close

Enter

Log in using OpenID

2 - Ruşen Çakır

embedDownload
2
3 AĞUSTOS 2014 / SAYI 1480
AYRILMALARI
ONLAR İÇİN
MUKADDERDİ
İttifakları mucizeydi
- 2004’te MGK’de cemaatin bitirilmesi
üzerine bir karar çıkıyor ama bunca
zamandır harekete geçilmiyor. Neden
beklenildi?
- Bitirilme kararı diye bir şey yok aslında, o
cemaatçilerin yalanı. 27 Nisan muhtırasıyla
Büyükanıt AKP’ye meydan okuyunca AKP
cemaatle işbirliğine gitmek zorunda kaldı.
Bu çok açık. Sonra 2007 seçimleri, Gül’ün
cumhurbaşkanı olması, Ergenekon, Balyoz
derken bu işbirliği çok parlak sonuçlar aldı.
Birlikte ortak düşmanlarını mahvettiler. Ama
iki taraf da birbirine hiç güvenmedi. Sırtlarını
duvara vererek ittifak kurdular. Birlikte
askerle mücadele ederken kendi aralarındaki
mücadele için de hazırlık yapıyorlarmış.
Dershaneler bunun bir göstergesiydi. Ama
esas olay tabii ki MİT krizi, Mavi Marmara.
Birbirleriyle kanlı bıçaklı oldular, savaş çıktı.
- Savaşın temeli neye dayanıyor?
- Bunlar çok farklı perspektifleri olan,
birbirlerine güvenmeyen ama şartların
mecburen bir araya getirdiği, ittifak yaptırdığı
yapılar. Dolayısıyla onların uzun süreli birlikteliği
çok mümkün değildi zaten. Yani ayrılmak bir
şekilde mukadderdi. Ben, ittifakları mucizeydi,
ayrılmaları şaşırtıcı değil, diyorum hep.
Fethullah sürekli İrancılıkla suçluyor AKP’yi.
Öteki taraf da onları İsrail’le suçluyor.
- Operasyonla Hrant Dink davası gibi kilit
mevzuları açığa çıkarabilecek pek çok isim
alındı. Sizce bunların üzerine de gidilir mi?
- Hükümet, Hrant Dink olayını ciddi şekilde
gündeme getireceğe benziyor. Nedim Şener’in
kitapları bu konuda en önemli kaynaktır. O
yüzden başına iş açıldı. Hep bir şeylere işaret
ediyordu. Onların hepsini hükümet genellikle
geçiştirdi çünkü cemaatle ittifakını bozmak
istemedi, şimdi onlara sil baştan bakıyorlar,
ama ne çıkar bilmiyorum. l
Gülen ve Erdoğan arasında yıllarca süren ittifak bitip de savaş
başladığından beri Türkiye siyaseti ilginç dönemden geçiyor.
Cemaat ilk darbeyi, 17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonlarıyla
indirmiş ancak devamını getirememişti. Erdoğan’sa 30
Mart’tan beri cemaate operasyon yapacağını anlatıyordu.
Sonunda, 22 Temmuz’da, üstelik de Cumhurbaşkanlığı
seçimleri öncesinde düğmeye bastı. Şimdi gözler Gülen’de.
ESRA AÇIKGÖZ
T
ürkiye ilginç bir dönemden geçiyor.
Öyle bir süreç ki bu; Gülen cemaatini
bile tarihinde ilk defa sokağa, sivil
itaatsizliğe itti. Emniyet’e yapılan operasyon
ardından kimi gazeteciler, aileler pankartları,
önlükleriyle adliye önünde yerini aldı. AKP ve
cemaat daha doğrusu Tayyip Erdoğan ve
Fethullah Gülen arasındaki bu savaş daha da
kızışacağa, operasyonların bu kadarla sınırlı
kalmayacağa benziyor. Gazeteci, yazar Ruşen
Çakır’ın Semih Sakallı’yla Metis Yayınları’ndan
çıkardığı “100 Soruda Erdoğan x Gülen
Savaşı” şu an yaşananları anlamak, öncesini
zihinlerde tam oturtmak için iyi bir kılavuz. Biz
de bu süreci ve kitabı Çakır’la konuştuk.
- Erdoğan “İnlerine gireceğiz” demişti ve
22 Temmuz’da düğmeye basıldı. Şimdilik
kapı önündeler bence. Operasyon daha
nasıl genişleyecek sizce?
- Hapishanelerin dolma ihtimali yüksek.
İlk hedef cemaatin devlet içerisindeki
örgütlenmesi. Bunun birkaç ayağı var: Polis ve
yargı. Onun dışındaki devlet bürokrasisinde
de varlar ama öncelik Milli Güvenlik’le alakalı
olanlara verilmiş. Milli Eğitim, Sağlık Bakanlığı
gibi yerlerdekiler en fazla görevden alınır,
kızağa çekilir. Tabii belli olmaz yine de.
Operasyonda asıl olan, somut bir yerden tutup
tutamayacakları. Organize suç örgütü diye
tarif ediyorlar, buna dair bir şey sunabilirlerse
oradan yürürler ama bulamazlarsa
tıkanacaklardır. Bu daha yolun başı. Cemaat
devlet içinde çok eskiden beri örgütlenen, çok
güçlü bir yapı. Böyle bir operasyonla tasfiye
edilemez. Onun için de hükümetin işi kolay
değil. Herhalde belli hazırlıklar yapmış, birtakım
tedbirler almıştır hükümet.
- Başbakan her konuşmasında
operasyonu anlatıyordu. Sizce neden 22
Temmuz’u seçti?
- Cumhurbaşkanlığı öncesi operasyon
beklemiyordum, riskli olur diye ama
belli ki Başbakan tam tersine bu olayı
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oylarını
artırmak için kullanabileceğini düşünüyor.
Cemaatle savaşarak seçime girme
stratejisi 30 Mart’ta başarılı oldu. Herhalde
bundan cesaretle, cumhurbaşkanlığı
sürecinde de başarılı olacağını hesaplıyor.
İlk cumhurbaşkanlığını ilan ettiğinde, ben
herkesin cumhurbaşkanı olacağım dese
de cemaate saldırısını sürdürdü yani onlar
hariç demiş oldu. Şurası kesin, bu siyasi bir
operasyon. Dolayısıyla zamanlaması esas
olarak siyasetçiler tarafından saptanmıştır.
- Bu operasyona girişildiğine göre
Emniyet’te hükümetin sözü geçiyor artık,
diyebilir miyiz?
- Ergenekon’un, Balyoz’un özellikle son
dönemlerinde Başbakan dalgalardan
yorulmuştu, bunu da söylüyordu. Mesela
İlker Başbuğ’un tutuksuz yargılanmasını
istiyordu ama polis, yargı onu dinlemiyordu.
O zamandan bugüne çok şey değişti. 17
Aralık oldu. Ondan sonra polis teşkilatını
hallaç pamuğu gibi attılar. Artık cemaatin ya
da herhangi bir gücün poliste ve adliyede
hükümete rağmen hareket etme kapasitesi
pek kalmadı. Bu operasyon belli ki tamamen
özel olarak bunun için hazırlanan polisler ve
yargıçlar tarafından yapılıyor. Eskiden bunu
cemaat yapardı. Cemaat savcıları seçerdi,
hatta tutuklanmasını istedikleri sanıkları
güvendikleri yargıçların nöbetinde teslim
ederlerdi. Şimdi bunu hükümet yapıyor.
- Hükümet cemaatten çok şey öğrendi,
anlaşılan...
- Tabii ama hâlâ onu yakalayabilmiş değil.
Cemaatin yakın geçmişteki profesyonelliği
hâlâ onda yok. Çünkü orada ciddi inanmış,
kendini bunun için hazırlamış yüzlerce insan
var. Kendini cemaate adamış, her şeyini ona
göre ayarlamış, mesela çok parlak okula
gidebilecekken cemaatin yönlendirmesiyle
polis akademisine girmiş, emnniyet müdürü,
savcı olmuş. Bunu dava olarak görüyor.
Hükümetse sağdan soldan bulduğu, çok da
güvenemediği, belki cemaatçilerin de olduğu
insanlarla iş görmek zorunda. Kefenler giyen
Erdoğan gönüllüleri poliste, adliyede değiller.
- Cemaatin bundan sonraki hamlesi ne
olabilir? Cevap verecek gücü var mı hâlâ?
- Cemaatin elinde çok ciddi materyal
olduğunu 30 Mart öncesi gördük. Hepsini
kullanmadığını da biliyoruz. O meşhur
Suriye toplantısının dinleme kayıtları gibi
çok yakın zamanda yapılmış, önemli kayıtlar
bile yayınlanabiliyor. Dolayısıyla 10 Ağustos
öncesinde yine böyle bir ihtimal var. Belki bu
operasyonla bunların da önü alınmak isteniyor.
- Hükümetin yolsuzlukları, Bakara-makara
söylemleriyle dini ti’ye aldığı bunca kaset
döküldü ortaya ama yine de AKP iktidar
olmayı sürdürdü. İnsan hükümeti yıpratmak
Cemaat daha denizdeyken gemileri yaktı
- Kitabı yazarken sizi en çok ne zorladı?
- Cemaat yanlıları çok büyük bir cinlik
yapıyorlar; meşhur, delil nerede, sorularıyla.
Ki kendileri sıfır delille yıllarca insanları
hapiste tuttular; Nedim Şener’in, Ahmet
Şık’ın yaşadıkları tek başına cemaatin
komploculuğunun kanıtıdır. Cemaat şeffaf
değil; aynı konuyla ilgili başka başka
açıklamaları var, çok dilli. Kitapta eksiklik
olabilir, ama yanlış bilgi yok.
- 1985’ten beri cemaat üzerine çalışan
bir gazeteci olarak cemaat sizi en çok
nerelerde şaşırttı?
- Ben onların bu kadar cüretkârca, daha
karaya varmadan, denizin ortasında gemileri
yakacaklarını sanmıyordum. Belli ki bazı
şeylere çok güvendiler. Çok sağlamcı bir
hareketti ama şimdi bütün o temkinliliklerini
büyük ölçüde atmış olduğunu görüyoruz.
Cemaat tarihinde, iktidarda kim olursa olsun
-hele şimdi İslami bir iktidar varken- bu
kadar açık cephe almamıştı. En şaşırtanı bu.
Ama belli ki onlar bu olayın sonuna gelindi,
Erdoğan’ın artık yapabilecek bir şeyi kalmadı,
diye düşündüler. Biz ona bir şey yapmazsak
o bize yapacak duygusu da vardır tabii. Çok
iyi hazırlandıkları bir savaşa girdiler ama
bekledikleri gibi seyretmedi.
- Siz bu savaşın neresinde duruyorsunuz?
- Hiçbir yerinde, kimseye de bir yerinde
durmayı tavsiye etmem. Bu taraf olunacak
bir savaş değil, haklı yok. Her iki tarafın karşı
taraf hakkında söyledikleri doğru, kendileri
hakkında söyledikleri yanlış. Dolayısıyla
birbirlerine yönelttikleri suçlamaları ciddiye
almak, onlara sahip çıkmak lazım. Hükümetin
cemaatin devlet içindeki örgütlenmesini
tasviye etmesi iyi. Öte yandan cemaatin
ortaya attığı yolsuzluk iddialarının da üzerine
gidilmeli. Ancak onların bu mücadeleyi iktidar
savaşının enstrümanı olarak yaptıklarını da
unutmamak lazım.
- Savaş çıkmasa bu tapeleri, bunca
kirliliği bilmeyeceğiz. Bilip müdahale
edemiyor olmak da sinir bozucu...
- Edememek diye bir şey yok, yıllardır
bu ülkede bazı insanlar Gülen cemaatinin
devlet içinde devlet olduğunu anlattılar.
Bu yüzden de başlarına iş geldi. O
insanlar bir şey yaptı, sorun onlara
sahip çıkmayanlarda. Gezi olayında
gördük ki, insanlar kendiliğinden sokağa
döküldüğünde birçok şeyi değiştirebiliyor.
Türkiye o kadar da sahipsiz değil. Sorun,
başkalarının iktidar mücadelesinin
yardımcı oyuncusu olmak yerine kendi
demokrasi mücadelesinin başaktörü
olmakta. Mesela Kürt siyasi hareketi
senaryosunu kendi yazıyor ve kendi
yolunda ilerliyor. l
için daha ne yapılabilir ki, diye düşünmeden
edemiyor.
- Siyaset yapılabilir. Cemaat işin kolayına
kaçıyor. İnsanlar, seçmen Tayyip Erdoğan’ın
yolsuzluk yaptığını düşünebilir, bundan
rahatsız olabilir ama ona daha iyi bir seçenek
sunamazsanız, içi kan ağlayarak da olsa
Erdoğan’a oy verebilir. Cemaatin seçim
öncesi yaptığı propaganda, AKP’ye vermeyin
de kime verirseniz verin şeklindeydi. Bu
ilkesizlik. Tayyip Erdoğan bir proje, bütünlüklü
bir hareket. Seçmen sandıkta Erdoğan’ı
kovalasa, Türkiye devamını nasıl götürecek?
Bunu anlatamadığınızda insanlar, yolsuzluk
iddialarını geriye itiyor. Cemaat buna karşılık
biz siyasetle ilgilenmiyoruz, demekten başka
şey yapmıyor. Ki yalan. Bu süreçte cemaat bir
yığın artısından feragat etmek zorunda kaldı.
Bazı şeyleri ilk defa yapıyor, kimi gazeteciler
önlük giyip tutuklanan polislerin ailelerine
destek verdi. 1970 başlarında kurulan bu
hareket şimdiye kadar sokakta hiçbir şey
yapmadı. İlk defa sivil itaatsizlik yapıyor.
Fethullah Gülen’in bedduaları; hep ilk.
- Bu cemaatin çok fazla köşeye sıkıştığını
mı gösteriyor?
- Kimin kimi köşeye sıkıştırdığı konusunda
değişik dönemlerde, değişik yorumlar
yapılabilir. Korkunç bir savaş var ve herkes de
savaşın gereğini yapıyor. İlk kasetler çıktığında
Erdoğan çok bunalmıştı ama sonra toparlandı.
Cemaat, Erdoğan’ın kendini toparlayabilme,
direnç gösterme ve karşı hamle yapabilme
kapasitesini yanlış ölçmüş. O kadar çok
bilgiye sahipler ki, Erdoğan’ın 24 saatini
biliyorlar, bu da insanı aşırı kendine güvenli
hissettirir ve yanlış hesaplar yaptırır. 17 Aralık
operasyonundan 25 Aralık’a kadarki zaman
diliminde, polisi, yargıyı değiştirebileceğini
hesaba katmamışlar. Onlar büyük ihtimalle 25
Aralık’la Bilal Erdoğan’ın filan içeri gireceğini
hesapladılar. Ama savcı elindeki bildiriyi bile
zor okuyabildi. Ayrıca, sonuçta tasfiye etmekte
olduğu insanlar da dindar.
- Bu savaştaki en büyük zorluk bu zaten;
ikisi de aynı tabana oynuyorlar...
C M Y B
Hükümet hâlâ, çok kırılgan
Fotoğraf: VEDAT ARIK
22 Temmuz’da
cemaate yönelik
operasyon
için düğmeye
basıldı (üstte).
Kelepçeleriyle
poz veren
polislerin,
Emniyet
şeflerinin ilk
sözleri “Haram
yemedik” oldu.
Bu da akıllara
17 Aralık ve 25
Aralık’ta ortaya
çıkarılan para
kasalarını (sağda)
hatırlattı.
- 2007’deki Cumhurbaşkanı
seçimlerinde üç iktidardan
bahsetmek mümkündü; TSK,
Gülen, Erdoğan. Şimdiki
seçimlerde nasıl bir güçler
dengesi söz konusu?
- Operasyonun ne getireceğini
bilmiyoruz, ama Cemaat büyük
ölçüde kenara itiliyor. Onlar ne
kadar geri kalırsa PKK’nin önemi
o kadar artıyor. Bu iş en çok
Kürt hareketinin işine yarıyor.
Hükümet hâlâ çok kırılgan. Cemaat
hükümette çok derin yaralar açtı ve
bunları başkasının hayrına açmış
oldu.
- Tayyip Erdoğan’dan
sonra nasıl bir AKP tahayyül
ediyorsunuz?
- Onlar bambaşka konular,
çok karışık. Gül dönecek mi?
Kim başkan olacak? Sonuç
olarak cemaat bunları bekliyor,
ama Erdoğan büyük ihtimalle
kendisinden sonra cemaatin
partiye sızmasının önünü kesecek
tedbirler alacaktır. Köşke çıkarsa
partiyi cemaate yar etmez. l
- Evet, benzer tabanlar. Yurttan düşmanı
kovmuyorsun. Onu övünerek anlatıyor ancak
ülkenin dindar kamuoyu hâlâ bu savaşı tam
anlayabilmiş ve hazmedebilmiş değil. Cemaate
ya da Erdoğan’a çok angaje olanlar için sorun
yok ancak ortadaki büyük bir kesim hâlâ niye
bu savaş veriliyor, yazık değil mi diye bakıyor.
Bu polisler içeri atılınca çoğu insan üzülecektir.
- Cemaatin bitirilmesi mümkün mü?
- Yok. Bitmez. Bunca yılın toplumsal hareketi.
Yüzlerce okulu, kocaman medya grubu var.
Ama zarar görür, yıpranır, geriler. Ayrılanlar olur.
Şu haliyle savunmada ve kaybeden bir güç
ama bunu mutlak olarak görmemek lazım. Eğer
bu süreçten ders çıkartarak kendini yenilerse
güçlü bir şekilde de devam edebilir. l
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
0
File Size
1 206 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content