close

Enter

Log in using OpenID

29 S e y d işe h ir A n a d o lu İma m H a tip L ise si C e m re 2 0 1 4

embedDownload
Hemen hemen her insan hayatının belli bir döneminde sınav kaygısı
yaşamış ya da heyecan duyduğu önemli
anlar olmuştur. Yani bu anormal veya
sadece sizin yaşadığınız bir durum değil. Bakalım neymiş bu sınav kaygısı:
Sınav kaygısı, öncesinde öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili bir
biçimde kullanılmasına engel olan ve
başarının düşmesine yol açan yoğun
kaygı olarak tanımlanır.
Tanımda da olduğu gibi sınav
kaygısı olumsuz bir durum ve bu durumun yarardan çok zarar verdiği bilinmektedir. Peki, sınav kaygısı neyle ilişkilidir? Bireyin sınava yüklediği anlam,
sınavla ilgili zihinde oluşturulan imaj,
sınav sonrası duruma ilişkin atıflar ve
sınav sonrası elde edilecek kazanımlara
verilen önem…sınav kaygısı oluşumu
üzerinde etkilidir.
Sınav kaygısı yaşadığımızı nasıl
anlarız? Başarımızda belirgin bir düşüş,
ders çalışmayı erteleme, sınav hakkında
yorumda bulunmama, dikkat dağınıklığı, odaklanamama, uyku düzensizliği,
mutsuz ruh hali ve çok çalışmaya karşılık performans düşüklüğü, sınav kaygısının varlığını gösterir. Peki, bununla
nasıl başa çıkabiliriz?
Sevgili öğrenciler, 1999 yılında
üniversite sınavına girdiğimde sınav
kaygısını çok yoğun yaşayan bir öğrenciydim. Öyle bir kaygıydı ki sanırım o
Ders çalışmaya ayırdığım
vakit kadar aslında kaygıya da vakit
ayırdığımı anladım. Ve geçen yıllar
içinde öğrencilerimle yaptığım görüşmelerde, seminerlerde hep bu konuya
değinmişimdir. Eğer kaygı kıvamında
olursa sınav netlerimiz veya başarımız
katlanarak artar. Bu yüzden ne az ne
fazla… Başarı için gerekli olan kaygı
miktarı, ders çalışmamızı sağlayacak
kadar olan kaygı miktarıdır.
Ve sınav kaygısıyla baş etme
yollarından biri de kişinin şu cümleleri
bilinçli olarak ifade edebilmesidir:
“Yapmam gereken nedir, yapabildiğimin en iyisini yapabilir miyim, olabilecek en kötü şey nedir, dünyanın sonu
değil, telafisi var, bunda başarısız olmam her zaman başarısız olacağım
anlamına gelmez. Yeterli zamanımın
olmadığı doğru, ancak olan zamanımı
en etkili şekilde nasıl kullanabilirim?
Tüm kaynakları çalışmasam bile, önemli bölümlere öncelik vererek sınava
hazırlanabilirim, hiç olmazsa bu bölümlerden puan kazanabilirim. Başarırsam
hayatımın önemli bir dönüm noktasını
aşacağım, başarısız olmam tembel ve
beceriksiz olduğumu göstermez, daha
fazla çalışman gerektiği anlamına gelir.”
Nefes alma egzersizleri, gevşeme egzersizleri, dikkatini başka noktaya
odaklama gibi teknikler de işe yarayacaktır. Bu yapacaklarımız kaygıyı bastırmak için değil onu kabul etmek, ta-
nımlamak ve ondan faydalanmak amacını taşımalıdır.
Sınav kaygısının birçok nedeni
var. Bu nedenlerden biri de kaygıya
sürekli dikkatini vermektir. Kendinizi
dinlemek, kaygınızı arttırabilir. Kendinizi dinledikçe duyacağınız ses, kaygının sesi olacaktır. Sınav esnasında kaygı
yaşayacağınızda, panik yaptığınızda ve
kaygının sizi olumsuz olarak etkileyeceğini yoğun olarak düşündüğünüzde bir
kısır döngüye girmiş olursunuz.
Şöyle ki sınava giriyorsunuz,
sınav kâğıdı önünüze geldi. Kaygınızı
fark etmeye başladınız. Bu kaygıyı yaşamamanız gerektiğini düşündüğünüz
halde kaygı yaşamaya başladınız. Bir
panik hali yaşadığınızda geçmişte düştüğünüz benzer durumlardaki başarısızlıklarınız aklınıza gelebilir. “Eyvah!
Ben benzer durumu önceden de yaşamıştım ve başarısız olmuştum. Yine
başarısız olacağım.” şeklinde düşünmeye başladığınızda kaygınızı arttırmış
olacaksınız. Sınav kâğıdı önünüze geldiğinde böyle düşünmek yerine şöyle de
düşünebilirsiniz:“Yeteri kadar çalıştım,
elimden geleni yaptım. Bu kaygı olması
gerektiği kadar!” diyeceğiz ve sınava
odaklanacağız.
Unutmamalıyız ki kaygıyı hayatımızdan çıkarabilmek mümkün değil.
Fakat kıvamında bir kaygı, hem sınavlarda hem de hayatımızın her alanında
bize keyif verir, tuz ve biber gibi. Tüm
öğrencilerime ve okuyucularıma başarılı, daha da önemlisi mutlu bir gelecek
diliyorum.
Yasemin ÇELİK
Psk. Danışman ve Rehber Öğretmen
Cemre
Bu köşede siz öğrencilerimizin en çok sıkıntı duyduğu, sizleri yoran, nasıl baş edeceğinize bir türlü karar
veremediğiniz sınav kaygısından bahsetmek istiyorum.
stresi şimdiye kadar bir daha yaşamadım. Bu kaygı vücudumda da sinyaller
vermişti. Uykusuzluk, iştahsızlık, mide
krampları ve kel olabilecek kadar saç
dökülmesi. Bu kaygıyla birlikte sınava
girdim. Sınav sonunda, daha sınav salonunun kapısından çıkar çıkmaz söylediğim ilk cümle şu oldu: “Bu kadar kaygıya ne gerek varmış!”
Seydişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi
KAYGININ DA
HAYIRLISI!
2014
29
30
ÖLÜMLE YAŞAM ARASINDAKİ
İNCE ÇİZGİ
Seydişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi
Cemre
2014
Günlerden pazar… Babam: “Pikniğe gideceğiz, hazırlanın!” demişti. O günlerde çok sıkıldığım için bu habere çok sevinmiştim. Hazırlandıktan sonra dayımlar bizi almaya geldiler. Nereye gideceğimizi çok merak ediyordum; çünkü babam nereye gideceğimizi söylememişti. Bir
heyecanla arabaya bindim. Nereye gideceğimizi anneme sorduğumda o da bilmediğini söyledi;
hâlbuki biliyordu nereye gideceğimizi.
Biraz ilerledikten sonra karşılaştığımız mavi ışıltıyı görünce anlamıştım nereye geldiğimizi. Antalya’nın o efsanevi güzelliğinin en nadide kısımlarından olan, yeşille mavinin buluştuğu eşsiz bir sahil kenarındaydık. Çok sevinmiş, mutluluktan deliye dönmüştüm. Dayımla suyun
kenarında biraz gezdik, gerçekten çok güzel ve büyüleyici bir yerdi, insana huzur verip dinlendiriyordu.
Dayım, kardeşim ve kuzenlerimle birlikte çevreyi şöyle bir gezdikten sonra annemlerin
yanına geri döndük. Annemler ise kahvaltı için bir şeyler hazırlamışlar, bizi bekliyorlarmış. Akdeniz manzarası eşliğinde yaptığımız leziz bir kahvaltının ardından topu alıp voleybol oynamaya başladık. Voleyboldu, yakar toptu derken zaman su gibi akıp geçti. Top oynamayı bırakıp
kardeşim Gamze ile suyun kenarında yürümeye başladık. Kuzenlerimiz ise çoktan suya girmiş,
denizin tadını çıkarıyorlardı.
Önce suya girmek istemedik ama sonra dayanamayıp biz de suya girdik. Dayım karşıdan
bize: “Sağ tarafa doğru gitmeyin, orası derin olabilir!” diye seslendi. Tamam dayı, demeye kalmadan ne olduğunu anlayamadım ve bir anda kendimi dipsiz bir kuyuda gibi hissettim, ayaklarımın yerle teması kesilmişti. O anda ölümle aramızdaki mesafenin ne kadar ince bir çizgi olduğunu anladım, bembeyaz köpükler arasında çırpınırken kısacık ömrüm gözümün önünden geçti
sanki… Arada bir başım suyun dışına çıkıyor, sadece o kısa anda alabildiğim nefesle dayanmaya çalışıyordum. Bağırarak imdat çığlıkları atmak isterken ağzıma tuzlu deniz suyu doluyor, “
derinden derine :“Dilek, Dilek, Dilek boğuluyor!” seslerini duyuyordum. Artık çırpınmaktan
vazgeçip kaderime teslim oldum.
Gözlerimi açtığımda kolumda bir serum, başımda da bir hemşire abla vardı. “Uyandı,
uyandı, Dilek uyandı!” diye seslenince etrafımı, bizimkilerin yani piknik ekibinin heyecanlı bakışları sardı. Uyanmam onları çok sevindirmişti, tabi ki bir o kadar da öfkelenmişlerdi. Özellikle
de dayım; benim uyarılarımı neden dikkate almadınız diye kızar gibi bakıyordu ama bilirim
onu… Çok merhametlidir, bizi bizden daha çok sever.
Dayım ve kuzenlerim başımdan geçenleri heyecanlı heyecanlı anlatırlarken ben hala ne
olup bittiğini anlamaya, olayın etkisinden kurtulmaya çalışıyordum. Tamamen kendime geldiğimde ise iki şeyi çok iyi anladım: Bir, ölümle yaşam arasındaki çizgi çok incedir. İki, yaşadığımız bazı acılar, ailemizin bizi ne kadar çok sevdiğini bir kez daha gösterir.
Dilek KOCAGÖZ
A-11-A
Cemre
2014
O gün muhteşem bir Alanya gezisi bizi bekliyordu.
Sabahın ilk ışıklarında, güneş ta tepede yerini almış ve ışıklarındaki canlılıkla bizlere yine her zamanki gibi: “Günaydın!” diyordu. Kuşların cıvıltısı
erken vakitlerde kulağıma işliyor, bu da benim heyecanımı daha da artırmaya yetiyordu. Yola koyulmuştuk. Yolda bize eşlik eden eşsiz manzaralar
beni benden almıştı. Dikili çam ağaçları adeta bizi
selamlıyordu. Yerinden hiç kalkmayan taşlar, onlar
bile selam veriyordu oturduğu yerden sanki bu
harika manzaranın büyüleyici güzelliği onlara da
bir canlılık kazandırmış gibiydi.
Uyanmak istenmeyen harika bir rüyadan
uyanır gibi, yıllar sonra karşılaşılan bir dosttan ayrılır gibi ayrılıyorduk bu cennet mekan Alanya’dan.
Gün batarken uzaklarda, ressamın resmine
bakarken aldığı haz nasılsa biz de aynı hazzı alarak
bakıyor ve bir kez daha Sani-i Zülcelal’in şaşırtıcı
sanatları karşısında hayrette kalıyorduk.
Ne mutlu bize ve ne mutlu bu zevki keşfedebilenlere…Sağlıcakla...
Mümine KIRKAN
A-11-A
Ve bu duygularla sonunda Alanya’ya geldik.
Bambaşka güzellikler bizi bekliyordu. Otobüsten
indiğimizde, o denizin mis kokusu ve o masmavi
görüntüsü gözlerimi kamaştırmış; o dalgaların
dinlendiren sesi kulağıma bir ninni gibi gelmişti.
Deniz manzaralı bir bahar kahvaltısından sonra
sıra tekne turu yapmaya karar vermiştik. Tekne
bize, bir bebeğin beşikte sallanırken aldığı mutluluğu veriyordu. İnsanların uzaktan bakıp da deniz
diye geçiştirdiği o mavi rüya, o kadar anlamlar ifade ediyordu ki: huzur, mutluluk, dinginlik… gibi
daha nicesi. Denizin en az kendisi kadar latif olan
esintisi de tenimize işlemeye başlamıştı.
31
Seydişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi
CENNETTEN BİR KÖŞE
ALANYA
İşte o kale! O kalenin tam karşısındaydık. Kayaların
ve çam ağaçlarının selamladığı gibi bizi selamlıyor
gibiydi. Sonra bu harikulade kaleye bir de yakından bakmak istedik. Kalenin içine girip burçlara
çıktığımızda gördüğümüz manzaranın tarifi mümkün değil ama ancak şöyle ifade edebilirim: Kaleden bakıldığında denizdeki dalga dalga yeşillikler
ve mavilikler, oradan bile görülebilen balıkların
sudaki dansı, uzaklarda ucu gökyüzü ile birleşen
maviliğin derinliği, dağların arasında yerini alarak
bizi uğurlamaya hazırlanan akşam güneşi ve daha
nice güzellikler… Alanya’nın muhteşem görüntüsü
cennetten bir köşe…
Seydişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi
Cemre
2014
32
Dombra, Orta Asya ülkelerinin ve Kazak Türklerinin iki telli, parmakla çalınan yaygın bir halk
çalgısıdır. Nogay Türkleri tarafından da yoğun olarak kullanılır.
Dombra türleri bölgelere göre farklılık gösterir. Geleneksel olarak telleri liften yapılır fakat modern
dombralar genellikle misinadan yapılmaktadır. Gövdesi ahşaptır. Tek parçadan sapı ve gövdesi yapılır.
Çalınırken genellikle gövdesine vurularak ritimler elde edilir. Abay ve Cambıl dombrası olmak üzere iki
çeşit dombra vardır.
Dombranın diğer adı dutardır.
Dombra şarkısı Nogay Türklerine aittir ve Cengiz Han Marşı olarak da bilinir. Göktürklerin savaş
marşıdır.
Halk arasında bu çalgıdan atalarının kalbinin sesini, gönül şarkısını dinledikleri inancı yaygındır.
O yüzden Kazakistan’da, duvarında dombra asılı olmayan ev yoktur. Bu çalgının bu kadar yaygın olmasının
en başta gelen nedeni taşınabilir olması, ikinci nedeni ise yapılışının kolay olmasıdır. Bu çalgının uzun ince
sap başından gövde ucuna kadar iki tel gerilmektedir. Gövdesi genellikle Kazak motifleriyle süslenir.
Dombra, Türkiye’de pek bilinmemesine rağmen Tataristan, Kazakistan gibi Türklerin yaşadığı tüm
ülkelerde ve en çok da Özbekistan’da yaygın olarak kullanılır. Bu efsanevi enstrümanın en yaygın hikâyesi
de şöyledir:
Cengiz Han’ın büyük oğlu Joşihan ava çıkar. Yaralı ceylanın peşini kovalarken vefat eder. Oğlundan
habersiz kalan Cengiz Han onun öldüğünü sezerek “Kim bana bu acı haberi getirirse onun boğazına kurşun
dökeceğim!”der. Cengiz Han’ın sertliğinden korkan vezirleri, haber vermeye cesaret edemezler. Buna daha
da sinirlenen, acısını dindiremeyen Cengiz Han tüm kahrını, hıncını halktan çıkarmaya başlar ve halka
zulmeder.
Kerbuğa, bu kadar ağır cefalara maruz kalan halkı bu ıstıraptan kurtarmak ümidiyle Küyşi Han’ın
huzuruna gelir, bütün bildiklerini anlatması istenir. Kerbuğa da: “Bildiklerimi ben değil iki tellim anlatsın!”
der ve “Aksak Ceylan” adlı şiirini yazar, bu yazdıklarını da dombrasıyla Cengiz Han’a anlatır. Han’ın
katılığını, acımasızlığını, halkın çektiği ağır işkenceleri, avcılık hayatını ve Joşihan’ın ölümünü dile getirir.
Dombra sazım estgen ataylar
Manesine est bergen anaylar
Estgenine oy berip
Yüreklere ses berip
Köz yastı kızganmaslar
Ey dombra, Ey dombra
(Dombra sazımı işiten babalar)
(Manasına kulak veren analar )
(İşittiğine akıl yorarak)
(Yürekleri titreyerek)
(Göz yaşlarını esirgemezler)
Nogaydın kaygı sansız kününde
Batirler yukmadan künüde
Yüreklerin kötergen
Sagıslarda küş bergen
Köptü körgen dombra
Ey dombra, Ey dombra
(Nogayların derdi sayısız her gününde)
(Yiğitlerin uyumadığı günlerde)
(Yüreklerini cesaretlendiren )
(Savaşlarda güç veren )
(Görüp geçirmiş dombra)
Kırgızistan’da herkes dombra çalmayı bilmektedir, hemen hemen herkesin evinde bir dombra, her
mahallede bir dombra kursu vardır.
Ülkemizde ise dombranın pek bilinmediğini belirtmiştik ancak son yerel seçimlerde bazı siyasi
partilerin dombrayı seçim müziği olarak kendilerine uyarlamaları; bu efsanevi çalgının, müziğinin ve
sözlerinin araştırılıp incelenmesine hizmet etmiştir.
Hatta kimi üniversitelerimiz, dombrayı merak eden ve kursunu almak isteyen öğrenciler için dombra
ithalatına bile başladı. İyi bir dombranın 1500-2000 doları bulduğunu belirten akademisyenler, bu maliyeti
150-200 dolara düşürmenin yolunu da buldular. Kayın ağacının yaklaşık sekiz ay suda bekletilmesi ve iki ay
kurutulması sonucunda yapımına başlanabildiği için patlayan ihtiyaca cevap veremeyeceklerini ifade eden
dombra üreticileri; daha ucuz malzemeden, kısa sürede daha fazla üretilebilen ve tabii ki daha dayanıksız
dombralar üretilebileceklerini ifade ettiler. Gençlerimiz böylece yeni dombralarla tanışma fırsatı bulacaklar.
Bize ait olan bir değeri yeniden keşfetmenin mutluluğuyla… Nice güzel günlere...
BEYZA NUR KURAĞ
A-11/A
Cemre
(Kara kış köyüme gelende)
(Lapa lapa kar yere düşende )
(Dombramı alırım )
(Yürek sazımı çalarım )
(Kaygılarımı hiç söylenmem )
Seydişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi
Kara kıs avulumda kelgende
Kültüldegen kar yerge tüsgende
Dombramdı alarman
Yürek sazım çalarman
Kaygırgandı eş aytbam
33
2014
Bunların hepsini çok iyi anlayan Cengiz Han Kerbuğa’nın boğazına kurşun dökülmesini emreder.
Fakat Kerbuğa acı gerçeklerin kendisinin ağzından değil dombrasının ağzından çıktığını söyler. Böylece
kurşun dombranın gövdesine dökülür ve dombranın birkaç teli kopar, eskiden altı telli olan dombra bugünkü
iki telli halini alır. Dombra efsanesinin sözleri ise şu şekildedir;
34
Kim bilir ne zaman geldin dünyaya,
Hangi yıl, hangi gün ve hangi ayda,
Bazen yaya bazen hayvan sırtında,
Bir ömür tükettin fani dünyada.
BİR ÖMÜR TÜKETTİN
FANİ DÜNYADA…
Büyüyüp yetiştin dağda bayırda ,
Kaç kuzu otlattın hangi çayırda,
Bulundunsa eğer birkaç hayırda,
Bir ömür tükettin fani dünyada.
Seydişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi
Cemre
2014
Bir gün evlendin ya, bilmem sevdin mi?
Acaba rahat edip bir gün gördün mü?
Açılan yaranı kendin sardın mı?
Bir ömür tükettin fani dünyada.
Evlat yetiştirdin ne zorluklarla,
Bazen yaz gününde bazen de kışta,
Dön de bak arkana bir son bakışla,
Bir ömür tükettin fani dünyada.
Rabbime bağlıydın gönül bağıyla,
Kendin kavrulurdun kendi yağında,
Rahatsız etmezdin kimseyi asla,
Bir ömür tükettin fani dünyada.
Bayramlarda dört gözle beklerdin bizi,
Derdin hep, bir daha göremem sizi,
Sever unutmazdın hiç birimizi,
Bir ömür tükettin fani dünyada.
Bize güzel güzel mani söylerdin,
Başını sorunca hep on beş derdin,
Helvayı lokumu ne çok severdin,
Bir ömür tükettin fani dünyada.
Bu son haberin bizi üzdü derinden,
Biliyorum, zor kalkardın yerinden,
Mekânın cennet olsun en güzelinden,
Bir ömür tükettin fani dünyada.
Domates ekerdin damın ucuna,
Kınalar yakardın o ak saçına,
Anacağız seni hep hayır duayla,
Bir ömür tükettin fani dünyada.
Doksan altı yıllık bir çınar daha,
Kapandı gözleri, açmaz bir daha,
Ruhuna okuyalım gelin Fatiha
Bir ömür tükettin fani dünyada…
Ahmet Enes DOĞAN
A/9-D
BENLİĞİMİZİ KORUYALIM!
Şu bir gerçek ki senide herkes sevmeyecek beni de… Birilerinin bizi sevmesi veya sayması için davranışlarımızı değiştirmemeliyiz. Kimsek onun gibi olmalıyız. Çünkü hayat
başkası olmak için çok kısa. Etrafımıza kendimizi sevdirmek için benliğimizden taviz vererek yavaş yavaş başkalarına benzer ve artık bir birey olmaktan çıkarız. Rabbim
hepimize akıl vermiş. Her insanda olduğu gibi bir birey
olarak bizde de olayları çözecek, içimizdeki beni yönlendirebilecek bir akıl mevcuttur. Neden bu
akla mantığa göre hareket etmek yerine başkalarının fikir ve düşüncelerine göre hareket edelim ki?
Kendimiz olduğumuzda çevremizdekiler
dağılıyorsa sorun bizde değil benliğimizi hazmedemeyen insanlardadır. Kimse için değişmek, fikirlerimizi değiştirmek zorunda değiliz. Zaten herkesin bir birey olma gerçeği farklı karakterlere sahip olmamızdan kaynaklanmıyor mu?
Bu dünyada herkes aynı şeyleri düşünüp aynı şeyleri yapsaydı robotlardan hiçbir farkımız
kalmazdı. Birbirimizden farkımız olmasaydı birey olmanın da manası kalmazdı. Âşık Veysel’in de
dediği gibi: “Koyun kurt ile gezerdi / Fikir başka başk’olmasa!” Bunun için kimse gibi yaşamak zorunda değiliz.
Tabii ki kendi benliğimizi oluşturalım derken yanlış fikirlerin ve karakterlerin kölesi olmamalı, her an istikamet
üzere yaşamalıyız. Kişisel hayatında bu istikameti yakalayamayanlar maalesef dünyanın türlü türlü fırtınalarında savrulup kaybolmuşlardır.
Haa illa da birine benzemek istiyorsak bunun en güzel
örneği Hz. Muhammed Mustafa’dır(SAV). Birini örnek
alacaksak onu almalıyız, başkalarını değil… İstikamet ve
ideallere ancak onun gösterdiği yolla gidilir. Evet, meydan bizim, bakalım herkesin birilerini taklit ettiği dünyada sadece o kutlu Nebi’yi taklit ederek kendin olma cesaretini gösterebilecek misin?
Zekiye ERKAN
A/11-A
Seydişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi
Cemre
Her insan kendi düşüncesini doğru zanneder. Başkalarının doğrularını yaşamak yerine kendi yanlışlarımızla yaşamaya ve bu yanlışlardan hareketle doğruyu bulmaya çalışmalıyız. Hayat bizim hayatımız ve başkalarının fikirlerine göre yaşadığımızda doğruların da yanlışların da bedelini
fikrin sahibi değil biz öderiz. Yalnız kalma pahasına dahi olsa kendimiz olma cesaretini göstermeliyiz.
35
2014
Benlik bir insanı o kişi yapan özelliklerin tümüdür. Sen ve
ben ne kadar farklı isek benliklerimiz de o kadar farklıdır.
Her insan kendi benliğiyle tanınmak ve yaşamak ister. Bu
durum kimi insanlarda çözümü zor sorunlara yol açabilir.
Çağımızın en büyük hastalıklarından biri de budur: kimlik
problemi.
36
2014
F.MEHMET HATİPOĞLU
İSMAİL TATLI
OKUL MÜDÜRÜ
MÜDÜR BAŞYARDIMCISI
MUSTAFA YİĞİT
MÜDÜR YARDIMCISI
Seydişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi
Cemre
MEHMET KARAKUŞAK
MÜDÜR YARDIMCISI
OSMAN ÇUKURBAŞI
MÜDÜR YARDIMCISI
SAFFET UYAR
MÜDÜR YARDIMCISI
AHMET UYSAL
MESLEK DERSLERİ
ALİ DEMİREL
MESLEK DERSLERİ
ALİ MENEVİŞ
MATEMATİK
ALİ OSMAN SARI
TARİH
ALİ ÖKSÜZ
MESLEK DERSLERİ
ARİFE ÜNAL
MATEMATİK
CELAL ÇELİK
MESLEK DERSLERİ
DURMUŞ TAŞKIRAN
EDEBİYAT
EBUBEKİR KARAKUŞ
MESLEK DERSLERİ
ERHAN AKYILDIZ
MATEMATİK
FATİH FEVZİ ÖZÇELİK
MATEMATİK
FATMA ALTUN
İNGİLİZCE
FETHULLAH TOSUN
FELSEFE
H.MUSTAFA YILMAZ
İNGİLİZCE
HATİCE ARSLAN
COĞRAFYA
İBRAHİM AVCU
MESLEK DERSLERİ
LEVENT ÜLKER
EDEBİYAT
MEHMET KACAROĞLU
TARİH
METİN TIĞLI
BEDEN EĞİTİMİ
MUAMMER SERT
MESLEK DERSLERİ
MURAT GÜLHAN
İNGİLİZCE
MURAT USLULAR
İNGİLİZCE
MUSA KÖSE
TARİH
MUSTAFA AVCU
MESLEK DERSLERİ
NECLA REÇBER
MESLEK DERSLERİ
NİHAT ALTUNBAŞ COĞRAFYA
NURETTİN BULUT
FİZİK
NURİ ATALAY
BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ
ÖMER TAŞÇI MESLEK
DERSLERİ
RAHMİ ÇINAR
COĞRAFYA
RAMAZAN DOĞAN
MESLEK DERSLERİ
AYŞE NUR ARAN EDEBİYAT
EMİNE CENGİZHAN
MATEMATİK
SÜMEYRA KOÇ
BİYOLOJİ
ŞERAFETTİN HOROZ
EDEBİYAT
TAHİR ARI
EDEBİYAT
YASEMİN ÇELİK
PSK. D. VE REHBERLİK
ZEYNEP KOÇ
MATEMATİK
ALİ HARMANCI
TEKNİK PERSONEL
BİLAL YAVUZ
TEKNİK PERSONEL
İSMAİL KARABAYIR
MEMUR
MUSTAFA CEYLAN
TEKNİK PERSONEL
NECMİ ARABACI
MEMUR
OSMAN YÜKSEL
TEKNİK PERSONEL
MEVLÜT ŞİRİN
TEKNİK PERSONEL
Seydişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi
Cemre
MERYEM BİCAN
MESLEK DERSLERİ
2014
37
38
ÖĞRETMENLER ODASI
OKULUMUZ
YURDUMUZ
KAMELYA
BAHÇE
BİLGİSAYAR SALONU
BİLARDO MASALARI
LABORATUVAR
KÜTÜPHANE
Seydişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi
Cemre
2014
YURT MÜDÜRÜMÜZ
39
OKUL KORİDORLARI
YURT LAVOBOLARI
YURT MESCİDİ
YURT DİNLENME SALONU
YURT GİRİŞİ
YEMEKHANE
YEMEKHANE
BİLGİSAYAR SALONU
ÖĞRENCİ ODALARI
Seydişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi
Cemre
2014
YURT KORİDORLARI
ÇANAKKALE GEZİSİ
ÇANAKKALE GEZİSİ
GEZİ-N.ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ
MEVLANA GEZİSİ
ŞİİR DİNLETİSİ
18 MART PROGRAMI
BAŞKANLIK SEÇİMİ
GEZİ-N.ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ
MESLEKİ TATBİKAT
AŞURE DAĞITIMI
KUTLU DOĞUM HAFTASI
KUTLU DOĞUM HAFTASI
VELİ TOPLANTISI
ANTALYA GEZİSİ
KUTLU DOĞUM HAFTASI
18 MART ORATORYOSU
KONYA GEZİSİ
MEVLANA GEZİSİ
Seydişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi
Cemre
2014
40
MEZUNİYET YEMEĞİ
TİYATRO GÖSTERİSİ
ISPARTA-MEZUNİYET GEZİSİ
MEZUNİYET YEMEĞİ
ISPARTA-MEZUNİYET GEZİSİ
KAPADOKYA GEZİSİ
KAPADOKYA GEZİSİ
KAPADOKYA GEZİSİ
SATRANÇ TURNUVASI
TİYATRO GÖSTERİSİ
SATRANÇ TURNUVASI
KUTLU DOĞUM HAFTASI
İL-KURAN OKUMA YARIŞMASI
ŞİİR DİNLETİSİ
İL-EZAN OKUMA YARIŞMASI
Seydişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi
Cemre
HUTBE YARIŞMASI-İL İKİNCİLİĞİ
2014
41
EBCET VEYA CİFİR HESABI
42
Kur ’an-ı Kerim daha nazil olmadan harflere rakam değeri verilerek tarih yazılır ve hadiseler kaydedilirdi. Arap, Fars ve Türk edebiyatında hadiselerin tarihleri ebcet hesabı ya da cifir hesabı denilen bir hesap ile yazılırdı. Birçok savaş, zafer, büyüklerin doğum ve ölüm tarihi, yüksek mevkilere
geçiş; cami, köprü, çeşme yapılış ve açılış tarihleri bu hesaba uyularak mısralarla ifade edilirdi. O
mısralardaki harflere belirli kurallara göre sayısal değerler verilip toplandığında, o önemli olayın
tarihi ortaya çıkardı.
2014
Bir zaman Beni İsrail âlimlerinden bir kısmı huzur-u Peygamberi’de surelerin başlarındaki bazı
mukataat-ı hurufiyeyi işittikleri vakit, hesab-ı cifir ile dediler: “Ya Muhammed! Senin ümmetinin
müddeti azdır.” Hz. Resul-ü Ekrem (SAV) onlara mukabil dedi: “Az değil!” sair surelerin başlarındaki mukattaatı okudu ve ferman etti: “Daha var.” Onlar sustular.
Seydişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi
“Bu hesap geleneğinin Kuran’la münasebeti nedir?” diye bir soru sorulacak olursa şunu belirtmek
gerekir: İmam-ı Buhari Tarihi’nde Ebi Aliye İbn-i Cerir ve İbn-i Hatem’den nakledilen ve Kadı
Beyzavi Tefsiri’nde de bahsi geçen aşağıdaki rivayet, ebcet hesabının Kuran-ı Kerim ile olan şüphesiz alakasını ispat etmektedir:
Cemre
Örneğin, Fatih Sultan Mehmet’in, fetihten önce yaptırmış olduğu bir cami için söylendiği zikredilen Arapça “Câmiun zîde umru men amereh.” (Bir cami ki yaptıranının ömrü ziyade olsun.) mısraı caminin yapım tarihi olan Hicri 850, Miladi 1446 tarihine denk düşmektedir.
İşte bu ebcet hesabına göre harflere sayı değerleri verilerek kalp gözü açık evliya ve allameler,
ehl-i sünnet ve cemaat ashabı birçok müellif, Kur’an-ı Kerim’den, ayet ve hadis-i şeriflerden de
bazı manalar çıkarmışlardır. Ebcet hesabının Kuran’a tatbikinden çıkan şudur ki: Kuran’ın her
kelimesi ve kelimelerdeki her harf bile Allah’ın ilim ve iradesiyle ve belli maksatlarla seçilmiştir.
Her harfin bile yerine göre çok özel bir anlamı ve görevi vardır.
Ancak unutulmamalıdır ki ebcet başlı başına bir ilimdir ve her önüne gelen kişi bir ayet ve hadisten kendince bir anlam çıkaramaz. Bu konuyu akıllarda biraz daha somutlaştırmak için bir örnek
üzerinde inceleyelim. Mesela: Elmalı Tefsiri sh.3956’da, Molla Cami Merhum’dan şu tarihi
nakil vardır:
“Kur’an-ı Kerim’in 34. sure, 15. ayetinde ‘Beldetün Tayyibetün’ (İyi bir beldedir.) ifadesi ile İstanbul kastedilmiştir ve İstanbul’un fetih tarihi bu cümlenin ebcedi ile haber verilmiştir, diye gösteriliyor. Bu cümledeki harfleri Ebcet tablosundaki değerlere göre topladığımızda sonucun 857 olduğunu
görüyoruz. (2+30+4+400+9+10+2+400=857) Hicri olarak 857 tarihi, İstanbul’un Sultan Fatih Mehmet Hazretleri zamanında Miladi 1453 tarihinde fethine denk gelmektedir.”
43
Ahmet
Ali
Fatih
Hasan
Hüseyin
İlyas
Levent
Murat
Numan
Ömer
Ayşe
El-Mucîb
El-Aliyy
El-Fettah
Kaviyy
El-Latif
El-Adl
El-Melik
El-Kebir
Malike'l-Mülk
Er-Rezzak
Et Tevvab
Fatma
Arife
Bahar
Reyhan
Arzu
Merve
Meryem
Tuğba
Esra
Es-Samed
Er-Rafi
El-Muksit
El-Kerim
El-Bari
En-Nûr
Er-Rauf
El-Azim
El-Kerim
“Yaş ve kuru ne varsa Kuran’da vardır.” ayetinden anlaşıldığı üzere burada bahsi geçen veya
geçmeyen her şey Kuran’da vardır ama görecek göz ve anlayacak ilim gerekiyor. Matematik, fizik,
coğrafya, yabancı dil gibi sıradan bir ilim için bile yıllarımızı vermemize rağmen daha öğrenilecek
çok şey var dediğimizi düşünecek olursak; ayet, hadis, tefsir, ebcet gibi ilimler için de belli bir
eğitimin şart olduğunu kabul etmemiz gerekir.
Cenab-ı Hak sizi ve bizi sırat-ı müstakimden ayırmasın!
Enes KÜÇÜKERGUN
11-B
KAYNAKÇA:
Prof. İsmail YAKIT: Türk-İslam Kültüründe Ebced Hesabı
ve Tarih Düşürme
Abdullah YEĞİN:
Osmanlıca-Türkçe Yeni Lügat
Dr. Arif ARSLAN:
Esma Zikri
Cemre
Bir kişinin kendi isminin ebcet değerini bulabilmesi için yapması gereken şeyler sırasıyla şunlardır:
İsminizin Arapça yazılışını öğrenin. İsminizin her harfine tablodaki sayı değerlerini yerleştirin.
Bu sayıları toplayın. İşte isminizin ebcet değerini buldunuz. Şimdi de isminizin ebcet değerinin,
Cenab-ı Hakk’ın isimlerinden hangisinin ebcet değeriyle örtüştüğünü bulun. Bunun için ya Allah’ın
99 isminin ebcet değerlerini tek tek bulacaksınız ya da bu konuda yazılmış eserleri biraz karıştıracaksınız. Sizin için hazırladığım bazı isimler ve bu isimlerin örtüştüğü esma-i hüsna şunlardır:
Seydişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi
Allah’ın her bir isminin sonsuz sırlar taşıdığını anlatan Arif Arslan, bu isimlerin O’na giden birer
kapı mahiyetinde olduğuna vurgu yapıyor: “Bu esmalarla insan kendi isminin enerjisiyle Allah’ın
ismindeki veya en yakınındaki esmanın enerjisiyle bütünleşir veya ona yaklaşır. Bu da o kapıyı
çalma anlamına gelir.”
2014
Dr. Arif Arslan da ‘Esma Zikri’ isimli kitabında, “İsminizin esması ile dua edin.” diye çağrıda
bulunuyor. Esma zikrinde her insanın adının bir ebcet değeri olduğunu ifade eden Dr. Arif Arslan:
“Belli bir miktarda ayet veya esmadan herhangi birini okumak, telefon numaralarıyla istediğimiz
bir kişiye ulaşmak gibidir.” diyor.
9-Kim ki ilimden (yâni ilm-i imânî ve
tahkikîden) bir bâb, bir mes’ele taâllüm ederse, onunla amel etsin etmesin, bir rek’ât
nafile namazdan efdaldir. Eğer öğrenmekle
beraber amel de ederse, yâhut onu başkasına
da öğretirse, o zaman tâ kıyâmete kadar,
onun o büyük sevabı ve onunla amel edenin
sevabı onun olacaktır.
44
10-Kim ki İslâm’ı ihyâ etmek niyetiyle ilimden bir
bâb tahsil ederse, onun derecesiyle peygamberlik derecesi arasında, yalnız bir (derece) kalmış
olur.
Seydişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi
Cemre
2014
11-Bir ilim talebesi ilim tahsil etmekteyken
ölüm ve ecel gelse, vefât etse şehiddir.
12-Ulemâya hürmet ediniz, ikrâm ediniz. Çünkü
ulemâ, Peygamberlerin vârisidir.
1-İlmi öğreniniz. Çünkü onun öğrenilmesi,
Allah’a karşı haşyettir. Talebi ibadettir. Müzakeresi tesbihtir. Ondan bahis ise cihaddır.
2-Bir âlimin yatağına yaslanarak ilmine (kitabına)
bir saat bakması, yetmiş saat ibâdetten
hayırlıdır.
3-İlmin tâlibi (talebesi), Rahman’ın tâlibidir.
İlmin talipçisi, İslâm’ın rüknüdür. Onun ser-ü
mükâfatı, Peygamberlerle beraber verilir.
4-İlim talep etmek, Allah’ın katında nâfile namaz,
oruç, hacdan ve fisebilillah olan cihaddan
efdaldir.
5-İlminden
menfaat
bin abidden hayırlıdır.
görülen
bir
âlim,
6-Bir âdemin bir hikmet kelimesini işitmesi,
duyması, bâzen olur ki, ona bir sene ibâdetten
hayırlı olur ve bir saat ilim müzâkeresi yanında
oturmak, bir köle azad etmekten daha hayırlıdır.
7-Ulemânın
mürekkebiyle
şühedâ
kanı
muvâzene edilse, muhakkak ki Allah yanında,
ulemânın mürekkebi, şühedânın kanından râcih
gelecektir.
8-Bir ilim talebesi, ilim tahsil ederken eceli
gelse, vefât etse, onun derecesiyle enbiyâ derecesi arasında, bir peygamberlik mertebesi kalır.
13-İlmin efdali imân ilmidir. Bu ilimle az olan
amel, ilim ile olduğu için menfâât verir. Fakat
çok amel cehil ile olsa menfââtsizdir.
14-Kur’an’ı öğrenen ve öğreten, içindeki hakaikını
ders veren bilmiş olsunlar ki; kıyâmet gününde
onların cennete girmelerine, sâik ve delil ben olacağım.
15-İlim öğrenmek her Müslüman erkek ve kadın üzerine farzdır.
16-Yalnız şu iki kimseye gıbta edilir:Allah'ın kendisine ihsân ettiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimse; Allah'ın kendisine verdiği ilimle
yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına da
öğreten kimse.
17-İlim, benim ve diğer Peygamberlerin mirasıdır. Kim de bana mirasçı olursa, Cennet’te
benimle beraber olur.
18-Allahü teâlâ, İbrahim Aleyhisselam’a: "Ben
ilim sahibiyim, ilim sahiplerini severim." buyurdu.
19-İşlenen bir günah, âlime bir, cahile iki
olarak yazılır. Âlim, günahı için azap olunur.
Cahil ise hem günahı, hem de öğrenmediği için
azap olunur.
20-En güzel hediye, hikmetli bir sözü iyice
anlayıp, din kardeşine anlatmaktır.
SADAKA RASULULLAH
FİMAKAL EVKEMAKAL
Hazırlayan: Ercan Çekici 11-B
ABD meclisindeki padişah kimdir?
ABD Temsilciler Meclisi’nin salonunun duvarlarında dünyaya ün salmış kanun koyucularından
23 tanesinin mermerden yapılmış kabartma portresi asılıdır. Bunlardan biri de ünlü heykeltıraş
Joseph Kiselewski tarafından yapılan Kanuni Sultan Süleyman portresidir.
45
Herkül’e benzeyen padişah kimdi?
4. Murat bedensel olarak olağanüstü güçlü bir adamdı. Çok iyi silah kullanır, iyi dövüşür,
bir ok atışta kalkanı delerdi. Yanında bulunan silahtar Musa Paşa’yı zaman zaman sağ eliyle
kuşağından yakalayarak havaya kaldırır, bir müddet dolaştırdıktan sonra tekrar yere indirirdi.
nerede
kime
yapıldı?
Kaşıkçı Elması nasıl bulundu?
Osmanlı hazinesinin meşhur “Kaşıkçı Elması” IV. Mehmet zamanında fakir bir adam
tarafından İstanbul Yenikapı’da bir çömleğin içinde bulundu. Adam Elmas'ı iki tahta kaşık
karşılığı bir kaşıkçıya devretti. Kaşıkçı da Elması çok ucuz bir bedele kuyumcuya sattı.
Hadise anlaşılınca Elmas, Sultan IV. Mehmet tarafından hazineye alındı.
Kadınların düğmeleri neden solda?
Düğmelerin kullanılmaya başlandığı ilk zamanlarda, düğmeler hem çabuk kırılabiliyordu hem
de pahalı idi. Zengin kadınlar, elbiselerini ancak hizmetçilerinin yardımı ile giyebiliyorlardı.
Hizmetçiler , hanımlarının düğmelerini, sağ ellerini kullanarak daha hızlı ilikledikleri için
terziler düğmeleri hizmetçilerin sağına, hanımların ise soluna gelecek şekilde diker oldular.
Topkapı Sarayı’ndaki yasak nasıl delindi?
Topkapı Sarayı’nın hazine dairesinden hiçbir şey dışarı çıkamazdı. 2. Abdülhamit, kızı
Ayşe’ye taç yaptırmak için model olarak kullanılmak üzere 3. Mehmet’in muhteşem sorgucunu
saray kâhyasından istedi. Kâhya padişahtan muayyen vadeli bir senet almadan sorgucu
vermedi. Bu tutumdan hoşlanan Abdülhamit, Kâhyaya 100 altın hediye etti. Süresi geldiğinde
sorgucu kâhyaya iade edip vermiş olduğu senedi geri aldı.
45
gün
süren
deprem
nerede
ve
ne
zaman
oldu?
İstanbul’un en korkunç depremlerinden biri 14 Eylül 1509’da yaşandı. Sarsıntılar 45 gün sürüp
ortalığı harabeye çevirirken deniz dalgaları Galata Surları’nı aşarak şehirde bir tufan görüntüsü
meydana getirdi.
Elmastan
yapılan
İstanbul
camii
hangisidir?
Süleymaniye Camii’nin sağdaki küçük minaresi Cevahirli Minare olarak bilinir. Bu minarenin
yapıtaşları arasında elmas madeni de vardır. İran Şahı, Kanuni Sultan Süleyman’a bir çekmece
dolusu elmas yollayarak jest yapmak ister. Elmaslar caminin yapımı sırasında para biterse kullanılması için gönderilmişti. Ancak Sultan Süleyman elmasların parasını karşılayacaklarını
belirtti ve minarenin yapımında kullanılmalarını emretti.
Logaritmayı
kimin
bulduğunu
duymuş
muydunuz?
Logaritmayı ilk kez 1730 – 1790 yılları arası yaşayan bir Türk bilgini olan Gelenbevi İsmail
Efendi bulmuştu. Gelenbevi İsmail Efendi matematikle uğraşırken sayı değerlerini ondalık
bölümlere göre düzenleyip hesapları son derece kolaylaştıran bir sistemi kendiliğinden bulmuş,
ancak bunu pratik bir uygulama sayıp fazla önemsemediğinden kimseye bahsetmemişti.
Bu, Batı’da kullanılan “logaritma” idi.
“Gordion
Düğümü”
ne
demektir
ve
ne
zaman
kullanılır?
Makedonya Kralı Büyük İskender, M.Ö. 333 yılında Anadolu’nun içlerine girerek Frigya’nın
başkenti Gordion’a ulaşır. Kendisine kentin ilk kurucusu Gordios’un arabası gösterilir.
Arabanın boyunduruğu, ucu görülmeyen bir düğümle arabanın okuna bağlanmıştır. İnanışa
göre bu düğümü çözen Asya’nın fatihi olacaktır. Büyük İskender düğümü kılıcıyla keser.
Bugün bu terim, çözümü çok zor olan olaylar için kullanılıyor.
2014
suikast
Cemre
ilk
İttihat ve Terakki’nin son sadrazamı Talat Bey, trenle Ankara’ya giderken Tuzla’yı geçtikten
bir müddet sonra kıyı boyu giden trene birden bire Tuzla açıklarında suyun üstüne çıkan bir
denizaltından ateş açılmış, Talat Bey’e bir şey olmamasına rağmen trenin yola devam edecek
hali kalmamıştı. Suikastın kimler tarafından yapıldığı bulunamamıştı.
Seydişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi
düzenlenen
ilgin
ç
Denizaltıdan
Seydişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi
Cemre
2014
46
Sezai KARAKOÇ
(1933 - …..)
MASAL
Doğuda bir baba vardı
Batı gelmeden önce
Onun oğulları batıya vardı
Birinci oğul batı kapılarında
Büyük törenlerle karşılandı
Sonra onuruna büyük şölen verdiler
Söylevler söylediler babanın onuruna
Gece olup kuştüyü yastıklar arasında
Oğul masmavi şafağın rüyasında
Bir karaltı yavaşça tüy gibi daldı içeri
Öldürdüler onu ve gömdüler
Kimsenin bilmediği bir yere
Baba bunu havanın ansızın
Kabaran gözyaşından anladı
Öcünü alsın diye kardeşini yolladı
İkinci oğul Batı ülkesinde
Gezerken bir ırmak kıyısında
Bir kıza rastladı dağların tazeliğinde
Bal arılarının taşıdığı tozlardan
Ayna hamurundan ay yankısından
Samanyolu aydınlığından inci korkusundan
Gül tütününden doğmuş sanki
Anne doğurmamış da gök doğurmuş onu
Saçlarını güneş destelemiş
Yıllarca peşinden koştu onun
Kavuşamadı ama ona
Batı bir uçurum gibi girdi aralarına
Sonra bir kış günü soğuk bir rüzgâr
Alıp götürdü onu
Ve ikinci oğlu
Sivri uçurumların ucunda
Buldular onulmaz çılgınlıkların avucunda
Baba yağmurlardan anladı bunu
Yağmur suları acı ve buruktu
İşin künhüne varsın diye
Yolladı üçüncü oğlunu
Üçüncü oğul Batıda
Çok aç kaldı ezildi yıkıldı
Ama bir iş buldu bir gün bir mağazada
Açlığı gidince kardeşlerini arayacaktı
Fakat batının büyüsü ağır bastı
İş çoktu kardeşlerini aramaya vakit bulamadı
Sonra büsbütün unuttu onları
Şef oldu buyruğunda birçok kişi
Kravat bağlamasını öğrendi geceleri
Gün geldi mağazası oldu
Onu parmakla gösterdiler
Patron oldu ama hala uşaktı
Ruhunda uşaklık yuva yapmıştı çünkü
Bir gün bir hemşerisi onu tanıdı bir gazinoda
Ondan hesap sordu o da
Sırf utançtan babasına
Bir çek gönderdi onunla
Baba bu kâğıdın neye yarayacağını bilemedi
Yırttı ve oynasınlar diye köpek yavrularına attı
Bu yüklü çeki
İyice yaşlanmıştı ama
Vazgeçmedi koyduğundan kafasına
Dördüncü oğlunu gönderdi Batıya
Dördüncü oğul okudu bilgin oldu
Kendi oymak ve ülkesini
Kendi görenek ve ülküsünü
Günü geçmiş bir uygarlığa yordu
Kendisi bulmuştu gerçek uygarlığı Batı bilginleri bunu kutladı
O da silindi gitti binlercesi gibi
Baba bunu da öğrendi sihirli tabiat diliyle
Kara bir süt akmıştı
Bir gün evin kutlu koyunundan
Beşinci oğul bir şairdi
Babanın git demesine gerek kalmadan
Geldi ve batının ruhunu sezdi
Büyük şiirler tasarladı trajik ve ağır
Batının uçarılığına ve doğunun kaderine dair
Topladı tomarlarını geri dönmek istedi
Çöllerde tekrar ede ede şiirlerini
Kum gibi eridi gitti yollarda
Sıra altıncı oğulda
O da daha batı kapılarında görünür görünmez
Alıştırdılar tatlı zehirli sulara
İçkiler içti
Kaldırım taşlarını saymaya kalktı
Ev sokak ayırmadı
Geceyi gündüzle karıştırdı
Kendisi de bir gün karıştı karanlıklara
Baba ölmüştü acısından bu ara
Yedinci oğul büyümüştü baka baka ağaçlara
Baharın yazın güzün kışın
Sırrına ermişti ağaçlarda
Bir alınyazısı gibiydi kuruyan yapraklar onda
Bir de o talihini denemek istedi
Bir şafak vakti Batıya erdi
En büyük Batı kentinin en büyük meydanında
Durdu ve tanrıya yakardı önce
Kendisini değiştiremesinler diye
Sonra ansızın ona bir ilham geldi
Ve başladı oymaya olduğu yeri
Başına toplandı ve baktılar Batılılar
O aldırmadı bakışlara
Kazdı durmadan kazdı
Sonra yarı beline kadar girdi çukura
Kalabalık büyümüş çok büyümüştü
O zaman dönüp konuştu: Batılılar!
Bilmeden altı oğlunu yuttuğunuz
Bir babanın yedinci oğluyum ben
Gömülmek istiyorum buraya hiç değişmeden
Babam öldü acılarından kardeşlerimin
Ruhunu üzmek istemem babamın
Gömün beni değiştirmeden
Doğulu olarak ölmek istiyorum ben
Sizin bir tek ama büyük bir gücünüz var:
Karşınızdakini değiştirmek
Beni öldürseniz de çıkmam buradan
Kemiklerim değişecek toz ve toprak olacak belki
Fakat değişmeyecek ruhum
Onu kandırmak için boşuna dil döktüler
Açlıktan dolayı çıkar diye günlerce beklediler
O gün gün eridi ama çıkmadı dayandı
Bu acıdan yer yarıldı gök yarıldı
O nurdan bir sütuna döndü göğe uzandı
Batı bu sütunu ortadan kaldırmaktan aciz kaldı
Hâlâ onu ziyaret ederler şifa bulurlar
En onulmaz yarası olanlar
Ta kalplerinden vurulmuş olanlar
Yüreğinde insanlıktan bir iz taşıyanlar
Sezai KARAKOÇ
(Edebiyat Dalında 2011 Yılı Cumhurbaşkanlığı
Kültür ve Sanat Büyük Ödülüne Layık Görülen Sanatçı)
KALP
muşlar, o da şu cevabı
vermiş: “Altını bilmem
ama üstünde çok var.”
kalp yine sever mi?”
Üstat da: “Evet!” demiş..
SIR SAKLAMAK
Yavuz Sultan Selim, bir-
Peki demişler: “Üstadım
siz hiç kırılan bardak-
çok Osmanlı Padişahı gibi,
devletin selameti için se-
tan
su içtiniz
mi?”
Üstat da cevap vermiş:
fer hazırlıklarını gizli tutarmış.
“Peki sen hiç bardak kırıldı diye su içmekten vaz-
Bir keresinde, vezirlerinden biri ısrarla seferin
geçtin mi?”
yapılacağı ülkeyi sorunca,
Yavuz ona:
kendi
için ücret alsaydık, devletin hazinesi buna yetmez-
-Sen sır saklamasını bilir
misin? diye sormuş.
Bir gün sarayı pis bir koku
kaplamış.Sebebini araştır-
di.
SUSTURUCU TEDAVİ
Vezir, Yavuz’dan
alacağı ümidiyle:
cevap
ANLAŞMANIN YOLU
Dünya nimetlerine önem
dıklarında, üst kattaki bir
odada bacağından asılı bir
Zamane gençlerinden biri,
bir toplantıda Mehmet
-Evet hünkarım,
deyince, Sultan
bilirim
Yavuz
vermeyen ünlü filozof
Diyojen, bir gün çok
koyun bulmuşlar. Bu işi
yapanı da keşfetmişler,
Akif’i küçük
çalışıp:
cevabı yapıştırmış:
-Ben de bilirim.
dar bir sokakta, zenginliğinden başka hiçbir şeyi
tabi ki: Behlül Dana Hazretleri…Halife, kendisini
-Af edersiniz, demiş. Siz
baytar mıydınız?
olmayan kibirli bir adamla
karşılaşır. İkisinden biri
sıkıştırdığında:
-Gördüğünüz gibi demiş,
Mehmet Akif, hiç istifini
bozmadan şu cevabı ver-
kenara çekilmeyince geçmek mümkün değildir…
“Her koyun kendi bacağından asılır; ama etrafı ko-
miş:
-Evet, bir yeriniz mi ağrı-
Mağrur zengin, hoş gördüğü filozofa: “Ben bir ser-
kuttuğu için, herkesi de
rahatsız eder.”
yordu?
düşürmeye
Cemre
miş. “Her koyun
bacağından asılır.”
serinin önünden kenara
çekilmem, der.” Diyojen,
kenara çekilerek gayet
sakin şu karşılığı verir:
“Ben çekilirim!”
ADAMA GÖRE
HARİTA KAHRAMANI
BOŞ EV !
İncili Çavuş, Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralı’na
“BİLMİYORUM”UN
KARŞILIĞI
Fransız devlet adamlarından
b iri,
Napolyon
Diyojen, yakışıklı ve iyi
giyinen bir gençle tanıştı-
gönderildiğinde, elbiselerinin bazı yerlerinde yama
Abbasi Halifesi Harun
Reşid, İmam-ı Azam Haz-
Bonapart’ın bir savaşını
tenkide kalkışıp parmağını
ğında, onun son derece
ahmakça sözler söylediği-
varmış.
Kral, bunları görünce da-
retleri’nin önde gelen talebelerinden biri olan Ebu
harita üzerinde gezdirerek:
ni görmüş ve kendisine bu
genç hakkında fikrini so-
yanamayıp:
-Bana senden başka gön-
Yusuf Hazretleri’ni, zamanın temyiz reisliğine ge-
-Önce şurasını almalıydınız,sonra buradan geçerek
ranlara şu cevabı vermiş:
-Muhteşem bir ev. Fakat
derecek adam bulamadılar
mı? diye sorunca, İncili
tirmişti. Bir gün adamın
biri gelip kendisine bir
ötesini zapt etmeliydiniz…
gibi fikirler serdetmeye
içinde kimse
bomboş.
Çavuş:
-Osmanlılar, adama göre
sual sordu: Ve ondan
“Bilmiyorum!” cevabını
başlayınca, Napolyon:
-Evet, demiş. Onlar par-
adam gönderirler, cevabını vermiş. “Beni de sana
alınca:
-Nasıl olur da bilmezsiniz,
göndermelerinin
bu olsa gerek.”
dedi. Bir de devlet hazinesinden maaş alıyorsu-
makla alınabilseydi, dediğiniz gibi yapardım.
DÜNYANIN ALTINDAKİ
hikmeti
PİS KOKU
Harun Reşit, kendisini sık
nuz?
Ebu Yusuf Hazretleri:
sık ikaz eden Behlül Dana
Hazretlerine:
-Bize bildiğimiz şeyler için
para veriyorlar, cevabını
-Sen kendi işine bak, der-
verdi.Eğer bilmediklerimiz
ÖKÜZ!
Bir hadis-i şerifle alay
etmek
maksadıyla
Mehmed Kırkıncı Hoca’ya:
-Yerin altında öküz varmış, doğru mu? diye sor-
47
2014
YİNE
SEVER Mİ?
Üstada sormuşlar: “Kırılan
yok,
yani
Seydişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi
KIRILAN
48
SEYDİŞEHİR ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ
2013 YGS-LYS YERLEŞTİRME LİSTESİ
Seydişehir Anadolu İmam Hatip Lisesi
Cemre
2014
ADI SOYADI
ÜNİVERSİTE
BÖLÜM
1
ESRA KORKMAZ
NECMETTİN ERBAKAN ÜNİV.
İLAHİYAT FAKÜLTESİ
2
BÜŞRA ZEMBİLCİ
MARMARA ÜNİVERSİTESİ
İLAHİYAT FAKÜLTESİ
3
BİLAL ÖZDOĞAN
UŞAK ÜNİVERSİTESİ
İSLAMİ İLİMLER FAK.
4
BEYZA GÜL YILMAZ
UŞAK ÜNİVERSİTESİ
DİN KÜLT. VE AHL. BİL. ÖĞRET.
5
ALİ GÖKMEN
DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ
İLAHİYAT FAKÜLTESİ
6
GÜLLÜ CEYLAN
SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİV.
DİN KÜLT. VE AHL. BİL. ÖĞRET.
7
RABİA CEYLAN
GAZİOSMANPAŞA ÜNİV.
İLAHİYAT FAKÜLTESİ
8
ZEYNEP ŞEKERCİ
ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ
CEYHAN MESL. YÜKSEKOKULU
9
ŞERİFE BİLİCİ
ANADOLU ÜNİVERSİTESİ
İLAHİYAT ÖN LİSANS
10
DİLEK ARSLAN
SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ
DİN KÜLT. VE AHL. BİL. ÖĞRET.
11
ALİ BOZKURT
ERCİYES ÜNİVERSİTESİ
İLAHİYAT FAKÜLTESİ
12
KADİR KULELİ
DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ
İLAHİYAT FAKÜLTESİ
13
ARİFE NOHUTÇU
NECMETTİN ERBAKAN ÜNİV.
DİN KÜLT. VE AHL. BİL. ÖĞRET.
14
HAVVA NUR YILDIRIM
ERCİYES ÜNİVERSİTESİ
İLAHİYAT FAKÜLTESİ
15
YAHYA SEVEN
NECMETTİN ERBAKAN ÜNİV.
İLAHİYAT FAKÜLTESİ
16
MUHAMMED SAİD ÜNAL ANADOLU ÜNİVERSİTESİ
İLAHİYAT ÖNLİSANS
17
YASİN DAĞ
SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİV.
İLAHİYAT FAKÜLTESİ
18
MEHMET AKTAŞ
ANADOLU ÜNİVERSİTESİ
İLAHİYAT ÖNLİSANS
19
HÜSEYİN DEMİRAY
YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ
İLAHİYAT FAKÜLTESİ
20
AYŞE YAĞCI
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
KARAPINAR MES. YÜKSEKOKULU
21
FATİH İZCİHAN
ERCİYES ÜNİVERSİTESİ
İLAHİYAT FAKÜLTESİ
22
RABİA ASLAN
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ
AKÖREN MES. YÜKSEKOKULU
23
KISMET BAĞCI
KAFKAS ÜNİVERSİTESİ
İLAHİYAT FAKÜLTESİ
24
AHMET ÖZEN
PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ
HONAZ MES. YÜKSEKOKULU
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
0
File Size
9 901 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content