Untitled

Sabah›n erken saatinde dedesinin haz›rlan›fl›na anlam veremedi Mehmet. Sabah namaz›n› ailece
k›lm›fllar ama her zamankinden farkl› olarak dedesi tak›m elbisesini giyerek gelmiflti kahvalt› sofras›na.
Normalde bayramlarda, kasabaya gideceklerinde ya da köyde dü¤ün, niflan gibi törenler oldu¤unda
böyle giyinirdi dedesi. Acaba babamla kasabaya m› inecekler diye düflündü. Kahvalt›dan sonra dedesi
gibi babas›n›n da tak›m›n› giydi¤ini ve beraber gideceklerini anlad›. Günlük kofluflturma ve okula gidifl
haz›rl›klar›ndan di¤er kardeflleri iflin fark›na varamam›flt› ama Mehmet fark etti, bahçenin kap›s›nda
yetiflti arkalar›ndan. Dedesi gülümsedi, Mehmet’in merak›n› anlam›flt›.
- Ne oldu Mehmet’im, ne bu telafl›n?
- Kasabaya m› dede?
- fiehitli¤e o¤lum, diye cevap verdi dedesi. Geçen
y›l sizinle gittik ya.
Hat›rlad› Mehmet, yayladaki flehitli¤i. Uzaklafl›rken
dedesi ve babas› arkalar›ndan el sallad› ve h›zla
haz›rlanmaya devam etti okula gitmek için. Okul
yolunda akl› babas› ve dedesinin flehitlik
ziyaretindeydi. Geçen y›l kardefllerini de onu da
götürmüfllerdi. Çok etkilenmiflti Mehmet. Dedesinin
haz›rlan›fl›, en güzel flekilde giyinifli ve flehitlikteki
halinden… Daha önce dedesiyle mezar ziyareti
yapm›fllard›, yine sayg›l› yine sessiz ve dualarla
geçmiflti ama flehitlik ziyareti baflkayd›. Mehmet
ilk defa dedesini böyle görmüfltü. Sanki küçük
bir çocuk gibi sayg› ve minnettarl›k doluydu
bak›fllar›, hareketleri. Oysa Mehmetlerin
ailesinde en yafll› kifli dedesiydi ve herkes
ona sayg› gösterirdi. ‹lk kez dedesi küçük
bir çocuk olmufl; atalar›n›, dedelerini
ziyaret ediyormuflças›na
farkl›laflm›flt›.
Düflüncelere dalm›flt› ki Mehmet,
aya¤›n› h›zla bir tafla çarpt› fark
etmeden. Can› çok yand›,
çömeldi oldu¤u yere. Söylenerek
aya¤›n› ovalamaya bafllad› ki
bir ses duydu c›l›z ama
kararl›.
- Neden böyle flaflk›n
flaflk›n yürüyorsun evlat?
Konuflan
kar›ncayd›.
Mehmet,
kar›ncan›n
konuflmas›na
flafl›rmad› ama sorusuna bozuldu biraz.
- Yok, flehitli¤e giden dedemi düflünüyordum, diye
cevap verdi.
Kar›nca:
- fiehitleri ziyaret, onlar›n büyük fedakârl›¤›n›
unutmamak, onlar› ziyaret etmek vefal› olman›n
gere¤idir. Çünkü onlara yard›m eden yüce Allah’t›r.
Tevbe sûresi 26. âyette okumad›n m›?
Mehmet kendinden emin cevap verdi:
- Biliyorum, Allah melekleriyle destekler inananlar›.
Peygamberine ve arkadafllar›na nas›l yard›m ettiyse
inananlara da öyle yard›m etmifl ve ediyor Yüce
Allah.
Kar›nca, âyeti okudu ve gözden kayboldu h›zla:
“Sonra Allah, Rasûlü ile müminler üzerine kendi
kat›ndan güven duygusu ve huzur indirdi. Bir de
sizin göremedi¤iniz ordular indirdi ve inkâr edenlere
azap verdi. ‹flte bu, inkârc›lar›n cezas›d›r.”
Mehmet, yürümeye tekrar bafllad›¤›nda, yafllar›
küçük de olsa düflmana korkusuzca karfl›
koyan büyük büyük dedelerinin, böylesi
bir cesarete bu âyette bahsedildi¤i
gibi ancak Allah’›n yard›m› ile
ulaflt›klar›n› düflünüyordu.
Râfi ad›nda küçük bir çocuk vard›. Bu çocuk
sürekli Medineli bahçe sahiplerinin hurma
a¤açlar›n› tafllay›p kaç›yordu. Ürünleri zarar
gören bahçe sahipleri, bu durumdan çok
rahats›zd›. Ne kadar çabalasalar da onu
bir türlü yakalayamam›fllard›.
Bir gün Râfi, yine hurma a¤açlar›n› tafll›yordu.
Onu gören bir bahçe sahibi sessizce yaklaflt›. Ani
bir hareketle at›l›p bu sefer Râfi’yi yakalad›.
Kolundan tuttu¤u gibi Peygamber Efendimizin
huzuruna getirdi.
Adam çok öfkeliydi. Burnundan soluyordu.
Peygamber Efendimize:
- ‹flte flu gördü¤ünüz çocuk, sürekli bizim hurma
a¤açlar›m›z› tafllay›p kaç›yor, biz bu çocuktan
flikâyetçiyiz, dedi.
- Çocu¤um, hurma a¤açlar›n› neden tafll›yorsun,
diye sordu.
Küçük Râfi mahcup mahcup:
- Açl›ktan. Karn›m› doyurmak için yap›yorum, diye
cevap verdi.
Râfi do¤ru söylüyordu. Açt› ve açl›¤›n› giderebilmek
için kendince bir yol bulmufltu. Buldu¤u yol yanl›flt›
fakat küçük oldu¤undan, ancak bu kadar
düflünebilmiflti.
Râfi hem çok korkmufl, hem de çok utanm›flt›.
Cezaya çoktan raz›yd› fakat Peygamber
Efendimizin huzuruna bu flekilde getirilmek onu
yerin dibine geçirmiflti. Peygamberimizin yüzüne
bakamad›¤›ndan, bafl› önünde öylece kala kalm›flt›.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) Râfi’ye k›zmad›, ba¤›r›p
ça¤›rmad›. Büyük bir flefkatle:
Adam›n sözü bittikten sonra Peygamber Efendimiz,
Râfi’yi yan›na ça¤›rd›. Râfi, ürkek ad›mlarla
Peygamberimize yaklaflt›.
- Allah’›m! Bu çocu¤un karn›n› doyur, diye dua etti.
Peygamberimiz ona, s›cak bir ses tonuyla:
- Yavrum, bir daha a¤açlar› tafllama, alt›na
dökülenleri toplay›p ye. Allah onlarla seni doyurur,
diye nasihat etti. Sonra da flefkatle bafl›n› okflay›p:
Bu olaydan sonra Küçük Râfi dersini ald› ve bir
daha hurma a¤açlar›na zarar vermedi.
Ö¤renciler, yo¤un bir tartıflmanın içinde
olduklarından, sınıfa ö¤retmenin girdi¤ini fark
etmediler. “Hoca geldi!” diyen bir ö¤rencinin
uyarısıyla daldıkları dünyadan çıktılar. Tatlı
bir selamlama ile gülümsedi ö¤retmen.
“Hayırdır” dedi, “Neyi paylaflamadınız?”,
“Matematik sınavından çıktık da hocam…”
diye cevapladı soruyu Meral. “Umarım iyi
geçmifltir?” diye sordu ö¤retmen. “‹yi sayılır
ö¤retmenim.” dedi Mustafa. Hatice, “Yedinci
soruda takıldık hocam, cevabını aramızda
tartıflıyorduk.” diyerek tartıflmanın içeri¤i
hakkında açıklama yaptı. Ö¤rencilerin yedinci
soru hakkındaki meraklarının yo¤un oldu¤unu,
yerlerine oturmalarına ra¤men, iflaretlerle
birbirleriyle iletiflim kurmaya çalıfltıklarını
gören ö¤retmen, matematik konusunda sınıfın
en iyisi olan Sedat’ı kaldırdı. Soruyu tahtada
çözdürdü. Ö¤renciler, tatmin oluncaya kadar
tartıfltılar. “fiimdi herkes merakını giderdi mi?”
diye sordu ö¤retmen. “Teflekkür ederiz
hocam!” cevabını alınca da, “Haydi o halde
bugün biraz muhabbet edelim.” dedi ve
yavaflça ilerleyerek aralarına oturdu. Uzakta
olanlar ö¤retmenlerinin etrafında toplandılar.
Herkesin hazır oldu¤unu görünce,
ö¤rencilerini dikkatle süzüp, “Haberiniz var
mı?” dedi ö¤retmen, “Ölümün çaresi
varmıfl!”
Kimi flaflkın baktı ö¤rencilerin,
kimi meraklı gözlerle “A aa” dedi.
“Hadi yaaa!” diyenler oldu,
gülümseyerek “Bu bir flaka olmalı!”
karflılı¤ını verenler oldu. Ö¤retmen, “Çok
ciddiyim!” dedi kendinden emin tavırlarla
ve ekledi: “Ancak, herkes ölmemeyi
baflaramıyormufl. Bunu
baflaranlar da bir daha
ölmüyormufl!”
Hasan atıldı ve “Dedem
anlatmıfltı ö¤retmenim,
Hz. Lokman ölümün
çaresini bulmufl ama
sonra formülünü
kaybetmifl.” dedi. Parmaklar
kalktı, parmaklar indi; ölümün çaresinin olup
olamayaca¤ı tartıflıldı. Tartıflmanın koyulafltı¤ı
bir sırada ö¤retmenin, “Kur’ân’da da bu
konuda âyet var desem…” sözü ö¤rencilerin
merakını daha da artırdı.
“Nasıl olur” dedi Hikmet parmak kaldırıp,
“Allah Kur’ân’da, ‘Her nefis ölümü tadacaktır’
buyurmuyor mu!”, “Do¤ru” dedi ö¤retmen
“Ancak bu çok özel bir yol.” Melahat,
“Meraktan çatlamak üzereyim hocam, lütfen
anlatın artık, daha fazla dayanamayaca¤ım.”
diye seslendi ö¤retmenine. “Peki” dedi
ö¤retmen, “Sizi daha çok merakta bırakmayıp
okuyorum ilgili ayeti.” ve Âl-i ‹mran sûresinin
yüz altmıfl dokuzuncu âyetinin mealini okudu:
“Ve sakın Allah yolunda can verenleri ölüler
sanma! Aksine onlar hayattadırlar, Rableri
katında rızıklandırılmaktadırlar.”
Sonra gülümseyerek,“fiimdi söyleyin bakalım
ölümün çaresi neymifl?” diye sordu ö¤retmen.
“fiehit olmak!” sözleriyle inledi sınıf.
Bir varm›fl bir yokmufl diye bafllarm›fl
masallar. Ütopya da o masallar›n
anlatt›¤› gibi bir varm›fl bir yokmufl.
Dünyay› köfle bucak aram›fl
seyyahlar, hiçbir yerde
bulamam›fllar ütopya ülkesinin
izini. Seyyahlar izini bulamasa
da varm›fl ütopya diye bir yer.
Filozoflar›n hayallerinde
tasarlad›klar›, içerisinde yaflamak istedikleri
hayali bir ülkeymifl asl›nda. Farabi’nin
“Erdemli fiehir” kitab›nda hayallerini
sat›rlara döktü¤ü bir hayal ülkesi…
‹yi beslendikleri için hiç hasta olmazm›fl
ütopya ülkesinde çocuklar. Sokak aralar›nda
yemyeflil oyun alanlar›nda oynarlarm›fl
oyunlar›n›, ayaklar› topra¤a basarm›fl. Resim
yaparken boyalar› hiç bitmez, yaflamak
istedikleri hayal ülkesini resmederlermifl
yapraklar› hiç tükenmeyen resim
defterlerine. Mutluymufl çocuklar ütopya
ülkesinde yaflamaktan. Bilim ve sanatla
ilgilenir, düflünmeyi çok severlermifl.
Düflünen çocuklar›n kafalar›n›n üzerinde
sevimli bulutçuklar ortaya ç›karm›fl. Çocuklar
düflündükçe bulutçuklar da büyürmüfl.
Sab›rs›zl›kla beklermifl bulutçuklar özgürce
gö¤e yükselmeyi…
Baz› çocuklar o kadar utangaçm›fl ki, “Acaba
bana ne derler ki?” diye endiflelenir,
düflüncelerini söylemeye çekinirlermifl.
Utangaç çocuklar›n kafas›n›n üzerinde
bekleyen bulutlar›n bir süre sonra can›
s›k›l›rm›fl. Rüzgâr elinden tutarm›fl can›
s›kk›n bulutlar›n, hep birlikte gökyüzünde
gözden kaybolur giderlermifl.
Düflüncelerini özgürce söyleyen çocuklar›n
bulutlar› ise gökyüzüne bir uçurtma gibi
yükselirmifl. Fikir ayr›l›klar› da olurmufl
ütopya ülkesinde, o kadar çocuk fikirlerini
özgürce söyleyince. Bulutlar rahat durur
mu hiç, çocuklar›n fikir ayr›l›klar›n› görür
görmez bafllarlarm›fl gökyüzünde itiflip
kak›flmaya. Hava karar›rm›fl. Çocuklar›n
aras›nda fikir ayr›l›klar› o kadar
hararetlenirmifl ki bulutlar birbirlerine
çarp›verirmifl.
Ütopya ülkesine yeni tafl›nan insanlar “Siz
düflünmeseydiniz hava kararmaz, bulutlar
birbirine çarpmaz ve flimflekler çakmazd›!”
diye sitem ederlermifl. Ama kulak
asmazlarm›fl çocuklar söylenenlere,
düflünmekten hiç vazgeçmezlermifl.
Bulutlar birbirlerine çarpar çarpmaz
ya¤mur damlac›klar› öpmeye bafllarm›fl
çocuklar›n yanaklar›ndan. Çocuklar›n
düflünceleri damla damla rahmet olurmufl
ütopya ülkesine. Barajlar su ile dolar,
a¤açlar›n yanaklar› yemyeflil olurmufl
sevinçten. Çiçek kokusu sararm›fl bütün
sokaklar›.
Ya¤murun ard›ndan bir gök kufla¤›
kucaklarm›fl ülkeyi bir uçtan bir uca. Hayat›n
bütün renkleri varm›fl o gök kufla¤›nda. Sar›
flefkatin rengiymifl, bir günefl gibi
flefkatliymifl ütopya ülkesinin hükümdar›.
Mavi cömertli¤in rengiymifl, deniz gibi
Bütün çocuklar›n hayaliymifl gök kufla¤›n›
cömertmifl zenginleri. Yeflil edebin rengiymifl, yakalamak. Bir kez dokunabilmek için gök
a¤açlar kadar erdemliymifl gençleri.
kufla¤›na, daima düflüneceklermifl…
O sabah güneflten önce uyand›m. Kufllar›n c›v›l c›v›l,
nefle dolu flark›lar›na ben de kat›ld›m. Son
haz›rl›klar›m› tamamlamak üzereyim art›k. Kahvalt›
etmesem ne olur ki? Böyle heyecanl› zamanlarda
yeme¤i düflünen kim? Ama annem kahvalt›s›z fluradan
fluraya ad›m›m› att›rmaz. Yine öyle oldu. Kahvalt›
masas› çoktan haz›rlanm›fl, beni
bekliyordu. Bu güzel günde annemi
k›racak de¤ildim. Zoraki bir fleyler
at›flt›rd›m.
“Ellerine sa¤l›k anne” deyip,
flükrederek kalkt›m
kahvalt›dan. Annem masay›
toplarken, aynada saçlar›ma
bir kez daha bakt›m. Gayet
yak›fl›kl›y›m, dedim
gülerek. Haz›rl›klar›m
tamam görünüyordu. Bilim
fuar›n›n aç›lmas›na tam bir
saat vard›. Kalbim güm güm at›yordu.
Okula annemle beraber gittik. Bahçeye var›nca pencerelerden arkadafllar›m›n tezahüratlar›
yükseldi:
“Mucit Mustafa, mucit Mustafa!
Hofl geldin, getirdin safa”
Arkadafllar›ma sevinçle el sallad›m. Annemdeki heyecan da benimkinden az de¤ildi. S›n›f
arkadafllar›m›n tezahüratlar› uzun bir süre daha devam etti.
“Sa¤olun, varolun.
Mucit Mustafa’dan hepinize sevgiler, sayg›lar.” dedim.
Ö¤retmenlerimizle bilim fuar›n›n sergilenece¤i salona do¤ru yola ç›kt›k.
Fuarda neler yoktu ki? Müzikli yast›k, tencerelerde ›s› kayb›n› önleyen “tenerji”, a¤açlar›
daha iyi sulamak için bir baflka bulufl, benim “eringeç mikserim” ve daha neler neler.
Fuarda en çok dikkat çeken, benim icad›m “eringeç mikseri” olmufltu.
Eringeç mikseri, çal›flma h›z› ayarlanabilir, her tencereye uyum sa¤layabilen, fazla yer
kaplamayan bir mutfak eflyas›yd›. Mikserde ç›rp›c› görevi üstlenen, büyük bir yemek
kafl›¤› vard›. ‹cad›n tamam› kendi çal›flmalar›m›n eseriydi. Malzeme olarak ahflap ve çelik
kullanm›flt›m. Etraf›ma toplananlar böyle bir icada neden gerek duydu¤umu soruyorlard›.
Bu s›rada eringeç mikseri, çorba dolu tencerede çal›flmaya devam ediyordu. Asl›nda,
dedim,
- Bu mikseri anneme hediye olarak düflündüm. Çok sevdi¤im çorbalar›n› kar›flt›rmam için
her seferinde benden yard›m istiyordu. Anneme yard›m etmekten hofllan›yordum ama
oyunda ya da derste oldu¤um vakitler, ona yard›m edemiyordum. Ne yapabilirim, diye
bir süre düflündüm. Çorbalar, böyle bir aletle yard›mc›ya ihtiyaç duymadan güzelce
kar›flt›r›labilirdi. Hemen bu düflüncemi harekete geçirdim. Annem; katlanabilir olmas›n›,
fazla yer kaplamamas›n› istedi. Onu da bu flekilde ayarlad›m, diyerek kapat›l›fl›n› gösterdim.
Sözümü tamamlar tamamlamaz kocaman bir alk›fl koptu.
Annem çok heyecanl›, bir o kadar da mutlu görünüyordu.
Fuar› ziyaret edenler, bulufllar› hayretle ve hayranl›kla
izleyip, mucitlerini tebrik ettiler.
Eringeç mikseri, mutfa¤›m›za apayr› bir güzellik katt›.
Annem kulland›kça dualar ediyor bana.
Bazen, dur anne, diyorum.
“Erinmeden, ben kar›flt›ray›m çorbay›.”
Annem gülümsüyor; nas›l istersen, diyor.
Y›l 2015, Mart ay›. Okulda, çevrede, televizyonda, hemen her yerde bir zafer coflkusu…
Çanakkale Zaferi! Elinde, ö¤retmeninin haftan›n önemine dair verdi¤i ve henüz bitirdi¤i
bir kitapla uzaklara dald› gözleri. O dönemde yaflayan insanlar› ve yafl›tlar›n› düflündü Enes.
‘Y›l 1915, aylardan Mart. Çanakkale, Gelibolu Yar›madas›… Bundan tam yüzy›l önce! Bu
vatanda huzur içinde yaflayabilmemiz için 250 binden fazla gencecik insan›m›z› flehit
verdi¤imiz Çanakkale… Babalar, a¤abeyler, amcalar, day›lar hepsi Çanakkale’de. Her üç
evden birinde bir “Çanakkale fiehidi” var… fiehit düflen babalar›, a¤abeyleri gibi vatan için
can›n› vermeye haz›r, komutandan cepheye gönderilmeyi isteyen nice çocuk…’
Vatan sevgisiyle yanarak ölüme koflan o insanlar› düflünerek gözleri doldu Enes’in.
“Onlar bizim imkânlar›m›z›n hiçbirine sahip de¤illerdi. Oyuncaklar› bile yoktu belki. Belki
de çaputlar› birbirine dolay›p bir top yapm›fllard›. Onunla da oynama f›rsat› bulabilmifller
miydi acaba? En büyük e¤lenceleri neydi? Gece yatt›klar›nda neyin hayalini kurmufllard›?”
diye geçirdi içinden. “Bugünkü rahatl›¤›m›z› borçlu oldu¤umuz onlar, babalar› cephede
oldu¤u için bir fleyler isteme flans›na bile sahip de¤illerdi.” Gözlerinden bir damla yafl
süzüldü Enes’in ve bugünümüzü borçlu oldu¤umuz flehitlerimizi rahmetle and›. Elindeki
kitab›n son sayfas›na içinden geçenleri yazd›:
“Din için, millet için, bayrak için, ezan için gittiler,
Öyle güzeldi ki gittikleri yerler,
Geri dönmeyi hiç düflünmediler,
Yetim kald› bir nesil!
Boynu bükük büyüdüler.”
‹lkbahar›n tatl› rüzgâr› k›vançla esiyordu. Dedesinin elinden tutan O¤uz, denizde köpüklü izler
b›rakarak onlar› Çanakkale’ye götüren vapurda heyecanl› bir yolculuktayd›. Çanakkale Zaferi’ni
ilmek ilmek iflleyen, bu cennet vatan›n u¤runa can›n› vermekten çekinmeyen aziz flehitlerimizin
izlerini sürmeye gidiyordu. Beyaz mart›lar uçuflarak onlara efllik ediyorlard›.
O¤uz’un dedesinin askerlik arkadafl› Hakk› amca, Çanakkale’nin flirin bir köyünde yafl›yordu.
Onunla beraber gezeceklerdi. Tepeler hep kocaman güllerle bezenmiflti.
O¤uz:
- Her yer gül bahçesi Hakk› amca, dedi.
- Elbette evlad›m, buras› flehitlerin diyar› oldu¤u için her yer güllerle
bezeli. Bu aziz vatanda özgürce yaflamam›z› onlara borçluyuz.
Birlikte tabyalar›, çetin muharebelerin yafland›¤› tepeleri gezdiler.
Hakk› amca a¤›r a¤›r anlat›yordu:
- fiimdi Ertu¤rul Koyu’nu kufl bak›fl› görebildi¤imiz bir tepede bulunuyoruz.
Buras› 25 Nisan sabah› düflmanlar›n yirmi befl bin kifli ile ilk kez
ç›karma yapt›klar› yerdir. 19. Tümen burada büyük kahramanl›k
göstererek y›lmadan savaflm›fl, Yahya Çavufl ve arkadafllar›
burada flehit düflmüfl, fakat düflmana geçit vermemifllerdir.
Türk askerleri bu savaflta inan›lmaz kahramanl›klar göstererek
zaferi kazand›lar. O¤uz’un dedesi:
- Sizler de büyüyünce bu flanl› destan› anlatacak ve daima
hat›rlayacaks›n›z, dedi.
Mecidiye Tabyas›’nda Seyit Onbafl›’y› and›lar:
- Koca Seyit düflman z›rhl›s›n› bat›ran mermiyi, onca a¤›rl›¤›na
ra¤men iflte tam burada kald›rm›fl. Seyit Onbafl›, yenilmez
denilen dev donanman›n u¤rad›¤› hezimeti yine buradan
izlemifltir.
O¤uz:
- Nas›l kald›rm›fl onca a¤›rl›¤› dedeci¤im?
- ‹man›n›n, inanc›n›n kuvveti ile…
Müze ziyaretlerinde ise O¤uz, ilgisini çeken birçok asker eflyas›
gördü. Askerlerimizin üzerinden ç›kan Kur’ân-› Kerim’ler, çantalar, dürbünler ve flehitlerimizin
ailelerine yazd›klar› mektuplard› bunlar.
- Hakk› amcan akflam bize bir flehidimizin ailesine yazd›¤› son mektubu okuyacak, dedi dedesi.
Akflam, Çanakkale Destan›’n›n kahraman bir flehidi olan Mehmet Tevfik’in mektubunu onurla
ve hüzünle dinlediler…
Sevgili Babac›¤›m ve Anneci¤im,
Ar›burnu’nda girdi¤im müthifl muharebede sa¤ yan›mdan kurflun geçti, hamdolsun
kurtuldum. Fakat bundan sonraki muharebelerden kurtulaca¤›mdan ümidim
olmad›¤›ndan, bir hat›ra olmak üzere flu yaz›lar› yaz›yorum. Allah’a flükürler olsun,
beni bu rütbeye kadar ulaflt›rd›. Yine Allah’›n takdiri beni asker yapt›. Siz ebeveynim
olarak beni, vatan ve millete hizmet etmek üzere yetifltirdiniz. Mutluluk kayna¤›m ve
hayat›m oldunuz. Cenâb-› Hakka ve sizlere çok teflekkürler ederim. fiehadet
mertebesine ulafl›rsam, Allah’›n sevimli kulu oldu¤uma kanaat edece¤im.
...
O¤lum Nezihçi¤imi önce Allah’›n, sonra sizin himayenize emanet ediyorum.
Benim taraf›mdan cümlenize hakk›m helal olsun…
Ebediyen Allah’a ›smarlad›m.
O¤lunuz Mehmet Tevfik.
O¤uz’un dedesi “Bütün flehit ve gazilerimizin ruhlar› flad olsun.” dedi.
O¤uz akflam melteminin esti¤i pencereden gökyüzüne bakt›. Ay ile y›ld›z ›fl›l ›fl›l parl›yordu.
Arkadafllar Merhaba…
Bu ay sizlerle Çanakkale Savafl› esnas›nda köyüne gelen mektuplarla ilgilenen Murat’›n
hikâyesini ö¤renece¤iz.
Murat 10 yafl›ndayd›, okuma yazmay› geçen
yaz ö¤renmiflti. Üstelik arkadafllar› aras›nda
en h›zl› yaz›p okuyabilen de oydu. O günlerde
Çanakkale Savafl› bafllam›flt› ve cepheye
sürekli yard›m gidiyordu. Murat, bu zor
günlerde nas›l faydal› olabilece¤ini
düflünürken, okuma yazma bilmeyen
komflular› Hatice teyzeye, cephedeki o¤lu
Tahsin’den gelen mektubunu okuyarak
yard›mc› olmufltu. O günden sonra kim
cepheye mektup yazd›rmak isterse ya da
gelen mektubu okumak isterse Murat’›
ça¤›r›r olmufltu.
Murat, yazd›¤› mektuplar için verilen
harçl›klar› kabul etmiyordu. Bir keresinde,
gelen mektupta, cephede ifllerin gerçekten
zor oldu¤unu, sürekli olarak flehit say›s›n›n
artt›¤›n› anlatan sat›rlar› okurken
dinleyenlerle birlikte o da a¤lam›flt›. Murat
yapt›¤› ifli gururla yap›yor, kalemi ve k⤛d›
yan›ndan eksik etmiyordu. Zamanla ad› kâtip
Murat olmufltu. Böylelikle o da elinden geleni
yapabildi¤i için mutluydu. Murat o güne
kadar yazd›¤› bütün mektuplara gelen
cevaplar› ailelere yine kendisi okumufltu.
Yaln›zca komflular› ‹smail dedenin o¤lu Salih
için yazd›¤› mektuba cevap gelmemiflti.
‹kinci kez mektup yazd›lar, aradan 3 hafta
geçtikten sonra nihayet cevap gelmiflti. Köy
muhtar›, onu ça¤›rm›flt›. Murat, mektubu
görünce sevinip do¤ruca ‹smail dede ve
Ayfle ninenin evine koflmaya bafllad›. Sonra
yavafllayarak, “Ya kötü bir haber varsa!”
diye endiflelendi. Ama yine de mektubu
sahiplerine ulaflt›rmal›yd›. Murat var›nca
“‹smail dede cevap geldi.” diye ba¤›rd›.
Ba¤›r›fl›n› duyan komflular bile koflarak eve
geldiler. Murat okumaya bafllad›. Ama bu
kez mektup Salih’ten de¤il alay
komutan›ndan geliyordu. Yüzbafl› önce selam
etmifl sonra üzülerek Salih’in flehit
düfltü¤ünü yazm›flt›. Murat önce dondu kald›
ama herkes merakla bekliyordu. Bu haberi
nas›l söyleyecekti. Derin bir nefes al›p
mektubu bitirince boynunu büktü, sustu.
Odadaki herkes a¤lamaya bafllad›. ‹smail
dede yerinden kalk›p Murat’a sar›ld› ve sesi
titreyerek “Vatan sa¤ olsun.” diyebildi.
Böyle bir haberi okudu¤u için çok üzülmüfltü.
‹fli zordu ama o, kâtip Murat’t›; görevi
cepheden haber bekleyen anne ve babalara
yard›m etmekti.
Baz› gerçekleri bilemeyiz.
Bilimci amcalar uzun uzun
araflt›r›rlar ve bize de
uzun uzun anlat›rlar.
Onlar uzun uzun anlat›rlar
can›m; biz de¤il. Biz
k›saca anlataca¤›z.
Bizim salyangoz kardefli tan›rs›n›z.
Duymayan›n›z var m›? Sanmam.
Salyangoz kardeflle ilgili bir fley ö¤rendim,
nas›l flafl›rd›m nas›l flafl›rd›m.
fiaflk›nl›ktan küçük dilimi yutacakt›m az
kals›n.
Yok hay›r yutmad›m dilimi gene de can›m;
laf›n gelifli iflte….
Ben öteden beridir en
çok ay›lar›n
uyudu¤unu; bir k›fl
boyunca
uyuyabildiklerini
bilirdim.
Evet yine de
öyleymifl;
ay›lar bir k›fl
boyunca
uyuyabilirler.
Fakat ay›lardan daha uzun zaman uyku
çekebilen hayvanc›klar da varm›fl me¤er.
Evet, bizim salyangoz kardefl ne uykucu ne
uykucuymufl öyle!
Duy da inanma derler ya, onun gibi bir fley
iflte.
Bir salyangoz üç-dört y›l boyunca
uyuyabilirmifl, biliyor muydunuz?
Eh be salyangoz kardefl, eh be! Bu ne
gaflettir bu ne uykucu olmakt›r böyle. Bir
ç›k d›flar›, dolafl, gez, hava al; çocuklara
merhaba de.
Aflk olsun yani. Hakikaten ben de duyunca
çok flafl›rd›m.
Ha, daha geçmedi flaflk›nl›¤›m.
Bunca zaman uyuyabiliyorlarm›fl,
bir de bu uyku zaman›
boyunca besine de
ihtiyaç
duymuyorlarm›fl.
Bakar m›s›n›z? Buna
da flaflt›m kald›m ben
do¤rusu.
Anlayaca¤›n›z yani,
bizim salyangoz
kardefller, yemekten
de tasarruf ediyorlar.