınan ajanın dozuna ve süresine bağlı olarak
değişir. Ortalama tanı yaşı 61’dir. Tanı, yorgunluk, enfeksiyonlar ve/veya kanama ile başvuran bir vakada önce
şüphelenmeyi, sonrasında ise çevresel kan yayması ve
kemik iliğinin incelenmesini gerektirir. Küratif tedavisi
allojenik kemik iliği nakli olan hastalarda, hiposelüler
MDS saptanması durumunda, performans durumu da
iyi değilse, bizim vakamızda olduğu gibi, hipometile edici
ajanlar, iyi bir tedavi seçeneği olabilir.
Anahtar Kelimeler: multiple miyelom, t-MDS, 5-azasitidin
Bildiri:0147
P-018
ALLOJENİK HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE NAKLİ
SONRASI PULMONER HİPERTANSİYON İLE KOMPLİKE
OLAN İDİYOPATİK PNÖMONİ SENDROMUNUN
BOSENTAN VE STREOİD İLE TEDAVİSİ. Özlem Gül Kırkaş1,
Neslihan Koşar1, Ekrem Ünal1, Mehmet Köse1, Ali Baykan1, Selim Doğanay2, Musa
Karakükçü1. 1Erciyes Ünivesitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı,
Kayseri. 2Erciyes Ünivesitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı, Kayseri
Giriş: İdiyopatik pnömoni sendrom (İPS), allojenik hematopoetik kök hücre nakli (HKHN) yapılan hastalarda
görülebilen enfeksiyon dışı akciğer hastalığıdır. Pulmoner
hipertansiyon (PHT) HKHN’in akciğer komplikasyonlarından olup, erken tanınıp ve tedavisi başlanmaz ise
ölümcül olabilir. Bu bildiride literatürde ilk olarak HKHN
sonrası PHT ile komplike İPS tanısı alan ve bosentan,
streoid ile tedavi edilen çocuk olgu sunulmuştur.
Olgu: Talasemi major nedeni ile tam uyumlu (6/6) kardeşinden 135 gün önce HKHN yapılan hasta sık nefes
alıp verme ve solunum yetmezliği yakınması ile başvurdu. Fizik muayede takipne, burun kanadı solunumu,
interkostal, subkostal retraksiyonlar ve oda havasında
pulse oksimetri ile oksijen saturasyonu %85 olarak
saptandı. Akciğer tomografisinde bilateral retiküler ve
buzlu cam görünümü, plörezi, proksimal pulmoner
arterlerde ve sağ kalp boşluklarında genişleme görüldü.
Ekokardiyografik incelemede normal sol ventrikül fonksiyonlarıyla beraber PHT saptandı. C- reaktif proteinde
138
yükselme saptanmayan, plevral sıvı incelemeleri, kan
kültürü ve diğer serolojik viral çalışmalarda herhangi
enfeksiyöz ajan saptanmadı. Hastaya PHT ile komplike
olan İPS tanısı ile bosentan, streoid tedavisi başlandı.
Tedavi sonrası semptomlarında tam düzelme saptandı.
Tartışma: Günümüzde İPS’un kesin tedavisi bilinmemekle birlikte steroid tedavisinin faydası tartışmalıdır.
Ulusal sağlık enstitüsü “National Institutes of Health”
tarafından yapılan bir çalıştay sonucunda İPS, HKHN
sonrası aktif alt solunum yolu enfeksiyonu olmaksızın
yaygın alveolar hasar olarak tanımlanmıştır. 4496 hastayı içeren 12 çalışmanın metaanalizi sonucunda IPS’un
görülme sıklığı %10 (%2-%17) olarak hesaplanmış olup
mortalite ortalaması %74 (%60-%86) olarak bildirilmiştir.
PHT ise nadir fakat potensiyel olarak ölümcül bir durum
olup, artmış pulmoner vasküler direnç, sağ ventrikül yetmezliği ve ölüm ile ilişkilidir.
Sonuç: HKHN yapılan hastalarda İPS ve PHT gibi geç
yan etkiler hakkında dikkatli olunması gerekmektedir.
Tedavide endotelin reseptör antagonistleri ve steroid gibi
destekleyici ajanlar akılda tutulmalıdır.
Anahtar Kelimeler: Bosentan, hematopoetik kök hücre nakli,
idiyopatik pnömoni sendromu, pulmoner hipertansiyon, steroid
Bildiri:0172
P-019
DİRENÇLİ HEMORAJİK SİSTİT’İN TEDAVİSİNDE
VEZİKAL ARTER EMBOLİZASYONU, BİR OLGU
SUNUMU. Mehmet Özen1, Ahmet Peker2, Esra Bulut3, Sadık Bilgiç2, Pervin
Topçuoğlu1. 1Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı, Ankara. 2Ankara
Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı, Ankara. 3Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç
Hastalıkları Anabilim Dalı, Ankara
Giriş: Geç başlangıçlı hemorajik sistit (HS) allojeneik
hematopoietik kök hücre nakli (AHKHN) sonrası gelişebilen önemli bir morbidite nedenidir. Ağrısız mikroskopik
hematüriden çok ağır mesane hemorajisine kadar değişik
şekillerde görülebilir. Tedavisinde HS’in ciddiyetine göre
farklı yaklaşım şekilleri bulunmaktadır. Biz burada tüm
konvansiyonel tedavilere dirençli 3. derece bir geç başlangıçlı HS vakasından bahsedeceğiz.
Olgu: Nüks t(8:21) pozitif AML tanılı 26 yaşında bir kadın
hastaya ikinci tam remisyondan 8 ay sonra Nisan 2013
tarihinde akraba dışı vericiden AHKHN yapıldı. Nakil
için 9/10 HLA uyuşumlu ve major kan grubu uyuşumsuzluğu olan erkek vericiden alınan 4,52x10’6/kg CD34
pozitif periferik kök hücre kullanıldı. Nakil hazırlık rejimi
olarak Busülfan- Siklofosfamid ve Antitimosit globulin ve
graft versus host hastalığı profilaksisi için siklosporin ve
metotreksat kullanıldı. Nakil sonrası nötrofil, trombosit
engraftmanı zamanında oldu.
Nakil sonrasında geç dönemde makroskopik hematürisi olan hastanın BK virus enfeksiyonu olması üzerine
parenteral hidrasyon, mesane içi irrigasyon, ciprofloxacine, sidofovir ve ribavirin tedavileri verildi. Bu tedavilere
yanıt vermeyen hastada tüm mesane içini dolduran pıhtı
gelişti. Bunun üzerine hastaya bu tedavilere ek olarak
sistoskopi eşliğinde pıhtı boşaltılması işlemi uygulandı.
Mesane içi yüzeyel epitelyal sızıntı şeklinde kanaması
ve pıhtı gelişimi devam eden hastada birkaç kez daha
sistoskopi ile pıhtı boşaltıldı ve lazer tedavisi ile mesane
içi yakıldı. Hastada mesane içi alüminyum ve hyalüronik
asit uygulamaları da etkili olmadı. Hastada sistektomi planlandı. Ancak hastanın komorbid durumları ve
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
operasyonun yüksek mortalitesi nedeniyle sistektomi
öncesinde son seçenek olarak bilateral vezikal arter
embolizasyonu yapılmasına karar verildi.
Girişimsel radyoloji bölümü tarafından sağ femoral arterden Seldinger tekniği ile girilerek 5F kılıf yerleştirildi.
Daha sonra uygun kateter ve kılavuz tel aracılığı ile önce
sağ daha sonra sol taraf vezikal artere selektif olarak
girildikten sonra 2 vial embosfer ile embolizasyon işlemi
yapıldı. İşlem sonrası vezikal arterlerde doluşun belirgin
azaldığı kaydedildi (Resim 1-2).
Hastada işlem sonrası kanama tamamen durdu ancak
hasta takipte gelişen pnömoni nedeniyle entübe edilerek
yoğun bakım bölümümüze devredildi. Burada pnömoniye bağlı gelişen solunum yetmezliği nedeniyle hasta
kaybedildi.
Sonuç: AHKHN uygulanan ünitelerin bu morbidite için
hazırlıklı olmaları ve çok alanlı bir tedavi algoritması
belirleyerek üroloji ve girişimsel radyoloji klinikleri ile
işbirliği yapmaları çok önemlidir. Tüm tedavilere dirençli
vakalarda seçici vezikal arter embolizasyonu işlemi sistektomi öncesinde rahatça uygulanabilen ve etkin bir
tedavi yöntemi olarak düşünülebilir. Ancak hastanın
enfeksiyona bağlı ölümü nedeni ile uzun dönem sonuçları
hakkında yorum yapamamaktayız.
Anahtar Kelimeler: Hemorajik sistit, allojenik kök hücre nakli,
vezikal arter embolizasyonu
Sağ Taraf İşlem Öncesi
Bildiri:0178
P-020
AKUT LENFOBLASTİK LÖSEMİLİ HASTADA NAKİL
SONRASI PNÖMATOZİS İNTESTİNALİS HEMŞİRELİK
BAKIMI: OLGU SUNUMU. Özlem Topkaya, Asuman Kuşçu, Ufuk
Güney Özer, Zafer Gülbaş. Anadolu Hastanesi, Hematolojik Bilimler, Kocaeli
Pnömatozis İntestinalis nadir görülen, etyolojisi tam olarak anlaşılamamış bir barsak patolojisidir. İn-oporabıl
olan bu vakada medikal tedavi ve hemşirelik bakımı,
izlemi önem kazanmıştır.
Bu Olgu Sunumunda;
Kimlik Bilgileri; 40 yaş, bayan, ilkokul mezunu, evli,
çocuksuz
Özgeçmiş; Tonsilektomi, 23 yaşında menapoz
Soy geçmiş; Özellik yok
Alışkanlıklar; Yok
Özet; Akut Lenfoblastik Lösemi (ALL) tanısı almış olan
hastaya 2012 yılında kemoterapi ve radyoterapi uygulanmış, ancak relaps görülmüş. Relaps sonrası kurumumuzda Temmuz 2013’te HLA eş erkek kardeşten Allojenik
kemik iliği nakli yapıldı. +28, +56, +112. günlerde uyum
sırasıyla %100, %99 ve %100 olarak değerlendirildi.
Nakil sonrası evden takip edilen hasta +159. günde sol
dizde şişlik, kızarıklık ve ağrı nedeniyle yatırıldı. Ortopedi
tetkik etti, dizden aspirasyon yapıldı, üreme oldu. Uygun
analjezikler ve antibiyotikler verildi. +172. günde batında
distansiyon, şişkinlik ve ağrı şikayeti başladı. Genel cerrahi gördü, Batın Tomografisinde Pnömatozis İntestinalis
saptandı. Oral alımı stoplandı, konservatif yaklaşılarak
tedavisi düzenlendi. +185. günde batın rahatladı. R1
diyet ile orali açıldı. GVHD ishali oldu, tedavisi düzenlendi. GVHD düzeldi. Hastanın halen yatarak tedavi ve
bakımı sürmektedir.
Hemşirelik Bakımı;
Şekil 1. Embolizasyon Öncesi
Sağ Taraf İşlem Sonrası
Bulantı-Kusma- Ağız Yarası-Yetersiz Beslenme; Oral
alımı stoplanan hastanın bulantı ve kusmalarını kontrol
etmek için antiemetikler uygulandı. Hasta/eşine bulantı
yönetimi ile ilgili destek verildi. Sıvı-elektrolit dengesini sürdürmek ve enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla
paranteral sıvı ve beslenme yapıldı. Ağız yaraları için
sık aralıklarla ağız bakımı yapıldı ve uygun ilaç tedavisi
uygulandı.
Ağrı; Hastanın ağrısı her dört saatte bir ve ağrı ifadesi
oldukça değerlendirildi. Order edilen aşamalı ağrı tedavisi
uygulandı. Hastanın ağrısı en aza indirgendi ve geçti.
İshal; Hastanın aldığı çıkardığı ve kilo takibi yapıldı.
Elektrolit replasmanı yapılarak sıvı elektrolit dengesizliği
giderildi. Günlük dışkılama sayısı, özellikleri takip edildi.
Hastanın hijyeninin ve deri bütünlüğünün devamlılığı
sağlandı.
Acı Çekme ve Anksiyete; Hasta/eşi hastanın in-oparabıl
olmasından dolayı korku ve endişe içinde idi. Hasta/eşi
çektiği acıyı ve korkuyu ifade edebilmesi ve duygularını
birbirleri ile paylaşabilmeleri için desteklendi. Hasta/eşi
ile güvene dayanan ilişki devam ettirildi. Bakım ve tedavi
kararlarına aktif katılımları sağlandı. Rahatsızlık verici
semptomlar giderilmeye çalışıldı. Hasta/eşi duygularını
birbirleri ile ve ekiple paylaşarak rahatladığını ifade etti.
Şekil 2. Embolizasyon Sonrası
6-8 Mart 2014, Antalya
139
Öz Bakım Eksikliği; Hastanın işlevselliğini en üst düzeye
çıkarabilmek amacıyla günlük yaşam aktiviteleri hemşire
tarafından giderilirken hasta sınırlı da olsa katılımı için
cesaretlendirildi. Akut dönemde bütün ihtiyaçlar yatak
içerisinde karşılandı. Hastanın ağrısı kontrol altına alındığında destekle bazı aktiviteleri yapması sağlandı.
Anahtar Kelimeler: hemşirelik, pnömatozis intestinalis
Bildiri:0181
P-021
AKUT MYELOİD LÖSEMİLİ HASTADA NAKİL SONRASI
GVHD HEMŞİRELİK BAKIMI: OLGU SUNUMU. Asuman
Kuşçu, Özlem Topkaya, Ufuk Güney Özer, Zafer Gülbaş. Anadolu Hastanesi,
Hematolojik Bilimler, Kocaeli
Graft-versus-host hastalığı (GVHD); nakil sonrası en
önemli mortalite ve morbidite sebebi olarak kabul edilir.
GVHD multidisipliner bir tedavi yaklaşımı gerektirir,
destekleyici bir tedavi ve hemşirelik bakımı ile hastaların
yaşam kalitesi iyileştirilebilir.
Bu Olgu Sunumunda;
Kimlik Bilgileri; 33 yaş, bayan, evli, üç çocuklu
Özgeçmiş; 2 kez sezeryanla doğum
Soy geçmiş; Annede diyabet/felç, amca kızı lösemi
Özet: 2011 de Akut Myeloid Lösemi –M4 tanısı ile kemoterapi almış ve 18 ay remisyonda kalmış. 2013 de relaps
olan hastaya kurumumuzda HLA eş uyumlu kardeşten
allojenik kemik iliği nakli yapıldı. +37.günde ateş ve
kanlı dışkılama ile yatırıldı. Kültürleri alındı ve üremesi
oldu. Antibiyoterapisi düzenlendi. Hastanın GIS GVHD
ile uyumlu yeşil kanlı dışkılaması artarak devam etti.
Tedavisi düzenlendi. Oral alımı stoplandı, paranteral beslenme ve sıvı tedavisi başlandı. Gerektikçe kan ürünleri
transfüzyonu yapıldı. Gastroenteroloji gördü, endoskopi
de aktif kanayan eroziv pangastrit (GVHD) geldi. Mevcut
tedaviye devam edildi. Hastanın el ve ayaklarında cilt
GVHD döküntüleri oldu. İmmünosupresyon ve steroid
ilaç tedavisi düzenlendi. Cilt GVHD geriledi. GIS GVHD
gaita yeşil renge dönerek kanama azaldı. Oral R1 diyet ile
açıldı. Steroid myopatisi gelişti, hasta fizik tedavi programına alındı. Beslenmesi düzeldi, kanaması geçti ve ishali
normale döndü. Genel durumu düzelen hasta kontrole
çağrılarak taburcu edildi.
Hemşirelik Bakımı: Yetersiz Beslenme-Ağız Yarası; Oral
alımı stoplanan hastanın sıvı-elektrolit dengesini sürdürmek ve enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla paranteral
beslenme yapıldı. Ağız yaraları için sık aralıklarla ağız
bakımı yapıldı ve uygun ilaç tedavisi uygulandı.
Kanama; Hastanın kanaması ve miktarı takip edildi.
Hasta travmalardan korundu. Gerektikçe kan ürünleri transfüzyonu yapıldı. Hastanın günlük bel çevresi
ölçüldü.
Ağrı; Hastanın ağrısı her dört saatte bir ve ağrı ifadesi
oldukça değerlendirildi. Order edilen aşamalı ağrı tedavisi
uygulandı. Hastanın ağrısı en aza indirgendi.
İshal; Hastanın aldığı çıkardığı ve kilo takibi yapıldı.
Elektrolit replasmanı yapılarak sıvı elektrolit dengesizliği
giderildi. Günlük dışkılama sayısı, özellikleri takip edildi.
Diyeti düzenlendi, oral sıvı alımı desteklendi. Hastanın
perineal hijyeninin ve deri bütünlüğünün devamlılığı
sağlandı.
140
Acı Çekme ve Anksiyete; Hasta/eşi duygularını birbirleri
ile paylaşabilmeleri için desteklendi. Hasta/eşi ile güven
duyulan bir ilişki kuruldu. Bakım ve tedavi kararlarına
aktif katılımları sağlandı. Rahatsızlık verici semptomlar
giderilmeye çalışıldı. Hasta ve eşi duygularını ifade etti.
Verilen multidisipliner bakımla hastanın tedavi sürecinde
gelişen komplikasyonları giderildi.
Hasta 7 aylık bir süreçte hastane bakımı aldı. Hastaneye
ve tedavi ekibine bağımlılığı arttı. Hasta ve aile ev bakımı
için cesaretlendirildi. Eşinin ve ailenin ev hazırlıklarını
tamamlamalarının ardından eğitim ve destek verilerek
taburcu edildi.
Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, GVHD
Graft Versus Host Hastalığı
Bildiri:0134
P-022
AKUT GREFT VERSUS HOST HASTALIĞININ NADİR
FORMU: İZOLE KARDİYAK TAMPONAD GELİŞMİŞ
BİR ADOLESAN OLGU. Şebnem Yılmaz Bengoa1, Fatma Demir
Yenigürbüz1, Eser Doğan1, Mustafa Kır2, Nuh Yılmaz2, Hale Ören1. 1Dokuz Eylül
Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Hematolojisi Bilim Dalı. 2Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi,
Çocuk Kardiyolojisi Bilim Dalı
Giriş: Greft versus host hastalığı (GvHH), allojeneik kök
hücre nakli (AKHN) sonrası morbidite ve mortalitenin sık
görülen nedenlerindendir. Sıklıkla deri, gastrointestinal
sistem ve karaciğerde görülür ancak nadir olarak diğer
organ sistemleri de etkilenebilir. Burada AKHN sonrası
izole kardiak tamponad ile prezente olan bir akut GvHH
olgusu sunulmuştur.
Olgu: Onaltı yaşında, MLL pozitif pro-B hücreli ALL tanılı
hasta ALL-BFM 2000 protokolü yüksek risk kolunda
tedavi aldı ve HLA tam uyumlu kardeş vericisinden 1.
HR3 blok tedavisi sonrası kemik iliği toplanarak AKHN
yapıldı. Kondisyonu TVI ve etoposid ile yapıldı, nakil
öncesi transtorasik ekokardiyografisi (TTEKO) normal
bulundu. Siklosporin ve Mtx ile GvHH profilaksisi verilen, +9. günde ateşi ve mukoziti olan ve geniş spektrumlu antibiyotik alan hastanın tüm yüzde belirgin ödemi
gelişti. Ödeme yönelik yapılan TTEKO’da 8 mm’lik perikardiyal efüzyon saptandı, vital bulguları normal olan
hastanın haftalık TTEKO takibi planlandı. Ateş yüksekliği süren hastanın kan kültürleri, viral incelemeler ve
galaktomannan Ag negatif saptandı. TTEKO izleminde
sıvıda artış gözlenmeyen hastanın 1. ay sonunda kemik
iliği remisyonda, MLL negatif ve kimerizm %98 bulundu. Naklin +48. gününde göğüs ağrısı, taşikardisi olan,
TTEKO’sunda 2 cm’lik perikardiyal sıvı ve tamponad
bulgusu olan hastaya önce çocuk kardiyolojisi perikardiyosentez yapıp 120 cc serohemorajik sıvı boşalttı, ancak
semptom ve bulguların devam etmesi nedeniyle kalp
damar cerrahisi tarafından tüp perikardiyostomi yapıldı. Hemorajik tipte 750 cc sıvı boşaltıldı ve hasta çocuk
yoğun bakım ünitesine alındı. Tablonun GvHH veya viral
enfeksiyon ilişkili olabileceği düşünüldü, 2 mg/kg/gün
dozunda iv metilprednizolon başlandı. Profilaktik asiklovir yerine gansiklovire geçildi, siklosporine devam edildi
ve İVİG verildi. Sıvının eksuda tipinde olduğu görüldü,
bakteriyel ve mantar kültürlerde üreme olmadı, maliyn
hücre görülmedi. Viral seroloji ve PCR incelemelerinde
spesifik bir ajan saptanmadı. Tamponad sonrası 16 gün
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
süreyle perikard tüpü ile izlenen hastanın semptomları
azalarak kayboldu, TTEKO’da sıvı 2 mm’ye gerilediğinde
tüp çekildi. Gansiklovir tedavisi 21 güne tamamlanıp
asiklovire geçildi. Steroid dozu kademeli olarak azaltılan hasta +75. günde taburcu edildi. En son yapılan
TTEKO’su normal olarak değerlendirildi, kemik iliği
remisyonda idi ve kimerizmi %97,3 bulundu. Hastada
viral enfeksiyona ait herhangi bir kanıt olmadığından,
daha öncesinde kardiyak fonksiyonları normal olduğundan ve steroid tedavisi ile semptom ve bulgularda belirgin
düzelme görüldüğünden mevcut tablo izole akut kardiyak
GvHH olarak değerlendirildi.
Tartışma: Klinik olarak kardiyak GvHH nadir görülmesine karşın sonuçları çok ciddi olabilir, bildirilen mortalite
oranı %43 civarındadır. Agresif immunsupresif tedavi,
olguların çoğunda semptomların azalmasında etkilidir.
KHN sonrası yeni gelişmiş kardiyak semptomu olan genç
hastalarda kardiyak GvHH akılda tutulmalıdır.
Anahtar Kelimeler: allojeneik kök hücre nakli, greft versus host
hastalığı, kardiyak tamponad
Bildiri:0136
P-023
GRAFT
VERSUS
HOST
HATSALIĞINDA
EKTRAKORPOREAL FOTOFEREZİS. Mehmet Gündüz1, Pervin
Topçuoğlu1, Bengü Nisa Akay2, Hatice Erdi Şanlı2, Erol Ayyıldız1, Günhan Gürman1,
Osman İlhan1. 1Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hematoloji Bilim Dalı, Ankara. 2Ankara
Üniversitesi Tıp Fakültesi, Dermatoloji Anabilim Dalı, Ankara
Hastalar ve Yöntem: Ocak 2001 ve Aralık 2013 arasında 32 hastada EKF tedavisi yaptık. İşlem UVAR XTS
(USA) (n=16) veya UVAPIT Sistemle (Almanya) (n=14)
yapıldı. İki ardışık gün EKF işlemi bir siklus kabul edildi.
EKF uygulama şeması klinik dermatoloji ile işbirliği ile
GvHH şiddeti ve 1.aydaki yanıtlara göre planlandı. EKF
işlemi başlangıcında ortanca yaş 37,5 yıldı (18-57 yıl).
Hastaların 18 i erkek ve 14 ü kadındı.
Sonuçlar: EKF tedavisi de novo kronik GvHH li 26 hastada, akuttanda kronik GvHH ye ilerleyen 4 ve akut şiddetli
gastrointestinal (Gİ) GvHH li 2 hastada uygulandı. On
hasta (%41,6) 1.ayda belirgin bir yanıt vermedi. Ancak
minimal veya kısmi yanıt sıra ile %33,3 ve %25 hastada
görüldü. Altınca ayda yanıt değerlendirebildiğimiz kronik
GvHH li 18 hastadan 16 sında yanıt elde edildi (2 sinde
minimal, 11 inde kısmi ve 3 ünde tama yakın yanıt)
(Tablo). Ortanca 8 siklus (1-21) EKF işlem ortanca 6
ayda (1-24 ay) yapıldı. Bu grupta 2 hastada enfeksiyon
veya performans durumunun iyi olmaması nedeni ile
EKF işlemine devam edilemedi. Kronik akciğer GvHH li
hastalarımızda yanıtların iyi olmadığı görüldü. Akut GİS
GvHH li 2 hastada yanıt alınamadı. Akuttan kronik GvHH
ye ilerleyen 4 hastada ortanca 8 ayda (2-18 ay) 4 ile 18
siklus EKF işlemi yapıldı. Bu grupta 1 hasta yanıt vermedi. Diğer 3 hasta 1.ayda minimal yanıt verirken 6.ayda
kısmi, tama yakın ve tam yanıt verdi.
Tartışma: EKF steroid-dirençli veya bağımlı kronik GvHH
ve nadiren akut GvHH tedavisinde kullanılmaktadır. EKF
tedavisi akut GİS GvHH ve bronşiolitis obliterans ile seyreden akciğer GvHH de yanıtlar iyi değildir. En iyi yanıtlar
cilt tutulumu olan kronik GvHHdir.
Sonuç: EKF tedavisi iyi tolere edilebilen ve cilt tutulumlu
akut veya kronik GvHH de etkili bir tedavi yöntemidir.
Anahtar Kelimeler: Ektrakorporeal fotofrezis, Graft versus Host
Hastalığı
6-8 Mart 2014, Antalya
Tablo 1. Kronik de novo GvHH de EKF tedavisi
Görünüm
Sınırlı (cilt tek-sklerodermoid, Karaciğer tek, Cilt+Karaciğer)
Yaygın
6 (2/1/4)
18
Yanıtlar
1.ayda (n=24): Yok/Minimal/Kısmi
10/8/6
6.ayda (n=18): Yok/Minima/Kısmi/Tama yakın/Tam
2/2/11/3/0
12.ayda (n=10): Yok/Minimal/Kısmi/Tama yakın/Tam
0/0/1/5/4
Bildiri:0170
P-024
İMMUNSUPRESİF TEDAVİYE DİRENÇLİ KRONİK GVHH
OLGULARINDA EKSTRAKORPOREAL FOTOFEREZ
UYGULAMASI: TEK MERKEZ DENEYİMİ. Ömer Önder Savaş,
Cenk Sunu, Hacer Berna Afacan Öztürk, Aysun Gönderen, Ahmet Kürşat Güneş,
Yasin Kalpakçı, Funda Ceran, Simten Dağdaş, Gülsüm Özet. Ankara Numune Eğitim
ve Araştırma Hastanesi, Hematoloji Kliniği
Kronik graft versus host hastalığı (kGVHH) nakilden
sonraki mortalite ve morbidite nedenlerinin başında
gelmektedir. Ekstrakorporeal fotoferez (EKF) kullanımı
kortikosteroid ve diğer immunsüpresor ilaçların kullanımını kısıtlayarak uzun dönem morbidite ve mortalitede
belirgin azalmaya sebep olmaktadır. Biz de ünitemizde
kGVHH gelişen, immunsupresif tedaviye yanıt vermemesi
nedeniyle EKF tedavisi alan hastaları değerlendirdik.
kGVHH gelişen 5 hastanın 2si AML,2si MDS,1‘i KML
tanılı hastalardı. KML tanılı 37 yaşında erkek hastanın
kGVHH cilt(grade 1-2), göz, santral sinir sistemi ve akciğer tutulumu mevcuttu. Hasta beş ay boyunca fotofereze
alındı. Fotoferez sonrasında KGVHH ilişkili bulgu ve
şikayetleri belirgin olarak azaldı, immunsupresif tedavi
ihtiyacı azaldı. 2009da AML tanısıyla nakil yapılan 43
yaşında erkek hasta nakilden yaklaşık 1 yıl sonra cilt
ve karaciğer tutulumuyla seyreden kGVHH tanısı aldı.3
ay boyunca fotoferez uygulandı. Hastanın tedavi sonrası
immunsupresif tedavi ihtiyacı kalmadı. Yaklaşık 7 sene
önce MDS tanısıyla nakil yapılan 27 yaşında erkek hastada, kGVHH cilt, göz, gis tutulumu mevcuttu.Takipte
fotoferez başlanan hastanın immunsupresif tedavi ihtiyacı kalmadı. MDS tanısıyla nakil sonrası 3.yılda kGVHH
gelişen 34 yaşında bayan hastada göz ve cilt( grade 1-2)
kGVHH mevcuttu. Fotoferez sonrasında immunsupresif
tedavi ihtiyacı kalmadı. AML tanısıyla 2009 yılında nakil
yapılan 32 yaşında erkek hastaya nakil sonrası 2.ayda
gis, grade 2 cilt kGVHH tanısıyla immunsupresif tedavi
başlandı. Takipte fotoferez uygulanan hastada yanıt
alınamadı,endikasyon dışı rituksimab tedavisi planlandı.
Tartışma: EKF kullanımı ile immunsüpresor ilaçlara ihtiyacın azalması, dolayısıyla da uzun dönem morbidite ve
mortalitede belirgin azalma sağlanabilmektedir. Yapılan
bir çalışmada yüksek riskli MDS tanısıyla yapılan allojenik kök hücre nakli sonrası gelişen GVHD olgusunda ilk
sıra tedavi olarak EKF kullanılmış ve başarılı sonuç alınmıştır. EKF tedavisine yanıt GVHD tanı konması sonrası
erken (özellikle ilk 9 ayda) EKF başlanan hastalarda daha
yüksek olarak bulunmuştur. Bazı çalışmalarda vakalarda yanıt oranı ile EKF seans sayısı arasında belirgin ilişki
olmadığı da ifade edilmiştir. Bizim vakalarımızın hiçbiri
ilk 9 ayda tedavi almadı ancak önemli derecede yanıt elde
141
edildi. Tek merkez deneyimini gösteren başka bir çalışmada ise tedavi edilen vakaların hepsinde immunsupresif
ajan dozunda azalma sağlanmış, organ tutulumu olan
vakalarda da belirgin yanıt gözlendiği ifade edilmiştir.
Aynı çalışmada özellikle cilt tutulumu olan vakalarda
yanıtın daha fazla görüldüğü saptanmıştır. Bizim vakalarımızda da EKF sonrası cilt tutulumu olan vakalarda
yanıt daha belirgin olarak gözlenmiştir. Sonuç olarak
steroid refrakter kGVHH olgularında EKF iyi bir alternatif
olup, cilt tutulumu olan vakalarda iyi yanıt alınmaktadır.
İmmunsupresif tedavi dozunun azaltılması ve kesilmesinin yanı sıra EKF iyi tolere edilebilen bir tedavi modelidir.
38 olarak saptanan olgunun fotoferezinin 10. Ayında
(32 uygulama) RDS 27´ye kadar geriledi. Schirmer testi
sol göz 9/10, sağ göz 2/10 mm iken fotoferez sonrası
10/10 ve 5/10 mm´ye artış gösterdi. Göz kırpma ve gözde
yanma bulguları azalan hastanın halen ayda bir fotoferezi devam etmektedir. Bir çok çalışma ECP´nin ne kadar
erken uygulanırsa o kadar etkin olacağını vurgulasa da
bizim olguda yaklaşık 12 yıl sonra tedaviye başlamanın
da yararlı olduğu gözlendi. ECP´nin zaman kısıtlaması
olmaksızın tedavide her zaman düşünülmesi gerektiği
kanısındayız.
Anahtar Kelimeler: GVHH, fotoferez
Anahtar Kelimeler: Fotoferez, Graft versus host hastalığı,
İmmunsupresif Tedavi
Bildiri:0212
Bildiri:0194
P-025
KRONİK GRAFT VERSUS HOST HASTALIĞI OLAN BİR
OLGUDA 12 YIL SONRA UYGULANAN FOTOFEREZİN
YARARI. Vedat Uygun1, Hayriye Daloğlu1, Gülsün Karasu2, Akif Yeşilipek1.
1
MedicalPark Antalya Çocuk Hematoloji ve Kök Hücre nakli Ünitesi. 2MedicalPark Göztepe Çocuk
Hematoloji ve Kök Hücre nakli Ünitesi
Graft versus host hastalığı (GVHH) allojenik kök hücre
nakli sonrası hem morbiditeye hem de mortaliteye negatif
etkisi olan ciddi bir komplikasyondur. Bu yazıda, yaklaşık 12 yıldır immunsupresif tedaviye rağmen ağır kronik
GVHH bulgularında gerileme olmayan bir hastada kullanılan ekstrakorporeal fotofereze (ECP) yanıt sunulacaktır.
Talasemi major tanısı ile izlenen 5 yaşındaki hastaya
tam uyumlu kardeşten periferik kök hücre nakli yapıldı.
Nakilin 6. ayında ağızda aftöz lezyonlar gelişti ve candidial plak ve GVHH ön tanısıyla izleme alındı. Birinci yıl
sonunda dilde gelişen likenoid lezyonlardan alınan biopsinin GVHH ile uyumlu olması nedeniyle sınırlı kronik
GVHH (limited) tanısıyla, aldığı siklosporine ek olarak
metilprednizolon tedavisi başlandı. Yanıt alınan hastanın izlemde siklosporini kesildi ve lezyonları tamamen
gerilememe nedeniyle düşük doz steroid ile devam edildi.
Nakilin 3.yılında deride hipo-hiperpigmente alanlar olması ve kollarda sklerodermoid lezyonlar gelişmesi nedeniyle
biopsi alındı ve kronik GVHH olarak raporlandı. Olguya
2 mg/kg/gün prednizolon başlandı. İyi yanıt alınan hastaya mikofenolat eklendi ve aralıklı olarak steroid dozu
azaltılmaya çalışıldı. Nakilin 4.yılında lezyonların devam
etmesi ve sklerodermoid lezyonların artması nedeniyle
PUVA tedavisi başlandı. Gözde keratokonjunktivitis sicca
bulguları gelişti ve lokal tedavi de eklendi. Olgunun
izlemde sklerodermoid lezyonları, aralıklı olarak eklenen siklosporin, tacrolimus ve mikofenolat tedavileri ile
düzelme ve alevlenme şeklinde devam etti. Göz bulguları
giderek ilerleyen hastaya nakilin 9.yılında kornea nakli
ve sonrasında lakrimal kanal obstrüksiyonu da uygulandı. Nakilden 13 yıl ve kronik GVHH başlangıcından
12 yıl sonra tacrolimus ve göze topikal immunsupresif
tedaviye rağmen göz bulguları ve sklerodermatöz deri
bulguları gerilemeyen hastaya fotoferez uygulanmasına
karar verildi. Olguya ilk iki ay haftada bir ardışık 2 gün,
sonraki iki ay iki haftada bir ardışık 2 gün ve sonrasında
ayda bir ardışık 2 gün fotoferez planlandı. Olgunun deri
bulguları modifiye Rodnan deri skoru (RDS) ile, göz kuruluğu ise schirmer testi ile izlendi. Başlangıcın 1.ayında
(8.uygulama sonrası) cilt bulgularında belirgin gerileme
oldu. Eklem açıklıkları artan olgunun yüz kaslarında
hareketlerde rahatlama gerçekleşti. Fotoferez öncesi RDS
142
P-026
ALLOJENEİK
HEMATOPOETİK
KÖK
HÜCRE
ALICILARINDA GRAFT VERSUS HOST HASTALIĞININ
PULMONER VE PERİFERİK ETKENLER ÜZERİNE
ETKİLERİNİN ARAŞTIRILMASI. Meral Boşnak Güçlü1, Gülşah
Barğı1, Zeynep Arıbaş1, Burcu Camcıoğlu1, Müşerrefe Nur Karadallı1, Zeynep
Şahika Akı2, Gülsan Türköz Sucak2. 1Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Fizyoterapi
ve Rehabilitasyon Bölümü, Ankara. 2Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hematoloji Bilim Dalı,
Ankara
Giriş: Graft versus host hastalığı (GVHH) allojeneik
hematopoetik kök hücre naklinin (allo-HKHN) yüksek
morbidite ve mortaliteye sebep olan önemli komplikasyonlarından biridir. Allo-HKH alıcılarında egzersiz kapasitesi azalmıştır ve anormal pulmoner fonksiyonlar ve
kas zayıflığı sıklıkla görülür. Literatürde akut GVHH’nın
pulmoner ve periferik faktörler üzerine etkilerini araştıran çalışmalar sınırlıdır.
Amaç: Bu çalışmanın amacı akut GVHH olan ve olmayan alıcılarda pulmoner fonksiyonlar, pulmoner difüzyon
kapasitesi (DLCO), solunum ve periferik kas kuvveti,
submaksimal ve maksimal egzersiz kapasitesi, yaşam
kalitesi, yorgunluk ve dispne algılaması ve fiziksel aktivite
seviyesini karşılaştırmaktı.
Yöntem: Akut GVHH olan 16 ve olmayan 32 allo-HKH
alıcısı (nakil sonrası en az 100 gün geçmiş) karşılaştırıldı. Pulmoner fonksiyonlar ve DLCO spirometre ile
ölçüldü. Fonksiyonel egzersiz kapasitesi 6 dakika yürüme testi (6DYT), maksimal egzersiz kapasitesi Modifiye
Artan Hızda Mekik Yürüme Testi (AHMYT), solunum kas
kuvveti (MİP, MEP) ağız basınç ölçüm cihazı, periferik
kas kuvveti taşınabilir el dinamometresi, fiziksel aktivite seviyesi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ),
dispne Modifiye Medical Research Council Dispne Ölçeği
(MMRC), yaşam kalitesi Avrupa Kanser Araştırması
ve Tedavisi Organizasyonu Yaşam Kalitesi Ölçeği-C30
(EORTC OLQ-C30) ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği,
yorgunluk Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ) kullanılarak
değerlendirildi.
Sonuçlar: Akut GVHH olan alıcıların 6DYT ve Modifiye
AHMYT mesafesi (p=0.048), %DLCO (p=0.002), MIP
(p=0.049), MEP (p=0.002) quadriceps femoris (p=0.012)
ve kavrama kuvveti (p=0.003), IPAQ yürüme (p=0.026) ve
toplam fiziksel aktivite süresi (p=0.05), EORTC QLQ-C30
Genel Sağlık Durumu alt ölçeği (p=0.027) puanı ve SF-36
Fiziksel Fonksiyon (p=0.014) ve Genel Sağlık (p=0.003) ve
Fiziksel Sağlık (p=0.004) alt ölçeği puanları istatistiksel
anlamlı olarak düşük, IPAQ oturma süresi daha uzundu
(p=0.039). Modifiye MRC dispne ve YŞÖ puanları her iki
grupta benzerdi (p>0.05).
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
Tartışma: Akut GVHH, alıcıların submaksimal ve maksimal egzersiz kapasitesini, akciğer difüzyon kapasitesini,
solunum ve periferik kas kuvvetini günlük yaşam aktivitelerinde enerji tüketimini azaltır ve yaşam kalitesini
kötüleştirir. Akut GVHH olan allo-HKH alıcılarında pulmoner rehabilitasyon programlarının etkilerini inceleyen
rastgelelenmiş ileriye dönük çalışmalara ihtiyaç vardır.
Anahtar Kelimeler: hematopoetik kök hücre nakli, graft versus
host hastalığı, egzersiz kapasitesi, kas kuvveti, solunum kas
kuvveti, dispne, yorgunluk
Graftın Tümöre Karşı Etkisi
Bildiri:0190
P-027
HAZIRLAMA
REJİMİ
OLARAK
BUSULFANFLUDARABİN-ATG KULLANILAN AKUT MYELOBLASTİK
LÖSEMİLİ OLGULARDA AFEREZ ÜRÜN İÇERİĞİNİN
ALLOJENİK HEMATOPOİETİK KÖK HÜCRE NAKLİ
GİDİŞ BELİRTEÇLERİ ÜZERİNE ETKİSİ. Mahmut Yeral1,
Mutlu Kasar1, Can Boğa1, İlknur Kozanoğlu2, Hakan Özdoğu1. 1Başkent Üniversitesi Tıp
Fakültesi, Hematoloji Bilim Dalı, Adana. 2Başkent Üniversitesi Tıp fakültesi, Fizyoloji Anabilim
Dalı, Adana
Allojeneik kemik iliği nakillerinde aferez ürün hücre içeriğinin nakil sonrası klinik gidiş belirteçleri üzerine olan
etkisi ile ilgili çalışmalar oldukça azdır. Yapılmış çalışmalarda hastalık tipi ve hazırlık rejimlerinin değişken olması
önemli bir eksikliktir. Bu çalışmada, akut myeloblastik
lösemi tanısı alan ve allojenik nakil sürecinde hazırlama
rejimi olarak busulfan-fludarabin-ATG kullanılan hastalarda, nakil amaçlı kullanılan aferez ürün içeriğinin gidiş
parametreleri üzerine olan etkisi incelenmiştir.
Geriye dönük kesitsel bir çalışma olarak 55 hasta çalışmaya alındı. Olguların ortalama yaşları 32 (17–60) olup
33’ü (%60) kadın, 22’si (%40) erkekti. Genetik, klinik
ve hastalığın durumuna göre yapılan değerlendirmede 8’i orta, 47’si kötü risk grubunda idi. Nakil öncesi
değerlendirmede hastaların 52 (%95) remisyon, 3’ü (%5)
aktif hastalık durumunda idi. Hazırlama rejimi olarak
Busulfan (6,4-12,8 mg/kg), Fludarabin (150 mg/m2),
ATG-fresenius (30mg/kg) kullanıldı. GvHH profilaksisi
siklosporin ve kısa süreli metotreksat ile yapıldı. Hastalar
trimetoprim, flukonazol ve asiklovir proflakisine alındı.
Hastaların HLA tam uyumlu vericilerine mobilizasyon
amaçlı 10μg/kg/gün toplam 5-6 gün G-CSF uygulandı.
Ortalama 5 x106/kg CD34+ hücre toplanması hedeflendi.
Lökoferez işlemi için devamlı akım santrifüj tekniği ile
çalışan hücre ayırma cihazı Cobe Spectra ya da Optia
spectra kullanıldı.
Hastalara kg başına infüze edilen ürün hücre ortanca
(min-max) değerleri sırası CD34 6.38 x106 (3.14–13.5),
CD3 1.95 x108 (0.78–4.3), CD16 1.7 x107 (0.1–8), CD4
7.76 x107 (1–22.1), CD8 4.96 x107 (0.41–14.2) ve CD19
3.23 x107 (0.28–10.1) idi.
Sonuçlarımız yüksek dozda CD34, T ve B lenfositlerin
hastalıksız ve genel yaşam üzerine etkisi olmadığı yönündendir. Çalışmamızda aferez ürünündeki ortanca değer
üzerindeki NK hücreleri hastalıksız yaşam üzerine olumlu bir etki göstermiştir (%88.9 karşın %64.3, P=0.023).
Tek değişkenli analizlerde bu bulgular yaş, nakil anında
6-8 Mart 2014, Antalya
hastalık durumu, akut ve kronik GvHH ve nüks zamanından bağımsız bulunmuştur.
Busulfan-fludarabin-ATG hazırlama rejimlerinde aferez ürünü’nün T ve B hücre içeriğinin hastalarda gidiş
parametrelerini değiştirmediği anlaşılmıştır. Hazırlama
rejiminde bulunan lenfolitik etkili ATG ve fludarabinin
bu sonuçların alınmasında rolü olabileceği düşünülebilir. Ayrıca ATG-Fresenius’un diğer ATG’lere göre daha
uzun yarılanma ömrü olması bir diğer faktör olabilir.
Anti tümöral etkinlik ise NK hücrelerinin sayısı ile ilgili
gibi görünmektedir. ATG verilen hastalarda NK kinetiğini ilgilendiren çalışmalar bu sonucu destekleyebilir. Sonuçlarımız busulfan-fludarabin-ATG hazırlama
rejimleri kullanılarak allojenik nakil sürecine giren AML
olgularında etkinliğin aferez ürünündeki T lenfosit ve B
lenfosit sayısından bağımsız olduğunu göstermektedir.
Bu sonuçların, doku grubu uyumsuz bağışçılardan yapılan allojeneik nakillerde yapılacak çalışmalardan elde
edilecek çalışmalar ile desteklenmesi gereklidir.
Anahtar Kelimeler: akut lösemi, allojenik nakil, graft içeriği
Hazırlık Rejimleri ve İndirgenmiş Yoğun
Transplantasyon, Hazırlık Rejimi Toksisitesi
Bildiri:0098
P-028
ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ HEMATOLOJİ
BİLİM DALI KEMİK İLİĞİ NAKLİ ÜNİTESİ, PERİFERİK
KÖK HÜCRE NAKLİ DENEYİMİ. Vildan Özkocaman, Fahir
Özkalemkaş, Yasemin Karacan, Ali Gül, Nesrin Varol, Rabia Taşyılmaz, Tuba Ersal,
H. Erdem Gözden, Rıdvan Ali. Uludağ Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Hematoloji
Bilim Dalı
Giriş-Amaç: Bu çalışma merkezimizde gerçekleştirilen
periferik kök hücre nakli hasta deneyimini paylaşmak
amacıyla yapıldı. Çalışmaya Ağustos 2009 ile Ocak 2014
tarihleri arasında periferik kök hücre nakli yapılan 133
hasta, 25’i allojenik kök hücre nakli, 108 otolog kök
hücre nakli olgusu alındı. Veriler SPSS 11.5 paket programında sayı, % dağılımı ve Kaplan Meier analizleri yapılarak değerlendirildi.
Bulgular:Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Erişkin
Hematoloji BD, Kök Hücre Transplantasyon Ünitesi
Kliniğinde Otolog ve Allojenik PKHN yapılan 133 hastanın
64 (%48.1)’ si kadın, 69 (%51.9)’i erkek olup ortanca yaş
51 (min: 20, max:72)’dir. Tanılarına bakıldığında hastaların 82 (%61.7)’i MM, 26 (%19.7)’ü lenfoma ( NHL- 19,
HL-7), 18 (%13.5)’ü AML ve 7 (%5.3)’ si ALL’dir. Kliniğe
yatırılan hastaların Karnofsky skoruna göre performansına bakıldığında %86.5’ u 90-100 performansa sahipti.
Hastaların %42’si 1. remisyonda, %48.1’i 2. remisyonunda nakile alındı. Hazırlama rejimi olarak MM tanısı
olan hastalara yüksek doz melfelan, lenfomalara BEAM,
AML tanısı olanlara Bu-Cy, ALL tanısı olanlara ise Vp/
Cy/TBI ve aktif hastalıkla giren olguya FLAMSA kemoterapisi verildi. Tüm hastalarda nakil santral juguler
venöz kateter ile ortalama hücre sayısı CD34+: 6.8x10⁶/
kg (min:2.31-max:28.4), MNH: 5.9x108/kg (min:0.27max:19.22) olarak verildi. Nakil sonrası engrafmanını
hızlandırarak infeksiyöz komplikasyonlardan korunması
ve hastanede kalış sürelerini kısaltmak amacıyla otolog nakilden sonra +5. günde G-CSF 5μg/kg başlandı.
Allojenik nakillerde ise G-CSF kullanılmadı. Nötrofil
143
engrafmanı ortalama 12. gün, trombosit engrafmanı 13.
günde gerçekleşti ve hastalara ortalama eritrosit 2(0-11)
ünite, trombosit 4.6 (0-35) ünite verildi. Hastanede ortalama kalış süresi 27 gün iken nakilden sonra ortalama
kalış süresi ise 22 gündü.
Tablo 1. KHN yapılan hastaların özellikleri
çıkarak tam kan tablosunun düzelmesi durumu (Verilen
lenfohematopoetik hücrelerin konakçıda yerleşmesi) engrafman olarak tanımlanmaktadır. Engrafman sürecini; miyeloablatif rejimlerde engrafman sürecinin uzun
olması nedeniyle hazırlama rejimi, GVHH profilaksisi,
antimikrobiyal profilaksi, kemik iliği stromal yapısı, kök
hücre kaynağı, nakil sonrası büyüme faktörü, hipersplenizm ve kök hücre içeriği gibi faktörler etkilemektedir.
Kök hücre içeriği olarak CD34 miktarı arttıkça nötrofil ve
trombosit toparlanma süreleri kısaldığı bilinmekle birlikte infüze edilen hücre sayısı ile engrafman arasında doğrusal ilişki kanıtlanamamıştır. Hızlı bir engrafman için
CD34+ hücre eşik değeri 2x10⁶/kg olması istenmektedir.
Pre-transplant dönemde serum ferritin düzeyi ile engrafman arasında bir ilişki olduğu ve bunun da kemik
iliği ile mikroçevre hasarıyla ilişkilendirilebileceği
düşünülmektedir.
Amaç: Bu çalışma otolog ve allojenik kök hücre nakli
yapılan hastaların verilen kök hücre sayısı, kriyoprezervasyon süresi, hücrelerin viyabilitesi ve nakil öncesi
ferritin düzeyleri ile engrafman süresi arasındaki ilişkiyi
tanımlamak amacıyla yapılmıştır.
Yöntem: Çalışmaya Ağustos 2009 ile Aralık 2014 tarihleri arasında mobilizasyon yapılan 108 otolog ve 23
allojenik kök hücre nakli olgusu alındı. Veriler SPSS
11.5 paket programında sayı, % dağılımı ve Ki-kare testi,
analizleri yapılarak değerlendirildi.
Kök hücre nakli yapılan tüm hastalarda 4.5 yıllık Kaplan
Meier Analizi ile hesaplanan toplam sağkalım (OS) %81.2,
kök hücre nakli yapılan tüm hastalarda hastalıksız
sağkalım (DFS), %80.6’dır. Tüm hastalarda nakile bağlı
100 günlük mortalite %5.8 (6/129)’di. Hastaların 1’i
pulmoner toksisite, 1’i infeksiyon, 1’i kardiyak toksisite
(Scleroderma, kompanse KRY, kronik atriyel fibrilasyon,
amiloidoz gibi komorbit hastalıkları vardı) nedeniyle ex,
1 hastanın ise evinde bilinmeyen nedenle ani ex olduğu
öğrenildi. Toplam nakil hastalarına bakıldığında 133
hastanın %81.2’si hastalıksız olarak tam remisyonda
yaşantısını sürdürmektedir. Nakilden 100 gün sonra 17
hastanın 12’si nüks-progresyon diğerlerinin ise enfeksiyon, graft versus host hastalığı, kardiyak toksisite nedeniyle kaybedildi. Halen 108 hasta nakil sonrası kemik
iliği nakil polikliniğinde izlenmektedir.
Anahtar Kelimeler: Periferik kök hücre nakli
Bildiri:0101
P-029
HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE ÜRÜNÜ; CD34+
HÜCRE İÇERİĞİ, FERRİTİN DÜZEYİ, VİYABİLİTE
VE TRANSPLANTASYONA KADAR GEÇEN SÜRENİN
TRANSPLANTASYON SONRASI ENGRAFMANA ETKİSİ.
Bulgular: Tanılarına göre engrafman süreleri ile CD34+,
nakil öncesi ferritin düzeyi, kriyoprezervasyon süresi,
viyabilite arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark
saptanmadı (p>=0.05). Multiple miyelom ve Non-Hodgkin
Lenfoma hasta grubunda ise G-CSF desteği ile nötrofil
ve trombosit engrafman süresi arasında anlamlı bir ilişki
saptandı (p<=0.05).
Tartışma: Çalışmamızda otolog nakil sonrası engrafmanı
hızlandırarak infeksiyöz komplikasyonlardan korunma
ve hastanede kalış sürelerini kısaltmak amacıyla +5.
günde G-CSF 5μg/kg başlanması nedeniyle MM ve
NHL hasta gruplarında engrafman sürelerinin etkilendiği
düşünülmektedir.
Nakil öncesi ferritin düzeyi otolog kök hücre nakli hastalarında mobilizasyonu etkilerken, allojenik kök hücre
nakli hastalarında ise SOS riskini artırdığı bilinmektedir.
Bu nedenle allojenik kök hücre nakli öncesi ferritin düzeyi yüksek olan 2 (ALL-AML) olguya oral demir şelasyon
tedavisi başlanıldı. Ayrıca 1 transforme AML olgusuna
ise flebotomi yapıldı. Olgularımızda tüm tanı gruplarında
ferritin düzeyi ile engrafman arasında ilişki görülmedi.
Anahtar Kelimeler: Hematopoetik kök hücre, CD34+,
engrafman
Vildan Özkocaman1, Fahir Özkalemkaş1, Yasemin Karacan1, Ali Gül1, Nesrin Varol1,
Rabia Taşyılmaz1, Tuba Ersal1, Hilmi Erdem Gözden1, Ferah Budak2, Rıdvan Ali1.
1
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Hematoloji Bilim Dalı, Bursa.
Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji Anabilim Dalı, İmmunoloji Bilim Dalı, Bursa.
2
Giriş: Hematopoetik kök hücrenin mobilizasyon rejimleri
sonrası toplanılıp, infüze edileceği güne kadar kriyoprezarvasyon sürecinde beklemesi gerekmektedir. Başarılı
bir nakil ve engrafman için kök hücre ürününün CD34+
içeriği, canlılığı, bekleme süresinde etkilenebilmektedir.
Hematopoetik kök hücre nakli öncesi hazırlık rejimini
takiben aplazi sonrası hücre serilerinin tekrar ortaya
144
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
Tablo 1. Kök hücre nakli yapılan hastaların tanılarına göre CD34+ hücre içeriği,
kriyoprezervasyon süresi, viyabilite, nötrofil ve trombosit engrafman süreleri, transfüzyon
ihtiyaçlarının değerlendirimi
analizde anlamlı iken çok değişkenli analizde ise kraniyal
tutulum ve cinsiyet anlamlı prognostik belirteç olarak
bulundu (Kraniyal kemik tutulumu: p=0.014, HR:5.0,
Cinsiyet: p=0.033, HR=5.7). Buna karşılık bu belirteçler
tek değişkenli analizde BuMel ve CEM tedavi gruplarında HYH için anlamlı bulunmadı (HYH: Kranial kemik
tutulumu; BuMel; p=0.441 vs CEM; p=0.373, Cinsiyet;
BuMel; p=0.282 vs CEM; p=0.950, Transplant esnasındaki durum; BuMel; p=0.743 vs CEM; p=0.757).
Tartışma: Yüksek risk nöroblastomlu çocuklarda GYH
kabul edilebilir limitlerde olmasına rağmen, OYH daha
düşük bulundu. BuMel rejimi CEM’e nazaran daha iyi
yaşam hızına sahiptir. Kraniyal kemik tutulumu OYH‘da
çok etkili bir faktördür. CEM grubu için HYH oranı BuMel
den iyi olmasına rağmen, GSD BuMel grubunda yaklaşık
iki kat daha yüksektir. Kraniyal kemik tutulumu BuMel
grubunda düşük HYH ile ilişkili olabilir [BuMel grubu;
%60 (n=6) – CEM grubu; %33 (n=3)].
Bildiri:0103
P-030
OTOLOG
KÖK
HÜCRE
TRANSPLANTASYONU
UYGULANMIŞ NÖROBLASTOMLU ÇOCUKLARDA
KARBOPLATİN-ETOPOSİD-MELFALAN
İLE
BUSULFAN-MELFALAN HAZIRLAMA REJİMLERİNİN
ETKİNLİĞİNİN KARŞILAŞTIRILMASI. Erman Ataş1, Vural
Kesik1, Oğuzhan Babacan1, Nadir Korkmazer2. 1Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Çocuk
Onkolojisi Bilim Dalı Ankara. 2Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Çocuk Hastalıkları AD, Ankara
Giriş: Nöroblastom (NBL), çocukluk çağının en yaygın
ekstrakraniyal solid tümörüdür. Beş yıllık yaşam hızı
Evre IV hastalarda, konvansiyonel standart tedavi rejimleri ile %30 olarak bildirilmiştir. Otolog kök hücre transplantasyonu (OKHT)’nin olaysız yaşam hızının (OYH)
konvansiyonel kemoterapiye (KK) kıyasla yüksek olduğu
bildirilmektedir (OYH: OKHT:%30 ve KK: %17).
Materyal Metod: 1998-2013 yılları arasında yüksek
risk NBL tanısı ile OKHT uygulanmış 19 oldu çalışmaya
dahil edildi. Ortanca yaş 5 yıl ( 2-17) ve erkek kız oranı
14/5=2.8 idi
Sonuçlar: Primer tümör lokalizasyonu 11 hastada
(%57.9) sol adrenal bez, 5 hastada (%26.3) sağ adrenal
bez, 1 hastada (%5.3) sol mediastinal, 1 hastada (%5.3)
paraaortik, ve 1 hastada (%5.3) sağ servikal idi. Olguların
%63’ü (n=12) primer hastalık, geri kalanlar relaps hastalardı (%37).
Olguların %57’si (n=11) pre-transpant dönemde tam
remisyondaydı. Onyedi olguda (%89.5) kemik ve 9 olguda
(%47.4) kranial kemik tutulumu vardı. Evre dağılımları;
iki olgu Evre III (%10.5), 17 olgu evre IV (%89.5) idi.
Transplantasyon öncesi hazırlama rejimleri; 10 olguda
(%52.6) BuMel, 9 olguda (%47.4) CEM rejimi şeklinde
idi. Beş yıl OYH ve genel yaşam hızı (GYH) sırasıyla
%18.4 ve %67.7 idi. Post-transplant ortanca 13 aylık
(2-154) takip ile hastalıksız yaşam hızı (HYH) hastalık
durumuna bakılmaksızın genel son durum (GSD), 17
ay için sırasıyla %49 ve %65.3 olarak bulundu. Posttransplant 15.ayda HYH ve GSD, BuMel tedavi grubunda
%39.5 ve %88.9, CEM tedavi grubunda %55.6 ve %55.6
idi. Yaş, kemik tutulumları, N-myc durumu, LDH, VMA,
ferritin, sedimantasyon hızı, primer tümör lokalizasyonu
ve hazırlama rejimleri OYS ve GYH için anlamlı prognostik faktör olarak bulunmadı (p>0,05). Kraniyal kemik
tutulumu, cinsiyet ve transplantasyon öncesi durum
(primer hasta veya nüks hasta) OYH için tek değişkenli
6-8 Mart 2014, Antalya
Anahtar Kelimeler: Otolog Kök Hücre Transplantasyonu,
Nöroblastom, Karboplatin-Etoposid-Melfalan, Busulfan-Melfalan
Bildiri:0111
P-031
ALFA-BETA T HÜCRE AYIKLAMALI HAPLOİDENTİK
HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE TRANSPLANTASYONU
YAPILAN BİR HEMOFAGOSİTİK SENDROM OLGUSU.
Muzaffer Keklik, Leylagül Kaynar, Gülşah Akyol, Çiğdem Pala, Bülent Eser, Serdar
Şıvgın, Ali Ünal, Mustafa Çetin. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı,
Kayseri
Giriş-Amaç: Hemofagositik Sendrom (HS) erişkinlerde
nadir fakat mortalitesi yüksek bir hastalık olup, kemik
iliği ve mononükleer fagositer sistemdeki benign makrofajların aktivasyonundan kaynaklanır. Tedavide Allojenik
hematopoetik kök hücre transplantasyonu (AKHT) yaygın olarak kullanılmakla birlikte, tüm hastalar için tam
uyumlu verici bulmak zordur. Bu çalışmada, Alfa-Beta T
hücre ayıklamalı Haploidentik Hematopoetik Kök Hücre
Transplantasyonu yapılan bir
Hemofagositik Sendrom Olgusunu sunduk.
Olgu: 24 Yaşında erkek hasta, 3 aydır mevcut olan karın
ağrısı ve kilo kaybı şikayeti ile başvurduğu dış merkezde,
anemi ve splenomegali saptanması üzerine Hematoloji
bölümüne yönlendirildi. 38.5 ̊C ateşi saptanan hastanın
Hb:10.8 g/dl, Plt: 70,000/μL WBC: 3,460/μL idi. Serum
trigliserid: 251 mg/dl, ferritin:1,964 ng/ml, fibrinojen:105 mg/dl.olan hastanın kemik iliği de incelenerek
hemofagositoz tanısı konuldu. Etoposid ve dexametazon içeren 6 siklus kemoterapi alan hastanın kliniği ve
laboratuar değerleri düzeldikten kısa süre sonra ateşi
ve hemofagositoz tablosu yineledi. Rituximab tedavisi ve
sonrasında AKHT planlanan hasta için HLA tam uygun
akraba ve akraba dışı donor bulunamadı. Böylelikle, HLA
4/8 uyumlu olan babadan Alfa-Beta T hücre ayıklamalı
Haploidentik nakil planlandı. Hastaya hazırlama rejimi
olarak; ATG, fludarabin, thiotepa, melfalan verildi. 13.1 x
106/kg CD34+ hücre verildi. Alfa-Beta’da azalma %99.98
idi. Nakil sonrası 11. gün nötrofil engraftmanı, 13. gün
trombosit engraftmanı oldu. 32. günde kimerizm %99,3
idi. Halen nakil sonrası 3. ayda olup, düzenli kontroller
devam etmektedir.
Tartışma: Hemofagositik sendrom tedavisinde Allojenik
hematopoetik kök hücre transplantasyonu yaygın olarak
kullanılmakla birlikte, tüm hastalar için tam uyumlu
145
verici bulmak zordur. Bu hastalarda Alfa-Beta T hücre
ayıklamalı Haploidentik Hematopoetik Kök Hücre
Transplantasyonu uygun bir seçenek olabilir.
Anahtar Kelimeler: Haploidentik Hematopoetik Kök Hücre
Transplantasyonu, Alfa-Beta T hücre deplesyonu
Bildiri:0118
P-032
GERİATRİK HASTALARDA OTOLOG HEMATOPOİETİK
KÖK HÜCRE NAKLİ SONUÇLARI: TEK MERKEZ
DENEYİMİ. Zafer Gülbaş1, Hasan Atilla Özkan2, Ufuk Güney Özer1, Neslihan
Başkan1, Serap Kural1, Neslihan Tiryaki1, Banu Sarıtaş1, Türkan Özdaş1. 1Özel
Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi, Kemik İliği Nakil Merkezi, Gebze/Kocaeli. 2Yeditepe
Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Hematoloji Bilim Dalı, İstanbul
(MM) tekrar otolog KHN yapıldı. İlk 100 günlük ve ilk 1
yıllık mortalite oranları %0 bulundu. Otolog HKHN sonrası +14. ayda relaps olan MM bir olgu +20. ayda hastalık
kaynaklı eksitus oldu.
Sonuç: Otolog hematopoetik kök hücre nakli, komorbidite indeksi çok yüksek olmayan geriatrik hasta grubu için
etkin ve güvenli bir tedavi seçeneğidir.
Anahtar Kelimeler: Geriatri, Kök hücre nakli, Otolog
Tablo 1. Hastaların karakteristik özellikleri
Giriş: Geriatrik hastalar, organ fonksiyonlarındaki fizyolojik değişiklikler ve komorbid hastalıkları gereğince
tedavi ve takipleri özellik arz eden bir hasta grubudur. Çalışmamızda, otolog hematopoetik kök hücre
nakli yaptığımız (HKHN) 20 geriatrik hastanın verileri
sunulmuştur.
Materyal-Metod: Merkezimizde Temmuz 2010 ile
Temmuz 2013 tarihleri arasında otolog HKHN yapılan
hematolojik malignite tanılı 372 hasta geriye dönük
tarandı. Yaşı >65 olan hastalar geriatrik hasta kabul
edildi. Otolog HKHN yapılan 20 (5,4%) geriatrik hastanın
karakteristik özellikleri, nakil verileri ve komplikasyonları
geriye doğru değerlendirilerek analiz edildi.
Bulgular: Genel özellikler: Hastaların ortanca yaşı 67 (6674) idi. On altısı Erkek, 4’ü Kadındı. 6 hasta NHL ve 14
hasta MM tanılı idi. Hastaların çoğu (15/20) nakil öncesi
aktif/rezidü hastalığa sahipti. Yalnızca 2 multipl miyeloma’
lı (MM) ve 3 lenfomalı hasta nakil öncesi tam remisyonda
idi. Radyoterapi öyküsü 2 hastada (MM) mevcuttu. Nakil
öncesi 6 hasta (30%) en az bir kez melphelan/fludarabin/
lenalidomid içeren kemoterapi almıştı. Hastalara ortanca 2
(1-4) farklı kemoterapi rejimleri uygulanmıştı. Nakle kadar
geçen süre ortanca 12 (6-135) aydı. Hastaların Sorror
komorbidite skorları ortanca 1 (0-3) idi.
Mobilizasyon: 20 hastaya toplam 25 mobilizasyon rejimi
uygulandı. 3 hastada (15%) birden fazla mobilizasyon
uygulandı. Ortanca CD 34 sayısı 8 (1-105), ortanca
aferez sayısı 3 (1-8) idi. İlk mobilizasyon rejimi sonrası
15 hastada (75%) ilk 1-2 seansda >2 miü/kg kök hücre
toplandı. 25 mobilizasyonun 14’ü siklofosfamid + G-CSF,
6’sı etoposide + G-CSF, 3’ü ICE + G-CSF ve 2’si plerixafor
+ G-CSF ile yapıldı. Mobilizasyon rejimlerinin 16’sında
(64%) eritrosit, 3’ünde (12%) trombosit ve 4’ünde (16%)
santral venöz katater ihtiyacı oldu. Beş (20%) mobilizasyon rejiminde febril nötropeni gelişti.
RT; radyoterapi, KT; kemoterapi, M/F/L; melfelan/fludarabin/lenalidomid, *; ortanca
Tablo 2. Kök hücre mobilizasyon verilerinin özeti
ICE; ifosfamid+karboplatin+etoposid, *; ortanca
Tablo 3. Otolog kök hücre nakli verilerinin özeti
Transplantasyon: Tüm hastalarda hematopoetik kök
hücre kaynağı olarak periferik kan kullanıldı. Hazırlık
rejimi olarak MM’lı hastalarda melphalan, lenfomalı hastalarda BEAM rejimi kullanıldı. İnfüze edilen kök hücre
miktarı ortanca 5,6 (3,2-18,9) miü/kg idi. Nötrofil engraftman süresi ortanca 10 (9-13) gündü. Trombosit engraftman süresi ise ortanca 11,5 (9-17) gündü. Kanıtlanmış
bakteriyal enfeksiyon oranı 13,6% (3/22) idi. Viral enfeksiyon dokümante edilmedi. Ortanca yatış süresi 19 (1336) gündü. Hastaların ortanca takip süresi 4 (1-29) aydı.
4 MM (nakil öncesi aktif/rezidü hastalıklı) ve 3 lenfomalı
(ikisi parsiyel yanıtlı) toplam 7 hastada (35%) nakil sonrası relaps/rezidü hastalık gelişti. Bu hastaların 2’sine
146
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
18,63 x 106 kg olarak hesaplanmıştır. Bu hastalara KKHN
için hazırlık rejimi olarak BEAM kemoterapi protokolü
uygulanmıştır.
Hastaların 2. Basamak Tedavi Sonrası (İVE, İCE, R-İCE)
Sonrası-Nakil Öncesi Evreleri
HL NHL
Remisyonda n=27 (%81,81) Remisyonda n=17 (%60,71)
Evre I A n=1 (%3,03) Evre I A n=6 (%21,42)
Evre II A n=4 (%12.12) Evre II A n=4 (%14,28)
Evre III A Sn=1 (%3,03) Evre III A n=1 (%3,57)
Elde edilen bu sonuçlar, 44 hastanın (%72,13) verilen
tedavi sonrası remisyona girdiğini, 17 hastanın(%27,86)
ise hastalıklarında gerileme olduğunu göstermiştir.
Merkez verilerimiz literatür ile uyumlu olarak Primer
Refrakter veya Nüks HL ve NHL tanılı hastalarda İVE, İCE
ve R-İCE kemoterapi protokollerinin kurtarma tedavisi ve
mobilizisyon amaçlı başarılı bir şekilde kullanılabileceğini
ortaya koymuştur.
BEAM; karmustin, etoposid, sitarabin, melfelan, *; ortanca
Bildiri:0131
P-033
İFOSFAMİD, ETOPOSİD, EPİRUBİCİN-ETOPOSİD,
CARBOPLATİN, İFOSFAMİDE TEDAVİ PROTOKOLLERİ
NÜKS/PRİMER REFRAKTER HODGKİN LENFOMA
VE NON-HODGKİN LENFOMA HASTALARI İÇİN HEM
KURTARMA KEMOTERAPİSİNDE HEM DE KAN KÖK
HÜCRE MOBİLİZASYONUNDA ETKİLİ TEDAVİLERDİR.
Şebnem İzmir Güner1, Mustafa Teoman Yanmaz1, Perihan Sinem Özdemir1,
Songül Özdemir1, Sevgi Kalayoğlu Beşışık2. 1İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi MEdical
Park Bahçelievler Hastanesi Erişkin Kemik İliği Nakil Merkezi. 2İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi İç
Hastalıkları Anabilim Dalı Hematoloji Bilim Dalı
Merkezimizde 61 hasta (E:34 %55,73/K:27 %44,26; yaş
ortalaması: 39,14) Primer Refrakter veya Nüks Hodgkin
Lenfoma (HL) (n=33) ve non-Hodgkin Lenfoma (NHL)
(n=28) tanıları ile otolog (n=58 %95,08) ve allogeneik
(n=3 %4,91) kan kök hücre nakli (KKHN) amacıyla tedavi
edilmiştir. Mobilizasyon ve kurtarma tedavisi amacı ile
Primer Refrakter veya Nüks HL hastalarına İVE (İfosfamid
3000mg/m2 D1-3, etoposid 200mg/m2 D1-3, epirubicin
50mg/m2 D1) protokolü, Primer Refrakter veya Nüks
NHL hastalarına ise İCE (etoposid 100mg/m2 D1-3, carboplatin AUC=5 max 800mg D2, ifosfamide 5000mg/
m2 D2) veya R-İCE(rituximab 375mg/m2 D1 etoposid
100mg/m2 D1-3, carboplatin AUC=5 max 800mg D2,
ifosfamide 5000mg/m2 D2) protokolleri 21 gün arayla
uygulanmıştır.
Anahtar Kelimeler: İCE, İVE, Kan Kök Hücre Mobilizasyonu,
R-İCE
Tablo 1. Hastaların patolojik tanıları
HL (n=33 %54,09)
Klasik Tip Nodüler sklerozan
n= 25(%75,75)
Klasik Tip Karışık Hücreli
n=8 (%24,24)
NHL (n=28 %45,90)
Büyük B Hücreli Lenfoma
n= 9 (%32,14)
Periferik T Hücreli Lenfoma
n= 5 (%17,85)
T Lenfoblastik Lenfoma
n= 4 (%14,28)
Mantle Cell Lenfoma
n= 3 (%10,71)
Marginal Zone Lenfoma
n= 2 (%7,14 )
T Hücreden Zengin Büyük B Hücreli Lenfoma
n= 2 (%7,14)
Gri Zone Lenfoma
n= 1 (%3,57)
ALK (+) Anaplastik Büyük Hücreli Lenfoma
n= 1 (%3,57)
Folliküler Lenfoma
n= 1 (%3,57 )
Tablo 2. Hastaların 1. Basamak Tedavi Öncesi- Tanı Anındaki Evreleri
HL
NHL
HL’da 1. Basamak tedavisi olarak tüm hastalara ABVD
protokolü, NHL’da ise CHOP veya R-CHOP protokolleri
uygulanmıştır.
Evre II A
n=6
Evre I A
n=2
Evre II A S
n=2
Evre II A
n=4
HL tanılı 8 hastaya 1. Kür İVE, 15 hastaya 2. Kür İVE, 9
hastaya 3. Kür İVE sonrası; NHL tanılı 7 hastaya 1. Kür
R-İCE, 2 hastaya 1. Kür İCE, 6 hastaya 2. Kür R-İCE, 8
hastaya 2. Kür İCE, 1 hastaya 3. Kür R-İCE, 2 hastaya
3. Kür İCE sonrası KKHN yapılmıştır. 35 hastanın 1 kür
kemoterapi sonrası, 15 hastanın 2 kür kemoterapi sonrası, 11 hastanın ise 3 kür kemoterapi sonrası KKH’si
toplanmıştır. Toplanan aferez ürününde CD34+ hücre
sayısı ortalaması 16,08 x 106/kg, viabilite ortalaması ise
Evre III A
n=7
Evre III A
n=6
Evre III A S
n=2
Evre IV A
n=2
Evre IV A
n=1
Evre IV A S
n=1
6-8 Mart 2014, Antalya
Evre II B
n=6
Evre II B
n=2
Evre III B S
n=2
Evre III B
n=4
Evre III B
n=3
Evre IV B
n=7
Evre IV B
n=3
147
Tablo 3. Hastaların 1. Basamak Tedavi Sonrası (Merkeze başvuru sırasındaki) Evreleri
HL
Nüks
Primer Refrakter
Evre I A
n=2
Evre II A
n=3
Evre II A
Evre III A
n=6
Evre III A
n=4
n=3
Evre III A S
n=2
Evre III A S
n=1
Evre IV A
n=1
Evre IV A
n=1
Evre II B
n=3
Evre II B
n=1
Evre III B
n=1
Evre III B S
n=1
Evre III B S
n=1
Evre IV B
n=2
NHL
Nüks
Primer Refrakter
Evre I A
n=2
Evre I A
n=1
Evre II A
n=6
Evre II A
n=3
Evre III B
n=1
Evre III A
n=3
Evre IV B
n=1
Evre IV A
n=3
Evre II B
n=1
Bildiri:0148
Evre III B
n=2
Evre III B S
n=1
Evre IV B
n=4
P-034
SİKLOSPORİNE BAĞLI NADİR KOMPLİKASYONLARLA
SEYREDEN ALLOJENİK KÖK HÜCRE NAKLİ YAPILMIŞ
BİR KML HASTASI. Hacer Berna Afacan Öztürk, Simten Dağdaş, Gülsüm
Özet, Funda Ceran, Ahmet Kürşad Güneş, Cenk Sunu, Ömer Önder Savaş, Aysun
Gönderen. Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Siklosporin A (CSA), allogenik hematopoetik kök hücre
naklinden (AHKHN) sonra graft-versus-host-hastalığı
(GVHD) profilaksisinde kullanılan kalsinörin inhibitörüdür. CSA’ya bağlı; renal disfonksiyon, arteryel hipertansiyon, karaciğer toksisitesi, gingival hiperplazi, hipertrikozis, fırsatçı enfeksiyonlar ve tremor yaygın yan etkilerdir.
AHKHN yapılmış hastalarda oryantasyon bozukluğu,
konfüzyon, ciddi nörotoksisite, çabuk cevap verme yeteneğinde azalma, görsel halüsilasyonlar, sanrılar, pirimidal motor güçsüzlüğü, kortikal körlük, afazi ve ataksi gibi
ciddi nörotoksisite %4-11 olarak rapor edilmiştir. CSA’ya
bağlı geçici akinetik mutism ve ciddi diskinezi olan vakalar da bildirilmiştir. CSA’ya bağlı nörotoksisitenin beyin
MR bulguları tipik olarak beyin beyaz cevherinin posterior bölgelerinde görülür. Genel olarak CSA toksisitesinin
prognozu iyidir ve doz azaltıması yada ilacın bırakılmasıyla genellikle tamamen düzelir.
47 yaşında bayan hasta, 2005 yılında KML nedeniyle abisinden allojenik HKHN yapılmış. Kontrollerinde hastanın
148
blastik faz ile gelmesi, kimerizm kaybı olması, imatinib
direnç panelinde T315I mutasyonu saptanması üzerine
hastaya TBI (total vücut ışınlaması)+siklofosfamid protokolü ile 2. allojenik HKHN karar verildi. Nakilin -2.
gününde siklosporin 5mg/kg/gün olarak başlandı ve
11-11-2013de 6,02x106/kg CD34 (+) kök hücre ile nakil
yapıldı. Hastanın nakilin +7. gününden itibaren günlük
replasman gerektiren hipomagnezemisi gelişti, diüretik
tedavisine rağmen artan vücut ağırlığı oldu. Hastanın
+7. gün CSA düzeyi 202ng/ml, +17.gün 248ng/ml idi.
Hastanın +17. günden itibaren hareketlerde yavaşlama,
konuşamama, hareketsizlik, halsizlik, uykuya meyil gözlemlendi ve +17. Günden itibaren CSA dozu 2x3mg/kg
olarak azaltıldı. Hastanın +24. Gün 412ng/ml gelmesi
üzerine CSA dozu 2x2mg/kg olarak azaltılarak devam
edildi. +28. Gün siklosporin düzeyi 619ng/ml geldi ve
yatışında 50kg olan hasta 76kg olmuştu. CSA dozu
2x1mg/kg’a azaltıldı ancak hastanın halsizliği, hareketsizliği, konuşmaması daha da artması üzerine siklosporin
toksisitesi düşünülerek CSA kesildi prednizolon 1mg/kg/
gün ve Mycophenolate Mofetil 2x500mg/gün başlandı.
Teknik nedenler nedeni ile siklosporin kesildikten sonra
çekilebilen MR bulgularında bilateral frontal subkortikal
alanlarda, bilateral forceps majorda milimetrik nonspesifik gliotik sinyal değişikliği izlendi. Hasta CSA kesildikten 5 gün içinde 70kg’dan 51kg’a geriledi, konuşması
ve hareketleri tamamen düzeldi. Hastanın düşük dozlarda bile siklosporin kan düzeyinin çok yüksek olması,
birlikte kullanılan diğer ilaçlara bağlı olabileceği düşünülmüştür. Literatürde siklosporinin mutizm ve belirgin
ödemle giden komplikasyonlarının çok nadir görülmesi
nedeni ile bu vakayı sunmaya uygun bulduk.
Anahtar Kelimeler: allojenik hematopoetik kök hücre nakli,
siklosporin toksisitesi, mutism
Bildiri:0157
P-035
AĞIR APLASTİK ANEMİLİ ÇOCUKTA HAPLOİDENTİK
NAKİL SONRASI ERKEN GRAFT REJEKSİYONU
VE SONRASINDA TOTAL LENFOİD IŞINLAMA (TLI)
İLE ANNEDEN BAŞARILI ALFA/BETA T HÜCRE
AZALTILMIŞ HAPLOİDENTİK NAKİL. Musa Karakükçü1, Ekrem
Ünal1, Celalettin Eroğlu2, Ebru Yılmaz1, Bilgen Işık1, Fatma Türkan Mutlu1, Türkan
Patıroğlu1, Mehmet Akif Özdemir1. 1Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve
Hastalıkları Anabilim Dalı, Pediatrik Hematoloji Onkoloji Bilim Dalı, Kayseri, Türkiye. 2Erciyes
Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı, Kayseri, Türkiye
Giriş: İmmünsüpresif tedaviye cevap vermeyen ve uygun
kardeş veya akraba dışı vericisi olmayan ağır aplastik
anemili hastalarda haploidentik nakiller kurtarma tedavileri olabilir. Ancak özellikle daha önceden çok sayıda
transfüzyon alan hastalarda graft yetmezliği veya erken
graft rejeksiyonu, haploidentik nakile bağlı mortalite ve
morbiditenin en önemli sebebidir.
Olgu: Kan sayımında pansitopeni, kemik iliğinde %5
selülarite ve DEB testi negatif olması saptanması ile ağır
aplastik anemi tanısı alan ve immünsüpresif tedaviye
cevap vermeyen 11 yaşındaki erkek hasta için hematopetik kök hücre nakli için uygun aile içi ve akraba dışı
verici bulunamadı. Haftada 3 kez trombosit transfüzyonu
ihtiyacı olan hastaya kurtarma tedavisi olarak babadan
haploidentik nakil planlandı. ATG, Fludarabin, Thiotepa,
Melfalan ile hazırlama rejimi uygulandı. Hastada +9. gün
myeloid engraftman gerçekleşti ve beyaz küre değerleri
+11. gün 6980/mm3 idi. Ancak hastada +7. gün başlayan
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
ve +17. güne kadar devam eden tedavilere cevapsız, 40 C
derece üzerinde seyreden ateş ile graft rejeksiyonu gerçekleşti. +25. günde hastanın kemik iliği aspirasyonunda
sadece lenfositlerin görüldüğü aplazi mevcuttu. Hastada
bu durum erken graft rejeksiyonu olarak kabul edildi.
Hastanın annesinden Alfa/Beta T Hücre deplesyonu ile
haploidentik re-transplantasyon yapıldı. Hasta hazırlama
rejimi olarak thiotepa, siklofosfamid, fludarabin, ATG
yanında -1. gün tek doz 700 cGy total lenfoid ışınlama
(TLI) aldı. TLI sonrası ateşi çıkan, kalpte pompa fonksiyonu bozulan, ejeksiyon fraksiyonu ve kan basıncı düşen
hastaya dopamin, dobutamin verilirken diğer taraftan
anneden alınan Alfa/Beta T Hücre deplesyonu ile haploidentik re-transplantasyon yapıldı. Naklin +10. günü
myeloid engraftman, +13. günü trombosit engraftmanı
gerçekleşti. Hasta +32. gün %99.32 kimerizm ile taburcu
edildi. Takipte CMV, adeno virüs, BK virüs PCR sonuçları
pozitif olan hastaya valgansiklovir ve sidofovir tedavileri
uygulandı. Anneden yapılan re-transplantasyonun birinci yılında kimerizm değerleri iyi olan hasta kan değerleri normal olarak herhangi bir komplikasyon olmadan
izlenmektedir.
Sonuç: TLI ile yapılan Alfa/Beta T Hücre azaltılmış haploidentik nakiller graft yetmezliği ve graft rejeksiyonu
sonrası tolere edilebilir nakiller olarak görülmektedir.
Ancak bu nakillerde ikinci nakil olması yanında TLI verilmesi nedeni ile de immün yapılanma gecikmekte, sonuç
olarak çok sayıda enfeksiyon görülmektedir.
Anahtar Kelimeler: Ağır Aplastik Anemi, Haploidentik hematopetik kök hücre nakli, Erken Graft Rejeksiyonu, Total Lenfoid
Işınlama
siklofosfamidden oluşan hazırlık rejimini takiben ürün
kardeşinin kemik iliğinden toplanarak verildi (çekirdekli
hücre: 6,07/108/kg, CD34: 3,76x106/kg). Nakilden bir
hafta sonra başlayan ve hızla ilerleyen vücut ağırlığının
%20’sine kadar artış, eşlik eden ağrılı hepatosplenomegali ve asit, sarılık (en yüksek T/D bil:9,04/6,85 mg/dL),
karaciğer ve böbrek fonksiyon testlerinde ileri derecede
bozulma (en yüksek üre /kreatin: 170/1,36 mg/dL, AST/
ALT: 2876/997mg/dL), anüri, koagulasyon testlerinde
bozulma gelişti. Hastaya klinik bulguların başlangıcında
sodyum/sıvı kısıtlaması ve destek tedavilerine ek olarak defibrotide (önce 25 sonra 40 mg/kg/gün) eklendi.
Hastanın çoklu organ yetmezliği kontrol altına alınamadığı için böbrek replasman ve ventilasyon planlandığı
dönemde metilprednizolon 500 mg/m2/doz, günde 2 doz,
toplam 6 doz verildi. Hasta yüksek doz metilprednizolona
beklenmedik ölçüde iyi cevap vererek, önce idrar çıkarmaya başladı ardından klinik ve laboratuar bulguları
hızla düzeldi. +15. günde nötrofil, +17. günde trombosit
engrafmanı oldu. +28. günde taburcu edildi. 1. ay kimerizmi %100 bulundu. Hasta posttransplant 14 aydır tam
kimerizm ile izlenmektedir.
Tartışma: Çocuklarda ağır SOS’un optimal tedavisi
henüz netleşmemiştir. Hastalığın patogenezi multifaktöriyel olmakla birlikte ortaya çıkan endotel hasarı koagulasyon kaskadı ile birlikte sitokinlerin salınımını aktive ettiği
düşünülmektedir. Ağır SOS tedavisinde yüksek doz kısa
süreli steroid tedavisi akılda tutulmalıdır.
Anahtar Kelimeler: Yüksek Doz Steriod, Ağır Venookluzif
Hastalık
Bildiri:0183
Bildiri:0168
P-036
YÜKSEK DOZ STERİOD İLE BAŞARIYLA TEDAVİ
EDİLEN AĞIR VENOOKLUZİF HASTALIKLI BİR OLGU.
Arzu Yazal Erdem, Serap Kirkiz, Cengiz Bayram, Zekai Avcı, Pamir Işık, Fatih Azık,
Bahattin Tunç. Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji-Onkoloji Eğitim Araştırma
Hastanesi
Giriş: Klasik venookluzif hastalık (VOD), hazırlık rejiminden sonraki ilk iki haftada (-1 ile +21. günlerde)
hepatomegali ve/veya sağ üst kadran ağrısı, ödem ve
asitin eşlik edebildiği kilo artışı (bazal ağırlığın >%5i),
sarılık (serum total bilirubin >2 mg/dl) ile ortaya çıkar.
Sinüzoidal Obstrüksiyon Sendromu (SOS) olarak da
isimlendirilen bu hastalığın kliniği değişkendir. Hafif, geri
dönüşlü hastalıkla seyredebileceği gibi ağır vakalarda
ölümcül seyredebilir. Bilinen standart tedaviler sıvı kısıtlaması, analjezi, diürez, transfüzyon, ventilasyon, renal
replasman desteği gibi destek tedavilerdir. Altta yatan
neden çok iyi anlaşılamadığından başarılı hedef tedaviler
nadirdir. Defibrotid alternatif olmakla birlikte temini güç
ve pahalıdır.
Burada yüksek doz metilprednizolon tedavisi ile başarılı
sonuç alınan çok ağır SOS gelişen bir hasta sunulmuştur.
Olgu: 8 aylıktan beri aylık düzenli eritrosit süspansiyonu alan 21 aylık kız hasta Talasemi major (Codon5 Del
CT Homozigot) nedeni ile 7 yaşındaki HLA tam uyumlu
kız kardeşinden HKH nakli yapılmak üzere hastanemize
yatırıldı. Fizik muayenede VA: 9,6 kg (3-10 p) Boy: 76,5
cm (3-10 p) Batında karaciğer kot altı 2 cm ele geliyordu,
dalak ele gelmiyordu. Ferritin düzeyi 469 ng/mL saptandı. Hasta Pesaro evre I-II kabul edilerek busulfan ve
6-8 Mart 2014, Antalya
P-037
TALASEMİ MAJORLÜ PEDİATRİK HASTALARDA,
TREOSULFAN TEMELLİ HAZIRLAMA REJİMLERİNİ
TAKİBEN ALLOJENİK HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE
NAKLİ: İKİ PEDİATRİK OLGU İLE TEK MERKEZ
DENEYİMİ. İbrahim Eker, Orhan Gürsel, Oğuzhan Babacan, Ahmet Emin
Kürekçi. Gülhane Askeri Tıp Fakültesi Çocuk Hematolojisi Bilim Dalı
Giriş: Busulfan (Bu) ve siklofosfamid (Cyc) temelli hazırlama rejimi, Talasemi majorlü (TM)’li hastalarda kullanılan standart hematopoietik kök hücre transplantasyonu
(HKHT) hazırlama rejimidir. Fakat bu rejim özellikle
Pesaro kriterlerine göre yüksek riskli olarak sınıflandırılan hastalarda, artmış transplant ile ilişkili toksisiteyle
birliktedir. Yakın zamanda literatürde treosulfan (Treo)
temelli hazırlama rejimlerinin, TM hastalarının allojenik HKHT’sinde (Bu) ve (Cyc) temelli hazırlama rejimleri
kadar etkili, fakat çok daha az toksik olduğu bildirilmektedir. Burada TM’li iki pediatrik olgunun, (Treo) temelli
hazırlama rejimlerini takiben preimplantasyon genetik
tanı ile dünyaya gelen kardeşlerinden yapılan allojenik
HKHT ile ilgili tek merkez deneyimi aktarılmıştır.
Olgu: Temmuz 2013 ve Ocak 2014 tarihlerinde, 16 ve
10 yaşlarındaki TM’li iki pediatrik hastaya, merkezimizde (Treo) temelli hazırlama rejimleri kullanılarak HKHT
yapıldı. Hastaların ikisi de Pesaro kriterlerine göre orta
riskli idi. Hematopoietik kök hücre transplantasyonlarının ikisi de hastaların preimplantasyon genetik tanı ile
dünyaya gelen tam uyumlu kardeşlerinden, yine ikisinde
hem umblikal kord kanı (UK) hem de kemik iliği (Kİ)
kaynaklı hematopoietik kök hücre kullanılarak yapıldı.
Hastaların ikisi de kümülatif olarak 42 g/m2 dozunda
(Treo), 8 mg/kg dozunda thiotepa (Thio) ve 160 mg/m2
149
dozunda fludarabin (Flu) aldı. İkisinde de metotreksat ve
siklosporin içeren graft versus host hastalığı (GVHH) profilaksisi verildi. Nakil sürecinde önemli bir transplantasyon ile ilişkili toksisite ve GVHH gelişmeyen, her ikisinde
de, tam engraftman ve tam kimerizm sağlanan hastaların
transfüzyon ihtiyacı olmaksızın takiplerine devam edilmektedir. Olguların ve hastalıklarının karakteristikleri ile
HKHT sonuçları Tablo 1’de özetlenmiştir.
Sonuç: Nakil sürecinde önemli bir transplantasyon ile
ilişkili toksisite ve GVHH gelişmeyen, her ikisinde de,
tam engraftman ve tam kimerizm sağlanan hastaların transfüzyon ihtiyacı olmaksızın takiplerine devam
edilmektedir.
Tartışma: Literatürde konu ile ilgili az sayıdaki çalışmada, treosulfanlı hazırlama rejimleri kullanılan HKHT’lerde
hastaların risk grubunun ve donör türünün nakil sonucunu etkilemediği, akut GVHH, kronik GVHH, otolog
rekonstitüsyon ve transplant ile ilişkili mortalite açısından (Bu)’lu hazırlama rejimleri ile fark saptanmadığı bildirilmektedir. Fakat bazı çalışmalarda Treo temelli protokollerde uzun dönemde transplant ile ilişkili mortalitenin
artmış olabileceğine dair endişeler de bildirilmektedir.
Talasemi majorlü hasta prevelansı ile dünyada önemli bir
yere sahip ülkemizde planlanacak, Treo temelli protokollerin etkinliklerinin değerlendirilerek, diğer sık kullanılan
protokoller ile karşılaştırılacağı prospektif, randomize ve
kontrollü çalışmalar, konu ile ilgili literatür çalışmalarına
ışık tutacaktır.
Anahtar Kelimeler: Pediatrik transplantasyon, Talasemi major,
Treosulfan
Tablo 1. Talasemi majorlu çocukların transplantasyon özellikleri
etoposid (eto) ve 180.000 Ü/m2 L-Asparajinaz (L-Asp)
içeren St. Jude XIII protokolü ile TR sağlandığı, tedavi
başlangıcında ve sonundaki konvansiyonel sitogenetik
incelemelerde normal karyotip saptandığı ve santral sinir
sistemi tutulumunun da eşlik ettiği, AML-M4 şeklindeki
ilk hematolojik relapsına kadar ilk TR’nin iki yıl devam
ettiği öğrenildi. Takip edildiği merkezde relapsındaki
kemik iliği örneğinin sitogenetik incelemesinde, 20 metafazda tüm hücrelerde 46, XY, t(11;11) karyotipi saptanmış olan, AML BFM-87 protokolü ile remisyon indüksiyonu başarısız olduktan sonra AML-BFM-2004 tedavi
protokolü ile ancak üçüncü HAM tedavi bloğu sonrası
TR2 sağlanabilmiş olan hastaya, nakil ünitemizde tam
uyumlu kız kardeşinden HKHT yapıldı. Treosulfan (36
mg/kg), siklofosfamid (120 mg/kg) ve etoposid (30 mg/
kg)’den oluşan hazırlama rejiminin ardından hastaya 8,6
x 106/ kg CD34+ kök hücre verildi
Sonuç: Graft versus host hastalığı (GVHH) profilaksisi için
metotreksat ve siklosporin verilen hastada sırasıyla 20, 25
ve 41. günlerde myeloid, tromboid ve eritroid engraftmanları sağlandı. Akut veya kronik GVHH gelişmeyen hastada,
tam hematolojik ve moleküler remisyon ve tam donör tipi
kimerizmle nakil sonrası birinci yıl takibine ulaşıldı.
Tartışma: Tip II DNA topoizomeraz inhibitörlerinden veya
alkilleyici ajanlardan oluşan tedavilerin ardından s-AML
gelişebilir. Alkilleyici ajanlarla oluşanların aksine, etoposid ile tedavilerin ardından gelişen s-AML’lerde, genellikle
kısa bir latent dönemi (1-3 yıl) takiben ve prelösemik
bir faz olmaksızın, M4 veya M5 tipinde AML’ler gelişir,
sıklıkla da 11. kromozomun uzun kolundaki anormallikler (11q23)ile birliktelik gösterirler. Riskin özellikle 5
g/m2’den yüksek etoposid dozlarında arttığı bildirilse
de, güvenli bir DNA-topoizomeraz tip II inhibitörü dozu
bulunmadığını, total 900 mg/m2 gibi düşük dozlarla bile
s-AML gelişebileceği bildirilmektedir. L-Asp tedavisinin de
etoposidin lökomojenik etkisini potansiyalize edebildiği
bildirilmektedir. Bu tür hastalardaki HKHT uygulamalarında, treosulfanlı hazırlama rejimleri daha az toksik
olmaları nedeniyle tercih edilebilir.
Anahtar Kelimeler: Hematopoietik kök hücre nakli, Sekonder
AML, Treosulfan
Bildiri:0184
P-038
NADİR GÖRÜLEN T(11;11) BİRLİKTELİĞİ OLAN
SEKONDER AKUT MYELOBLASTİK LÖSEMİLİ BİR
ÇOCUKTA BAŞARILI HEMATOPOİETİK KÖK HÜCRE
TRANSPLANTASYONU. Orhan Gürsel1, İbrahim Eker1, Ceyhun
Bozkurt2, Süreyya Bozkurt3, Oğuzhan Babacan1, Ahmet Emin Kürekçi1. 1Gülhane
Askeri Tıp Fakültesi Çocuk Hematolojisi Bilim Dalı. 2Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı
ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Hematoloji-Onkoloji Kliniği. 3Hacettepe
Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Temel Onkoloji Anabilim Dalı Sitogenetik Laboratuarı
Giriş: Çocuk veya ergen, kanser sağkalanlarında ikincil
kanser gelişme riski mevcuttur. Bunlardan birisi olan
sekonder AML (s-AML) tüm AML’lerin %10 ile %30’unu
oluşturur, sağ kalım aynı sitogenetik risk grubundaki de
novo AML’leye göre daha düşüktür. Burada aldığı ALL
kemoterapisini takiben, muhtemelen de protokolündeki
etoposid tedavisine bağlı olarak gelişen ve nadir görülen t(11;11) birlikteliği ile seyreden s-AML’li bir çocukta
uygulanan, başarılı hematopoietik kök hücre transplantasyonu (HKHT) sunulmuştur.
Olgu: 12 yaşında kız hasta s-AML tanısı ile 2. tam remisyondayken (TR2) kliniğimize yatırıldı. Öyküsünden 7,5
yaşında pre-B-ALL tanısı alan hastada, total 14,4 g/m2
150
Bildiri:0185
P-039
REFRAKTER AKUT LÖSEMİDE FLAMSA TEDAVİSİNİN
ARDINDAN T HÜCRESİNDEN ARINDIRILMAMIŞ
HAPLOİDENTİK
ALLOJENEİK
KÖK
HÜCRE
TRANSPLANTASYONU. Meltem Kurt Yüksel1, Ayla Gökmen1, İbrahim
Tek1, Devrim Özbek1, Mevlude Kurdal Okçu1, Özlem Köktaş1, Ender Soydan1, Önder
Arslan2, Osman İlhan2, Muhit Özcan2. 1Özel Medicana International Ankara Hastanesi
Kemik İliği Nakil Ünitesi, Ankara. 2Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı,
Ankara
Amaç: FLAMSA tedavisi ile allojeneik HLA uyuşumlu
allojeneik nakiller giderek artan oranlarda yapılmakla
birlikte, FLAMSA ile haploidentik allojeneik transplantasyonun ardışık uygulamasına ait veri yoktur. Burada
refrakter aktif hastalık döneminde FLAMSA kurtarma
tedavisi ardından haploidentik kök hücre nakli yapılan
altı hastanın transplant sonuçlarını sunulmaktadır.
Hastalar: Kasım 2012 ve Aralık 2013 tarihleri arasında
6 (k/e: 3/3) refrakter akut lösemili hastaya kurtarma
tedavisi ardından farklı hazırlama rejimleri kullanılarak T
hücreden arındırılmamış haploidentik periferik kök hücre
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
nakli uygulanmıştır. Tablo 1’de hastaların tanıları demografik özellikleri ile vericilerin demografik özellikleri gösterilmiştir. Kurtarma tedavisi ve Hazırlama rejimi: Fludarabine
30mg/m2/gün, ARA-C 2gm/m2/gün, Amsacrine 100 mg/
m2/gün 4 gün uygulanmıştır. İlaçsız 4 günlük aranın
ardından, hazırlama rejimi uygulanmıştır (Tablo 2). Graft
versus host hastalığı (GVHD) profilaksisi: Siklofosfamid
50mg/kg/gün(+3,+4), Tacrolimus 0.03 mg/kg/gün +5.
Günden itibaren and MMF 3x15mg/kg +6 günden itibaren
kullanılmıştır. GVHD gelişmeyen hastalarda, MMF +30,
tacrolimus +60 - +100 günler arasında kesilmiştir.
Tablo 1. Hastaların ve verilerin demografik özellikleri
Hasta
no
Cinsiyet Hasta Tanı
yaşı
Transplantasyon
sayısı
PRA
Verici
Verici
yaşı
1
E
37
ALL
1
Neg Erkek kardeş
44
2
K
47
ALL
1
Neg
23
3
K
44
AML
1
Neg
Oğlu
22
4
E
41
AML
3(2UAV)
Neg
Anne
65
5
K
26
AML
2(1UADV)
Neg
Anne
54
6
K
46
ALL
2(1UAV)
Neg
Kız kardeş
53
Oğlu
E: Erkek F: Kadın ALL:Akut lenfoblastik lösemi, AML:Akut myeloblastik lösemi,
PRA:Panel Reactive Antibody, Neg: Negative UAV:Uyumlu Akraba Verici,
UADV:Uyumlu Akraba Dışı Verici)
Tablo 2. Hazırlama rejimleri ve nakil sonrası durum
Hasta
no
Hazırlama
Rejimi
FLAMSA Engraftman Sekonder
GVHD Komorbid
sonrası PLT/NEU Engraftman Grade 3-4 durum
dinlenme
yetmezliği
günü
1
MEL50mg/m2 /
gün(-5,-4)
TBI Gy
(-3,-2,-1)
-6
2
MEL50mg/m2/
gün (-5,-4)
TBI 4Gy
(-3,-2,-1)
-6
3
MEL 200mg/
m2/gün (-1)
-3,-2
H
-
4
BU 3.2mg/kg/
gün
-9,-8,(-5,-4,-3,-2)
7,-6
MEL 140mg/
2
m /gün (-1)
H
5
MEL 200mg/m2
-3,-2
/gün(-1)
6
BU 3.2mg/kg/
gün
-9,-8,(-5,-4,-3,-2)
7,-6
MEL 140mg/
2
m /gün (-1)
E
E
E
Y
Son
durum
Exitus
+210 gün
GVHD
Y
Sağ +215
gün
-
IPA
Exitus+14.
gün
Gram(-)
sepsis
-
-
IPA
Exitus+12.
gün
Candidemi
E
-
H
IPA
Sağ +69.
gün
H
-
-
Aspergillus
Panniculitis
Exitus
0.gün
E
H
H
BU: Busulfan, Mel: Melfelan, TBI: Total Beden Işınlaması, PLT: Platelet NEU:
Neutrofil, GVHD: Graft versus Host Disease, IPA: Invaziv Pulmoner Aspergillozis,
E: Evet, H: Hayır, (-) Değerlendirilemedi, Y: Yok
6-8 Mart 2014, Antalya
Sonuçlar: En sık görülen organ toksisitesi tüm hastalarda (%100) gelişen grade 3-4 mukozittir. Hastaların üçü
transplantasyonla ilişkili mortalite nedeniyle kaybedilmiştir(%50). Bu hastalardan biri 0.günde transplantasyon yapılamadan diğer ikisi engraftman olmadan erken
dönemde enfeksiyon nedeniyle kaybedilmiştir. Diğer üç
hastanın ikisi (%33) 6 aydan daha uzun yaşamışlardır.
Bu hastalardan birisi gastrointestinal GVHD nedeniyle
kaybedilmiştir. Halen yaşamakta olan 2 hastanın birisi (%17) 7.ayını GVHD olmaksızın tamamlamış halen
tam remisyonda izlenmektedir. Yaşayan diğer hasta ise
2.ayını hastalıksız tamamlamıştır.
Tartışma: FLAMSA ile haploidentik transplantasyonun
ardışık kullanıldığı ve bilgimiz dahilinde ilk verilerin
sunulduğu bu çalışmadaki önceden çok sıra tedaviler
almış dirençli hastalıkla allojenik nakil uygulanan bu
altı hastadan üçünde sağlanan remisyon umut verici
görünmektedir.
Anahtar Kelimeler: Akut lösemi, FLAMSA, Haploidentik kök
hücre nakli
Bildiri:0196
P-040
AKUT LENFOBLASTİK LÖSEMİ HASTALARINDA TBI
İÇEREN VE İÇERMEYEN HAZIRLIK REJİMLERİNİN
ETKİNLİĞİNİN KARŞILAŞTIRILMASI. BİR MERKEZ
DENEYİMİ. Can Boga1, Mahmut Yeral1, Mutlu Kasar1, Nurhilal Turgut
Büyükkurt1, Çiğdem Gereklioğlu2, Hakan Özdoğu1. 1Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi,
Hematoloji Bilim Dalı, Ankara. 2Başkent Üniversitesi Tıp fakültesi, Aile Hekimliği Ana Bilim
Dalı, Ankara
Allojenik hematopoetik kök hücre nakli özellikle yüksek
riskli ve performansı uygun olan hastalarda standart
tedavi yaklaşımlardan biridir. Tüm beden ışınlaması (TBI)
bazlı hazırlama rejimleri klasik ve yaygın kullanılmaktadır. Ancak TBI içeren hazırlama rejimlerini fludarabinbusulfan-ATG bazlı rejimlerle karşılaştıran çalışmalar
sınırlıdır.
Başkent Üniversitesi Adana Erişkin Kemik İliği Nakil
Merkezinde Nisan 2004-Kasım 2013 tarihleri arasında
akut lenfoblastik lösemi tanısı alan toplam 26 hastaya
allojenik periferik kök hücre nakli uygulandı. 15’i kadın
11’i erkek olan hastaların ortanca yaşları 30 (17-50) idi.
Hastaların 20’si (%77) B hücreli, 6’sı (%33) T hücreli olup
%31’inde BCR/ABL pozitifliği bulunmakta idi. Bütün
hastalar nakil öncesi Hiper-CVAD tedavisi aldı. Direnç
ya da nüks hastalık durumunda kurtarma rejimi olarak
FLAG kullanıldı. Hastaların %88’inde hastalık durumu
nakile girerken tam remisyonda idi. Hastaların tümüne
HLA uyumlu kardeşlerinden nakil uygulandı.
Allojenik nakil hazırlama rejimleri: 5 olguda busulfan (16mg/kg), fludarabin (150mg/m2), ATG-fresenius
(30mg/kg); 16 olguda TBI (12-13.2 Gy), siklofosfamid
(120mg/kg); 5 olguda TBI (12Gy), etoposid (60mg/kg)
idi. Graft-versus-host hastalığından koruma amacıyla
siklosporin ve kısa süreli methotreksat tedavisi uygulandı. Tüm hastalarda engraftman gözlendi; Nötrofil
engraftmanı >500/uL ortanca 12 gün (10-15), trombosit engraftmanı ise >20.000/uL ortanca 11 gün (8-18)
idi. Hastalar trimetoprim-sulfametoxazol, flukonazol ve
asiklovir proflakisine alındı. Hastaların ortanca hastalıksız yaşam süresi 10 ay, genel yaşam süresi ise 14.5
ay (1-54) idi. İlk 100 günlük mortalite oranı 4/26 (%15)
olarak tespit edildi. 1 yıllık yaşam %52, 3 yıllık yaşam
ise %38 idi. Busulfan-fludarabin-ATG; TBI-siklofosfamid
151
ve TBI-etoposid içeren hazırlama rejimleri ile yapılan
nakillerde genel yaşam süreleri sırası ile ortalama 24±9,
34±6 ve 9±4 ay idi. Aralarındaki fark istatistiksel olarak
anlamlı idi (p< 0,05). Cox regresyon analizinde BCR/ABL
ve nakil sırasında hastalık durumun hastalıksız yaşam
ve genel yaşam süresi üzerine etkili olduğu gözlendi.
Bu uzun süreli geriye dönük çalışma; akut lenfoblastik
lösemi hastalarında yaygın olarak kullanılan TBI bazlı
ve siklofosfamid içeren hazırlık rejiminin diğer hazırlık
rejimlerine üstün olduğunu göstermektedir. Bu konu ile
daha geniş çaplı ve ileriye dönük karşılaştırmalı çalışmalara ihtiyaç vardır.
Anahtar Kelimeler: Akut lenfoblastik lösemi, allojenik nakil
Bildiri:0207
P-041
MİYELOFİBROZİS
TEDAVİSİNDE
AZALTILMIŞ
YOĞUNLUKLU HAZIRLAMA REJİMİ İLE ALLOGENEİK
PERİFERİK KÖK HÜCRE NAKLİ SONUÇLARIMIZ. Nurhilal
Turgut, Mahmut Yeral, Hakan Özdoğu, Can Boğa, İlknur Kozanoğlu, Mutlu Kasar.
Başkent Üniversitesi Tıp fakültesi, Adana Eğitim ve Araştırma Merkezi, Hematoloji Bilim Dalı
Miyelofibrozis kök hücre kaynaklı klonal miyeloproliferatif hastalık grubunda olup; allogeneik kök hücre nakli
yüksek risk grubundaki hastalarda önerilen bir tedavi
seçeneğidir. Allogeneik kök hücre naklinde Busulfan,
fludarabin ve antitimosit globulin (ATG) yoğunluğu azaltılmış hazırlama rejimi olarak geniş bir kullanım alanı
bulmuştur. Biz de merkezimizde bu hazırlama rejimi ile
nakil yapılmış 8 myelofibrozis hastamızın sonuçlarını
paylaşmak istedik. Transplant sırasındaki medyan yaşı
49 yıl (32-63) olan 7 erkek ve 1 kadın hastaya nakil
yapıldı. Cervantes risk sınıflamasına göre 7 hasta orta
(intermediate-II) ve bir hasta yüksek riskli idi.. Hastalığın
tanısından nakle kadar geçen süre median 24 ay (4-300)
idi. Bir hastada değerlendirme sırasında transfüzyona
ikincil yoğun hemosiderozis saptanmıştı. Hepsine tam
uyumlu kardeş vericiden nakil yapıldı. Hazırlama rejiminde fludarabin 150-180 mg/m2, busulfan 9,6mg/
kg ve ATG 15mg/kg toplam dozunda kullanıldı. Verilen
periferik kök hücre dozu en az 4x106 CD34+/kg idi. Graft
versus host hastalığı (GVHD) profilaksisi için siklosporin
ve mikofenilat mofetil kullanıldı Nötrofil engraftmanının
median 13.5 günde (7-19), trombosit engraftmanı olan 7
hastada ise median 13. günde (11-22) olduğu saptandı.
Bir hastada trombosit engraftmanı olmadan kaybedildi. Median takip süresi 16.5 ay (1-49) idi ve transplant
ilişkili ölüm oranı %25 saptandı. Beş hastanın üçünde sınırlı ve ikisinde yaygın tutulumlu GVHD gelişti.
Beklenen yaşam süresi ortalama 20,25 ay olarak gözlendi. Myelofibrozis orta ve yüksek riskli hastalık grubunda azaltılmış yoğunluklu hazırlama rejimi kullanılarak
yapılacak allogeneik naklin uzun vadede kabul edilebilir
mortalite ve komplikasyonlarıyla hastalık kontrolü sağlayabileceğini düşünmekteyiz.
Anahtar Kelimeler: Miyelofibrozis, azaltılmış yoğunlukta hazırlama rejimi
Bildiri:0209
P-042
HAZIRLAMA REJİMİ İLE İLİŞKİLİ ÇOK NADİR
BİR KOMPLİKASYON: AKUT YAYGIN DAMAR İÇİ
PIHTILAŞMASI. Meltem Kurt Yüksel1, Ayla Gökmen1, İbrahim Tek1,
Devrim Özbek1, Mevlude Kurdal Okçu1, Özlem Köktaş1, Nebahat Öztürk1, Ender
Soydan1, Önder Arslan2, Muhit Özcan2, Osman İlhan2. 1Özel Medicana International
Ankara Hastanesi Kemik İliği Nakil Ünitesi, Ankara. 2Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji
Bilim Dalı, Ankara
Olgu: Primer myelofibrozis tanılı 63 yaşında erkek hasta
akraba dışı vericiden allojeneik kök hücre nakli yapılmak üzere başvurdu. Özgeçmişinde thallessemia minor
mevcuttu. Fiziksel performansı ECOG 1 idi. Fizik muayenesinde massif splenomegalisi mevcuttu. DIPSS skoru
yüksek olan hastanın nakil öncesi hazırlık tetkiklerinde
hemoglobin değeri 6 gr/dl, Lökosit sayısı 20.000, trombosit 100.000 idi. Protrombin zamanı, aktive parsiyel
tromboplastin zamanı fibrinojen ve D-Dimer değerleri
normaldi. INR 1.21 normalin üzerinde idi. Hastaya tünelli
santral venöz katetrer takılmasının ardından hazırlama
rejimi başlandı. Hazırlama rejimi Fludarabine, Busulfan,
ATG –Fresenius 20mg/kg (-3,-2,-1) den oluşmakta idi.
ATG tedavsinin ilk günü premedikasyon yapılarak yavaş
infuzyon ile ATG uyulanmaya başlandı.Tedavinin ilk 3
saatinde herhangi bir komplikasyon gelişmedi. İnfuzyon
hızı tedricen arttırıldı. Ancak üçüncü satten sonra hastada giderek şiddetlenen tremor gelişti, eş zamanlı, ateş
38.5’C e yükseldi, nabız120/dk sinuzal ritmdeydi ve
tansiyon arteriel 90/50 ‘e düştü, hipotansiyon gelişti.
Biperidin, antihistaminik, parasetamol ve 0.5mg/kg/ek
doz metilprednizolon tedavisi ile semptomlar geriledi. Bir
saat sonra genel durumu düzelen hastanın vital bulguları
stabilleşti, ATG infuzyonu tekrar başlandı. İnfuzyonun 1
saati olmadan hastada tekrar hipotansiyon, 160/dk ulaşan nabız sayısı, presenkop nedeniyle infuzyon stoplandı.
Hastada geçici bir bilinç bulanıklığı gelişti. Mobilizasyon
sınırlaması getirilen hastaya vital bulgu takibi için idrar
sondası takıldı. Ancak üretra meatusundan aktif kanaması başladı. Tüm enjeksiyon yerlerinde sızntı şeklinde
kanaması oldu. Koagulasyon testlerinin kontrolunde,
PTZ, a PTT, D-Dimer, Fibrinojen ölçülemeyecek kadar
yüksekti. Krioprespitat ve taze donmuş plazma replasmanına ragmen hastada akut DIC tablosu hızlı bir şekilde
ilerledi. Karaciğer enzimleri ve böbrek fonksiyonları hızlı
bir şekilde bozuldu. Hastada solunum yetmezliği gelişti.
Arter kan gazında metabolik asidoz saptandı. Bikarbonat
replasmanına ragmen düzelme olmadı. Hastada Kusmaul
Solunum gelişti, ATG infuzyonunun 12. Saatinde multiorgan yetmezliği tablosu gelişti. Akut böbrek yetmezliği,
dirençli metabolik asidoz, hiperpotasemi nedeniyle acil
hemodiyalize alındı. Solunum yetmezliği nedeniyle hasta
yoğun bakıma alınarak entube edildi. ATG infuzyonunun
13. Saatinde hasta solunum arresti oldu, CPR uygulaması sonrası sinus ritmi tekrar sağlandı. Hipotansif seyreden hastada vasopressor tedaviye ragmen normotansiyon
sağlanamadı, 3,5 saatlik hemodiyaliz sonrası metabolic
asidozu düzelmedi. Hastanın tüm enjeksiyon bölgelerinden fışkırır tarzda kanaması devam etti. ATGden sonraki20. Saatte anürisi devam eden hastaya hemodiyafiltrasyon başlandı.ATG tedavisinin 30. Saatinde hastada tekrar solunum arresti gelişti, 45 dakikalık CPR tedavisine
yanıt vermeyen hasta exitus oldu.
Anahtar Kelimeler: ATG, Yaygın damar içi pıhtılaşması,
myelofibrozis
152
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
İmmünobiyoloji ve İmmün Yeniden Yapılanma
Bildiri:0117
P-043
HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE NAKLİ SONRASI
GUİLLİAN-BARRE SENDROMU; TÖRAPÖTİK PLAZMA
DEĞİŞİMİNİN YERİ. Zafer Gülbaş1, Hasan Atilla Özkan2, Serap Kural1,
Neslihan Tiryaki1, Ufuk Güney Özer1. 1Özel Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi, Kemik İliği
Nakil Merkezi, Gebze/Kocaeli. 2Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Hematoloji Bilim
Dalı, İstanbul
Amaç: Guillain Barre Sendromu (GBS), sıklıkla hızlı
progresif, asendan, simetrik güçsüzlük ve arefleksi ile
karakterize akut inflamatuar polinöropatidir. Guillain
Barre Sendromunun, T hücre aktivasyonu sonucu periferik sinirlerin antijenik proteinlerine karflı antikorların
üretimi ile sonuçlanan otoimmun bir hastalık oldu¤u
düşünülmektedir.Tablo sıklıkla nonspesifik enfeksiyondan birkaç gün veya haftalar sonrasında ortaya çıkan
progresif güçsüzlük,eşlik eden hafif duysal semptomlar ve albuminositolojik dissosiasyonla karakterizedir.
Hematopoetik kök hücre nakli (HKHN) sonrası GBS
gelişin olgular bildirilmiştir ve GBS gelişimi kemoterapi
toksisitesi ve viral enfeksiyonlar ile ilişkilendirilmiştir.
Biz de merkezimizde HKHN sonrası GBS gelişen 2 olguyu
sunmayı amaçladık.
Yöntem: Özel Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi, Kemik
İliği Nakil Merkezinde Temmuz 2010 - Temmuz 2013
tarihleri arasında allojeneik HKHN yapılan 257 hastadan
2’sine (0,8%) klinik, beyin omirilik sıvı (BOS) incelemesi
ve elektromiyografi (EMG) bulguları doğrultusunda GBS
(veya varyantı) tanısı konuldu. Bu olgularda tetikleyici
nedenler araştırıldı. Iv immünoglobulin (IVIg) 1 gr/kg/
gün dozunda 2 gün uygulandı. Metilprednisolon 1 mg/
kg/gün dozunda verildi. Yanıtsız olguda törapötik plazma
değişimi tedavisine geçildi.
Bulgular: Olgu 1: 31 y, K, AML tanılı hastaya busulfan
+ siklofosfamid hazırlama rejimini takiben HLA eş kardeşinden HKHN yapıldı. Febril nötropeni atağını FUO
olarak geçirdi. Grade II cilt GVHD atağı steroid ile kontrol
altına alındı. Engraftmanları beklenen sürede gerçekleşti.
Kontrol kemik iliği sitolojik ve akım sitometrik incelemsinde tam remisyonda olduğu görüldü. +28. gün kimerizm testi 100% donör lehine raporlandı. Taburculuğa
hazırlanırken +45. günde GBS benzeri nörolojik bulguları gelişti. Kranial görüntüme normal iken BOS proteini
artmış saptandı. IVIg + steroid tedavisine yanıt alınamadığından törapötik plazma değişimi tedavisine geçildi.
Toplam 10 plazma değişimi sonrası klinik olarak tam
yanıt alındı.
Olgu 2: 47 y, E, MDS transforme AML tanısı ile fludarabin + busulfan hazırlama rejimi sonrası HLA eş kardeşinden allojeneik HKHN yapıldı. Ayaktan sorunsuz
takipte iken +69. günde polinöropati tablosu ile yatırıldı.
Kranial görüntüme normal iken BOS proteini artmış saptandı. EMG tetkikinde ağır aksonal polinöropati tespit
edildi. Viral enfeksiyon ya da GVHD saptanmadı. IVIg
+ steroid tedavisine yanıt alınamadığı. Solunum kasları
tutulduğundan mekanik ventilasyon cihazına bağlandı.
Törapötik plazma değişimi + thioctazid tedavisine geçildi.
Klinik ve EMG bulguları doğrultusunda tam yanıt elde
edildi.
6-8 Mart 2014, Antalya
Sonuç: GBS, HKHN sonrası gelişebilen nadir ancak
ciddi komplikasyonlardan biridir. Farkındalık ve erken
tanı hastalığın seyri açısından önemlidir. Sebebe yönelik
tedavi ile birlikte IVIg + steroid ilk tedavi seçeneği olmakla
birlikte yanıt alınamayan olgularda beklenmeden törapötik plazma değişim tedavisine geçilmelidir.
Anahtar Kelimeler: Allojeneik, Guillian-Barre Sendromu, Kök
hücre nakli, Törapötik plazma değişimi
Bildiri:0193
P-044
ALLOGENEİK KÖK HÜCRE NAKLİ SONRASI ANTİ-HLA
VE ANTİ-GSTT1 ANTİKORLARININ NAKİL BAŞARISI
ÜZERİNE ETKİSİ. İpek Yönal1, Çiğdem Kekik2, Fatma Savran Oğuz2,
Sebahat Usta2, Sonay Temurhan2, Duygu Batu Demir1, Sevgi Kalayoğlu Beşışık1,
Fatma Deniz Sargın1. 1İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim
Dalı, Hematoloji Bilim Dalı, İstanbul. 2İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji
Ana Bilim Dalı, İstanbul
Allogeneik Kök Hücre Nakli (AKHN) sonrası greft yetmezliği hayatı tehdit eden bir komplikasyondur. HLA uyumsuz vericilerden AKHN yapılan hastalarda donör spesifik
anti-HLA antikor ve anti-Glutatyon S-transferaz T1 (antiGSTT1) antikor varlığı, graft versus host hastalığı (GVHH)
ve greft yetmezliği ile ilişkilendirilmiştir.
Çalışmamıza İstanbul Tıp Fakültesi Hematopoetik Kök
Hücre Nakli Ünitesi’nde 1996 ile 2013 arasında AKHN
yapılan ortalama nakil yaşı 33 yıl (SD 10.76) olan 68
hasta (41 erkek, 27 kadın) dahil edildi. ELİSA testi ile
tüm hastalarda anti-HLA ve 45 hastada anti-GSTT1 antikorları araştırıldı. Bu antikorların akut/kronik GVHH
gelişimi ve greft yetmezliği üzerine etkisi incelendi.
68 hastanın 53’ünde kök hücre kaynağı periferik kandı.
En sık tanılar AML (n=25) ve ALL idi (n=12). En sık kullanılan HR Bu-Cys olmak üzere (n=47) toplam 53 hastada
miyeloablatif rejim kullanıldı. 61 kardeşten (6/6 uyumlu)
ve 7 akraba dışı vericiden (4’ü 10/10 uyum, 3’ü 9/10
uyum) AKHN yapıldı. 43 hasta (%64.7) vericisi ile ABO
uyumluydu. 14 hasta nüks etti (%20.5) ve 10 hasta vefat
etti (%14.7). 19 hastada akut GVHH (%27.9) ve 24 hastada kronik GVHH (%35.2) gelişti. Verici ortalama yaşı
33 yıl (SD 11.08) olup 49’u erkek ve 19’u kadındı. AKHN
sonrası ortalama 36.ayda (SD 53.7) alınan serum örneklerinde 8 hastada (%11.7) PRA Sınıf I antikoru saptandı.
5 hastada PRA Sınıf I ve PRA Sınıf II antikoru birlikteliği
(%7.3) saptandı. PRA Sınıf I antikoru olan hastaların
5’i (%62.5) ve PRA Sınıf I ve II antikoru birlikteliği olan
hastaların 3’ü (%60) hayatını kaybetti. Anti-GSTT1 antikoru araştırılan 45 hastanın 2’sinde (%4.4) bu antikorun
pozitifliği gözlendi. Anti-HLA antikoru ve anti-GSTT1
antikoru taşıyan hastaların özellikleri tablo I ve tablo II’de
özetlenmiştir.
Çalışmamızda anti-HLA antikorlarının akut/kronik
GVHH, greft yetmezliği ve relaps üzerine etkisi gösterilemedi (p>0.05). Anti-HLA ve anti-GSTT1 antikoru saptanan olgularımızın hepsi kardeşten nakilli idi. PRA Sınıf
I antikoru olan 8 hastanın 6’sı (%75) ve PRA Sınıf I ve
II antikor birlikteliği saptanan 5 hastanın hepsi (%100)
kadın idi. Kadın hastalarda anti-HLA varlığı istatistiksel
olarak anlamlı bulundu (sırasıyla %22.2, %4.8, p=0.05).
PRA Sınıf I antikorunu taşıyan hastalarda mortalite
oranı, bu antikoru taşımayan hastalara göre belirgin
yüksek bulundu (sırasıyla %62.5, %8.3; p=0.001). PRA
Sınıf I ve Sınıf II antikor birlikteliği bulunan hastalardaki
153
mortalite oranı, bu antikorları taşımayan hastalara göre
belirgin yüksek saptandı (sırasıyla %60, %11.1; p=0.02).
PRA Sınıf I antikorlarının AKHN sonrası seyir üzerine
etkisi tablo III’de özetlenmiştir. Sonuç olarak çalışmamızda PRA Sınıf I anti-HLA antikorlarının mortalite üzerine anlamlı bir etkisi olduğu gösterildi. HLA uyumsuz
nakillerde önemi gösterilen anti-HLA antikorlarının, HLA
uyumlu nakillerde de önemli olabileceğini ve bu konudaki araştırmaların olgu sayısı arttırılarak desteklenmesi
gerektiğini önerebiliriz.
Anahtar Kelimeler: Allogeneik Kök Hücre Nakli, anti-HLA antikor, anti-Glutatyon S-transferaz T1 antikoru
Tablo 1. Anti-HLA antikoru saptanan hastaların özellikleri
Olgu/tanı nakil verici Donör PRA PRA Akut Kronik OS PFS Relaps Sağkalım
yaş/C yaş/C tipi Sınıf I Sınıf GVHH GVHH (ay) (ay)
II
1/KML
23/E 10/E Kardeş +
dönüşümlü
ALL
-
yok
yok
14
3
var
Ölü
49/E 46/E Kardeş +
*2/MDS
5q
delesyonu
-
var
yok
4
4
yok
Ölü
3/Aplastik 33/K 29/K Kardeş +
anemi
-
yok
var
26
26
yok
Hayatta
4/AML
Bildiri:0088
P-045
KÖK HÜCRE NAKLİNDE PROFİLAKTİK ANTİBİYOTİK
UYGULAMASI FEBRİL NÖTROPENİK ATAK SIKLIĞINI
AZALTMAKTADIR. Melda Cömert1, Ayhan Dönmez1, Ayşenur Arslan2,
Murat Tombuloğlu1. 1Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hematoloji Bilim Dalı, İzmir. 2Ege
Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, İzmir
Amaç: Oral profilaktik antibiyotik uygulamasının febril
nötropenik atak (FNA) sıklığını azalttığı bilinmesine karşın kök hücre naklinde profilaksi uygulaması ile ilişkili
ayrıntılı bilgiler yoktur. Çalışmamızda hematopoetik kök
hücre naklinde profilaktik antibiyotik uygulamasının
etkinliğini ortaya koymayı amaçladık.
Gereç-Yöntem: 2005 - 2012 yılları arasında kök
hücre nakli uygulanan 135 hastanın (E / K: 79 / 56;
ortanca yaş: 49) sonuçları geriye dönük olarak değerlendirilmiştir. Ulaşabildiğimiz değişkenler (yaş, tanı
[multipl myelom: 59, lenfoma: 45, akut lösemi: 25,
diğer: 6], profilaktik antibiyotik kullanımı [kullanan /
kullanmayan:
34/K 32/E Kardeş +
+
yok
yok
12
2
var
Ölü
5/KML
38/K 50/E Kardeş +
dönüşümlü
ALL
+
yok
var
40
16
yok
Ölü
92 / 43], cinsiyet, nakil tipi [otolog / allojeneik: 99 /
36]) ile FNA, kültür pozitifliği, CMV pozitifliği ve mantar
enfeksiyonları (olası ve kesin) arasındaki ilişki araştırılmıştır. Çok değişkenli yöntem (lojistik regresyon analizi)
ile tanımlanan değişkenlerin FNA, kültür pozitifliği, CMV
pozitifliği ve mantar enfeksiyonları üzerine etkileri (risk
oranı = RO) belirlenmiştir. İstatistik değerlendirmeler
SPSS 16.0 programı ile yapılmış ve anlamlılık eşik düzeyi
p = 0.05 olarak kabul edilmiştir.
6/AML
50/K 46/E Kardeş +
+
var
yok
44
44
yok
Hayatta
Bulgular: Doksan iki (%68.1) hastamıza profilaktik antibiyotik uygulandığını belirledik. Profilaktik antibiyotik
uygulaması FNA sıklığını azaltırken (RO = 0.199, p =
*7/MDS
30/K 31/E Kardeş +
+
var
yok
3
3
yok
Hayatta
8/AML
46/K 43/E Kardeş +
+
yok
yok
yok
Ölü
136 136
OS: Tüm yaşam süresi, PFS: Progresyonsuz yaşam süresi, *2 ve 7 numaralı
olgularda serum örneği nakilden önce alınmakla beraber 1, 3, 4, 5, 6 ve 8 numaralı
olgularda sırasıyla naklin 10., 4., 4., 5., 23. ve 132. ayında alınmıştır
Tablo 2. Anti- GSTT1 antikoru saptanan hastaların özellikleri
Olgu/ nakil verici Donör PRA PRA Akut Kronik OS PFS Relaps Sağkalım
tanı yaş/C yaş/C tipi Sınıf I Sınıf GVHH GVHH (ay) (ay)
II
1/ALL 34/K 32/E Kardeş
-
-
yok
yok
15
15
yok
Hayatta
2/KML 57/E 41/E Kardeş
-
-
yok
yok
88
88
yok
Hayatta
Tablo 3. PRA Sınıf I antikorlarının AKHN sonrası seyir üzerine etkisi
PRA Sınıf I antikor
varlığı
n (%)
PRA Sınıf I antikor
yokluğu
n (%)
P değeri
8
60
-
AKHN sonrası relaps
2 (%25)
12 (%20)
0.66
Akut GVHH
3 (%37.5)
16 (%26.6)
0.67
Kronik GVHH
2 (%25)
22 (%36.6)
0.702
Ölüm
5 (%62.5)
5 (%8.3)
0.001
Olgu sayısı
154
Sonuç: Kök hücre naklinde profilaktik antibiyotik kullanımı kültür pozitifliği, CMV pozitifliği ve mantar enfeksiyon sıklığını etkilemeden FNA sıklığını önemli derecede
azaltmaktadır. Sekiz yıllık sonuçlarımıza göre kök hücre
naklinde profilaktik antibiyotik uygulaması güvenle kullanılabilecek etkin bir yöntemdir.
Anahtar Kelimeler: Kök Hücre Nakli, Febril Nötropeni,
Antibiyotik Proflaksisi
Bildiri:0089
P-046
KÖK
HÜCRE
NAKLİNDE
PROFİLAKTİK
ANTİBİYOTİK UYGULAMASI YAMANMA SÜRELERİNİ
ETKİLEMEMEKTEDİR. Melda Cömert1, Ayhan Dönmez1, Ayşenur
Arslan2, Murat Tombuloğlu1. 1Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hematoloji Bilim Dalı, İzmir.
2
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, İzmir
OS: Tüm yaşam süresi, PFS: Progresyonsuz yaşam süresi, *1 ve 2 numaralı
olgularda serum örneği sırasıyla naklin 4. ve 68. ayında alınmıştır.
AKHN
0.04), kültür pozitifliği (RO = 0.85, p > 0.05), CMV pozitifliği (RO = 0.66, p > 0.05) ve mantar enfeksiyonları (RO
= 0.91, p > 0.05) sıklığını etkilememektedir.
Amaç: Kemoterapi uygulamalarında oral profilaktik antibiyotik uygulaması son yıllarda giderek artan sıklıkta
kullanılmasına rağmen nakil üzerine etkileri ayrıntılı
olarak bilinmemektedir. Çalışmamızda hematopoetik kök
hücre naklinde profilaktik antibiyotik uygulamasının
yamanma süreleri üzerine etkilerini ortaya koymayı
amaçladık.
Gereç-Yöntem: 2005 - 2012 yılları arasında kök hücre
nakli (otolog: 93, allojeneik: 38) uygulanan 131 hastanın
(E / K: 78 / 53; ortanca yaş: 50) sonuçları geriye dönük
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
olarak değerlendirilerek profilaktik antibiyotik (verilen /
verilmeyen: 89 / 42) kullanımları ile trombosit ve nötrofil
yamanma süreleri belirlenmiştir. İstatistik değerlendirmeler Graphpad 4.03 programında non-parametrik testler kullanarak yapılmış, anlamlılık eşik düzeyi p = 0.05
olarak kabul edilmiş ve sonuçlar ortanca (en düşük - en
yüksek) olarak sunulmuştur.
Bulgular: Seksen dokuz (%67.9) hastamıza profilaktik
antibiyotik (levofloksasin / siprofloksasin: 78 / 11)
uyguladığımızı saptadık. Ortanca nötrofil yamanma
süresi 11 (8 - 36) gün ve trombosit yamanma süresi
13 (0 - 100) gün olarak belirlendi. İki hastada trombosit yamanması gerçekleşmedi. Antibiyotik profilaksisi
uygulanmayan grup ile karşılaştırıldığında, profilaksi
alan grupta nötrofil (11 [8 - 36] gün karşın 12 [9 - 38]
gün, p>0.05, sırasıyla) ve trombosit (13 [0 - 100] gün
karşın 13 [7 - 100] gün, p>0.05, sırasıyla) yamanma
süreleri farklı bulunmadı.
Sonuç: Kök hücre naklinde sıklıkla uygulanan profilaktik antibiyotik kullanımı gerek trombosit gerekse nötrofil
yamanma sürelerini etkilememektedir. Febril nötropenik
atak riskini anlamlı azalttığını gösterdiğimiz çalışmamız
ile birlikte değerlendirildiğinde kök hücre naklinde profilaktik antibiyotik kullanılması uygun
ve güvenli bir yöntemdir.
Anahtar Kelimeler: Kök Hücre Nakli, Antibiyotik Proflaksisi,
Yamanma Süreleri
Bildiri:0119
P-047
RATLARDA PROKARBAZİNİN YOL AÇTIĞI TESTİKÜLER
TOKSİSİTENİN ENGELLENMESİNDE MELATONİNİN
ETKİNLİĞİ. Vural Kesik1, Bilal Fırat Alp2, Ercan Malkoç2, Nuri Yiğit3, Mehmet
Saldır4, Onur Erdem5, Oğuzhan Babacan1, Emin Özgür Akgül6, Yavuz Poyraz7,
Nadir Korkmazer4, Mustafa Gülgün4. 1Gülhane Askeri Tıp Fakültesi, Çocuk Hematoloji ve
Onkolojisi Bilim Dalı, Ankara. 2Gülhane Askeri Tıp Fakültesi, Üroloji Bilim Dalı, Ankara. 3Gülhane
Askeri Tıp Fakültesi, Patoloji Bilim Dalı, Ankara. 4Gülhane Askeri Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve
Hastalıkları AD, Ankara. 5Gülhane Askeri Tıp Fakültesi, Toksikoloji Bilim Dalı, Ankara. 6Gülhane
Askeri Tıp Fakültesi, Biyokimya Bilim Dalı, Ankara. 7Gülhane Askeri Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi
Bilim Dalı, Ankara
Giriş: Prokarbazin, lenfoma tedavisine kullanılan etkin
bir kemoteropötik ilaçtır, bununla beraber testiküler toksisitesi kullanımını sınırlandıran bir faktördür.Tedavide
testiküler fonksiyonların korunması için hormonal ve
antioksidan tedavi ve ek olarak sperm kriyoprezervasyonunu içeren farklı yollar denense de sonuçlar tatmin
edici olmamıştır. Prokarbazin tek dozda bile steriliteye yol
açtığı iyi bilinen bir ajandır ve korunmada N asetilsistein
ve askorbat gibi antioksidanlar ile başarılı sonuçlar bildirilmiştir. Bu nedenle çalışmamızda rat modelinde güçlü
bir antioksidan olan melatoninin prokarbazine bağlı testiküler toksisiteden korunmadaki etkisi araştırıldı.
Materyal Metod: Çalışmamızda kontrol grubunda 7, prokarbazin grubunda 8, prokarbazin ve melatonin grubunda ise 6 rat (2 rat deney esnasında ex oldu) kullanılmıştır.
Prokarbazin (P) grubunda prokarbazin 62.5 mg/kg/hafta
dozunda haftada bir kez peroral gavaj yardımıyla 4 hafta
verildi (total doz: 250 mg/kg) ve PM grubunda (prokarbazin + melatonin) 10 mg/kg melatonin haftanın 5 günü
günlük peroral uygulamalarla 4 hafta verildi (toplam: 20
gün). Çalışma 90. günde sonlandırıldı.
Sonuçlar: Prokarbazin ve PM gruplarının testiküler genişlik, uzunluk, ağırlık, sperm AB, sperm A, spermatogonya,
6-8 Mart 2014, Antalya
sertoli hücreleri, seminifer tübül ve germinatif tabaka
kalınlığı konrol grubu ile karşılaştırıldığında düşük saptandı. Ayrıca bu parametreler göz önünde bulundurulduğunda P ve PM grupları arasında anlamlı bir farklılık
bulunmadı. Sertoli ve spermatogonya fonksiyonları ile
testosteron ve FSH düzeyleri melatonin verilen grupta
korunmuş olarak saptandı. Melatonin, malondialdehid
(MDA) düzeyini anlamlı derecede düşüktü ve glutatyon
peroksidaz (GPx) ve nitrit nitrat (NO2/NO3) gibi antioksidan enzim düzeyleri korundu.
Tartışma: Melatonin, prokarbazinle tedavi edilen hastalarda testiküler fonksiyonları korunmasında katkıda
bulunabilir ve bilinen bir yan etkisi olmadığından kemoterapi ile birlikte kullanılabilir.
Anahtar Kelimeler: prokarbazin, spermiyotoksisite, sterilite,
melatonin, yan etki, çocuk, kemoterapi
Bildiri:0121
P-048
ALLOJENEİK HEMATOPOİETİK KÖK HÜCRE NAKLİ
SONRASI GELİŞEN BK VİRUS İLİŞKİLİ HEMORAJİK
SİSTİT. Ömür Gökmen Sevindik, Şerife Medeni Solmaz, Abdullah Katgı, Celal.
Acar, İnci Alacacıoğlu, Özden Pişkin, Mehmet Ali Özcan, Fatih Demirkan, Bülent
Ündar, Güner Hayri Özsan. Dokuz Eylül Üniversitesi Hematoloji Bilim Dalı, İzmir
BK virus enfeksiyonlarıhematopoietik kök hücre nakli
sonrası gelişen hemorajik sistit ayırıcı tanısında mutlaka akılda tutulmalıdır. BK virus enfeksiyonu ile CMV
reaktivasyonları da literatürde bildirilmiştir. BK virus
ilişkili hemorajik sistitin standardize edilmiş bir tedavi
yaklaşımı ve antiviral önerisi bulunmamakla birlikte
mesane irrigasyonu, florokinolon, leflunomid, düşük
veya yüksek doz sidofovir kullanımı denenmiş bazıları
ile yüksek başarı oranı yakalanmıştır. Özellikle ülkemiz
koşullarında Bk viral yük tespiti ve sidofovir eldesi konusundaki güçlükler hemorajik sistit yönetimini de zora
sokmaktadır. Sunancağımız vakamızda allojeneik transplantın 15. gününde hemorajik sistit gelişmiş ve etyolojik
faktör olarak BK virüs virürisi ve viremisi gösterilerek
tespit edilmiş ve hasta mesane irrigasyonu ve levofloksasin kullanımı ile tedavi edilmiştir. BK virus enfeksiyonu
peşi sıra gelişen CMV reaktivasyonu da iv gansiklovir ile
tedavi edilmiştir.
Olgu Sunumu: 32 yaşındaki erkek hasta acil servise
pansitopeni ile başvurdu ve yapılan incelemeler sonucunda philedelphia kromozomu pozitif pre b hücreli akut
lenfoblastik lösemi tanısı aldı. Hyper-CVAD ile remisyon
indüksiyonu ile remisyon sağlandıktan sonra hastaya ilk
remisyonda HLA tam uyumlu kardeşinden 05.02.2013
tarihinde allojeneik hematopoietik kök hücre nakli uygulandı. Nakil sonrası sinüzoidal obstruksiyon sendromu gelişen hastanın sinüzoidal obstruksiyon sendromu
defibrotid tedavisi ile geriledi. İzlemde nakilin 14. gününde hemorajik sistiti gelişen hastaya üroloji ile konsulte
edilerek mesane irrigasyonu ve mesane antiseptiği başlandı. Olası etyolojik faktör olarak BK virus enfeksiyonu
düşünüldüğünden hastadan hem idrar hem de periferik
kan BK virüs yükü çalıştırıldı. İdrar BK virüs yükü 3*108
kopya/ml ve kan virüs yükü 2,8*103 kopya/ml olarak
saptandı. Ağrılı hematürisi devam eden hastaya levofloksasin intravenöz tedavisi başlandı ve sidofovir temini için
başvuruda bulunuldu. Levofloksasin ve mesane irrigasyonu ile hematürisi nakilin 34. gününde sonlanan hastanın kontrol idrar viral yükü 1,7*107 kopya/ml ve kan
viral yükü 1,23*103 kopya / ml saptandı. BK enfeksiyonu
155
sonrası CMV reaktivasyonu da gelişen hastaya eş zamanlı intravenöz gansiklovir tedavisi de başlandı. İzlemde
ağrılı hematürisi gerileyen hasta sidofovir kullanımına
gereksinim göstermeden taburcu edildi. BK virüse bağlı
ağrılı hematürisi tekrarlamayan hasta naklinin ilk senesini doldurmak üzere sorunsuz olarak takip edilmektedir.
BK virüs enfeksiyonuna bağlı sistit ve nefropati allojeneik
kök hücre nakli sonrası gelişen ağrılı hematürinin ayırıcı
tanısında mutlaka akılda bulundurulmalıdır. Sidofovir
ile renal fonksiyonlarda bozulma sık olarak bildirilmekte
olduğundan son dönemde düşük doz sidofovir ve intravesikal sidofovir uygulamaları ön plana çıkmaktadır.
Vakamızda ise hematüri sidofovir kullanımına gereksinim duyulmadan mesane irrigasyonu ve levofloksasin ile
başarıyla tedavi edilebilmiştir.
Anahtar Kelimeler: BK virüs, hemorajik sistit
Bildiri:0139
P-049
çıkış yeri enfeksiyonu, tünel enfeksiyonu, port cebi apsesidir. Sistemik bulgular ise ateş, üşüme, titreme gibi
baktiyemi bulguları yanında septik şoka kadar götüren
tabloyu oluşturabilmektedir.Üremeyi sinyalle saptayan
otomatize sistemlerde ise kateter kan örneğinin periferik
ven kan örneğinden iki saat daha önce üremesi de kateter enfeksiyonuna işaret eder. Bu yöntemin duyarlılığı
%91, özgüllüğü %94 olarak bildirilmiştir.Kök hücre nakli
ünitemizde genel yaklaşım kateter ile ilgili komplikasyon gelişmedikçe kateterin 20-30 gün süreyle yerinde
kalmasıdır. Çalışmamızda kateterlerin ortalama kalış
süresi 22 gündür. Kateterin takılı kalma süresi ile kateter
kolonizasyonu ve KBİ arasında doğru orantılı bir ilişki
olduğu bilinmektedir. Çalışmamızda kateteri 15 gün ve
daha uzun süre kalan vakalarda kateter kolonizasyonu
ve KBİ daha sık olup istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki
saptandı(p=0.04).
Anahtar Kelimeler: Kemik iliği transplantasyonu, santral venöz
kateter, enfeksiyon
KÖK
HÜCRE
TRANSPLANTASYONU
YAPILAN
OLGULARDA
SANTRAL
VENÖZ
KATETER
UYGULAMALARI VE ÇIKARILMA NEDENLERİ. Vildan
Özkocaman1, Fahir Özkalemkaş1, Yasemin Karacan1, Cüneyt Erdoğan2, Nesrin
Varol1, Ali Gül1, Tuba Ersal1, H. Erdem Gözden1, Rıdvan Ali1. 1Uludağ Üniversitesi Tıp
Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Hematoloji Bilim Dalı, Bursa. 2Uludağ Üniversitesi Tıp
Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, Girişimsel Radyoloji Ünitesi, Bursa.
Giriş: Kemik iliği transplantasyonu (KİT) yapılacak hasta
grubunda santral venöz kateterizasyon (SVK) uygulamalarıyla; güvenilir venöz yol sağlanması, yoğun kemoterapinin periferal venlerde yapabileceği ekstravazasyon
ve sonuçta oluşan cilt yanıkları, nekroz gibi sorunların
önlenilebilirliği sağlanabilmektedir. Kemoterapiye bağlı
immunsupresyon sonucu oluşan ciddi sistemik enfeksiyonların kontrol altına alınmasında kullanılan çoklu
antibiyotiklerin uygulanması, sıvı elektrolit gereksiniminin karşılanması, kemik iliğinin baskılanması sonucu
gereksinim duyulan kan ve kan ürünlerinin karşılanması, kemoterapi esnasında oluşabilecek komplikasyonların
izlenmesi için gerekli olan kan örneklerinin alınmasında
faydası çoktur.
Amaç: Otolog ve allojenik kök hücre nakli yapılan hastalarda SVK olan olgularda; kateterin çıkarılma nedeni,
kateterle ilişkili bakteriyemi, kateter çıkış yeri enfeksiyonu, cep enfeksiyonu, kateter kolonizasyonunda etkenlerin dağılımını saptamak amacıyla yapıldı.
Şekil 1. Kateterden izole edilen etkenlerin dağılımı (n=41)
Tablo 1. Kemik iliği nakli yapılan hastalarda kateterin çıkarılma nedenleri
Yöntem: Bu çalışmada Ağustos 2009 ve Aralık 2013 yılları arasında otolog ve allojenik kök hücre nakli yapılan
131 olgu retrospektif olarak incelendi. Olguların 124’
ünde juguler geçici, 6’ sında tünelli hicman kateter vardı.
Kateterde üreme olup kan kültüründe farklı bir organizma üremesi kontaminasyon ya da kolonizasyon, kateter
ve kan kültür örneklerinde aynı direnç paternine sahip
mikroorganizma üremesi durumunda katetere bağlı kan
akımı infeksiyonu (KBKAİ) olarak değerlendirildi.
Bulgular:Kateter tiplerine bakıldığında 124 olguya juguler geçici kateter, 6 olguya ise hicman kateter takılmıştır.
Yaş ortalamaları 51 (20-72) olup, %52.3’ü kadın, %63.1
(82) multiple miyelom, %19.2 (29) lenfoma, %17.7’ si (23)
ise akut lösemidir. Ortalama kateter kalış süresi 22 gün
(8-73) dür.
Tartışma: Katetere bağlı enfeksiyonlar lokal ve sistemik
bulgularla karşımıza çıkabilir. Lokal enfeksiyon bulguları
156
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
Tablo 2. Klinik olarak enfeksiyon saptanmış hastalarda kateterle ilişkili mikroorganizma etkeni
Bildiri:0153
P-050
ÇOCUKLARDA
HEMATOPOETİK
KÖK
HÜCRE
NAKLİ SONRASI GELİŞEN SİTOMEGALOVİRUS
ENFEKSİYONUNUN PRE-EMPTİF TEDAVİSİNDE ORAL
VALGANSİKLOVİR KULLANIMI. Musa Karakükçü, Bilgen Işık,
Ekrem Ünal, Ebru Yılmaz, Fatma Türkan Mutlu, Türkan Patıroğlu, Mehmet Akif
Özdemir. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Pediatrik
Hematoloji Onkoloji Bilim Dalı, Kayseri, Türkiye
Giriş: Hematopoetik kök hücre nakli (HKHN) sırasında
CMV PCR pozitif hastalarda pre-emptif tedavide en sık
kullanılan antiviral ilaçlar gansiklovir ve foskarnettir.
Her iki ilacın da intravenöz kullanılması nedeni ile hastane yatışının gerekli olması ve kemik iliği supresyonu
yapması en önemli dezavantajlarıdır. Pre-emptif tedavide
kullanılan diğer bir antiviral ilaç olan valgansiklovir gansiklovirin ön ilacı olup benzer etkinliğe sahiptir ve oral
kullanılabilme avantajına sahiptir. Ancak çocuklarda
kullanımı ile ilgili sınırlı veri mevcuttur. Bu çalışmada
pediatrik HKHN sonrası gelişen CMV enfeksiyonunun
pre-emptif tedavisinde oral valgansiklovirin etkinliği ve
güvenilirliği araştırıldı.
Hastalar ve Yöntemler: Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi
Pediatrik Kemik İliği Nakli Ünitesinde HKHN yapılan
hastalar CMV profilaksisi için asiklovir veya valasiklovir
alırken, haftada 2 kez de CMV-PCR ile takip edildi. Üst
üste 2 pozitif veya tek seferde yüksek titrede CMV-PCR
pozitifliği durumunda hastalara pre-emptif tedavi olarak
CMV-PCR titreleri, engraftman ve klinik durumları göz
önüne alınarak gansiklovir, foskarnet veya oral valgansiklovir verildi. Taburculukları sırasında CMV-PCR pozitifliği devam eden hastalar oral valgansiklovir ile taburcu
edildi. Valgansiklovir tedavisi üst üste iki kez CMV-PCR
negatifliği durumunda kesildi. Hastalar aralıklı fizik
muayene, tam kan sayımı, böbrek ve karaciğer fonksiyon
testler ve serum elektrolitleri ile takip edildi.
Bulgular: Ortalama 20 aylık süre zarfında 14’ü allojenik,
6’sı otolog olmak üzere toplam 20 nakilde valgansiklovir
kullanıldı. Allojenik nakillerden 6’sı MSD, 2’si MFD, 3’ü
haploidentik, 2’si kord kanı nakli ve bir tanesi MUD idi.
20 vakanın 6’sı kız, 14’ü erkekti. Hastaların yaş ortalaması 7,7±5,1 (6 ay-15 yaş) idi. Hastaların tamamına
valgansiklovir 15 mg/kg/doz olmak üzere 12 saatte bir
verildi. Tedavinin başlangıcında hastaların ortalama
CMV-PCR titreleri 940,1±737,1 (212-2500) kopya/ml
idi. Tedavi başladıktan sonra ki takip CMV-PCR titreleri
en yüksek 2083±2589,2 (234-9270) kopya/ml’ye kadar
yükseldi. CMV-PCR pozitifliği engraftman sırasında tespit
edilen 3 hastada foskarnet tedavisi ile başlanıp ardından
valgasiklovire geçildi. 4 hastada ise valgansiklovir tedavisi altında CMV-PCR titrelerinde ani ve yüksek artış olmasından dolayı iv gansiklovir tedavisine geçildi. Titreler
düşünce tekrar oral valgansiklovir başlandı. Hastalar
naklin ortalama +26,9±15,1. (-3 ve +60.) gününde oral
valgasiklovir kullanmaya başladı. Ortalama 16,5±9,9
(3-46) gün süreyle oral valgansiklovir tedavisi aldılar. Bir
hastada şüpheli ALP yüksekliği ortaya çıktı. Diğerlerinde
anlamlı yan etki saptanmadı.
Sonuç: Oral valgansiklovir pediatrik HKHN sonrası gelişen CMV enfeksiyonlarının tedavisinde etkili ve güvenilir
bir antiviral ajandır. Bu sayede hastaların tekrar hastaneye yatışları azalmıştır.
Anahtar Kelimeler: Hematopoietik Kök Hücre Nakli,
Valgansiklovir, CMV
Bildiri:0154
P-051
HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE NAKLİ YAPILAN
PEDİATRİK
HASTALARDA
GRANÜLOSİT
TRANSFÜZYONU. Bilgen Işık, Musa Karakükçü, Ekrem Ünal, Ebru Yılmaz,
Fatma Türkan Mutlu, Türkan Patıroğlu, Mehmet Akif Özdemir. Erciyes Üniversitesi Tıp
Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Pediatrik Hematoloji Onkoloji Bilim Dalı,
Kayseri, Türkiye
Giriş: Hematopoetik kök hücre nakli (HKHN) sırasında
enfeksiyonlar morbidite ve mortalitenin en önemli nedenleridir. Hastaların enfeksiyon dönemlerinde granülosit
transfüzyonu ile enfeksiyon süresi ve şiddetinin azaldığına dair yayınlar olmasına rağmen Amerikan Enfeksiyon
Hastalıkları Derneği granülosit transfüzyonunun rutin
kullanımını önermemektedir. Bu çalışmada pediatrik
HKHN sonrası nötropenik dönemde gelişen ciddi enfeksiyonların tedavisinde kullanılan granülosit transfüzyonu
deneyimlerimiz sunuldu.
Hastalar ve Yöntem: Beklenen nötropeni süresi 7 günden fazla olan ve geniş spektrumlu antibiyotik ve antifungal tedavi ile kontrol altına alınamayan enfeksiyon veya
nedeni bilinmeyen ateş nedeni ile granulosit transfüzyon
tedavisi alan 8 hastanın nakil dosyası retrospektif olarak
incelendi.
Bulgular: İki ailesel hemofagositik lenfohistiyositozis, bir
Griscelli sendromu, bir Fankoni aplastik anemisi, bir ALL
ve üç nöroblastom hastasına yapılan; bir haploidentik, iki
MSD, iki MFD ve 3 otolog olmak üzere 8 HKHN sırasında toplam 20 granülosit infüzyonu verildi. Dört hastada
ateş kaynağı olarak sepsis, kateter enfeksiyonu ve anal
apse saptandı. Bu hastaların üçünün kan kültüründe
üreme tespit edildi. Diğer 4 hastada ise belirgin bir odak
6-8 Mart 2014, Antalya
157
bulunamadı, ancak ciddi mukozit ve genel durum düşüklüğü vardı. Hastalarda 3-4 dereceden mukozit ve ortanca
141 mg/dl CRP değerleri tespit edildi. Ortanca nötropeni
süreleri 8 gün, ortanca ateş süreleri 4.5 gün bulundu.
Naklin ortanca +6.5. gününde hastalara granülosit infüzyonu verildi. Bu dönemde hastaların ortanca beyaz küre
değerleri 65/mm3, nötrofil değerleri 30/mm3 idi. Hastalara
ortanca 120 400/mm3 beyaz küre infüzyonu yapıldı ve
ertesi gün beyaz küre değerleri ortanca 2670/mm3 e çıkarıldı. Beş hastada ertesi gün, 2 hastada 2 gün sonra, 1
hastada ise 4 gün sonra ateşler düştü. Granülosit transfüzyonları sırasında ciddi yan etki izlenmedi. Myeloid engraftman ortanca +12.5 gün gerçekleşti. CMV enfeksiyonu
artışı veya kimerizmde bozulma izlenmedi.
Sonuç: Granülosit infüzyonu geniş spektrumlu antibiyotik ve antifungal tedavi ile kontrol altına alınamayan enfeksiyon durumlarında HKHN hastalarında
erken dönemde nötropeni durumlarında da kullanılabilir
görülmektedir.
Anahtar Kelimeler: Granülosit transfüzyon, Hematopoetik kök
hücre nakli, Enfeksiyon
Şekil 1. Hastanın cildindeki makulopapulonoduler candida lezyonları
Sonuçta immun supresif olup yoğun antibiyotik veya
kemoterapi tedavisi alan hastalardaki cilt lezyonlarında
sistemik kandidiyazis de akla gelmelidir.
Anahtar Kelimeler: Candida sepsisi, Makulopapulonoduler
döküntü, Kemik iliği nakli
Bildiri:0174
Bildiri:0169
P-052
APLASTİK ANEMİLİ BİR HASTADA ALLOJENİK NAKİL
SONRASI CİLT BULGULARIYLA PREZENTE OLAN
KANDİDA SEPSİSİ. Serap Kirkiz, Arzu Duygu Dönmez, Abdurrahman
Kara, Zekai Avcı, Pamir Işık, Sibel Tekgündüz, Bahattin Tunç. Ankara Çocuk Sağlığı Ve
Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesi
Sistemik fungal enfeksiyonlar nötropenik ve immun
suprese hastalarda sık görülür. Cilt tululumu nadirdir. Burada cilt bulguları ile kendini gösteren bir vaka
sunulmuştur.
Çok ağır aplastik anemi tanısı ile HLA 9/10 uyumlu
kardeşinden fludarabin, siklofosfamid, ATG hazırlık rejimiyle ikinci kez kök hücre nakli yapılan 10 yaşındaki
hastaya GvHD için siklosporin ve methotrexate uygulandı.
Hazırlık rejimiyle birlikte flukonazol profilaksisi de başlanan hastanın +8. gününde başlayan ateşi ve mukoziti
nedeniyle meropenem ve teikoplanin tedavileri başlandı.
+10. gününde yaygın kemik ve kas ağrısına ek olarak
saçlı deri dahil tüm ciltte makulopapülonodüler lezyonları
belirdi (Resim1). Bu dönemdeki lökosit sayısı 0,2x103 /μL,
Hb:9 gr/dl, platelet sayısı 23x103 /μL idi. Ateşin başlangıcında alınan periferik kan, kateter ve idrar kültürlerinde
Candida Crusei (Lipozomal amfoterisin B duyarlı, flukanazol orta hassas) üremesi saptandı. Yine bu dönemde
alınan cilt biyopsisi doku kültüründe de aynı antifungal
duyarlılığa sahip Candida Crusei üremesi oldu. Tedavi
olarak Lipozomal amfoterisin B (5mg/kg/gün) ve kaspofungin combine tedavisine ek olarak günaşırı toplam 6 kez
granülosit süspansiyonu verildi. Hastanın katateri çıkarıldı. Cilt bulguları ateş ve klinik bulguları 1 hafta içerisinde
düzelen hastanın tekrarlanan kan ve idrar kültürlerinde
üreme gözlenmedi. İnvazif kandidiazis açısından diğer
organlarda bulgu saptanmadı. Amfoterisin B 12. gününde,
kaspofungin 18.günde kesildi. Primer graft yetmezliği olan
hasta +50. günde genel durumu iyi olarak izlenmektedir.
158
P-053
ALLOGENEİK KEMİK İLİĞİ TRANSPLANTASYONU
YAPILAN
HASTALARDA
POLİMERAZ
ZİNCİR
REAKSİYONU İLE BK VİRUS TARAMASI. Fahriye Ekşi1, Tekin
Karslıgil1, Mustafa Pehlivan2, Mustafa Sağlam1, Handan Haydaroğlu Şahin2.
1
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji AD. Gaziantep. 2Gaziantep Üniversitesi
Tıp Fakültesi Erişkin Hematoloji Bilim Dalı&KİT Ünitesi, Gaziantep
Amaç: Bu çalışmada Allogenik kemik iliği transplantasyonu (AKİT) yapılan hastalarda, hematüri gelişmesi ve
hastanın idrarında BK virus saptanması irdelenmiştir.
Olgu: 24 yaşındaki erkek hasta Gaziantep Üniversitesi
Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi’ne halsizlik, vücutta morluk şikayeti ile başvurmuştur. Hastanın
rutin tetkiklerinde hemogramda total lökosit 30800/
mm3, hemoglobin 5.6 g/dl, trombosit 47000/mm3 saptanması üzerine hastaya kemik iliği aspirasyon ve biyopsi
(KİA-B) yapılmış ve %90 monoblast saptanarak AML M5
tanısı konmuştur. Translokasyonlar ve sitogenetik negatif olarak saptanmıştır. Hastaya orta riskli AML tanısı ile
remisyon indüksiyonu amacıyla 7+3 kemoterapi protokolü (sitarabin ve idarubisin) başlanmıştır. Kemoterapi
sonrası kontrol KİA-B’de blast: %1, flowsitometri normal,
sitogenetik negatif olarak saptanmıştır. Remisyon kabul
edilen hastaya konsalidasyon tedavisi verilmiştir. Kontrol
KİA ve KİB’ nde blast:%1 ve flowsitometri normal olarak
saptanmıştır. 2 kür yüksek doz sitarabin ile kosalidasyon
kemoterapisi verilerek remisyonda olan hastaya %100
HLA uyumlu akraba donörden AKİT yapılmıştır. Hastanın
AKİT’in 22. gününde iken kırmızı renkte yaygın makülopapüler döküntüleri gelişmiştir. Hastaya akut Greft
Versus Host Disease (GVHD) ön tanısı ile cilt biyopsisi
yapılmıştır, patoloji sonucu cilt GVHD ile uyumlu saptanmıştır. AKİT sonrası siklosporin kullanan hastada
akut cilt GVHD gelişmesi nedeniyle immunsupresif tedavisi arttırılarak siklosporine ilaveten mikofenolat mofetil
ve metilprednizolon başlanmıştır. Hastanın 49. günde
hematürü şikayeti başlamıştır. RT-PCR ile hastadan
alınan serum örneğinde BK virus DNA’sı saptanmazken,
idrar örneğinde 1.105.039.372 kopya/ml saptanmıştır.
AKİT sonrası profilaktik anti-viral tedavi olarak valasiklovir kullanan hastada tedavi değişikliği yapılarak
valgansiklovir başlanıp, siklosporin dozu düşürülmüş,
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
metilprednizolon azaltılarak kesilmiştir. Hastadan bir
hafta sonra alınan idrar örneğinde 911 milyon, sekiz
gün sonraki örneğinde BK virus 110 milyon kopya/ml.
olarak saptanmıştır. Bu arada yapılan mesane biyopsi’sinde, kronik inflamasyon ve trombüs saptanmıştır.
Yedi gün sonraki idrarında BK virus 8.1 milyon kopya/
ml saptanmıştır. Hastanın hematüri şikayeti düzelmiştir.
Hasta halen AKİT’in 83. gününde remisyonda takip edilmektedir. Hastanın idrarındaki BK virus değerleri birer
hafta arayla takip edilmiş; 2,5 milyon, 313 bin, 116 bin,
ve 8227 kopya/ ml olarak saptanmıştır.
Allogenik kemik iliği transplantasyonu yapılan 34 hastada 104 idrar örneği çalışılmıştır. Hastalardan ilk olarak
serum ve idrar örnekleri alınmakta bu hastaların idrarlarında yada serumlarında pozitiflik saptandığı taktirde
takibe alınmaktadır. Ancak şu ana kadar serum pozitifliğine rastlanmadı. İdrar örneklerinde 107ve üstü pozitiflik
saptanan hasta sayısı 4 (%11.8) ‘dür.
Sonuç: BK virus KİT alıcılarında hemorajik sistite neden
olabilir, bu hastalarda BK virus araştırılması ve tedavinin
düzenlenmesi önemlidir.
perikardiyal effüzyon saptanmıştır.Hastanın perikardiyosentez işlemi yapılmış ve hemorajik vasıflı örnekten
yollanılan sitosantrifüjde pnl hakimiyeti olduğu görülmüştür. Gönderilen sıvı tetkikleri de eksuda vasıflı olduğu saptanmıştır. Bu süreçte hastaya karbapenem, glikopeptid, TPM/SFM, Ciprofloksasin, Vorikonazol tedavileri
başlanmıştır.Hastanın perikardiyal sıvıdan gönderilen
ARB negatif, kültür üremesinde ise klebsiella pnömonia
üremesi olmuştur, alınan kan kültür sonucunda da
pseudomonas aeroginosa üremesi olmuştur.Ayrıca hastanın plevral sıvısı da olması nedeni ile plevral sıvıdan da
örneklenmiştir.Plevral sıvı örneği de eksuda vasıflı olup
kültür üremesi olmamıştır. Plevral sıvıdan gönderilen
ARB negatif, ADA düzeyi:53 gelmiştir. Hastanın antibiyoterapisi 3 haftaya tamamlanmıştır ve poliklinik izlemine
alınmıştır. Otolog kök hücre naklini takiben gelişen ve
tamponad ile sonuçlanan perikardiyal mayi gelişen olgumuzu nadir olması nedeni ile literatüre katkı sağlamak
amacı ile sunulmuştur.
Anahtar Kelimeler: otolog kök hücre, perikardiyal tamponad
Anahtar Kelimeler: Kemik iliği transplantasyonu, hematüri, BK
virus, RT-PCR
Bildiri:0179
P-054
RELAPS DİFFÜZ BÜYÜK B HÜCRELİ LENFOMA
OLGUMUZDA OTOLOG KÖK HÜCRE NAKLİ SONRASI
PERİKARDİYAL TAMPONAD. Şerife Solmaz Medeni, Özden Pişkin,
Ömür Gökmen Sevindik, Celal Acar, İnci Alacacıoğlu, Mehmet Ali Özcan, Fatih
Demirkan, Hayri Güner Özsan, Bülent Ündar. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi
Hematoloji Kliniği,İZMİR
Giriş: Otolog kök hücre nakli sonrası tamponada yol açan
perikardiyal effüzyon nadir olmakla beraber allogenik kök
hücre naklini takiben graft versus host hastalığına bağlı,
cmv enfeksiyonuna seconder tanımlanmış olgular gözlenmiştir. Otolog kök hücre naklini takiben ise etyolojisi net
ayırt edilememiş birkaç olguya literatürde rastlanmıştır.
Biz de relaps diffüz büyük B hücreli lenfoma(DBBNHL)
tanılı otolog nakil sonrası tamponad ile sonuçlanan perikardiyal effüzyon kliniği ile gelen olgumuzu sunuyoruz.
Olgumuz 53 yaşında,kadın hasta olup şubat 2011 yılında
evre 4 DBBNHL tanısı alarak 6 kür CHOP tedavisi almış
(Ritüksimab allerjisi nedeni ile alamamış), izlemde relaps
olması üzerine 2 kür ESHAP ve sonrasında kemosensitif olan hastaya aralık 2013 tarihinde otolog kök hücre
nakli yapılmıştır. Otolog naklin dokuzuncu gününde
nötrofil engrafmanı olmakla beraber izlemde trombosit
engrafmanı geçiken hastaya naklin 28. gününde IVIG
tedavisi verilmiş ve IVIG sonrası trombositleri çıkışa geçmiştir. Nötropeni süresince kateter enfeksiyonu dışında
bir enfeksiyonu olmamıştır. Taburculuğu yapılmış olan
olgumuz 3. gününde ciddi nefes darlığı ve ateş şikayeti ile acile başvurmuştur. Bu dönemde hastanın fizik
bakısında tansiyon:80/50mmHg,NB:120/dk,kardiyak
sesleri derinden geliyor olup akciğerde bazallerde solunum sesi azalmış.Hastanın tetkiklerinde WBC:14.3,
NEU:11,PLT:85.000, HB:11.5,CRP:271, krea:1.1,LDH:
245,Prokalsitonin:1.07 olarak gelmiştir. hastanın nefes
darlığı şikayeti doğrultusunda Kan gazı görülmüş ve
kan gazında hipoksemisi saptanmıştır. PA akciğer direk
grafide KTO artmış olan hastada kardiyoloji tarafından yapılan eko da RV önünde basıya yol açan 2.2 cm
6-8 Mart 2014, Antalya
Şekil 1. Torax BT Perikardiyal-plevral mayii
Bildiri:0188
P-055
FAMİLİYAL HEMOFAGOSİTİK LENFOHİSTİYOSİTOZ
TEDAVİSİNDE HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE NAKLİ.
Burçin Beken, Selin Aytaç, Barış Kuşkonmaz, Günay Balta, Mualla Çetin, Fatma
Gümrük, Duygu Uçkan Çetinkaya. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Hematoloji
Bilim Dalı
Familyal hemofagositik lenfohistiyositoz (FHL), otozomal
resesif kalıtılan, kontrolsüz ve yetersiz immun yanıt ile
karakterize bir hastalıktır. Altta yatan patoloji sitotoksik
T lenfosit ve doğal öldürücü (NK) hücrelerin öldürme
fonksiyonundaki bozukluk olup günümüzde tek küratif
tedavi seçeneği hematopoetik kök hücre naklidir.
Bu çalışmada; Kasım 1994 ile Aralık 2012 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları
Anabilim Dalı Hematoloji Ünitesi’nde FHL tanısı konan
57 hastanın klinik ve laboratuvar bulguları retrospektif
olarak incelenmiş; hematopoetik kök hücre nakli (HKHN)
yapılan hastalar ve bu hastaların prognozları analiz
edilmiştir.
159
FHL tanısı konan 57 hastanın 37’sinde (%65) mutasyon
çalışılmış olup, bu 37 hastanın 11’inde (%30) UNC13D
mutasyonu, 10’unde (%27) PRF1 mutasyonu, üçünde
(%8) STX11 mutasyonunun pozitif, on üç (%35) hastada
ise her üç mutasyon da negatif bulundu. Tanı anında
hastaların tümünde kemik iliği tutulumu, 25 hastada da
SSS tutulumu saptandı.
Hastalar aldıkları tedaviler açısından değerlendirildiğinde; 32 (%56) hasta HLH-2004 protokolü, 17 (%30) hasta
HLH-1994 protokolü, sekiz (%14) hasta ise sadece destek
tedavisi aldığı (tanı anında genel durumu kötü olup protokol başlanamadan eksitus olanlar) görüldü. (tedavi protokolleri etoposid, siklosporin-a, deksametazon ve intratekal metotreksat+prednisolonu içermektedir) HLH-1994
protokolü alan hastaların 6’sının (%35), HLH-2004 protokolü alan hastaların da 18’inin (%56) remisyona girdiği
görüldü, iki grup arasında fark saptanmadı (p=0.273).
Hastaların remisyona girme süresi median 76 gün (dağılım:15-705 gün) olarak bulundu. Remisyonda olan 11
(%19) hastaya median 10 ay(dağılım: 3-74 ay) sürede
tam ve kısmi uyumlu donorlerden (kardes=8, anne=1,
baba=1, babaanne=1) hastanemizde HKHN( periferik kök
hücre ( n=8) kemik iliği (n=5 ) yapıldı (1 hastaya relaps
olması nedeniyle 3 kez HSCT yapıldı). Vericilerin HLA
uyumu 8 hastada 6/6, 1 hastada 5/6, 2 hastada 10/10
olup, kullanılan hazırlık rejimleri; busulfan, siklofosfamid, etoposid, antitimositglobulin, fludarabin, melfelan,
alemtuzumab ve total vücut ışınlaması idi.
HKHN yapılanlardan beşi ortanca dokuz ayda (dağılım:
0.3-161 ay) kaybedilirken (3 hasta akut GVHD, 1 hasta
kronik GVHD, 1 hasta IVIG’e bağlı hemolitik anemi), 6
hasta halen izlenmektedir. HKHN yapılan hastalarda beş
yıllık sağkalım oranı %44 iken HKHN yapılmayan hastalarda %16 olup, iki grup arasında sağkalım açısından
anlamlı fark saptandı (p=0.020).
Sonuç olarak; FHL ölümcül seyirli bir hastalık olup tek
küratif tedavi seçeneği HKHN’dir. FHL tanısı mutasyon
çalışmalarıyla kesinleştirildikten sonra derhal uygun
donör aranmaya başlanmalı ve hastalar remisyona girer
girmez HKHN’ne yönlendirilmelidir.
Anahtar Kelimeler: Familyal Hemofagositik lenfohistiyositoz,
hematopoetik kök hücre nakli
Bildiri:0192
P-056
ALLOJENEİK HEMATOPOİETİK KÖK HÜCRE NAKİL
HASTASINDA GELİŞEN CMV ENFEKSİYONUNUN
GASTROİNTESTİNAL TUTULUMUNA BAĞLI ŞİDDETLİ
GASTROİNTESTİNAL SİSTEM KANAMASI. Ömür Gökmen
Sevindik1, Tuğba Başoğlu1, Şerife Medeni Solmaz1, Göksel Bengi2, Mesut Akarsu2,
İnci Alacacıoğlu1, Özden Pişkin1, Mehmet Ali Özcan1, Fatih Demirkan1, Bülent
Ündar1, Güner Hayri Özsan1.1Dokuz Eylül Üniversitesi Hematoloji Bilim Dalı, İzmir. 2Dokuz
Eylül Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı, İzmir
CMV enfeksiyonu allojeneik kök hücre sonrası sık karşılaşılan enfeksiyöz problemlerdendir. Pek çok sistem
tutulumu ile birlikte seyredebilen CMV enfeksiyonlarında
gastrointestinal tutulum nadir de olsa bildirilmektedir.
Çoğu gastroenterolojik tutulumu mevcut olan vakada
sıklıkla mide ve kolon mukozası etkilenmekte ve klinik
silik bulgularla seyretmektedir. Şiddetli gastrointestinal
sistem kanaması ile seyreden olgular literatürde nadirdir ve bu olguların yönetimi ile ilgili yeterli bilgi mevcut
değildir. Sunacağımız olgu da hastanemize şiddetli gastrointestinal kanama ile başvurmuş ve kanamaya neden
160
olacak etyolojik faktör olarak çok yüksek viral yük ile
birlikte cmv enfeksiyonu saptanmış bir allojeneik kök
hücre nakli alıcısıdır.
Olgu Sunumu: Nisan 2011 tarihinde dış merkezde
Akut Myeloid Lösemi tanısı almış olan hastanın yapılan
sitogenetik incelemesinde kompleks karyotipik anomali saptanmış ve hasta tarafımıza remisyonda iken kök
hücre nakli amacı ile yönlendirilmiş. HLA tam uyumlu
kardeşinden Kasım 2011’de allojeneik kök hücre nakli
uygulanan hasta ciddi bir komplikasyon yaşanmadan
naklin 35. gününde taburcu edildi. İzlemde hafif cilt
GVHD’si dışında ek sorunu olmayan hasta naklin 92.
gününde hastanemiz acil servisine halsizlik ve bayılayazma yakınmaları ile başvurdu ve yapılan değerlendirmede
şiddetli alt GIS kanaması tespit edildi. Başvurusunda Hb
değeri 3,5 g/dl olan ve trombosit değeri de 24000/microL olan hasta hemodinamik instabilite nedeni ile acilen
servise yatırıldı ve intravenöz sıvı ve kan ürünü desteği
başlandı. Gastroenteroloji uzmanlarınca yapılan alt GIS
incelemesinde kanama odağı saptanamayan hastaya
hemodinamik destek amaçlı ampirik olası CMV enfeksiyonu tutulumuna yönelik intravenöz Gansiklovir tedavisi
başlandı. Hemodinamik stabilitesi sağlanan hastanın
ertesi gün görülen periferik kan CMV viral yükü 1273633
kopya/ml idi. Olası kanama odağı açısından değerlendirilen hastanın yapılan çift balon enteroskopisinde jejunal
ve ileal segmentlerde multipl milimetrik ülsere lezyonlar
ve sızdırma şeklinde kanaması tespit edildi. Endoskopik
tedavisi uygulanan hastanın izlemde aktif GIS kanaması
durdu ve CMV kopya sayısı tedavinin 15. gününde 80
kopya/ml’nin altına düştü. Tekrar kanaması olmayan
hasta yatışının 23. gününde oral valgansiklovir idame
tedavisi ile taburcu edildi. İzlemde CMV reaktivasyonu
gelişmeyen hasta nakilinin 3. yılı içerisinde komplikasyonsuz izlenmkte.
Bu vaka ışığında, özellikle acil servise abondan ve şiddetli gastrointestinal kanama ile başvuran hastalarda gastrointestinal sistem tutulumu ile seyreden CMV
enfeksiyonunu akılda bulundurmanın ve eğer acil şartlarda çalışılamıyor ise CMV viral yük tayinini beklemeden
ampirik gansiklovir tedavisinin başlamanın hasta izlemi
ve yönetimi açısından doğru ve etkili bir yaklaşım olacağı
özetlenebilir.
Anahtar Kelimeler: cmv enfeksiyonu, gastrointestinal kanama,
gastrointestinal tutulum
Bildiri:0202
P-057
ÇOCUKLARDA
HEMATOPOETİK
KÖK
HÜCRE
TRANSPLANTASYONUNDA KATETER ENFEKSİYONU
GELİŞİMİNDEKİ RİSK FAKTÖRLERİ. Sibel Kandemir,
Muhammed Asarkaya, Nebahat Bora Güneş, Ozan Bulut, Egzi Tezer, Nurgül
Doğancı, Zeynep Kisecik, Nazife Karakoç, Zekai Avcı. Sağlık Bakanlığı Ankara Çıcuk
Sağlığı Ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Eğitim Ve Araştırma Hastanesi
Giriş: Hematopoetik kök hücre transplantasyonu uygulanan hastalarda, geçici veya kalıcı damar yolu için zorunlu
olarak santral venöz kateterler (SVK) kullanılmaktadır.
SVK uygulamalarının; uygun, güvenilir venöz yol sağlaması, yoğun kemoterapinin periferal venlerde yapabileceği ekstravazyon ve sonuçta oluşan cilt yanıkları, nekroz
gibi sorunların önlenmesinde, yaşamı tehdit eden sepsis
gibi ağır komplikasyonlara yol açabilmektedir.
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
Kateter enfeksiyonları, kateter kayıplarının en önemli
nedenidir ve kateterle ilişkili bakteriyemiler yüksek oranda mortalite ve komplikasyon riski taşımaktadır.
Amaç: Bu çalışmada, ACHO Kemik İliği Nakil Ünitesi’nde
2011 ile 2014 tarihleri arasında HKHT yapılmış olan 68
hastanın kateter enfeksiyonları ve gelişimindeki risk faktörleri değerlendirilmek üzere yapılmıştır.
Yöntem: Retrospektif olarak yapılan bu çalışmaya ACHO
HKHN’de yapılmış olup, veriler, kayıtlardan araştırmacılar tarafından oluşturulmuş veri toplama formu ile
toplanmıştır. Herhangi bir örnekleme yöntemine başvurulmayıp kliniğin açılışından verilerin toplanmasına
kadar geçen sürede ACHO HKHN’de hematopoetik kök
hücre transplantasyonu yapılmış olan 68hasta çalışmaya
dahil edilmiş, hastalara ait tüm veriler hemşire gözlem
kayıtlarından, dosyalardan ve bilgisayar sisteminden
toparlanmış, SPSS programı 18.0 versiyonu kullanılarak
analiz edilmiştir.
Bulgular:Yaşları ortalama 9.6±1.3 yıl, 2-17 yaş arasında değişen, 20’si kız ve 48’i erkek toplam 68 hastanın
34’ünde (%50.0) çeşitli patojenlerin neden olduğu kateter
enfeksiyonu ve bu hastaların 13’ünde periferik üreme
geliştiği saptanmıştır. Hastaların 17’sine talasemi major
(%25.0),11’ine akut miyelositik lösemi (%16.2), 8’ine akut
lenfositik lösemi ( %11.8), 5’ine nöroblastoma (%7.4),
4’üne ağır kombine immün yetmezlik (%5.9), (%6.1),
3’üne hodgkin lenfoma (%4.4), 3’üne fankoni aplastik
anemi (%4.4), 3’üne MDS (%4.4), 2’sine HLH (%2.9),
2’sine aplastik anemi (%2.9), 1’ine ataksi-telenjektazi-mix
lösemi (%1.5), 1’ine wiscott aldrich senromu-nonhodgkin
lenfoma(%1.5), 1’ine hiperimmünglobulin E sendromu
(%1.5), 1’ine chediak higashi (%1.5), 1’ine kronik miyelositik lösemi(%1.5), 1’ine hemofagositik sendrom (%1.5),
1’ine osteopetrozis (%1.5), 1’ine Ewing Sarkom ve 1’ine T
hücreli lenfoma (%1.5) nedeniyle transplantasyon yapılmıştır. Kök hücre kaynağına bakıldığında 56 hastaya
kemik iliği, 12 hastaya periferik kök hücre transplantasyonu yapıldığı saptanmıştır.
Allojenik nakilde otolog nakile göre efeksiyon görülme
sıklığının arttığı bulunmuştur. Hastanın tanısının malign
veya nonmalign olması, hazırlık rejimi, nötröpeni süresi,
kateter türü, refakatçiye ilişkin faktörler, alt bezi kullanımı ve diyare görülme durumu ve süresi parametrelerinin
kateter enfeksiyonu gelişmesinde etkisi çoklu regresyon
analizi ile incelenmiş ve anlamlı bir ilişki saptanmamıştır.
Kateterin yerinin enfeksiyon gelişmesine etkisi femoral
kateter kullanılan hasta sayısının az olması (n:2) nedeniyle değerlendirilemiştir.
Anahtar Kelimeler: Kateter Enfeksiyonları, Kök Hüce Nakli,
İlişkili Faktörler
Bildiri:0210
P-058
OTOLOG HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE NAKLİ
SONRASINDA GELİŞEN BİR CMV RETİNİT VAKASI.
Güldane Cengiz Seval1, Pervin Topcupğlu1, Celal İdemen2, Taner Demirer1. 1Ankara
Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı. 2Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları
Anabilim Dalı
Amaç: CMV retiniti, AHKHN sonrasında %1,4 oranında
görülmektedir. OHKHN’de CMV enfeksiyonu riski ise çok
daha düşüktür. Biz burada OHKHN sonrasında gelişen
CMV retinitli bir olguyu rapor ettik.
6-8 Mart 2014, Antalya
Olgu: 37 yaşında erkek hasta, 2005 yılında Hodgkin
Hastalığı tanısı almış. Olgumuza 8 kür ABVD sonrasında
Aralık 2013 tarihinde OHKHN yapıldı. Nakil sonrası 41.
günde CMV DNA düzeyi 2042 kopya/ml olarak saptandı. Hastanın 10 gün içinde CMV titresi 12028 kopya/
ml’ye kadar arttı. Hastaya 12 saatte bir 5 mg/kg/gün
gansiklovir tedavisi başlandı. Ancak tedavinin ilk gününde hastada ani görme kaybı gelişti, nörolojik değerlendirmesinde patoloji saptanmadı. Oftalmatolojik açıdan
yapılan değerlendirmesinde hastaya fundus florasein
anjiografi (FFA) yapılması önerildi. Yapılan FFA’da retinal
venlerin etrafında beyaz lezyonlar, tomurcuklanmış ağaç
görünümü şeklinde perivaskulit ile uyumlu bulunarak
CMV retinitine bağlı değişiklikler olarak değerlendirildi.
Gansiklovir tedavisi altında 2 gün içinde görmesi düzelen
hastanın takiplerinde de 2 hafta içinde CMV titresi negatifleşti. Hasta valgansiklovir 900 mg/gün ile CMV DNA (-)
olarak takip edilmektedir.
Tartışma: CMV enfeksiyonları, OHKHN sonrasında nadir
olarak görülmekle birlikte hastaların olası CMV reaktivasyonuna karşı dikkatli takip edilmeleri gerekmektedir.
Ani gelişen görme problemlerinde CMV retiniti aklımızda
bulunmalıdır. Burada sunmuş olduğumuz olgu, OHKHN
sonrasında gelişen ilk CMV retiniti vakası olması nedeniyle de önemlidir.
Anahtar Kelimeler: otolog hematopoetik kök hücre nakli, CMV
retiniti
Kordon Kanı Transplantasyonu
Bildiri:0161
P-059
KORDON KANI HEMATOPOİETİK KÖK HÜCRE
İÇERİĞİNİ BELİRLEMEK İÇİN CD34 MİKTARI VE İN
VİTRO GRANÜLOSİTER KOLONİ OLUŞTURMA (CFUGM) ARASI İLİŞKİ ANALİZİ. Emine Begüm Gençer1, Pınar Yurdakul2,
Handan Karakaya2, Seda Özkul2, Klara Dalva3, Meral Beksaç2. 1Ankara Üniversitesi
Biyoteknoloji Enstitüsü,Ankara. 2Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kordon Kanı Bankası,Ankara.
3
Ankara Üniversitesi İbni Sina Hastanesi Hematoloji Labaratuvarı,Ankara
Giriş: Çeşitli in vivo kaynaklardan elde edilen hematopoietik kök hücrelerin (HKH)’lerin klinik uygulama
için yeterli niteliklere sahip olup olmadığını gösteren
standart yöntemlerden nakil başarısını en iyi belirleyen
parametrelerden biri CD34+ HKH sayısıdır. Kordon kanı
(KK) gibi kriyoprezerve edilmiş ve uyarılmamış kök hücre
kaynağında, CD34‘e ilave olarak kısa ve uzun süreli progenitör hücreleri saptayan granülositer koloni oluşturma
(CFU-GM) analizleri, kordon kanı transplantasyonu sonrası engrafmanı sağlayacak HKH kolonilerini belirlemek
açısından kullanılan bir yöntemdir. CFU-GM ile CD34+
hücre miktarları arasında korelasyon olduğunu destekleyen yayınlar olduğu gibi aksi doğrultuda yayınlar da
literatürde mevcuttur.Bu çalışmada, Ankara Üniversitesi
Kordon Kanı Bankası’nda (AÜTF KKB) işlenen ve saklamaya alınan KK ünitelerinde CD34 sayıları ile CFU-GM
arasında ilişki olup olmadığı araştırılmaktadır.
Yöntem: Çalışmaya, 2013 yılında AÜTF KKB laboratuvarlarına gönderilen, hacim ve çekirdekli hücre (TNC)
açısından kabul edilebilirlik kriterlerine uygun toplam
749 KK ünitesi arasından seçilen 46 örnek dahil edilmiştir. Eritrosit ve plazma deplesyonu sonrası 400 mikrolitre
KK alınarak, öncelikle mononükleer hücre izolasyonu
161
gerçekleştirilmiş, başlangıç hücre sayısı belirlenmiş ve
uygun sulandırım sonrasında yarı katı metilselüloz besiyerine ekim gerçekleştirilmiştir.7. ve 14. günlerde CFU
kontrol ve sayımları gerçekleştirilmiştir. CFU oluşturan
hücreler, fenotipik özelliklerin en kesin biçimde mikroskobik olarak tespit edildiği 14. gün baz alınarak CFU-GM
sayıları kaydedilmiştir.
Sonuç: Çalışmaya dahil edilen örneklerin fiziksel özellikleri ortalama ve ortanca değerlerine göre analiz edilmiş ve Tablo 1’de özetlenmiştir. 14. günde mikroskobik
CFU-GM koloni sayısı ile CD34 hücre konsantrasyonu (hücre/μl) arasında anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir (r=0.32). İlaveten saklanan toplam CD34 hücre
sayısı ile koloni sayıları arasında korelasyon analizi
yapılmış ve yine anlamlı bir ilişki gösterilememiştir
(r=0.31). Değerlendirmeye alınan KK ünitelerinde CD34
hücre konsantrasyonu ve CD34 hücre sayıları ile koloni
oluşturma kapasiteleri arasındaki ilişki Grafik 1/2’de
gösterilmektedir.
Tartışma: CD34+ hücrelerin nakil öncesi, donma/erime
sonrası kalitesinin kontrol edilmesi ve CFU-GM test
sonuçlarıyla ilişkilendirilmesi, KK naklinin başarısını
öngörmekte seçim kriteri olarak kullanılmaktadır. CD34
sayısı ile kantitatif CFU-GM sonuçları arasında beklenen
ilişkinin bulunmaması CD34 ölçümünün HKH alt tiplerini belirlemekte yetersiz olmasından kaynaklanmaktadır.
Araştırmamızda çok düşük CD34 sayımlarına rağmen
yüksek sayıda CFU-GM kolonilerinin elde edilmiş olması bu hipotezi açıklamaktadır.Araştırmamızın devamı
Aldehid Dehidrogenaz’ın akım sitometrik analizi ile CD34
ve CFU-GM kolonilerinin alt grup analizini yaparak korelasyonun niçin gözlenmediğini incelemek olacaktır. Hedef
saklanan KK ünitelerinin engrafman potansiyelinin en
ideal ölçüm yöntemine ulaşmaktır.
Anahtar Kelimeler: Kordon Kanı, Hematopoietik Kök Hücre, CD
34, Granülositer Koloni Oluşturma (CFU-GM)
Grafik 1 CFU GM/ CD34 (hücre/μl) korelasyon
Grafik 2 CFU GM / CD 34 (X 106 hücre) korelasyon
162
Tablo 1. Kordon kanı üniteleri fiziksel özellikleri
Ortalama
CD34/μl
TOPLAM CD34 X106
Ortanca (aralık)
130,283
103 (18-553)
2,83
2,10(0,4-11,9)
PRE TNC (x107)
95,2413
83,05 (46,9-315,13)
POST TNC(x107)
76,93
63,75 (36,10-193,20)
CFU-GM(Koloni/hücre
sayısı)
48,3261
31,5 (2-400)
Canlılık
97,6739
98 (92-100)
Bildiri:0215
P-060
ÇOK AĞIR APLASTİK ANEMİLİ BİR ÇOCUKTA
UMBLİKAL KORD KANI KAYNAKLI BİR ANTİJEN
UYUMSUZ AKRABA DIŞI HEMATOPOİETİK KÖK
HÜCRE TRANSPLANTASYONU. Ahmet Emin Kürekçi, İbrahim
Eker, Orhan Gürsel, Oğuzhan Babacan. Gülhane Askeri Tıp Fakültesi Çocuk Hematolojisi
Bilim Dalı
Giriş: Pediatrik çok ağır aplastik anemide (AA), umblikal kord (UK) kanı kaynaklı hematopoietik kök hücre
transplantasyonu (HKHT) ile ilgili literatürde çok sınırlı bir bilgi birikimi mevcuttur. Burada immünsüpresif tedavilere cevap vermeyen, uygun akrabadan veya
akraba dışından donör bulunamayan çok ağır AA’lı bir
çocuğa, Gülhane Askeri Tıp Fakültesi Pediatrik HKHT
Merkezi’nde uygulanan, bir antijen uyumsuz akraba dışı
UK kaynaklı HKHT sunulmuştur.
Olgu: 4 yaşında kız hastanın öyküsünden, son 2 aydır mevcut olan vücudundaki morluklar şikayetiyle dış bir merkeze
kabul edildiği, burada beyaz küre:3290/mm3, total nötrofil
sayısı:110/mm3, hemoglobin: 10,8 g/dl ve platelet:11000 /
mm3, retikülosit 3000/mm3 olarak saptandığı, kemik iliği
aspirasyonunun ileri derecede hiposelüler bulunduğu ve
hastanın çok ağır AA ön tanısı ile kliniğimize sevk edildiği
öğrenildi. Kliniğimizde kemik iliği biyopsisinin sellüleritesi
%1-2 olarak saptandı. Etiyolojiyle ilgili pozitif bir bulgu
olmayan ve tam uyumlu akraba vericisi de bulunmayan
hastaya, idiopatik çok ağır akkiz AA tanısı ile şikayetlerinin
ortaya çıkmasından üç ay sonra BCSH protokolü başlandı.
Tedaviye herhangi bir yanıt alınamayan ve uygun vericisi
olmayan hastanın, transfüzyon ihtiyacının ve enfeksiyon
sıklığının da artması nedeni ile tanıdan bir yıl sonra UK
kaynaklı, HLA-DRB1 lokusunda bir antijen uyumsuz,
akraba dışı HKHT yapıldı. Fludarabin (4x30 mg/m2/gün),
tavşan kaynaklı ATG (4x3,75 mg/kg/gün) ve siklofosfamid
(4x300 mg/m2/gün)’den oluşan hazırlama rejiminin ardından hastaya 6,6 x 105/kg CD34+ kök hücre infüze edildi.
Graft versus host hastalığı (GVHH) profilaksisi için metotreksat ve siklosporin verildi.
Sonuç: Nakil sonrası 27. günde gelişen ve steroid tedavisine cevap veren serum hastalığı dışında major bir
transplant ile ilişkili toksisite, akut veya kronik bir GVHH
gelişmedi. Primer engraftman yetmezliği düşünülerek + 2.
ayda yapılan kemik iliği biyopsisinde yoğun eritroid progenitör hücrelerin olduğu, hiposellüler bir kemik iliği örneği
mevcuttu. Bu bulguları doğrular şekilde hastada +80.
günde, diğer serilerden önce eritroid engraftmanı sağlandı.
Nakil sonrası 100. günde olan hastanın, myeloid ve tromboid engraftman kriterlerini karşılamasa da, son 2 aydır
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
platelet transfüzyonu ihtiyacı veya herhangi bir enfeksiyon
durumu olmaksızın takibine devam edilmektedir.
Tartışma: Plasental lenfositler immünolojik olarak naifdirler, bu sebeple HLA uyumsuzluğunu çok daha iyi
tolere ederler. Bu da immünsüpresif tedavilere cevap vermeyen ve uygun vericisi olmayan ağır AA hastalarında,
UK’yi potansiyel bir tedavi seçeneği haline getirmektedir.
Son yıllarda, literatürde bu tür hastalarda ön plana çıkan
radyoterapisiz, düşük yoğunluklu hazırlama rejimlerinin sonuçları, tam kür sağlanamasa bile, bu hastalara
önemli bir transplant ile ilişkili toksisite yaşatmadan,
transfüzyon ihtiyacının ve enfeksiyon riskinin azalması
şansını vermesi açısından dikkat çekmektedir.
Anahtar Kelimeler: Akraba dışı, akkiz aplastik anemi, çocuk,
umblikal kord kanı kaynaklı nakil
Kök Hücre Donörleri ve Yaşam Kalitesi
Bildiri:0110
P-061
ETOPOSİD + G-CSF İLE PERİFERİK KANA KÖK
HÜCRE MOBİLİZASYONU: TEK MERKEZ DENEYİMİ.
Zafer Gülbaş1, Hasan Atilla Özkan2, Neslihan Başkan1, Serap Kural1. 1Özel Anadolu
Sağlık Merkezi Hastanesi, Kemik İliği Nakil Merkezi, Gebze/Kocaeli. 2Yeditepe Üniversitesi Tıp
Fakültesi Hastanesi, Hematoloji Bilim Dalı, İstanbul
Giriş: Çalışmamızda etoposid + G-CSF rejimi ile kök
hücre mobilizasyon deneyimimizi sunduk.
yalnızca periferik kan CD 34+ hücre sayısının mobilizasyon başarısı ile ilişkili olduğu görüldü (p<0,001). Periferik
kan CD 34 sayısında her 1 birimlik artış mobilizasyon
başarısızlığını 0,86 kat azaltıyordu. Periferik kan CD 34
sayısı başarısız mobilizasyon grubunda 6,2 (2,4-48,5)
iken, başarılı mobilizasyon grubunda 19,4 (2-335) idi
(p<0,001).
On dört (11%) hastada febril nötropeni, 3 (2,4%) hastada kalp yetmezliği gelişti. Hastaların 39’u (31%) santral
venöz katater, 60’ı (48%) eritrosit replasmanı ve 32’si
(25%) trombosit replasmanı ihtiyacı gösterdi. Kötü mobilize olan grubun trombosit replasman ihtiyacı istatiksel
olarak daha fazla bulundu (p=0,02). İki (1,5%) hastada
tedavi ilişkili MDS/AML geliştiği saptandı. Sonuçlar
Tablo’da özetlendi.
Sonuç: Etoposid + G-CSF rejimi genel olarak kötü risk
profiline sahip olan hastalarımızın %83’nde başarılı
bir kök hücre mobilizasyonu sağlamıştır. Mobilizasyon
başarısı periferik kan CD 34+ hücre sayısı ile ilişkilidir. Çalışmamız, etoposid + G-CSF rejiminin mobilizasyon başarısını negatif yönde etkilediği bilinen faktörlerden etkilenmediğini ve genel olarak iyi tolere edildiğini
göstermektedir.
Anahtar Kelimeler: Etoposid, Kök hücre, Mobilizasyon
Tablo 1. Kök hücre mobilizasyon başarısını
etkilemesi olası değişkenlerin analizi
Materyal-Method: Temmuz 2010 ile Mayıs 2013 tarihleri
arasında etoposid + G-CSF rejimi ile kök hücre mobilizasyonu yaptığımız 126 hastanın verileri analiz edildi.
Etoposid 1600 mg/m2 dozunda 24 saatlik infüzyon şeklinde uygulandı. G-CSF, kemoterapi bitiminden 24 saat
sonra başlandı ve kök hücre toplama işleminin sonuna
kadar 30 miü sc olarak uygulandı. <2 miü/kg kök hücre
toplanması (1-2 seans) başarısız mobilizasyon olarak
kabul edildi. Mobilizasyon rejiminin başarısı ve güvenilirliği analiz edildi.
Bulgular: Hastaların 82’si erkek, 44’ü kadındı. Hastaların
ortanca yaşı 47.5 yıl (16-73) idi. 81 hasta (%64) lenfoma
(NHL ve HL), 26 hasta (%21) multipl miyeloma (MM),
ve 19 hasta (%15) non-hematolojik maligniteye (NHM)
sahipti. Hastaların 51%’i (n=64) mobilizasyon öncesi
aktif/rezidüel hastalığa sahipti. On beş hasta (12%) daha
önce otolog kök hücre nakli tedavisi almıştı. Hastaların
20%’si (n=25) en az bir siklus melphalan/fludarabin/
lenalidomid tedavisi görmüştü. Otuz dokuz hasta (31%)
radyoterapi tedavisi almıştı. Hastalar daha önceden
ortanca 2 (1-5) farklı kemoterapi rejimi almıştı. Tanı
anından mobilizasyon rejimine kadar geçen ortanca
zaman 21.5 ay (4-228) idi. Ortanca CD 34+ hücre sayısı
11.25 (2-235) idi.
126 hastanın 104’ünde (%83) ortanca 3 seansta (1-7) >=2
miü/kg kök hücre toplandı. Yetmiş yedi (61%) hastada
ise >=2 miü/kg kök hücre ilk 1-2 seans da toplandı.
Yeterli kök hücre toplanan hastalardan kardiyak komplikasyon gelişen biri hariç tümüne otolog kök hücre nakli
tedavisi uygulandı.
Mobilizasyon başarısını etkileyen faktörler incelendiğinde univariate analizde CD 34+ hücre sayısı, KT rejim
sayısı ve M/F/L kullanımı anlamlı bulundu (sırasıyla, <0,001, 0,008 ve 0,016). Multivariate analizde ise
6-8 Mart 2014, Antalya
KT: kemoterapi; RT; radyoterapi; M: melphelan;
F: fludarabin; L: lenalidomid; KHN: kök hücre nakli;
*: ortanca
Bildiri:0127
P-062
ALLOGENEİK KÖK HÜCRE NAKLİ TEDAVİSİ İÇİN
AİLE İÇİ GÖNÜLLÜ VERİCİLERDE HLA DOKU TİPİ
UYUM SIKLIĞI VE GÖNÜLLÜLÜK DURUMUNUN
DEĞERLENDİRİLMESİ. Zühre Kaya1, Burcu Çalışkan3, Sevim Gönen2,
Ayşe Betül Ünal3, Zeynep Kemer3, Enes Değirmenci3. 1Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi,
Çocuk Hematoloji Bilim Dalı. 2Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Doku Tiplendirme Laboratuvarı.
3
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Gazi-KÖK çalışma grubu öğrencileri
Giriş: Allogeneik kök hücre nakli, malign veya nonmalign
hastalarda HLA (human lökosit antijen) doku tipi uygun
verici bulunması durumunda uygulanabilecek bir tedavi
yöntemidir. Aile içinden doku tipi uygun kardeş verici
bulma oranı %25-30 iken akraba dışı verici bulma olasılığı oldukça düşüktür. Ülkemizde ise doku tipi uygun
kardeş vericisi olmayan bir hastanın akraba dışı verici
bulma olasılığı gelişmiş ülkelere göre çok düşüktür.
163
Biz bu araştırmada geriye dönük olarak allogeneik kök
hücre nakli için alıcı-verici doku tipi uyumunun kardeş
ve kardeş dışı genişletilmiş aile taraması ile saptanma
sıklığı ve vericilerin gönüllülük durumunun değerlendirilmesini amaçladık.
Yöntem: Hastanemiz doku tiplendirme laboratuarında
2005-2013 yılları arasında malign veya nonmalign hastalık nedeniyle allogeneik kök hücre nakli planlanmış ve
HLA doku tipi kaydı bulunan çocuk alıcı ve aile içi vericilerin kayıtları geriye dönük olarak tarandı. Alıcı ve vericilerin yaş, cinsiyet, HLA Class I ve Class II (Luminex PCRSSO) doku tipi sonuçları ve iletişim bilgileri SPSS 16,0
programına kaydedilerek uygun istatistiksel yöntemlerle
analiz edildi. Çalışma için Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi
klinik araştırmalar etik kurulundan onay alındı.
Sonuçlar: Hastanemiz doku tiplendirimi laboratuarında
2005-2013 yılları arasında malign veya nonmalign hastalık nedeniyle allogeneik kök hücre nakli planlanmış 181
çocuk alıcı ve 825 vericilerinin HLA doku tipi kaydına
ulaşıldı. Taramalarda 825 vericiden, 344 (%42)’ ünün
HLA 6/6 aile içi identik vericisi olduğu tespit edildi. Nakil
ihtiyacı olan 181 alıcıdan sadece 70 (%39) tanesinin HLA
doku tipi uyumlu aile içi vericisi olduğu saptandı. Bu
vericilerden 56 tanesi kardeş (%80), geriye kalan 14 tanesi kardeş dışı verici (%20) (anne (n:2)(%14 ), baba (n:8)
(%58), dayı, teyze, amca ve hala çocukları (n:4)(%28)) idi.
Nakli planlanan hasta için verici olmayı kabul etmiş olan
sağlıklı gönüllülere kendi yakını dışında bir hasta için
de bağışcı olup olmayacağı konusunda soru sorulması
planlandı. Bu amaçla vericilerin yakını olan alıcıların iletişim bilgilerine ulaşıldı. Alıcıların 76 sinin telefon kaydı
bulunamadı, kaydı bulunan 105 alıcıdan 36’sına ise
ulaşılamadı, sadece 69 alıcıdan yanıt alınabildi. Ulaşılan
alıcıların toplam 447 aile bireylerinden 132 (%30) si kendi
akrabası dışındaki bir hasta için verici olmayı kabul ederken, 22 (%5) si verici olmayı kabul etmedi. Geriye kalan
293 (%65) verici ise konuşma anında kararsızdı; sonra
geri döneceklerini bildirdiler.
Tartışma: Araştırmamızda aile içi kardeş dışı doku
tipi uygun verici bulma oranının kardeş verici oranına
yakın bulunması genişletilmiş aile taraması yapılmasının
yararlı olduğuna işaret etmektedir. Ayrıca sadece nakli
planlanan hasta için gönüllü olmayı kabul etmiş sağlıklı
hasta yakınlarının ulusal bankaya da verici olarak yönlendirilmesinin ülkemizde yetersiz sayıda bulunan akraba dışı verici sayısını arttırmada küçük de olsa bir katkı
sağlayacağını düşünmekteyiz.
Hastalar ve Yöntem: Temmuz 2012-Aralık 2013 e kadar
toplam 98 hastaya akraba dışı vericiden 104 Allo-HKHN
yaptık. Ortanca yaş 32 yıl (16-62 yıl) dı. Hastaların 63 ü
erkek, 35 i kadındı. Hastaların tanısı çoğunlukla akut
lösemiydi (n=60; %61,2) (33 AML, 2 MDS-AML, 22 ALL,
2 bifenotipik). Geri kalanı ise 17 kemik iliği yetmezliği
(9 MDS, 5 Fankoni anemisi, 2 Aplastik anemi, 1 PNH),
11 kronik miyeloproliferatif hastalık (6 KML, 2 KMML,
3 primer miyelofibrozis), 9 lenfoproliferatif hastalık (7
HL, 1 KLL, 1 mycozis fungoides) ve 1 multiple myeloma
idi. Kırkyedi hasta HLA tam uyuşumlu vericiden nakil
olurken, 50 hasta 9/10 allel veya antijen uyuşumsuz (7
HLA-A allel ve 11 antijen; 10 HLA-B allel ve 8 antijen; 9
HLA-DRB1 allel ve 1 antijen; 1 HLA-C allel ve 3 antijen)
ve 1 hasta 8/10 (1 C antijen ve 1 DRB1 allel uyuşumsuz)
vericiden Allo-HKHN olmuştur.
Tablo 1. Hasta Özellikleri ve transplantayson sonuçları
HLA tam uyuşum HLA tam uyuşum yok
var
(n=51)
(n=47)
Ortanca yaş, yıl (aralık)
Cinsiyet (E/K), n
Tanı
Akut Lösemi
Kemik İliği Yetmezliği
Kr Miyelopro. Hast.
Lenfoma
Miyeloma
Hazırlık rejimi yoğunluğu, MA/İYHR
p
27 (16-62)
37 (17-62)
0,015*
32/15
31/20
0,45
29
9
4
5
0
30
9
7
4
1
0,78
32/25
38/13
0,48
Kök Hücre Kaynağı (Kİ/ÇK)
7/40
5/46
0,44
Engraftman, var
%76,6
%82,4
0,48
Akut GvHH, var
%51,1
%45,2
0,58
Akut GvHH, GrI-II vs III-IV
%57,9 vs %42,1
%51,2 vs %48,8
0,71
Kronik GvHH
%33,3
%48,6
0,23
Kronik GvHH yaygın
%33,3
%70,5
0,07**
Tüm transplant-ilişkili ölüm
Erken transplant-ilişkili ölüm
%46,8
%36,2
%43,1
%27,5
0,72
0,35
%37,7± %7,8
%50,1± %7,5
0,78
3 yıllık sağkalım olasılığı
E: Erkek; K: Kadın, MA: Miyeloablatif, İYHR: İndirgenmiş yoğunlukta hazırlık rejimi,
Kİ: Kemik İliği, ÇK: Çevre kanı * istatistiksel anlaml; ** istatistiksel anlamlı olma
eğiliminde
Anahtar Kelimeler: aile içi gönüllü verici, gönüllülük durumu
Bildiri:0140
P-063
AKRABA DIŞI ALLOJENEİK HEMATOPOETİK HÜCRE
NAKLİNDE HLA UYUŞUMUNUN ETKİSİ-TEK MERKEZ
DENEYİMİ. Güldane Cengiz Seval, Pervin Topçuoğlu, Mehmet Özen,
Mehmet Gündüz, Erden Atilla, Klara Dalva, Önder Arslan, Muhit Özcan, Taner
Demirer, Osman İlhan, Nahide Konuk, Meral Beksaç, Günhan Gürman. Ankara
Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı, Ankara
Amaç: Bu çalışmada akraba dışı allojeneik hematopoetik
kök hücre naklinde (allo-HKHN) HLA uyuşumunun etkisini transplantasyon sonuçlarına etkisini değerlendirmeyi amaçladık.
164
Sonuçlar: HLA tam uyuşumlu olan ile olmayanları
karşılaştırdığımızda tam uyuşumlu grubun daha genç
olduğu görüldü (27 yıl karşı 37 yıl, p=0,015) (Tablo).
Nakil öncesi tanılar, hazırlık rejimi yoğunluğu ve kullanılan kök hücre kaynağı her iki grupta benzerdi. Toplam
6 hastaya 2.kez aynı vericiden Allo-HKHN yapıldı. Bu
hastaların biri dışında hepsine birincil graft yetersizliği
nedeni ile ikinci nakil gerekti. Bir hastada hastalık nüksü
olduğu için 2.kez allo-HKHN yapıldı. Graft yetmezliği
olan 5 hastadan 4 ünde verici HLA tam uyumlu, birinde
9/10 HLA-DRB1 allel uyumuzdu. Graft yetmezliği olan
bir hastada 2.allo-HKHN sonrası başarılı hematopoetik
toparlanma gerçekleşti. Transplantasyon sonrası akut ve
kronik GvHH sıklığı, erken ve tüm transplantasyon ilişkili
ölüm ve de toplam sağkalımın HLA uyuşumsuzluğundan
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
etkilenmediği görüldü. Yalnızca kronik yaygın GvHH HLA
tam uyuşumlu grupta sıklığı fazla olma eğilimindeydi
(p=0,07).
periferik kas kuvvetini iyileştirmek için yeterli olmayabilir. İnspiratuar kas eğitiminin allo-HKHN güvenli ve etkili
bir pulmoner rehabilitasyon yaklaşımıdır.
Sonuçta HLA tam uyuşumlu olan ile 1 allel ve/veya antijen uyuşumsuz nakiller karşılaştırıldığında sonuçların
benzer olduğu görülmektedir. Bundan sonraki hedefimiz
vaka sayısı arttığında HLA alltiplerindeki uyuşumsuzluğun transplantasyon sonuçlarını karşılaştırmaktır.
Anahtar Kelimeler: inspiratuar kas eğitimi, maksimal egzersiz
kapasitesi, yorgunluk, depresyon, yaşam kalitesi
Anahtar Kelimeler: Akraba dışı, allojeneik hematopoetik kök
hücre nakli
Bildiri:0195
P-064
ALLOJENEİK HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE NAKLİ
ALICILARINDA İNSPİRATUAR KAS EĞİTİMİNİN
MAKSİMAL EGZERSİZ KAPASİTESİ, KAS KUVVETİ,
YORGUNLUK, DEPRESYON VE YAŞAM KALİTESİ
ÜZERİNE ETKİSİ. Gülşah Barğı1, Meral Boşnak Güçlü1, Zeynep Arıbaş1,
Burcu Camcıoğlu1, Müşerrefe Nur Karadallı1, Zeynep Şahika Akı2, Gülsan Türköz
Sucak2. 1Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü,
Ankara. 2Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hematoloji Bilim Dalı, Ankara
Giriş: Allojeneik hematopoetik kök hücre (allo-HKH) alıcılarında iskelet, solunum kas kuvveti ve egzersiz kapasitesi azalmaktadır. Literatürde allo-HKH alıcılarında
inspiratuar kas eğitiminin maksimal egzersiz kapasitesi,
inspiratuar ve periferik kas kuvveti, yorgunluk, depresyon ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini araştıran çalışma
yoktur.
Amaç: Bu çalışmanın amacı allo-HKH alıcılarında inspiratuar kas eğitiminin maksimal egzersiz kapasitesi, inspiratuar ve periferik kas kuvveti, yorgunluk, depresyon ve
yaşam kalitesi üzerine etkilerini araştırmaktı.
Bireyler ve Yöntemler: Çalışma ileriye dönük, rastgelelenmiş kontrollü, çift kör olarak planlandı. Otuz sekiz
allo-HKH alıcısı (nakil sonrası >100 gün) dahil edildi.
Yirmi alıcıya (34.10±12.65 yıl, 12E, 8K) inspiratuar kas
eğitimi (MİP’in %40’ında) 18 alıcıya (39.11±12.57 yıl,
12E, 6K) sham tedavisi (MİP’in %5’inde) 6 hafta boyunca uygulandı. Maksimal egzersiz kapasitesi Modifiye
Artan Hızda Mekik Yürüme Testi (AHMYT), solunum kas
kuvveti (MİP, MEP) ağız basınç ölçüm cihazı, periferik
kas kuvveti taşınabilir el dinamometresi, yorgunluk
Yorgunluk Etki Ölçeği, depresyon derecesi Montgomery
Asberg Depresyon Derecelendirme Ölçeği ve yaşam kalitesi Avrupa Kanser Araştırma ve Tedavi Organizasyonu
Yaşam Kalitesi Ölçeği (EORTC QOL C-30) kullanılarak
değerlendirildi.
Sonuçlar: Grupların başlangıç demografik ve klinik özellikleri benzerdi (p˃0.05). İnspiratuar kas eğitimi sonrası
tedavi grubunun Modifiye AHMYT mesafesi (p=0.017),
MİP (p<0.001) ve MEP’i (p<0.001) sham grubu ile karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı olarak arttı ve depresyon puanı (p<0.001) istatistiksel anlamlı olarak azaldı.
Tedavi grubunda quadriceps femoris (p=0.055), EORTC
QOL ölçeğinin genel sağlık durumu (p=0.047) ve fonksiyonel (p=0.026) alt ölçek puanları istatistiksel anlamlı
olarak iyileşti.
Bildiri:0208
P-065
HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE NAKİL ADAYLARINDA
DİSPNENİN FONKSİYONEL EGZERSİZ KAPASİTESİ,
SOLUNUM VE PERİFERİK KAS KUVVETİ VE
PULMONER FONKSİYONLAR İLE İLİŞKİSİ. Elif Sakızlı1,
Gülşah Barğı2, Meral Boşnak Güçlü2, Zeynep Arıbaş2, Burcu Camcıoğlu2, Müşerrefe
Nur Karadallı2, Zeynep Arzu Yeğin1, Gülsan Türköz Sucak1. 1Gazi Üniversitesi Tıp
Fakültesi, Hematoloji Bilim Dalı, Ankara. 2Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Fizyoterapi
ve Rehabilitasyon Bölümü, Ankara
Giriş: Dispne, kardiyak veya akciğer hastalarında sıklıkla
görülmekle birlikte hematopoetik kök hücre nakil (HKHN)
adaylarında nakil sürecinde de görülebilir. Literatürde
HKH alıcılarında dispne varlığı az sayıda vaka raporu
ile bildirilmiştir, ayrıca dispne ile fonksiyonel egzersiz
kapasitesi, solunum ve periferik kas kuvveti, pulmoner
fonksiyonlar arasındaki ilişkiyi araştıran çalışma yoktur.
Amaç: Bu çalışmanın amacı hematopoetik kök hücre
nakli adaylarında dispnenin görülme oranı ve fonksiyonel egzersiz kapasitesi, solunum ve periferik kas kuvveti,
pulmoner fonksiyonlar ile ilişkisini incelemekti.
Birey ve Yöntem: Hematopoetik kök hücre nakil adayı 33
hasta (6 otolog, 27 allojeneik 43.36±14.22 yaş, 26E, 7K)
çalışmaya dahil edildi. Dispne Modifiye Medical Research
Council Dispne ölçeği (MMRC), pulmoner fonksiyonlar
spirometre, inspiratuar ve ekspiratuar kas kuvveti (MİP,
MEP) ağız basınç ölçüm cihazı, periferik kas kuvveti taşınabilir el dinamometresi, fonksiyonel egzersiz kapasitesi
6 dakika yürüme testi (6DYT) ile değerlendirildi.
Sonuçlar: Yirmidört hastada (%72.7) günlük yaşam aktiviteleri sırasında dispne görüldü. Modifiye MRC puanı
ile 6DYT mesafesi (r=-0.490, p=0.004), MEP (r=-0.368,
p=0.035), quadriseps femoris (r=-0.417, p=0.018), biseps
brachi (r=-0.583, p=0.011), omuz fleksörleri (r=-0.598,
p=0.009), omuz abdüktörleri (r=-0.471, p=0.049) kas
kuvveti arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki vardı.
Pulmoner fonksiyonlar ve MMRC dispne puanı ile ilişkili
değildi (p>0.05).
Tartışma: Hematopoetik kök hücre nakil adaylarında günlük yaşam aktiviteleri sırasında yüksek oranda
dispne görülmüştür. Periferik ve solunum kas kuvveti
azaldıkça dispne algılaması artmakta, dispne algılaması
arttıkça fonksiyonel egzersiz kapasitesi azalmaktadır.
Dispneye sebep olan etkenler ve pulmoner rehabilitasyonun dispne üzerine etkileri araştırılmalıdır.
Anahtar Kelimeler: dispne, hematopoetik kök hücre nakli, kas
kuvveti
Tartışma: Allo-kök hücre naklinden en az 100 gün sonra
uygulanan inspiratuar kas eğitimi allo-HKH alıcılarında
maksimal egzersiz kapasitesi ve solunum kas kuvvetini
arttırır, depresyon şiddetini azaltır. Altı haftalık inspiratuar kas eğitimi süresi yorgunluk, yaşam kalitesi ve
6-8 Mart 2014, Antalya
165
Kök Hücre Kaynakları ve Deneysel Kök Hücre
Araştırmaları
Bildiri:0120
P-066
BİR GECE BEKLETME SONRASINDA -80°C’DE
PROGRAMSIZ
DONDURULARAK
SAKLANAN
ÇEVRESEL KAN KÖK HÜCRE ÜRÜNLERİNDE CD34+
HÜCRE KAYIP ORANLARI. Ayhan Dönmez, Fergün Yılmaz, Bahar
Arık, Nur Soyer, Seçkin Çağırgan, Murat Tombuloğlu. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi,
Hematoloji Bilimdalı, İzmir, Türkiye
Giriş: Lökaferez sonrası bekletilmeksizin programlı dondurucuda dondurularak azot içinde saklanan (standart
yöntem) çevresel kan kök hücre (ÇKKH) ürünleri ile
yapılan çalışmalarda eritme sonrasında ortalama total
ve canlı CD34+ hücre kayıp oranları sırasıyla %15.8 ve
%28.7 bulunmuştur. Buna karşın, bir gece ticari buzdolabında dondurulmadan bekletme sonrası -80°C mekanik
dondurucuda programsız dondurularak saklanan ÇKKH
ürünlerindeki CD34+ hücre kayıp oranları bilinmemektedir. Nakil merkezlerince giderek artan sıklıkta kullanılan
bu ürünlerdeki CD34+ hücre kayıp oranlarını belirlemeyi
amaçladık.
Yöntem: Türk Hematoloji Derneği tarafından desteklenen çalışmamızda (proje no: 2009/02AD); mobilize 41
hastanın (ortanca yaş: 52, K/E: 22/19) lökaferez ile toplanan 83 ÇKKH ürününde akım sitometri (BD FACSAria
cell sorter, BD Biosiences) ile üç farklı dönemde (taze
[lökaferez sonrası], dolapta bir gece bekletme sonrası [dondurma öncesi] ve eritme sonrası) CD34+ hücre
düzeylerini belirledik.
Sonuçlar: Taze ürünler ile karşılaştırıldığında; bir gece
bekletme sonrası ve eritme sonrası ürünlerde total
CD34+ hücre kayıp oranlarını %16.3 ve %38.4 (sırasıyla,
p = 0.02), canlı CD34+ hücre kayıp oranlarını %16.5 ve
%48.5 (sırasıyla, p < 0.001) olarak bulduk.
Tartışma: Eritme sonrası total (%15.8 karşın %38.4) ve
canlı (%28.7 karşın %48.5) CD34+ hücre kayıp oranlarını
standart dondurma yöntemlerine göre yaklaşık %20 daha
fazla saptadık. Standart yöntemlere göre hesaplanmış
nakil için gerekli en düşük CD34+ hücre (2x106/kg)
düzeylerine kayıp oranlarının eklenmesi ve bu ürünlerle
yapılan nakillerde alt sınırın 2.4x106/kg kabul edilmesi
uygun bir yaklaşım olacaktır.
Anahtar Kelimeler: CD 34+ hücre, periferik kök hücre, bir gece
bekletme, dondurma
Bildiri:0152
P-067
ÇOCUKLARDA ALFA/BETA T HÜCRE (TCR-ΑΒ)
DEPLESYONU İLE HAPLOİDENTİK HEMATOPOETİK
KÖK HÜCRE NAKLİ: ERCİYES ÜNİVERSİTESİ
DENEYİMİ. Musa Karakükçü, Ekrem Ünal, Bilgen Işık, Ebru Yılmaz, Fatma
Türkan Mutlu, Özlem Gül Kırkaş, Türkan Patıroğlu, Mehmet Akif Özdemir. Erciyes
Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Pediatrik Hematoloji Bilim
Dalı, Kayseri, Türkiye
Giriş: Ülkemizde hematopetik kök hücre nakli (HKHN)
başarıları gün geçtikçe artmasına rağmen ulusal dönör
bilgi bankası ve kordan kanı bankacılığı istenilen seviyede değildir. Bu durumda uygun vericisi olmayan hastalar
için haploidentik nakiller küratif bir seçenek olabilir. Son
yıllarda özellikle graft versus host hastalığını (GVHD)
166
önlemek için yapılan in-vivo veya in-vitro T hücre deplesyonları sonucu nakil başarılarında anlamlı artışlar sağlanmıştır. Haploidentik nakillerde; CD 34 seleksiyonu,
CD 3 deplesyonu, CD 3/CD 19 deplesyonu ve son olarak
αβ T lenfositlerin (TCR-αβ) deplesyonu gibi farklı in-vitro
graft manüplasyon teknikleri kullanılmıştır. Bu bildiride
ünitemizde TCR-αβ deplesyonu ile haploidentik nakil
yapılan hastaların sonuçları tartışılmıştır.
Hastalar ve Metod: 2012 tarihinden itibaren relaps AML,
refrakter/relaps ALL, ağır aplastik anemi, tanıları ile
izlenen 8 hastaya toplamda 10 kez TCR αβ deplesyonu
ile haploidentik nakil yapıldı. ATG, fludarabin, thiotepa,
melfalan ile hazırlama rejimi uygulandı. Haploidentik
verici belirlenmesinde özellikle malign hastalıkları olan
hastalardan elde edilen blastlar ile verici lenfositleri arasında NK alloreaktivitesine bakıldı, ve alloreaktif ebeveyn
tercih edildi.
Bulgular: Vericilerden ortanca 19.24 (3,98-29.96) x 106
CD34 hücre toplandı. Üründe %99.9 oranında TCR-αβ
deplesyonu yapılarak kalan ortanca 1,96 (0,028-149,1)
x 103 TCR-αβ hücre ile birlikte kök hücreler hastalara
nakledildi. Hastalarda GVHH proflaksisi için oral mikofenolat mofetil (MMF) kullanıldı. Hastalarda ortanca
+11. günde nötrofil, ortanca +13. günde trombosit engraftmanı gerçekleşti. Hastalarda ortalama 3. haftada
bakılan kimerizm değerleri %99.32-99,70 arasında idi.
İki hastada +25. gün grade II cilt GVHH tespit edildi ve
steroid ile tedavi edildi. Hastaların transplantasyon ilişkili mortaliteleri (TRM) %0 idi. Ancak iki hastada erken
graft rejeksiyonu gerçekleşti ve nakil başarısız oldu. Bu
iki hastaya diğer ebeveynden ikinci haplonakil yapıldı
ve başarılı engraftman sağlandı. Hastalar ortalama +30.
günde taburcu edildiler. Hastalarda bakteriyel enfeksiyon
izlenmedi. Ancak her hastada CMV PCR pozitifliği vardı.
Genelde CMV PCR pozitifliği naklin 1. haftasından sonra
başladı, ve 2 pozitiflikten sonra foskarnet veya CMV
spesitif IVIG ile tedavi edildi, 3. haftadan sonra ise oral
valgansiklovir ile tedaviye devam edildi. Hastalarda BK
virüs, EBV ve adenovirüs PCR pozitiflikleri de gözlendi.
İki hastada sidofovir ile tedavi verildi.
Sonuç: TCR-αβ deplesyonu ile haploidentik HKHN vericisi olmayan hastalarda pahalı ve zor bir yöntem olmasına
rağmen sağladığı erken engraftman ve tam kimerizm
yanında nispeten erken immün yapılanma ile umut verici
görünmektedir.
Anahtar Kelimeler: Haploidentik hematopetik kök hücre nakli,
Alfa/Beta T Hücre Deplesyonu
Lenfomalar
Bildiri:0091
P-068
BURKİTT LENFOMA TEDAVİ SÜRECİNDE ABDUSENS
SİNİR PARALİZİ GELİŞEN OLGUDA TEDAVİ YÖNETİMİ.
Senar Ebinç1, Cengiz Demir2, Ramazan Esen2. 1Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi
İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı- Van. 2Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim
Dalı- Van
Günümüzde burkitt lenfoma endemik sporadik ve immün
yetmezlik ile birlikte gelişen formlar şeklinde ortaya
çıkmaktadır. Burkitt lenfoma santral sinir sistemi tutulumu yapabildiği için tedavi sürecinde santral sinir sistemi proflaksisi gerekmektedir. Lomber ponksiyona bağlı
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
spontan abdusens sinir paralizisi nadir de olsa görülebilmektedir. Lomber ponksiyon esnasında abdusens sinir
paralizisi sinirin kafa içinde trasesinin daha uzun olması
nedeniyle diğer kraniyal sinir paralizilerinden daha sık
görülmektedir. Kliniğimizde burkitt lenfoma nedeni ile
takip edilmekte olan 45 yaşında kadın hastanın birinci
kür hiper-CIVAD tedavisi esnasında intratekal tedavi
yapıldıktan üç gün sonra hastada diplopi şikâyetleri
gelişti. Yapılan fizik muayenesinde sol abdusens sinir
paralizisi tespit edildi. Çekilen beyin bilgisayarlı tomoğrafi
ve magnetik rezonans görüntüleme sonucu patoloji tespit
edilmedi. Bu durumun burkitt lenfoma tutulumu veya
lomber ponksiyon sonucu spontan abdusens paralizisi
gelişmiş olabileceği düşünüldü. Hastaya haftalık intratekal tedaviye devam edildi. Yaklaşık bir aylık süre içinde
hastanın görmesi tamamen normale döndü. Burkitt lenfomada abdusens sinir paralizisi ve lomber ponksiyonda
abdussens sinir paralizisi nadir görülen bir durum olması nedeni ile burada burkitt lenfoma tedavisi esnasında
gelişen abdusens sinir paralizisinin klinik gidişini ve
vakamızdaki tedavi yönetimini sunmak istedik.
Anahtar Kelimeler: Burkitt Lenfoma, Santral Sinir Sistemi
Proflaksisi, Lomber Ponksiyon
Bildiri:0092
P-069
Diffüz büyük B hücreli lenfoma erişkinde en sık görülen
oldukça heterojen bir lenfoid neoplazi grubudur. Kronik
myeloid lösemi, primitif plüripotent kök hücrenin miyeloid progenitor hücrelerde artmış proliferasyon ve azalmış
apoptozu ile karakterize klonal bir hastalığıdır. Kronik
myeloid lösemi tedavisinde imatinib mesilat kemik iliği
nakli yapılmayacak hastalarda altın standart tedavi
olarak kabul edilmektedir. Fakat imatinib’in de her ilaçta olduğu gibi çeşitli yan etkileri mevcuttur. Özellikle
karaciğer, deri ve kemik iliği üzerinde çeşitli yan etkileri vardır. Bununla birlikte çok nadir de olsa imatinib
mesilat tedavisi esnasında çeşitli kanserlerin geliştiği
bildirilmiştir. Bu kanserlerin ko-insidental mi geliştiği
veya imatinib mesilat kullanımına bağlı mı geliştiği netlik
kazanmamıştır. Kliniğimizde kronik myeloid lösemi kronik faz major moleküler yanıt ile takip edilmekte olan 45
yaşında kadın hastanın takipleri esnasında lenfadenopati
gelişmesi üzerine yapılan lenf nodu biyopsisinde diffüz
büyük B hücreli lenfoma tespit edildi. Hastaya altı kür
R-CHOP taedavisi verildi ve hastada tam remisyon elde
edildi. Kronik myeloid lösemi ile diffüz büyük B hücreli
lenfoma birlikteliği çok nadir bir durum olması nedeni ile
bu vakayı sunmak istedik.
Anahtar Kelimeler: Kronik Myeloid Lösemi, Diffüz Büyük B
Hücreli Lenfoma, İmatinib Mesilat
P-070
BÖBREK NAKLİ ALICISI İKİ HASTADA GEÇ DÖNEMDE
GELİŞEN EPSTEİN BARR VİRÜS SEROPOZİTİF
LENFOPROLİFERATİF HASTALIK. Saime Paydaş1, Semra
Paydaş2, Mustafa Balal1, Arbil Açıkalın4, Melek Ergin4, Emel Gürkan3, Fikri
Başlamışlı3. 1Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı, Adana. 2Çukurova
Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Bilim Dalı, Adana. 3Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi
Hematoloji Bilim Dalı, Adana. 4Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Bilim Dalı, Adana
Nakil sonrası dönemde malign hastalık gelişmesi organ
naklinin en önemli komplikasyonlarından biridir. Malign
hastalık gelişmesinde; immünsüpressif ilaçlar, human
herpes virüs 8, Ebstein Barr virüs gibi viral enfeksiyonlar, güneşe maruz kalma ve kişiye ait özellikler etyolojik
faktörler olarak sayılabilir. Burada nakil sonrası geç
dönemde gelişen ve malign gidiş gösteren lenfoproliferatif
hastalıklı iki olgu rapor edilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Böbrek Nakli, Lenfoproliferatif hastalık,
Burkitt lenfoma
Bildiri:0099
KRONİK MYELOİD LÖSEMİ VE DİFFÜZ BÜYÜK B
HÜCRELİ LENFOMA BİRLİKTELİĞİ OLAN NADİR
GÖRÜLEN BİR OLGU SUNUMU. Senar Ebinç1, Cengiz Demir2,
Ramazan Esen2. 1Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı- Van.
2
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı- Van
6-8 Mart 2014, Antalya
Bildiri:0095
P-071
ÇOCUK VE GENÇ ERİŞKİNLERDE TEKRARLAYAN/
DİRENÇLİ LENFOMALARDA HEMAPOETİK KÖK
HÜCRE NAKLİNİN (HKHN) YERİ: TÜRK PEDİATRİK
KEMİK İLİĞİ NAKLİ ÇALIŞMA GRUBUNUN ÇOK
MERKEZLİ ÇALIŞMASI. Volkan Hazar1, Vural Kesik2, Serap Aksoylar3,
Alphan Küpesiz4, Gülyüz Öztürk5, Erman Ataş2, Musa Karakükcü6, Gülsün Tezcan
Karasu7, Haldun Öniz8, Savaş Kansoy3, Akif Yeşilipek7, Fatih Erbey5, Vedat Uygun9,
Sema Anak10, Ekrem Ünal6, Şebnem Yılmaz11, Atailla Tanyeli12, Murat Elli13, Didem
Atay5, Nurdan Taçyıldız14, Zühre Kaya15, Hale Ören11, Nilgün Kurucu16, Ülker
Koçak15, Emel Ünal14. 1İstanbul Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji/Onkoloji
Bilim Dalı, İstanbul. 2Gülhane Askeri Tıp Akademisi Çocuk Onkoloji Bilim Dalı, Ankara. 3Ege
Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Onkoloji Bilim Dalı, İzmir. 4Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi
Çocuk Hematoloji/Onkoloji Bilim Dalı, Antalya. 5Medical Park Bahçelievler Hastanesi, İstanbul.
6
Erciyes Üniversitesi Tıp Çocuk Hematoloji/Onkoloji Bilim Dalı, Kayseri. 7Bahçeşehir Üniversitesi
Tıp Fakültesi Medical Park Göztepe Hastanesi, İstanbul. 8Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Çocuk Hematoloji/Onkoloji Bölümü, İzmir. 9Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Medical Park
Antalya Hastanesi, Antalya. 10İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji/
Onkoloji Bilim Dalı, İstanbul. 11Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk hematoloji Bilim Dalı,
İzmir. 12Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Onkoloji Bilim Dalı, Adana. 13On Dokuz Mayıs
Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Onkoloji Bilim Dalı, Samsun. 14Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
Çocuk Onkoloji Bilim Dalı, Ankara. 15Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Hematoloji Bilim Dalı,
Ankara. 16Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ankara
Amaç: Tanı sırasında 18 yaş ve altında olan, tekrarlamış veya tedaviye dirençli lenfoma olgularında yapılan
HKHN’nin çok merkezli sonuçlarını değerlendirmek.
Yöntem-Gereçler: Tekrarlamış veya tedaviye dirençli
lenfoma nedeniyle, 16 farklı merkezde, otolog (n=99) ya
da allojenik (n=32) HKHN olan 122 olgunun verileri geriye dönük olarak değerlendirildi. Nakil sırasında ortanca
yaş 14’dü (aralık, 4-20 yaş). HKHN yapılan olguların 79’u
Hodgkin lenfoma (HL) ve 52’si Hodgkin dışı lenfomaydı
(HDL). Allojenik nakil için verici dağılımı, 25 olguda aile
içi (21 tam uyumlu kardeş, 3 tam uyumlu kardeş dışı
akraba, 1 tam uyumlu olmayan akraba) ve 7 olguda aile
dışı (7 tam uyumlu aile dışı) şeklindeydi. Nakil sırasında
86 olgu kemoterapiye duyarlıyken, 45 olgu dirençliydi.
Genel ve hastalıksız sağ kalım hızları (GSH ve HSH),
Kaplan-Meier yaşam analiziyle, nakil sonrası HSH’na
etkili olabileceği düşünülen risk faktörleri Cox regresyon
analiziyle değerlendirildi.
167
Bulgular: Çalışma sonlandırıldığında, 89 olgu yaşıyordu.
Altı olgu terk olarak kabul edildi. Ölen 27 olgunun 19’u
ilerleyen hastalık nedeniyle kaybedilmişlerdi. Çalışma
grubunun “hastalığın tekrarlamasına bağlı olmayan ölüm
hızı”, %6.6 olarak hesaplandı. Nakil sonrası hastalığın
tekrarlaması ortanca 5 ay’da (aralık, 1-50 ay) oldu. Sağ
kalanlar için ortanca 23 aylık izlem süresince (aralık,
1-185 ay), GSH ve HSH %62.7±6.8 ve %60.5±5.9 olarak
hesaplandı. GSH açısından, istatistiksel fark olmamasına karşın (p=0.116), allojenik nakil yapılanlar, otolog
nakil yapılanlara göre daha avantajlıydılar (%87.0±6.1
vs %56.2±7.8). HSH’na etkili faktörler Tablo 1’de gösterilmiştir. HL için, ortanca 27 aylık (aralık, 2-131 ay)
izlem süresince GSH ve HSH, %52.8±9.4 ve %52.3±9.4
iken HDL için ortanca 17 aylık izlemde (aralık, 1-185
ay), %81.1±5.7 ve %70.4±6.7 olarak bulundu. HSH açısından, HL’da, tanıdan sonraki ilk tekrarlamanın erken
olması (<=12 ay) (p=0.048), nakil sırasında hastalığın
olması (p=0.016) ve nakile girene kadar hiç tam remisyona girmemiş olması (p=0.038) bağımsız, olumsuz risk
faktörü iken, HDL için, nakil sırasında hastalığın olması
(p=0.000) ve nakile girene kadar hiç tam remisyona girmemiş olması (p=0.043) bağımsız, olumsuz risk faktörü
olarak belirlendi.
Sonuç: Hemopoetik kök hücre nakli, tekrarlamış ya da
tedaviye dirençli lenfoma olgularında, tatminkar bir oranda, hastalıksız sağ kalım olanağı sağlamaktadır. Nakil
sırasında tam remisyonda olma ya da nakile kadar geçen
sürede en az bir kez tam remisyona girme, hastalıksız sağ
kalım hızını olumlu etkilemektedir.
Anahtar Kelimeler: çocuk, genç erişkin, hematopoetik kök
hücre nakli, tekrarlayan/dirençli lenfoma
Tablo 1. Tekrarlayan/dirençli lenfomalarda hastalıksız sağ kalım hızına etkili faktörler
Risk Faktörü
Hastalıksız sağ
kalım hızı
Tek değişkenli Çok değişkenli
analiz
analiz
(Log rank)
(Cox regression)
p
p risk
Cinsiyet
Kız
Erkek
%66.5±7.2
%59.8±7.3
0.669
-
Hazırlayıcı rejim
BEAM
Diğer
%61.5±6.5
%60.1±9.5
0.407
-
Nakil tipi
Otolog
Allojenik
%56.2±7.8
%70.6±8.3
0.529
-
İlk remisyon süresi
Çok erken+erken nüks
Geç nüks
%53.9±6.5
%74.7±14.4
0.004
0.060 2.762
KT*’ye duyarlılık
Tam remisyonda nakil
Hastalıklı nakil
%75.2±6.6
%31.2±10.7
0.000
0.003 0.326
Başlangıçta dirençli
hastalık
Var
Yok
%20.0±11.3
%66.3±10.7
0.000
0.057 2.178
Bildiri:0114
P-072
LENFOMADA OTOLOG KÖK HÜCRE NAKLİ HAZIRLIK
REJİMİ
OLARAK
BUSULFAN-SİKLOFOSFAMİDETOPOSİT KULLANIMI: TEK MERKEZ DENEYİMİ. Nilay
Ermantaş, Hasan Mücahit Özbaş, Şule Yüzbaşıoğlu, Mehmet Sönmez. Karadeniz
Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı-Trabzon
Giriş: Lenfomalar, B-T lenfositler yada nadiren NK hücrelerden köken alan malign hastalıklardır. Otolog hematopoetik kök hücre nakli (OHKHN), ilk basamak tedavinin
yetersiz kaldığı veya relaps gösteren uygun hastalarda
standart tedavi yaklaşımıdır. OHKHN için en sık kullanılan hazırlık rejimi karmustin-etoposid-sitozin arabinosidmelfalan (BEAM) olmakla birlikte, farklı tedavi rejimlerinin etkinlik ve güvenilirliği üzerine çalışmalar yapılmış,
ancak hala en uygun hazırlık rejimi belirlenememiştir.
Bu çalışmada busulfan-siklofosfamid-etoposid (BuCyE)
hazırlık rejimi ile OHKHN yapılan lenfomalı hastaların bir
yıllık sonuçları değerlendirildi.
Yöntem: Çalışmaya Ocak 2010 ile Haziran 2012 arasında lenfoma tanılı, OHKHN yapılan 16 hasta dahil edildi.
Tüm hastalardan nakil öncesinde uygulanan son kemoterapi sonunda G-CSF eşliğinde kök hücre toplandı ve
busulfan 3,2 mg/kg/gün (-7,-6,-5. günlerde), etoposid
400 mg/m²/gün (-5,-4. günlerde), siklofosfamid 50 mg/
kg/gün (-3,-2. günlerde) ve MESNA’dan (-3,-2,-1. günlerde) oluşan hazırlık rejimi sonrasında OHKHN yapıldı.
Sonuçlar: Hastaların 11’i erkek (%69) ve 5’i (%31) kadın,
yaş ortalaması 37 (17-61 arasında) idi. 8 hasta nonhodgkin lenfoma (NHL) [4 hasta diffuz büyük B hücreli
lenfoma (DBBHL), 2 hasta mantle hücreli lenfoma (MHL),
1 hasta periferik T hücreli lenfoma, 1 hasta anaplastik
büyük hücreli lenfoma], 8 hasta Hodgkin lenfoma (HL) (5
hasta noduler sklerozan, 3 hasta mikst sellüler tip) olup,
4 hastada (2 hasta HL, 2 hasta MHL) kemik iliği infiltrasyonu mevcuttu. OHKHN öncesi kurtarma tedavisine
NHL’li hastaların biri stabil hastalık, 5’i tam veya tama
yakın yanıtlı, 2’si parsiyel yanıtlı iken, HL’lı hastaların
6’si tam veya tama yakın yanıtlı, 2’si parsiyel yanıtlı
olarak saptandı. NHL’lı 5 hastada OHKHN sonrası 4-6
ay arasında hastalık progresyonu gelişti. Bu hastaların
üçü, OHKHN öncesi tam veya tama yakın yanıt elde
edilemeyen hastalar (bir hasta MCL, bir hasta primer
MSS-DBBHL, bir hasta DBBHL) iken 2 hasta T hücreli
lenfomalı hasta idi. T lenfomalı bir hasta hariç, 4 hasta
hastalığa bağlı progresyon ile exitus oldu. HL hastalarının tamamında OHKHN sonrası tam yanıt sağlandı ve 2
hastaya başlangıç bulky kitleye yönelik radyoterapi uygulandı. Hastalar halen remisyonda izlenmekte. Hastaların
ortalama engraftment süresi 10 gün olup (9-11 arasında),
hastalarda OHKHN sürecinde BuCyE hazırlık rejimine
intolerans ve tedaviye bağlı hayatı tehdit eden komplikasyon izlenmedi. Sonuç olarak BuCyE hazırlık rejiminin etkin ve güvenli bir hazırlık rejimi olduğu, ancak
daha kapsamlı değerlendirme için geniş hasta serilerinin
gerektiği kanaatine varıldı.
Anahtar Kelimeler: Lenfoma, Kök hücre nakli
*KT, kemoterapi
168
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
Bildiri:0116
P-073
Tablo 1. Hastaların genel kararkteristik özelliklerinin karşılaştırması
LENFOMA TANILI HASTALARDA HLA EŞ ALLOJENEİK
VE HAPLOİDENTİK HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE
NAKLİ SONUÇLARI: TEK MERKEZ DENEYİMİ. Zafer
Gülbaş1, Hasan Atilla Özkan2, Ufuk Güney Özer1, Neslihan Başkan1, Serap Kural1,
Emel Güçyener1, Banu Sarıtaş1, Türkan Özdaş1. 1Özel Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi,
Kemik İliği Nakil Merkezi, Gebze/Kocaeli. 2Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi,
Hematoloji Bilim Dalı, İstanbul
Giriş: Çalışmamızda, HLA eş ve HLA kısmi uyumlu akraba donörden allojeneik hematopoetik kök hücre nakli
(HKHN) yaptığımız lenfoma tanılı hastaların sonuçları
sunulmuştur.
Materyal-Metod: Temmuz 2010 ile Temmuz 2013 tarihleri arasında allojeneik HKHN yaptığımız 257 hasta geriye
dönük tarandı. Toplam 53 (21%) lenfomalı hastaya allojeneik HKHN yapıldığı tespit edildi. Akraba dışı HKHN
yapılan 4 hasta dışlanarak 49 hastanın verileri analiz
edildi. Hastalarda kök hücre kaynağı olarak periferik kan
kullanıldı. T hücre deplesyonu yapılmadı. GVHD proflaksisi için HLA eş HKHN’de siklofosfamid + siklosporin
ve haploidentik HKHN’de siklofosfamid + siklosporin +
mikofenolat mofetil kullanıldı. Posakanazol ve asiklovir
nakil gününde, piperasillin tazobakatam ise nötropeni
gelişince proflaktik olarak başlandı.
Bulgular: Ortanca yaş 36 (17-63) yıl idi. Erkek hastalar çoğunluktaydı (34/49). 31(64%) hasta non-Hodgkin
lenfoma (NHL), 18 (36%) hasta ise Hodgkin lenfoma (HL)
tanılı idi. Hastaların 65%’i (32/49) nakil öncesi aktif
ya da parsiyel remisyonda hastalığa sahipti. 59%’unda
otolog HKHN ve 31%’inde (15/49) radyoterapi öyküsü
mevcuttu. Hastalara ortanca 3 (1-7) farklı kemoterapi
rejimi uygulanmıştı. Tanı tarihinden nakile ortanca 27
(7-139) ay geçmişti. Donörlerin çoğunluğunu çekirdek
aile (92%) oluşturmaktaydı. Uygulanan hazırlık rejimi
çoğunlukla (53%) miyeloablatif rejimdi ve yine 53%’ünde
TBI kullanılmıştı. Hazırlama rejimi olarak 14 (28,6%)
hastada fludarabin + siklofosfamid + TBI, 12 (24,5%) hastada siklofosfamid + TBI, 9 (18,4%) hastada fludarabin
+ melfelan, 8 (16,3%) hastada busulfan + siklofosfamid,
6 (12,2%) hastada ise BEAM rejimi kullanıldı. 25 (51%)
hastaya haploidentik, 24’üne (49%) ise HLA eş allojeneik
HKHN yapılmış olduğu saptandı. HLA eş allojeneik HKHN
grubu ile haploidentik HKHN grubu arasında hastaların
karakteristik özellikleri açısından anlamlı fark yoktu.
HKHN özellikleri ile ilgili değişkenlerden TBI kullanımı,
donörün yakınlığı, HLA mismatch sayısı ve verilen kök
hücre sayıları açısından anlamlı farklar belirlendi (sırasıyla; p=0,032, p=0,04, p<0,001 ve p=0,009). HKHN’nin
sonuçları ve komplikasyonları karşılaştırıldığında nötrofil engraftman süresi (p=0,01), viral enfeksiyon sıklığı
(p<0,001) ve donör lenfosit infüzyonu kullanımı (p=0,01)
dışında istatistiksel olarak fark yoktu. Karşılaştırmalı
sonuçlar Tablolarda ayrıntılı olarak sunuldu.
HKHN; hematopoetik kök hücre nakli, NHL; non-Hodgkin lenfoma, HL; Hodgkin
lenfoma, KT; kemoterapi, RT; radyoterapi, K; kadın, E; erkek, *; ortanca
Tablo 2. Hastaların nakil özelliklerine göre karşılaştırması
HKHN; hematopoetik kök hücre nakli, TBI; total body irradiation, HLA; human lökosit
antijen, *; ortanca
Tablo 3. Hastaların nakil sonrası komplikasyonlarının ve sonuçlarının karşılaştırması
GVHD; graft vs host hastalığı, VOD; veno-oküliziv hastalık, DLI; donör lenfosit
infüzyonu, *; ortanca
Sonuç: HLA uyumlu donörü bulunmayan lenfoma tanılı
hastalarda haploidentik HKHN güvenli bir tedavi seçeneği
olarak görünmektedir. Nötrofil engraftman süresi daha
uzun olmasına karşın bakteriyel enfeksiyon sıklığında
artış yaratmamaktadır. Ancak, viral enfeksiyonlar, özellikle CMV reaktivasyonu ve BK virüs enfeksiyonu önemli
bir sorun teşkil etmektedir. Siklofosfamid, siklosporin ve
mikofenolat mofetil kombinasyonu GVHD proflaksisi için
etkilidir. Bu kombinasyon rejimi ile T hücre deplesyonu
olmadan haploidentik HKHN yapılması akrabadışı HLA
uyumlu nakle alternatif bir tedavidir.
Anahtar Kelimeler: Allojeneik, Haploidentik, Kök hücre nakli,
Lenfoma
6-8 Mart 2014, Antalya
169
Bildiri:0162
P-074
2004-2013
YILLARI
ARASINDAKİ
LENFOMA
HASTALARININ
KÖK
HÜCRE
MOBİLİZASYON
REJİMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: TEK MERKEZ
DENEYİMİ. Ahmet Kürşad Güneş1, Gülsüm Özet1, Simten Dağdaş1, Funda
Ceran1, Cenk Sunu1, Meltem Aylı3, Mesude Falay1, Nurullah Zengin2. 1Ankara
Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hematoloji Kliniği. 2Ankara Numune Eğitim ve
Araştırma Hastanesi Medikal Onkoloji Kliniği. 3Ufuk Üniversitesi Hematoloji Kliniği
Giriş: Yüksek Doz Kemoterapi Eşliğinde Otolog Kök
Hücre Nakli Lenfoma tedavisinde önemli yer tutmaktadır.
Tek başında G-CSF, myelosupresif bir kemoterapötik bir
ajan ile kombine G-CSF ve pleriksafor kullanılan mobilizasyon rejimleridir. Başarısız toplama kök hücre miktarının <2x106/kg olması durumudur.
sonucu nakillerin gecikmesi engellenebilir ve toplama
ilişkili mortalite ve morbiditenin azalması sağlanabilir.
Anahtar Kelimeler: Hematopoetik Kök Hücre, Kök Hücre
Toplaması, Lenfoma, Mobilizasyon Rejimleri
Tablo 1. Hastaların genel özellikleri
Yaş Ortalaması
Cinsiyet ( Erkek-Kadın)
38 (16-63) yıl
55-35
Tanı
Hodgkin Lenfoma
44
Non-Hodgkin Lenfoma
46
Toplama Öncesi Hastalık Durumu
Yöntem: 2004-2013 yılları arasında kliniğimizde otolog
nakil yapılması planlanan 90 Lenfoma hastası retrospektif olarak değerlendirildi. demografik özellikleri, tanı
bilgileri, Tanı anındaki evreleri, tanı anındaki kemik
iliği tutulumu, Radyoterapi öyküsü, aldığı Kemoterapi
rejimleri ve Kür sayıları, mobilizasyon öncesi hastalık
durumları, başarısız toplama sayıları değerlendirildi ve
tablo 1’de bildirildi.
CR
21
PR
55
Minimal Yanıt
7
Rezistan Hastalık
9
Var
21
Bulgular 90 hastanın 70’inde 1. basamak mobilizasyon
rejimi ile başarılı toplama yapılabilirken, 20 hastada
(%22) başarılı toplama yapılamadı. Yeterli kök hücre
toplanamayan hasta grubunun genel özellikleri tablo
2’de bildirildi. 1.basamakta mobilizasyon için kullanılan
rejimlerden: Siklofosfamid+G-CSF grubunda başarızlık
oranı %28, tek G-CSF alanlarda %30, ICE+G-CSF grubunda %33,3 olarak tespit edildi. 1.basamak ile toplanamayan 20 hastanın 10’unda 2.basamak mobilizasyon
rejimi ile toplama sağlandı. Kalan 10 hastanın 2’sinde
de 3.basamak toplama rejimi ile toplama yapıldı. Sonuç
olarak 90 hastanın 82’sinde (%91) başarılı toplama
yapılabilirken 2’sinde (%2) kök hücre kaynağı olarak
kemik iliği kullanıldı, 6’sında(%7) ise toplama yapılamadı.
Kullanılan mobilizasyon rejimlerin genel başarı oranları
ise DHAP+G-CSF grubunda %100, Endoxan+Etoposit+GCSF grubunda %100, siklofosfamid+G-CSF grubunda
%72.5, tek başında G-CSF grubunda %65, ICE+G-CSF
grubunda ise %62 belirlendi. 1.basamakta kullanılmayan
pleriksaforun ise %78 olarak tespit edildi.
Yok
69
Tanı Anında Kemik İliği Tutulumu
Radyoterapi Öyküsü
Var
33
Yok
57
1.Basamak Toplama Rejimleri
Siklofosfamid+G-CSF
35
G-CSF
20
Siklofosfamid+Etoposid+G-CSF
17
ICE+G-CSF
12
DHAP+G-CSF
6
CR:Komplet Remisyon, PR:Parsiyel Remisyon, G-CSF: Granulocyte Colony Stimulating
Factor, ICE: Ifosfamid, Karboplatin,Etoposid, DHAP: Deksametazon, ARA-C, Sisplatin
Tablo 2. İlk basamakta toplama yapılamayan hastaların genel özellikleri
Yaş Ortalaması
43,6 ( 27-58 ) yıl
Sonuçlar: 1. Basamakta toplama yapılamayan hasta grubunda yaş ortalaması ve Kadın/Erkek oranı toplanabilen
gruba göre daha yüksek olarak gözlendi. Ayrıca bu grupta Tanı anındaki kemik iliği tutulumu ve toplama öncesi
RT öyküsü de toplama yapılabilen gruba göre daha fazlaydı, ek olarak toplanamayan grupta NHL predominansı
dikkati çekti. Bu Hastaların toplam kür sayıları, toplama
öncesi hastalık durumları ve tanı evreleri ise başarılı toplama yapılan grup ile benzerdi.
Cinsiyet ( Kadın-Erkek )
CR
5
Tartışma: Kök hücre mobilizasyonunda etkin ancak
pahalı ilaçların kullanılmaya başlanmasından sonra
başarısız toplama hastalarını önceden tahmin etmek
önem kazanmıştır. Bizim hasta grubumuza ileri yaş,
kadın cinsiyet, Non-Hodgkin Lenfoma tanılı olmak, Tanı
Anında Kemik İliği Tutulumu ve öncesinde Radyoterapi
uygulanması başarısız toplama için risk faktörleri olarak tespit edilmiştir. Bu hasta gruplarında yapılabilecek
prospektif ve kontrolü çalışmalar neticesinde belirlenecek
risk grubuna 2. veya 3. basamakta kullanılan rejimlerin 1.basamakta uygulanması ile toplama başarısızlığı
PR
12
Rezistan Hastalık
3
170
10-10
Tanı
Non-Hodgkin Lenfoma
15
Hodgkin Lenfoma
5
Toplama Öncesi Hastalık Durumu
Kemik İliği tutulumu
Var
10
Yok
10
Radyoterapi Öyküsü
Var
8
Yok
12
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
Mezenkimal Kök Hücreler ve Diğer Kök Hücre Tedavileri
Bildiri:0096
P-077
STEROİDE
DİRENÇLİ
GRAFT-VERSUS-HOST
HASTALIĞI
OLAN
PEDİATRİK
HASTALARDA
MEZENKİMAL KÖK HÜCRE KULLANIMI. Fatih Erbey1, Didem
Atay1, Arzu Akçay1, Meral Akbıyık1, Ömer Harman1, Ercüment Ovalı2, Gülyüz
Öztürk1. 1Bahçelievler Medicalpark Hastanesi, Pediatrik Hematoloji/Onkoloji & Pediatric Kemik
İliği Nakil Ünitesi. 2Acıbadem Labcell Hücre Laboratuvarı ve Kordon Kanı Bankası
Amaç: Graft-versus-host hastalığı (GVHH), allojeneik
hematopoetik kök hücre nakli sonrasında görülen hayatı
tehtideden ciddi bir komplikasyondur. Mezenkimal kök
hücreler (MKH), immünmodülatör etkiye sahip olup,
GVHH tedavisinde kullanılmaktadır. Bu çalışmada allojeneik hematopoetik kök hücre nakli sonrası GVHH gelişen
çocuk hastalarda MKH infüzyonunun etkisi araştırıldı.
Metod: Allojeneik hematopoetik kök hücre nakli sonrası
steroide dirençli GVHH olan çocuk hastalara MKH infüzyonu uygulandı. MKH tedavisine yanıt, transplantasyon
ilişkili ölüm ve MKH infüzyonuna bağlı diğer yan etkiler
kaydedildi.
Bulgular: Haziran 2011 – Aralık 2013 tarihleri arasında
toplam 15 hastaya MKH infüzyonu uygulandı. Hastaların
9’u erkek, 6’sı kız olup, ortanca yaş, 7 yaş (2-18 yaş) idi.
Kilogram başına verilen ortalama MKH dozu, 1,33 x 106
(1.00 -2,00 x 106) idi. Oniki hastya tek doz, iki hastaya 2
doz ve bir hastaya 3 doz MKH verildi. İnfüzyon sonrasında
hiçbir hastada akut komplikasyon görülmedi. Yedi hastada tam yanıt, 2 hastada kısmi yanıt elde edilmiş olup,
toplam yanıt oranı %60 (9/15) idi. Nakil sonrası ortalama
takip zamanı 289 (38–809) gün olup, tüm yaşam oranı
%53,3 idi. Yedi hasta kaybedildi. Ölüm sebebleri; GVHH
(n = 2), GVHH + enfeksiyon (n = 2), lösemi relapsı (n = 2)
ve enfeksiyon (n = 1) şeklindeydi.
erkek/kız oranı 8/1 idi. Grup 1’de ikinci remisyondan
sonra OKHT uygulanmış 6 olgu, Grup 2’de multipl (3
ya da daha fazla) remisyondan sonra OKHT uygulanmış
3 olgu vardı. Olguların %33.3’ü erken ve %66.7’si geç
relaps olarak değerlendirildi.
Sonuçlar: Olguların %67’si remisyondaydı. Evre II’de 1
(%11.1), Evre III’de 5 (%55.6) ve Evre IV’de 3 (%33.3) olgu
vardı. Ortalama nüks zamanı ortalama10 aydı. Otolog
KHT’dan sonra ortalama 15 ay (Aralık=2.5-53 ay) takip
sonucunda, 10. ay hastalıksız yaşam hızı (HYH) ve genel
son durum (GSD) sırayla %60 ve %72.9 idi. Hastalıksız
yaşam hızı 47. ayda %60 ve GSD 53. ayda %72.9 idi.
Transplantasyon sonrası üç olgu 4, 6 ve 10. aylarda
relaps oldu. Birinci ve 2. olgu, posttransplant 5. ve 9.
aylarda progressif hastalık nedeniyle ex oldu. Üçüncü
olgu birinci OKHT sonrası 10. ayda relaps olan ve farklı kemoterapi kurtarma rejimleri ile remisyon sonrası
allojenik transplantasyon uygulandı. Grup 1 için posttransplant HYH ve GSD sırası ile %80 ve %80 idi. Bir olgu
6. ayda relaps sonrası 10. ayda progressif hastalıktan ex
oldu. Post-transplant yanıt oranı Grup 1’de 5/6 (%83.3)
idi. Grup 2’de ise 2 olgu post-transplant 4 ve 10. ayda
relaps oldu. Relaps olgularından birincisi progressif hastalıktan ex oldu. Diğer olguda ise ikinci allojenik transplantasyon sonrası kür sağlandı. Posttransplant yanıt
oranı Grup 2’de %33.3 olarak tespit edildi. Relaps zamanı
(çok erken, erken, geç) olaysız yaşam hızı (OYH) için tek
değişkenli analizde anlamlı prognostik belirteç olarak
bulundu. Çok değişkenli analizde ise anlamlı değildi
(Relaps tipi; p=0,068, HR=0,18). Posttransplant ortanca
28 ay takip sonucunda, HYH ve GSD geç nüks grupta 24.
ayda %44.4 ve %62.5. idi. Erken nüks eden grupta (n:3)
posttransplant yanıt oranı %100’dü.
Sonuç: MKH infüzyonu steroide dirençli GVHH olan
çocuk hastalarda etkili bulundu.
Tartışma: Otolog kök hücre transplantasyonu hakkındaki tecrübemiz, ikinci remisyondan sonra uygulanmasının
daha faydalı olduğu şeklindedir. Erken relaps yapan
olgularda, geç relaps yapanlara göre daha yararlıdır.
OKHT ve konvansiyonel kemoterapinin karşılaştırılmasında, geniş hasta serilerini içeren, daha ileri ve çok
merkezli araştırmalara ihtiyaç vardır.
Anahtar Kelimeler: Graft-versus-host hastalığı, mezenkimal
kök hücre
Anahtar Kelimeler: Relaps/Rezistan Hodgkin Lenfoma, Otolog
Kök Hücre Transplantasyonunu
Bildiri:0106
Bildiri:0107
P-078
P-079
RELAPS/REZİSTAN
HODGKİN
LENFOMALI
ÇOCUKLARDA
OTOLOG
KÖK
HÜCRE
TRANSPLANTASYONUNUN BAŞARISINI ETKİLEYEN
PROGNOSTİK FAKTÖRLER. Erman Ataş1, Vural Kesik1, Oğuzhan
Babacan1, Nadir Korkmazer2. 1Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Çocuk Onkolojisi Bilim Dalı
Ankara. 2Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Çocuk Hastalıkları AD ,Ankara
NÖROBLASTOMLU ÇOCUKLARDA CD34 POZİTİF
HÜCRE SELEKSİYONUNUN OTOLOG HEMATOPOETİK
KÖK HÜCRE TRANSPLANTASYONU SONUCUNA
ETKİSİ. Vural Kesik1, Erman Ataş1, Oğuzhan Babacan1, Nadir Korkmazer2.
1
Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Çocuk Onkolojisi Bilim Dalı, Ankara. 2Gülhane Askeri Tıp
Akademisi, Çocuk Hastalıkları AD, Ankara
Giriş: Hodgkin Lenfomada (HL) ileri evre hastalıkta
bile yaşam hızı %92-%94’dir. Relaps/rezistan olgularda yaşam hızı %30 olarak bildirilmekte, nüksler çoğu
olguda tedavi sonrası 3 yıl içinde görülmektedir. Otolog
kök hücre transplantasyonu (OKHT), erişkinlerde ikinci
remisyondan sonra standart tedavi olarak kullanılmasına
rağmen, relaps çocukluk çağı HL için kesin öneri ve fikir
birliği bulunmamaktadır.
Giriş: Nöroblastom çocuklarda en sık ekstrakraniyal
solid tümördür. Yaşam hızı oranları ileri evre hastalıkta
kötüdür. Otolog hematopoetik kök hücre transplantasyonu (OHKHT) konvansiyonel kemoterapiye göre prognozu
daha yüksek olan bir tedavi seçeneğidir. CD34 pozitif
hücre seleksiyonu ile aferez ürününden kök hücreler alınarak ürün tümör hücrelerinden ayıklanmaktadır.
Materyal Metod: Çalışmamızda 1998-2013 yılları arasında OKHT uygulanmış 13 HL’lı çocuğun tedavi özellikleri araştırıldı. Dört olgu tedaviye refrakter olduğu
için çalışma dışı bırakıldı. Ortalanca yaş 13 yıl (8-18) ve
6-8 Mart 2014, Antalya
Materyal Metod: Çalışmaya 1998–2013 yılları arasında otolog HKHT uygulanmış nöroblastomlu 25 çocuk
dahil edildi. Ortanca yaş 5 yıl (2-17) ve erkek kız oranı
16/9=1.77 idi. Grup 1 ‘de CD34 seleksiyonu yapılmış
17 hasta ve Grup 2’de CD34 seleksiyonu yapılmamış 8
171
hasta vardı. Dört hasta engaftman olmadan ex olduğu
için Grup1’den çıkarıldı. Tanımlayıcı analizler, normal
olmayan dağılımlar ve ordinal değişkenler için ortanca
kullanılarak gösterildi.
Sonuçlar: Çalışmamıza CD 34 pozitif seleksiyon yapılmış
14 ve seleksiyon yapılmamış 7 olgu dahil edildi. Mortalite
4-14 ay arasında dört hastada saptandı. Bu hastaların iki
tanesi CD34 pozitif hücre seleksiyonu uygulanmış olgulardı ve MIBG+CEM kemoterapi rejimine bağlı toksisite
nedeni ile engrafman olmadan kaybedildi. CD34 pozitif
seleksiyonu yapılmış hastalar için nötrofil, platelet ve
eritrosit engraftmanının ortanca zamanı sırasıyla 19.5,
24.5, 18.5 gün olarak saptandı. Seleksiyon yapılmamış
olgularda ise sırasıyla 11, 15 ve 13 gün olarak bulundu.
CD34 pozitif hücre seleksiyon sonrası ortalama CD34
kaybı %36.6 idi. Nötrofil, platelet ve eritrosit engraftman
zamanı üzerinde CD34 pozitif seleksiyonunun etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Grup1 ve Grup2 de
kilogram başına CD34 hücre sayısı ile nötrofil, platelet,
eritrosit engraftman günü arasında doğrudan bir ilişki
yoktu. Tanı sonrası tüm hastalarda iki yıl olaysız yaşam
hızı (OYH) ve genel yaşam hızı (GYH) sırasıyla %34.4
ve %78.6 idi. Grup 1 ve 2 olgularda 24 aylık OYH ve
GYH sırası ile %38 ve %70.5 vs %22 ve %62.5 idi. Posttransplant ortalama 14 ay (2-154) takip ile hastalıksız
sağ kalım (HSK) ve hastalık durumuna bakılmaksızın
genel son durum (GSD) sırasıyla 17 ay için %43.5 ve
%69.7 idi.
Tartışma: Seleksiyon yapılmamış hastalara nazaran
CD34 pozitif seleksiyonu yapılmış hastalarda nötrofil,
platelet ve eritrosit engraftman günü uzun saptandı.
Fakat kilogram başına CD34 miktarı ile engraftman
zamanı arasında korelasyon yoktu. Uzamış engraftman zamanı transplantasyonla ilişkili komplikasyonların
artmasına neden olabilir. Buna karşılık CD34 pozitif
seleksiyonu yapılmış hastalarda yaşam hızı seleksiyon
yapılmamış olanlarla benzerdi. Seleksiyonun üstünlüğü
çalışmamızda bulunamadı. Transplant dönemindeki iyi
bakım ve enfeksiyonla etkin mücadele komplikasyon oranını düşürebilir. Transplant içi mortalitemizin olmaması
komplikasyonların önlenmesinde bakımın önemini vurgulamaktadır. Engraftman süreleri uzasa da iyi bakım ile
komplikasyonların engellendiği saptanmıştır. Bu bulgular, daha fazla olgu içeren prospektif çalışmalarla gözden
geçirilmelidir.
Anahtar Kelimeler: Nöroblastom, CD34 Pozitif Hücre
Seleksiyonunu, Otolog Hematopoetik, Kök Hücre
Transplantasyonu
Materyal Metod: Periferik kök hücre aferezi uygulanmış
54 olgunun 91 aferez işleminin kayıtları retrospektif
incelendi. Çalışmada Ewing sarkomu 4, Germ hücreli
tümör 2, Hodgkin lenfoma 12, Langerhans hücreli histiositozis 2, Non-Hodgkin lenfoma 5, Nöroblastom 24,
PNET 4 ve Wilm’s tümörü 1 olgu mevcuttu. Aferezde
mobilizasyon G-CSF ve/veya plerixafor desteğinde uygulandı. Mobilizasyon sonrası 72 ve 96 saat bitiminde aferez
uygulananlarda kilogram başına düşen CD34 hücre sayısındaki değişiklikler araştırıldı (Grup1: 72. saat, Grup2:
96. saat).
Sonuçlar: Aferez yapılan olguların yaşı ortanca 8 yıl
(1.25-18), ağırlık 27 kg (10.5-80), vücut kitle indeksi
(VKI) 17.5 kg/m2 (12.2-26.4), vücut yüzey alanı 0.98
m2 (0.46-1.92) ve erkek kız oranı 28/15 idi. Ortanca
WBC, volüm, CD34 yüzdesi, CD34 hücre sayısı sırası
ile Grup1’de 131000/mm3, 200 ml, %0.35, 2.1x106/kg,
Grup 2’de 153000/mm3, 180 ml, %0.33, 2.8x106/kg idi.
Mobilizasyon başlangıcından itibaren 72 ve 96. saatlerde CD34 hücre değişimi anlamlı bulundu (p=0.046). Az
olgu içeren gruplar (PNET, Wilm’s, NHL, Germ hücre
tümörü) ve mobilizasyonda plerixafor kullanılan nöroblastom grubundan bir hasta dışında CD34 hücre sayısı
ile hastalık tipi, cinsiyet ve yaş arasında sırasıyla anlamlı
bir etkileşim yoktu (p=0.903, p=0.942, p=0.999). CD34
hücre sayısı x106/kg ortalama değeri 72. saatte <10 yaş
olgular için 3.01, >10 yaş için 2.24 ve 96. saatte <10 yaş
için 3.3, >10 yaş için 2.7 idi. CD34 hücre sayısı x106/kg
ortalama düzeyleri 72. saatte erkekler için 3.05, kızlar
için 1.92 ve 96. saatte erkekler için 3.45, kızlar için 1.94
idi. Nöroblastom, Ewing ve HL gibi hastalık tipleri ile yaş,
cinsiyet ve CD34 hücre sayısının (Hücre sayısı x106/kg)
arasında sırasıyla farklılık saptanmadı.
Tartışma: Çalışmamızda tecrübeli bir ekip ile çocuklarda
periferden kök hücre aferezi ile hematopoietik kök hücre
transplantasyonu için güvenli ve yeterli kök hücre elde
edilebileceği gösterildi. Doksanaltıncı saatten sonra yapılan PKHA’ deki CD34 hücre sayısı 72. saate göre daha
yüksekti. Hastalık tipinin CD34 sonucu üzerinde etkisi
saptanmadı. Genç yaşlarda kemik iliği kapasitesinin
daha yüksek olduğu bilinsede, çalışmamızda ortalama
kök hücre miktarı genç olgularda, ileri yaşlara nazaran
daha yüksekti (<10 yaş ve >10 yaş). Bu durum muhtemelen HL’daki düşük ortalama CD34 x106/kg hücre
miktarını açıklayabilir. Aferez öncesi çok ajanlı ve toksik
kemoterapi rejimleri kullanan hastalarda, yeterli hücre
toplayamama, birkaç kez aferez yapma gereksinimi gibi
PKHA ile ilgili pek çok zorlukla karşılaşılmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Periferik Kök Hücre Aferezi, Çocuk
Bildiri:0108
P-080
ÇOCUKLARDA ETKİN PERİFERİK KÖK HÜCRE
AFEREZİNDE ROL OYNAYAN FAKTÖRLER. Erman Ataş1,
Vural Kesik1, Oğuzhan Babacan1, Nadir Korkmazer2. 1Gülhane Askeri Tıp Akademisi,
Çocuk Onkolojisi Bilim Dalı, Ankara. 2Gülhane Askeri Tıp Akademisi, Çocuk Hastalıkları AD,
Ankara
Giriş: Periferik kök hücre aferezi (PKHA) kök hücre
nakli öncesi rutin bir prosedürdür. Ekstrakorporeal kan
hacminin yetersiz olması, antikoagülanlardan dolayı
hipokalsemi riski, küçük ven çapları nedeniyle kötü
venöz dönüş ve trombotik yan etkiler gibi toplama prosedüründeki zorluklar nedeniyle çocuklarda yaygın olarak
kullanılamamaktadır.
172
Multipl Miyelom
Bildiri:0090
P-081
OTOLOG KEMİK İLİĞİ TRANPLANTASYONU YAPILAN
MULTIPL MYELOM HASTALARIMIZIN RETROSPEKTİF
ANALİZİ. Senar Ebinç1, Cengiz Demir2, Ramazan Esen2. 1Yüzüncü Yıl Üniversitesi
Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı- Van. 2Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi
Hematoloji Bilim Dalı- Van
Multıpl myelom tüm kanserlerin yaklaşık %1’ini, hematolojik malignitelerin ise %10’nunu oluşturur. Günümüzde
gelişmiş yeni tedavilere rağmen multıpl myelom kürabl
değildir. Melfalan bazlı yüksek doz kemoterapi ile
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
desteklenmiş otolog kök hücre nakli ile hastalık sağ kalımında uzama saptanmıştır. Günümüzde otolog kemik
iliği nakli 65 yaş altı myelom hastalarında standart tedavi
olarak kabul edilmektedir. Otolog kemik iliği tranplantasyon öncesi hastaların tamamında kemik iliği biyopsi
incelenmesi ile %5’in altında plazma hücresi saptandı.
Hastaların tamamı ECOG performans statüleri 1-2 arasında idi. Hastalarımızın yaş, uluslar arası prognostik
indeks(IPSS)’e göre hastalık evresi, immünglobulin ve
hafif zincir tipi, tanı ile otolog kemik iliği trasplantasyonu arasında geçen süre, hastaların nakil öncesi
aldıkları tedaviler ve yaşam durumları aşağıdaki tabloda
gösterilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Multipl Myelom, Otolog Kemik İliği
Transplantasyonu
Tablo 1. Hastaların bazı temel karakteristik özellikleri
Bildiri:0094
P-082
PLASMOSİTOMA BAĞLI GELİŞEN KAUDA EQUİNA
SENDROMU; OLGU SUNUMU. Senar Ebinç1, Cengiz Demir2,
Ramazan Esen2. 1Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı- Van.
2
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı- Van
Multiple myeloma bütün kanserlerin yaklaşık olarak
%1’ini, hematolojik kanserlerin ise %10’nu oluşturmaktadır. Ekstra medüller plasmositom kemik iliğinin dışında
gelişen plazma hücreli tümörler olup nadir görülmektedir. Kauda equina sendromunda siyatalji tarzında bacak
ağrısı, hipoestezi veya anestezi, ileri düzeyde kuvvet kaybı
veya düşük ayak tablosu ve sfinkter kusurları gibi bulgular izlenmektedir. Hastaların çoğu dekompresyondan
sonraki ilk 2 yıl içinde iyileşirken, bazı hastalarda klinik
düzelmenin cerrahiden sonraki 5 yıl içinde hala devam
ettiği gösterilmiştir. Kliniğimizde vertebral kolumnada
multipl plasmositomu olan 56 yaşında erkek hastanın
takipleri esnasında inkontinans, impotans, bacaklarda
güçsüzlük ve ağrı şeklinde prezente olan kauda equina
sendromu gelişti. Hastaya kemo-radyoterapi sonrası
kifoplasti yapıldı. Hastanın klinik yakınmaları yaklaşık
bir ay gibi kısa bir sürede tamamen iyileşti. Plasmositoma
bağlı kauda equna sendromu nadir görülen bir durum
olması ve vakamızın kısa bir sürede etkin tedaviye bağlı
kliniğinde tamamen düzelme izlenmesi nedeni ile bu
vakayı sunmak istedik.
Bildiri:0122
P-083
PLAZMOSİTOM İÇİN NADİR BİR YERLEŞİM YERİ:
NAZOFARİNKS. Aydan Akdeniz, Mehmet Ali Uçar, Anıl Tombak, Ayşegül
Özdoğan, Eyüp Naci Tiftik. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı
Plazma hücre diskrazilerinin en sık tipi multiple myelom
olmakla beraber soliter (osseöz) plazmositom ve exstramedüller (extraosseöz) plazmositom (EMP) gibi lokalize
formları da görülmektedir. Ekstramedüller yumuşak
doku plazmositomu, plazma hücre diskrazilerinin nadir
bir alt tipidir. Nazofarinks ve sinüsler başta olmak üzere
tüm baş boyunda daha sık yerleşirler. Osseöz plazmositomun aksine dissemine hastalığa dönüşme ihtimali
düşük ve lokal tedavilerle kür sağlanabilen bir hastalıktır. Multiple myelomların ise %7 ile 17 si plazmositom
şeklinde ortaya çıkar. Bunların çoğu kemik kaynaklı
iken, çok azı yumuşak doku kaynaklıdır. Ve plazmositom
ile prezente olmayan multiple myelomlara göre prognozu
daha kötüdür.
48 Yaşında erkek hasta burun tıkanıklığı ile 8 ay önce
opere edilmiş, patolojisi kronik iltihaplı mukoza örnekleri
olarak raporlanmış. Bir ay içinde burun tıkanıklığının
yeniden başlaması ve beraberinde ara ara olan burun
kanamlarının olması üzerine hasta başka bir merkezde
reopere edilmiş. Patoloji plazmositomla uyumlu gelmesi
nedeniyle tarafımıza yönlendirilmiş. Hasta geldiğinde
fizik muayenesi doğal, nazal şikayetleri dışında şikayeti
yoktu. Serum immünfiksasyon elektroforezde kappa ve
Ig A yüksekliği mevcuttu. Kappa/Lambda oranı artmıştı
(3.8).Kemik iliği aspirasyonunda %35-40 plazma hücresi ile infiltreydi, patoloji de plazma hücre diskrazisi ile
uyumluydu. Kemik iliği akım sitometrisi multiple myelomla uyumluydu. Tam kan sayımında hemoglobin 13.8
gr/dl, Mutlak nötrofil sayısı 6910/ mikroL, trombositler
280000/mikroL, kreatin: 0.7 mg/dl, kalsiyum 10.1 mg/
dL,fosfor 3.5 mg/dL idi. PET-BT de sol maksiller sinüste
ve nazal kavitede yer kaplayan, artmış FDG tutulumu
gösteren 56X39 mm boyutunda hipermetabolik kitlesel
lezyon ve bilateral üst ve alt ekstremitelerde reaktif ya
da primer hastalığa sekonder olabilecek hafif artmış FDG
tutulumu saptandı.Hastaya Ig A + kappa myelom tanısı
ile 2 kür VAD sonrası 4 kür VCD tedavisi planlandı, ilk
kürünü aldı. Halsizlik dışında aktif şikayeti olmayan hastanın takip ve tedavisi devam ediyor.
EMP sıklıkla baş boyun bölgesinde ortaya çıkar. Plazma
hücre diskrazilerinin %5’ini, baş boyun malignitelerininn
%0.4’ünün oluşturur. Soliter plazmositom tanı anında
multipl myelom olma ya da yıllar içinde multiple myeloma dönme eğiliminde iken EMP ler genellikle lokalize
kalırlar. Bu nedenle cerrahi ve RT kombinasyonu tedavide yeterlidir. Literatüre bakıldığında bizim vakamızda
olduğu gibi yumuşak dokuda plazmositom ile prezente
olan multiple myelom nadir bir durumdur.
Anahtar Kelimeler: Multiple myelom, nazofarinks, yumuşak
doku (ekstramedüller) plazmositom
Anahtar Kelimeler: Plasmositom, Kauda Equina Sendromu,
Multipl Myelom
6-8 Mart 2014, Antalya
173
Bildiri:0129
P-084
MULTİPL MYELOM TANILI HASTALARIMIZIN OTOLOG
KÖK HÜCRE NAKLİ SONRASI YANIT DURUMLARI.
Ömür Gökmen Sevindik, Şerife Medeni Solmaz, Celal Acar, İnci Alacacıoğlu, Özden
Pişkin, Mehmet Ali Özcan, Fatih Demirkan, Bülent Ündar, Güner Hayri Özsan.
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hematoloji Bilim Dalı, İzmir
Giriş: Otolog kök hücre nakli multipl myelom tedavisinde önemli bir sağkalım avantajına yol açmış ve bu
nedenle bütün myeloma tedavi yönergelerinde kök hücre
nakli için uygun hastalarda uygulanması önerilir hale
gelmiştir.
Metod: Çalışmamızda 2006 ile 2013 yılları arasında
otolog kök hücre nakli uygulanmış 74 hastamızın otolog
kök hücre nakli sonrası elde edilmiş yanıt oranlarını ve
sağkalım verilerini değerlendirmeyi amaçladık.
Sonuç: Çalışmaya medyan yaşı 56 (29-68) olan 72
hasta dahil edildi. Hastaların tanı ISS’leri değerlendirildiğinde %47,5’evre 1, %32,2’sinin evre 2 ve %20,3’ünün
evre 3 hastalığa sahip oldukları görüldü. Hastaların
%63,9’u ilk sıra tedavi olarak VAD ve kalan %36,1’i
ise siklofosfamid dexamethasone kombinasyonu almıştı.
Hastaların %27,8’inde bortezomib bazlı rejim kullanılmadan otolog kök hücre nakline geçilmişti. Yalnızca 3
hastada kök hücre nakli ilişkili enfeksiyöz komplikasyonlara bağlı ölüm gerçekleşmişti. Hastaların 100. gün kontrolleri değerlendirildiğinde %33,3’ünde tam remisyon,
%47,2’sinde çok iyi kısmi yanıt, %11,1’inde kısmi yanıt,
%6,9’unda stabil hastalık ve %1,4’ünde progresif hastalık
saptandı. Hastaların otolog kök hücre nakli sonrası progresyona kadar geçen medyan süresi 27,8 ay ve ortalama
genel sağkalımı ise 72,4 ay olarak hesaplandı.
rejimi olarak 52 hastaya Melfalan 200 mg/m2, 8 hastaya
Melfalan 140 mg/m2 kullanıldı. %95’i ilk basamak olarak
%5’i relaps/refrakter hastalara ikinci basamak tedavisi
olarak KHN yapıldı. Tanı tarihinden KHN yapılana kadar
geçen ortalama süre 9±11 aydı. KHN ilişkili mortalite
%16.7 ve relaps/progresyon ilişkili mortalite %15 idi.
İzlem süresi ortalama 60±18 ay (1-126 ay) aralığı) olup
hastaların 18’inde (%30) 10±22 ay süre içerisinde relaps
ortaya çıktı. 18 hastanın 11’i progresyon nedeniyle yaşamını yitirdi. İzlem süresinde 31 hasta (%52) yaşıyordu.
Kaplan-Meier sağ kalım analizi yapıldığında tüm hastalarda ortanca sağ kalım süresi 60±18 ay idi (Resim-1).
İndüksiyon rejimleri arasında sağ kalım farkı yoktu (log
rank p>0.05, Resim-2). Melfalan 200 mg/m2 ve 140 mg/
m2 arasında sağ kalım analizi yapıldığında ortanca süreye
ulaşılamaz iken ortalama yaşam süreleri sırasıyla 59±9
ve 31±18 ay idi ve fark yoktu (log rank p>0.05, Resim-3).
Sonuç: Malin plazma hücre hastalıklarında KNH ve yüksek doz kemoterapi %50’nin üzerinde 5 yıllık sağ kalım
sağlayan etkili bir tedavi şeklidir.
Anahtar Kelimeler: Malin plazma hücre hastalıkları, kök hücre
nakli, sağ kalım
Merkezimiz verileri doğrultusunda otolog kök hücre nakli
uygulanan hastalarımızda literatüre benzer yanıt oranları
ve sağkalım süreleri elde edildiği tespit edilmiştir.
Anahtar Kelimeler: multipl myelom, otolog kök hücre nakli
Bildiri:0163
P-085
MALİN
PLAZMA
HÜCRE
HASTALIKLARININ
TEDAVİSİNDE KÖK HÜCRE NAKLİ SONUÇLARIMIZ.
Şekil 1. İndüksiyon tedavileri arasında genel sağkalım süreleri
İrfan Yavaşoğlu, Vefki Gürhan Kadıköylü, Gökhan Pektaş, Ali Zahit Bolaman.
Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hematoloji Bilim Dalı, Aydın
Giriş: Multipl miyelom (MM) ve amiloidoz malin plazma
hücre hastalıklarının otolog kök hücre desteği ile yüksek
doz kemoterapi 65 yaş altındaki hastalarda hala günümüzde etkili bir tedavidir. Son 10 yılda talidomid ve lenalidomid gibi immunmodülatörlerle birlikte bortezomib
gibi ilaçların kullanımı ile daha iyi tam yanıt ve sağ kalım
oranları sağlanmaktadır.
Amaç: Merkezimizde malin plazma hücre hastalarına yapılan kök hücre nakli (KHN) sonuçlarımızı
değerlendirmektir.
Bulgular: 58’i MM ve 2’si amiloidozlu toplam 60 hastaya (39’u erkek ve 21’i kadın, yaş ortalaması 59±10 yıl)
yüksek doz melfalan ile periferik kök hücre nakli (59’u
otolog 1’i allojeneik) yapıldı. İndüksiyon tedavisi olarak
sırasıyla; 4 kez VAD (23 hasta), 2 kez VAD+4 kez bortezomib/ deksametazon (22 hasta), 2 kez VAD+4 kez
bortezomib/talidomid/deksametazon (9 hasta), 6 kez
bortezomib/ talidomid/deksametazon (4 hasta), 6 kez
bortezomib/deksametazon(2 hasta) uygulandı. Hazırlama
174
Şekil 2. Melfalan 200 mg/m2 ve 140 mg/m2 Arasındaki Genel Sağkalım Karşılaştırılması
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
Tartışma: DMSO’nun gastrointestinal ve kardiyorespiratuvar yan etkilerinin dışında nadir de olsa ciddi nörolojik
yan etkileri vardır. Bu yan etkilerin kan damarlarının
akut vazokonstriksiyonuna veya DMSO’nun damarlardan
penetre olarak beyine direkt toksik etkisine bağlı olabileceği düşünülmektedir. Bu yan etkilerin şiddetinin ise
DMSO miktarı ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. KHN
yapılan merkezlerin büyük bir kısmında %10’luk DMSO
kullanılmaktadır. Son zamanlarda yapılan bazı çalışmalarda %5 ve %10 DMSO arasında engraftman zamanında
ve hücre canlılığında bir fark olmadığı, düşük konsantrasyonlarda yan etkilerin daha az olduğu gösterilmiş ve
bazı merkezlerde %5 DMSO kullanılmaya başlanmıştır.
DMSO geniş yan etki profiline sahiptir ve nadiren çok
ciddi komplikasyonlara neden olabilir. İnfüzyon sırasında oluşabilecek yan etkilerin göz önünde bulundurulup
tüm önlemlerin alınması gerekmektedir. Yan etkileri en
aza indirgemek için hücre canlılığını bozmayacak daha
düşük DMSO konsantrasyonları ile yapılacak prospektif
çalışmalara ihtiyaç vardır.
Şekil 3. Ortalama genel sağkalım süresi
Anahtar Kelimeler: Dimetil sülfoksit, kök hücre nakli,
nörotoksisite
Pediatrik Transplantasyon
Bildiri:0124
Bildiri:0109
P-087
BİR OLGU NEDENİYLE DİMETİL SÜLFOKSİTE BAĞLI
NÖROTOKSİSİTE. Eda Büke, Özlem Tüfekçi, Şebnem Yılmaz Bengoa,
Tuba Hilkay Karapınar, Hale Ören. Dokuz Eylül Üniversitesi, Çocuk Hematolojisi Bilim Dalı
Giriş: Dimetil sülfoksit (DMSO) kriyoprotektif bir ajan olup
kök hücre naklinde (KHN) toplanan ürünün dondurulması
işleminde kullanılmaktadır. Sık görülen yan etkiler bulantı,
kusma, abdominal kramplardır ve hastaların yarısında
görülebilir. Kardiyovasküler olaylar, respiratuvar arrest
ve diffüz alveoler kanama bildirilen diğer toksik etkilerdir.
Nörolojik toksisite ise nadir olmakla beraber nöbet, inme,
geçici global amnezi ve lökoensefalopati olguları bildirilmiştir. Burada DMSO içeren kök hücre infüzyonu ile jeneralize
tonik klonik (JTK) nöbet gelişen bir olgu sunulmuştur.
Olgu: Üçüncü tam remisyonunda olan ALL tanılı 13 yaşındaki hasta 3 yaşındaki HLA uyumlu kardeşinden allojenik
KHN için merkezimize yönlendirilmiştir. Vücut ağırlığı
düşük olan vericiden iki kez Kİ toplanmış ve ilki DMSO ile
dondurulmuştur. Nakil günü hastaya aynı gün toplanan
Kİ sorunsuz verilmiş, ikinci gün ise %10 DMSO içeren
dondurulmuş Kİ’nin infüzyonunun 30. dakikasında hipertansiyon, bradikardi ve baş ağrısı gelişmiştir. İnfüzyon
kesilerek bulgular geriledikten sonra premedikasyonla
infüzyonun devamı planlanmış ama bulguların tekrar
gelişmesi üzerine infüzyon verilememiştir. Ertesi gün iki
kez, bir dakika kadar süren JTK nöbet gelişmiştir. Kan
tetkikleri ve beyin BT normal saptanmış, beyin MRG’de
ise bilateral parietal ve oksipital fokal kortikal T2 sinyal
artımları tespit edilmiştir. Mevcut bulgularla DMSO toksisitesi düşünülmüştür. Fenitoin ve levatirasetam başlanan
hastanın, takibinde benzer yakınmalarının olmaması ve
EEG’nin normal olması üzerine fenitoin kesilmiş, levatirasetam ile devam edilmiştir. Bir ay sonraki MRG’de önceki
sinyal intensite artımlarının belirgin gerilediği saptanmıştır. Verilen kök hücre miktarı düşük olduğu halde sırasıyla
18. ve 33. günde nötrofil ve trombosit engraftmanı sağlanmıştır. Olgu halen takipte olup KHN sonrası birinci yılını
tamamlamıştır ve remisyondadır.
6-8 Mart 2014, Antalya
P-088
ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK UYGULAMA
VE ARAŞTIRMA MERKEZİ SADETTİN-VASFİ BAYSAL
ÇOCUK KÖK HÜCRE NAKİL MERKEZİ; SANTRAL
VENÖZ KATETER UYGULAMALARINDA POVİDON
İYOT VE KLORHEKSİDİN (%2)’İN ANTİSEPTİK
ETKİNLİKLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI. Seher Yıldırım,
Selma Can, Sevtap Özcan, Zahide Girgin, Serpil Kocatepe, Merve Güven, Nazlı
Gökçil, Ferda Zantur, Canan Albayrak, Davut Albayrak, Alişan Yıldıran, Murat
Elli. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi, Çocuk Sağlığı ve
Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Samsun
Santral venöz kateterizasyon işlemi, kök hücre nakil
merkezlerinde sağladığı yararlar nedeni ile vazgeçilmez
olmasına rağmen, aynı zamanda en önemli enfeksiyon
kaynağıdır. Kateter enfeksiyonunu önlemek için kateter
bölgesinin etkin bir antiseptik maddeyle temizlenmesi
önemlidir. Povidon iyot çocuklarda kullanıldığında, cildi
tahriş ettiği ve zararlı etkilere neden olduğu söylenmektedir. Klorheksidin (%2) ise son yıllarda daha başarılı
bulunmaktadır ve özellikle önerilmektedir. Bu nedenle
çalışmamızda, merkezimizde Şubat 2009 ile Ocak 2014
tarihleri arasında kök hücre nakli yapılan, santral kateteri olan hastalarda klorheksidin (%2) ve povidon iyot
kullanımı karşılaştırılarak antiseptik etkilerini araştırmayı amaçladık.
Kateter bölgesinin bakımı 73 hastada povidon iyot solüsyonu ile, 23 hastada ise klorheksidin (%2) ile yapıldı.
En yaygın kateterle ilişkili enfeksiyon etkeni; koagülaz
negatif stafilokoklar, Staphylococcus aureus, aerobic
gram negatif basiller ve Candida albicans’tır. Gram pozitif bakteriler kateter kolonizasyonun yarısından, kateter
ilişkili enfeksiyonların ise üçte birinden sorumludur.
Klorheksidin, gram pozitif bakterilere povidon iyota göre
daha etkilidir.
Hastalarımızın, 73’ünde povidon iyot kulanılmış, bunların 38’inde (%45,7) kateter enfeksiyonu gelişmiştir.
Klorheksidin ise 23 hastada kullanılmış ve kateter enfeksiyonuna rastlanmamıştır (tablo 1). Povidon iyot kullanıldığında, en başta gelen enfeksiyon etkeni olarak; gram
175
pozitif bakteriler (stafilokoklar) görülmüştür (tablo 2).
Klorheksidin kullanılan hastalarda kateter enfeksiyonunun görülmemesini, klorheksidinin stafilokoklara karşı
daha etkili olmasına bağlamaktayız.
Tablo 1. Povidon iyot ve klorheksidin (%2) kullanılan hastalarda kateter enfeksiyonu
oranları
Hasta Sayısı/
Kateter enfeksiyonu olan
hasta sayısı
Enfeksiyon Oranı (%)
Povidon iyot (n=73)
73/38
45,7
Klorheksidin (n=23)
23/0
0
Tablo 2. Kateter enfeksiyonu olan hastalarda üreyen mikroorganizmalar ve sıklığı (n=38)
Kateterle ilişkili üreyen
mikroorganizmalar
Mikroorganizmaların
üreme sıklığı
Staphylococcus epidermidis
11
Staphylococcus haemolyticus
8
klorheksidinin güçlü doku bağlılığı ve mikroplara karşı
uzun etkisinden kaynaklandığı düşünülmektedir.
Klorheksidinin antiseptik etkinliği, povidon iyot gibi kan
ve serum benzeri vücut sıvılarından etkilenmez. Povidon
iyota bakteryel direnç oluşumu gösterilmesine rağmen
klorheksidinde böyle bir durum söz konusu değildir.
Doksan altı hastayla yapılan bu çalışmada, santral venöz
kateter uygulamalarında antisepsi amacıyla klorheksidin
kullanıldığında, povidon iyota göre kateter kültürlerinde
üreme daha az görülmüştür. Bu durum klorheksidinin
antiseptik etkisinin daha üstün olduğunu düşündürmüştür. Bu konuda daha fazla sayıda hasta ile yapılacak
çalışmalar ile daha kesin sonuçlar elde edilebilecektir.
Ayrıca klorheksidinin çocuk hastalarda kullanımıyla ilgili
daha çok çalışmaya ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz.
Anahtar Kelimeler: Antisepsi, klorheksidin, povidon iyot, santral venöz kateterizasyon
Bildiri:0125
P-089
ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK UYGULAMA
VE ARAŞTIRMA MERKEZİ SADETTİN-VASFİ BAYSAL
ÇOCUK KÖK HÜCRE NAKİL MERKEZİ; KÖK HÜCRE
NAKLİNİN ÇOCUK VE ERGENLERİN RUH SAĞLIĞI
ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ. Seher Yıldırım, Selma Can, Sevtap Özcan,
Koagulaz (-) stafilokok
8
Staphylococcus hominis
3
Staphylococcus mitis/oralis
1
Zahide Girgin, Serpil Kocatepe, Merve Güven, Nazlı Gökçil, Ferda Zantur, Canan
Albayrak, Davut Albayrak, Murat Elli. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık Uygulama ve
Staphylococcus choromogenes
1
Araştırma Merkezi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Samsun
Staphylococcus warnerii
1
Kök hücre nakli çok önemli bir tedavi şekli olmasına
rağmen, tıbbi ve psikolojik zorlukları da birlikte getirmektedir. Nakil hastaları, sağlık ekibine bağımlı olarak
bedenleri üzerindeki kontrollerini yitirmekte, bu da benlik saygılarının, kendilerine karşı olan beğeni ve güvenin
azalmasına sebep olmaktadır.
Staphylococcus aureus
1
Pseudomonas aeruginosa
4
Escherichia coli
6
Enterobakter
1
Candida parapsilosis
2
Candida albicans
1
Stenotrophomonas maltophilia
2
Enterococcus faecium
1
Difteroid basil
1
Corynebacterium spp
3
Micrococcus spp
1
Streptococcus vestibularis
1
Enterococcus faecalis
1
Klebsiella pneumoniae
1
Proteus mirabilis
1
Achromobacter xylosoxidans
1
Kök hücre nakil hastalarının ruhsal dünyalarını ne kadar
iyi anlarsak onlara yapacağımız psikolojik destek de o
oranda yararlı olacaktır.
Çalışmanın amacı, kök hücre naklinin çocuk ve ergenlerin
ruh sağlığı üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya,
merkezimizde 2009 ile 2013 yılları arasında kök hücre
nakli yapılan 96 çocuk hastadan, Çocuk ve Ergen Ruh
Sağlığı Anabilim Dalı’na danışılan 7 hasta alındı.
Ruhsal sorun yaşayan 7 hastadan 5’i erkek, 2’si kız idi.
Erkekler, kızlara oranla daha düşük benlik saygısına sahiptir.
Hastaların 3’ü habis hastalık nedeniyle nakil öncesi ilaç
tedavisi almış idi. Hastaların ruhsal yapıları üzerinde,
daha öncesinde habis bir hastalığın tanısı, tedavisi ve
bunun ruhsal etkilerinin de rolü vardır.
Klorheksidin ile povidon iyot kıyaslandığında, klorheksidinin kan kültürlerinde düşük kontaminasyon oranı
sağladığı gösterilmiştir. Povidon iyot eskiden beri santral venöz kateter ve diğer girişimler için en çok tercih
edilen antiseptik olmasına rağmen, klorheksidinin bakteryel kolonizasyonu azaltmada ve bu etkiyi sürdürebilme özelliğinden dolayı povidon iyottan üstün olduğu
gösterilmiştir. Kateter kolonizasyonunda azalmanın da
176
Ailelerinin sosyo - ekonomik ve kültürel düzeyleri düşük ve
orta eğitim ve gelir seviyesindedir. Çocukların sosyal güvencesi olmasına rağmen, hastaneye yattığı süre içinde yine
de önemli miktarda ek harcamalarda bulunmaktadırlar.
Hasta, ailesinin ekonomik durumunu bilmekte ve ailesine
yük olduğunu düşünmektedir. Bu düşünce ise suçluluk
duygusuna yol açmakta, anksiyeteye sebep olmaktadır.
Ruh Sağlığı’na danışılan hastaların çoğunluğu ergen hastalardır. Bunlar içinde aynı yıl tanı konulup da nakil olan
hasta da vardır. Yeni tanı konulan hasta aniden kendisini
habis bir hastalık teşhisi, ilaç tedavisi ve ardından gelen
kök hücre nakli gibi çok ciddi bir durumla karşı karşıya
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
bulmaktadır. Hastalığın bedeninde meydana getirdiği
olumsuz değişiklerle de baş etmeye çalışmaktadır.
Hastaların merkezimizde yatış süresi ortalama 56,8 gündür (Tablo 1). Nakil merkezleri hastane içerisinde her şeyden önce alt yapı özellikleri ile farklı ve kapalı yapılanmalar
olduğu için yatış süresinin uzamasının, hastaların zihinsel
ve davranışsal gelişimi üzerinde olumsuz etkileri vardır.
Hastalarda ağız yarası, ishal ve kabızlık gibi sindirim
sorunları yaşanmıştır. Sindirim sistemi sorunu olan
hastalara anksiyete ve depresyon eşlik etmiştir (Tablo 2).
İlaç ve ışın tedavisine bağlı saç dökülmesi tüm hastamızda görülmüştür (Tablo 2). Saç dökülmesi ve cilt renginde
değişiklikler benlik saygısını azaltmaktadır.
Kök hücre nakil hastalarında en sık görülen ruhsal
sorunlar anksiyete ve depresyondur (Tablo 2). Anksiyete
ve depresyon nakilden bir hafta sonra beden görünümünde olumsuz değişimlerin başlamasıyla artmaktadır.
Beden görünümündeki bu olumsuz değişimler, benlik
saygısının akranlarına göre daha düşük olmasına neden
olmakta ve kimlik gelişimini olumsuz etkilemektedir.
Kök hücre nakil hastalarının ruhsal sağlığı açısından,
nakil öncesi, nakil dönemi ve sonrasında yoğun ruhsal
destek almaları yaşam kalitelerini artıracaktır.
Anahtar Kelimeler: Anksiyete, çocuk ve ergen, depresyon, kök
hücre nakli, ruh sağlığı
Tablo 1. Hastaların yaş, hastalık süresi, nakildeki yatış süresi, mukozit süresi, nötrofil ve
trombosit yamanma günleri (n=7)
Ort. ± SS
12,8 ± 4,4
4,1± 2,4
56,8± 7,4
5,8± 1,9
14,7 ± 11,8
15,6± 13,1
Yaş (yıl)
Hastalık Süresi(yıl)
Nakildeki Yatış Süresi (gün)
Mukozit Süresi (gün)
Nötrofil Yamanması (gün)
Trombosit Yamanması (gün)
En düşük-En yüksek
7-17
0-8
43-75
0-17
9-22
8-28
Ort.±SS: Ortalama ± Standard sapma
Tablo 2. Hastaların yaşı, cinsiyeti, tanıları, nakile bağlı erken dönem komplikasyonları,
çocuk ve ergen ruh sağlığına danışma nedenleri ve ruh sağlığı tanıları (n=7)
Hasta 1
Hasta 2
Hasta 3
Hasta 4
Hasta 5
Hasta 6
Yaş(yıl)
13
17
13
7
14
12
14
Cinsiyet
Erkek
Kız
Erkek
Erkek
Erkek
Kız
Erkek
HL
AML
FAA
Kostmann
DBA
Talasemi majör
AML
Tanı
Nakile Bağlı
CMV
CMV
GVHH,
Agresif ve
Kreatinin
Erken Dönem
enfeksiyonu, enfeksiyonu, mide ağrısı, sinirlilik artışı, yüksekliği,
saç
Komplikasyonlar
ishal,
SOS, saç bulantı-kusma, saç dökülmesi
dökülmesi
kusma, saç dökülmesi hiperglisemi,
dökülmesi
yüksek
tansiyon, saç
dökülmesi
Ruh Sağlığı
Danışma Nedeni
İçine
kapanıklık,
yemek
yememe
Ajitasyon
Ruh Sağlığı Tanısı Depresyon
Anksiyete
Hasta 7
GVHH, ağır
Bulantıilaç yan etkisi, kusma, ağız
tıbbi nedenle yarası, saç
açıklanamayan dökülmesi
fiziksel ağrılar,
saç dökülmesi
Agresif,
Aşırı
Hastalığıyla İçe kapanıklık
Mutsuzluk,
konuşma ve hareketli, endişelenme ilgili olumsuz
kaygılar
haraketlerde aşırı tepkili ve
ve içe
yavaşlama, sinirlilik hali kapanıklılık
uyuyamama
Anksiyete
Depresyon
Uyum
bozukluğu
Depresyon
Depresyon,
somatoform
bozukluk ve
anksiyete
Bildiri:0132
P-090
ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ,
SAADETTİN VASFİ BAYSAL ÇOCUK KÖK HÜCRE
NAKİL ÜNİTESİNDE OCAK 2009-MAYIS 2011
YILLARI ARASINDA KÖK HÜCRE NAKLİ UYGULANAN
HASTALARIN GERİYE DÖNÜK OLARAK İNCELENMESİ.
Vildan Güngörer1, Tunç Fışgın2, Hatice Emel Özyürek2, Murat Elli1, Feride Duru1,
Canan Albayrak1, Kemal Baysal1, Davut Albayrak1. 1Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp
Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Samsun. 2Bahçeşehir Üniversitesi Tıp
Fakültesi, Çocuk Hematoloji Onkoloji Bilim Dalı, İstanbul
Amaç: Çocuk kemik İliği Nakil ünitemizin 2 yıllık ilk verilerini kesitsel olarak incelemek.
Gereç-Yöntem: 1 Şubat 2009 - 31 Mayıs 2011 tarihleri arasında Ondokuzmayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi
Saadettin Vasfi Baysal Çocuk Kök Hücre Nakil Ünitesinde
hematopoetik kök hücre nakli uygulanan 44 hasta geriye
dönük olarak incelenmiştir.
Sonuç: Olguların 24’ü (%54,5) kız, 20’si (%45,5) erkek,
yaş ortalaması 9,6 ± 4,63 yıl idi. Kök Hücre nakli
uygulanan olguların tanılara göre dağılımı; 15’i (%34,1)
Talasemi Major, 9’u akut lösemi (%20,4), 6’sı Fanconi
Aplastik anemisi (%13,6), 5’i Aplastik anemi (%11,4), 9’u
(%20,4) diğer tanılara sahipti. TNC/kg arttıkça trombosit
engrafman zamanının kısaldığı yine kök hücre kaynağı
olarak periferik kan kullanılan hastaların kemik iliği+
kordon kanı kullanılan hastalara göre nötrofil engrafmanının daha kısa zamanda geliştiği görüldü. Kemik iliği+
kordon kanı kullanılan hastalarda yalnızca periferik kök
hücre kullanılan hastalara göre sağkalımın daha uzun
olduğu tespit edildi (P=0,03).En sık görülen komplikasyon 42 hasta ile (%95) febril nötropeni oldu. Mukozit 38
(%88), CMV reaktivasyonu 9 (%20,4), akut verici atak
hastalığı 6 (%13,6), sinüzoidal obstrüksiyon sendromu 4 (%9) ve hemorajik sistit 3 (%6,8) hastada izlendi.
Hastalarımızın 27’sinde (%61,3) hastalıksız sağkalım gözlendi. Hastaların 8’inde (%18,1) nüks görülürken 9’unun
(%20,4) eksitus olduğu, bunların 2’sinin (%4,5) nakil ilişkili nedenlerden 7’sinin (%15,9) ise hastalık progresyonu
nedeniyle exitus olduğu gözlendi
Tartışma: Çalışmamız ülkemizde çocuk hastalarda kök
hücre naklini tüm yönleriyle inceleyen ilk çalışmalardan
biri olması nedeniyle önem arzetmektedir. Çalışmamızda
myeloblatif rejimlere bağlı mukozit ve enfeksiyon oranları
yüksek saptanmıştır. Sağkalımı etkileyen tek faktörün
kök hücre kaynağı olarak kordon kanı + kemik iliğinin
birlikte kullanılması olduğu saptanmıştır. Hasta sayısının az olması çalışmamızı sınırlayan en önemli faktördür.
Buna rağmen elde ettiğimiz veriler ulusal ve uluslararası
verilerle benzerdir.
Not: Tüm olgular Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Sadettin
Vasfi Baysal Çocuk Kök Hücre Nakil Ünitesinde takip
edilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Hematopoetik kök hücre nakli, komplikasyon, nakil ilişkili mortalite, prognoz
Depresyon
GVHH: Graft Versus Host Hastalığı, SOS: Sinüzoid Tıkanıklığı Sendromu, AML:Akut Myeloblastik Lösemi,
HL:Hodgkin Lenfoma, FAA:Fanconi Apalstik Anemi, DBA:Diamond Blackfan Anemisi
6-8 Mart 2014, Antalya
177
Bildiri:0133
P-091
ÇOCUKLARDA İŞLENMEMİŞ KÖK HÜCRELERLE
POST-TRANSPLANT SİKLOFOSFAMİD KULLANILARAK
YAPILAN HAPLOİDENTİK NAKİL SONUÇLARI: TEK
MERKEZ DENEYİMİ. Akif Yeşilipek1, Vedat Uygun2, Gülsün Karasu1,
Hayriye Daloğlu2, Volkan Hazar2. 1Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Göztepe
Medicalpark Hastanesi. 2Antalya Medicalpark Hastanesi
T hücre deplesyonu ile yapılan haploidentik nakillerde immün yapılanmanın gecikmesi ağır enfeksiyonlar
sonucu transplant ilişkili mortalitenin yükselmesine yol
açmaktadır. Bu sorunu aşmak için son yıllarda işlenmemiş (unmanipulated)(UM), kemik iliği (Kİ) veya periferik
kan (PK) kök hücreleri ile nakil sonrası yüksek doz siklofosfamid (CY) tedavisi popüler bir uygulama haline gelmiştir. Ancak çocuk hastalarda henüz deneyim kısıtlıdır.
Bu çalışmada haploidentik vericiden UM kemik iliği veya
periferik kan kök hücre kullanılarak yapılan HKHN sonrası yüksek doz CY verilen olgularımız sunulmaktadır.
Olgular ve Yöntem: Antalya Medicalpark Hastanesi Çocuk
Kök Hücre Nakil Ünitesinde haploidentik vericiden UM
Kİ veya PK kök hücre kullanılarak yapılan HKHN sonrası GVHD önleme tedavisi olarak yüksek doz CY verilen
9 olguya ait veriler retrospektif olarak değerlendirildi.
Olguların 4 ü erkek 5 i kız, yaşları 4-16 arasında, median
9 yaş bulundu. Beş olgu ALL, iki olgu AML, birer olgu
ise NHL ve HLH tanıları ile başvurmuştu. Bir olgu Ewing
sarkom sonrası AML, bir olgu KML sonrası ALL tanısı
almıştı. Bir olguda ise HLH tanısı ile anneden CD34+
hücre seleksiyonu ile yapılan haploidentik nakil sonrası
aplazi gelişmesi nedeniyle nakil yapıldı. İki olgu ilk, üç
olgu ikinci, dört olgu ise üçüncü remisyonda nakile alındı.
Beş nakilde anne, üç nakilde baba, bir nakilde ise kardeş
verici olarak kullanıldı. Hazırlama rejimi olarak 5 olguda
BU+FLU+Etoposid, birer olguda da BU+CY, BU+CY+Mel,
BCNU+Etoposid+ARA-C+Mel, FLU+CY+Mel, GVHD önleme
tedavisi olarak ise 50 mg/kg CY +3 ve +5 günlerde i.v., ek
olarak CsA/Tacrolimus + MMF/MP verildi. Kök hücre kaynağı olarak 5 olguda Kİ, 3 olguda Kİ+PK bir olguda ise PK
kullanıldı. Verilen hücre sayısı median değer olarak TNC
7,2x108 (4,1-17,7), MNC 5,7x108 (4,9-8,8), CD34+ hücre
3,7(2,5-12,9) ve CD3+ hücre 2,7 (1,1-7,8) idi.
Sonuçlar: Tüm olgularda engrafman sağlandı. Median
nötrofil ve platelet engrafman zamanları sırasıyla 18.
(16-23 gün) ve 19. günlerdi (10-37 gün). İki olguda Gr
I, birer olguda da Gr II ve Gr III aGVHD, iki olguda ise
sınırlı kronik GVHD bulguları gözlendi. Komplikasyon
olarak 3 olguda hemorajik sistit, 2 olguda VOD gelişti. İlk
100 günde bir olgu sepsis nedeniyle kaybedildi. Sonraki
izlemlerde bir olgu primer hastalık progresyonu diğeri ise
pnömoni nedeniyle ex oldu. Altı olgu (%66.7) median 9 ay
(5-16 ay arasında) hastalıksız olarak izlenmektedir.
Tartışma: Haploidentik nakillerde UM Kİ/PK kök hücreleri
kullanımının en önemli avantajları; laboratuvar maliyetinin düşük olması, verici bulma sorunu olmaması ve nakil
sonrası greft ve T hücre yetmezliği riskinin daha düşük
olmasıdır. Yüksek riskli olarak kabul ettiğimiz olgularımızda elde ettiğimiz ön rapor şeklindeki sonuçlar, bu bilgiler ile
uyum göstermekte ve haploidentik nakil uygulamaları için
ümit vermektedir. Geniş hasta grupları ile uzun süreli izlem
sonuçları bu konudaki bilgilerimize ışık tutacaktır.
Anahtar Kelimeler: Çocuk, haploidentik nakil, işlenmemiş kök
hücre, posttransplant siklofosfamid
178
Bildiri:0141
P-092
ÇOCUKLUK ÇAĞI KRONİK MYELOİD LÖSEMİLERİNDE
HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE TRANSPLANTASYONU
SONUÇLARI. Barış Kuşkonmaz1, Şule Ünal2, Selin Aytaç2, Mualla Çetin2,
Duygu Uçkan1. 1Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Pediatrik Kemik İliği Transplantasyon
Ünitesi. 2Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Pediatrik Hematoloji Ünitesi
Giriş: Kronik myeloid lösemi (KML) çocukluk çağı lösemilerinin yaklaşık %3-5’ini oluşturmaktadır. Pediatrik
hastalardaki KML tedavisinde lösemik hücreler ortadan
kaldırıldıktan sonra HLA uyumlu donörü olanlarda
hematopoetik kök hücre tansplantasyonu (HKHT) yapılmaktadır. Çocukluk çağı KML’lerinde HKHT ile toplam
yaşam yaklaşık %70 olarak rapor edilmiştir.
Materyal-Metod: Ekim 1997-Aralık 2011 yılları arasında KML nedeni ile HKHT yapılan 17 hasta çalışmaya
dahil edilmiştir. Transplantasyon sırasında hastaların
12’si kronik fazda iken beş hasta akselere fazda idi. Üç
hastaya hastalık tekrarı nedeni ile ikinci kez HKHT yapılmıştır. Tablo 1’de hastaların transplantasyon özellikleri
gösterilmiştir.
Tablo 1. Hastaların transplantasyon özellikleri ve sonuçları
Hasta sayısı/transplantasyon sayısı
17/20
Yaş
Cinsiyet (Erkek)
Transplantasyon sırasındaki KML fazı
Kronik
Akselere
Donör
HLA tam uyumlu kardeş
HLA tam uyumlu baba
HLA 1 aj uyumsuz kardeş
HLA 2 aj uyumsuz anne
Hazırlık rejimi
Bu+Cy
Bu+Flu+ATG*
Bu+Cy+ATG
Kök hücre kaynağı
Kİ
PKH
Kİ+PKH
GVHH proflaksisi
CsA+MTX
CsA
Engraftman oranı
Nötrofil engraftman günü
Sekonder graft kaybı/relaps
Akut GVHH (>= grade 2)
Kronik GVHH
VOD (orta/ağır)
Hemorajik sistit
Yaşam
11.5±3.7 yıl (5.0-16.1 yıl)
11 (%64.7)
12 (%70.6)
5 (%29.4)
14 (%82.4)
1 (%5.9)
1 (%5.9)
1 (%5.9)
14 (%82.4)
2 (%11.8)
1 (%5.9)
13 (%76.5)
3 (%17.6)
1 (%5.9)
16 (%94.1)
1 (%5.9)
100 (%100)
17.1±2.6 gün (12-22 gün)
5 (%29.4)
5 (%29.4)
3 (%17.6)
1 (%5.9)
3 (%17.6)
13 (%76.5)
*azaltılmış yoğunlukta rejim KML: kronik myeloid lösemi, Bu: busulfan, Cy:
Siklofosfamid, Flu: fludarabin, ATG: anti-timosit globülin, Kİ: kemik iliği, PKH:
periferik kök hücre, GVHH: graft versus host hastalığı, VOD: veno-oklüziv hastalık
Transplantasyon öncesi hastaların aldıkları tedaviler:
Yedi hastaya hidroksiüre±mitoksantron± sitarabin, dört
hastaya imatinib±sitarabin±interferon α±hidroksiüre, üç
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
hastaya interferon α±sitarabin±mitoksantron±myeloran,
bir hastaya myeloran+sitarabin+mitoksantron, bir hastaya hidroksiüre±sitarabin±mitoksantron±imatinib (moleküler yanıt elde edilemediği için izlemde imatinib kesilerek dasatinib başlanmış) verilirken bir hastanın HKHT
öncesi spesifik tedavi almadığı görülmüştür.
Sonuçlar: Transplantasyon sonuçları Tablo 1’de gösterilmiştir. Vakaların hepsinde engraftman elde edilmiş
olup, izlemlerinde beş hastada (%29.4) relaps gelişmiştir.
Kronik fazda nakil yapılan 12 hastanın sadece birinde
(%8.3) relaps gelişirken, akselere fazda nakil yapılan beş
hastanın dördünde (%80.0) relaps gelişmiştir. Yaşam
oranı kronik fazda nakil yapılanlarda %91.7; akselere
fazda nakil yapılanlarda %40.0’dır. Relaps nedeni ile ikinci kez HKHT’u yapılan üç hasta da yaşam sağlanmıştır.
İki hasta t(9;22) pozitifliği saptanması nedeni ile imatinib kullanılmakta iken; bunlardan birine donör lenfosit
infüzyonu da uygulanmaktadır.
Tartışma: EBMT kayıtlarından yapılan bir çalışmada
KML’nin ilk kronik fazında 3 yıllık toplam yaşam kardeşten yapılan nakillerde %75, akraba dışı yapılan nakillerde
%65 olarak bulunmuştur. Bu çalışmada tüm hastalar
için yaşam oranı %76.5 olarak bulunmuş olup, bu oran
kronik fazda nakil yapılanlarda %91.7’ye çıkmaktadır.
Anahtar Kelimeler: transplantasyon, kronik myeloid lösemi
Bildiri:0142
P-093
ÇOCUKLUK
ÇAĞI
KAZANILMIŞ
APLASTİK
ANEMİLERİNDE
HEMATOPETİK
KÖK
HÜCRE
TRANSPLANTASYON SONUÇLARI. Barış Kuşkonmaz1, Şule
Ünal2, Betül Tavil2, Fatma Gümrük2, Mualla Çetin2, Duygu Uçkan1. 1Hacettepe
Üniversitesi Tıp Fakültesi, Pediatrik Kemik İliği Transplantasyon Ünitesi. 2Hacettepe Üniversitesi
Tıp Fakültesi, Pediatrik Hematoloji Ünitesi
Giriş: Kazanılmış aplastik anemili (KAA) çocuklarda
HLA tam uyumlu kardeşlerden yapılan hematopoetik
kök hücre transplantasyonlarında (HKHT) başarı oranı
oldukça yüksektir ve bu hastalar için ilk tercih edilen
standart tedavi yöntemidir. Bu çalışmada KAA nedeni ile
HKHT’u yapılan 21 hastanın transplantasyon sonuçları
verilmiştir.
Materyal-Metod: Şubat 1998-Haziran 2012 tarihleri arasında ünitemizde toplam 21 KAA’li hastaya HKHT yapılmıştır. Bir hastaya engraftman başarısızlığı nedeni ile ikinci kez
transplantasyon yapılmıştır. Hastalardan birinde KAA’ya ek
olarak otoimmün hepatit bulunmakta idi. Hastaların transplantasyon özellikleri Tablo 1’de gösterilmiştir.
HKHT’u öncesi hastaların aldıkları tedaviler: 6 hastaya
ATG/ALG+siklosporin A+metilprednizolondan (MPZ) oluşan immünsüpresif tedavi (IST) verilmiştir. Bu hastalardan ikisine IST dışında oksimetolon, birine siklofosfamid
verilmiş olup bir hasta iki kür İST almıştır. İki hastaya
yüksek MPZ tedavisi, bir hastaya MPZ+siklosporin A+
oksimetalon tedavileri verilmiştir.
sağlanamayan bir hastada ikinci kez HKHT2u yapılmış
hastada engrfatman sağlanmış fakat hasta akut GVHH
nedeni ile kaybedilmiştir. Bu hasta dışında geriye kalan 20
vakanın hepsinde (%95.2) hastalıksız yaşam sağlanmıştır
Tartışma: KAA’si olan çocuklarda tam uyumlu kardeşlerden yapılan HKHT’u ile yaşam oranları %90’lara
yaklaştığı içim tercih edilen tedavi şeklidir. Bu çalışmada
donörlerin %23.8’ini HLA tam uyumlu kardeş dışı donörler oluşturmasına rağmen hastalıksız yaşam oranı %95.2
olarak bulunmuştur.
Anahtar Kelimeler: aplastik anemi, transplantasyon, pediatrik
Tablo 1. Hastalıkların transplantasyon özelliklkeri ve sonuçları
Hasta sayısı/transplantasyon sayısı
Yaş
Cinsiyet (erkek)
21/22
9.5±3.2 yıl (4.3-14.3 yıl)
15 (%66.7)
Donör
HLA tam uyumlu kardeş
16 (%76.2)
HLA tam uyumlu anne
1 (%4.8)
HLA tam uyumlu akraba
1 (%4.8)
HLA 1 aj uyumsuz kardeş
1 (%4.8)
HLA 1 aj uyumsuz anne
1 (%4.8)
HLA 1 aj uyumsuz akraba
1 (%4.8)
Hazırlık rejimi
Cy+ATG
18 (%85.7)
Bu+Cy+ATG
2 (%9.5)
Flu+Cy+ATG
1 (%4.8)
Kök hücre kaynağı
Kİ
20 (%95.2)
PKH
1 (%4.8)
GVHH proflaksisi
CsA+MTX
Engraftman oranı
20 (%95.2)
Nötrofil engraftman günü
16.7±3.4 gün (10-22 gün)
Akut GVHH (>= grade 2)
2 (%9.5)
Kronik GVHH
1 (%4.8)
VOD
Hemorajik sistit
Mukozit (>= grade 3)
(-)
2 (%9.5)
1 (%4.8)
Yaşam
20 (%95.2)
Hastalıksız yaşam
20 (%95.2)
Cy: Siklofosfamid, ATG: anti-timosit globülin, Bu: busulfan, Flu: fludarabin, Kİ:
kemik iliği, PKH: periferik kök hücre, GVHH: graft versus host hastalığı, VOD: venooklüzif hastalık
Sonuçlar: Bir hasta dışında vakaların tümünde engraftman sağlanmıştır (20/21; %95.2). Ortalama nötrofil
engraftman zamanı +16.7±3.4 gün (10-22 gün) (Tablo 1).
Akut graft versus host hastalığı (GVHH) vakaların sadece
ikisinde (%9.5), kronik GVHD birinde (%4.8), hemorajik
sistit ikisinde (%9.5), mukozit (>=grade 3) birinde (%5.8)
gelişirken veno-oklüzif hastalık vakaların hiçbirinde gelişmemiştir (Tablo 1). İlk transplantasyonda engraftman
6-8 Mart 2014, Antalya
179
Bildiri:0143
P-094
Bildiri:0144
P-095
BLASTİK PLAZMOSİTOİD DENTRİTİK HÜCRELİ
NEOPLAZMI OLAN BİR ÇOCUKTA OTOLOG PERİFERİK
KÖK HÜCRE TRANSPLANTASYONU. Orhan Gürsel1, İbrahim
Eker1, Zekai Avcı2, Namık Özbek2, Ahmet Emin Kürekçi1. 1Gülhane Askeri Tıp Fakültesi
Çocuk Hematolojisi Bilim Dalı. 2Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Eğitim
Araştırma Hastanesi
ÇOCUKLUK ÇAĞI HEMATOLOJİK MALİGNİTELERİNDE,
TREOSULFAN TEMELLİ HAZIRLAMA REJİMLERİNİ
TAKİBEN ALLOJENİK HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE
NAKLİ: DÖRT PEDİATRİK OLGU İLE TEK MERKEZ
DENEYİMİ. Orhan Gürsel, İbrahim Eker, Oğuzhan Babacan, Ahmet Emin
Kürekçi. Gülhane Askeri Tıp Fakültesi Çocuk Hematolojisi Bilim Dalı
Giriş: Blastik plasmasitoid dendritik hücreli neoplazm
(BPDHN) plazmositoid dentritik hücrelerden köken alan
malign bir neoplazmdır. Etkilenen olguların çoğunda
başlangıçta cilt tutulumu olur, ardından lösemik tutulum
meydana gelebilir. Burada pediatrik bir BPDHN olgusunda yapılan ve literatürde ilk olarak bildirdiğimiz otolog hematopoietik kök hücre transplantasyonu (HKHT)
sonuçları paylaşılmıştır.
Giriş: Treosulfan (Treo) busulfan (Bu) ‘ın yapısal bir
analoğudur. Çocukluk çağı malignitelerini de içerecek
şekilde, hematolojik malignitelerde ve solid tümörlerde
yaygın bir etkinliğe sahiptir. Burada hematolojik malignitesi olan dört pediatrik olgunun, radyoterapi içermeyen
hazırlama rejimlerinde (Bu) yerine (Treo) kullanımı ile
ilgili tek merkez deneyimi aktarılmıştır.
Olgu: 13 yaşındaki erkek hastanın öyküsünden son 7 aydır
mevcut olan, tedaviye dirençli jüvenil idiopatik artirit ve
yeni başlangıçlı, 2x2 cm ebadında bir skalp nodulu ile dış
bir merkeze kabul edildiği öğrenildi. Buradaki muayenesinde organomegali ve lenfadenopati bulunmayan hastada,
beyaz küre:5180/mm3, hemoglobin: 11.7 g/dl ve platelet:187.000 /mm3 saptanmış, periferik yaymasında ise %6
oranında blast görülmüş. Kemik iliği aspirasyonunda %58
oranında CD4, CD56, CD123 ve Thücreli lösemi/lenfoma
1 eksprese eden blastlar saptanmış. Kemik iliği biyopsisi
de Ki-67 pozitif olarak saptanan hastaya, BPDHN tanısı
konularak ALL-BFM 95 protokolu uygulanmış. İndüksiyon
tedavisi sonrası komplet remisyon sağlanan hastaya ilk
HR2 bloğu verildikten sonra kliniğimizde, CD34+ immunomagnetik seleksiyonun yöntemi ile otolog HKHT uygulandı.
Hazırlama rejiminde busulfan (16 mg/kg) ve siklofosfamid
kullanıldı (120 mg/kg), 0.95x 106/kgCD34+ kök hücre
verildi. Sırasıyla 17, 44 ve 23. günlerde myeloid, tromboid
ve eritroid engrafman gerçekleşti. Nakil sonrası 4. ayda
gelişen kombine Hematopoietik ve santral sinir sitemi relapsına kadar komplet remisyonda ve %100 Lansky skoru ile
takip edildi. Relaps sonrası hastaya başlanılan ALL-REZBFM-2002 protokolü sonrasında ikinci komplet remisyon
sağlandı. Otolog nakilden 9 ay sonra hastaya, 11 yaşındaki kız kardeşinden tam uyumlu allojenik HKHT yapıldı.
Hazırlama rejiminde total vucut ışınlamasının (12 Gy)
yanında siklofosfamid kullanıldı. (120 mg/kg). 2.8 x 106/kg
CD34+ hücre verildi. GVHD profilaksisi amacıyla metotreksat ve siklosporin kullanıldı. Myeloid, tromboid ve eritroid
engrafmanlar sırasıyla 12, 14 ve 22. günlerde gerçekleşti.
Nakil sonras 3. ayda hastanın komplet remisyonu devam
ederken, gelişen grade 4 akut GVHD nedeniyle kaybedildi.
Sonuç: Literatürde otolog kök hücre nakli yapılan 7 tane
erişkin BPDHN’li olgu bildirilmesine rağmen, çocukluk çağı
BPDHN’ında otolog nakil ile ilgili herhangi bir öneri bulunmamaktadır. Burada bildirilen ve ilk başvurusunda kutanöz
bulguları olan 13 yaşındaki erkek hastada, kombine relapsa
kadar 4 ay boyunca komplet bir remisyon elde edilmiştir.
Tartışma: Pediatrik BPDHN’nin tedavisine yönelik rejimler henüz tam belirlenmemiştir. Cilt lezyonu olmayan
hastalar daha iyi bir prognoza sahiptirler. İlk remisyon
indüksiyonu için yüksek riskli ALL tedavisi verilmesi
etkilidir. Allojenik HKHT zamanı tam belirlenmiş olmamakla birlikte bazı otörler ilk remisyon sonrasında (özellikle cilt lezyonu olanlarda), bazı otörler ise ikinci remisyon sonrasında yapılmasını önermektedir.
Anahtar Kelimeler: Blastik plasmostoid dendritik hücreli neoplazm, çocukluk çağı, kemik iliği nakli, otolog
180
Olgu: Merkezimizde Eylül 2012 ve Temmuz 2013 tarihleri arasında, yaşları 4 ile 14 arasında değişen ve yüksek
riskli lösemisi olan (üç AML, bir ALL) dört pediatrik hastaya, merkezimizde treosulfan temelli hazırlama rejimleri
kullanılarak hematopoietik kök hücre nakli (HKHT) yapıldı. Bu hastalarda iki tanesi ilk tam remisyonda (TR1),
bir tanesi hematolojik relapsı takiben TR2’de, biri de ilk
transplantasyonunun ardından gelişen izole santral sinir
sistemi relapsını takiben TR4’de idi. HKHT’lerin hepside
hastaların tam uyumlu kardeşlerinden, ikisinde kemik
iliği (Kİ), diğer ikisinde de periferik kaynaklı hematopoietik kök hücre (PKHK) kullanılarak yapıldı. Hastaların
tümü kümülatif olarak 36 g/m2 (Treo) ve 120 mg/kg
dozunda siklofosfamid (Cyc) alırken, AML-M4 tanılı iki
hasta ilave olarak 60 mg/kg kümülatif dozunda etoposid
aldı. AML-M5 nedeniyle singeneik HKHT yapılan 4 yaşındaki kız hasta haricinde, hastaların hepsine metotreksat
ve siklosiporin içeren graft versus host hastalığı (GVHH)
profilaksisi verildi. Tüm hastalarda full engrafman sağlandı. Hastalar ortalama +38 (35-42) günde taburcu edildi. Olguların ve hastalıklarının karakteristikleri ile HKHT
sonuçları tabloda özetlenmiştir.
Tablo 1. Olguların ve Hastalıkların Karakteristikleri ile HKHT Sonuçları
Sonuç: Her ne kadar malign hematolojik hastalıklara
yönelik, (treo) temelli hazırlama rejimleri ile yapılan
HKHT’lerle ilgili literatürde yeterli veri bulunmamakla
birlikte, pediatrik hastaların da bulunduğu 60 vakalık
bir seride iki yıllık kümülatif relaps insidansı, TR1’deki
hematolojik malignitelerde %35, TR’1 dışındakiler de ise
%50 olarak bildirilmiştir. Olgu sayımız bu çalışmalardakine göre daha az olmakla birlikte, merkezimizin sonuçları da literatür bilgileri ile uyumlu görünmektedir.
Tartışma: Literaturde treosulfanın busulfan ile aynı
düzeyde myeloablatif, immunsüpresif, ve sitotoksik etkilere sahip olduğu, fakat busulfandan daha iyi düzeyde
splenik B ve T hücre deplesyonu yaptığı belirtilmektedir.
Fakat busulfanın aksine artmış nöbet, ciddi mukozit ve
hepatotoksisite riski ile birlikte olmadığı bildirilmektedir.
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
Hematolojik malignitelerde, HKHT hazırlama rejimleride
treosulfan temelli protokollerin etkinliklerinin değerlendirilerek, diğer sık kullanılan protokoller ile karşılaştırılacağı prospektif, randomize ve kontrollü çalışmalara
ihtiyaç vardır.
Anahtar Kelimeler: Hematolojik malignite, Pediatrik transplantasyon, Treosulfan
Bildiri:0151
P-096
HAPLOİDENTİK KÖK HÜCRE NAKLİ YAPILAN
BİR OLGUDA RESPİRATUAR SİNSİTYAL VİRÜS
MYOKARDİTİ. Funda Tayfun1, Nurşah Eker2, Derya Mutlu3, İmran Sağlık3,
Dilek Çolak3, Volkan Hazar4, Alphan Küpesiz2. 1Diyarbakır Çocuk Hastanesi, Çocuk
Hematoloji Onkoloji Bölümü, Diyarbakır. 2Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Hematoloji
Onkoloji Bilim Dalı, Antalya. 3Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Mikrobiyoloji Bilim Dalı,
Antalya. 4Medipol Üniversitesi Hastanesi Çocuk Onkoloji Bilim Dalı
Giriş: Hematopoetik kök hücre nakli (HKHN) pek çok
malign ve benign hastalık için küratif bir tedavi yöntemidir. Allojenik nakil sonrası engraftman yetmezliği %5-10
sıklıkta görülür. Engraftman yetmezliğinin kurtarıcı tedavisi olarak ikinci bir nakil yapılabilir. Haploidentik nakil,
uygun donörü olmayan hastalar için potansiyel bir donör
kaynağıdır. Bu çalışmada, malignite nedeni ile otolog kök
hücre nakli yapıldıktan sonra greft yetersizliği nedeni ile
haploidentik kök hücre nakli yapılan bir olguda nakil
sonrası gelişen enfeksiyonlar sunulmuştur.
Olgu: Aralık 2010 tarihinde Evre 4 Nöroblastom tanısı
ile TPOG 2009 Nöroblastom Kemoterapi Protokolü’ne
göre tedavi edilen ancak relaps gelişince otolog HKHN
yapılmak üzere merkezimize yönlendirilen altı yaşındaki
kız olgunun değerlendirilmesinde kemik iliği tutulumu
mevcuttu. Periferik kök hücre mobilizasyonu başarılı
olunamadı ve kemik iliğinden kök hücre toplanarak CD
34(+) kök hücre seleksiyonu ile Ağustos 2012 tarihinde
otolog HKHN yapıldı. Nakil sonrası engraftman olmadığı
için yapılan kemik iliği biyopsisinde aplazik kemik iliği
gösterilerek greft yetmezliği kabul edildi. Olgunun HLA
tam uyumlu kök hücre vericisi bulunamaması nedeni
ile otolog HKHN sonrası 2. ayında annesinden allojenik
haploidentik kök hücre nakli yapıldı.
Nakil sonrası laringeal ve özefagial candida enfeksiyonu,
asiklovir dirençli herpes fasialis ve herpes keratiti, CMV
reaktivasyonu gelişen hastanın, bu enfeksiyonlara yönelik tedavisi başarılı şekilde tamamlandı. Haploidentik
nakilden 6 ay sonra uzamış akciğer enfeksiyonuna
yönelik yapılan tetkiklerinde nazofaringeal sürüntü
örneğinde PCR yöntemiyle respiratuar sinsisyal virüs-A
(RSV) saptandı. Palivizumab tedavisi alan hasta izlemde
myokardit bulguları ile başvurduğu zaman alınan trakeal aspirat ve perikardial sıvı örneklerinde PCR testi ile
RSV RNA pozitif saptandı. Solunum yetersizliği nedeni
ile ventilasyon desteği alan hasta nakil sonrası 8. ayda
RSV miyokarditine bağlı kardiyo pulmoner yetmezlik
nedeni ile kaybedildi.
Tartışma: Haploidentik HKHN sonrası hücresel immün
yapılanmanın gecikmesine bağlı olarak izlemde ortaya
çıkan herpes virüs, CMV, candida enfeksiyonu tedavi
edilmiş ancak daha nadir görülen RSV enfeksiyonu
ile olgumuz kaybedilmiştir. Daha önceki çalışmalarda
kardiovasküler sistemi etkileyen RSV enfeksiyonları bildirilmiş ancak bu olgularda nazofarinks örneklerinde
RSV gösterilebilmiş ve kardiak tutulum klinik bulgularla
6-8 Mart 2014, Antalya
tanımlanmıştır. Bizim olgumuzda ise RSV myokarditi
nazofaringeal, trakeal ve perikardiyal sıvıda RSV RNA
varlığı ile gösterilmiştir.
Sonuç: Ciddi RSV enfeksiyonu geçirme riski olan hastaların korunmasında bulaşın önlenmesi çok önemlidir.
Bu olgularda RSV enfeksiyonunun mortalitesi yüksek
olduğundan, PCR yöntemiyle viral etkenin erken tanımlanması tedavi şansı sağlayabilir. Bu hastalarda RSV
enfeksiyonlarının komplikasyonlarının daha ciddi seyrettiği, enfeksiyonun farklı organ ve doku tutumlarıyla
karşımıza çıkabildiği unutulmamalıdır.
Anahtar Kelimeler: haploidentik nakil, respiratuar sinsisyalvirüs, myokardit
Bildiri:0155
P-097
ÇOCUKLUK ÇAĞI AĞIR EDİNSEL APLASTİK
ANEMİLERİNDE HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE NAKLİ
ÜZERİNE TEK MERKEZLİ BİR ÇALIŞMA. Funda Tayfun1,
Nurşah Eker2, Vedat Uygun3, Mediha Akcan6, Gülsün Karasu4, Ömer Doğru2,
Alphan Küpesiz2, Volkan Hazar5, Mehmet Akif Yeşilipek3. 1Diyarbakır Çocuk Hastanesi,
Çocuk Hematoloji Onkoloji Bölümü, Diyarbakır. 2Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk
Hematoloji Onkoloji Bilim Dalı, Antalya. 3Antalya Medikal Park Hastanesi Çocuk KİT Ünitesi,
Antalya. 4Göztepe Medikal Park Hastanesi Çocuk KİT Ünitesi, İstanbul. 5Medipol Hastanesi
Çocuk Hematoloji Onkoloji Bölümü, İstanbul. 6Adnan Menderes Üniversitesi Tıp fakültesi, Çocuk
Hematoloji Onkoloji Bilim Dalı, Aydın
Giriş: Ağır aplastik anemi (AAA), pansitopeni ve hiposellüler kemik iliği ile karakterize bir kemik iliği yetmezliğidir. AAA nadir görülen, hematopoetik kök hücre nakli ya
da immünsüpresif tedavi uygulanmadığı takdirde fatal
seyreden bir hastalıktır. Hematopoetik kök hücre nakli
tek küratif tedavi yöntemidir.
Metod: Bu çalışmaya AAA tanılı 26 hasta (18 erkek, 8
kız) alınmıştır. 26 hastaya 2002-2013 yılları arasında 29
hematopoetik kök hücre nakli uygulanmıştır (3 hastaya
ikinci kez nakil yapıldı). Nakil uygulanan hastaların ortalama yaşı 11,1 yıldır (2,4- 18,6 yıl). Nakil öncesi 16 hastaya (59,2%) antitrombosit globulin (ATG) ile immünsüpresif tedavi uygulanmıştır. Tanıdan nakile kadar geçen
süre ortalama 22,7 aydır (4,8 -119,2 ay). 29 donörün
8’i kardeş uyumlu, 15’i akraba dışı uyumlu, 6’sı akraba
uyumlu ve biri akraba uyumsuz donördü. Nakil yapılan
olguların 17’sinde gerekli kök hücreler periferik kandan,
10’unda kemik iliğinden ve 2’sinde kordon kanından elde
edilerek nakil yapıldı.
Sonuç: Yirmi dokuz nakil olgusunun 24’ünde (%82.7)
nötrofil engraftmanı sağlandı. Nakil sonrası nötrofil
engraftmanı için geçen süre ortalama 14,4 gün (8-21
gün) olarak belirlendi. 23 hastada (%79) trombosit engraftmanı sağlandı. Nakil sonrası trombosit engraftmanı
için geçen süre ortalama 23,8 gün (14-90 gün) olarak
belirlendi. Bir hastada nötrofil engraftmanı gerçekleşti
ama hasta trombosit engraftmanı gerçekleşmeden kaybedildi. 7 hastada (26,9 %) akut graft versus host hastalığı
(GvHH) ortaya çıktı. Tüm hastalara immünsüpresif tedavi
uygulandı. 3 hastada (11,5%) tam iyileşme gözlendi. 2
hastada (7,6%) kronik GvHH, 4 hastada (15,3 %) hemorajik sistit ve 2 hastada (7,6 %) nakil komplikasyonu olarak
veno-oklüzif hastalık tespit edildi.
Tartışma: AAA’li çocuklarda eğer tam uyumlu akraba
donörü mevcut değilse immünsüpresif tedaviye yanıtı
hızla değerlendirilerek alternatif donörden kök hücre
nakli uygun tedavi yaklaşımı olmaktadır. European
181
Group for Blood and Marrow Transplantation yeniden
güncellenen verilerine göre 2004 yılından sonra yapılan
alternatif donörlü kök hücre nakillerinde 5 yıllık sağkalım
oranı erişkinler de dahil edildiğinde 83% olarak belirlenmiştir. Eğer tanı sonrası ilk iki yıl içinde nakil gerçekleşirse 5 yıllık sağkalım oranı 92%’ye ulaşmaktadır.
Sonuç olarak, AAA’li olgularda zaman kaybetmeden
bulunacak akraba dışı donörden yapılacak kök hücre
naklinin tedavi edici bir yöntem olduğunu düşünüyoruz.
Anahtar Kelimeler: edinsel aplastik anemi, hematopoetik kök
hücre nakli, çocuk
Bildiri:0156
P-098
KRONİK GREFT VERSUS HOST HASTALIĞININ
GEÇ BİR KOMPLİKASYONU OLARAK NEFROTİK
SENDROMLU ÜÇ OLGU. Nurşah Eker1, Funda Tayfun2, Vedat Uygun3,
Gülsün Karasu4, Elif Güler1, Alphan Küpesiz1, Volkan Hazar5, Mehmet Akif
Yeşilipek3. 1Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Hematoloji Onkoloji Bilim Dalı, Antalya.
2
Diyarbakır Çocuk Hastanesi, Çocuk Hematoloji Onkoloji Bölümü, Diyarbakır. 3Antalya Medikal
Park Hastanesi, Çocuk KİT Ünitesi, Antalya. 4Göztepe Medikal Park Hastanesi, Çocuk KİT Ünitesi,
İstanbul. 5Medipol Hastanesi, Çocuk KİT Ünitesi, İstanbul
Giriş: Allojenik hematopoetik kök hücre naklinden sonra
görülen renal komplikasyonlar başlangıç zamanına göre
erken ve geç komplikasyonlar olmak üzere ikiye ayrılır.
Kronik greft versus host hastalığının (KVHH) gelişmiş
olması ileride görülebilecek renal problemlere zemin
hazırlar. Çocuklarda hematopoetik kök hücre naklinin
geç bir komplikasyonu olarak nefrotik sendrom hakkında
sınırlı sayıda bildiri vardır ve çoğu kronik graft versus
host hastalığından sonra gelişmiştir.
Amaç: Hematopoetik kök hücre naklinden sonra gelişen
KGVHH’nın geç bir komplikasyonu olarak nefrotik sendromu 3 olguyla vurgulamayı amaçladık.
Sonuç: 1998-2013 yılları arasında allojenik kök hücre
nakli yapılmış 3 hasta nefrotik sendrom tanısı aldı.
Hastaların primer tanıları myelodisplastik sendrom, juvenil myelomonositik lösemi ve lökosit adezyon defekti idi.
Hastaların tümünde nefrotik sendrom kök hücre naklinin geç bir komplikasyonu olarak ortalama 4,7 ay sonra
görüldü. Tüm hastalara renal biyopsi uygulandı. Biyopsi
sonucunda iki hastada fokal segmental glomeruloskleroz,
bir hastada ise tubuler atrofi ve interstisyel fibrosiz gözlendi. Olguların tedavi planı siklosporin A ve metil-prednizolon olarak değiştirildi. Olgulardan ikisi renal sekel
geliştirmeden tam remisyona girdi. Bir olgu ise halen CsA
ve MPZ tedavisi almakta olup minimal proteinürisi devam
edmektedir.
Hematopoetik kök hücre nakli sonrası gelişen nefrotik sendromda en sık uygulanan tedavi prednizolon ve
siklosporin A tedavisidir. Bu kombinasyon tedavisiyle
olgularımızın ikisinde tam yanıt elde ettik. Diğer olgumuz tedaviye yanıtı değerlendirme aşamasındadır. Biz
de aynı tedaviyi uyguladık ve hastalarımızın ikisinde tam
remisyon elde ettik. Kronik graft versus host hastalarında
nefrotik sendrom riski dikkate alınmalı ve olguların böbrek fonksiyonları ile birlikte idrar protein atımı yakından
takip edilmeli kanısındayız.
Anahtar Kelimeler: kronik graft versus host hastalığı, nefrotik
sendrom
Bildiri:0159
P-099
ÇOCUKLARDA AKRABA DIŞI KORDON KANI
TRANSPLANTASYONU. Gülsün Karasu1, Vedat Uygun2, Hayriye
Daloğlu2, Suar Çakı Kılıç1, Fügen Pekün1, Akif Yeşilipek1. 1Bahçeşehir Üniversitesi Tıp
Fakültesi Göztepe Medicalpark Hastanesi. 2Antalya Medicalpark Hastanesi
Aile içi uyumlu verici bulunamayan allogeneik hematopoetik kök hücre nakillerinde kordon kanı kullanımı
son yıllarda hızla artmaktadır. Dünyadaki bankalarda
500.000 in üzerinde KK vardır. 5/6 veya 6/6 uyumlu
KK bulunma olasılığı %70 dir. Hemen tüm hastaların en
az bir tane 4/6 uyumlu kordon kanı bulabileceği kabul
edilmektedir. Tarama işlem süresinin kısa olması da
önemli bir avantajdır. Bu çalışmada akraba dışı kordon
kanı nakli yapılan olgularımızın veri dökümü yapılmıştır.
Olgular ve Yöntem: Medicalpark Antalya ve Göztepe
Çocuk Kemik İliği Nakil Ünitelerinde Ocak 2011 ile Ocak
2014 tarihleri arasında akraba dışı kordon kanı kullanılarak hematopoetik kök hücre nakli yapılan 45 olgunun
verileri retrospektif olarak değerlendirildi.
Sonuçlar: Olguların genel değerlendirme sonuçları Tablo
1 de görülmektedir.
Tartışma: Sonuçlarımız hematopoetik kök hücre nakli
gereken aile içi vericisi olmayan hastalar için akraba dışı
kordon kanının etkin ve güvenilir bir kök hücre kaynağı
olduğunu göstermiştir. Tarama ve diğer prosedür süreçlerinin kısa olması nedeniyle kordon kanı özellikle acil
nakil gereken olgularda akraba dışı vericilere tercih edilebilir. Yurt dışından aldığımız bir kordon kanına 50.000
USD a kadar ulaşan ödemeler yapmak zorunda olmamız
nedeniyle doğum oranının yüksek olduğu ülkemizde
allojenik amaçlı ve halkın kullanımına açık kordon kanı
bankası kurulmasının önemli bir grup hastamıza kök
hücre kaynağı sağlanması yanında ülke ekonomisine de
katkıda bulunacağı açıktır.
Anahtar Kelimeler: Kordon kanı, transplantasyon, çocuk, akraba dışı
Tablo 1. Kordon kanı nakli yapılan olgularımızın bulguları
n
Yaş (Ay, median)
Cins (E/K)
Tanı
İmmün Yetmezlik
Akut Lösemi
Osteopetrozis
HLH
DBA
HLA Uyumu
6/6
5/6
4/6
TNC (Median) x 107
CD34+ (Median) x 105
Nötrofil engrafmanı (gün, median)
Trombosit engrafmanı (gün,median)
TRM 50 gün
TRM 100 gün
Hastalıksız yaşam
Genel yaşam
45
12 (3-160)
23/22
25
8
7
4
1
15
29
1
13.2 (1.1-50.2)
6.3 (2.1-55.0)
14 (9-45)
24 (8-130)
6/45 (%13.3)
11/45 (%24.4)
%57.8
%71.1
HLH,hemofagositik lenfohistiositoz; DBA, Diamond Blackfan anemisi; HLA;insan
lökosit antijeni; TNC,toplam çekirdekli hücre; TRM, transplant ilişkili mortalite
182
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
Bildiri:0160
P-100
ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK UYGULAMA
VE ARAŞTIRMA MERKEZİ SADETTİN-VASFİ BAYSAL
ÇOCUK KÖK HÜCRE NAKİL MERKEZİ; KÖK HÜCRE
NAKİL AKTİVİTESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ. Seher
metabolik hastalıklarda hayat kurtarıcı bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir.
Anahtar Kelimeler: Aktivite, Ondokuz Mayıs Üniversitesi
Yıldırım1, Selma Can1, Sevtap Özcan1, Zahide Girgin1, Serpil Kocatepe1, Merve
Güven1, Nazlı Gökçil1, Ferda Zantur1, Canan Albayrak1, Davut Albayrak1, Alişan
Yıldıran1, Emel Özyürek2, Tunç Fışgın2, Murat Elli1. 1Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sağlık
Uygulama ve Araştırma Merkezi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Samsun. 2Medical
Park Hastanesi, Samsun
Kök hücre nakli yaptığımız 96 hastanın verileri geriye
dönük olarak değerlendirildi.
Merkezimizde, Şubat 2009- Aralık 2013 tarihleri arasında 96 hastaya 106 allojenik ve otolog kök hücre nakli
yapıldı.
Hastaların 41(%43)’i kız, 55(%57)’i erkek hasta idi. Yaş
ortalamaları ise 8,5 idi.
Yıllara göre nakil olan hasta sayıları; 13(2009), 23(2010),
21(2011 ve 2012), 18 (2013)’dir. Yıllara göre nakil sayıları
ise; 13 (2009), 23 (2010), 22 (2011 ve 2012), 26 (2013)’dır
(Şekil 1).
Nakil tipi; 84 (%87) hastaya allojenik, 12 (%13) hastaya
otolog nakil yapıldı.
Hastaların tanıları; talasemi (23), immün yetmezlik (13),
aplastik anemi (10), fanconi aplastik anemi (9), ALL(9),
AML (8), nöroblastom (4), hodgkin lenfoma (3 ), ewing
sarkomu (3), DBA (3), JMML (2), hurler sendromu (2),
KML (2), NHL (1), sideroblastik anemi (1), RMS (bir), osteopetrozis (1), kostmann hastalığı (1) idi (Şekil 2).
Şekil 1. Yıllara göre nakil sayısı
Kök hücre kaynağı; periferik kök hücre 57 (%59), kemik
iliği 32 (%33), kemik iliği ve kordon kanı 6 (%7), kemik
iliği ve periferik kök hücre nakli ise bir (%1) hastada
tercih edildi.
Nötrofil yamanması; ortalama 15, trombosit yamanması
ise 20 günde oldu.
Nakil sonrası erken dönemde görülen komplikasyonlar;
graft versus host hastalığı (20), sinozoid tıkanıklığı sendromu (9), CMV PCR pozitifliği (20), ilaç yan etkisi (12),
hemorajik sistit (5) idi.
Erken dönem komplikasyonların en fazla görüldüğü yıllar irdelelendiğinde; graft versus host hastalığı 2012’de
21 hastanın 7’sinde ( %33,3), sinozoid tıkanıklığı sendromu 2013’de 18 hastanın 3’ünde (%16,6), ağır ilaç yan
etkisi 2013’de 18 hastadan 4’ünde (%22,2), CMV PCR
pozitifliği 2009’da 13 hastadan 4’ünde (%30,76), hemorajik sistit 2009’da 13 hastadan birinde (%7,69) görüldü
(Şekil 3).
Şekil 2. Tanılarına göre hastaların dağılımı
Sadettin-Vasfi Baysal Kök Hücre Nakil Merkezi ekibi olarak bundan sonraki hedeflerimiz akraba dışı kök hücre
nakli gerçekleştirmek ve The European Group for Blood
& Marrow Transplantation (E B M T) tarafından akredite
olmaktır.
Kök hücre naklinde destek tedavi yöntemlerinin gelişmesi, tedavi endikasyonlarının ve komplikasyonlarının
daha iyi anlaşılması ile günümüzde yüz güldürücü
sonuçlar elde edilmektedir. Kök hücre nakli çocukluk yaş
grubunda habis kan hastalıkları, immun yetmezlikler,
hemoglobinopatiler, kemik iliği yetmezlikleri ve konjenital
6-8 Mart 2014, Antalya
Şekil 3. Erken dönem komplikasyonların yıllara göre görülme sıklığı
183
Bildiri:0164
P-101
MUKOPOLİSAKKARİDOZİS
TİP
1
(HURLER
SENDROMU)’Lİ İKİ HASTADA KEMİK İLİĞİ NAKLİ.
Canan Albayrak, Davut Albayrak, Murat Elli, Seher Yıldırım. Ondokuz Mayıs
Üniversitesi Tıp Fakültesi Saadettin Vasfi Baysal Kemik iliği Ünitesi Çocuk Hematoloji-Onkoloji
Bilim Dalı
Mukopolisakkaridozis tip 1 (Hurler sendromu) otozomal
resesif geçiş gösteren metabolik bir depo hastalığıdır.
Hastalarda alfa-L- iduronidaz enzim eksikliği nedeniyle
heparan sulfat ve dermatan sulfat denilen glukozaminoglukanlar çeşitli dokularda birikir ve hastalığa sebep
olur. Doğumdan hemen sonra bulgular ortaya çıkar, üst
hava yollarında tıkanıklık, tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, karaciğer dalak büyüklüğü, korneada bulanıklık,
kalp hastalıkları, kemik anormallikleri ve santral sinir
sisteminde ilerleyici hastalıkla ölüme sebep olan bir
hastalıktır. Eksik olan enzimin damardan düzenli aralıklarla verilmesi fayda sağlar ancak enzimin kan-beyin
bariyerine geçememesi nedeniyle beyin gelişimine faydası
yoktur. Ayrıca enzim tedavisinin maliyeti çok yüksektir.
Bu nedenle erken yapılan kemik iliği nakli en önemli
tedavi şeklidir.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı
ve Hastalıkları Anabilim Dalı Saadettin Vasfi Baysal
Kemik iliği Nakli Ünitesinde Mukopolisakkaridozis tip 1’li
iki hastaya tam uyumlu akraba donorden allogeneik periferik kök hücre nakli yapıldı. Hastalara tanı sonrası nakil
hazırlıkları devam ederken haftalık enzim tedavisi başlandı. On aylık erkek hastaya halasından, üç yaşında kız
hastaya anne ve babanın ortak teyzesinden tam uygun
periferik kök hücre nakli yapıldı. Her ikisine de busulfan,
etoposid ve siklofosfamid içeren hazırlık rejimi uygulandı.
Donörlerden periferik kök hücre toplandı. Graft versus
host profilaksisi için metotreksat ve siklosporin başlandı.
Hastaların kimerizmleri tam donor kimerizmi şeklinde
izlenmektedir. Nakilden üç ay sonrasına kadar enzim
tedavisine devam edildi. Tedaviye ara verilerek bakılan
enzim düzeylerinin normal çıkması nedeniyle enzim
tedavileri kesildi. Hastaların her ikisindede özellikle
erken nakil olan hastamızda mental motor gelişimi hızla
düzelmektedir.
Mukopolisakkaridozis tip 1 erken tanı alıp kemik iliği
planlanması gereken hastalıklardandır. Hastalığın otozomal resesif geçiş göstermesi HLA tam uygun donor
bulunması açısından bir avantajdır.
Anahtar Kelimeler: Mukopolisakkaridozis tip 1, allogeneik tam
uyumlu periferik kök hücre nakli
Bildiri:0165
P-102
TEDAVİYE DİRENÇLİ ‘’ LANGERHANS HÜCRELİ
HİSTİOSİTOZ’’ DA ALLOJENİK HEMATOPOETİK KÖK
HÜCRE NAKLİ İLE MÜKEMMEL SONUÇLAR: 3OLGU
SUNUMU. Serap Aksoylar, Nihal Özdemir Karadaş, Zuhal Önder Siviş, Ayşe
Burcu Akıncı, Mehmet Kantar, Nazan Çetingül, Savaş Kansoy. Ege üniversitesi Tıp
Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Hematoloji-Onkoloji Bilim Dalı
Langerhans hücreli histiositoz (LCH), dendritik hücrelerin reaktif klonal çoğalması ile karakterize bir hastalıktır.
Çocukluk çağında; çok iyi prognoza sahip lokalize hastalıktan, iki yada daha fazla organ ve sistemin tutulumu
ile yaygın hastalık tablosu oluşturarak ölümcül olabilen,
farklı klinik gidişe sahip bir hastalıktır. Tedavi de, hastalığın klinik gidişine uygun konservatif yaklaşımdan ağır
184
kombine kemoterapiye kadar değişebilir. Riskli organ
tutulumu (karaciğer, kemik iliği, dalak) olduğunda, ve
tanı anında hasta 2 yaşından küçük olduğunda prognozu kötüdür. Primer tedavinin (Vinblastin ve prednisolon)
tedavisine 6.haftada yanıt alınamayan olguların diğer
tedavi alternatiflerine yanıt verme oranı azdır ve bu olgularda kurtarma tedavilerine rağmen mortalite %40 civarındadır. Son yıllarda bu olgularda allojenik kök hücre
nakli (KHN) ile iyi sonuçlar bildirilmektedir.
Tablo 1. Hastaların özellikleri
hasta no
cinsiyet
tanı
yaşı
etkilenen
organlar
ilk tedaviye
yanıt
KHN öncesi aldığı
tedaviler
1
erkek
7,5aylık
kc, dalak,
kemik iliği,
cilt
kötü yanıt
VBL/steroid/Mtx/CSA/
ARA-C/Cladribin /
clofarabin
2
erkek
8aylık
kc, dalak,
kemik iliği,
cilt
kötü yanıt
VBL/steroid/Mtx/CSA/
ARA-C/Cladribin /
clofarabin
3
kız
9aylık
cilt,GİS
iyi yanıt-nüks
VBL/steroid/Mtx/CSA/
ARA-C/Cladribin /
clofarabin
VBL:vinblastin MTX:metotreksat CSA:siklosporin ARA-C:sitarabin
Tablo 2. Kök hücre nakli detayları
Hasta no
1
2
3
Kök hücre nakli
sırasında yaşı
20,5ay
30ay
27ay
Tanıdan itibaren
geçen süre
13ay
22ay
18ay
Kök hücre nakli
sonrası fizik
muayene
kc14 cm,
dalak 14 cm kot altı.
cilt lezyonları,
pansitopeni
kc 5 cm ve
dalak 7 cm kot altı
kc 3cm,dalak
4cm kot altı, ki’de
hemofagositoz
Hazırlama rejimi melphalan/Fludarabin/ melphalan/Fludarabin/ melphalan/Fludarabin/
Alemtuzumab
Antitimosit globulin
Alemtuzumab
Donör-kökhücre 6/6 uyumlu akraba dışı 5/6 uyumlu akraba dışı 10/10 uyumlu akraba
kaynağı
kordon kanı
kordon kanı
dışı periferik kök hücre
nakli
Verilen çekirdekli
hücre sayısı
6,5x107 /kg
3,8X107 /kg
GVHH profilaksisi
CSA/MMF
CSA/MMF
CSA
Nötrofil
engrafmanı
+34.gün
+32.gün
+17.gün
Kök hücre nakli
sonrası süre
+4.yıl
+14.ay
+6.ay
Son durum
yaşıyor
yaşıyor
yaşıyor
yok
sınırlı kronik GVHH
yok
Sekel
6,4X108 /kg
CSA: siklosporin MMF: mikofenolat mofetil
Bu sunumda çok sistemi tutan yaygın hastalık ile başvurup, primer ve kurtarma tedavilerine hiç yanıt vermeyen; ve non-myeloablatif hazırlama rejimi ile akraba dışı
allojenik kök hücre transplantasyonu sonrası tamamen
iyileşme sağlanan 3 bebek olgu sunulmaktadır.
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
KHN öncesi kötü klinik tablodaki bu olgularda nonmyeloablatif hazırlama rejimi, yaşın küçüklüğü nedeniyle hızla bulunabilen akraba dışı kordon kanı, olası
graft-versus tumor etkisi bu olgulardaki başarılı KHN’nin
ipuçlarıdır.
Anahtar Kelimeler: Kök hücre nakli, langerhans hücreli
histiositoz
Bildiri:0173
P-104
HEMATOPOİETİK
KÖK
HÜCRE
NAKLİNDE
HEPATİK VENO OKLÜZİV HASTALIK PROFİLAKSİ
VE TEDAVİSİNDE DEFİBROTİD KULLANIMI: TEK
MERKEZ DENEYİMİ. İlgen Şaşmaz, Bülent Antmen, Murat Serbest,
Hasan Kılıçdağ, Bircan Karabacak, Sabri Arıker, Selda Öztürk, Gülsüm Uçar, Nihan
Aldırmaz Aslan, Berna Ayberkin, İlksen Kılınc. Acıbadem Adana Hastanesi, Pediatrik
Kök Hücre Nakli Merkezi
Bildiri:0166
P-103
BAŞARILI
KEMİK
İLİĞİ
NAKLİ
UYGULANAN
KONJENİTAL ERİTROPOETİK PORİFİRİLİ BİR OLGU.
Burçe Emine Yaşar1, Gülşah Kılbaş1, Müşerref Kasap1, Serap Aksoylar1, Ayşe Burcu
Akıncı1, Sema Kalkan Uçar2, Nihal Özdemir Karadaş1, Savaş Kansoy1, Ebru Canda2.
1
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Hematoloji-Onkoloji
Bilim Dalı, İzmir. 2Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı,
Metabolizma Bilim Dalı,İzmir
Konjenital eritropoetik porfiria (Gunther Hastalığı); nadir
otozomal resesif kalıtılan bir porfiri türevi olup; “hem”
sentezinde görevli olan üroporfirinojen 3-sentaz eksikliğine bağlı görülür. Bu eksikliğe bağlı artan hidroksimetilbilan fizyolojik olmayan, patojenik porfirinlerden
üroporfirin I ve koporfirin I e dönüştürülür. Bu izomerlerin eritrositlerde, plazmada ve kemikte birikimi klinik
bulgularına yol açmaktadır. Olgular hemolize bağlı anemi
ve fotosensitiviteye bağlı büllöz deri lezyonları, deri frajilitesinin artması, kırmızı idrar yapma, hipertrikozis gibi
yakınmalarla başvururlar. Yine bu olgularda hemolize
sekonder hepatosplenomegali ve pansitopeni görülmektedir. Destek tedavi ile yaşamlarına devam etmektedirler.
Konjenital eritropoetik porfiria, sadece allojenik kemik
iliği nakli ile tedavi edilebilmektedir.
3 yaşında kız hasta, yaşamının 2. gününde direk hiperbilirubinemi, ciddi hepatosplenomegali ve trombositopeni
ile tetkik edildi. İzleminde deride büllöz döküntülerinin
oluşması, karaciğer biyopsisinde intrahepatik kolestaz
ve hemosiderin birikimi saptanması üzerine yapılan
ileri tetkiklerle “konjenital eritropoetik porfiria” tanısı
konuldu. Belirli aralıklarla transfüzyon ihtiyacı olan,
hematolojik, cilt ve idrar bulguları devam eden ve masif
splenomegalisi bulunan olguya parsiyel splenektomi sonrası 10/10 HLA uyumlu akraba dışı donörden, busülfan
ve siklofosfamid’ten oluşan myeloablatif bir hazırlık rejimi
ile allojenik kemik iliği nakli yapıldı. Graft versus host
hastalığı profilaksisinde kısa süreli metotreksat ve siklosporin kullanıldı. +18. günde nötrofil engrafmanı sağlanan
hastada, +28.günde ve sonrasında tam donor kimerizmi
sağlandı. İzleminde +4.ayında olan olgunun engrafman
sonrası transfüzyon ihtiyacı olmadı, cilt bulgularında
belirgin gerileme olduğu, ışığa duyarlılığın azaldığı gözlendi. Aktif GVHH bulgusu olmadı.
Anahtar Kelimeler: allojenik kemik iliği nakli, eritropoetik
porfiri
Hepatik veno oklüziv hastalık, hematopoietik kök hücre
nakli sonrasında görülen ve öldürücü olabilen bir komplikasyondur. Bu çalışmada hematopoietik kök hücre nakli
yapılan çocuk hastalarda profilaktik defibrotid kullanımının prospektif olarak değerlendirmesi amaçlanmıştır.
Hastalar ve Yöntem: Bu çalışmaya transplant öncesi
hazırlık rejimi ile birlikte 25 mg/kg/gün defibrotid profilaksisi verilen hematopoietik kök hücre nakli yapılan 21
hasta alınmıştır.
Sonuçlar: Bu çalışmaya 1-16 yaş arası 13 erkek, 8
kız hasta alınmıştır. Hastaların %19’u infant, %62’si
çocuk ve %19’sı adolesan yaş grubu oluşturmaktaydı.
Hastaların onikisi talasemi major, beşi akut lenfoblastik
lösemi, üçü aplastik anemi ve biri Kostman sendromuydu. Tüm hastalara allojenik hematopoietik kök hücre
nakli yapıldı. Hastalarda ciddi yan etki gözlenmedi. Üç
hasta da Seattle kriterlerine gore veno oklüziv hastalık
gelişti.Bu hastalarda defibrotid dozu arttırıldı. Kostman
sendromlu olan bir hastada hepatik ve pulmoner veno
oklüzif hastalık gelişti.
Tartışma: Bu prospektif çalışmada yüksek riskli olan
çocuk hastalarda defibrotid kullanımının veno oklüziv
hastalık profilaksisi ve tedavisinde etkili ve güvenilir
olduğu gösterildi.
Anahtar Kelimeler: veno oklüziv hastalık, defibrotid,
transplantasyon
Bildiri:0176
P-105
PERİFERİK KAN KÖK HÜCRE NAKLİ DIŞINDA
DONÖRÜNE PRETRANSPLANT GCSF UYGULANAN
HASTALARDA AKUT GVHD GELİŞİMİ. Selin Aytaç, Barış
Kuşkonmaz, Evrim Burcu Turan, Arzu İsmailova, Mualla Çetin, Duygu Uçkan
Çetinkaya. Hacettepe Universitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji Bilim Dalı
Allojeneik kemik iliği nakli sonrası major morbidite ve
mortalite nedenlerinden biri halen akut GVHD olup
donör T hücrelerinin GVHD gelişiminde vital role sahip
olduğu bilinmektedir. Önceki yıllarda GCSF ile mobilize
allojeneik periferik kök hücre nakli yapılan fare modellerinde akut GVHD görülme sıklığının azaldığı burada da
GCSF ile donör hücrelerinin immünmodülasyonunun
rolü olduğu düşünülmekteydi. Alloantijen stimülasyonunda INF gama ve IL-2 yapımının azalması hem insan
hem hayvan çalışmalarında gösterilmiştir.Ayrıca GCSF
ile mobilize monositlerin miks lenfosit kültürlerde T hüre
alloreaktivitesini baskıladığı da bildirilmiştir.
Bu çalışmada pretransplant donöre 10 μg/kg GCSF (2-3
gün) SC uygulanan hastalarda akut GVHD gelişme sıklığı
donörü GCSF almayan hastalara göre farklı mıdır sorusuna yanıt aramaya çalıştık. Bu amaçla geriye dönük
olarak Hacettepe Universitesi Çocuk Hastanesi Kemik
İliği Nakil Ünitesinde 1997-2013 yılları arasında nakil
yapılmış 292 hastanın dosyası incelendi. Bu hastalar
6-8 Mart 2014, Antalya
185
içinde dosyada yeterli bilgisine ulaşılan 242 hastadan
periferik kök hücre nakli yapılan(n= 83),hazırlık rejimi
verilmeyen (n= 11) engraftman olmayan (n= 2) hastalar çıkarıldı ve geriye kalan 146 hastanın verisi analiz
edildi. Pretransplant donörüne GCSF uygulanan 30
hasta ile GCSF uygulanmayan 117 hastanın özellikleri
karşılaştırıldığında; alıcının yaşı GCSF uygulanlarda
anlamlı biçimde yüksek bulunurken (sırasıyla 10.5±4.4,
6.2±4.3, p=0.09), cinsiyet,HLA uygunluğu,hematopoetik
kök hücre kaynağı,uygulanan hazırlık rejimleri,GVHD
profilaksisi ve nötrofil engraftman günleri her iki grup
arasında farklı değildi. Ayrıca pretransplant dönemde
donörüne GCSF verilen hastalar ile verilmeyen hastalar
arasında aGVHD geliştirme açısından da fark bulunmadı
(p =0.36).
Anahtar Kelimeler: Akut GVHD, Çocuk, GCSF
Bildiri:0177
P-106
EGE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ PEDİATRİK KİT
ÜNİTESİ DENEYİMİ. Savaş Kansoy, Serap Aksoylar, Zuhal Önder Siviş,
Ayşe Burcu Akıncı, Bengü Demirağ. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk sağlığı ve
Hastalıkları AD, İzmir
1998 yılında kurulan ünite, 2007 yılından beri EBMT
akreditasyonu ile çalışmalarını sürdürmektedir. Bugüne
kadar 341 olguda (%63 erkek, %37 kız) transplantasyon
gerçekleştirildi. Transplantasyon yaşı ort. 8.21±5.4, medyan 7.0 (3 ay-20 yaş) idi. Allojenik nakiller %85, otolog
%15 oranda uygulandı.
En çok uygulanan nakiller; 55 A.lenfoblastik lösemi, 51
Talasemi major, 39 A.miyeloblastik lösemi, 27 Ağır aplastik anemi, 26 ağır kombine immun yetmezlik (SCID), 20
Fanconi AA, 23 nöroblastoma ve 11 osteopetrozis idi.
Allojenik nakillerde vericiler; kardeş 180 olgu (%62.1),
MUD 72 0lgu ( %24.8 ), anne/baba 30 olgu (%10),
yakın akraba 9 (%3.1), haploidentik nakil ise 11 olguda
uygulandı.
Allojenik nakillerde kök hücre kaynağı; Kİ 150 (%51.7),
PKH 105 (%36.2), kordon kanı 33 (%11.3) ve ayrıca 11
olguda kombine ürün kullanıldı.
Bildiri:0186
P-107
ÇOCUK HASTALARDA HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE
NAKLİ SONRASI VENOOKLUSİF HASTALIK. Gülsün
Karasu1, Vedat Uygun2, Suar Çakı Kılıç1, Hayriye Daloğlu2, Fügen Pekün1, Volkan
Hazar2, Akif Yeşilipek1. 1Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Göztepe Medicalpark Hastanesi.
2
Antalya Medicalpark Hastanesi
Venooklusif Hastalık (VOH) kök hücre nakli sonrası
genellikle erken dönemde görülen ve bilirubin yükselmesi, ağrılı hepatomegali ve sıvı tutulumu ile karakterli
hazırlama rejiminin neden olduğu bir komplikasyondur.
Bu çalışmada amaç, çocuk olgularda VOH sıklığı ve özellikleri ile ilgili bulguların belirlenmesidir.
Olgular ve Yöntem: Ocak 2011 and Kasım 2013 tarihleri arasında Göztepe ve Antalya Medicalpark Hastaneleri
Pediatrik Kemik İliği Nakil ünitelerinde allojeneik nakil
yapılan 441 olgunun verileri retrospektif olarak değerlendirildi. VOH tansında Seattle kriterleri kullanıldı.
Sonuçlar: 441 olgunun 67’sinde (%15) hepatik VOH
gelişti. Olguların özellikleri Tablo 1’de görülmektedir.
Olguların 46’sında refrakter trombositopeni mevcuttu
(%68). VOH median başlangıç zamanı 9 gündü (2-52
gün). Kız ve erkek olguların sayısı sırası ile 41 ve 26 olup,
cinsiyet farkı izlenmedi. VOH gelişen olguların median
yaşı 7.4 yıldı (3 ay-17 yıl). Olgular yaş gruplarına göre
sınıflandırıldığında 10 yaşından büyük olgularda küçük
olanlara göre VOH sıklığının daha yüksek olduğu saptandı (p=0.05) Malign ve talasemi dışı nonmalign hastalıklar arasında VOH gelişimi açısından fark izlenmezken
(%11.47 ve %13.4), talasemi majorlü olgularda sıklığın
daha yüksek olduğu belirlendi ((%20.6) (p<0.01). Tam
uyumlu kardeş vericilerden graft alan olgularda diğer
donor tiplerine oranla VOH sıklığı daha düşük izlenirken
(%12.5), istatistiksel farklılık izlenmedi (p=0.057). VOH
gelişimine kök hücre kaynağının bir etkisi izlenmedi
(Kemik iliği alıcılarında %16.3, periferik kan kök hücre
alıcılarında %12.6, kordon kanı alıcılarında %13.6).VOH
gelişen 67 olgunun 12’si kaybedildi ancak ikisi hariç
diğerlerinde eşlik eden enfeksiyon, graft versus host hastalığı, toksisite gibi nedenlerden dolayı sadece ikisinin
ölüm riski doğrudan VOH ile ilişkilendirildi.
Akraba dışı nakiller (MUD); en çok 11 AML, 8 ALL, 10
Fanconi AA ve 11 SCID olmak üzere 72 hastada uygulandı. Kök hücre kaynağı olarak Kİ %44.4, KK %29.1,
PKH %26.5 hastada kullanıldı. Ünitede, 2013 yılında
uygulanan 53 transplantın %60’ını akraba dışı nakiller
oluşturmaktadır.
Tablo 1. Venooklusif hastalık gelişen olguların özellikleri
Akraba dışı verici taramaları; halen 300 kadar hastanın
tarama işlemleri aktif olarak sürdürülmektedir.
Yaş (Median)
< 5 yaş
5-10 yaş
> 10 yaş
Tanı
Malign hastalıklar
Talasemi dışı non-malign hastalıklar
Talasemi major
Donor
MSD
MFD
MUD
Kök hücre kaynağı
Kemik İliği
Periferik kan kök hücre
Kordon kanı
Tüm olgular değerlendirildiğinde, hastaların %76.5’unun
yaşamını sürdürdüğü, allojenik nakillerde ise %82.9 hastada primer hastalık nüksü ile karşılaşılmadığı görüldü.
Anahtar Kelimeler: pediatri, transplantasyon, akraba dışı
186
VOH gelişen olgular
Cinsiyet (E/K)
n
VOH gelişen olgular/ Tüm olgular
67/441
41/258 – 26/183
7.4 y (3 ay-17y)
%
15
15.9 / 14.2
23 / 179
16 / 123
28 / 139
12.8
13.0
20.1
14 / 122
26 / 194
27 / 125
11.5
13.4
21.6
25 / 200
15 / 91
27 / 150
12.5
16.4
18.0
48 / 294
13 / 103
6 / 44
16.3 (48/294)
12.6 (13/103)
13.6 (6/44)
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
Tartışma: Çalışma sonuçlarımız, VOH’ın çocuklarda da
nadir olmayan bir komplikasyon olduğunu göstermesi
açısından dikkat çekicidir. Hasta yaşının 10 yaşından
yüksek olması, talasemi major tanısı ve kardeş dışı
vericiden nakil yapılması hasta grubumuz için belirlenen
risk faktörleridir. Ayrıca refrakter trombositopeni hepatik
VOH açısından belirleyici bir faktör kabul edilebilir. Daha
geniş hasta gruplarıyla yapılan benzer çalışmalar, risk
faktörlerinin daha iyi tanımlanabilmesi açısından önem
taşır.
tam engraftman sağlandı. Tüm HKHT’lerin birinde grade
IV, birinde grade II, ikisinde de grade I aGVHH gelişti,
hepside birinci basamak tedavilere cevap verdi. Hiçbir
olguda kronik GVHH gelişmedi. Primer engraftman yetmezliği gelişen iki TM hastasının dışında tüm olgular,
herhangi bir komplikasyon ve mortalite olmaksızın ve
primer hastalıkları bulunmaksızın ortanca 22 aydır (2-72
ay) takip edilmektedir. Mikst kimerizmi olan TM’li 7
olgunun dışında, tüm olgular tam donör tipi kimerizm ile
takip edilmeltedir (Tablo 1).
Anahtar Kelimeler: venooklusif hastalık, transplantasyon, çocuk
Tartışma: Bu güne kadar sadece birkaç tane, olgu sunumu şeklinde PGT/HLA tiplendirmesi yöntemi ile başarılı
HKHT yapılan olguların bildirildiği literatürdeki en büyük
seri olma özelliğine sahip bu çalışma, ülkemizdeki PGT/
HLA tiplendirmesi yapılan genetik tanı ve tedavi merkezlerinin ve pediatrik HKHT merkezlerinin ulaştığı başarı
düzeyini ortaya koymaktadır.
Bildiri:0187
P-108
PREİMPLANTASYON GENETİK TANI İLE DOĞAN
KARDEŞTEN
HEMATOPOİETİK
KÖK
HÜCRE
TRANSPLANTASYONU: TÜRKİYE DENEYİMİ. Ahmet Emin
Kürekçi1, Mehmet Akif Yeşilipek2, Alphan Küpesiz3, Sema Anak4, Gülyüz Öztürk5,
Orhan Gürsel1, Serap Aksoylar6, Talia İleri7, Barış Kuşkonmaz8, Zühre Kaya9, Tunç
Fışgın10, Pediatrik Kit Alt Çalışma Grubu Adına11. 1Gülhane Askeri Tıp Fakültesi Çocuk
Anahtar Kelimeler: Pediatrik hematopoietik kök hücre transplantasyonu, Preimplantasyon genetik tanı
Hematolojisi Bilim Dalı. 2Medikal Park Antalya. 3Akdeniz Üniversitesi Çocuk Hematolojisi ve
Onkolojisi Bilim Dalı. 4İstanbul Üniversitesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Bilim Dalı. 5Medikal
Park Göztepe. 6Ege Üniversitesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Bilim Dalı. 7Ankara Üniversitesi
Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Bilim Dalı. 8Hacettepe Üniversitesi Çocuk Hematolojisi ve
Onkolojisi Bilim Dalı. 9Gazi Üniversitesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Bilim Dalı. 10Medikal
Park Samsun. 11Türk Pediatrik Hematoloji Derneği
Tablo 1. Preimplantasyon genetik tanı yöntemi kullanılarak nakil yapılan olguların
özellikleri ve nakil sonuçları
Giriş: Preimplantasyon genetik tanı (PGT) sadece etkilenmiş bir çocuk sahibi olma riskini önlemek için
değil, hematopoietik kök hücre transplantasyonu (HKHT)
gereksinimi olan bir olgu için, HLA tam uyumlu, potansiyel bir donör adayının elde edilmesi amacıyla da kullanılmaktadır. Burada PGT/HLA tiplendirmesi yöntemi ile
dünyaya gelen HLA tam uyumlu kardeş vericilerinden,
Türkiye’deki sekiz pediatrik HKHT merkezinde, 44 pediatrik olguya yapılan HKHT’lerin sonuçları, Pediatrik HKHT
Çalışma Grubu adına sunulmuştur.
Olgu: Preimplantasyon genetik tanı/HLA tiplendirmesi yöntemi kullanılarak dünyaya gelmiş olan HLA tam
uyumlu kardeşlerden, Şubat 2008 ve Ocak 2014 tarihleri
arasında 45 pediatrik olguya 46 HKHT yapıldı. Olguların
ortanca yaşı 8 yıldı (3-16 yıl) ve 21’i kız, 24’ü erkekti.
HKHT endikasyonları 41 olguda TM ( tüm hastaların
%90’ı), birer olguda ise AML, ALL, JMML ve WiskottAldrich sendromu (WAS) idi. Kök hücre kaynağı tüm
HKHT’lerde kemik iliği (Kİ) iken, 34 HKHT’de aynı donörün umblikal kord kaynaklı kök hücreleri (UK) de kullanıldı. Pesaro risk sınıflandırmasına göre yüksek riskli
olan 6 TM’li olguya hazırlama rejimi olarak Pesaro protokol 26+ATG verildi. Düşük riskli olguların ise 33’üne
busulfan (Bu) ve siklofosfamid (Cyc)verilirken, 2’sine tiotepa (T), fludarabin (Flu) ve treosulfandan (Treo) oluşan
hazırlama rejimi verildi. AML ve JMML’li olgular (Bu),
(Cyc) ve melfelan (Mel); ALL’li olgu (Bu), (Cyc) ve etoposid
(Eto); WAS’lı olgu ise (Bu), (Cyc), (Flu) ve ATG’den oluşan
hazırlama rejimleri aldı. Tüm hastalara graft versus host
hastalığı (GVHH) profilaksisi amacı ile tek başına veya
değişik kombinasyonlarla metotreksat (Mtx), siklosporin
(CsA), ATG ve takrolimus verildi.
Sonuçlar: Tüm HKHT’lerin 43’ünde (%93,3) toplamda
ortalama 4,6 x 106/kg (0,6 - 14,8) CD 34 + kök hücre
uygulaması ile tam engraftman sağlandı. Üç TM’li olgunun HKHT’si ise (iki olgu düşük, bir olgu yüksek riskli)
primer engraftman yetmezliği ile sonuçlandı. Düşük riskli
olgularda birine, aynı donörden yapılan ikinci HKHT ile
6-8 Mart 2014, Antalya
Bildiri:0191
P-109
ÖZEL
SAMSUN
MEDİCALPARK
HASTANESİ
ÇOCUK KEMİK İLİĞİ NAKLİ MERKEZİ İLK KISMİ
UYUMSUZ(HAPLOİDENTİK) HEMATOPOETİK KÖK
HÜCRE(HKHN) NAKİL DENEYİMLERİMİZ. Tunç Fışgın1, Ece
Şahin1, Gülay Özay1, Zeynep Güney1, Hatice Emel Özyürek2. 1Özel Samsun Medicalpark
Hastanesi,Çocuk Kemik İliği Nakil Ünitesi, Samsun. 2Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk
Hematoloji Bilim Dalı, İstanbul
Kemik iliği nakli gerektiren çocukluk çağı akut lösemilerinde aile içi tam uyumlu verici saptanma oranı %25-30
arasındadır. Verici bulunamayan olgularda akraba dışı
ve kordon kanı nakilleri diğer seçeneklerdir. Tam uyumlu verici bulunamadığı durumlarda aile içi haploidentik
nakiller de artan sayıda uygulanmaya başlamıştır.
Merkezimizde nüks olan ve aile içi ve dışı taramalarında
uyumlu vericisi olmayan 3 olguya haploidentik HKHN
uyguladık. Olguların demografik verileri ve nakil işlemine
ait bilgileri tabloda verilmiştir.
Üç olgudan bir tanesi +75. Günde merkezi sinir sistemi
tekrarı geliştirmiştir. İki olgu remisyonda takip edilmektedir. Yaşamı tehdit eden ciddi bir komplikasyon gözlenmemiştir. Gelişmekte olan tedaviler ve yeni yaklaşımlar
ile haploidentik HKHN tam uyumlu vericisi olmayan
olgularda bir tedavi seçeneği olarak akılda tutulmalıdır.
Anahtar Kelimeler: Haploidentik, Kök Hücre
187
Tablo 1. Olgu dökümleri
Olgu 1
Olgu 2
Olgu
Yaş (yıl)
10
3
5
Cinsiyet
Erkek
Kız
Erkek
Tanı
AML
AML
ALL
HLA UYUMU
8/10
7/10
6/10
HAZIRLIK REJİMİ
BU + SİKLO + MEL
BU + SİKLO + MEL
BU + FLU +
ETOP + SİKLO
ÇH / kg
(Çekirdekli Hücre)
8,66
7,2
10,8
CD34+ / kg
3,8
12,1
9,1
GVHD PROF
Siklosporin - Takrolimus Siklosporin - Takrolimus
Siklosporin Takrolimus
Nötrofil Engraftman
15
16
13
Trombosit Engraftman
15
21
18
GVHD
Cilt
-
-
Hemorajik Sistit
+
-
-
KIMERIZM
%100
%99,23
%99,27
PROGNOZ
Remisyonda
(+250. gün)
KOMPLİKASYON
Bildiri:0199
Santral Sinir Sistemi rölaps Remisyonda
(+75. gün)
(+105. gün)
P-110
AKRABA DIŞI HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE NAKLİ
UYGULANAN HASTALARIMIZIN DEĞERLENDİRİLMESİ.
Vedat Uygun1, Hayriye Daloğlu1, Suar Çakı Kılıç2, Fügen Pekün2, Gülsün Karasu2,
Zafer Berber1, Volkan Hazar3, Akif Yeşilipek1. 1MedicalPark Antalya Çocuk Hematoloji
ve Kök Hücre nakli Ünitesi. 2MedicalPark Göztepe Çocuk Hematoloji ve Kök Hücre nakli Ünitesi.
3
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji-Onkoloji Bilim Dalı
Çocuklarda hematopoetik kök hücre nakli (HKHN) malign
ve malign olmayan birçok hastalıkta tek tedavi seçeneğini
oluşturmaktadır. Aile içi vericisi bulunamayan olgularda
alternatif olarak akraba dışı donör veya akraba dışı
kordon kanı kök hücre kaynağı olarak kullanılmaktadır.
Bu çalışmada çeşitli endikasyonlar nedeniyle akraba
dışı HKHN uygulanan hastalarımızdaki deneyimimiz
sunulmaktadır.
Antalya ve Göztepe Medicalpark Hastaneleri Çocuk Kemik
İliği Nakil Ünitelerinde Mayıs 2010-Ekim 2013 arasında
yapılan toplam 449 allojenik HKHN içinde akraba dışı
vericiden HKHN uygulanan ve sonrasında en az 100 gün
yaşayan veya herhangi bir dönemde ex olan 159 hastanın
verileri retrospektif olarak değerlendirildi.
Allojenik nakillerimizin %35 ini akraba dışı vericilerden
yapılan nakiller oluşturuyordu (159/449). Nakillerin
%40´ı malign, %60´ı non-malign nedenlerle uygulandı.
Çoğunluğu erkek (%70) olan hastaların yaş ortalaması
6,3 yıl (3 ay-17,5 yaş) olarak saptandı. Vericilerin %64´ü
erkek ve kordon kanı vericileri dışında yaş ortalaması 32
(19-55 yaş), kordon kanı yaşı ortalama 3,3 yıl (3 ay-11
yıl) olduğu belirlendi. Kök hücre kaynağının büyük kısmını merkezimizin ve vericinin tercihi doğrultusunda
188
kemik iliği (%52) oluştururken, %20 olguda periferik
kan, %28 olguda ise kordon kanı kullanıldı. Nakillerin
%39´u tam uyumlu vericiden, %60´ı 1 uyumsuzluğu
olan vericiden yapılmışken kordon kanı nakli yapılan
bir olguda 2 uyumsuzluk mevcuttu. Hazırlama rejimi
%91´i myeloablatif, %9´u nonmyeloablatif özellikte olup
%60´ında ATG verildi. Verilen kemik iliği ve kordon kanı
çekirdekli hücre sayısı sırasıyla ortanca 8,1x108/kg
(2,1-21) ve 13.2x107/kg (1,1-50), periferik kan mononükleer hücre sayısı ortanca 7,5x108/kg (2,5-16,7) olarak,
kemik iliği ve periferik kan CD34 (+) hücre sayısı ortanca
6,8x106/kg (1,0-54,6), kordon kanı ise 7,1x105/kg (2,355,8) olarak bulundu. Engrafman gerçekleşen hastalarda
ortanca engrafman sürelerinin nötrofil ve trombosit için
sırasıyla 15 (8-45) ve 24 (8-130) gün olduğu görüldü.
İzlemde hastaların %34 ünde akut, %2,5´unda kronik,
%2,5´ünde overlap Graft Versus Host Hastalığı (GVHH)
bulguları gelişti. Mortalite açısından değerlendirildiğinde
hastaların %61´i yaşarken transplant ilişkili mortalitenin
%27 olduğu saptandı. Ölenlerin %40´ı GVHH nedeniyle,
%34´ü infeksiyon nedeniyle kaybedilirken %11´i primer
hastalık ilişkili nedenlerden ex oldu.
Aile içi verici bulunamayan hastalara akraba dışı verici/
kordon kanı ile etkin ve güvenli HKHN şansı verilebilmektedir. Olgularımızın büyük bir kısmını relaps lösemi, ağır
kombine immün yetmezlik gibi komorbiditesi yüksek,
riskli hastaların oluşturmasının morbidite ve mortalite
oranını olumsuz etkilediğini düşünmekteyiz. Ülkemizde
kemik iliği ve kordon kanı bankacılığının beklenen
düzeye ulaşması ile hastalarımızın henüz komplikasyonlar oluşmadan, daha erken dönemde nakile alınabileceği ve bunun da nakil sonuçlarını olumlu etkileyeceği
kanısındayız.
Anahtar Kelimeler: Akraba dışı nakil, Pediatrik Hematopoetik
kök hücre nakli
Bildiri:0200
P-111
KÖK HÜCRE NAKLİ YAPILAN HASTALARDA
NÖROTOKSİSİTE. Murat Elli1, Sadriye Murat Özdemir1, Canan Albayrak1,
Davut Albayrak1, Turgay Çokyaman2, Seher Yıldırım1, Ömer Faruk Aydın2, Tunç
Fışgın1, Hatice Emel Özyürek1. 1Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Sadettin-Vasfi
Baysal Çocuk Kök Hücre Nakil Merkezi. 2Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Nöroloji
Bilim Dalı
Hemopoetik Kök hücre nakli yapılan hastalarda nörolojik
sekeller otolog nakillerde daha az, allojenik nakillerde
daha sıklıkla görülmektedir. Nörolojik komplikasyonlar
farklı dönemde, farklı klinik şekilde ortaya çıkabilir.
Hastanın nakil öncesi nörolojik durumu, kullanılan ilaçların olası nörolojik yan iyi gözlenmelidir.
Burada nakil sürecinde konvulzyon geçiren yada
EEG’sinde epileptik aktivite saptanan 7 hasta sunuldu.
1 hastada erken hazırlık döneminde, 4 hastada pansitepeni döneminde, 2 hastada geç dönemde, konvülzyon
görüldü. Hastalar busulfan içeren hazırlık rejimi aldılar
ve immunsupresif olarak siklosporin almıştı. Dört hastada beyin MR incelemelerinde bulgu saptandı. Hastaların
hepsi sekelsiz olarak iyileşti.
Anahtar Kelimeler: Nörotoksisite, Konvülzyon, Ansefalopati,
Çocukluk Çağı, Busulfan, Siklosporin
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
Bildiri:0203
P-112
DİRENÇLİ OTOİMMÜN HEMOLİTİK ANEMİDE OTOLOG
HEMATOPOETİK KÖK HÜCRE NAKLİ: OLGU SUNUMU.
Hatice Emel Özyürek1, Ece Şahin1, Gülay Özay1, Merve Mıdıkoğlu1, Tunç Fışgın2.
1
Özel Samsun Medicalpark Hastanesi,Çocuk Kemik İliği Nakil Ünitesi, Samsun. 2Bahçeşehir
Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji Bilim Dalı, İstanbul
İki yaşındaki erkek çocuk solukluk ve sarılık şikayetleri
ile başvurdu. Fizik bakısında solukluk ve sarılığı gözlenen hastanın karaciğeri 5 cm, dalağı 6 cm kot altında
ele geliyordu. Ağır anemisi saptanan hastaya, Coombs
(+) immün hemolitik anemi tanısı ile steroid tedavisi
başlandı. Anemisi kontrol altına alınamayınca hastaya
eritrosit transfüzyonları uygulandı. Hemolizi kontrol altına alınamayınca sırasına göre yüksek doz steroid, siklosporin, intravenöz immünoglobulin, 2 defa 4 hafta süreyle
birer kür ve takiben 15 gün arayla 3 doz daha rituximab
tedavileri verildi ancak yaşamı tehdit eden hemolizi ve
eritrosit transfüzyon ihtiyacı devam etti. Tedavi süresince
Coombs pozitifliği devam eden hasta immün yetmezlik ve myeloproliferatif hastalıklar açısından araştırıldı
ancak pozitif bulgu elde edilemedi. Tam uyumlu vericisi
bulunamayan hastaya Sağlık Bakanlığı endikasyon dışı
tedavi onayı ile otolog kemik iliği nakli tedavisi uygulandı.
Hazırlık rejimi olarak Fludarabin,Siklofosfamid ve ATG
kullanıldı. Nakil sonrası hemoglobin değeri 12,4 gr/dL’ye
yükselen hastanın haptoglobulin değeri düşük, retikülosit değeri yüksek, birinci ve ikinci ayda coombs pozitifliği
4(+) olarak devam ediyor.Hastanın nakil öncesi aldığı
ilaçlar steroid dışında kesildi.Çok düşük dozda steroid
aldığından,hastanın nakilden kısmi fayda gördüğü,ancak
tam remisyona girmediği düşünülmektedir. Tedaviye
dirençli otoimmün hemolitik anemisi olan çocuklarda
otolog HKHN nakilin literatürde nadir kullanımı belirtilmesine rağmen biz tam remisyon gözlemlemedik.
transplantla ilgili ölümler, yaşam oranları ve son remisyon durumları geriye dönük olarak araştırıldı.
Bulgular: Ocak 2000-2014 arası 32 KML tanılı çocuğa
(14 kız-18 erkek- ortanca yaş 13 mınımum 2- maksımum
17 yıl), tanıdan ortanca 1 yıl (4 ay-5.5 yıl) sonra 5 farklı
pediatrik merkezde KHT uygulandı. KHT öncesi olguların
%91’i ortanca 10.5 ay TKI kullanmıştı, %91’i (29 olgu)
kronik fazda idi. Donör 15 olguda kardeş (MSD), 15 olguda akraba dışı (MUD) ve 2 olguda akraba idi. Kök hücre
kaynağı %60 olguda kemik iliği, %37 olguda periferik kan
ve 1 olguda (%3) kordon kanı idi. Hazırlama rejiminde
24 olguda “busulfan+siklofosfamid±Etoposid”, 7 olguda
“busulfan+fludarabin” ve bir olguda TBI kullanıldı. GVHH
profilaksisinde siklosporin tek veya kısa sureli metotreksat ile birlikte kullanıldı. İki olgu dışında tüm olgularda
donor engraftmanı ve tam sitogenetik ve/veya moleküler
tam remisyon sağlandı. Engraftman sağlanamayan 2
olguya 2. kez aynı donordan KHT yapıldı. Grade III/IV
akut GVHH %22 olguda gözlendi. Olguların %42`inde
kronik GVHH (yarısı “extensive”) gelişti. Sekiz olguda
(%25) ortanca 9. ayda (2- 52 ay) transplantla ilişkili ölüm
gözlendi. Sadece bir olguda 12. yılda izole testis relapsı
gelişti. Uzun sureli (5-10 yıl) yaşam oranı (OS) ve olaysız
yaşam oranı %60 olarak bulundu.
Sonuç olarak; Çocukluk çağında KML’de KHT ile hastalık prognozunun iyi, ancak transplantla ilişkili mortalite
ve özellikle GVHH oranlarının yüksek olduğu görüldü.
Çocuklarda endikasyon tartışırken; TKI ile izlenen olguların hastalık durumu ile TKI yan etkileri açısından uzun
sureli prognozlarının bilinmesi ve aynı zamanda transplantla ilişki sorunların azaltılmasını hedefleyen ortak
protokollerin oluşturulması önemlidir.
Anahtar Kelimeler: Allojenik kök hücre transplantasyonu,
Çocukluk çağı, Kronık Myelosıter Lösemi
Anahtar Kelimeler: İmmün Hemolitik Anemi, Otolog
Bildiri:0206
Bildiri:0205
P-113
ÇOCUKLUK ÇAĞI KML OLGULARINDA KÖK HÜCRE
TRANSPLANTASYONU: ÇOK MERKEZLİ ÇALIŞMA.
Serap Aksoylar1, Alphan Küpesiz2, Elif Ünal3, Gülyüz Öztürk4, Vedat Uygun5,
Volkan Hazar2, Mehmet Ertem3, Savaş Kansoy1, Fatih Erbey4, Akif Yeşilipek5. 1Ege
Universitesi, Pediatrik Kok hucre Transplantasyon Unitesi. 2Akdeniz Universitesi, Pediatrik
Hematoloji-Onkoloji Bilim Dalı. 3Ankara Universitesi, Pediatrik Hematoloji-Onkoloji Bilim Dalı.
4
Istanbul Bahcelievler Medical Park Hastanesi, Pediatrik Hematoloji. 5Medical Park Antalya
Hastanesi, Pediatrik Hematoloji
Amaç: Erişkin yaş Kronik Myelositer Lösemi (KML) olgularında Tirozin Kinaz İnhibitörlerinin (TKI) tedaviye girmesinin ardından allojenik kök hücre transplantasyonunun (KHT) tedavideki öncelikli yeri değişmiştir. Çocukluk
yaş grubunda ise, allojenik kök hücre transplantasyonu
halen öncelikli bir tedavi yöntemidir ve olası erken ve geç
yan etkileri, uzun sureli prognoz ve yaşam kalitesi üzerine etkileri araştırılmaktadır. Bu çok merkezli ve geriye
dönük çalışmada; ülkemizde KML tanısıyla allojenik
KHT yapılan çocuk olguların; transplantasyon özellikleri,
hastalık durumları, uzun sureli prognoz ve yaşam kalitesini etkileyecek komplikasyonların oranını belirlemek
amaçlanmıştır.
Gereç-Yöntem: KML tanısı ile allojenik KHT yapılmış 18
yaş altı olguların demografik özellikleri, transplantasyon
bilgileri, KHT öncesi hastalık durumları, tanıdan sonra
geçen zaman ile gelişen akut ve kronik komplikasyonlar,
6-8 Mart 2014, Antalya
P-114
KÖK HÜCRE NAKLİ SONRASI (HKHN) GELİŞEN BK
(POLİOMA) VİRÜSÜ HEMORAJİK SİSTİTLERİN (HS)
TÜMÜNÜ ANTİVİRAL AJAN İLE TEDAVİ ETMELİ
MİYİZ?. Tunç Fışgın1, Ece Şahin1, Gülay Özay1, Nilgün Altınbaş1, Nurcan
Karpuz1, Hatice Emel Özyürek2. 1Özel Samsun Medicalpark Hastanesi,Çocuk Kemik İliği
Nakil Ünitesi, Samsun. 2Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji Bilim Dalı,
İstanbul
HKHN‘de siklofosfomide bağlı olmayan hemorajik sistitlerin en sık görülme sebebi olarak BK virüsü suçlanmaktadır. Bu durumun tedavisi konusundaki çalışmalar
çelişkilidir.
Olgu 1: 10 yaşındaki nüks akut myeloid lösemi tanısı
nedeniyle edilen erkek olguda, annesinden haploidentik
nakil sonrası+ 37. günde hematüri gözlendi. Hemorajik
sistit tablosu gelişen olgunun idrarda BK virüs: >500 000
000 kopya/mL olarak saptandı. 3000 cc/m2 yoğun hidrasyon ile 6. günde hematüri durdu ve 2. haftada herhangi bir antiviral tedavi almadan idrarda BK virüs tablosu
negatifleşti. Olgu 2. 15 yaşındaki talasemi major tanısı
ile takip edilen erkek olgunun, tam uyumlu kardeşinden
allojenik nakil yapılan erkek hastanın nakil sonrası + 25.
günde hematürisi gelişti. Hemorajik sistit tablosu gelişen
olgunun idrarda BK virüs: 171 000 000 kopya/mL olarak saptandı. 3000 cc/m2 yoğun hidrasyon ile 19. günde
hematüri durdu ve 3. haftada herhangi bir antiviral tedavi almadan BK virüs tablosu negatifleşti. HKHN sonrası
189
BK(+) virüs bağlı gelişen hemorajik sistit komplikasyonu
önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir. Ancak bazı
olgularda sadece yoğun hidrasyon tedavisi yeterli olabilmektedir. Özellikle hafif olgularda antiviral tedavinin
nefrotoksik etkileri de göz önünde bulundurularak tedavi
seçenekleri dikkatle uygulanmalıdır.
Anahtar Kelimeler: Hemorajik Sistit
Bildiri:0211
P-115
BİR PEDİATRİK KÖK HÜCE NAKLİ MERKEZİ
HEMŞELİK HİZMETLERİNİN JACIE STANDARTLARI
DOĞRULTUSUNDA YAPILANDIRILMASI. Sibel Kandemir,
Nebahat Bora Güneş, Duygu Uçkan Çetinkaya. Ankara Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları
Hematoloji Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Akreditasyon, bir merkezin kabul edilmiş mükemmellik
standartlarına uygun olarak istenen uygulama ve değerlendirme düzeyinde hizmet verdiğini kanıtlamasını sağlayan bir sistemdir. ISCT,JACIE,EBMT,HSC nakli alanında
değerlendirme ve akreditasyon amacıyla 1998 yılında
Hücresel Tedavi Akreditasyon Vakfı (Foundation for
the Accreditation of Cellular Therapy-FACT) tarafından
belirlenen standartlar temel alınarak Avrupa’da yapılan
ortak çalışmalar sonucunda oluşturulmuştur. JACIE’nin
öncelikli amacı, uluslararası kabul görmüş bir sistem
aracılığıyla HSC toplama işleme ve nakli merkezlerinde
yüksek kalitede hasta bakımı ve laboratuar performansını sağlamak, sürekli geliştirmektir.
HSC transplantasyonunda başarılı sonuçlara ulaşmada
hemşirelik bakımı büyük önem taşımaktadır. Bu derlemede bir pediatrik HSCT merkezinde hemşirelik hizmetlerinin Jacie Akreditasyon Standartları doğrultusunda
yapılandırılması deneyimi paylaşılmıştır.
Jacie kriterleri doğrultusunda SOP oluşturulması, değerlendirilmesi, uygulanması ve revizyonu ile ilgili prosedür
hazırlanarak enfeksiyonun önlenmesi ve kontrolü, hazırlık rejiminin yönetimi,HSCT, SVK bakımı, kan ürünü
transfüzyonu ve hemşire eğitimi,yeterliliğinin değerlendirilmesi alanlarında SOP oluşturulmuştur.
Hasta-hemşire oranı 1/1 ve gerektiğinde ½ olacak şekilde
hemşire istihdamı sağlanmaktadır. Klinik hemşire seçimlerinde Jacie Standartları doğrultusunda, hematolojionkoloji deneyimi ve merkezin pediatrik olması nedeniyle
en az 2 yıl pediatri deneyimi şartı aranmaktadır. Kliniğe
başlaması uygun olan aday hemşireler ön test yapılarak
bilgi düzeyleri tespit edilmekte ve bu doğrultuda değişik
yoğunluklarda bir ay süre ile eğitim verilmektedir. Bu
sürede eğitim saatleri dışında kalan sürelerde belirlenen
klinik rehberleriyle birlikte çalışmaları sağlanmakta,
ilk hafta sadece gözlem yapmaları, ikinci hafta rehber
hemşirenin refakatinde uygulamalara katılmaları istenmektedir. Üçüncü haftada ise rehber hemşire, önceden
oluşturulan bilişsel ve psiko-motor beceri kontrol listeleri
ile uygulamaları değerlendirilmekte ve son haftada gerekli takviyeler yapılarak aday hemşireler teorik ve pratik
değerlendirilmeye alınmaktadır. Değerlendirmede başarılı
olamayan bireyselleştirilmiş bir eğitim programına alınarak tekrar değerlendirilmektedir. Süreç boyunca, aday
hemşirelerin, hemşirelik uygulamalarını, belirtilen minimum sayılarda başarıyla uygulamaları beklenmektedir.
Bu sürece ilişkin tüm dökümanlar ve personele ilişkin
özgeçmiş, sertifika ve yetkinlik belgeleri kişisel dosyalarında tutulmaktadır.
190
Devam eden hemşire eğitimleri yıllık program oluşturularak aylık sürdürülmüş ve yıllık teorik-pratik değerlendirmeler, yazılı sınav, kontrol listesi takibi ve rehber
hemşire görüşü ile sağlanmaktadır. Yıllık eğitim programı
haricinde ayda 2 gün literatür paylaşımı yapılmaktadır.
sonuç olarak,erkezimizin hemşirelik hizmetleri JACIE akreditasyon standartları doğrultusunda yapılandırımış,hasta
güvenliği ve bakım kalitesi yükseltilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Hemşirelik hizmetleri, hemşire eğitimi kök
hücre nakli, JACIE
Solid Tümörler
Bildiri:0097
P-116
METASTATİK
MEME
KARSİNOMUNA
BAĞLI
MİKROANJİOPATİK HEMOLİTİK ANEMİ; OLGU
SUNUMU. Senar Ebinç1, Cengiz Demir2, Ramazan Esen2, Taner Kara1, Özgür
Yazgan1, Zekeriya Hannarici1. 1Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim
Dalı-Van. 2Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı-Van
Meme kanseri daha çok 40 yaşın üzerindeki kadınlarda
görülür. Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser
türüdür. Bir kadında yaşamı boyunca meme kanserine
yakalanma riski %10’dur. Mikroanjiopatik hemolitik
anemiler kapiller ve arteriol sistem içinde bulunan mikrotrombüsteki trombosit-fibrin ağı içinden geçen eritrositlerde yıkım ile karakterize bir grup hastalığı tanımlamak için kullanılmaktadır. Trombotik Trombositopenik
Purpura patogenezinde; endotelden salınan çok büyük
Von Willebrand faktor multimerleri endotel hücre
yüzeyinde bağlı kalıp trombositlerin adezyonuna veya
kan akımına geçtiğinde trombositlerin agregasyonuna
neden olmaktadır. İdiopatik Trombotik Trombositopenik
Purpura olgularının hemen hepsinde ADAMTS13’e karşı
gelişmiş ıgg tipi otoantikorlar sorumludur. Yaygın kanseri
olan hastaların %5’inde Mikroanjiopatik hemolitik anemi
vardır. Trombositopeni, sola kayma ile birlikte lökositoz,
periferik yaymada normoblastlar izlenebilir. Kliniğimize
halsizlik, yorgunluk, kemik ağrıları nedeni ile başvuran
30 yaşında kadın Hastanın öyküsünde yaklaşık iki yıldır
meme karsinomu tanısı aldığı bu nedenle opere olduğu
ve bir çok defa kemoterapi aldığı öğrenildi. Hastanın
yapılan fizik muayenesinde konjuktivalar soluk, skleralarda subikter ve vücudun muhtelif yerlerinde kemiklerde
hassasiyet izlendi. Hastanın yapılan tetkiklerinde anemi
trombositopeni izlendi. Periferik yaymada çekirdekli eritrositler, gözyaşı hücreleri ve fragmente eritrositlerle
birlikte trombositopeni mevcut idi. Hastanın ateş, ishal,
üst solunum yolu enfeksiyonu, nörolojik semptomu ve
böbrek yetmezliği yoktu. Trombotik Trombositopenik
Purpura açısından bakılmış olan ADAMTS13 aktivitesi
normal olarak izlendi. Hastaya yapılan kemik iliği biyopsisinde meme karsinomu kemik iliği infiltrasyonu ile
uyumlu izlendi. Yaygın metastaz yapmış olan malignitelerde mikroanjiopatik hemolitik anemi görülebilmektedir.
Bu durum Trombotik Trombositopenik Purpura ile karışa
bilmektedir. İlginç ve az görülen bir durum olması nedeni
ile bu vakayı takdim ettik.
Anahtar Kelimeler: Mikroanjiopatik Hemolitik Anemi, Meme
Karsinomu, Trombotik Trombositopenik Purpura
8. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi
Bildiri:0115
P-117
MİDE
ADENOKARSİNOMU
VE
İMMÜNTROMBOSİTOPENİ
BİRLİKTELİĞİ
OLAN
NADİR GÖRÜLEN BİR OLGU SUNUMU. Senar Ebinç1, Cengiz
Demir2, Ramazan Esen2. 1Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim DalıVan. 2Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı-Van
Mide kanseri, dünyada yaygın olarak görülen malignitelerden biridir. Sindirim sistemi kanserleri arasında ise ilk
sırada yer almaktadır. Trombositopeninin en sık sebeplerinden biri otoimmun trombositopenik purpuradır.
İmmüntrombositopeni (ITP) trombositelere karşı gelişmiş
olan antikorlar nedeni ile trombositlerin retiküloendotelyal sistemde yıkılması ile karakterize bir otoimmün
hastalıktır. Kronik İTP, genellikle deri ve mukozalarda
kanama bulguları ile kendini gösteren, sinsi başlangıçlı
ve kronik seyirli, sık rastlanan bir kanama bozukluğudur. Kliniğimize mide karsinomu nedeni ile opere olmuş,
kemoterapi almış ve remisyonda takip edilmekte olan 72
yaşında olgu ciltte yaygın ekimoz nedeni ile başvurdu.
Hastanın yapılan değerlendirilmesinde operasyondan
önceye kadar uzanan bir trombositopeni tablosu olduğu
izlendi. Kronik ITP tanısı konuldu. Steroid ve IVIG tedavisi verildi. Takipte trombosit sayısı yükselmeyen ve splenektomi kontrendikasyonu bulunan hastaya immünsüpressif tedavi ve eltrombopag ile de yanıt alınamadı. Hasta
çoklu ilaca yanıtsız kronik ITP olarak takip edilmektedir.
Mide adenokarsinomu ve immüntrombositopeni birlikteliğinin nadir görülen bir durum olması nedeni ile bu
vakayı sunmak istedik.
Anahtar Kelimeler: Mide Adenokarsinomu,
İmmüntrombositopeni
6-8 Mart 2014, Antalya
191
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
0
File Size
1 427 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content