close

Enter

Log in using OpenID

Ahmet Refik (Altınay) from the Point of Military Historiograhpy Askerî

embedDownload
i
Ahmet Refik (Altınay) from the Point of Military Historiograhpy
Askerî Tarihçilik Yönünden Ahmet Refik (Altınay)
Dr. Efdal AS
Kara Harp Okulu, Temel Bilimler Bölümü
E-posta: [email protected]
makalelerde, onun birçok yönüyle (gazeteciliği, üslubu,
tarih eğitimindeki yeri, sanat tarihi çalışmaları vb.)
incelendiği,
fakat
askerî
tarihçilik
yönünün
vurgulanmadığı, dolayısıyla bu konudaki çalışmalarına
fazla yer verilmediği görülmektedir.
Abstract
Being known as “man endearing history”, Ahmet Refik
(ALTINAY) gains a special seat in both last period of
Ottoman and early period of Republic history in popular
and scientific works he written. In various thesis and
articles performed in association with Ahmet Refik, it is
observed that he is analysed in several perspectives (as a
journalist, his style, place in education of history, studies
on art history) but his military historiography aspect is not
emphasised and thus his studies on these issues are not
given place.
Hâlbuki hem asker kökenli bir tarihçi olan, hem Erkânıharp
Yayın Şubesi tarafından çıkarılan ve döneminin önemli
askerî yayınlarından olan “Askeri Mecmua"'yı bir dönem
yöneten, hem de Askerî Tarih alanında en ünlü otorite
isimlerden Prusyalı General Clausewitz’in “On War”
(Savaş Üzerine) adlı eserini ilk kez Türkçe’ye çeviren
Ahmet Refik’in askerî tarihçilik yönünün de açığa
çıkartılması gerekmektedir.
Whereas, it is necessary to introduce military
historiography aspect of Ahmet Refik who is an soldierrooted historian; and manages “Askeri Mecmua/Military
Journal"' published by Staff Publication Branch
(Erkânıharp Yayın Şubesi) and being one of the most
significant publications of the period for a while; and who
translates the work of Prussian General Clausewitz “On
War” who is one of the most famous authorities on military
history into Turkish for the first time.
Bu makalede Ahmet Refik’in, dönemin askerî süreli
yayınlarında neşretmiş olduğu yazılar ile askerî tarihe
yönelik olarak yazmış ya da çevirmiş olduğu eserler
hakkında bilgiler verilerek onun ülkemizdeki askeri tarih
çalışmalarına katkıları üzerinde durulacaktır.
Anahtar Kelimeler: Askeri Tarih, Popüler Tarih, Ahmet
Refik Altınay.
Information on the life of Ahmet Refik will be provided
primarily in paper and his historiography aspect and
contribution to Turkish historiography will be underlined.
Thereafter, the contribution of Ahmet Refik on the military
history studies in our country will be emphasised by giving
information on the writings that are determined to be
written by Ahmet Refik and on the works that are written
or translated by him on military history as a result of the
review of periodicals of the period–including military
publications.
1. Giriş
Askerî Tarih, sadece ülkeler arasında meydana gelen
savaşların askerî harekât açısından incelenerek, bunlardan
komutanlık ve askerlik sanatına ilişkin taktik ve stratejik
sonuçlar çıkarılması demek değildir. Şüphesiz yukarıda
belirtilenler, Askerî Tarih’in içinde ancak bir alt dal olarak
yer alabilecek Harp Tarihi’nin ilgi alanına girmektedir.
Fakat Askerî Tarih, sadece savaş ya da savaşların tarihi
değil, askerlikle ilgili her türlü konuyu içine alan ve aynı
zamanda barış dönemini de kapsayan bir tarih disiplinidir.
Keywords: Military History, Popular History, Ahmet
Refik Altınay.
Askerlik sanatının temelini oluşturan stratejiler ve bunları
hayata geçiren stratejler (Sun-Tzu, Clausewitz, Jomini,
Mahan vb.) ; ilkçağlardan günümüze kadar harp silah araçgereçlerinin gelişimi; uygarlıkların ya da ülkelerin askerî
teşkilatları ve bu teşkilatı düzenleyen kurallar; bir orduda
kullanılan sancak, bayrak, üniforma, madalya, rütbe ve
nişanlar; asker alımını düzenleyen kurallar; orduların
ulaştırma, haberleşme, istihkâm, sağlık ve lojistik
Özet
Ülkemizde “tarihi sevdiren adam” olarak tanınan Ahmet
Refik (ALTINAY), yazmış olduğu popüler ve bilimsel
eserlerle, hem son dönem Osmanlı hem de erken dönem
cumhuriyet tarihçiliğinde kendine özgü bir yer edinmiştir.
Ahmet Refik ile ilgili yapılmış olan çeşitli tez ve
175
i
hizmetlerinin tarih içindeki gelişimi; ordu-halk ilişkileri;
savaş ekonomisi, askerî eğitimin içeriği ve askeri eğitim
kurumlarının tarihçesi gibi konuların da ilgi alanında
olduğu düşünüldüğünde, Askeri Tarih’in, savaşların öncesi
ve sonrasını da içine alan geniş bir süreci kapsadığını
söylemek yanlış olmayacaktır.
Özellikle tarih konusunda yapmış olduğu yayınlar
çevresinde hem ilgi uyandırmış hem de takdir toplamıştır.
Bu nedenle 1908’de Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte
Harbiye’de Tarih öğretmenliğine getirilmiştir. Aynı yıl
içerisinde kurulan Millet adlı gazetenin başyazarlığını
yaptığı gibi, İkdam’da da fıkra ve tarihi romanlar
yayınlamıştır.
Altınay’ın eserleri, Askeri Tarih’in yukarıda belirtilen
kapsamı göz önüne alınarak değerlendirildiğinde, onun
birçok makale ve kitabının bu kapsama uygun olduğu
görülür.
2.
1909’da Erkânıharbiyeiumumiye Ceride Şubesine memur
olmuş ve burada dönemin önemli süreli askerî yayını
Askeri Mecmua’nın bir nevi yayın yönetmenliğini
üstlendiği gibi başta bu dergi olmak üzere çeşitli dergilerde
askerî yazılar yayınlamıştır. Aynı yıl içerisinde, hükûmet
tarafından kurulan(14 Teşrinisani)
Tarih-i Osmani
Encümeni’ne üye olarak tayin edilen 12 kişiden birisidir.
Encümen üyeliğinin kendisine sağladığı yararlardan biri
olan Hazine-i Evrak’ta araştırma yapma izniyle, kısa
zamanda encümenin en faal üyesi olmuştur (Yınanç, 1925).
Hayatı69
Aslen Ürgüp’te Gürlükçüoğulları ailesine mensup olan
Altınay, kimi kaynaklara göre 1881 yılında (Yınanç, 1925),
kimi kaynaklara göre de 1882 yılında (Bayrı, 1914 ve
1937) İstanbul’un Beşiktaş semtinde, Valideçeşme’de
doğmuştur. Babası, Sultan Abdülhamid’in vekilharçlığı
[kesedar] görevinde de bulunmuş olan Ürgüplü Ahmed
Ağa’dır. İlkokulu Beşiktaş’da Vişnezade İlkokulu’nda
okuduktan sonra, Beşiktaş Askerî Rüşdiyesi’ne girerek
askerlik mesleğine adım atmış, sırasıyla Kuleli Askeri
İdadisi ve Harbiye Mektebi’ne gitmiştir. Harbiye’den 1898
yılında piyade mülazım-ı sanisi (Teğmen) olarak,
birincilikle mezun olmuştur. Yaşının nispeten küçük oluşu
ve derslerde göstermiş olduğu başarı nedeniyle,
komutanları tarafından askerî öğretmen kadrosunda
değerlendirilmiş ve önce Toptaşı, daha sonra da
Soğukçeşme Askeri Rüşdiyelerinde Coğrafya öğretmeni
olarak görevlendirilmiştir. 1902 yılında ise Harbiye’de
Fransızca öğretmenliğine atanmıştır. 1903’de mülazım-ı
evvel, 1907’de de yüzbaşı olmuştur (Yınanç, 1925).
1910 yılı aynı zamanda Ahmed Refik’in ilk kez yurt dışına
çıktığı yıl olmuş, Tarih-i Osmani Encümeni adına
Fransa’da çeşitli incelemeler yapmak üzere gönderilen
heyette bulunan Ahmed Refik, burada, “kendisini en çok
etkileyen tarihçi” olduğunu söylediği Charles Seignobos71
başta olmak üzere ünlü bilim adamları ve politikacılarla
tanışma olanağı bulmuştur.(Kandemir, 1936)
1912 yılında başlayan I. Balkan Savaşı’nda Sansür
Müfettişliğine tayin edilmiş, savaş sonunda kimi
kaynaklara göre emekliye sevk edilmiş, kimi kaynaklara
göre ise kendi isteğiyle (Koçu, 1938) emekli olmuştur.
Askerlik mesleğine döneceği 1914 yılına kadarki dönemde
Peyam’da tarihi yazılar yazmış, I. Dünya Savaşı’nın
başlamasıyla yüzbaşı rütbesiyle silah altına alınarak Sansür
Müfettişliği emrine verilmiştir. Bu görevde iken
yazmışolduğu yazıların birinde Kavalalı Mehmet Ali’nin
Osmanlı’ya ihanetinden söz etmesi, dönemin sadrazamı
Said Halim Paşa tarafından Ulukışla’ya arpa-saman
memurluğuna verilmesine neden olmuş, 1915’te bu kez
Eskişehir Sevk Komisyonu’nda görevlendirilmiş, aynı yıl
burada geçirdiği bir rahatsızlık sonucu İstanbul’a
Daha Harbiye’de öğrenci iken Mâlumat adlı haftalık
dergide çeviri ve telif yazıları çıkan Ahmed Refik70,
Harbiye’de görev yaptığı yıllarda da İrtikâ, Malumat,
Hazine-i Fünûn, Mecmua-i Ebüzziya, Terceman-ı Hakikat
gibi günlük/haftalık gazete ve dergilerde yazılarını
yayınlamayı sürdürmüştür (Çapanoğlu, 1953).
kaynakta rastlanmadığını da belirtmemiz gerekir. Yaptığımız
incelemelerde Malumat’ın en son 104. sayısında Ahmed Refik
adına rasladık. Bu sayıdan 141. Sayıya kadar her iki ada da
rastlanılmadı. 141. sayıda ise Refik Ali imzalı bir yazıya rastlandı.
178. Sayıda hem Ahmed Refik, hem de Refik Ali imzalı iki farklı
makale var.
Ahmet Refik Altınay hakkında yapılmış olan birçok çalışmada
Altınay’ın biyografisi yer almaktadır. Fakat Altınay’ın
biyografisine yönelik en eski bilgiler, ünlü tarihçi Mükrimin Halil
Yınanç tarafından verildiği için Altınay’ın biyografik bilgileri
öncelikle Yınanç temel alınarak (1925 yılına kadar olan dönemi)
aktarılmıştır.
69
Ahmed Refik, 1936 yılında yapmış olduğu bir röportajda,
kendisinde tarih merakının nasıl başladığı sorusuna, “(…) İlk
tarih merakı Seignobos’un meşhur “Medeniyet Tarihi”ni
okuduktan sonra canlandı. Meşrutiyet’i müteakip bu üç cildi
hemen tercüme ve neşrettim. Benim kafamı düzelten bu adamdır.
Kendisi ile de 1910’da Paris’e gittiğim zaman Ernest Lavis
vasıtasıyla tanışmıştım. (…)” şeklinde bir yanıt vermiştir.
Fransa’ya gidişiyle ilgili olarak çeşitli kaynaklar 1909 tarihin
verseler de biz Ahmet Refik’in yukarıda belirtilen röportajdaki
beyanını esas aldık.
71
Ahmed Refik’in biyografisinde Yınanç ve daha sonra onu
kaynak gösterenler, onun ilk yazılarını Harbiye’deki öğretmenliği
sıralarında ve hatta Balkan Savaşları’ndan sonra yazdığını
belirtseler de Çapanoğlu’nun yukarıdaki verdiği bilgi doğrudur.
Çapanoğlu, Ahmet Refik’in öğrencilik döneminde yazmış olduğu
yazıların, Harbiye’nin ikinci nazırı Rıza Paşa’nın dikkatini
çektiğini ve Ahmet Refik’e bundan böyle dergilere yazı
yazmamasını emrettiğini, bunun üzerine Ahmed Refik’in Refik
Ali takma adıyla yazılarına devam ettiğini belirtmektedir. Yınanç
ve diğerlerinin, Mâlumat dergisinde çıkan bu yazıları bu nedenle
gözden
kaçırmış
olabilecekleri
söylenebilir.
Fakat
Çapanoğlu’nun vermiş olduğu Refik Ali bilgisine, başka hiçbir
70
176
i
nakledilmiştir. Tedavisi sırasında bağlantı kurduğu Enver
Paşa’nın aracılığıyla Said Halim Paşa’dan İstanbul’da
oturma izni alınabilmiştir.
3. Askerî Tarih ile İlgili Eserleri
3.1. Savaşları ve Seferleri Anlatan Eserleri
Ahmed Refik, 1915- 1918 yılları arasında, hem Anadolu
sürgünü sırasında Ürgüp, Nevşehir, Eskişehir, Bilecik,
Afyon gibi yerleri tek tek gezerek özellikle Osmanlı Tarihi
ile ilgili kaynağından toplamış olduğu bilgilerden; hem de
Enver Paşa’nın görevlendirmesiyle tekrar çalışma imkânı
bulabildiği Hazine-i Evrak’tan yararlanarak, Harp
Mecmuası ve Yeni Mecmua gibi dergilerde Osmanlı
Devleti’nin çeşitli yönlerine dair yazılar yayınlamıştır.
Altınay bu konuda özellikle arşivde çalıştığı dönemde
edindiği belgeler ve başta Naima olmak üzere Osmanlı
vakanüvislerinden yapmış olduğu okumalarla pek çok
kitap ve makale üretmiştir. Bu eserler dönemsel olarak
genellikle Kanuni dönemi ile II. Viyana bozgunu arası
döneme odaklanmıştır. Bu döneme ait en çarpıcı
çalışmalardan birisi Felaket Seneleri (1094-1110) adlı
çalışmadır (Altınay, 1332-M.1916).
Savaşın sonlarına doğru, Ermeniler’in Doğu Anadolu
Bölgesi’nde Türkler’e yönelik yapmış olduğu mezalimi
incelemek üzere yabancı gazete muhabirlerinden oluşan
heyete başkanlık ederek Batum, Trabzon, Erzurum,
Erzincan, Kars, Ardahan ve Artvin’i dolaşarak
incelemelerde bulunmuş ve buradaki gözlemlerini daha
sonra kitap hâline getirmiştir (Altınay, 1919).
Bu çalışmada, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın 1683
tarihinde Viyana’ya yapmış olduğu sefer ile 1699 Karlofça
Antlaşması’na kadar olan 15 yıl 4 aylık sürede geçen
önemli olaylar anlatılmaktadır.
Askeri Tarih açısından eser, bir dizi askerî harekâtı
anlatmasının yanı sıra, ordunun sefer hazırlıkları ve sefer
yürüyüşü açısından da önemli bilgiler içermektedir. Bu
bilgiler arasında, yeniçerilerin büyük kısmının savaşı
kazanmak için verilen genel emirleri uygulamak yerine,
kişisel çıkar peşinde koştukları, özellikle ganimet
sevdasına düştüklerinin anlatıldığı ve önceki dönemlerdeki
-özellikle Kanuni dönemindeki- sefer yürüyüşlerinin
kıyaslandığı şu satırlar ilgi çekicidir:
Savaşın sonunda tekrar emekli edilen/emekliye ayrılan
Ahmed Refik, 1918 yılında Mehmed Arif Bey’in yerine
Darülfünun Osmanlı Tarihi kürsüsüne tayin olunmuş ve bir
yıl sonra muallimlikten müderrisliğe yükselmiştir (Yınanç,
1925).
1924’te Mükrimin Halil (YINANÇ), Hilmi Ziya
(ÜLKEN), Ziyaeddin Fahri (FINDIKOĞLU), Reşat
Şemsettin (SİRER) ile birlikte Anadolu Mecmuası’nı
çıkarmışlardır (Bayrı, 1937).
Savaşa karar verilmesinden sonra ordunun Viyana
yollarındaki hareketi şiddet ve haksızlıklara örnek
oluşturacak düzeyde idi: Osmanlı ordusu elmaslar
ve altınlar içinde, büyük bir ganimet hırsıyla
ilerliyordu. Arpa ve buğday tarlalarını yakıyor,
geçtiği yerlerde kanlı ve dumanlı yıkıntılar
bırakıyordu. Ordunun peşinde sefil ve perişan esir
kafileleri sürükleniyordu. Viyana yürüyüşü çok
korkunç idi. Kara Mustafa Paşa’nın ordusu,
Kanuni Süleyman’ın disiplinli ve adalet gösteren
ordusu değildi (Altınay, 1332-M.1916).
Tarih-i
Osmani
Encümeni’nin
1909
yılındaki
kuruluşundan itibaren üyesi bulunan Ahmed Refik,
Abdurrahman Şeref Bey’in ölümü üzerine, Koçu’ya göre
1924’te (Koçu, 1938), Yınanç’a göre 25 Şubat 1925’te
(Yınanç, 1925), Encümen’in başkanlığına getirilmiştir.
Aynı yıl, Tarikat-ı Salahiye adlı hükûmet karşıtı çalışmalar
yapan bir cemiyetle ilgili olarak tutuklanmış, bir ay kadar
tutuklu kaldıktan sonra İstiklal Mahkemesi tarafından
suçsuz bulunarak beraat etmiştir (Cumhuriyet, 8 Temmuz
1925).
Ayrıca eserde, Viyana bozgunu sonrasında yapılan 1685
(1096) seferinde İstanbul, Gelibolu ve Temeşvar
baruthanelerinin barut imali için seferber edildiği, savaş
masraflarını karşılamak için saray ahırları hazinesindeki
altın ve gümüşlü eyerlerin paraya dönüştürüldüğü, savaş
masraflarını karşılamak için mangır kesildiği, bir okka
halis bakırdan sekizyüz mangır olduğu, her iki mangır bir
akçeye karşılık geldiği, mangır kesmek için Tavşantaşı’nda
ve Bosna’da birer darphane açıldığı bilgileri, yine Askerî
Tarih açısından da önemli bilgilerdir.
Türkiye’de otuzlu yıllarda, özellikle 1932’de Türk Tarih
Tetkik Cemiyeti’nin kuruluşuyla başlayan ve Türk Tarih
Tezi adı verilen, Orta Asya’yı medeniyetlerin beşiği kabul
eden yeni tarih yaklaşımını kendi görüşlerine uygun
bulmasa da 1932’de Ankara’da toplanan I. Türk Tarih
Kongresi’ne davet edildiğinde Kongre’ye katılmış,
komisyon çalışmalarında ve Türk Tarihinin Ana Hatları
adlı eserin “medeniyet” bölümünü yazacak heyette
bulunmuştur. Fakat Ahmed Refik’in bu yeni tarih
yaklaşımına katkıları bundan ve birkaç gazete yazısından
(Altınay, 1935) öteye gitmemiştir.
Eserde Köprülü Fazıl Mustafa Paşa’nın sadrazamlığı
dönemine (1689-1691) de yer verilmiştir. Bu dönemde
Askerî Tarih ile ilgili olan en önemli düzenleme,
Ahmed Refik’in bu duruşu, kimi görüşlere göre 1933’te
Darülfünûn’un ilgası sırasında üniversite dışında kalan
hocalar arasında onun da bulunmasına neden olmuştur.
1937’de ölümüne kadarki sürede başta Cumhuriyet, Akşam
ve Yedi Gün olmak üzere çeşitli gazete ve dergilere tarihi
yazılar yazarak geçimini sağlamıştır.
177
i
Anadolu’dan zorla silah altına alma yerine gönüllü askerlik
sisteminin uygulanışıdır72.
çevrelerini oldukça etkileyen niteliklere sahiptir. Ayrıca
Osmanlı Devleti’nin son döneminde, askerî ve siyasi
anlamda Prusya ekolüne hayranlık duyan ve bu ekolün
temsilcilerinin bir kısmıyla birlikte görev dahi yapan
Altınay, bu isimlerin en önemlilerinden birisi olan ve
dünyada Clausewitz’den sonra eserleri en çok okunan
asker kabul edilen Von Der Goltz ile ilgili olarak da
çalışmalar yapmıştır.
Fazıl Mustafa Paşa’nın orduyla ilgili icraatlarından birisi
de sefere giderken askerin ana yollardan ayrılmasını
yasaklayan emridir. Hiç şüphesiz bu emirde, başta Viyana
seferi olmak üzere son dönemde sefer sırasında askerin
geçtiği yerlerde yapmış olduğu usulsüzlüklerdir. Emirde,
askerin ana yollardan ayrılmaması, köylerin tarlasına bir
adım geçen, hatta bir tavuk veya bir yumurta alan olursa
idam edileceği açıklanmıştır.
Büyük Frederik’in Generallerine Talimat-ı Askeriyesi adlı
eser, önce Malumat’da tefrika olarak yayınlanmış (Altınay,
1315-M.1898), daha sonra 1899’da kitap hâlinde
basılmıştır (Altınay, 1316-M.1899). Bu eser, tarihte
“büyük” unvanıyla anılan sayılı şahsiyetlerden birisi olan
asker-yönetici Prusyalı II. Frederich’in (1712-1786), Yedi
Yıl Savaşları sırasında, 2 Teşrinisani1760’da Thurgau’da
komutanlarına hitaben yapmış olduğu konuşmayla
başlamaktadır. Eserde, toplumları yönetmek ve savaşlarda
başarılı olabilmek için komutanların dikkat etmesi
gerekenler, 28 madde hâlinde toplanmıştır.
Paşa’nın yeniçerileri disipline sokmak için aldığı bir başka
önlem, yeniçerilerin yoklama defterini kontrol ettirmesidir.
Böylece orduya karışan yirmi bini aşkın “nâ müstahakk
malûl esamileri” (hak sahibi olmayanların işgal ettiği ve
boş olan kadroları) meydana çıkarmıştır.
Yirmi Beş Sene Siper Kavgası, ilk olarak askere dağıtılmak
üzere 1. Dünya Savaşı’nın sonlarında yayınlanmış,
Osmanlı ordusunun savaşlardaki cesareti ve kahramanlığı
vurgulandıktan sonra, Girit’in fetih sürecine ayrıntılı bir
şekilde yer verilmiştir. Kitap Cumhuriyet Dönemi’nde
“Çocuklara Tarih Kitapları” serisinde tekrar yayınlanmıştır
(Altınay, 1932). Altınay’ın ölümünden sonra yayınlanan
Kandiye’nin Fethi başlıklı makale de yine bu konuyla
ilgilidir (Altınay, 1952).
Prusya Ordusu’nun eksikliklerinin ve üstünlüklerinin
anlatıldığı ilk maddeden sonra, orduların iaşesi, kıtaların
taksimi, ordugâh emniyeti, istihbarat ve istihbarata karşı
koyma faaliyetleri, dost ve düşman ülkeler, bir ordunun
icra edeceği yürüyüşler, sulardan geçiş, baskın, çeşitli
muharebe usulleri, kış seferleri gibi konularda bilgiler
verilmektedir. Kitabın girişinde bulunan ve önsöz kabul
edilebilecek olan “ifade-i naçizâne” adlı bölümde Ahmed
Refik, kitabın bizzat kral tarafından Almanca olarak
yazıldığını, daha sonra Fransız yarbayı Foch tarafından
Fransızca’ya çevrildiğini, kendisinin Foch’un çevirisini
kullandığını belirtmektedir.
Bahr-ı Hazar Karadeniz Kanalı ve Ejderhan Seferi, Sultan
II. Selim (1566-1574) döneminde Sadrazam Sokollu
Mehmed Paşa’nın Don ve Volga nehirlerini dolayısıyla
Karadeniz ve Hazar Denizi’ni birleştirme projesini ve
Ejderhan (Astrahan) Seferi’ni işleyen bir yazıdır (Altınay,
1333-M.1917). .
Birinci Napolyon’un Emsal-i Harbiye ve Hikemiyesi adlı
eserin
önsözünde
A.Refik,
döneminin
büyük
kumandanlarının askerî harekâtının sevk ve idaresine
yönelik bilgileri toplayarak, bu kumandanların fenn-i
harblerini öğrenmeyi arzu eden genç zabitlerin
yararlanmasını sağlamayı amaç edindiğini belirtmektedir
(Altınay, 1316-M.1900). Yine Napolyon’un Âsâr-ı
Müntehabesi adlı eserinde de dönemin ünlü edebi eserleri
ve ediplerine ilgi duyan Napolyon’un edebi kişiliğini ön
plana çıkarmıştır. Eserde, Napolyon’un, seferleri sırasında
çeşitli kişilere yazıp gönderdiği ve seferleriyle ilgili olarak
adeta bir harp ceridesi değerinde olan ve bu nedenle de
Askerî Tarih açısından da önemli sayılan mektuplarından
örnekler vermektedir.
Kıbrıs Seferine Ait Resmi Vesikalar ile Tunus Seferine Ait
Resmi Vesikalar adlı makaleler, yine Sokollu dönemine ait
olan ve yazarın arşiv belgelerine dayanarak yapmış olduğu
incelemeler sonucu yazılmış olan ve aynı dergi içerisinde
yer alan makalelerdir. Bu iki incelemede 1570-1572 arası
dönemde (h. Rebiülevvel 978-Zilhicce 979) meydana gelen
ve Kıbrıs’ın fethiyle sonuçlanan sefer ile 1573-1574 yılları
arasındaki (h. Rebiülevvel 981- Receb 982) Tunus Seferi,
ayrıntılı bir şekilde aktarılmıştır (Altınay, 1926).
3.2. Ünlü Komutan ve Stratejlere Dair Eserleri
Bu başlık altındaki eserlere bakıldığında Altınay’ın, tarihin
ünlü komutanlarını ve onların başta savaş stratejileri olmak
üzere çeşitli yönlerini ordunun genç mensuplarına tanıtmak
arzusu ile bu eserleri verdiği söylenebilir. Bu
komutanlardan özellikle ikisi, II. Friedrich (Büyük
Friedrich) ve Napolyon, dönemin siyasi ve askerî
Ünlü Alman generali Von Der Goltz’un hayatı ve
eserlerinin anlatıldığı yazı, 1806 yılında Fransa ve Prusya
arasında meydana gelen ve Fransa tarafından kazanılan
Kitab-ı Mübin’in müdafaası ve küffarın tedmiri için silaha
sarılmak mecburiyeti hâsıl olduğu zaman, şahadeti mukaddes
bilmek ve muvaffakiyetten asla kat-i ümid etmemektir. Bu
sebepten din uğrunda her türlü mezahime katlanmaya karar veren
bir müslüman bu kanun-ı celîle tabi’ olarak derhal silah altına
koşmalıdır .”. Bu bildiri beklenen etkiyi yapmış ve esere göre
Paşa’dan önceki sadrazamların zor ve şiddetle topladıkları
ordulardan daha fazla bir kuvvet toplamayı başarmıştır.
Paşa, bunun gerekçesini şöyle açıklamaktadır: “Saadetlu
Padişah Hazretleri rütbe-i vezareti uhdeme tefviz buyurdukları
dakikadan itibaren Nemçelilere karşı seraskerliği bizzat deruhte
ettim. Şunu beyan etmek isterim ki, cebren silah altına alınmış
hiçbirnefer kabul etmem. Hizmet-i askeriye gönül rızasıyla olur.
Cenab-ı Hak ancak hüsn-i niyete mükâfat eder, hüsn-i niyet her
türlü ef’alden daha hayırlıdır. Fakat ehl-i İslam olanlara Cenabı Hakk’ın ve Resulü’nün evamirini tavsiye ederim. O evamir de,
72
178
i
Jena Savaşı öncesinden başlayarak hem generalin
hayatından, hem de Prusya’nın tarihinden kesitler
sunmaktadır (Altınay, 1325-M.1909).
sergileyen Ahmed Refik, teşkilatın Osmanlı Devleti’nde
hangi padişah döneminde başladığı konusunda
Köprülüzade Mehmed Fuat Bey (Köprülü) ile de bilimsel
tartışmalara girmiştir73.
Yine onunla ilgili hazırlamış olduğu Von Der Goltz’un
Emsal-i Harbiye ve Hikemiyesi adlı yazı dizisinde de
Ahmed Refik, Osmanlı’nın son dönemlerinde orduda
çeşitli görevler almış Prusyalı asker, diplomat ve devlet
adamı Von Der Goltz’un savaşa dair söylemiş olduğu 148
özlü sözü derlemiştir (Altınay, 1317-M.1901).
Yazar, mezun olduğu Harp Okulu’nu da unutmamış ve
Harp Okulu’nun kuruluşunun 100. yılı (h.1250-m.1834)
nedeniyle yazılan Harbiye Mektebi’nin Yüzüncü
Yıldönümü adlı bir yazı yayınlamıştır. Yazıda, başta
Atatürk olmak üzere Harp Okulu’nun ünlü mezunları
anlatılırken, Harbiye çeşitli yönleriyle (öğretmen kadrosu,
binaları vb.) tanıtılmıştır (Altınay, 1934).
3.3. Ordu Teşkilatı ve Eğitimine Yönelik Eserleri
Bunların dışında, önemli bir kısmı Fransız gezgin
Broquiere’den alınan ve özellikle II. Murad dönemi
Osmanlı ordusu teşkilatı ile ilgili ilgi çekici bilgiler verilen
Onbeşinci Asırda Türk Usûl-ü Harbi (Altınay, 1928) ile bir
Fransız tarih dergisinde (Feuilles d’Histoire) August Boppe
imzasıyla yayınlanan makalenin çevirisi olan ve Baron de
Tott’un anılarından yararlanılarak oluşturulan, Türkiye’de
kurulan askerî okullar hakkında bilgiler de verilen
Onsekizinci Asırda Fransa ve Türk Askerliği (Altınay,
1930) gibi yazılar da bu kapsamda değerlendirilebilecek
yazılardır.
Altınay, Osmanlı Devleti’nin ilk yıllarında kurulan
Yeniçeriler’den başlayarak, I.Dünya Savaşı’na kadar olan
dönemde ordu teşkilatı, orduda eğitim, subay yetiştirme,
yetiştirilen ordu mensuplarının nitelikleri gibi konularda
makale ve gazete yazıları kaleme almıştır.
Meşrutiyet’in ilanından kısa bir süre sonra yazılan İnkılabı Hâzır ve Ordumuz adlı yazıda, önceki dönemde Osmanlı
ordusunun amacı dışında kullanıldığı (eşkıya çetelerinin
takibi gibi), bugün yeni bir dönemde ordunun daha etkin
kullanılması gerektiği, bunun da orduyu daha mükemmel
hâle getirerek yapılabileceği fikri işlenmiştir (Altınay,
1324-M.1908).
3.4. Ordu-Millet Uyumuna Yönelik Yazıları
Aynı gazetede, II. Abdülhamid döneminde orduda yaşanan
sorunları ele alan Devr-i İstibdat ve Zabitler adlı gazete
makalesinde, zikredilen dönemde subayların terfileri
konusunda belirli bir ölçünün bulunmadığı, geçim zorluğu
yaşayan subayların kitap satın almaya ve okumaya
imkânlarının olmadığı, giyim-kuşam konusunda da
eksikliklerin bulunduğu belirtilmiş ve kısa süre önce ilan
edilen Meşrutiyet’ten, bu gibi sorunların çözümüne yönelik
beklentilerin olduğu dile getirilmiştir (Altınay, 1324M.1908b).
Altınay’ın Prusya ekolünden ve Von Der Goltz’dan
etkilendiği yukarıda belirtilmişti. Goltz’un 1883’te
yayımlanan Das Volk in Waffen (Millet-i Müselleha-Silahlı
Millet)adlı eserinin ana teması olan ordu-millet anlayışı da
doğal olarak dönemin genç subaylarında etkisini
gösterecek ve genç bir Osmanlı subayı olan Ahmed Refik
de bu fikrin yayılmasına kalemiyle katkıda bulunmaya
çalışacaktır.
Özellikle II. Meşrutiyet’in ilanından hemen sonra ve
I.Dünya Savaşı sırasında yazılmış bulunan bu makalelerde,
ordu-millet uyumu ön plana çıkarılmış, Osmanlı
zaferlerinde vatan ve ordu arasındaki bağın önemi ve bu
bağın zayıflaması sonucu ne gibi felaketlerin
yaşanabileceği, savaşlarda zafer kazanmak için gerekli
manevi hazırlıkların neler olması gerektiği açıklanmıştır.
Bu makalelere örnek olarak Eski Osmanlılarda Harp ve
Hissiyatı-ı Umumiye (Altınay, 1333-M.1917b), Mekteb,
Vatan, Ordu (Altınay, 1324-M.1908d), Vatan ve Ordu
(Altınay, 1324-M.1908e), Muharebeye Dair Mülahazat
(Altınay, 1318-M.1902), Galiçya’daki Şanlı Osmanlı
Askerlerine (Altınay, 1332-M.1916) gösterilebilir.
Yeniçeri Ocağı ile ilgili olarak ilk yazısı, Eski Osmanlı
Ordusunun Esasları adlı yazıdır. Yazıda Osmanlı
Devleti’nin kuruluşundan itibaren ordu teşkilatı konusunda
bilgi verilirken, Yeniçeri ordusunun nasıl kurulduğu,
ordunun kısımları, her kısımda görevli komutanlar ve
görevleri, ordu mevcudundaki sayısal değişimler
anlatılmakta, ordunun diğer bölümleri olan süvariler,
akıncılar, topçular, tımarlılar ve diğer yardımcı sınıflar
orduda ateşli silahların kullanılması hakkında bilgiler
verilmektedir (Altınay, 1324-M.1908c).
Konuyla ilgili bir diğer yazı, yazarın Hazine-i Evrak
belgelerinden yararlanarak hazırladığı Devşirme Usûlü,
Acemi Oğlanlar adlı incelemedir. Konuyla ilgili ilk yazı,
Darülfünûn Edebiyat Fakültesi Mecmuası’nda (Altınay,
1926), bir yıl sonra ise Hayat Mecmuası’nda (Altınay,
1927) yayınlanmıştır. Osmanlı ordusunun önemli insan
kaynaklarından olan devşirme teşkilatının tarihi gelişimini
3.5. Harp Silah Araç ve Gereçleriyle İlgili Yazıları
Osmanlı baruthanelerinden birisi olan Mısır baruthanesi
hakkında bilgi veren Mısır Baruthanesi adlı makalede,
baruthanenin İstanbul’dan sonra ve Bağdat ile birlikte
şu ana kadar bilinmediğini, Ahmed Refik’in muhtelif
kaynaklardan aldığı bilgiyi hiçbir tenkit ve tasnife tabi tutmadan
sıraladığını belirtmektedir. Bkz. Köprülüzade Mehmed Fuad,
“Ahmed Refik Bey’in Makaleleri Münasebetiyle”, Hayat, S: 34,
21 Temmuz 1927.
Ahmed Refik, teşkilatın I. Murad döneminde başladığını –
özellik Tevârih-i Âl-i Osman’a dayanarak- iddia ederken,
Köprülü, I. Murad döneminde başladığına dair bir dayanağın
mevcut olmadığını, bu dönemde yaşayan bir Türk müverrihinin
73
179
i
devletin en iyi baruthanelerinden birisi olduğu anlatılırken,
baruthane
ile
ilgili
çeşitli
hükümler
de
belirtilmektedir(Altınay, 1937).
Ahmed Refik tarafından (birebir olmasa da bir özet
şeklinde)Türkçe’ye ilk kez İdare-i Harbe Dair Kavaid-i
Esasiye (Clausewitz, 1316-M.1900) adıyla çevrilen eser,
sonraki yıllarda birçok yayınevi tarafından Savaş Üzerine
adıyla neşredilmiştir.
Osmanlı Miğferleri ve Harb-i Hâzır ’da siper
muharebelerinin geçmişteki durumu ile o günkü durumu
kıyaslanmakta, ateşli silahların tesir mesafesinin artmasıyla
birlikte siperlerin artık birbirlerine çok yaklaştığı
vurgulanmakta, 1905 Rus-Japon Savaşı’nın gece
muharebeleri için bir dönüm noktası olduğu belirtilerek, o
tarihten sonra başta Almanlar olmak üzere birçok ordunun,
savaş hazırlıklarını yaparken gece muharebelerine yönelik
tatbikatlarını
artırdıkları,
piyade
talimnamelerini
değiştirerek gece muharebelerini ayrı bir başlıkta ele
aldıkları anlatılmaktadır.
Eserin önsözünde Ahmed Refik şunları söylemektedir:
Clausewitz’in 1812 senesi bidayetinde talebesi
bulunan Prusya Hanedan-ı Kraliyesi prensine
mahsus olarak muhtıra makamında yazmış olduğu
şu eser, müşarü’l-ileyhin harbe dair yazdığı âsâr-ı
cesime-i felsefiyenin bir hulasa-i ziy-i kemalidir.
Karel Von Clausewitz, onsekizinci asrın en benam
müellifin-i askerisinden olub kudret-i kelime ve
nazariyat-ı askeriye cihetiyle fevka’lade ibraz-ı
liyakat eylemiştir (…) Clausewitz, asrının
müşahir-i nazariyunundan idi. Müşarü’l-ileyh
harbe dair bir hayli âsâr-ı cesime vücuda getirmiş
ise de bunlar meyanında en ziyade ha’iz-i şöhret
olanı “harbe dair” yazmış olduğu eserdir. Bu koca
nazari, ilmü’l-ruh ile ruh harbi kâffe-i
nazariyatının bir üss-ü gayrı mübtedili ittihaz
ederek müellifat-ı dakika benanesiyle harb-i
aşinâyân-ı ezmineyi meftun-u iktidarı etmiş Von
Der Goltz gibi zamanımız müşahir mü’ellifîn-i
askeriyesinden bir zatı: “Clausewitz’den sonra
harbe dair yazı yazan bir askeri muharriri,
Goethe’den sonra Faust ve Shakespeare’den sonra
Hamlet tahririne yeltenen bir şaire benzemek
muhatarasından kurtulamaz.” kavl-i şairanesiyle
ifham-ı hissiyata mecbur eylemiştir
Siperlerin birbirine yaklaşmasıyla, askerlerin en önemli
güvenlik sorununun başlarını korumak olduğunu belirten
Ahmed Refik, burada da miğferin ön plana çıktığını
belirterek konuyu eski Osmanlı miğferlerine getirmektedir.
Osmanlı ordusunda başta padişah olmak üzere üst düzey
komutanların savaşlarda miğfer kullandıklarını söyleyen
Ahmed Refik, daha sonra miğferlerin yapısı ve özellikleri
hakkında bilgiler vermekte, bu miğferlerden günümüze
kalanların Askerî Müze’de ve bir kısmının da yurt
dışındaki çeşitli müzelerde sergilendiklerini anlatmaktadır
(Altınay, 1333-M.1917c).
Osmanlı padişahlarının atış talimlerine verdikleri önemin
anlatıldığı Sultan Süleyman-ı Kanunî Devrinde Nişan
Talimleri adlı makaleyi Ahmed Refik, yazarı belli olmayan
“gayrı matbu bir vesika”ya dayandırarak yazmıştır.
Makalede Kanunî’nin atış talimlerine verdiği öneme vurgu
yapılmış, Kanunî’nin her bir askere “yay akçesi” adıyla üç
ayda otuz akçe tahsis etmekle kalmayıp, bizzat tüfek ve
okla yapılan atış talimlerine nezaret ettiği, önce sekbanbaşı,
kul kethüdası, zağarcıbaşı, saksoncubaşı, turnacıbaşı gibi
komutanlara, sonra da askerlere tüfekle atış yaptırdığı,
başarılı olanlara “aziz ihsanlar”da bulunarak çeşitli
hediyeler verdiği belirtilmiştir (Altınay, 1332-M.1916b).
Makalede ayrıca solaklar ve solakbaşı müessesesi ile ilgili
önemli bilgiler, yine yukardaki vesikaya dayandırılarak
verilmiştir.
Ahmed Refik, yeniçerilerin gerek savaş
gerekse barış dönemlerinde nişan talimleri yaptıklarına dair
özel eserlerin bulunmadığını, bu konudaki birçok bilginin
çeşitli yazma eserlerde ve vakanüvislerin olayları
kaydederken yazmış oldukları birkaç satırdan ibaret
olduğunu belirtirken, bu konudaki önemli bir sorunu da
gözler önüne sermiştir.
Bir diğer ünlü askerî teorisyenin, 1877-78 Osmanlı-Rus
Savaşı’nda da yer almış olan ünlü Rus askerî teorisyeni ve
eğitmeni Mikhail İvanovich Dragomirov’un, 1879’da
yazmış olduğu Textbook of Tactics adlı eser, Bölüğün
Talim ve Terbiyesi ve Taburun Talim ve Terbiyesi”
(Dragomirov, 1319-M.1903) adıyla, iki farklı kitap hâlinde
Ahmed Refik tarafından çevrilmiştir.
Takım komutanlarının talim ve muharebe esnasındaki
görevlerinden bahseden Takım Zabitlerine Rehber adlı
eserde Ahmed Refik, eserin niteliğini önsözünde şöyle
açıklamaktadır:
…Piyade talimnamesiyle hidemat-ı seferiye
nizamnamesi ahkâmına nazaran kaleme alınmış
ve fusûl-u muhtelifesinin tahriri için General Von
Der Goltz, General Von Lichtensteren, General
Hekert, Binbaşı Balk, Mark, Hopenstad, Byren,
Mancel ve Möller gibi Alman muharririn-i
askeriyesinin piyade muharebesine ve piyadenin
ta’lim ve terbiyesine dair yazmış oldukları âsâr-ı
mühîme ittihaz olunmuştur.
3.6. Askeri Harekât, Talim Terbiye ve Taktiğe Yönelik
Eserleri
Bu bölümde değerlendirilen eserlerin önemli bir kısmı
dönemin ünlü komutanları ya da stratejleri kabul
edilebilecek kişiler tarafından yazılıp Ahmed Refik
tarafından çevrilen eserlerden oluşmaktadır. Hiç şüphesiz
bu eserlerden en önemlisi, Clausewitz tarafından yazılan ve
Askerî Tarih açısından kült kabul edilen Vom Kriege adlı
eserdir.
Hususiyle zabitanın evsaf-ı zâtiyesi anâsır-ı
mühimme-i
muzafferiyetinden
ma’dud
bulunduğundan, bu babda da malumat-ı lazıme itâ
olunmuş ve evsaf-ı mezkure hakkında beyan-ı
mütâlaat
için,
Clausewitch,
Dragomirof,
180
i
Şarlvoyde ve Campaano gibi ilmü’l-ruh-u
askeriye dair âsâr-ı mühime vücuda getiren
muharririn-i askeriyenin âsâr-ı meşhuresinden
istifade edilmiştir. (Altınay, 1325-M.190).
“edebiyat-ı askeriye” teşkil ediyor. Edebiyat-ı
askeriyenin, Schiller ve Goetheler, Shakespeare
ve Bayronlar gibi birçok defalar â’deta
ezbercesine okunmak meziyetine mazhar olmuş
hayli mahsulat-ı edebiye-i askeriyesi vardır.
(Hohenlohe, 1315-M.1899).
Piyadelere Mahsus Tahmin-i Mesafe (Altınay, 1324M.1908), ünlü Prusyalı askeri yazarlardan Ferik Runne,
General Von Buron, General Von Lichtensteren, Miralay
Hegert, Binbaşı Balk, Yüzbaşı Lambert, Hopenstad ve
Nikolai’nin mesafe tahminlerine yönelik yazdıklarından bir
derlemedir.
1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nde Genelkurmay
Başkanı olarak görev yapan ve “Bronzar Paşa” olarak
tanınan Bronsart Von Schellendorf tarafından yazılan
Ahval-i Hâzıraya Tatbikan Piyadenin Muharebesi
Hakkında Mülahazat adlı eserde, piyadenin muharebedeki
görevleri, atış, avcı siperleri, dumansız barut, muharebe
usulleri gibi konular bulunmaktadır (Schellendorf, 1317M.1901).
Maltepe Piyade Endaht Mektebi Müdürü Kaimmakam
(Yarbay) Von Byren tarafından yazılmış olan, Dağınık
Nizamda Dizi ve Manganın Talim ve Terbiyesi Hakkında
Nikat-ı Esasiye (Piyade ve Süvariye Mahsus) adlı eserde,
atış, arazide yön tayini, yanaşık düzen gibi piyadecilik
konuları hakkında bilgiler verilmektedir (Byren, 1328M.1912).
Eski Alman Harp Nazırlarından Vernois tarafından
1891’de Berlin’de yazılan Tarih-i Harb Tatbikatı (1870-71
Fransa-Almanya Harbi’ne Müsteniden) adlı eser, Sedan
Savaşı’nın çeşitli safhalarını askerî harekât açısından ele
almaktadır. (Vernois, 1319-M.1903)
Manga Başı adlı eser, çeşitli askerî talimnamelerde manga
başı ile ilgili görevlerin bir araya getirilmesiyle
oluşturulmuştur. Savaşta, barışta manga başının görevleri
hakkında bilgiler mevcuttur (Culmann, 1325-M.1909).
Yeni Alman Piyade Talimnamesi adlı yazarı bilinmeyen
eserin önsözünde Ahmed Refik, 1866 ve 1870 yıllarındaki
savaşlarda alınan sonuçlar temel alınarak 1888 yılında
yayınlanan Alman piyade talimnamesinin, son yıllardaki
savaşlarda edinilen tecrübelere göre -özellikle de 1905
Rus-Japon Savaşı’na göre- değiştirilme ihtiyacının
hissedildiğini ve bu nedenle Almanlar’ın yeni bir
talimname hazırladıklarını, hazırlanan yeni talimnamenin
de kısa süre sonra tarafından Türkçe’ye çevrildiğini
belirtmiştir (Altınay, 1325-M.1909).
Ateş Muharebesinde Takım Zabiti, Alman Binbaşı Von
Gundlach’ın ihtiyat zabitlerine yönelik yazmış olduğu bir
eserdir. Eserde, avcı hatlarının teşkili, ateş idaresi kuralları,
piyadeye, süvariye, topçuya ve makineli tüfeklere karşı
ateş muharebesi, cephane ikmali, kale cenklerinde atış gibi
konulara yer verilmiştir (Gundlach, 1328-M.1912).
Piyadeye, Süvariye, Topçuya Karşı Piyade Ateşlerinin
İdaresi, Prusyalı Albay Hegert tarafından yazılmıştır
(Hegert, 1320-M.1904).
Bismarck’tan çeviri olan ve 1899’da Musavver Fen ve
Edep ve 1901’de de Mecmua-i Ebüzziya’da olmak üzere iki
kez yayınlanan Sedan Vak’ası adlı yazıda, 1870 yılında
Prusya ve Fransa arasında meydana gelen savaş, savaş
sonunda Fransız İmparatoru II. Napolyon’un esareti ve
esaretin sonucunda yapılan pazarlıklar anlatılmaktadır
(Altınay, 1315-M.1899 ve 1317-M.1901).
Alman İmparatoru’nun yaverliğini yapmış olan General
Hohenlohe tarafından yazılmış olan ve piyade meselelerini
mektup tarzında sunan Piyade Mektupları adlı eser için
İbrahim Hilmi şunları söylemektedir:
Latif, ciddi, sade, zengin bir üslubla yazılmış, en
büyük fikirler bir vuzûh-ı tâm ile ifade edilmiş
âsârı okumaktan ne kadar mütelezziz oluruz!
Tarih-i Harbimiz: Harp Tarihi’ne yönelik yazının en
önemli özelliği, yazarınAvrupa milletleri arasında Harp
Tarihi yazılmamış tek milletin Türkiye olduğuna yaptığı
vurgudur (Altınay, 1335-M.1919). Yazar, bu konuda
nelerin yapılması gerektiğini anlatmaktadır.
Asker olmayanlar veya askerlik hakkında hiçbir
fikir edinememiş bulunanlar, “edebiyat-ı
askeriye” unvanını işittikleri vakit hayrette
kalıyorlar. Onlar hayat-ı askeriyeyi, silah
patırtıları, top tüfenk gürültüleri, ta’limler
yürüyüşler ve birtakım muharebat-ı hunrize (kan
döken) içinde geçen zamandan ibarettir
zannediyorlar. Evet, hayat-ı askeriye birçok
kavaid ve intizam tahtında, bir hayli meşakk-ı
seferiye ve ekseriya kanlı ve sürekli muharebat
içinde cereyan edip gidiyor. Fakat kendine tevdi’
olunan vazifeyi tmamıyla ifâ ettikten mâ’adâ,
ulûm ve maarifle elele vererek ve kendine mahsus
mahâsin ve kemâlâtı neşrederek yürüyor. O
daima, bütün evham ve hayâlâtı bir tefrik ve her
satırını birtakım teşbihât ve tevsifât-ı şâirâne ile
değil, bilakis düstur-u kati olacak efkâr-ı felsefiye
ile tezyîn ederek parlak ve başlıbaşına müstakil bir
4. Sonuç
Yukarıda sayılan askerî eserler de göstermektedir ki Ahmet
Refik, her ne kadar askerlik mesleğinden erken ayrılmış
olsa da mesleğinin kendisine getirmiş olduğu “olaylara
askerî açıdan bakma” alışkanlığını sürdürerek askeri
tarihçiliğe ciddi katkıda bulunacak eserler vermiştir. Bu
eserlerin bir kısmının çeviri olması, onun yaptığı işin
değerini kesinlikle azaltmamıştır. Çünkü yapmış olduğu
çeviriler, gerek Osmanlı döneminde gerekse Cumhuriyet
döneminde, askerî tarih yazınına küçümsenemeyecek
katkılar yapmıştır. Şunu da belirtmek gerekir ki Ahmet
Refik tarafından yazılan/çevirisi yapılan bu eserlere,
sonraki dönemlerde eklentilerin yapılması muhtemeldir.
181
i
Altınay, A.R. (1333-M.1917). Yirmi Beş Sene Siper
Kavgası, İstanbul: Orhaniye Matbaası ve (1932). İstanbul:
Ahmed Halid Kütüphanesi.
Kaynakça
Altınay, A.R. (1324-M.1908b). Devr-i İstibdat ve Zabitler,
Millet.
Altınay, A.R. (1333-M.1917b). Eski Osmanlılarda Harp ve
Hissiyatı-ı Umumiye, Harp Mecmuası, 20, 309-312.
Altınay, A.R. (1315-1899). Büyük Frederik’in
Generallerine Talimat-ı Askeriyesi, Mâlumat, 178-220.
Altınay, A.R. (1333-M.1917c). Osmanlı Miğferleri ve
Harb-i Hâzır, Harb Mecmuası, 2, (18).
Altınay, A.R. (1315-M.1899). Sedan Vak’ası, Musavver
Fen ve Edep. Ayrıca aynı adla (1901) Mecmua-i Ebüzziya,
19, (86).
Altınay, A.R. (1335-M.1919). İki Komite İki Kıtal Kafkas
Yollarında, İstanbul: Kitabhane-i İslam ve Askeri İbrahim
Hilmi Matbaası.
Altınay, A.R. (1316-M.1900). Büyük Frederik’in
Generallerine Talimat-ı Askeriyesi, Çev: A. Refik),
İstanbul: Mâlumat Kitabhanesi - Tahir Bey Matbaası. (Dış
kapak 1317 tarihlidir).
Altınay, A.R. (1335-M.1919). Tarih-i Harbimiz, Ümit.
Altınay, A.R. (1926). Devşirme Usûlü, Acemi Oğlanlar,
Darülfünûn Edebiyat FakültesiMecmuası, 5, (1), 1-14.
Altınay, A.R. (1316-M.1900b). Birinci Napolyon’un
Emsal-i Harbiye ve Hikemiyesi, Çev: A. Refik, İstanbul:
Şirket-i Mürettibiye Matbaası – Kitabhane-i İslam ve
Askeri.
Altınay, A.R. (1926). Kıbrıs Seferine Ait Resmi Vesikalar,
Darülfünûn Edebiyat Fakültesi Mecmuası,5, (1), 29-75.
Altınay, A.R. (1926). Tunus Seferine Ait Resmi Vesikalar,
Darülfünûn Edebiyat Fakültesi Mecmuası, 5, (1), 76-95.
Altınay, A.R. (1317-M.1901). Von Der Goltz’un Emsal-i
Harbiye ve Hikemiyesi, İrtika, (106, 107 ve 108).
Altınay, A.R. (1318-M.1902).
Mülahazat, İrtika, (161).
Muharebeye
Altınay, A.R. (1927). Devşirmeler, Acemi Oğlanlar,
Hayat, 29-30.
Dair
Altınay, A.R. (1928). Onbeşinci Asırda Türk Usûl-ü Harbi,
İkdam, (11193).
Altınay, A.R. (1318-M.1902). Napolyon’un Âsâr-ı
Müntehabesi, Çev: A.Refik, İstanbul: Şirket-i Mürettibiye
Matbaası.
Altınay, A.R. (1928). Viyana Bozgunluğunun Sebepleri ve
İhanetler, İkdam, (11287).
Altınay, A.R. (1324-M.1908). İnkılab-ı Hâzır ve Ordumuz,
Millet.
Altınay, A.R. (1928). Viyana Hezimetinden Sonra, İkdam,
(11297).
Altınay, A.R. (1324-M.1908). Piyadelere Mahsus Tahmini Mesafe, İstanbul: Mahmutbey Matbaası.
Altınay, A.R. (1930). Onsekizinci Asırda Fransa ve Türk
Askerliği, TOEM, 1, (4), 17-33.
Altınay, A.R. (1324-M.1908c). Eski Osmanlı Ordusunun
Esasları, Resimli Kitap, 4, 352-361.
Altınay, A.R. (1933). Viyana Önünde Türkler, Cumhuriyet.
Altınay, A.R. (1324-M.1908d). Mekteb, Vatan, Ordu,
Millet, 57.
Altınay, A.R. (1934). Harbiye Mektebi’nin Yüzüncü
Yıldönümü, Yedigün, 77.
Altınay, A.R. (1324-M.1908e). Vatan ve Ordu, Millet,
(33).
Altınay, A.R. (1935). Sümerlerin Kurduğu Medeniyet ve
Tesirleri, Cumhuriyet.
Altınay, A.R. (1325-M.1909). Von Der Goltz; Hayatı ve
Âsârı, Servet-i Fünûn, (945), 135-141.
Altınay, A.R. (1937). Mısır Baruthanesi, Akşam.
Altınay, A.R. (1952). Kandiye’nin Fethi, Resimli Tarih
Mecmuası, 3, (35), s.1833-1836.
Altınay, A.R. (1325-M.1909).Takım Zabitlerine Rehber,
İstanbul: Kitabhâne-i İslam ve Askeri.
Bayrı, M.H. (1937). Müverrih Ahmed Refik, Yeni Türk
Dergisi, 59, 1247-1249.
Altınay, A.R. (1332-M.1916). Felaket Seneleri, , İstanbul:
Kitabhane-i Askeriye.
Bayrı, M.H. (H.1330-M.1914). Ahmet Refik Bey, Nevsali Millî, 1, 92-93.
Altınay, A.R. (1332-M.1916). Galiçya’daki Şanlı Osmanlı
Askerlerine, Harp Mecmuası, 13.
Byren, V. (1328-M.1912). Dağınık Nizamda Dizi ve
Manganın Talim ve Terbiyesi Hakkında
Altınay, A.R. (1332-M.1916). Sultan Süleyman-ı Kanunî
Devrinde Nişan Talimleri, Edebiyat-ı Umumiye Mecmuası,
(38-39).
Clausewitz, (1316-M.1900). İdare-i Harbe Dair Kavaid-i
Esasiye, Çev: A.Refik, İstanbul: Matbaa-i Artin
Asadoryan Şirket-i Mürettebiye Matbaası.
Altınay, A.R. (1333-M.1917). Bahr-ı Hazar Karadeniz
Kanalı ve Ejderhan Seferi, TOEM, 8, (43), 1-14.
Culmann, V. (1325-M.1909). Manga Başı, Çev: A.Refik,
İstanbul: Matbaa-i Artin Asadoryan ve MahdumlarıKütübhâne-i İslam ve Askerî.
182
i
Çapanoğlu, M.S. (1953). Ölümünün 16. Yıldönümünde
Ahmed Refik, Resimli 20. Asır, 64, 13:31.
Çev: A.Refik, İstanbul:
Mürettibiye Matbaası.
Dragomirof (1319-M.1903). Bölüğün Talim ve Terbiyesi,
Çev: A.Refik, İstanbul: Matbaa-i Tahir Bey – Mâlumat
Kütübhanesi.
Verdy, D. V. (1319-M.1903). Tarih-i Harb Tatbikatı
(1870-71 Fransa-Almanya Harbi’ne Müsteniden), Çev:
A.Refik, İstanbul: Kitabhane-i Askeri.
Dragomirof (1319-M.1903). Taburun Talim ve Terbiyesi,
Çev: A.Refik, İstanbul: Matbaa-i Tahir Bey – Mâlumat
Kütübhanesi.
Yeni Alman Piyade Talimnamesi, (1325-M.1909). Çev:
A.Refik, İstanbul: Kitabhane-i İslam ve Askeri.
Hegert, (1320-M.1904). Piyadeye, Süvariye, Topçuya
Karşı Piyade Ateşlerinin İdaresi, Çev: A.Refik, İstanbul:
Matbaa-i Tahir Bey.
Hohenlohe, P. I. (1315-M.1899). Piyade Mektupları, C:13, Çev: A.Refik, İstanbul: Artin Asadoryan Şirket-i
Mürettibiye Matbaası.
Kandemir, F. (1936). Ahmed Refik. Muharririmize Neler
Anlatıyor, Perşembe Dergisi,60.
Koçu, R.E., (1938). Ahmet Refik – Hayatı, Seçme Şiir ve
Yazıları, İstanbul: Sühulet Kitabevi.
Refik
Asadoryan
Şirket-i
Yınanç, M.H. (1925). Müverrih Ahmed Refik, Millî
Mecmua, 39.
Gundlach, V. (1328-M.1912). Ateş Muharebesinde Takım
Zabiti, Çev: A.Refik, İstanbul: Matbaa-i Hayriye ve
Şürekâsı.
Köprülüzade, M.F. (1927). Ahmed
Makaleleri Münasebetiyle, Hayat, 34.
Artin
Bey’in
Nikat-ı Esasiye (Piyade ve Süvariye Mahsus), Çev:
A.Refik, İstanbul: Matbaa-i Hayriye ve Şürekâsı, 2.
Basım.
Schellendorf, V. (1317-M.1901). Ahval-i Hâzıraya
Tatbikan Piyadenin Muharebesi Hakkında Mülahazat,
183
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
1
File Size
575 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content