close

Enter

Log in using OpenID

Ay Yılıdızın İzinde devamı

embedDownload
BİLAL KOÇAK’IN İZLENİMLERİ
Bosna Hersek’te
Ay Yıldızın
izleri
Bosna Hersek 5 asır
Osmanlı hakimiyetinde
kaldı. Türk tarihinden,
Türk kültüründen derin
izler taşıyan bir coğrafya
burası... Bosna Hersek
Cumhuriyeti'nin başkenti
Saraybosna'dayız...
Şehir 20 yıl önce
yaşanan dramatik
savaşın yaralarını
sarıyor.
112
EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
113
AY YILDIZIN İZİNDE/BOSNA HERSEK
SARAYBOSNA
YARALARINI SARIYOR
Saraybosna’da olağanüstü bir tabiat var. Yemyeşil dağlar ve dağların
hemen eteğinde kurulan tarihi evler.
Burası sanki Bursa Uludağ’ın eteklerini andırıyor. Orada zannediyoruz
kendimizi. Bosna Hersek’in başkenti
Saraybosna yaklaşık 500 bin nüfusa sahip. Zaten ülkenin toplam 3 buçuk
milyon nüfusu var. Yani aşağı yukarı
ülke nüfusunun yüzde 15’i başkent
Saraybosna’da yer alıyor. Saraybosna,
olağanüstü güzellikte bir vadi içinde
kurulmuş. Tabii büyük bir savaş yaşandı bu şehirde. Şimdi savaş sonrasında Bosna Hersek’in özellikle başkent
Saraybosna’nın yaraları sarılıyor. Savaş sırasında tahrip olan
binalar yeniden imar ediliyor ve şehirde modern mimariyi yansıtan binalar da yavaş yavaş yükseliyor.
KOVAÇİ ŞEHİTLİĞİ
Saraybosna’daki Kovaçi Şehitliği’nde Bosna Savaşı’nda şehit düşen 11 bin civarında Boşnak
Müslüman yatıyor. Şehitliğin ortasındaki anıt mezar Boşnakların efsane lideri Aliya İzzetbegoviç’e ait.
ŞEHİTLER DİYARI
SARAYBOSNA
1992 yılında başlayan 1995 yılına kadar
yaklaşık 3,5 yıl devam eden savaşta
250 binden fazla kişi hayatını kaybetti.
B
osna Hersek’in başkenti
Saraybosna’ya adım attığımızda
ilk ziyaretgahımız Kovaçi
Şehitliği oluyor. 1992 yılında başlayıp
1995 yılına kadar yaklaşık 3,5 yıl devam eden savaşta 250 binden fazla
kişi hayatını kaybetti. Bu kişilerin çoğunluğunu Boşnak Müslümanlar
oluşturuyordu. Sadece Başkent
Saraybosna’da 11 bin civarında şehit
114
EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
verildi. İşte bu şehitlerin büyük bir
bölümü başkent Saraybosna’daki
Kovaçi Şehitliği’nde yatıyor. Ruhları
şad olsun diyoruz. Şehitlikte bir anıt
mezar yer alıyor.
Ay yıldızı simgeliyor mezar, öyle inşa edilmiş. Şehitliğe hakim tepelerden bakıldığında bunu fark
ediyorsunuz.
Bu
anıtmezar
Boşnakların efsane lideri, bilge şah-
siyet merhum Aliya İzzetbegoviç’e
ait. Boşnak Müslümanların bilge lideri Aliya İzzetbegoviç 19 Ekim
2003 yılında hakkın rahmetine kavuştu. Onun liderliğinde verilen
mücadele sonucunda bugün Boşnak
halkı, vatanlarında huzur içinde yaşıyorlar. Kovaçi Şehitliği’nin hemen karşısında ise Osmanlı mezarları yer alıyor.
MİLLİ KÜTÜPHANE YENİDEN KURULUYOR
Saraybosna’da Osmanlı döneminden kalan tarihi bir köprü üzerindeyiz. Köprü ünlü Milatska nehrinin üzerinde kurulmuş. Saraybosna’da Milatska, Bosna ve Jeritsa adlı üç tane nehir yer alıyor. Bu Milatska nehri Saraybosna’yı tam ortasından ikiye bölüyor.
Milatska nehrinin kıyısında tarihi güzel bir bina yer alıyor. Bu bina
Saraybosna’nın milli kütüphanesi. 1992 – 1995
yılları arasında gerçekleşen savaş döneminde
Sırp topçu ateşine maruz
kalıyor bu güzel tarihi
kütüphane ve yanıyor.
Burada yaklaşık 2 milyon tarihi eserin, belgenin, kitapların tamamen yandığı söyleniyor. Yani bir ülkenin tarihi tamamen ortadan kaldırılıyor. Saraybosna’daki milli kütüphane bugünlerde
restore edilerek, eski hüviyetine yenden kazandırılacak. Ancak
yanan eserleri geri getirmek mümkün değil.
SAVAŞI HATIRLATAN BİNALAR
Şehri çepeçevre kuşatan Sırp askerlerinin dağlardaki mevzilerden açtıkları topçu ateşiyle tarihi Saraybosna şehri adeta
harabeye dönmüştü... Şehrin merkezinde yer alan bazı binalar delik deşik olmuş duvarlarıyla acımasız savaşın yüzünü bugün de
yansıtıyor ve ibretlik bir
tablo gibi ayakta duruyor. Bosna savaşından
geriye işte böyle hatıralar kaldı. Saraybosna’da
bir zamanlar yaşlılar evi
olarak kullanılan bina
top atışlarıyla delik deşik
ALİYA İZZETBEGOVİÇ:
İMANINIZA
BAYRAĞINIZA
DEVLETİNİZE
SIMSIKI SARILIN!..
Aliya İzzetbegoviç’in ölmeden kısa bir süre önce Boşnak halkına şu anlamlı veda konuşmasını
yapıyor:
“Selam ey halkım!
Bu günleri gösteren yüce Allaha hamd ediyorum. Tarihimizi kanımızla yazdık. Evlerimiz yakılıp yıkıldı. Düşmanlarımız mert değildi, alçakça katliamlar yaptılar. Yapılan katliamları dünya
şimdilerde ortaya çıkartılan toplu mezarlardan anlamaktadır. Bu gerçekleri haykırmıştık, duyan olmamıştı. Tüm acılara rağmen çok şükür ayaktayız. Yıkılan ev ve camilerimizi yeniden inşa ettik.
Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Onlarla inşallah
cennette buluşacağız, onları Allah’ın ve meleklerinin huzurunda şanlı direnişlerinden dolayı kutlayacağız. Gelinen noktada her şey bitmiş değil,
yeni başlıyoruz. Başlattığımız mücadelede eksiklikler olmasına rağmen bir yerlere geldik. Bundan
sonra görev sizlerindir. İlerleyen yaşım ve sıhhatim nedeniyle aktif siyaseti bırakıyor, bir nefer olarak ömrümü halkıma hizmet etmek isteyen siyasilere destekle yaşayacağım. Allah’a hamd ediyorum ki; bugün elimdeki dalgalanan bayrağı teslim edeceğim inanmış yüz binler var. Artık Bosna
Hersek hür ve bayrağımız kendi topraklarımızda
dalgalanıyor. Selam sana ey halkım. İmanınıza,
bayrağınıza ve devletinize sımsıkı sarılın.”
EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
115
AY YILDIZIN İZİNDE
BOSNA HERSEK
olmuş, adeta harabeye dönmüş. 1992
– 1995 yılları arasında yaşanan vahşi savaşın izlerini taşıyan bu binayı,
geçmişte yaşananlar hatırlansın ve ibret alınsın diye öylece bırakılmış.
Evet bu bina bir savaş anıtı gibi
Saraybosna’nın merkezinde 20 yıldır
öylece duruyor.
KANLI PAZAR KATLİAMI
Savaş yıllarının en kanlı izlerinden
biri de, tarihe Kanlı Pazar olarak tarihe geçen Saraybosna’daki semt pazarına uzanıyor… 5 Şubat 1994 tarihinde Bosna Savaşı’nda Sırp topçular Saraybosna’daki semt pazarını top
atışına tuttular. O gün bu pazar yerinde çalışan esnaf, müşteri tam 67 kişi o bombalama sırasında hayatını
kaybetti. Bugün pazarın içinde camdan bir duvar yer alıyor. O duvara pazarda ölenlerin isimleri tek tek yazılmış.
KATLİAMIN CANLI ŞAHİDİ
Katliamdan kurtulan Boşnak pazarcı Esat Pozder yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
“O gü n s ı rad an b i r g ün dü .
Çalışıyorduk. Arkamda arkadaşlarım
vardı. İçlerinden biri çatıları temizliyordu. Ben de arkamı dönmüş onu
izliyordum. Sonra sebze almak için
y e r e e ğ i ld i ğ in d e b o m b a p a t la d ı .
Hemen buradan uzaklaştım çünkü
ikinci bir bomba gelebilirdi. Biraz
bekledim. İkinci bomba gelmeyince
hemen geri dönüp ablamın yanına
116
EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
BARIŞ VE HUZUR
Bakir
İzzetbegoviç
Bosna Hersek’te yüz binlerce kişi 20 yıl önce yaşanan savaşın travmasını yaşadılar ve halen de yaşamaya devam ediyorlar. Ancak bu kadim şehir
Saraybosna'da modern mimariyi yansıtan parlamento binasını, alışveriş merkezlerini gördüğümüzde savaşın yaralarının sarılmaya başladığını da anlayabiliyoruz.
Yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği acımasız Bosna Hersek
Savaşı’nın ardından 20 yıl geçti. Bosna Hersek’te bugün barış tesis edildi.
İnsanlar artık mutlu ve huzurlu. Evet, bu dünyada insan huzurdan, barıştan,
sağlıktan, kardeşlikten başka ne isteyebilir ki!.. Birlikte barış içerisinde, huzur içerisinde yaşamaktan başka ne isteyebilir ki!.. Bosna Hersek’te artık yüzler gülüyor. Başkent Saraybosna’da modern mimariden izler taşıyan bir bina bütün heybetiyle duruyor. Bu bina Bosna Hersek Cumhuriyeti’nin parlamento binası. Barışın sağlandığının da bir örneği adeta bu yapı. Evet, Bosna
Hersek’te, özellikle başkent Saraybosna’da savaşın yaraları, savaşın izleri ortadan kalkmış, yaralar sarılmış görülüyor…
Saraybosna’nın simgesi tarihi Başçarşı'da yaşanan yoğun alışveriş trafiği, insanların yüzündeki tebessüm, savaşın geride kaldığını ve barışın ne denli önemli olduğunu anlatıyor.
Barışı tesisi eden Dayton Anlaşması sonrasında Bosna Hersek
Cumhuriyeti'nde Boşnak, Hırvat ve Sırp halklarının temsil edildiği üçlü bir
yönetim sistemi oluşturuldu. Üç halkın temsilcileri de halk tarafından seçiliyor. Bir Cumhurbaşkanlığı Konseyi ülkeyi yönetiyor. Üç ayrı halkın temsilcileri, bu Cumhurbaşkanlığı Konseyi'ne her sekiz ayda bir dönüşümlü olarak Başkanlık yapıyor. Aliya İzzetbegoviç’in oğlu Bakir İzzetbegoviç
Bosna Hersek Cumhurbaşkanı olarak görevini sürdürüyor.
koştum. Etraf kan gölüne dönmüştü. Ablama seslendim. Ama bana cevap vermedi. Hemen koşup arabayı
aldım. Sonra onu hastaneye götürdüm ama ablam hayatını kaybetmişti.”
Esat Pozder, o gün yaşadıklarını
aradan geçen 20 yıla rağmen unutamıyor. Kan gölüne dönen pazar, etrafa saçılan cesetler rüyalarına giriyor. Kanlı Pazar katliamının ve o gün
şahit olduklarının bir kabus gibi üzerine çöktüğünü söylüyor…
“Arkamı dönüp katliamda ölenlerin isimlerinin yer aldığı o duvara
b a k t ı ğ ı m d a g e ç m i ş i ha t ı r l ı y o r u m .
Çünkü o duvara her bakışımda ablamın ismini orada görüyorum. Hayat
böyle işte. Çok acı günler yaşadık ama
şu anda barış ve huzur içinde yaşıyoruz.”
DAYTON ANLAŞMASI
Dayton Anlaşması, Hırvatistan
Savaşı ve Bosna Savaşı’nı sona erdiren antlaşma. O zamanki Bosna
Hersek Devlet Başkanı Aliya
İzzetbegoviç, Sırbistan Devlet Başkanı
Slobodan Miloseviç ve Hırvatistan
Devlet Başkanı Franjo Tudjman tarafından Kasım 1995’te ABD’nin
Ohio eyaletindeki Dayton kenti yakınında uzlaşma sağlandı ve 14 Aralık
1995'te de antlaşma resmen imzalandı. Antlaşmanın arkasından
1996'da bölgelere NATO güçleri gönderildi. Bu antlaşma ile Bosna-Hersek
kantonlara bölündü ve ülkenin yüzde
49'unu Sırp Cumhuriyeti (Republika
Srpska), yüzde 51'ini Boşnak-Hırvat
Federasyonu'nun (FBiH), ayrıca Doğu
Slavoniya'yı Hırvatistan'ın kontrol etmesi öngörüldü.
MÜZE OLARAK KULLANILIYOR
Tünelin çıkış noktasındaki ev bugün müze olarak ziyaretçilere açık.
Müzede savaş dönemine ait birçok eşya sergileniyor.
UMUT TÜNELİ
1992 -1995 yılları arasında yaşanan savaşta 3,5 yıl
boyunca Sırp ordusu tarafından kuşatma altında
tutulan Saraybosna’nın dışarısıyla bağlantı
kurabildiği tek bir nokta bulunuyordu. Umut Tüneli…
Saraybosna modern tarihin en
uzun süre kuşatma altında kalan şehri. 1992 -1995 yılları arasında yaşanan savaşta 3,5 yıl boyunca Sırp ordusu tarafından kuşatma altında
tutulan Saraybosna’nın dışarısıyla
bağlantı kurabildiği tek bir nokta bulunuyordu.
Umut
Tüneli…
Rehberimiz Elvis Kulyeviç ile birlikte
tünele gidiyoruz. Tünel bugün bir
müze haline getirilmiş. Her gün yüzlerce kişi ziyaret ediyor. Rehberimiz
Kulyeviç, tünel ile ilgili şu bilgileri veriyor:
“Bizim Boşnakların tek çıkışı sadece bu tünel. Tünel 1993 senesinde
kazılıyor. Evin sahibi bizim bir ninemiz, ismi Şida Kolar. Tünelin çıkışı
onun evine denk geliyor. Tünel 800
metre uzunluğunda, 1,60 metre yüksekliğinde ve 1 metre genişliğinde.
Boşnak madenciler tüneli 4 ay 4
günde kazıyorlar. Savaş boyunca
hangi yardımlar geldiyse bu tünelden
Boşnaklara ulaştırılıyordu. Yaralılar
bu tünelden çıkarılıyor ve tedavi ediliyorlardı.
Tünel,
kuşatılan
Saraybosna’dan dışarı ile tek ulaşım
noktasıydı.”
Tünelin hemen çıkışında askeri
malzemeler sergileniyor. 1992’den
kalma… Bu askeri malzemeler çoğunlukla Türkiye’den geliyordu.
Suudi Arabistan ve İran’ın da yardımları oluyordu.
Tünel olmasaydı ne olurdu?
Bu soruya Boşnak rehberimiz
Kulyeviç şöyle cevap veriyor:
“Bu tünel olmasaydı bugün kü
Saraybosna da olmazdı. Şu anda geldiğiniz Saraybosna bir Müslüman
şehri olarak bugün olamazdı.”
Tünelin çıkış noktasındaki ev bugün müze olarak ziyaretçilere açık.
Müzede savaş dönemine ait bir çok
eşya sergileniyor. Evin sahibi Şida
Kolar nine evini devlete bağışlamış.
Devlet de ona başka bir yerde ev tahsis etmiş.
Müzede Boşnak lider Aliya
İzzetbegoviç’in, köşesi oluşturulmuş.
Aliya İzzetbegoviç bütün sözleşmeler, anlaşmalar yapılırken kendisi de
bu tünelden giriş çıkış yapıyordu.
EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
117
AY YILDIZIN İZİNDE
BOSNA HERSEK
Boşnakların Nene Hatunu
“AY YILDIZI GÖNLÜMDE TAŞIYORUM”
OSMANLI TORUNU
BOŞNAK ABİD YAŞAR
Saraybosna’da
Müslüman
Boşnaklar tarafından inşa edilen tüneli gezdik, gördük. 1993 yılında o tünelin yapımında yer alan Abid Yaşar,
Bosnalı Müslümanların varoluş mücadelesinde kahramanlıklar gösteren binlerce Boşnak’tan biri. O günleri şöyle anlatıyor:
“Burada yaşayanlarda o dönem
böyle bir tünel kazma fikri oluşmuştu. Çünkü her yer Sırplar tarafından
kuşatılmıştı ve başka çıkış yolu yoktu.
Biz de bu kuşatmayı yarmanın en iyi
yolunun tünel kazmak olduğunu düşündük ve bu düşüncemizi hayata
geçirdik. Tünel yapımına başlandığ ı nd a b en k am yon ş of ör ü yd üm .
Bütün malzemeleri ben taşıdım. O dön e m a y n ı z a ma n d a M ü s l ü m a n
Boşnaklar Ordusu’nda da görev aldım.”
Abid Yaşar’ın büyük dedesi
Antalya’dan gelip Bosna’ya yerleşmiş.
Abid Yaşar; “Ben Osmanlı’yım” diyor.
Benim büyük babam Antalya’dan.
Saraybosna tünelinin hemen yanı başında bulunan evinin bir odasını hediyelik eşye satan dükkan haline getirmiş. Ofisinde Osmanlı fesi ve Türk
bayrağı var. Arabasında da Türk bayrağı taşıyor. Ona “Ay yıldızı kalbinde
taş ıyo r musun ?” diye soruyorum.
Cevabı bizi duygulandırıyor:
“Ay Yıldız gönlümde olmasa, başım üstünde de elimde de taşımazdım.”
118
EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
Bosna savaşındaki bir başka kahraman olan Boşnakların “ Ne n e
Hatunu” Nana Şida Kolar’ı ziyaret
ediyoruz. Müslüman Boşnaklar ona
nana (nene) diyorlar. Nana Şida Kolar
Bosna Hersek’te sembol bir isim.
1992 yılından 1995 yılına kadar devam
eden Bosna Savaşı’nda Nana Şida’nın
çok önemli bir yeri var.
Saraybosna Tüneli’nin çıkışındaki ev Şida Nene’ye ait. O evi bugün
müze olarak kullanıyorlar. Devlete bağışlamış. Tünelin inşa edildiği ve tünelden giriş çıkış yapıldığı o savaş yıllarında Şida Nene çok önemli roller
üstlendi. Yaralı askerlere yardım etti.
Onlara su verdi, ekmek verdi, evini açtı, kucağını açtı. Tıpkı bizim
Çanakkale Savaşı’nda, Kurtuluş
Savaşı’nda nenelerimizin askerlerimize yaptığı gibi. Şida Kolar nine ile
kısa bir söyleşi yaptık:
Seni tanımaktan çok memnun
olduk sevgili Şida Nine. Senin savaşta çok önemli rollerin oldu. O dönemi bize anlatabilir misin? Neler yaşadınız?
ŞİDA KOLAR: O gün komşularımızla birlikte tarlada çalışıyorduk.
Sonra askerler geldi. Bize komşuya
geçmemizi söylediler. Biz burada bir
şeyler yapacağız dediler. Biz ne yapacaklarını bilmiyorduk zaten. 4 ay
sonra döndüğümüzde tünel yapıldığını gördük. Biz de itiraz etmedik.
Çok da iyi oldu. O zamana kadar havaalanından şehre girmeye çalışan 300
kişi Sırp keskin nişancılar tarafından katledilmişti. Yeter ki o canlar yitirilmeseydi ben bütün toprağımı bağışlardım.
Şida Nine, senin bir fotoğrafın
var. Biz onu görüntüledik. Burada evin
camında da asılı. Yaralı askerlere tünelin başında su veriyorsun. O anları
bize anlatabilir misin?
KOLAR: Tüneli kullanan siviller,
askerler, yaralılar genelde akşamları
geçiyorlardı. Çünkü gündüz keskin nişancılara hedef oluyorlardı. Ben de akşamları bekleyip onlara bir nebze olsun faydam dokunur mu diye su veriyordum. Bütün gece beklerdim tünelin başında.
Nasıl ha tırlıyorsun savaşı, o
günleri? Bir film şeridi gibi gözünün
önünden geçiyor mu?
KOLAR: Evi görmüşsünüzdür.
Her yeri kurşun ve bomba izleriyle dolu. Ben orada onca zaman geçirdim.
Beni Allah korudu. Bir şey olmadı. 3,5
yıl boyunca orada kalıp tünelden geçenlere yardımcı olmaya çalıştım.
Allah’ın yardımıyla bana bir şey olmadı.
Siz o günleri yaşamış biri olarak
bugün insanlığa nasıl bir mesaj vereceksiniz?
KOLAR: Benim insanlığa mesajım şudur. Savaş sırasında çok acı
günler yaşadık. Çok şehitler verdik.
İnşallah kimse bir daha böyle acılar yaşamasın.
Şida Nine bak orada evinizin duvarında bizim ay yıldızlı bayrağımız asılı. Çok duygulandık, mutlu olduk.
Sizin için bu bayrak ne ifade ediyor?
KOLAR: Bu gördüğünüz Türk
bayrağını bana kardeşlerim bayramda Türkiye’den getirdiler. O bayrağı
ben burada ve gönlümde taşıyorum.
Çok teşekkür ederiz. Allah sağlıklı uzun ömürler versin.
KOLAR: Gelip ziyaret ettiğiniz
için ben de size çok teşekkür ediyorum. Türkiye’deki kardeşlerime selamlarımı iletiyorum.
Bosnalı Müslümanların Nene
Hatun’u Nana Şida’ya veda ederken
savaş sırasında onun gösterdiği fedakarlığın ne büyük anlam taşıdığını
düşünüyoruz. Başkent Saraybosna’nın
kalbinin attığı tarihi Başçarşı, Bosna
Hersek’te yaşanan barışın ve huzurun
önemli bir göstergesi. İnsanlar artık bu
ülkede daha mutlu…
SARAYBOSNA’DA 5 ASIRLIK
OSMANLI ÇARŞISI: BAŞÇARŞI
B
osna
Hersek’in
başkenti
Saraybosna, bu coğrafyada 5 asır
hüküm süren muhteşem Osmanlı
medeniyetinden izler taşıyor. Tarihi
Başçarşı Osmanlı’dan günümüze miras kalan en güzel eserlerden biri.
Başçarşı, 1530 yılından beri ayakta ve
bugün de varlığını koruyan önemli ticaret ve turizm merkezlerinden biri. Dünyanın her yerinden bu çarşıyı görmeye gelen turistler var.
Başçarşı, kuruluşundan beri
Saraybosna’nın ekonominin de kalbinin attığı yer adeta… Bu tarihi çarşı altın yıllarını yaşadığı Osmanlı döneminde 80 farklı iş kolunda ürün ve
hizmet veriyordu. O zamandan günümüze çok şey değişmiş olsa da çeşitli zanaatlar günümüzde de devam
ediyor.
Saraybosna’da, ticaretin kalbi 5
asırdan beri tarihi Başçarşı’da atıyor.
Bu çarşıyı her yıl değişik ülkelerden
yüz binlerce turist ziyaret ediyor.
Çarşıda, bakır işlemeler, takılar, giysiler ve bir çok hediyelik ‘eşyanın satıldığı küçük dükkanlar yer alıyor. Bu
dükkanlar tarihin izlerini taşıyor.
Çarşıda köftecilerin yanı sıra ünlü
Boşnak böreğinin imal edildiği küçük
dükkanlar da bulunuyor. Köz ateşinde pişirilen Boşnak böreğinin eş-
siz bir tadı var. Osmanlı döneminden
yadigar Başçarşı’da kahve kültürünün
yaygın olduğunu da görüyoruz. Tarihi
mekanlarda Türk kahvesi içiliyor ve
sohbetler yapılıyor. Bu gelenek yüzyıllardır sürdürülüyor.
BOŞNAK KIZI AZRA: SİZ OSMANLI, BİZ OSMANLI
Başçarşıda dolaşıyoruz. Çarşının kendine özgü dar sokakları ve küçük dükkanlar 1530 yılından beri hiç değişmemiş. Boşnakların “Kazanculuk” adını verdikleri,
bizdeki bakırcılık mesleği Saraybosna’da Osmanlı’dan günümüze kuşaktan kuşağa
aktarılıyor. Turistlere yönelik hediyelik bakır eşyaların üretildiği küçük dükkanları işletenlerin bir çoğu altı yedi kuşak aynı aileden geliyor. Boşnak kızı Azra Huseinoviç
üniversite mezunu ama o, dedelerinden ona miras kalan bakırcılık mesleğini sürdürüyor. Azra Huseinoviç, tezgahında işlediği el işi bakır cezveleri, kahve takımlarını, ibrikleri turistlere satıyor. Huseinoviç, çarşıya gelen turistlerin çoğunluğunu
Türklerin oluşturduğunu belirtiyor ve şu mesajı veriyor:
“Türkiye ile Bosna kardeş. Benim dükkanımda Osmanlı fesi var. Biz Osmanlı,
siz Osmanlı… Türkiye kalbimizde burada. Biz Türkiyeyi çok seviyoruz.”
“Türkiye’ye gittin mi?” diye soruyorum Boşnak kızı Azra’ya… “Evet, sadece
İstanbul’u gördüm. İstanbul çok güzel. Çok büyük. Ama sonra inşallah hepsini göreceğim İzmir, Antalya, Alanya hepsini gezeceğim” cevabını veriyor.
EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
119
AY YILDIZIN İZİNDE / BOSNA HERSEK
İKİ ÜNLÜ BOŞNAK FUTBOLCU: HODZİÇ VE BOLİÇ
Tarık Hodziç, Galatasaray’da 3,5 yıl futbol oynadı ve gol kralı oldu. Ünlü Boşnak futbolcu
Saraybosna Başçarşı’da 28 yıldır köfteci dükkanı işletiyor. Fenerbahçe’de 5 yıl futbol oynayan
Elvir Boliç ise Saraybosna’da müteahhitlik yapıyor.
GALATASARAY’IN BOŞNAK GOL KRALI TARIK HODZİÇ:
TÜRKİYE BÜYÜK
EKONOMİK GÜÇ
“Türkiye’yi böyle güçlü bir ülke, güçlü bir ekonomi
olarak görünce memnun oluyorum. En büyük
Türkiye sonra Galatasaray geliyor.”
Başçarşı’da bir köftecide mola veriyoruz. Bu işletmenin sahibi 80’li yılların başında Galatasaray Kulübü’nde
futbol oynayan gol kralı, efsane futbolcu Boşnak asıllı Tarık Hodziç…
Tarık Hodziç’in köftelerinin tadına bakıyoruz. Hodziç, dükkanını
120 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
şark usulü dizayn etmiş. Masalar
yerine bakır sinileri kullanmış.
Müşteriler sedirlere sırtını yaslayarak yemek sonrası Türkiye’de top
koşturan bir aşka ünlü Boşnak futbolcu Elvir Baliç ile Hodziç’in köfteci dükkanında sohbet ediyoruz.
Önce Tarık Hodziç’e soruyorum:
Siz hangi yıllarda Galatasaray’da
top oynadınız, kimlerle birlikte?
TARIK HODZİÇ: Ben 1982 yılında Belçika’dan, Galatasaray’a
transfer oldum. O yıl takımda Fatih
Terim, Raşit Çetin, Ali Çoban,
Mustafa, Ahmet Keloğlu, Mirsad
gibi isimler vardı. Çok ünlü isimler
bunlar.
O dönem Galatasaray’ın durumu nasıldı?
HODZİÇ: O zaman büyük takımdı. Şimdi de büyük takım.
K aç sen e kal d ı nı z si z
Galatasaray’da?
HODZİÇ: Üç buçuk sene kaldım.
Sonra Bosna’ya mı döndünüz?
HODZİÇ: Evet
Döndükten sonraki hayatınız
nasıl devam etti?
HODZİÇ: Futbolu bırakınca yeni hayatıma başladım. Burayı işletiyorum 28 senedir.
İşleriniz nasıl gidiyor?
HODZİÇ: Şöyle böyle
Çoluk çocuk var mı?
HODZİÇ: İki tane çocuk ve bir
hanım, iki de torun var.
Dükanınızda Galatasaray bayrağı asılı. Bitmeyen bir Galatasaray sevgisi var sizde…
HO DZİÇ: Galatasaray büyük
takım, büyük camia. Ben Türkiye’de
çok güzel bir hayat yaşadım.
Peki Türkiye’ye vermek istedi ği ni z
m esaj ı nı z
va r
mı?
Galatasaray’a da olabilir, Türk halkına yönelik de olabilir neler söylemek istersiniz?
HODZİÇ: Türkiye şu anda büyük
ekonomik güç. İstanbul’a gittim çok
değişmiş. Her şey bambaşka. Benim
dönemimdeki gibi değil, daha gelişmiş. Ben bundan memnuniyet duyuyorum. Türkiye’yi böyle güçlü bir ülke, güçlü bir ekonomi olarak görünce memnun oluyorum. En büyük
Türkiye sonra Galatasaray geliyor.
FENERBAHÇELİ ELVİR
BOLİÇ SARAYBOSNA’DA
MÜTEAHHİT OLDU
Tarık Hodziç’ten sonra, yine
Türkiye’de uzun yıllar futbol oynayan
Boşnak yıldız Elvir Boliç’e sorularımı yöneltiyorum…
Elvir Boliç, sizin döneminiz
han gi
d ö n e md i .
Si z
tab i
Fenerbahçe’de yıldızlaştınız.
E LV İ R BO L İ Ç: 1992’de
Türkiye’ye gittim. Önce Galatasaray’da top oynadım, sonra Gaziantep
ve ardından 5 yıl Fenerbahçe… Daha
sonra İspanya’ya gittim. Sonra yine
Türkiye’ye döndüm İstanbulspor’a.
Fenerbahçe’de 1995 ile 2000 arasında oynadım.
Kimler vardı o zaman?
BO L İ Ç : Benim zamanımda
Rüştü vardı, Aykut, İlker, Kemalettin,
Uche... Popüler zamandı. O sene
şampiyon olduk. Yani güzel zamanlardı.
Futbolu bıraktıktan sonra hayatınızı nasıl devam ettiriyorsunuz, ne
yapıyorsunuz?
BOLİÇ: Ben futbolu noktaladıktan sonra, futbolun dışında kaldım. Çünkü yıllarca hep kamplarda
ailemden uzakta olduğum için artık
ailemle birlikte olmak istedim. Onun
için farklı işlerle uğraşıyorum. İnşaat
işleriyle uğraştım, Saraybosna’da iki
tane rezidans yaptım. Şimdi üçüncüyü
yapıyorum. İstanbul’da da işyerim
vardı, halen de devam ediyor.
Tarık Bey’le zaman zaman bir
araya geliyor musunuz?
BOLİÇ: Geliyoruz. Zaman zaman. Bir dahaki gelişimde
Fenerbahçe bayrağı getireceğim.
Tarık Abinin (Hodziç) köfteci dükkanında bir tane de Fenerbahçe bayrağı olacak. Galatasaray bayrağı var,
Türk bayrağı var. Fenerbahçe bayrağı
neden yok burada.
(Tarık Hodziç,Elvir Boliç’e cevap
veriyor: Getir hiç problem yok.)
BOLİÇ: Tarık Hodziç’in köfteci
dükkanının karşısında ben de bir
köfteci dükkanı açacağım. Orada da
Fenerbahçe bayrağı olacak. Rakip
olacağız. Bence Fenerbahçe çok iş yapar. Saraybosna’da Galatasaraylı’dan
çok Fenerbahçeli var.
Siz ciddi misiniz, yoksa espri
mi yapıyorsunuz? Rekabet sahalarda
kaldı. Tarık Hodziç sizin ağabeyiniz…
BOLİÇ: Tabii ki; Ben buraya geliyorum, Trabzonsporlu Fenerbahçeli
hepsi geliyor. Espri yapıyorum.
EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
121
SARAYBOSNA DİN HİZMETLERİ MÜŞAVİRİ HASAN ATLI:
BOSNA HERSEK, OSMANLI’NIN VAKIF CENNETİ
“Osmanlı’dan günümüze
kalan bu eserleri muhafaza
etmek için ülkemiz bütün
kurumlarıyla seferber
haldedir.”
hit düşen Boşnak imamlar ve öğretmenler bunlar… İçlerinde öğretmen bayan kardeşlerimiz de bulunuyor. Bunların hepsi Bosna Hersek
İslam Birliği’ne bağlı olarak camilerde veya imam hatip liselerinde hizmet eden din görevlileri. Anıtın
üzerinde 201 imam ve öğretmenin şehit olduğu ifade ediliyor. Onların hatırasını yaşatmak üzere her birinin
isimlerini mermere kazımışlar.
S
araybosna’nın sembol camilerinden biri Gazi Hüsrev Bey
Camii’ndeyiz. Saraybosna için çok büyük bir önemi var. Tabii bizim için de,
Türkiye için de çok büyük bir önemi
var. Osmanlı’dan yadigar kalan ender
miraslarımızdan biri bu güzel cami.
Caminin avlusunda Saraybosna Din
Hizmetleri Müşavirimiz Hasan Atlı
ile birlikteyiz.
T ü r k i ye a ç ı s ı n d a n b a k t ı ğ ı nı zda Bo sn a He rs ek ’in , ö ze llikl e
S a r a yb o s n a ’ n ı n ö n e m i n e d i r ?
H A SA N
ATL I:
Osmanlı
İmparatorluğu 1463 yılında buraya geliyor ve 1463 yılından 1878 yılına kadar Boşnak Müslümanlarıyla ve diğer
unsurlarla, Hırvat ve Sırplarla birlikte
bir medeniyet kuruluyor. Dolayısıyla
uzun yıllar birlikte yaşamış olduğumuz
buradaki akraba topluluğu diye ifade
ettiğimiz insanlarla elbette ki çok
büyük yakınlığımız ve ilişkilerimiz
var. Her şeyden önce kültürel ve dini ilişkilerimiz var. Dolayısıyla Bosna
Hersek, Türkiye için çok önemli bir
devlettir. Özellikle manevi değerleri
paylaştığımız bir yerdir.
Bosna Hersek’teki camilerin
korunması, restore edilmesi, din hizmetlerinin yürütülmesi konusunda
neler yapıyoruz Türkiye olarak?
ATL I :
Bosna
Hersek,
Osmanlı’nın vakıf cenneti diyebiliriz.
Son yıllarda devletimizin çok büyük
ilgisi ve çok büyük yardımları sayesinde bugün Osmanlı’dan günümü-
122 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
ze kadar kalan bu eserleri muhafaza
etmek için ülkemiz bütün kurumlarıyla seferber haldedir. Bosna’da
Diyanet İşleri Başkanlığı Din
Hizmetleri Müşavirliği, TİKA, bunun
yanında Yunus Emre, tabi
Büyükelçiliğimiz
ve
Büyük
Elçiliğimizde bulunan Kültür
Müşavirliğimiz, Askeri Ataşeliğimiz
ve bütün bu kurumları temsil eden
müşavirliklerimizle şu an Bosna
Hersek’te gerçekten ciddi manada ülkemizin büyük katkıları var.
Günlerden Cuma… Gazi Hüsrev
Bey Camii’ndeyiz. Cami Cuma
Namazı için gelenlerle dolup taşıyor.
Camiye sığmayanlarsa avluda saf tutuyor. Namaz sonrası ilginç bir geleneğe tanıklık ediyoruz. Gazi Hüsrev
Bey Camiinde yaklaşık 5 asırdır her
gün hatim indirildiğini öğreniyoruz.
Boşnaklar savaş dönemlerinde bile
vazgeçmemişler bu gelenekten.
Saraybosna Din Hizmetleri
Müşavirimiz Hasan Atlı ile birlikte
Gazi Hüsrev Bey Külliyesi’ni gezmeye devam ediyoruz. Külliye bünyesinde
bulunan
Kurşunlu
Medresesi’ndeyiz.
Osmanlı Bosna Sancak Beyi Gazi
Hüsrev Bey camiyi yaptığı zaman camiyle beraber etrafında birçok imarethaneler de inşa edilmiş.
Kütüphanesi ve özellikle de medresesi… Külliye bünyesinde yer alan
Kurşunlu Medresesi tarihte çok
önemli bir ilim hizmeti görmüş olan
bir mekan.
Gazi Hüsrev Bey Külliyesi’ni gezerken külliyenin bahçesinde yer
alan bir anıt ve bu anıtın üzerindeki
isimler dikkatimizi çekiyor. 1992-95
Bosna Savaşı’na katılan ve savaşta şe-
BOSNALI İMAMLARA
GÜZEL EZAN
OKUMA KURSU
Osmanlı’dan derin izler taşıyan
Bosna topraklarda 4 asır boyunca
ezanlar yankılandı.
Uzun yıllar sonra Osmanlı’nın
torunları Bosna Hersek'teki camilerde yeniden Osmanlı makamlarında ezanlar duyulması için bir çalışma
başlattı.
Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı
Saraybosna
Din
Hizmetleri
Müşavirliği ile Bosna Hersek İslam
Birliği'nin ortaklaşa bir kurs düzenledi. Ülkenin farklı şehirlerinden
Gazi Hüsrev Bey Medresesi’ne gelen
Boşnak imamlar Osmanlı makamlarında ezan ve Kur'an-ı Kerim okuma eğitimi aldılar. 15 gün süren
kursta Ankara Üniversitesi İlahiyat
Fakültesi Türk Din Musikisi Ana
Bilim Dalı öğretim üyesi Dr. Fatih
Koca, Bosnalı imamlara hocalık yaptı. Tecrübelerini aktardı. Dr. Fatih
Koca, kursla ilgili şunları söyledi:
“Biz burada beş vakit ezanı, beş
a y r ı m a k a m d a o k u n m a u su l ü n ü
öğrettik. Aynı zamanda minareden
okunan ezanların dışında imameti,
müezzinlik ve Kur’an-ı Kerim’in aynı
makamda okuma usulü nasıl olur onun üzerine ders yaptık.”
Saraybosna Din Hizmetleri
Müşavirimiz Hasan Atlı ise kursun
hedefiyle ilgili şu bilgileri verdi:
“ B i z i s t iy o r u z k i ; ü l k e m i z d e
o l d u ğ u g i b i B o s n a ’ d a d a d in i
musikinin eğitim sistemi içerisinde yer almasını sağlamak ve inşallah bu
çalışma buradaki dini eğitim kurumlarında sistemin içinde yer alacağını ben ümit ediyorum. İnşallah
bu kurs bir başlangıç. Dolayısıyla ben
sayın Dr. Fatih Koca hocama bu
hizmetlerinden dolayı gerçekten çok
teşekkür ediyorum.”
Kursa katılan Saraybosna İslam
Birliği Meclisi İmamı Dr. Muhammet
Veliç ise duygularını şöyle dile getirdi:
“Ezanları, ilahileri çeşitli makamlarda okumayı öğrendik. Bu da kursun verimli geçtiğinin bir gösterges i di r . Bu nun i ç i n Tü r ki ye
Cumhuriyeti Büyükelçiliği’ne, Din
Hizmetleri Müşavirliği’ne ve Bosna
Hersek İslam Birliğine teşekkür etmek istiyoruz. Müşavir Hasan Atlı ve
Dr . Haf ız Fati h Ko ca ’ya d a ç ok
teşekkür ediyoruz. Böyle bir ihtiyaca cevap verildiği için çok mutluyuz.
Bu kurslar inşallah devam edecektir.
Asırlar önce okunan makamları bur a d a ye n i d e n h a ya t a g e ç i r i y o r u z .
Bugün bunun temellerini attık.”
15 gün süren kursu başarıyla
bitiren imamlara, düzenlenen bir
törenle sertifikaları verildi. Törende
Türkçe ilahiler seslendirildi.
BOŞNAK GELİN
AMRA’NIN TÜRKİYE
SEVGİSİ
Saraybosna Başçarşı’da yüzlerce
dükkan var. Bunların çoğu turistlere
hediyelik eşya satan küçük iş yerleri.
Bunlardan birini ziyaret ediyoruz.
Dükkanda çalışan uzun boylu, yeşil gözlü bir Boşnak hanım bizi karşılıyor.
Onunla sohbet ediyoruz…
Merhaba sizi tanıyabilir miyiz?
Merhaba ben Amra Demir.
Saraybosnalı mısınız?
Evet buralıyım ama eşim Türk.
Onun için güzel Türkçe konuşuyorsunuz
Teşekkür ederim sağ olun.
T ü r k i y e ’ y e g i d ip g e l i y o r
musunuz?
Tabii tabii. Her sene gidip geliyoruz.
Sonra da tatil yapıyoruz. Akrabalarımız
var.
Eşiniz nereli?
O Bursalı, kızımız var bir tane, adı
İlayda.
Bursa, Saraybosna’ya çok benziyor değil mi?
Evet. O yüzden bana Bursa hiç yabancı gelmedi. Aslında orada da rahatlıkla yaşayabilirim. Güzel bir memleket.
Türk’e gönül vermişsiniz eşinizin
Türk olduğunu söylediniz. Türkiye’ye
de gönül verdiniz mi, seviyor musunuz
Türkiye’yi?
Tabi canım yani nasıl bir soru,
Türkiye’yi çok seviyoruz. Zaten burada bütün halk Türkiye’yi çok seviyor.
Hatta Boşnaklar değil sadece,
Hırvatlar, Sırplar, herkes Türkiye’yi çok
seviyor.
Türkiye’ye selam göndermek ister misiniz?
Bosna’dan Boşnak gelini size çok
selam gönderiyor. Çok selamlar…
EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
123
AY YILDIZIN İZİNDE / BOSNA HERSEK
SARAYBOSNA’DA OSMANLI MEZARLARI
Saraybosna’nın Kovaçi bölgesindeki Osmanlı mezarlığı
asırlara direnerek günümüze ulaşmayı başarmış.
Mezar taşlarının durumuna bakıldığında bu mezarlığa
yeteri kadar ilgi gösterilmediği anlaşılıyor.
Saraybosna Osmanlıdan izler taşıyan
bir şehir. Sadece tarihi Başçarşı değil,
şehrin bir çok bölgesinde Osmanlı yadigarı eserler yer alıyor. Saraybosna’nın
Kovaçi bölgesindeki Osmanlı mezarlığı
asırlara direnerek günümüze ulaşmayı başarmış. Mezar taşlarının durumuna
bakıldığında bu mezarlığa yeteri kadar
ilgi gösterilmediği anlaşılıyor. Osmanlı
Mezarlığının tam karşısında ise Bosnalı
mücahitlerin yattığı şehitlik bulunuyor…
Osmanlı imparatorluğu tam 400 küsur yıl bu topraklarda hakimiyet kurdu.
O dönemden kalan mezarlığı
Saraybosna’da
görüyorsunuz.
Dedelerimiz Osmanlılar’ın mezarlarıyla hemen onun karşında yer alan
Kovaçi Şehitliği’nde Bosnalı Müslüman
şehitler yatıyor. Atalarımız ve Bosnalı
şehitlerimizin ruhları şad olsun diyoruz.
Onlar için dua ediyoruz.
S
FATİH SULTAN MEHMET CAMİİ TİKA
TARAFINDAN RESTORE ETTİRİLİYOR
Saraybosna’da 1457 yılında inşa edilen Fatih Sultan
Mehmet Camii, Osmanlı dönemine ait en eski eser
niteliğini taşıyor. Bosna Savaşı’nda hasar gören cami
TİKA tarafından restore ettiriliyor.
124 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
araybosna’da Osmanlı’dan izler taşıyan bir başka mekana gidiyoruz.
Saraybosna’yı ortadan ikiye bölen
Milyatska Nehri’nin kıyısında yer alan
bu tarihi cami Fatih Sultan Mehmet
adını taşıyor. Cami, Saraybosna’nın
kurucusu İshakoğlu İsa Bey tarafından
1457’de yaptırılmış. Ahşap olarak inşa
ettirilen cami bir yangın sonucu büyük
oranda hasar görüyor. Cami 1566’da
Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle yeniden inşa ediliyor. Son olarak Bosna
Savaşında hasar gören Cami’ye Türkiye
sahip çıkıyor. Bu muhteşem Osmanlı
eseri TİKA kanalıyla restore edilecek.
Restorasyon çalışmaları öncesi Fatih
Sultan Mehmet Camii’nde düzenlenen
törendeyiz.
DR. MAHMUT ÇEVİK:
RESTORASYON BİR YILDA
TAMAMLANACAK
Tören sonrası TİKA Balkanlar ve
Doğu Avrupa Daire Başkanı Dr.
Mahmut Çevik’in görüşlerini aldık.
“Geniş kapsamlı bir restorasyon tabi ki. Çevre düzenlemeleriyle birlikte, alt
yapısıyla birlikte, elektrik ve su sistemleriyle beraber sütunların yenilenmesi,
restore edilmesi, kubbelerinin yenilenmesi ve dış cephelerinin yenilenmesiyle
Bo s na H er s e k’ t e İ s l a m c am i as ı nda
Müslümanların günde min de olan bu
önemli merkez de asıl hüviyetine kavuşmuş olacak. Restorasyon çalışmaları
eğer bu yaz sezonunu çok iyi değerlendirirsek sene sonuna veya önümüzdeki yılın başına tamamlayacağız. Bu vesileyle de bu kültürel mirasımızı daha güzel
bir cepheyle daha yeni bir yüzle ayağa kaldıracağız.”
ENES LYEVAKOVİÇ
SARAYBOSNA MÜFTÜSÜ
Fatih Sultan Mehmet Camii’nin TİKA tarafından restore ettirilmesi konusunda Saraybosna Müftüsü Enes
Lyevakoviç’in de duygularını öğreniyoruz.
“B i z i m i ç i n t a r i h i b i r a n . B o s na
Hersek’teki en eski caminin restorasyonu başlatılmış bulunuyor. Tabii
T İ KA’ n ı n
B osna
Hersek’in genelinde yürüttüğü, gerek camilerin
restorasyonu gerekse diğ er k a l k ı nm a pr o j e l er i
Bosna Hersek için çok
önemli. Bu aynı zamanda
iki halk arasındaki güçlü
bağların bir yansımasıdır.
Umarım bu işbirliğimiz
d e va m e d e r . B u r a d a n
Türk halkına ve TİKA’ya
teşekkür ediyorum.”
SUİKAST BU KÖPRÜDE YAPILDI
Saraybosna’da 100 yıl önce 28 Haziran 1914 yılında Avusturya
Macaristan İmparatorluğu Veliaht Prensi Franz Ferdinand ve eşi
Sofia’ya bu köprüde suikast yapıldı.
Prens Franz Ferdinand ve eşi
Sofia suikastte öldürüldü.
Suikasti düzenleyen sırp
genci Gavrilo Princip
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NIN
FİTİLİNİN ATEŞLENDİĞİ KÖPRÜ
Saraybosna geçmişte dünya tarihine damga vuran önemli olaylara sahne olmuş bir şehir. Saraybosna’da gezimiz sürüyor. Milatska
Nehri üzerinde yer alan tarihi köprünün dili olsa da konuşsa… Bu
köprünün dünya tarihinde çok önemli bir yeri var. Birinci Dünya
Savaşı’nın fitili işte burada bu köprüde ateşlendi. AvusturyaMacaristan İmparatorluğu’nun Veliaht Prensi Franz Ferdinand, eşi
Sofia ile birlikte Saraybosna’yı ziyaret ediyor. Köprüden geçerken,
şu anda müze olan binanın köşesindeki kalabalıkta yer alan Sırp genci Gavrilo Princip prens ve eşine suikast düzenliyor. Suikastta Prens
Verdinad ve eşi hayatlarını kaybediyor. 28 Haziran 1914 tarihinde
gerçekleştirilen bu suikas Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına neden oluyor.
Sırp genci Gavrilo Pirincip, suikasttan hemen sonra yakalanıyor.
Onun yakalandığı anı gösteren ve mahkemede suikaste iştirak eden
diğer kişilerle yargılanırken çekilmiş fotoğrafları Müzede yer alıyor.
Geçtiğimiz Haziran ayında bu suikastin 100. yıldönümüydü.
EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
125
AY YILDIZIN İZİNDE / BOSNA HERSEK
yetler var ama, bizim için en önemli
şey burada Türkçe öğretmeleri. Bunu
müfredat içinde yapıyorlar. Türkçe,
Bosna Hersek’te müfredat içinde
seçmeli yabancı dil. Karnede sınıf geçmeyi doğrudan etkileyen bir pozisyonda ve yaklaşık 4 bin öğrenci bu şekilde Türkçe öğreniyor.
Ekonomi dediniz, evet bizim zaten büyükelçilik olarak orta ve uzun
vadede öncelikli hedeflerimizden birisi aramızdaki ekonomik ve ticari ilişkileri arttırmak.
T.C. SARAYBOSNA
BÜYÜKELÇİLİĞİ
T.C. SARAYBOSNA
BÜYÜKELÇİLİĞİ ELÇİ
MÜSTEŞARI YASEMİN ERALP
“BOSNA’YA EN
BÜYÜK DESTEK
TÜRKİYE’DEN”
B
osna Hersek’e geçmişte olduğu
gibi bugün de en büyük desteği
veren ülkelerin başında Türkiye
geliyor. 1992 – 1995 yılları arasında
yaşanan savaşın sona ermesinin hemen ardından Türkiye, başkent
Saraybosna’da ilk büyükelçilik binasını açan ülke oldu. Türkiye
Cumhuriyeti
Büyükelçiliği
Saraybosna’da modern ve görkemli
binada hizmet veriyor. Büyükelçilik
Elçi Müsteşarı Yasemin Eralp’i makamında ziyaret ettik. Sohbetimiz
Türkiye-Bosna Hersek ilişkileri üzerine…
Bosna Hersek Cumhuriyeti
ile ilişkilerimizi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu ülkenin Türkiye açısından önemi nedir?
126 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
Bosna Hersek’e ilgimiz her alanda
var. Bütün devlet adamlarımız,
bütün devlet yetkililerimiz ağız
birliği yapmışçasına şunu söylerler:
“Biz Türkiye için ne istiyorsak,
aynısını hatta daha iyisini Bosna
Hersek için isteriz.”
YASEMİN ERALP: Gerçekten
burada Türkiye Cumhuriyeti olarak
büyük bir ağırlığımız var ve bu ağırlığa yakışan bir binada faaliyetlerimizi
sürdürüyoruz. Bosna Hersek, Türkiye
için çok önemli. Tarihten gelen ilişkilerimiz var. Türkiye’de yaşayan
Bosna Hersek asıllı vatandaşlarımız
var. Savaştan sonra ilk açılan büyükelçiliklerden birisi bizim büyükelçiliğimiz. O zamandan beri hizmet veriyor. Bizim bu ülkeye ilgimiz
her alanda var. Bütün devlet adamlarımız, bütün devlet yetkililerimiz
ağız birliği yapmışçasına şunu söylerler: ”Biz Türkiye için ne istiyorsak,
aynısını hatta daha iyisini Bosna
Hersek için isteriz.”
Bu ülkeye desteğimiz her zaman
için tamdır. NATO ve AB üyeliği konusunda, her alanda Bosna Hersek’i
destekliyoruz. Siyasi anlamda ilişkilerimiz çok yakın ve çok iyi.
Türkiye’den buraya çok büyük bir ilgi var. ilişkilerimiz çok yoğun devam
ediyor.
Türkiye’nin, Bosna Hersek’e siyasi katkısı, kültürel katkısı, ekonomik katkısı neler oldu, bu konuda neler söyleyebilirsiniz?
ERALP: Sadece Büyükelçiliğimiz olarak değil, diğer kuruluşlarımızla da buradayız. TİKA var burada. Çok büyük bir bütçeyle, ciddi bir
bütçeyle faaliyetler yapıyor. Yunus
Emre burada. Yunus Emre’nin yaptığı en önemli şey, tabi ki; Türk kültürünü tanıtmak adına yaptığı faali-
“TÜRKİYE, YATIRIMLARINI
ARTIRMAK İSTİYOR”
Bu ülkenin çok büyük yatırımlara ihtiyacı var. Biz Türk yatırımlarını burada arttırmak istiyoruz.
Yatırımları olan şirketlerimiz var
ama ne yazık ki; bölgedeki diğer ülkelerle kıyasladığımız zaman burada daha az. Çünkü ülkenin önünde
aşması gereken sorunlar var. AB
üyeliği alanında biraz daha yol kat
etmesi lazım. Henüz tam üyelik
müracaatını bir takım sıkıntılardan
dolayı yapamamış bir ülke.
NATO’ya üyelik yolunda ilerliyor
ama, bir noktada halledilmesi gereken sorunlar var. Dolayısıyla doğrudan yabancı yatırım için gerekli
koşuların tamamını karşılayamıyor
bu ülke. O sebeple de iş adamlarımız ilgi duymakla birlikte yatırım gelince iki kere düşünüyorlar. Ama var
tabi ki yatırımlarımız. Biz bu yatırımların artmasını arzu ediyoruz. O
yüzden de çalışmalarımızı sürdüreceğiz.
Türkiye’ye büyükelçilikten bir
mesajınız var mı, varsa onu son olarak alalım sizden.
ERALP: Türkiye gerçekten burada çok sevilen, saygı duyulan bir ülke. Burada Türkiye’yi temsil etmek bizim için de onur verici. Sadece
Türkiye’den değil, buradan da
Türkiye’ye çok önemli bir bağ var.
Dolayısıyla bence hak ettiğimiz yerde ilişkilerimiz. Bu ülkenin daha da
iyiye gitmesi, refah seviyesinin daha da
artması için elimizden geleni yapmalıyız.
ALİYA İZZETBEGOVİÇ MÜZESİ
Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına sebep olan suikastın gerçekleştiği mekandan ayrılıyor, bir başka tarihi mekana gidiyoruz. Burası
Boşnakların efsane lideri merhum Aliya İzzetbegoviç’in adını taşıyan müze. Müze Aliya İzzetbegoviç’in vefatından 4 yıl sonra 19 Ekim 2007 yılında ziyarete açılmış. 1739 yılında inşa edilen kale bünyesinde yer alan
tarihi bina bugün Aliya İzzetbegoviç Müzesi olarak hizmet veriyor.
Müzede merhum Aliya İzzetbegoviç’in şahsi eşyaları, ona tevdi edilen çeşitli madalyalar yer alıyor.
Aliya İzzetbegoviç’e tevdi edilen Türkiye Cumhuriyeti
Devlet Nişanı da müzede sergileniyor. Bu nişan zamanın
Cumhurbakanı Süleyman
Demirel tarafından takdim
edilmiş. Müzede Filstin’in efsane lideri merhum Yaser
Arafat’ın, Aliya İzzetbegoviç’e
hediye ettiği fildişi bir tablo yer
alıyor. Tabloda Ayetel Kürsi
çok güzel bir hatla yazılmış.
Aliya İzzetbegoviç, tüm
dünyada, özellikle Türkiye’de ve İslam dünyasında saygı duyulan bir liderdi. Onun için, çok sayıda ülke lideri tarafından Aliya İzzetbegoviç’in
şahsına tevdi edilen nişan ve madalyalar müzede sergileniyor. Müzedenin
duvarlarını, merhum Aliya İzzetbegoviç’in Bosna Savaşı’nı sona erdirmek ve ülkesinde barışı tesis etmek için verdiği üstün gayretleri yansıtan fotoğraflar da var. Bu fotoğraflar, Aliya İzzetbegoviç’in, dönemin
ABD Başkanı Bill Clinton başta olmak üzere, birçok ülkenin liderleriyle
yaptığı görüşmeleri yansıtıyor. Merhum Aliya izzetbegoviç’in yazdığı kitaplar da yer alıyor. Müzenin en dramatik ve duygusal bölümü ise Aliya
İzzetbegoviç’in cenaze töreninden fotoğrafların yer aldığı köşe... Aliya
İzzetbegoviç, 19 Ekim 2003 yılında Hakka yürüdü. Onun cenaze töreninden çeşitli fotoğraflar müzede sergileniyor. Fotoğraflar arasında en
duygusalı ise Bakir İzzetbegoviç’i, babası Aliya İzzetbegoviç’in naşını mezara koyarken gösteren o tek kare fotoğraf… Gökten rahmet yağıyor,
Bakir İzzetbegoviç’in saçları ıslak… Babasını toprağa vermenin derin acısı yüzüne yansımış, mezar tahtalarını kendi elleriyle yerleştiriyor…
Bugün Bosna Hersek’te barış ve huzur var. Aliya İzzetbegoviç’in ruhu da huzur içinde… Bakir İzzetbegoviç de babasından miras aldığı görevi cumhurbaşkanı olarak sürdürüyor.
EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
127
AY YILDIZIN İZİNDE
BOSNA HERSEK
BOSNA HERSEK’TE OSMANLI ŞEHİRLERİ
FATİH’İN FETHETTİĞİ TRAVNİK
Osmanlı’nın 5 asır hüküm sürdüğü ecdat yadigarı Bosna Hersek’teki gezimizi
sürdürüyoruz. Saraybosna’dan sonra ülkenin en önemli şehirlerinden olan ve
vezirler şehri olarak da anılan Travnik’teyiz.
B
osna Hersek’te Travnik şehrinin
bizim tarihimizde, Osmanlı tarihinde çok önemli bir yeri var. Bu
şehri bizim kültürümüz, bizim tarihimiz açısından en tepe noktaya yerleştirebiliriz. Müthiş bir tabiata sahip
Travnik. Travnik Kalesi şehrin zirvesinde yer alıyor, onun hemen altında
ünlü Göksu deresi akıp gidiyor.
Derenin etrafında turistik tesisler
kurulmuş. Bu Osmanlı şehrinde Türk
gelenekleri yüzyıllardan bu yana devam ediyor. Türk kahvesi, hemen
128 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
yanında lokum ve ev yapımı Türk baklavası. Üçü bir arada ikram ediliyor.
Bize de bugün Travnik’te Türk kahvesi, lokimi ve baklavasını ikram ettiler. Kahveyi yudumladım, lokumla
birlikte iyi gidiyor… Ve ev yapımı
Türk baklavası onun da tadı çok güzel… Ceviz var içinde bol miktarda.
Bizim Anadolu’da evlerimizde ananelerimizin yaptığı baklavalar gibi.
Bizden kokan, bizim tarihimizden izler taşıyan bu güzel şehir Travnik’i sizlere daha yakından tanıtacağım.
FATİH SULTAN
MEHMET’İN ABDEST
ALDIĞI GÖKSU DERESİ
Travnik kenti müthiş bir tabiata
sahip. Bugovitsa dağının bulutlarla
kaplı zirvesiden etkilenmemek mümkün değil… Bu yüce dağın hemen yamacında, kurulu tarihi kalenin alt tarafından Göksu deresi çağlayıp akıp
gidiyor coşkulu şekilde… Bir avuç su
içiyorum dereden... Çok soğuk. Yaz
aylarındayız ama, burası oldukça serin. Çünkü dağların zirvesinde bir şehir Tavnik. Fatih Sultan Mehmet
Han 1463 yılında Travnik Kalesi’ni fethetmeye ordularıyla birlikte geliyor.
Tabi kale yukarıda zirvede, çok çetin
mücadeleler veriliyor o dönemde…
Fatih Sultan Mehmet Han rivayete
göre Göksu deresine geliyor. Derenin
buz gibi suyuyla abdest alıyor ve iki re-
kat şükür namazı kılıyor. Kalenin fethi için Allaha yalvarıyor… Fatih
Sultan Mehmet Han’ın bu duası ve niyazından sonra Osmanlı orduları
Travnik Kalesi’ni fethediyor.
TRAVNİK KALESİ
Adeta bir kartal yuvası gibi şehrin
zirvesinde yer alan Travnik kalesine
Göksu deresinin kenarından yürüyerek ulaşıyoruz… Bu tarihi kale,
Bugovitsa dağının hemen yamacında
kurulmuş. Fatih Sultan Mehmet Han
1463 yılında bu kaleyi çetin bir mücadele sonunda fethediyor. Kale bugün bir müze olarak hizmet veriyor.
15. yüzyılda Bosna Krallığı döneminde inşa edildiğinde sadece ince
duvarları bulunan kale Osmanlı
İmparatorluğu tarafından fethedildikten sonra yeni duvarlarla çevrilerek ve içine farklı mimari yapılar eklenerek güçlendirilmiş. Kale içine
Sultan II. Beyazıd döneminde bir
cami inşa ettirilmiş. Ancak 1903 yılında çıkan bir yangında kalenin içindeki cami hasar görmüş ve günümüze sadece caminin kalıntıları ve minaresi ulaşabilmiş. Kale içinde ayakta kalmayı başaran kulede ise Travnik
şehriyle ilgili etnografik eserler ve kalenin eski halini gösteren fotoğraflar
ile resimler sergileniyor.
VEZİRLER ŞEHRİ TRAVNİK
Kaleden, Travnik’e kuş bakışı seyredebilirsiniz. Çok güzel bir şehir
Travnik. Yeşil tabiatı, dereleri, dağları
ve tarihi dokusu ile büyülüyor görenleri adeta… Şehirde birçok tarahi cami var. Travnik tam anlamıyla
Osmanlı kültürünü korumayı başarmış bir şehir. Zaman adeta Osmanlı
hakimiyetinin sona erdiği 200 yıl öncesinde donup kalmış bu şehirde.
Şehrin her köşesinde Osmanlı’ya ait
eserler bulunuyor. Bu eserlerin bir kısmı 20 yıl önce yaşanan savaş sırasında zarar görmüş olsa da önemli bir
bölümü hala faaliyette. Cami, çeşme,
medrese gibi Osmanlı dönemine ait
toplumsal yapıların birçoğu bugün de
hizmet veriyor. Travnik, 60 bin nüfusa sahip. Bu şehir Osmanlı’ya 44 vezir vermiş. Bu yüzden Travnik’e vezirler şehri de deniyor.
ŞİRENA (RENKLİ) CAMİ
Travnik’te Osmanlı döneminden
kalma çok sayıda cami yer alıyor.
Bunlardan biri Süleyman Paşa Camii.
Caminin ilk olarak 16. yy’da inşa ettirildiği söyleniyor. Boşnak dilinde bu
camiye Şirena adını vermişler.
Türkçe’de “Renkli Cami” anlamına
geliyor. Cami motiflerinden dolayı bu
adı almış. Çok renkli kalem işlemeleri
var. Mimberde, mihrapta pencerelerin üstünde bir vazo var ve üzerinde
çiçek motifleri yer alıyor. Tavanlardaki
renkli süslemeler dikkat çekiyor.
Caminin ana giriş kapısı ağaç işi oyma sanatının en güzel örneklerinden
biri… Orta kapı ise olağanüstü güzellikte renkli çiçek motifleriyle bezeli… Bu sebeple de cami renkli cami olarak anılıyor.
Bu güzel cami aslında bugün bulunduğu yerde değilmiş, daha önce hemen yanı başındaki boş arsada inşa
edilmiş. Ancak Travnik şehrinde çı-
kan bir yangın sonucunda cami büyük
hasar görüyor. Bir tek minaresi ayakta kalıyor. Osmanlı Veziri Süleyman
Paşa 1815 yılında bu camiyi bataklık
hale dönüşen eski arsasına değil, hemen onun yanına inşa ettiriyor.
Dolayısıyla 16. yy’dan kalan minare de,
sonradan inşa ettirilen caminin solunda yer alıyor. Aslında camiler şayet tek minareye sahipse, o minare caminin sağında yer alır. Ancak Renkli
Cami’nin işte böyle bir hikayesi var…
ELÇİ İBRAHİMPAŞA
MEDRESESİ
Travnik’te Osmanlı’dan yadigâr
bir başka eser de 1705 yılında yaptırılan Elçi İbrahim Paşa Medresesi…
Bu tarihi medrese Osmanlı vezirlerinden Akhisarlı Elçi İbrahim Paşa tarafından yaptırılmış. İbrahim Paşa
1700’lü yılların başında Travnik kentine geliyor. Kendi adını taşıyan bu
medreseyi inşa ettiriyor. Birçok vakıf
da kuruyor. Bu medresenin amacı o
dönemde imamlar yetiştirmek ve
İslamiyet’in bu coğrafyada, Balkanlar
coğrafyasında yayılmasını sağlamak.
Bugün bu medrese imam hatip lisesi olarak faaliyetini sürdürüyor.
Lisenin iki ayrı bölümü var. 160 erkek
talebenin okuduğu bölüm ve hemen
onun arka kısımda ise 200 kız talebenin okuduğu bölüm yer alıyor.
Medrese 1946 yılında Komünist rejim
döneminde kapatılıyor. 1992’de baş
gösteren Bosna Savaşı’nın bitiği 1995
yılına kadar medrese kapalı kalıyor.
Savaşın bitiminden sonra medrese yeniden faaliyete başlıyor. Bu güzel tarihi Osmanlı eseri günümüzde imam
hatip lisesi olarak faaliyetini sürdürüyor. Medresenin yakınında ise
Travnik’in eski Müftüsü Muhammed
Efendi ile hanımının kabirlerinin bulunduğu bir türbe ve Osmanlı mezarları yer alıyor.Buram buram
Osmanlı kokan tarihi Travnik şehrine
veda edip yeniden yola koyuluyoruz.
EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
129
AY YILDIZIN İZİNDE / BOSNA HERSEK
BOSNA YOLLARINI TÜRKLER İNŞA EDİYOR
Bosna Hersek’te 20 yıl önce yaşanan ve 3,5 yıl süren savaş ülkenin ekonomisine ve
altyapısına da büyük zarar verdi. Şimdi savaşın yaralarını saran kardeş Bosna
Hersek’in altyapısının inşasında Türk firmalarının önemli rolü bulunuyor.
S
araybosna’dan, Mostar’a giderken yol üzerinde bir şantiyeyi ziyaret ediyoruz. Şantiyenin girişindeki gönderde Ay yıldızlı bayrağımız yer
alıyor. Geniş bir alana kurulan şantiyede iki yıldan beri çalışmalar sürdürülüyor. Bu devasa şantiye Türk firması Cengiz İnşaat’a ait. Firma Bosna
Hersek’te otoyol ve tünel inşaat projelerini gerçekleştiriyor. Yaklaşık 500
milyon dolarlık bir proje bu…
Şantiye’de görevli Harita Mühendisi
Yalçın Akdeniz ile sohbet ediyoruz.
Yaptığınız çalışma nedir?
YALÇIN AKDENİZ: Otoyol yapıyoruz Saraybosna’da. Hırvatistan’dan gelip Mostar’a bağlanan bir
yol. 5C denilen yoldayız. Bu otoyolunun yaklaşık 20 km’lik bölümünü
bizim şirketimiz inşa ediyor. Tüneller
ve normal otoyol şeklinde. Üç tane
kavşağımız 5 tane tünelimiz var.
Kaç yıldır bu proje sürüyor?
AKDENİZ: İki yıldır buradayız.
Siz şimdi gurbettesiniz. Bu ülkeye Osmanlı Akıncıları da yıllar önce gelmiş. Sizler de günümüzün akıncılarısınız…
AKDENİZ: Aslında gurbetteyiz
de demek tam doğru değil, yabancılık çekmiyoruz bizler burada. Kendi
memleketimizde gibi çalışıyoruz.
Neticede bu toprakların bizimle olan
ilişkileri çok eskiye dayanıyor. Lisan
olarak da, isim olarak da, yaşayış ola-
130 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
rak da birbirimize çok yakınız. Öyle
bir yabancılık hissetmedik. Biz kardeşiz, beraberiz. Kendi ülkemizde gibiyiz. Ben çok yer gezdim ama burada
kendi ülkemde gibiyim.
Kaç kişi görev yapıyor bu şantiyede?
AKDENİZ: Yaklaşık 600 kişi.
Bunun 300’ü Türk, Türkiye’den geldi. 300’ü Boşnak.
Aslında Bosna Hersek için büyük
bir fırsat bu. Hem bir Türk firmasının burada olması. Çünkü muhtemelen başka bir ülkeden firma gelse
bu şekilde olmazdı.
Dağları deldiniz Ferhat gibi…
Sizler günümüzün Ferhat’ısınız, Türk
işçisi mühendisi… Kolay oluyor mu
bu tür çalışmalar?
AKDEN İZ: Tabi kolay değil.
Özellikle bu zeminde, yani zemin gerçekten problemli. Kayan zeminler
var. Bir tepeyi aşıyoruz, onun arkasından tekrar vadiden öbür tünele giriyoruz ve gördüğünüz dağı da geçiyoruz ve arkada bir ova var, oraya çıkıyoruz.
Çok teşekkür ediyoruz bu bilgiler için, yalnız sizinle birlikte projenin olduğu yere, o tünelin olduğu
yere gidip biraz orada anlatabilirseniz çalışmaları biz de yerinde görelim.
Çizmelerimzi giydik, yeleğimizi taktık, baretimizi hazırladık, tünele girmeye hazır haldeyiz her halde. Tünel
için hazırız, tüneli yerinde görebiliriz
artık. Şu anda buradaki tünel inşaatında kaç kişi çalışıyor?
AKDENİZ: Şu anda burada yaklaşık 30 kişi var. Vardiya değişimi oluyor. İşin durumuna göre hangi iş yapılacaksa ona göre insanlar geliyor ve
değişimli biçimde çalışıyorlar. Şu anda da püskürtme yapılıyor.
Sizinle şantiyeyi gezerken çamura battık. Zor şartlarda çalışıyorsunuz değil mi?
AKDENİZ: Evet, şartlar böyle,
tünel inşaatı zor ve meşakkatli bir iş.
Bu tünelin arkasında başka bir tünel
var ve ikisini birleştireceğiz. Tabi, en
zor bölgemiz ama Allah’ın izniyle
hepsini halledeceğiz inşallah. Bu
2800 metre. En uzun tünelimiz. T4
tünelimiz 400 metre. Birleşime yaklaşık 5 metre mesafe kaldı.
Şantiyenizin girişinde bayrağımız, Bosna Hersek bayrağı ile birlikte
dalgalanıyor. Bu hepimiz için bir
gurur kaynağı...
AKDENİZ: Burası Mostar’a giden ana yol ve her geçen bize korna
çalarak selam veriyor. Gerçekten
çok duygulanıyoruz, mutlu oluyoruz. Sadece Türkler değil, diğer
Balkan ülkelerinden de bütün kardeşlerimiz misafirimiz oluyorlar, bizimle çay içiyorlar. O anlamda büyük bir mutluluk bizim bayrağımızı
burada dalgalandırmak.
Şehitler Köyü: AHMİÇİ
İmam Mahir Husiç katliamı anlattı.
16 Nisan 1993 yılında gerçekleşen katliamda şehit olanların isimlerinin yer
aldığı bir anıt inşa edilmiş cami avlusunda. Anıt “116” adını taşıyor. Ahmiçi
köyünde şehit edilen 116 Boşnak Müslümandan dolayı bu ad verilmiş anıta…
Yollar bizi Ahmiçi köyüne getiriyor. 1992 yılındaki savaşın derin izlerinin yer aldığı bir köy Ahmiçi..
Köyün girişindeki caminin avlusunda bir şehitlik anıtı yer alıyor. Bosna savaşında dramatik sahnelerinin yaşandığı bir yer burası. Ahmiçi Camii İmamı Mahir Husiç,
1993 yılında köylerinde yaşanan katliamı anlatıyor:
AHMİÇİ CAMİİ İMAMI MAHİR HUSİÇ
KATLİAMI ANLATIYOR:
“Savaş sırasında Hırvatlar tarafından yapılan katliamların en büyüğü 16 Nisan
1993’te bu Ahmiçi köyünde gerçekleştirildi. Sabah namazından
öğle namazına kadar 116
Müslüman Boşnak burada katledildi. En küçüğü üç aylık bebekti.
En yaşlısı da 82 yaşındaki bir dedemizdi. Ahmiçi köyü bir Boşnak
köyü. Köyde Boşnaklara ait 150 hane bulunuyor. Savaştan önce burada yaklaşık 650 kişi yaşıyordu.
Bunun 600’e yakını Müslüman
Boşnak’tı. Hırvatlara ait 10 hanede de yaklaşık 50 Hırvat yaşıyordu.
Savaştan önce Hırvatlarla beraber yaşıyorduk. Bayramlarda birbirimizi ziyaret ederdik. Çok iyi
komşuluk ilişkilerimiz vardı. Ancak
16 Nisan 1993 günü bizi sırtımızdan
vurdular.”
Katliamda Ahmiç soyadını taşıyan bir aileden
tam 44 kişi şehit edilmiş. En küçük şehit henüz 3 aylık
bebek olan Nasır Şeyo… Mustafa Aziz ise, o katliamda şehit düşen Müslüman Boşnakların en yaşlısı.
Anıtta yer alan şehit listesi 1993 yılında 16 Nisan’da yaşanan vahşetin ne denli büyük olduğunu gösteriyor.
Ahmiçi caminin müştemilatında bir odadayız…
Burada katliamın fotoğrafları yer alıyor. İbret verici fotoğraflar. Bir fotoğraf, Ahmiçi Camii’nin harap olmuş
halini gösteriyor. Hırvatlar sabah namazında 60 kilo dinamit patlatarak camiyi yıkmışlar.
Namaz kılan Müslüman Boşnaklar şehit
düşmüş. Boşnak Müslümanların evleri
ateşe verilmiş, dışarı çıkanlar ise kurşun
yağmuruna tutularak şehit edilmiş…
Öyle bir vahşet ki; bebekleri, yaşlıları,
kadınları katlediyorlar, onunla da kalmıyorlar bu köyün hayvanlarını da katlediyorlar. Bu insanlığa sığar mı, nasıl bir
vahşettir, bunları yapanlar nasıl birileridir, insan mıdır diye soru işareti koymak lazım… İnsan olan bunu nasıl yapabilir? Anlamak çok zor…
Katliamı anlatan fotoğraflar Ahmiçi
köyünü ziyarete gelenlere gösteriliyor.
Dramatik sahneler, görüntüler. Bunları
anlatırken ben çok zorlanıyorum içim yüreğim sızlıyor. Bir de o dönemde bu köyde bunları yaşayan insanların durumlarını düşünebiliyor musunuz?
EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
131
AY YILDIZIN İZİNDE / BOSNA HERSEK
MOSTAR’DA
OSMANLI
MEDENİYETİ
Bosna Hersek’te Osmanlı
medeniyetinin ve tarihinin
en güçlü şekilde yaşandığı
bir şehir Mostar...
5 asır önce başlayan
Osmanlı kültürü
bugün de yaşatılıyor.
132 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
133
AY YILDIZIN İZİNDE / BOSNA HERSEK
ALPERENLER TEKKESİ VE
DÜNYADAKİ CENNET
OSMANLI YADİGARI
MOSTAR KÖPRÜSÜ
Neretva Nehri üzerine kurulu bulunan tarihi Mostar Köprüsü,
Osmanlı medeniyetinden günümüze miras kalan en önemli
tarihi eser. Bu köprü 2005 yılından bu yana UNESCO Dünya
Kültür Mirası listesinde yer alıyor.
B
osna Hersek’te Osmanlı varlığının en güçlü hissedildiği tarihi şehirlerinden Mostar’a gitmek
üzere yeniden yoldayız. Yemyeşil
dağların arasından bir nehir gibi süzülüp giden yolda ilerliyoruz.
Yolculuğumuz boyunca Bosna
Hersek’te olağanüstü bir tabiatla
karşılaştık. Mostar yolu üzerinde yer
alan Yaplanize baraj gölü bir tablo gibi adeta. Bosna Hersek su kaynakları
bakımından oldukça zengin bir ülke.
Yolculuğumuz sürüyor… Sarp
dağların arasından akıp giden Neretva
Nehri yol boyunca eşlik ediyor bize…
Ve Mostar’dayız… Mostar, Osmanlı
134 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
tarihi için, bizler için çok büyük önem
arz eden bir şehir. Neretva nehri
üzerine kurulu bulunan tarihi Mostar
Köprüsü, Osmanlı medeniyetinden
günümüze miras kalan en önemli
tarihi eser. Bu köprü 2005 yılından bu
yana UNESCO Dünya Kültür Mirası
listesinde yer alıyor.
Mostar, Bosna-Hersek'te, Hersek
bölgesinin en büyük şehri ve BosnaHersek Federasyonu'na bağlı
Hersek-Neretva Kantonunun da
başkenti... Bosna savaşı sırasında
etnik yapısı değişen Mostar’da
Müslümanlar şehrin doğusunda,
Hırvatlar batısında yaşamaya başla-
dı. Sırpların çoğu ise şehirden ayrıldı.
Mostar’ı ortadan ikiye bölen Neretva
Nehri’nin üzerinde, inci bir gerdanlık gibi uzanan Mostar Köprüsü yüzyıllar boyunca Bosna'da hoşgörü ve
kültürel çeşitliliğin sembolü oldu. 427
yıl boyunca ayakta kalan köprü şehrin Müslüman ve Hıristiyan kesimini birbirine bağladı.
Mimar Sinan’ın öğrencilerinden Mimar Hayrettin tarafından
1557 yılında bu tarihi köprü inşa
edildi. Neretva Nehri’nin üzerinde
yüzyıllardan beri varlığını koruyor.
Ancak Bosna Hersek’te yaşanan
savaş sırasında Hırvat topçuları tarafından ateşe maruz kaldı ve bu
köprü tam ortasından ikiye ayrıldı.
Harap bir hale geldi. Bu köprü gibi Mostar’da yaşanan savaşta bir çok
tarihi eser de zarar gördü. Daha
sonra AB’den alınan 15 milyon dolar civarında bir fonla Mostar’daki
tarihi eserlerle birlikte köprü de restore edildi. Mostar Köprüsü, bizden
Osmanlı’dan, Türk tarihinden izler
taşıyor. Türkiye’miz için Osmanlı
için çok önemli bir eser Mostar
Köprüsü...
O
smanlı’dan yadigar bir başka tarihi mekana gidiyoruz şimdi…
Burası Mostar şehrine yakın
Balagay kasabası. Şırıl şırıl akan Buna
Nehri ve muhteşem bir doğa harikasıyla karşı karşıyayız. Yeryüzünde
eğer saklı bir cennet varsa işte burası olmalı. Bu güzellik olmalı. Buna
Nehri’nin kaynağı dağın içerisinde.
Dağın içinden gelen güçlü bir nehir ve
bu nehrin kıyısında olağanüstü güzellikte bir doğa yer alıyor. Buna
Nehri’nin kenarında yer alan tarihi evler ise Alperenler Tekkesine ait.
Alperenler Tekkesi bu toprakları
İslam’la buluşturmak için 6 asır önce
Anadolu'dan bölgeye gelen dervişler
tarafından kurulmuş. 2 yıl önce aslına uygun olarak restore edilen tekkenin 100 yıl önce yıkılan imaret ve misafirhanesi de mimarisine uygun olarak yeniden inşa edilmiş. Tekkenin içerisinde Sarı Saltuk'a ait olduğu söyle-
nen mezar da bulunuyor. Alperenler
Tekkesi’ni ziyaret ediyoruz. Sarı
Saltuk’un kabri tekkenin ikinci katında
yer alıyor. Burada yer alan tabelada
Alperenler’le ilgili şunlar yazıyor:
“ Türk İslam, Horasan bölgesinden bir hicret emri üzerine 700 arka daşıyla yo la çıka n Muha mme d
Buhar i di ğ er adı yl a s ar ı Sal t uk,
Alperen denilen yiğitlerden biridir.
Anadolu ve Rumeli fethinde arkadaşlarıyla beraber büyük rol oynamıştır. Ulaştıkları coğrafyalarda ulaştıkları insanların gönüllerine girerek
İslamiyet’in hoşgörüsünü arz etmişlerdir. 93 yıllık hayatı boyunca kendini İslamiyet’in hizmetine vermiş, insanlara doğruluğu, kalp kırmamayı
anlatmaya çalışmıştır. Aşık Paşa’yla
beraber bu türbede yatmaktadır.”
Alperenler Tekkesi’nde dervişler
yüzyıllar boyunca zikir yaptılar.
Tekke, birçok tarikata ev sahipliği
yapmış. Tekke ilk dönemdeki orijinal
halini koruyor ancak, etrafındaki diğer müştemilatıyla birlikte günümüzde bir turistik tesis olarak işletiliyor. Tekkenin mutfak bölümünde
Anadolu’da da kullanılan tahtadan
yuvarlak bir sofra var. O sofranın etrafında dervişler toplanıp yemek yiyorlardı.
Tekkenin bir odasında yeşil zemin
üzerinde ay yıldızlı bayrak yer alıyor.
Bu tabi İslam dinini simgeleyen bir
bayrak. Tekke, Türkiye ve dünyanın
birçok bölgesinden gelen turistlerin
en çok ziyaret ettiği yerlerin başında
geliyor. Tekkeyi ziyaret edenler
Buna Nehri’nin buz gibi suyundan içiyorlar. Biz de içtik. Gerçekten çok güzel bir tadı var. Balkanların
İslamlaşmasında büyük emekleri
olan Horasan Erenleri’nin kabirlerinin bulunduğu Alperenler
Tekkesi’ne veda ediyoruz.
EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
135
AY YILDIZIN İZİNDE / BOSNA HERSEK
BOSNA’DA BİR
OSMANLI KÖYÜ
POÇİTEL
Bosna Hersek’te Mostar yakınlarında Osmanlı mirasının
en yaygın olarak bulunduğu bölgeler arasında yer alıyor.
Poçitel... Osmanlı köyünde yüksek bir tepeye kurulmuş
olan Poçitel Kalesi tüm heybetiyle karşılıyor bizi...
R
otamızı Osmanlı İmparatorluğu’nun Bosna Hersek’teki sınır
köyü olan Poçitel’e çeviriyoruz… Bosna Hersek’te Mostar yakınlarında Osmanlı mirasının en yaygın olarak bulunduğu bölgeler arasında yer alıyor Poçitel...
Bu Osmanlı köyünde yüksek bir
tepeye kurulmuş olan Poçitel Kalesi
tüm heybetiyle karşılıyor bizi … Kale
1463 senesinde inşa edilmiş, kale
içinde yer alan Hacı Aliya Camii geçmişi ise 1562 yılına dayanıyor. Köyün
aynı zamanda hanı, hamamı da var.
Çok güzel bir Osmanlı köyü. Bosna
savaşında köy Hırvat ordusunun saldırısına uğruyor ve camisi başta olmak üzere büyük hasar görüyor.
Sonra yeniden aslına uygun olarak
restore ediliyor.
Cami, hamam ve medrese gibi ecdat yadigarı pek çok eseri barındıran
bu köy, UNESCO Dünya Kültür
Mirası Listesinde yer alıyor…
Köydeki eski eserler 16. ve 17. yüzyıl dönemine ait. Rehberimiz Elvis
Kulyeviç ile birlikte tarihi Hacı Aliya
Camii’ni ziyaret etmek için Arnavut
kaldırımlı dik bir yoldan ilerliyoruz… Caminin kapısında bizi imam
136 EKOV‹TR‹N EYLÜL 2014
Cemal Gadara karşılıyor. İmam
Cemal Gadara cami ile ilgili şu bilgileri veriyor:
“Hacı Aliya Camii 1562 Yılında
Kanuni Sultan Süleyman döneminde
yapıldı ve Bosna Savaşı’n a kadar
orijinalliğini korudu. Ancak 1993 yılında Hırvatlar tarafından dinamitl e n e n c a m i n i n k u b be s i y ı k ı l d ı .
G ö r d üğ ü n üz d u v a r l a r o r i j i na l d i r .
Mihrapta gördüğünüz beyaz taşlar yeni. Minberin beyaz bölümleri de caminin yenilenmiş halini yansıtıyor.
Caminin bazı bölümlerinde yer
alan süslemeler orijinal. Onlar fazla
hasar görmediğinden tekrar yerine
yerleştirildi. Ama süslemelerin önemli bir bölümü dinamit patlaması sonucu yok olduğu için yeniden yapıldı. Cami dinamitlendiğinde kubbe ve
diğer bölümlerinden etrafa dağılan
parçaları topladık, şimdi onları ibret
alınsın diye cami avlusunda sergiliyoruz.Taşlar orijinal. O taşları caminin çocukları olarak görüyorum. Biz
o taşları özellikle caminin avlusuna
koyduk. Çünkü gelen turistler taşları ve duvardaki fotoğrafı gördüklerinde caminin daha önce yıkılmış
olduğunu anlayabiliyorlar.”
Cemal Gadara (Hacı Aliya Camii imamı)
Osmanlı köyü Poçitel’deki Hacı
Aliya Camii’nde Türk bayrağı asılı.
İmam Cemal Gadara, ay yıldızlı bayrağı camiye Hollanda’da yaşayan
Türklerin hediye ettiğini söylüyor.
Osmanlı’dan izler taşıyan, ecdat yadigarı bu topraklara veda etme vakti… Tarihi bir şehirden ve tarihi bir
mekandan ünlü Mostar şehrinden ve
Mostar Köprüsü’nden Bosna
Hersek’e veda ediyoruz.
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
0
File Size
7 746 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content