(Tek Numaralı Öğrenciler) Final Sınavı Cevap Anahtarı

T.C.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Roma Hukuku Bitirme Sınavı 2.6.2014
(Tek No’lu Öğrenciler)
NOT: SINAV SÜRESİ 90 DAKİKADIR. CEVAPLAR OKUNAKLI, KISA VE GEREKÇELİ
OLACAKTIR. EK CEVAP KAĞIDI VERİLMEYECEKTİR. TÜKENMEZ KALEM
KULLANILACAKTIR. BAŞARILAR DİLERİZ…(Yrd. Doç. Dr. Sevgi Kayak)
Olay
Zeytin ticareti ile uğraşan A, topladığı zeytinleri muhafaza etmek üzere, arkadaşı B’ye ait bir
depoyu 20.000 sesters karşılığında satın ve teslim alır. Ayrıca A, zeytinlerin toplanması işi için de,
günlüğü 10 sestersten bir aylığına işçi İ ile anlaşır. A, B’ye olan borcuna karşılık, sahip olduğu iki
küçük bronz heykelciğin teslimini teklif eder ve bu teklif B tarafından kabul edilir.
Sorular
1- A’nın, B ve İ ile kurduğu sözleşmeleri hukuken nitelendirerek, bu sözleşmelerin unsurlarını ve
belli başlı özelliklerini kısaca açıklayınız. (10 p)
2- A; işçi İ’ye, İ’nin uzun zamandır işsiz ve aciz halinde bulunmasından yararlanarak, günlüğü 10
sesters yerine 1 sestersten zeytin toplama işini kabul ettirseydi, bu sözleşme geçerli olur
muydu? Neden? (10 p)
3- a) A’nın B’ye olan borcunu ödemek için, iki küçük bronz heykelciği teslim etmesini hukuken
nasıl nitelendirirsiniz? Gerekçeli olarak belirtiniz. (10 p)
b) A, heykelcikleri B’ye vermek yerine, 20.000 sesters karşılığı C’ye satmış ve bu satıştan
doğan alacağının, kendisine değil de, B’ye ödenmesi hususunda C’ye talimat vermiş olsaydı,
bunun hukuki anlamı ve sonucu ne olurdu? Açıklayınız.(10 p)
4- A, zeytinleri depolamış, ancak depolama işi bittikten bir süre sonra, deponun zeminindeki yoğun
küf nedeniyle, zeytinlerin bir kısmının bozulduğunu fark etmiştir. Bu durumda;
a) A, B’den hangi hukuki gerekçelerle hangi hukuki taleplerde bulunabilir? (5 p)
b) B, A’ya, zeytinlerin muhafazası için çok uygun ve yeterince güneş alan bir mekan olduğunu
överek depoyu satmış olsaydı, cevabınız nasıl olurdu? (5 p)
5- A’nın komşusu K, deponun etrafındaki yıkık çit duvarını, A’dan habersiz olarak onarmış ve
onarım masrafını da A’dan talep etmiştir. K’nın bu talebinin hukuki dayanağı ne olabilir?
Açıklayınız. (10 p)
6- A, depoda kalan sağlam zeytinleri 10.000 sesters karşılığında D’ye satmış, ancak teslime birkaç
gün kala yağan şiddetli yağmur nedeniyle depoyu sel basarak tüm zeytinler telef olmuştur.
Böyle bir durumda;
a) A’nın sorumluluk durumunu değerlendiriniz. (10 p)
b) Burada ne tür bir hukuki sorunun doğduğunu ve nasıl çözümlendiğini Roma ve Türk
hukukları açısından ayrı ayrı belirtiniz. (10 p)
Metin sorusu
“Roma Hukukunda, her haksız fiil bir suçtur; modern hukuklarda ise her suç bir haksız fiildir”
cümlesinden ne anlaşılması gerektiğini açıklayınız. (20 p)
1
CEVAP ANAHTARI
1-
A’nın B ile kurduğu sözleşme satış sözleşmesidir. Satış sözleşmesinin kurucu unsurları; satış
konusu mal ve satış bedeli üzerinde tarafların irade beyanlarının uyuşmuş olmasıdır. Satış
sözleşmesi borçlandırıcı işlem olup taraflar henüz bu aşamada sadece borç altına girerler, bu
aşamada malvarlığını etkileyen bir durum söz konusu değildir. Ayrıca satış sözleşmesi tam iki
taraflı bir sözleşme olup edim-karşı edim ilişkisine dayanır. Satıcı malın mülkiyetini, alıcı ise
satış bedelini ödeme borcu altına girdikleri için, her iki taraf da karşılıklı olarak borç altına
girerler. Buna ek olarak satış sözleşmesi rızai bir sözleşmedir; tarafların karşılıklı iradelerinin
uyuşması sözleşmenin kurulması için yeterlidir. (5 p)
A’nın İ ile kurduğu sözleşme hizmet sözleşmesidir. Hizmet sözleşmesinin kurucu unsurları;
bir hizmetin ifası ve bunun karşılığında ödenecek ücret üzerinde tarafların irade beyanlarının
uyuşmuş olmasıdır. Hizmet sözleşmesi borçlandırıcı işlemdir, taraflar henüz bu aşamada borç
altına girerler, malvarlığını etkileyen bir durum söz konusu değildir. Hizmet sözleşmesi tam
iki taraflı bir sözleşmedir, edim-karşı edim ilişkisine dayanır. İşçi, hizmeti ifa borcu altına,
işveren de bunun karşılığındaki ücreti ödeme borcu altına girer. Hizmet sözleşmesi rızai bir
sözleşme olup sözleşmenin kurulması için karşılıklı irade beyanlarının uyuşması yeterlidir.
(5 p).
2-
A, işçi İ ile hizmet sözleşmesini, İ’nin işsiz ve aciz halinde olmasından yararlanarak günlüğü
1 sestersten kurmuş olsaydı, bu sözleşme kural olarak geçerli olur, ancak İ sözleşmeden
dönme hakkını elde eder ve bu hakkını kullanarak sözleşmeden dönerse, sözleşme baştan
itibaren geçersiz olurdu. (5 P)
Gabinin meydana gelebilmesi için; edimler arasında aşırı dengesizlik olmalı, bu aşırı
dengesizlik karşı tarafın tecrübesizliğinden, hiffetsizliğinden ya da zorda kalmasından
yararlanma sonucunda meydana gelmeli ve gabinde bulunan kişi, karşı tarafın içinde
bulunduğu bu koşulları istismar etmiş olmalıdır. (5 p).
3a)
A’nın B’ye olan borcuna karşılık iki küçük bronz heykelciği teslim etmesi durumunda; (10 p)
Eğer B, 20000 sesterlik alacağına karşılık bronz heykelciklerin mülkiyetini kabul etmekte ise,
ifa yerine edim söz konusu olur. Zira taraflar ifa sırasında, borçlanılan edimden başka bir
edimle ifanın gerçekleşmesi ve bu ifa ile de borcun sona ermesi hususunda anlaşmış
olmaktadırlar. Bronz heykelcikler teslim edilince A’nın borcu sona erer.
Eğer B, 20000 sesterslik alacağına karşılık, bu bronz heykelcikleri paraya çevirerek alacağını
tahsil etmek üzere kabul ediyor ve bu hususta iradeler uyuşuyorsa, ifa uğruna edim söz
konusu olur.
İfa yerine edim ile ifa uğruna edimi çoğu kez birbirinden ayırmak güçtür, bu konuda tarafların
iradesinin yorumu ile bir sonuca ulaşılabilir. Eğer tarafların, heykelciklerin borca karşılık
olması ve bunların salt teslimi ile borcu sona erdirmek istedikleri soncuna ulaşılabiliyorsa, ifa
yerine edim; buna karşılık, heykelciklerin paraya çevrilmesi ve elde edilen tutarın ancak
alacaklıyı tatmin ettiği nispette borcu sona erdirmesini kararlaştırdıkları sonucuna
varılabiliyorsa, ifa uğruna edim söz konusu olur. Bu ayrımın pratik önemi; eğer ifa yerine
edim olduğuna karar verilirse, teslim edilen şey alacağı tam olarak karşılasın veya
karşılamasın borç sona erer. Ancak ifa uğruna edim lehine karar verilirse, teslim edilen şeyin
paraya çevrilmesinden elde edilen tutar, alacağı karşıladığı nispette borç sona erer, alacaklının
alacağı tam olarak karşılanamıyorsa borçlunun borcu sona ermez, borçlu, alacağın
karşılanmayan kısmından sorumlu olmaya devam eder.
Bu durumda havale söz konusudur. Alacaklı, alacaklı olduğu tutarın kendisine değil,
borçlusuna ödenmesi yönünde talimat verdiği zaman ve ödeme, gösterilen kişiye yapıldığı
zaman havale söz konusu olup borç sona erer.
b)
2
A
(A, B’ye 20000 sesters borçludur)
(A, C’den 20000 sesters alacaklıdır).
B
C
C, ödemeyi B’ye yapar.
A, C’ye, alacaklı olduğu 20000 sestersi kendisine değil de, kendi borçlusu olan B’ye
ödenmesi yönünde C’ye talimat verir ve C, bu talimatı kabul ederek, ödemeyi B’ye yaparsa
hem kendi borcunu sona erdirmiş olur, hem de A’nın B’ye olan borcunu sona erdirir. Bu
ilişki teknik olarak havale olarak adlandırılan bir tasarrufi işlemdir. Borcu sona erdiren
sebeplerden biridir ve Roma hukukunda hukuki niteliği tartışılmış ve bunun çift yönlü bir
yetkilendirme olduğu fikri ağırlıklı olarak kabul edilmiştir. (10 p)
4- a) A, küflü zemini dolayısıyla deponun ayıplı bir mal olmasından ötürü, maddi ayıp
hükümlerine dayanarak B’ye karşı talepte bulunabilir. Maddi ayıp, maldaki fiziksel
bozukluk ya da eksikliklerdir. Bir mal, özgülendiği tüketim amacına göre taşıması gereken
nitelikleri taşımıyorsa veya taşıması gereken nitelikleri taşıyor, ancak satıcının özellikle zikir
ve vaat ettiği hususları taşımıyorsa, maddi ayıplı bir mal demektir. Roma hukukunda maddi
ayıp sebebiyle alıcı, sözleşmeden dönme veya ayıp oranında satış bedelinin indirilmesini
talep edebilirdi. Alıcı seçimlik olarak kullanabileceği bu haklarına ilave olarak, ayrıca
zararlarının tazminini de talep edebilirdi. Bu durumda A, B’den bu seçimlik haklarını
kullanmaktan başka, bozulan zeytinler sebebiyle uğradığı zararı da ayrıca isteyecektir.(3 P)
A, ayrıca sözleşmenin konusunun niteliklerindeki esaslı bir hataya dayanarak da
sözleşmenin geçersizliğini ileri sürebilir. Zira sözleşmenin konusunun niteliklerinde esaslı
bir hata olduğunu ve hataya düştüğünü bilseydi, böyle bir sözleşmeyi yapmayacak idi
olduğunu ispatlayarak sözleşmenin geçersizliğine hükmedilmesini isteyebilirdi. Hata, Roma
hukukunda dissensus (irade uyuşmazlığı) sebeplerinden biri olduğu için kesin hükümsüzdür.
A, maddi ayıp ve hata hükümlerinden herhangi birine yarışmalı olarak dayanabilir veya bu
hükümlerden birine başvuramaması halinde, (örneğin ayıptan doğan haklarını kullanması
için kanunda öngörülen süreleri kaçırmışsa hata hükümlerine dayanabilecektir), diğer
seçeneğe başvurarak talepte bulunabilir. (2 p).
b) B’nin A’ya depoyu överek onu sözleşme yapmaya sevk etmesi hali hiledir. Hile, bir
kimsenin zihninde yanlış bir kanaat uyandırarak onu sözleşme yapmaya teşvik etmektir.
Hile, iradenin oluşumunda bir bozukluk olduğundan, hile sebebiyle sözleşmenin geçersizliği
için, hileye maruz kalan kişiye üç olanak tanınmıştır. Actio doli (hileden doğan ceza davası)
açarak hileli sözleşme ile bağlı kalmaktan kurtulur ve hile yapan kimsenin şerefsizlikle
cezalandırılmasını sağlar. Eğer hileye maruz kalan kimse, hileye rağmen edimini ifa etmişse
eski hale iade talep edebilir ve malvarlıklarının hileden önceki duruma geri döndürülmesini
sağlayabilir. Eğer hileye maruz kalan kimse henüz edimini ifa etmemişse, kendisine karşı
açılacak ifa davasında hile defini öne sürerek edimini ifadan kaçınabilir. (5 P)
5- A’nın komşusu K, deponun etrafındaki çit duvarını A’dan habersiz olarak onarması
sonucunda onarım masrafını A’dan talep edebilir. Bu talebinin hukuki dayanağı vekaletsiz iş
görme olabilir. Vekaletsiz iş görme, işi gören kimsenin iş sahibinin yetkilendirmesi
olmaksızın onun menfaatine olarak bir iş yapmasıdır ki bununla işi gören kimse ile iş sahibi
arasında sözleşme değil (iş sahibinin iradesi olmadığı için) ancak sözleşme benzeri bir ilişki
doğar. Bu talep sayesinde iş gören, yaptığı masrafları iş sahibinden isteyebilir. (5 P)
3
Ayrıca K’nın yaptığı onarım, A’nın malvarlığında sebepsiz bir zenginleşmeye yol açtığı
için, K’nın sebepsiz zenginleşme hükümlerine yarışmalı olarak dayanması da mümkündür.
Zira onarım masrafı K’nın malvarlığında bir artışa, A’nın malvarlığında ise bir azalışa neden
olmuştur ve bu artış ve azalış arasında uygun illiyet bağı vardır; zira A’nın malvarlığındaki
bu artışın nedeni K’nın malvarlığındaki azalmadır. K, bu kazandırmayı causa donandi
(bağışlama) kastı ile yapmadığı için, A’nın malvarlığındaki artış haklı bir nedene
dayanmamakta ve borç olmayan şeyin ifasına benzer şekilde olduğu gibi sebepsiz
zenginleşme hükümlerine başvurulabilmektedir. (5 P).
6- a)
A’nın, 10000 sesters karşılığı D’ye sattığı depoda kalan son sağlam zeytinlerin,
şiddetli yağmur nedeniyle sel basması sonucu telef olması, beklenmedik hal sebebiyle
meydana gelen bir zarardır. Sorumluluk prensiplerinin gerçek anlamda yerleştiği Iustinianus
hukukunda borçlular, kural olarak omnis culpa (tüm kusurlarından) sorumludurlar. Buna
göre borcu ifa etmemesinde kastı, ağır ihmali veya hafif ihmali görülen her borçlu, meydana
gelen tüm zarardan sorumludur. Olayda zeytinlerin telef olmasında, A’nın kastı, ağır ihmali
ve hafif ihmali bulunmadığı için ve beklenmedik hallerden sorumluluk da Iustinianus
hukukunda ancak istisnai durumlarda kabul edildiğinden, A’nın zeytinleri teslim etme borcu
sona erer. Zira beklenmedik hallerden sorumluluğun söz konusu olduğu istisnai durumlar
olarak sayılan, tarafların bu hususta anlaşmaları veya fayda-menfaat (sözleşmeden menfaati
fazla olanın sorumluluğu da fazladır) prensibi kuralları da burada uygula alanı bulmaz, alım
satım sözleşmeleri tam iki taraflı bir sözleşmeler olup her iki tarafın sözleşmeden sağladığı
menfaatler birbirine denktir. Bu koşullar altında, A’nın parça borcu konusu olan depoda
kalan zeytinleri teslim etme borcu, bu imkansızlığın kaynağında kusuru bulunmadığı için
sona erer. (10 p)
b) Burada hasar hukuki problemi doğar. Hasar, tam iki taraflı sözleşmelerde parça borcu
konusu olan bir edimin, sözleşmenin kurulmasından teslime kadar geçen süre içinde,
borçluya isnat edilemeyen bir sebepten dolayı imkansızlaşması halinde borçlunun borcunun
sona ermesine karşılık, karşı tarafın da borcunun sona erip ermeyeceği meselesidir. Buna
göre hasardan söz edebilmek için; tam iki taraflı bir sözleşmenin mevcut olması, borcun
konusunun parça borcu olması ve bu konunun borçluya isnat edilemeyen bir sebepten ötürü
telef olması gerekir. Olayda hasarın tüm şartları gerçekleşmiştir. Roma hukukunda, alım
satım sözleşmelerinde hasar alıcıya yüklenmiştir: Periculum emptoris est (hasar alıcıya
aittir). Bu durumda A’nın zeytinleri teslim etme borcu sona erecek, ancak D’nin nevi borcu
olan satış bedelini ödeme borcu (zeytinleri teslim alamayacak olmasına rağmen), devam
edecektir. Türk hukukunda ise, 1 Temmuz 2012’de yürürlüğe giren Yeni Borçlar
Kanunumuza kadar Roma hukuku prensibi geçerliydi, ancak yeni kanunda hasarın alıcıya ait
olması kuralı uygulamadan kaldırılmıştır. (10 P)
Metin sorusu
Roma hukukunda haksız fiil ve suç kavramları kesin çizgilerle birbirinden ayrılmış değildir.
Her haksız fiil aynı zamanda bir suç teşkil eder. Günümüzün modern hukukunda ise, her suç
bir haksız fiil olduğu halde her haksız fiil bir suç değildir. Zira bugün Roma hukukundan
farklı olarak suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereği, haksız fillerden bazıları ceza
kanunlarında suç olarak düzenlenmiş ve bu sayede suç olma hüviyetine kavuşmuşlardır.
Ceza kanunlarında, suç olduğu belirtilmeyen haksız fiiller sadece haksız fiil boyutunda kalır
ve özel hukuk alanında bir yaptırıma tabi olur. Hukuk düzeni tarafından tanınmayan her fiil
birer haksız fiildir ve bu haksız fiiller arasında suç olduğu bildirilenler suç teşkil eder. (10 P)
4
Roma hukukunda her haksız fiil aynı zamanda bir haksız fiil teşkil etmekten başka, ceza
hukuku alanı da günümüzdekinden farklı olarak özel ceza hukuku ve kamu ceza hukuku
olarak iki ayrı koldan gelişim göstermiştir. Günümüz modern hukuk düzenlerinde özel ceza
hukuku ve kamu ceza hukuku ayrımı olmayıp, gerek devlete gerek fertlere karşı işlenen tüm
eylemler ceza hukuku alanına ve ceza hukuku da kamu hukuku alanına yerleşmiştir. Roma
hukukunda ise, özel ceza hukuku alanında fertlere karşı işlenen suçlar kovuşturulurken,
kamu ceza hukuku alanında İlahi hukuka ve devlet düzenine karşı işlenen suçlar
kovuşturulmuştur.
(10 P).
5