close

Enter

Log in using OpenID

Âh Endülüs - Somuncu Baba

embedDownload
GEZİ / Sebahaddin ATEŞ
Âh Endülüs
Endülüs’te Raks…
İspanya deyince bazılarının aklına Real Madrid ve Barcelona gibi dünya futbolunun dev takımları gelse de; benim aklıma Endülüs, Endülüs deyince de Türk şiirinin zirve isimlerinden
biri olan Yahya Kemal Beyatlı’nın “Endülüs’te
Raks” şiiri gelir. Bu şiir, bizi buram buram maneviyat kokan kadim İslâm şehrine götürür. İşte
Üstad’ın o tılsımlı beyitleri:
Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı...
Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı...
Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.
İspanya neş’esiyle bu akşam bu zildedir
Endülüs’te İslâm Medeniyetinin İzleri...
Endülüs, İslâm kültürünün sentezlendiği
kadim bir coğrafyadır. Zulme karşı direnişin
sembolüdür. O, Avrupa’da kurulmuş en büyük
medeniyetlerden biridir. 711’den 1492’ye kadar İber Yarımadası’nda hüküm sürmüştür. Sekiz asır hüküm süren bu sıra dışı kadim medeniyet, çağa altın mührünü vurmuştur. Avrupa,
insanî nefesleri buradan soluklanmıştır. Bugün
İspanya’da Endülüs mirasının maddî ve manevî
yansımalarını bütün çıplaklığıyla görürsünüz.
36 TEMMUZ 2014
İspanyolcadaki Arapça kelimeler, bu uygarlığın
köklü izlerinin sese ve söze ait olanlarıdır. Endülüs, şahsına münhasır coğrafî, siyasî, sosyal
ve kültürel hususiyetleriyle İslâm tarihi içerisinde bambaşka bir yeri ve önemi olan bir bölgenin adıdır.
Endülüs demek, bize bu coğrafyanın kapılarını ardına kadar açan Târık b. Ziyâd demektir.
Bu topraklarda dolaşırken Müslüman coğrafyasının doyumsuz havasıyla soluklanırsınız.
Kendinizi bir Anadolu şehrindeki gibi huzurlu
hissedersiniz. Zira maddî ve manevî yansımalarıyla Batı Avrupa’da bir İslâm atmosferi ve huzur adası inşa edilmiştir.
Bu topraklar nice şair ve yazarlara ilham kaynağı olmuştur. Ünlü İspanyol yazar Miguel de
Cervantes, anıtlaşmış eseri olan Don Kişot (Don
Quixote)’u Endülüs’ün mümtaz şehirlerinden
sayılan Sevilla (İşbiliye)’da yazılmıştır.
Kurtuba (Cordoba) Şehri ve
Gözü Yaşlı Kurtuba Camii…
Günümüzdeki adıyla Cordoba, nam-ı diğer
Kurtuba, Madrid’e yaklaşık 400 km mesafede
bir İslâm şehri… Şehir, dümdüz bir araziye kurulmuş. İhtişamlı zamanlarında sekiz yüz binleri görse de, günümüzde şehrin nüfusu yarıya
inmiştir. İbn Hazm, İbn Tufeyl ve İbn Rüşd gibi
edebiyatçı, tarihçi, âlim ve filozoflar bu toprak-
larda yetişerek isimleri zamanın göbeğine yazılmıştır. Kurtuba, var oluşundan beri İslâm’ın
hüznünü yansıtan ayna olmuştur.
Endülüs Emevilerinin başkenti Kurtuba’da
vaktiyle altı yüz cami bulunmaktaydı. Bunların
en gözdesi ve ihtişamlısı Kurtuba Camii’ydi. Fakat bu cami, 1236’da katedrale çevrilmiştir. Guadalquivir (Vad’il Kebir) ırmağının kenarındaki
bu cami, dünyanın en büyük ve kadim camilerinden kabul edilir. Bu mabet, en fazla sütuna
sahip olmasıyla da dünyada tektir. Bu görkemli
camiin at nalı şeklindeki mihrabı ve minberi görülmeye değerdir.
Kurtuba Camii bugün ne kadar görkemliyse,
mü’minlerin secdelerine şahit olamadığı için,
bir o kadar da hüzünlüdür. Elli bin cemaatin
aynı anda ibadet edebileceği devasa Kurtuba
Camii’nde, çan kulesine çevrilmiş minareleri görmek, insanın içini acıtıyor. A. Karakoç’un
“Üşüyenler” adlı şiirindeki “Ezanlar buz tutmuş
minarelerde” dizesi, tam da bu acıklı durumu anlatıyor. Kurtuba Camii, tevhid nidalarını duyacağı kutlu asırların özlemiyle yanıp tutuşuyor.
Gırnata (Granada), Sevilla (İşbiliye)
ve Ötesi…
Gırnata (Granada)’da cümle varlıklar size
sanki gülümser. Zira bu mütebessim şehir,
1492’ye kadar İslâm uygarlığı dairesinde kalmıştır. Bugün o cadde ve sokaklarda dolaşırken bir İslâm şehri havasını doyasıya hissede-
rek huzur bulursunuz. Buradaki İslâmî mimarî,
şehrin doğu medeniyetine ait olduğunu adeta
haykırmaktadır. Hüzün ve coşkuyu en iyi şekilde yansıtan Flamenko, Granada’yı da içine alan
Endülüs’ün dünyaya armağanıdır.
Prof.
Dr.
Nazif
Gürdoğan’ın
Hicaz’dan
Endülüs’e adlı kitabındaki şu tespiti çok doğru ve yerindedir: “İspanya’nın neresine giderseniz gidin, en güzel yapıların Müslümanların
egemenliği döneminde yapılmış olduğunu görürsünüz. Bu yüzden İspanya’da Hıristiyanların
somuncubaba 37
Gemileri Yaktıran Endülüs
Fatihi Târık Bin Ziyâd
“Gemileri yakmak” deyimini dilimize kazandıran hadisenin kahramanıdır Târık Bin Ziyâd…
O, Emevîler zamanında, Afrika’nın fethi için vazifelendirilmiş, Mûsa bin Nusayr’ın azâdlı kölesidir. Târık bin Ziyâd, emrindeki dört gemi ve
yedi bin asker ile 711 (H. 92) yılında Endülüs’e
hareket etti. Askerler, İspanya’nın güneyinde
gemilerden inip karaya çıktılar. Târık bin Ziyâd,
bir rivayete göre bütün gemileri yaktırdı, sonra da askerlerine şöyle hitap etti: “Ey mücahit
kardeşlerim! Görüyorsunuz, arkamızda deniz,
önümüzde düşman var. Artık geriye dönüşümüz kalmadı. Düşmana saldırıp bu toprakları
almadan başka çaremiz yoktur.”
Târık Bin Ziyâd, düşmana elçi göndererek
onları İslâm’a davet etti. Bu teklifi kabul görmeyince, şiddetli bir savaş başladı. Târık Bin Ziyâd
zorlu bir savaştan sonra, kral Doderiche’ye ulaşarak, bir kılıç darbesiyle onu yere serdi.
egemenliği ne kadar sürerse sürsün, Elhamra
ve Kurtuba Camii ayakta kaldıkça, kimse Müslümanların kültür ve sanat seviyesine ulaşamayacaktır.” Doğru söze ne demeli, mükemmel
teşhis…
Gerçekten de Endülüs bölgesinde İslâm’ın
buram buram kokusu içimize dolar. Sevilla (İşbiliye) deyince de ünlü mutasavvıf, İslâm düşünürü ve şâiri Muhyiddin İbn Arabî gelir akıllara.
Bu kıymetli ve kudretli İslâm âlimi, ilk eğitimini
burada tahsil etmiş, uzun süre bu topraklarda
yaşadıktan sonra Şam, Bağdat ve Mekke’ye seyahat etmiştir.
İslâm şehirleri, insan merkezli medeniyetin
mücessem abideleridir. Mekke, Medine ve Kurtuba bunların en başta gelenidir. Endülüs’ün
payitahtı Kurtuba, İslâm medeniyetinin görkemli izlerini üzerinde gururla taşır. Buradaki
mimarî, bu medeniyetin asaletini tescil eder.
38 TEMMUZ 2014
Endülüs fatihi Târık Bin Ziyâd, cesur, güçlü ve dirayetli bir komutandı. Aynı zamanda
çok yetenekli bir hatipti. Sebte’den gemilerle
İspanya’nın en güneyindeki Calpe bölgesine
ulaşan Târık, karargâhını burada kurduğu için,
iki kıtanın birbirine yaşlaştığı Cebelitârık, ismini ondan almıştır. Endülüs İslâm medeniyeti, bu
gözü pek kahramana çok şey borçludur.
İslâm Medeniyetinin Şaheseri:
El-Hamra Sarayı
İspanya’da Endülüs İslâm Devletini kuran
Müslümanlar, bu ülkede pek çok sanat eseri de
meydana getirdiler. Bunların başında,1232’de
yapımına başlanan El-Hamra Sarayı gelmektedir. El-Hamra, İslâm mimarisinin Batı dünyasında en bilinen örneğidir. Burası İslâm mimarisinin gurur abidesidir. ‘Kızıl’ anlamına gelen
“el-hamrâ” sıfatı, inşaatta kullanılan kil harcın
kızıla çalan rengi sebebiyledir. Bu saray, tarih
boyunca birçok tahribata maruz kalsa da, mevcut haliyle dimdik ayaktadır. Avrupa’daki en-
somuncubaba 39
gizisyon zulmüne karşı, İslâm’ın gülen yüzünü
temsil etmektedir. Ayakta kalan İslâm saraylarının, tartışmasız, en şöhretli olanıdır.
El-Hamra Sarayı, Gırnata şehrine ve Darro
Nehri’ne bakan, hâkim bir konumdadır. Arap
Dünyası Enstitüsü eski Başkanı Edgar Pisani,
Elhamra’yı bakın ne de güzel anlatır:
“Endülüs İslâm sanatını, Müslüman İspanya tarihinden ayrı düşünmek imkânsızdır...
Elhamra inşâ edilirken hiçbir şey tesadüfe bırakılmamış, her detay itina ile hesaplanmıştır.
Kavislerin bölünüşünde, tek ve çift sütunların
hoşa geden bir tarzda yerleştirilmelerinde, kapı
ve pencere yerlerinin tespitinde bunu anlamak
mümkündür. İşte bu sayede harikulâde pers-
G
pektifler ortaya çıkmış, avlularla açık salonlar
arasında güneş ışığı, suların akışı ve gölgelerin
oyunu buluşturularak, dış âlemle inanılmaz bir
uyum ve zarafet sağlanmıştır. Bu, sanki el değince kırılıp dökülecek hissi veren yüksek bir
zarafettir. Elhamra’yı gerçekten anlamak için,
sarayın içindeki pek çok kitabeyi anlayarak
okumak gerekir. Kur’an’dan alınan ayetlerin
ve İbn-i Zamrak’la diğer Müslüman şairlerin
mısralarının kazınmış olduğu bu kitabeler bazı
duvarları tamamen kaplamakta, kemerler, kapı
çerçeveleri ve sütun tekneleri boyunca uzayıp
gitmektedir. Öyle ki, bu yazıları süsleme motiflerinden ayırmak neredeyse imkânsız haldedir.
Evet, Elhamra konuşur. Hem de kutsal kitabının
sesiyle konuşur.”
ranada ziyareti sırasında Erasmus
programı kapsamında İspanya’da öğretim gören Türk öğrencilerle karşılaştık, Yener ve Hakan…
ziyadesiyle memnun etti. Gezimizin en son
katlardaki seyis odalarını, boğaları kızdırdık-
gününde başkent Madrid’e geçtik. Modern
ları mekânlar ile yaralanınca matadorların
Avrupa şehirleri havasındaydı. Madrid’e gi-
tedavi edileceği ameliyathaneleri gördüm.
dilir de Arena’da boğa güreşi izlemeden ge-
Maalesef yaralı boğalarla ilgili bir bölüme
Ispartalı Yener Bursa Uludağ Üniversitesi
Maliye Bölümü öğrencisi, Hakan ise Trabzonlu olup Kocaeli Üniversitesi Maliye Bölümü öğrencisi. Oraya dil öğrenmek için gelmişler. Bizleri görünce çok sevindiler. Çünkü
3,5 aydır Türkiye’den uzaktaydılar. Kendileriyle hasbihal ettik, bizlere eşlik ettiler,
Granada’yı beraberce gezdik. Daha sonraki
buluşma mekânımız Nemrut Kebapçısıydı.
linmez diye düşünüp, Arena’yla doğru yola
rastlamadık. Gösteri başlayınca yerimizi al-
koyulduk. 25.000 kişilik Arena’da önce alt
dık. Bir müddet çeşitli artistik görüntüler eş-
Türk yemekleri özellikle de döneri, hele
hele demleme çayı canımıza can kattı. ElBeyyazin Mahallesinden El-Hamra Sarayı’na
karşı akşam vaktinde dolunay ışığında demleme çay keyfi bir başka oluyordu. Orada
akşam namazı 21.30, yatsı namazı 23.20,
sabah namazı da 05.10’de oluyordu. Sanki
güneş hiç batmayacak gibi…
Nemrut Kebapçısı çalışanı Abdullah Urfalı, çayın iyisini Almanya’dan getirmiş, ama
sadece kendine. Bizim Türk olduğumuzu
anlayınca bizlere de ikram etti ve bizleri
40 TEMMUZ 2014
liğinde boğa izledik. Gösterinin ortalarından
sonra, iş iyice merhamet sınırlarını aşmaya
başlamıştı. Boğalar, boyun ve sırt bölgelerinden aldıkları kılıç ve mızrak darbeleriyle
acımasızca katledilmeye doğru gidiyorlardı. Bir ara çok kızan bir boğa belki de bizim
üzülmemizin tesiriyle matadoru yere yatırdı.
Kendisine yapılanın rövanşını ve arkadaşlarının hesabını sordu. Kılıçla kesilen sinirleri
sebebiyle etkisiz hale getirilen boğa kasaba
doğru giderken, matador da ameliyathaneye
kaldırıldı. Bu görüntü Türklere barbar diyen
acımasız Avrupalının kendi barbarlığını ve
değil insanlara hayvanlara bile acımadığını,
keyfi zulümlerde bulunduğunun bir göstergesiydi.
Madrid sokaklarında şampiyon olan Atletico Madrid’in Türk oyuncusu Arda Turan
namına bir Türk olarak gurur duyduk. Futbol
takımı La Liga’da mücadele eden Atletico
Madrid, Real Madrid’le birlikte Madrid’in en
önemli iki kulübü arasındadır.
Artık Türkiye özlemiz iyice artmıştı. O gün
akşam cennet yurdumuza doğru Türk Hava
Yolları’yla dönüş yaptık.
somuncubaba 41
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
1
File Size
416 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content