indirmek için tıklayınız

NATO’NUN KOSOVA MÜDAHALESİ
Caner Sancaktar*
Giriş
NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), İkinci Dünya Savaşı sonrasında gelişen
komünizm hareketini ve SSCB’yi çevrelemek amacıyla kuruldu. Ayrıca ABD, özelde Avrupa
kıtasında genelde ise kapitalist dünya sisteminde kendi hakimiyetini tesis etmek için askeri
alanda NATO’yu kullandı. 1991’de SSCB’nin resmen yıkılması ve komünist hareketin bu
yıllarda dünya ölçeğinde gerilemesi sonrasında NATO’nun yeni işlevi ortaya çıktı: Batılı
merkez kapitalist devletlerin (özellikle ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa’nın) kapitalist
dünya sisteminde hakimiyetini koruma ve güçlendirme.
ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa olmak üzere Batılı merkez kapitalist (emperyalist)
devletler, kapitalist dünya sisteminde kendi hakim pozisyonlarını muhafaza etmek ve
güçlendirmek amacıyla gerektiğinde (yani diğer ekonomik ve siyasal araçlar etkisiz
kaldığında) bir askeri araç olarak NATO’yu kullanıyorlar. Bu amaçla NATO’nun askeri
kapasitesi, ilk defa SSCB yıkıldıktan sonra yani başka bir ifadeyle iki kutuplu sistem sona
erdikten sonra 1991 Irak Savaşı’nda kullanıldı. NATO’nun Balkanlar’daki ilk askeri
operasyonu Bosna-Hersek’te ve ikinci olarak Kosova’da başarıyla gerçekleştirdi. Bu
operasyonları Asya’da Afganistan ve Kuzey Afrika’da Libya müdahaleleri takip etti.
NATO müdahalalerini sadece “askeri operasyon” veya “savaş” olarak değerlendirmek
yanlış olacaktır. Çünkü her savaş, Prusyalı General Karl von Clausewitz’in belirttiği gibi, bir
*
Doç.
Dr.,
Kocaeli
Üniversitesi
İİBF
Uluslararası
İlişkiler
Bölümü
Öğretim
Üyesi.
E-mail:
[email protected]
134
“siyasal eylemdir” ve “askeri araçlarla sürdürülen siyasettir”.1 Her savaşın siyasal veya
ekonomik nedeni ve amacı vardır. Pek çok savaşta ise siyasal ve ekonomik nedenler ve
amaçlar iç içe geçer. Dolayısıyla NATO müdahalesi de, siyasal-ekonomik nedenden
kaynaklanır ve siyasal-ekonomik amaca yönelir. Yani NATO’nun gerçekleştirdiği askeri
müdahaleler, başlı başına amaç değil, amaca ulaşmak için kullanılan askeri araçtır. Amaç,
hedef ülkede / bölgede siyasal-ekonomik yeniden yapılanma gerçekleştirmek ve böylece
Batılı
merkez
kapitalist
devletlerin
hakimiyetini
kurmak,
devam
ettirmek
veya
güçlendirmektir.
Şimdiye kadar gerçekleştirlmiş olan her NATO müdahalesini, bir sonraki aşamada
geniş kapsamlı siyasal-ekonomik yeniden yapılanma takip etmiştir / ediyor. Dolayısıyla
NATO müdahalesi, amaçlanan siyasal-ekonomik yeniden yapılanmanın ön aşamasıdır. Her
NATO müdahelesi ve akabinde gerçekleştirilen siyasa-ekonomik yeniden yapılanma, hem
hedef ülkede/bölgede hem de kapitalist dünya sistemi ölçeğinde ABD başta olmak üzere
Batılı merkez kapitalist (emperyalist) devletlerin hakimiyetini güçlendiriyor. Dolayısıyla
NATO’nun Kosova müdahalesi de, bu bağlamda ele alınması ve açıklanması gerekiyor.
Batı’nın UÇK’ya Desteği
Kosova’da Sırp-Arnavut çatışması 1990’lı yıllarda giderek tırmandı ve sivil kayıplar arttı. Bu
durum dünya kamuoyunun dikkatini bölgeye çekti. 1998 yılına gelindiğinde Batılı merkez
kapitalist devletler (ABD ve Batı Avrupa devletleri), Kosova sorununu BM Güvenlik
Konseyi’ne taşıdılar. Güvenlik Konseyi 31 Mart’ta “Kosova krizinin çözülmesi” için
Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ne (yani Sırbistan, Karadağ ve Kosova’ya)2 silah
1
Beril Dedeoğlu, Uluslararası Güvenlik ve Strateji, Yeniyüzyıl Yayınları, İstanbul 2008, s. 101-103 ; Faruk
Sönmezoğlu, Uluslararası Politika ve Dış Politika Analizi, Filiz Kitabevi, İstanbul 1995, s. 339-340.
2
Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti (YSFC), altı federe cumhuriyetten ibaretti. Bunlardan Slovenya,
Hırvatistan, Makedonya ve Bosna-Hersek cumhuriyetleri bağımsızlık ilan ettikten sonra geriye sadece
135
ambargosu uygulama kararı aldı (1160 sayılı karar). Kosova’da yaşanılan olayların bir “iç
mesele” olduğunu söyleyen Çin oylamada çekimser kaldı. Ayrıca 23 Eylül’de BM Güvenlik
Konseyi, Sırp ve Arnavut güçlerini silahlı çatışmaları durdurmaya çağırdı (1199 sayılı karar).
Bu oylamada da Çin, aynı gerekçeyle çekimser davrandı.3
Liberal Batı Avrupa ve Amerikan basını sürekli olarak Sırp milliyetçiliğini suçladı. Özellikle
de Miloseviç’in tehlikeli ve saldırgan bir cani olduğu yönünde yayınlar yapıldı. Miloseviç’e
“Balkan Kasabı” lakabı Amerikan liberal medyası tarafından yapıştırıldı. Ardından bu
kasaplık lakabı tüm Sırp ulusuna genelleştirildi. Alman basınında bu işin liderliğini
Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinin yayıncısı Jorg Reismuller ile yazar Viktor Maire
üstlendi. ABD, 1989’dan itibaren Kosova’daki ayrılıkçı Arnavut milliyetçiliğini destekledi ve
Miloseviç yönetimini, Arnavutların haklarına tecavüz etmekle suçladı. Ayrıca ABD,
Sırbistan’ı, uluslararası hukuku çiğneyen, uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden “haydut
devlet” ilan etti.4
ABD, İngiltere, Almanya, Fransa başta olmak üzere Batılı merkez kapitalist devletler, sadece
Sırp polis ve ordusunun Arnavut sivillere yönelik saldırılarını görüp kınadılar. Ama Kosova
Kurtuluş Ordusu (UÇK)’nun Sırp sivillere yönelik saldırılarını görmezden geldiler.
Başlangıçta UÇK’yı terörist sayan ABD, 1998’de bu örgütü kendi terörist listesinden sildi ve
örgüt liderleriyle resmi diplomatik görüşmeleri başlattı. Aynı davranışı Batı Avrupa
Sırbistan ve Karadağ cumhuriyetleri kaldı. Bu iki cumhuriyet, yeni bir anayasa hazırlayarak YSFC’nin adını 27
Nisan 1992’de “Yugoslavya Federal Cumhuriyeti” (YFC) olarak değiştirdiler. Yani YFC; Sırbistan ve Karadağ
cumhuriyetlerinden oluşuyordu. Kosova ise bu tarihte halen resmi olarak Sırbistan Cumhuriyeti’nin bir
paçasıydı. Mart 2003’te kabul edilen yeni anayasa YFC’nin ismini “Sırbistan ve Karadağ Federal
Cumhuriyeti” olarak değiştirdi. 3 Haziran 2006 günü Karadağ Meclisi bağımsızlık ilan etti ve böylece
Sırbistan-Karadağ Federasyonu da sona ermiş oldu.
3
Bkz.: David Travers, “The UN: Squaring the Circle”, The Kosovo Crisis: The last American war in Europe?,
Ed. Tony Weymouth, Stanley Henig, Reuters, London 2001, s. 250-254.
4
Susan L. Woodward, “The West and International Organizations”, Yugoslavia and After: A Study in
Fragmentation, Despair and Rebirth, Ed. David A. Dyker, Ivan Vejvoda, Longman, London 1996, s. 163.
136
hükümetleri de sergilediler. Batılı önemli basın-yayın organları, UÇK’nın bizzat Batılı
devletler tarafından silahlandırıldığı ve eğitildiği yönünde önemli haberler ve makaleler
yayınladı. Örneğin; Fransız uzman Roger Falggot, İngiltere’de yayınlanan haftalık The
European dergisi için kaleme aldığı makalesinde şunları yazdı:
“Alman sivil ve askeri istihbarat servisleri, Balkan bölgesinde Alman etkisini
güçlendirmek amacıyla isyancıların eğitilmesi ve donatılması çalışmalarına
karıştılar… UÇK’nın 1996’da doğuşu, Hansjoerg Geiger’in BND (Alman gizli
servisi)’nin yeni başkanı olarak göreve atanmasıyla aynı döneme denk geldi... BND
adamları, UÇK’nın komuta yapısı için elemanların, Arnavutluk’taki 500.000 Kosovalı
arasından seçilmesi sorumluluğunu üstlendiler.”5
Alman parlamentosu danışmanı Matthias Küntzel ise, UÇK’nın kuruluşundan itibaren Alman
gizli diplomasisinin bu örgüte yardımcı olduğunu ispatlamaya çalıştı. Yugoslavya,
Bulgaristan ve Arnavutluk’ta görev yapmış olan Kanadalı Büyükelçi James Bissett,
hazırladığı medya raporuna şu notu düştü:
“1998 başında İngiliz Özel Hava Servisi, Kosova Kurtuluş Ordusu üyelerinin
silahlandırılması ve eğitilmesi için CIA’ya yardım etti… Umut edilen, alevler içinde
yanan Kosova’ya NATO’nun müdahale edebilmesi idi.”6
CIA ajanları UÇK militanlarına “sabotaj eğitimi verdi. Telefon hatlarının nasıl devre dışı
bırakılacağı, akaryakıt depolarının nasıl kundaklanacağı öğretildi… Amerikan gizli servisinin
bu çabaları Kosova’da KFOR gücünde yer alan Avrupalı subaylar tarafından da
5
Makaleden aktaran http://en.wikipedia.org/wiki/Kosovo_Liberation_Army, (31.07.2013).
6
Rapordan aktaran http://en.wikipedia.org/wiki/Kosovo_Liberation_Army, (31.07.2013).
137
doğrulandı.”7 Yugoslavya üzerine önemli çalışmalarıyla tanınan Tim Judah, UÇK’lı
yöneticilerin Amerikan, İngiliz ve İsviçre istihbarat servisleriyle görüştüklerini yazdı.8
The Sunday Times’ın 12 Mart 2000 tarihli baskısında şu çarpıcı haber yer aldı: “Amerikan
istihbarat ajanları, NATO’nun Yugoslavya’yı bombalamasından önce UÇK’nın eğitilmesine
yardımcı oldukların itiraf ettiler.”9 Haberin devamında şu önemli bilgiler yer aldı: NATO
bombalaması başlamadan önce AGİT gözlemcileri Kosova’dan ayrıldılar. Gözlemciler,
Kosova’dan ayrılırken ellerindeki uydu telefonlarını ve iletişim sistemlerini gizlice UÇK
yöneticilerine teslim ettiler. Bundaki amaç, UÇK’nın, NATO ve Washington ile temas
halinde olmasını sağlamak idi. Nitekim UÇK liderlerinin elinde NATO Komutanı General
Wesley Clark’nın cep telefonu numarası mevcuttu. CIA ekibi UÇK’ya istihbarat ve silah
desteği sağladı. AGİT için çalışmış olan bazı Avrupalı diplomatlar, “Amerikan politikasının
Sırbistan’a askeri müdahaleyi kaçınılmaz hale getirdiğini” açıkladılar.
1990’larda UÇK liderlerinden birisi olan ve daha sonradan Başbakanlık (2006-2008) yapacak
olan
Agim
Çeku,
Hırvat
ordusu
vasıtasıyla
Amerikalılarla
temas
kurdu.
UÇK
komutanlarından Shaban Shala, 1996 yılında Kuzey Arnavutluk’ta Amerikan, İngiliz ve
İsviçre ajanlarıyla görüşmeler yaptığını açıkladı. Amerikan “Military Professional Resources”
şirketi UÇK’ya eğitim desteği sundu. UÇK’nın en büyük finansçısı, New York’ta yaşayan
Arnavut müteahhit Florin Krasniqi idi. Krasniqi, 1990’larda Amerika’daki Arnavut
diasporasının UÇK’ya yüklü meblağda para ve silah yardımı yaptığını açıkladı. Krasniqi,
sniper ve zırh-delici Barratt marka tüfeklerin Amerika’dan Kosova’ya ihraç edildiğini ve bunu
yaparken, “federal yasalardaki boşluklardan” faydalandıklarını itiraf etti.
7
Özgür Oğuz, Korhan Yıldırım, “Balkanların gizlisi saklısı”, Detay, Sayı 31, İstanbul 2001, s. 6.
8
Tim Judah, Kosovo: War and Revenge, Yale University Press, New Haven, London 2002, s. 120.
9
Gazeteden aktaran http://www.balkanpeace.org/index.php?index=/content/balkans/ kosovo_metohija/articles/
kam01.incl, (31.07.2012).
138
Cumhuriyetçi Parti’den ABD Kongre üyesi Dana Rohrabacher, ABD’nin UÇK’ya silah
yardımı yapılmasını savundu ve bunun için yoğun çalışmalarda bulundu. Bu “özverili
çalışma”, 23 Temmuz 2001’de New Jersey’de düzenlenen törende “Arnavut-Amerikan Sivil
Birliği” tarafından ödüllendirildi. Birlik Başkanı Joseph J. DioGuardi, Rohrabacher’ı
kastederek,
“O,
Kongre’nin,
Birleşik
Devletler’in
Kosova
Kurtuluş
Ordusu’nu
silahlandırması konusunda ısrarcı olan ilk üyesidir ve günümüzde Kosova’nın bağımsızlığını
açıkça destekleyen birkaç üyeden birisidir” dedi. Ardından mikrofonu eline alan Rohrabacher,
çok ilginç bir biçimde, UÇK’nın ABD tarafından silahlandırılmasını, Fransa’nın 1776
Amerikan Devrimi’ni desteklenmesine benzetti.10
UÇK’nın silahlandırılması operasyonuna bir destek de Türkiye’den geldi: ABD Ulusal
Güvenlik Ajansı (National Security Agency - NSA)’nda çalışan Wayne Madsen, 10 Ocak
2007’de bir rapor yayınladı. Madsen’in raporuna göre CIA, 1990’lar boyunca UÇK’ya silah
verdi. Fethullah Gülen Cemaati ve Yasin El-Kadı, silahların bölgeye ulaştırılmasında aracılık
yaptı. Ayrıca aynı rapora göre, Fethullah Gülen’in kitapları Arnavutça’ya çevrildi ve UÇK
eliyle bölgedeki Müslüman Arnavutlara dağıtıldı.11
Rambouillet Sözleşmesi ve Askeri Müdahale
UÇK’nın nihai amacı, Kosova’yı Sırbistan’dan koparmak ve “Büyük Arnavutluk” devletini
kurmak idi. Büyük Arnavutluk’un sınırları Arnavutluk, Kosova, Batı Makedonya ve Presova
Vadisi’ni kapsayacaktı.12 Bu nedenle UÇK, BM Güvenlik Konseyi’nin ateşkes çağırısına
(1199 sayılı karara) kulak verilmedi ve sistematik olarak Kosovalı Sırplara yönelik saldırılar
10
http://en.wikipedia.org/wiki/Kosovo_Liberation_Army, (31.07.2013).
11
Aydınlık, 04.07.2013, s. 9. Fethullah Gülen hallen ABD’de ikamet ediyor. Yasin El-Kadı ise, ABD’ye yönelik
11 Eylül 2001 terör saldırısı sonrasında BM kararıyla “teröre destek veren kişiler” listesine dahil edildi.
12
Sırbistan’ın güney doğusunda yer alan Presevo, Bujanovac ve Medveda belediyelerini kapsayan bölge.
139
gerçekleştirdi. Çok sayıda Sırp, UÇK güçleri tarafından katledildi, göçe zorlandı ve çeşitli
baskılara / şiddete (tecavüz, adam kaçırma, işkence, tartaklama gibi) maruz bırakıldı. Hatta
UÇK güçleri, bölgedeki Romanlara ve UÇK’ya karşı olan barışçıl Arnavutlara karşı da şiddet
uyguladı. Ama buna rağmen Batılı merkez kapitalist devletler, BM Güvenlik Konseyi’nin
1199 sayılı kararını çiğneyen ve sivillere saldıran UÇK’yı hiçbir zaman suçlamadılar ve
kınamadılar. Ama Belgrat yönetimi, sürekli olarak Batılı devletler ve liberal basın tarafından,
etnik temizlik uygulamakla, Arnavut halkı göçe zorlamakla ve çeşitli insan hakları ihlalleri
yapmakla suçlandı. Yani Sırp hükümetin gerçekleştirdiği insan hakları ihlallerini ve
katliamları kınayan / eleştiren Batı, UÇK’nın gerçekleştirdiği ihlalleri ve katliamları
görmezden geldi. Batılı liberal basın-yayın kanallarının çoğu, UÇK’nın gerçekleştirdiği insan
hakları ihlallerini, organize suç faaliyetlerini ve katliamları haber yapmaktan kaçındı.
Amerikan, İngiliz, Alman ve Fransız hükümetleri, insan hakları ihlallerini, katliamı ve savaşı
durdurmak “bahanesiyle”, Sırbistan’a, bölgeden askerlerini ve polisini çekmesi için baskı
yaptılar. Sırp lider Miloseviç, bu baskıya direnince Sırbistan’a askeri müdahale yapılması
gündeme getirildi. Bunu da, BM Güvenlik Konseyi kararıyla yapmak istediler. Böylece
Sırbistan’a yönelik askeri saldırı uluslararası hukuk ve uluslararası toplum nezdinde
“meşrulaştırılacaktı”. Ama konseyde veto yetkisi bulunan Rusya ve Çin, “Sırbistan’a askeri
müdahale” teklifine kesin olarak karşı çıktılar. Bu nedenle ABD-İngiltere-Fransa ittifakı, BM
Güvenlik Konseyi’nden askeri müdahale kararını çıkaramadı.
Güvenlik Konseyi’nden istedikleri kararı çıkaramayan ABD ve Batılı müttefikleri, Kosova
meselesini NATO’ya taşıdılar. 28 Eylül 1998’de “Kosova’da şiddet durdurulmadığı takdirde
NATO’nun hava saldırısı düzenleyeceği” şeklinde bir ültimatom verildi.13 Ayrıca 30 Ocak
1999’da NATO Konseyi, “sorunun siyasal çözümünü gerçekleştirebilmek için, Yugoslavya
Federal Cumhuriyeti (YFC) topraklarındaki hedeflere hava saldırısı düzenlenebilir”
13
Christopher Williams, “Kosovo: A Fuse for the Lighting”, The Kosovo Crisis: The last American war in
Europe?, Ed. Tony Weymouth, Stanley Henig, Reuters, London 2001, s. 27.
140
açıklaması yaparak Belgrat’a gözdağı verdi. Bu gözdağından sonra ABD-İngiltere-AlmanyaFransa dörtlüsü, Kosova meselesi hakkında Güvenlik Konseyi dışında görüşmelerin
yapılmasını önerdi. Bu öneriye Sırbistan ve Rusya olumlu karşılık verince Paris
yakınlarındaki tarihi Rambouillet Kalesi’nde (Chateau de Rambouillet) 6 Şubat 1999’da
görüşmeler başlatıldı. Arabuluculuk görevini, dönemin NATO Genel Sekreteri Javier Solana
yürüttü.
Yapılan görüşmelerin sonunda Amerikan, İngiliz ve Arnavut delegasyonları 18 Mart’ta
“Rambouillet Sözleşmesi”ni imzaladılar. Sözleşme, siyasi ve askeri olmak üzere iki bölümden
oluşuyordu. Siyasi bölüme göre; Kosova, YFC içinde özerk eyalet olacak, eyalette özgür ve
adil seçimler düzenlenecek, demokratik kurumlar oluşturulacak, adil yargı sistemi kurulacak,
azınlık ve insan hakları korunacaktı. Sözleşmenin askeri bölümünde ise, bağımsız bir devletin
kabul etmesi mümkün olmayan hükümler yer alıyordu: Kosova’ya 30 bin kişilik NATO gücü
yerleşecek, bölgenin güvenliğini NATO sağlayacak, NATO birliklerine YFC topraklarından
tam (engelsiz) geçiş hakkı verilecek, NATO ve NATO mensupları YFC yasalarından muaf
tutulacak. 23 Mart’ta YFC Meclisi, Rambouillet Sözleşmesi’nin siyasal bölümünü kabul
ederek, sorunu “barışçıl ve demokratik” biçimde çözme niyetini açıkça ortaya koydu. Ama
tabii ki YFC Meclisi, sözleşmenin askeri hükümlerini, “Sırbistan’ın egemenliğini zedelediği”
gerekçesiyle reddetti.14
Amerikan-İngiliz delegasyonu, bu askeri taleplerin YFC tarafından kabul edilmeyeceğini
gayet iyi biliyordu. Asıl amaç; YFC’nin önüne “kabul edilmesi imkansız” istekler koymak, bu
isteklerin reddedilmesini sağlamak ve böylece NATO saldırısının bahanesini üretmek idi.
Nitekim ABD eski Devlet Sekreteri ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger, 28
Haziran 1999’da Daily Telegraph’a verdiği demecinde şunu söyledi:
14
http://en.wikipedia.org/wiki/Rambouillet_Agreement, (02.08.2013).
141
“Rambouillet metni… bombalamayı başlatmak için bir provokasyon, bir bahane idi.
Rambouillet, bir melek Sırp’ın dahi kabul edebileceği bir belge değildi. O şekilde hiç
bir zaman sunulmaması gereken korkunç bir diplomatik belgeydi.”15
Yani Rambouillet Sözleşmesi, YFC’ye sunulan bir “savaş ültimatomu” idi. YFC Meclisi bu
ültimatomu reddedince NATO kuvvetleri 24 Mart 1999 günü saat 19.00’da Sırbistan’a
yönelik hava saldırısını başlattı. Saldırıya 15 NATO ülkesi16 ve Arnavutluk katıldı. UÇK
birlikleri saldırı sırasında NATO ile birlikte hareket ettiler. NATO, bu işbirliğine karşılık
olarak UÇK’yı “özgürlük savaşçısı” ilan etti.
Mart 1999’da NATO kuvvetleri Sırbistan’ı bombalamaya başlamadan hemen önce, dönemin
ABD Başkanı Clinton hiç çekinmeden şunu söylemişti: “Eğer bütün dünyaya satış yapmamızı
da içerecek güçlü ekonomik ilişki kurabilecekse, Avrupa bunun anahtarı olmak zorundadır.
Bu Kosova davası, baştan aşağı bununla ilgilidir.”17 Clinton, bu konuşmasını yaptığı
günlerde Amerikan iş dünyasını, Sırbistan’a askeri operasyon düzenlenmesi konusunda ikna
etmeye çalışıyordu. Nitekim aradığı desteği buldu ve saldırı “başarılı” biçimde
gerçekleştirildi.
NATO uçakları, sadece askeri değil aynı zamanda sivil hedefleri de bombaladı: Okullar,
hastaneler, evler, köprüler, enerji istasyonları, devlet televizyonu binası, bazı siyasi parti
binaları… Zastava Otomobil Fabrikası gibi Sırbistan sanayisinin önemli fabrikaları özellikle
NATO savaş uçaklarının hedefi oldu. Hava bombardımanı süresince Belgrat halkı,
meydanlara çıkıp şehirlerini koruyabilmek için “canlı kalkan” haline dönüştürdü kendisini.
15
A. y.
16
Saldırıya katılan devletler Belçika, Kanada, Çek, Danimarka, Fransa, Almanya, İtalya, Lüksemburg, Hollanda,
Norveç, Portekiz, İspanya, Türkiye, İngiltere ve ABD idi. NATO üyesi olan Yunanistan ise bu saldırıya karşı
çıktı.
Yapılan
kamuoyu
yoklamasına
göre
Yunan
halkının
%97’si
saldırıya
karşı
idi.
http://en.wikipedia.org/wiki/Kosovo_War, (02.08.2013).
17
Aktaran Sungur Savran, Avrasya Savaşları: Körfez’den Afganistan’a Yeni Dünya Düzeninin Kuruluşu, Belge
Yayınları, İstanbul 2001, s. 128.
142
Ama ağır bombardımana fazla direnemeyen YFC yönetimi, NATO’nun taleplerini 3
Haziran’da kabul etmek zorunda kaldı. Bunun üzerine NATO bombardımanı 10 Haziran’da
sona erdirildi.
İnsan Hakları İzleme Komitesi’nin raporuna göre NATO bombardımanı nedeniyle 488-527
kadar sivil hayatını kaybetti. Ama YFC’nin resmi açıklamasına göre en az 1.200 sivil ve 462
asker NATO bombaları altında can verdi. 1 Ocak 1998 – Aralık 2000 arasında Kosova’da
yaşanılan çatışmalarda hayatını kaybedenlerin sayısı ise 13.421 olarak kayıtlara geçti. Bunun
etnik gruplara göre dağılımı şöyleydi: 10.533 Arnavut, 2.238 Sırp, 126 Roman, 100 Boşnak
ve diğerleri. ABD’nin resmi açıklamasına göre YFC güçleri 1990’lar boyunca Kosova’da
10.000 kadar sivili öldürdü. Savaş sona erdikten sonra 850.000 kadar sığınmacı Kosova’ya
geri döndü. Savaş sırasında 90.000 Sırp, yaşanılan çatışmalardan ve baskılardan dolayı
Kosova’yı terk etmek zorunda kaldı. Savaş sona erdikten sonra bu sayı 164.000’i buldu.18
Yani 1990’lar boyunca yaşanılan Sırp-Arnavut çatışmaları ve akabinde gelen NATO saldırısı
sonucunda bölgede büyük insani ve maddi yıkım gerçekleşti. Bu yıkımın yaraları halen tam
olarak sarılmış değildir. On yıllar boyunca da yıkımın izleri yaşamaya devam edeceğe
benziyor…
Ahtisaari Planı ve Bağımsızlık İlanı
YFC Başkanı Miloseviç, NATO’nun isteğine uyarak Kosova’daki askerlerini ve polis gücünü
10 Haziran’da geri çekti.19 İki gün sonra NATO komutasındaki uluslararası Kosova Gücü
18
http://en.wikipedia.org/wiki/Kosovo_War, (02.08.2013).
19
Bu olaydan sonra Sırbistan’da Miloseviç’e karşı muhalefetin eli güçlendi. ABD ve Batı Avrupa (özellikle
İngiltere, Almanya, Fransa, Hollanda) muhalefete parasal ve siyasal destek verdi. (Bkz.: Oğuz, vd., a.g.e., s. 6).
Batı destekli muhalif gruplar 2000’nin başından itibaren kitlesel gösteriler düzenlemeye başladılar. Giderek
güçlenen gösteriler Ekim başında bir ayaklanmaya dönüştü. Daha fazla direnemeyen Miloseviç, 5 Ekim günü
devlet başkanlığı görevinden istifa etti. Miloseviç devrildikten sonra Vojislav Kostunica başkanlığında “ılımlı
143
(KFOR: Kosovo Force) bölgeye girmeye başladı. Ayrıca BM Güvenlik Konseyi kararıyla
oluşturulan Birleşmiş Milletler Kosova Misyonu (UNMIK: United Nations Mission in
Kosovo) bölgeye yerleşti. Ardından Kosova’nın nihai statüsünün ne olacağı tartışmaya açıldı.
Arnavutlar “tam bağımsızlık” isterken, Sırbistan Kosova için “geniş ve demokratik özerklik”
önerdi. BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Finlandiya eski Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari’yi
2006 başında “BM Kosova Elçisi” olarak görevlendirdi. Kosova’nın nihai statüsünü
belirlemek amacıyla Ahtisaari tarafından “Kosova (Ahtisaari) Planı” hazırlandı.
Şubat 2007’de Sırbistan ve Kosova hükümetlerine sunulan Plan, Kosova’ya anayasa, bayrak,
milli marş ve uluslararası örgütlere üye olma hakkı tanıdı. Ayrıca planda AB, NATO ve BM
Güvenlik Konseyi’ne “denetim” yetkisi veriliyordu. Başta Kosovalı Sırplar olmak üzere
eyalette yaşayan tüm azınlık grupların haklarının korunması yönünde çağrıda bulunuldu.
Planın uygulanmasını denetlemek üzere bölgeye bir “Uluslararası Sivil Temsilci” atanacaktı.
Bu temsilci, plana göre, BM Güvenlik Konseyi ve AB tarafından görevlendirilecekti.
Temsilcinin, yasaları veto etme ve Kosova’lı yöneticileri görevden alma gibi son derece geniş
yetkilere sahip olması planlandı. 1999 yazından itibaren bölgede bulunan KFOR ve UNMIK
ise Kosova’da kalmaya devam edecekti. Ayrıca plan, Kosova’ya bir AB Polis Misyonu
yerleştirilmesini önerdi. AB Polis Misyonu, Ahtisaari Planı çerçevesinde oluşturulacak
kurumların “etkili, adil ve temsili şekilde çalışmasını” sağlayacaktı. Belli bir süre sonunda (bu
milliyetçi” hükümet kuruldu. (Bkz.: Dragana Bujosevic, Ivan Radovanovic, The Fall of Milosevic: The
October 5th Revolution, Palgrave Macmillan, New York, Hampshire 2003).
Lahey’deki Eski Yugoslavya İçin Uluslararası Ceza Mahkemesi, 27 Mayıs 1999’da (yani Sırbistan’a yönelik
NATO saldırısı başladıktan yaklaşık iki ay sonra) Miloseviç’i “savaş suçlusu sanığı” ilan etmişti. Miloseviç
devrildikten sonra kurulan yeni Kostunica hükümeti, ABD ile AB’nin isteği üzerine 2001’de Miloseviç’i
Lahey’deki mahkemeye teslim etti. Hırvatistan, Kosova ve Bosna-Hersek’te yaşanılan savaşlar sırasında
“insanlığa karşı suç”, “savaş suçu” ve “soykırım suçu” işlemekten dolayı yargılanan devrik Sırp lider
Miloseviç, dava süreci sonuçlanmadan cezaevindeki hücresinde kalp krizi nedeniyle 11 Mart 2006 günü
hayatını kaybetti. (http://en.wikipedia.org/wiki/Slobodan_Milo%C5%A1evi%C4%87, (05.09.2013)).
144
sürenin ne olduğu Ahtisaari Planı’nda belirtilmiyordu), tüm yönetsel yetkiler Kosova
Cumhuriyeti kurumlarına devredilecekti.
Yani Ahtisaari Planı; AB, NATO ve BM Güvenlik Konseyi denetiminde Kosova’da adeta bir
“uluslararası protektoral yönetim” oluşturulmasını öneriyordu. Bu “uluslararası protektoral
yönetim”, plana göre, ABD ve Batı Avrupalı merkez kapitalist devletler tarafından kontrol
edilecek ve yönetilecekti. Ne kadar süreceği belirsiz olan “geçiş dönemi”nin sonunda yönetsel
yetkiler, Kosova kurumlarına devredilecekti. Yani “uluslararası protektoral yönetim”, belli bir
süre sonra “bağımsız Kosova Cumhuriyeti”ne dönüştürülecekti.
ABD, İngiltere, Fransa, Almanya ve Kosova (Arnavut) hükümeti Ahtisaari Planı’nı büyük bir
memnuniyetle kabul etti. Dönemin Sırbistan Devlet Başkanı Boris Tadic ile Başbakan
Vojislav Kostunica; planı kesinlikle kabul etmeyeceklerini ve Kosova topraklarının Sırbistan
ülkesinin bir parçası olduğunu açıkladılar. Ayrıca Belgrat yönetimi; Sırbistan’ın “ülkesel
bütünlüğünü ve egemenliğini” parçalayan planın, BM Kurucu Antlaşması’na aykırı olduğunu
ve bu nedenle uygulanmasının “uluslararası hukuk açısından imkansız” olduğunu ileri sürdü.
Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılmasına karşı çıkan Sırp yönetimi, bölgeye “geniş demokratik
özerklik statüsü” verilmesini önerdi. Arnavut Kosova hükümeti ise, “bağımsızlık dışında her
hangi bir çözüm önerisinin kendileri açısından kabul edilemez” olduğunu açıkladı.
Plan, Sırbistan ile Kosova’lı Arnavut temsilciler arasında Ahtisaari’nin arabuluculuğu altında
görüşüldü. Görüşmelerden sonuç çıkmayınca Ahtisaari, planı, BM Güvenlik Konseyi’ne
gönderdi. Güvenlik Konseyi’nde veto yetkisine sahip olan Rusya, “Sırbistan’ın kabul
etmediği planlara kendisinin de karşı çıkacağını” açıkladı ve Nisan ayında yapılan BM
Güvenlik Konseyi toplantısında Ahtisaari Planı’nı sert dille eleştirdi.
ABD - AB ittifakı, Rusya’yı ikna etmeye çalıştı. Ama Moskova ikna edilemeyince ABD
Başkanı Bush, Haziran ayında, “Kosova’nın daha fazla gecikmeden bağımsız olması
gerektiğini” söyledi. Uzlaşma sağlanamadığı için 20 Temmuz’da Ahtisaari Planı BM
145
Güvenlik Konseyi’nin gündeminde çıkarıldı. ABD-İngiltere-Almanya-Fransa dörtlüsünden
destek alan Kosova Meclisi ise, Temmuz ayında, BM’nin yürüttüğü Kosova sürecinin
başarısız olduğunu belirtti ve “yılsonuna kadar bağımsızlık ilan edileceğini” duyurdu.
Ve nihayet Kosova Meclisi 17 Şubat 2008’de bağımsızlık ilan etti: “Bugünden itibaren
Kosova, bağımsız ve hür olmakla gurur duyduğunu ilan eder… Kosova kurumlarının
liderleri olarak bizler, Kosova'yı özgür ve bağımsız bir ülke ilan ediyoruz.”20
UÇK komutanı ve Başbakan Hashim Thaçi tarafından okunan Kosova Bağımsızlık
Bildirisi’nde ayrıca “Ahtisaari Planı’na uyma” sözü verildi. Bağımsız Kosova’nın yeni
bayrağı mecliste tanıtıldı. Kosova Cumhuriyeti’nin bayrağı, altı yıldızla birlikte mavi fon
üzerine sarı renklerde Kosova’nın sınırlarını gösteren bir bayrak olarak belirlendi. Bu zamana
kadar Kosova Arnavutları, kırmızı fon üzerine siyah renkli iki kafalı kartal tasviri bulunan
Arnavutluk bayrağını kullanıyordu.
Sırbistan Başbakanı Kostunica bağımsızlık ilanı sonrasında radyo ve televizyonlardan naklen
yayınlanan konuşmasında şunları söyledi:
“Avrupalı yandaşlarıyla birlikte bu şiddetin sorumlusu ABD Başkanı, Sırp tarihine kara
harflerle yazılacaktır. Bugün 17 Şubat’ta, NATO kontrolündeki Kosova kukla devleti
Sırbistan toprakları üzerinde yasa dışı biçimde ilan edildi. Bu bir şiddet eylemidir.
Siyasi tahribatçı, acımasız ve ahlaksız ABD, bu benzersiz yasa dışılığı yarattı ve
görüşlerini kabul ettirerek AB’yi aşağıladı. ABD, gücü, hukukun üzerinde tuttuğunu ve
kendi çıkarları için uluslararası hukuku ihlal etmeye hazır olduğunu gösterdi. ABD ve
AB, uzun vadede olup biteceklerin ve sonuçlarının sorumlusu olacaktır. Sırbistan
aşağılanmayı ve güce boyun eğmeyi reddediyor.”21
20
http://www.milligazete.com.tr/makale/kosovada-cosku-ve-sevinc-sirbistanda-ofke-ve-kin-101071.htm,
(30.07.2012).
21
http://www.haberakademi.net/haberyaz.asp?hbr=6209, (30.07.2012).
146
ABD hükümeti, bağımsızlık ilanını “not” ettiklerini, konuyu değerlendirdiklerini ve Avrupalı
ortaklarıyla görüşme içinde olduklarını açıkladı. Avrupalı hükümetler ise, Kosova ve
Sırbistan hükümetlerini sakin olmaya ve sorumlu davranmaya çağırdı. Buna karşılık
Moskova, Kosova konusunda Sırbistan’ı desteklediğini bildirdi. Kosova’nın bağımsızlığını
tanımayacağını açıklayan Moskova yönetimi, bağımsızlık ilanının “uluslararası hukuka ve
BM Kurucu Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu”, ABD ile Batı Avrupalı devletlerin Sırbistan’a
haksızlık yaptıklarını ve Kosova konusunda çifte standart uyguladıklarını söyledi. Ayrıca
Rusya’ya göre, Kosova’nın bu şekilde bağımsızlık ilan etmesi ve tanınması, dünyanın diğer
bölgelerindeki ayrılıkçı hareketleri cesaretlendirecek ve böylece yeni problemleri,
karışıklıkları, çatışmaları doğuracaktır.
Kosova’nın bağımsızlığını ilk tanıyan devletler, 18 Şubat’ta yani bağımsızlık ilanının ertesi
gününde ABD, İngiltere, Fransa, Türkiye, Arnavutluk ile ABD-NATO güdümlü Afganistan
ve Kosta Rika oldu. Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılmasını ve Sırbistan’a askeri müdahale
yapılmasını açıkça desteklemiş olan bir başka önemli Batılı güç Almanya ise Kosova’nın
bağımsızlığını üç gün sonra 20 Şubat’ta resmen tanıdı.22 Ama BM Güvenlik Konseyi daimi
üyeleri olan Rusya ile Çin ve AB üyeleri olan İspanya, Yunanistan, Romanya, Slovakya ile
Kıbrıs Cumhuriyeti (Güney Kıbrıs Rum Kesimi) Kosova’yı tanımadılar. Kosova, kendisini
tanımayan Rusya ve Çin’in vetosuyla karşılaşacağını bildiği için ve ayrıca kendisini tanıyan
devlet sayısı henüz yeterli olmadığı için şimdiye kadar BM’ye üyelik başvurusunda
bulunmadı.23 Ayrıca Kosova, kendisini tanımayan Avrupalı devletlerin karşı çıkmasından
dolayı AGİT’e ve Avrupa Konseyi’ne katılamadı. Fakat Kosova, örgüt içinde en fazla oy
22
Bkz.: http://www.mfa-ks.net/?page=2,33 , (17.03.2014).
23
Bir devletin BM’ye tam üye olabilmesi için, BM Güvenlik Konseyi’nin tavsiyesi üzerine BM Genel Kurul’un
en az üçte iki çoğunlukla kabul etmesi gerekir. Yani Güvenlik Konseyi’nde yer alan daimi devletlerden birisi
(ABD, İngiltere, Fransa, Çin, Rusya) “veto” ederse veya Genel Kurul’da 2/3 çoğunluk sağlanmazsa tam üyelik
gerçekleşemez.
147
hakkına sahip olan ABD, Japonya, Almanya, İngiltere ve Fransa’nın desteğiyle IMF ile
Dünya Bankası’na üye olmayı başardı.
Kosova, uluslararası alanda “tanınmama” problemini ABD-İngiltere-Almanya-Fransa
dörtlüsünden aldığı büyük destek ile aşmaya çalıştı ve çalışıyor. Bu çalışmanın, şimdiye kadar
önemli bir başarı elde etmiş olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Şubat 2014 itibariyle BM üyesi
olan 193 devletten 108’i Kosova’yı tanımış bulunuyor.24 Bu sayının önümüzdeki yıllarda
artması bekleniyor. Çok sayıda Afrikalı, Asyalı ve Latin Amerikalı çevre kapitalist devlet;
ABD, Almanya, İngiltere ve Fransa’nın girişimleri ve talepleri sonucunda Kosova’nın
bağımsızlığını tanıdı. Yani Kosova’yı tanıyan devlet sayısında meydana gelen artış,
Priştine’nin çabaları sonucunda değil, Sırbistan’a karşı Kosova’yı destekleyen dört
emperyalist devletin inisiyatifi sonucunda gerçekleşti.
Sonuç
NATO, SSCB’nin yıkılışına kadar her hangi bir askeri operasyon gerçekleştiremedi.
SSCB'nin yıkılmasıyla birlikte ABD liderliğinde NATO operasyonları başladı ve giderek hız
kazandı. İlk olarak 1991 Körfez Savaşı sırasında Irak’a karşı NATO uçakları ve askerleri
kullanıldı. İkinci olarak Bosna-Hersek’teki Sırp kuvvetlerine karşı havadan operasyon
gerçekleştirildi. Kosova müdahalesi NATO’nun üçüncü askeri operasyonu oldu. Bu
operasyon, ABD - Batı Avrupa ittifakı tarafından gerçekleştirildi. Ayrıca bu ittifak,
Kosova’daki ayrılıkçı milliyetçi UÇK örgütünü doğrudan destekledi ve güçlendirdi.
NATO’nun müdahalesi sonucunda Sırbistan ordusu ve polisi Kosova’yı terk etmek
zorunda kaldı. Bununla eş zamanlı olarak NATO ve Batılı devletler bölgeye yerleştiler.
Akabinde Ahtisaari Planı çerçevesinde görüşmeler başlatıldı. Görüşmelerin sonucunda
24
Ayrıca
BM
üyesi
olmayan
Tayvan
da
Kosova’yı
tanıyor.
Bkz.:
http://en.wikipedia.org/wiki/International_recognition_of_Kosovo , (17.03.2014).
148
taraflar ortak bir çözüme ulaşamayınca Kosova Parlamentosu tek taraflı olarak bağımsızlığını
ilan etti. Bağımsızlık ilanını ABD-Batı Avrupa ittifakı derhal tanıdı ve destekledi. Kosova
Savaşı’nda Türkiye de Batı ittifakı içinde yer aldı.
1999 NATO müdahalesi Kosova’nın Sırbistan'dan ayrılmasını sağladı. Başka bir ifadeyle
Kosova, NATO müdahalesi yoluyla Sırbistan’dan koparıldı. Bu süreçte Sırbistan ordusu ve
polisinin Kosovalı Arnavutlara yönelik gerçekleştirdiği insan hakları ihlalleri ve etnik
temizlik, sürekli Batılı devletler ve basın-yayın organları tarafından gündeme getirildi ve
eleştirildi. Böylece insan hakları ihlalleri ve etnik temizlik, NATO müdahalesinin resmi
gerekçesi haline getirildi. NATO ve Batılı hükümetlerden gelen resmi açıklamalar göre,
bölgedeki insan hakları ihlallerini önlemek ve Arnavut sivilleri Sırp saldırısına karşı korumak
için askeri müdahale yapıldı.
UÇK’nın, Kosovalı Sırplara, Romanlara ve UÇK karşıtı Arnavut sivillere yönelik
gerçekleştirdiği saldırılar, katliamlar, çeşitli insan hakları ihlalleri ve organize suç faaliyetleri
Batılı devletler tarafından görmezden gelindi. Çünkü merkez kapitalist devletlerin (özellikle
ABD-Almanya-İngiltere-Fransa ittifakının) amacı, bölgedeki silahlı çatışmaları sona
erdirmek, etnik temizliği ve insan hakları ihlallerini engellemek ve nihayet bölgeye barış
getirmek değildi. Eğer amaç bu olsaydı, sadece Sırp hükümete ve Miloseviç’e değil, aynı
zamanda UÇK’ya ve bu örgütün liderlerine de baskı uygulanırdı. Ama Sırp tarafına her türlü
baskı uygulanırken UÇK’lılar “özgürlük savaşçıları” ilan edildiler. Hatta savaş sırasında
çeşitli savaş suçları işlemiş olan UÇK komutanları, savaş sonrasında da Batı tarafından
(özellikle de ABD ve Almanya tarafından) desteklendiler. Bu destek sayesinde UÇK
komutanları, savaş sonrasında Kosova’da üst mevkiler (başbakanlık, bakanlık, milletvekilliği
gibi) elde etmeyi başardılar.
ABD, Almanya, İngiltere ve Fransa; Kosova konusunda Sırbistan’a karşı işbirliği yaptılar ve
UÇK’yı desteklediler. Çünkü bu devletlerin Kosova ve Sırbistan’a ilişkin dört amacı vardı.
149
Aşağıda özetlediğim bu amaçlar, adı geçen dört merkez kapitalist (emperyalist) devletin
Kosova politikasını belirledi:
(1) ABD, Almanya, İngiltere ve Fransa’nın amacı, özelde Kosova’ya ve genelde Balkan
coğrafyasına askeri ve siyasal olarak yerleşmek idi. Bu amaçla Kosova’yı Sırbistan’dan
koparmak ve bölgeye asker sokmak istediler.
(2) Miloseviç liderliğindeki Sırp devleti, 1990’ların başından itibaren Balkanlar’da “Büyük
Sırbistan”ı kurmayı amaçlıyordu. Oysa adı geçen dört emperyalist devlet, kesinlikle bölgede
büyük ve güçlü bir Sırbistan’ı istemiyordu. Daha doğrusu; hiçbir Balkan devletinin (Türkiye
dahil) bölgede güçlenmesini ve etkili olmasını istemiyorlardı. Bu nedenle “Büyük”
Sırbistan’ın (daha doğrusu bölgede herhangi bir “Büyük” devletin) kurulmasını engellemeye
çalıştılar.
(3) Batılı emperyalist devletler, tüm dünyada “söz dinleyen devletleri / hükümetleri /
rejimleri” istiyor. Bu nedenle, “söz dinlemeyen devletler / hükümetler / rejimler”, ABD başta
olmak üzere Batılı hükümetler ve liberal basın tarafından “haydut devlet” olarak tanımlanıyor
ve aşağılanıyor. ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa; Balkanlar’da Kosova, Karadağ,
Makedonya, Bosna-Hersek gibi “söz dinleyen” çevre (bağımlı zayıf) kapitalist devletlerin var
olmasını istiyorlar ve bu durumdan büyük memnuniyet duyuyorlar. Oysa Miloseviç
liderliğindeki Sırp devleti / hükümeti, 1990’lı yıllarda büyük kapitalist Sırbistan’ı kurmak
istiyordu ve bu amaçla saldırgan bir dış politika izliyordu. Yani Sırp devleti/hükümeti, “söz
dinlemiyordu.”
Dolayısıyla
Sırbistan’ın,
“söz
dinleyen
devlet”
haline
getirilmesi
gerekiyordu.25
25
Aynı durum Türkiye için de geçerlidir. Türkiye, “söz dinlediği” sürece ABD ve Batı Avrupa’nın “stratejik
müttefikidir”. Ama “söz dinlemediği” zamanlarda Türkiye, cezalandırılması gereken bir “yaramaz küçük
kardeştir”. Örneğin Türkiye, Batı’ya rağmen 1974 Kıbrıs Harekatı’nı gerçekleştirdikten sonra ABD’nin silah
ambargosuna maruz kaldı. Bundaki amaç, “sözden çıkan” Türkiye’yi cezalandırmak ve “söz dinler” hale
getirmekti. Bunun farkında olan Türk siyasetçileri, hükümetleri ve kapitalist sınıfı, özellikle 1947 Truman
150
(4) Son iki asırdır en güçlü dört emperyalist devlet olan ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya,
1917’den itibaren SSCB’yi ve 1990 sonrasında Rusya’yı kendilerine rakip ve tehdit olarak
gördüler. Rusya, SSCB dağıldıktan ve kapitalizme geçildikten sonra yeni bir emperyalist
(merkez kapitalist) devlet haline gelmeye çalışıyor. Bu nedenle ABD, İngiltere, Almanya ve
Fransa, Rusya’nın güçlenmesini ve dünya siyasetinde ve ekonomisinde etkili olmasını
engellemeye büyük özen gösteriyorlar. Ama bunu yaparken, nükleer süper güç olan Rusya ile
her hangi bir silahlı çatışmaya girmemeye de aynı özeni gösteriyorlar. Dolayısıyla, adı geçen
dört Batılı devletin Rusya politikası, 1990 sonrasında genel hatlarıyla şöyle şekillenmiş
bulunuyor: (a) Rusya ile doğrudan silahlı çatışmaya girmeyecek şekilde rekabet etmek ve onu
zayıflatmak. (b) Rusya’nın müttefiklerini zayıflatmak. Çünkü Rusya’nın müttefiklerinin
zayıflatılması, dolaylı olarak Rusya’nın da zayıflatılması anlamına geliyor. (c) Rusya’nın,
“eski SSCB nüfuz alanında” (yani Balkanlar, Doğu Avrupa, Kafkasya ve Orta Asya
bölgelerinde)
etkinliğini
sınırlandırmak.
1990
sonrasında
(yani
SSCB
ve
YSFC
parçalandıktan sonra) Rusya’nın Balkanlar’daki en sıkı ve güçlü müttefiki hiç kuşkusuz
Sırbistan idi. Dolayısıyla Sırbistan’ın güçlenmesi, aynı zamanda Balkanlar’da Rusya’nın da
(müttefiki Sırbistan üzerinden) güçlenmesi anlamına gelecektir. Veya tam tersi: Sırbistan’ın
zayıflaması, aynı zamanda bölgedeki Rus etkisinin de zayıflaması anlamına gelecektir. Bu
nedenle ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa, Rusya’nın müttefiki olan Sırbistan’ı zayıflatmak
yoluyla Rusya’nın da Balkanlar’daki nüfuzunu sınırlandırmak / azaltmak istediler.
İşte bu amaçlarından dolayı Batlı emperyalist devletler, 1990’lı yıllarda “Arnavut dostu” ve
“insan hakları koruyucusu” haline geldiler. ABD-Almanya-İngiltere-Fransa ittifakı, Sırbistan
ve Kosova konusunda kendi amaçlarını, NATO’yu ve UÇK’yı kullanarak gerçekleştirdi.
NATO müdahalesi sonrasında bu dört devlet, askeri ve siyasi olarak Kosova’ya yerleşti.
Haziran 1999’dan bu yana Kosova’yı bu dört devlet kontrol ediyor ve yönetiyor. Dolayısıyla
Doktrini’nden bu yana ABD ile “iyi ilişkiler” kurmaya özen gösteriyorlar. Çünkü ABD ile “iyi ilişkiler”
kurulmadığı zamanlarda ABD’nin “cezalandırıcı gücüyle” karşılaşılacağının farkındalar.
151
Kosova’nın seçilmiş meclisi, hükümeti ve yöneticileri, ne yazık ki “resmi formalite”den öteye
geçemiyor Kosova siyasetinde.
Sırp devleti ve kamuoyu ise, Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılmasını bir türlü kabullenmedi.
Kosova Cumhuriyeti’ni halen tanımayan Sırbistan, bağımsızlık ilanının uluslararası hukuka
ve BM Kurucu Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu ileri sürdü. Belgrat yönetimi, BM Genel
Kurulu’na, “Kosova Yönetimi Geçici Kurumları’nın tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan
etmesi uluslararası hukuka uygun mudur?” sorusunu yöneltti. Genel Kurul, 8 Ekim 2008’de,
Uluslararası Adalet Divanı’ndan bu konuda istişari görüş talep etti. Adalet Divanı, merakla
beklenen görüşünü 22 Temmuz 2010’da “14 oyçokluğu” ile açıkladı: “17 Şubat 2008’de
kabul edilen bağımsızlık deklarasyonu, genel uluslararası hukuka, 1244 (1999) sayılı
Güvenlik Konseyi kararına veya Anayasal Çerçeveye aykırı değildir.”26
Böylece Sırbistan’ın, uluslararası hukuk ve uluslararası toplum nezdinde Kosova’nın
“meşruiyetini yıkma” girişimi başarısızlıkla sonuçlandı. Buna rağmen Sırpların “Kosova
inadı” devam ediyor. Belgrat yönetimi, halen bölgenin Sırbistan’ın bir parçası olduğunu
söylüyor. Ayrıca Kosova’da yaşayan %5’lik Sırp azınlık, Kosova Meclisi’nin bağımsızlık
ilanına tepki olarak 28 Haziran 2008’de Mitrovica’da “Kosova-Metoya Meclisi”ni açtı.
Meclise, 26 belediyeden seçilen Sırp, Roman, Gorani ve Boşnak temsilciler katıldı. Bu
meclis, resmi düzeyde Kosova devleti, BM, AB ve Batılı devletler tarafından tanınmıyor olsa
da, Kosova Sırpları arasında etkili oldu ve Belgrat yönetimi ile sıkı bağlar geliştirdi.27
Bu meclisin amacı, bölgedeki küçük Sırp nüfusunu korumak ve bölgenin Belgrat ile bağını –
son derece zayıflamış olsa – devam ettirmektir. Ama Kosova’nın geleceğini, bölgenin otokton
26
Accordance with international law of the unilateral declaration of independence in respect of Kosovo.
Summary of the Advisory Opinion, International Court of Justice, The Hague, 22 July 2010, http://www.icjcij.org/docket/files/141/16010.pdf, (04.08.2013), s. 1, 14-15.
27
Bkz.: Igor Jovanovic, Blerta Foniqi-Kabashi, “Kosovo Serbs convene parliament; Pristina, international
authorities objects”, http://www.setimes.com/cocoon/setimes/xhtml/en_GB/features/setimes/features/2008/06/
30/feature-01, (04.08.2012).
152
milletleri olan Sırplar ile Arnavutlar’dan çok, ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa
belirleyecektir. Çünkü 1999’dan bu yana bölgeyi fiilen yönetmekte olan temel aktörler, bu
dört devlettir. Önce Kosova’yı Sırbistan’dan koparan ve ardından yeni bir Arnavut Kosova
devleti inşa eden esas güç, Kosovalı Arnavutlar değil, dört Batılı emperyalist devlettir: ABD,
Almanya, İngiltere ve Fransa. Dolayısıyla uzun bir süre daha Kosova’nın geleceğini bu
devletler belirleyecektir.
Kaynakça
Accordance with international law of the unilateral declaration of independence in respect of
Kosovo. Summary of the Advisory Opinion, International Court of Justice, The Hague, 22 July
2010, http://www.icj-cij.org/docket/files/141/16010.pdf, (04.08.2013).
Aydınlık, 04.07.2013.
Bujosevic, Dragana; Radovanovic, Ivan: The Fall of Milosevic: The October 5th Revolution,
Palgrave Macmillan, New York, Hampshire 2003.
Dedeoğlu, Beril: Uluslararası Güvenlik ve Strateji, Yeniyüzyıl Yayınları, İstanbul 2008.
Jovanovic, Igor; Foniqi-Kabashi, Blerta: “Kosovo Serbs convene parliament; Pristina,
international authorities objects”, http://www.setimes.com/cocoon/setimes/xhtml/en_GB/
features/setimes/ features/ 2008/06/30/feature-01, (04.08.2012).
Judah, Tim: Kosovo: War and Revenge, Yale University Press, New Haven, London 2002.
Oğuz, Özgür; Yıldırım, Korhan: “Balkanların gizlisi saklısı”, Detay, Sayı 31, İstanbul 2001.
Savran, Sungur: Avrasya Savaşları: Körfez’den Afganistan’a Yeni Dünya Düzeninin
Kuruluşu, Belge Yayınları, İstanbul 2001.
Sönmezoğlu, Faruk: Uluslararası Politika ve Dış Politika Analizi, Filiz Kitabevi, İstanbul
1995.
153
Travers, David: “The UN: Squaring the Circle”, The Kosovo Crisis: The last American war in
Europe?, Ed. Tony Weymouth, Stanley Henig, Reuters, London 2001.
Williams, Christopher: “Kosovo: A Fuse for the Lighting”, The Kosovo Crisis: The last
American war in Europe?, Ed. Tony Weymouth, Stanley Henig, Reuters, London 2001.
Woodward, Susan L.: “The West and International Organizations”, Yugoslavia and After: A
Study in Fragmentation, Despair and Rebirth, Ed. David A. Dyker, Ivan Vejvoda, Longman,
London 1996.
http://en.wikipedia.org/wiki/International_recognition_of_Kosovo , (17.03.2014).
http://en.wikipedia.org/wiki/Kosovo_Liberation_Army, (31.07.2013).
http://en.wikipedia.org/wiki/Kosovo_War, (02.08.2013).
http://en.wikipedia.org/wiki/Rambouillet_Agreement, (02.08.2013).
http://en.wikipedia.org/wiki/Slobodan_Milo%C5%A1evi%C4%87, (05.09.2013).
http://www.balkanpeace.org/index.php?index=/content/balkans/kosovo_metohija/articles/kam
01.incl, (31.07.2012).
http://www.haberakademi.net/haberyaz.asp?hbr=6209, (30.07.2012).
http://www.mfa-ks.net/?page=2,33 , (17.03.2014).
http://www.milligazete.com.tr/makale/kosovada-cosku-ve-sevinc-sirbistanda-ofke-ve-kin101071.htm, (30.07.2012).
154