close

Enter

Log in using OpenID

Bismillahirrahmanirrahim - Ayetullah Seyyid Sadık Hüseyni Şirazi

embedDownload
Bismillahirrahmanirrahim
Hamd âlemlerin Rabbine, salat ve selam yarattıklarının en
hayırlısı Muhammed’e ve tertemiz Ehlibeytine ve Allah’ın laneti kıyamete
dek onların bütün düşmanlarına olsun.
Taklit Hükümleri
1. Mesele: Müslümanın dinin esaslarına olan inancı delile dayanmalıdır. Dinin
esaslarında taklit edemez yani birinin sözünü delilsiz olarak kabul etme hakkına sahip
değildir. Fakat dinin hükümlerinde;
1- Ya delil göstererek hükümleri çıkarabilecek müçtehit olmalı,
2- Ya müçtehidi taklit etmeli yani onun fetvasına amel etmeli,
3- Ya da görevini yaptığına emin olacak şekilde ihtiyat etmeli.
Örneğin bir grup müçtehit bir amelin haram, diğer bir grup haram olmadığını
söylüyor ise, o ameli yapmamalı. Ya da bir ameli bazısı vacip, bazısı mustehab
biliyorsa o ameli yapmalı. Öyleyse müçtehit olmayanlar ve ihtiyata dayalı amel
edemeyenlerin, müçtehidi taklit etmeleri vaciptir.
2. Mesele: Hükümlerde taklit, müçtehidin fetvasına amel etmektir. Taklit
edilecek müçtehidin aşağıdaki özellikleri haiz olması gerekir;
1- Erkek, 2- Erişkin, 3- Aklı başında, 4- 12 İmam Şia’sı, 5- Helâlzade (meşru)
6- Hayatta, 7- Hür, 8- Âdil, (Âdil, bulunduğu bölge ahalisinden, komşularından veya
ilişkisi olduğu kimselerden sorulduğunda, onun iyi birisi olduğunu onaylayacak kadar
vacip amelleri yapan ve haramları terk eden kimsedir.) 9- A’lem; Vacip ihtiyata göre
taklit edilen müçtehit, Allah’ın hükmünü anlamakta, kendi zamanının tüm
müçtehitlerinin en bilgilisi olmalıdır.
3. Mesele: Müçtehit ve a’lem (en bilgili) müçtehit 3 şekilde teşhis edilebilir:
1- İnsanın kendisinin kesin olarak emin olması, örneğin ilim ehli olup
müçtehit ve a’lem (en bilgili) müçtehidi teşhis etmesi gibi,
2- Müçtehit ve a’lem (en bilgili) müçtehidi teşhis edebilen âlim, âdil ve
güvenilir iki kişinin, güvenilir başka iki âlimin muhalefet etmemesi şartıyla, bir
kimsenin müçtehit veya a’lem (en bilgili) müçtehit olduğunu onaylaması,
3- Müçtehit ve a’lem (en bilgili) müçtehidi teşhis edebilen ve sözleri insana
güven veren bir grup ilim erbabının, bir kimsenin müçtehit ya da a’lem (en bilgili)
müçtehit olduğunu onaylamaları. Kuvvetli görüşe göre ise doğru sözlü bir kişi kifayet
eder.
4. Mesele: A’lem müçtehidi teşhis etmekte zorlanan kimse, vacip ihtiyata göre
a’lem olduğunu düşündüğü kimseyi taklit etmeli. Eğer birinin a’lem olduğuna zayıf
bir ihtimal verir ve başkasının ondan a’lem olmadığını bilirse, mustehab ihtiyat gereği
onu taklit etmelidir. Kendi nazarında birkaçının diğerlerinden a’lem ama birbirleriyle
eşit olmaları hâlinde, içlerinden birini, birinin daha takvalı olması durumunda ise
mustehab ihtiyat gereği takvalı olanı taklit etmesi gerekir.
5. Mesele: Müçtehidin fetvasını elde etmenin 4 yolu vardır:
1- Müçtehidin kendisinden duymak.
2- Müçtehidin fetvasını nakleden âdil iki kişiden duymak.
3- Sözü güven veren birinden duymak.
4- Doğru olduğuna emin olmak şartıyla müçtehidin risalesinde görmek.
6. Mesele: İnsan müçtehidin fetvasının değiştiğine emin olmadığı sürece,
risalede yazılana amel edebilir. Fetvasının değiştiğine ihtimal verir ise, ihtimalin akli
olması dışında, araştırması gerekmez.
7- Vacip ihtiyata göre a’lem müçtehit bir meselede fetva verir ise, mukallidi,
aynı meselede başka müçtehidin fetvasına amel edemez. Fakat fetva vermez ve
örneğin “İhtiyat gereği namazın üçüncü ve dördüncü rekâtlarında tesbihat-ı erbaa
yani: ‘subhanallahi ve’l-hamdu lillahi ve la ilahe illallahu vallahu ekber’ üç defa
okunmalıdır.” der ya da bir mesele ile ilgili “üzerinde düşünülmesi gerekir veya
tartışılır” tabirini kullanırsa, mukallidi ya vacip ihtiyat olan bu ihtiyata amel edip üç
defa okumalı ya da bir defa okumayı yeterli gören başka bir müçtehidin fetvasına
amel edip bir defa okumalıdır.
8. Mesele: Müçtehit bir meselede fetva verdikten sonra ihtiyat eder ise,
örneğin “Necis bir kap kür suda her ne kadar ihtiyaten üç defa yıkanması gerekse de,
bir defa yıkanması hâlinde temiz olur.” derse, mukallidi, o meselede başka bir
müçtehidin fetvasına amel edemez.
9. Mesele: Ölen müçtehidi ilkin taklit etmek caiz değildir. Fakat insanın taklit
ettiği müçtehit ölür ise, bütün meselelerde, hatta o müçtehit sağken amel etmediği
meselelerde dahi, taklidi sürdürmek caizdir.
10. Mesele: Bir meselede fetvasına amel edilen müçtehidin ölmesinden sonra,
aynı meselede sağ bir müçtehidin fetvasına amel edilmesi hâlinde, ölen müçtehidin
fetvasına göre tekrar amel edilemez. Hatta sağ müçtehit bir meselede fetva vermez,
ihtiyat eder ve mukallit bir süre o ihtiyata amel ederse, yine ölen müçtehidin fetvasına
göre hareket edemez.
11. Mesele: Ölen müçtehitten sağ müçtehide geçiş yapmak caiz fakat sağ
müçtehitten başka bir sağ müçtehide geçiş yapmak ihtiyata göre caiz değildir. Ancak
ikinci müçtehit birinciden a’lem olur ya da birinci adaletten düşerse, sağ müçtehitten
başka bir sağ müçtehide geçiş yapılabilir.
12. Mesele: Sıklıkla karşılaştığı ve ihtiyaç duyduğu meseleleri öğrenmek
mükellefe vaciptir.
13. Mesele: Mükellef, hükmünü bilmediği bir meseleyle karşılaştığı zaman,
mümkünse müçtehidin fetvasını elde edene kadar beklemesi gerekir ve eğer fetvayı
elde edemiyorsa, vazifesini ihtiyata amel ederek yerine getirmelidir.
14. Mesele: Bir müçtehidin fetvasını başkasına aktaran kimsenin, daha sonra o
müçtehidin fetvasının değiştiğini haber vermesi gerekmez fakat fetvayı aktardıktan
sonra yanlış yaptığını anlarsa, mümkünse yanlışını bertaraf etmelidir.
15. Mesele: Amellerini bir müddet taklit etmeden yerine getiren mükellefin
amelleri, taklit etmesi gerektiği veya an itibariyle taklit etmesi gereken (ki bu ihtiyata
daha yakındır) müçtehidin fetvasına mutabık olması ya da başka bir yolla gerçek
vazifesine göre amel ettiğini anlaması durumunda sahihtir.
16. Mesele: Taklit, ibadetler, muamelat, farzlar, haramlar, mustehablar,
mekruhlar ve mubahlar olmak üzere bütün hükümleri içerir.
Taharet Hükümleri
Mutlak Ve Muzaf Su
17. Mesele: Su ya mutlaktır veya muzaf. Muzaf su, karpuz suyu, gül suyu gibi
bir şeyden elde edilen ya da artık su denmeyecek kadar bulanıklaşan çamurlu su gibi,
bir şeyle karışan sudur.
Bunların dışında kalanlar mutlak sudur ve beşe ayrılır: 1- Kür su, 2- Az su, 3Akarsu, 4- Yağmur suyu, 5- Kuyu suyu.
1- Kür Su
18. Mesele: Kür su, uzunluğu, genişliği ve derinliğinin her biri 3 veya toplam
27 karış olan bir kaba döküldüğü zaman dolan su miktarıdır.
19. Mesele: İdrar ve kan gibi ayn-ı necis (pisliğin kendisi) veya necis olan bir
şeyle (necis elbise gibi) temas eden kür su, necâsetin koku, renk, tat üçlüsünden birini
alması hâlinde necis, koku, renk, tat üçlüsünden biri değişmezse, necis olmaz.
20. Mesele: Renk, tat, koku üçlüsünden biri gayri necâsetle değişen kür su,
necis olmaz.
21. Mesele: Necisin kendisi (mesela kan) kür miktarından fazla bir suya
karışır, suyun bir bölümünün koku, renk, tat üçlüsünden birini değiştirir ise,
değişmeyen kısım kür miktarından az olursa suyun tamamı, kür miktarı ya da daha
fazlası olursa sadece değişen miktarı necis olur.
22. Mesele: Kür suya bağlı fıskiye suyu necis suyu temizler fakat necis suyun
üzerine damla-damla dökülürse temizlemez. Fıskiyenin üzerine bir şey takılır ve
damlalara ayrılmadan necis suya karışırsa temizler. Mustehab ihtiyat gereği fıskiye
suyu necis suyla karışmalıdır.
23. Mesele: Kür suya bağlı bir musluk altında yıkanan şeyden dökülen su, kür
suya bağlı olur, necâsetin koku, renk, tat üçlüsünden birini almaz ve içinde necâsetin
kendisi olmazsa, temizdir.
24. Mesele: Bir miktarı buz tutan, geri kalanı kür miktarında olmayan necâset
bulaşmış kür su ve buzdan eriyip su olan her kısmı necis olur.
25. Mesele: Kür miktarının altına düşüp düşmediği konusunda şüphe duyulan
kür su, hükmünü yitirmez. Yani necâseti temizler ve necâset bulaştığında necis olmaz.
Yine kür su miktarına ulaşıp ulaşmadığı kuşkulu kür miktarından az su, kür su
hükmünü taşımaz. Mustehab ihtiyata göre bu gibi şüpheli durumlarda araştırma
yapılmalıdır.
26. Mesele: Suyun kür miktarında olduğu 3 yolla sabit olur:
1- İnsanın kendisinin emin olması,
2- İki âdil kişi veya güvenilir bir kişinin haber vermesi,
3- Suyun yetkilisinin beyanı ile. Hamam sahibinin; “Hamam havuzunun suyu
kür sudur.” Demesi gibi.
2- Az Su
27. Mesele: Az su, kür miktarından az ve yerden çıkmayan sudur.
28. Mesele: Necis bir şeye dökülen veya necis bir şey bulaşan az su necis fakat
yüksekten ya da basınçla necis şeye dökülen az suyun necis şeye ulaşan miktarı necis,
kalanı ise temizdir.
29. Mesele: Necâsetin kendisini bertaraf etmek için necis şeyin üzerine
dökülen ve o necis şeyden akan az su, vacip ihtiyata göre necistir. Yine mustehab
ihtiyata göre de ayn-ı necâsetin bertaraf edilmesinden sonra durulamak için necis
şeyin üzerine dökülen ve necis şeyden akan sudan da kaçınmak gerekir.
30. Mesele: İdrar ve dışkı mahrecini yıkamak için kullanılan az su, 5 şartla
temizdir ve değdiği şeyi necis etmez: (İhtiyata göre o şartların bazısında)
1- Necâsetin koku, renk, tat üçlüsünden birini almamış olması,
2- Dışarıdan bir necâsetin ona bulaşmamış olması,
3- İdrar ya da dışkıyla beklenmedik şekilde kan gibi başka bir necâsetin dışarı
çıkmaması,
4- Dışkı parçacıklarının suda bulunmaması,
5- Mahrecin etrafına normal miktardan fazla necâset bulaşmamış olması.
3- Akarsu
31. Mesele: Akarsu, çeşme ve kanal suyu gibi yerden kaynayan ve akışı olan
sudur.
32. Mesele: Kür miktarından az olsa bile, necâset bulaşan akarsu, koku, renk,
tat üçlüsünden biri değişmediği sürece, temizdir.
33. Mesele: Akarsuyun, necâset bulaşmasıyla koku, renk, tat üçlüsünden
birinin değişen miktarı necis olur. Kür miktarından az olsa da, kaynağa bağlı olan
kısmı temizdir. Yine nehrin diğer suları kür miktarında olur veya değişmeyen su
vasıtasıyla kaynak tarafındaki suyla muttasıl olursa temiz, aksi hâlde necis olur.
34. Mesele: Akmayan fakat üzerinden alındığında tekrar kaynayan kaynak
suyu, akarsu hükmündedir. Yani necâset bulaştığı zaman koku, renk, tat üçlüsünden
biri değişmezse, temizdir.
35. Mesele: Nehir kenarında durgun ve nehre bağlı olan su, akarsu
hükmündedir.
36. Mesele: Kışın kaynayan, yazın ise kaynaması duran çeşme, kaynadığı
dönemde akarsu hükmündedir.
37. Mesele: Hamam havuzunun suyu, kür miktarından az olsa da, kür su
miktarında olan depoya bağlı olması hâlinde, akarsu gibidir.
38. Mesele: Hamam borularındaki ve binaların musluk ve duşlarından dökülen
su, kür suya bağlı olursa (şehirlerdeki şebeke suları gibi) akarsu hükmündedir.
39. Mesele: Yeryüzünde akan ve kaynamayan su, kür miktarından az olur ve
necâset bulaşırsa, necis olur fakat yukarıdan ya da basınçla aşağı dökülürse, necâsetin
suyun aşağı kısmına değmesiyle, suyun yukarı kısmı necis olmaz.
4- Yağmur Suyu
40. Mesele: Necâsetin kendisini barındırmayan necis bir şey, bir kez yağsa
bile, yağmurun ulaştığı yeri temiz olur. Fakat iki üç damlanın faydası olmaz; “yağmur
geliyor” denecek şekilde olmalı. Mustehab ihtiyata göre ise yağmur, sert yüzeyde
akacak miktarda olmalıdır.
41. Mesele: Halı, elbise vb. şeyleri, yağmur suyuyla yıkandığında sıkmak
gerekmez.
42. Mesele: Necisin kendisinin üzerine yağan yağmurun başka yere sıçrayan
damlacıkları, necâsetin kendisini taşımaz, koku, renk, tat üçlüsünden birini almazsa,
temizdir. Öyleyse kanın üzerine yağan yağmurun sıçrayan damlacıklarında bir zerre
kan olur veya koku, renk, tat üçlüsünden birini alırsa, necis olur.
43. Mesele: Tavanı veya damının üzerinde necâsetin kendisi bulunan bir
binanın, yağmur yağmasıyla necise bulaşarak tavanından ya da oluğundan dökülen
suyu, yağmur yağdığı sürece temizdir; fakat yağmur durduktan sonra dökülen ve
necise bulaştığı belli olan suyu, necistir.
44. Mesele: Yağmurun yağdığı necis bir zemin ve yağmurun akarak alttaki
necis yere ulaştığı tavan, temiz olur.
45. Mesele: Yağmur sonucu çamur olmuş necis bir toprak temizdir.
46. Mesele: Kür miktarından az olsa da bir yerde birikmiş yağmur suyunda,
yağış sürerken yıkanan necis bir şey, su necâsetin koku, renk, tat üçlüsünden birini
almadıkça, temiz olur.
47. Mesele: Necis zemin üzerine serili temiz halı, yağmur yağması ve sızarak
necis zemin üzerinde akmasıyla necis olmaz ve zemin de temiz olur.
5- Kuyu Suyu
48. Mesele: Yerden kaynayan kuyu suyu, kür miktarından az da olsa, bulaşan
necâsetin koku, renk, tat üçlüsünden birini almadığı sürece temizdir. Fakat
necâsetlerden bazısının kuyuya karışmasından sonra “el-Fıkıh1” kitabında beyan
edildiği miktarda suyun boşaltılması mustehabdır.
49. Mesele: Bir necâsetin dökülmesiyle koku, renk, tat üçlüsünden biri değişen
kuyu suyu, mustehab ihtiyat gereği kaynayan kuyu suyuyla karışması gerekse de,
değişimin giderilmesiyle temiz olur.
50. Mesele: Bir çukurda biriken ve kür miktarından az olan yağmur suyuna
veya başka bir suya yağmur durduktan sonra necâset bulaşırsa, o su necis olur.
1
Merhum Ayetullah el-Uzma Seyyid Muhammed Şirazi’nin telifi.
Suların Hükümleri
51. Mesele: Manası 17. Meselede açıklanan muzaf su necis bir şeyi
temizlemez, onunla abdest ve gusül de alınmaz.
52. Mesele: Miktarı fazla olsa da (petrol kuyuları vb. kadar da büyük değil) bir
zerre necâset bulaşan muzaf su, necis olur fakat yukarıdan necis bir şeyin üzerine
dökülen muzaf suyun, necis şeye değen miktarı necis, yukarıda kalan miktarı temiz
kalır. Mesela necis ele dökülen gülsuyunun ele değen kısmı necis, ele değmeyen
kısmı temizdir. Yine fıskiye gibi aşağıdan yukarıya basınçla çıkan muzaf suyun
yukarı kısmına necâset değmesiyle, aşağı kısmı necis olmaz.
53. Mesele: Artık muzaf su denmeyecek şekilde kür veya akarsu ile karışan
necis muzaf su temizdir.
54. Mesele: Muzaf olup olmadığı bilinmeyen mutlak su, mutlak su
hükmündedir; yani necis bir şeyi temizler, abdest ve gusül alınabilir. Mutlak olup
olmadığı bilinmeyen muzaf su ise, muzaf hükmündedir; yani necis bir şeyi
temizlemez, abdest ve gusül alınmaz.
55. Mesele: Öncesi ve sonrasıyla mutlak ya da muzaf olduğu bilinmeyen bir
su, necâseti temizlemez, abdest ve guslü de batıldır fakat kür veya daha fazla
miktarda olup necâset bulaşırsa, necis oluşuna hükmedilemez.
56. Mesele: Kan ve idrar gibi necisin kendisiyle koku, renk, tat üçlüsünden
biri değişen bir su, kür ya da akarsu olsa bile, necis olur. Fakat koku, renk, tat
üçlüsünden biri, harici bir necâsetle değişen su, zahiren necis değildir ve ihtiyata
riayet, her ne kadar iyi olsa da gerekmez.
57. Mesele: Kan ve idrar gibi necâsetin kendisinin dökülüp koku, renk, tat
üçlüsünden birini değiştirdiği bir su;
1- Kür veya akarsuya bağlanır,
2- Üzerine yağmur yağar,
3- Rüzgâr, yağmuru üzerine döker,
4- Oluktan akan yağmur suyu üzerine dökülür,
5- Ve sudaki değişim bertaraf olursa,
temiz olur.
58. Mesele: Necis bir şeyin kür ya da akarsuda yıkanıp çıkarılmasından sonra
dökülen suyu temizdir.
59. Mesele: Öncesi temiz olup, necis olup olmadığı bilinmeyen bir su temiz,
öncesi necis olup, temiz olup olmadığı bilinmeyen su ise necistir.
60. Mesele: Köpek, domuz ve kâfirin artığı necis ve yenilip içilmesi haramdır.
Eti yenilmeyen hayvanların artığı temiz, yenilmesi mekruhtur. İstisna olarak kedinin
artığını yiyip içmek mekruh değildir.
Def-i Hacet Hükümleri
Küçük Ve Büyük Abdeste Çıkma
61. Mesele: Def-i hacet esnasında ve diğer zamanlarda avret yerinin, hatta kız
kardeş ve anne gibi mahrem olanlardan, yine deli ve iyiyi kötüyü anlayan mümeyyiz
çocuklardan gizlenmesi vaciptir. Fakat karı kocanın avret yerlerini birbirlerine
örtmeleri gerekmez.
62. Mesele: Avret yerinin özel bir şeyle örtülmesi gerekmez. Mesela elle
örtülmesi yeterlidir.
63. Mesele: Def-i hacet sırasında bedenin ön kısmı, yani karın, göğüs ve
dizler, kıbleye ve arkası kıbleye doğru olmamalı.
64. Mesele: Def-i hacet sırasında bedenin ön kısmının kıbleye ya da arkası
kıbleye dönük olup sadece avretin kıbleden çevrilmesi kifayet etmez; yine bedenin ön
kısmı kıbleye veya arkası kıbleye doğru dönük olmayıp, avretin kıbleye ya da arkası
kıbleye doğru çevrilmemesi ihtiyaten farzdır.
65. Mesele: Bedenin ön kısmının, hükümleri daha sonra açıklanacak istibra
anında, yine idrar ve dışkı mahreçlerinin yıkanması sırasında, kıbleye veya arkası
kıbleye dönük olmaması ihtiyaten mustehabdır.
66. Mesele: Namahremin görmemesi ve de başka bir sebeple def-i hacet
hâlinde kıbleye veya arkası kıbleye dönük oturmak zorunda kalmanın sakıncası
yoktur.
67. Mesele: Çocuğu def-i hacet sırasında yüzü veya arkası kıbleye doğru
oturtmamak ihtiyaten farzdır. Fakat çocuğun kendisi oturur ise engel olmak vacip
değildir.
68. Mesele: 5 yerde def-i hacet etmek haramdır:
1- Sahiplerinin izni olmadan çıkmaz sokaklarda ve geçenlere zarar vermesi
hâlinde çıkar sokaklarda.
2- Def-i hacet izni vermemiş birinin mülkünde.
3- Bazı okullar gibi belirli bir gruba vakfedilmiş yerde.
4- Kendilerine hürmetsizlik olacak şekilde müminlerin kabri üzerinde.
5- Def-i hacetin saygısızlık addedildiği muhterem yerlerde.
69. Mesele: 3 durumda (ihtiyaten bazısında) anüs sadece suyla temiz olur:
1- Dışkıyla birlikte kan gibi başka bir necâset gelirse,
2- Anüse harici bir necâset bulaşırsa,
3- Dışkı, anüse normalden fazla bulaşırsa,
Bu 3 durumun dışında anüs suyla yıkanabilir veya daha sonra açıklanacak
şekilde bezle, taş vb. şeylerle temizlenebilir ancak suyla yıkamak daha iyidir.
70. Mesele: İdrarın çıkış yeri sudan başka şeyle temizlenmez. İdrar bittikten
sonra kür ve akarsuda bir defa yıkamak yeterlidir fakat az su ile 3 defa yıkamak daha
iyi olmakla beraber 2 defa yıkamak gerekir.
71. Mesele: Suyla yıkanan anüste dışkıdan eser kalmaması gerekir fakat renk
ve kokusunun kalmasında sakınca yoktur ve ilk yıkama, bir zerre dahi dışkı
kalmayacak şekilde gerçekleşirse, tekrar yıkamak gerekmez.
72. Mesele: Anüs, taş, kesek vb. şeylerle, kuru ve pak iseler ya da anüse
sirayet etmeyecek kadar az nemliyseler, temizlenebilir ve bir veya iki defa silmekle
temiz olsa da, üç defadan az olmaması ihtiyaten mustehabdır.
73. Mesele: Dışkıyı temizlemek için kullanılan taş veya bezin 3 adet olması
ihtiyaten mustehabdır. Kullanılan taş büyük ve bez uzun olur ise, 1 adet olması
kâfidir. 3 adetle temizlenmezse, anüs tamamen temizlenene kadar artırılmalıdır fakat
görülmeyecek küçük dışkı zerrelerinin kalmasında sakınca yoktur.
74. Mesele: Anüsün, Allah’ın ve peygamberlerin (a.s) isimlerinin yazıldığı
kâğıt gibi ihtiramı vacip olan şeylerle temizlenmesi haramdır, kemik ve tezekle
temizlenmesi, farz ihtiyat gereği mahsurludur fakat dışkı, bahsi geçen şeylerle
giderilirse, anüs temiz olur.
75. Mesele: Mahreci temizleyip temizlemediğinde şek eden kimse,
temizlemelidir fakat küçük ve büyük abdestten hemen sonra temizleme alışkanlığı
olan kişinin, mahreci yine de temizlemesi ihtiyaten mustehabdır.
76. Mesele: Namazı kıldıktan sonra, namaz öncesi, mahreci temizleyip
temizlemediğinde şek eden kimsenin namazı sahihtir fakat sonraki namazlar için
temizlemelidir. Namaza başladıktan sonra şek ederse, namazı kesip temizlemeli, yine
taharet alışkanlığı devamlı olsa bile, mustehab ihtiyata binaen mahreci temizlemeli ve
farz namazı bu mustehab ihtiyat için kesmelidir.
İstibra
77. Mesele: İstibra, erkeklerin ufak su döktükten sonra, idrarın mecrada
kalmadığına emin olmak için yaptıkları mustehab bir ameldir. İstibranın en iyi
yöntemi şöyledir: eğer anüs necis ise önce dışkı temizlenmeli, daha sonra sol elin orta
parmağıyla 3 defa anüsten penisin kök kısmına kadar bastırarak çekilmelidir.
Ardından başparmak penisin üzerine, şehadet parmağı altına konarak 3 kez dip
kısımdan sünnet yerine kadar çekilmeli ve son olarak 3 kez penisin baş kısmı
sıkılmalıdır.
78. Mesele: Bazen oynaşmanın ardından insandan çıkan ve “mezi” denen,
yine bazen meniden sonra çıkan ve “vezi” denen sıvı paktır ayrıca bazen idrardan
sonra gelen ve “vedi” denen sıvı idar karışmamış ise temizdir. Ufak su döküp istibra
ettikten sonra gelen sıvı, idrar mı yoksa 3 sıvıdan biri mi diye şek edilirse, temizdir.
79. Mesele: İstibra edip etmediğinde şek eden insandan çıkan ve temiz olup
olmadığını bilmediği bir rutubet necis, almışsa eğer abdesti batıldır, fakat idrardan
sonra hemen istibra etmeyi âdet edinen veya yaptığı istibranın doğru olup
olmadığında şek eden kişiden gelen temiz olup olmadığını bilmediği rutubet, temiz,
abdesti batıl değildir.
80. Mesele: İstibra etmiş ve ufak su dökmesinin ardından belli bir zaman
geçmesi hasebiyle mecrada idrar kalmadığına emin olmuş kimsenin gördüğü ve temiz
olup olmadığında şek ettiği rutubet temiz ve abdesti batıl değildir.
81. Mesele: Ufak su döküp istibra ettikten ve abdest aldıktan sonra idrar veya
meni olduğunu bildiği bir ıslaklık gören insanın, gusledip ve de abdest alması
ihtiyaten farzdır fakat abdest almamış ise sadece abdest yeterlidir.
82. Mesele: Kadına istibra gerekli değil, gördüğü ve temiz olup olmadığında
şek ettiği rutubeti temiz olup, abdest ve guslünü de bozmaz.
Def-i Hacet Adabı
83. Mesele: Def-i hacet ederken kimsenin görmeyeceği yere oturmak, başı
örtmek, bedenin ağırlığını sol ayağa yüklemek ve tuvalete sol ayakla girip sağ ayakla
çıkmak, mustehabdır.
84. Mesele: Def-i hacet ederken güneş ve aya karşı oturmak, (avret yeri bir
şeyle kapatılırsa mekruh değil) rüzgâra karşı oturmak, yolda, caddede, sokakta, evin
kapısının önünde, meyve ağacının altında oturmak ayrıca bir şey yemek, fazla
durmak, sağ elle temizlemek ve konuşmak (mecbur kalınır veya Allah zikredilirse
sakıncası yok) mekruhtur.
85. Mesele: Sert yere, böceklerin yuvasına, suya özellikle durgun suya idrar
yapmak mekruhtur ve yine ayakta idrar yapmak, hamam otu sürme hâli hariç,
mekruhtur.
86. Mesele: Küçük ve büyük abdesti geciktirmek mekruhtur ve bedene
fevkalade zarar verecek derecede olursa haramdır.
87. Mesele: Namazdan önce idrar yapmak ve sonra abdest veya guslederek
namaz kılmak, yine uykudan, cinsel ilişkiden önce ve meni geldikten sonra idrar
yapmak mustehabdır.
Necâsetler
88. Mesele: 11 şey necistir: 1- İdrar, 2- Dışkı, 3- Meni, 4- Murdar, 5- Kan, 6Köpek, 7- Domuz, 8- Kâfir, 9- Şarap, 10- Bira, 11- Necâset yiyen devenin teri.
1 ve 2- İdrar ve Dışkı
89. Mesele: İnsanın ve damarı kesildiğinde kanı sıçrayan eti haram her
hayvanın idrar ve dışkısı necis fakat kanı sıçramayan eti haram ve sivrisinek, sinek
gibi eti olmayan ve eti helâl her hayvanın idrar ve dışkısı temizdir.
90. Mesele: Eti haram kuşların özellikle yarasanın pisliğinden ve idrarından
kaçınmak mustehabdır.
91. Mesele: Necâset yiyen ve insanın cinsel temas kurduğu hayvanın ve
domuz sütü içerek gelişen koyunun idrar ve dışkısı necistir.
3- Meni
92. Mesele: İnsanın ve sıçrayan kanı olan hayvanın menisi necistir.
93. Mesele: Anlamı 78. Meselede geçen “Mezi”, “Vezi” ve “Vedi” temizdir.
4- Murdar
94. Mesele: İster kendisi ölsün ister şer’i usullere uygun kesilmemiş olsun,
kanı sıçrayan hayvanın ölüsü necistir fakat sıçrayan kanı olmayan balık, suda da ölse,
temizdir.
95. Mesele: Murdarın ruh olmayan yün, kıl, kürk, kemik ve diş gibi kısımları
paktır.
96. Mesele: İnsanın veya sıçrayan kanı olan bir hayvanın canlı hâlde koparılan
ve ruhu olan eti ya da başka bir yeri necistir.
97. Mesele: Düşmeye yüz tutmuş dudak derisi parçaları ve bedenin diğer
yerleri, koparılsa bile temizdir. Yine düşme vakti gelmemiş bir deri, kaçınılması daha
iyi olsa da, temizdir.
98. Mesele: Ölmüş tavuğun karnından çıkan yumurta, kabuğu sertleşmişse,
temiz olmakla beraber, dışının ihtiyaten yıkanması gerekir.
99. Mesele: Ot yemeye başlamadan ölen kuzu ve oğlağın karnındaki peynir
mayası paktır fakat ihtiyaten dışını yıkamak gerekir.
100. Mesele: Gayrimüslim ülkelerden getirilen ve necis olduklarına emin
olunmayan sıvı ilaç, koku, yağ, ayakkabı boyası ve sabun temizdir.
101. Mesele: Müslümanların pazarında satılan yine Müslümanın elinde
bulunan et, içyağı ve deri temizdir fakat Müslümanın kâfirden aldığı bilinen ve şer’i
usullere göre kesilip kesilmediği araştırılmayan hayvandan olan et vb. şeyler necistir.
5- Kan
102. Mesele: İnsanın ve sıçrayan kana sahip her hayvanın kanı necis, sıçrayan
kana sahip olmayan (balık ve sivrisinek gibi) veya sahip olup olmadığı şüpheli (yılan
gibi) bir hayvanın kanı ise temizdir.
103. Mesele: Şer’i usullere göre kesilen ve belli miktarda kanı akan eti helâl
hayvanın bedeninde kalan kanı paktır fakat nefes alma veya hayvanın başının yüksek
bir yerde olması sebebiyle bedenine geri dönen kanı necistir. Yine eti haram hayvanın
bedeninde kalan kandan kaçınmak ihtiyaten farzdır.
104. Mesele: İçinde görülen kanı az olan, kan üzerindeki ince zarı yırtılmayan
ve karıştırılmadan çıkarılan yumurta temizdir.
105. Mesele: Bazen süt sağarken görülen çok az bir kan, ihtiyata göre sütü
necis eder.
106. Mesele: Dişlerin arasından gelen kan, tükürükle karışarak yok olursa
temizdir fakat yutmamak ihtiyaten mustehabdır.
107. Mesele: Ezilme sonucu tırnak veya deri altında biriken kan, kan
denmeyecek hâle gelirse temiz, aksi hâlde necistir. Bu durumda tırnak veya deri
delinir ise, meşakkatli olmaması hâlinde abdest ve gusül için kanın dışarı çıkarılması
gerekir. Meşakkat hâlinde ise etrafı necâset çoğalmayacak şekilde yıkanmalı, bez vb.
bir şeyle üzeri örtülerek ıslak el bezin üzerine sürülmeli ve mustehab ihtiyat gereği
teyemmüm de alınmalıdır.
108. Mesele: Deri altında mı toplanmış yoksa etin ezilmesi sonucu o hâle
gelmiş olduğu bilinmeyen kan temizdir.
109. Mesele: Kaynama sırasında bir zerre kan dökülen yemeğin tamamı ve
kabı necis olur. Kaynama, sıcaklık ve ateş temizleyici değil.
110. Mesele: Yaranın iyileşme hâlinde etrafında oluşan iltihap, kanla karışık
olduğu belli olmazsa temizdir.
6 ve 7- Köpek ve Domuz
111. Mesele: Karada yaşayan köpek ve domuz, kıl, kemik, pençe, tırnak ve
rutubetlerine kadar necistir fakat deniz köpeği (fok balığı) ve deniz domuzu (dugong)
temizdir.
112. Mesele: Köpek ve domuz hariç bütün eti haram hayvanlar
temizlenebilirler yani şer’i usullere göre kesilirlerse, etleri helâl olmasa da temiz
olurlar.
8- Kâfir
113. Mesele: Bütün kısımlarıyla kâfir necistir ve Ehli Kitap’tan, zorluğu yoksa
kaçınmak, ihtiyaten farzdır. Kâfir, yani Allah’ı inkâr eden veya Allah’a şirk koşan ya
da Hz. Hatemu’l-Enbiya Muhammed bin Abdullah’ın (s.a.a) peygamberliğini kabul
etmeyen ve de Müslümanların İslam dininin bir parçası bildiği namaz ve oruç gibi
dinin vecibesini inkâr eden, necistir. (inkârının peygamberi inkârı iktiza etmesi ve
vecibenin dinin gereklerinden olduğunu bilmesi şartıyla) Eğer bilmezse, ondan
kaçınmak ihtiyaten mustehabdır. Mead veya şüphe götürmez büyük günahları inkâr
eden kimse de kâfir hükmündedir.
114. Mesele: Ehli Kitabın (Hıristiyan, Yahudi ve Zerdüşt) şarap içme, murdar
ve domuz eti yeme ve başka necâsetlere dokunma sonucu necis olmayan kâfirlerinin,
zorluğu yoksa kaçınılması ihtiyaten farz olsa da, özde necis oldukları kesin değildir.
115. Mesele: Kâfirin (farz ihtiyat gereği Ehli Kitabın da) bütün bedeni hatta
kıl, tırnak ve rutubetleri necistir.
116. Mesele: Babası, annesi, dedesi ve babaannesi kâfir olan buluğa ermemiş
çocuk, necis, içlerinden biri Müslüman ise, temizdir.
117. Mesele: Müslüman olup olmadığı bilinmeyen ancak İslam ülkesinde
yaşayan kimse temizdir ve diğer Müslümanların hükümlerine sahiptir. Yani
Müslüman kadınla evlenebilir ve Müslümanların mezarlığına defnedilebilir.
118. Mesele: İslam peygamberine (s.a.a) veya Hz. Fatıma’ya (s.a) ya da 12
imamdan birine söven yahut onlara düşmanlık eden bir Müslüman, necistir.
9- Şarap
119. Mesele: Kendiliğinden sıvı olup hatta bir şey vasıtasıyla katılaştırılmış
olsa bile, şarap ve insanı sarhoş eden her şey necistir. Ancak esrar ve afyon gibi sıvı
olmayan şeyler, bir şey vasıtasıyla sıvılaştırılsa bile, temizdir.
120. Mesele: Kapı, masa, sandalye vb. şeyleri boyamak için kullanılan ve
sarhoş edici olduğu bilinmeyen sanayi alkolü temizdir.
121. Mesele: Kendi kendine veya pişirme sonucu kaynayan üzüm ve üzüm
suyu, necis değil fakat yenilip içilmesi haramdır.
122. Mesele: Hurma, kuru üzüm ve bunların suları kaynatılırsa, temiz ve
yenilip içilmesi helâldir fakat özellikle kuru üzüm konusunda kaçınmak ihtiyaten
mustehabdır.
10- Bira
123. Mesele: Arpadan sıkılan ve “Arpa suyu” denilen bira necistir fakat tıbbi
arpa suyu (Mau’ş-Şeir) temizdir.
11- Necâset Yiyen Devenin Teri
124. Mesele: Necâset yiyen devenin ve insan pisliği yemeyi âdet edinen her
hayvanın terinden kaçınmak ihtiyaten farzdır.
Haram Yolla Cünüp Olanın Teri
125. Mesele: İster cima hâlinde veya sonrasında, ister kadından ya da
erkekten, ister zina, livata (homoseksüel ilişki), hayvanlarla ilişki ve istimna (meni
gelinceye kadar kendi kendini tatmin etme; mastürbasyon) neticesinde çıksın, haram
yolla cünüp olanın teri, ihtiyat etmek daha iyi olsa da necis değil fakat o terle namaz
kılınamaz.
126. Mesele: Hayz vakti veya Ramazan ayında olmak gibi, kadınla ilişkinin
haram olduğu bir dönemde eşiyle ilişkiye giren insanın, kendi terinden kaçınması
ihtiyaten mustehabdır.
127. Mesele: Bir mazeret sebebiyle gusül yerine teyemmüm eden ve
teyemmümden sonra terleyen haram yolla cünüp olmuş kişi, o teriyle namaz kılabilir
fakat mazereti kalktıktan sonra terler ise, o terle namaz kılamaz ve terinden kaçınması
ihtiyaten mustehabdır.
128. Mesele: Haram yolla cünüp olan, daha sonra helâliyle birleşen veya
bunun aksini yapan kimsenin, kendi terinden kaçınması ihtiyaten mustehabtır.
Necâsetin Tespiti
129. Mesele: Bir şeyin necis olduğu 3 yolla sabit olur:
1- İnsanın kendisinin yüzde yüz emin olmasıyla. Bu durumda necis olduğu
zannedilen şeyden kaçınmak gerekmez. Mesela laubali, temizliğe ve necâsete riayet
etmeyen insanların yemek yediği veya çalıştığı kahvehane ve misafirhanelerde
yapılan ve necis olduğu kesin olmayan yemeklerden yemenin sakıncası yoktur.
2- Birinin, yetkisinde olduğu şeyin necis olduğunu söylemesiyle. Mesela
insanın eşinin ya da hizmetçinin, elindeki bir kabın veya başka bir şeyin necis
olduğunu söylemesi.
3- İki âdil erkeğin bir şeyin necis olduğunu söylemesiyle. Ayrıca bir âdil
erkeğin de necis dediği şeyden, güçlü görüşe göre kaçınmak gerekir.
130. Mesele: Meselenin hükmünü bilmediği için bir şeyin necis veya temiz
olduğunu bilmeyen kişi, (mesela haram yolla cünüp olanın teri temiz mi, değil mi,
bilmiyor) meselenin hükmünü sormalıdır. Fakat meselenin hükmünü bildiği halde, bir
şey temiz mi, değil mi diye şek ederse, (mesela o şey kan mı, değil mi ya da sivrisinek
kanı mı, insan kanı mı, şüphe duyuyor) temizdir.
131. Mesele: Temiz olmuş mu, olmamış mı diye şek edilen necis bir şey,
necis, necis olmuş mu, olmamış mı diye şek edilen temiz bir şey de temizdir. Necis
veya temiz olduğunu anlama imkânına rağmen, araştırmak gerekmez.
132. Mesele: Her ikisini kullandığı iki kap veya iki elbiseden birinin necis
olduğunu bilen ama hangisinin olduğunu bilmeyen, ikisinden de kaçınmalıdır. Fakat
örneğin kendi elbisesinin mi yoksa başkasının olup hiç kullanmadığı elbisenin mi
necis olduğunu bilmiyor ise, elbiseden kaçınması gerekmez.
Temiz Şeylerin Necis Olması
133. Mesele: Necis bir şeye değen temiz şey, her ikisinin ya da ikisinden
birinin ıslaklığı birbirine geçecek kadar yaş ise, necis olur. Bu ilk necis olmuş şey,
değdiği ikinci temiz şeyi, ıslaklığını geçirerek kadar yaş ise ve ikinci necis olmuş şey
de üçüncü değdiği temiz şeyi aynı şekilde farz ihtiyata göre necis eder. Ancak üçüncü
necis olmuş şey, değdiği dördüncü ve sonrası temiz şeyleri necis etmez. Yine ıslaklık
diğerine geçmeyecek kadar az olursa, temiz olan şey necis olmaz.
134. Mesele: Necis şeye değen temiz bir şey, her ikisi veya ikisinden birinin
yaş olup olmadığı şüpheli ise, necis olmaz.
135. Mesele: Hangisinin temiz, hangisinin necis olduğu bilinmeyen iki şeyden
birine değen temiz ıslak bir şey, necis olmaz fakat her ikisine de değerse, necis olur.
136. Mesele: Islak olan yer, kumaş ve emsalinin, necâset değen kısmı necis,
kalan kısımları temizdir. Aynı şekilde salatalık, kavun ve emsali de aynı hükme
sahiptir.
137. Mesele: Bir miktar alındığında yeri dolacak şekilde akıcı olan pekmez,
yağ ve emsali şeylerin bir noktası necis olursa, tamamı necis olur fakat alındığında
yeri boş kalacak kadar akıcı olmayan şeylerin, bir süre sonra dolsa da, necâset değen
yeri necis olur. Öyleyse fare pisliğinin düştüğü yer necis, kalan kısmı temizdir.
138. Mesele: Sinek ve benzeri bir canlının ıslak necis bir şeyin üzerine
konduktan sonra necâset taşıdığı bilinir hâlde ya da taşıdığı necâsetin zail olduğunda
şek edilmesi durumunda, üzerine konduğu ıslak temiz ayrı bir şey, necis olur.
139. Mesele: Bedenin terli olan bir yeri necis olur ve ter oradan başka bir yere
akarsa, terin ulaştığı her yer necis, ulaşmadığı yerler ise temizdir.
140. Mesele: Boğaz ya da burundan gelen balgam ve sümüğün kan olan kısmı
necis, kalanı temizdir. Bu durumda burun veya ağızın dışına değerse, necis balgam ve
sümüğün değdiğine emin olunan miktarı necis, necis olup olmadığı şek edilen yeri ise
temizdir.
141. Mesele: Necis zemin üzerine konulan altı delik ibriğin altında, ibrik
suyuyla bir sayılacak şekilde su birikirse, yine ibriğin deliği, suyun basıncını
engelleyecek şekilde necis zemine muttasıl olur ve bu şekilde delikten su akar veya
toprağa karışır ise, ibriğin suyu necis olur. Fakat eğer ibriğin deliği necis zemine
muttasıl olmaz, ibriğin altındaki su, içindeki suyla bir sayılmaz veya içindeki su
basınçla dışarı akarsa, ibriğin suyu necis olmaz.
142. Mesele: Bedene giren ve necâsete ulaşan bir şey, dışarı çıktıktan sonra
necâsete bulaşmış değilse, temizdir. Öyleyse anüse giren lavman aleti veya suyu ya da
bedene giren iğne, bıçak vb. dışarı çıktıktan sonra necâsete bulaşmış değilse, temizdir.
Aynı şekilde beden içinde kana değen ve dışarı çıktıktan sonra kana bulaşmamış
tükürük ve sümük de temizdir.
143. Mesele: Müteneccis, (necis olan şey) necisin kendisi gibi müneccis (necis
edici) olup fakat necisin kendisinin bütün hükümlerini taşımaz. Mesela idrarla necis
olmuş bir şey az suyla birkaç kez yıkanmalı fakat müteneccise değen şeyi birkaç kez
yıkamak gerekmez.
Birkaç Mesele
144. Mesele: Kuran-ı Kerim’i necis etmek haramdır ve eğer necis olursa
hemen yıkanmalıdır. Ayrıca camiler, masumların türbeleri, İmam Hüseyin’in, (a.s)
Peygamber-i Ekrem’in ve diğer masumların türbelerinin mukaddes toprağı da aynı
hükümdedir.
145. Mesele: Necis olan Kur’an cildi, hürmetsizlik telakki edilirse,
yıkanmalıdır.
146. Mesele: Kur’an’ın, kuru bile olsa kan ve murdar gibi necisin kendisinin
üzerine konması, hürmetsizlik telakki edilmesi durumunda, haram ve üzerinden
kaldırılması farzdır.
147. Mesele: Bir harfi bile olsa, Kur’an’ı necis mürekkeple yazmak haramdır
ve yazılırsa, yıkama, yontma vb. yöntemle silinmelidir.
148. Mesele: Hürmetsizlik olması hâlinde, kâfire Kur’an vermek haram ve
alınması farzdır.
149. Mesele: Tuvalete düşen Kur’an-ı Kerim sayfasını veya Allah’ın,
Peygamberin, masum imamın, Hz. Zehra’nın (s.a) isminin yazılı olduğu kâğıt gibi
hürmet edilmesi gereken bir şeyi, masraf gerektirse de çıkarmak ve yıkamak, farzdır.
Çıkarmak mümkün olmazsa, o kâğıdın artık çürüdüğüne emin olana kadar, o tuvaleti
kullanmamak ihtiyaten farzdır. Yine İmam Hüseyin’in (a.s) türbesinin toprağı
tuvalete düşer ve çıkarılması mümkün olmazsa, tamamen yok olup gittiğine emin
olmadıkça, o tuvalet kullanılmamalıdır.
150. Mesele: Necisin kendisini veya necis olmuş su gibi müteneccis bir şeyi
yiyip içmek, başkasına hatta necisin kendisi ise çocuklara yedirip içirmek, haramdır
fakat kendisi necis yemek yiyen çocuğu, zararı yoksa engellemek gerekmez.
151. Mesele: Yıkanabilen necis bir şeyi satmanın ve ödünç vermenin, necis
olduğunun alıcıya söylenmesi hâlinde, sakıncası yoktur.
152. Mesele: Bilgisizlikten necis bir şey yiyeni ya da necis bir elbiseyle namaz
kılanı uyarmak gerekli değil.
153. Mesele: Evinin bir yeri veya halısı necis olan kimse, bedenlerinin veya
elbiselerinin ya da başka bir şeylerinin ıslak hâlde necis yere değdiğini gördüğü
kimseleri, evine davetli ve misafir olarak gelmişlerse, uyarması ihtiyaten farzdır.
154. Mesele: Yemek yediği sırada yemeğin necis olduğunu anlayan ev sahibi,
misafirleri uyarmalı ama misafirlerden biri anlarsa, diğerlerini uyarması gerekmez.
155. Mesele: Ödünç aldığı şey necis olan kimsenin, o şeyi, namaz kılınan
elbise gibi temiz olması şart olan bir işte kullanacağına ihtimal verdiği sahibini
uyarması ihtiyaten farzdır fakat temiz olması şart bir işte kullanmayacaksa, uyarması
farz değildir.
156. Mesele: Bir şeyin necis olduğunu veya bir şeyi yıkadığını söyleyen
çocuğun sözü, güven vermesi hâlinde muteberdir.
Temizleyiciler (Mutahhirat)
157. Mesele: Mutahhirat denilen 12 şey, necisi pak eder:
1- Su, 2- Yer, 3- Güneş, 4- İstihale, 5- Kaynamış üzüm suyunun, necis olduğu
esasınca, üçte ikisinin azalması, 6- İntikal, 7- İslam, 8- Tebaiyet, 9- Necâsetin
kendisinin giderilmesi, 10- Necâset yiyen hayvanın istibrası, 11- Müslümanın
görünmemesi, 12- Hayvanın standart ölçüde kanının akması.
1- Su
158. Mesele: Su, dört şartla necis şeyi temizler:
1- Mutlak olmalı, öyleyse gülsuyu ve söğüt özü gibi muzaf su, necisi
temizlemez.
2- Temiz olmalı.
3- Necis bir şey yıkanırken, su, muzafa dönüşmemeli ve necâsetin koku, renk,
tat üçlüsünden birini almamalı.
4- Necis şey yıkandıktan sonra, necâsetin kendisi suda olmamalı.
159. Mesele: Necis şeyin az yani kür miktarından eksik su ile temiz olmasının,
sonra işaret edilecek başka şartları da var. 160. Mesele: Necis kabı az suyla, necâsetin
kendisinin, sudan başka bir şeyle bile olsa, giderilmesinden sonra, üç defa yıkamak
ihtiyaten mustehab olsa da, bir defa yıkamak yeterlidir. Kür ve akarsuda bir defa
kâfidir. Fakat köpeğin yaladığı veya içinde su ya da sıvı başka bir şey yiyip içtiği
kabı, önce temiz bir toprakla ovmak sonra kür veya akarsuda bir kez, ya da az suda iki
kez yıkamak gerekir. Ancak köpeğin salyası veya başka ıslaklığı dökülen kabı
toprakla ovup iki defa yıkamak ihtiyaten farzdır.
161. Mesele: Toprakla ovulamayacak kadar ağzı dar olan köpeğin ağzını
sürdüğü kabı, mümkünse ucuna bez parçası bağlanan bir tahta parçasıyla toprakla
ovmalı, mümkün değilse içine toprak atılarak sertçe çalkalamak suretiyle toprağın
kabın her tarafına ulaştırılması sağlanmalıdır.
162. Mesele: Domuzun yaladığı veya içinde sıvı bir şey yiyip içtiği kabı az
suyla yedi defa yıkamak gerekir. Kür ve akarsuda bir kez yıkamak yeterlidir. Daha iyi
olmakla beraber, toprakla ovmak gerekmez.
163. Mesele: Şarapla necis olmuş bir kabı az suyla, ihtiyata yakın ve daha iyisi
yedi defa olmakla beraber, üç kez yıkamak kifayet eder.
164. Mesele: Necis çamurdan yapılmış veya necis su işlemiş bir testi, kür ya
da akarsuya bırakılırsa, suyun ulaştığı her yeri temiz olur ve içinin de temiz olması
istenirse, su her tarafına işleyene kadar kür veya akarsuda bekletilmelidir.
165. Mesele: Necis kap az suyla iki şekilde yıkanabilir:
1- Üç defa doldurup boşaltılır.
2- Üç defa bir miktar su dökülür ve her defasında su necis yerlere ulaşacak
şekilde çalkalanıp boşaltılır.
166. Mesele: Necis olan kazan ve küp gibi büyük bir kap, üç defa su doldurup
boşaltmakla veya üç defa yukarıdan her tarafını kapsayacak şekilde su döküp her
seferinde dipte biriken suyu atmakla temiz olur ve dipte biriken suyu atmakta
kullanılan kabın her seferinde yıkanması gerekmez.
167. Mesele: Necis bakır ve benzeri eritilir ve yıkanırsa, dışı temiz olur.
168. Mesele: İdrarla necis olan bir tandır, yukarıdan üzerine her tarafını
kapsayacak şekilde iki defa su dökmekle temiz olur ve idrardan gayrısıyla necis
olursa, necâsetin giderilmesinden sonra, söylenen usule göre bir kez su dökmek
yeterlidir. Fakat suların birikmesi için tandırın dibine bir çukur kazmak daha sonra
suları dışarı atıp çukuru toprakla doldurmak daha iyidir.
169. Mesele: Necis şey, necâsetin kendisi giderildikten sonra, su bütün necis
yerlerine ulaşacak şekilde kür veya akarsuya bir kez daldırmakla temiz olur ve halı,
elbise ve benzerini sıkmak gerekmez.
170. Mesele: Az suyla yıkanmak istenen idrarla necis olmuş bir şey, üzerine
bir kez su dökülür, su necis şeyden ayrılır ve idrar o şeyde kalmaz ise, bir kez daha
üzerine su dökmekle temiz olur. Elbise, halı ve benzeri şeylerin her defasında
suyunun sıkılması gerekir.
171. Mesele: Birkaç kez yıkamanın gerekli olduğu durumda, yıkamanın peş
peşe ve birbiri ardınca yapılması şart değil, bugün bir kez ve ertesi gün bir kez su
dökülürse, temiz olur.
172. Mesele: Yemek yemeğe başlamamış, domuz ve kâfir kadının sütünü
emmemiş süt emme dönemindeki erkek çocuğunun idrarıyla necis olan şey, bütün
necis yerlerine ulaşacak şekilde üzerine bir kez su dökmekle temiz olur fakat bir kez
daha dökmek ihtiyaten mustehabdır.
173. Mesele: İdrar harici bir necâsetle necis olan bir şey, necâsetin
giderilmesinden sonra, üzerine, sızacak kadar bir kez su dökmekle ve de üzerine
dökülen ilk defada, necâsetin bertaraf olup üzerinden su geçmesiyle, temiz olur.
174. Mesele: İple örülmüş necis hasır, kür veya akarsuya batırılıp necâsetin
kendisi giderildikten sonra temiz olur fakat az suyla, idrar ile necis olmuşsa iki, idrar
harici necâsetle necis olmuşsa bir kez yıkamak kifayet eder.
175. Mesele: Dışı necis olan buğday, pirinç, sabun, et vb. şeyler, kür ve
akarsuya batırmakla temiz olur ve içleri necis olursa, temiz olmaları, suyun içlerine
nüfuz etmesine bağlıdır. Örneğin bez bir keseye konur ve su içine nüfuz edene kadar
kür veya akarsuda bekletilir.
176. Mesele: İçine necis su geçip geçmediği şüpheli olan sabun ve emsalinin
içi temizdir.
177. Mesele: Dışı necis olmuş pirinç, et ve buna benzer bir şey ve temizlemek
adına içine konulup ihtiyat esasınca üzerine üç defa su dökülüp boşaltılan kap, temiz
olur. Fakat elbise veya sıkılabilen bir şey, mustehab ihtiyat gereği üzerine su dökülen
her defasında sıkılmalı ve kapta biriken su eğilerek dökülmelidir.
178. Mesele: Çivit ve benzeri şeyle boyanmış necis bir elbise, kür veya
akarsuya batırılır ve su, elbisenin rengiyle muzaf olmadan önce bütününe yayılır ise,
sıkıldığında muzaf ya da renkli su verse bile, temiz olur.
179. Mesele: Kür veya akarsuda yıkandıktan sonra üzerinde balçık görülen
elbise, balçık suyla teması engellememişse, temizdir.
180. Mesele: Yıkandıktan sonra üzerinde çamur veya çöğen otu görülen elbise
vb. şey, temizdir. Fakat necis su çamur veya çöğen otunun içine nüfuz ederse, çamur
ve çöğen otunun dışı temiz, içi necistir. Ancak elbisenin kür ya da akarsuda
yıkanması ve suyun çamur veya çöğen otunun içine nüfuz etmesi şartıyla, içleri de
temizdir.
181. Mesele: Necis olan her şey, necâsetin kendisi giderilmedikçe, temiz
olmaz. Yıkandıktan sonra necâsetin kokusu ya da renginin kalmasında sakınca yoktur.
Öyleyse kanı bertaraf edilen ve yıkandıktan sonra kanın rengi kalan elbise, temiz ama
koku veya renginden ötürü necâset zerrelerinin kaldığına emin olunması ya da akli
ihtimal verilmesi durumunda, necistir.
182. Mesele: Necâseti kür veya akarsuda bertaraf edilen beden temiz olur,
sudan çıkıp tekrar girmek gerekmez.
183. Mesele: Dişlerin arasında kalan necis yemek, ağıza su alınıp yemeğin her
tarafına ulaşacak şekilde çalkalanmasıyla temiz olur.
184. Mesele: Az suyla yıkanan saç ve sakalın sıkılması gerekmez.
185. Mesele: Az suyla yıkanırken genellikle necis olan, bedenin veya
elbisenin necis yerine bitişik çevresi, necis yerin temiz olmasıyla, temizlenir. Aynı
şekilde temiz bir şey necis şeyin yanına konur ve ikisinin üzerine su dökülürse, necis
şeyin temizlenmesiyle, sonradan necis olan şey de temizlenir. Öyleyse necis bir
parmağı yıkamak için bütün parmaklara su dökülür ve necis su bütününe ulaşırsa,
necis parmağın temiz olmasından sonra, bütün parmaklar temiz olur.
186. Mesele: Necis olmuş et ve kuyruk yine suyun geçmesini engellemeyecek
derecede az yağlı beden veya elbise, diğer şeyler gibi suyla yıkanıp temizlenir.
187. Mesele: Necis olduktan sonra, suyun geçmesini engelleyecek derecede
yağlanan kap veya bedenin, suyun geçmesi için yıkanmadan önce yağının giderilmesi
gerekir.
188. Mesele: Üzerinde necâsetin kendisi bulunmayan necis bir şey, kür suya
bağlı bir musluk suyu altında bir kez yıkamakla temiz olur. Yine üzerinde necâsetin
kendisi bulunan ancak necâseti musluk suyu veya başka bir vesileyle bertaraf edilen
ve altından süzülen suda necâsetin koku, renk, tat üçlüsünden biri olmayan necis şey
de, musluk suyuyla temiz olur. Fakat altından süzülen su, necâsetin koku, renk, tat
üçlüsünden birini almışsa, giderilene kadar musluk suyu altında yıkanmalıdır.
189. Mesele: Yıkanan ve temiz olduğu kesin olan, daha sonra necâsetin
kendisinin bertaraf edilip edilmediği kuşkulu necis şey, necâsetin kendisini
taşımıyorsa, yıkanırken necâsetin kendisinin giderildiğinin farkında olunmasa bile,
temizdir.
190. Mesele: Üzerinde kum veya çakıl olan necis zemin, az suyla yıkanırsa
temiz olur ancak çakılların altı mustehab ihtiyata göre necis kalır zira üzerine dökülen
su ayrılarak kum ve çakıla geçer.
191. Mesele: Taş, tuğla döşeli ve su çekmeyen sert necis bir yer, akarsuyla
temiz olur. Az suyla da, yerde akmaya başlayacak kadar dökülürse temiz olur.
Üzerine dökülen az su bir delikten dışarı çıkarsa, bütün yer temiz olur ancak dışarı
çıkmazsa, suyun toplandığı yer necis kalır ve bu yer, temizlenene kadar bez vb. şeyle
suyu alınıp tekrar dökülür.
192. Mesele: Dışı necis olan nabat şekeri, şeker, tuz taşı ve emsali, kür
miktarından az suyla da temiz olur.
193. Mesele: Erimiş necis şekerden yapılan kesme şeker, kür ya da akarsuda
temiz olmaz ancak muzafa dönüşmeden su bütün zerrelerine ulaşırsa, temiz olur.
2- Yer
194. Mesele: Yer, necis ayak tabanı ve ayakkabının altını üç şartla temizler:
1- Yer temiz olmalı. 2- Kuru olmalı. 3- Ayak tabanında ve ayakkabı altında
olan necâsetin kendisi (kan ve idrar gibi) veya müteneccis, (necis olmuş çamur gibi)
yürümek veya ayağı yere sürtmekle bertaraf olmalı. Ayrıca yer, toprak, taş vb.
şeylerden olmalı. Halı ve hasır üzerinde yürümekle necis ayak tabanı ve ayakkabının
altı temiz olmaz ama kum ve çakıldan yapılmış tuğla, alçı ve çimento, yer
hükmündedir.
195. Mesele: Necis ayak tabanı ve ayakkabının altı, asfalt üzerinde yürümekle
temiz olur fakat ahşap döşeli zeminde yürümekle temiz olması meşkûktür.
196. Mesele: Ayak tabanı ve ayakkabı altının pak olması için on beş adımdan
daha az yürümekle veya ayağı yere sürtmekle necâset bertaraf olsa da, on beş ya da
daha fazla yürümek daha iyidir.
197. Mesele: Necis ayak tabanının ve ayakkabının altının ıslak olması
gerekmez, kuru olsa bile yürümekle temiz olur.
198. Mesele: Necis ayak tabanı ve ayakkabının altı yürümekle temiz olur ama
genellikle çamur olan etrafının temiz olması, meşkûktür ancak aşırı derecede çamur
olmamışsa, etrafı da temiz olur.
199. Mesele: Elleri ve dizleri üzerinde yürüyen kimsenin necis olan avuç içi
veya dizi, yürümekle temiz olur. Aynı şekilde bastonun, takma ayağın, hayvanların
nalının, otomobil, fayton vb. tekerleğinin altı da yol kat etmekle temiz olur.
200. Mesele: Yürüme sonrası necâsetin kokusu veya rengi ya da gözle
görülmeyen zerrelerinin ayak tabanının yahut ayakkabının altında kalmasının, her ne
kadar onlar da bertaraf olana kadar yürünmesi daha iyi olmakla beraber, sakıncası
yoktur.
201. Mesele: Ayakkabının içi ve ayak tabanının yere değmeyen kısmı, ihtiyata
göre yürümekle temiz olmuyor yine mustehab ihtiyat gereği çorabın altı da temiz
olmuyor.
3- Güneş
202. Mesele: Güneş, necis yeri, binayı, binada kullanılan kapı ve pencere gibi
şeyleri yine duvara çakılan çiviyi beş koşulda ve ihtiyata göre koşulların bazısında,
pak eder:
1- Necis şey, kendisiyle temas eden başka bir şeyi ıslatacak derecede yaş
olmalı. Öyleyse kuru olması hâlinde, güneşin kurutması için ıslatılmalıdır.
2- Üzerinde bulunan necâsetin kendisi, güneş ışıkları üzerine vurmadan,
bertaraf edilmelidir.
3- Güneş ışıklarının vurmasını engelleyen bir şey olmamalı. Bu durumda
güneş ışıklarının bir perde, bulut vb. arkasından vurarak kuruttuğu necis şey temiz
olmaz ancak perde veya bulut güneş ışıklarının vurmasını engellemeyecek kadar ince
olursa, sakıncası olmaz.
4- Güneş tek başına necis şeyi kurutmalı. Öyleyse rüzgâr ve güneşin etkisiyle
kuruyan necis şey temiz olmaz fakat güneş kuruttu denecek kadar az rüzgârın
sakıncası olmaz.
5- Güneş, yerin veya binanın necâseti içine çekmiş miktarını bir defada
kurutmalıdır. Bu durumda güneş ışığı, bir defada necis yer ya da binanın üst kısmını,
diğer defada alt kısmını kurutur ise, sadece üst kısmı temiz, alt kısmı ise necis kalır.
203. Mesele: Güneş, necis hasır, ağaç, bitki ve sabit ya da sabit benzeri her
şeyi temizler.
204. Mesele: Güneş ışığının necis yere vurmasından sonra, güneş ışığının
vurduğu sırada ıslak mı değil mi veya güneşin etkisiyle mi başka bir etkiyle mi
kuruduğu yine güneş ışığının vurmasından önce necâsetin kendisinin giderilip
giderilmediği ya da güneş ışığının vurmasına bir şeyin engel olup olmadığı şüphe
edilen yer, ihtiyaten necistir.
205. Mesele: Güneş ışığının bir tarafına vurduğu necis duvarın güneş ışığı
vurmayan diğer tarafı, güneş ışığının vurmasıyla duvarın tamamının kuruması
haricinde, temiz olmaz.
4- İstihale (Başkalaşım)
206. Mesele: Cinsi, temiz bir şey hâline dönüşecek şekilde değişen ister
necâsetin kendisi ister necis olmuş şey, temiz olur ve bu başkalaşıma “İstihale” denir.
Örneğin necis ahşabın yanıp kül hâline gelmesi veya köpeğin tuzlaya batıp tuz hâline
dönüşmesi gibi. Fakat necis şeyin cinsi değişmezse, temiz olmaz. Örneğin necis
buğdayı un yapıp ekmek pişirmek ya da necis sütten peynir veya yoğurt yapmak gibi.
207. Mesele: Necis çamurdan yapılmış testi vb. ve de necis odundan yapılmış
kömür, farz ihtiyata göre necistir.
208. Mesele: İstihale olup olmadığı bilinmeyen necis bir şey, necistir.
209. Mesele: İdrar veya necis su vb. şeylerden çıkan buhar temizdir.
210. Mesele: Kendiliğinden veya içine dökülen sirke ve tuz gibi bir şeyin
etkisiyle sirkeye dönüşen şarap, temiz olur.
211. Mesele: Farz ihtiyata göre, necis üzüm ve emsaliyle yapılan ya da başka
bir necâset karışan şarap, sirkeye dönüşmekle temiz olmaz.
212. Mesele: Farz ihtiyata göre necis üzüm, kuru üzüm ve hurmadan yapılan
sirke necistir.
213. Mesele: Üzüm veya hurmadan çerçöpüyle beraber sirke yapmanın
sakıncası yoktur ve hurma, kuru üzüm ve üzüm, sirke olmadan önce salatalık, patlıcan
ve emsalinin karıştırılmaması daha iyidir.
5- Kaynamış Üzüm Suyunun Üçte İkisinin Azalması
214. Mesele: Ateşte, güneş ışığıyla ya da kendiliğinden kaynamış üzüm suyu,
necis değil ancak içilmesi haramdır. Ateşte 2/3 azalana kadar kaynar veya kendi
hâline bırakılıp sirke olursa helâl olur.
215. Mesele: 2/3 ü kaynamaksızın azalan üzüm suyunun, kendiliğinden veya
ateşte kaynayan geri kalan kısmı, haramdır ve helâl olması için kaynatılarak 2/3 ü
azaltılmalıdır.
216. Mesele: Kaynayıp kaynamadığı bilinmeyen üzüm suyu helâl ve temizdir
fakat ateşte kaynayan ancak 2/3 ünün azaldığına ve yine kendi kendine kaynayan ama
sirke olduğuna emin olunmayan üzüm suyu helâl değildir.
217. Mesele: İçinde bir iki tane üzüm bulunan koruk salkımından kaynatılarak
elde edilen ve üzümün tatlılığından eser olmayacak derecede koruk suyu denen su,
temiz ve içilmesi helâldir.
218. Mesele: Kaynamakta olan ve içine bir üzüm tanesi düşerek kaynayıp
İstihale olan şeyi yiyip içmekten kaçınmak gerekli değil.
219. Mesele: Pekmez pişirilen birkaç kazandan, kaynayanın içinde kullanılan
kevgirin, kaynamayanın içinde kullanılmasının sakıncası yoktur. Hepsi kaynıyorsa,
2/3 ü azalmamış kazanda kullanılan kevgir, 2/3 ü azalmış kazanda, haram olduğu için
kullanılmamalıdır.
220. Mesele: Koruk mu üzüm mü olduğu belli olmayan şey, kaynarsa necis
olmaz.
221. Mesele: Kaynayan hurma ve şurubu, kuru üzüm, kişmiş ve suları
temizdir ve yenilip içilmesi için 2/3 ünün azalması gerekmez ancak bunlardan
özellikle kuru üzüm ve kişmişten kaçınmak daha iyidir.
6- İntikal
222. Mesele: İnsanın veya damarı kesildiğinde sıçrayarak akan necis kana
sahip hayvanın, sıçrayan kanı olmayan bir hayvanın bedenine dâhil olan (ki buna
intikal denir) ve artık o hayvanın sayılan kanı, temiz olur fakat sülüğün insandan
emdiği kan, sülük kanı değil, insan kanı dendiği için, necistir.
223. Mesele: Bedene konan ve öldürülen sivrisinekten çıkan ancak bedenden
emilen mi yoksa sivrisineğin mi olduğu bilinmeyen ve yine bedenden emildiği bilinen
fakat sivrisineğin bedeninin bir parçası sayılan kan, temizdir. Fakat emilmesiyle
sivrisineğin öldürülmesi arasındaki süre, “insan kanıdır” denecek kadar az olan ya da
sivrisineğin mi insanın mı kanı olduğu bilinmeyen kan, ihtiyata göre necistir.
7- İslam
224. Mesele: Şehadeteyni yani: “Eşhedu enla ilahe illellah ve eşhedu enne
Muhammeden resulullah” söyleyen kâfir, Müslüman olur ve bedeni, tükürüğü,
sümüğü ve teri temiz hâle gelir. Fakat Müslüman olurken bedeninde vardıysa eğer
necâsetin kendisi, gidermesi ve yerini yıkaması gerekir hatta Müslüman olmadan
önce necâsetin kendisi giderilmişse, mustehab ihtiyat gereği yeri yıkanmalıdır.
225. Mesele: İster Müslüman olurken bedeninde olsun ya da olmasın, ıslak
hâlde kâfirin bedenine temas eden elbiseden kaçınmak, ihtiyaten mustehabdır.
226. Mesele: Şehadeteyni söyleyen ancak kalben Müslüman olup olmadığı
bilinmeyen kâfir ve kalben Müslüman olmayıp ama İslam’ın hükümlerine itaat
gösteren münafık temiz fakat kalben Müslüman olmadığı bilinen yani İslam’ın
hükümlerine itaat etmeyen sadece diliyle şehadeteyni söyleyen kâfir, necistir.
8- Tebaiyet
227. Mesele: Tebaiyet, necis bir şeyin, başka necis bir şeyin pak olmasına
bağlı olarak, temiz olmasına denir. Babası, annesi, dedesi ve babaannesinden birinin
Müslüman olmasına bağlı olarak, buluğa ermemiş kâfir çocuklarının temiz olması
gibi.
228. Mesele: Sirkeye dönüşen şarabın kabının da, şarap kaynarken ulaştığı
yere kadar olan bölümü yine genellikle üzerine örtülen ve şarabın ıslaklığıyla necis
olan bez parçası, temiz olur. Fakat kabın şarap bulaşmış dış kısmından, sirkeye
dönüşmesinden sonra kaçınmak, ihtiyaten mustehabdır.
229. Mesele: Ateşte kaynayan üzüm suyunun 2/3 ü azalmadan önce
döküldüğü yer, yine üzüm suyunun kaynadığı kap ve kevgir gibi kaynatılırken
kullanılan şeyler, necis olmaz ve temizdir.
230. Mesele: Üzerinde cenazeye gusül aldırılan tahta veya taş, cenazenin
avretinin örtüldüğü bez ve gusül aldıranın eli, guslün tamamlanmasından sonra temiz
olur.
231. Mesele: Necis bir şeyi kendisi yıkayanın eli de, necis şeyin temiz
olmasından sonra, temiz olur.
232. Mesele: Necis elbise vb. şeyde, az suyla yıkanıp sıkılmasından sonra
kalan ıslaklık temizdir.
233. Mesele: Necis kabın üzerinde, az suyla yıkandıktan ve suyu sızdıktan
sonra kalan su damlacıkları temizdir.
9- Necâsetin Kendisinin Giderilmesi
234. Mesele: Kan gibi necâsetin kendisi ya da necis suyun bulaştığı, bütün
organlarını hatta kuşların gagalarını içeren hayvanın bedeni yine ağız ve burunun içi
gibi insan bedeninin içi, necâsetin giderilmesiyle temiz olur. Mesela dişeti kanar ve o
kan tükürük içinde kaybolur ise, ağzı suyla yıkamak gerekmez aynı şekilde takma
dişte de hüküm aynı ancak yıkanması daha iyidir.
235. Mesele: Dişetinin kanadığı ağzın içindeki dişler arasında kalan yemek
kırıntısı, temizdir.
236. Mesele: Dudak ve gözkapağının kapandığında üst üste gelen miktarı,
necis olduğu zaman yıkanması gerekmez ama bedenin içi mi dışı mı olduğu
bilinmeyen yerinin, necis olduğu zaman yıkanması, ihtiyaten mustehabdır.
237. Mesele: Necis toz toprağın oturduğu elbise, halı vb. necis toz toprak
bertaraf olacak şekilde silkelenince, temiz olur.
10- Necâset Yiyen hayvanın istibrası
238. Mesele: İnsan pisliği yemeye alışmış bir hayvanın idrarı, dışkısı ve diğer
ıslaklıkları necistir. Temiz olması için istibra edilmelidir; yani artık necaset yemiyor
denecek süre kadar necaset yemesi engellenmeli ve temiz yiyecek verilmelidir.
239. Mesele: Mustehab ihtiyata göre necâset yiyen deve kırk gün, sığır otuz,
koyun on, ördek yedi veya beş ve tavuk üç gün necâset yemekten alıkonmalı ve temiz
yiyecekler verilmelidir. Bu sürelerden sonra onlara yine necâset yiyen denilirse, artık
necâset yiyor denilmeyecek kadar necâset yemeleri engellenmelidir.
11- Müslümanın Görünmemesi
240. Mesele: Müslümanın bedeni veya elbisesi ya da yetkisindeki kap, halı
gibi başka bir şey, necis olur ve o Müslüman görünmez 1 ise, altı şartla (bazısında
ihtiyata göre) temiz sayılır:
1- O Müslüman, beden veya elbisesini necis eden şeyin, necis olduğuna
inanmalı. Bu durumda elbisesine şarap bulaşır ve şarabı necis saymazsa,
görünmemesinden sonra o elbise temiz sayılamaz.
2- O Müslüman, beden veya elbisesinin necis şeye bulaştığını bilmeli.
3- İnsan, o Müslümanın görünmemesinden sonra, önceden necis olan şeyi,
temizliğin şart olduğu bir işte kullandığını, mesela o elbiseyle namaz kıldığını
görmeli.
4- O Müslüman, o işin sıhhat şartının temizlik olduğunu bilmeli, öyleyse
namaz kılanın elbisesinin temiz olması gerektiğini bilmez, necis olmuş elbiseyle
namaz kılarsa, o elbise temiz sayılamaz.
5- İnsan, görünmeyen Müslümanın necis olan şeyi yıkadığına ihtimal vermeli,
öyleyse yıkamadığına emin olursa, o necis şeyi temiz sayamaz.
6- İhtiyaten, görünmeyen Müslümanın ergen yaşta olması gerekir.
241. Mesele: Görünmeyen Müslümanın nazarında necis ve temiz arasında fark
yoksa o şeyi temiz saymak uzak ihtimal değil.
12- Hayvanın Standart Ölçüde Kanının Akması
242. Mesele: Şer’i usullere göre kesilip, kanı standart ölçüde dışarı akan eti
helâl hayvanın bedeninde kalan kanı, temizdir.
1
Bir müddet gözden kaybolur, göze görünmez, ortalıkta görünmez veya göz
önünde olmaz.
Birkaç Mesele
243. Mesele: Temiz olduğuna insanın kendisinin emin olduğu veya iki âdil
erkeğin temiz olduğunu haber verdiği yine güvenilir bir kimsenin, yıkadığını
söylediği necis şey, temizdir.
244. Mesele: “Yıkadım” beyanında bulunan ve bu beyanı inandırıcı olan
kimsenin vekâleten yıkadığı başkasına ait elbise, temizdir.
245. Mesele: Necis şeyi yıkadığına emin olmayan vesveseli insan, temizlik
konusunda zannıyla yetinebilir veya normal insanların yıkadığı şekilde davranabilir.
Kapların Hükümleri
246. Mesele: Köpek, domuz veya murdar derisinden yapılmış kapta yemek
içmek haramdır ve o kap abdest, gusül ve sıhhat şartı temizlik olan işlerde
kullanılamaz. Hatta kap olmasalar bile kullanmamak ihtiyaten mustehabdır.
247. Mesele: Gayrimüslim’ in elindeki necis olduğu kesin olmayan kap,
temizdir.
248. Mesele: Altın ve gümüş kapta yiyip içmek haramdır ve ziynet eşyası
olarak dahi kullanmamak ihtiyaten mustehabdır.
249. Mesele: Yiyip içmek için altın ve gümüşten kap yapmak ve karşılığında
alınan ücret haramdır. Evet, saklamak için yapmak caizdir ancak yapmamak ihtiyaten
mustehabdır.
250. Mesele: Altın ve gümüş kabın alım satımı, satıcının karşılığında aldığı
para vb. şey haramdır ancak saklamak için alınıp satılması caiz olmakla birlikte,
kaçınmak ihtiyaten mustehabdır.
251. Mesele: Üzerindeki bardak alındığında “kaba benziyor” denilen altın
veya gümüşten yapılmış bardak muhafazasının, ister tek başına ister bardakla
kullanılması, haramdır ancak “kaba benziyor” denmezse, kullanılmasının sakıncası
yoktur.
252. Mesele: Altın veya gümüş suyuyla kaplanmış kabı kullanmanın sakıncası
yoktur.
253. Mesele: Başka bir madenin, altın veya gümüşle karışımından yapılan ve
maden oranı, altın ya da gümüş kap denmeyecek kadar fazla olan kabı kullanmanın,
sakıncası yoktur.
254. Mesele: Altın veya gümüş kapta bulunan yemeği, içinde yemenin haram
oluşu kastıyla başka bir kaba boşaltmanın sakıncası yoktur hatta haramdan kurtulma
kastı olmasa bile, yemeği altın yahut gümüş kaptan başka bir kaba dökmenin haram
oluşu, üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Fakat her iki şekilde ikinci kaptan
yemek yemenin sakıncası yoktur.
255. Mesele: Altın veya gümüş nargile ağızlığı, (sipsi) bıçak ve kılıç kını,
Kur’an kabı kullanılabilir fakat altın veya gümüş esans kutusu ve sürmelikten
kaçınmak ihtiyaten farzdır.
256. Mesele: Mecburi hâllerde altın veya gümüş kap kullanılabilir fakat abdest
ve gusül için, başka bir kap olmasa bile, kullanılamaz ve teyemmüm edilmesi gerekir.
257. Mesele: Altın, gümüş veya başka bir şeyden yapıldığı belli olmayan kap
kullanılabilir.
Abdest Hükümleri
258. Mesele: Abdestte niyet edip yüzü ve kolları yıkamak, başın ön kısmını
ve ayakların üzerlerini mesh etmek farzdır.
Yüzü Yıkamak
259. Mesele: Yüzü, saçın bittiği yerden çenenin bitimine kadar boyuna, orta
ve başparmak arası kadar da enine, yıkamak gerekir. Bu miktardan az bir bölümü dahi
yıkanmazsa abdest batıl olur. Tamamen yıkandığına emin olmak için, belirtilen
ebadın bir miktar çevresi de yıkanmalıdır.
260. Mesele: Yüzü veya eli normalden küçük ya da büyük olan kimse, normal
halkın yüzlerini nereye kadar yıkadıklarına bakarak o kadarını yıkamalı ve yine
alnında saç çıkmış veya başının ön kısmı saçsız ise, normal ölçüde alnını yıkamalıdır.
261. Mesele: Kaşlar, göz kenarları ve dudaklarda suyun geçmesine mani kir
veya başka bir şey olduğu muhtemelse ve bu ihtimal halkın nazırında yerindeyse,
varsa eğer bir mani, abdestten önce ihtiyaten giderilmelidir.
262. Mesele: Sakalı, yüz derisi aralardan görünecek kadar seyrek olan kimse,
abdest alırken suyu yüzünün derisine ulaştırmalı, görünmeyecek kadar sıkı olan ise,
suyu sakalın alt kısmına ulaştırması gerekmez.
263. Mesele: Yüz derisinin sakal arasından görünüp görünmediği hususunda
şüpheye düşen insanın, sakalını yıkaması ve suyu deriye ulaştırması, ihtiyaten farzdır.
264. Mesele: En veya boy olarak yüz ölçüsünü aşan sakalın yıkanması farz
değildir.
265. Mesele: Burnun içini ve kapandığında görünmeyen dudak ve gözün bir
miktarını yıkamak farz değil fakat yıkanması gereken yerlerin eksiksiz yıkandığına
emin olmak için, bir miktarının yıkanması gerekir. Bu miktarı yıkaması gerektiğini ve
önceki abdestlerinde bu miktarı yıkayıp yıkamadığını bilmeyen kimsenin kıldığı
namazlar sahihtir.
266. Mesele: Yüz ve kollar yukarıdan aşağıya doğru yıkanmalı, aşağıdan
yukarı doğru yıkanırsa abdest batıldır.
267. Mesele: Abdest alırken eli ıslatıp yüz ve kollara sürmek, elin ıslaklığının
yüz ve kollarda az bir miktar akacak kadar olması hâlinde, yeterlidir.
Kolları Yıkamak
268. Mesele: Yüzü yıkadıktan sonra sağ kolu daha sonra sol kolu dirsekten
parmakların uçlarına kadar yıkamak gerekir.
269. Mesele: Dirseklerin tamamen yıkandığına emin olmak için, bir miktar
yukarısının da yıkanması gerekir.
270. Mesele: Abdest sırasında kollar parmakların ucuna kadar yıkanmalı,
bileklere kadar yıkanırsa, abdestten önce eller bileklere kadar yıkanmış olsa bile,
abdest geçersizdir.
271. Mesele: Abdestte yüz ve kolların bir kez yıkanması farz, iki kez
mustehab, üç ve fazlası haramdır ama hangi yıkamanın birinci veya ikinci ya da
üçüncü olduğu, abdest alanın niyetine bağlıdır. Öyleyse birinci yıkama niyetiyle
örneğin yüze on defa su dökmenin sakıncası yoktur ve tümü birinci yıkama sayılır ve
üç defa yıkama niyetiyle üç kez su dökülürse, üçüncü defası haramdır.
272. Mesele: Abdesti neşeli hâlde almak ve abdest suyunun 750 gram
miktarında olması mustehab, aşırı kullanılması mekruh ve çoğu zaman haramdır.
Başı Mesh Etmek
273. Mesele: Her iki kolun yıkanmasından sonra, abdest suyunun elde kalan
ıslaklığıyla başın ön kısmı mesh edilmelidir. Meshin sağ elle yapılması ihtiyaten farz,
yukarıdan aşağı doğru olması, ihtiyaten mustehabdır.
274. Mesele: Başın, alnın yukarısında olan ¼ kısmı, mesh yeridir ve bu kısmın
arzu edilen her noktasının, bir parmağın eni miktarında veya daha az olsa bile, istenen
her ölçüde mesh edilmesi yeterlidir. Ancak mesh edilecek miktarın, uzunluk olarak
bir parmak boyu, genişlik olarak da kapalı üç parmak ölçüsünde olması, ihtiyaten
mustehabdır.
275. Mesele: Meshin, baş derisine yapılması gerekmez, başın ön tarafında
çıkan saçlara yapılması da sahihtir. Fakat ön tarafta çıkan ve örneğin kadınlar gibi
tarandığında yüze dökülen veya diğer yerlere ulaşacak kadar uzun olan saçların,
dipleri ya da ayırarak derisi mesh edilmelidir. Yüze dökülen veya diğer yerlere ulaşan
ve başın ön kısmında toplanan yahut başın diğer yerlerinden ön tarafa uzanan saçlara
yapılan mesh, geçersizdir.
Ayakları Mesh Etmek
276. Mesele: Başı mesh ettikten sonra, abdest suyunun elde kalan ıslaklığıyla,
ayakların üzeri, parmaklardan birinin ucundan ayak üzerindeki çıkıntıya, mustehab
ihtiyata göre ise eklem yerine kadar mesh edilmelidir.
277. Mesele: Her iki ayağı birlikte mesh etmek caizdir fakat önce sağ sonra
sol ayağı ve sağ ayağı sağ elle, sol ayağı solelle mesh etmek, ihtiyaten mustehabdır.
278. Mesele: Ayağa yapılan meshin genişliği ne kadar olursa olsun yeterlidir
fakat daha iyisi kapalı üç parmak genişliğinde, ondan daha iyisi de ayağın tamamının
üzerine mesh etmektir.
279. Mesele: Ayağı mesh ederken eli ayak parmaklarının ucuna koyup yukarı
doğru çekmek, daha iyi olsa bile, farz değil; elin tamamını ayağın üzerine koyup biraz
çekmek, yeterlidir.
280. Mesele: Baş ve ayağı mesh ederken, el hareket etmeli; el sabit tutulur,
baş veya ayak hareket ederse, alınan abdest farz ihtiyata göre geçersizdir.
281. Mesele: Mesh ederken baş ya da ayağın biraz hareket etmesinin sakıncası
yoktur.
282. Mesele: Mesh edilecek yer, kuru olmalı; eldeki ıslaklığın ona tesir
etmeyecek kadar yaş olması, farz ihtiyata aykırıdır. Fakat mesh edilecek yerin
ıslaklığı, mesh ettikten sonra görülen ıslaklık “eldeki ıslaklıktan kaynaklıdır” denecek
kadar az ise, sakıncası yoktur.
283. Mesele: Kuruyan avuç içi, mesh etmek için ayrı bir suyla ıslatılamaz;
diğer abdest uzuvlarına sürülüp ıslatılarak mesh edilebilir.
284. Mesele: Avuç içi ıslaklığı sadece başı mesh edecek kadarsa, farz ihtiyata
göre o ıslaklıkla baş mesh edilmeli ve ayakları mesh etmek için de avuç içi, diğer
abdest uzuvlarıyla ıslatılmalıdır.
285. Mesele: Çorap ve ayakkabı üzerinden mesh etmek geçersizdir fakat
şiddetli soğuk sebebiyle veya hırsız, yırtıcı hayvan vb. korkusuyla ayakkabı ya da
çorap çıkarılamazsa, üzerlerine mesh etmenin sakıncası olmaz. Ayakkabının üzeri
necis olursa, üzerine temiz bir şey atılıp mesh edilir ve farz ihtiyata binaen teyemmüm
de alınır.
286. Mesele: Ayağın üzeri necis olur ve mesh etmek için yıkama imkânı
olmazsa, teyemmüm etmek gerekir.
İrtimasi Abdest
287. Mesele: İrtimasi abdest, insanın yüz ve kollarını suya daldırarak abdest
niyetiyle dışarı çıkarmasıdır. Yüz veya kollarını suya daldırırken abdeste niyet eden,
sudan çıkarıp uzuvlarından dökülen su bitene kadar da abdest niyetinde baki kalan
kimsenin abdesti, sahihtir. Yüz veya kollarını sudan çıkarırken abdeste niyet eder ve
uzuvlarından akan su bitene kadar abdest niyeti devam ederse de abdesti sahihtir.
Aynı şekilde sağ elini abdest niyetiyle suya daldırır ve sol elini aynı niyetle gayri
irtimasî şekilde yıkarsa, yine abdesti sahih olur.
288. Mesele: İrtimasi abdestte de tertibî abdest gibi yüz ve kollar yukarıdan
aşağı doğru yıkanmalıdır. Öyleyse yüz ve kollar suya daldırılırken abdest niyeti
edilirse, yüz alın, kollar ise dirsek kısmından suya daldırılmalı ve sudan çıkarılırken
abdest niyeti edilirse, yüz alın kısmından, kollar ise dirsek kısmından dışarı
çıkarılmalıdır.
289. Mesele: Abdesti, uzuvların bazısını irtimasî bazısını gayri irtimasî şekilde
yıkayarak almanın sakıncası yoktur.
Abdest Alırken Okunması Mustehab Dualar
290. Mesele: Abdest alırken suyu görünce şöyle demeli:
ِ ِ ِ‫(بِس ِم ه‬
‫ و ْ ِ ِ ه‬،‫َّلل‬
)ً‫ماء طَ ُهوراً َو ََلْ َْي َع ْلهُ ََِنسا‬
ْ
َ ‫اَّلل َو ِب ه‬
َ ْ‫اْلَ ْم ُد هَّلل الذي َج َع َل ال‬
“Bismillahi ve billahi ve’l-hamdu lillahi’llezi ce’ele’l-mae tahuren ve
lem yec’elhu necisa1”
Abdestten önce eli yıkarken:
ِ
ِ
ِ
(‫ين‬
َ ِ‫اج َع ْل ِِن م َن التَ هواب‬
ْ ‫ و‬،‫ني‬
ْ ‫)الله ُه هم‬
َ ‫اج َع ْلِن م َن املُتَطَه ِر‬
“Allahumme’c-‘alni mine’t-tevvabin ve’c’alni mine’l-mutetahhirin2”
Mazmaza ederken yani ağzı suyla çalkalarken:
(‫رك‬
َ ‫ َو اَطْلِ ْق لِساين بِ ِذ ْك‬،‫قاك‬
َ ْ‫)اَلله ُه هم لَ ِقِن ُح هجيت يَ ْوَم اَل‬
1
Allah’ın adıyla ve yardımıyla, hamd, suyu temizleyici kılan ve necis
kılmayan Allah’adır.
2
Allah’ım,
temizlenenlerden kıl.
beni
çokça
tövbe
edenlerden
ve
(günahlardan)
iyice
“Allahumme leqqini hücceti yevme elqake ve etliq lisani bizikrik1”
İstinşak ederken yani buruna su çekerken:
ِ ْ ‫)اللهه هم ََل ُُت ِرم علَي ِريح‬
(‫اج َع ْل ِِن ِِم ْهن يَ َش ُّم ِرحيَ َها َو َرْو َح َها َو ِطيبَ َها‬
ْ ‫اْلَنهة َو‬
ُ
َ ‫َْ َ ه‬
“Allahumme la tuharrim aleyye rihe’l-cenneti ve’c’alni mimmen
yeşummu riheha ve revheha ve tibeha2”
Yüzü yıkarken:
(ُُ‫ ُّ ِِ ِيه الْ ُو ُجو‬
ُّ َ‫ ُّ َو ْج ِهي يَ ْوَم تَ ْس َوُّد ِِ ِيه الْ ُو ُجوُُ َو ََل تُ َس ِو ْد َو ْج ِهي يَ ْوَم تَ ْب ي‬
ْ ِ‫)الله ُه هم بَي‬
“Allahumme beyyiz vechi yevme tesveddu fihi’l-vucuh ve la tesveddu
vechi yevme tebyezzu fihi’l-vucuh3”
Sağ eli yıkarken:
ِ ‫ان بِيسا ِري و ح‬
ِ ِْ ‫اْلُْل َد ِِف‬
(ً‫اسْب ِِن ِح َساِبً يَ ِسريا‬
ْ ‫)الله ُه هم أ َْع ِط ِِن ِكتَ ِاِب بِيَ ِم ِيِن َو‬
َ َ َ َ َ‫اْلن‬
“Allahumme e’tini kitabi bi yemini ve’l-ḫulde fi’l-cinani bi yesari ve
hasibni hisaben yesira4”
Sol eli yıkarken:
ِ
ِ ‫ك رِِب ِمن م َقطهع‬
ِ ِ
)‫ات النِ َري ِان‬
َ ُ ْ َ َ ِ‫(الله ُه هم ََل تُ ْعط ِِن كتَ ِاِب بِيَ َسا ِري َو ََل ََْت َع ْل َها َم ْغلُولَةً إِ ََل ُعنُقي َو أَعُوذُ ب‬
“Allahumme la tuti’ni kitabi bi yesari ve la tec’elha meğluleten ila
unuqi ve euzu bike rabbi min muqaddeati’n-niran1”
1
Allah’ım, sana kavuşacağım gün bana hüccetini benimset ve dilimi zikrinle
2
Allah’ım, bana cennet kokusunu haram kılma ve beni, kokusunu, esintisini,
çöz.
ıtırını alanlardan eyle.
3
Allah’ım, (bazı) yüzlerin kararacağı günde yüzümü ak eyle ve (bazı) yüzlerin
ak olacağı günde yüzümü karartma.
4
Allah’ım, amel defterimi sağ elime, cennetlerde ebedi kalış beratımı sol
elime eta et ve hesabımı asan eyle.
Başı mesh ederken:
)‫ك َو َع ْف ِو َك‬
َ ِ‫ك َو بَ َرَكات‬
َ ِ‫(الله ُه هم َغ ِش ِِن بَِر ْْحَت‬
“Allahumme ğeşşini bi rahmetike ve berekatike ve afvik2”
Ayağı mesh ederken:
ِ
ِِ
ِ ِ
ِْ ‫يك َع ِِن ََي َذا ا ْْلَََل ِل و‬
)‫اْل ْكَرِام‬
َ ‫اج َع ْل َس ْعيِي ِ َيما يُ ْر ِض‬
ْ ‫(الله ُه هم ثَبِْت ِِن َعلَى الصَراط يَ ْوَم تَ ِزُّل ِيه ْاْلَقْ َد ُام َو‬
َ
“Allahumme sebbitni ala’s-sirati yevme tenzilu fihi’l-eqdam ve’c‘al
se’yi fima yurzike anni ya ze’l-celali ve’l-ikram3”
Abdestin Şartları
Abdestin on iki sıhhat şartı vardır:
Birinci ve İkinci Şart
291. Mesele: Birinci Şart: Abdest suyu temiz olmalı. İkinci Şart:
Mutlak su olmalı.
292. Mesele: Necis ve muzaf suyla abdest almak, suyun necis veya
muzaf olduğu bilinmese ya da unutulsa bile, batıldır ve o abdestle kılınan
namaz, sahih abdestle iade edilmelidir. Yani tekrar tekrar eda edilmelidir.
293. Mesele: Abdest almak için çamurlu muzaf sudan başka bir suyu
olmayan kimse, namaz vakti geçmek üzereyse teyemmüm etmeli, eğer vakit
varsa, suyun durulmasını bekleyip abdest alması ihtiyaten farzdır.
1
Allah’ım, amel defterimi sol ve arka tarafımdan eta etme, boynuma asılı
olarak da kılma. Ateşin katmanlarından sana sığınırım.
2
Allah’ım, beni rahmetin, bereketlerin ve affınla sarıver.
3
Allah’ım, (bazı) ayakların kaydığı gün beni sırat üzerinde sabit kıl ve çabamı,
benden razı olacağın şeyde karar kıl. Ey yücelik ve kerem sahibi.
Üçüncü Şart
294. Mesele: Üçüncü Şart: Abdest alınan su, kap, yer ve alan mubah
(gasp edilmemiş) olmalıdır.
295. Mesele: Gasp edilmiş su ile ya da gasp edilmiş kap ve yerde
alınan abdest haram ve batıldır. Yine yüz ve kollardaki abdest suyunun, gasp
edilmiş bir yere süzülüp dökülmesiyle, abdest batıl olur.
296. Mesele: Kamuya mı yoksa öğrencilerine mi vakfedildiği
bilinmeyen bir okulun havuzundan abdest almak, halkın genellikle o havuz
suyundan abdest almaları ve bu durumun vakfın umuma açık olduğunu
göstermesi hâlinde, sakıncasızdır.
297. Mesele: Belli bir camide namaz kılma niyeti olmayan kimse,
caminin, kamuya mı yoksa sadece içinde namaz kılanlara mı vakfedildiğini
bilmediği havuzundan, abdest alamaz. Fakat namaz kılmak istemedikleri
hâlde genellikle caminin havuzundan abdest alan başka kimselerin olması ve
bu durumun, vakfın umuma açık olduğunu ortaya çıkarması hâlinde, cami
havuzundan abdest alabilir.
298. Mesele: Çarşı, pasaj ve misafirhanelerin havuzundan, sahibi ya da
sakini olmayanların abdest alması, sahibi ve sakini olmadıkları hâlde
başkalarının da genellikle o havuzdan abdest almaları ve başkalarının abdest
almasının, vakfın umuma açık olduğunu göstermesi hâlinde, sahihtir.
299. Mesele: Büyük derelerde, nehirlerde, arklarda, kanallarda ve
kişiye özel su kanallarında abdest almanın, sahiplerinin razı oldukları
bilinmese de, sakıncası yoktur fakat sahipleri abdest almayı yasaklamışlarsa,
oralarda abdest almamak ihtiyaten farzdır.
300. Mesele: Gasp edilmiş olduğu unutulan suyla alınan abdest
sahihtir fakat suyu kendisi gasp etmiş kişinin, gasp edilmiş olduğunu
unutarak aldığı abdestin batıl olduğuna hükmedilmemekle birlikte, ihtiyaten
o abdestle yetinmemek gerekir.
301. Mesele: Gasp hükmünü yani gasp edilmiş suyla veya yer ve
alanda abdest almanın batıl olduğunu bilmeyen kişinin aldığı abdest, cahil-i
kasır (bilmemesi mazerete dayalı olan) ise sahih, cahil-i mukassır (geçerli
mazereti olmadan öğrenmeyen) ise batıldır.
Dördüncü Şart
302. Mesele: Dördüncü Şart: Abdest suyunun kabı, altın ve
gümüşten olmamalı.
303. Mesele: Altın veya gümüş kapta bulunan suyla abdest almak
haram ve batıldır ama aynı suyun altın veya gümüş olmayan başka bir kaba
boşaltılmasından sonra alınan abdest sahihtir.
304. Mesele: Altın veya gümüş kap içinde bulunan suyla, unutkanlık,
dalgınlık veya bilgisizlikten dolayı alınan abdest sahihtir.
305. Mesele: Gümüş ve altın ya da gasp edilmiş kapta bulunan suyla,
başka bir su olmasa dahi, abdest alınamaz, teyemmüm edilir. Başka bir su
olduğu hâlde, altın ve gümüş ya da gasp edilmiş kapta alınan irtimasî veya o
kaplardan yüz ve kollara su dökülerek alınan abdest, batıldır.
306. Mesele: Örneğin bir tuğlası ya da taşı gasp edilmiş olan havuzda,
mustehab ihtiyat gereği abdest almamak gerekir; hatta böyle bir havuzda
abdest almak, örfte gasp edilmiş bir şeyi kullanmak olarak algılanmasa bile.
307. Mesele: Masum imamlardan veya imam zadelerden birinin,
öncesi mezarlık olan ve mezarlık için vakfedildiği bilinmeyen avlusunda
yapılan havuzda ya da avlusu üzerinden geçen akarsuda abdest almanın
sakıncası yoktur.
Beşinci Şart
308. Mesele: Beşinci Şart: Abdest uzuvları, yıkama ve mesh etme
esnasında temiz olmalı.
309. Mesele: Abdest tamamlanmadan önce, yıkanan veya mesh edilen
bir yer (yani abdest uzuvlarından biri yıkandıktan veya mesh edildikten
sonra) necis olursa, alınan abdest sahihtir.
310. Mesele: Bedeninin, abdest uzuvlarından başka bir yeri necis olan
kimsenin aldığı abdest, sahihtir; fakat idrar veya dışkı mahrecini
temizlememişse, mustehab ihtiyat gereği, önce orayı temizlemeli daha sonra
abdest almalıdır.
311. Mesele: Necis olan abdest uzuvlarından biri, abdest niyetiyle
yıkanmadan önce suyla temizlenebilir ancak necis olan o uzvun, abdest
niyetiyle kür ya da akarsuya daldırılarak alınan abdest sahih ve öncesinde
suyla yıkanması da gereksizdir.
312. Mesele: Abdest uzuvlarından biri necis olan ve abdestten sonra,
öncesinde o necis yeri yıkayıp yıkamadığında şek eden birinin abdesti;
1- Abdest sırasında o yerin temiz mi, necis mi olduğunun farkında
olmamışsa,
2- Ve o necis yeri yıkadığına ihtimal vermiyorsa,
İhtiyata göre batıldır.
1- Farkında olduğunu biliyor,
2- Veya farkında olup olmadığında şek ediyor,
3- Ya da yıkadığına ihtimal veriyor ise,
sahihtir. Her hâlükârda necis olmuş yeri yıkamak gerekir.
313. Mesele: Kanaması durmayan ve suyun zarar vermediği bir kesik
veya yaranın bulunduğu yüz ya da kollar, kür ya da akarsuya batırılıp kan
durana kadar sıkılmalı, daha sonra (287, 288 ve 289. Meselelerde) beyan
edilen usulle irtimasî abdest alınmalıdır.
Altıncı Şart
314. Mesele: Altıncı Şart: Abdest ve namaz için yeterli vakit olmalı.
315. Mesele: Abdest alması hâlinde, vakit dar olduğu için namazın
tamamı veya bir miktarı kaza vaktine sarkacak kimse, teyemmüm etmeli
fakat abdest ve teyemmüm için eşit vakit gerekiyorsa, abdest almalıdır.
316. Mesele: Vakit darlığında teyemmüm etmesi gereken kimsenin,
kurbet kastı (Allah’a yakınlığı ve rızasını kazanma niyeti) veya Kur’an
okumak gibi mustehab bir iş için abdest alması, sahihtir.
Yedinci Şart
317. Mesele: Yedinci Şart: Abdest, kurbet kastıyla yani Allah’ın
emrini yerine getirmek için alınmalı, serinlemek ya da başka bir niyetle
alınırsa, batıldır.
Sekizinci Şart
319. Mesele: Sekizinci Şart: Abdest, 258. Meseleden itibaren
anlatılan şekilde alınmalıdır yani önce yüz, sonra sağ kol, ardından sol kol
yıkanmalı, daha sonra baş ve peşinden mustehab ihtiyata göre önce sağ
ayak, sonra sol ayak mesh edilmelidir. Bu sıralamaya göre alınmazsa,
batıldır.
Dokuzuncu Şart
320. Mesele: Dokuzuncu Şart: Abdest amelleri peş peşe yapılmalıdır.
321. Mesele: Abdest amelleri arasında, bir uzvunu yıkamak veya mesh
etmek isterken, öncesinde yıkayıp ya da mesh ettiği uzuvlar kuruyacak kadar
bekleyen kimsenin aldığı abdest batıldır. Eğer sadece bir önceki uzvu
kurumuş ise, örneğin sol kolunu yıkamak istediği zaman sadece sağ elinin
ıslaklığı kurumuşsa ve yüzü ıslaksa, ihtiyat gereği abdestini yenilemelidir.
322. Mesele: Abdest amellerini peş peşe yaptığı hâlde, havanın
sıcaklığı, beden ısısının yüksekliği ve buna benzer sebeplerle abdest uzuvları
kuruyan kimsenin abdesti sahihtir.
323. Mesele: Abdest esnasında yürümenin sakıncası yoktur. Bu
durumda yüz ve kolları yıkadıktan sonra birkaç adım yürüyüp sonra baş ve
ayaklarını mesh eden kimsenin abdesti sahihtir.
Onuncu Şart
324. Mesele: Onuncu Şart: Abdest alırken, insanın kendisi yüz ve
kollarını yıkamalı, baş ve ayaklarını mesh etmelidir. Abdestini başka birine
aldırır ya da suyun abdest uzuvlarına ulaşmasında başkasından yardım
alırsa, abdesti batıl olur.
325. Mesele: Abdest alamayan kimse, bunun için kendisine yardımcı
tutmalıdır. Yardımcı ücret talep ederse, imkân dâhilinde vermelidir. Fakat
abdest niyetini kendisi etmeli ve kendi eliyle mesh yapmalıdır. Bunu
yapamazsa, yardımcısı onun elini tutarak mesh yerlerine çekmeli, bu da
mümkün değilse, ıslak abdest uzuvlarına sürerek ıslattığı kendi eliyle, onun
baş ve ayaklarını mesh etmelidir.
326. Mesele: Tek başına yapılabilecek abdest amellerinde, yardım
almamak gerekir.
On Birinci Şart
327. Mesele: On Birinci Şart: Abdest alırken su kullanmaya engel bir
durum olmamalı.
328. Mesele: Abdest alırsa hastalanacağından veya suyu abdest için
harcarsa susuz kalacağından korkan kimse, abdest almamalı fakat suyun
kendisine zararı olduğunu bilmez ve abdest alır ise, daha sonra zararı
olduğunu anlasa bile, abdesti sahihtir.
329. Mesele: Yüz ve kolları, abdesti geçerli kılacak kadar az miktarda
suyla yıkamanın zararı yok ancak fazlasının zararı var ise, az miktarla abdest
alınmalıdır.
On İkinci Şart
330. Mesele: On İkinci Şart: Abdest uzuvlarında, suyun deriyle
temasını önleyecek bir engel olmamalı.
331. Mesele: Abdest uzuvlarına yapıştığı bilinen fakat suyun deriyle
temasına mani olup olmadığı konusunda şek edilen şey, giderilmeli ya da su
o şeyin altına ulaştırılıp deriyle teması sağlanmalıdır.
332. Mesele: Tırnak içinde kir olması abdeste halel getirmez fakat
tırnak kesilirse, abdestten önce o kir giderilmeli ve tırnak normalden uzun
ise, o miktarın altındaki kir de temizlenmelidir.
333. Mesele: Yanma veya başka bir sebeple yüz, kollar, başın ön kısmı
ve ayakların üzerinde oluşan şişkinliğin üzerini yıkamak ve mesh etmek
yeterlidir. Delinirse, suyu deri altına ulaştırmak gerekmez. Hatta derisinin
bir bölümü soyulursa, soyulmayan kısmının altına suyu ulaştırmaya gerek
yoktur. Fakat soyulan deri bazen bedene yapışıyor bazen de kalkıyorsa,
ihtiyata göre o kısım kesilmeli ya da altına su ulaştırılmalıdır.
334. Mesele: Abdest uzuvlarına bir şey yapışıp yapışmadığına şüphe
eden ve bu ihtimali halk nazarında yerinde olan kimse, mesela işini
yaptıktan sonra eline harç yapışıp yapışmadığında şüphe eden sıvacı,
incelemeli veya olsa da gittiğine ya da suyun onun altına ulaştığına emin
olacak kadar ovmalıdır.
335. Mesele: Suyun bedene ulaşmasını engellemiyorsa, yıkanması ve
mesh edilmesi gereken yerin, az ya da çok kirli olmasının yine alçı sıva vb.
bir işten sonra suyun deriyle temasını engellemeyen beyazlıkların elde
kalmasının, sakıncası yoktur. Fakat o beyazlıklar, suyun bedenle temasına
mani olup olmadığında şüphe duyulması hâlinde, bertaraf edilmelidir.
236. Mesele: Abdestten önce, abdest uzuvlarından bazısında suyun
bedenle temasına bir engel olduğunu bilen ve abdestten sonra, abdest
sırasında suyun bedenle temasını sağlayıp sağlamadığında şüphe eden
kimsenin abdesti, sahihtir.
237.
Mesele:
Abdest
uzuvlarından
bazısında,
bazen
suyun
kendiliğinden altına geçtiği ve bazen geçmediği bir engel olan ve abdestten
sonra, suyun geçip geçmediğinde şüphe eden kimse, abdest sırasında suyun
alta geçtiğinin farkında olmadığını biliyorsa, mustehab ihtiyat gereği tekrar
abdest almalıdır.
338. Mesele: Abdestten sonra, abdest uzuvlarında suyun deriyle
temasını engelleyen bir şey gören ve abdest sırasında mı, sonrasında mı
olduğunu bilmeyen kimsenin abdesti, sahihtir. Fakat abdest sırasında o
engelin farkında olmadığına emin ise, mustehab ihtiyat gereği tekrar abdest
almalıdır.
339. Mesele: Abdestten sonra, abdest uzuvlarında suyun bedenle
temasını engelleyen bir şeyin var olup olmadığında şek eden kimsenin
abdesti sahihtir.
Abdestle İlgili Çeşitli Meseleler
340. Mesele: Abdestin amel ve şartlarında edilen şüpheye, örneğin su
temiz mi ve gasp edilmemiş mi gibi kuşkulara, itina edilmemelidir.
341. Mesele: Abdestinin bozulup bozulmadığında şüpheye düşen
kimse, bozulmadığına hükmetmeli fakat ufak su döktükten sonra istibra
etmeden abdest almış ve abdestten sonra, idrar mı başka bir şey mi olduğunu
bilmediği bir ıslaklık çıkmışsa, abdesti batıldır.
342. Mesele: Abdest alıp almadığında şüpheye düşen kimse, abdest
almalıdır.
343. Mesele: Abdest aldığını ve kendisinden abdesti bozan bir hades
sadır olduğunu, mesela ufak su döktüğünü bilen ancak abdestin mi yoksa
hadesin mi önce gerçekleştiğini bilmeyen kimse;
1- Namazdan önce bu şüpheye düşerse, abdest almalı,
2- Namaz kılıyorken şüpheye düşerse, namazı bozup abdest almalı,
3- Namazdan sonra şüphe ederse, kıldığı namaz geçerli ancak sonraki
namazlar için abdest almalıdır.
344. Mesele: Abdest anında veya sonrasında, bazı yerleri yıkamadığı
ya da mesh etmediğine emin olan kimse, bir önceki yerlerin ıslaklığı
kurumuşsa, yeniden abdest almalı, kurumamışsa, unuttuğu yeri ve ondan
sonraki yeri yıkamalı ya da mesh etmelidir. Yine abdest sırasında bir yeri
yıkayıp yıkamadığı veya mesh edip etmediği konusunda şüphe ederse, aynı
şekilde hareket etmeli.
345. Mesele: Namaz esnasında abdest alıp almadığı hususunda
şüpheye düşen kimsenin namazı batıldır. Dolayısıyla mustehab ihtiyata
binaen o namazı tamamlamalı daha sonra abdest alıp iade etmelidir.
346. Mesele: Namazdan sonra abdest alıp almadığında şüpheye
düşenin namazı sahihtir ancak sonraki namazlar için abdest almalıdır.
347. Namazını tamamladıktan sonra, abdestinin namazdan önce mi,
namazdan sonra mı bozulduğu konusunda şüpheye düşenin kılmış olduğu
namaz, sahihtir.
348. Mesele: İdrar ve dışkısını tutamama hastalığı olan kişi, namazın
evvel vaktinden sonuna kadar, abdest alıp namaz kılacak kadar fırsatı
olacağına yani o sürede idrar ve dışkısını tutacağına eminse, namazını o süre
içinde kılmalıdır. Süresi, namazın farz amellerine yetiyorsa, sadece farz
amellerini yerine getirmeli, ezan, kamet ve kunut gibi mustehab amelleri
terk etmelidir.
349. Mesele: İdrar tutamama hastası olan kimse, abdest ve namaza
yetecek kadar fırsat bulamıyor ve namaz sırasında birkaç defa idrar
kaçırıyorsa, aldığı ilk abdest güçlü görüşe göre yeterlidir. Fakat dışkısını
tutamıyor ve her defasında abdest almak zor gelmiyorsa, yanına bir kap su
koymalı, her dışkı çıkışında hemen abdest almalı ve namazın kalanını
kılmalıdır. Ayrıca mustehab ihtiyat gereği aynı namazı abdest alarak iade
etmeli ve bu namaz esnasında abdestinin bozulmasına itina etmemelidir.
350. Mesele: Peyderpey idrar ve dışkı kaçıran ve her defasında abdest
tazelemesi zor olan kimse, her namaz için bir abdest almalıdır.
351. Mesele: Peyderpey idrar ve dışkı kaçıran kimse, her namaz için
bir abdest almalı ve hemen namaza durmalıdır fakat namazdan sonra
yapılması gereken unutulan secde, teşehhüt ve ihtiyat namazı için, namazdan
sonra hemen yerine getirmesi hâlinde, abdest alması gerekmez ancak ihtiyat
namazı hususunda ihtiyatı terk etmemeli ve abdest almalıdır.
352. Mesele: İdrarını damla damla kaçıran kimse, namaz kılabilmek
için, kendisini, içinde pamuk veya idrarın başka yerlere sirayet etmesini
önleyen başka bir madde bulunan keseyle korumalı ve farz ihtiyata binaen
her namazdan önce idrar mahrecini ve necis olmuş keseyi yıkamalıdır.
353. Mesele: İdrar ve dışkısını tutamayan kimse, mümkünse, idrar ve
dışkı çıkışını, masraflı olsa bile, namaz kılma süresi kadar önlemelidir; hatta
hastalığının tedavisi kolay ise, ihtiyaten tedavi olmalıdır.
354. Mesele: İdrar ve dışkısını tutamayan kimse, hastalığı iyileştikten
sonra, hastayken vazifesine uygun kıldığı namazları, kaza etmesi gerekmez
fakat hastalığı namaz vakti esnasında yani henüz kazaya kalmadan iyileşirse,
iyileşmeden önce kıldığı o namazı, mustehab ihtiyat gereği iade etmelidir.
355. Mesele: Rahatsız olup yellenmesini önleyemeyen kimse, idrarını
tutamayanların vazifelerine amel etmelidir.
Abdesti Gerektiren Şeyler
356. Mesele: Beş şey için abdest almak farzdır:
1- Cenaze namazı hariç farz namazlar için,
2- Unutulmuş secde ve teşehhüt için, tabi eğer namazla bunlar
arasında ufak su dökmek gibi abdesti bozan bir durum olursa, fakat
unutulmuş secde için abdest almak farz değil ancak reca (Allah’ın emrine
uygun düşeceği ümidiyle) niyetiyle almak iyidir.
3- Kâbe’nin farz tavafı için,
4- Abdest almaya dair nezredilmiş veya adanmış ya da yemin
edilmişse,
5- Bedenin bir yeri Kur’an yazısına sürülmek istendiği zaman.
357. Mesele: Necis olmuş Kur’an’ı yıkamak ya da tuvalet vb. yerden
çıkarmak için, elini veya bedeninin başka bir yerini Kur’an yazısına sürmek
mecburiyetinde kalan, abdest almalı; fakat abdest alma süresi kadar
beklemek Kur’an’a saygısızlık ise, abdest almadan Kur’an’ı tuvalet vb.
yerden çıkarmalı ya da necis olmuşsa, yıkamalıdır.
358. Mesele: Kur’an yazısına dokunmak yani bedenin bir yerini
Kur’an yazısına sürmek, abdestsiz kimseye haramdır. Mustehab ihtiyat
gereği saçın da sürülmemesi gerekir fakat çeşitli dillere çevrilen meallere
abdestsiz olarak dokunmanın sakıncası yoktur.
359. Mesele: Çocuk ve delinin Kur’an yazısına dokunmasını
engellemek farz değil fakat Kur’an’a saygısızlık olursa, engellemek gerekir.
360. Mesele: Abdestsiz kimsenin, hangi dilde yazılırsa yazılsın,
Allah’ın
ismine
dokunması
haramdır
ve
mustehab
ihtiyata
göre
Peygamberin (s.a.a) mübarek ismine, Hz. Zehra’nın (s.a) ve masum
imamların (a.s) isimlerine de dokunmamalıdır.
361. Mesele: Abdestli olmak kastıyla namaz vaktinden önce ve
namaza hazır olmak için namaz vaktine yakın abdest almanın sakıncası
yoktur ve alınan abdest sahihtir.
362. Mesele: Vaktin girdiğine yüzde yüz emin olup farz abdest niyeti
eden ancak abdestten sonra vaktin girmediğini anlayan kimsenin aldığı
abdest, takyit (mesela öğle namazı için) şeklinde olmazsa, geçerli, aksi
takdirde geçersizdir.
363. Mesele: Cenaze namazı, kabir ziyareti, cami ve Ehlibeyt
İmamlarının (a.s) türbelerine gitmek, üzerinde Kur’an taşımak, Kur’an
okumak, yazmak, haşiyesine dokunmak ve uyumak için abdest almak ve
abdesti olanın tekrar abdest alması, mustehabdır.
364. Mesele: Bu mustehab amellerden birisi için abdest alan kimse,
abdestli olması gereken her ameli yerine getirebilir, mesela o abdestle namaz
kılabilir.
Abdesti Bozan Şeyler
365. Mesele: Yedi şey abdesti bozar:
1- İdrar. (ufak su dökmek)
2- Dışkı. (büyük abdest yapmak)
3- Anüsten çıkan mide ve farz ihtiyata göre bağırsak gazı.
4- Gözün görmeyip ve kulağın işitmeyeceği derecede uyku. Göz
görmez fakat kulak işitirse, abdest bozulmaz.
5- Delilik, sarhoşluk ve bayılma gibi aklı zail eden şeyler.
6- Daha sonra beyan edilecek olan, kadınların istihaza hâlleri.
7- Guslü gerektiren bir iş yapmak. Cünüp olma ve yine farz ihtiyata
göre ölüye dokunmak gibi.
366. Mesele: Abdest aldıktan sonra, abdesti bozan bir şey gerçekleşip
gerçekleşmediği
hususunda
şüpheye
düşen,
gerçekleşmediğine
hükmetmelidir. Dolayısıyla aldığı abdest geçerlidir.
367. Mesele: İdrar çıkış yeri ve anüsten kan gelmesi, kanın idrar ve
dışkıyla karışık olduğuna emin olunması dışında, abdesti bozmaz.
Cebire Abdesti
368. Mesele: Yara ve kırıklara sarılan, yara üzerine sürülen ilaç vb.
şeylere cebire denir.
369. Mesele: Abdest uzuvlarından birinde, sargısız ve suyun zarar
vermediği yara veya çıban ya da kırık oluşan kimse, normal şekilde abdest
almalıdır.
370. Mesele: Yüz ve kollarda meydana gelen, sargısız ve suyun zararlı
olduğu yara veya çıban ya da kırığa, zararsız ise, ıslak eli üzerine çekmek
farz olur. Eğer bu kadarı da zararlı olur veya yara necis ise ve yıkanamazsa,
yaranın etrafı yukarıdan aşağı doğru yıkanmalı ve mustehab ihtiyat gereği
temiz bir bez yaranın üzerine konulup ıslak el üzerine çekilmelidir. Üzerine
bez koymak mümkün değilse, yaranın etrafı yıkanmalı ve mustehab ihtiyata
binaen teyemmüm de edilmelidir.
371. Mesele: Başının ön kısmında yahut ayaklarının üzerinde, sargısız
yara veya çıban ya da kırık bulunan kimse, mesh edemiyorsa, farz ihtiyata
binaen, koyduğu temiz bir bezin üzerini, elinde kalan abdest suyunun
ıslaklığıyla mesh etmelidir. Üzerine bez koymak mümkün değilse, mesh
etmek gerekmez fakat sadece teyemmüm yeterli olsa da, mustehab ihtiyat
gereği abdestten sonra teyemmüm etmelidir.
372. Mesele: İster yüzü ve kollarında, ister başının ön kısmı ve
ayaklarının üzerinde, meydana gelen ve sargılı olan yara veya çıban ya da
kırığın sargısını, açılabiliyor ve su zarar vermiyorsa, açmalı ve abdest
almalıdır.
373. Mesele: Yüz veya kollarda meydana gelen ve sargısı açılabilen,
su dökmenin zararlı, ıslak eli sürmenin zararsız olduğu yara veya çıban ya
da kırığın, üzerine ıslak el çekilmeli ve mustehab ihtiyata göre daha sonra
temiz bir bez konulup, onun da üzerine ıslak el çekilmelidir.
374. Mesele: Sargısı açılamayan fakat sargısıyla birlikte temiz olan,
suyla teması mümkün ve zararsız olan yaranın, suyla teması sağlanması
gerekir. Yara veya sargısı necis, yıkanması ve suyla teması mümkün ise,
yıkanmalı ve abdest sırasında suyun yarayla teması sağlanmalıdır. Su yaraya
zararlı veya yarayla teması mümkün değil ya da yara necis ve yıkanamıyor
ise, yaranın etrafı yıkanmalı ve cebire temiz ise, üzeri mesh edilmelidir.
Eğer cebire necis ise veya örneğin yapışkan bir ilaç yüzünden üzerine ıslak
el çekilemiyorsa, temiz bir bez konulup, üzerine ıslak el çekilmelidir. Bu da
mümkün değilse, yaranın etrafını yıkamanın kifayet etmesi uzak ihtimal
olmasa da, mustehab ihtiyata binaen abdest alınıp ve de teyemmüm
edilmelidir.
375. Mesele: Eğer cebire yüzün veya kollardan birinin ya da her
ikisinin tamamını kaplarsa, cebire abdesti alınmalı ve mustehab ihtiyata
binaen teyemmüm de edilmelidir.
376. Mesele: Cebire bütün abdest uzuvlarını kaplamışsa, sadece
teyemmüm kifayet etse de, mustehab ihtiyat gereği cebire abdesti almalı ve
teyemmüm de edilmelidir.
377. Mesele: Avuç içi ve parmaklarında cebire olan ve abdest
sırasında ıslak elini cebire üzerine çeken kimse, baş ve ayaklarını aynı
ıslaklıkla mesh etmelidir.
378. Mesele: Ayak üzerinin tamamı cebire kaplı ancak parmaklar ve
üst tarafından bir miktarı açık olan kimse, açık olan yerde ayak üzerini,
cebire olan yerde ise cebire üzerini mesh etmelidir.
379. Mesele: Yüz veya kollarda birkaç cebire olursa, araları
yıkanmalıdır; baş ya da ayaklar üzerinde olursa, araları mesh edilmeli ve
cebire olan yerlerde cebire hükümlerine uyulmalıdır.
380. Mesele: Cebire, yaranın üzerini normalden fazla kaplamış ve
kaldırılması mümkün değilse, cebire hükmüne amel edilmeli ve farz ihtiyata
binaen teyemmüm de alınmalıdır. Cebireyi
kaldırmak mümkünse,
kaldırılmalıdır. Buna göre eğer yara yüz ve kollarda ise, etrafı yıkanmalı,
başta veya ayakların üzerindeyse, etrafı mesh edilmeli ve yaralı yere cebire
hükmü uygulanmalıdır.
381. Mesele: Abdest uzvunda yara, çıban ve kırık olmayıp, başka bir
sebeple suyun zararlı olduğu kişi, teyemmüm etmeli ve mustehab ihtiyata
binaen cebire abdesti de almalıdır.
382. Mesele: Kan alınan ve yıkanamayan ya da suyun zararlı olduğu
abdest uzuvlarından biri hususunda, cebire hükümleri uygulanmalıdır.
383. Mesele: Abdest veya gusül uzuvlarına, çıkarılması mümkün
olmayan ya da tahammül edilemeyecek kadar meşakkatli olan bir şey
yapışan kimse, cebire hükmüne amel etmeli ve mustehab ihtiyata binaen
teyemmüm de almalıdır.
384. Mesele: Cebire guslü, cebire abdesti gibidir fakat farz ihtiyata
binaen tertibî şekilde alınmalıdır ancak şartlar uygunsa, ezcümle uzvun
temiz olması ve suyun zarar vermemesi gibi, irtimasî abdest de alınabilir
ama irtimasî abdest için şartlar oluşmamışsa, tertibî gusül gereklidir.
385. Mesele: Vazifesi teyemmüm etmek olan kimse, teyemmüm
uzuvlarından bazısında yara veya çıban ya da kırık olması hâlinde, cebire
abdesti gibi, cebire teyemmümü etmelidir.
386. Mesele: Cebire abdesti veya guslüyle namaz kılması gereken
kimse, namaz vaktinin sonuna kadar özrünün bertaraf olmayacağını biliyor
ise, vaktin evvelinde namazını kılabilir. Fakat vaktin sonuna kadar özrünün
bertaraf olacağını ümit ediyor ise, farz ihtiyata binaen beklemelidir; eğer
özrü bertaraf olursa, namazını, cebire abdesti ya da guslüyle, vaktin sonunda
eda etmelidir.
387. Mesele: Gözü, hastalık sebebiyle bandajlı olan kimse, cebire
abdesti ve guslü almalı, mustehab ihtiyat gereği, teyemmüm de etmelidir.
388. Mesele: Vazifesinin teyemmüm mü yoksa cebire abdesti mi
olduğunu bilmeyen kimse, farz ihtiyata göre her ikisini yerine getirmelidir.
389. Mesele: Cebire abdestiyle kılınan namazlar geçerlidir ve iade
etmek gerekmez fakat özrün bertaraf olmasından sonra kılınacak namazlar
için abdest almak, ihtiyaten mustehabtır.
Farz Gusüller
390. Mesele: Farz gusüller yedi tanedir:
1- Cenabet guslü.
2- Hayz guslü.
3- Nifas guslü.
4- İstihaza guslü.
5- Ölüye dokunma guslü.
6- Meyyit guslü.
7- Nezir, yemin vb. şeyler sonucunda farz olan gusül.
Cenabet Hükümleri
391. Mesele: İnsan iki yolla cünüp olur:
1- Cima (cinsel ilişki) etmekle.
2- Meninin, ister uykuda veya uyanıkken, az ya da çok, şehvetle yahut
şehvetsiz, ihtiyari veya gayri ihtiyari olsun, dışarı çıkmasıyla.
392. Mesele: İnsandan çıkan ve meni mi yahut idrar veya başka bir şey
mi olduğu bilinmeyen ıslaklık, şehvetle ve sıçrayarak çıkmış, çıktıktan sonra
beden gevşemişse, meni hükmündedir. Bu üç belirtiden hiçbirini veya
bazısını taşımazsa, meni hükmünde değildir. Fakat hastada o ıslaklığın
sıçrayarak çıkması şart değil, şehvetle çıkmış ve çıkma esnasında beden
gevşemişse, meni hükmündedir.
393. Mesele: Hasta olmayan bir erkekten, önceki meselede geçen üç
belirtiden birine sahip ancak diğer belirtileri taşıyıp taşımadığını bilmediği
bir sıvı çıkarsa, çıkmadan önce abdestli olması hâlinde, o abdest kifayet
eder, abdesti yoktuysa, sadece abdest almalı ve mustehab ihtiyat gereği
ayrıca gusletmelidir.
394. Mesele: Meni çıktıktan sonra ufak su dökmek mustehabdır. Buna
göre ufak su dökmeden gusledildikten sonra çıkan ve meni mi başka bir şey
mi olduğu bilinmeyen bir ıslaklık, meni hükmündedir.
395. Mesele: Cinsel ilişkide aletin sünnet yeri kadar veya daha
fazlasının, ister kadına ister (Allah’a sığınırız) erkeğe, önden ya da arkadan,
ergen olsun olmasın, duhul (girmek) etmesiyle, meni çıkmasa bile her iki
taraf cünüp olur.
396. Mesele: Aletin sünnet yeri kadar duhul edip etmediğinde şüphe
edilmesi durumunda, gusül farz olmaz.
397. Mesele: Hayvanla (Allah’a sığınırız) cinsel ilişkiye girip menisi
gelen kimsenin, sadece gusletmesi kâfidir. Meni gelmezse, ilişkiden önce
abdestli idiyse, sadece gusül kâfidir, abdestli değildiyse, gusülden sonra
abdest de alması ihtiyaten mustehabdır.
398. Mesele: Menisi mecrasından hareket eden ancak dışarı çıkmayan
veya meni gelip gelmediğinde şüpheye düşen kimsenin, gusletmesi farz
değildir.
399. Mesele: Gusledemeyen fakat teyemmüm etmesi mümkün olan
kimse, namaz vaktinin girmesinden sonra da eşiyle cinsel ilişkiye girebilir.
400. Mesele: Elbisesinde meni gören ve kendisinden olduğunu ve
gusletmediğini bilen kimse, gusletmeli ve sadece o meninin gelmesinden
sonra kıldığına emin olduğu namazları kaza etmelidir. Fakat o meninin
gelmesinden sonra kıldığına ihtimal verdiği namazları kaza etmesi
gerekmez.
Cünübe Haram Olan Şeyler
401. Mesele: Cünübe beş şey haramdır:
1- Bedenin bir yerini Kur’an yazısına, Allah’ın ismine ve mustehab
ihtiyata göre peygamberlerin, masum imamların ve Hz. Zehra’nın (s.a)
isimlerine sürmek.
2- Bir kapısından girilip diğerinden çıkılsa bile, Mescid-i Haram’a ve
Mescid-i Nebi’ye girmek.
3- Diğer camiler ve Ehlibeyt İmamlarının türbelerinde durmak. Fakat
bir kapıdan girip diğerinden çıkmanın ya da bir şey almak için girmenin
sakıncası yoktur.
4- Bir şey koymak amacıyla camiye girmek. Farz ihtiyata göre
içerisine girmeden bir şey bırakmak da haramdır.
5- Dört surede bulunan secde ayetini okumak. Bu sureler, 32. Sure
olan Secde, 41. Sure Fussilet, 53. Sure Necm ve 96. Sure olan Alak’tır.
Mustehab ihtiyata göre bu dört surenin bir harfi bile okunmamalıdır.
Cünübe Mekruh Olan Şeyler
402. Mesele: Dokuz şey cünübe mekruhtur:
1 ve 2- Yemek ve içmek. Fakat abdest alınır veya eller yıkanırsa
mekruh olmaz.
3- Farz secdesi olmayan surelerden yedi ayetten fazlasını okumak.
4- Bedenin bir yerini Kur’an’ın cildine, kenarına ve yazılarının arasına
sürmek.
5- Üzerinde Kur’an bulundurmak.
6- Uyumak. Fakat abdest alınır veya gusül yerine teyemmüm edilirse,
mekruh olmaz.
7- Kına vb. şeyler sürmek.
8- Bedene yağ sürmek.
9- İhtilam olduktan yani rüyada meni gelmesinden sonra cinsel ilişkiye
girmek.
Birkaç Mesele
403. Mesele: Cenabet guslü, başlı başına mustehabdır fakat namaz
kılmak vb. ameller için farz olur. Cenaze namazı, şükür secdesi ve Kur’an’ın
farz secdeleri için gerekli değil lakin cenaze namazı için ihtiyaten
mustehabdır.
404. Mesele: Guslederken farz ya da mustehab gusül diye niyet etmek
gerekmez, sadece kurbet yani Allah’ın emrine itaat kastıyla gusletmek
yeterlidir.
405. Mesele: Namaz vaktinin girdiğine emin olup farz niyetiyle alınan
daha sonra vaktinden önce alındığı malum olan gusül, geçerlidir.
406. Mesele: Farz veya mustehab gusül iki şekilde alınır:
1- Tertibi
2- İrtimasi
Tertibi Gusül
407. Mesele: Tertibi gusülde, duş altında olmak gibi bedenin tamamı
suyun altında olsa bile, gusül niyetiyle önce baş ve boyun, sonra sağ taraf ve
daha sonra sol taraf yıkanmalıdır. Kasten veya unutarak ya da meseleyi
bilmemekten ötürü bu tertibe uyulmadan, örneğin kap veya avuçla su
dökerek alınan gusül, farz ihtiyata göre batıldır. Sol taraf önce yıkanırsa
mustehab ihtiyat gereği yeniden gusledilmelidir. Fakat yağmur, duş vb.
şeyler altında gusledilirse, tertibe uymanın gerekli olmayışı uzak ihtimal
değil lakin ihtiyat edip uymak daha iyidir.
408. Mesele: Mustehab ihtiyata göre göbek ve avret yerinin yarısı,
bedenin sağ tarafıyla ve diğer yarısı sol tarafıyla yıkanmalı lakin göbek ve
avret yerinin tamamının her iki tarafla birlikte yıkanması uzak ihtimal değil
ve hatta evladır.
409. Mesele: Her üç kısmın yani baş-boyun, sağ ve sol tarafların
tamamen gusledildiğine emin olmak için, her bölümün bir miktar fazlasının
yıkanması gerekir hatta mustehab ihtiyata göre boynun sağ tarafı bedenin
sağ tarafıyla, sol tarafı bedenin sol tarafıyla da yıkanmalıdır.
410. Mesele: Guslettikten sonra bedeninin bir yerini yıkamadığını
anlayan ancak neresi olduğunu bilmeyen, sonraki uzvu (sol tarafı) yıkaması
yeterli olsa da, mustehab ihtiyata göre bütün muhtemel yerleri yıkamalıdır.
411. Mesele: Guslettikten sonra bedeninin bir miktarını yıkamadığını
anlayan kimse, yıkanmamış yer sol tarafta olursa, o miktarı yıkamak kifayet
eder ve yeniden gusletmesi gerekmez. Sağ tarafta olursa, o miktarı
yıkadıktan sonra yeniden sol tarafı yıkaması ihtiyaten mustehabdır. Baş ve
boyunda olursa, o miktarı yıkadıktan sonra yeniden sağ ve sonra sol tarafı
yıkamalıdır. Guslün yağmur ve duş altında gerçekleşmesi halinde, sonraki
uzuvların yıkanmasının gerekli olduğu kesin değil.
412. Mesele: Guslünü tamamlamadan önce, sol tarafından bir miktarın
yıkanmasıyla ilgili şüpheye düşen kimsenin, o miktarı yıkaması kifayet eder
fakat bu şüphe sağ taraf için olursa, o miktarı yıkadıktan sonra, sol tarafını
da yıkaması ihtiyaten mustehabdır. Şüphe baş ve boyunda olursa, o miktarı
yıkadıktan sonra, mustehab ihtiyat gereği, sağ ve sol tarafı yeniden
yıkamalıdır.
İrtimasî Gusül
413. Mesele: İrtimasî gusülde su, olağan bir anda bedenin tamamını
kapsamalıdır. Bu durumda irtimasî gusül niyetiyle suya dalan kimse,
ayakları yere değiyorsa, yerden kaldırmalıdır.
414. Mesele: İrtimasî gusülde niyet esnasında bedenden bir miktarın
suyun dışında olması gerekmez, bedenin tamamı suyun altında olsa bile,
niyet edilebilir.
415. Mesele: İrtimasi gusülden sonra bedeninin bir miktarına su
değmediğini anlayan kimsenin, ister kuru kalan yeri bilsin ister bilmesin,
tekrar gusletmesi ihtiyaten farzdır.
416. Mesele: Tertibi gusle vakti olmayıp irtimasi gusle vakti olan
kimse, irtimasi gusül almalıdır.
417. Mesele: Farz oruç tutan ya da hac veya umre için ihrama girmiş
kimse, irtimasî gusül alamaz fakat unutkanlıktan ötürü almışsa, geçerlidir.
Gusletme Hükümleri
418. Mesele: İrtimasî gusülde bedenin tamamı temiz olmalı fakat
Tertibi gusülde bedenin tamamının temiz olması lazım değil; bedenin
tamamı necis ise, her kısmın, gusledilmeden önce yıkanması, yeterlidir.
419. Mesele: Haram yolla cünüp olan ve sıcak suyla guslettiğinde
terleyen kimsenin, daha iyi olmakla birlikte, soğuk suyla gusletmesi
gerekmez.
420. Mesele: Bedenin çok az bir yerinin yıkanmaması, guslü batıl eder
fakat kulak ve burun içi gibi görünmeyen yerleri yıkamak farz değildir.
421. Mesele: Bedenin, görünen mi görünmeyen mi olduğunda şüphe
edilen yeri, yıkanmalıdır.
422. Mesele: İçi görünecek kadar geniş olan küpe vb. şeylerin delik
yerinin yıkanması gerekir, görünmeyecek genişlikte olanların ise yıkanması
gerekmez.
423. Mesele: Bedene suyun temasını engelleyen şey bertaraf edilmeli.
Bertaraf olduğuna emin olunmadan önce gusledilir ve sonra bertaraf
olmadığı anlaşılırsa, gusül batıldır.
424. Mesele: Guslederken bedeninde suyla teması engelleyen bir şeyin
olup olmadığı hususunda mantıklı şüpheye sahip kimsenin, bir engelin
olmadığına emin olana kadar araştırması gerekir.
425. Mesele: Gusülde, bedenin bir parçası sayılan kısa kıllar
yıkanmalıdır. Uzun kılları yıkamak farz değil; hatta su, deriye uzun kılları
ıslatmayacak şekilde ulaşırsa, gusül geçerlidir ancak suyun deriyle temasını
sağlamak, uzun kılları yıkamaksızın mümkün değilse, suyun bedene
ulaşması için, yıkanmalıdır.
426. Mesele: Suyun temiz olması, gasp edilmiş olmaması gibi,
abdestin bütün sıhhat şartları, guslün sıhhatinde de şarttır fakat gusülde
bedeni yukarıdan aşağı doğru, Tertibi gusülde de her kısmı hemen peş peşe
yıkamak, gerekmez. Baş ve boynu yıkadıktan sonra biraz bekleyip sonra sağ
tarafı, bir süre sonra sol tarafı yıkamanın sakıncası olmaz.
427. Mesele: İdrar ve dışkısını tutamayan kimse, kendisinden gusledip
namaz kılacak kadar süre idrar ve dışkı çıkmazsa, hemen eksiksiz şekilde
gusletmeli ve gusülden hemen sonra namazını kılmalıdır. Daha sonra
açıklanacak Müstehaza kadının hükmü de aynıdır.
428. Mesele: Hamamcının parasını vermeme niyetinde olan veya
hamamcının razı olduğunu bilmeden veresiye yapmak isteyip hamamcının
buna razı olmadığı kimse, günahkâr ve hamamcıya borçlu olmakla birlikte,
guslü sahihtir. Çünkü hamamcının mevcut rızası, niyetini anlamış olsaydı
rıza göstermezdi gerçeğine rağmen, yeterlidir.
429. Mesele: Hamamcının, veresiye yapmasına razı olduğu fakat
niyeti borcunu ödememek veya haram maldan vermek olan hamamda
gusleden kimsenin hükmü, önceki meseleyle aynıdır.
430. Mesele: Hamamcıya, haram veya humsu verilmemiş para vermek
isteyen kimse, hamamcının, guslün bedava ya da düşük ücretle
gerçekleşmesine rıza göstermesi istisna, günahkâr ve borçludur.
431. Mesele: Gusledip etmediğinde şek eden kimse, gusletmeli fakat
guslettikten sonra, guslü doğru alıp almadığında şek eden kimsenin, tekrar
gusletmesi gerekmez.
432. Mesele: Cenabet guslü sırasında kendisinden küçük hades çıkan
mesela ufak su döken kimse, guslünü tamamladıktan sonra abdest almak ya
da ma fi zimme (boyun borcu) niyetiyle yeniden guslettikten sonra abdest
almak arasında, muhayyerdir.
433. Mesele: Gusledip namaz kılmaya yetecek kadar vakti olduğunu
sanarak namaz için gusleden kimsenin guslü, guslettikten sonra bir rekât
veya daha fazla ya da daha azına yetecek kadar vakti olması halinde,
geçerlidir lakin takyit şeklinde (mesela sadece sabah namazı için)
gusletmişse, geçersizdir.
434. Mesele: Cünüp olmuş kimse, gusledip etmediğinde şüpheye
düşerse, kılmış olduğu namazlar sahihtir fakat sonraki namazlar için
gusletmelidir.
435. Mesele: Üzerine birkaç gusül farz olan kimse, tümü niyetiyle bir
gusül alabilir. Tabi ki ister farz ister mustehab olsun insanın aldığı her gusül,
o an niyet etmek aklında olmasa bile, diğer gusüllerin yerine kifayet eder.
436. Mesele: Bedenin bir yerine Kur’an ayeti veya Allah’ın ismi
yazılmışsa, ihtiyaten mümkünse silinmelidir, mümkün değilse, irtimasî
abdest ve gusül alınmalıdır. Tertibi abdest ya da gusül alınmak istendiğinde,
suyun bedenle teması, el yazıya sürülmeden gerçekleşmelidir.
437. Mesele: Cenabet guslü alan kimse, namaz için abdest almamalı, o
gusül abdestiyle namaz kılmalı ancak diğer gusüllerle namaz kılamaz,
abdest almalıdır.
İstihaza
438. Mesele: Kadından gelen kanlardan biri, “İstihaza” kanıdır. Bu
kanı gören kadına “Müstehaza” denir.
439. Mesele: İstihaza kanı çoğu zaman sarı renkte ve soğuk olur,
basınçsız ve yakmadan çıkar ve katı değil ancak bazen siyah veya kırmızı
renkte, sıcak, katı, basınçlı ve yakıcı olarak çıkması da mümkündür.
440. Mesele: İstihaza kanı üç kısımdır: 1- Az, 2- Orta, 3- Çok.
1- Az İstihaza: Kadının, cinsel organına koyduğu pamuğun içine
geçmeyen ve sadece dış yüzeyini kirleten kan miktarıdır.
2- Orta İstihaza: Bir köşesinde de olsa pamuğun içine işleyen lakin
kadınların genellikle kanın dökülmesini engellemek için bağladıkları beze
geçmeyen kan miktarıdır.
3- Çok İstihaza: Pamuğun içine işleyip beze de geçen kan miktarıdır.
İstihaza Hükümleri
441. Mesele: Az istihazalı kadın, her namaz için bir abdest almalı,
cinsel organının dışına kan bulaşmışsa yıkamalı ve farz ihtiyata esasen
pamuğu temizlemeli veya değişmelidir.
442. Mesele: Orta istihazalı kadın, her gün sabah namazı için
gusletmeli ve diğer namazlar için, önceki meselede söylenen amelleri
yapmalıdır. Eğer kasten veya unutarak sabah namazı için gusletmezse, ister
kan gelsin ya da kesilmiş olsun, öğle ve ikindi namazı için ve eğer öğle ve
ikindi namazı için gusletmezse, akşam ve yatsı namazından önce
gusletmelidir.
443. Mesele: Çok İstihazalı kadın, önceki meselede söylenen amellere
(sabah namazı guslü, abdest, cinsel organın dışını yıkama ve farz ihtiyata
göre pamuğu temizleme veya değişme) ilaveten, her namaz için pamuğun
üzerine koyduğu bezi değişmeli ya da yıkamalı, bir gusül öğle ve ikindi
namazları için ve bir gusül akşam ve yatsı namazları için almalıdır. Ayrıca
öğle ile ikindiyi ve akşam ile yatsıyı art arda kılmalıdır. Eğer ara vererek
kılar ise, ikindi ve yatsı namazları için yeniden gusletmelidir.
444. Mesele: Namaz vaktinden önce istihaza kanı gelen ve onun için
abdest ve gusül almayan kadın, namaz vaktinde abdest ve gusül almalıdır.
445. Mesele: Hem abdest alıp hem gusletmesi gereken orta ve çok
istihazalı kadın, önce hangisini yaparsa yapsın, sahihtir.
446. Mesele: Az istihazası sabah namazından sonra orta istihaza olan
kadının, öğle ve ikindi namazları için, yine öğle ve ikindi namazlarından
sonra orta istihazalı olan kadının, akşam ve yatsı namazları için gusletmesi,
ihtiyaten mustehabdır.
447. Mesele: Az veya orta istihazası sabah namazından sonra çok olan
kadın, öğle ve ikindi namazları için bir gusül, akşam ve yatsı namazları için
ayrı bir gusül almalıdır. Öğle ve ikindi namazlarından sonra çok olması
halinde, akşam ve yatsı namazları için gusletmelidir.
448. Mesele: Orta veya çok istihazalı kadının, sabah namazı için
vaktinden önce aldığı gusül, batıldır fakat sabah ezanına yakın, gece namazı
için gusleder ve gece namazını kılar ve vakit girince hemen sabah namazını
kılar ise, sakıncası olmaz.
449. Mesele: Müstehaza kadın, ister farz ister mustehab her namaz için
abdest almalıdır. Yine kıldığı namazı ihtiyaten iade etmek veya tek kıldığı
namazı cemaatle yeniden kılmak isterse, istihaza için söylenen bütün
amelleri yapmalıdır. Lakin namazdan hemen sonra yerine getirmesi halinde,
ihtiyat namazı, unutulmuş secde, teşehhüt ve sehiv secdesi için istihaza
amellerini yapması gerekmez.
450. Mesele: Müstehaza kadın, kanı durduktan sonra sadece kılacağı
ilk namaz için istihaza amellerini yapmalıdır; sonraki namazlar için
gerekmez.
451. Mesele: Kadın, istihaza kanının hangi kısım olduğunu bilmezse,
namaz kılmak istediği zaman bir miktar pamuğu cinsel organına koymalı,
biraz bekledikten sonra çıkarıp hangi kısım istihaza kanı olduğunu
anlayınca, gereken amelleri yapmalıdır. Fakat namaz kılmak istediği zamana
kadar istihaza kanının değişmeyeceğini biliyorsa, vaktin girmesinden önce
de kendini kontrol edebilir.
452. Mesele: Kendisini yoklamadan önce namaza duran Müstehaza
kadının kıldığı namaz, kurbet kastıyla kılması ve vazifesine amel etmesi
(mesela istihaza kanı az olur ve az istihaza hükmüne göre amel eder)
halinde, sahihtir. Kurbet kastıyla kılmaması, ameli, vazifesiyle mutabık
olmaması halinde, (örneğin istihaza kanı orta olur ancak az istihaza
vazifesine amel eder) batıldır.
453. Mesele: Kendisini yoklayamayan Müstehaza kadın, kesin vazifesi
olan şeye amel etmelidir. Örneğin istihaza kanının az mı orta mı olduğunu
bilmiyorsa, az istihaza hükmüne, orta mı çok mu olduğunu bilmiyorsa da,
orta istihaza hükmüne amel etmelidir. Fakat daha önce o üç kısımdan
hangisinin olduğunu bilirse, önceki vazifesine amel etmelidir.
454. Mesele: İstihaza kanı içeride olur ve cinsel organın dışına
çıkmazsa, abdest ve gusül batıl olmaz ama dışarı çıkarsa, ne kadar az olsa da
abdest ve gusül batıl olur.
455. Mesele: Namazdan sonra kendisini yoklayıp kan görmeyen
Müstehaza kadın, tekrar kan geleceğini bilse dahi, mevcut abdestiyle hemen
namaz kılabilir.
456. Mesele: Abdest alma veya gusletmeye başlama vaktinden itibaren
kendisinden kan gelmediğini bilen Müstehaza kadın, namazını, temiz olduğu
sürece geciktirebilir.
457.
Mesele:
Namaz
vaktinin
geçmesinden
önce
tamamen
temizleneceğini ya da namaz kılma vakti kadar kanın duracağını bilen
Müstehaza kadın, beklemeli ve namazını temiz olduğu zaman kılmalıdır.
458. Mesele: Abdest ve gusülden sonra görünürde kanı duran ve
namazı geciktirmesi halinde abdest, gusül ve namazı yerine getirme süresi
kadar tamamen temiz olacağını bilen Müstehaza kadın, farz ihtiyata binaen
namazı geciktirmeli ve tamamen temiz olunca tekrar abdest alıp guslederek
namazı eda etmelidir. Namaz vaktinin daralması halinde, yeniden abdest alıp
gusletmesi gerekmez, mevcut abdesti ve guslüyle namazını kılabilir.
459. Mesele: Orta ve çok istihazalı kadın, kanı tamamen kesildikten
sonra gusletmeli fakat önceki namaz için gusle başladığı andan itibaren artık
kan gelmediğini bilirse, tekrar gusletmesi gerekmez.
460. Mesele: Az istihazalı kadın abdestten sonra, orta ve çok istihazalı
kadın gusül ve abdestten sonra, hemen namaza durmalı fakat ezan ve kamet
ve namaz öncesi duaları okumasının sakıncası yoktur ve namazda da kunut
vb. mustehab amelleri yerine getirebilir.
461. Mesele: Gusül ile namaz arasında bekleme yapan müstehaza
kadın, yeniden gusletmeli ve hemen namaza durmalıdır.
462. Mesele: İstihaza kanı sürekli akan ve kesilmeyen kadın, zararı
yoksa mustehab ihtiyata binaen gusülden önce ve sonra pamukla kanın
dışarı çıkmasını engellemeli fakat sürekli akmıyorsa sadece abdest ve
gusülden sonra engellemelidir. Önemsemez ve kan dışarı çıkarsa, mustehab
ihtiyata binaen tekrar gusletmeli ve namazı, kıldıysa eğer iade etmelidir.
463. Mesele: Gusül sırasında kan kesilmezse, gusül sahihtir lakin
guslün ortasında orta istihaza çok olursa, gusül ihtiyaten baştan alınmalıdır.
464. Mesele: Mustehab ihtiyata göre müstehaza kadın, oruçlu olduğu
bütün gün, elinden geldiğince kanın dışarı çıkmasını önlemelidir.
465. Mesele: Üzerine gusül farz olan müstehaza kadının orucu,
gusülleri yerine getirmesi durumunda sahihtir. Örneğin ertesi gün oruç
tutmak istiyorsa, önceki akşam ve yatsı namazının guslünü ve de gündüz
namazları için farz olan gusülleri yerine getirmelidir. Eğer akşam ve yatsı
namazı için gusletmezse lakin gece namazı için sabah ezanından önce
gusleder ve gündüz namazları için farz olan gusülleri yerine getirirse, orucu
sahihtir.
466. Mesele: İkindi namazından sonra müstehaza olan ve güneş batana
kadar gusletmeyen oruçlu kadının orucu sahihtir.
467. Mesele: Az istihaza kanı namazdan önce orta veya çok istihaza
kanına dönüşen kadın, daha önce belirtilen orta ya da çok istihazalı kadın
hükmüne amel etmelidir. Orta istihaza çok istihaza olduğunda ise, çok
istihaza hükmüne uymalı ve ola ki orta istihaza için gusletmişse, geçersizdir
ve yeniden çok istihaza için gusletmelidir.
468. Mesele: Namaz esnasında orta istihazası çok istihaza olan kadın,
farz ihtiyata binaen namazı kesmeli, çok istihaza için gusledip abdest almalı
ve diğer amellerini yerine getirip aynı namazı eda etmelidir. Gusül ve
abdestten hiçbiri için vakti yoksa biri gusül diğeri abdest yerine iki
teyemmüm etmeli. Eğer gusül ve abdestten birisi için vakti yoksa yerine
teyemmüm etmeli ve diğerini yerine getirmelidir. Eğer teyemmüm için de
vakti yoksa namazı kesemez. Namazı tamamlamalı ve mustehab ihtiyata
göre kaza etmelidir. Namaz esnasında az istihazası orta ya da çok olduğunda
da hükümleri aynıdır.
469. Mesele: Namaz esnasında kan kesilir ve müstehaza, kanın içte
kesilip kesilmediğini bilmezse, namazdan sonra kesilmiş olduğunu anlaması
durumunda, abdest, gusül ve namazı tekrar yenilememelidir.
470. Mesele: Çok istihaza orta istihaza olursa, ilk namaz için çok
istihaza hükmüne ve sonraki namazlar için orta istihaza hükmüne amel
edilmelidir. Misal olarak öğle namazından önce çok istihaza orta istihaza
olursa, öğle namazı için gusletmeli, ikindi, akşam ve yatsı namazları için
sadece abdest alınmalıdır. Ancak öğle namazı için gusledilmez ve sadece
ikindi namazı kılacak kadar vakit olursa, ikindi namazı için gusledilmeli ve
vakit olursa gusülden sonra öğle namazı iade edilmelidir. İkindi namazı için
gusledilmezse, akşam namazı için gusledilmeli ve akşam için de
gusledilmez, sadece yatsı namazı miktarınca vakit kalırsa, yatsı namazı için
gusledilmelidir.
471. Mesele: Her namazdan önce çok istihaza kanı kesilir ve tekrar
gelirse, farz ihtiyata göre her namaz için bir gusül alınmalıdır.
472. Mesele: Çok istihaza az istihaza olursa, ilk namaz için çok
istihazaya, sonraki namazlar için az istihazaya göre amel edilmeli ve yine
orta istihaza az istihaza olur ise, ilk namaz için orta istihaza, sonraki
namazlar için az istihazaya göre amel edilmelidir.
473. Mesele: Müstehaza, kendisine farz olan amellerden birini hatta
pamuğu değiştirmeyi bile terk ederse, namazı batıl olur.
474. Mesele: Az istihazalı kadın, namaz dışında, bedeninin bir yerini
Kur’an yazısına değdirmek gibi, abdest şartı olan bir amel yapmak isterse,
namaz kılma vaktinden sonra olması durumunda, abdest almalıdır ve namaz
için aldığı abdesti, mustehab ihtiyata göre yeterli değildir.
475. Mesele: Farz gusüllerini yerine getiren Müstehazaya, camiye
gitmek, camide durmak, farz secdesi olan bir sure okumak ve kocasıyla
ilişkiye girmek, pamuğu ve bezi değiştirmek gibi namaz için farz olan diğer
amelleri yapmamış olsa bile, helal olur.
476. Mesele: Çok ya da orta istihaza halindeki kadın, namaz vaktinden
önce, farz secdesi olan bir sure okumak veya camiye gitmek ister ya da
kocası kendisiyle ilişkiye girmeyi arzu ederse, farz ihtiyat gereği
gusletmelidir. Ama bedeninin bir yerini Kur’an yazısına değdirmek istediği
zaman, ilaveten abdest de almalıdır.
477. Mesele: Ayat Namazı müstehaza kadına farzdır ve günlük
namazlar için söylenenleri, ayat namazı için de yapmalıdır.
478. Mesele: Günlük namaz vaktinde ayat namazı farz olan müstehaza
kadın, her ikisini peş-peşe kılmak istese bile, farz ihtiyat gereği ayat namazı
için de, günlük namazlarda farz olan amelleri yerine getirmelidir ve farz
ihtiyat gereği her ikisini bir gusül ve abdestle kılamaz.
479. Mesele: Kaza namazı kılmak isteyen müstehaza kadın, her namaz
için, eda namazında üzerine farz olan amelleri yerine getirmelidir.
480. Mesele: Kendisinden gelen kanın şer’i açıdan hayz ve nifas
hükmü taşımadığını ve yara kanı olmadığını bilen kadın, istihaza hükmüne
amel etmelidir. Hatta istihaza mı başka kan mı olduğunda şek ederse, başka
kanların alametini taşımaması durumunda, farz ihtiyat gereği istihaza
amellerini yapmalıdır.
Hayz (Âdet Kanı)
481. Mesele: Hayz, genellikle her ay birkaç gün kadının rahminden gelen kana
denir ve bu dönemdeki kadına “Hayız” denir.
482. Mesele: Hayz kanı çoğu zaman katı, sıcak ve rengi siyah veya kırmızıdır;
basınçlı ve biraz yakıcı şekilde çıkar.
483. Mesele: “Seyyide” kadınlar altmış yaşını doldurduktan sonra “seyyide”
olmayan kadınlar ise, farz ihtiyata göre elli yaşını doldurduktan sonra yaise olurlar
(menopoza girerler) yani hayz kanı görmezler.
484. Mesele: Yaise olup olmadığında şek eden kadın, hayz mı değil mi diye
bilmediği bir kan görürse, yaise olmadığına hükmetmelidir.
485. Mesele: Kızın, dokuz yaşını tamamlamadan önce ve kadının, yaise
olduktan sonra gördüğü kan, hayz değildir.
486. Mesele: Hamile ve çocuğa süt emziren kadın, hayz kanı görebilir.
487. Mesele: Dokuz yaşını doldurup doldurmadığını bilmeyen kızın gördüğü
kan, hayz alametlerini taşısın ya da taşımasın, hayz değildir.
488. Mesele: Hayz müddeti üç günden az ve on günden çok olmamalıdır; eğer
üç günden bir miktar az olursa, hayz değildir.
489. Mesele: Hayzın ilk üç günü kesintisiz olmalıdır; bu durumda örneğin
kadın iki gün kan görür, bir gün kesilir ve tekrar bir gün kan görürse, güçlü görüşe
göre o kan hayz değildir ve mustehab ihtiyata göre bu durumdaki kadın, hayızın terk
etmesi gerekenleri terk etmeli ve müstehaza amellerini yapmalıdır.
490. Mesele: Üç günün tamamında kan gelmesi lazım değil. Cinsel organın
veya rahmin içinde kan olması kâfidir. Fakat üç gün esnasında kan bir süre kesilir ve
o süre, “üç günün tamamında cinsel organında veya rahminde kan vardı” denecek
kadar az olursa, hayzdır; zira şer’i hükmün tatbikinde geleneksel doğrulamanın, akli
dikkat açısından müsamaha olsa da, geçerliliği vardır.
491. Mesele: Kadının ilk ve dördüncü gece kan görmesi gerekmez. Fakat
ikinci ve üçüncü gece kan kesilmemelidir. Öyleyse ilk günün sabah ezanından üçüncü
günün günbatımına kadar kesintisiz kan gelir ya da ilk günün ortasında başlar ve
dördüncü günün aynı vaktinde kesilir, ikinci, üçüncü ve dördüncü gece kan
kesilmezse, hayzdır.
492. Mesele: Üç gün aralıksız kan gören ve sonra kesilen ve tekrar kan gören
kadının, kan gördüğü ve arada kesildiği günlerin toplamı üst üste on günden fazla
olmazsa, arada kesilen günler de hayzlı hükmündedir.
493. Mesele: Üç günden fazla on günden az kan gören ve çıban, yara veya
hayz kanı mı olduğunu bilmeyen kadın, hayz olduğuna emin olursa, hayz olduğu
hükmünü vermelidir.
494. Mesele: Yara mı hayz kanı mı olduğunu bilmediği bir kan gören kadın,
üç gün geçmeden önce temiz olduğuna hükmedebilir. Gerçi mustehab ihtiyata göre
temiz veya hayzlı olduğu belli olana kadar, ibadetlerini yerine getirmeli ve hayıza
haram olan işleri terk etmelidir. Bu da, önceki hali olmadığı durumda söz konusudur,
aksi takdirde, önceki haline göre amel etmelidir.
495. Mesele: Hayz kanı mı istihaza kanı mı olduğunda şek ettiği bir kan gören
kadın, hayz alametlerini taşıyorsa, hayz olduğuna hükmetmelidir.
496. Mesele: Hayz kanı mı bekâret kanı mı olduğunu bilmediği bir kan gören
kadın, kendisini yoklamalı yani bir miktar pamuk cinsel organına koyup beklemeli,
sonra çıkarıp bakmalı, eğer etrafı kan olmuşsa, bekâret kanıdır ve eğer tamamı kan
olmuşsa, hayz kanıdır. Yalnız bu durum, bekâret kanının, hayz kanıyla karıştırılacak
kadar fazla olmaması durumunda geçerlidir.
497. Mesele: Kadın üç günden az süre kan görür ve sonra kan kesilir, daha
sonra üç gün kan görür ise, ikinci kan hayzdır ve birinci kan, âdet günlerinde olsa
bile, hayz değildir.
Hayız Hükümleri
498. Mesele: Birkaç şey hayıza haramdır;
1- Namaz gibi abdestle veya gusülle ya da teyemmümle yerine getirilmesi
gereken ibadetler. Fakat cenaze namazı gibi abdest, gusül ve teyemmüm
gerektirmeyen ibadetleri yerine getirmenin sakıncası yoktur.
2- Cenabet hükümlerinde açıklanan ve cünüp kimseye haram olan her şey.
3- Sünnet yeri kadar duhul etse ve meni gelmese dahi, hem erkeğe hem kadına
haram olan cinsel ilişki. Hatta farz ihtiyata göre sünnet yerinden daha azı bile duhul
etmemeli ve erkek, hayız kadınla ters ilişkiye de girmemeli fakat öpmek ve oynaşmak
gibi diğer zevklerin sakıncası olmaz.
499. Mesele: Kadının hayız olduğu kesin olmayan ancak kendisini şer’i açıdan
hayız sayması gereken günlerde cinsel ilişkide bulunmak. Öyleyse on günden fazla
kan gören ve hükmü daha sonra açıklanacak akrabalarının âdet günlerini kendine
hayz hükmü vermesi gereken kadınla, kocası o günlerde cinsel ilişki kuramaz.
500. Mesele: Kadının hayz (âdet) günlerinin sayısı üç bölüme ayrılır ve erkek
ilk bölümde eşiyle önden ilişki kurarsa, mustehab ihtiyata göre fakire on sekiz nohut1
(3,5154 gram) altın kefaret vermelidir. Eğer ikinci bölümde ilişkiye girerse, dokuz
nohut altın, üçüncü bölümde girerse, dört buçuk nohut altın kefaret vermelidir.
Örneğin altı gün hayz kanı gören kadınla, kocası ilk veya ikinci gece yahut gün,
ilişkiye girerse, on sekiz nohut altın, üçüncü veya dördüncü gece yahut gün için
dokuz nohut altın, beşinci veya altıncı gece yahut gün için dört buçuk nohut altın
kefaret vermelidir. Yine mustehab ihtiyata binaen hayız kadınla ters ilişki için de
kefaret vermelidir.
501. Mesele: Kadının hayız halinde olduğunu bilerek onunla cinsel ilişkiye
giren erkek, mustehab ihtiyata göre kefaret vermeli ancak hayız halinde olduğunu
bilmeden ilişkiye girmesinin kefareti yoktur.
502. Mesele: Kefaretin on sekiz nohut sikke altın olması gerekmez, fiyatını
vermek yeterlidir.
503. Mesele: Erkeğin cinsel ilişkiye girdiği vakitteki altın fiyatı, fakire kefaret
vermek istediği vaktin fiyatıyla farklılık gösterirse, ödeme vaktinin fiyatı muteberdir.
504. Mesele: Hayzın üç bölümünde de eşiyle cinsel ilişkiye giren erkek,
toplamı otuz bir buçuk nohut (6,15195 gram) altın eden her üç kefareti ödemelidir.
505. Mesele: Kadınla hayız halinde cinsel ilişkiye giren ve kefaretini verdikten
sonra tekrar cinsel ilişkide bulunan erkek, tekrar kefaret vermelidir.
506. Mesele: Hayız kadınla birkaç kez birlikte olan ve arada kefaret vermeyen
erkek, mustehab ihtiyat gereği her birleşme için bir kefaret vermelidir.
507. Mesele: Cima halinde kadının hayız olduğunu fark eden erkek, hemen
ilişkiyi kesmeli; eğer kesmezse, mustehab ihtiyat gereği kefaret vermelidir.
1
Her bir nohut altın, 0,1953 gram altına tekabül eder.
508. Mesele: Hayız kadınla zina eden veya eşi olduğunu sanarak namahrem
hayız kadınla cima eden erkek, mustehab ihtiyata binaen kefaret vermelidir.
509. Mesele: Kefaret veremeyen kimse istiğfar etmeli ancak kefaret vermeye
imkânı olduğunda, mustehab ihtiyat gereği, vermelidir.
510. Mesele: Hayz halindeki kadını boşamak, talak hükümlerinde açıklanacağı
şekliyle, batıldır.
511. Mesele: “Hayızım (âdetleyim)” veya “hayız (âdet) dönemim bitti” diyen
kadının sözünü, yalan söylediğini bilmememiz halinde, kabul etmemiz gerekir.
512. Mesele: Namaz esnasında hayız olan kadının namazı batıldır.
513. Mesele: Namaz esnasında hayız olup olmadığında şek eden kadının
namazı sahihtir fakat namazdan sonra, namaz esnasında hayız olduğunu anlarsa,
kıldığı namaz batıldır.
514. Mesele: Hayz (âdet) müddeti bittikten sonra, namaz ve abdest veya
gusülle yerine getirilmesi gereken diğer ibadetler için, gusletmek kadına farzdır. Hayz
guslünün alınış şekli, cenabet guslü gibidir ama gusül öncesi ya da sonrasında, namaz
için abdest de almalıdır.
515. Mesele: Hayz müddeti bittikten sonra, gusletmemiş olsa bile kadını
boşamak sahihtir ve kocası onunla cima edebilir fakat müekked ihtiyat gereği
cimadan önce kadın cinsel organını yıkamalıdır. Yine mustehab ihtiyat gereği
gusülden önce cimadan kaçınmalı ama camide durmak ve abdestli Kur’an yazısına
dokunmak gibi hayz halinde kendisine haram olan diğer ameller, gusletmeden
kendisine helal olmaz.
516. Mesele: Abdest ve gusül için yeterli suyu olmayıp, birine yetecek kadar
suyu olan kimse, farz ihtiyat gereği gusletmeli ve abdest yerine teyemmüm etmelidir.
Su, sadece abdest için yeterli olup gusül için yeterli değil ise, abdest almalı, gusül
yerine de teyemmüm etmelidir ve hiçbiri için su yoksa biri gusül, diğeri abdest yerine
olmak üzere iki teyemmüm etmelidir.
517. Mesele: Kadının hayız iken kılmadığı günlük namazların ve yine kaza
etmenin evla olduğu âyât namazlarının kazası yoktur fakat hayız iken tutmadığı farz
oruçları kaza etmelidir.
518. Mesele: Namaz vakti girdiği zaman, namazı geciktirdiği takdirde hayız
olacağını bilen kadın, hemen namazını kılmalıdır.
519. Mesele: Hayız olmayan kadın namazı geciktirir ve vaktin evvelinden, bir
namaz kılacak kadar süre geçtikten sonra hayız olursa, o namazın kazası kendisine
farz olur ancak namazı hızlı, yavaş okuma vb. konularda kendi durumunu mülahaza
etmelidir. Mesela seferi olmayan bir kadın öğlenin evvel vaktinde namaz kılmaz ise,
daha önce açıklanan şekilde öğlenin evvelinden, dört rekât namaz kılma vakti kadar
geçer ve hayız olursa, kazası farz olur ve seferi olan içinse, iki rekât namaz kılma
süresinin geçmesi yeterlidir.
520. Mesele: Kadın eğer namazın son vaktinde hayzdan kurtulur, gusül, abdest
ve elbise hazırlama veya yıkama gibi namazın diğer mukaddimelerine ve bir ya da
daha fazla rekât namaz kılmaya yetecek kadar vakti olursa, namazı kılmalıdır;
kılmazsa, kazasını etmelidir. Yine eğer sadece bir rekât abdestli ve gusüllü namaz için
vakti varsa, namazı kılmalı; kılmazsa, kaza etmelidir.
521. Mesele: Hayız kadının gusül ve abdest alacak kadar vakti olmaz fakat
teyemmümle vaktinde kılabilirse, o namaz kendisine farz olur. Yine vakit darlığı
dışında örneğin suyun zararlı olması gibi teyemmüm yükümlülüğü olması durumunda
da, teyemmüm ederek o namazı kılmalıdır.
522. Mesele: Âdetten kurtulan ve namaz için vakti olup olmadığında şüphe
eden hayız kadın, namazını kılmalıdır.
523. Mesele: Namazın mukaddimelerine hazırlanacak ve bir rekât kılacak
kadar vakti olmadığını sanarak namaz kılmayan, daha sonra vakit olduğunu anlayan
âdetten kurtulan hayız kadın, o namazın kazasını eda etmelidir.
524. Mesele: Hayız kadının namaz vaktinde kanını temizlemesi, pamuk ve
bezini değiştirmesi, abdest alması, abdest alamıyorsa matlup olması ümidiyle
teyemmüm etmesi, namaz kıldığı yerde kıbleye doğru oturup zikir, dua ve salavatla
meşgul olması, mustehabdır.
525. Mesele: Kur’an’ı okumak ve beraberinde bulundurmak, bedeninin bir
yerini Kur’an yazıları arasına değdirmek, kına vb. şeyler yakmak, hayız kadına
mekruhtur.
Hayızın Kısımları
526. Mesele: Hayız kadınlar altı kısımdır:
1- Âdet zamanı ve gün sayısı belli kadın; yani iki ay art arda belli bir vakitte
âdet kanı görmesi ve âdet günleri her iki ayda aynı sayıda olması. Mesela iki ay art
arda ayın evvelinden yedisine kadar kan görmesi gibi.
2- Âdet zamanı belli kadın; yani iki ay peş peşe belli vakitte hayz kanı gören
ancak âdet günleri her bir ayda aynı sayıda olmayan kadın. Örneğin iki ay peş peşe
ayın evvelinden kan görmesi fakat ilk ay yedinci günde, ikinci ay sekizinci günde
âdetten kurtulması gibi.
3- Âdet gün sayısı belli kadın; yani âdet günleri iki ay peş peşe aynı sayıda
olan fakat âdet görme vakitleri farklı olan kadın. Örnek olarak ilk ay beşinden onuna
kadar, ikinci ay on ikisinden on yedisine kadar kan görmesi gibi.
4- Muztaribe; yani birkaç ay âdet görmüş fakat belli bir âdet düzeni olmamış
veya önceki âdeti bozulmuş ve yeni bir âdet bulamamış kadın.
5- Mübtedie; yani ilk kez âdet kanı gören kadın.
6- Nasiye; yani âdetini unutan kadın.
Bunların hepsinin, ileriki meselelerde beyan edilecek hükümleri vardır.
1- Zamanı ve Gün Sayısı Belli Âdet
527. Mesele: Âdet Zamanı ve gün sayısı belli kadınlar üç kısımdır:
1- Peş peşe iki ay belli zamanda hayz kanı gören ve belli zamanda hayz hali
sona eren kadın. Örneğin peş peşe iki ay, ayın evvelinden âdet kanı gören ve yedinci
gün âdet kanı duran kadının hayz âdeti, ayın evvelinden yedisine kadardır.
2- Kanı durmayan fakat iki ay peş peşe belli birkaç gün örneğin ayın
evvelinden sekizine kadar gördüğü kan hayz alameti taşıyan yani katı, siyah, sıcak,
basınçlı ve yakıcı çıkan ve diğer gördüğü kanlar istihaza alametine sahip kadının
âdeti, ayın evvelinden sekizine kadardır.
3- Peş peşe iki ay belli zamanda hayz kanı gören ve üç gün ya da daha fazla
kan gördükten sonra bir gün veya daha fazla kanı duran ve tekrar kan gören, kan
gördüğü ve arada görmediği günlerin toplamı on günden fazla olmayan, her iki ayda
kan gördüğü ve arada görmediği günlerin tamamı üst üste aynı ölçüde olan kadının
âdeti, kan gördüğü ve arada görmediği günlerin tamamıdır. Arada kan görmediği
günlerin her iki ayda aynı sayıda olması da lazım değil. Mesela ilk ayda ayın
evvelinden üçüne kadar kan görür ve üç gün kan görmez, tekrar üç gün kan görür ve
ikinci ayda üç gün kan gördükten sonra üç gün veya az ya da çok kan görmez ve
tekrar kan görürse ve toplamı dokuz günden fazla olmazsa, bütün günlerde hayızdır
ve bu kadının âdeti dokuz gündür.
528. Mesele: Âdet zamanı ve gün sayısı belli kadın, âdet zamanında veya
‘âdet düzensizliği var’ denecek kadar iki üç gün önce ya da sonra kan görür ise, o kan
hayz alameti taşımasa bile, hayız kadın hükümlerine amel etmelidir. Eğer sonradan o
kanın hayz olmadığını anlarsa mesela üç günden önce hayz kanı durur ise, yerine
getirmediği ibadetlerini kaza etmelidir.
529. Mesele: Âdet zamanı ve gün sayısı belli kadın, âdetinden birkaç gün
önce, âdetinin tüm günlerinde ve âdetinden birkaç gün sonra kan görür ve kan
gördüğü günlerin toplamı on günden fazla olmazsa, günlerin tamamında hayızdır. On
günden fazla olursa, sadece âdet günlerinde gördüğü kan hayz, öncesi ve sonrasında
gördüğü kan, istihaza kanıdır; bu durumda âdet öncesi ve sonrası günlerde yerine
getirmediği ibadetlerini kaza etmelidir. Eğer âdet günlerinin tümünde ve âdetinden
birkaç gün önce kan görür ve günlerin toplamı on günden fazla olmazsa, tamamı hayz
kanıdır. Eğer on günden fazla olursa sadece âdet günlerindeki kan, hayz kanıdır ve
öncesinde gördüğü kan, istihaza kanıdır; o günlerde yerine getirmediği ibadetleri kaza
etmelidir. Âdet günlerinin tümünde ve âdetinden birkaç gün sonra kan görür ve
günlerin tamamı on günden fazla olmazsa, tamamı hayz kanıdır. Eğer on günden fazla
olursa sadece âdet günlerinde gördüğü kan hayz kanı ve diğer günlerdeki, istihaza
kanıdır.
530. Mesele: Âdet zamanı ve gün sayısı belli kadın, âdet günlerinden bir
miktarını âdetten önceki birkaç günle birlikte kan görerek geçirirse ve toplamı on
günden fazla olmazsa, günlerin tamamında gördüğü kan, hayz kanıdır. On günden
fazla olursa, âdet günlerinde gördüğü kan, gün sayısı âdet günlerinden az veya çok
olsa bile, hayz kanıdır ve âdet öncesi günlerde gördüğü kan ise istihaza kanıdır.
531. Mesele: Âdet zamanı ve gün sayısı belli kadın, âdet günlerinden bir
miktarını âdetinden sonraki birkaç günle birlikte kan görerek geçirir ve toplamı on
günden fazla olmazsa, günlerin toplamında gördüğü kan, hayz kanıdır. On günden
fazla olursa, kan gördüğü âdet günleriyle birlikte, sonrasındaki birkaç gün üst üste
âdet günleri miktarında olursa, hayz kanı, diğer günlerdeki, istihaza kanıdır.
532. Mesele: Âdet zamanı ve gün sayısı belli kadın, üç gün veya daha fazla
kan görür ve kanı durur, tekrar kan görür, iki kan arası on günden az olur ve kan
gördüğü ile arada görmediği günlerin tümü on günden fazla olursa, örneğin beş gün
kan görür ve beş gün kanı durur ve tekrar beş gün kan görür ise;
1- İlk kan görme döneminin tamamı veya bir bölümü eğer âdet günlerinde
olur, temizlendikten sonra ikinci kan görme dönemi âdet günlerinde olmazsa, ilk
dönem gördüğü kanın tamamını hayz ve ikincisini istihaza kanı saymalıdır.
2- İlk kan görme dönemi âdet günlerinde olmaz ve ikinci kan görme
döneminin tamamı ya da bir miktarı âdet günlerinde olursa, ikinci dönem gördüğü
kanın tamamını hayz, ilk dönem gördüğü kanı istihaza kanı saymalıdır.
3- Gördüğü ilk ve ikinci kan döneminin bir miktarı âdet günlerinde olur, âdet
günlerinde gördüğü ilk kan dönemi üç günden az olmaz, arada temiz olduğu ve yine
âdet günlerinde gördüğü ikinci kan dönemi ile birlikte on günden fazla olmazsa, bu
durumda tamamı hayzdır. Âdet günlerinden önce gördüğü ilk kan döneminin bir
miktarı ve âdet günlerinden sonra gördüğü ikinci kan döneminin bir miktarı,
istihazadır. Örneğin âdeti ayın üçünden onuna kadar olan kadın, bir ay, ayın
evvelinden altısına kadar kan görür, iki gün kesilir daha sonra on beşine kadar kan
görürse, üçünden onuna kadar hayızdır; evvelinden üçüne kadar ve yine onundan on
beşine kadar, müstehazadır.
4- Gördüğü ilk ve ikinci kan döneminin bir bölümü âdet günlerinde olur fakat
âdet günlerinde gördüğü ilk kan dönemi üç günden az olursa, iki kan dönemi ve arada
temiz olduğu dönemin tamamında, daha önce beyan edilen hayıza haram olan
amelleri terk etmeli ve istihaza amellerini yerine getirmelidir. Yani ibadetlerini,
müstehaza kadın için beyan edilen hükümlere uygun yapmalıdır.
533. Mesele: Âdet zamanı ve gün sayısı belli kadın, âdet vaktinde kan görmez
ve ister âdet vaktinden önce görmüş olsun ister âdet vaktinden sonra, âdet vakti
dışında âdet günleri sayısı kadar kan görürse, bu dönemi âdet dönemi karar kılmalıdır.
534. Mesele: Âdet zamanı ve gün sayısı belli kadın, âdet döneminde kan görür
fakat kan gördüğü günler, âdet günlerinden daha az veya daha çok olur, kanı
kesildikten sonra tekrar âdet günleri sayısı kadar kan görürse, âdet günlerinde
gördüğü kanı, hayz kanı kabul etmeli. Eğer âdet günlerinden önce âdet günleri sayısı
kadar kan görür ve ayrıca âdet günlerinde de kan görürse, iki kan dönemi arası on gün
ya da daha fazla olursa, her iki dönemi hayz dönemi kabul etmelidir. Eğer ara az olur
ve toplamda on günden fazla olmazsa, tamamını hayz dönemi saymalıdır. Ara az olur
ancak toplamda on günden fazla olursa, âdet günlerini hayz kabul etmelidir.
535. Mesele: Âdet zamanı ve gün sayısı belli kadın, on günden fazla kan
görürse, âdet günlerinde gördüğü kan, hayz alametlerini taşımasa da, hayz kanıdır ve
âdet günlerinden sonra gördüğü kan, hayz alametlerini taşısa bile, istihaza kanıdır.
Örneğin âdet günleri ayın evvelinden yedisine kadar olan kadın, evvelinden on ikisine
kadar kan görürse, ilk yedi günü hayz ve diğer beş günü ise istihazadır.
2- Âdet Zamanı Belli Kadın
536. Mesele: Âdet zamanı belli kadınlar üç gruptur:
1- Peş-peşe iki ay belli zamanda hayz kanı gören ve birkaç gün sonra
temizlenen fakat âdet günlerinin sayısı her iki ayda aynı olmayan kadın. Mesela peşpeşe iki ay, ayın ilk günü kan gören ancak ilk ay yedinci gün, ikinci ay sekizinci gün
kanı kesilen kadın, ayın ilk gününü kendine âdet olarak belirlemelidir.
2- Kanı kesilmeyen fakat peş-peşe iki ay belli zamanda, kanı hayz alametlerini
taşıyan yani katı, siyah, sıcak, basınçlı ve yakıcı şekilde çıkan ve diğer günlerde
gördüğü kan da istihaza alameti taşıyan, gördüğü kanın hayz alameti taşıdığı günlerin
sayısı her iki ayda aynı olmayan kadın. Örnek olarak ilk ay ayın evvelinden yedisine
kadar, ikinci ay ayın evvelinden sekizine kadar kanı hayz alameti ve diğer günlerdeki
istihaza alameti taşıyan kadın, ayın ilk gününü, âdet gününün başlangıcı saymalıdır.
3- Peş-peşe iki ay belli zamanda (mesela ayın ilk günü) üç gün ya da daha
fazla hayz kanı gören, sonra kanı kesilen ve tekrar kan gören, kan gördüğü günlerle
arada temiz olduğu günlerin toplamı on günden fazla olmayan ancak ikinci ayda kan
gördüğü gün sayısı birinci aydan az veya fazla olan kadın. Misal olarak ilk ayda sekiz
gün, ikinci ayda dokuz gün kan gören kadın, ayın ilk gününü, âdetinin başlangıcı
olarak karar kılmalıdır.
537. Mesele: Âdet zamanı belli kadın, âdet döneminde veya ‘âdet düzeni
bozulmuş’ denecek kadar birkaç gün öncesinde ya da sonrasında kan görürse,
gördüğü kan hayz alametlerine sahip olmasa da, hayız kadınlar için söylenen
hükümlere göre davranmalıdır. Eğer daha sonra hayz kanı olmadığını anlarsa, mesela
üç günden önce kanı durur ise, eda etmediği ibadetlerini kaza etmelidir.
538. Mesele: Âdet zamanı belli kadın, on günden fazla kan görür ve âdet
günlerinin sayısını, alametleriyle teşhis edemezse, 543. Meselede açıklanacağı
şekilde, ister baba tarafından olsun ister anne, hayatta olsun veya olmasın,
akrabalarının âdet sayılarını kendine temel almalıdır. Ancak bunu, akrabalarının
tümünün âdet günlerinin aynı sayıda olması durumunda yapabilir. Eğer âdet
günlerinin sayıları aynı olmazsa, örnek olarak bazısının beş bazısının yedi gün olur
ise, onların âdet günlerini kendisine tatbik edemez. Fakat içlerinden âdetleri
diğerlerinden farklı olanların sayısı, önemsenmeyecek kadar az olursa, çoğunluğun
âdetini kendine esas almalıdır.
539. Mesele: Âdet zamanı belli ve akrabalarının âdet gün sayısını kendisi için
esas alan kadın, her ay âdetinin ilk gününü, kendisi için âdet dönemi karar kılmalıdır.
Örneğin her ay ayın ilk günü kan gören ve bazen yedinci gün bazen sekizinci gün
kanı kesilen kadın, bir ay, on iki gün kan görür ve akrabalarının âdet gün sayısı yedi
olursa, ayın ilk yedi günü gördüğü kanı hayz kanı, kalan günlerde gördüğü kanı ise
istihaza kanı saymalıdır.
540. Mesele: Akrabalarının âdet gün sayısını esas alması gereken kadın,
akrabası yok ise veya âdet gün sayıları birbirleriyle aynı değilse, her ay kan gördüğü
günün evvelinden yedinci güne kadar olanı hayz, kalan günleri ise istihaza saymalıdır.
Fakat eğer âdet döneminin ortası veya son günlerinde gördüğü kanda, hayz alametleri
daha fazla olur ise, âdet döneminin ortası ya da son yedi gününde gördüğü kanı, hayz
kanı saymalıdır.
3- Gün Sayısı Belli Âdet
541. Mesele: Âdet gün sayısı belli kadınlar üç gruptur:
1- Âdet gün sayısı peş-peşe iki ay aynı olan fakat kan görme zamanı aynı
olmayan kadın. Bu durumda kan gördüğü günler, onun âdet dönemidir. Örneğin eğer
ilk ay, ayın evvelinden beşine kadar, ikinci ay, on birinden on beşine kadar kan
görürse, âdet dönemi beş gün olur.
2- Kanı kesilmeyen ancak peş-peşe iki ay birkaç gün gördüğü kan hayz
alameti ve kalan günlerdeki istihaza alameti taşıyan, kanın hayz alameti taşıyan gün
sayısı her iki ayda aynı olan ama zamanı aynı olmayan kadın. Bu durumda kanı hayz
alameti taşıyan günler, onun âdet günleridir. Örnek olarak bir ay, ayın evvelinden
beşine kadar ve sonraki ay, on birinden on beşine kadar, gördüğü kan hayz alameti ve
kalan günlerdeki, istihaza alameti taşırsa, âdet gün sayısı beş olur.
3- Peş-peşe iki ay, üç gün veya daha fazla kan gören ve bir gün ya da daha
fazla temiz kalan sonra tekrar kan gören ve ilk ayda kan görme zamanı ikinci aydan
farklı olan kadın. Bu durumda kan gördüğü günlerin tamamı, arada temiz kaldığı
günlerle birlikte on günden fazla olmaz ve gün sayıları da aynı olursa, arada temiz
kaldığı günlerle birlikte kan gördüğü günlerin tamamı, onun âdet günleri olur. Arada
temiz kaldığı günlerin, her iki ayda aynı sayıda olması gerekmez. Misal olarak ilk ay,
ayın ilk gününden üçüne kadar kan görür ve iki gün temiz kalır, tekrar üç gün kan
görürse ve ikinci ay on birinden on üçüne kadar kan görür, iki gün veya daha fazla ya
da daha az temiz kalır, sonra tekrar kan görürse ve toplamı sekiz günden fazla
olmazsa, o kadının âdet gün sayısı sekiz olur.
542. Mesele: Âdet gün sayısı belli kadın, âdet gün sayısından fazla kan görür
ve bu günler on günden çok olursa:
1- Gördüğü kanın tümü aynı niteliğe sahip olursa, kan gördüğü andan itibaren
geçen âdet gün sayısı boyunca gördüğü kanı hayz, kalan günlerde gördüğü kanı ise
istihaza kanı saymalıdır.
2- Gördüğü kan farklı nitelikte olursa örneğin birkaç gün gördüğü kan hayz ve
birkaç gün gördüğü kan istihaza alameti taşırsa, gördüğü kanın hayz alameti taşıdığı
günler, âdet gün sayısıyla aynı olması durumunda, o günleri kendisine âdet günleri,
diğer günleri ise istihaza karar kılmalıdır.
3- Kanın hayz alameti taşıdığı günler, âdet gün sayısından fazla olursa, bu
durumda kadın sadece âdet gün sayısı kadar hayız, kalan günlerde ise müstehazadır.
4- Kanın hayz alameti taşıdığı günler, âdet gün sayısından az olursa, az olan
günleri, üzerine âdet gün sayısını tamamlayacak kadar gün ekleyerek, toplamını
hayzlı, kalan günleri ise istihazalı saymalıdır.
4- Muztaribe
543. Mesele: Muztaribe, yani birkaç ay âdet görmüş fakat belli bir âdet düzeni
olmamış kadın, on günden fazla kan görür ve gördüğü kan aynı nitelikte olursa,
akrabalarının âdet gün sayıları yedi gün ise, yedi günü hayz, kalanı istihaza
saymalıdır. Akrabalarının âdet gün sayıları daha az ise (mesela beş gün), o beş günü
hayz saymalı ve mustehab ihtiyat gereği aradaki fark olan iki günde, hayız kadına
haram olan amelleri terk etmeli, istihaza hükmüne uymalıdır. Eğer akrabalarının âdet
gün sayıları yediden fazla olur (mesela dokuz gün), yedi günü hayz saymalı ve
mustehab ihtiyat gereği aradaki fark olan iki günde istihaza hükümlerine göre amel
etmeli ve hayız kadına haram olan amelleri terk etmelidir.
544. Mesele: Muztaribe, birkaç gündeki hayz ve birkaç gündeki istihaza
alameti taşıyan olmak üzere, on günden fazla kan görür ve hayz alameti taşıyan kan
üç günden az veya on günden fazla olursa, önceki meselede açıklanan hükme göre
amel etmeli. Yani akrabalarının âdetine uymalı. Eğer hayz alameti taşıyan kan üç
günden az ve on günden fazla olmazsa, tamamı hayzdır. Fakat on gün geçmeden
önce, tekrar hayz alameti taşıyan kan görür ise, mesela beş gün siyah kan, dokuz gün
sarı kan ve tekrar beş gün siyah kan görürse, önceki meselede açıklanan hükme göre
amel etmeli. Yani akrabalarının âdet gün sayıları yedi gün ise, yedi günü hayz, kalanı
istihaza saymalıdır. Daha az ise (mesela beş gün), o beş günü hayz saymalı ve
mustehab ihtiyat gereği altıncı ve yedinci günde hayız kadına haram olan amelleri
terk etmeli, istihaza hükmüne uymalıdır. Yediden fazla olursa (mesela dokuz gün),
yedi günü hayz saymalı ve mustehab ihtiyat gereği sekizinci ve dokuzuncu günde
istihaza hükümlerine göre amel etmeli ve hayız kadına haram olan amelleri terk
etmelidir.
5- Mübtedie
545. Mesele: Mübtedie yani ilk kez âdet kanı gören kadın, on günden fazla
niteliği aynı olan kan görürse, muztaribe konusunda ve 543. Meselede geçtiği gibi,
akrabalarının âdet gün sayıları kadarını hayz ve kalan günlerdekini istihaza
saymalıdır.
546. Mesele: Mübtedie, on günden fazla, birkaç günü hayz alameti ve birkaç
günü istihaza alameti taşıyan kan görür ve hayz alameti taşıyan kan görme dönemi üç
günden az, on günden fazla olmazsa, tamamı hayz kanıdır. Fakat hayz alameti taşıyan
kan görme döneminin üzerinden on gün geçmeden önce tekrar hayz alameti taşıyan
bir kan görür ise, örneğin beş gün siyah kan, dokuz gün sarı kan ve tekrar beş gün
siyah kan görürse, 543. Meselede geçtiği üzere, akrabalarının âdet gün sayısını hayz,
kalan günleri ise istihaza saymalıdır.
547. Mesele: Mübtedie, on günden fazla, birkaç günü hayz alameti, diğer
birkaç günü istihaza alameti taşıyan kan görür ve hayz alameti olan kan görme
dönemi üç günden az ya da on günden fazla olursa, 543. Meselede geçtiği üzere,
akrabalarının âdet gün sayısını hayz dönemi ve kalan günlerde gördüğü kanı ise
istihaza kanı saymalıdır.
6- Nasiye
548. Mesele: Nasiye yani âdetini unutan kadın, eğer on günden fazla kan
görürse, kanı hayz alameti taşıyan günleri kendisine adet dönemi belirlemeli ve hayz
kanını alametleri vasıtasıyla teşhis edemezse, ilk yedi günde gördüğü kanın hayz,
kalan günlerdeki kanın istihaza kanı olduğuna hükmetmelidir.
Hayz Konusunda Çeşitli Meseleler
549. Mesele: Mübtedie, muztaribe, nasiye ve adet gün sayısı belli kadın, hayz
alametleri taşıyan bir kan görürler veya kanın üç gün süreceğine yakin ederlerse,
ibadeti terk etmelidirler. Daha sonra hayz kanı olmadığını anladıklarında, eda
etmedikleri ibadetleri kaza etmelidirler. Fakat kanın üç gün süreceğine yakin
etmezlerse ve hayz alametlerini taşımazsa, farz ihtiyat gereği üç gün boyu istihaza
hükmüne uymalı, hayız kadına haram olan işleri terk etmeliler ve eğer üç günden
önce kanları kesilmezse, o üç günü hayz dönemi kabul etmeliler.
550. Mesele: İster zamanı ister gün sayısı veya hem zamanı hem de gün sayısı
belli adet sahibi kadın, peş-peşe iki ay adet düzeninin aksine bir kan görür ve kan
görme zamanı veya gün sayısı ya da hem zamanı hem de gün sayısı aynı olursa, o
kadının âdeti, bu iki ayda gördüğü düzene geçer. Örneğin ayın evvelinden yedisine
kadar kan görüp temizleniyor idiyse, peş-peşe iki ay onundan on yedisine kadar kan
görüp temizlenmesi halinde, âdeti, onundan on yedisine kadar olur.
551. Mesele: Bir aydan kasıt, ayın evvelinden sonuna kadar olan süre değil;
kan görmeye başladıktan sonra geçen otuz gündür. Ancak kadının âdeti her ayın
evvelinden başlıyorsa, o başka.
552. Mesele: Genellikle ayda bir kez kan gören kadın, bir ay içinde iki kez kan
görür ve o kan hayz alametleri taşırsa, arada temiz olduğu dönem on günden az
olmaması durumunda, gördüğü her iki kanı da hayz kabul etmeli.
553. Mesele: Üç gün veya daha fazla hayz alameti taşıyan, sonra on gün ya da
daha fazla istihaza alameti taşıyan ve tekrar üç gün hayz alameti taşıyan kan gören
kadın, hayz alametleri taşıyan ilk ve son gördüğü kanları, hayz kanı kabul etmelidir.
554. Mesele: On günden önce hayz kanından temizlenen ve cinsel organının
içinde kan olmadığını bilen kadın, on gün geçmeden önce tekrar kan göreceğini
zannetse bile, ibadetlerini eda etmek için gusletmeli. Fakat on gün tamamlanmadan
önce tekrar hayz kanı göreceğine dair yakini varsa, gusletmesi gerekmez, ilk ve ikinci
gördüğü kan ve arada temiz olduğu dönemin tamamında hayız olacaktır.
555. Mesele: On günden önce hayz halinden çıkan ve cinsel organının içinde
kan olduğuna ihtimal veren kadın, cinsel organının içine bir miktar pamuk koyup
biraz bekledikten sonra çıkarmalı, eğer pamuk temiz ise gusletmeli ve ibadetlerini
yerine getirmelidir. Pamuk temiz değilse ve sarı renk akıntı bulaşmışsa, adet
günlerinde olması hariç, hayz hükmünde değildir. Öyleyse eğer adet dönemi sona
ermiş ancak kanama devam ediyor, onuncu günün başında kesiliyor ve cinsel
organının içine koyduğu pamuk sarı oluyorsa, bu sarılığın hayz kanı olduğuna
hükmedilmez. İstihaza olduğu ve hayzın sonu oluğuna hükmedilir. Hayz kanı
olduğuna hükmedilen kan, adetten sonra ve on günden önceki yani onuncu gün
kesilen kandır. Kanın diğer farklı halleri ve istihazaya hükmedilen sarı akıntı, bunun
dışındadır. Fakat eğer pamuğa kan bulaşır, hayz âdeti olmaz veya âdeti on gün
sürerse, beklemeli; on günden önce ya da on günün başında temizlenirse ve yine
kanaması on günü geçerse, gusletmelidir. Âdeti on günden az olursa, on günden önce
veya on günün başında temizleneceğini bilirse, gusletmemeli ve kanamasının on günü
geçeceğine ihtimal verişe, mustehab ihtiyat gereği onuncu güne kadar ihtiyat edip
ibadetleri terk etmeli. Bu durumda on gün dolmadan önce veya on günün başında kanı
kesilirse, tamamı hayzdır ve on günü geçerse, âdetini hayz, kalanını istihaza karar
kılmalı ve adet günlerinden sonra eda etmediği ibadetlerini kaza etmelidir.
Nifas (Lohusa) Hükümleri
557. Mesele: Annenin, doğum sırasında karnından çocuğun ilk çıkmaya
başlamasından itibaren gördüğü on gün veya daha az süren her kan, nifas kanıdır.
Nifas halindeki kadına “Nüfesa” denir. Eğer kanama on günden fazla sürerse, hükmü
566. Meselede beyan edilecek.
558. Mesele: Kadının, çocuğun ilk bölümünün dışarı çıkmasından önce
gördüğü kan, nifas kanı değildir.
559. Mesele: Çocuğun hilkatinin tamamlanması gerekmez; kadının rahminden
pıhtılaşmış bir kan çıkar ve kadın, eğer rahminde kalsaydı insan olacağını bilirse veya
dört ebe bunu itiraf ederse, on güne kadar göreceği kan, nifas kanıdır.
560. Mesele: Nifas kanaması bir anlık olabilir ancak on günden fazla olamaz.
561. Mesele: Düşük yapıp yapmadığı veya yaptığı düşüğün kalsaydı çocuk
olup olmayacağı konusunda şüpheye düşen kadın, farz ihtiyat gereği araştırmalı, eğer
neticeye ulaşmasa, kendisinden çıkan kan şer’i açıdan nifas kanı değildir.
562. Mesele: Mescitte durmak, bedenin bir yerini Kur’an yazısına değdirmek
ve hayız kadına haram olan diğer işler, “Nüfesa”ya da haramdır. Yine hayız kadına
farz, mustehab ve mekruh olan şey, nüfesaya da farz, mustehab ve mekruhtur.
563. Mesele: Nifas halindeki kadını boşamak, talak hükümlerinde açıklanacak
şartlar haricinde, doğru değildir. Onunla cinsel ilişkiye girmek haramdır ve eğer
kocası onunla ilişkiye girerse, hayz hükümlerinde geçtiği gibi, mustehab ihtiyat gereği
kefaret vermelidir.
564. Mesele: Nifas kanından temizlenen kadın, gusledip ibadetlerini yerine
getirmeli; eğer tekrar kan görür ve kan gördüğü günler ile arada temiz olduğu
günlerin toplamı on gün ya da on günden daha az olursa, gördüğü kanın tamamı nifas
kanıdır; temiz olduğu günlerde eğer oruç tutmuşsa, kaza etmelidir.
565. Mesele: Nifas kanından temizlenen ve cinsel organında kan olduğuna
ihtimal veren kadın, cinsel organına bir miktar pamuk koyup biraz beklemeli, çıkarıp
baktığında eğer temiz ise, ibadetlerini yerine getirmek için gusletmeli.
566. Mesele: Hayz âdeti olan kadın, nifas halinde on günden fazla kan
görürse, adet gün sayısı kadar gördüğü kan nifas, kalan günlerde gördüğü kan ise
istihaza kanıdır. Hayz âdeti yok ise, on güne kadar gördüğü kan nifas, kalan günlerde
gördüğü kan istihazadır.
567. Mesele: Adet gün sayısı on günden daha az olan kadın, adet günlerinden
fazla nifas kanı görürse, adet gün sayısı miktarını nifas kanı saymalıdır. Ondan sonra
onuncu güne kadar ibadetlerini terk etmesi mustehabdır. Öyleyse eğer kan on günün
başında veya daha erken kesilirse, tamamını nifas, on günü geçerse ve adetten sonraki
onuncu güne kadar olan günlerini de, istihaza saymalı; o günlerde yerine getirmediği
ibadetlerini, kaza etmelidir.
568. Mesele: Hayz âdeti olan kadın, doğumdan sonra bir aya kadar veya bir
aydan daha fazla sürekli kan görürse, adet günleri kadar gördüğü kan nifastır ve
nifastan sonra on gün gördüğü kan, aylık adet günlerinde olsa bile, istihazadır.
Örneğin hayz âdeti her ayın yirmisinden yirmi yedisine kadar olan kadın, ayın onunda
doğum yapar ve bir ay ya da daha fazla kan görürse, on yedisine kadar gördüğü kan
nifas, on yedisinden itibaren on gün hatta adet günlerinde gördüğü kan, istihaza
kanıdır. On gün geçtikten sonra, adet günlerinde kan görürse, ister alametlerini taşısın
ister taşımasın, hayz kanıdır. Kan görmesi adet günlerinde olmasa ancak hayz
alametlerini taşısa, yine hayz kanıdır. Fakat nifastan on gün geçtikten sonra, hayz
âdeti günlerinin dışında ve hayz alametlerini taşımayan kan görürse, istihazadır.
569. Mesele: Hayz âdeti olmayan kadın, doğumdan sonra bir ay ya da bir aydan
daha fazla kan görür ise, ilk on günde gördüğü kan, nifas, ikinci on günde gördüğü
kan, istihaza ve ondan sonra gördüğü ise, hayz alameti taşıyorsa, hayz, taşımıyorsa,
istihazadır.
Ölüye Dokunma Guslü
570. Mesele: Ölen insanın soğumuş ve gusledilmemiş bedenine dokunan yani
kendi bedeninin bir yerini, ölen insanın bedenine, ister uykudayken ister uyanıkken,
bilerek veya bilmeyerek hatta tırnak ve kemiğini ölünün tırnak ve kemiğine değdiren
şahıs, ölüye dokunma guslü almalıdır fakat ölen hayvanın bedenine dokunursa, gusül
farz olmaz.
571. Mesele: Ölen insanın tamamen soğumamış bedeninin, soğumuş bir yerine
dokunulsa bile, ölüğe dokunma guslü farz olmaz.
572. Mesele: Saçını ölen insanın bedenine veya bedenini ölen insanın saçına
ya da saçını ölen insanın saçına değdiren şahıs, saçı standardın dışında çok uzun
değilse ve örfte ölüye dokunduğu kabul görürse, gusletmelidir.
573. Mesele: Ölen çocuğa hatta dört ayını doldurmuş düşük çocuğa dokunana,
ölüye dokunma guslü farz olur. Mustehab ihtiyata göre, dört aydan daha küçük düşük
çocuğa da dokunan, gusletmelidir. Dört aylık çocuk ölü doğarsa, mustehab ihtiyata
göre anne ölüye dokunma guslü almalıdır.
574. Mesele: Anne öldükten sonra ve bedeni soğumuş halde dünyaya gelen
çocuk, buluğ çağına erdikten sonra, ihtiyaten ölüye dokunma guslü almalıdır.
575. Mesele: Üç kez gusül verilen ve guslü tamamen bitmiş ölüye dokunan
insana, ölüye dokunma guslü farz olmaz fakat üçüncü gusül tamamlanmadan önce
ölünün bedenine dokunursa, dokunduğu yerin üçüncü guslü tamamlanmış olsa bile,
ölüye dokunma guslü almalıdır.
576. Mesele: Ölüye, eğer deli veya buluğa ermemiş çocuk dokunursa, deli
akıllandıktan ve çocuk buluğa erdikten sonra, ihtiyaten ölüye dokunma guslü
almalılar.
577. Mesele: Gusledilmemiş ölü veya sağ insandan kopan ve gusledilmeyen
kemikli uzva dokunan insan, ölüye dokunma guslü almalıdır fakat kopan uzuv
kemiksiz ise, dokunan insana ölüye dokunma guslü farz olmaz.
578. Mesele: İster ölüden ister diriden kopmuş olsun, etsiz kemiğe ve yine
gusledilmemiş ölüden kopan dişe dokunan kimse, farz ihtiyat gereği ölüye dokunma
guslü almalıdır fakat sağ insandan ayrılan ve üzerinde et olmayan veya çok az et olan
dişe dokunana, ölüye dokunma guslü farz değildir.
579. Mesele: Ölüye dokunma guslü, aynı cenabet guslü gibi alınmalıdır fakat
ölüye dokunma guslü alan kimse namaz kılmak isterse, abdest de almalıdır.
580. Mesele: Birkaç ölüye dokunan veya bir ölüye birkaç kez dokunan
kimsenin, bir defa gusletmesi kâfidir.
581. Mesele: Ölüye dokunduktan sonra gusletmeyen kimsenin camide
durması, cima etmesi ve farz secdesi olan sureleri okumasının sakıncası yoktur ancak
namaz vb. için gusletmeli ve abdest almalıdır.
Muhtazar Hükümleri
582. Mesele: Erkek olsun veya kadın, büyük olsun ya da küçük, ihtizar
halindeki yani can vermek üzere olan bir Müslüman, farz ihtiyat gereği ayakaltları
kıbleye doğru olacak şekilde sırt üstü yatırılmalıdır. Aynı bu şekilde yatırılması
mümkün olmazsa, mümkün olduğu kadar bu düstura amel edilmeli. Hiçbir şekilde
mümkün değilse, kıbleye doğru oturtulmalı. Bu da mümkün değilse, sağ ya da sol
tarafı üzerine kıbleye doğru yatırılmalıdır.
583. Mesele: Mustehab ihtiyat gereği meyyit (ölü) guslü verilmediği sürece,
cenaze kıbleye doğru yatırılmalı fakat guslü tamamlandıktan sonra, cenaze namazı
kılındığı şekilde yatırılmalıdır.
584. Mesele: Can vermek üzere olan insanı kıbleye doğru çevirmek, her
Müslümana farzdır ve velisinden izin almak gerekli değil. Bu görevi birileri yerine
getirirse, diğerlerinin uhdesinden kalkar.
585. Mesele: Can verme halinde olan kimseye şehadeteyni, (İki cümleden
oluşan kelime-i şehadet yani Eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden
Resulullah) on iki imamın imametine ikrarı ve diğer hak itikatları, anlayacağı şekilde
telkin etmek ve de can verene kadar tekrar etmek, mustehabdır.
586. Mesele: Aşağıdaki duayı, can vermekte olan insana anlayacağı şekilde
ِ ‫عاصيك واقْ بل ِم ِِن الْي‬
ِ ِ
telkin etmek mustehabdır: ‫سري‬
‫ثري ِم ْن َم‬
َ ِ‫طاعت‬
َ ‫سري م ْن‬
َ َ‫ك َي َم ْن يَ ْقبَ ُل الْي‬
َ َ
َ ‫ِل الْ َك‬
َْ َ َ
َ ‫اَلل ُه هم ا ْغف ْر‬
ِ ‫“ وي عفو ع ِن الْ َكثِ ِري اِقْ بل ِم ِِن الْيسري واعف ع ِِن الْ َك‬Allahummeğfir
ِ
‫ك َرحيم‬
َ ‫ور اَلل ُه هم ْارْحَِْن َِانه‬
َ ُ ْ َ َ
َ ُ ْ ََ
َ ْ‫ثري انهك اَن‬
ُ ‫ت الْ َع ُف ُّو الْغَ ُف‬
َ
َْ
liye’l-kesire min measike vakbel minni’l-yesire min taetike ya men yakbelu’l-yesire ve
ya’fu ani’l-kesiri, ikbel minni’l-yesire ve’fu anni’l-kesire inneke ente’l-afuvvu’l-ğafur
allahumme’r-Hamni feinneke rahim.1”
587. Mesele: Can vermesi zor olan kimseyi, rahatsız olmuyor ve ölümünü
hızlandırmıyorsa, namaz kıldığı yere götürmek mustehabdır.
588. Mesele: Can vermekte olan insanın rahat olması için başucunda “Yasin”,
“Saffat”, “Ahzab” surelerini, “Ayetel Kürsiyi”, “Araf” suresinin 54. Ayetini,
“Bakara” suresinin son üç ayetini ve Kur’an-ı Kerim’den mümkün olan miktarını
okumak mustehabdır.
589. Mesele: Can vermek üzere olan kimseyi yalnız bırakmak, karnının
üzerine bir şey bırakmak, yanında cünüp ve hayız kadının olması, yanında çok
konuşmak, ağlamak ve yanına kadınları yalnız bırakmak, mekruhtur.
Allahım! Sana karşı işlediğim çokça günahı affet ve az itaatimi kabul et. Ey azı
kabul edip çoğu affeden, az itaatimi kabul, çok günahımı affet. Gerçekten sen affeden
ve bağışlayansın. Allah’ım! Bana merhamet et, doğrusu sen esirgeyensin.
1
Ölüm Sonrası Hükümleri
590. Mesele: İnsan öldükten sonra gözlerini, dudaklarını kapatmak ve çenesini
bağlamak, el ve ayaklarını uzatmak, üzerine bir bez örtmek, gece dünyadan gitmişse,
öldüğü yerde lamba yakmak, cenazesinin teşyii için müminlere haber vermek ve bir
an önce defnetmek mustehabdır. Fakat öldüğüne emin olunmamışsa, belli olana kadar
beklemeli ve ölen eğer hamile, karnındaki çocuk sağ ise, sol tarafı yarılıp çocuk
çıkarılmalı ve sol tarafı dikildikten sonra defnedilmelidir.
Cenaze Hükümleri
591. Mesele: On iki imam Şia’sı olmasa da ölen Müslümana gusül vermek,
onu kefenlemek, cenaze namazını kılmak ve defnetmek, her mükellefe farzdır ve bu
görevi bazıları yerine getirirse, diğerlerinin üzerinden kalkar ancak hiç kimse
yapmazsa, herkes günah işlemiş olur.
592. Mesele: Birisi cenaze işleriyle meşgul olursa, diğerlerinin teşebbüsüne
gerek kalmaz ancak o kimse işi yarıda bırakır ise, diğerlerinin tamamlamaları gerekir.
593. Mesele: İnsan, cenaze işleriyle birinin ilgilendiğine eminse, ilgilenmesi
farz olmaz fakat bu konuda şüphe ve zannı varsa, ilgilenmesi gerekir.
594. Mesele: Gusül verme, kefenleme, cenaze namazı, defnetme gibi cenaze
işlerinin yanlış yapıldığını bilen kimse, o işleri yeniden yapmalıdır fakat yanlış
yapıldığını zannediyor veya doğru yapılıp yapılmadığında şüphe ediyorsa, yeniden
yapması gerekmez.
595. Mesele: Cenazeyi gusletmek, kefenlemek, kafur sürmek, namazını
kılmak ve defnetmek için, velisinden izin alınmalıdır.
596. Mesele: Ölen kadının velisi kocasıdır ve kocasından sonra, ölen kadından
miras alma hakkına sahip ve kendi hanımlarına öncelikleri olan erkeklerdir.
597. Mesele: Eğer birisi “Ben ölenin vasisi veya velisiyim.” Ya da “Ölenin
velisi gusletme, kefenleme ve defnetmek için bana izin vermiştir.” Derse ve sözüne
güveniliyorsa, başka biri de “Ben ölenin velisi veya vasisiyim.” Ya da “Ölenin velisi
bana izin vermiştir.” Demiyor ise, cenaze işleri onun yetkisinde olur. Eğer sözüne
güvenilmiyorsa yahut başka biri “Ben ölenin velisi veya vasisiyim.” Ya da “Ölenin
velisi bana izin vermiştir.” Diyor ise, o ikisinden, sözüne iki adil kişinin şahitlik ettiği
kimsenin sözü kabul edilmelidir.
598. Mesele: Ölen kimse guslü, kefenlenmesi, cenaze namazı ve defnedilmesi
için velisinden başka birini belirlerse, mustehab ihtiyat gereği velisi izin vermelidir.
Ölenin bu işler için belirlediği kimsenin, bu vasiyeti kabul etmesi lazım değil ama
eğer kabul etmişse, vasiyete amel etmelidir.
Cenazeye Gusül Verme Hükümleri
599. Mesele: Cenazeye üç gusül vermek farzdır:
1- Sidr ile karıştırılmış suyla.
2- Kafur ile karıştırılmış suyla.
3- Normal suyla.
600. Mesele: Sidr ve Kafur, normal suyu muzaf suya dönüştürecek kadar
fazla, “Suya Sidr ve Kafur karıştırılmamış” denecek kadar az olmamalıdır.
601. Mesele: Gerektiği kadar Sidr ve Kafur bulunmazsa, farz ihtiyat gereği
eldeki mevcut miktar, suya karıştırılmalı.
602. Mesele: Hac veya umre için ihrama giren kimse, hac ya da umre tavafını
tamamlamadan önce ölürse, Kafurlu suyla gusledilmemeli ve onun yerine normal
suyla gusledilmelidir.
603. Mesele: Sidr ve Kafur veya bunlardan biri bulunmazsa ya da kullanılması
caiz değilse örneğin gasp edilmiş ise, bulunmayan her birinin yerine cenazeyi normal
suyla gusletmek gerekir.
604. Mesele: Cenazeye gusül veren kimse, Müslüman, on iki imam Şia’sı,
buluğa ermiş, akıllı ve gusül meselelerini bilen birisi olmalıdır ama eğer ölen şahıs on
iki imam Şia’sı değilse, cenazeye gusül veren kimsenin on iki imam Şia’sı olması
gerekmez.
605. Mesele: Cenazeye gusül veren kimse, bu işi kurbet kastıyla yani Allah’ın
emrini yerine getirme niyetiyle yapmalıdır.
606. Mesele: Zinadan doğmuş olsa bile, Müslüman çocuğun cenazesine gusül
vermek farzdır. Kâfire ve evladına gusül vermek, kefenlemek ve defnetmek caiz
değil. Çocukluktan beri deli olan ve o halde buluğ çağına ulaşan kimseye, anne babası
veya içlerinden biri Müslüman ise, gusül verilmeli, hiçbiri Müslüman değilse, gusül
vermek caiz değildir.
607. Mesele: Düşük çocuk, dört aylık veya daha büyük ise, gusül verilmelidir;
dört aylık değilse, bir beze sarılıp defnedilmelidir.
608. Mesele: Erkeğin kadına ve kadının erkeğe meyyit guslü vermesi haramdır
fakat kadın kocasına ve koca da hanımına gusül verebilir; gerçi kadının kocasına ve
kocanın hanımına gusül vermemesi ihtiyaten mustehabdır.
609. Mesele: Üç yaşından büyük olmayan kız çocuğuna erkek, üç yaşından
büyük olmayan erkek çocuğuna da kadın, gusül verebilir.
610. Mesele: Ölen erkeğe gusül vermek için erkek bulunmazsa, anne, bacı,
hala, teyze veya sütanne gibi yakın ve mahrem olan kadınlar, ihtiyaten elbise ya da
bedenini örten bir şey altından gusül verebilirler. Yine ölen kadına gusül vermek için
kadın bulunmazsa, yakın ve mahrem olan erkekler, ihtiyaten elbise altından ona gusül
611. Mesele: Cenaze ve cenazeye gusül verenin her ikisi erkek veya her ikisi kadın
olurlarsa, cenazenin avret dışında kalan yerlerinin açık olması daha iyidir.
612. Mesele: Cenazenin avret yerine bakmak, karı koca olmamaları halinde,
haramdır ve gusül veren kişi cenazenin avret yerine bakarsa günah işlemiş olur ancak
gusül batıl olmaz.
613. Mesele: Cenazenin bedeninin bir yeri necis olursa, gusül verilmeden önce
yıkanmalıdır ve mustehab ihtiyat gereği cenazenin bütün bedeni, gusle başlamadan
evvel temiz olmalı.
614. Mesele: Cenaze guslü, cenabet guslü gibidir ve farz ihtiyat gereği tertibi
gusül mümkün olduğu sürece, cenazeye irtimasi gusül verilmemelidir fakat tertibi
gusülde bedenin üç kısmından her birini çok suya batırmak caizdir.
615. Mesele: Hayız ya da cünüp halde ölen kimseye hayız veya cenabet guslü
vermek gerekmez, meyyit guslü yeterlidir.
616. Mesele: Cenazeye gusül vermek için ücret almak, motive niyetiyle
olursa, haram değil; aksi takdirde almamak ihtiyaten mustehabdır ve eğer birisi ücret
almak kastıyla cenazeye gusül verirse, o gusül batıl değil, ayrıca guslün ön hazırlıkları
için ücret almak da haram değildir.
617. Mesele: Eğer su bulunmaz veya kullanılmasına mani bir durum olursa,
cenazeye farz üç gusül yerine sırasıyla üç teyemmüm ettirilir ve mustehab ihtiyat
gereği bir teyemmüm de, bütün gusüllerin yerine niyetiyle ettirilmeli. Ettirilen o üç
teyemmümden birini, üzerindeki bütün farz gusüllerin yerine niyetiyle yapmaları
durumunda, dördüncü teyemmüme gerek kalmaz.
618. Mesele: Cenazeyi teyemmüm ettiren kimse, elini yere vurup, cenazenin
yüzüne ve ellerinin arkasına çekmeli ve eğer mümkün ise, mustehab ihtiyat gereği
cenazeyi kendi elleri kullanılarak da teyemmüm ettirmeli.
Cenazeyi Kefenleme Hükümleri
619. Mesele: Müslümanın cenazesi, izar, kamis (gömlek) ve lifafeden oluşan
üç parça bezle kefenlenmelidir.
620. Mesele: İzar, bedenin etrafını göbekten dize kadar örtmeli ve göğüsten
ayak üzerine kadar ulaşması daha iyidir. Kamis, omuz hizasından ayak baldırının
yarısına kadar bedeni örtmeli ve ayak üzerine kadar ulaşması daha iyidir. Lifafe, iki
tarafı düğümlenebilecek kadar uzun, bir tarafı diğer tarafın üzerine gelecek kadar da
geniş olmalıdır.
621. Mesele: İzarın göbekten dize kadar olan ve kamisin omuzdan baldırın
yarısına kadar olan miktarı, kefenin farz miktarıdır ve bu miktardan fazlası,
mustehabdır.
622. Mesele: Ölenin buluğ çağında olan varisleri, önceki meselede geçen
kefenin farz miktarından fazlasının masrafını kendi paylarından alınmasına izin
verirlerse, bunun sakıncası olmaz. Aslında kefenin farz miktarından fazlasını, normal
ölçüde olursa, buluğ çağına ermemiş varisinin payından almanın da sakıncası yoktur.
623. Mesele: Önceki meselede geçen kefenin mustehab miktarını malının üçte
birinden alınmasını veya malının üçte birinin kendisine harcanmasını vasiyet eden
ancak nereye harcanacağını belirlemeyen ya da sadece harcama miktarını belirleyen
kimsenin, kefeninin mustehab miktarı, malının üçte birinden alınabilir.
624. Mesele: Ölen kişi, kefen masrafının malının üçte birinden alınmasını
vasiyet etmemişse, malının tamamından alınabilir ve kefenin farz miktarını mümkün
olan en ucuz fiyattan almak mustehabdır fakat farz miktarından fazlası alınmak
istenirse, buluğ çağındaki varisleri, o miktarın kendi paylarından alınmasına izin
vermelidirler.
625. Mesele: Kadına kefen almak, kadının parası olsa bile, kocasının görevidir
ve yine eğer kadını (talak hükümlerinde açıklanacağı şekilde) ric’i talakla boşar ve
kadın, iddeti tamamlanmadan önce ölürse, kocası onun kefenini temin etmelidir;
kocası buluğ yaşında olmaz veya deli olursa, kocasının velisi, kadının kefenini
kocanın malından temin etmelidir.
626. Mesele: Ölene kefen temin etmek, akrabalarına farz değildir ama sağken
masrafları akrabalarının üzerine farz idiyse, mustehab ihtiyat gereği, kefeni de onların
uhdesinde olur.
627. Mesele: Ölenin bedenini belli edecek kadar ince olan ama bütünü ölenin
bedenini örten kefenin üç parçasından her biri, farz ihtiyat gereği yeterli olmaz.
628. Mesele: Cenazeyi, murdar olmuş hayvanın derisiyle ve gasp edilmiş bir
şeyle kefenlemek, başka bir şey bulunmasa dahi, caiz değildir; cenazenin kefeni gasp
edilmiş olur ve sahibi razı olmazsa, kefen, defnedilmiş olsa bile, cenazenin üzerinden
çıkarılmalıdır.
629. Mesele: Cenazeyi necis bir şeyle, saf ipek ve altınla örülmüş kumaşla
kefenlemek, caiz değil fakat mecburiyet halinde sakıncası olmaz.
630. Mesele: Cenazeyi, eti haram hayvanın yünü veya kılından yapılan
kumaşla kefenlemek, seçme imkânı varken caiz değildir. Mustehab ihtiyat gereği,
şer’i kurallara göre kesilmiş eti helal hayvanın derisiyle de kefenlenmemeli fakat eti
helal hayvanın kılı ve yününden yapılmış kumaşla kefenlemenin, kaçınılması
ihtiyaten mustehab olsa da, sakıncası olmaz.
631. Mesele: Ölünün kefeni kendisinin veya başkasının necasetiyle necis
olursa, kefenin zayi olmaması durumunda, kabre konulduktan sonra olsa bile, necis
olan miktar yıkanmalı ya da kesilmeli; eğer yıkamak veya kesmek mümkün değil,
değiştirilmesi mümkünse, kefen değiştirilmelidir.
632. Mesele: Hac veya umre için ihrama girmiş kimse eğer ölürse, diğerleri
gibi kefenlenmeli ve başını, yüzünü örtmenin sakıncası yoktur.
633. Mesele: İnsanın sağlığında kefen, Sidr ve Kafurunu hazırlaması
mustehabdır.
Hanut Hükümleri
634. Mesele: Ölüyü, gusülden sonra hanut etmek yani alnına, avuçlarına,
dizlerine ve iki ayak başparmağının uçlarına Kafur sürmek, farzdır ve burnunun
ucuna da sürmek mustehabdır. Kafur, ezilmiş ve taze olmalı ve eğer eski olduğu için
kokusu gitmişse, yeterli değildir.
635. Mesele: Kafuru önce ölünün alnına sürmek ihtiyaten farzdır.
636. Mesele: Her ne kadar kefenleme sırasında ve kefenledikten sonra da
sakıncası yoksa da, ölüyü kefenlemeden önce hanut etmek daha iyidir.
637. Mesele: Hac veya umre için ihrama girmiş kimse, hacda Safa ile Merve
arasında sa’yini, (yürümeyi) umrede taksirini (saçını kısaltmayı) tamamlamadan önce
ölür ise, hanut edilmesi caiz değildir.
638. Mesele: Kocası ölmüş ve henüz iddeti dolmamış kadına, güzel koku
sürmesi haram olsa bile, öldüğü zaman hanut yapmak farzdır.
639. Mesele: Ölüye misk, amber, ud vb. kokular sürmek veya bu kokuları
Kafurla karıştırmak mekruhtur ve hatta sürmemek ihtiyaten mustehabdır.
640. Mesele: Bir miktar şehitler efendisi Hz. Hüseyin (a.s) türbetini (toprağı)
Kafurla karıştırmak mustehabdır ancak o Kafuru saygısızlık sayılacak yerlere
sürmemek gerekir ve türbet, Kafurla karıştırıldığında, Kafur denilmeyecek kadar çok
olmamalıdır.
641. Mesele: Eğer Kafur bulunmazsa ya da sadece gusle yetecek kadar ise,
hanut yapmak gerekmez ve eğer gusülden arta kalır fakat yedi uzvun hepsine
yetmezse, ihtiyaten önce alına, arta kalırsa diğer yerlere sürülmelidir.
642. Mesele: İki adet yaş ve taze ağaç dalını cenazeyle birlikte kabre koymak
mustehabdır.
Cenaze Namazı Hükümleri
643. Mesele: Ölen Müslümana ve yine altı yaşını doldurmuş, anne babası veya
ikisinden birisi Müslüman olan çocuğa, cenaze namazı kılmak farzdır.
644. Mesele: Altı yaşını doldurmamış ölen çocuğa cenaze namazı kılmak
mustehabdır fakat ölü doğmuş çocuğa cenaze namazı kılmak mustehab değildir.
645. Mesele: Cenaze namazı, ölüye gusül verildikten, hanut yapıldıktan ve
kefenlendikten sonra kılınmalı ve eğer öncesinde veya arada kılınırsa, unutkanlık ya
da meseleyi bilmemekten ötürü olsa bile, yeterli olmaz.
646. Mesele: Her ne kadar diğer namazlarda gerekli olan şeylere riayet etmek
ihtiyaten mustehab olsa da, cenaze namazı kılan kimsenin abdestli, gusüllü veya
teyemmümlü, bedeninin ve elbisesinin temiz olması gerekmez ama eğer elbisesi gasp
edilmiş ise, sakıncalıdır.
647. Mesele: Cenaze namazı kılan kimse yüzü kıbleye doğru dönmeli ve
cenaze, namaz kılanın karşısına, başı namaz kılanın sağ tarafına, ayağı ise sol tarafına
gelecek şekilde, sırt üstü yatırılmalıdır.
648. Mesele: Cenaze namazı kılınan mekân, gasp edilmiş ve cenazenin
konulduğu yerden aşağıda veya yukarıda olmamalı fakat az bir alçaklık ve
yüksekliğin sakıncası olmaz.
649. Mesele: Cenaze namazı kılan, cenazeden uzak olmamalı fakat cenaze
namazını cemaatle kılanın cenazeden uzak olmasının, safların birbirine muttasıl
olması durumunda, sakıncası olmaz.
650. Mesele: Cenaze namazı kılan, cenazenin karşısında durmalı fakat cenaze
namazı cemaatle kılınır ve saflar cenazenin iki tarafını aşacak kadar uzarsa, cenazenin
karşısında olmayanların namazına halel gelmez.
651. Mesele: Cenazeyle namaz kılan arasında perde, duvar vb. şeyler
olmamalı fakat cenazenin tabut vb. şeyin içinde olmasının sakıncası yoktur.
652. Mesele: Namaz kılınırken, cenazenin avret yeri örtülü olmalı ve eğer
kefenlenmesi mümkün değilse, avret yeri tahta, tuğla vb. şeylerle bile olsa,
örtülmelidir.
653. Mesele: Cenaze namazı ayakta ve kurbet kastıyla kılınmalı ve niyet
ederken ölen belirtilmeli, örneğin “Bu ölen için cenaze namazı kılıyorum kurbeten
ilellah” şeklinde niyet etmeli.
654. Mesele: Cenaze namazını ayakta kılacak biri olmazsa, oturarak
kılınabilir.
655. Mesele: Ölen kimse, kendisinin cenaze namazını kılması için belli bir
şahsı vasiyet etmişse, mustehab ihtiyat gereği o şahıs ölen kimsenin velisinden izin
almalıdır ve velinin de izin vermesi, mustehabdır.
656. Mesele: Cenazeye birkaç kez namaz kılmak mekruhtur fakat ölen kişi
ilim ve takva ehli ise, mekruh olmaz.
657. Mesele: Ölen biri, bilerek veya unutarak ya da bir mazeretten ötürü
cenaze namazı kılınmadan defnedilir yahut defnedildikten sonra kılınan namazın batıl
olduğu belli olur ise, cesedi çürümeden, mezarına cenaze namazı kılınmalıdır.
Cenaze Namazı
658. Mesele: Cenaze namazının beş tekbiri vardır ve şu şekilde kılınması
ِ‫ول ه‬
yeterlidir: Niyet ve ilk tekbirden sonra şöyle denir: ‫اَّلل‬
ُ ‫اَّللُ َو أَ هن ُُمَ هم ًدا َر ُس‬
‫أَ ْش َه ُد أَ ْن َلَ إِلَهَ إَِله ه‬
“Eşhedu en la ilahe illallah ve enne Muhammeden Resulullah1” İkinci tekbirden
ِ
ِ
ِ
sonra ‫سلني‬
َ ِ ‫ص ِل َعلي ََجي ِع اْلَنْبِيَاء والْ ُم ْر‬
َ ‫ص ِل َعلي ُُمَ همد َوآل ُُمَ همد َو‬
َ ‫“ "اَلل ُه هم‬Allahumme salli ala
Muhammedin ve al-i Muhammed ve salli ala cemi’il enbiyai ve’l-murselin2” Üçüncü
tekbirden sonra:
ِ ‫“ "اَلله هم ا ْغ ِفر لِْلم ْؤِمنني والْم ْؤِم‬Allahumme’ğ-fir li’l-muminine ve’l‫نات‬
ُ
ُ َ َ ُ ْ
ِ ِ‫“ "اَلله هم ا ْغ ِفر ِِلذا اْلمي‬Allahumme’ğ
muminat3” Dördüncü tekbirden sonra, ölen erkek ise: ‫ت‬
ُ
ْ
َ
5
fir li haze’l meyyit4” kadın ise: ‫له هم ا ْغ ِف ْر ِِل ِذ ُِ اْل َميِتِة‬
ُ ‫“ "اَل‬Allahumme’ğ fir li haze’l meyyite ”
denir ve sonra beşinci tekbir söylenir.
Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed O’nun elçisidir.
Allahım, Muhammed’e ve al-i Muhammed’e ve bütün nebi ve resullere rahmet eyle.
3
Allah’ım, mümin erkekleri ve mümine kadınları bağışla.
4
Allah’ım, bu ölen erkeği bağışla.
5
Allah’ım, bu ölen kadını bağışla.
1
2
659. Mesele: Ölen, ister cenaze namazının farz olduğu altı yaşını doldurmuş,
ister mustehab olduğu altı yaşından daha az çocuk olursa, dördüncü tekbirden sonra
ِ ِ
şöyle denir: ً‫َجرا‬
ْ ‫اج َع ْلهُ ْلَبَويه و لَنَا َِ َرطَاً َو َسلَفاً َوأ‬
ْ ‫“ الله ُه هم‬Allahumme’c’alhu liebeveyhi ve lena
fereten ve selefen ve ecra1” Eğer mustazaf olursa, dördüncü tekbirden sonra şöyle
ِِ ِ
ِ ٍ ِ
ِ
ِ ْ ‫ک و قِ ِهم ع َذاب‬
denir: ‫صلَ َح‬
َ ‫ َربهنَا َو اَ ْدخ ْل ُه ْم َجنهات َع ْدن اَلهتی َو َع ْدتَ ُه ْم َو َم ْن‬٬‫اْلَحي ِم‬
َ َ ْ َ َ َ‫ين ََتبُوا َو التهبَعُوا َسبِيل‬
َ ‫اَلل ُهم ا ْغف ْر للهذ‬
ِ
‫اْلَ ِکي ِم‬
ْ ‫ت الْ َع ِزي ِز‬
َ ‫“ " ِم ْنَ َاِبئِ ِه ْم َو اَْزَو ِاج ِه ْم َو ذُ ِرهَيِتِِ ْم انه‬Allahumme’ğ-fir lillezine tabu ve’t-tebeu
َ ْ‫ک اَن‬
sebileke ve gihim azabe’l-cehim, Rabbena ve edhilhum cennati adnin elleti veedtehum
ve men salehe min abaihim ve ezvacihim ve zurriyyatihim inneke ente’l-azizi’lhakim2” Eğer hali meçhul (inancı veya ameli belli olmayan) biri olursa, şöyle
denir:ُ‫اْلَْي َر َو اَ ْهلَهُ َِا ْغ ِف ْر لَهُ َو ْارْحَْهُ َو ََتَ َاوْز َعْنه‬
ْ ‫ب‬
ُّ ‫“ "اَلله ُه هم اِ ْن َکا َن ُِحي‬Allahumme in kane yuhibbu’l-Hayre
ve ehlehu fe’ğfir lehu ve’r-hamhu ve tecavez anhu3” Eğer münafık olursa, dördüncü
tekbirden sonra lanet edilmeli.
660. Mesele: Cenaze namazının 658. Meselede açıklandığı şekilde kılınması
yeterli olmakla beraber, şu şekilde kılınması daha iyidir: İlk tekbirden sonra:
ِ
‫اع ِة‬
َ ‫أ ْش َه ُد أ ْن َل إِ َله إَله اَّللُ َو ْح َدُُ َل َش ِر‬
َ ‫ني يَ َدي ال هس‬
َْ َ‫سولُهُ أ َْر َسلَهُ ِِب ْْلَ ِق بَ ْشرياً َونَذيراً ب‬
ُ ‫يك لَهُ َوأَ ْش َه ُد أ هن ُُمَ همداً َعْب ُدُُ َوَر‬
“Eşhedu en la ilahe illallah vehdehu la şerike leh ve eşhedu enne Muhammeden
abduhu ve resuluh, erselehu bi'l-hakki beşiyren ve neziyren beyne yedeyi’s-sae4”
İkinci tekbirden sonra: ‫ض ِل َما‬
َ ‫ص ِل َعلي ُُمَ همد َو ِآل َُُم همد َوَِب ِرْك َعلي ُُمَ همد َو ِآل ُُمَ همد َو ْار َح ْم ُُمَ همداً َو‬
َ ِْ‫آل َُُم همد َكأ‬
َ ‫اَلل ُه هم‬
ِ ‫سلني والش‬
ِ
ِ ِ ِ
ِ ِ
َِ ‫الصد ِيقني و‬
ِ ‫داء و‬
ِ
‫َج ِيع‬
َ ْ‫ت َوتَ َر هْح‬
َ ‫ت َوَِب َرْك‬
َ ‫صلهْي‬
َ َ َ ِ ‫ص ِل َعلي ََج ِيع اْلَنْبِيَاء والْ ُم ْر‬
َ ‫ت َعلي إبْ َراه َيم وآل إِبْ َراهيم إنهك َْحيد ََميد َو‬
َ
َ َ
َ ‫ُّه‬
ِ ‫"عب ِاد‬
ِ
‫صاْلِِني‬
‫اَّلل ال ه‬
َ “Allahumme salli ela Muhammedin ve al-i Muhammed ve barik ela
Allah’ım, onu anne babasına ve bize selef, bereket ve sevap vesilesi karar kıl.
Allah’ım, tövbe edenleri ve yoluna tabi olanları bağışla ve onları cehennem
azabından koru. Rabbimiz, onları, salih babalarını, eşlerini ve zürriyetlerini, vaat
ettiğin Adn cennetlerine yerleştir. Doğrusu sen aziz ve hikmet sahibisin.
3
Allah’ım, eğer hayrı ve hayır ehlini seviyor ise, onu bağışla, ona acı ve
günahlarından geç.
4
Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur, tektir, ortağı yoktur ve şehadet
ederim ki Muhammed O’nun kulu ve elçisidir, kıyamete kadar onu hak üzere
müjdeleyici ve korkutucu olarak göndermiştir.
1
2
Muhammedin ve al-i Muhammed ve’r-ham Muhammeden ve al-e Muhammed, ke
efzali ma salleyte ve barekte ve terahhemte ela İbrahime ve al-i İbrahim, inneke
hamidun mecid, ve salli ela cemi’il enbiyai ve’l-murselin ve’ş-şuhedai ve’s-sıddıkin
ِ
ِ ِ
ِ ِ ِ
ve cemi’i ibadillahi’s-salihin.1” Üçüncü tekbirden sonra: ‫مني‬
َ ‫نني َوالْ ُم ْؤمنات َوالْ ُم ْسل‬
َ ‫له هم ا ْغف ْر ل ْل ُم ْؤم‬
ُ ‫اَل‬
ِ ‫هك َُِميب الدهعو‬
ِ ‫ات ََتبِع ب ينَنَا وب ينَهم ِِب ْْلري‬
ِ ‫"والْمسلِماتِ اْلَحي ِاء ِمْنهم واْلَمو‬
‫هك َعلي ُك هل َش ْيء قَ ِدير‬
َ ‫ات إِن‬
َ ‫ات إِن‬
َْ
ُْ َ
ُ
َ َْ ْ ُ َْ َ َْ
ََ
َْ َ ْ ُ
“Allahumme’ğfir li’l-mu’minine ve’l-mu’minat ve’l-muslimine ve’l-muslimat el-ehyai
minhum ve’l-emvat tabi’ beynena ve beynehum bi’l-hayrat inneke mucibu’d-deevat
inneke ela külli şey’in kadir.2” Dördüncü tekbirden sonra eğer ölen erkekse: ‫له هم إِ هن َه َذا‬
ُ ‫اَل‬
ِ
ِ
ِ
‫له هم إِ ْن َكا َن ُُْم ِسناً َِ ِزْد‬
َ ِ‫ك نَ َزلَ ب‬
َ ِ‫َعْب ُد َك َوابْ ُن َعْبد َك َوابْ ُن َأمت‬
َ ْ‫له هم إ هَّن َلَ نَ ْعلَ ُم مْنهُ إَله َخ ْرياً َوأَن‬
َ ْ‫ك وأَن‬
ُ ‫ت أ َْعَل ُم بِه منها اَل‬
ُ ‫ت َخ ْ ُري َمْن ُزول بِه اَل‬
ِِ
ِ
ِِ
ِ
ِ
ِ
‫ك ََي‬
َ ِ‫ين َو ْارْحَْهُ بَِر ْْحَت‬
ْ ُ‫اخل‬
ْ ‫اج َع ْلهُ ِعْن َد َك ِف‬
ْ ‫ني َو‬
َ ِ‫أعلي علي‬
ْ ‫له هم‬
ُ ‫ِف إِ ْح َسانه َوإ ْن َكا َن ُمسيئاً َِتَ َج َاوْز َعْنه َوا ْغف ْر لَهُ اَل‬
َ ‫ف َعلي ْأهله ِف الغَاب ِر‬
ِ ِ ‫“ "أَرحم الهر‬Allahumme inne haza abduke ve’bnu abdike ve’bnu emetike nezele bike ve
‫اْحني‬
ََ ْ
ente hayru menzulin bih, Allahumme inna la ne’lemu minhu illa hayren ve ente
e’lemu bihi minna, Allahumme in kane muhsinen fe zid fi ihsanihi ve in kane musien
fe tecavez anhu ve’ğfir lehu, Allahumme’c-alhu indeke fi e’la illiyyin ve’hluf ela ehlihi
fi’l-ğabirin ve’rhamhu bi rahmetike ya erhame’r-rahimin.3” Sonra beşinci tekbir
getirilir. Fakat eğer ölen kadın ise, dördüncü tekbirden sonra: ‫ك َوابْنَةُ َعْب ِد َك‬
َ ُ‫له هم إِ هن َه َذُ َأمت‬
ُ ‫اَل‬
ِ ِ
ِ
‫ت ُُْم ِسنَةً َِ ِزْد ِف‬
َ ِ‫ت ب‬
َ ِ‫نت َأمت‬
ْ َ‫ اَلل ُه هم إِ ْن َكان‬،‫ت أ َْعلَ ُم َِا منها‬
ْ َ‫ك نَ َزل‬
َ ْ‫له هم إ هَّن َلَ نَ ْعلَ ُم مْن َها إَله َخ ْرياً َوأَن‬
َ ْ‫ك وأَن‬
ُ ْ‫َواب‬
ُ ‫ت َخ ْريُ َمْن ُزول بِه اَل‬
ِ
ِِ
ِ
ِ
ِ
ِ
‫ك‬
َ ِ‫ين َو ْارْحَْ َها بَِر ْْحَت‬
ْ ُ‫اخل‬
ْ ‫اج َع ْل َها ِعْن َد َك ِف‬
ْ ‫ني َو‬
َ ِ‫أعلي علي‬
ْ ‫له هم‬
ُ ‫إِ ْح َساِنَا َوإ ْن َكانَت ُمسيئةً َِتَ َج َاوْز َعْن َها َوا ْغف ْر َِلَا اَل‬
َ ‫ف َعلي ْأهل َها ِف الغَاب ِر‬
Allah’ım, İbrahim’e ve al-i İbrahim’e gönderdiğin en üstün salat, bereket ve
rahmeti, Muhammed’e ve al-ine de gönder; doğrusu sen beğenilen ve yücesin. Bütün
nebilere, resullere, şehitlere, Sıddıklara ve salih kullara da rahmet eyle.
2
Allah’ım, sağ olan ve ölen mümin erkek ve kadınları, Müslüman erkek ve
kadınları bağışla, bizlerle onların arasında hayırların takipçisi ol, doğrusu sen duaları
kabul eden ve her şeye kadirsin.
3
Allah’ım, bu senin kulundur, erkek ve kadın kulunun oğludur, huzuruna vardı
ve huzuruna varılanların en hayırlısısın, Allah’ım, doğrusu biz, onun hakkında
hayırdan başka şey bilmiyoruz ve sen onu bizden daha iyi tanıyorsun. Eğer iyilik eden
biri ise, iyiliğini artır, kötülük yapan biri ise, ondan geç ve onu bağışla. Allah’ım, onu
katının en yüce mertebelerinde karar kıl, geride kalanlarından ailesine halef ol, ona
rahmetinle acı, ey rahmet edenlerin en merhametlisi.
1
ِ ِ ‫“ "َي أَرحم الهر‬Allahumme inne hazihi emetuke ve’bnetu abdike ve’bnetu emetike,
‫اْحني‬
ََ ْ َ
nezelet bike ve ente hayru menzulin bih, Allahumme inna la ne’lemu minha illa
hayren ve ente e’lemu biha minna, Allahumme in kanet muhsineten, fe zid fi ihsaniha
ve in kanet musieten, fe tecavez enha ve’ğfir leha, Allahumme’c-alha indeke fi e’la
illiyyin ve’hluf ela ehliha fi’l-ğabirin ve’r-hemha bi rahmetike ya erhame’rrahimin.1” okunur.
661. Mesele: Dualar ve tekbirler, namaz kendi şeklinden çıkmayacak surette
peş-peşe okunmalıdır.
662. Mesele: Cenaze namazını cemaatle kılan kimse, tekbirleri ve duaları
okumalıdır. (Yani cemaat imamının okumasıyla yetinmemelidir.)
Cenaze Namazının Mustehabları
663. Mesele: Cenaze namazının mustehabları:
1- Cenaze namazı kılan kimse abdestli veya gusüllü ya da teyemmümlü olmalı
ve mustehab ihtiyat gereği teyemmümü, abdest ve gusül mümkün olmadığında veya
abdest alıp yahut guslettiğinde cenaze namazına yetişemeyeceğinden korktuğu
zaman, almalıdır.
2- Ölen erkek ise, cemaat imamı veya tek başına cenaze namazı kılan kişi,
cenazenin boyunu ortalayacak şekilde, kadın ise, cenazenin göğüs hizasında
durmalıdır.
3- Yalın ayak namaz kılmak.
4- Her tekbirde elleri havaya kaldırmak.
5- Cenaze namazı kılanın cenazeyle arasındaki mesafe, rüzgâr elbisesini
hareket ettirdiğinde, cenazeye değecek kadar az olmalı.
6- Cenaze namazını cemaatle kılmak.
Allah’ım, bu senin kadın kulundur, erkek ve kadın kulunun kızıdır, huzuruna
vardı ve huzuruna varılanların en hayırlısısın, Allah’ım, doğrusu biz, onun hakkında
hayırdan başka şey bilmiyoruz ve sen onu bizden daha iyi tanıyorsun. Eğer iyilik eden
biri ise, iyiliğini artır, kötülük yapan biri ise, ondan geç ve onu bağışla. Allah’ım, onu
katının en yüce mertebelerinde karar kıl, geride kalanlarından ailesine halef ol, ona
rahmetinle acı, ey rahmet edenlerin en merhametlisi.
1
7- Cemaat imamı tekbir ve duaları yüksek sesle, cemaat ise alçak sesle
okumalı.
8- Cemaat, bir kişi bile olsa, imamın arkasında durmalı.
9- Namaz kılan, ölene ve müminlere çokça dua etmeli.
10- Namazdan önce üç defa “es-Salat” demeli.
11- Namazı, insanların cenaze namazı için çoğunlukla gittikleri yerde kılmalı.
12- Hayız kadın, cenaze namazını cemaatle kılıyor ise, ayrı bir safta tek başına
durmalı.
664. Mesele: Cenaze namazını camilerde kılmak, mekruhtur fakat Mescid-i
Haram’da kılmak, mekruh değildir.
Defin Hükümleri
665. Mesele: Cenazeyi, kokusu dışarı çıkmayacak ve yırtıcı hayvanların onun
bedenini dışarı çıkaramayacağı şekilde defnetmek farzdır ve söz konusu tehlikeler
muhtemelse, tuğla vb. şeylerle kabri güçlendirmek gerekir.
666. Mesele: Cenazeyi yere defnetmek mümkün olmazsa, bina veya tabuta
konulabilir.
667. Mesele: Cenazeyi kabre, sağ tarafı üzerine, bedeninin ön tarafı kıbleye
bakacak şekilde yatırmak gerekir.
668. Mesele: Gemide ölen kimse, cesedi bozulmaz ve gemide kalmasına mani
bir durum olmazsa, karaya ulaşıp yere defnedilene kadar bekletilmeli, aksi takdirde
gemide gusledilip, hanut yapılmalı, kefenlenmeli ve cenaze namazı kılındıktan sonra,
ayağına ağır bir taş bağlanıp ya da bir fıçıya konulup ağzı kapatılarak denize atılmalı.
669. Mesele: Düşmanın, ölenin kabrini açıp bedenini dışarı çıkarması, örneğin
kulağını, burnunu veya diğer uzuvlarını kesmesinden korkulursa, cenaze, düşmanın
ulaşamaması için, gizli defnedilmeli.
670. Mesele: Gerekmesi halinde cenazenin denize atılması ve kabrinin
güçlendirilmesinin masrafları, ölenin kendi malından karşılanmalıdır.
671. Mesele: Karnında, babası Müslüman olan çocuğu ölen veya henüz ruh
bedenine girmemiş çocuk bulunan ölmüş kâfir kadın, karnındaki çocuğun yüzü
kıbleye bakacak şekilde, sol tarafı üzerine sırtı kıbleye doğru yatırılmalıdır.
672. Mesele: Müslüman’ın küffar mezarlığına, kâfirin de Müslüman
mezarlığına defni caiz değildir.
673. Mesele: Müslüman’ın, çöp ve pislik dökülen ve kendisine saygısızlık
sayılacak bir yere defni, caiz değildir.
674. Mesele: Cenazenin, gasp edilmiş ve definden başka bir iş için
vakfedilmiş yere defni, caiz değildir.
675. Mesele: Cenazeyi, başka bir ölünün kabrine defnetmek caiz değil ancak
kabir eski ise ve ilk ölü çürüyüp yok olmuşsa, yine kabir birkaç katlı ise, caizdir.
676. Mesele: Kıl, tırnak ve diş dahi olsa, cenazeden ayrılan bir şey, kendisiyle
birlikte defnedilmeli ama hayattayken insandan ayrılan tırnak ve dişi defnetmek,
mustehabdır.
677. Mesele: Eğer insan kuyunun içinde ölür ve çıkarılması mümkün olmazsa,
kuyunun ağzı kapatılıp, ölen kişiye mezar yapılmalıdır.
678. Mesele: Çocuk anne rahminde ölür ve rahminde kalması anne için tehlike
arz ederse, en kolay yolla dışarı çıkarılmalı ve çocuk parçalara ayrılarak çıkarılmak
zorunda kalırsa, sakıncası olmaz.
Defnin Mustehabları
679. Mesele: Kabri normal insan boyu kadar kazmak, en yakın kabristana
defnetmek, mustehabdır ancak uzak bir kabristan bir açıdan daha iyi olursa örneğin
iyi insanlar orda defnedilmişse veya halk ziyaret ve fatiha okumak için sık-sık
kabristana gidiyorsa, uzak kabristana da defnedilebilir.
680. Mesele: Cenazeyi, kabre birkaç arşın1 kala üç defa yere koymak, yavaşyavaş yaklaştırmak ve dördüncü defada kabre koymak, ölen erkek ise, üçüncü defada,
başı kabrin aşağısına gelecek şekilde yere bırakmak ve dördüncü defada baş
tarafından kabre koymak, ölen kadın ise, üçüncü defada kabrin kıble tarafında yere
1
1 arşın 75,77 cm. dir.
‫‪bırakmak ve yanlamasına kabre koymak, kabre koyarken de, kabrin üzerine bir bez‬‬
‫‪tutmak, mustehabdır.‬‬
‫‪681. Mesele: Cenazeyi tabuttan yavaşça çıkarıp kabre koymak, definden‬‬
‫‪önceki ve defin sırasındaki duaları okumak, kabre koyduktan sonra kefenin bağlarını‬‬
‫‪çözmek, yüzünü toprağa koymak, başının altına topraktan bir yastık yapmak, sırt üstü‬‬
‫‪dönmemesi için, arkasına ham toprak veya kesek koymak, mustehabdır.‬‬
‫‪682. Mesele: Kabrin üzeri kapatılmadan önce sağ eli cenazenin sağ omuzuna‬‬
‫‪dokundurmak, sol elle de cenazenin sol omuzunu tutmak, ağzı cenazenin kulağına‬‬
‫’‪" “İsme‬اِسْمَ َْعَاِ ْفه َْمَياَفُالنََبْنََفُالنَ" ‪götürüp, o şekilde cenazeyi şiddetlice sarsarak üç defa:‬‬
‫‪ifhem ya fulane’bne fulan1” ve “fulan” kelimesi yerine, ölenin ve babasının adını‬‬
‫‪söylemek, daha sonra:‬‬
‫ِ‬
‫ِِ‬
‫اَّللُ َعلَْي ِه َو آلِِه‬
‫صلهى ه‬
‫هاد ِة اَ ْن َل اِلهَ اَِل ه‬
‫اَّللُ َو ْح َدُُ َل َشر َ‬
‫ِارقْ تَنا َعلَْيه م ْن َش َ‬
‫َه ْل اَنْ َ‬
‫يك لَهُ َو اَن َ ُُمَ همداً َ‬
‫ت َعلَى الْ َع ْهد الهذى َ‬
‫خاَت الْمرسلني و اَ هن علِياً اَمري الْمؤِمنني و سيد الْو ِصي ِ‬
‫طاعتَهُ َعلَى‬
‫ض ه‬
‫اَّللُ َ‬
‫يني َو َُ ُ ْ َ َ َ َ‬
‫ُ ُْ َ َ َ ُ َ َ‬
‫رسولُهُ َو َسيِ ُد النَ بِ َ‬
‫ني َو امام اِْ تَ َر َ‬
‫َو َسلهم َعْب ُدُُ َو ُ‬
‫ٍ‬
‫ِ‬
‫ِ‬
‫اْلُس ْ ِ‬
‫وسى بْ َن َج ْع َف ٍر َو َعلِ هى بْ َن ُموسى َو ُُمَ هم َد‬
‫اْلَ َس َن َو ْ‬
‫مني َو اَ هن ْ‬
‫اْلُ َس َْ‬
‫الْعالَ َ‬
‫ني َو ُُمَ هم َد بْ َن َعلي َو َج ْع َفَر بْ َن ُُمَ همد َو ُم َ‬
‫ني َو َعل هى بْ َن ْ َ‬
‫ِ‬
‫ِ‬
‫اَّلل علَي ِهم اَئِ همةُ الْمؤِمنني و حجج هِ‬
‫ى صلَو ِ‬
‫ِ‬
‫عني َو‬
‫اَّلل َعلَى ْ‬
‫بْ َن َعلِي َو َعلِ هى بْ َن ُُمَ هم ٍد َو ْ‬
‫اْلَْل ِق اَ َْجَ َ‬
‫اْلَ َس َن بْ َن َعل ٍى َوالقآئ َم ا ْْلُ هجةَ الْ َم ْهد ه َ ُ‬
‫ات ه َ ْ ْ‬
‫ُْ َ َ ُ َ ُ‬
‫ني ِمن ِعْن ِد هِ‬
‫ِ‬
‫ِ‬
‫ك اَئِ همةُ ه َدى اَبرار َي َُِل َن بن ُِ ٍ‬
‫ك‬
‫اَّلل تَب َارَك َو تعاَل َو َسئَ َ‬
‫َلن اِذا اَ َ‬
‫ك َو َع ْن نَبِيِ َ‬
‫َلك َع ْن َربِ َ‬
‫اَئِ همتُ َ‬
‫ُ ً ْ‬
‫َتك الْ َملَكان الْ ُم َقهرِبن َر ُسولَ ْ ِ ْ‬
‫َْ‬
‫ِ‬
‫ِِ‬
‫اَّلل َعلَْي ِه و آلِِه نَبِ‬
‫ك ََِل ََتَ ْ‬
‫ك َو َع ْن اَئِ همتِ َ‬
‫ك َو َع ْن قْب لَتِ َ‬
‫ك َو َع ْن كِتابِ َ‬
‫َو َع ْن دينِ َ‬
‫ف َو قُ ْل ىف َجواِما‪ :‬اَ هَّللُ َرّب َو ُُمَ همد َ‬
‫صلهى هُ‬
‫َ‬
‫ِ‬
‫ِ‬
‫ِ‬
‫ِ‬
‫نني َعلِ ُّى بْن اَبيطالِ ٍ‬
‫ني بْ ُن‬
‫اْلَ َس ُن بْ ُن َعلِ ٍي الْ ُم ْجتَ ىب اِمامى َو ْ‬
‫ب اِمامىي َو ْ‬
‫اْلُ َس ْ ُ‬
‫َلم ديىن َو الْ ُق ْرآ ُن كتاّب َوالْ َك ْعبَهُ قْب لَىت َو اَمريُالْ ُم ْؤم َ‬
‫َواَل ْس ُ‬
‫ُ‬
‫ِ ِ‬
‫ِ ِ‬
‫ِ ِ‬
‫علِ ٍي الشههيد بِ َكربَلء اِمامى و علِى زين الْعابِ ِ‬
‫لى‬
‫وسى الْكاظ ُم امامى َو َع ٌّ‬
‫َ‬
‫دين امامى َو ُُمَ همد الْباق ُر امامى َو َج ْع َفر الصاد ُق امامى َو ُم َ‬
‫َ‬
‫َ َ ٌّ َ ْ ُ‬
‫ُ َْ َ‬
‫اْلسن الْعس َك ُّ ِ‬
‫ِ‬
‫الرضا اِمامى و ُم همد ْ ِ‬
‫اْل هجةُ الْمْن تظَر اِمامى ِ‬
‫ِ‬
‫َلء صلَوات هِ‬
‫ِ‬
‫اَّلل َعلَْي ِه ْم‬
‫َ َُ‬
‫ُ‬
‫هؤ َ ُ‬
‫اْلَو ُاد امامى َو َعل ُّى ا ِْلادى امامى َو َْ َ ُ َ ْ‬
‫رى امامى َو ُْ ُ َ ُ‬
‫ِ‬
‫ِِ‬
‫اَ َْج ِ‬
‫الدنْيا واَلْ ِخرِة‪ُ ،‬ثُه ْاعلَم َي َُِل َن بن ُِ ٍ‬
‫ِ‬
‫ِِ‬
‫بارَك َو‬
‫َلن اَ هن ه‬
‫سادتى َو َ‬
‫عني اَئ همىت َو َ‬
‫َ َ‬
‫ْ‬
‫اَّللَ تَ َ‬
‫َْ‬
‫قادتى َو ُش َفعآئى ِ ْم اَتَ َوَل َو م ْن اَ ْعدآئه ْم اَتَبَ هرءُ ىف ُّ َ َ‬
‫ب و اَ هن ُُم همداً صلهى ه ِ ِِ ِ‬
‫ِ‬
‫ول و اَ هن َعلِ هى بْن اَّب طالِ ٍ‬
‫َلدُُ املعصومني اَلْئِ همةَ اَلَ َح َد َع َشَر نِ ْع َم‬
‫ب َو اَْو َ‬
‫تَعاَل ن ْع َم الهر ُّ َ َ َ‬
‫َ‬
‫اَّلل َعلَْيه َو آله ن ْع َم الهر ُس ُ َ‬
‫اَلَئِ همةُ و اَ هن ما جآء بِِه ُُم همد صلهى ه ِ ِِ‬
‫ُّش َور‬
‫ت َح ٌّق َو ُسؤ َال ُمْن َك ٍر َو نَك ٍري ِىف الْ َق ِْْب َح ُّق َوالْبَ ْع َ‬
‫ث َح ٌّق َوالن ُ‬
‫اَّللُ َعلَْيه َو آله َح ٌّق َو اَ هن الْ َم ْو َ‬
‫َ َ َ‬
‫َ‬
‫اْلنهةَ ح ٌّق و النار ح ٌّق و اَ هن الس ِ‬
‫ِ‬
‫ِ‬
‫ث َم ْن‬
‫ب ِيها َو اَ هن ه‬
‫اَّللَ يَْب َع ُ‬
‫َ‬
‫اعةَ آتيَة َ‬
‫َح ٌّق َو الصرا َط َح ٌّق َوالْميزا َن َح ٌّق َو تَطائَُر الْ ُكتُب َح ٌّق َو اَ هن َْ َ َ َ َ َ‬
‫َلريْ َ‬
‫‪Ey falan oğlu falan, (söyleyeceklerimi) dinle ve anla.‬‬
‫‪1‬‬
‫ت َي َُِل ُن‬
َ ‫ِىف الْ ُقبُوِر اََِ ِه ْم‬
ِ ‫اَّلل ب ي نك و ب‬
ٍ ‫اَّلل اَِل ِصر‬
ِ ِ‫اَّلل ِِبلْ َقوِل الثاب‬
‫ك ىف ُم ْستَق ٍر ِم ْن َر ْْحَتِ ِه‬
َ ‫ت َه‬
َ ‫اط ُم ْستَقي ٍم َعهر‬
َ ِ‫ني اَْوليائ‬
َ َ‫ثَبه ت‬
َْ َ َ َ َ َْ ُ‫ف ه‬
ْ ُ‫ك ه‬
ُ‫داك ه‬
ِ ‫وح ِه اِلَي‬
ِ
ِ
‫ك بُ ْرهاَّنً اَلل ُه هم َع ْف َو َك َع ْف َو َك‬
َ ‫ك َولَق ِه ِمْن‬
َ ْ ِ ‫اص َع ْد بُِر‬
ْ ‫ض َع ْن َجْن بَ ْيه َو‬
َ ‫اَلل ُه هم جاف اَلَ ْر‬
“Hel ente ale’l-ahdi’l-lezi farektena aleyhi min şehadeti en la ilahe illellahu
vehdehu la şerike leh ve enne Muhammeden sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem
abduhu ve resuluhu ve seyyidu’n-nebiyyine ve hatemu’l-murselin ve enne aliyyen
emiru’l-muminine ve seyyidu’l-vesiyyine ve imamun ifterazallahu taetehu ala’lâlemin ve enne’l-Hesene ve’l-Huseyne ve Aliyye’b-nel-Huseyne ve Muhammede’b-ne
Aliyy ve Ca’fere’b-ne Muhammed ve Muse’b-ne Ca’fer ve Aliyye’b-ne Musa ve
Muhammede’b-ne Aliyy ve Aliyye’b-ne Muhammed ve’l-Hasene’b-ne Aliyy ve’lKaime’l-Huccete’l-Mehdiyy salavatullahi aleyhim eimmetu’l-muminin ve hucecullahi
ala’l-halgi ecmein ve eimmetuke eimmetu huden ebrarun, ya fulane’bne fulan, iza
etake’l-melekani’l-mukarrebani resuleyni min indillahi tebareke ve teala ve seelake
an rabbike ve an nebiyyike ve an dinike ve an kitabike ve an kıbletike ve an
eimmetike, fe la tehaf ve la tehzen ve kul fi cevabihima: Allahu rabbi ve
Muhammedun sallallahu aleyhi ve alihi nebiyyi ve’l-İslamu dini ve’l-Kur’anu kitabi
ve’l-Ka’betu kıbleti ve Emiru’l-muminine Aliyyu’bnu Ebi Talibin imami ve’lHasanu’bnu Aliyyu’l-Mucteba imami ve’l-Huseynu’bnu Aliyyu’ş-Şehidu bi Kerbela
imami ve Aliyyun Zeynu’l-Abidine imami ve Muhammeduni’l-Bagiru imami ve
Ca’feruni’s-Sadiku imami ve Muse’l-Kazimu imami ve Aliyyuni’r-Rıza imami ve
Muhammeduni’l-Cevadu imami ve Aliyyuni’l-Hadi imami ve’l-Hasanu’l-Askeriyyu
imami ve’l-Huccetu’l-Muntezeru imami, haulai salavatullahi aleyhim ecmeine
eimmeti ve sadeti ve gadeti ve şufeai, bihim etevella ve min a’daihim eteberreu fi’ddunya ve’l-ahireti, summe’lem ya fulane’bne fulan enne’llahe tebareke ve teala
ni’me’r-Rabbu ve enne Muhammeden sallallahu aleyhi ve alihi ve alihi ni’mer-Resulu
ve enne Aliyye’bne Ebi Talib ve evladehu’l-masumine el-eimmete’l-ehade aşere
ni’me’l-eimmetu ve enne ma cae bihi Muhammedun sallallahu aleyhi ve alihi hakkun
ve enne’l-mevte hakkun ve suale munkerin ve nekirin fi’l-kabri hakkun ve’l-ba’se
hakkun ve’n-nuşure hakkun ve’s-sirate hakkun ve’l-mizane hakkun ve tetaure’l-kutubi
hakkun ve enne’l-cennete hakkun ve’n-nare hakkun ve enne’s-saete atiyetun la reybe
fiha ve ennellahe yebesu men fi’l-kubur, efehimte ya fulan, sebbetekellahu bi’lkavli’s-sabiti ve hedakellahu ila siratin müstakim, arrefellahu beyneke ve beyne
evliyaike fi mustekarrin min rahmetih, Allahumme cafi’l-arze an cenbeyhi ve’s’ad bi
ruhihi ileyke ve leggihi minke burhanen, Allahumme affeke affek. 1” Söylemek
mustehabdır.
683. Mesele: Cenazeyi kabre koyan kimsenin taharetli, başı açık, yalın ayak
olması, kabirden, cenazenin ayak tarafından çıkması, ölenin akrabaları dışındakilerin,
ِ ِ ‫إِ هَّن‬..." “...inna lillah ve inna
ellerinin dışıyla kabre toprak dökmeleri, ...‫َّلل َوإِنها إِلَْي ِه َر ِاجعو َن‬
Ey falan oğlu falan, (örneğin Muhammed oğlu Ali) bizden ayrılmana esas olan
ve Allah’tan başka ilah olmadığına, tek ve ortağı olmadığına, Muhammed’in (s.a.a)
O’nun kulu, elçisi, nebilerin efendisi ve resullerin sonuncusu, Emiru’l-Müminin,
vasilerin efendisi, Allah’ın, itaatini âlemlere farz kıldığı Ali (a.s), Hasan, Hüseyin,
Hüseyin oğlu Ali, Ali oğlu Muhammed, Muhammed oğlu Cafer, Cafer oğlu Musa,
Musa oğlu Ali, Ali oğlu Muhammed, Muhammed oğlu Ali, Ali oğlu Hasan ve kaim
hüccet Mehdi’nin (Allah’ın salatı hepsinin üzerine olsun) müminlerin imamları, bütün
yarattıklarına hüccet, hidayet ve iyilerin imamları olduklarına şahitlik etmek olan o
ahit üzere misin? Allah-u Tebareke ve Teâla katından elçi olarak iki mukarrep melek
geldiğinde ve Rabbini, peygamberini, dinini, kitabını, kıbleni ve imamlarını
sordukları zaman, korkma, hüzünlenme ve şöyle cevap ver: Allah rabbimdir,
Muhammed (s.a.a) peygamberimdir, İslam, dinimdir, Kur’an, kitabmdır, Kâbe,
kıblemdir. Emiru’l-Müminin Ali b. Ebi Talib, imamımdır; Hasan b. Ali el-Mucteba,
imamımdır; Kerbela şehidi Hüseyin b. Ali, imamımdır; Ali Zeynu’l-Abidin,
imamımdır; Muhammed Bakır, imamımdır; Cafer Sadık, imamımdır; Musa Kazım,
imamımdır; Ali Rıza, imamımdır; Muhammed Cevad, imamımdır; Ali Hadi,
imamımdır; Hasan Askeri, imamımdır; beklenen hüccet Mehdi, imamımdır. Bunlar,
(Allah’ın salatı hepsinin üzerine olsun) imamlarım, efendilerim, önderlerim ve
şefaatçilerimdir; onları seviyorum ve düşmanlarından, hem dünyada hem de ahirette
teberri ediyorum. Sonra bil ki ey falan oğlu falan, doğrusu Allah-u Tebareke ve Teâla,
ne güzel rabdir; Muhammed (s.a.a) ne güzel elçidir; Ali b. Ebu Talib ve on bir masum
evladı, ne güzel imamlardır. Muhammed’in (s.a.a) getirdiği, haktır; ölüm haktır;
Münker ve Nekir’in kabirde sorguları haktır; yeniden dirilme ve yayılma haktır; sırat
haktır; mizan haktır; amel defterlerinin dağıtılması haktır; cennet haktır; ateş haktır;
kıyamet gelmektedir ve onda şüphe yoktur ve Allah, kabirde olanları diriltecektir.
Anladın mı ey falan? Allah seni gerçek söz üzere sabit kılsın ve seni doğru yola
ulaştırsın; seni ve sevdiklerini rahmet yurdunda aşina kılsın. Allah’ım, toprağı her iki
tarafından genişlet, ruhunu katına yücelt, onu kendinden bir delile kavuştur; affet
Allah’ım affet.
1
ileyhi raciun...1” demeleri, ölen, kadın ise, mahreminin onu kabre koyması ve
mahrem yok ise, akrabalarının koymaları, mustehabdır.
684. Mesele: Kabri kare veya diktörtgen şeklinde yapmak, yerden dört parmak
yükseltmek, karıştırılmaması için üzerine bir işaret koymak, üzerine su dökmek,
döktükten sonra orada bulunanların ellerini kabrin üzerine koyup parmaklarını açarak
toprağa daldırmaları ve yedi defa Kadir suresini okumaları, ölene mağfiret dilemeleri
ِ
ِ
ِ
ِ
ve ‫ك َما تُ ْغنِ ِيه بِِه َع ْن َر ْْحَِة َم ْن ِس َو َاك‬
ْ ‫ك ِر‬
َ ِ‫ض َواَّنً َو اَ ْس ِك ْن قَ ْ َْبُُ ِم ْن َر ْْحَت‬
َ ‫رو َحهُ َو لَق ِه ِمْن‬
َ ‫اص َع ْد الَْي‬
ْ ‫ض َع ْن َجْنبَْيه َو‬
َ ‫"اَلله ُه هم َجاف اَْلَ ْر‬
ُ ‫ك‬
“Allahumme cafi’l-erze an cenbeyhi ves’ad ileyke ruhehu ve leggihi minke rizvanen
ve eskin kabrehu min rahmetike ma tuğnihi bihi an rahmeti men sivak2” duasını
okumaları, mustehabdır.
685. Mesele: Cenazenin teşyiine katılanlar gittikten sonra, ölenin velisi veya
velisi tarafından izinli kimsenin, ilgili duaları ölene telkin etmesi mustehabdır.
686. Mesele: Definden sonra ölenin yakınlarına başsağlığı dilemek
mustehabdır ancak bir müddet geçmiş ve başsağlığı dilemek acılarını hatırlatıyorsa,
dilememek daha iyidir. Ayrıca ölenin ev halkına üç gün boyu yemek göndermek de
mustehabdır ve onların yanında ve evlerinde yemek yemek mekruhtur.
687. Mesele: Yakını özellikle evladı ölen kimsenin, sabretmesi, hatırladığı
ِ ِ ‫إِ هَّن‬..." “...inna lillah ve inna ileyhi raciun... " demesi, ölen için
zaman ...‫َّلل َوإِنها إِلَْي ِه َر ِاجعو َن‬
Kur’an okuması, anne babanın kabri başında Allah’tan hacet dilemesi ve kabri çabuk
bozulmayacak şekilde sağlam yapması mustehabdır.
688. Mesele: Mustehab ihtiyat gereği insan birinin ölümünde yüzünü, bedenini
tırmalayıp kendine zarar vermemeli ancak her tür yasın caiz hatta mustehab olduğu
masumlar müstesna.
689. Mesele: Baba ve erkek kardeş dışındaki birinin ölümünde yaka
parçalamak caiz değildir; onlar için caizdir ancak yapmamak ihtiyaten mustehabdır.
… Biz Allah'ınız, gene de gerisin geriye ona döneceğiz… Bakara /156.
Allah’ım, toprağı her iki tarafından genişlet, ruhunu katına yücelt, onu rızana
kavuştur, kabrini, senden gayrısının rahmetinden müstağni kılacak kadar, rahmetinle
doldur.
1
2
690. Mesele: Ölenin yasında yüzünü yırtan veya saçını yolan kadın ve karısı
ya da çocuğunun ölümünde yakasını yahut elbisesini parçalayan erkek, bir köle azat
etmeli veya on fakiri doyurmalı ya da onları giydirmelidir.
691. Mesele: Ölene ağlamanın, yüksek sesle bile olsa, sakıncası yoktur; hatta
masumlara, âlim ve mümin takipçilerine sesli şekilde ağlamak, mustehabdır.
Vahşet Namazı1
692. Mesele: Ölen için öldüğü ilk gece iki rekât Vahşet Namazı kılmak
mustehabdır. Vahşet Namazı şöyle kılınır: İlk rekâtta Fatiha’dan sonra bir defa
Ayete’l-Kürsi, ikinci rekâtta Fatiha’dan sonra on defa Kadir suresi okunur ve
selamdan sonra ‫ث ثَو َاِا اِ ََل قَ ِْْب َُِل ٍن‬
ْ ‫ص ِل َعلى َُُم هم ٍد َو ِآل ُُمَ هم ٍد َوابْ َع‬
َ ‫“ "اَلل ُه هم‬Allahumme salli ala
Muhammedin ve Al-i Muhammed ve’b’as sevabeha ila kabri felan.2” denir. Falan
kelimesi yerine, ölenin ismi söylenir.
693. Mesele: Vahşet Namazı, ölümün ilk gecesinin herhangi bir bölümünde
kılınabilir ancak gecenin başlarında yatsı namazından sonra kılmak daha iyidir.
694. Mesele: Cenaze başka bir şehre götürülmek istenir veya başka bir sebeple
defni gecikirse, Vahşet Namazını öldüğü ilk gece kılmak daha iyidir ve cem 3 etmek
ihtiyata daha yakındır.
Kabri Açmak
695. Mesele: Çocuk veya deli olsa bile Müslümanın kabrini açmak haramdır
fakat bedeni çürüyüp toprak olmuşsa, sakıncası yoktur.
696. Mesele: Peygamberlerin, İmamların, İmam zadelerin, şehitlerin,
ulemanın ve Salihlerin kabirlerini açmak, aradan uzun yıllar geçmiş olsa da, haramdır.
697. Mesele: Kabri açmak, birkaç durumda haram değildir:
Ölen kimsenin kabir dehşetinden kurtulması ümidiyle, defnedildiği günün ilk
akşamında kılınıp ölenin ruhuna hediye edilen iki rekât mustehab namaz.
2
Allah’ım, Muhammed ve aline salat eyle ve bu namazın sevabını falancanın
kabrine vasıl eyle.
3
Yani hem öldüğü ilk gece hem kabre konduğu ilk gece Vahşet Namazı kılmak
ihtiyata daha yakındır.
1
1- Cenaze, gasp edilmiş bir yere defnedilir ve o yerin sahibi buna razı
olmazsa.
2- Cenazeyle birlikte defnedilen kefen veya başka bir şey gasp malı olur ve
sahibi o şeyin kabirde kalmasına razı olmazsa ve yine ölenin malından varislere
ulaşan bir şey ölenle birlikte defnedilir ve varisleri bu duruma razı olmaz ise.
3- Cenaze gusülsüz veya kefensiz defnedilir ya da guslünün batıl olduğu
anlaşılır veyahut şer’i usule göre kefenlenmez veyahut da kabirde kıbleye doğru
yatırılmazsa.
4- Bir hakkın ispatı için ölenin bedeni görülmek istenirse.
5- Ölen, kendisine saygısızlık olacak küffar mezarlığı veya pislik dökülen bir
yere defnedilirse.
6- Örneğin sağ çocuğu defnedilen hamile kadının karnından çıkarmak gibi,
önemi kabri açmaktan daha fazla olan şer’i bir konu için.
7-
Ölenin
bedenini
yırtıcı
hayvanların
parçalayacağından
veya
sel
götüreceğinden ya da düşmanın çıkaracağından korkulursa.
8- Ölenin, kendisiyle defnedilmemiş bedeninin bir bölümü defnedilmek
istenirse. Fakat bedeninin o bölümünü, ölenin bedeni görülmeyecek şekilde kabre
koymak, ihtiyaten farzdır.
Mustehab Gusüller
698. Mesele: Mustehab gusüller çoktur. Ezcümle: Vakti, Cuma gününün sabah
ezanından öğlene kadar olan ancak öğlene yakın yerine getirilmesi daha iyi olan
Cuma guslü.
699. Mesele: Cuma günü öğlene kadar Cuma guslü alınmazsa, eda ve kaza
niyeti etmeksizin, Cuma günü güneş batana kadar yerine getirilmelidir. Cuma günü
gusledilmezse, Cumartesi sabahından akşamına kadar hatta gecesinde kazasını yerine
getirmek mustehabdır. Cuma günü su bulunmayacağından korkan kimse, Perşembe
günü ya da Cuma akşamı gusledebilir ve eğer Cuma ve Cumartesi gusledilmezse,
hafta içinde reca (Allah’ın emri olduğu umuduyla) niyetiyle gusledilmelidir.
700. Mesele: Cuma guslü alırken ‫ک لَهُ َو أَ هن ُُمَ همداً َعْب ُدوُُ َو‬
‫أَ ْش َه ُد أَ ْن ََل اِلَهَ اَِله ه‬
َ ‫اَّللُ َو ْح َدُُ ََل َش ِري‬
ِ ِ ‫ اَللهه هم ص ِل علَی ُُم هم ٍد و ِآل ُُم هم ٍد واجع ْلنِی ِمن الته هوابِني و‬،‫“ رسولُه‬Eşhedu en la ilahe illallahu
ِ
‫ين‬
ْ َ َْ
َْ َ َ
َ ‫اج َع ْلنی م َن الْ ُمتَطَه ِر‬
َ
َ َ َ َ ُ ُ َُ
vehdehu la şerike leh ve enne Muhammeden abduhu ve resuluh, Allahumme salli ala
Muhammedin ve ali Muhammed ve’c-alni mine’t-tevvabine ve’c-alni mine’lmutetahhirin.1” Okumak mustehabdır.
701. Mesele: Ramazan ayının ilk gecesi ve üçüncü, beşinci ve yedinci geceleri
gibi bütün tek gecelerde gusletmek, mustehabdır fakat yirmi birinci geceden sonraki
bütün gecelerde gusletmek mustehabdır. İlk gece, on beşinci, on yedinci, on
dokuzuncu, yirmi birinci, yirmi üçüncü, yirmi beşinci, yirmi yedinci ve yirmi
dokuzuncu gecelerde gusletmeye daha çok tavsiye edilmiştir.
702. Mesele: Ramazan gecelerinin gusül vakti, bütün gecedir ancak güneş
batarken alınması daha iyidir. Yirmi birinci geceden ayın sonuna kadar olan bölümde,
akşam ve yatsı namazları arasında almak daha iyidir. Yine yirmi üçüncü gecede,
gecenin evvelinden başka, bir gusül de gecenin sonunda almak, mustehabdır.
703. Mesele: Fıtır (Ramazan) ve Kurban bayramı gününün guslü mustehabdır
ve vakti, sabah ezanından güneş batana kadardır ancak bayram namazından önce
alınması daha iyidir. Yine Fıtır bayramı gecesinin guslü mustehabdır ve vakti,
güneşin batışından sabah ezanına kadardır fakat gecenin evvelinde almak daha iyidir.
704. Mesele: Zilhicce ayının sekizinci ve dokuzuncu günlerinin guslü
mustehabdır ve dokuzuncu günün guslünü öğlene yakın almak daha iyidir. Yine
Recep ayının ilk, on beş, yirmi yedi ve son günlerinin guslü mustehabdır. Mustehab
olan Gadir bayramı gününün guslünü öğleden önce almak, mustehabdır. Zilhicce
ayının yirmi dördüncü, Nevruz bayramı, Şaban ayının on beşi, Rebiyülevvel ayının
dokuz ve on yedinci ve Zilkade ayının yirmi beşinci günlerinin guslü de mustehabdır.
705. Mesele: Dünyaya yeni gelen çocuğu gusletmek, kocasından başkası için
güzel koku sürünen kadının, sarhoş halde yatanın, bedeninin bir yeri gusledilmiş
Şahadet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur; tektir, ortağı yoktur ve
Muhammed O'nun kulu ve elçisidir. Allah'ım! Muhammed ve Ehlibeytine rahmet et.
Beni (her günah işledikçe) tövbe edenlerden kıl ve yine beni tertemiz (günahlardan
kaçınan) kullarından kıl.
1
ölüye değenin ve ay ve güneş tamamen tutulmuşken kasıtlı olarak Ayat namazı
kılmayanın gusletmesi, mustehabdır.
706. Mesele: Asılan birini seyretmeye giden ve gören kimsenin gusletmesi
mustehabdır fakat tesadüfen veya mecburen gözü ilişirse ya da örneğin şahitlik için
gitmişse, gusül gerekmez.
707. Mesele: Mekke’nin Harem bölgesine, Mekke Şehri’ne, Mescid-i
Haram’a, Kâbe’ye, Medine Haremi’ne, Medine Şehri’ne, Peygamber’in (s.a.a)
Mescidi’ne ve İmamların Haremine girmeden önce gusletmek, mustehabdır ve eğer
bir günde birkaç kez müşerref olunursa, bir gusül yeterlidir.
708. Mesele: Bir günde Mekke’nin Harem bölgesine, Mekke şehrine, Mescid-i
Haram’a, Kâbe’ye, Medine Haremi’ne, Medine Şehri’ne ve Mescid-i Nebi’ye gitmek
isteyen kimsenin, tümü için bir gusül alması kâfidir.
709. Mesele: Peygamberi (s.a.a) ve İmamları (a.s) uzak veya yakından ziyaret,
Allah’tan hacette bulunmak, tövbe, ibadette neşatlı olmak, sefere çıkmak özellikle Hz.
Seyyidü’ş-Şüheda’yı (a.s) ziyaret etmek için gusletmek, mustehabdır.
710. Mesele: Geçen birkaç meselede belirtilen gusüllerden birini alan ve sonra
abdesti batıl eden bir iş yapan mesela uyuyan kimsenin guslü batıl olmaz fakat tekrar
gusletmesi mustehabdır.
711. Mesele: Mustehab gusülle, namaz gibi abdest gerektiren bir amel
yapılamaz.
712. Mesele: Üzerine birkaç gusül farz veya bazısı farz bazısı mustehab ya da
hepsi mustehab olan kimsenin, tümü niyetiyle bir gusül alması yeterlidir.
Teyemmüm Hükümleri
713. Mesele: Yedi durumda abdest ve gusül yerine teyemmüm etmek gerekir:
1- Su olmazsa.
2- Suya ulaşma imkânı olmazsa.
3- Suyu kullanmak zararlıysa.
4- Susuzluk tehlikesi olursa.
5- Mevcut su sadece bedenin necasetini ve elbiseyi temizlemeye yeterli ise.
6- Su mubah (gasp edilmemiş) olmazsa.
7- Vakit dar ise.
Birinci Durum
714. Mesele: Abdest veya gusül miktarı kadar su temin edilemezse,
teyemmüm etmek gerekir. Öyleyse abat bir yerde olan insan, abdest ve gusül suyu
temin etmek için, umudunu yitirene kadar aramalıdır. Engebeli bir çölde ise, dört
tarafa doğru eskiden yayla atılan bir ok atımı mesafesi kadar, düz bir çölde ise, iki ok
atımı mesafesi kadar, su aramalıdır.
715. Mesele: Dört taraftan bazısı düz bazısı engebeli olursa, düz olan tarafa
doğru iki ok atımı mesafesi, engebeli olan tarafa doğru ise bir ok atımı mesafesi kadar
su aramalıdır.
716. Mesele: Su olmadığı kesin olarak bilinen tarafta, su aramak gerekmez.
717. Mesele: Namaz vakti dar olmayan ve su temin etmek için vakti olan
kimse, araması gereken miktardan daha uzak bir yerde su olduğunu kesin olarak
biliyor ise, zarar ve zorluğu da yoksa o yere gitmelidir. Ama su olduğunu
zannediyorsa, oraya gitmesi gerekmez fakat zannı kuvvetli olursa, oraya gitmesi
ihtiyaten farzdır.
718. Mesele: İnsanın kendisinin su aramaya gitmesi gerekmez, sözüne
güvendiği birini de gönderebilir ve bu durumda birkaç kişinin yerine birinin gitmesi
yeterli olur.
719. Mesele: Kendi yolculuk yükü içinde veya evde ya da kafilede su
olduğuna ihtimal veren kimse, suyun olmadığına emin olana kadar veyahut
bulmaktan ümidini kesene dek aramalıdır.
720. Mesele: Namaz vaktinden önce arayıp su bulamayan ve namaz vaktine
kadar orada kalan kimse, yeni bir su olduğuna ve ararsa bulacağına dair mantıklı
ihtimal verirse, tekrar su araması ihtiyaten farzdır.
721. Mesele: Namaz vakti girdikten sonra arayıp su bulamayan ve diğer
namaz vaktine kadar orada kalan kimse, su bulunduğunu tahmin ederse, tekrar su
araması ihtiyaten farzdır.
722. Mesele: Namaz vakti dar veya hırsız ve yırtıcı hayvan tehlikesi olursa ya
da zarar ve meşakkate sebepse, su aramak gerekmez.
723. Mesele: Namaz vakti daralana kadar su aramayan kimse, günah işlemiş
olur ancak namazı teyemmüm ile geçerlidir.
724. Mesele: Su bulamayacağına emin olup aramayan, geniş vakitte
teyemmümle namaz kılan ve namazdan sonra arasaydı bulacağını anlayan kimsenin
namazı batıldır.
725. Mesele: Yeterli miktarda arayıp su bulamayan, teyemmümle namaz kılan
ve namazdan sonra, aradığı yerde su olduğunu anlayan kimsenin namazı sahihtir
ancak vakit varsa, mustehab ihtiyat gereği abdest alıp namazı iade etmelidir.
726. Mesele: Namaz vaktinin dar olduğuna emin olan kimse, su aramadan
teyemmümle namaz kılar ve namazdan sonra su aramak için vaktinin olduğunu
anlarsa, farz ihtiyat gereği namazını iade etmeli ve vakit geçmiş ise, kaza etmelidir.
727. Mesele: Namaz vakti girdikten sonra abdestli olan ve abdestini bozduğu
takdirde su temin etmenin mümkün olmayacağını veya abdest alamayacağını bilen
kimse, abdestini zarar ve meşakkatsiz koruyabiliyorsa, abdestini bozmamalıdır.
728. Mesele: Namaz vaktinden önce abdestli olan ve abdestini bozduğu
takdirde su temin etmenin mümkün olmayacağını bilen kimse, zarar ve meşakkatsiz
abdestini tutabiliyorsa, ihtiyaten bozmamalıdır.
729. Mesele: Abdest ya da gusül miktarı kadar suyu olan ve döktüğü takdirde
su bulamayacağını bilen kimsenin, namaz vakti girmişse, o suyu dökmesi haramdır ve
ihtiyaten namaz vaktinden önce de dökmemelidir.
730. Mesele: Su bulamayacağını bilen kimse, namaz vakti girdikten sonra
abdestini bozar veya mevcut suyunu dökerse, günah işlemiş olur fakat namazı, iade
etmesi ihtiyaten mustehab olsa da, teyemmümle sahihtir.
İkinci Durum
731. Mesele: Yaşlılık yüzünden veya hırsız, yırtıcı hayvan vb. korkusundan ya
da kuyudan su çekmek için gerekli teçhizat olmadığı için su temin edemeyen yine su
temin etmek yahut kullanmak, tahammül edemeyeceği kadar meşakkatli olan kimse,
teyemmüm etmelidir.
732. Mesele: Kuyudan su çekmek için kova, ip vb. şeylere ihtiyaç duyan ve
satın almaya veya kiralamaya mecbur olan kimse, fiyatı normalin birkaç katı olsa da,
temin etmeli. Suyu birkaç kat fazla fiyata satarlarsa yine temin etmeli fakat suyu
temin etmek, kendisine zarar verecek veya örfen zarar ziyan kabul edilecek kadar
para gerektirirse, temin etmesi farz değildir.
733. Mesele: Su temin etmek için borçlanmak mecburiyetinde kalan kimse,
borçlanmalıdır fakat borcunu ödeyemeyeceğini bilir veya zannederse, borçlanması
farz değildir.
734. Mesele: Meşakkati yoksa eğer, su temin etmek için kuyu kazmak gerekir.
735. Mesele: Minnet koymadan bağışlanan suyu kabul etmek gerekir fakat işin
içinde minnet olursa, kabul etmek gerekmez.
Üçüncü Durum
736. Mesele: Suyu kullanması can tehlikesi veya hastalık, kusur doğuran ya da
su kullanmakla hastalığı uzayan yahut şiddetlenen veyahut güçlükle tedavi edilen
kimse, teyemmüm etmelidir fakat örneğin sıcak su kendisine zararsız ise, abdest
almalı ya da gusletmelidir.
737. Mesele: Suyun kendisine zararlı olduğuna emin olmak gerekmez. İhtimal
vermesi ve bu ihtimalin halk nezdinde yerinde olması ve sonucunda korkması
halinde, teyemmüm etmesi gerekir.
738. Mesele: Göz ağrısına müptela olan ve suyun zararlı olduğu kimse,
teyemmüm etmelidir.
739. Mesele: Suyun zarar vereceğine emin olmak veya korkmak sebebiyle
teyemmüm eden ve namazdan önce zararı olmadığını anlayan kimsenin teyemmümü
batıldır. Namazdan sonra anlarsa, mustehab ihtiyat gereği namazı abdest veya gusülle
iade etmelidir ve eğer vakit geçmişse, kaza etmesi ihtiyaten mustehabdır.
740. Mesele: Suyun kendisine zararı olmadığını bilen kimse, gusleder veya
abdest alır ve daha sonra suyun zararlı olduğunu anlarsa, abdest ve guslü sahihtir.
Dördüncü Durum
741. Mesele: Suyu abdest veya gusül için harcadığı takdirde kendisi, eşi,
çocuğu, arkadaşı veya hizmetçi gibi kendi bünyesinde olanların ya da canının
korunması farz olan her insanın susuzluktan ölme tehlikesi varsa yahut hasta
olacaklarsa veyahut tahammülü zor derecede susayacaklar ise, abdest ve gusül yerine
teyemmüm etmelidir. Yine korunması gereken hayvanın susuzluktan telef olma
tehlikesi varsa, suyu hayvana vermeli ve kendisi teyemmüm etmelidir. Daha sonra
susayacağından endişe etmesi durumunda da, suyu saklamalı ve teyemmüm etmelidir.
742. Mesele: Abdest veya gusül için sakladığı temiz sudan başka, kendisi ve
ilintili olduğu kimselerin içeceği miktarda necis suyu olan kimse, temiz suyu içmeye
ayırmalı ve teyemmümle namaz kılmalıdır fakat hayvana su vermek isterse, necis
olan suyu hayvana vermeli ve temiz suyla abdest ve gusül almalıdır.
Beşinci Durum
743. Mesele: Bedeni veya elbisesi necis olan, abdest alıp ya da guslettiği
zaman, bedenini veya elbisesini yıkamaya yetmeyecek kadar az suyu bulunan kimse,
farz ihtiyat gereği bedenini ya da elbisesini yıkamalı ve teyemmümle namaz kılmalı.
Mustehab ihtiyat gereği önce necaseti bertaraf etmeli daha sonra teyemmüm
etmelidir. Fakat eğer üzerine teyemmüm edeceği bir şeyi olmazsa, suyu abdest veya
gusül için harcamalı ve necis beden veya elbiseyle namaz kılmalıdır.
Altıncı Durum
744. Mesele: Kullanılması haram olan (gasp edilmiş kap gibi) su veya kaptan
başka suyu ya da kabı olmayan kimse, abdest ve gusül yerine teyemmüm etmelidir.
Yedinci Durum
745. Mesele: Abdest alır veya guslederse, namazın tamamını vaktinden sonra
kılacak kadar vakti dar olan kimse, teyemmüm etmeli fakat abdest alır veya
guslederse, bir rekât ya da daha fazlasını vaktinde kılma durumu varsa, bu şıkkı
seçebileceği, uzak bir ihtimal değildir.
746. Mesele: Namazını kasten, abdest veya gusül almaya vakit kalmayacak
kadar geciktiren kimse, günah işlemiştir ancak namazı teyemmümle sahihtir.
747. Mesele: Abdest alıp veya guslederse namaz için vakti kalıp
kalmayacağında şek eden kimse, abdest ya da guslünü yerine getirmelidir.
748. Mesele: Vakit darlığından ötürü teyemmüm eden kimse, namazdan sonra
elindeki su zayi olursa, teyemmümünü bozmamış olsa bile, görevi teyemmüm etmek
ise, sonraki namazları için tekrar teyemmüm etmeli ama eğer namazdan hemen sonra
su zayi olmuşsa, zahiren o teyemmüm kifayet eder.
749. Mesele: Suyu olan kimse, vakit darlığından ötürü teyemmümle namaza
dudrur ve namaz esnasında elindeki su zayi olur ise, görevinin teyemmüm olması
halinde, o teyemmüm, sonraki namazları için zahiren yeterlidir.
750. Mesele: Abdest alıp veya gusledecek ve namazı, kamet ve kunut gibi
mustehablar olmaksızın eda edebilecek kadar vakti olan kimse, abdest almalı ya da
gusletmeli ve namazı mustehabları yapmaksızın kılmalıdır. Hatta sure için de vakti
yoksa Fatiha’dan sonra sure okumaksızın kılmalıdır.
Üzerine Teyemmüm Edilmesi Sahih Olan Şeyler
751. Mesele: Toprak, kum, kesek ve taş üzerine teyemmüm etmek sahihtir ve
eğer toprak varsa, diğer şeyler üzerine teyemmüm etmemek daha iyidir; toprak yoksa
kum, kum yoksa kesek ve kesek yoksa da taş üzerine teyemmüm etmeli.
752. Mesele: Alçıtaşı, kireçtaşı ve pişmiş alçı üzerine teyemmüm edilebilir
fakat akik taşı gibi madeni taş üzerine edilemez.
753. Mesele: Toprak, kum ve taş bulunmazsa, halı, elbise vb. şeylerde bulunan
toz toprak üzerine teyemmüm etmeli; toz toprak yoksa çamur üzerine, o da yoksa
namazı teyemmümsüz kılmak farzdır ve mustehab ihtiyat gereği daha sonra kazasını
yerine getirmeli.
754. Mesele: Halı vb. şeyler silkelenerek toprak elde edilebilirse, toz toprak
üzerine teyemmüm edilemez; çamur kurutularak toprak elde edilebiliyorsa, çamur
üzerine teyemmüm batıl olur.
755. Mesele: Suyu olmayıp kar ya da buzu olan kimse, zarar ve zorluk söz
konusu olmadan mümkünse kar veya buzu eriterek, yağ sürer gibi ıslatmak şeklinde
olsa bile, abdest almalı ya da gusletmeli. Mümkün değilse ve üzerine teyemmümün
sahih olduğu bir şeyi yoksa kar veya buzla abdest ya da gusül uzuvlarını ıslatması
yahut ta buz veya kar üzerine teyemmüm etmesi gerekmez. Ancak son şıkta, abdestsiz
veya gusülsüz ve teyemmümsüz kıldığı namazı ihtiyaten kaza etmesi daha uygundur.
756. Mesele: Üzerine teyemmüm edilemeyen saman gibi bir şey karışmış
toprak ve kumla teyemmüm edilemez ancak o şey, toprak veya kumda yok sayılacak
kadar az olursa, o toprak ve kum üzerine teyemmüm edilebilir.
757. Mesele: Üzerine teyemmüm edilebilen bir şeyi olmayan kimse, zarar ve
zorluk olmaksızın mümkünse satın alma vb. bir yolla temin etmelidir.
758. Mesele: Çamurdan yapılmış duvar üzerine teyemmüm edilebilir ve
mustehab ihtiyat gereği kuru yer ve toprak olduğu sürece, nemli yer ve toprak üzerine
teyemmüm edilmemelidir.
759. Mesele: Üzerine teyemmüm edilen şey temiz olmalıdır ve eğer temiz bir
şey bulunmaz ise, namazı eda ve mustehab ihtiyat gereği sonra da kaza etmelidir.
760. Mesele: Bir şeyin üzerine teyemmümün sahih olduğuna emin olan ve
üzerine teyemmüm eden ve daha sonra o şeyin üzerine teyemmümün batıl olduğunu
anlayan kimse, o teyemmümle kılmış olduğu namazları iade etmelidir.
761. Mesele: Üzerine teyemmüm edilen şey ve o şeyin mekânı, gasp edilmiş
olmamalı; dolayısıyla gasp edilmiş toprak üzerine teyemmüm eden veya kendisine ait
toprağı, izinsiz olarak başkasının mülküne koyan ve üzerine teyemmüm eden
kimsenin teyemmümü, batıl olur.
762. Mesele: Gasp edilmiş alanda teyemmüm edilemez; buna göre ellerini
kendi mülkünde yere vurup izinsiz olarak başkasının mülküne geçerek alnına süren
kimsenin teyemmümü, batıldır.
763. Mesele: Gasp edilmiş şey üzerine veya gasp edilmiş alanda ya da gasp
edilmiş mülkteki şey üzerine teyemmüm etmek, insanın gasp edilmiş olduğunu
bilerek kasten teyemmüm etmesi durumunda batıldır. Ama eğer gasp edilmiş
olduğunu bilmez veya unutursa, teyemmümü sahihtir. Ancak birşeyi kendisi gasp
eder ve gasp ettiğini unutarak üzerine teyemmüm eder veya bir mülkü gasp eder ve
gasp ettiğini unutur ya da üzerine teyemmüm ettiği şeyi o mülkte bırakır yahut o mülk
içinde teyemmüm ederse, ihtiyaten o teyemmümle yetinmemeli ve kıldıysa eğer
namazını iade etmelidir.
764. Mesele: Gasp edilmiş yerde hapis yatan kimse, namaz kılmalıdır ve eğer
su ya da toprağın da gasp edilmiş olduğuna eminse, abdestsiz veya teyemmümsüz
namaz kılmalı ve ihtiyaten kaza etmelidir.
765. Mesele: Üzerine teyemmüm edilecek şeyin tozu elde kalacak derecede
olması ve üzerine vurulmasından sonra, tozun dökülmesi için elin sallanması
mustehabdır.
766. Mesele: Çukur, üzerini tuz kaplamamış tuzla yerin ve cadde toprağının
üzerine teyemmüm etmek mekruhtur ama tuzlanın üzeri tuzla kaplıysa, batıldır.
Abdeste Bedel Teyemmüm Nasıl Alınır
767. Mesele: Abdeste bedel teyemmümde dört şey farzdır: 1- Niyet. 2- İki elin
içini birlikte, üzerine teyemmümün sahih olduğu bir şeye vurmak. 3- Her iki elin
içini, saç biten yerden burnun üst kısmına kadar alnın tamamına ve iki tarafına,
ihtiyaten kaşların da üzerine çekmek. 4- Sol el içini, bilekten parmak uçlarına kadar
sağ elin dışının tamamına, aynı şekilde sağ elin içini de sol elin dışının tamamına
çekmek.
Gusle Bedel Teyemmüm Nasıl Alınır
768. Mesele: Gusle bedel alınan teyemmümde, niyetten sonra, önceki
meselede açıklanan şekilde, eller yere vurulmalı, alına ve ellere çekilmelidir ve
mustehab ihtiyat gereği eller bir kez daha yere vurulup ellerin dışına çekilmelidir.
İster abdeste bedel olsun ister gusle, teyemmümün şu şekilde edilmesi daha iyidir: Bir
kez eller yere vurulup alına ve ellerin dışına çekilmeli ve bir kez daha yere vurulup
ellerin dışına çekilmelidir.
Teyemmümle İlgili Değişik Meseleler
769. Mesele: Kasten veya meseleyi bilmeyerek ya da unutarak alnın ve ellerin
dışının bir kısmı mesh edilmezse, teyemmüm batıl olur fakat hayli dikkat gerekmez,
“alnın ve ellerin dışının tamamı mesh edilmiş” denmesi yeterlidir.
770. Mesele: Ellerin dışının tamamının mesh edildiğine emin olmak için,
bilekten bir miktar yukarısı da mesh edilmeli fakat parmak aralarını mesh etmek
gerekmez.
771. Mesele: Alın ve ellerin dışı, yukarıdan aşağı doğru mesh edilmeli ve
farzları
birbiri
ardınca
yerine
getirilmeli;
aralarında,
‘teyemmüm
ediyor’
denilmeyecek kadar fasıla olursa, teyemmüm batıl olur.
772. Mesele: Niyet ederken, teyemmümün gusle veya abdeste bedel olduğu,
gusle bedel ise, hangi gusül olduğu da belirlenmeli. Eğer yanlışlıkla abdest bedeli
teyemmüm yerine, gusül bedeli teyemmüm veya bunun tersi niyet edilir ya da cenabet
guslüne bedel teyemmümde, ölüye dokunma guslüne bedel teyemmüm niyeti edilirse,
niyet takyit (örneğin sadece abdest için) şeklinde olmazsa, teyemmüm sahihtir.
773. Mesele: Teyemmümde alın, ellerin içi ve dışı temiz olmalı; eğer ellerin
içi necis olur ve yıkanamazsa, necis elin içiyle teyemmüm kâfidir ancak eldeki
necaset, üzerine teyemmüm edilen şeye sirayet eder ve kurutulması da mümkün
olmazsa, ellerin dışıyla teyemmüm edilmelidir.
774. Mesele: Teyemmüm için eldeki yüzük çıkarılmalı; alında veya ellerin
dışında ya da içinde bir engel varsa, örneğin bir şey yapışmışsa, bertaraf edilmelidir.
775. Mesele: Alın veya ellerin dışı yara ise ve sarılan bez vb. şey
açılamıyorsa, el o şekilde üzerine çekilmeli. Yine eğer elin içi yara ise ve sarılan bez
vb. şey açılamıyorsa, el o şekilde üzerine teyemmümün sahih olduğu şeye vurulup
alına ve ellerin dışına çekilmelidir.
776. Mesele: Alın ve ellerin dışında kıl ve saç olmasının sakıncası yoktur fakat
saç alına dökülmüşse, toplanmalıdır.
777. Mesele: Alın ve ellerin içinde veya dışında bir engel olduğuna ihtimal
veren kimse, ihtimali halk nezdinde yerinde bir ihtimalse, engel olmadığına emin
olana kadar araştırmalıdır.
778. Mesele: Görevi teyemmüm olup, teyemmüm edemeyen kimse, naip
tutmalıdır. Naip, kendisini naip tutanın ellerini kullanarak teyemmüm ettirmelidir;
eğer bu mümkün değilse, naip kendi ellerini, üzerine teyemmümün sahih olduğu
şeyin üzerine vurmalı, sonra onun alnına ve ellerinin dışına çekmelidir.
779. Mesele: Teyemmüm esnasında bir bölümü unutup unutmadığında şüphe
eden kimse, o bölümü, bir sonrakiyle birlikte yerine getirmelidir. (Örneğin sol elinin
içini sağ elinin dışına çekmeyi unutup unutmadığında şüphe ediyorsa, bunu yaptıktan
sonra, sağ elinin içini de sol elinin dışına çekmelidir.)
780. Mesele: Sol elini mesh ettikten sonra, doğru teyemmüm edip etmediğinde
şüphe eden kimsenin teyemmümü sahihtir.
781. Mesele: Görevi teyemmüm olan kimse, namaz vaktinden önce, namaz
için teyemmüm edemez fakat başka farz veya mustehab bir amel için teyemmüm eder
ve namaz vaktine kadar mazereti devam ederse, o teyemmümle namaz kılabilir.
782. Mesele: Görevi teyemmüm olan kimse, vaktin sonuna kadar mazeretinin
devam edeceğini biliyorsa, geniş vakitte teyemmümle namaz kılabilir fakat vaktin
sonuna kadar mazeretinin bertaraf olacağını bilirse, beklemeli ve abdest ya da gusülle
namaz kılmalıdır. Ancak mazeretinin bertaraf olacağını ümit ediyorsa, namazını
vaktin evvelinde teyemmümle kılması caizdir. Evet, mazeretinin vaktin sonunda
bertaraf olacağına ihtimal veriyorsa, mustehab ihtiyat gereği beklemeli ve abdest ya
da gusülle yahut vakit darlığında teyemmümle namaz kılmalıdır.
783. Mesele: Abdest veya gusül alamayan kimse, mazeretinin çabuk bertaraf
olacağına ihtimal vermiyorsa, kaza namazlarını teyemmümle kılabilir fakat
mazeretinin çabuk bertaraf olacağına ihtimal veriyor ise, kaza namazı kılması
sakıncalıdır.
784. Mesele: Abdest veya gusül alamayan kimse, belli zamanı olan günlük
nafileler gibi mustehab namazları teyemmümle kılabilir fakat o namazların son
vaktine kadar mazeretinin bertatraf olacağına ihtimal verirse, ihtiyaten o namazları
teyemmümle evvel vakitlerinde kılmamalı.
785. Mesele: Gusle bedel teyemmüm etmesi gereken kimse, teyemmümden
sonra küçük hades görürse, örneğin küçük su dökerse, namazları için abdest kifayet
eder ve mustehab ihtiyat gereği tekrar gusle bedel teyemmüm etmelidir.
786. Mesele: Su olmaması veya başka bir mazeretten ötürü teyemmüm eden
kimsenin teyemmümü, mazeretin bertaraf olmasından sonra batıl olur.
787. Mesele: Abdesti bozan şeyler, abdeste bedel teyemmümü de bozar ve
guslü bozan şeyler, gusle bedel teyemmümü de bozar.
788. Mesele: Gusledemeyen ve üzerine birkaç gusül farz olan kimseye, bir
teyemmüm kâfidir.
789. Mesele: Gusledemeyen ve guslün farz olduğu bir amel yapmak isteyen
kimse, gusle bedel teyemmüm etmeli; eğer abdest alamıyor ve abdestin farz olduğu
bir amel yapmak istiyorsa, abdeste bedel teyemmüm etmelidir.
790. Mesele: Cenabet guslüne bedel teyemmüm eden kimsenin, namaz için
abdest alması gerekmez fakat diğer gusüllere bedel teyemmüm ederse, abdest almalı
ve eğer abdest alamıyorsa, abdeste bedel başka bir teyemmüm de etmelidir.
791. Mesele: Gusle bedel teyemmüm eden ve sonra abdesti bozan bir şey
yapan kimse, sonraki namazlar için gusledemiyorsa, abdest almalı ve mustehab ihtiyat
gereği, gusle bedel teyemmüm de etmeli; abdest alamıyor ise, biri gusle bedel,
(mustehab ihtiyat gereği) diğeri abdeste bedel iki teyemmüm etmelidir. Fakat
teyemmümü cenabet guslüne bedel ise, yapması gereken niyetiyle bir teyemmüm
(güçlü görüşe göre abdeste bedel teyemmüm) etmesi kâfidir.
792. Mesele: Görevi teyemmüm etmek olan kimse, bir amel için teyemmüm
ederse, teyemmüm ve mazereti geçerli olduğu sürece, abdestli veya gusüllü yapması
gereken amelleri yerine getirebilir. Fakat mazereti vakit darlığı ise, sadece
teyemmümü onun için ettiği ameli yerine getirebilir ve yine eğer uyumak için veya su
olduğu halde cenaze namazı için teyemmüm etmişse, sadece o ameli yapabilir.
793. Mesele: Birkaç durumda teyemmümle kılınan namazları iade etmek
mustehabdır: 1- Suyun zarar vereceği korkusu varken, bilerek kendini cünüp etmek ve
teyemmümle namaz kılmak. 2- Su bulunmayacağını bilerek veya zannederek kasten
kendini cünüp etmek ve teyemmümle namaz kılmak. 3- Kalabalık ve Cuma namazına
yetişememe korkusuyla teyemmümle kılmak.
794. Mesele: Birkaç durumda teyemmümle kılınan namaz mustehab ihtiyata
göre iade edilmelidir: 1- Kasten vaktin sonuna kadar su aramamak, teyemmümle
namaz kılmak ve daha sonra aranması durumunda suyun bulunacağını anlamak. 2Kasten namazı geciktirmek ve vaktin sonunda teyemmümle namaz kılmak. 3- Suyun
bulunmayacağını bilerek veya zannederek var olan suyu dökmek.
Namaz Hükümleri
795. Mesele: Namaz, dini amellerin en önemlisidir; eğer Allah-u Teâlâ’nın
dergâhında kabul olursa, diğer ibadetler de kabul olur ve eğer kabul olmazsa, diğer
ameller de kabul olmaz. Gece gündüz nehirde yıkanan insanın bedeninde kir
kalmadığı gibi, beş vakit namaz da insanın günahlarını temizler. Namazı ilk vaktinde
kılmak mustehabdır. Namazı hafife alan kimse, namaz kılmayan gibidir. Peygamber-i
Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdular: “Namazı önemsemeyip hafife alan kimse, ahiret
azabına müstahaktır.” Bir gün o Hazret mescitte iken bir adam mescide gelip namaza
durdu; rükû ve secdeyi tam olarak yerine getirmedi. O Hazret buyurdular: “Eğer bu
adam bu şekilde namaz kılarken ölürse, benim dinim üzere dünyadan ayrılmamıştır.”
Bu yüzden insan aceleyle hızlı bir şekilde namaz kılmamaya özen göstermeli;
namazda Allah’ı anmalı, itaat, huşu ve vakarla kılmalı, kiminle konuştuğunun
farkında olmalı, kendini Allah’ın azameti ve büyüklüğü karşısında çok küçük ve naçiz
görmeli. İnsan namazda bu konulara dikkat ederse, kendinden haberi olmaz; nitekim
namazda Emiru’l-Muminin Ali’nin (a.s) ayağından oku çıkarırken, sanki haberi
yokmuşçasına itina etmeden namazına devam etti. Namaz kılan, tövbe ve istiğfar
etmeli; haset, kibir, gıybet, haram yemek, sarhoş edici şeyleri içmek, hums ve zekât
vermemek gibi namazın kabulünü engelleyen günahları hatta her günahı terk
etmelidir. Namazın sevabını azaltan amelleri yapmamalı; örneğin uykulu ve sıkışık
(idrarı bekletmek) halde namaza durmamalı, namazda gökyüzüne bakmamalı.
Namazın sevabını artıran amelleri yerine getirmeli; örneğin akik yüzük takmalı, temiz
elbise giymeli, saç sakalını taramalı, dişleri fırçalamalı ve güzel koku sürmeli.
Farz Namazlar
796. Mesele: Farz namazlar altı kısımdır: 1- Yevmiye (günlük) namazlar. 2Ayat namazı. 3- Cenaze namazı. 4- Kâbe’nin farz tavaf namazı. 5- Anne babanın,
büyük oğulun üzerine farz olan kaza namazları. 6- Ecir olma, nezretme, yemin etme
ve ahdetme sebebiyle farz olan namaz.
Yevmiye (Günlük) Namazlar
797. Mesele: Günlük farz namazlar beş tanedir: Her biri dört rekât olan öğle
ve ikindi, üç rekât akşam, dört rekât yatsı ve iki rekât sabah namazı.
798. Mesele: Seferde dört rekâtlı namazlar, ileride açıklanacağı şekilde iki
rekât olarak kılınmalı.
Öğle ve İkindi Namazının Vakti
799. Mesele: Çubuk vb. bir şey dikey oyarak düz bir yere dikilirse, sabah
güneş doğduğunda, o çubuğun gölgesi batıya doğru uzanır ve güneş yükseldikçe, bu
gölge azalır. Çubuğun bulunduğu şehirlerde şer’i öğle vaktinin başlangıcında gölge en
kısa halini alır, öğle vakti geçtiğinde ise, gölge doğuya doğru yönelir ve güneş ne
kadar batıya yönelse, gölge uzar. Öyleyse gölge en kısa haline gelip ve tekrar
uzamaya başladığı zaman, şer’i öğle olduğu anlaşılmış olur. Fakat Mekke-i
Mükerreme gibi bazı şehirlerde bazen gölge tamamen kaybolur ve gölge tekrar ortaya
çıktıktan sonra, öğle olduğu anlaşılır.
800. Mesele: Öğle vaktini belirlemek için yere dikilen çubuk vb. her şeye
ِ
‫ص‬
ْ ‫“ " َشاخ‬Şâhıs” (gösterge) denir.
801. Mesele: Öğle ve ikindi namazının özel ve müşterek vakti vardır; öğle
namazının özel vakti, öğlenin başlangıcından, öğle namazı kılacak kadar geçen
vakittir. Yanlışlıkla olsa bile ikindi namazının tamamını o vakitte kılan kimsenin
namazı batıldır. İkindi namazının özel vakti, güneşin batmasına, ikindi namazı kılacak
kadar kalan vakittir. O zamana kadar kılmadıysa eğer, o kimsenin öğle namazı kaza
olur ve ikindi namazını kılması gerekir. Öğle ile ikindi namazlarının özel vakitleri
arasındaki zaman dilimi, öğle ile ikindi namazlarının müşterek vakitleridir. Bu vakitte
yanlışlıkla ikindi namazının tamamını öğle namazından önce okuyan kimsenin
namazı sahihtir ve ikindi namazı kabul edilir; öğle namazını ikindiden sonra yerine
getirmeli ve ihtiyaten yerine getirdiği namazı, “Ma fi zimme” (boyun borcu) yani
yerine getirmesi gereken niyetiyle kılmalıdır.
802. Mesele: Öğle namazını kılmadan önce, yanlışlıkla ikindiye duran ve
namaz esnasında yanlışının farkına varan kimse, eğer müşterek vakitteyse, niyetini
öğleye çevirmeli; yani o ana kadar kıldığı, şu an kılmakta olduğu ve sonra kılacağı,
öğle namazı olsun. Namazı bitirdikten sonra, ikindi namazını kılmalı. Eğer öğle
namazının özel vaktindeyse, ister namaz esnasında ister namazdan sonra anlamış
olsun, kılmış olduğu batıldır.
803. Mesele: Masum İmamın (a.s) hayatta olduğu zamanda, Cuma günü öğle
namazı yerine ileride beyan edilecek şekilde iki rekât Cuma namazı kılmak farzdır.
Bu zamanda eğer kılınacaksa, mustehab ihtiyat gereği öğle namazı da eda edilmelidir.
Akşam ve Yatsı Namazının Vakti
804. Mesele: Akşam, güneşin batışından sonra doğudaki kızıllığın kaybolduğu
zamandır.
805. Mesele: Akşam ve yatsı namazının özel ve müşterek vakti vardır; akşam
namazının özel vakti, akşamın başlangıcından itibaren üç rekât namaz kılacak kadar
geçen vakittir. Örneğin eğer seferi biri yatsı namazının tamamını yanlışlıkla o vakitte
kılarsa, namazı batıldır. Yatsı namazının özel vakti ise, gece yarısına, yatsı namazı
kılacak kadar kalan vakittir. Akşam namazını o ana kadar kasten kılmayan, önce yatsı
namazını daha sonra akşam namazını kılmalıdır. Akşam ile yatsı namazlarının özel
vakitleri arasındaki zaman dilimi, akşam ile yatsı namazlarının müşterek vakitleridir.
Eğer biri o vakitte yanlışlıkla yatsı namazını akşam namazından önce kılar ve
namazdan sonra farkına varır ise, namazı sahihtir; akşam namazını, yatsı namazından
sonra kılmalıdır.
806. Mesele: Önceki meselede geçen özel ve müşterek vakit, kişiler için
farklılık arz eder. Örneğin seferi için öğle vaktinden iki rekât namaz kılacak kadar
zaman geçerse, müşterek vakte girer ama seferi olmayan için dört rekât kılacak kadar
zaman geçmeli.
807. Mesele: Akşam namazını kılmadan önce yanlışlıkla yatsı namazına duran
ve namaz esnasında yanlış yaptığını anlayan kimse, kıldığının tamamı veya bir
miktarı müşterek vakitte olmuş ve dördüncü rekâtın rükûuna varmamışsa, niyetini
akşam namazını çevirip namazı tamamlamalı daha sonra yatsı namazını kılmalıdır.
Eğer dördüncü rekâtın rükûuna varmışsa, namazı tamamlayıp daha sonra akşam
namazını kılmalıdır. Fakat eğer kıldığının tamamı, akşam namazının özel vaktinde
olmuşsa, namazı batıldır; akşam ve yatsı namazını sırasıyla eda etmelidir.
808. Mesele: Muhtar (istediğini yapabilen bağımsız) şahıs için yatsı namazının
son vakti, gece yarısıdır ve gece, güneşin batışından sabah ezanına kadar hesap edilir,
güneş çıkana kadar değil.
809. Mesele: Muztar (naçar, mecbur, sıkıntılı) veya unutan ya da uyuyan
yahut hayz sebebiyle namazı erteleyen şahıs için akşam ve yatsı namazının son vakti,
sabah ezanına kadardır.
810. Mesele: Yatsı namazını günah yüzünden gece yarısına kadar kılmayan
kimse, farz ihtiyata binaen, eda ve kaza niyeti etmeksizin sabah ezanından önce
kılmalıdır.
Sabah Namazının Vakti
811. Mesele: Sabah ezanın yakın doğudan Fecr-i Kazib (yalancı Fecr) veya
Birinci Fecr denilen bir beyazlık yukarı doğru hareket eder, o beyazlık genişleyip
yayıldığında Fecr-i Sadık ya da İkinci Fecr ve sabah namazının vakti girer ve sabah
namazının son vakti, güneşin çıkmaya başladığı andır.
Namaz Vakti Hükümleri
812. Mesele: Vaktin girdiğine emin olunduğu zaman veya adil iki kişi ya da
doğru sözlü güvenilir bir kişinin, vaktin girdiğini haber vermesiyle namaz kılınabilir.
813. Mesele: Bulut, toz, körlük veya hapiste olmak sebebiyle namazın evvel
vaktinde vaktin girdiğine emin olamayan kimse, vaktin girdiğine emin olana kadar
namazı geciktirmelidir.
814. Mesele: İki adil kişi vaktin girdiğini haber verir veya insanın kendisi
namaz vaktinin girdiğine emin olur ve namaza durur, namaz esnasında vaktin
girmemiş olduğunu ya da namazdan sonra namazın tamamını vaktinden önce kıldığını
anlar ise, namazı batıldır. Fakat eğer namaz esnasında vaktin girdiğini veya namazdan
sonra, namaz esnasında vaktin girdiğini anlarsa, namazı sahihtir.
815. Mesele: Vakit girdikten sonra namaza durulması gerektiğinin farkında
olmayan kimse, namazdan sonra, namazı vaktinde kıldığını anlar ise, namazı sahihtir;
eğer namazın tamamını vaktinden önce kıldığını anlar veya vaktinde mi, vaktinden
önce mi kıldığını anlamazsa, namazı batıldır. Hatta namazdan sonra, namaz esnasında
vaktin girdiğini anlarsa, ihtiyaten o namazı iade etmelidir.
816. Mesele: Vaktin girdiğine emin olup namaza duran ve namaz esnasında
vaktin girip girmediğinde şüpheye düşen kimsenin namazı sorunlu olur fakat namaz
esnasında vaktin girdiğine emin olur, kıldığı miktarın vaktinde olup olmadığında
şüphe ederse, namazı sahihtir.
817. Mesele: Namaz vakti, mustehablarından bazısını yerine getirmekle
namazın bir bölümü vaktinden sonraya sarkacak kadar dar ise, o mustehab yerine
getirilmemeli; örneğin kunut tutmakla namazın bir bölümü vaktinden sonraya
sarkarsa, kunut tutmamalı.
818. Mesele: Bir rekât kılacak kadar vakti olan kimse, namazı eda niyetiyle
kılmalı fakat kasıtlı olarak o vakte kadar geciktirmemeli.
819. Mesele: Seferi olmayıp akşama beş rekât kılacak kadar vakti kalan kimse,
öğle ve ikindi namazını kılmalı; daha az vakti varsa, sadece ikindiyi kılmalı ve daha
sonra öğleyi kaza etmelidir. Yine eğer gece yarısına dört rekât kılacak kadar vakti
varsa, akşam ve yatsı namazını kılmalı; daha az vakti var ise, sadece yatsı namazını
kılmalı ve daha sonra akşamı kaza etmelidir, ancak muztar olup sabah ezanına kadar
vaktin olması istisna.
820. Mesele: Seferi olan kimse, akşama kadar üç rekât kılacak kadar vakti
varsa, öğle ve ikindiyi kılmalıdır, daha az vakti varsa, sadece ikindiyi kılmalı ve daha
sonra öğleyi kaza etmelidir. Eğer muhtar şahsın gece yarısına dört rekât namaz
kılacak kadar vakti varsa, akşam ve yatsı namazını kılmalıdır, daha az vakti var ise,
sadece yatsıyı kılmalı ve daha sonra akşam namazını kaza etmelidir. Eğer yatsıyı
kıldıktan sonra, gece yarısına bir rekât kılacak kadar veya daha fazla süre kaldığı belli
olursa, hemen akşam namazını eda niyetiyle kılmalıdır.
821. Mesele: Namazı ilk vaktinde kılmak mustehabdır, bu konuda oldukça
tavsiyede bulunulmuştur ve ilk vakte ne kadar yakın olursa o kadar iyi olur ancak
geciktirilmesi bir açıdan daha iyi olursa, örneğin cemaat namazı için beklemek söz
konusu ise, geciktirilebilir.
822. Mesele: Örneğin teyemmümle veya necis elbiseyle namaz kılmak
zorunda kalmak gibi bir özrü olup ilk vaktinde namaz kılmak isteyen biri, özrünün
vaktin sonuna kadar süreceğini bilirse, ilk vaktinde namaz kılabilir. Fakat özrünün
giderileceğine ihtimal verirse, özrünün bertaraf olması için beklemeli, bertaraf olursa,
son vaktinde namazı kılmalıdır. Namazın farzlarını kılabilecek kadar beklemesi de
gerekmez; ezan, kamet ve kunut gibi mustehablar için de vakti varsa, teyemmüm
edebilir ve namazı o mustehablarla birlikte yerine getirebilir.
823. Mesele: Namaz, namazda şüphe ve sehiv meselelerini bilmeyen ve
namazda bunlardan biriyle karşılaşabileceğine ihtimal veren biri, bu konuları
öğrenmek için namazı ilk vaktinden geciktirmelidir. Fakat namazı doğru şekilde
tamamlayacağına emin ise, ilk vaktinde namaza durabilir. Bu durumda namazda
hükmünü bilmediği bir meseleyle karşılaşmazsa, namazı sahihtir. Karşılaşırsa, ihtimal
verdiği iki şıktan birine amel etmeli, namazı tamamlamalı ve namazdan sonra, batıl
olmuşsa eğer yeniden kılmak için meseleyi sormalıdır.
824. Mesele: Namaz için vakit genişse ve alacaklı da alacağını istiyorsa,
mümkünse önce borcu ödemeli sonra namaz kılmalı. Yine hemen yapılması gereken
farz bir iş çıkarsa, örneğin mescit necis olursa, önce mescidi temizlemeli daha sonra
namaz kılmalı; önce namazı kılan günah işlemiş olur ancak namazı sahihtir.
Tertibi Şekilde Kılınması Gereken Namazlar
825. Mesele: İkindi namazı öğle namazından sonra ve yatsı namazı akşam
namazından sonra kılınmalıdır; kasıtlı olarak ikindiyi öğleden, yatsıyı da akşamdan
önce kılmak, namazı batıl eder.
826. Mesele: Öğle namazı niyetiyle namaza duran ve namaz sırasında öğle
namazını kıldığını hatırlayan kimse, niyetini ikindiye çeviremez, namazı bozmalı ve
ikindi namazını kılmalıdır. Akşam ve yatsı namazında da durum aynıdır.
827. Mesele: İkindi namazı esnasında öğle namazını kılmadığına emin olan,
niyetini öğle namazına çevirmeli ve öğle namazını kıldığını hatırlarsa, niyetini ikindi
namazına çevirmeli ve bu şekilde namazı sahihtir ancak namazın bir bölümünü takyit
şeklinde öğle niyetiyle kılmışsa, batıldır.
828. Mesele: İkindi namazı esnasında öğle namazını kılıp kılmadığında şüphe
eden kimsenin, öğle namazını kıldığına hükmedip ikindi namazını bitirmesinin yeterli
oluşu, uzak bir ihtimal değil.
829. Mesele: Yatsı namazında dördüncü rekâtın rükûundan önce akşam
namazını kılıp kılmadığında şüphe eden kimse, namazın bitmesinden sonra gece
yarısı olacak kadar vakit azsa, yatsı niyetiyle namazı tamamlamalıdır. Vakit fazlaysa,
niyetini akşama çevirip namazı üç rekât kılmalı daha sonra yatsı namazını kılmalıdır.
830. Mesele: Yatsı namazında dördüncü rekâtın rükûuna vardıktan sonra
akşam namazını kılıp kılmadığında şüphe eden kişi, yatsı namazını tamamlamalı daha
sonra akşam namazını kılmalıdır.
831. Mesele: Kıldığı namazı ihtiyaten yeniden kılmak isteyen ve namaz
esnasında kılması gereken bir önceki namazı kılmadığını hatırlayan kimse, niyetini
kılmadığı namaza çeviremez. Mesela ikindi namazını ihtiyaten kılarken, öğle
namazını kılmadığını hatırlarsa, niyetini öğle namazına çeviremez.
832. Mesele: Niyeti, kaza namazından eda namazına ve mustehab namazdan
farz namaza çevirmek, caiz değildir.
833. Mesele: Eda namazının vakti genişse, insan namaz esnasında niyeti kaza
namazına imkân dâhilinde çevirebilir. Örneğin eğer öğle namazını kılıyorsa, niyetini
sabah namazının kazasına, öğlenin üçüncü rekâtına geçmediği takdirde çevirebilir.
Mustehab Namazlar
834. Mesele: Mustehab namazlar çoktur ve nafile diye tabir edilir; günlük
nafileleri kılmaya oldukça tavsiye vardır.
835. Mesele: Günlük nafileler, Cuma günü dışında otuz dört rekâttır: sekizer
rekât öğle ve ikindinin nafileleri, dört rekât akşamın, iki rekât yatsının, on bir rekât
gecenin ve iki rekât sabahın. Oturarak kılınan iki rekât yatsının nafilesi, bir rekât
hesap edilir fakat Cuma günü öğle ve ikindinin on altı rekât nafilesine dört rekât
eklenir.
836. Mesele: Bütün nafileler sabah namazı gibi iki rekât iki rekât kılınır.
837. Mesele: On bir rekât gece nafilesinden sekiz rekâtı gece nafilesi, iki
rekâtı “Şef’” ve bir rekâtı “Vitr’” namazı niyet edilerek kılınmalıdır. Gece nafilesinin
nasıl kılınacağı ileride beyan edilecektir.
838. Mesele: Nafile namazları oturarak kılınabilir fakat bu durumda iki rekâtı
bir rekât olarak hesaplamak daha iyidir. Örneğin sekiz rekât olan öğlenin nafilesini
oturarak kılmak isteyenin, on altı rekât kılması daha iyi olur ve “Vitr’” namazını
oturarak kılmak istiyorsa, oturarak iki tane bir rekât namaz şeklinde kılmalıdır.
839. Mesele: Seferde öğle ve ikindinin nafilesi sakıt olur ama yatsının
nafilesini matlup olabilir ümidiyle kılmanın sakıncası olmaz.
Günlük Nafilelerin Vakti
840. Mesele: Öğle namazının nafilesi, öğle namazından önce kılınır ve vakti,
öğlenin evvelinden, 799. Meselede beyan edilen “Şâhıs” ın (gösterge) gölgesinin,
“Şâhıs” ın 2/7 si kadar olduğu ana kadardır. Mesela “Şâhıs” ın uzunluğu yedi karış
ise, öğleden sonra beliren gölgenin uzunluğu iki karışa ulaşınca, öğlenin nafilesinin
son vakti olur.
841. Mesele: İkindi namazının nafilesi, ikindi namazından önce kılınır ve
vakti, “Şâhıs” ın gölgesinin, “Şâhıs” ın 4/7 si olana kadardır.
842. Mesele: Öğle veya ikindinin nafilesini vaktinden sonra kılmak caizdir.
843. Mesele: Akşam namazının nafilesinin vakti, akşam namazının
bitmesinden sonra, güneşin batması ardından batıda beliren kızıllığın yok olmasına
kadardır ancak akşam namazının özel vaktinin sonuna yani yatsı namazının özel vakti
öncesine kadar uzatmanın da sakıncası yoktur.
844. Mesele: Yatsı namazının nafilesinin vakti, yatsı namazının bitmesinden
gece yarısına kadardır ve yatsı namazının hemen ardından kılınması daha iyidir.
845. Mesele: Sabah namazının nafilesi, sabah namazından önce kılınır ve
vakti, 810. Meselede bahsi geçen birinci fecirden sonra, doğudaki kızıllığın ortaya
çıkmasına kadardır. Sabahın nafilesi, gecenin nafilesinden hemen sonra da kılınabilir.
Gece Namazı
846. Mesele: Gece nafilesinin vakti, gece yarısından sabah ezanına kadardır ve
sabah ezanına yakın kılınması daha iyidir.
847. Mesele: Seferi ve gece nafilesini gece yarısından sonra kılmak kendisine
zor olan kimse, gece nafilesini gecenin başlangıcında kılabilir.
848. Mesele: Gece namazı on bir rekâttır: Sekiz rekât gece nafilesi, iki rekât
“Şef’”, ve bir rekât “Vitr’” namazı; her iki rekâtın bir ancak “Vitr’” namazının tek
başına bir selamı vardır.
849. Mesele: İlk rekâtta büyük sureleri, ikinci rekâtta kısa sureleri okumak
mustehabdır; “Şef’” ve “Vitr’” namazlarında “Felak”, “Nas” ve “İhlas” surelerini
veya tümünde “İhlas” okunmalıdır.
850. Mesele: “Vitr” namazının kunutunda kırk mümine
“Allahumme’ğ-fir
li-fulan: Allah’ım, falancayı
affet”
ٍ ‫اللهه هم ا ْغ ِفر لُِف‬
‫َلن‬
ْ
şeklinde dua etmek
mustehabdır; falanca kelimesinin yerine müminin ismini kullanmak gerekir. Yine
kunutta sol eli kaldırıp, sağ elle sayarak yetmiş kez (yüz defa daha iyidir.) َ‫اَ ْستَغْ ِفُر اَّلل‬
‫وب اِلَ ِيه‬
ُ ُ‫“ َربِی َو اَت‬Esteğfirullahe rabbi ve etubu ileyh: Rabbimden mağfiret diliyor ve O’na
tövbe ediyorum.” Şeklinde istiğfar etmek mustehabdır. Ayrıca yedi defa ‫قام الْعائِ ِذ‬
ُ ‫هذا َم‬
‫ك ِم َن اَلْنار‬
َ ِ‫“ ب‬Haza makamu’l-aizi bike mine’n-nar: budur kıyamet ateşinden sana
sığınanın makamı” üç yüz defa ‫“ اَلْ َع ْفو‬el-afv: affet” demek mustehabdır. ‫“ اَلْ َع ْفو‬el-afv:
affet” kelimesini birbirine muttasıl etmek daha iyidir ve kelimenin sonunu fethalı
okumalı: ...‫“ اَلْ َع ْف َوَ اَلْ َع ْف َوَ اَلْ َع ْف َو‬el-afve el-afve el-afve: affet, affe, affet.”
Ğufeyle Namazı
851. Mesele: Mustehab namazlardan biri, akşam ve yatsı namazı arasında
kılınan Ğufeyle namazıdır. Birinci rekâtta Fatiha’dan sonra sure yerine şu ayet
ِ ‫ادى ِِف الظُّلُم‬
ِ ‫وذَا الن‬
ِ َ‫ُّون إِذ ذَّ َهب مغ‬
okunmalıdır: ‫نس ِم َن‬
َ َ‫َنس ُ ْب َحان‬
ُ ‫ك إِِِّن ُك‬
َ ‫ات أَن َّّل إِلَهَ إَِّّل أ‬
َ َ‫اضبًا فَظَ َّن أَن لَّن نَّ ْق ِد َر َعلَْي ِه فَ ن‬
ُ َ
َ
َ
ِ
ِ ُ‫ك ن‬
‫ني‬
َ ‫"الظَّالِ ِم‬1 İkinci rekâtta Fatiha’dan sonra sure yerine
َ ِ‫ني" فَا ْ تَ َج ْبنَا لَهُ َوََنَّيْنَاهُ ِم َن الْغَ ِِم َوَك َذل‬
َ ِ‫نجي ال ُْم ْؤمن‬
ِ ‫َو ِعن َدهُ َم َفاتِ ُح الْغَْي‬
َِ ‫ب ّلَ يَ ْعلَ ُم َها إِّلَّ ُه َو َويَ ْعلَ ُم َما ِِف ال‬
şu ayet okunmalı: ٍَّ‫ُ ِمن َوَرٍََ إِّلَّ يَ ْعلَ ُم َها َوّلَ ََب‬
ُ ‫ْبِ َوالْبَ ْح ِر َوَما تَ ْْ ُق‬
ِ ‫ ِ"ِف" ظُلُم‬2 Kunutta şöyle denmeli: "‫ب‬
ِ ‫ک ِِبَفاتِ ِح الْغَْي‬
ِ ‫ات األ َْر‬
‫ض َوّلَ َرطْب َوّلَ ََيبِس إِّلَّ ِِف كِتَاب ُّمبِني‬
َ ُ‫اَلل ُِه َّم إِنِی اَ ْ ئَل‬
َ
3
ِ
ِ ‫صلِِی َعلی ُُمَ َّمد و‬
‫آل ُُمَ َّمد َو اَ ْن تَ ْف َع َل بی َکذا َو َکذا‬
َ ْ‫ "الَّتی ّل يَ ْعلَ ُمها اّلِ اَن‬ve “keza: şöyle” kelimesi
َ
َ َ َ‫س اَ ْن ت‬
“Ve zennuni iz zehebe muğaziben fezenne en len nakdire aleyhi fenade
fizzulumati en la ilahe illa ente subhaneke inni kuntu minezzalimine festecebna
lehu ve necceynahu minel ğemmi ve kezalike nunci’l-muminine”: Ve Zünnun da
hani öfkelenip gitmişti de sanmıştı ki bizim gücümüz yetmeyecek ona; derken
karanlıklarda nidâ ederek gerçekten de senden başka yoktur tapacak, tenzîh
ederim seni ve şüphe yok ki ben, zâlimlerden oldum demişti. Derken duâsını
kabûl etmiştik onun ve gamdan kurtarmıştık onu ve böyle kurtarırız insanları.
Enbiya / 87 ve 88.
2
“Ve indehu mefatihu’l-ğeybi la ye’lemuha illa hüve ve ye’lemu ma fi’l-birri
ve’l-behri ve ma teskutu min verekatin illa ye’lemuha ve la habbetin fi zulumati’larzi ve la retbin ve la yabisin illa fi kitabin mubin: Gaibin anahtarları, onun
yanındadır, onları ancak o bilir; karada ve denizde ne varsa bilir. Bir yaprak
bile düşse bilir onu ve yeryüzünün karanlıkları içinde bir tek tane yoktur ki, yaş
ve kuru hiçbir şey bulunamaz ki apaçık kitapta tespit edilmemiş olsun. En’am /
59.
3
“Allahumme inni es’eluke bimefatihi’l-ğaybi’l-leti la ye’lemuha illa ente en
tusalliye ela Muhammedin ve al-i Muhammed ve en tef’ele bi keza ve keza: Allah’ım,
1
ِ ‫س ولِ ُّی نِ ْعمتی وال‬
yerine hacet dile getirilmeli ve daha şöyle denmelidir:" ‫ْقاد ُر َعلی طَلَبَتی تَ ْعلَ ُم‬
َ َ
َ َ ْ‫اَلل ُِه َّم اَن‬
1
‫ضيْتَ َها ِل‬
َّ ‫ک ِِبَ ِِق ُُمَ َّمد َو آلِ ِه َعلَ ْي ِه َو َعلَ ْي ِه ُم‬
َ ُ‫"َاجتی فَأَ ْ ئَل‬
َ ََ ‫الم ل َِما‬
ُ ْ‫ال‬
َ
Kıble Hükümleri
852. Mesele: Mekke-i Muazzama şehrinde bulunan Kâbe, kıbledir ve ona
doğru namaz kılmak gerekir fakat uzak olan kimsenin, kıbleye doğru namaz kılıyor
denecek şekilde durması kâfidir. Hayvan kesimi gibi kıbleye doğru yapılması gereken
işlerde de durum aynıdır.
853. Mesele: Farz namazı ayakta kılan kimsenin, yüzü, göğsü, karnı ve
ayaklarının ön kısmı kıbleye doğru olmalıdır. Mustehab ihtiyata göre ayak parmakları
da kıbleye doğru olmalı.
854. Mesele: Oturarak namaz kılması gereken kimse, normal şekilde
oturamıyor ve otururken ayakaltını yere koyuyor ise, namazda yüzünü, göğsünü ve
karnını kıbleye doğrultmalıdır.
855. Mesele: Oturarak namaz kılamayan kimse, namaz halinde bedenin ön
tarafı kıbleye bakacak şekilde sağ tarafı üzerine uzanmalı; mümkün değilse, aynı
şekilde sol tarafı üzerine ve bu da mümkün değilse, ayakaltı kıbleye bakacak şekilde
sırt üztü uzanmalıdır.
856. Mesele: İhtiyat namazı, unutulmuş secde ve teşehhüt ve sehiv secdesi,
kıbleye doğru yerine getirilmelidir.
857. Mesele: Mustehab namaz yürür vaziyette ve binek üstünde kılınabilir ve
bu durumda kıbleye doğru olmak gerekmez.
senden, kendinden başkasının bilmediği gaibin anahtarları hakkı için, Muhammed’e
(s.a.a) ve Ehlibeytine (a.s) salat etmeni ve hakkımda şunları yapmanı diliyorum.
1
“Allahumme ente veliyyu ni’meti ve’l-kadiru ela talibeti te’lemu haceti
fes’eluke bihakki Muhammedin ve alihi aleyhi ve aleyhimu’s-selamu lemma kazeyteha
li: Allah’ım, sen benim veli nimetimsin ve ihtiyaçlarımı gidermeye kadirsin, hacetimi
de biliyorsun. Muhammed (s.a.a) ve Ehlibeyti (a.s) hakkı için hacetimi karşıla.”
858. Mesele: Namaz kılmak isteyen kimsenin, kıblenin ne taraf olduğuna emin
olana kadar çaba sarf etmesi gerekir ve bu konuda adil iki kişinin veya doğru sözlü
güvenilir bir kişinin sözüne itimat edebilir.
859. Mesele: Kıble yönüne emin olamayan veya kendisine haber verecek
güvenilir bir kimsesi olmayan kişi, Müslümanların mescit mihrabından veya
kabirlerinden ya da başka yollarla ortaya çıkan zannına göre amel etmelidir. İlmi
kurallarla kıbleyi teşhis edebilenin sözünden hâsıl olan zan da kâfidir.
860. Mesele: Kıble konusunda zannı olan kimse, daha güçlü zanna ulaşma
imkânı varsa, farz ihtiyata göre kendi zannına göre amel edemez. Mesela birinin
sözüyle kıbleye dair zanna ulaşan fakat başka bir yolla daha güçlü zanna ulaşabilecek
kişi, onun sözüne göre, emin olmasına sebep olması dışında, amel etmemelidir. Yine
mustehab ihtiyata göre, zanna sebep oluyor ve başka güçlü bir zan mümkün değilse,
misafir, ev sahibinin sözüne göre amel edebilir.
861. Mesele: Kıbleyi bulmak için bir vesilesi olmayan veya çaba sarf ettiği
halde bir tarafa dair zanna ulaşamayan kimse, namaz vakti genişse, içlerinden birinin
kıble yönü veya kıbleden biraz sapma olduğuna emin olmak için, ihtiyaten dört yöne
dört namaz kılmalı. Ancak dört namaz miktarı kadar vakit yoksa vakit olduğu ölçüde
namaz kılmalıdır. Örneğin eğer sadece bir namaz miktarı vakit varsa, istediği bir yöne
bir namaz kılmalı ve bir namazın herhangi bir yöne kifayet etmesi sebepsiz değil.
862. Mesele: Kıblenin iki taraftan biri olduğuna emin olan veya zanneden
kimse, ihtiyaten her iki yöne namaz kılmalıdır.
863. Mesele: Birkaç yöne namaz kılması gereken kimse, öğle ve ikindi gibi iki
namaz kılmak isterse, birbiri ardına kılmalıdır ve ilk namazı birkaç yöne kılıp
ikincisine başlaması gerekmez.
864. Mesele: Kıblenin ne taraf olduğuna emin olmayıp kıbleye doğru
yapılması gereken namazdan başka bir iş yapmak, örneğin bir hayvanı kesmek isteyen
kimse, zannına göre amel etmeli ve mümkün değilse, zaruret halinde hangi tarafa
yaparsa yapsın, sakıncası yoktur.
Namazda Bedeni Örtmek
865. Mesele: Erkek namaz halinde, kimse görmese bile, avret yerlerini
örtmelidir ve göbekten dize kadar örtmesi daha iyidir.
866. Mesele: Kadın namaz sırasında bütün bedenini hatta başını ve saçını ve
mustehab ihtiyata göre, ayakaltını da örtmelidir fakat yüzün abdestte yıkanan
miktarını, ellerin bileğe kadar, ayaküstlerinin topuğa kadar olan miktarını örtmesi
gerekmez. Ancak farz olan miktarı örttüğüne emin olmak için, yüzün çevresinin bir
miktarını, bilek ve topuğun biraz aşağısını da ihtiyaten örtmelidir.
867. Mesele: Unutulmuş secde veya teşehhüdün kazası yerine getirilirken yine
mustehab ihtiyat gereği sehiv secdesi ederken, namazdaki gibi örtünmek gerekir.
868. Mesele: Namazda bilerek avret yerini örtmeyen kimsenin namazı batıldır
ama taksirle meseleyi bilmemekten ötürü örtmezse, ihtiyaten namazı iade etmelidir.
869. Mesele: Namaz esnasında avret yerinin açıkta olduğunu anlayan kimse,
örtmelidir ve özellikle örtülmesi fazla vakit istiyor ise, mustehab ihtiyat gereği namazı
tamamlamalı ve yeniden kılmalıdır fakat namazdan sonra namazda avret yerinin
açıkta olduğunu anlarsa, namazı sahihtir.
870. Mesele: Ayaktayken elbisesi avretini örten ancak rükû ve secde gibi
hallerde örtmemesi mümkün olan kimsenin namazı, o sırada avretini örtebiliyorsa,
sahihtir fakat mustehab ihtiyat gereği o elbiseyle namaz kılmamalı.
871. Mesele: Namazda insan kendini ot ve ağaç yaprağıyla örtebilir fakat
mustehab ihtiyat gereği imkân dâhilinde elbise vb. şeylerle örtmelidir.
872. Mesele: İnsan namazda kendisini çamurla da örtebilir.
873. Mesele: Namazda kendini örtmeye bir şeyi olmayan kimse, bulacağına
ihtimal veriyor ise, güçlü görüşe göre namazı geciktirmeli, eğer bir şey bulamazsa,
vaktin sonunda vazifesine uygun namaz kılmalıdır.
874. Mesele: Namaz kılmak isteyen biri, eğer kendini örtmek için hatta ağaç
yaprağı, ot, çamur ve içinde duracağı bulanık su veya çukur dahi yoksa ve vaktin
sonuna kadar kendini örteceği bir şey bulacağına ihtimal vermiyor ise, kendisini
muhterem bir şahsın göreceğine ihtimal vermesi durumunda, oturarak namaz kılmalı,
rükû ve secde için, avreti görünmeyecek miktarda eğilmeli ve secde için rükûdan
biraz fazla eğilmeli, mührü yukarı getirmeli ve alnını mühre koymalıdır. Muhterem
şahsın kendisini görmeyeceğine eminse, mustehab ihtiyat gereği ayakta iki namaz
kılmalı ve ayakta iken önünü eliyle örtmeli; o iki namazın birinde rükû ve secdeyi
yerine getirmeli ve diğerinde rükû ve secde yerine başıyla işaret etmeli ancak işaretle
kılınan bir namaz zahiren kifayet eder.
Namaz Kılanın Elbisesinin Şartları
875. Mesele: Namaz kılanın elbisesinin altı şartı vardır: 1- Temiz olmalı. 2Mubah (gasp edilmemiş) olmalı. 3- Murdar hayvandan olmamalı. 4- Eti haram
hayvandan olmamalı. 5 ve 6- Namaz kılan erkek ise, elbisesi saf ipekten ve altın
işlemeli olmamalı.
Birinci Şart
876. Mesele: Namaz kılanın elbisesi temiz olmalı ve eğer biri kasıtlı olarak
necis beden veya elbiseyle namaz kılar ise, namazı batıldır.
877. Mesele: Necis beden ve elbiseyle namazın batıl olduğunu bilmeyen ve
cehaletinde mazur olan kimse, eğer necis beden ya da elbiseyle namaz kılar ise,
namazı sahihtir. Yine meseleyi bilmemekten ötürü, necis bir şeyin necis olduğunu
bilmiyor ve cehaletinde mazur ise, örneğin kanın necis olduğunu bilmeyerek kanlı
elbiseyle namaz kılar ise, namazı sahihtir.
878. Mesele: Beden veya elbisesinin necis olduğunu bilmeyip, namazdan
sonra necis olduğunu anlayan kimsenin namazı, sahihtir. Ancak eğer vakit var ise,
mustehab ihtiyat gereği namazını iade etmelidir.
879. Mesele: Beden ya da elbisesinin necis olduğunu unutup namaz esnasında
veya sonrasında hatırlayan kimse, namazını tekrar kılmalıdır ve eğer vakit geçmişse,
kaza etmelidir.
880. Mesele: Vakit genişken namaza duran, namaz esnasında beden veya
elbisesi necis olan, necis halde namazın bir bölümünü kılmadan önce necis olduğunun
farkına varan veya bedeni yahut elbisesinin necis olduğunu anlayan ancak o an mı
yoksa daha önce mi necis olduğunda şüphe eden kimse, bedeni ya da elbiseyi
yıkamak yahut elbiseyi değiştirip veyahut çıkarmak namazı bozmuyor ise, namaz
esnasında beden veya elbiseyi yıkamalı ya da elbiseyi değişmeli yahut başka bir şey
avretini örtüyor ise, elbiseyi çıkarmalıdır. Fakat eğer bedeni veya elbiseyi yıkaması
veya elbiseyi değişip ya da çıkarması namazı bozuyor ise yahut elbiseyi çıkarması
halinde çıplak kalacak ise, namazı kesmeli ve temiz beden ve elbiseyle namaz
kılmalıdır.
881. Mesele: Vakit darken namaza duran, namaz esnasında elbisesi necis olan,
necis halde namazın bir bölümünü kılmadan önce necis olduğunun farkına varan veya
elbisesinin necis olduğunu anlayan ancak o an mı yoksa daha önce mi necis
olduğunda şüphe eden kimse, elbiseyi yıkamak yahut değiştirmek veyahut çıkarmak
namazı bozmuyor ve elbiseyi çıkarabiliyor ise, elbiseyi yıkamalı ya da değişmeli
yahut eğer başka bir şey avretini örtüyor ise, elbiseyi çıkarmalı ve namazı
tamamlamalı ama eğer başka bir şey avretini örtmüyor ve elbiseyi de yıkayamıyor ya
da değiştiremiyorsa, o elbiseyle namazı tamamlamalıdır. Bu şekilde namazı sahihtir.
882. Mesele: Vakit darken namaza duran, namaz esnasında bedeni necis olan,
necis halde namazın bir bölümünü kılmadan önce necis olduğunun farkına varan veya
bedenin necis olduğunu anlayan ancak o an mı yoksa daha önce mi necis olduğunda
şüphe eden kimse, bedeni yıkamak namazı bozmuyor ise, yıkamalı eğer bozuyor ise,
o halde namazı tamamlamalıdır. Bu şekilde namazı sahihtir.
883. Mesele: Bedeni veya elbisesinin temizliğinde şüphe duyan kimse, namaz
kıldıktan sonra necis olduğunu anlarsa, namazı sahihtir.
884. Mesele: Elbisesini yıkayıp temiz olduğuna emin olan, o elbiseyle namaz
kılan ve namazdan sonra temiz olmadığını anlayan kimsenin, namazı iade etmesi farz
değildir.
885. Mesele: Bedeni veya elbisesinde bir kan gören ve necis kanlardan
olmadığına örneğin sivrisinek kanı olduğuna emin olarak namaz kılan kimsenin
namazı, namazdan sonra, namaz kılınamayacak kanlardan olduğunu anlasa dahi,
sahihtir.
886. Mesele: Bedeni veya elbisesindeki kanın, namazın sahih olduğu necis
kan, örneğin yara ve çıban kanı olduğuna emin olup namaz kılan ve namazdan sonra,
kanın namazı batıl eden kanlardan olduğunu anlayan kimsenin namazı, sahihtir.
887. Mesele: Islak elbisesini veya bedenini, necis olduğunu unuttuğu bir şeye
değdirdikten sonra namaz kılan ve namazdan sonra necis olduğunu hatırlayan
kimsenin kılmış olduğu namaz, sahihtir. Fakat eğer ıslak bedeni, necis olduğunu
unuttuğu bir şeye değer ve necis olan yeri yıkamadan gusledip namaz kılar ise, gusül
suyuyla temiz olan necaset değilse, gusül ve namazı batıldır. Yine eğer abdest
uzuvlarından biri ıslak halde, necis olduğunu unuttuğu bir şeye değer ve orayı
yıkamadan abdest alır ve namaz kılar ise, abdest suyuyla temiz olan necaset değilse,
abdest ve namazı batıldır.
888. Mesele: Sadece bir elbisesi olup bedeni ve elbisesi necis olan ve
ikisinden birine yetecek kadar suyu olan biri, ikisinden istediği birini yıkayabilir.
Fakat örneğin birisi, az suyla yıkamak istediğinde iki defa su dökmesi gereken idrar
ile necis olmuş ve diğeri bir defa su dökmenin yeterli olduğu kan ile necis olmuşsa,
idrarla necis olanı yıkamalıdır.
889. Mesele: Necis elbiseden başka bir elbisesi olmayan biri, soğuk vb. bir
sebepten elbisesini çıkaramıyor ise, necis elbiseyle namaz kılmalı ve kıldığı namaz
sahihtir. Fakat çıkarabiliyor ve çıplak halde namaz kılabiliyor ise, farz ihtiyata binaen
o elbiseyle namaz kılmalıdır.
890. Mesele: İki elbisesi olup içlerinden birinin ama hangisinin necis
olduğunu bilmeyen biri, vakit varsa her iki elbiseyle namaz kılmalı. Örneğin öğle ve
ikindi namazı kılmak istiyorsa, her bir elbiseyle bir öğle bir ikindi namazı kılmalı
ancak eğer vakit darsa, çıplak halde namaz kılma hükümlerine göre namaz kılmalı ve
mustehab ihtiyat gereği namazı temiz elbiseyle kaza etmelidir.
İkinci Şart
891. Mesele: Namaz kılanın elbisesi mubah olmalı. Gabp edilmiş elbise
giymenin haram olduğunu bilen biri, kasten veya cahil-i mukassır (geçerli mazereti
olmadan öğrenmeyen) olarak, gasp edilmiş bir elbiseyle veya ipliği ya da düğmesi
yahut başka bir şeyi gasp edilmiş olan elbiseyle namaz kılarsa, namazı batıl olur.
892. Mesele: Gasp edilmiş elbiseyi giymenin haram olduğunu bilen fakat
namazı batıl ettiğini bilmeyen kimse, kasten o elbiseyle namaz kılar ise, namazı batıl
olur.
893. Mesele: Elbisesinin gasp malı olduğunu bilmeyen veya unutan ve o
elbiseyle namaz kılan kimse, bilmeme ve unutkanlıkta cahil-i kasır (bilmemesi
mazerete dayalı olan) ise, namazı sahihtir. Fakat eğer kendisi elbiseyi gasp eder ve
gasp ettiğini unutur ve o elbiseyle namaz kılarsa, farz ihtiyat gereği mubah elbiseyle
namazı iade etmelidir.
894. Mesele: Elbisesinin gasp malı olduğunu bilmeyen veya unutan ve namaz
esnasında anlayan biri, avretini başka bir şey örtüyor ve hemen ya da namazın
muvalatını (peş-peşe oluşunu) bozmadan elbiseyi çıkarabiliyor ise, gasp malı elbiseyi
çıkarmalıdır ve bu şekilde namazı sahihtir. Eğer başka bir şey avretini örtmüyor veya
gasp malı elbiseyi hemen çıkaramıyor ya da çıkardığında namazın muvalatı bozuluyor
ise, bir rekât kılacak kadar vakit varsa bile, namazı kesmeli ve mubah elbiseyle namaz
kılmalıdır. O kadar bile vakti yoksa namazda elbisesini çıkarmalı ve 874. Meselede
geçen çıplak halde namaz kılma hükmüne göre namazı tamamlamalıdır.
895. Mesele: Canını korumak veya hırsızın götürmemesi için gasp malı
elbiseyle kılınan namaz sahihtir.
896. Mesele: Hums veya zekâtı verilmemiş anaparayla alınan elbiseyle namaz
kılmak sakıncalıdır.
Üçüncü Şart
897. Mesele: Namaz kılanın elbisesi, sıçrayan kana sahip yani damarı
kesildiğinde kan fışkıran ölü hayvanın bir parçasından olmamalı hatta balık ve yılan
gibi sıçrayan kanı olmayan ölü hayvandan yapılan elbiseyle de farz ihtiyat gereği
namaz kılınmamalı.
898. Mesele: Namaz kılanın üzerinde, elbise olarak değilse bile, murdarın eti
ve derisi gibi ruh taşıyan bir şey olması, namazı batıl eder.
899. Mesele: Namaz kılanın üzerinde, eti helal murdarın kıl ve yün gibi ruhu
olmayan bir şeyi veya ondan yapılan bir elbise bulunur ise, namazı sahihtir.
Dördüncü Şart
900. Mesele: Namaz kılanın elbisesi, eti haram hayvandan yapılmış olmamalı
ve üzerinde bir kılı dahi olsa, namazı batıldır.
901. Mesele: Kedi gibi eti haram hayvanın salyası, sümüğü veya başka bir
ıslaklığı, namaz kılanın bedeni ya da ıslak elbisesinde olursa, o elbiseyle namaz batıl
olur ve eğer elbise kuru olur ve ayn-ı necis bertaraf edilirse, namaz sahih olur.
902. Mesele: Namaz kılanın bedeni veya elbisesinde insan saçı, teri ve
tükürüğünün olmasının sakıncası yoktur. Aynı şekilde namaz kılanın beraberinde inci,
balmumu ve bal olmasında da sakınca yoktur.
903. Mesele: Eti helal hayvanın mı yoksa eti haram hayvanın mı kılından veya
yününden ya da kürkünden olduğu şüphe edilen bir elbiseyle, İslami ülkelerde
hazırlanmışsa, namaz kılmak caizdir.
904. Mesele: Sedef, eti haram hayvandan elde edilir fakat hayvandan
olduğuna ihtimal verilen sedef düğme vb. şeyle namaz kılmak caizdir.
905. Mesele: Namazda saf kürk ve sincap derisi giymenin sakıncası yoktur.
906. Mesele: Hükme veya konuya karşı cahil-i mukassır (geçerli mazereti
olmadan öğrenmeyen) olmaktan ötürü yahut unutarak eti haram hayvanın bir
bölümünden örülen elbiseyle kılınan namaz, farz ihtiyata göre batıldır.
Beşinci Şart
907. Mesele: Altın dokuma elbise giymek, altın kolye, yüzük, bileklik vb.
şeyler takmak, aşikâr olmasa bile, erkeğe haram ve onlarla kılınan namaz batıldır
fakat kadın için ister namazda ister namaz dışında sakıncası yoktur.
908. Mesele: Erkeğin altın zincir kolye vb. şeyler takması haram ve o şekilde
kıldığı namaz batıldır. Yine altın gözlük kullanmaması da farzdır fakat kadının namaz
ve namaz dışında altın takı kullanması sakıncasızdır.
909. Mesele: Bir erkeğin, yüzüğü veya elbisesinin, altından olduğunu unutarak
ya da şüphe ederek yahut cahil-i kasır (bilmemesi mazerete dayalı olan) olarak kıldığı
namaz sahihtir ancak şüphe halinde araştırmak gerekir. Yine diğer meselelerde de,
Allah’ın istisna kıldığı durumlar hariç, araştırmak gerekir.
Altıncı Şart
910. Mesele: Namaz kılan erkeğin elbisesi saf ipekten olmamalı ve namaz
dışında da erkeğin giymesi haramdır ama namazda örtülmesi gereken yerleri
örtmeyecek kadar küçük olan takke, kemer vb. şeylerin saf ipekten olması ihtiyata
terstir.
911. Mesele: Astarının tamamı veya bir miktarı saf ipekten olan elbiseyi
giymek erkek için haram ve onunla kılınan namaz batıldır.
912. Mesele: Namazda, saf ipekten mi yoksa başka bir şeyden mi olduğu
bilinmeyen bir elbise giymenin sakıncası yoktur.
913. Mesele: Erkeğin cebinde ipek mendil olmasının sakıncası yoktur ve
namazı batıl etmez.
914. Mesele: Kadının namazda ve namaz dışında ipek elbise giymesinin
sakıncası yoktur.
915. Mesele: Çaresizlikten, gasp edilmiş, saf ipek, altın dokuma kumaş ve
murdardan elde edilmiş elbise giymenin sakıncası yoktur ve bunlarla namaz
kılınabilir fakat elbise giyme mecburiyeti yoksa 874. Meselede geçen çıplak halde
namaz kılma hükümlerine göre namaz kılınmalıdır.
Birkaç Mesele
916. Mesele: Namazda avret yerini örtecek bir şeyi olmayan birinin, kiralama
veya satın alma yoluyla olsa bile, temin etmesi farzdır. Fakat eğer temini, imkânının
üzerinde maliyet gerektiriyorsa ya da parayı elbiseye harcaması durumunda kendisine
zararı yahut sıkıntıya sebep olacaksa, 874. Meselede geçen çıplak halde namaz kılma
hükümlerine göre namaz kılmalıdır.
917. Mesele: Elbisesi olmayan biri, kabul etmesi kendisine meşakkat
çıkarmaması durumunda, başka birinin kendisine hediye ettiği veya ödünç verdiği
elbiseyi kabul etmelidir. Hatta ödünç almak ya da hediye istemek kendisine zor
değilse, elbisesi olandan hediye yahut ödünç istemelidir.
918. Mesele: Âlimin asker elbisesi giymesi gibi, kumaşı, rengi, dikimi,
giymek isteyene alışılır olmayan bir elbiseyi giymemek ihtiyaten farzdır ancak o
elbiseyle namaz kılmanın sakıncası yoktur.
919. Mesele: Farz ihtiyata binaen erkek tamamen kadın elbisesi, kadın da
tamamen erkek elbisesini sürekli olarak giymemelidir fakat o elbiseyle namaz
kılmanın ve geçici olarak giymenin sakıncası yoktur.
920. Mesele: Yatarak namaz kılması gereken kimse, çıplak olur ve yorganı
necis veya saf ipek ya da eti haram hayvandan yapılmış olur ve örtünmek sayılırsa,
namazda kendini onunla örtmemelidir.
Namaz Kılanın Beden ve Elbisesinin Temiz Olması Gerekmeyen
Durumlar
921. Mesele: Beden veya elbisesi necis insanın namazı, detayı beyan edilecek
üç durumda sahihtir: 1- Bedenindeki yara veya çıbandan ötürü, elbisesine ya da
bedenine kan bulaşırsa. 2- Beden veya elbisesi, dirhemden daha az miktarda yani
işaret parmağının bir boğumu kadar kana bulaşırsa. 3- Necis beden veya elbiseyle
namaz kılmak zorunda kalırsa.
922. Mesele: Sadece elbisesi necis olan insanın namazı, iki durumda sahihtir:
1- Çorap ve takke gibi küçük elbiseleri necis olursa. 2- Kendi erkek çocuğuna bakan
kadının elbisesi, çocuğun idrarıyla necis olursa. Bu konunun hükümleri ve şartları
beyan edilecektir.
923. Mesele: Namaz kılanın beden veya elbisesinde yara ya da çıban kanı
bulunur, beden yahut elbiseyi yıkamak veya elbiseyi değişmek kendisine zor olursa,
yara yahut çıban iyileşmediği sürece, o kanla namaz kılabilir. Yine bedenine veya
elbisesine kanlı irin ya da yara üzerine konmuş ve necis olmuş ilaç bulaşırsa, namaz
kılabilir.
924. Mesele: Namaz kılanın bedeninde veya elbisesinde kesik yara kanı ve
çabuk iyileşen, yıkanması kolay hafif yara bulunursa, Farz ihtiyat gereği
temizlenmelidir.
925. Mesele: Bedenin veya elbisenin, yarayla mesafesi olan bir yeri, yaranın
rutubetiyle necis olursa, o halde namaz kılmak caiz değil fakat bedenin ya da
elbisenin genellikle yaranın rutubetinin bulaştığı bir miktarı ile namaz kılmanın
sakıncası yoktur.
926. Mesele: Bedene veya elbiseye bulaşan burun kanıyla farz ihtiyata binaen
namaz kılınamaz. Fakat ağız, burun vb. organların içindeki yaradan gelen kan yahut
ister memeleri dışarıda olsun ister olmasın basur kanıyla namaz kılınabilir.
927. Mesele: Bedeninde yara olup, bedeni veya elbisesinde bir kan gören ve
yaranın kanı mı yahut başka bir kan mı olduğunu bilmeyen kimsenin, o şekilde namaz
kılması caizdir.
928. Mesele: Bedende, bir yara sayılacak kadar birbirine yakın olan birkaç
yaranın kanıyla, yaraların tümü iyileşmediği sürece, namaz kılmanın sakıncası yoktur.
Fakat her biri bir yara sayılacak kadar birbirine uzak olursa, namaz için, hangisi
iyileşirse, beden ve elbisedeki kanını temizlemek gerekir.
929. Mesele: Bedeni veya elbisesinde çok az miktarda hayz, nifas, istihaza,
köpek, domuz, kâfir, murdar ve eti haram hayvan kanı olan insanın namazı batıl olur.
Fakat insan ve eti helal hayvanınki gibi diğer kanlarla, beden veya elbisenin birkaç
yerinde olsa bile, toplamı işaret parmağından daha az olması durumunda, namaz
kılmanın sakıncası yoktur.
930. Mesele: Astarsız elbiseye dökülüp elbisenin arkasına geçen kan, elbise
ince ise, bir kan sayılır ancak elbisenin arkası ayrı sayılırsa, her birini ayrı saymak
gerekir; bu durumda elbisenin arkası ve üzerindeki kan üst-üste işaret parmağı
boğumundan daha az olursa, o elbiseyle namaz sahih, daha çok olursa, batıldır.
931. Mesele: Astarlı elbiseye dökülüp astara geçen veya astara dökülüp
elbisenin üzerini kirleten kanın her biri ayrı hesap edilmeli; öyleyse astar ve elbise
üzerindeki kan bir parmak boğumundan az olursa, namaz sahih, fazla olursa, batıldır.
932. Mesele: Beden veya elbisedeki bir parmak boğumundan daha az olan ve
bulaşan rutubetle birlikte bir parmak boğumu ya da daha fazla olan kanla kılınan
namaz batıl olur. Bir parmak boğumu kadar olmaz ise, mustehab ihtiyata binaen
rutubet bulaşan o kanla namaz kılmanın sakıncası olmaz.
933. Mesele: Kanamayan ancak kana değmek sonucunda necis olan beden
veya elbiseyle, necis olan miktar bir parmak boğumundan daha az olsa bile, mustehab
ihtiyat gereği namaz kılmamalı.
934. Mesele: Beden veya elbisede bulunan, bir parmak boğumundan daha az
ve başka bir necaset örneğin bir damla idrar bulaşan kanla namaz kılmak, caiz
değildir.
935. Mesele: Necis olan takke, çorap gibi avret yerini örtemeyecek kadar
küçük elbiselerle kılınan namaz, murdar ve eti haram hayvandan yapılmamış ise,
sahihtir.
936. Mesele: Namaz kılanın üzerinde necis olmuş mendil, anahtar ve bıçak
gibi şeylerin bulunması caizdir.
937. Mesele: Kendi çocuğuna bakan, çocuğunun idrarıyla elbisesi necis olan
ve bir elbiseden başka elbisesi olmayan kadın, başka bir elbise alamaz veya
kiralayamaz ya da ödünç alamaz ve her gün bir defa yıkayamaz ise, elbisesi
çocuğunun idrarıyla ertesi güne kadar necis kalsa bile, o elbiseyle namaz kılabilir.
Fakat elbisesini ikindiye doğru, öğle ve ikindi namazları için yıkaması daha iyidir.
Eğer birden fazla elbisesi varsa fakat hepsini giymek mecburiyetinde ise, günde bir
kez tamamını yıkaması kâfidir.
938. Mesele: Elbisesi, kız çocuğunun ya da başkasının erkek çocuğunun
idrarıyla necis olan çocuk bakıcısı, günde bir defa yıkayabiliyor ve başka bir elbise
tedarik edemiyorsa, o elbiseyle namaz kılabilir.
Namaz Kılanın Elbisesine Dair Mustehablar
939. Mesele: Namaz kılanın başının sarıklı olması ve sarığın bir ucunu
“Tahte’l-Hanek” yani çene altından uzatarak omuzuna atması, aba giymesi, beyaz ve
en temiz elbisesini giymesi, güzel koku sürmesi ve akik yüzük takması, mustehabdır.
Namaz Kılanın Elbisesine Dair Mekruhlar
940. Mesele: Namaz kılanın siyah, (mustehab olan masumlara yas tutmak
hariç) kirli, dar, resimli elbise, içki içenin, necasetten kaçınmayanın elbisesini
giymesi, elbisenin düğmelerinin açık olması ve insan siması resmi olan yüzük takması
mekruhtur.
Namaz Kılınan Yer
941. Mesele: Namaz kılanın yerinin dokuz şartı var: 1- Mubah olmalı. 2Hareketsiz olmalı. 3- Namazın tamamlanabileceği bir yer olmalı. 4- O yerde kalmak
haram olmamalı. 5- Üzerinde durmak veya oturmak haram olmamalı. 6- Kıyam, rükû
ve secdeler yapılabilmeli. 7- Masumun türbesiyle aynı hizada veya daha önde
olmamalı. 8- Necis yer ıslak olmamalı. 9- Alnın konulduğu yer, dizlerle ve ayak
parmaklarının ucuyla eşit seviyede olmalı.
Birinci Şart
942. Mesele: Yer mubah olmalı; öyleyse halı, sedir vb. şeylerin üzerinde olsa
dahi, gasp edilmiş mülkte kılınan namaz batıldır. Fakat gasp edilmiş tavan altında ve
çadırda namaz kılmanın, örfte gasp malını kullanmak olarak geçmiyorsa, sakıncası
yoktur.
943. Mesele: Menfaati başkasına ait olan bir mülkte kılınan namaz, menfaat
sahibinin izni olmadan batıldır. Örneğin kiracının izni olmadan, ev sahibi ya da başka
birinin o evde kıldığı namaz batıl olur. Yine başkasının hakkının bulunduğu bir
mülkte de durum aynıdır. Mesela 1/3 ünün belli bir yere harcanmasına dair vasiyet
edilen yerde, vasiyet yerine getirilmediği sürece namaz kılınamaz.
944. Mesele: Camide, gasp ettiği başkasının yerinde kılınan namaz,
sakıncalıdır.
945. Mesele: Gasp edilmiş olduğunu bilmediği bir yerde namaz kılan ve
namazdan sonra anlayan veya gasp edilmiş olduğunu unutup namazdan sonra
hatırlayan kimsenin kılmış olduğu namaz sahihtir. Fakat bir yeri kendisi gasp eden ve
gasp ettiğini unutarak o yerde namaz kılanın namazının batıl olduğuna
hükmedilmemekle birlikte, ihtiyaten o namazla iktifa etmemeli ve başka bir yerde
namazını iade etmelidir.
946. Mesele: Yerin gasp edilmiş olduğunu bilen ancak gasp edilmiş yerde
namazın batıl olduğunu bilmeyen kimsenin kıldığı namaz, cahil-i mukassır (geçerli
mazereti olmadan öğrenmeyen) ise, batıldır.
947. Mesele: Farz namazını binek üzerinde kılmak zorunda kalan kimsenin
namazı, bineği veya eyeri ve hatta nalı gasp edilmiş olursa, batıldır. Aynı şekilde
binek üzerinde mustehab namaz kılmak isterse, yine hüküm aynıdır.
948. Mesele: Bir mülkte başkasıyla ortak olan ve hissesi ayrılmayan kimse,
ortağının izni olmadan o mülkü kullanamaz ve namaz kılamaz ancak örfte hissesi
sayılan bölüm müstesna.
949. Mesele: Bir kimsenin, hums ve zekâtını vermediği anaparayla satın aldığı
mülk üzerinde tasarruf etmesi haram ve üzerinde kılmış olduğu namaz sakıncalıdır.
950. Mesele: Sahibinin sözde kılınmasına izin verdiği ancak kalben razı
olmadığı bilinen mülkte kılınan namaz batıl; izin vermediği ama kalben razı olduğuna
emin olunan yerde, sahihtir.
951. Mesele: Hums veya zekât borcu olan ölmüş bir kimsenin mülkünde
tasarruf etmek haram ve o mülkte namaz kılmak sakıncalıdır fakat borcu ödenir veya
ödeneceğine dair kefil olunursa, sakıncası yoktur.
952. Mesele: Halka borcu olan ölmüş birinin mülkünde tasarruf haram ve o
mülkte namaz kılmak sakıncalıdır fakat birileri onun borçlarını ödemeye dair kefil
olurlar veya alacaklılar ve ölenin vasisi ya da alacaklılar ve şer’i hâkim izin verir ise,
sakıncası yoktur.
953. Mesele: Borcu olmayıp ancak varislerinden bazısı buluğa ermemiş veya
deli ya da kayıp olan ölmüş insanın mülkünde tasarruf haram ve o mülkte kılınan
namaz batıldır. Ölenin velisinin izni olur yahut kalan varislerin mülkünde, izin
alınarak yapılan tasarruf miktarı, örfte aciz ve zayıf insanların mülkünde tasarruf
şeklinde telakki edilmezse, o mülkte tasarruf helal ve kılınan namaz sahihtir.
954. Mesele: Müşteriler için hazırlanan otel, misafirhane, hamam vb. yerlerde
namaz kılmanın sakıncası yoktur zira sahiplerinin rızası olduğuna yakin söz
konusudur. Fakat bunların dışındaki yerlerde, mülk sahibi izin verir veya namaz
kılmak için izin verdiğini belli eden bir söz söyler ise, namaz kılınabilir; örneğin mülk
sahibinin birine mülkünde oturmasına ve yatmasına izin vermesinden namaz için de
izin verdiğinin anlaşılması gibi.
İkinci Şart
955. Mesele: Namaz kılanın yeri sabit ve hareketsiz olmalı. Vakit darlığı veya
başka bir sebeple otomobil, gemi ve tren gibi hareketli bir yerde namaz kılmak
zorunda kalan kimse, hareket halinde bedenin sabit durumu bozulursa, namazın
muvalatını (peş-peşe oluşunu) bozmamak şartıyla, mümkün olduğu kadar bir şey
okumamalı. Ancak eğer namazın muvalatı (peş-peşe oluşunu) bozulur ise, hareket
halinde namazını kılmalı ve nakliye aracı kıbleden başka yöne hareket ederse, kıbleye
doğru dönmelidir.
956. Mesele: Duran haldeki otomobil, gemi, tren vb. araçlarda namaz
kılmanın sakıncası yoktur.
957. Mesele: Buğday, arpa harmanı vb. şeylerin üzerinde hareketsiz
durulamayacağı için, kılınan namaz batıldır.
Üçüncü Şart
958. Mesele: Namazın tamamlanabileceği bir yer olmalı; öyleyse insan, rüzgâr
veya yağmur ya da kalabalık sebebiyle namazı tamamlayamayacağına emin olduğu
yerde namaza başlamamalı. Fakat namazı tamamlayamayacağına dair şüphesi varsa
ve tamamlayacağına ihtimal veriyor ise, namaza başlayabilir ve kıldığı namaz sahih
olur.
Dördüncü Şart
959. Mesele: Örneğin nerdeyse uçacak halde bulunan tavanın altı gibi,
kalınması haram olan yerde namaz kılmamalı.
Beşinci Şart
960. Mesele: Allah ismi yazan halı gibi, üzerinde durmak ve oturmak haram
olan bir şeyin üzerinde namaz kılmamalı.
Altıncı Şart
961. Mesele: Dik duramayacak kadar tavanı alçak olan veya rükû ve secde
edemeyecek kadar küçük olan bir yerde namaz kılmamalı; eğer böyle bir yerde namaz
kılmaya mecbur kalınırsa, mümkün mertebe kıyam, rükû ve secde yerine getirilmeli.
Yedinci Şart
962. Mesele: Peygamberin (s.a.a) ve masum imamların (a.s) kabirlerinden
daha önde ve yine ihtiyaten farz olarak aynı hizada namaz kılmamalı.
963. Mesele: Namazda masumların mutahhar kabirleriyle arasında duvar gibi
saygısızlığı bertaraf edecek bir şey olursa, daha önde veya aynı hizada kılmanın
sakıncası olmaz fakat sanduka, anıt ve üzerine çekilen örtü yeterli değildir.
Sekizinci Şart
964. Mesele: Eğer namaz kılanın yeri necis ise, rutubeti beden veya elbiseye
geçecek kadar ıslak olmamalı fakat alnın değdiği yer asla necis olmamalı; hatta necis
kuru bile olsa, namaz batıl olur ve mustehab ihtiyata göre namaz kılanın yeri asla
necis olmamalı.
Dokuzuncu Şart
965. Mesele: Namaz kılanın alnını koyduğu yer, dizlerini ve ayak parmak
uçlarını koyduğu yerden, kapalı dört parmaktan fazla yüksekte veya aşağıda
olmamalı. Bu meselenin tafsilatı, secde hükümlerinde beyan edilecektir.
Birkaç Mesele
966. Mesele: Cemaat namazı dışında, kadının namaz halinde erkekten daha
geride durması gerekmez. Yine kadının secde yerinin erkeğin durduğu yerden biraz
geride olması, daha iyi olmakla beraber, gerekli değil.
967. Mesele: Kadının erkekle aynı hizada veya daha önde durması ve birlikte
namaza durmaları mekruhtur; eğer böyle olursa, namazı iade etmeleri farz değildir.
Yine sonradan namaza duranın da namazını iade etmesi farz değildir.
968. Mesele: Erkekle kadın arasında, birbirlerini görmeye engel duvar veya
perde ya da başka bir şey olur yahut aralarında en az on kol (takriben 5 metre) mesafe
olur veyahut birinin yeri, “kadın erkekten önde veya aynı hizada” denmeyecek kadar
yüksekte olur ise, kadının erkekle aynı hizada veya daha önde durması ve birlikte
namaza durmaları mekruh olmaz.
969. Mesele: Namahrem erkek ve kadının, kimsenin olmadığı ve kimsenin de
giremediği bir odada bulunmaları haramdır ve farz ihtiyata göre o odada namaz
kılmak doğru değil fakat onlardan biri namaza durmuş ve namahrem olan diğeri
odaya girmişse, namazının sakıncası yoktur.
970. Mesele: Tar vb. çalınan yerde namaz kılmak, örfte günaha yardım
mısdağı olmazsa, sakıncasızdır.
971. Mesele: Mustehab ihtiyat gereği Kâbe’nin içinde ve damının üzerinde
farz namaz kılmamalı.
972. Mesele: Kâbe’nin içinde ve damı üzerinde mustehab namaz kılmanın
sakıncası yoktur hatta Kâbe’nin içinde her rükün1 karşısında iki rekât namaz kılmak
mustehabdır.
Kâbe’nin her bir köşesine rükün denir. Her bir rükne özel bir ad verilmiştir.
Doğuya isabet ettiği için "Rükn-i Şarkî" veya Hacer'ul-Esved, o köşede bulunduğu
için "Rükn-i Hacerül-Esved", bir köşesine, Irak tarafına isabet ettiği için "Rükn-i
Irâkî", bir köşesine, Şam cihetine isabet ettiği için "Rükn-i Şâmî", bir köşesine de,
Yemen tarafına isabet ettiğinden dolayı, "Rükn-i Yemânî" denilmiştir.
1
Namazın Mustehabları
973. Mesele: Mukaddes İslam şeriatında namazı camide kılmaya dair oldukça
tavsiye vardır. Camilerin en faziletlisi “Mescid-i Haram” (Kâbe ve çevresindeki alan),
ardından Mescid-i Nebi, sonra Kufe Mescidi, daha sonra Beytü’l-Mukaddes, ondan
sonra her şehrin büyük camisi, ardından her mahallenin camisi ve en son Pazar
camiidir.
974. Mesele: Kadınların evde namaz kılmaları daha iyidir ancak kendilerini
namahremden tam olarak koruyabilirlerse, camide kılmaları daha iyidir.
975. Mesele: İmamların (a.s) haremlerinde namaz kılmak mustehab hatta
camiden daha faziletlidir. Emirü’l-Müminin Ali’nin (a.s) mutahhar hareminde kılınan
her namaz, iki yüz bin namaza bedeldir. Hz. İmam Hüseyin’in (a.s) kabrinde kılınan
namazın her rekâtı, bin hac, bin umre, bin köle azat etmek ve Peygamberin (s.a.a)
emrinde bin defa cihat etmeğe bedeldir.
976. Mesele: Camiye çok gitmek ve namaz kılanı olmayan camiye gitmek
mustehabdır.
977. Mesele: Camiye komşu olanın, mazereti olmadıkça cami dışında namaz
kılması mekruhtur.
978. Mesele: Camiye gitmeyenle yemek yememek, meşveret etmemek, komşu
olmamak, kız vermemek ve kız almamak, mustehabdır.
Namazın Mekruh Olduğu Yerler
979. Mesele: Bazı yerlerde namaz kılmak mekruhtur. Bu cümleden: 1Hamamda. 2- Tuzlada. 3- İnsanın karşısında. 4- Açık kapı karşısında. 5- Geçen
insanlara zahmet doğurmuyorsa cadde, yol, sokakta. Eğer zahmet doğuruyorsa,
kılmak haramdır ve namazı iade etmek ihtiyaten farzdır. 6- Ateş ve lamba karşısında.
7- Mutfak ve ateş olan her yerde. 8- Küçük su dökülen kuyu ve çukur karşısında. 9Ruhu olan bir şeyin resmi ve heykeli karşısında. Ancak üzerleri örtülürse sakıncası
olmaz. 10- Cünüp kimsenin bulunduğu odada. 11- Namaz kılanın karşısında olmasa
bile, resim olan yerde. 12- Kabrin karşısında. 13- Kabrin üzerinde. 14- İki kabir
arasında. 15- Kabristanda.
980. Mesele: Halkın gelip geçtiği yerde veya birinin karşısında namaz kılan
kimsenin, önüne bir şey koyması mustehabdır. Bunun için bir tahta parçası ya da ip
yeterlidir.
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
12
File Size
1 451 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content