close

Enter

Log in using OpenID

sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları üzerine bir inceleme

embedDownload
SOSYAL YARDIMLAŞMA
VE DAYANIŞMA VAKIFLARI
ÜZERİNE BİR İNCELEME
ERSİN HASPOLATLI
Giriş
Sanayi Devrimi sonrası yaşanan küreselleşme süreci,
birçok ileri teknolojinin, fırsatın ve yeniliğin habercisi
olurken diğer yandan işsizlik ve yoksulluk gibi toplumun bütününü ilgilendiren sorunları da beraberinde
getirmiştir. Küreselleşmenin gelir dağılımını bozan
etkileri sebebiyle sosyal devlet anlayışının yıkılması,
işsizliğin artmasını tetiklemiş; serbest piyasa şartları
ile birçok sektörde çalışan kesim yoksullaşmıştır.
Harcamaların sadece alt gelir gruplarındaki kişilerin
yanında toplumdaki bütün kesimleri kapsaması, aile
yapısının değişmesi, nüfusun giderek yaşlanması
ve işsizliğin düşürülememesi refah devletlerindeki
değişimin başlıca belirleyicileri olmuştur. Küreselleşme surecinin geniş halk kitlelerini daha fazla
yoksullukla karşı karşıya getirdiği ve gelir dağılımının
bozulmasına yol açtığı görülmektedir.
Harcamaların sadece alt gelir gruplarındaki kişilerin
yanında toplumdaki bütün kesimleri kapsaması, aile
yapısının değişmesi, nüfusun giderek yaşlanması
ve işsizliğin düşürülememesi refah devletlerindeki
değişimin başlıca belirleyicileri olmuştur. Küreselleşme sürecinin, geniş halk kitlelerini daha fazla
yoksullukla karşı karşıya getirdiği ve gelir dağılımının
bozulmasına yol açtığı görülmektedir.
Yoksullukla mücadele teknik ve ekonomik olduğu
kadar, sosyal ve politik bir süreçtir. Bu süreçte kurumsal mekanizmalar; gelir dağılımında daha adaletli
bir gelir dengesi gerçekleştirecek, eşitsiz bölgesel
gelişmeyi ve iç göçleri hafifletecek, sosyal adaleti
sağlayabilecek, kişilerin ve yoksulların temel haklarını koruyarak herkese insanca bir yaşam seviyesi
temin edebilecek bir biçimde yapılandırılmalıdır.
Bilindiği üzere insanları hayatın türlü risklerine karşı
koruma, başka bir deyişle toplumu oluşturan bireylerin sosyal güvenliğini sağlama, sosyal devlet olmanın bir gereğidir. Nitekim anayasamızda, Türkiye
Cumhuriyeti’nin bir sosyal devlet olduğu belirtilerek,
herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu ve
bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alma ve
1/18
teşkilatı kurmanın devletin görevleri arasında olduğu hükmüne yer verilmiştir. Bu durumda yoksul
ve yardıma muhtaç kişilerin sosyal güvencelerinin
sağlanması sosyal devlet ilkesi gereği bir kamu
görevidir.
Sosyal hukuk devleti olma gereği ile gücünü anayasadan alan devletimiz oluşturduğu kamu kurum
ve kuruluşlarıyla yoksullukla mücadele etmektedir.
Gerek yoksulluğun etkilerinin azaltılması gerekse
yoksulluğun tamamen ortadan kaldırılması için
gerekli tedbirleri almaktadır.
Tüm insanlığın mirası olan bu duygunun itici gücü
ile kurulan vakıf müessesesi, tarihî gelişim içinde
2/18
sağlam bir hukuki statü kazanmış ve asırlarca insanlığa büyük hizmetler sunmuştur. Sosyal Yardımlaşma
ve Dayanışma Vakıfları ise, devletin vatandaşları için
sağlamakla yükümlü olduğu ve aynı zamanda sosyal
devlet ilkesinin de gereği olan temel hak ve hizmetlerden yararlanamayan ve herhangi bir sebeple sosyal
güvenlik şemsiyesi altında bulunmayan, toplumun
ekonomik olarak en dezavantajlı kesiminde yer
alan ve fakruzaruret içinde ve muhtaç durumdaki
vatandaşlara yardım etmek ve sosyal adaleti pekiştirici tedbirler alarak gelir dağılımının adilane bir
şekilde tevzi edilmesini sağlamak amacıyla 3294
sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik
Kanunu’nun getirdiği düzenleme çerçevesinde her
il ve ilçede oluşturulmuştur.
1. Yoksulluk Kavramı
Küreselleşme kavramı, son yirmi yıl içerisinde, gerek uluslararası politika ve diplomasi alanında gerek
bu alana ait akademik çalışmalarda en çok kullanılan terimlerin başında gelmektedir. Küreselleşme,
esasen yeni bir olgu değildir. Küreselleşmenin
tarihi farklı coğrafyalarda yaşayan insan toplulukları arasındaki ilişkilerin tesis edildiği zamana
kadar uzanmaktadır (Bayar, 2008). Küreselleşme
sözcüğü, bazen dünya toplumlarının birbirine benzeme süreçlerini, buna bağlı olarak tek bir global
kültürün ortaya çıkmasını bazen de toplumların,
toplulukların ve kimliklerin kendi farklılıklarını ifade
etme ve tanımlama sürecinde kullanılabilmektedir
(Keyman ve Sarıbay, 2000).
Küreselleşmenin gelir dağılımını bozan etkileri sebebiyle sosyal devlet anlayışının yıkılması, işsizliğin artmasını
etkilemiş, serbest piyasa şartları ile birçok sektörde
çalışan kesim yoksullaşmıştır. Harcamaların sadece alt
gelir gruplarındaki kişilerin yanında toplumdaki bütün
kesimleri kapsaması, aile yapısının değişmesi, nüfusun giderek yaşlanması ve işsizliğin düşürülememesi
refah devletlerindeki değişimin başlıca belirleyicileri
olmuştur. Küreselleşme sürecinin, geniş halk kitlelerini
daha fazla yoksullukla karşı karşıya getirdiği ve gelir
dağılımının bozulmasına yol açtığı görülmektedir.
Küreselleşme sürecinden yarar sağlayan kişiler
olmakla birlikte bu sürecin dışladığı grup ve kişilerin sayısı çok daha fazladır. Kapitalizmin değişen
koşullara göre biçim değiştirmiş bir alt kavramı
olan küresel kapitalizm çağıyla, bir başka deyişle
küreselleşme süreciyle birlikte, aslında hep var olan
eşitsizlik, yoksulluk, yoksunluk ve güvencesizlik gibi
sorunlar, zenginlerin daha da zenginleşmesi, yoksulların ise daha da yoksullaşması ile önü alınamaz
boyutlara gelmektedir (Tartanoğlu, 2010).
Çeşitli kaynaklarda yoksulluğun farklı tanımları
yapılmaktadır. Esas itibarıyla objektif ve üzerinde
görüş birliğine varılan bir tanımı olmamakla birlikte
yoksulluk terimi, belirli bir gelir seviyesinin altında kalanlar için kullanılmaktadır (Öztürk, 2009).
Yoksulluğun bir başka tanımı ise bireylerin, Dünya
Bankası’nın temel aldığı günlük 1 dolarlık gelirden
yoksun olmasıdır. Bunun sebebi uluslararası örgütlerin az gelişmiş ülkelerdeki açlık sorununun
çözümünü hedeflemelerinden dolayı yoksulluğun
genellikle beslenme veya gıda harcamaları bazında
incelenmesidir.
Dünya Bankası (2000), yoksulluğu “refah durumundan belirgin bir biçimde mahrum olma” şeklinde
açıklar. Birleşmiş Milletler ise yoksulluğu “yeterli bir
yaşam standardına ulaşma ve diğer sivil, kültürel,
ekonomik, siyasal ve sosyal haklardan yararlanma
açısından gerekli kaynaklardan, yapabilirliklerden,
seçeneklerden, güvenlikten ve güçten sürekli veya
kronik olarak yoksun oluşla belirlenen bir insanlık
durumu” olarak tanımlamaktadır.
T.C. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından 2009
yılında hazırlanan Kentsel Yoksulluk, Göç ve Sosyal
Politikalar Komisyonu Raporu’nda; TÜİK yoksulluk
çalışmalarına göre satın alma gücü paritesine göre
günlük kişi başına 1 dolar, 2,15 dolar ve 4,30 dolar
değerlerinin yoksulluk sınırları olarak tanımlandığı
ve eşdeğer fert başına tüketim harcaması, satın
alma gücü paritesine göre günlük kişi başına 1 dolar,
2,15 dolar ve 4,30 doların altında kalanların yoksul
olarak isimlendirildiği belirtilmektedir.
Yoksulluğun mutlak olarak yalnızca kalori gereksinimi ve sahip olunan gelir ile tanımlanması, sorunun
diğer sosyal ve ahlaki boyutlarının göz ardı edilmesine yol açabilmektedir. Şenkal (2005) yoksulluğu,
insanların temel gereksinimlerini karşılama olanağına sahip bulunamaması, kişilerin yaşayabilecekleri
minimum yaşam standartlarının olmaması olarak
tanımlamaktadır.
Yoksulluk, temel mal ve hizmetlerden yoksun olma
durumunu da kapsamakla birlikte, insan haklarının
diğer yaşamsal öğeleri de tanıma dâhildir. Niteliği
ve tanımı nasıl olursa olsun, kişinin “kaliteli” bir yaşam sürmesini sağlayabilecek araç ve olanaklardan
yoksun olmak, yoksulluk tanımlarında dikkate alınması gereken bir başlangıç noktası olmalıdır (DPT,
2007). Örneğin, dinlenme ve eğlenme, şiddet ve
çatışmalardan korunma gibi haklar sağlandığında,
bunlar insanların önündeki seçenekleri artıracak
ve potansiyellerini gerçekleştirmelerine imkân tanıyacaktır (UNICEF, 2005).
Yoksulluğun olgu ve sorun boyutlarına işaret ederek
toplumsal görünümlerini tanımlayan birçok kavramsallaştırmanın varlığından bahsedilebilir. Bunlar genel
3/18
olarak birincil yoksulluk, insani yoksulluk, döngüsel
yoksulluk, sübjektif yoksulluk, ultra/olağanüstü yoksulluk, gelir yoksulluğu, yeni yoksulluk, kalıcı yoksulluk
kırsal ve kentsel yoksulluk, kadın ve çocuk yoksulluğu
olarak sıralanabilir (Aksan, 2012).
Yoksulluğu anlamaya ilişkin olarak sosyologlar
ve araştırmacılar tarafından tercih edilen en temel yaklaşımlar mutlak ve göreli yoksulluktur.
Hane halkı veya bireyin yaşamını sürdürebilecek
asgari refah düzeyini yakalayamamasına mutlak
yoksulluk denilmektedir. Bundan dolayı, mutlak
yoksulluğun ortaya çıkarılması, bireylerin hayatlarını sürdürebilmeleri için gerekli olan asgari
tüketim ihtiyaçlarının belirlenmesi gerekmektedir.
Göreli yoksulluk ise bireylerin, toplumun ortalama
refah düzeyinin belli bir oranının altında olması
durumudur. Buna göre toplumun genel düzeyine
göre belli bir sınırın altında gelir ve harcamaya
sahip olan birey veya hane halkı, göreli anlamda
yoksul olarak tanımlanmaktadır. Bu başat yaklaşımlar hem yoksulluğu anlama hem de açıklama
bağlamında önemli sınırlar çizerken araştırmacıya
yoksulluğa hangi perspektiften bakacağı noktasında yardımcı olmaktadır.
Mutlak yoksulluk kavramının en zayıf yönü; kimi
bireylerin gerçek gelirleri kendi temel geçimlik gereksinimlerini karşılamaktan uzak olsa bile, yoksulluk
sınırının üzerinde diye değerlen­dirilmeleridir. Göreli
yoksunluk kavramı ise lüks olan malların zorunlu hale
gelmesi sürecini gözlerden kaçırması bakımından
eleştirilmektedir.
larıyla değerlendirilmektedir. Bunun sonucunda
maddi olarak sürekli daha fazla tüketme dürtüsüyle
mutsuz bireylere dönüşmektedir.
Toplumda sunulan çeşitli imkânlardan maddi yetersizlikler nedeniyle yararlanamayan bireyler,
toplum hayatına tam olarak katılamamaktadır.
Bunun sonucu olarak toplumun kendilerini farklı
görmesi sonucu, çeşitli alanlarda dışlanmalara
maruz kalmaktadırlar. Bu durum ise söz konusu
yoksunlukların daha şiddetli yaşanmasına sebep
olabilecek problemlere kapı aralayarak yoksulların var oldukları toplumda aidiyet problemleri
yaşamasına neden olabilmektedir. Diğer yandan
yoksulluğun neden olduğu olumsuzluklar yoksul
bireylerde kanıksanarak değişmez davranış kalıplarına dönüşebilmektedir. Kadercilik, tevekkül ve
aylaklık ile nitelendirilen kültürel ortamı anlatan ve
bu eğilimin nesilden nesile aktarımı “yoksulluk kültürü” kavramıyla ifade edilmektedir (Aksan, 2012).
Yoksulluğun ortaya çıkmasında sosyal, ekonomik
ve kültürel birçok faktörün etkisi vardır. Modernleşme, sanayileşme ve kentleşme süreçlerin ortaya
çıkardığı oluşumlar, başta insan ilişkileri ve kurumlar
üzerinde olmak üzere toplumu derinden etkileşmiştir. Özellikle 21. yüzyılda yeni büyüme konsepti
istihdam yaratmamaktadır. Büyümenin anlamı üst
gelir gruplarının gelirden aldığı payın artması anlamına kaymıştır (Bedir, 2012).
Yoksulluğu, salt maddi kaynaklardan yoksun kalınmasının yanında, günümüz toplumlarında var
olabilmenin ön koşulları arasında sayabileceğimiz
belirli öğelerden, belirli hizmetlerden de yoksun
olunması bağlamında açıklayan insani yoksulluk
kavramı, yoksulluk olgusunun ekonomiyle ilgisine
ek olarak önemli sosyal boyutlara da işaret ettiğini
açıkça göstermektedir. (Aksan & Alptekin, 2009)
Her ne kadar yoksulluk, kişiye veya az gelişmiş ve
gelişmekte olan ülkelere özgü bir sorun olarak
algılansa da gerçekte, hem toplumun tamamını
ilgilendiren ortak bir sorundur hem de sadece
az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için değil
aynı zamanda gelişmiş ülkeler için de önemli bir
açmazdır. Yoksulluk, bütün dünyada varlığını ve
etkisini giderek arttırmaktadır. Buna paralel olarak konu bütün ulusların, uluslararası kuruluşların
gündemine gelmekte ve çözüme yönelik çabalar
da artış göstermektedir.
Tüketim toplumu, tüketim merkezli yaşam biçiminin
ve yaşam stratejisi­nin seçiminin cesaretlendirildiği
ve sürekli olarak desteklendiği, bireylerin tüketici “rolleriyle” veya “yetenekleriyle” öne çıktığı bir
toplum olarak ele alınmaktadır (Yamanoğlu, 2010).
Tüketim toplumunda bireyler tüketim performans-
Yoksullukla baş etme yöntemleri iki ana yaklaşım
temeline oturmaktadır. Bunlar dolaylı ve doğrudan
mücadele yaklaşımlarıdır. Bu yaklaşımlar ve doğurdukları sonuçlar hem uygulayıcıların politikalarına
hem de uygulanan bölgenin ekonomik durumuna göre
değişme göstermektedir (Arpacıoğlu & Yıldırım, 2011).
4/18
Dolaylı yaklaşımda hızlı büyüme hedeflenerek yoksul
kesimin hayat standartlarının artırılması hedeflenmektedir. Kamu; vergi, sosyal güvenlik, sosyal yardım,
sağlık ve eğitim politikaları gibi temel araçlarla gelirin
ikincil dağılımına etkin bir biçimde müdahil olması
ise doğrudan mücadele yaklaşımıdır.
2. Sosyal Yardım Kavramı
Sosyal yardımlar; “geçinme güçlüğü içinde olan” ve
“toplumdan dışlanma tehlikesiyle karşılaşan kişilerin”,
yoksul ve az gelirli insanların veya sosyal grupların
yaşamlarının güvence altına alınması konusunda,
kamu sorumluluğu ilkelerinin kabul edilmesinden
doğmaktadır. Sosyal yardım, toplum örgütlenmesiyle doğrudan ilgili olarak ortaya çıkan “yoksullaşma”
olgusunun hafifletilmesine, geciktirilmesine, geçici
olarak giderilmesine karşı insani bir hizmet alanıdır
(Şahin, 2007). Bir arada yaşama zorunluluğu, bireylere toplumsal bir bütün olmanın nimetlerinden
yararlanma hak ve imkânlarını tanıdığı gibi; sıkıntı ve
zahmetlerine katlanma, gerektiğinde kendilerinden
bir şeyler verme sorumluluğunu da beraberinde
getirir (Saran, 1990:20).
Sosyal yardıma muhtaç olanlara yapılan yardımlar
konusunda görüş birliğinin olduğu da söylenemez.
Sosyal yardım yapmanın akılcı ve ekonomik olmadığını; hatta insanları tembelliğe, bağımlılığa ve imkânları
istismar etmeye iterek gelişmelerini engellediğini
iddia edenler de bulunmaktadır (Taşçı, 2008).
Sosyal yardımların temel amacı, muhtaçlık veya
yoksulluk içinde bulunan kişilerin, muhtaçlık koşulları ortadan kalkıncaya kadar ve yardım almadan
kendi başlarına yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayabilecek duruma gelinceye kadar gelir güvencelerinin
sağlanmasıdır. Bu amaç temelde, insanın insanca
yaşaması ve insanın en değerli varlık olduğu ilkelerine dayanmaktadır. Çünkü sosyal yardımın özünde, insanı koruma çabası bulunmaktadır. Böylece
onun yaşamını sürdürmesine destek olunmaktadır
(Kalagan, 2009).
Sosyal yardımlar; iktisadi ve sosyal bakımdan korunmaya muhtaç kişilere, kendilerinden herhangi
bir katkıda bulunmaları beklenmeksizin insani ve
sosyal amaçlarla yapılan yardımlar, sağlanan maddi
desteklerdir. Kişilerin veya toplumun sorunlarla
baş edemediği yerde önleyici veya yerine geçici
çözümler sunmak, sosyal devlet olmanın gereklerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Çağdaş
bir devlette hedef bütün kişileri etkin bir sosyal
güvenlik şemsiyesi altına alarak sosyal yardıma
muhtaç halden kurtarmaktır, ancak henüz bunu
gerçekleştirememiş ülkelerde sosyal yardımların
gereği bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır
(Bozkuş, 2009).
Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Sosyal Hizmetler
ve Yardımlar Özel İhtisas Komisyonu Raporu, sosyal
yardım kavramını yerel ölçüler içinde asgari seviyede dahi kendisini ve bakmakla yükümlü olduğu
kişileri geçindirme olanağından kendi ellerinde
olmayan nedenlerden dolayı yoksun kalmış kişilere,
resmî kuruluşlar veya kanunların verdiği yetkiye
dayanarak yarı resmî veya gönüllü kuruluşlarca
muhtaçlık tespitine ve kontrolüne dayalı olarak
yapılan ve kişileri en kısa sürede kendi kendilerine
yeterli hale getirmek amacını taşıyan parasal ve
nesnel sosyal gelirden oluşan bir sosyal güvenlik
yöntemi ve bir sosyal hizmet alanı olarak tanımlamaktadır (DPT, 2001: 51)
Yardımlaşma ve dayanışma düşüncesi İslam dininde de geniş yer bulmaktadır. Düşkünlere ve
yoksullara yardımı konu alan birçok ayet, hadis
ve örnek olay vardır. Bunlardan biri de Hz. Ali’nin
Malik Eşter nezdinde yönetici konumunda olan
bütün kişilere tavsiye niteliğinde yazdığı metindir.
Hz. Ali bu metinde “Öncelikli görevlerinden birinin
de yoksul, özürlü ve yetimlere bakmak olduğunu
hiç aklından çıkarmamalısın. Memurların onları
incitmesin, onlara kaba ve kötü davranmasın.
Onlara yardım edin, koruyun. Yardıma ihtiyaç
duydukları her zaman huzuruna çıkabilmeliler.
Ayrıca mahcubiyetlerinden dolayı sana gelmeyenleri sen ara, bul. Bu iş için güvendiğin takva
ehli kişileri görevlendir ve gereken yardımı yap.
Bunlar toplumun en çok şefkat ve merhamete
muhtaç kesimidir.” diyerek devlet yöneticilerine
yoksul, özürlü ve yetimlere yardım konusunda
tavsiyede bulunmaktadır (http://abna.ir/data.
asp?lang=10&Id=351383).
Tarihsel gelişim süreci içerisinde yoksulluğun azaltılmasına yönelik sosyal yardım faaliyetleri dinî müesseseler (kiliseler, vakıflar, imaretler vb.), meslek örgütleri
5/18
(loncalar, ahi birlikleri, yardımlaşma sandıkları vb.) ve
diğer gönüllü kuruluşlar tarafından yürütülmüştür.
Esas olarak yoksulların ve yardıma muhtaç kişilerin
korunması ve temel ihtiyaçlarının karşılanmasına
yönelik bu uygulamalar zaman içerisinde işlevini
kısmen yitirmiş ve yetersiz kalmıştır.
Bütün dünyada yoksullukla mücadelenin ve yoksulluğu azaltma stratejilerinin bir sosyal politika konusu olarak kazandığı önem, gerçekten de
sosyal yardım kavramının bütüncül bir yaklaşımla
değerlendirilmesini gerektirmiştir. Bugün sosyal
yardım kavramı esas olarak, genellikle eşanlamlı
kullanılan “sosyal koruma”, “sosyal güvence ağı”
(social safety net)” ve “sosyal güvenlik” (social
security) programlarının ayni veya nakdi destek
bileşeni olarak ele alınmaktadır. Kimsesiz ya da
terk edilmiş çocuklar ile yardıma muhtaç yaşlıların
kurumsal bakım altında veya evlerinde korunması
da sosyal yardımın parçası olarak görülmektedir
(SYDGM, 2004).
Sosyal yardımlar asgari bir hayat seviyesine erişememiş ve temel ihtiyaçlarını çeşitli sebeplerle karşılayamayan kimselere karşılıksız sağlanan yardımlar olarak
açıklanabilir. Bu tür yardımlarının uygulanışı sırasında
yardımları alan kişiler bunu kendilerine tanınan bir
hak olarak görmekte, bu tür yardımları dağıtmanın
devletin bir ödevi olduğunu düşünmektedir.
Türkiye’de yoksulluk sorunu, 1990’lı yıllara kadar
resmî olarak dillendirilmeyen ve özellikle ekonomi
bilimi içinde çok irdelenmeyen bir konu olarak
karşımıza çıkmaktadır. Artan küresel yoksulluk ve
uluslararası kuruluşların bu konudaki çalışmaları ile
ülke içinde artan kır yoksulluğunun yanı sıra kent
yoksulluğu ve işsizlik gibi sorunlar, “yoksullaşma
olgusu”na olan ilginin artmasına da yol açmıştır
(Altay, 2005).
Ekonomik gelişmeler Türkiye’nin yoksulluk profilini
derinden etkilemiş, 1980’li yıllardan başlayarak
Türkiye, gelirin nispeten eşit dağıldığı bir ülke olmaktan çıkmış, zengin ile yoksul arasındaki farkların uçurum nitelemesini hak edecek boyutlara
ulaştığı bir ülke haline gelmiştir. 1980’lere kadar
kırsal kesimde yaygın olan yoksulluk 90’1ı yıllarda
yaşanan zorunlu göçlerle kentlerde görünür bir
nitelik kazanmış ve 1990’ların ikinci yarısından
başlayarak yoksulluk ve yoksullukla ilgili tartışmalar
gündemde yer almaya başlamıştır.
3. Türkiye’de Yoksulluk ve Sosyal Yardım
Politikaları
T.C. Başbakanlık Türkiye İstatistik Kurumu 2009
Yoksulluk Çalışması sonuçlarına göre Türkiye’de
yoksulluk oranı %18,08’dir. 2009 yılında Türkiye’de fertlerin yaklaşık %0,48’i yani 339 bin kişi
sadece gıda harcamalarını içeren açlık sınırının,
%18,08’i yani 12 milyon 751 bin kişi ise gıda ve gıda
dışı harcamaları içeren yoksulluk sınırının altında
yaşamaktadır. 2008 yılında bu oranlar sırasıyla
%0,54 ve %17,11’dir. Maalesef veriler iki sene sonra
yayınlamaktadır.
Gelir eşitsizliği ve yoksulluk, tüm dünyada olduğu
gibi Türkiye’de de çözüm bekleyen önemli sorunlar
arasında yer almaktadır. Özellikle ülkemizin toplumsal yapısı ve geri bıraktırılmış bir ülke olmasından
dolayı yoksulluğun boyutları giderek büyümekte
ve üstesinden gelinmesi çok zor bir hal almaktadır.
Çok büyük bir bölümü yoksullukla boğuşmakta olan
ülkemiz nüfusu, yoksulluğun getirdiği yoksunluklarla
baş edemez duruma gelmiştir.
Kişi başı günlük harcaması, satın alma gücü paritesine göre 1 doların altında kalan fert bulunmamaktadır.
Buna karşın satın alma gücü paritesine göre kişi başı
günlük 2,15 dolar olarak tanımlanan yoksulluk sınırı
altında bulunan fert oranı %0,22, yoksulluk sınırı 4,3
dolar olduğunda yoksul fert oranı ise %4,35 olarak
tahmin edilmiştir. 2009 yılında, dört kişilik hanenin
aylık açlık sınırı 287 TL, aylık yoksulluk sınırı ise 825
TL olarak tahmin edilmiştir.
Genel olarak değerlendirildiğinde ülkemizde, yoksulluğun ortaya çıkmasında; işsizlik, yoksul bireyin
özellikleri, ülkede yaşanan ekonomik krizler, bireyler
arası gelir dağılımındaki dengesizlikler, sosyal güvenceye sahip olamama, uygulanan çeşitli ekonomik
politikalar gibi nedenlerin etkili olduğu söylenebilir.
Araştırma verilerine göre kırsal yerlerde yaşayanların yoksulluk riskinin kentsel yerlerde yaşayanlardan fazla olduğu, hane halkı büyüklüğü
arttıkça yoksulluk riskinin arttığı, eğitim durumu yükseldikçe yoksul olma riskinin azaldığı gibi
sonuçlara ulaşılabilir.
6/18
Uluslararası platformlarda özellikle gelişmekte
olan ve az gelişmiş ülkeler açısından yoksullaşma
nedeni olarak tanımlanan bir konu ise Türkiye’yi
de yakından ilgilendiren “yolsuzluklar” olmaktadır. Kayıt dışı ekonominin varlığını sürdürmesine yol açarak, ülkenin kısıtlı mali kaynaklarının
mevcut gelir dağılımındaki adaletsizlikleri daha
da körükleyerek ülke çapında etik olduğu kadar
ekonomik kayıplara da yol açtığı belirlenen yolsuzluklarla mücadelenin, yoksullukla mücadele
programları ile ayrılmaz bir bütünlük içinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Ülkemizde uygulanan ekonomik ve sosyal politikaların etkisiyle yoksulluk sorunu gittikçe artarken
gecekondularda yaşayan bireyler yanında aile kurumu, tüm toplum bu olumsuz koşullardan payını
almaktadır. Bu olumsuz koşulların başında aile içi
ilişkilerin olumsuz etkilenmesi, yetersiz beslenmeye
dayalı fiziksel zayıflık ve hastalıklara yakalanma
riskinin çok fazla olması, suç işleme, alkol, sigara
gibi kötü alışkanlıklar edinme, en temel ihtiyaçları
bile güçlükle karşılama, yeterli eğitim alamama gibi
nedenler gelmektedir.
Ülkemizdeki yoksulluğun bir başka boyutu da kadınlar üzerindeki etkileridir. Yoksulluktan doğan sorunlar, erkeklerden çok kadınları etkilemekte, halen var
olan cinsiyet sorunlarını daha da kötüleştirmektedir.
Hukuki ve kurumsal korumalara rağmen bu eşitsizlik
hâlâ vardır ve yaygınlaşmaktadır. Yalnız Türkiye’deki
yoksulluk değil bütün dünyadaki yoksulluğun yüzü
giderek daha fazla kadın yüzü olmaktadır.
Bütün toplumların ortak bilinci içinde yer alan
sosyal yardımlaşma ve dayanışma düşüncesi, Türk
toplumlarında devletin temelini oluşturan en güçlü
unsurlardan biri olmuştur. Türk töresinde önemli
bir yer tutan “yardımlaşma ve dayanışma” geleneği, tarihin başlangıcından beri kurulan Türk
devletlerinin başarısında en önemli etkenlerden
birisi olarak, farklı tür ve kapsamlarda geniş bir
uygulama alanı bulmuştur.
Geçmişten bugüne kadar gelen süreçte, uygarlık
tarihimizin temel bölümlerinden birini kapsayan,
karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma ile yoksulun korunması amacını taşıyan vakıfların yanı
sıra, gerek kişiler eliyle gerekse bizzat devlet
tarafından karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma
ilkesi çerçevesinde sosyal amaçlı kurumlar da
oluşturulmuştur. Sosyal devlet olmanın doğal bir
sonucu olarak gelir dağılımındaki adaletsizliklerin
giderilmesi ve yoksul kesimlerin desteklenmesine yönelik olarak sosyal politikalar, toplumsal
dayanışmanın güçlendirilmesi ve sosyal barışın
korunması acısından büyük önem arz etmektedir
(Öztürk, 2009).
Türkiye’de 2001 sonrası gerçekleşen yüksek büyüme
hızlarına rağmen, gelir eşitsizliği ve yoksulluk sorununda çok önemli iyileşmelerin ortaya çıkmaması,
bu sorunların piyasa mekanizması çerçevesinde
büyüme ile kendiliğinden çözülemeyeceği gerçeğini
açıkça ortaya koymuştur. Türkiye’de gelir eşitsizliği
ve yoksulluk sorununun varlığını sürdürmesinin
temelinde; devletin etkin bir şekilde bu sorunu
çözmeye yönelik sosyal politikalar uygulamaktan
kaçınması yatmaktadır (Çalışkan, 2010).
Türkiye’de yoksulluk ve kurumsallaşmış sosyal
yardım mekanizmaları geç sayılabilecek bir
dönemde gündeme gelmiştir. İş gücünün büyük
oranda kırda olması, kırdan kente göçün kırla bağı sürdürecek biçimde gerçekleşmesi ve
bunun sağladığı destek mekanizmaları, kentte
barınılabilecek, hemşerilerin yaşadığı gecekondu
bölgelerinin olması, bunlar arasında sayılabilir. Bu
olanakların azalması veya ortadan kalkmasıyla
(ailelerin bütün olarak göçmesi, kırla bağın tamamen koparılmak zorunda kalması, kırsal kaynakların azalması, gecekondulaşmanın arsa rantlarının
yükselmesi nedeniyle imkânsızlaşması gibi) yoksulluk daha görünür bir hal almaya başlamıştır
(Şener, 2010).
Türkiye’de 1980’lere kadar görülen yoksulluk daha
çok ekonomide gelir eşitsizliğini gideren politikalarla ve geleneksel yardımlaşma ve dayanışma
ile telafi ediliyordu. Türkiye’de yoksulluk sorunu,
1990’lı yıllara kadar resmî olarak dillendirilmeyen
ve özellikle ekonomi bilimi içinde çok irdelenmeyen bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Artan
küresel yoksulluk ve uluslararası kuruluşların bu
konudaki çalışmaları ile ülke içinde artan kır yoksulluğunun yanı sıra kent yoksulluğu ve işsizlik
gibi sorunlar “yoksullaşma olgusu”na olan ilginin
artmasına yol açmıştır.
7/18
T.C. Anayasası’nda devletin “sosyal bir hukuk devleti”
olduğu belirtilmiştir. Sosyal devlet olmanın gereği,
vatandaşlarının sosyal durumlarıyla ve refahıyla
ilgilenmek, onlara asgari bir yaşama düzeyi sağlamaktır (Koyunoğlu, 2002). Türkiye’de, yoksullukla
mücadelede büyümenin yanında doğrudan mücadele yöntemlerinin de uygulanması, bir zorunluluk
olarak ortaya çıkmıştır. Ülkemizde bugün için yeterli
düzeyde olmasa da doğrudan yoksullukla mücadeleye yönelmiş önemli bazı uygulamalardan söz edilebilir. Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı/Kredi
ve Yurtlar Genel Müdürlüğü, Sosyal Hizmetler ve
Çocuk Esirgeme Kurumu, Vakıflar Genel Müdürlüğü,
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü
(SYDGM), belediyeler ve özel kuruluşlar yoksullukla
mücadelede bu uygulamalar içerisinde yer alan
önemli kurumlardır (Arpacıoğlu & Yıldırım, 2011).
Ülkede yoksulluğun yaygınlaşması ve yaşanan yoğun
göçle özellikle kentlerde görünür hale gelmesi, belediyelerin de yoksullukla mücadele konusunda aktif
bir tutum benimsemesine yol açmıştır. Gerek İstanbul’da gerek Güneydoğu Anadolu bölgesindeki pek
çok kentte, belediyelerin yoksullara yemek verme,
erzak dağıtma, yakacak yardımı yapma biçimindeki
çaba ve girişimlerinin son dönemde artış gösterdiği
gözlenmektedir. Ayrıca bazı sivil toplum kuruluşları
da yoksullukla mücadele konusunda çeşitli çalışmalar yürütmektedirler.
Sosyal yardımlaşma konusuna kalıcı ve kurumsal
çözümler getirmek amacıyla 1986 yılında merkezde
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu
(SYDTF) kurulmuş; buna bağlı olarak sosyal yardım
faaliyetlerini taşrada organize etmek üzere Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tesis edilmiştir
(Şahin 2007).
4. SYDTF ve Sosyal Yardımlar Genel
Müdürlüğü
Konuya Türkiye özelinde yaklaşıldığı zaman, SYDTF, sosyal yardım konusunda merkezî devlet
politikasının en önemli aracı olarak görünmektedir.
1986 yılında yürürlüğe giren bir yasayla kurulan
Fon’un bu alanda yaptığı çalışmalar, yoksul kesimin
desteklenmesinde büyük önem arz etmektedir
(Altay, 2005). Fon halk arasında Fakir Fukara Fonu
(Fak-Fuk-Fon) adıyla da bilinmektedir.
8/18
Türkiye’de merkezî devlet üzerinden yürütülen sosyal yardımların kurumsal ve mali yapısı, “Yoksulluk
içinde ve muhtaç durumda bulunan vatandaşlara
yardım etmek, sosyal adaleti pekiştirici önlemler
alarak gelir dağılımının iyileştirilmesine katkı sağlamak, sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik
etmek” amacıyla, Mayıs 1986’da TBMM’de kabul
edilen 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu ile Türkiye’de merkezî devlet
üzerinden yürütülen sosyal yardımların kurumsal
ve mali yapısı şekillendirilmiştir.
Başbakanlığa bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü (SYDGM) ise yetkili kamu
kuruluşudur. Genel Müdürlüğün kurulması, teşkilatı,
görev ve yetkilerine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla 5263 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Genel Müdürlüğü Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun çıkarılmıştır. SYDGM 2010 yılında
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na bağlanmış,
ismi Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü olarak
değiştirilmiştir.
Genel Müdürlüğün misyonu resmî web sitesinde
“Adil bir gelir dağılımının sağlanmasına katkıda bulunmak, yoksullukla mücadele kapsamında kaynakların etkin bir biçimde kullanılmasını sağla­mak,
temel ihtiyaçlarını karşılamaktan yoksun nüfusun
en yoksul dilimin­de yer alan vatandaşlarımızı sosyal yardımlarla desteklemek; üretim ve istihdama yönelik projeleri sürekli kılarak vatandaşların
toplumsal hayata entegre olmalarını sağlamak, kamu
kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, vatandaşlar ve
diğer paydaşlar ile eşgüdüm içerisinde çalışarak
sosyal yardımların etkin bir biçimde dağıtılmasını
sağlamak ve bu doğrultuda sosyal yardım politikaları
geliştirmek” cümlesiyle belirtilmiştir.
SYGM’nin temel mali kaynağını SYDTF oluşturmaktadır. SYDTF; sosyal güvenlik kuruluşlarına
tabi olmayan ve bu kuruluşlardan aylık ve gelir
almayan vatandaşlar ile geçici olarak küçük bir
yardım veya eğitim ve öğretim imkânı sağlanması halinde topluma faydalı hale getirilecek,
üretken duruma geçirilebilecek kişilere yardım
etmek, sosyal adaleti pekiştirici tedbirler alarak
gelir dağılımının adilane bir şekilde tevzi edilmesini sağlamak, sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı
teşvik etmek amacıyla kurulmuştur.
Fon kaynakları kullanılarak; ekonomik ve sosyal
yoksunluk içinde bulunan vatandaşlarımızın gıda,
giysi, yakacak, barınma, sağlık, eğitim vb. acil ve
güncel zaruri ihtiyaçlarının yanı sıra sağlık yardımları kapsamında, sosyal güvenceden yoksun ve
engelli vatandaşların çeşitli sağlık giderleri de
karşılamaktadır.
SYDTF’nin gelirleri; kanun ve kararnamelerle kurulu
bulunan veya kurulacak olan fonlardan Bakanlar Kurulu kararıyla %10’a kadar aktarılacak miktarlar, gelir
ve kurumlar vergisi tahsilat toplamının %2,8’i, trafik
para cezalarının %50’si, her nevi bağış ve yardımlar
ve diğer gelirler, RTÜK gelirlerinin %15’i ve bütçeye
konulacak ödeneklerdir (3294 sayılı Kanun, 1986:
Md. 4). Fon kaynaklarının zamana bağlı olarak değer
kaybetmeyerek reel değerini koruması için Fon’da
toplanan kaynakların, kamu kuruluşları tarafından
çıkarılan gelir ortaklığı ve hisse senedi, devlet tahvili
ve hazine bonoları ve benzerlerinin satın alınması
veya kamu bankalarına yatırılması suretiyle nemalandırılması hususunda Fon Kurulu Başkanı yetkilidir
(Fon Yönetmeliği, 1986: Md. 7).
Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Faaliyet
Raporu verilerine göre; Fon’un 2011 yılı gelir gider
tablosu incelendiği zaman fonun gelirlerinin önceki
yıla göre %12,4 oranında arttığı görülmektedir. Diğer
fonlardan aktarmalarda % 27,6 oranında artma
olurken gelir ve kurumlar vergisinde % 19,5 oranında
artış meydana gelmiştir. Trafik para cezalarında ise
%132,5 oranında bir artış görülürken, diğer gelirlerde ise % 20,2 oranında, RTÜK reklam gelirlerinde
ise % 78,7 oranında bir azalma söz konusu olmuştur.
Fon kaynaklarının dağıtım ve kullanım kararları,
SYDT Fon Kurulu tarafından alın­makta ve Kurul
kararları Başbakan tarafından onaylandıktan sonra
yürürlüğe ko­nulmaktadır. Fon Kurulu; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın başkanlığında Başbakanlık Müsteşarı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı
Müsteşarı, İçişleri, Maliye ve Sağlık bakanlıklarının
müsteşarları ile Sosyal Yardımlar Genel Müdürü ve
Vakıflar Genel Müdürü’nden oluşur.
Fon Kurulu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı başkanlığında ayda bir kez olağan toplanmaktadır. Bunun dışında, Fon Kurulu,
başkanın talebi üzerine
her zaman olağanüstü
SYDTF Gelir ve Gider Tablosu
toplanabilir. Salt çoğunlukla toplanan Fon
Kurulu’nda kararlar oy
Yıl
Gelirler (TL)
Giderler (TL)
çokluğu ile alınarak Başbakanın onayı ile yürürlüğe girmektedir. Fon
2007
1.597.593,985
1.413.757,199
Kurulu’nun sekretarya
hizmetleri Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü
2008
2.037.888,054
1.797.079,768
tarafından yerine getirilmekte olup, sekretarya
hizmetlerinin yürütülmesi için Genel Müdür2009
2.410.010,502
2.365.038,720
lük personeli arasından
görevlendirilen kişilerden
bir “Fon Kurulu
2010
2.292.256,839
2.032.537,496
Sekretaryası” oluşturulmuştur. Fon’un yardım
faaliyetleri il ve ilçelerde
2011
2.745.185,92
2.622.412,73
bulunan 973 Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma
Vakıfları (SYDV) kanalıyTablo 1. SYDTF Gelir ve Gider Tablosu (http://www.sosyalyardimlar.gov.tr)
la yürütülmek­tedir.
9/18
SYDTF NAKİT AKIM TABLOSU (2006-2011)
Tablo 2. SYDTF Nakit Akım Tablosu (SYGM 2011 Yılı Faaliyet Raporu)
5. Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Vakıfları
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları, 3294
sayılı kanunun amacına uygun çalışmalar yapmak ve
ihtiyaç sahibi vatandaşlara nakdi ve ayni yardımda
bulunmak üzere her il ve ilçede kurulmuştur. 10/18
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı resmî senedinin 3. Maddesi’nde söz konusu vakıfların amacı
şu şekilde ifade edilmiştir: “Bu vakfın amacı; fakruzaruret içinde ve muhtaç durumda bulunan, kanunla
kurulu sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olmayan ve
bu kuruluşlardan aylık ve gelir almayan vatandaşlar
ile geçici olarak küçük bir yardım veya eğitim ve öğ-
retim imkânı sağlanması halinde topluma faydalı hale
getirilecek, üretken duruma geçirilebilecek kişilere
yardım etmek ve sosyal adaleti pekiştirici tedbirler
almak suretiyle gelir dağılımının adilane bir şekilde
tevzi edilmesini sağlamak, sosyal yardımlaşma ve
dayanışmayı teşvik etmektir.”
5.1. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma
Vakıfları’nın mali ve idari yapısı
Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü’nün taşradaki
faaliyetleri Türkiye çapında il ve ilçelerde her ilde vali
ve her ilçede kaymakam başkanlığında oluşturulmuş
973 Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları aracılığıyla yürütülmektedir. Bu vakıflar, devlet
ile yoksul vatandaşlar arasında sosyal yardımların
doğrudan ve en kısa sürede vatandaşa ulaştırılması
açısından bir köprü görevi görmektedirler. Vakıfların karar organları, “Vakıf Mütevelli Heyeti”dir. İl ve
ilçelerdeki tüm yardım programları, bu mütevelli
heyetlerin kararları ile yürürlüğe girmektedir. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları ile Genel
Müdürlük arasında hiyerarşi olmayıp Vakıflar Özel
Hukuk Tüzel Kişiliği şeklinde örgütlenmişlerdir. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları Medeni Kanun’daki kuruluş prosedüründen ayrı olarak,
özel bir kanunla kurulmuş ve yönetim bu kanunda
belirtilmiştir. Buna göre vakıf (vakfeden kuruluş)
devletin bizzat kendisidir. Vakfın gelirleri 3294 sayılı
Kanunun Ek-1 maddesi kamu alacağı mahiyetinde nitelendiğinden kamu kuruluşu mahiyetindedir. Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı organlarının Asliye
Hukuk Mahkemesince değiştirilmesi mümkün değildir.
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları’nın kuruluşu ve tescili için özel hükümler getirilmemiş olduğundan, kuruluş ve tescilde Medeni Kanun’un vakıfların
kuruluşu ve tescili için öngörülen hükümler geçerlidir.
Mahallin en büyük mülki idare amirinin Asliye Hukuk
Mahkemesi’ne vakfın tescili için yaptığı başvurunun
ardından Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde tutulan
özel sicile tescille Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma
Vakfı tüzel kişilik kazanarak kurulmuş olur.
Muhtaçlık durumunun giderilmesi için hızlı, esnek
ve yerel farklılıkları göz önüne alan bir yapıya ihtiyaç duyulduğu için 3294 sayılı Kanun’un amacının
gerçekleştirilmesinde geleneksel kamu örgütü ya-
pılanmasından farklı bir yöntem izlenmiştir. Her il ve
ilçede Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları
kurularak hizmet acilen ihtiyaçları hızlı karşılayacak
şekilde hedef kitleye en yakın noktadan verilmektedir.
Vakıf organizasyonunun tercih edilmesinin bir
avantajı da vakıf başkanının vali/kaymakam olması hasebiyle sosyal yardım ve proje destek programlarının idari açıdan bölgedeki en yüksek idari
amir tarafından desteklenmesi ve bölgedeki diğer
kamu hizmetleri ile bağlantısının kurulabilmesidir.
Sahadaki uygulamalarda görülmektedir ki, vali ve
kaymakamlar vakıflar aracılığıyla bir haneye ulaştıklarında, ihtiyaç durumuna göre diğer kamu birimlerini (sağlık birimleri, emniyet birimleri veya sosyal
hizmetler gibi) de harekete geçirebilmekte veya
tam tersi şekilde diğer kamu birimlerinin ulaştığı
hanelerden vakıfların da haberi olmakta ve buralara
yardım yapılabilmektedir.
Hizmet alan kesime en yakın olan mahaldeki birimlerin kararı ile sosyal yardım ve proje destek
programlarının uygulanması Avrupa Birliği’nde
önem verilen subsidiarite ilkesinin (yerellik/yetki
ikamesi) yıllardır nasıl başarı ile uygulanabildiğinin
de bir göstergesidir.
Sosyal yardım ve proje destek programları için
yapılan başvurularda vakıf çalışanlarının yaptığı
merkezî veri tabanı sorgulamaları ve sosyal incelemeler göz önünde bulundurularak nihai karar vakıf
mütevelli heyetleri tarafından verilmektedir. Vakıf
örgütlenmesinin bir diğer avantajı da bu noktada
ortaya çıkmaktadır. Vakıf mütevelli heyetleri bölgedeki diğer kamu birimlerinin temsilcileri olan
atanmış üyelerle yerel aktörler arasından seçilmiş
üyeleri barındırarak yönetişim kavramının önemli bir
uygulamasını sergilemektedir. Vakıflarda merkezî
kamu idarelerinin bölgedeki birimleri ile yereldeki
aktörlerin eşit temsilini sağlamak amacıyla mütevelli
heyetleri Tablo 3’te belirtilmiştir.
Vakıf mütevelli heyeti, çoğunlukla toplanır ve çoğunlukla karar alır. Karar almada oylar eşit çıktığı
takdirde, başkanın oyu iki sayılır (Vakıf Resmî Senedi,
Md. 11). Mütevelli heyet üyeleri her toplantı için
devlet memuru maaş katsayısının 30 göstergesi
ile çarpımı kadar “huzur hakkı” alabilir. Ayda 10 toplantıyı geçmemek üzere ve huzur hakkının tavanı
11/18
belirtilen miktarı aşmamak kaydıyla mütevelli heyeti
tarafından tespit edilir. Mütevelli heyeti fahri çalışmaya da karar verebilir (Vakıf Resmî Senedi, Md.12).
lerden oluşmaktadır. Vakıflara 2011 yılı içerisinde,
2010 yılında tahakkuk edip 2011 yılında aktarımı
gerçekleşen tutarlarla birlikte 595.209.000,00
TL+1.426.200,00 TL =
596.635.200 TL periVAKIF MÜTEVELLİ HEYETİ DOĞAL ÜYELER
yodik transfer aktarılmıştır (SYGM 2011 Yılı
İl Merkezlerinde
İlçelerde
Faaliyet Raporu).
Vali (Vakıf Başkanı)
Kaymakam (Vakıf Başkanı)
Belediye Başkanı
Belediye Başkanı
Defterdar
Mal Müdürü
İl Milli Eğitim Müdürü
İlçe Milli Eğitim Müdürü
İl Sağlık Müdürü
Sağlık Grup Başkanı
İl Tarım Müdürü
İlçe Tarım Müdürü
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl
Müdürü(İl SHÇEK Müdürü)
İlçe Müftüsü
İl Müftüsü
Tablo 3. Vakıf Mütevelli Heyeti Doğal Üyeler (http://www.sosyalyardimlar.gov.tr)
VAKIF MÜTEVELLİ HEYETİ SEÇİLMİŞ ÜYELER
İl Merkezlerinde
İlçelerde
Köy Muhtarı
(Kendi aralarından seçecekleri bir kişi)
Köy Muhtarı
(Kendi aralarından seçecekleri bir kişi)
Mahalle Muhtarı
(Kendi aralarından seçecekleri bir kişi)
Mahalle Muhtarı
(Kendi aralarından seçecekleri bir kişi)
STK Temsilcileri
(Kendi aralarından seçecekleri iki kişi)
STK Temsilcileri
(Kendi aralarından seçecekleri bir kişi)
Hayırsever Vatandaşlar
(İl genel meclisinin seçeceği iki kişi)
Hayırsever Vatandaşlar
(İl genel meclisinin seçeceği iki kişi)
12/18
3294 sayılı Kanun kapsamında, SYDV aracılığıyla
yürütülen yardım programlarının ve proje desteklerinin hedef kitlesinde, toplumun ekonomik
anlamda en dezavantajlı
kesiminde yer alan kişiler
bulunmaktadır (Bozkuş).
3294 sayılı Kanun’a göre
yapılan yardımlardan
yararlanılabilmesi için fakruzaruret içerisinde olmak, herhangi bir sosyal güvenliğe tabi olmamak
ve bu kuruluşlardan aylık ve gelir elde etmemek
şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Tablo 4. Vakıf Mütevelli Heyeti Seçilmiş Üyeler (http://www.sosyalyardimlar.gov.tr)
SYDV’lerin gelirleri, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’ndan aktarılan bütçe, her
nevi fitre-zekât-kurban derileri ve bağırsak yardımı, işletme ve iştiraklerden elde edilecek gelir-
Periyodik yardımlar ihtiyaç sahibi vatandaşların
ikamet yerlerinde temel
ve acil ihtiyaçlarının karşılanması ve SYDV’lerin
cari harcamaları için gönderilmekte olup, TÜİK tarafından belirlenen sosyoekonomik gelişme endeksi ve il-ilçe nüfusları esas alınarak hesaplanmakta ve SYDV’lere
aylık olarak aktarılmaktadır (Pehlivan, 2009).
Periyodik transferlerin
bölgelere göre aktarım
oranları incelendiği zaman en yüksek aktarımın %19,41 ile Marmara Bölgesi’ne en düşük
aktarımın ise %10,96 ile
Ege Bölgesi’ne yapıldığı
görülmektedir.
Fakruzaruret ve muhtaçlık hali, ekonomik şartlar
yönünden toplumun normal geçim düzeyinin çok
altında bulunan; beslenme, barınma, sağlık, eğitim
ve sosyal ihtiyaçları karşılama bakımından asgari
imkânları bile elde edemeyen oldukça kötü şartlardaki insanların durumlarını ifade etmektedir (Saran,
1990: 27). Kişilerin fakruzaruret hali ve muhtaçlık
durumunun tespiti, SYDV tarafından yapılan sosyal
incelemeler ve hane ziyaretleri neticesine göre
belirlenmektedir.
SYDV tarafından yapılan yardımlardan yararlanabilmenin en temel koşulu olarak “sosyal güvenlik
kuruluşlarına tabi olmama”nın en doğru şekilde
tespit edilmesi önem taşımaktadır.
5.2. Sosyal Yardım ve Proje Destek
Programları
SYDV aracılığıyla birçok sosyal yardım programı yürütülmektedir. Bu yardım programları; aile
yardımları, sağlık yardımları, eğitim yardımları,
özürlü yardımları ve özel amaçlı yardımlar olarak
sınıflandırılabilir.
Aile Yardımları: Sosyal yardımlar içinde ailelere
gıda, yakacak, barınma yardımları olarak verilen
yardımlardır.
Sağlık Yardımları: Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tarafından yapılan sağlık yardımları;
tedavi giderlerine yönelik destekler ve şartlı sağlık
yardımlarıdır.
Özürlü İhtiyaç Yardımları: Sosyal güvenceden
yoksun özürlü vatandaşların topluma uyumunu
kolaylaştıracak her türlü araç gereç ihtiyaçlarının
karşılanmasına yönelik yürütülen bir sosyal yardım
programıdır.
Eğitim Destek Yardımları: İlköğretim ve ortaöğretimde eğitim gören çocuklarının okul ihtiyaçlarını
karşılamaktan yoksun ailelere ayni ve nakdi yardım
olarak yürütülen programlardır. Eğitime destek
yardımları kapsamında; özürlü öğrencilerin ücretsiz
taşınma yardımı, ücretsiz kitap yardımı, taşımalı
sistem öğle yemeği yardımı, şartlı eğitim yardımları,
öğrenci barınma, taşıma, iaşe vb. yardımlar ve eğitim
materyali yardımları yapılmaktadır.
Sosyal ve Özel Amaçlı Yardımlar: Aşevi faaliyetleri, doğal afet destek yardımları ve diğer muhtelif
sosyal yardımlardır.
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu
kaynakları ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma
Vakıfları aracılığıyla üretim ve istihdama yönelik
projelere destek vermektedir. SYDGM bünyesinde
sağlanan proje destekleri, muhtaç bireylerin sürekli
gelir elde ederek yoksulluğun etkilerinin değil, kendisinin ortadan kaldırılmasını amaçlamakta, bununla
birlikte bireylerin sosyal yardımın hedef kitlesinden
çıkarak sosyal güvenlik ağına dâhil olmalarında da rol
oynamaktadır. Hanenin düzenlenebilir ve sürdürülebilir bir gelire sahip olması hanenin yaşam refahını
olumlu düzeyde etkilemektedir (Biçer, 2010: 49).
Proje destek programları ise, gelir getirici proje
destekleri, kırsal alanda sosyal destek projesi, istihdam eğitimi proje destekleri, işbirliğine yönelik
sosyal hizmet proje destekleri, geçici istihdam proje
destekleri ve toplum kalkınması proje destekleri
olarak sınıflandırılabilir (Yıldırım, 2010: 13).
SYDGM proje desteklerini, faizsiz olarak gerçekleştirmektedir. Her başarılı proje sonunda verilen destek tekrar fona dönmektedir. Proje desteklerinden
yararlanan vatandaşlarımızın çoğu SGK primlerini
ödemekte, vergilerini vermektedir. Hatta bir kısmı
başka vatandaşlara da istihdam yaratarak onlarca
ailenin geçimini sağlamasına yardımcı olmaktadır. Bu
açıdan bakıldığında her ne kadar gelir getirici proje
destekleri faizsiz kredi niteliğinde krediler olsa da
ekonomiye katkısı çok daha fazladır.
5.3 Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma
Vakıfları’nın Çalışma Usul ve Esasları
Yardım başvurusu, kişinin ikamet ettiği yerdeki
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’na (valilik/kaymakamlık) yapılır. Sadece zorunlu hallerde
(tedavi vb.) ikametleri dışında başka il/ilçede geçici
olarak bulunanlar, zorunluluk nedenini (sevk belgesi
vb.) gösteren belgeyi ilgili Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Vakfı’na ibraz etmek kaydıyla; merkez
ilçe nüfusu bulunmayan büyükşehir niteliğindeki
illerde bulunanlar, İl Merkez Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Vakıflarına, bu iller dışındaki il merkezi
ve bağlı ilçelerde bulunanlar, bulundukları yerin İl
13/18
Merkez/İlçe Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma
Vakıfları’na başvuruda bulunabilirler (Başvuru Usul
ve Esasları, 2006: “Başvuru”/Md. 2).
Bu çerçevede, yardım başvurularının kişinin ikametgâhının bulunduğu yerdeki Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Vakfı’na yapılması esas olup; zorunlu
hallerde, İl Merkez/İlçe Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışma Vakıfları’na başvuru yapılabilmesi de
mümkündür. İlk defa yardım başvurusunda bulunanlar “Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları
Başvuru Kayıt Formu23”nu doldurmak suretiyle
başvuruda bulunurken; vakıfta daha önce kayıtlı
olanlar ise daha sonra yapacakları her başvuruyu
“Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları Başvuru
Dilekçesi” ile yaparlar (Başvuru Usul ve Esasları,
2006: “Başvuru”/Md. 5). Başvuru Kayıt Formu ile
yapılan ilk başvurularda, başvuruya bir başvuru numarası verilir ve bundan sonra aynı kişi tarafından
yapılan bütün başvurularda bu başvuru numarası
kullanılır. Başvuruyla ilgili tüm bilgi ve belgeler ise
başvuru sahibi için açılan “başvuru dosyası”nda
muhafaza edilir (Başvuru Usul ve Esasları, 2006:
“Başvuru”/Md. 6; 8).
Vakıflar tarafından başvuru sahibinin SOYBİS sistemi
kullanılarak T.C. Kimlik Numarası ile sorgulaması
yapılmaktadır. SOYBİS sisteminde veri paylaşımı
için, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü,
Sosyal Güvenlik Kurumu, Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu, Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi
Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı,
Vakıflar Genel Müdürlüğü, İŞKUR, Tarım ve Köy
İşleri Bakanlığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü,
İçişleri Bakanlığı ve Kredi Yurtlar Kurumu ile protokol imzalanmıştır. Ülke Genelinde 81 il ve 892 ilçe
olmak üzere 973 SYDV’de 3.251 kullanıcı sistemi
aktif olarak kullanmaktadır. Sistemin açıldığı Şubat
2009’dan bu yana aylık ortalama 750.000 sorgulama
yapılmaktadır. Toplu yardım dönemlerinde sorgu
sayısı 1.200.000’e çıkmaktadır. Yaklaşık bir yılda
toplam sorgu sayısı 9,5 milyonu aşmıştır (Yeşilırmak, 2010).
Başvuru sahibinin yapılan inceleme sonucu sosyal
güvenlik durumu, adres bilgileri, nüfus-aile-kişi
kayıt örnekleri ve olay bilgileri, yeşil kartının olup
olmadığı, 2022 sayılı Kanun’a göre maaş alıp almadığı
ile başvurduğu yardım türü itibariyle gereklilik arz
14/18
eden, İş-Kur’a kaydının olup olmadığı, işsizlik sigortası, kısa çalışma ödeneği ve iş kaybı tazminatı
alıp almadığına ilişkin bilgileri, vergi mükellefiyeti
ve üzerine kayıtlı aracı veya gayrimenkulü olup olmadığına ilişkin bilgileri, arazi varlığı, ekili arazi varlığı,
tarımsal desteklerden yararlanıp yararlanmadığı ve
büyükbaş/küçükbaş hayvan sayısına ilişkin bilgileri,
muhtaçlık veya evde bakım aylığı alıp almadığı sorgulanarak gerekli bilgiler temin edilmektedir (www.
sydgm.gov.tr). SOYBİS sistemi sayesinde yardım
talep eden vatandaşların evrak toplamasının önüne
geçilmiş, işlemlerin süresi kısaltılmıştır.
Gerekli bilgi ve belgelerin temini ile başvuru safhasının tamamlanmasının ardından “inceleme” safhası gelmektedir. Zira vakıfların amaçlarına uygun
faaliyette bulunmaları, dolayısıyla sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın gerçek anlamda sağlanması
öncelikle yapılacak yardımlara esas olacak muhtaç
ve fakruzaruret içindeki insanlarla ilgili bilgilerin
sağlıklı ve ayrıntılı bir biçimde elde edilmesi ile
mümkündür. Bu bakımından yardımlardan faydalanacak insanların belirlenmesi için yapılması gereken
inceleme, araştırma ve değerlendirme çalışmaları
vakıf faaliyetleri arasında en az yardım faaliyetleri
kadar önemli bir yer tutmaktadır (Saran, 1990).
İnceleme, vakfın sosyal yardım ve inceleme görevlileri tarafından yapılır. Sosyal yardım ve inceleme
görevlisi, inceleme yapmak ve rapor düzenlemek
üzere vakıflarda varsa sosyal hizmet uzmanı, sosyolog, psikolog, halkla ilişkiler uzmanı, diğer yüksek
öğrenim mezunları vb. yoksa bu görevi bugüne kadar
yerine getiren, bu konuda bilgi ve birikimi olan vakıf
çalışan veya çalışanları içerisinden görevlendirilecek
kişidir. İncelemenin, vakıf mütevelli heyeti tarafından
görevlendirilen sosyal yardım ve inceleme görevlileri
tarafından yapılması esas olup; bu görevliler dışında
kolluk kuvvetlerine inceleme yaptırılması mümkün
değildir. Özel durumlarda kolluk kuvvetlerinin sosyal
yardım ve inceleme görevlilerine refakat etmeleri
sağlanabilir (Başvuru Usul ve Esasları, 2006: “İnceleme”/Md. 2).
İncelemenin tamamlanmasını müteakip sosyal yardım
ve inceleme görevlileri tarafından vakıf mütevelli
heyetine sunulmak üzere, vakfa yardım başvurusunda bulunan kişinin ikametgâhında yapılan inceleme
neticesine göre edinilen bilgi ve izlenimleri içeren
“inceleme raporu” ile bu raporun ekinde yer alan
“Hane Ziyaret Bilgi Formu27” düzenlenir. Raporda, sosyal yardım ve inceleme görevlisinin yardım
başvurusuna ilişkin kanaati ile -varsa- başvuranın
başvuruda belirlediği yardım türünün dışında faydalandırılabileceği yardım türü de belirtilir. Vakfın sosyal
yardım ve inceleme görevlileri tarafından yapılan bu
incelemenin süresi bir yıl olup; vakfa başvuru tarihi
esas alınarak her yıl yenilenmesi esastır (Başvuru
Usul ve Esasları, 2006: “İnceleme”/Md. 1).
İncelemenin ardından ise “değerlendirme” safhası
gelmektedir. Yapılan inceleme sonucunda düzenlenen raporlar mütevelli heyet toplantılarında değerlendirmeye alınır. Değerlendirme sonucunda, yardım
talebinde bulunanların muhtaç olup olmadıklarına
ve istedikleri yardım türüne göre hangi yardımın
hangi miktarda yapılacağına karar verilir. Muhtaç
olmadıklarına karar verilenlerin talepleri reddedilir.
Başvuru sahipleri vakıf mütevelli heyeti kararına
yazılı olarak itirazda bulunabilirler. İtiraza yönelik
varsa bilgi ve belgelerle birlikte itiraz gerekçesinin
belirtildiği yazılı dilekçe, vakıf personeli tarafından alınır ve başvuru sahibinin dosyası yeniden
görüşülmek üzere vakıf mütevelli heyetine sunulur
(Başvuru Usul ve Esasları, 2006: “Değerlendirme”/
Md. 2). Mütevelli heyeti itiraz üzerine incelemenin
genişletilerek yeniden yapılmasını isteyebilir (Saran, 1990: 50).
3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı
Teşvik Kanunu, vakıfların denetlenmesi konusunda
herhangi bir hüküm içermemektedir. Fakat Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları Resmî Senedi’nin
14. Maddesi’nde de Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma
Vakıfları’nın “Türk Medeni Kanunu Hükümlerine Göre
Kurulan Vakıflar Hakkında Tüzük hükümlerine göre
Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün teftiş ve denetimine
tabi” olduğu hüküm altına alınmıştır. 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 33’üncü maddesinin üçüncü fıkrasında
“Vakıfların amaca ve yasalara uygunluk denetimi ile
iktisadi işletmelerinin faaliyet ve mevzuata uygunluk
denetiminin Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından
yapılacağı” hüküm altına alındıktan sonra; 36’ncı
maddesinde de “Mülhak, cemaat ve yeni vakıflar ile
esnaf vakıflarının denetiminin yapılması” Vakıflar
Genel Müdürlüğü’nün görevleri arasında sayılmıştır.
İl ve ilçe SYDV’nin başkanı durumunda bulunan vali
ve kaymakamlar, mülki hizmetler kapsamına giren ve
mülki idare amiri sıfatıyla yürüttükleri bu görevleri
nedeniyle İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri’nin
denetimine tabidirler. Bu durum, SYDV’nin idari
yönden İçişleri Bakanlığı denetimine tabi olması
sonucunu doğurmaktadır.
15/18
Sonuç ve Öneriler
Vakıflar merkezî otorite ve yerel kurumlar arasında
bir köprü görevi görmekte ve yardımların ihtiyaç
sahiplerine etkin bir şekilde sunulmasını sağlamaktadır. Yapılan çalışmalar temel olarak mutlak
ve göreli yoksulluğu azaltmayı hedeflemektedir.
Yoksulluk sorununun giderilmesinde maddi yardımların yanı sıra bireylerin sürekli gelir sahibi olmalarını amaçlayan, gelir getirici proje destekleri ve
istihdam amaçlı proje desteklerine daha fazla önem
verilmesi gerekmektedir. İstihdamı arttırıcı proje
desteklerine, beceri kazandırmaya yönelik eğitim
programları desteklerine ve yine her seviyedeki
eğitimi destekleyici yardımlara önem verilmelidir.
Sosyal yardımların bir hak olarak verilmesi halinde
sosyal yardımların fayda sahipleri üzerinde bir beklenti oluşturarak vatandaşların kolaycılığa alışmasına
ve üretim ve istihdamdan uzaklaşmasına neden olabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Bundan
dolayı çalışabilecek nitelikte olan bireyler istihdam
piyasasına yönlendirilmeli; sakat, yaşlı, çocuk vb. gibi
çalışamayacak nitelikte olan gruplara ihtiyaçlarını
karşılayacak nitelikte sosyal yardımlar yapılmalıdır.
Sosyal hizmetlerin müracaat temelli yardım ve koruma sisteminin yeniden ele alınması gerekmektedir.
Yoksullukla mücadele için ihtiyaç sahibi vatandaşları
pasif, yardım bekler durumdan; aktif, katılımcı ve
kendi alın teriyle geçimini sağlayan kişiler haline
getirmeye yönelik çabalar sarf edilmelidir.
Fonların yapısı il ve ilçelerde aynı olmasına rağmen
vakıflar arası koordinasyonun sağlanması ve kaynak
transferinin somut ölçülere bağlanması oldukça
önemlidir. Yardımların gerçekten muhtaç olan kişilere
iletilmesi büyük önem taşımaktadır. Vakıf üyelerinin
16/18
büyük çoğunluğunu kamu personeli oluşturmaktadır.
Yönetimde alan uzmanlarına yer verilmesi ve vakıf
yönetiminde sivil toplumun etkisinin artırılması
vakıflara duyulan güveni artıracaktır.
Sivil toplum kuruluşları dünyanın bazı yerlerinde olduğu
kadar yoksullukla mücadelede ön plana çıkmamaktadır.
Devlet kaynaklarının da sınırlı olduğu göz önünde bulundurularak yeni sosyal politikalar üretilerek STK’ların
da yoksullukla mücadeleye katılımları özendirilmelidir.
Bu konuda öncü olunması gerekmektedir.
Sosyal yardımlara olumsuz bakanların hareket noktalarından birincisi insanların sosyal yardıma bağımlı
olarak tembelleşmesi, ikincisi de sosyal yardımın
istismar edilmesidir.
Özellikle büyük yerleşim yerlerindeki denetleme
zorluğu sosyal yardımların istismar edilmesi sonucunu doğurmaktadır.
Sosyal yardım uygulamalarında yararlanıcılara
yönelik doğru hedefleme yapılabilmesi ve bu uygulamaların objektif kıstaslara göre gerçekleştirilmesi
ve istismarın önüne geçilmesi için, etkin bir veri
tabanı oluşturulmalı ve yardımlar objektif ölçütlere
göre dağıtılmalıdır. Son yıllarda bu alanda birçok
olumlu adım atılmıştır.
Fakirlik sorunu, sadece Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tarafından çözülebilecek bir sorun
değildir. Devletin gerçekten sosyal devlet ilkesini
benimsemiş olması gerekmektedir. Sadece gelir
artışının amaçlanması fakirliğin çözümünde yeterli
olmamaktadır. Adil gelir dağılımının sağlanması için
makro ekonomik düzeyde politikalar üretilmelidir.
Kaynakça
Aksan, G. ve Alptekin, D. (2009). “Küresel yoksulluk, yoksulluk
kültürü ve toplumsal aidiyet bağlamında yoksulluğun değişen
yüzü”, I. Uluslararası Davraz Kongresi. Süleyman Demirel
Üniversitesi, Isparta, Türkiye, 24-27 Eylül.
Kalagan, G. (2009). “Türkiye’de 1980 Sonrası Bürokratik
Dönüşüm: Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü
(SYDGM) Örneği”, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Süleyman
Demirel Üniversitesi, Isparta.
Aksan, G. (2012). “Yoksulluk ve Yoksulluk Kültürünün Toplumsal
Görünümleri”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Dergisi, 2012, Sayı 27, s. 9-19.
Keyman, F, Sarıbay, A. Y (2000); “Global-Yerel Eksende Türkiye”,
İstanbul: Alfa Basım Yayın Dağıtım, s. 3.
Arpacıoğlu, Ö. ve Yıldırım, M. (2011). “Dünyada ve Türkiye’de
Yoksulluğun Analizi”, Niğde Üniversitesi İİBF Dergisi, 2011, Cilt
4, Sayı 2, s. 60-76.
Altay, A. (2005). “Yoksulluk Sadece Devletin Sorunu mu? Kamu
Harcamaları Açısından Bir Değerlendirme”, Sosyoekonomi
Dergisi, 2005-2, s. 155-177.
Bayar, B. ( 2008). “Küreselleşme Kavramı ve Küreselleşme
Sürecinde Türkiye”, Dışişleri Bakanlığı Uluslararası Ekonomik
Sorunlar Dergisi. 33, 25-34.
Biçer, E. (2010). “Yoksullukla Mücadelede Proje Destekleri
ve Proje Desteklerinin Zaman Serisi Olarak Modellenmesi”,
SYDGM, Ankara, 2010.
Bozkuş, A. (2009). “Genel Esaslarıyla Türk Hukuku’nda Vakıf
Müessesesi ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları”,
Yayınlanmamış Sosyal Yardım Uzmanlık Tezi, Başbakanlık Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü Ankara.
Çalışkan, Ş. (2010). “Türkiye’de Gelir Eşitsizliği Ve Yoksulluk”,
Sosyal Siyaset Konferansları Dergisi, İstanbul Üniversitesi, Sayı
59, 2010/2, s. 89-132.
Çetinkaya, Ş. (2009). “Türkiye’de Sosyal Yardımlaşma Müessesesi:
Durum Analizi, Sorunlar ve Çözüm Önerileri”, Yayınlanmamış
Doktora Tezi, Dumlupınar Üniversitesi, Kütahya: 2012.
DPT (2001), Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Sosyal Hizmetler
ve Yardımlar Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara.
İlter, A. (2009). “Sosyal Yardım Alanında SYDV ve STK İşbirliği,
Sorunlar, Çözüm Önerileri”, Yayınlanmamış Sosyal Yardım
Uzmanlık Tezi, Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma
Genel Müdürlüğü Ankara.
Koyunoğlu, (2002). “Sosyal Politika Açısından Vakıflar, 17.
Yüzyıl İstanbul Örneği” Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul
Üniversitesi İstanbul
Özdoğan, F. (2009). “Yoksulluk Kültürü Yaklaşımına Eleştirel
Bir Bakış”, Sosyal Yardım Uzmanlık Tezi, Başbakanlık Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü, Ankara.
Öztürk, M ve Çetin, B. (2009). “Dünyada ve Türkiye’de Yoksulluk
ve Kadınlar”, Journal of Yaşar University, 16/4, 2661-2698.
Öztürk, Y. (2009). “Sosyal Devlet Bağlamında Sosyal Yardımlaşma
ve Dayanışma Vakıflarının Rolü”, Yayınlanmamış Yüksek Lisans
Tezi, Cumhuriyet Üniversitesi, Sivas, 2009.
Pehlivan, M. S. (2009). “Gelir Dağılımı Eşitsizliğine Devletin
Müdahale Araçları: Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu
Örneği”, Yayınlanmamış Sosyal Yardım Uzmanlık Tezi, Başbakanlık
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü, Ankara.
Saran, M. U. (1997). “Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik
Fonu ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları,” Vakıflar
Dergisi, Sayı XXVI, 428-440.
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu (SYDTF) Kamuoyu
Araştırması Nihai Raporu, Ankara: SYDGM Yayınları, 2004, s. 13.
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Resmi Senedi (1986),
Resmi Gazete, 19167; 17 Temmuz 1986.
Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü 2011 Yılı Faaliyet Raporu
Şahin, A. (2007). “Türkiye’de Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma
Vakıflarının Ekonomik ve Sosyal Etkileri”, Yayınlanmamış Yüksek
Lisans Tezi, Onsekiz Mart Üniversitesi, Çanakkale: 2007.
Şenkal A. (2005). Küreselleşme Sürecinde Sosyal Politika, Alfa
Yayınları, Ağustos 2005, s. 392.
17/18
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu, http://www.
mevzuat.adalet.gov.tr/html/739.html (Aralık, 2012).
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü Teşkilat
ve Görevleri Hakkında Kanun Sayı: 5263, http://www.mevzuat.
adalet.gov.tr/html/1426.html (Aralık, 2012).
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları Başvuru İnceleme,
Değerlendirme, Dağıtım ve Teslim Usul ve Esasları. 2006.
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu Kurulunun
Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik, (2005).
T.C. Başbakanlık Türkiye İstatistik Kurumu. (2010). 2009 Yoksulluk
Çalışması Haber Bülteni, Sayı 3, http://www.tuik.gov.tr/PreTablo.
do?tb_id=23&ust_id=7.
T.C. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı. (2009). Kentsel Yoksulluk,
Göç ve Sosyal Politikalar Komisyonu Raporu, Ankara.
UNICEF (2005), “Dünya Çocuklarının Durumu 2005: 2. Bölüm,
Yoksulluk İçinde Yaşayan Çocuklar”, http://www.Unicef.Org/
Turkey/Dcd05/_Dcd05c2b.Html (Ocak 2012).
Şener, Ü. (2010). “Yoksullukla Mücadelede Sosyal Güvenlik,
Sosyal Yardım Mekanizmaları ve İş Gücü Politikaları, TEPAV
Bilgi Notu, Şubat 2012, Ankara.
Yeşilırmak, U. (2010). “Sosyal Yardım Alanında Bilişim
Teknolojilerinin Kullanımı: Örnek Model Sosyal Yardım Bilgi
Sistemi”, Yayınlanmamış Sosyal Yardım Uzmanlık Tezi, Başbakanlık
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü, Ankara.
Tartanoğlu, Ş. (2010). “Sosyal Dışlanma: Küreselleşme
Perspektifinden Kavramsallaştırma Çabası”, Sosyoloji Konferansları
Dergisi , Sayı 42 (2010).
Yıldırım, A. (2010) “Türkiye’de Yoksullukla Mücadele ve Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü,” Yardım ve
Dayanışma Dergisi, Yıl 1, Sayı 1, 9-16.
Taşçı, F. (2008). “Sosyal Yardım Yapma(ma) Gerekçeleri Üzerine
Yaklaşımlar”, Kamu-İş İş Hukuku ve İktisat Dergisi, C. 9, S. 4/2008
18/18
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
41
File Size
714 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content