close

Enter

Log in using OpenID

BASINDA GeniuSpy

embedDownload
BASINDA GeniuSpy
31.08.2014-Kocaeli Gazetesi
Seymen Koleji 2014-2015 eğitim öğretim yılına hızlı başladı
Kocaeli"nin ilk özel okulu olma
özelliğini taşıyan Özel Seymen
Eğitim Kurumları, 32 yıl önce
başlattığı eğitim hamlesine, her
yıl bir başka başarı öyküsü ile
devam ediyor.
2014-2015 eğitim –öğretim yılının
hazırlıklarına da büyük bir enerjiyle
başlayan Seymen Koleji’nde öğretmenlere yönelik seminer programı hızla başladı.
İzmit ve Darıca yerleşkesi öğretmenlerine yönelik başlayan seminer programı 12 Eylül’e kadar
tam gün, nitelikli çalışmalarla devam edecek. Rehberlik servisinin öncelikli olarak yer verdiği
ısınma etkinlikleriyle seminer dönemine başlayan öğretmenler, yeni eğitim-öğretim yılına
adapte olmanın heyecanını yaşadılar. İlk olarak yeni gelen öğretmenlere iletişim semineri ve
film gösterimi ile öğretmen yaklaşımları ele alındı. Rehberlik servisi vaka çalışmaları ve
bilgisayar eğitiminin de verildiği seminer çalışmaları eğitmen ve yazar Fırat Ataklı tarafından
“Düşünme Becerileri” konulu seminerle devam etti. Seminerler farklı konularla yine Fırat Ataklı
eşliğinde sürecek.
Okul idarecileri 2013 Kocaeli birincisi olan Özel Seymen Eğitim Kurumları 2014 TEOG
sonuçlarına göre öğrencilerimizin yarısının Türkiye’de yüzde birlik dilimde olmasının ve
üniversite yerleştirmede yüzde doksan yedilik bir başarının verdiği mutluluk ve gururla
hedeflerimizi daha da yukarıya taşımanın heyecanını yaşıyoruz” dedi.
Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir
1/15
30.08.2014-Manşet Kocaeli
Kocaeli"nin ilk özel okulu olma özelliğini taşıyan Özel Seymen Eğitim Kurumları, 32 yıl önce
başlattığı eğitim hamlesine, her yıl bir başka başarı öyküsü ekleyerek devam ediyor. 20142015 eğitim –öğretim döneminin hazırlıklarına da büyük bir enerjiyle başlayan Seymen
Koleji’nde öğretmenlere yönelik seminer programı başlatıldı. İzmit ve Darıca yerleşkesi
öğretmenlerine yönelik seminer programı 12 Eylül’e kadar tam gün devam edecek.
YÜZDE 97’LİK BAŞARI
Seminerde ilk gün yeni gelen öğretmenlerle iletişim ve öğretmen yaklaşımları ele alındı.
Rehberlik servisi vaka çalışmaları ve bilgisayar eğitiminin de verildiği seminer ikinci gününde
eğitmen ve yazar Fırat Ataklı tarafından “Düşünme Becerileri” konulu panelle devam etti. Okul
idarecileri “2013 Kocaeli birincisi olan Özel Seymen Eğitim Kurumları 2014 TEOG sonuçlarına
göre öğrencilerimizin yarısının Türkiye’de yüzde birlik dilimde olmasının ve üniversite
yerleştirmede yüzde 97’lik bir başarının verdiği mutluluk ve gururla hedeflerimizi daha da
yukarıya taşımanın heyecanını yaşıyoruz” dedi.
Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir
2/15
03.11.2013-Bloomberg Businessweek
Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir
3/15
Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir
4/15
27.08.2013-www.milliyet.com.tr
Çocuğunuz dikkatsiz mi emin misiniz?
Test çözmek pek çok öğrenci için en sık kullanılan ve en doğru
kabul edilen yöntem. Ancak öğrenciler bu sistemle üst düzey
düşünme becerisi gerektiren durumlarda başarısız oluyor.
Türkiye öğrenciler için adeta bir sınavlar ülkesi ve değişen eğitim sisteminin tek değişmeyeni
hafızaya dayalı sınavlar. Test çözmek pek çok öğrenci için en sık kullanılan ve en doğru kabul
edilen yöntem. Ancak öğrenciler bu sistemle üst düzey düşünme becerisi gerektiren
durumlarda başarısız oluyor. Aileler ise bu sorunu anlamıyor ve “dikkat eksikliği" diyor”
ESRA ALUS İstanbul
İşte bu tür sorunlar karşısında 4 yıl çalışarak
GeniuSpy düşünme becerileri programını geliştiren
Fırat Ataklı, bireyin bilişsel işlevlerini dengeli ve tutarlı
bir biçimde geliştirerek potansiyellerinin zirvesine
çıkabileceğini savunuyor.
Ataklı
GeniuSpy
adını
verdikleri
programla
öğrencilerin düşünsel alt yapısını kuvvetlendirdiklerini
belirterek “Rahatlıkla söyleyebiliriz ki değişen sınav ve
eğitim sistemine karşı bağışıklık kazanıyorlar” diyor.
Türkiye’nin ilk ve tek bütüncül düşünme becerileri merkezini kurduklarını belirten Ataklı,
“GeniuSpy programıyla her bireyin beyin haritasını çıkararak varsa engelleri baştan
belirliyoruz. Olumsuzlukları ortadan kaldırarak dengeli ve tutarlı gelişim garanti altına alınıyor.
3-14 yaş arası çocuklara buraya adım attıkları an bilişsel envanter uygulayarak önlerindeki
engelleri belirliyor ve ailelerin de desteğiyle öğrencinin yolunu gelişime açık hale getiriyoruz.”
Program 3-14 yaş arası çocuklar için
GeniuSpy programını Finlandiya, Almanya ve Güney Kore'de yaptıkları incelemeler sonucunda
geliştirdiklerini aktaran Ataklı "3- 14 yaş arası çocuklarla çalışarak bu işe başladık. Bu yaş
Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir
5/15
grupları için 8 farklı program tasarladık. Hedef kitleniz çocuklar olduğunda en önemli
boyutunuz duygusal boyut oluyor. Öğrencilerin olumlu yönlerini görür, takdir eder, öğrenci
yanımızdayken
anne
babayla
paylaşırız.
Çocuklar
GeniuSpy’a
geldiklerinde
bilişsel
değerlendirmeye alınırlar. Bu değerlendirme sonrası her çocuğun programı özelleştirilir, aileye
süreli değil sürekli destek verilir. Çocuğu GeniuSpy’a gelen bir aile, öğretmen rolüne girmeden
çocuğuna nasıl katkı sağlayabileceği konusunda danışmanlık alır. Öğrenci bir modülü 32
oturumda tamamlar. Bilişsel değerlendirme sonucuna göre bir öğrenci haftada en az bir en çok
üç kez merkezimize gelerek çalışmalarını yapar. Programı almış öğrencilerin sosyal-duygusal
anlamda ne kadar geliştiklerini ve sınavlarda da ne kadar başarılı olduklarını gördük. GeniuSpy
ekibi olarak çocukların doğru eğitimle hayatlarını çok daha nitelikli hale getirebileceğimizi
biliyoruz. Bu inançla kararlı ve sağlam adımlar atarak ağımızı genişleteceğiz” dedi.
Aileler sorunu bilmiyor “dikkat eksikliği diyor”
Ailelerin çocukları hakkında dikkat eksikliği, öğrenme güçlüğü ve hiperaktivite şikâyetleriyle
geldiğine dikkat çeken Ataklı ”Hem eğitimciler hem veliler bu tanımlamaları sıklıkla
kullanıyorlar. Bize gelen pek çok aile de çocuğunun dikkatsiz olduğunu düşünüyor.
Öğrencilerle sohbet ediyoruz, onlar da kendilerini dikkatsiz olarak nitelendiriyorlar. Ancak
bilişsel değerlendirmeyi yaptığımızda çoğu zaman görüyoruz ki sorun dikkatte değil, bambaşka
bir alanda. Sıralı yönerge takibi, strateji üretme, bilgiyi alma ve nitelikli ürüne dönüştürme gibi
konular asıl sıkıntının yaşandığı yerler olarak karşımıza çıkabiliyor. Biz bu nedenle çocuğunun
dikkatsiz olduğunu düşünen ailelere ‘Emin misiniz? Bir daha düşünün’ diyoruz.”
Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir
6/15
Türkiye Özel Okullar Birliği Dergisi Temmuz 2013
Kalite Çıkmazı
Fırat ATAKLI
Eğitim Danışmanı
“Yolum kapandı, ağaçlar beni alıkoydu burada, aşağıda” dedi Ping düşünmeden, kendini
savunur gibi. “Seni orada alıkoyan o ağaçlar çıkardı beni buraya, yukarıya. Aynı ağaç değil mi
bunlar?” diye sordu baykuş.“Ne fark eder ki?” diye sordu Ping, sanki biraz rahatsız olmuş
gibiydi. “Beni de yolumdan alıkoydular işte.” “Yürüdüğün yolda engeller yoksa o yol seni hiçbir
yere götürmez.”Ping’in buna diyecek fazla bir şeyi yoktu.
Amerikalı ünlü danışman Stuart Avery Gold’un“Ping” isimli bir kitabı var. Okumadıysanız
şiddetle tavsiye ederim. Girişteki yazı o kitaptan. Ping, yeşil bir kurbağa. Ama bildiğiniz
kurbağalardan değil. Diğer kurbağalar hayat ışıltılarını kaybetmiş bir şekilde aynı yerlerde
dolanırken, Ping bunun kendisi için bir seçenek olmadığını biliyor. Biliyor ama o da, tüm
değişim isteyenler gibi, bunu hemen ve zahmetsiz bir şekilde istiyor. İşte küçük kurbağanın
ilginç hikâyesi de tam bu noktada başlıyor.
Değişmek için, fark yaratmak için, hayata değer katmak için ciddi emek ve zaman gerekir.
Hayat güzellikleri çabuk, kolay ve zahmetsiz şekilde bize sunmaz. Eğer yeterince kararlı,
çalışkan ve şanslıysak, onları biz bulur, biz yaratır, biz alırız. Bu, hayatta da işte de böyledir.
Keşke daha kolay olsaydı… Keşke okuduğumuz bir kitap, izlediğimiz bir film, tuttuğumuz bir
danışman hayatımızı ve işimizi hemen oracıkta değiştirse, her şey güzelleşiverseydi. Kişisel
gelişim anlamında baktığımızda pek çok insanın okuduğu bir kitaptan, katıldığı bir seminerden
bu tarz kolaycı bir bakış edindiğini görüyoruz. Olumlu enerjiyi çağırmak, çakraları açmak,
“sır”ra vakıf olmak gibi kavramları bir kitap ya da seminerle hayatına yerleştirebileceğini
düşünenler maalesef istediklerine ulaşamıyorlar. Tekerlekte dönen fareler gibi, yol alamadan
enerji sarf ediyorlar. Kurumlarda da aynı döngüyle karşılaşabiliyoruz. Rekabetin tavan yaptığı
günümüzde sistemlerini sağlamlaştırmak, esen sert rüzgârlarda dahi dengeli kalabilmek
isteyen kurumlar kalıcı iş kalitesi yaratma çabası içine giriyorlar. Bu çabayı sonuca ulaştırmak
için ise kalite belgeleri alıyorlar. Bu gayet olumlu bir adım ama neyi ne için istediğinizi ve
üzerinize bu kalite elbisesini nasıl giyeceğinizi bildiğiniz sürece. Çoğunluğun yaptığı gibi bir
danışman tutar ve standartların gereğini ondan beklerseniz, sadece duvara asılan bir kâğıt
Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir
7/15
parçası elde etmiş olursunuz. Halbuki kaliteyi yakalamak ve kalıcı hale getirmek, sistemin
yetkin insan kaynağının hizmetine sunulmasıyla gerçekleşir. İnsan kaynağını sistemin
hizmetine verdiğinizde ise “sistem patronluğu” ile karşı karşıya kalırsınız. Belgelendirmenin bir
kuruma ne katacağını incelemeden önce, kurumda iş yapış yöntemlerini belirleyen standartları
oluşturmanın gerekli olup olmadığına bakalım.
Şu “Gereksiz” Standartlar
1937 yılında Çek Cumhuriyeti sınırları içerisinde yer alan Vestonika’da bir fosil bulundu. Bu
fosil, genç bir kurdun ön kol kemiğine aitti ve yapılan incelemeler fosilin Yontma Taş Devri’ne
ait olduğunu gösteriyordu. Kemiğin üzerinde ilk yirmi beşi beşli gruplar halinde düzenlenmiş elli
beş çentik vardı. Bu, Yontma Taş Devri’ndeki insanın rakamları kullandığının bir kanıtıydı.
Rakamlar, standartların hayatımızdaki yerini göstermek açısından en uygun örneklerden biri.
Rakamları nerelerde kullandığınızı bir düşünün: Plakanızda, telefonunuzda, ayakkabı
numaranızda, barkodlarda, televizyon kumandanızda, okul numaranızda, yaşınızda başınızda,
bilgisayarınızda… Devam etsek sayfalarca örnek verebiliriz.
Rakamlar insanoğlunun hayatını inanılmaz derecede kolaylaştırıyor. Bu nedenle tarih boyunca
farklı medeniyetler standart arayışına girip kendi rakamlarını ve sayı sistemlerini yarattılar:
Maya, Babil ve Roma rakamları. Son geldiğimiz nokta ise şu an kullandığımız rakamlar. Bu
rakamlar Hintli matematikçiler tarafından tanımlandı, Kuzey Afrikalı Arap matematikçiler
tarafından düzenlendi ve Orta Çağ’da Avrupa’ya yayıldı. Dünya geliştikçe ve insanlar
arasındaki iletişim arttıkça şu an kullandığımız rakamlar standart hale geldi. Rakamların tüm
dünyada standart haline gelmiş olması ise insanların arasındaki iletişime büyük katkıda
bulunuyor. Her kültürün farklı bir standart kullandığını düşünebiliyor musunuz? Rakamlardaki
uluslararası standart ortadan kalkarsa müthiş bir karmaşanın içerisinde olacağımız aşikâr.
Eşittir işareti de standart kavramına örnek teşkil ediyor. Günümüz insanı “Herkes eşit mi?”,
“Erkekler ve kadınlar eşit mi?” diye tartışadursun, biz eşittir işaretinin ne olduğuna bir bakalım.
Yontma Taş Devri’nden beri rakamları kullanan insanoğlu, milattan önce 7. Yüzyıldan beri
matematikle ilgileniyor. Thales, “a2+b2=c2”formülüyle bildiğimiz Pythagoras ve Euclid birinci
grup matematikçiler olarak biliniyor ve matematikle ilgili ilk eserler bu Eski Yunan bilim insanları
tarafından ortaya konmuş. “Matematik” sözcüğü de köken olarak Eski Yunanca “matesis”
kelimesinden geliyor. Matesis, “Ben bilirim” demek. Tarihin en eski bilimlerinden biri olan
matematik, eşittir işareti olmadan düşünülemez. Milattan önce 7. yüzyılı ve milattan sonra
Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir
8/15
2000’leri, yani günümüzü düşünün. Arada sekiz bin yıl var. Şimdi asıl sorumuza gelelim: Eşittir
işareti ne zaman ortaya çıktı? 4 bin yıl önce mi? Yoksa 5 bin yıl mı? Hadi 2 bin yıl diyelim.
Maalesef bu bile iyimser kalıyor. Robert Recorde, The Whetstone of Witte (Bilginin Bileytaşı)
adlı eserinde “Eşittir sözcüğünü bıktırıcı bir biçimde tekrar tekrar kullanmaktansa, genelde
çalışırken yaptığım gibi paralel iki çizgi koyacağım çünkü paralel iki çizgiden daha eşit bir şey
olamaz” diyerek şu anki eşittir işaretinin biraz daha uzununu kullandı ve tarihte yazılmış olan ilk
eşitlik denklemine kitabında yer verdi. Bu denklemi modern şekliyle “14x+15=71” olarak ifade
edebiliriz. Ne zaman mı yazılmış? 1557’de! Pythagoras’la başladığı kabul edilen matematik
çalışmalarından binlerce yıl sonra eşittir işareti hayatımıza girdi. Ama unutmayın, insan zor
mahlûktur. Bir keşiş olan matematikçi Robert Recorde’nin eşittir işareti öyle hemen kabul
görmedi. Amos Parish “Alışkanlık anahtarı kaybolmuş bir kelepçedir” der. 1700’lerde bile bazı
matematikçiler “II” işaretini, bazıları da Latinceden gelen ve eşit anlamı taşıyan “æ” sembolünü
kullanmaya devam ettiler. Sonra, her ne kadar Robert Recorde görememiş olsa da,
günümüzün eşittir işareti standart olarak kullanılmaya başlandı.
Rakamların ve eşittir işaretinin gösterdiği gibi, standartlar hayatı kolaylaştıran unsurlar. Bu
kolaylık iş dünyasında da kullanılıyor. Şirketler kimin, neyi, nasıl yapacağını belirlemek için
prosedürler oluşturuyor, görev tanımları yazıyorlar. İşi resmiyete dökmek, prestij kazanmak ve
kurumsallığa giden yolda somut bir adım atmak için de ISO belgeleri alıyorlar. Ancak bu
belgeleri doğru yorumlamadıklarında bazı gerçekleri gözden kaçırıyor ve “kalite çıkmazı”na
giriyorlar.
Gerçek 1: Standart belgesi, kalite belgesi değildir. Aslında kalite, belgede
değildir.
Bu belgelere genelde “kalite belgesi” diyoruz. Hâlbuki doğru tanım “standart belgesi” ve inanın,
arada çok büyük fark var. Bir kurumun kaliteli iş yapması için standart belgesi şart değil. Bir
kurumun bu belgeye sahip olması da kaliteli iş yaptığını göstermez. Ben ISO kısaltmasıyla
bilinen bu belgelere “standart belgesi” demeyi tercih ediyorum. ISO, aslında kuruluşun ismi.
Açılımı “International Organisation for Standardization”, yani “Uluslararası Standardizasyon
Kurumu”. Bu durumda kısaltmanın IOS olması gerek ama ISO deniyor. Neden?
ISO, Yunanca “isos” kelimesinden geliyor. İsos, eşit demek. Kurumun bu sayede vurgulamaya
çalıştığı nokta şu: Dili ya da ülkesi ne olursa olsun, her yerde aynı mantığı eşit bir şekilde
uygulayarak iş yapmanın standartlarını belirleriz. Kısaca; 1947’denberi var olan ISO, “Ben
Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir
9/15
kalite getiririm” iddiasında değil. Sadece “Benim sayemde standartlarınızı belirlersiniz” diyor.
Her yerde, her işte olduğu gibi kaliteyi getirecek unsur ise insan. İşte o nedenle bu belgelere
“standart belgesi” demek daha doğru.
Gerçek 2: Amaç haline gelen belge, kurumunuza zarar verir. Onu araç
olarak kullanmalısınız.
İş hayatına kalite getirmek alınan belgeyle mümkün olmuyor. Daha iyi bir hayat yaşamak için
kalitenin peşinden koşmak, onu yakalamak ve elinizden kaçmaması için iletişim kanallarını hep
açık tutmak zorundasınız. Belge amacınız değil, aracınız olmalı. Bu konuyu bir örnekle
açmakta fayda var: Kalite belgesine sahip bir özel okulda süreçleri inceliyordum. Elime bir form
geçti. Form, her sınavdan sonra öğretmen tarafından dolduruluyordu. Alışılageldiği şekilde
öğrenci adı, soyadı, numarası, sınav notu, sınıf ortalaması gibi alanlar vardı. Bunlara ek olarak,
her öğrenci için bir satır açılmış ve buraya o öğrencinin yapamadığı soruların numaraları
yazılmıştı. Bu bölümün nasıl kullanıldığını öğrenmek istedim ve bir öğretmen arkadaşla konuyu
paylaştım:
- Hocam, bunu her sınavda yapıyor musunuz?
- Evet.
- Yani her sınav sonrası her çocuğun test cevap anahtarını tek tek inceliyor ve bu forma kim
hangi soruları yapamamış diye yazıyorsunuz.
- Doğru.
- Gayet güzel, ellerinize sağlık. Bunu yapmak ciddi bir zamanınızı alıyor olmalı.
- Tabii ki. Bazı sınavlarda kırk test sorusu oluyor. Çok yanlış yapan çocukların yanlışlarını
bulup yazmak epey uzun sürüyor.
- O halde bu çabanın bir karşılığı olmalı, değil mi hocam? Eğer bu veriyi inceliyorsak, onu bir
şekilde kullanmalı ve bu süreçten fayda sağlamalıyız.
- Doğru söylüyorsunuz. Biz de bunu konuşuyoruz hep arkadaşlarla. Siz ne düşünüyorsunuz
bilemem ama bu ISO bizi çok yoruyor. Ben şu soruları incelemeye harcadığım zamanı
öğrencilere ayırsam daha iyi olmaz mı?
- Size katılıyorum. Peki siz bu konuda herhangi bir öneri verdiniz mi? Ya da ekip
arkadaşlarınızdan biri konuyu yönetime iletti mi? Sisteminizde pek çok öneri kayıtlı ama benim
hepsini inceleme fırsatım olmadı. Belki siz hatırlarsınız.
- Yok, formda o bölüm olduğu için biz de sistemi bozmayalım diye kimseye bir şey söylemedik.
“Yönetim bunu istiyorsa bir bildiği vardır” diye düşündük.
Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir
10/15
Bu, o kadar klasik bir manzara ki… Düzeltilmesi çok kolay, düzeltildiği an hem işi yapanları
rahatlatacak hem de kuruma katkı sağlayacak konuları es geçiyoruz. Sonra da sistemden,
belgeden yakınıyor ve bunu yaparken de aynaya bakmayı unutuyoruz. Sistemi “patron” olarak
görüyor, onun hizmetimizdeki bir enstrüman olması gerektiğini unutuyoruz.
Dünyanın en saygın danışmanlık firmalarından McKinsey’e göre şirketlerin sadece binde beşi
uzun zamandır iyi performans sergiliyor. Bunun anlamı gayet açık. Kaliteyi yakalayamayan ya
da koruyamayan kurumlar iş dünyasından silinmeye mahkûmlar. Yapılan incelemeler, binde
beşlik dilimde olan şirketlerin ortak bir noktası olduğunu gösteriyor. Hepsi kalite yaratmayı
amaçlayan bir çalışma sistemine, belirlenmiş süreç ve hedeflere(yani araçlara), -en az bunlar
kadar önemli olmak üzere- kaliteli insan kaynağına sahipler. Bu birleşime sahip olan şirketler
fark yaratmayı ve farklı kalmayı uzun yıllar boyunca başarabiliyorlar.
Gerçek 3: Sisteme saygı duyulmalıdır ama insanlara daha fazla saygı
duyulmalıdır.
Günümüzde kurumların çoğu, iyi ya da kötü, kendilerine ait bir sisteme sahipler. Sistem
olmadan başarının gelmeyeceğini artık herkes biliyor. Bu bilinç, olumlu bir bakış açısı getiriyor
getirmesine ama bu sefer de “aşırı değerlenme” dediğimiz kavram karşımıza çıkabiliyor. Bu
durumda sisteme öncelik veriliyor ve insan, sistemin hizmetinde olan bir unsur olarak
görülmeye başlanıyor. Hâlbuki çağdaş iş dünyasında yer almak isteyen tüm kurumlar şu
gerçeğin bilincinde olmalılar: Sistem bir kurum için şarttır. Diğer yandan iyi bir sisteme sahip
olmanız yetmez çünkü iyi bir sistem sizi sadece iyi bir kurum yapar. Dışarıda onlarca iyi kurum
olduğunu unutmayın. Sisteminiz iyi değil, mükemmel olmalı. Ama mükemmel bir sistem bile
kurumunuzun en önemli unsuru değildir. En değerli varlığınız, insan kaynağınızdır.
Olaya şu açıdan bakalım: Kâğıt üzerinde mükemmel olduğunu düşündüğünüz bir çalışma
sistemi yarattınız ve bunu hayata geçirmeye karar verdiniz. Teoride tüm önlemleri almış
durumdasınız. Ama şöyle “küçük” bir probleminiz var: Çalışanlarınız bu mükemmel sistemi
uygulayabilecek ve sizin önlemlerinizi hayata geçirebilecek beceriye sahip değiller. İkinci
senaryo ise, yukarıda anlattığımın tam tersi. Sisteminizin ne derece iyi olduğundan emin
değilsiniz ama becerikli, kendini işine adamış, kuruma inanan, iyi niyetli çalışanlarınız var.
Hangisini tercih ederdiniz? Kurumlar üzerinde yapılan araştırmalar ikinci senaryonun tercih
Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir
11/15
edilmesinin çok daha mantıklı olduğunu gösteriyor. Doğru insanları işe aldığınız zaman
sorunlarınızın çok büyük kısmını halletmiş oluyorsunuz.
İnsan kaynağı kurumunuzu zirveye de taşıyabilir, karanlığa da gömebilir. En iyiye ulaşmak için
birincil faktör her zaman insandır. İnsanla beraber ve insanın hizmetinde olmak şartıyla, “iyi”
çıtasını aşan ve mükemmeli kovalayan bir sistem ise ikincil unsurdur. Sistem yapılacakları
belirler ve “Ne?” sorusunun yanıtını verir. “Ne?” sorusu ise, cevabı ne olursa olsun, tek başına
fark yaratmaktan uzaktır. Bir kurumu eşsiz kılan unsurlar “Neyi nasıl yapıyorsun?” sorusunun
cevabında gizlidir. “Nasıl”ın cevabı da insan kaynağındadır. Özel okuldaki öğretmenin sözlerini
kullanacak olursak; sistem ya da standart belgesi kimseyi yormaz. Biz kendi kendimizi yorarız.
Diğer yandan, insan kaynağı iyi seçildiğinde ve iyi yönetildiğinde eşsiz bir etkiye sahiptir.
Kötüyü iyi, iyiyi mükemmel yapabilir ve kurumları Martin Luther King’in tarif ettiği iş kalitesine
ulaştırabilir:
- Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse Michalengelo’nun resim yaptığı gibi, Beethoven’ın
beste yaptığı veya Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürün. O kadar güzel süpürün ki gökteki
ve yerdeki herkes durup “Burada dünyanın en iyi çöpçüsü yaşıyormuş” desin.
Sihirli İksir
Kurum olarak zirveye çıkmanız ve orada kalabilmeniz için sihirli bir iksire ihtiyacınız var ve bu
iksir iki bileşenden oluşuyor: Sistem ve insan. Basit görünüyor, değil mi? Sade kahve yapmak
gibi. Sade kahve yapmak çok kolay görünür. Sadece suya ve kahveye ihtiyacınız vardır, bir de
ocağa tabi. Ama bu ikisini uygun şekilde birleştirmeyi bilmeyenin elinden kahve değil bulaşık
suyu kıvamında bir sıvı içme ihtimaliniz oldukça yüksektir. Kurumsal yapı da buna benzer.
Toplamda iki bileşene ihtiyacınız vardır: mükemmel sistem ve doğru çalışanlar. Ama bunları
nasıl bir araya getireceğinizi bilmezseniz yol alamazsınız. Kurum olarak ne kadar başarılı
olduğunuz, zirveye çıkabilme ihtimaliniz ve zirvedeki kalıcılığınız sistemi ve insan kaynağını
sihirli bir şekilde birbirine bağlamanızdan geçer. Sisteminiz ve insan kaynağınız ya sizi
ortalama şirketlerin arasından sıyırıp zirveye çıkarır, ya da vasat çizgiye mahkûm eder.
İyi bir yemeğin kandırmacası olamadığı gibi, kalitenin de kandırmacası olamaz. WIILIAM
S.BURROUGHS
Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir
12/15
17.09.2012-www.habercem.com
2013 – 2014 eğitim ve öğretim yılı 16 Eylül günü resmen başladı. Milyonlarca öğrenci
dersliklerde
yerini
alırken,
yeni
sınav
sisteminin
belirsizliğini
koruyor
olması
öğrencilerin, öğretmenlerin ve anne – babaların endişelerini artırıyor.
Türkiye’nin değişmezi haline gelen sistem değişiklikleri
gelecek kaygısı yaratırken, İstanbul’da kurulu olan ve
Antalya’da da faaliyet gösteren GeniuSpy Düşünme
Becerileri Merkezi’nin kurucusu Fırat Ataklı, değişime
bağışıklık kazanmanın mümkün olduğunu ifade ediyor.
Dört yılda, dünyanın önde gelen ülkelerinin eğitim
sistemlerini inceleyerek oluşturdukları bütüncül düşünme
becerileri programının örnek bir model olduğunu söyleyen
Ataklı, önemli konulara dikkat çekiyor: “Ülkemizde eğitim
sistemi açısından tek değişmezin ‘değişim’ olduğu bir
gerçek. Bu olgu beni ve ekibimi şu sorunun cevabını
aramaya yöneltti: Nasıl bir sistem geliştirmeliyiz ki eğitim
modeli değişime uğrasa da çocuklar yollarına başarılı şekilde devam edebilsin? Bu cevabı
ararken hem yurtiçinden hem de yurt dışından faydalandık. Finlandiya ve Güney Kore gibi,
PISA sınavlarında çok başarılı iki ülkeye ek olarak Almanya ve ABD’nin eğitim sistemlerini
yerinde inceledik. Eğitimlere katıldık, okulları ziyaret ederek derslere girdik. Araştırmalarımız
sonucunda başarının anahtarının bütüncül gelişimde olduğunu gördük ve GeniuSpy’ı kurduk.”
Bütüncül düşünme becerileri programını 3 – 14 yaş arası çocukların faydalanacağı sekiz ayrı
modül olarak tasarladıklarını belirten Fırat Ataklı, programın oluşturulma sürecinde 4.500’ü
aşkın sınıf dersi, yaklaşık 5.400 grup çalışması ve 9.500’ü aşkın bireysel çalışma yaptıklarını
ifade ediyor. Bu çalışmaları bilimsel ölçümlerle değerlendirdiklerini ve programı bu sayede
mükemmelleştirdiklerini aktarırken sözlerine şöyle devam ediyor: “Bütüncül gelişim, bireyin tüm
zihinsel işlevlerini çalıştıran ve zekâyı geliştirerek çocuğun potansiyelinin zirvesine çıkmasını
sağlayan bir sistem. Biz bütüncül gelişimi bir arabanın yol almasına benzetiyoruz. Arabanın
motorunu beyin, tekerleklerini de bilişsel işlevler olarak düşünelim. Biliriz ki arabanın düzgün
Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir
13/15
yol alabilmesi için tekerleklere dengeli ve tutarlı güç aktarımı gerekir. Bütüncül gelişim de bu
mantıkla ilerler. Bilişsel işlevler dengeli, tutarlı gelişir ve beraber ele alınırsa sağlıklı zihinsel
gelişim yaşanır. Aksi takdirde birey baskın olan bilişsel işleviyle yaşamını sürdürür. Örneğin
hafızası kuvvetliyse soru kalıplarını ezberler, günlük hayatta düşünmeden ve sorgulamadan
tepki verir. Bütüncül zihinsel gelişim olmazsa birey tek yönlü olur. Bu tarz bireyler çok iyi proje
çizebilir ama projeyi anlatma noktasında karşı tarafı tatmin edemez. Bütüncül gelişimi sağlanan
birey ise hızlı ve kalıcı şekilde öğrenir. Dikkat süresi uzun, dikkat yoğunluğu fazladır. Hem
görsel hem işitsel hafıza ve algısı gelişmiş olduğundan akıcı, esnek, zengin ve özgün
düşünebilir. Farklı çözümler üretme ve en doğru çözüm yolunu seçme konusunda yetkindir.
Tüm bunlar; ne yaptığını bilen, bilgiye hâkim olan ve fikir üretebilen yaratıcı çocukların ortaya
çıkması demektir. İşte bu tür bireyler sistem değişimlerinin karşısında bocalamaz, yollarına
kararlılıkla devam ederler.”
GeniuSpy Düşünme Becerileri Merkezi’nde ailelere de sürekli danışmanlık veriliyor ve her bir
çocuğa bilişsel değerlendirmeyle başlayan eğitim programı yoğun ilgiyle karşılanıyor. “İyi
eğitim, iyi yaşam” sloganını hayata geçirdiklerini ifade eden kurucu Ataklı, “Bireylerin parmak
izleri, dil izleri, el damarlarının yapısı nasıl eşsizse düşünme yapıları da eşsiz. Bu nedenle biz
önce bilişsel değerlendirme yaparak çocukların zihinsel gelişim grafiğini tespit ediyor ve
zihinsel gelişimi her çocuğun özelinde ele alıyoruz. Aileleri sürekli bilgilendirerek ve annebabalara öğretmen rolüne girmeden zihinsel gelişimi desteklemenin yollarını anlatarak
danışmanlık veriyoruz. Kısa sürede verim aldığımız için aileler de çocuklar da GeniuSpy’ın
parçası olmaktan keyif alıyorlar” diyor.
Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir
14/15
TOBB DERGİSİ
Kurucumuz Fırat Ataklı’nın Kitabı: KARANLIKTA GOL ATMAK
Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir
15/15
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
0
File Size
1 727 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content