close

Enter

Log in using OpenID

Derginin içeriğini görmek için TIKLAYINIZ

embedDownload
İDARE HUKUKU
ve
İLİMLERİ DERGİSİ
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ İDARE HUKUKU VE İDARE
İLİMLERİ ARAŞTIRMA VE UYGULAMA MERKEZİNCE
YAYINLANIR
İDARE HUKUKU ve İLİMLERİ DERGİSİ
İHİD (ISSN – 1303 - 8818)
Editörler Kurulu
Prof. Dr. Aydın Gülan
Prof. Dr. Cemil Kaya
Danışma Kurulu
Prof. Dr. Adem Sözüer, İstanbul Üniversitesi (İstanbul)
Prof. Dr. Mehmet Semih Gemalmaz, İstanbul Üniversitesi (İstanbul)
Prof. Dr. Turan Yıldırım, Marmara Üniversitesi (İstanbul)
Prof. Dr. Turgut Tan, Bilkent Üniversitesi (Ankara)
Prof. Dr. Tekin Akıllıoğlu, Bilkent Üniversitesi (Ankara)
Prof. Dr. Bahtiyar Akyılmaz, Gazi Üniversitesi (Ankara)
Prof. Dr. Murat Sezginer, Gazi Üniversitesi (Ankara)
Prof. Dr. Halil Kalabalık, Sakarya Üniversitesi (Sakarya)
Prof. Dr. Ali Akyıldız, Kırıkkale Üniversitesi (Kırıkkale)
Yayın Kurulu
Prof. Dr. Aydın Gülan
Prof. Dr. Cemil Kaya
Doç. Dr. Melikşah Yasin
Yard. Doç. Dr. Cenk Yaşar Şahin
Bu Sayı Editörü
Dr. Selami Demirkol
Cilt: 15
Sayı: 1
Yıl: 2012
L EGAL
İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi hukukçulara ulaştırılması, yaşatılması ve desteklenmesi amacıyla,
dergimizin basım, dağıtım ve satışı Legal Yayıncılık tarafından üstlenilmiş olup, katkı ve destekleri için Legal
Yayıncılık’a teşekkür ederiz.
İstanbul Üniversitesi İdare Hukuku ve İdare İlimleri Araştırma ve Uygulama Merkezi
İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi
Yayın Sahibi: İstanbul Üniversitesi
Yayın Sahibi Temsilcisi: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı
Prof. Dr. Adem Sözüer
Sorumlu Müdürü: İstanbul Üniversitesi İdare Hukuku ve İdare İlimleri
Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü
Prof. Dr. Aydın Gülan
Yazışma Adresi:
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
34116 Beyazıt İstanbul
Tel:
+ 90 (212) 440 01 05
Fax:
+ 90 (212) 512 41 35
e-mail: [email protected]
www.istanbul.edu.tr
www.istanbul.edu.tr/idarehukuku
Copyright © 2012
Tüm hakları saklıdır. Bu yayının hiçbir bölümü İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin yazılı izni olmadan, fotokopi yoluyla veya elektronik, mekanik ve sair suretlerle kısmen
veya tamamen çoğaltılamaz, dağıtılamaz, kayda alınamaz. Bu dergide yayımlanan yazılarda ileri
sürülen görüşler yazarlara aittir. Fakülte söz konusu görüşlerden dolayı sorumluluk kabul etmez.
Dergide çıkan herhangi bir yazıya atıf yapmak isteyene, “İHİD” kısaltmasını kullanması önerilir.
ISSN:
Yıl:
Cilt:
Sayı:
Matbaanın Adı:
1303 – 8818
2012
15
1
Net Kırtasiye Tanıtım ve Matbaa San. Tic.
Ltd. Şti (Net Copy Center)
(Sertifika No: 13723) Tel. 0212 249 40 60
Basıldığı Yer: İnönü Cad. Beytülmalcı Sk. No: 23/A
Gümüşsuyu/Beyoğlu-İstanbul
Basıldığı Tarih: 2012
Yayın Türü: Yerel, Süreli, Altı Aylık Hukuk Dergisi
BASIM, DAĞITIM VE SATIŞ
L EGAL
LEGAL YAYINCILIK SAN. ve TİC. LTD. ŞTİ
(Sertifika No: 16191)
Bahariye Cad. Çam Apt. No: 63 D. 6 Kadıköy – İstanbul
Tel: (216) 449 04 85 – 449 04 86 Faks: (216) 449 04 87
www.legal.com.tr, [email protected]
YENİDEN BAŞLARKEN
Yeni bir başlangıç yapıyoruz.
Dergimiz bir müddettir düzenli çıkamadı. Üstelik çıkan sayılarda da, sayı
verirken bir karışıklık olmuş ve bir sayı atlanarak yayın yapılmış. Atlanan
sayının numarasını daha sonra çıkmasına rağmen bu dergiye veriyoruz.
Şimdi, biraz da bu çıkamadığı dönemin eksikliğini gidermek için, her
sene, Ocak sayısını Şubat ayında ve Haziran sayısını da en geç Temmuz ayı
sonuna kadar, ne kadar makale gelmişse kimseyi beklemeden ve mazeret
üretmeden, gerekirse masraflarını kendimiz karşılayarak mutlaka düzenli
olarak yılda iki sayı çıkarma kararlılığıyla başlıyoruz.
Araştırma Merkezimiz mutlaka
düzenlediği dönemlerine dönmeli.
kitaplar
yayınladığı,
toplantılar
Hem ülkenin buna ihtiyacı var, hem de bu alanda çalışanların görüş ve
düşüncelerinin düzenli olarak yayınlanacağı mecralara ihtiyacı var. Bu ihtiyacı
hissetmekteyiz.
Tüm meslektaşlarımızdan hataları düzeltmemize ve dergiyi daha iyiye
götürmemize katkıda bulunacak eleştirileri bekleriz.
Denizcilerin yeni bir sefere başlarken söylediği gibi “Vira Bismillah”.
Prof. Dr. Aydın GÜLAN
MÜDÜR
EDİTÖRÜN NOTU
2709 Kanun numaralı 1982 Anayasası’nda, “Hukuk Devleti İlkesi”ne,
başta 2. maddesinde olmak üzere yer verilmiştir.
Bu ilkenin yansıması olarak kabul ettiğimiz “İdari Rejim” in en önemli
özelliklerinden birisi olan idarenin eylem ve işlemlerinin yargısal denetime tabi
tutulması gerektiği olgusudur.
Yargısal denetimin genel mahkemeler (adli yargı yerleri) tarafından
değil, bunlardan ayrı, özel mahkemeler (konusunda uzmanlaşmış yargı yerleri)
olan idari mahkemeler tarafından yapılmasıdır.
İdari mahkemelerde görev yapan yargıçlar da idari yargılama usulünü
uygulamada uzman, idareyi tanıyan, idarenin işleyişi ile kamu yararı
kavramlarını bilen yargıçlar olmaktadırlar.
Uyuşmazlıkları çözüm ürünleri olan kararlarının kaleme alınması da
ayrı bir beceri ve birikim gerektirmektedir.
Kaldı ki, birçok karar makale kalitesinde kabul görmektedir.
İstanbul Üniversitesi “İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi” nin bu sayısı,
idari yargıçların kararları yazarken edinmiş oldukları birikim ve becerilerinin
akademik çalışma olarak toplu bir şekilde ortaya çıkarılması uğraşısıdır.
Enstitü’nün çok değerli Müdürü Sayın Prof. Dr. Aydın GÜLAN ve diğer
çok değerli idare hukukçusu öğretim üyelerinin düşünceleri ile başlatılan ve
yoğun bir emek sonrası elimizde somutlaşan derginin bu sayısı, idari
yargıçların spesifik ve pratiğe yönelik çalışmalarına ayrılmıştır.
İlk olması başlı başına bir ayrıcalık olup, “Dergi”nin bundan sonraki
sayılarında diğer meslek mensuplarının çalışmalarına yer verilecek olması da
ayrı bir katkı sunacaktır.
Derginin, idari yargıçların çalışmaları ile oluşan bu sayısına yoğun iş
yüküne rağmen katkı sunan, her biri kapsamlı ve anlamlı içerik taşıyan eser
sahipleri yargıçlarımıza teşekkür ediyoruz.
“İdare Hukuku” ve “İdari Yargılama Süreci”ne desteği olması, ümit
ve beklentilerimle,
Dostlukla, saygıyla…
Dr. Selami DEMİRKOL
İDARE HUKUKU VE İLİMLERİ DERGİSİ
Cilt 15
Sayı:1
2012
Prof. Dr. Aydın GÜLAN
Yeniden Başlarken .................................................................................................... 5
Dr. Selami DEMİRKOL
Editörün Notu............................................................................................................ 7
Dr. Selami DEMİRKOL
İdari Yargılama Usulü’nde Ehliyet Olgusu............................................................. 11
Dr. Selami DEMİRKOL
Vergi Türevli Davaların, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce
Kabul Edilebilir Bulunması..................................................................................... 33
Ahmet GÜLER
Kuruluşunun 29. Yılında Bölge İdare, İdare ve
Vergi Mahkemeleri ................. 71
Erol ASLAN/
Özcan YAVAŞ
Çukurova Elektrik A.Ş. ve Kepez ve Antalya
Havalisi Elektrik Santralleri A.Ş. İmtiyaz Sözleşmeleri ve
Sözleşmelerin Feshi .............................................................................................. 117
Erol ASLAN/
Fazlı DAĞDEVİREN
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Çerçevesinde Düşünceyi
Açıklama Özgürlüğü ............................................................................................. 167
Hakan YUMUŞAK
Refah Devletine Giden Yolda Devletin Güvenlik Görevi..................................... 179
Arzu ULUSOY
İdari Yargıda Bağlantılı Davalar ........................................................................... 185
Seyfettin KARA
Danıştay ve İdare Mahkemesi Kararları Işığında Bilgi Edinme
Hakkı Kanunu'na Eleştirel Bir Bakış .................................................................... 197
Seyfettin KARA
İdari Yargı Kararlarının Yerine Getirilmesi ve İdari Yargı Kararlarının Yerine
Getirilmemesinden Doğan Sorumluluk................................................................. 211
Emre AKBULUT
Yargılamanın Yasallığı ve Danıştay’ca Verilen
“Değişik Gerekçe ile Onama” Kararları................................................................ 233
Seda UÇAR AKBULUT/
Emre AKBULUT
BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin 12. Maddesi
Çerçevesinde Sağlık Hakkı ve İdarenin Sorumluluğu……………...................... .261
Selim CEBİROĞLU
Pozitif Hukukumuzda 3201 Sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun
82, 83, 84. ve Ek-9. Maddelerinin Yeri ve Söz Konusu Maddelere İstinaden
Çıkarılan 23.03.1979 Tarihli “Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü” nün
Durumu………… ................................................................................................ .281
İDARİ YARGILAMA USULÜ’NDE EHLİYET OLGUSU
(Sübjektif Ehliyet Bağlamında Menfaat İhlali Pratiğinin “Çevre Hakkı”
Duyarlılığı İle Bulduğu Yansıma)
Dr. Selami DEMİRKOL∗
....
İdari yargı yerleri, dar anlamıyla, hukuki düzenlemelerin idari birimlerce
uygulanmasına ilişkin sorunları hukuka uygunluk denetimi yaparak çözümlemektedirler. İdari makamların çevreyi etkileyebilecek işlem ve eylemleri idari
davalara (iptal ve tamyargı) konu yapılmaktadır. Çevre konusundaki davaların
açılmasında ise öncelikle davayı açanların dava ile menfaatlerinin (dava ehliyeti) bulunup bulunmadığı hususu ilk araştırılan usul kuralı olmakla birlikte
idari yargı yerleri, yasa koyucunun tüm kısıtlayıcı düzenlemelerine karşın menfaat kavramını geniş yorumlayarak açılan davalarda ön koşul haline dönüştürmeme eğilimindedirler. Bugün artık çevre veya çevre hakkı ile ilgili konularda
bireysel davalar açılabilmekle birlikte grup davaları veya kitle kuruluşlarınca
açılan davalar da kabul görmektedir.
Burada önemle vurgulamakta fayda var ki pasif konumda bulunan idari
yargı yerleri ancak önlerine gelen davalar ile aktif yargılama yapabilmektedirler. Bu tespit ile 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 30. maddesi önem arz etmekte
ve çevreyi kirleten veya bozan faaliyetten zarar gören veya haberdar olan gerçek ve tüzel kişilerin idari makamlara başvurarak bu faaliyetin durdurulmasını
isteyebilmeleri konusu idarece ret edilmesi halinde idari davaya dönüştürülebildiği takdirde yargılama fonksiyonel olabilecektir.
Ayrıca İdari yargı yerlerinin idari işlemler üzerindeki yargısal denetimi
hukuka uygunluk bağlamında yapıldığından ve yetki, şekil, sebep, konu ve
maksat unsurları çerçevesinde bu denetimin gerçekleştirildiğini belirtirken bu
unsurlardan maksat unsuru çok önemli bir olgu olarak kendini göstermektedir.
Zira kamu yararı ile eş anlamlı olan maksat unsuru denetimi, idari yargı yerlerini adli yargı yerlerinden ayıran en önemli kriterdir. Bu denetim ayrıcalığıdır
ki çevre ile ilgili konularda tesis olunan işlemlerin kamu yararına uygun olup
olmadığı konusuna yargısal bağlamda çözüm getirebilmesidir.
İşte bu yaklaşımla idari yargı yerleri, önlerine gelen çevre ile ilgili
uyuşmazlıklarda kamu yararı olgusunu dikkatle, titizlik ve en önemlisi duyarlılıkla irdelemekte ve çevre hakkının sağlanması ve korunması yolunda işlev
üstlenmektedirler.
Makalenin devamına, dergimizin 2012 Yılı 15. Cilt
1. sayısından ulaşabilirsiniz
∗
İstanbul 7. İdare Mahkemesi Başkanı
VERGİ TÜREVLİ DAVALARIN, AVRUPA İNSAN HAKLARI
MAHKEMESİ’NCE KABUL EDİLEBİLİR BULUNMASI
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Vergi Yargılamasında Referans
Norm Olarak Alınabilirliği Üzerine Bir Derleme.
Dr. Selami DEMİRKOL∗
“Yanlışlıklar, söylenmedikçe meşrulaşır.”
...
15 Ocak 1989 tarihli Viyana Belgesi’nde, Viyana Toplantısı’na katılan
Devletler, iç hukuklarını, eylemlerini ve politikalarını taraf oldukları milletlerarası antlaşmalar ve 1 Ağustos 1975 tarihli Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Nihai Belgesi ve izleme toplantıları belgelerindeki kararlarla uyumlu
hale sokmak taahhüdünde bulunmuşlardır.
Bunun anlamı; bundan böyle, insan hakları ve temel hürriyetleri ile ilgili
hiçbir konunun sadece bir iç hukuk sorunu olarak görülemeyeceğidir.
Yine 29 Haziran 1990 tarihli Copenhaque Belgesi, fert merkezli “Plüralist Demokrası” ve “Hukuk Devleti” anlayışı ile Avrupa demokratik mekânı ve
Avrupa Ortak Hukuk mekanına önemli bir katkıdır.
Copenhaque Belgesi’nde düzenlenen İnsan Hakları Katalogu' nun 2.
maddesinde, insan kimliğinin üstün değeri anlayışını kurumsallaştıran Maddi
Hukuk Devleti formülünden ziyade Hukukun Üstünlüğü formülü getirilmiştir.37
Bunun da anlamı, Avrupa mekânında “Hukuk” Devletten kalkarak
değil, fertten kalkarak düşünülecektir.
Bizde bunu benimsediğimizi ve uygulamaya koyacağımızı deklere etmişiz.
Makalenin devamına, dergimizin 2012 Yılı 15. Cilt
1. sayısından ulaşabilirsiniz
∗
37
İstanbul 7. İdare Mahkemesi Başkanı
ÇAĞLAR, Bakır, “Anayasa’nın Hukuku ve Anayasa’nın Yargıcı - Yenilenen
Anayasa Düşüncesi Üzerine”, Anayasa Mahkemesi’nin 29. Kuruluş Yıldönümü
Nedeniyle Düzenlenen Sempozyum da Sunulmak Üzere Hazırlanan Tebliğ
Özeti, 25 Nisan 1991, s. 26.
KURULUŞUNUN 29. YILINDA BÖLGE İDARE, İDARE VE
VERGİ MAHKEMELERİ
-Keyfiliği Önleyen GüvenceAhmet GÜLER∗
...
Gökova Termik Santrali olayı, Park Oteli davası, yine KİT’lerin
özelleştirilmesi, Memur Sendikalarının kurulması, Milli maçların TV’den
naklen yayını, Boğaziçi’nin korunması ihtilafları, kamuoyunda “Kıyak
Emeklilik Yasası” olarak bilinen yasa ile 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’nun uygulamasına ve Yurt Dışı Çıkış yasağına ilişkin davalar, Katsayı İptali, İETT Arazisinin Satışı, Tüpraş İhalesi, Seviye Belirleme Sınavı
(SBS) İptali ve Metrobüs/Köprü Geçiş Ücretlerine yapılan Zammın iptaline ilişkin davalar ile yine, Net Aktif Vergisi, Ekonomik Denge Vergisi ve
Kurumlar Asgari Vergisi ile Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi gibi toplumsal
gündemi mali yönden oldukça yakından ilgilendiren ve ekonomik niteliği
ağır basan davalarla birlikte kamuoyunda kısaca “Uzan” ve “Demirel”
dosyaları olarak bilinen güncel konularla ilgili olarak verdikleri kararlarla,
kuruluş amaçlarının ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha göstermişlerdir.
Bir üst derece ara (istinaf) mahkemesi niteliğiyle “Bölge İdare Mahkemeleri”, vergi ve benzeri mali konulardaki yargısıyla “Vergi Mahkemeleri”,
yönetim hukukunun en temel fonksiyonu demek olan idari işlemlerin ve benzeri tasarrufların hukuka uygunluğunu incelemesiyle “İdare Mahkemeleri”,
ülkemizin sosyal, siyasal ve ekonomik yapısı içinde başlı başına birer denge,
uyum ve denetim unsuru olma niteliğini kazanmışlardır.
Ancak hemen belirtelim ki, sayılan bu başarıları yanında anılan mahkemeler geçen zaman içerisinde tamamen yargı sistemimize özgü klasikleşmiş bir
takım sorunlarla karşı karşıya kalmışlardır. Yazımızda ayrıntılı bir şekilde
açıklandığı üzere bu sorunların giderilmesi çağdaş, hızlı ve üretken bir yargı
düzeni için zorunlu olarak mütalaa edilmektedir. İdari yargı sorunlarının hızla
giderilmesi, idarede, hukuka uygun davranma bilincinin geliştirilmesi hukuk
devletinin işlerliği bakımından son derece önemlidir.
Makalenin devamına, dergimizin 2012 Yılı 15. Cilt
1. sayısından ulaşabilirsiniz
∗
İstanbul 4. Vergi Mahkemesi Başkanı
ÇUKUROVA ELEKTRİK A.Ş. ve KEPEZ VE ANTALYA
HAVALİSİ ELEKTRİK SANTRALLERİ A.Ş. İMTİYAZ
SÖZLEŞMELERİ VE SÖZLEŞMELERİN FESHİ
Erol ASLAN*
Özcan YAVAŞ**
...
Sözleşmeye aykırılıklar, imtiyaz sözleşmelerinin devamını çekilmez hale
getirdiğinden ve imtiyaz sözleşmeleri ile öngörülen amacın gerçekleşmesinin
imkânsızlığı karşısında, idareye, 2003 yılında sözleşmeleri feshetmekten başka
bir alternatif kalmamıştır. Uzun bir süreçte ortaya çıkan sözleşmelere aykırılıklar dikkate alındığında, idarenin sözleşmeleri feshetmekte geç kaldığı dahi
söylenebilir. Denetim raporları ile yapılan usulsüzlükler ve imtiyaz sözleşmelerine aykırı uygulamalar 1995 yılından itibaren tespit edildiği halde, defalarca
uyarılmasına rağmen, imtiyaz sözleşmelerinde öngörülen yükümlülüklerini
yerine getirmekteki isteksiz tutum ve davranışları ile elektrik üretim, iletim ve
dağıtımında, görevli kamu kuruluşları ile şirketler arasında devamlı ihtilaf yaşıyor olmaları, görev bölgelerindeki gerçek ve tüzelkişilerin şirketlerin yürüttükleri hizmete ilişkin yakınmaları da dikkate alındığında sözleşmelerin çok
daha önce feshedilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Şirketlerin imtiyaz sözleşmeleri ile 1990’lı yıllardan 2003 yılına kadar yürüttükleri elektrik üretim,
iletim ve dağıtımı hizmetine yaptıkları katkı çok sınırlı seviyede kalmış, bunun
yanında şirketlerin uygulamaları ve haksız tutumları nedeniyle kamu zararına
neden olunmuştur.
Nitekim Danıştay da şirketlerin görev bölgelerindeki elektrik üretim, iletim ve dağıtımına ilişkin kamu hizmetini yürütülmesinde kusurlu davranışları
ile 3096 sayılı Kanuna ve imtiyaz sözleşmelerine aykırı davrandıklarına ilişkin
Bakanlık tarafından yapılan değerlendirmeleri haklı bularak, sözleşmelerin
feshedilmesinin hukuka aykırı olmadığına karar vermiştir.
Makalenin devamına, dergimizin 2012 Yılı 15. Cilt
1. sayısından ulaşabilirsiniz
*
**
İstanbul 1.Vergi Mahkemesi Hakimi
Ergani Cumhuriyet Savcısı
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ KARARLARI
ÇERÇEVESİNDE DÜŞÜNCEYİ AÇIKLAMA ÖZGÜRLÜĞÜ
Erol ASLAN*
Fazlı DAĞDEVİREN**
...
Diyarbakır eski belediye başkanı olan Mehdi Zana’nın 1987 Ağustos
ayında Diyarbakır Askeri Cezaevinde hapis yatarken özetle, PKK’nın ulusal
kurtuluş hareketinde bulunduğunu ve hareketi desteklediğini, katliamdan yana
olmadığını ancak yanlış şeylerin heryerde olduğunu, insanların yanlışlıkla
öldürüldüğü yönünde ifadelerini içeren bir röportaj yapmıştır. Zana, Türk Ceza
Kanununun 312. Maddesi uyarınca “ kanunun cürüm saydığı bir fiili övmek”
suçunu işlediği gerekçesiyle hapis cezasıyla cezalandırılır. Konu AİHM’nin
önüne gelince mahkemece yapılan değerlendirmede, başvurucunun ceza aldığı
hükmüm (TCK 312.maddesi) hukuk tarafından düzenlendiğini tespit ettikten
sonra; verilen cezanın, sözleşmenin 10. maddesinin 2. fıkrasında yer alan
meşru amacın gerçekleştirilmesine uygun olarak, “zorlayıcı bir toplumsal
gereksinime yanıt verip vermediği”, ve “izlenen meşru amaçla orantılı” olup
olmadığının değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir.
AİHM bu konudaki kararının içeriğinde, Türkiye’nin Güneydoğusunun
içerisinde bulunduğu şiddet ortamı; başvurucunun terör örgütünü savunduğunu
bildirmesi ve ardından katliamlardan yana olmadığını ifade etmesinin çelişki
olduğunu belirttikten sonra Zana’nın mahkumiyetinin izlenen meşru amaçla
orantılı olduğuna AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir1.
Makalenin devamına, dergimizin 2012 Yılı 15. Cilt
1. sayısından ulaşabilirsiniz
*
**
1
İstanbul 1. Vergi Mahkemesi Hakimi
İstanbul 7. İdare Mahkemesi Hakimi
Şahbaz, a.g.e., s. 71.; Tezcan, Erdem, Sancakdar, Önok, a.g.e., s.280.
REFAH DEVLETİNE GİDEN YOLDA DEVLETİN GÜVENLİK
GÖREVİ
Hakan YUMUŞAK∗
...
M. Foucault, ”Hükümetler, toplumların mutluluğuyla ilgilenmek iddiasında olduklarından, kararlarının insanlarda neden olduğu veya ihmallerinin yol
açtığı mutsuzluklar hükümetlerin kar-zarar hanesine geçirilmelidir. İnsanların
mutsuzluğundan hükümetlerin sorumlu olmadıkları fikri yanlış olduğundan,
insanların mutsuzluğunu hükümetlerin gözlerine ve kulaklarına sokmak bu
uluslararası yurttaşlığın her zaman görevidir. İnsanların mutsuzluğu asla siyasetin dilsiz bir kalıntısı olmamalıdır. Bu mutsuzluk iktidarı ellerinde tutanlara
seslenmeyi ve başkaldırmayı mutlak bir hak olarak meşrulaştırır.”1 görüşlerini
dile getirmektedir.
Devlet, toplumun rızası ile iktidarı almıştır, dolayısıyla insanlarının
mutlu bir yaşam sürmesini sağlamak onun birincil görevidir ve borcudur. Devlet bu yöndeki sorumluluğunu kabul etmeli ve gereğini yerine getirmek üzere
kendini organize etmelidir. Tam tersi durumda, yani insanlarını mutlu edemeyen bir devletin varlık sebebi ortadan kalkmış olmaktadır.
Dolayısıyla sosyal devlet vatandaşlarının her türlü yoksunluğunu gidermek zorunda olduğu için bireyin ciddi bir şekilde mutsuz olmasına sebep olabilecek güvenlik görevini de hangi şart altında olursa olsun tam manası ile yerine getirmek zorundadır.
Makalenin devamına, dergimizin 2012 Yılı 15. Cilt
1. sayısından ulaşabilirsiniz
∗
1
İstanbul 5. İdare Mahkemesi Hakimi.
Michel Foucault, Özne ve İktidar, Çeviren; Işık Ergüden, Osman Akınhay,
1.Basım, İstanbul, Ayrıntı Yayınları, 2000, s. 289.
İDARİ YARGIDA BAĞLANTILI DAVALAR
Arzu ULUSOY*
...
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda da bağlantılı dava müessesesinin düzenlenmiş bulunmasının amacı, zaman, emek ve masraf kaybını
önleme, yargılama sürecini kısaltma ve basitleştirme, müteaddit davaların bir
arada çözümünü mümkün kılma ( kısaca usul ekonomisi) bakımından yargılamaya kolaylık getirmesi ve aynı konuda değişik yargı kararlarının verilmesinin
engellenerek hüküm birliği sağlanmasıdır. Buna karşın, belli bir konunun yasa
ile düzenlenmesi tek başına yeterli olamamaktadır. Uygulamanın da yasa ile
öngörülen amaçlara uygun şekilde gelişmesi beklenmektedir. Bağlantı müessesesinin özellikle yargıçlar tarafından iyi uygulanmasının, müesseseden beklenen amacın sağlanmasında önemli olduğunu düşünmekteyiz.
Yine Kanun koyucu, bölge idare mahkemesi ve Danıştay’ın bağlantı kararı vermesi durumunda dosyalara bakmak üzere mahkemelerden birini yetkilendireceği düzenlenmekle birlikte, yetki verilecek mahkemenin belirlenmesine
ilişkin ölçütlere yer verilmemiş olmasını bir eksiklik olarak görmekteyiz. Burada bağlantılı olan davalarda, uyuşmazlığın temelini çözecek olan mahkemede
birleştirilmesi kriterinin uygun olacağını düşünmekteyiz.
Makalenin devamına, dergimizin 2012 Yılı 15. Cilt
1. sayısından ulaşabilirsiniz
*
Diyarbakır 6. İdare Mahkemesi Hakimi
DANIŞTAY ve İDARE MAHKEMESİ KARARLARI IŞIĞINDA
BİLGİ EDİNME HAKKI KANUNU'NA ELEŞTİREL BİR BAKIŞ
Seyfettin KARA∗
...
Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nda, bilgi edinme hakkı salt Türk vatandaşlarına tanınmamış, karşılıklılık ilkesi gözetilerek, ülke sınırları içinde yaşayan yabancı gerçek kişi ve tüzelkişilerine de faaliyet alanlarıyla ilgili olarak
tanınmıştır. Ancak başvuruda bulunan Türk vatandaşları için ilgili olması şartı
aranmazken yabancılar için hem karşılıklılık ilkesi hem de ilgili olma şartının
aranması demokratikleşme ve şeffaflığın sağlanması bağlamında bir engel
oluşturmaktadır1. Yabancılar için ilgili olma şartının aranması yerinde olmasına
rağmen karşılıklık esasının aranması yerinde bir düzenleme olmadığı kanısındayız. Ancak mahkeme ve Kurul kararlarında da yabancıların bilgi edinme
hakları için karşılılık ilkesi olması gerektiği vurgulanmaktadır.
Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, başvuru sahiplerinin bilgi ve belgeye gecikmeden ulaşmalarını sağlamak amacıyla belli bir süre öngörmüştür. Kamu
kurumlarına yapılacak başvuruların cevaplandırma süresi 15 iş günü, gerekli
durumlarda 30 günle sınırlandırılarak taleplerin sürüncemede bırakılmasının
önüne geçilmiştir. Bizce idare mahkemelerinde dava açma süresi 60 gün olan
bir ülkede bu sürelerin bilgiye süratle erişimin sağlanması açısından yeterlidir.
Ayrıca Kanunun uygulanmasında ihmali bulunan kamu görevlileri hakkında da
cezai hükmüler öngörülmüştür. Cezai hükümler öngörülmesi de Kanunun uygulanması gerektiği noktasında kamu görevlileri için çok önemli bir uyarıdır.
Makalenin devamına, dergimizin 2012 Yılı 15. Cilt
1. sayısından ulaşabilirsiniz
∗
1
Gaziantep 1. İdare Mahkemesi Hakimi
Cemil Kaya, a.g.e., s. 403.
İDARİ YARGI KARARLARININ YERİNE GETİRİLMESİ ve
İDARİ YARGI KARARLARININ YERİNE
GETİRİLMEMESİNDEN DOĞAN SORUMLULUK
Seyfettin KARA∗
Ancak kovuşturulacak kişi kamu görevlisi olunca bu konuda önümüze
4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlileri Hakkında Kanundan kaynaklanan bir engel çıkmaktadır. Bu engel de soruşturma iznidir. Soruşturma
izni alınmadan bu suç savcılarca kovuşturulamayacaktır. Bu durumun yargı
kararının yerine getirilmesi noktasında bir engel olduğunu düşünmekteyiz. İrtikap, rüşvet, zimmet suçları gibi görevi kötüye kullanma suçunun da Cumhuriyet Savcılarınca doğrudan kovuşturulması gerektiği düşüncesindeyiz.
Görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin
yapmış olduğu kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın kişilerin mağduriyetine yol açması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya
da kişilere haksız kazanç sağlanmış olması gerekmektedir. Yani kamu görevinin gereklerine aykırı davranış sonucunda bu neticelerden birinin meydana
gelmiş olması anılan suç için yeterli olmaktadır. Söz konusu bu sonuçlardan
biri gerçekleştikten sonra bunun etkilerinin ortadan kaldırılması söz konusu fiili
suç olmaktan çıkarmayacaktır. Dolayısıyla mahkeme kararının uygulanmaması
şeklindeki kamu görevine aykırı davranış nedeniyle kişiler mağdur olmuşsa bu
durum görevin kötüye kullanılması suçuna vücut verecektir.
Makalenin devamına, dergimizin 2012 Yılı 15. Cilt
1. sayısından ulaşabilirsiniz
∗
Gaziantep 1. İdare Mahkemesi Hakimi
YARGILAMANIN YASALLIĞI ve DANIŞTAY’CA VERİLEN
“DEĞİŞİK GEREKÇE İLE ONAMA” KARARLARI
Emre AKBULUT*
...
Sonuç olarak değişik gerekçe ile onama, yargılama faaliyetini hızlandırmak suretiyle adil yargılanmanın gerçekleşmesine hizmet eden ve adli yargı
kolunda öngörülerek uygulanmakta olan bir usul hukuku müessesesidir. Bu
nedenle olması gereken hukuk (de lege ferenda) açısından değişik gerekçe ile
onamaya idari yargıda da yer verilmeli, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda
konuya ilişkin somut bir düzenleme getirilerek, müessesenin uygulanma kapsam ve koşulları belirlenmelidir. Olan hukuk (de lege lata) açısından ise, İdari
Yargılama Usulü Kanunu’nda böyle bir usul öngörülmediğinden, idari yargıda
değişik gerekçe ile onama kararları verilmesi yargılamanın yasallığı ilkesine
(AY. m.142) aykırıdır. Ayrıca bu kararlar, idarî yargıda geçerli olan şeklî anlamda kesin hüküm kuralları ile de bağdaşmazlık göstermektedir.
Son tahlilde yargıç, gerçekleşmesini ne kadar arzu ederse etsin, olması
gereken hukuku değil olan hukuku uygulamakla görevli ve yetkili olan kişidir.
Makalenin devamına, dergimizin 2012 Yılı 15. Cilt
1. sayısından ulaşabilirsiniz
*
Van 1. İdare Mahkemesi Hakimi
BM EKONOMİK, SOSYAL VE KÜLTÜREL HAKLAR
SÖZLEŞMESİ’NİN 12. MADDESİ ÇERÇEVESİNDE SAĞLIK
HAKKI ve İDARENİN SORUMLULUĞU
Seda UÇAR AKBULUT*
Emre AKBULUT**
...
Öte yandan Sözleşme’nin 12. maddesi ve özellikle Komite’nin 14 Numaralı Genel Yorumu ile Sözleşme’ye kazandırılan anlam, kişilerin sağlık hakkı
açısından bir çok somut güvenceyi bünyesinde barındırmakta ve bu hakka daha
nitelikli bir koruma sağlamaktadır. Dolayısıyla uygulamada Sözleşme’nin 12.
maddesinden yararlanılmaması kişileri bu güvencelerden yoksun bırakmakta ve
Anayasa gereği kanun gücünde olan bir normu işlevsiz hale getirmektedir.
Sonuç olarak BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin
12. maddesi, Anayasamızda tanımlanan sağlık hakkının kapsamını belirginleştirecek ve böylece hakkın tanıdığı yetkiler ile yüklediği ödevleri öngörülebilir
kılacak bir içeriğe sahiptir. Anılan maddenin iç hukukumuzda uygulanmasını
engelleyen herhangi bir hüküm yoktur. Hatta Anayasamızın 90. maddesi uyarınca söz konusu maddenin, ilgili bulunduğu olaylarda kanunlardan da önce
uygulanması gerekmektedir. Dolayısıyla maddenin iç hukukumuzda uygulama
alanı bulması hem Anayasa’nın gereğinin temin edilmesi, hem kanun gücündeki bir norma işlerlik kazandırılması, hem de kişilerin sağlık hakkı kapsamında sahip oldukları güvencelerin evrensel kriterler doğrultusunda arttırılması
bakımından zorunluluk arz etmektedir.
Makalenin devamına, dergimizin 2012 Yılı 15. Cilt
1. sayısından ulaşabilirsiniz
*
**
Van 3. İdare Mahkemesi Hakimi
Van 1. İdare Mahkemesi Hakimi
POZİTİF HUKUKUMUZDA 3201 SAYILI EMNİYET
TEŞKİLATI KANUNU’NUN 82, 83, 84. VE EK-9.
MADDELERİNİN YERİ VE SÖZ KONUSU MADDELERE
İSTİNADEN ÇIKARILAN 23.03.1979 TARİHLİ “EMNİYET
ÖRGÜTÜ DİSİPLİN TÜZÜĞÜ” NÜN DURUMU
Selim CEBİROĞLU∗
...
Cezayı (disiplin ya da genel ceza hukuku açısından) gerektiren düzenlemeler kamu düzeninden olup, vazgeçilemeyecek, devredilemeyecek temel
haklardan, kıyasen uygulanılmayacak amir hükümlerdendir. Ancak kanunla
düzenlenmesi hukukun temel ilkesidir. Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü’nün;
yukarıda belirtilen evrensel ilkeler karşısında uygulama olanağı olmayan, hukuki sonuç doğurmayan, hukuk dışı bir düzenleme olduğu ortadadır.
Aynı zamanda Anayasamıza göre yetki genişliğine dayanılarak İllerin
yönetimi Valiler tarafından yerine getirilmektedir. Valiler, diğer kamu görevlilerine (amir- memur) disiplin cezalarını (uyarma, kınama, maaş kesimi) re’sen
verme yetkisini haiz olduğu gibi, Emniyet Teşkilatının İldeki tüm personeline
(müdür, amir, komiser, polis) de uyarma, kınama, maaş kesimi cezalarını
re’sen verme yetkisini haiz olduğu iltibasa mahal bırakmayacak kadar nettir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 152. maddesi hükmü gereği, konumuzla ilgili bir dava idari yargı mercilerinin önüne geldiğinde; özellikle Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü’nün dayanak yasa maddesi olan 3201
sayılı Kanunun 83. maddesinin Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması gerekmektedir. Zaten yukarıda teferruatlıca belirtildiği
üzere; 3201 sayılı Kanunun 83. maddesi D.M.K.’nın 237. maddesinin b bendi
ile kaldırıldığından dolayı pozitif hukukumuzda uygulama imkanı da yoktur.
Bir uygulama işlemine dayanarak Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü’nün iptali
için de Danıştay’da dava açılması halinde; söz konusu tüzük de iptal olmaya
mahkûmdur.
Makalenin devamına, dergimizin 2012 Yılı 15. Cilt
1. sayısından ulaşabilirsiniz
∗
Merkez Valisi
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
2
File Size
242 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content