close

Enter

Log in using OpenID

Biyocoğrafya Nedir? Konusu, Dalları, Çalışma Metotları Nelerdir?

embedDownload
DERS 1
BĠYOCOĞRAFYA NEDĠR KONUSU VE DALLARI, ÇALIġMA
METODLARI
Coğrafya konu olarak yeryüzününün özelliklerini inceleyen ve açıklayan bir
ilimdir. Yeryüzünün doğal (tabii, fiziki ) ve beĢeri olmak üzere iki grup
özelliği vardır.
Doğal (tabii, fiziki) özellikler kendiliğinden oluşmuş özelliklerdir. Bunlar şu
şekilde gruplandırılabilirler:
1-Yeryüzü şekilleri (dağlar, tepeler, platolar, vadiler, kıyı şekilleri)
2- jeolojik yapı (kayalar, taşlar, mineraller, toprak)
3- atmosfer (fiziki ve kimyevi özellikleri ve hareketleriyle hava tabakası)
4- sular (okyanuslar denizler, göller, akarsular, yeraltı suları)
5-canlılar (insan dışındaki bitki ve hayvanlar)
Yeryüzünün beĢeri özellikleri ise sonradan insan tarafından oluşturulmuş olan
özelliklerdir. Bunlar da şu şekilde gruplandırmak mümkündür:
1-Nüfus (Sayısal olarak insanın durumu)
2-Yerleşmeler (evler, köy, kasaba, şehir, metropol)
3-Ekonomik faaliyetler (tarım, hayvancılık, madencilik, sanayi ) ile ilgili
oluşumlar (tarlalar,yollar, fabrikalar, köprüler, tüneller, barajlar)
Coğrafya yeryüzündeki her iki grup özelliği de inceleyen, araĢtıran ve
açıklayan bir ilimdir.
Metod olarak coğrafya bilimi tüm bu özellikleri ayrı gruplar halinde ele alarak
inceler. Sadece yeryüzündeki doğal özellikleri konu olarak ele alan coğrafyaya
fiziki coğrafya veya doğal coğrafya denir. Fiziki coğrafya, coğrafya ilminin
ana koludur.
Fiziki coğrafya kendi içinde alt dallara ayrılır. Bunlar: jeomorfoloji, klimatoloji,
hidroğrafya ve biyocoğrafyadır.
Görüldüğü gibi Biyocoğrafya ilmi fiziki coğrafya kapsamı içinde bulunan bir
ilimdir. Yani fiziki coğrafyanın bir dalıdır.
Biyocoğrafyanın konusu yeryüzünde yaşayan insan dışındaki canlı
topluluklarıdır (Lebewesen). Bunlar bitki toplulukları
(Pflanzengesellschaft) ve hayvan toplulukları (Tierwelt) olmak üzere iki ana
grup içinde toplanırlar. Biyocoğrafya doğada kendiliğinden yetişip gelişen canlı
topluluklarını inceler. İnsanın emeği ile yetişen veya yetiştirilen canlı
toplulukları ekonomik coğrafyanın konusuna dahildir.
İnsan emeği ile yetişen ve tarımı yapılan bitkilere kültür bitkileri denir. Yine
insanlar tarafından beslenip büyütülen hayvanlara da kültür hayvanları veya
evcil hayvanlar denir.
Biyocoğrafya Fitocoğrafya ve Zoocoğrafya olmak üzere iki alt dala ayrılır:
Fitocoğrafya yeryüzündeki bitki topluluklarını inceler. Bu bilim dalına
vejetasyon coğrafyası veya bitkiler coğrafyası (Pflanzengeographie) adı da
verilir. Fito (Phyto, Phytos), eski Yunancada bitki demektir. (Zoo, Zoos) ise
aynı dilde hayvan anlamına gelir. Vegeta Latince kökenli bir kelime olup bitki
mânâsına gelir. Vegeta-tion bu kelimenin çoğul durumudur. Yani bitkiler
demektir. Bitki toplulukları anlamına da kullanılır.
Biyocoğrafyada en fazla kullanılan terimlerden ikisi flora ve fauna
kelimeleridir. Flora kelimesi Latince kökenli olup çiçekli bitkiler manasına
gelir. Fakat bilimsel olarak flora denilince belirli bir sahada yaşayan bitki
türleri anlaşılır. Fauna kelimesi de Latince kökenlidir ve hayvanlar anlamını
taşır. Bilimsel olarak belirli bir sahada yaşayan hayvan türleri demektir.
Bitkiler topluluk halinde yaşarlar. Bunlara bitki toplulukları adı verilir. Bitkiler
dış Ģekil (form) bakımından birbirlerine benzemezler. Bitkiler üç ana forma
(şekle) sahiptir. Bunlar ağaç formu, çalı formu ve ot formudur. Ağaçlar bir
araya gelerek ormanları oluştururlar. Çalılar bir araya gelerek çalı topluluklarını,
otlar bir araya gelerek ot topluluklarını teşkil ederler. Şekil bakımından birbirine
benzeyen bitki topluluklarına vejetasyon formasyonları denir. Ormanlar,
maki, step, çayır adı ile anılan bitki toplulukları birer vejetasyon formasyonudur.
Yeryüzünde çiçekli ve çiçeksiz olarak 400 000 civarında bitki türünün
bulunduğu saptanmıştır.
**Biyocoğrafyanın yeryüzündeki doğal hayvan toplulukları ile de ilgilenen
dalına zoocoğrafya denir. Bir sahadaki hayvan türlerine ise fauna denir.
Hayvanlar en basitten en yüksek yapılılara kadar milyonlarca çeşittir. Bilimsel
olarak bunları omurgasızlar (invertebrata) ve omurgalılar (vertebrata) olmak
üzere iki grup halinde ele almak mümkündür. Böcekler, kelebekler, sinekler
gibi canlılar hayvanların omurgasızlar grupu içinde yeralırlar. Buna karşılık
kurt, geyik, aslan gibi hayvan türleri ise omurgalılar grupu içindedir. Omurgalı
hayvanların baştan kuyruk sokumuna kadar uzanan vücut kesimlerinin sırta
yakın kısmlarında çok sayıda kemiğin dizilmesi ile meydana gelmiş olan ve
omurga adı verilen bir iskelet bulunur. Omurgalılar organizasyon bakımından
omurgasızlardan üstündür. Omurgalılarda gelişmiş bir iskelet yapısından ayrı
olarak, çok gelişmiş, solunum, sindirim, dolaşım, boşaltım, sinir sistemleri
mevcuttur. Duyu organları çok gelişmiştir.
Omurgalı hayvanlar şu beş büyük grupta toplanır.
1) Memeliler (mammalia). Yavrularınıdoğurur ve emzirirler
2) Kuşlar (Aves)-kanatları vardır. Uçarlar. Yumurtlarlar. Yavruları yumurtadan
çıkar.
3) Sürüngenler (Reptiles) –Yavruları yumurtadan çıkar. Kalpleri üç gözlüdür.
Soğukkanlı hayvanlardır.
4) Amfibyumlar (Amfibia)-Yavrular yumurtadan çıkar. Hem karada hem de
suda yaşarlar.
5) Balıklar (Pisces) –Yavruları yumurtadan çıkar. Suda yaşayan hayvanlardır.
Solunum sırasında suda erimiş oksijeni kullanırlar.
Hayatın sularda bir hücreli canlılar ile başladığı, daha sonra bir hücreli bitki ve
hayvanlara ayrıldığı, buradan da çok hücreli omurgasızların, onlardan da
omurgalıların meydana geldiğini paleontolojik araştırmalar göstermektedir.
Sudaki ilk omurgalılar balıklardır. Bunlardan karada ve suda yaşayan
amfibyumlar türemiştir. Daha sonra da sürüngenler, kuşlar ve memeliler
oluşmuştur.
Gerek bitkisel ve gerekse hayvansal canlılar dünyanın hemen hemen her
yerinde yaşamaktadırlar. Dünyayı adeta ayrı bir küre (geosfer) halinde
sarmışlardır. Canlıların oluşturduğu varsayılan bu küreye biyosfer adı verilir.
Canlılar horizontal doğrultuda kutuplardan ekvatora kadar olan bölgelerde
yayılmışlardır. Vertikal olarak ise dünyanın en derin okyanus çukurundan (11
034 m, batı Pasifikte Mariana çukuru), en yüksek noktalarına kadar (Everest
8848 m) her yerde yaşamaktadırlar. Böylece canlılar 20 km kadar genişlikte
olan biyosferin her yerini doldurmuş durumdadırlar.
Okyanusal ve denizel ortamda yaşayan canlılar basınca, sıcaklıklara, tuzluluk
durumlarına, su kütlesinin hareketlerine adapte olmuş olarak yaşarlar. Sayılan
şartlar ekolojik şartları oluştururlar. Su ortamlarında hayvansal canlıların
hakimiyetleri vardır. Bilhassa balıklar (Pisces) bu ortamı karakterize ederler.
Okyanusal veya denizel ortamlarda alg adı verilen yosunlar yaşar. Algler basit
bitkiler grupu içinde yeralırlar.
Karalarda canlı hayatı daha gelişmiş durumdadır. Yüksek bitkiler adı verilen
en gelişmiş bitki grupları karalar üzerine yayılmıştır. Bunlar tohumla üredikleri
için tohumlu bitkiler (spermatophyta) de denir. Mesela kayın, kestane, meşe
gibi ağaç cinsleri yüksek bitkilerdendir. Bunların su iletim damarları,
çiçekleri, meyvaları ve tohumları vardır. Yüksek bitkiler su iletişim
damarlarına sahip olduklarından bunlara vascüler bitkiler adı da verilmektedir.
**Karalarda hayvansal hayat da çok gelişmiştir. Memeliler (Mammalia) birkaç
tür dışında tamamiyle karalarda yaşarlar. Balık şekilli balina (mavi balina)
(Balaenoptera musculus ) yunus (Delphinus) gibi canlılar aslında memeliler
grupundandır. Ayrıca yarasa (Chiroptera , Blumenbach 1779) adlı hayvan
uçabilen bir memelidir.
Karada yaşayan canlılar iklim Ģartlarının etkisi altında bulunurlar. Bunlar
sıcaklık, ışık, nem, rüzgâr gibi şartlardır. Ayrıca edafik Ģartlar adı verilen
topoğrafya ve toprak şartları da karada yaşayan canlılara etki eder.
1-iklim (sıcaklık, ışık, nem, rüzgâr).
2-toprak
3-topoğrafya şartlarına hep birlikte ekolojik Ģartlar adı verilir.
Klimatik şartlar+edafik şartlar+hidrografik şartlar+ biyotik şartlar: ekolojik
şartlar
Zoocoğrafya omurgalı hayvan toplulukları, bunların yeryüzündeki dağılışları ve
yaşadıkları alanların ekolojik şartları üzerinde durur. Zira omurgalı hayvanlar
ekolojik şartları daha belirgin yansıtırlar. Belirli alanlarda ve belirli iklimlerde
yaşarlar. Omurgalıların dağılışları jeolojik evrim ile ilgilidir. Jeolojik evrim
denilince paleontolojik ve tektonik evrim anlaşılır. Tüm omurgalılar aynı
jeolojik zamanda ortaya çıkmamışlardır. Mesela sürüngenler , memelilerden
önce ortaya çıkmışlardır. II. zaman başlarında Pangea parçalanıp kıtalar ortaya
çıkınca eski canlılardan bazıları izole olarak kalmışlardır. Bu arada farklı
iklimlere sürüklenen kıtalarda da bazı canlılar tamamiyle yok olmuştur.
Dinozorlar (Dinosaurus) jurada çok gelişmiş, kretase devrinde yok
olmuşlardır. Bazı canlı türleri de kıtalar ayrıldıktan sonra ortaya çıkmıştır.
Omurgalı canlı türlerine dağılışlarına ve yaşadıkları fiziki coğrafya şartlarına
(ekolojik şartlara) dayanılarak zoocoğrafik bölgeler oluşturulmuştur. Her bir
kıtanın kendine özgü faunası ve hayvan toplulukları vardır. Avrasya ile Kuzey
Amerikanın faunaları birbirine benzer. Fakat Güney Amerika, Afrika ve
Avustralyanın faunaları birbirine göre çok farklıdır. Bunun nedeni güneydeki
kıtaların pangeadan daha önce ayrılmış olmasıdır. Yeryüzünde omurgalı ve
omurgasız olarak en azından 1 milyon hayvan türünün mevcut olduğu
saptanmıştır.
Biyocoğrafya nomenklatürü, bir biyocoğrafya sözlüğü oluşturacak kadar
zengin ve karışıktır. Son yıllarda ortaya atılan biyom terimi doğal bitki
toplulukları ile bunlar içinde yaşayan doğal hayvanların oluşturduğu canlı
topluluklarını ifade etmektedir. Yani her bir bitki topluluğunun kendine özgü bir
hayvan topluluğu vardır. Her ikisini ifada eden terime biyom denir. Mesela
orman biomu denilince karşılıklı ilişkiler dahilinde bu topluğunu oluşturan
bütün bitki ve hayvan türleri anlaşılır. Çöl biyomu denildiğinde çöl ortamında
yaşayan tüm canlılar anlaşılır. Orman biyomu, ılıman yayvan yapraklı
orman biyomu, tropikal yağmur ormanı biyomu gibi daha alt biyomlara
ayrılabilir. Biyom adı verilen canlılar topluluğu cansız bir substatum (temel)
üzerinde yaşamakta olup aralarında madde ve enerji döngüsü olan bir sistem
oluşturmuşlardır. Bu çalışan düzene ekosistem adı da verilmektedir. Mesela bu
bakımdan orman bir ekosistemdir ve “orman ekosistemi” olarak tanımlanabilir.
Orman ekosisteminde ağaç topluluğunun yanı sıra, çalılar, otlar , bunların
aralarında yaşayan omurgalı ve omurgasız hayvanlar (fauna) , topluluğun
yerleşmiş olduğu sahanın temeli (kaya ve toprak), yerşekli (jeomorfoloji) ve
iklimi arasında karşılıklı ilişkiler dahilinde çalışan bir sistem (düzen) vardır.
Herbivor fauna besin olarak ormandaki bitkilerden faydalanır. Ölen canlılar
toprağa karışarak besin maddelerini oluştururlar. Bitkiler bunları topraktan
alarak tekrar kullanır. Yağışlar orman ekosisteminin su ihtiyacını temin eder.
Kayalar ayrışarak mineralli bir toprak oluşur. Bitkiler bu toprağa kökleriyle
tutunurlar. Bazı fauna bu toprak içine yerleşir. Bazıları ise ağaçlarda, çalılarda
ve otlar arasında barınır.
*nomenklatür: bir bilim dalına ait terimler, terminoloji veya bu konuda
yayınlanmış bilimsel yazılar.
Orman ekosisteminde her bir unsur mekanizmanın bir parçası olarak çalışır ve
birbirini destekler . Dış müdahale olmadığında ahenkli bir şekilde çalışır.
Unsurlardan biri telafi edilemiyecek derecede tahrip edildiğinde ekosistem
bozulur. Buna “ekolojik dengenin bozulması” da denir.
****Biyocoğrafya ilmi adından da anlaşılacağı gibi, biyoloji bilimi ile çok yakın
münasebet içindedir. Biyo eski Yunancadan alınma bir kelime olup “canlı”
anlamına gelmektedir. Bu durumda Biyocoğrafyanın anlamı “Canlılar
coğrafyası” olur. Tüm canlıları anatomik ve sistematik olarak inceleyen ilim
Biyolojidir. Biyoloji Botanik ve zooloji olmak üzere iki alt dala ayrılır. Botanik
eski yunanca kökenli bir kelimeden türemiş olup bitkileri inceleyen ilim
demektir. Botanik, bitkileri anatomik, fizyolojik ve sistematik açılardan tek tek
inceler. Bitki sistematiği bitkilere tek tek bilimsel ad verme ve onları familya,
cins (genus) , tür (species) ve varyetelere (variete) ayırmak demektir.
Botanik ilmi her bir bitkiye bilimsel olarak ad verir. Latince olan bu ad bitkinin
cins ve türü belirten iki kelimeden oluşur (binominal isim). Mesela pinus (çam)
bir cins (genus) adıdır. Karaçam ise bir tür (species) adıdır ve bilimsel olarak
Pinus nigra olarak ifade edilir. Ayrıca bir de bu iki kelimenin yanına üçüncü bir
kelime daha gelir. Bu da autor (otor) adıdır. Autor bu bitkiyi bilimsel olarak ilk
kez tanıtan ve hakkında ilmi yayın yapan kişidir. Pinus nigra ARN. (Arnold)
Bilimsel yayınlarda bitkilerin bilimsel adları tercihan italik olarak yazılır. Otor
adları ise normal harflerle olarak yazılır. Bazen otor adı kısaltılarak yazılır.
Bilimsel adın cins ismini belirten kısmı büyük harf ile başlar küçük harf ile
devam eder. Tür isminin tümü ise küçük harfle yazılır.
Biyocoğrafya botanik ilminden büyük ölçüde faydalanmasına rağmen bitkileri
tek tek ele almaz. Bitki topluluklarının dağılışlarını ve ekolojik ortam
özelliklerini inceler. Biyocoğrafyanın sadece bitki topluluklarını inceleyen alt
dalı “ fitocoğrafya veya bitkiler coğrafyası veya vejetasyon coğrafyası” adı
altında bağımsız bir bilim olmuştur.
Eski Yunancada zoo hayvan demektir. Zooloji ise hayvanları inceleyen bilim
demektir. Loji (logos) kelimesi bilim veya ilim anlamına gelir. Zooloji
hayvanları anatomik, fizyolojik ve sistematik açılardan tek tek inceler.
Biyocoğrafya, zooloji iliminden faydalanır. Fakat hayvanları tek tek ele almaz.
Hayvan topluluklarının yeryüzündeki dağılışlarını ve yaşadıkları ekolojik
ortamı inceler ve açıklar. Mesela memelilerden bir etyiyici (carnivor) türü olan
Aslan (Panthera leo) günümüzde tamamen Afrika kıtasında yayılış gösterir. Bir
istisna olarak Hindistanın Gucarat bölgesinde de vardır. Fakat tarihi dönemlerde
Arabistan, Anadolu İran ve Balkanlarda yaşadığına dair güçlü kanıtlar vardır.
Anadolunun son aslanı 1870 yılında Birecik civarında vurulmuştur.
Biyocoğrafyanın hayvanları inceleyen alt dalı günümüzde “zoocoğrafya” adı
altında hayvan topluluklarının yeryüzündeki dağılışlarını inceleyen bağımsız bir
ilim olmuştur. Zooloji de hayvanları sistematik olarak sınıflandırır ve her birine
bilimsel olarak Latince ad verir. Kurallar botanikte olduğu gibidir. Meselâ
çavuşkuşu veya hüthüt adı verilen kuşun bilimsel adı Upupa epops’ tur. Autor
adıyla beraber Upupa epops L. (Linneaus) 1768
Biyocoğrafya ile ilgilenen coğrafyacılar bazı önemli bilimsel adları bilmek
durumundadırlar. Coğrafya canlılara ad vermez. Verilmiş olan adları kullanır.
Biyocoğrafya ile ilgili olan bilimsel yayınlarda Latince adların kullanılması
gerekir.
Biyocoğrafya bilimi Jeoloji biliminden de yardım alır. Zira hayat 1. Jeolojik
zamanda başlamıştır. Önce basit bitkiler ve omurgasız (invertebrata) hayvanlar,
daha sonra da omurgalı hayvanlar (vertebrata) ve yüksek bitkiler ortaya
çıkmışlardır. Omurgalılardan memeliler (mammalia) III. Zaman (Tersiyer)
başlarında görülmeye başlamışlardır. Jeolojik devirlerde yaşamış olan bu
canlıların izleri ve kalıntıları kayaçlar arasınsa taşlaşmış bir durumda günümüze
kadar ulaşmıştır. Jeolojik devirlere ait bu organizma kalıntılarına fosil denir.
Bunlar bitki fosilleri ve hayvan fosilleri olabilir. Bazı örnekler verilecek olursa I.
zamana ait karbonifer devrinden bazı çiçeksiz bitki (eğreltiotu, kibritotu,
atkuyruğu ) fosilleri zamanımıza kadar ulaşmıştır. Bunlar kömür katmanları
arasında bulunmuştur. Fosiller ile Jeolojinin paleontoloji dalı uğraşır. Paleo
antik Yunancada eski manasına gelir. Ontos ise yine eski Yunancada canlılar
anlamına gelir. Logos ise ilim demektir. Yani paleontoloji kelimesinin anlamı
eski canlılar bilimidir. Evrimsel biyocoğrafyada paleontolojik bilgilere çok
ihtiyaç duyulur.
Canlılar belirli ortam şartlarında yaşarlar. İklimin, yüzeyşekillerinin, kayaçların,
toprağın, su kitlelerinin etkisi altında bulunmaktadırlar. Ayrıca canlılar da
birbirleri üzerinde etkiye sahiptir. Canlıların yaşadığı ortama ekolojik ortam
denir. Ona etki eden şartlara da ekolojik Ģartlar denir. Bu şartların canlılara
nasıl ve ne şekilde etki ettiğini ve bunların kanun ve prensiplerini araştıran ve
açıklayan ilime ekoloji denir. Ekoloji biyocoğrafyaya yardımcı olan bir bilimdir.
Gerek bitki toplulukları ve gerekse hayvan toplulukları üzerinde insanın büyük
etkisi vardır. İnsan bu toplulukları ortadan kaldırabilir. Alanını sınırlandırabilir.
Veya gelişmesi üzerinde olumlu bir etkiye sahip olur. İnsanın biyolojik varlıklar
üzerindeki etkilerine antropogen etkiler veya antropogen faktör denir.
Biyocoğrafya canlı topluluklarının yeryüzündeki dağılıĢları ve yaĢadıkları
ekolojik ortam ile ilgilenir.
Biyocoğrafyada metod canlı topluluklarının dağılışlarının, özelliklerinin ve
bulundukları ekolojik ortam şartlarının incelenmesidir.
Biyocoğrafyada üç çalışma metodu vardır.
1- Sadece bitki topluluklarının incelenmesi
2- Sadece hayvan topluluklarının incelenmesi
3- Faunanın yaşama ortamı olarak bitki topluluğu ile karşılıklı ilişkiler dahilinde
beraber incelenmesi
1. metod zamanımızda çok kullanılmaktadır. Çünkü bitkiler sabit olduklarından
etüdleri daha kolaydır. Bu çalışmalar fitocoğrafya veya vejetasyon coğrafyası
çalışması sayılır. Genellikle bir bölge alınarak üzerindeki bitki toplulukları
incelenir. Mesela yunanistanın bitki coğrafyası veya fitocoğrafyası veya
vejetasyon coğrafyası denilince bu ülke sınırları dahilinde yayılış gösteren bitki
toplulukları incelenir.
2. metotda sadece hayvan toplulukları incelenir. Bu bir çeşit zoocoğrafya
çalışmasıdır. Fakat hayvanlar üzerinde bu tür çalışmaları yapmak zordur. Çünkü
sabit değildirler. Onları gözlemlemek ve bulmak uzun zaman alır. Türkiye
zoocoğrafyası denilince Türkiyedeki hayvan topluluklarının dağılışları ve
ekolojilerinin incelenmesi anlaşılır. Zoocoğrafyada çoğunlukla memeli
hayvanların dağılışları üzerinde durulur. Memeliler hakkında veri elde etmek
daha kolaydır.
Bir bölgede yaşayan hayvanlar listesi fauna terimi ile ifade edilir. Zoologlar bu
terimi kullanırlar. O bölgede yaşayan veya saptanmış olan hayvanların bilimsel
bir listesini hazırlarlar. Mesela Balıkesir ilinin faunası denilince bu şekilde
hazırlanmış bir liste anlaşılır. Fakat Balıkesir ilinin zoocoğrafyası başlığı
altında yapılmış bir çalışma bu ilde yaşayan doğal hayvan topluluklarının dağılış
ve yaşadıkları ekolojik ortamın özelliklerinden bahseder.
3. metotta bitki toplulukları içlerinde barındırdıkları fauna ile birlikte incelenir.
Yani bunlar bir biyom olarak ele alnır. Mesela bir orman topluluğu, orman
biyomu olarak kabul edilerek abiyotik unsurları (iklim, anakaya, toprak,
rölyef), ve biyotik unsurları (barındırdığı bitki ve hayvan çeşitleri) karşılıklı
etkiler dahilinde ele alınır. Gerçek bir biyocoğrafya çalışması bu metottur.
Biyocoğrafya çalışmalarında bir bölge ele alınıyorsa o bölgenin adı belirtilir.
Mesela Balıkesir ilinin biyocoğrafyası gibi. Bu ad altında ilde yaşayan tüm
canlı topluluklarının dağılış ve yaşadıkları ekolojik ortam özelliklerinde
bahsedilir.
Daha önce de belirtilmiş olan sebeplerden dolayı, bitki örtüsü veya bitki
toplulukları hakkında yapılan çalışmalar yani bitki coğrafyası diğer deyişlerle
fitocoğrafya veya vejetasyon coğrafyası çalışmaları çok yaygındır.
Ders I için Bibliyografya
Kumerloeve,H. (1978), “ Türkiyenin Memeli Hayvanları”, çeviren: Savni Huş,
İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi, Seri B, Cilt 28, sayı 1, 1978,
İstanbul.
.
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
1
File Size
271 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content