close

Enter

Log in using OpenID

AN STEK.

embedDownload
KASIM 2014 Yıl: 3 Sayı:35
YURTLARIN
PARLAYAN YILDIZLARI
Saygı ve minnetle
ANIYORUZ
NOBEL YOLUNDA BİR TÜRK
İLAYDA ŞAMİLGİL
HAYATA
KULAÇ ATIYORLAR!
GENÇLERIN BULUŞMA ADRESI;
GENÇLIK MERKEZLERI
İçindekiler
68
GENÇLİK SPOR DERGİSİ
ankara gençlik hizmetleri spor kulübü
adına sahibi
Prof. Dr. H. Güçlü Yavuzcan
Genel Yayın Yönetmeni
Nobel yolunda bir Türk;
İlayda Şamilgil
Bilal Yakınbaş
Yayın EditörÜ
Akif Bülbül
YAYIN KURULU
Bilal Yakınbaş, Faruk Özçelik, Kamuran
Özden, Mehmet Kasapoğlu, Prof. Dr. Recep
Kaymakcan, Sinan Aksu, Mehmet Baykan,
Ömer Faruk Gölen, Sami Dadağlıoğlu,
Bora Selek, Oğuzhan Kıran
SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
Sertaç Aksan
Yazı İşleri
14
Türk sporunun
geleceği Çalıştay’da
masaya yatırıldı
Nilüfer Gevenoğlu, Sertaç Aksan,
Doğukan Gezer, Gökay Baz,
Şenay Güner, Seda Peker
Fotoğraf
Ahmet Dişbudak,
Aytaç Ünal, Ali Balıkçı
Tasarım
Deniz Çakmak, Yunus Aslan,
Nesrin Beynam
Yayın Türü: Ulusal Süreli Yayın
Yayın Süresi: Aylık
Yayının İdare Adresi:
Belpa Buz Pateni Sarayı, Akdeniz Cad. No:57
Bahçelievler/Ankara
Tel: 0(312) 215 68 71
18
BASKI-CİLT
Genç mucitler
iş başında
Bilnet Matbaacılık
Biltur Basım Yayın ve Hizmet A.Ş.
Tel: 0(216) 444 44 03
www.bilnet.net.tr
BASKI TARİHİ:
KASIM 2014
Gençlik Spor Dergisi ile ilgili öneriler için
[email protected]
adresine mail gönderebilirsiniz.
26
Zirveden platoya
pedalladı rekor kırdı
2
KASIM 2014
ATATÜRK VE SPOR 5 4
Kasım 2014 Sayı: 35
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün
76’ıncı yıldönümünde özlemle ve saygıyla
anıyoruz. Gençlik Spor Dergisi’nin Kasım
sayısında Gazi’yi farklı bir yönüyle anmayı tercih ettik. Bu sayımızda, her zaman
askeri ve siyasi kimliği ile gündemde
olan Mustafa Kemal Atatürk’ün spora
bakışı ve spor anılarını bulacaksınız.
Gençlik Spor Dergisi
/ gsbgenclikspor
/ gsbgenclikspor
dergi.gsb.gov.tr
90 - ÖDÜLLÜ ÇENGEL bulmaca
48
Gençlerin
Buluşma Adresi
34
İsimleri yaşayacak
2 nesil
64
Baleyi sevdiren
adam: Tan Sağtürk
20
Milli forma altında ter döken Elvan
Abeylegesse, Natalia Nasaridze,
Lara Sanders, Ali Kaya, İlham Tanui
Özbilen ve Natalia Hanikoğlu ile
devşirme sporcu olma ve ay-yıldızlı
bayrağı uluslararası arenada
taşıma sürecini değerlendirdik.
60
İki Dünya arasındaki
köprü; İnanç
44
Yurtların parlayan
yıldızları
56
Kum tanelerinin
dansa durduğu sanat:
Kum Sanatı
6
Ayın Fotoğrafı
7
‘Beş Şehir’ Beyaz Perdeye Uyarlanıyor
8
Spor Takvimi
9Etkinlik
10
Kısa Kısa
14
Türk Sporunun Geleceği Çalıştayı
16
Bir Çınar Gibi…
18
Genç Mucitler İş Başında
24
Röportaj: Elif Jale Yeşilırmak
26
Zirveden Platoya Pedalladı Rekor Kırdı
28
Hayata Kulaç Atıyorlar
32
Marsel’e Veliaht Geliyor
34
İki Nesil Bir Arada
38
Dopingle Mücadelede Örnek Ülke Türkiye
40
Portre
44
Yurtların Parlayan Yıldızları
48
Gençlerin Buluşma Adresi
56
Kum Sanatı
60İki Dünya Arasındaki Köprü; İnanç
64
Röportaj: Tan Sağtürk
72
Foto Röportaj
76Eyvah Sınav Var!
78
Röportaj: Murat Kekilli
82
Kitaplık
84Ekoloji
86
Sağlık
88
Sinema
95
Karikatür
KASIM 2014
3
Takdim
Akif Çağatay Kılıç
Gençlik ve Spor Bakanı
twitter.com/ackilic76
Hizmet verme heyecanıyla
Bizlerin bu çabalarını, sizlerin azim ve kararlılığını
sekteye uğratmak VE ‘Yeni Türkiye’ yolunda her anlamda hızla ilerleyen güzel ülkemizin hızını kesmek
isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. Devletimiz, toplumun
huzur ve barışını bozmaya çalışanlara her anlamda
cevap verecek güç ve kararlılıktadır.
Dergimizin Değerli
Okuyucuları,
Sizlerle birlikte bir ayı daha
geride bıraktık. Hepinizin
bildiği gibi Ekim ayı, Cumhuriyetimizin ilk tohumunun
atıldığı, şimdi koca bir ağaç
olan ve 2023, 2053, 2071
hedeflerimizle dev bir çınara dönüştüreceğimiz şanlı
devletimizin kuruluşunun
gerçekleştiği bir ay... Ümit
ediyorum ki siz değerli
genç kardeşlerimizle el
ele, omuz omuza, çok daha
güzel 29 Ekimleri huzur
içerisinde birlikte yaşayacağız. Bu ayın 10’unda da
devletimizin kurucusu Gazi
Mustafa Kemal’i, aramızdan
ayrılışının 76. yıl dönümünde özlem ve minnetle anıyoruz. Ruhu şad olsun…
Sevgili Gençler,
Türkiye’nin en genç Bakanlığı olarak Ekim ayını da
dolu dolu geçirdiğimizi bil-
4
KASIM 2014
menizi isterim. Bir yandan
ülkemizin dört bir yanında
sizlerin çok daha yüksek
standartlarda konaklayabilmeniz adına Kredi ve
Yurtlar Kurumu’nda hayata
geçirdiğimiz projeler... Bir
yanda ülkemizin sportif yarınlarının nasıl daha güçlü,
daha sağlam, daha başarılı
bir geleceğe taşıyabileceğimize dair çalışmalar... Bir
diğer yanda ise en büyük
gücümüz, geleceğimiz
dediğimiz ve üzerine titrediğimiz gençlerimizin daha
müreffeh bir Türkiye’de yaşayabilmeleri ve kendilerini
her anlamda geliştirebilmeleri için startını verdiğimiz
gençlik projelerimiz... Sizlerle bir araya geldiğimde
gördüğüm gözlerinizdeki
inanç, geleceğe dair azim
ve kararlılık, ülkemiz için
çok daha fazla projeyi hayata geçirebilmemiz için
bizlere güç veriyor.
Spor Çalıştayı
amacına ulaştı
Değerli Kardeşlerim,
Bu ay, gerek ülkemizin
sporunun en önemli isimleriyle, gerek uluslararası
spor camiasının temsilcileriyle çeşitli toplantılar
kapsamında bir araya
geldim. Antalya’da düzenlediğimiz ve iki gün süren
‘Federasyon Boyutuyla Türk
Sporunun Geleceği Çalıştayı’ Ekim ayı içerisinde
gerçekleştirdiğimiz önemli
etkinliklerimizdendi. Spor
camiamızın önemli isimlerinin, akademisyenlerimizin,
bizleri uluslararası arenada
temsil eden şampiyon sporcularımızın ve spor basınımızın değerli isimlerinin
katıldığı bir çalıştaya imza
attık. Bu çalıştayın ardından
alınan kararları bir rapor
haline getirdik ve katılımcıların hepsiyle paylaştık. Her
zaman ısrarla vurguladığım
bir konu var. Bizler, sadece
toplantıların yapılıp, kararların
alındığı ama bir türlü uygulanmaya konulamadığı günlere
sünger çektik. Orada ortak bir
şekilde alınan kararların en
büyük takipçisinin ve yeri geldiğinde uygulayıcısının Gençlik
ve Spor Bakanlığı olacağını
bilmenizi isterim.
Dopingle mücadelede
doğru yoldayız
Gençler,
Geçtiğimiz günlerde
İstanbul’da gerçekleştirilen
Dünya Antidoping Ajansı
(WADA) Bilim ve Araştırmalar
Sempozyumu da yine Ekim
ayının bir diğer önemli etkinliğiydi. Bu sempozyum, sadece
ülkemiz sporuna değil, dünya
sporunun geleceğine dair de
çok önemli kararların alındığı
tarihi bir etkinlikti. Bakanlık
olarak dopinge karşı tutumumuzu ve bu konudaki sıfır tolerans ilkemizi WADA Başkanı
Sir Craig Reedie başta olmak
üzere dopinge karşı ortak bir
paydada birleştiğimiz tüm misafirlerimize bir kez daha ilettik. Sir Reedie’nin, ülkemizin
dopingle mücadelesine dair
övgüleri de bizlerin ne kadar
doğru bir yolda olduğunun bir
göstergesi. Ülkemizin, dopingle mücadelede örnek bir ülke
olacağına inancım tam.
Bizlerin bu çabalarını, sizlerin
azim ve kararlılığını sekteye
uğratmak ve ‘Yeni Türkiye’
yolunda her anlamda hızla
ilerleyen güzel ülkemizin hızını
kesmek isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. Siz değerli okuyucularımızın huzurunda bir kez
daha ifade etmek isterim ki,
devletimiz, toplumun huzur ve
barışını bozmaya çalışanlara
her anlamda cevap verecek
güç ve kararlılıktadır.
Değerli Gençler,
Toplumumuzu kötü alışkanlıklardan koruma konusunda
da birkaç söz söylemek istiyorum. Özellikle son dönemlerde
bonzai başta olmak üzere
yeniden gündeme gelen kötü
alışkanlıkların önüne geçmek
için çalışmalar yapıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep
Tayyip Erdoğan’ın, Yeşilay tarafından düzenlenen Uluslararası Uyuşturucu Politikaları ve
Halk Sağlığı Sempozyumu’nda
söylediği gibi uyuşturucu baronlarının, simsarların gençlerimizi ellerimizden almasına
özgürlük deyip sessiz mi kalacağız. Kesinlikle hayır…
Hükümetimiz bu ay içinde
uyuşturucu ile mücadele konusunda bir şura toplamayı
planlıyor. Gençlerimizi ve
çocuklarımızı bu uyuşturucu
illetinden korumak için yapılması gereken ne varsa hepsini
yapacağız. Bu mücadelede
sadece bizlere değil, aileler
başta olmak üzere toplumun
her kesimine görev düşüyor.
Tabii ki en büyük sorumluluk
da sizlere…
Yeni bir sayımızda tekrar buluşmak üzere esen kalın.
KASIM 2014
5
Ayın Fotoğrafı
İlginç gol sevinci
6
KASIM 2014
FOTOĞRAF: Bestami Bodruk, AA
Türkiye İşitme Engelliler Futbol Süper Ligi’nde, sahasında İzmir
Bornova İşitme Engelliler Takımı’nı konuk eden Elazığ Belediyesi
maçı 3 – 0 kazandı. Ev sahibi takımın gol sonrası ayaklarını havaya kaldırarak yaşadığı gol sevinci objektiflere böyle yansıdı.
‘Beş Şehir’
beyaz perdeye
uyarlanıyor
Nilüfer Gevenoğlu
Haber
Türk edebiyatının önemli isimleri arasında yer alan Ahmet
Hamdi Tanpınar’ın ‘Beş Şehir’
kitabı beyaz perdeye uyarlanıyor. Gençlik ve Spor Bakanlığı
‘Gençlik Projeleri Destek Programı’ kapsamında desteklenen
ve Anadolu Öğrencileri Birliği
tarafından yürütülen projeye
10’u kız 10’u erkek olmak üzere
toplam 20 öğrenci katılıyor.
‘Beş Şehir Beş Film’ adı verilen
projeyle, kitapta yer alan İstanbul, Ankara, Konya, Bursa,
ve Erzurum’u anlatan senaryolar hazırlanarak kısa filmleri
çekilecek. Daha sonra da bu
filmlerin gösterimi yapılacak.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘hayatın
tesadüfleri’ olarak nitelendirdiği
Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İseğitimi
tanbul şehirlerini anlatan ‘Beş Şehir’ Sinema
alacaklar
Proje, 12 Ekim’de Ahmet
kitabı, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın
Hamdi Tanpınar’ın ‘5 Şehir’
kitabının öğrencilere dağıtılıp
destek verdiği ‘Beş Şehir Beş Film’
okunmasıyla start aldı. Bu
projesiyle hayat buluyor.
kapsamda projeye katılan
öğrencilere, her hafta cumartesi günü proje hedefleri
doğrultusunda eğitimler
verilecek. Proje katılımcıları,
akademisyen, yazar ve araştırmacılarla edebiyat ve şehir
söyleşilerinde birlikte olacak,
film senaryosu, kamera, ses
ve ışık eğitimi alacak. Daha
sonra dörder kişilik gruplara
ayrılan katılımcılardan, İstanbul, Ankara, Konya, Bursa, ve
Erzurum şehirleriyle ilgili bir
senaryo yazmaları istenecek.
Gruplara, seçtikleri şehirde üç
gün kalarak o şehri yakından
tanıma fırsatı da verilecek.
Öğrenciler tarafından hazırlanan senaryo ve kurgular
kısa film haline getirilecek.
Kısa filmlerin çekimleri de
tamamen öğrenciler tarafından gerçekleştirilecek. Proje,
Haziran 2015’te beş kısa filmin
gösterileceği Proje Kapanış
Toplantısı’yla sona erecek.
KASIM 2014
7
Spor Takvimi
Atletizm
36. İstanbul Maratonu
Cimnastik
Türkiye’nin uluslararası arenada en önemli koşu
etkinliği ve dünyada kıtalararası koşulan ilk
yarış olan İstanbul Maratonu, 16 Kasım Pazar
günü 36. kez düzenlenecek. İstanbul Büyükşehir
Belediyesi ve Spor A.Ş. tarafından, ‘#birsebebivar’ sloganıyla gerçekleştirilecek 36. İstanbul
Maratonu, dünyanın dört bir yanından on
binlerce sporcuyu, iki kıtayı birleştiren Boğaziçi
Köprüsü’nde buluşturacak.
Dünya Cimnastik
Trambolin
Şampiyonası
Amerika’nın Florida
eyaletinde 3 - 17 Kasım
tarihlerinde düzenlenecek
olan ‘Dünya Cimnastik
Trambolin Şampiyonası’
estetik görüntülere sahne
olacak. Şampiyonada Milli
Takımımızdan 8 sporcu
mücadele edecek.
Atletizm
Turkish Airlines
Open Golf Turnuvası
Satranç
13-16 KASIM
Dünyanın en önemli golf organizasyonlarından biri sayılan Turkish
Airlines Open Golf Turnuvası,
Antalya Belek’te gerçekleştirilecek.
Toplam 7 milyon dolar ödülün
dağıtılacağı turnuvaya, dünyanın
ilk 10 listesine giren golfçülerle
birlikte 78 başarılı golfçü katılacak.
Dünya Okullar
Şampiyonası
25 Kasım - 5 Aralık tarihlerinde Brezilya’nın Juiz De
Fora Mata şehrinde düzenlenecek olan Dünya Okullar
Şampiyonası, uluslararası
arenadan birçok satranççıyı
bir araya getirecek. Şampiyonaya Milli Takımımızdan
2 kız, 2 erkek olmak üzere
toplam 4 sporcu katılacak.
Sporcularımız şampiyonluk
için beyinlerini yarıştıracak.
Bocce
Avrupa Kadınlar
Bocce Volo
Şampiyonası
Fransa Macon’da gerçekleştirilecek olan uluslararası
turnuva 8 - 11 Kasım tarihlerinde yapılacak. Boccenin
geleneksel çiftler, basamak
ve altın nokta disiplinlerinde düzenlenecek olan
şampiyonaya, uluslararası
arenadan birçok sporcu ve
antrenör eşlik edecek. Milli
Takımımızdan da 4 sporcumuzun mücadele edeceği
şampiyona, çekişmeli karşılaşmalara sahne olacak.
8
KASIM 2014
Kick boks
Wako Avrupa Büyükler
Kick Boks Şampiyonası
15 - 23 Kasım tarihlerinde dünyanın en
önemli kick boks sporcularını bir araya getirecek olan şampiyona, Slovenya’nın Maribor
şehrinde gerçekleşecek. 40’tan fazla ülkenin
katılım göstereceği şampiyonada Milli Takımımızdan 57 sporcu mücadele edecek. Point
Fighting, Kick Light ve Light Contact olmak
üzere 3 branşta gerçekleşecek şampiyonada
tekmeler ve yumruklar yarışacak.
Etkinlik
Hazırlayan: Nilüfer Gevenoğlu
33. Uluslararası
İstanbul Kitap Fuarı
Anderson’dan
‘Capitolio’ Sergisi
Chris Anderson, Venezuela’nın başkenti,
modern Caracas’ın baştan sona değişimini
‘Capitolio’ sergisiyle anlatıyor. 17 Ekim’de Foto
İstanbul 1. Beşiktaş Uluslararası Fotoğraf Festivali kapsamında fotoğraf severlerle buluşan
sergi, genel huzursuzluğun baskısı altında altüst
olan bir şehir ve bir ülkenin fotoğraflarından
oluşuyor. Sergi 18 Kasım’a kadar ziyaretçilerini
ağırlayacak.
Kitap tutkunlarının merakla beklediği İstanbul Kitap Fuarı,
8 Kasım’da TÜYAP’ta kapılarını açıyor. 33. Uluslararası
İstanbul Kitap Fuarı’nın bu yıl ki ‘Onur Yazarı’ sinema
eleştirmeni Atilla Dorsay. Fuar, TÜYAP İstanbul Uluslararası
Fuar ve Kongre Merkezi’nde 11 Kasım Salı gününe kadar
ziyaretçilere açık olacak.
FU
AR
SE
RG
İ
KONSER
Babylon Presents:
Jack White
Günümüzün en yetenekli müzisyen ve prodüktörlerinden efsanevi The White Stripes kurucusu
Jack White, ilk kez Türkiye’de.
Dünyanın en iyi gitaristlerinden
biri olarak gösterilen sanatçı,
7 Kasım Cuma akşamı Black Box
İstanbul’da sahne alacak.
YAR
IŞM
A
Organ Bağışı Kısa
Filmlerle Teşvik Edilecek
Sağlık Bakanlığı, organ bağışı konusunda farkındalığı artırmak
amacıyla ‘kısa film’ yarışması düzenliyor. Avrupa Birliği ve Türkiye
tarafından finanse edilen ‘2014 Organ Bağışı Kısa Film (Sosyal
Reklam) Yarışması’yla ilgili detaylı bilgiye www.organbagisiprojesi.com adresinden ulaşılabilecek.
Son Başvuru Tarihi: 26 Aralık 2014
O
TR
A
TİY
Kafkas
Tebeşir Dairesi
Epik oyunların başyapıtı sayılan Bertolt Brecht’in
Kafkas Tebeşir Dairesi, iyilik, dürüstlük, vicdan, mülkiyet, emek gibi ‘insanlık değerlerini’ müzik ve dans
eşliğinde bir masal atmosferinde tartışıyor. Oyun,
22 Kasım’a kadar her cumartesi Zorlu Center PSM
Drama Sahnesi’nde izleyicisiyle buluşacak.
KASIM 2014
9
Kısa Kısa
Hazırlayan: Nilüfer Gevenoğlu
Bal Arısı Antibiyotiğe
Alternatif mi?
İsveç Lund Üniversitesi bilim insanları, bal arısının midesinde bulunan
bakterilerin işlenerek antibiyotik gibi kullanabileceğini kanıtladı. Arıların
midesinde oluşan 13 farklı laktik asit türünde bulunan bakterinin bal, su
ve şekerle karıştırarak bir sprey imal eden bilim insanları, bu ilaçla ayağı
iltihap kapan bir atı iyileştirmeyi başardı. Özel merhem, MRSA’nin yol açtığı
hastalıklara karşı büyük etki sağlıyor ve hastalıkla mücadele edebilen antibiyotikleri tahtından edeceğe benziyor.
Akıllı Cihazlar
Kilo Aldırıyor
İspanya’nın Granada Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre,
yatak odasında, uyurken şarj edilen akıllı cihazlar, hormonları etkiliyor
ve kişilerin kilo almasına sebep oluyor. İspanyol bilim insanlarının iddiasına göre, akıllı cihazlar vb. elektronik cihazların şarjdayken yaydığı
suni ışık, obeziteyle savaşan hormonların çalışmasını engelliyor. Açıklamaya göre, bu hormon insanın kilo vermesine yarıyor ve elektronik
cihazlar bu hormonun çalışmasını büyük ölçüde engelleyerek insan
vücudunu olumsuz yönde etkiliyor.
Man Booker
Ödülü Flanagan’a
İngiltere’nin en saygın edebiyat ödülü Man
Booker’ın bu yılki sahibi, Avustralyalı yazar
Richard Flanagan oldu. ‘The Narrow Road to the
Deep North’ isimli kurgu romanıyla bu ödüle
layık görülen Flanagan, aynı zamanda 50 bin
sterlin para ödülünün de sahibi oldu. Man Booker Ödülü, bu yıla kadar İngiliz, İngiliz Milletler
Topluluğu veya İrlanda vatandaşı olan bir yazara, İngilizce kaleme aldığı bir romanı dolayısıyla
veriliyordu. Man Booker’ın 46 yıllık tarihinde
ilk kez, milliyet gözetmeksizin İngilizce yazan ve
İngiltere’de kitabı basılan tüm yazarlara ödül bu
yıl açılmış oldu.
10
KASIM 2014
ATATÜRK'E HEDİYE EDİLEN 'GİZEMLİ' HALI
Atatürk’ün bugün müze haline getirilen odasında bulunan ve motiflerindeki gizemi açıklanamayan Hint halısı, hala meraklıların ilgi odağı. Halı,
kimliği bilinmeyen Hintli bir mihracenin Atatürk’e armağan ettiği, değerli taşlarla ve altın sırma ipliklerle süslü ipek bir seccade. 1938 yılına kadar
sıradan bir ipek seccade olan mihracenin armağanı, Atatürk’ün vefatından sonra gizemli bir hal alır. Araştırmacılar seccadenin üzerinde çok ilginç
motifler olduğunu fark eder. Seccadedeki 20 santimetre çapındaki saat motifi Atatürk’ün beyin ölümünün gerçekleştiği zaman olan 9:07’yi gösteriyor. Ayrıca seccadede yan yana sıralanmış on kasımpatı çiçeği ise, Atatürk’ün ölüm tarihi olan 10 Kasım’ı çağrıştırıyor.
Harvard,
Ardahan’a Geldi
Harvard dahil çok sayıda üniversite ve enstitüden
bilim insanı, Ardahan’da kaybolan dilleri konuştu.
Ardahan Üniversitesi, 13-16 Ekim tarihlerinde
önemli bir akademik etkinliğe ev sahipliği yaptı.
Aralarında Harvard’ın da bulunduğu çok sayıda
üniversite ve enstitüden bilim insanları ‘Uluslararası Tehlike Altındaki Diller Konferansı’nda
buluştu. 14 ülkeden 81 üyesi bulunan Kafkasya
Üniversiteler Birliği öncülüğünde ve Harvard
Üniversitesi, Türk Dil Kurumu ve UNESCO Milli
Komitesi’nin desteğiyle düzenlenen konferansta,
yok olma tehlikesi altındaki diller ve kültürler için
alınması gereken önlemler masaya yatırıldı.
Üzüm Suyu
Kalbi Koruyor
Uzmanlara göre bitkisel süt olarak tanımlanan üzüm suyu, kan yapıcı ve antioksidan özelliğinin yanı sıra vücudun kalp
ve damar hastalıklarından korunmasına
da yardımcı oluyor. A, B ve C vitaminleri,
potasyum ve demir açısından oldukça
zengin olan üzüm suyu, vücudun hastalıklara karşı direncini artırıyor. Bu özelliğinin
yanısıra kanda oksijen taşıyan hemoglobin hücrelerinin oluşumunda gerekli olan
demir ve potasyum zenginliğine sahip
üzüm suyunun kalp sağlığını koruduğunu
ifade eden Prof. Dr. Neriman İnanç, üzüm
suyunun kan sulandırıcı özelliği ile de kalp
krizi riskini azalttığını söyledi.
Türkler En Çok
Ekmeği Özlüyor
Uluslararası seyahat arama motoru, Türklerin yurtdışı seyahatlerinde
en çok neleri özlediğini araştırdı. 1000 katılımcıyla gerçekleştirilen
anketin sonuçlarına göre Türkler, yurtdışı seyahatlerinde en çok
yemeklerin yanında ‘ekmek’ yemeyi özlüyor. Guinness rekorlar kitabına göre, kişi başı en çok ekmek tüketilen ülkenin Türkiye olması da
anketin sonuçlarını destekler nitelikte. Ekmeğin yanı sıra Türkiye’nin
iklimi, geç yenen yemekler, Türk dizileri ve futbol maçları da yurtdışı
tatillerinde özlemi çekilen şeyler arasında yer alıyor.
KASIM 2014
11
Kısa Kısa
2014 NOBEL
Ödülleri
Sahiplerini
Buldu
‘Konuşma’ları İlk Kez Kaydedildi
Vahşi Yaşamı Koruma Topluluğu (WCS), Amazon Araştırmaları Ulusal Enstitüsü ve
Brezilyalı bilim insanları, Amazon ormanlarında su kaplumbağalarıyla ilgili geniş
çaplı bir araştırma yaptı. Bilim insanları iki yıl süren bu araştırmayla ilk kez anne
kaplumbağanın yavrularıyla iletişim kurmak için çıkardığı sesleri kayıt altına almayı
başardı. Dişi kaplumbağalar, yavrularıyla 6 farklı ses çıkararak iletişim kuruyor.
Araştırmanın bir diğer ilginç sonucu ise su kaplumbağalarının dışarıdan gelen ses
ve gürültüden çok çabuk etkilendiklerini gösteriyor.
Mucit Alfred Nobel’in vasiyeti üzerine çeşitli alanlarda verilen Nobel
ödülleri bu yıl da sahiplerini buldu.
Ekonomi Ödülünü, Market Power
(Pazar Gücü) alanındaki çalışmasıyla tanınan Fransız ekonomist Jean
Tirole; Barış Ödülünü, Pakistanlı
insan hakları aktivisti Malala
Yousafzai ve Hintli çocuk hakları
savunucusu Kailash Satyarthi; Edebiyat Ödülünü, Fransız yazar Patrick
Modiano; Kimya Ödülünü, Alman
uzman Stefan Hell, ABD’li Eric
Betzig ve ABD’li William Moerner;
Fizik Ödülünü Isamu Akasaki (Meijo
Üniversitesi, Japonya), Hiroshi Amano (Nagoya Üniversitesi, Japonya)
ve Shuji Nakamura (Kaliforniya
Üniversitesi, ABD); Fizyoloji/Tıp
Ödülünü, John O’Keefe (İngiltere),
May-Britt Moser (Norveç) ve Edvard
Moser (Norveç) aldı.
Yeşilay’ın, İstanbul Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle kuracağı ‘Yeşilay DaYeşilay,
nışmanlık Merkezi’ (YEDAM) sayesinde uyuşturucu madde bağımlıları
ve aileleri ücretsiz olarak online, telefondan ve yüz yüze danışmanlık
Tedavi ve
alıp, psikolojik desteklerden yararlanabilecek. YEDAM, danışmanlık
vermenin yanı sıra bağımlıların sosyal entegrasyonu için
Rehabilitasyon hizmeti
mentörlerin danışmanlık faaliyetleri yürüttüğü bir merkez olacak.
kurtulmuş kişilerle, uyuşturucunun ağından henüz
Faaliyetlerine Bağımlılıktan
kurtulamamış bağımlıları bir araya getirecek olan merkezde, ayrıca
seminerler ve bilinçlendirme çalışmaları da yürütülecek.
Başlıyor
Amputelerin
Yardımına
Teknoloji yetişecek
Öfke Karaciğeri,
Kızgınlık Kalbi Vuruyor
Hastalıkların temelinde yatan nedenler
çoğunlukla beslenme, düzensiz yaşam gibi
faktörler olarak bilinse de aşırı olumsuz
duygu ve düşünceler de organları yorarak
hastalıklara davetiye çıkarabiliyor. Bunların
başında da öfke ve kızgınlığın geldiğini
belirten Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Birsel
Kavaklı, aşırı öfkenin karaciğere zarar verdiğine dikkat çekerek, olumsuz duyguların
hastalık yaratmasındaki sebebin, stres hormonlarının artarak organların işlevlerini
kaybetmesi olduğunu söyledi.
12
KASIM 2014
Ampute bireyler için geliştirilen ve vücuttaki kas sistemine
bağlanan takma kollar, bir
süredir engellilerin hayatını kolaylaştırıyordu. Bunu
yeterli görmeyen bir grup
İsveçli bilim insanı, takma
kollarda devrim niteliğinde
olabilecek bir icat üzerinde
çalışmalar yaptı. Chalmers
Universitesi’nde araştırma
yapan bilim insanları, sinir
sistemine bağlanan bir takma
kol geliştirmeyi başardı.
Araştırmacıların yaptıkları
açıklamaya göre, araştırmanın
nihai amacı, kolunu kaybeden
kişilere sağlanacak teknolojik
takma kollarla eskiden olduğu
gibi dokundukları nesneleri
hissetmelerini sağlamak.
Aşırı Et Tüketmek
Taş Yapıyor
Aşırı et tüketimi sadece mideniz, tansiyon ve kolesterolünüz için değil,
böbrekleriniz için de zararlı. Fazla tüketilen kırmızı etin böbrek taşı oluşumuna zemin hazırladığını söyleyen Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Kurtuluş, taşa karşı domates ve ıspanağın da ölçülü tüketilmesini öneriyor.
Dr. Kurtuluş, “Taş hastalığı için önlenebilir risk faktörleri olan beslenme
alışkanlığı, yaşam tarzı ve sıvı alımının düzenlenmesi bir sağlık politikası
olmalıdır. Bu yüzden ‘doğum sancısı’ndan bile şiddetli olduğu ifade
edilen bu hastalığı geçiren hastaların neredeyse tamamı, gelecekte taş
oluşumunu engellemek için beslenme düzeni önem taşır” diyor.
İstanbul’a
İslam Üniversitesi
Diyanet İşleri Başkanı
Prof. Dr. Mehmet Görmez,
İstanbul’da Uluslararası İslam Üniversitesi kurmak istediklerini bildirdi. Görmez,
“İstanbul’da Uluslararası
İslam Üniversitesi kurmak
istiyoruz. Bu üniversite
insanlık için önemli. Burada
yetişecek alimler, sorunların
kaynağı olmayacak bizzat
sorunların çözümüne katkı
sağlayacak” dedi. Diyanet
İşleri Başkanı Görmez, söz
konusu üniversitenin Mısır’daki El-Ezher Üniversitesine alternatif olarak değil,
destek amacıyla faaliyet
göstereceğini dile getirdi.
Kök Hücre
Oluşumuyla
Migrene Kalıcı
Çözüm
Baş ağrısı, baş dönmesi, kulak çınlaması, zonklama, halsizlik, yorgunluk
gibi insanın hayat kalitesini bozan
migrenden, kök hücre oluşumunu
arttıran proloterapiyle kurtulmak
artık mümkün. Migrenin en önemli
sebebinin boyun omurları arasındaki
bağların görevini yapmaması (servikal instabilite) olduğunu belirten
Ortopedi ve Travmatoloji Uzm. Op. Dr.
Hasan Doğan: “Kök hücre oluşumunun arttırılmasını sağlayan enjeksiyon uygulamasıyla, ağrıya neden
olan hasar görmüş dokular yeniden
canlandırılıyor. Proloterapi ile servikal
instabilitenin düzeltiliyor, böylece
ağrının nedeni ortadan kaldırılıyor.
Bu yöntem migrene kalıcı çözüm
sunuyor” dedi.
KASIM 2014
13
Türk Sporunun
Geleceği
Çalıştay’da
Masaya Yatırıldı
Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından düzenlenen ‘Federasyonlar Boyutuyla Türk Sporunun
Geleceği Çalıştayı’nda, spor camiasının önemli
isimleri Antalya’da bir araya geldi. ‘Federasyonların yönetim politikaları ve olimpiyatlar’
ana başlıklarında gerçekleştirilen çalıştayda, Türk sporunun geleceğini şekillendirecek
birçok konu masaya yatırıldı. —Fotoğraf: Ali Balıkçı
14
KASIM 2014
Nilüfer Gevenoğlu
Haber
‘Federasyonlar Boyutuyla Türk Sporunun Geleceği Çalıştay’ı, Türk sporunun önemli isimlerini Antalya’da bir
araya getirdi. 26-29 Ekim 2014 tarihleri arasında düzenlenen organizasyonda, Türk sporunun geleceği adına
oldukça önemli kararlar alındı.
Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç’ın açılışını gerçekleştirdiği
çalıştıya, bürokratların yanısıra Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, Türkiye
Amatör Spor Kulüpleri Konfederasyonu, Türkiye Milli Paralimpik Komitesi, Merkez Disiplin Kurulu üyeleri,
Sportif Değerlendirme ve Geliştirme
Kurulu yöneticileri, spor alanında
çalışmaları bulunan 20 üniversiteden
54 akademisyen, spor hukukçuları,
olimpik ve olimpik olmayan federasyon başkanları, spor kulüplerinin
temsilcileri, medya mensupları, spor
yazarları ve milli sporculardan oluşan
yaklaşık 300 kişi katıldı.
Çalıştayda neler oldu?
Büyük bir katılımla düzenlenen
çalıştayda, federasyonlardan spor
kulüplerine, antrenör yetiştirme
politikalarından olimpiyatlara
kadar ilgili birçok konu masaya
yatırıldı. Türk spor sisteminin tüm
yönleriyle ele alındığı çalıştay
kapsamında dörde ayrılan gruplar,
27-28 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilen komisyon çalışmalarında,
federasyonların yönetim politikaları ve 2016-2020 olimpiyatları
ve ötesi ana temaları üzerinden
değerlendirmelerde bulundu.
Toplantılarda, Türk sporunun nasıl
şekillendirileceği, mevzuat ve uygulama açısından eksiklikler, olimpiyatlara sporcu yetiştirilmesi,
Türkiye’deki antrenörlük sistemi
ve federasyonların yapıları gibi
konular görüşüldü. Türk sporunun
sorunlarının belirlendiği ve çözüm
önerilerinin ele alındığı komisyonlarda, sporla ilgili mevzuatlar,
sahadaki uygulamalar, idare ve
federasyon ile kulüplerin yapılarındaki eksiklikler, fazlalıklar ve
düzeltilmesi gerekenler tartışıldı.
Ayrıca federasyon başkanları,
spor kulüpleri ve milli sporcular
branşlarına dair eksiklikleri ve
beklentilerini ilgili kişilerle birebir
paylaşma imkanı buldu.
“Çalıştayda bütçe
konuşulmayacak”
Çalıştayın açılışında konuşan
Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, çalıştayda bütçe konusunun ele alınmamasını isteyerek,
çalışmanın ana amacının öncelikle
bir yol planının ve hedefinin ortaya konulması olduğunu vurguladı.
Sorunun bütçe olmadığını dile
getiren Bakan Çağatay Kılıç, “Türkiye maddi kaynakları karşılayabilecek güçte. Bizim asıl sorunumuz
bütçenin doğru kullanılması, doğru yere gitmemesi ve tesislerin,
yatırımların istenilen düzeyde verimli kullanılamaması. Biz bu çalıştayda bütçeyi konuşmak yerine
tesisleri nasıl doldururuz, onları
nasıl verimli kullanabiliriz bunları
değerlendireceğiz” dedi. Çağatay
Kılıç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Herkesin özgürce görüşünü dile
getirebildiği bir
çalışma oldu”
Türkiye Spor Yazarları
Derneği As Başkanı
Nezir Önal:
"Fikirlerin çatıştığı, herkesin özgürce görüşünü
dile getirebildiği bir çalışma oldu. Çok sayıda
komisyon vardı ve bu
komisyonlarda sporumuzla ilgili çok önemli
fikirler ortaya konuldu.
Elde edilen fikirler
teoride kalmamalı ve
hayata geçirilmeli. Bu
konuda Sayın Bakanımızın, çalıştaydan elde
edilen sonuçları pratiğe
dökeceğinden eminim.”
“Elimizi taşın altına koyduk, bedenimizi de koymaya hazırız”
“2016 ve 2020 olimpiyatlarında
neler yapacağız? Çalıştay ile bunları
somut olarak ortaya koyacağız. Federasyonların görev alanları ile ilgili
projeksiyonlar neler, bunları öğreneceğiz ve hedeflerimizi belirleyeceğiz. Sporla ilgili bütün sorunların
ve önerilerin açık bir yüreklilikle
müzakere edilmesini istiyorum.
Buradan çıkacak sonuç bildirgesinin
içindeki ana başlıklar, sporumuzun
geleceği ile ilgili konulara ışık tutmalı. Biz elimizi taşın altına koyduk,
bedenimizi de koymaya hazırız. Ama
sizlerden de rica ediyorum, elinizi o
taşın altına koyun.”
Çalıştayda, katılımcıların önerileri
ve eleştirileri ile gerçekleştirilen komisyon çalışmalarının sonunda elde
edilen veriler rapor haline getirildi.
Gençlik ve Spor Bakanlığı, bu raporları değerlendirerek bildiri haline getirecek ve bu bildiri spor çalışmalarında
yapılan planlamalarda ve ilgili toplantılarda yol haritası olarak kullanılacak.
KASIM 2014
15
Haber
Bir Çınar Gibi…
Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın hayata geçirdiği Tecrübe Konuşuyor Projesi, spordan sanata, alanında uzman isimleri gençlerle bir araya getiriyor.
16
KASIM 2014
Doğukan Gezer
Yurdun dört bir yanında
yapılması planlanan ve
Artvin’in ilk durak olduğu
projeye, Amasya, Uşak, TOKAT,
Konya, Samsun, Ardahan,
SAKARYA, Erzincan ve Elazığ
illeri ev sahipliği yapıyor.
Bu kapsamda Karikatürist
Salih Memecan’dan müzisyen
Murat Kekilli’ye, şair İbrahim
Sadri’den Milli güreşçimiz
Taha AkgüL’e, Milli motor yarışçımız Kenan Sofuoğlu’ndan
yazar Rasim Özdenören’e dek
çok sayıda isim, gençlerle
buluşacak.
Uzaklardan bakıldığında heybetiyle,
dalları ve budaklarına yaklaşıldığında ise
güven verici yönüyle çınar ağaçları, her
daim insanlara benzetilmiştir. Özellikle
dolu dolu bir hayat yaşayan isimler, tıpkı
bir çınar gibi anlatır, aktarır yaşadıklarını
geleceğe… Ülkemizde de spor, sanat ve
bilim dünyasında tecrübeleri tıpkı bir
çınar gibi dallanıp, budaklanmış olan bir
çok isim bulunuyor. “Tecrübe Konuşuyor
Projesi” de tam da bu noktadan hareketle
bu isimleri bir araya getiriyor ve gençlerin
bu tecrübelerden faydalanmasını amaçlıyor.
Bu kapsamda Artvin’de başlayan etkinlikleri Amasya ve Uşak takip ederken,
ses santaçısı Uğur Işılak, milli güreşçimiz
Rıza Kayaalp, karikatürist Salih Memecan
ile milli basketbolcumuz Nevriye Yılmaz
gençlerle bir araya geldi.
Gençlerle bir araya gelerek tecrübelerini aktardıklarından dolayı büyük
bir onur duyduklarını dile getiren usta
isimler, gençlerin geleceklerine yön verebilmek için merak edilen her soruyu
yanıtladıklarını belirtiyor.
Nefesler Tutuluyor, Tecrübeler Konuşuluyor
Programlar sırasında tanınmış isimlere
kulak kabartan gençlerin ilgisine Gençlik
Spor Dergisi olarak tanıklık ettik.
Her biri heyecanlı olan gençler anlatılan her anıyı zihinlerinin bir köşesine
not ediyor, verilen öğütleri uygulamaya
koymak için kolları sıvıyor. Programlara
katılım üst seviyelerde seyrederken, meslek hayallerinin, merak edilen soruların,
tanınmış isimlerin, eğitim yaşamlarının
yüklü olduğu düşünce bulutları geziyor.
Etkinliklerin ardından kendileri için
oldukça değerli saatleri geride bıraktıklarına işaret eden genç katılımcılar, gelecek
yaşantıları için altın değerinde öğütler
aldıklarını söylüyor.
Programlar, yurdun dört bir yanında
bulunan Gençlik Merkezleri’nde, Kredi
ve Yurtlar Kurumu’na bağlı yurtlara ve
Bakanlık Konferans Salonu’nda düzenlenmeye başladı.
Projede motor sporlarından güreşe, karikatürden sesli sanatlara kadar
alanında tanınan çok sayıda isim katılıyor. Bu kapsamda karikatürist Salih
Memecan’dan müzisyen Murat Kekilli’ye,
şair İbrahim Sadri’den milli güreşçimiz
Taha Akgül’e, milli motor yarışçımız Kenan
Sofuoğlu’ndan yazar Rasim Özdenören’e
dek çok sayıda isim, gençlerle buluşacak.
Düşünceler, Hayaller
ve Öğütler…
KASIM 2014
17
Röportaj
Genç mucitler
iş başında
kendi tasarladıkları ve ürettikleri elektrikli ve güneş enerjili araçlarla TÜBİTAK’ın 2013 YILInda düzenlediği “Alternatif Enerjili Araç
Yarışması”nda ikincilik ve dördüncülük kazanan ODTÜ ROBOT TOPLULUĞU,
İTÜ’nün düzenlediği robot yarışmalarından ise birincilik ve ikincilikle
döndü. Artık kendilerini uluslararası arenada göstermek istiyorlar.
Flaşör; pil sıcaklığı artarsa
devreye girip uyarmak
amaçlı tasarlanmıştır.
iki kişilik
ergonomik
tasarım
Özel üretim süspansiyon
sistemleri
Dayanıklı şasi
Özel üretim koltuk ve pedallar
Şehir şebekesinden şarj imkanı
bulunmaktadır.
180 kg sürücüsüz ağırlık.
18
KASIM 2014
Özel üretim motor
yuvası bulunmaktadır.
60 kilometrede 1 tl 15
kuruşluk enerji harcıyor.
Tekerin Çapı; 16 inç,
Aracın uzunluğu; 3.5
metre
3kw/s lik li-ion piller(tübitak
sınırlandırması)
bu pille 120 km menzil(artabilir)
90.000tlilk bütce
Yüksek verim güneş
enerjili paneller (satın
alınabilecek en yüksek
verimli paneldir)
155 kg sürücüsüz ağırlık
ODTÜ Robot Topluluğu 14 sene önce 5
- 6 öğrenci tarafından kuruldu, ilk yarışmalarına sadece iki proje katıldı. Bugünse bine yakın yarışmacıyla ODTÜ Robot
Günleri’nin ev sahipliğini yapan, TÜBİTAK ve diğer birçok yarışmada ödüller
kazanan bir topluluk. Her yıl yenilerin
eklendiği kadroyla, yenilenen yarışma
kategorileriyle ve fikirleriyle yeni projeler üretmeye devam ediyorlar.
Plan tahtalarında her şey hazır
Bodrum katına kurulmuş bir atölye,
girişte elektrik enerjili ve güneş enerjili
iki araba, odadaki raflarda ise ödüller
karşılıyor gelenleri. Ortada uzun bir
masa ve hemen arkasında tempolu
çalışılan gecelerde birkaç saat mola
vermek için bir çift çekyat; duvarda ise
bir plan tahtası var. Tahtada 2015 yılının
tüm çalışmaları hazır.
ODTÜ Robot Günleri Koordinatörü Furkan
Doğramacı hepsini tek tek anlatıyor:
“Sürekli aynı şeyleri yapmaktansa
yeni bir şeyler ortaya koymayı misyon
edindik. İlk defa böyle bir robot yarışmasını oluşturarak diğer üniversitelere
öncülük eden bir topluluğuz. Yeni bir
şeyler ortaya çıkarmak için çalışıyoruz.
Bu senede iki yeni kategori gelecek. Bunlardan biri labirent çözen; bu
kategoride robotun labirent çözme
algoritması geliştirmesini istiyoruz.
Diğeri ise renk ayrımlı çöp toplayan kategorimiz. Bunda ise piste dağılmış dört
renkli disklerimiz oluyor ve robotlardan
onları doğru yerlere götürmelerini
bekliyoruz.”
Hem araba hem robot yapmak
kolay iş değil
“Bir yandan robotla diğer yandan arabayla bir de organizasyonla uğraşmak
kolay olmuyor. Yeni gelen arkadaşlara
robot eğitimi veriyoruz ve sonrasında
İTÜ’nün düzenlediği yarışlara katılıyoruz. Önceki sene yangın söndüren
robotumuz İTÜ’de birinci, merdiven
çıkan robotumuz ikinci oldu. Kendi koyduğumuz her kategori için biz de illa ki
bir robot yapıyoruz.”
Geçen sene TÜBİTAK Yarışlarında
ikincilikle ayrıldıkları elektrikli arabayı
anlatan 2015 Araba Koordinatörü Çağlar Pınar, “Biz 1.5 kw saatlik bir enerji ile
yarış koşullarında 60 km yol katettik.
Yaklaşık 1 lira 15 kuruşa 60 km tamamladık. 2 kişilik, 4 tekerlekli, 4 saat içinde
şarj olabilen, şarj kapasitesi arttırılabilen bir araç yaptık. Bizim çıkış noktamız
şehir içinde insanların ikinci aracı olabilecek bir araç üretmek. İnsanlar bizden
biraz daha ticari bir araç bekliyor ama
bu bir öğrenci topluluğunun yapabileceğinin çok üstünde bir şey. Biz sadece
mühendislik altyapısı nasıl üretilebilir,
nasıl kullanılabilir onu oluşturuyoruz.”
“Usta-çırak ilişkisi var”
Hazırlık sınıfındaki mühendislik öğrencilerini fakülteye adım atmadan topluluğa
alarak işleyişi, çalışmaları anlattıktan
sonra bünyelerine dahil ediyorlar.
Yeni ve eski üyelerle her sene başarılarını artırarak ilerlediklerini söyleyen
ODTÜ Robot Topluluğu Başkanı Berkay
Baykara, topluluğun ilerleyişini şöyle
anlatıyor:
“3-4 sene önceki toplulukla şimdiki
halimiz arasındaki farkı ben de çok net
görebiliyorum. Benim geldiğim ilk sene
bir araba yapmıştık, biz bile memnun
değildik. Ertesi sene yapılan araç 3-4
seviye atlamıştı, bu sene çağ atladı. Gitgide kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz.
Bunu yaparken de mezun olanlar alttan
gelenlere her şeyi öğreterek gidiyor. Bir
usta çırak ilişkisi var.”
—Fotoğraf: Ali Balıkçı
Seda Peker
Güneş oldukça ortalama 90 km/s hızla hiç
durmadan gidebilme
imkanı
Başarı için fedakarlık şart
Dünyada başarısını kanıtlamış bir teknik
üniversitede okuyup başarılı projeler
üretmek fedakarlık istiyor. Mezunlar işlerinden, öğrencilerse derslerinden feragat
etmek durumunda kalabiliyor. Başkan
Berkay Baykara toplulukta dördüncü yılını
tamamlarken ilk kez bu yaz üç haftalık
tatil yaptığını söyleyerek yoğun çalışma
tempolarını anlatıyor:
“Yarıyıl tatilinde en fazla 2-3 günlük
aile ziyaretlerimiz oluyor. Gece mesailerimizde sabah 9’dan bazen gece 2’ye kadar
burada kalıp çalışıyoruz. Yaz aylarında
yerde ya da çekyatlarda yatıyoruz. Buradaki herkes kız arkadaşından, ailesinden,
evinden fedakarlık gösteriyor.”
Kimi mezunlar var ki hala aklı fikri
toplulukta. İş çıkışlarında gelip geceyi
ofiste geçirenler de maddi destekle genç
arkadaşlarının arkasında duranlar da var.
Yurtdışı için biraz destek…
Bu sene hedefimizi değiştirdik, gelecek
sene için Mayıs ayında Hollanda’da yapılacak yarışa yönelik bir araç yapıyoruz.
Bu yıl içinde elimizdeki aracı modifiye
ederek, revize ederek tekrar yarışa katılacağız. Türkiye içinde yeterince tecrübe
edindik. Tabii yurtdışına katılmak için
destek almamız gerekiyor.”
KASIM 2014
19
Dosya
Devşirme değil
bu toprakların şampiyonları
Grafik: Yunus Aslan
20
KASIM 2014
Milli forma altında ter döken Elvan Abeylegesse,
Natalia Nasaridze, Lara Sanders, Ali Kaya, İlham
Tanui Özbilen ve Natalia Hanikoğlu ile devşirme
sporcu olma ve ay-yıldızlı bayrağı uluslararası
arenada taşıma sürecini Gençlik Spor Dergisi
olarak masaya yatırdık.
KASIM 2014
21
Doğukan Gezer
Dosya
Dünyanın her ülkesinde görülen devşirme
sporcu yönteminin örnekleri ülkemizde de var.
Türkiye’de yaklaşık 6 bin 500 lisanslı devşirme
sporcu bulunuyor ve bu sporculardan 800’e
yakını faal spor hayatına devam ediyor. Dünyada genel itibariyle 14 ülkenin etkin bir şekilde
faydalandığı bu sistemi kendi tabirleriyle: ‘Devşirme değil, Türk sporculardan’ dinledik…
“77 milyonun temsilciyim ve başarımı onlarla paylaşıyorum”
Elvan Abeylegesse… Hiç şüphesiz ki birçoğumuzun ismini işittiğimizde gurur duyduğumuz bir isim. Türk atletizmine olimpiyatlardaki ilk gümüş madalyayı kazandıran,
Türkiye ve Avrupa rekoru sahibi Etiyopya
asıllı Milli orta ve uzun mesafe koşucumuz.
Türk vatandaşı olduğundan itibaren ülkemizin asli unsuru olduğuna ve hemen bayrağımızı benimsediğini anlatan Elvan, elde ettiği
her başarının ülkemizin tanıtımında büyük bir
etkisi olduğuna ve aynı zamanda genç sporcular için de örnek teşkil ettiğine inanıyor. Elvan,
milli formayı giydiğinde kendisini 77 milyonun
temsilcisi olarak gördüğünü ve elde edilen
başarısını milyonlarla paylaşmanın onur verici
olduğunu dile getiriyor.
“Askere de gideceğim”
Kenya asıllı milli uzun mesafe koşucumuz Ali
Kaya, doğduğu köyde amatör bir sporcuyken
keşfedildiğini ve ilk profesyonel yarışlarına
ülkemizde ay yıldızlı formayla çıktığını anlattı. Kaya, Türkiye’de askerlik görevini yerine
getirmek istediğini ve kendisini devşirme
değil Türkiye’de yeniden doğan ‘Ali Kaya’
olarak gördüğünü söyledi.
2013 Avrupa Gençler Şampiyonası’nda
Kros, 5.000 ve 10.000 metre dallarında
şampiyon olan ve bu üçlemeyi tarihte
yapan ilk sporcu unvanını kazanan Kaya,
2014 Avrupa Şampiyonası’nda da 10.000
metrede üçüncü olarak bu dereceyi elde
eden en genç sporcu oldu.
Milli formayı her giydiğinde çok mutlu
olduğunu ve kendisine kucak açan ülkemizin
bayrağını en yüksek noktalara taşımak istediğini dile getiren Ali Kaya, terinin son damlasına
kadar milli forma için savaşacağını söyledi.
“Devşirme değil, yurtdışı
doğumlu bir Türk sporcuyum”
Kenya asıllı milli orta mesafe koşucumuz İlham
Tanui Özbilen, ilk olarak kendisini devşirme
olarak değil yurtdışı doğumlu bir Türk sporcu
olarak tanımladığına dikkati çekiyor ve “Bayrağımızdaki kırmızı rengin, onun için canını feda
eden şehitlerimizin kanı olduğunu bilerek geldim. Bu formayı taşımanın nasıl bir sorumluluk
gerektirdiğini anladım. Belki her zaman başarılı
22
KASIM 2014
olamayabilirim ancak her zaman ülkeme saygı
ve disiplin içinde sporumu yapacağım” dedi.
2012 Dünya Salon Şampiyonası’nda
ikinci, 2012 Londra Olimpiyat Oyunları’nda
finalist, 2013 Akdeniz Oyunları’nda 800 ve
1.500 metrede şampiyon, 2013 Avrupa Salon
Şampiyonası’nda ikinci olan Özbilen, doğduğu
ülkeye karşı sık sık yarıştığını ama onları sadece rakip olarak gördüğünü de vurguladı.
“Türkiye kapılarını bana açtı ve
rüyalarımı gerçekleştirdim”
Gürcü asıllı Milli okçumuz Natalia Nasaridze,
Prof. Dr. Uğur Erdener’in teklifiyle Türkiye’ye
gelen ve bir yıl sonra Türk vatandaşı olan bir
isim. Nasaridze o yılları şöyle anlatıyor:
“Bayrağımızdaki
kırmızı
rengin, onun
için canını
feda eden
şehitlerimizin
kanı olduğunu
bilerek geldim.”
“Sovyetler yaşanan sıkıntılar Milli takımımıza da yansımıştı. Sovyetler Milli Takımı
dağılınca, büyük hayaller kurduğum okçuluktan
kopacağımı düşündüm. Fakat öyle olmadı. Türkiye kapılarını bana açarak, imdadıma yetişti ve
bu topraklarda rüyalarımı gerçekleştirdiğim bir
spor kariyerine imza attım.”
Milli takım formasıyla çıktığı ilk karşılaşmalarda büyük bir heyecan yaşadığını ve o zaman
yaşadıklarını şu an bile tarif edemediğini dile
getiren Nasaridze, takım arkadaşlarının kendisine büyük kolaylık sağladığını ve Türkçe’yi de
kamp yaşamında öğrendiğini söyledi.
Çok sayıda uluslararası spor organizasyonuna katılan Nasaridze, 1995 ve 1997’deki Dünya
Şampiyonaları’nda üçüncü, 1996’da Avrupa
Şampiyonası ve Akdeniz Oyunları’nda birinci,
2000’de Avrupa Şampiyonası ve Avrupa Salon
Şampiyonası’nda ise şampiyon oldu. Milli sporcu
ayrıca Avrupa rekoru kırdığı 1995 ve 1998 Grand
Prix turnuvalarında aldığı 1354 puan ile Türk
okçuluk tarihine de adını altın harflerle yazdırdı.
Eski takım arkadaşlarıyla uluslararası
organizasyonlarda karşı karşıya geldiğini anlatan Natalia Nasaridze, “Bu gibi
durumlarda profesyonelliği elden bırakmıyordum. Müsabaka öncesi çizginin geri-
sindeyken arkadaş olduğumuz için hasret
gideriyor, çizgiye geldiğimizde ise sadece
rakip olarak birbirimize bakıyorduk” dedi.
“Rusya’ya karşı oynamak
benim için inanılmazdı”
Rus asıllı Milli voleybolcumuz Natalia Hanikoğlu, 2003 Avrupa Voleybol
Şampiyonası’nda ikincilik heyecanı yaşayan
kadroda yer alan bir isim.
Spora adım attığı ilk yıllarda Rus Milli
Takımı’nın formasını giyen, sonrasında
Kocaelispor’a transfer olan ve Türk Milli
Takım formasıyla buluşan Hanikoğlu, o
süreci şöyle anlatıyor:
“Türkiye’ye geldiğim andan itibaren
sıcak bir ortamla karşılaştım. Hiç yabancılık çekmediğimi de söyleyebilirim. Bunun
sonrasında Milli Takım, tek kişilik devşirme
sporcu kontenjanını benden yana kullandı ve
başarı dolu bir spor serüveninde yer aldım.”
Rus Milli Takımı’nın ‘yenilmez’ olduğu bir
dönemde 2003 yılındaki şampiyonada Milli
formayla Rusya’ya karşı oynadığını ifade eden
Hanikoğlu, “O maç benim için gerçekten inanılmazdı. Tamamen maça konsantre olarak mücadele ettim. Ve 3-1’lik önemli bir galibiyet aldık.
Ama çocuklarıma anlatacağım bir anı olmuştu
bu karşılaşma” şeklinde konuştu.
“Devşirme yöntemi Milli Takımlara fayda sağlıyor”
ABD asıllı Lara Sanders, A Milli Kadın Basketbol Takımımız ile 2014 FIBA Kadınlar Dünya
Şampiyonası’nda ter döktü. Türk vatandaşı
olmadan önce ülkemizde 3 sene oynadığını
ve kolaylıkla Milli formayla buluştuğunu dile
getiren Sanders, “Birçok Avrupa ülkesinde
devşirme yöntemiyle sporcular yaşadıkları
ülkenin milli formasıyla buluşabiliyor. Bence
takımda devşirme oyuncuya sahip olmak,
Milli takıma fayda sağlayacak bir husus”
şeklinde konuştu. Sanders, doğup büyüdüğü
ABD’ye karşı mücadele etmenin kendisini rahatsız etmeyeceğini belirterek, “Ben Türküm
ve Türkiye için oynuyorum” dedi.
“Turist gibi ülkemize gelen sporcular yetiştirmiyoruz”
Elvan Abeylegesse, Ali Kaya ve İlham Tanui
Özbilen gibi sporcuların Milli formayı giymelerini sağlayan Önder Özbilen, sporcuların
Türkiye’yi tanıyıp, sevmesinin ilk koşul
olduğunun altını çizdi. Özbilen, sporcuların
aileleriyle de yakın temasta bulunduğunu
ve bayrağımızın değerini onlara anlattığını
belirterek, “Turist gibi müsabakadan müsabakaya formamızı giyen bir sporcu değil,
aksine örf ve adetlerimizi bilen sporcular
yetiştirmeye önem gösteriyoruz” dedi.
Devşirme sporcu
yöntemi, hemen
hemen dünyanın
her ülkesinde görülüyor. Özellikle
Avrupa’da yaygın
olan bu yöntemin
en önemli uygulayıcılarından
biri de Almanya.
2014 FIFA Dünya
Kupası’nın sahibi
Almanya milli takımında halen 11
yabancı uyruklu
futbolcu bulunuyor. Brezilya,
Nijerya, Gana,
İspanya, Tunus,
Fas, Polonya,
Bosna Hersek kökenli futbolcuların
yanı sıra Alman
milli Takımında
Türkiye kökenli
Mesut Özil ve
Serdar Taşçı da
yeralıyor.
KASIM 2014
23
Röportaj
“ulus için
Güreşi seven
“
güreşmeye
karar verdim
Şenay Güner
Elif Jale Yeşilırmak, Rus asıllı bir
Türk. Özbekistan’da düzenlenen Dünya Şampiyonası’nda kazandığı madalya ile Türk spor tarihine geçti. Ancak
Onun hikayesi diğer devşirme sporculardan biraz farklı. Yeşilırmak, Türk
vatandaşlığına geçmekle yetinmeyip,
kendisine yakın ve samimi bulduğu
Müslümanlığı seçti.
24
28 yaşındaki Elif Jale Yeşilırmak, Rus asıllı
bir Türk. Bu topraklarımızda doğmasa da o
kendini bir Türk gibi hissediyor. Her fırsatta
Türkiye’den “Benim sevgili ülkem” diye bahseden Yeşilırmak, Türk vatandaşlığına geçmekle
de kalmadı, kendine yakın hissettiği bir din
olan İslamiyet’i de seçti.
Güreşe nasıl başladınız?
18 yaşımdayken erkek kardeşimin sayesinde
güreşle tanıştım. O beni yetiştirdi fakat profesyonelce değildi ama profesyonelliğe onun
sayesinde adım attım. Güreş benim hayatım.
KASIM 2014
“Güreşi Seven Ulus İçin Güreşiyorum”
Türk vatandaşı olmaya nasıl karar verdiniz? Bu konuda destek gördünüz mü?
Güreşi seven bir ulus için güreşmeye karar verdim. Sonrasında Türkiye’yi seçmek
benim için kolay oldu. Güreşin olduğu
milletler hakkında çok şey biliyorum. Türkiye, İran, Amerika ve Rusya gibi ülkeler
hakkında bilgim var. Türkiye’deki insanlar
güreş ile çok ilgileniyorlar. Güreş ülkenin
en iyi ve en başarılı sporlarından biri. Bu
sebeple Türkiye’den Rusya geçmişi olan
bir koç ile iletişime geçtim. Eylül 2011 yılında Türk vatandaşı oldum.
İslamiyet’i seçti
Türk vatandaşlığının yanısıra İslamiyet’i
de seçmenizin nedeni nedir?
Benim İslamiyet’e geçişim biraz ilginç bir hikayeye dayanıyor. Moskova’da İslami bir okulu
ziyaret etmiştim. O okulda misafir olarak girdiğim bir derste İslamiyet hakkında bir çok bilgi
edindim. Bana mantıklı ve samimi geldi. Kendime yakın hissettim. Sonra da din değiştirerek
Elif Jale Yeşilırmak,
Özbekistan’da kazandığı bronz
madalya ile dünya şampiyonalarında
madalya kazanan ilk kadın güreşçi olarak
Türk spor tarihine geçti. 2012 yılında aldığı
Avrupa üçüncülüğüyle kadın güreşinde uluslararası platformda kazanılan ilk madalyanın sahibi
olma ünvanını da elinde bulunduran Yeşilırmak,
2012 Londra Olimpiyatları’nda yer alan ilk
Türk kadın güreşçi olma başarısını da gösterdi. Yeşilırmak ayrıca, 2012 Akdeniz
Oyunları şampiyonu olmuştu.
müslüman oldum.
Türk vatandaşı olmadan “Yuliya Guramievna
Rekvava” ismini kullanıyordun, neden Elif
Jale Yeşilırmak ismini seçtin ?
Türk olduktan sonra tamamen Türkçe’yi yansıtan
bir isim istedim. Ve daha öncesinde de duyup
beğendiğim Elif ismini tercih ettim. Etrafımdakiler de Jale ve Yeşilırmak soyadını takmışlardı.
Mutluyum bu isimle ve artık bunu kullanıyorum.
“Keşke Önceden Türkiye için
Güreşseydim”
Türkiye hakkındaki düşünceleriniz neler?
Türkiye’yi çok seviyorum, insanlar çok kibar.
Ülkeye madalya ile döndüğümde takdirlerini
gerçekten gösteriyorlar. Hatta daha önceden Tür-
kiye için güreşmek isterdim. Türkiye’nin iklimini
ve yemeklerine de bayılıyorum. Burada kendimi
gerçekten iyi hissediyorum, yabancılık çekmiyorum. Sanki hep bu ülkenin vatandaşıymışım gibi…
Eksik olan tek şeyim dil onu da öğrenmek için
çabalıyorum.
“Benim Sevgili Ülkem”
Türk Kadın Güreşi adına tarihi başarılara
imza atıyorsunuz bunun için neler söylemek istersiniz, bu başarılarınız size neler
hissettiriyor?
Benim yeni sevgili ülkem Türkiye için Avrupa ve
dünya şampiyonasında bronz madalya kazandım.
2012 yılında gerçekleşen Londra Olimpiyatlarına
katılmak hayatımdaki en harika tecrübeydi.
Özbekistan’daki şampiyonayı değerlendirir
misiniz?
Dünya Şampiyonası’nda madalya kazanacağımdan emindim. Yarı finaldeki maçımdan tamamen
mutlu değilim. Daha iyisini yapabilirdim diye
düşünüyorum. Dünya Şampiyonası’nda bronz
madalya kazanmak kötü bir sonuç değil fakat
kendimden daha iyisini bekliyordum.
“Hedefim Türkiye’ye Bir İlk Daha
Yaşatmak”
Hedefiniz nedir?
En büyük hedefim 2016 Rio olimpiyatlarında
madalya almak ve olimpiyatlarda madalya alan
ilk Türk güreşçi olmak. Ülkeme ve kendime bir ilk
daha yaşatmak, tarihe geçmek istiyorum.
KASIM 2014
25
Haber
Zirveden platoya
pedalladı rekor kırdı
Alperen Kıvılcım, “downhIll”, yani yokuş aşağı bisikletle iniş
sporuna başladıktan sonra hedef olarak Ağrı Dağı’nı seçti ve
iki yıl süren çalışmalarını tamamladıktan sonra hayalini gerçekleştirdi. Türkiye’de Bir ilke imza atan Kıvılcım’ın yeni hedefi
ise Afrika’daki Kilimanjaro Dağı. Haber: Seda Peker
Zirveye çıkmak herkesin arzusudur ama
zirveden inmek hep korkutur. Fazlaca sabır, zaman ve enerji gerektiren tırmanışın
sonunda zirvede kalmak da çıkmak kadar
zordur. Ama downhill (bisikletle yokuş
aşağı iniş) sporcusunun amacı, çıkılan zirveden en iyi şekilde inmektir. 24 yaşındaki
Alperen Kıvılcım da o sporculardan biri.
Türkiye’de çok fazla bilinmeyen bu sporu ilk
kez televizyonda gördü ve antrenmanlara
başladı.
Kıvılcım hedefini Ağrı Dağı olarak belirledi. Türkiye’nin en yüksek dağını seçti
kendine ve iki yıl boyunca hazırlandı. Ağustos ayında da bisikletine binerek zirveden
aşağı bıraktı kendini.
Alperen Kıvılcım, adrenalin dolu Ağrı
inişini Gençlik Spor Dergisi’ne anlattı.
Türkiye’de çok fazla bilinmeyen bu sporla
ilk nasıl tanıştınız?
İlk kez Haziran 2012’de bir Downhill Dünya
Şampiyonası’nı baştan sona izledim ve
kendimi buldum. 2005-2010 yılları arasında
dağ bisikleti ve 2010-2012 yılları arasında
ise yol bisikleti sporuyla ilgilendim. Bisikletin yanısıra fitness, Motocross, scuba
diving, sky diving, atletizm, dağcılık, buz
pateni, kayak gibi sporlarda da kendimi
ilerlettim. Fakat 2012 senesinde “İşte
benim yaşlanana kadar yapacağım spor”
diyerek başladım downhille.
Ağrı Dağı’na tırmanırken neler yaşadınız
ve neler hissettiniz?
Normalde 4 gün süren bir
tırmanıştı. Ben
bu sü-
26
KASIM 2014
reyi kısaltmak zorundaydım ve herhangi
bir aksilik olmaması için solo tırmanışlar
yaptım. Tırmanış sürecinde yoğun sis ve kar
içinde kaldığım zamanlar oldu ve o anlarda
gerçekten korktum. Ağrı Dağı büyük uçurumlara sahip ve yanlış bir adım sonunuz
olabilir. Normalden 17-18 kg daha ağır yüküm olduğu için 4 bin 200 metreden 5 bin
137 metreye tırmanış oldukça uzun ve zor
oldu. Zirveye bisikletle ulaştığımda yoğun
bir adrenalin hissiyle doldum ve tırmanışta
hissettiğim bütün acı, yorgunluk bir anda
yok oldu. İki yıldır hayalini kurduğum 5 bin
137 metrelik Ağrı Dağı’nın zirvesinde bisikletimin üzerindeydim.
“Defalarca tekrarlamak
isterdim”
Zirvede saatlerce kalmak isterdim fakat çok
soğuk ve yoğun sis kaplıydı. Sisin geçmesini
beklerken soğuktan korunmak için bir saat
boyunca bisikletimle birlikte uzandım. O
anı hiç unutamayacağım, gerçekten çok
korkutucuydu. Nihayetinde sis dağıldı ve
inişe başladım. En keyif aldığım ve defalarca tekrarlamak istediğim, zirveden platoya
buzul inişti.
Bu inişin en zorlu kısmı 4900-4200
metre arasıydı yüzde 40 ila 60 dereceye
varan zorlu kayalık inişleri vardı. Uzun
süren inişten sonra üzerimde hiçbir yorgunluk
yoktu. Herhalde uzun süredir hayalini
kurduğum bir amacı gerçekleştirmek, acıya
karşı duyarsız kılıyordu.
Ağrı Dağı’ndan sonra yeni bir hedef var mı?
Bundan sonraki hedefim Afrika’nın en yüksek dağı olan 5 bin 900 metrelik Kilimanjaro Dağı ve downhill bisikletiyle 100 metre
derinliğe tüplü dalış yapmak. Ama bunun
için güzel kayalıklı bir su altı zemini seçmek
gerek. Tabii ki bu inişler oldukça masraflı
olduğu için şimdilik sponsor arayışındayım.
Henüz çok fazla bilinmeyen bu spora
yeni başlamak isteyenlere önerileriniz
nelerdir?
Downhill sporuna başlarken her şeyden
önce korumalıklar en önemli unsurdur.
Ayrıca downhill sporu, özel bisiklet ile yapılmalıdır. Bu bisiklet diğer bisikletlere göre
daha sağlamdır ve donanımı dayanıklılık
üzerine yapılmıştır. Bisikletten önce full
face kask ve diğer tüm vücut korumalıklarını alsınlar. Sakatlanmadan bu spora devam
edebilmek her şeyden önemli.
“Defalarca tekrarlamak isterdim”
Zirvede saatlerce kalmayı düşünüyordum
fakat çok soğuk ve yoğun sis kaplıydı. Sisin
geçmesini beklerken soğuktan korunmak için
bir saat boyunca bisikletimle birlikte uzandım.
O anı hiç unutamayacağım, gerçekten çok
korkutucuydu. Nihayetinde sis dağıldı ve inişe
başladım. En keyif aldığım ve defalarca tekrarlamak istediğim, zirveden platoya buzul inişti.
KASIM 2014
27
Dosya
Hayata
kulaç atıyorlar
Engellerini yüzerek aşan birbirinden farklı
hikayelere sahip mükemmel sporcular onlar.
Hepsinin öyküsünden dersler çıkartabiliriz.
İçlerindeki fırtınanın şiddetini yüzlerine baktığımızda asla anlayamayız. çünkü hayata hepimizden farklı gülümsüyorlar. Onlar, yaşam savaşlarını karada değil, suda veriyorlar…
—Haber: Şenay Güner / —Fotoğraf: Ali Balıkçı
28
KASIM 2014
KASIM 2014
29
M
US
TA
FA
SA
R
Dosya
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Bedensel Engelli Milli Yüzücüler. Onlar,
hayata küsmek yerine yaşama daha
sıkı bağlandılar. Kimi engelini kabul
etmedi, kimi de engelli yaşamanın
sırrını çözdü. Bazısının kolu, bazısının bacağı yok. Kimi doğuştan,
kimi sonradan engelli olmuş. Onlar
bedensel eksikliklerini madalyalarla tamamlamış birer kahraman.
Haftanın 6 günü havuzun içinde
koşmanın tadını çıkartan bedensel
engelli milli yüzücülerin hikayelerini
bu satırlarda bulabilirsiniz.
107 Kilodan Şampiyonluğa
Doğuştan engelli 17 yaşındaki Mustafa Şar’ın bir kolu yok, diğeri ise
dirseğinden itibaren yok, sadece iki
parmağı var. “Ben okulda arkadaşlarımdan daha hızlı yazıyorum” diyor. R’leri söyleyemiyor ve soyadını
tekrarlarken, “Harfleri size kodlamam lazım yoksa Şav diye anlaşılır”
derken gülüyor.
Yüzmeyle tanışmadan önce ailesi onu kendini korumayı öğrensin
diye kareteye göndermiş. 4 yıl önce
İBB’nin düzenlediği bir etkinlikte
yüzme sporunu yapabileceğini öğreniyor ve hayatı değişiyor. Mustafa, yüzmeye başlamadan önce 107
kilo, şimdi ise 72 kilo olduğunu ve
hayatının nasıl değiştiğini anlatıyor:
“Buradaki arkadaşlarımı görünce bende güçlenmek, zayıflamak istedim. Önceden tek başıma
giyinemiyordum, ayağıma bile yetişemiyordum. Hareket kabiliyetimi
arttı, tek başıma yaşayabiliyorum.
Spor yaptığında daha çok saygınlık
30
KASIM 2014
kazanıyorsun. İnsanların size bakış
açısı değişiyor. Daha önce İstanbul
dışına çıkmamıştım, yurt dışında
bir çok maça gittim. 13 saat uçtum.
Uluslararası Paralimpik Yüzme
Şampiyonası’nda 3 altın madalya
kazandım. Şimdi sırada Dünya
Şampiyonası var. Beden eğitimi
öğretmeni olup sporu sevdirmek
istiyorum.”
Korkusunu Yendi
Şampiyon Oldu
Doğuştan engelli 17 yaşındaki
Muhammet Ali Aydın’ın iki ayağı
ampute ve bir kolu yok. 3 ay önce
başladığı yüzmede girdiği iki turnuvada da şampiyon olmuş. Çok hızlı
ilerlemiş ve herkesi kendine hayran
bırakmış. Muhammet’in ilginç bir
hikayesi var. O şampiyon olacağı
havuza girmeden önce sudan çok
korkuyormuş. “Suyu seviyordum
ama korkum vardı. Hep yüzmek
isterdim, buraya gelene kadar hiç
cesaret edemedim. İlk havuza girdiğimde duvara tutuna tutuna geziyordum” diyor. Muhammet, aynı
zamanda gösteri bisikleti kullanıyor
ve vücut geliştirme yapıyor.
“Protezlerimi ilk 2 yaşında takmışlar. O zaman anlamışlar yardım
almadan hayatımı sürdüreceğimi.
Koltuk değneklerini reddetmişim.
Düşe kalka öğrendim protezlerle
yürümeyi. Çok hareketli bir çocuktum bu ara biraz yavaşladım, çünkü
profesyonel bir sporcu oluyorsunuz
ve yaşamınız düzene giriyor. Kendinize dikkat etmeniz gerekiyor.
5 yaşımdan beri bisiklet sürü-
yorum, o zaman da 4 teker taktırmamıştım. Çok düştüm ama öyle
öğredim. Hayatımı kolaylaştıran
şeyler hoşuma gitmiyor. Bisikletle
akrobatik hareketler yapmayı çok
seviyorum. İnsanlar şaşırıyor tabi,
çok nazar değdi. Çoğu zaman kimse
olmadığında hareketleri yapıyorum
ki bakmasınlar.”
Yüzmeyi artık işi olarak gören
ve açık liseyi bitirdikten sonra antrenörlük eğitimi almak isteyen Muhammet, “Spor yapmasaydım boş
bir insan olurdum. Derece aldıkça
motivasyonun artıyor, daha iyisine
ulaşmayı istiyorsun” diyor.
“Spor Yapıyorsam
Engelli Değilim”
“Doğuştan değil benim engelim,
sonradan oldu” diyen 19 yaşındaki
Murat Köle, 5 aylıkken menenjit
geçirmiş ve hayatı alt üst olmuş. Tek
ayağı birinden kısa ve sol tarafı kasılıyor. “Yoksa bir şeyim yok, herkes
gibi okula gittim, koştum oynadım.
Kendime engelli demiyorum zaten”
diyor. Yüzmeyle fizyoterapide tanışmış. 7 yıldır suyun içinde ama 1 yıldır
profesyonel olarak yüzüyor. Üniversiteye hazırlanıyor ve “BESYO okuyacağım, antrenör olacağım” diyor.
“Yüzme benim her şeyim, hayatımın yüzmeden geçeceğine inanıyorum. Herkesin bir işi oluyor ya benim
işimde yüzmek, sporculuk. İşimi severek yapmazsam başarılı olamam.
Benim hedefim 2020 olimpiyatları.
Hedefsiz sporcu, sıradan biri olur.
Engelli engelsiz diye bir şey yok. Bu
sporu yapıyorsam engelli değilim.
KÖ
LE
MU
RA
T
“Yüzmeye başlamadan önce kendime hiç güvenmiyordum, sporla beraber her
şeyi başarmaya çalışıyorum. İçimde artık hırs var
başarı için emek veriyorum.
Ben kendime engelli demiyorum,
benden daha beterleri var”
Aslında engelli yüzücü denilmesine bile kızıyorum.”
Yüzmeyle Tanıştı
Yürümeye Başladı
Onlar engellerini madalyalarla tamamlamış
birer kahraman. Haftanın
6 günü havuzun içinde
koşmanın tadını çıkartan
milli yüzücüler, yaşam
savaşlarını karada değil,
suda veriyorlar…
23 yaşındaki Bülent Oturakçı
doğuştan engelliymiş ama sonradan yüzme engelini almış,
götürmüş. 15 yaşına kadar hiç
yürüyememiş. Büyüdükçe boyuna
gitmesi gereken kemikler, eklem
yerlerinden çıkmış ve sürekli ameliyatla alınmış. Kulağında yüzde
50 işitme kaybı var. Engelinin
izlerini vücudunda hala taşıyor.
Yürüyüşünde bozukluk var ve
boyu yaşıtlarına göre çok kısa.
8 yıl önce yüzmeye başladıktan
sonra tekerlekli sandalyeden
kurtulmuş ve hayatına yön vermiş.
Trakya Üniversitesi’nde Mühendislik okuyor.
“Yüzme önceleri sağlık içindi,
sonra hobi oldu. Şimdi zevk aldığım bir iş. Yüzme sayesinde yürümeye başladım. Okulu kazandım
ama yüzmeye bağlandım. İkisini
bir arada devam ettiriyorum”
diyen Bülent, yürümeye başladıktan sonraki duygularını şöyle
anlatıyor:
“Yürümeye başladıktan sonra
da engelsiz insan olamıyorsun,
hala geçmişin izleri ve izlenimleri
var. Bunlar hep kalacak. Ben kendimi engelsiz olarak görmedim,
engelli olarak da görmüyorum.
Engelli olduğunu sürekli düşünürsen, üzülmeye başlıyorsun. Engelsiz gibi düşünmeye çalıştığında
da aklının bir ucunda ‘Sen her
zaman engellisin’ kalıyor. İşte bu
düşünceleri perdeliyorsun, kenara
çekiyorsun ki yaşayabiliyorsun.
Yüzme benim için bir kaçış oldu.
Öfkeni, üzüntünü yüzerek atmaya
çalışıyorsun.”
Başarıları Kendinden
Büyük
Doğuştan engelli 12 yaşındaki İdil
Beyza Alphan’ın bir kolu ve elleri
yok. Küçük yaşta bir düzine ameliyat geçirmiş. Kolunu uzatmaya
çalışmışlar, yaşamını tek başına
idame ettirebilmesi için İdil’e
parmak yapmışlar ve hareketsiz
parmağına kemik eklemişler.
“Benim için biraz zor oldu. Bazen
derslerimden geri kaldım ama
toparladım. Yüzmeyle ameliyatları
bir götürdüm. Spor bana düzeni, disiplinli çalışmayı, her şeyi
yapabilmemi, kendime özgüveni
kazandırdı. Daha operasyonlarım
var ama şimdi ameliyat olursam
yüzmeye gelemem o yüzden ameliyatları biraz askıya aldık” diyen
İdil, kendini şöyle ifade ediyor:
“Benimle dalga gecen insanlar
oluyordu onlara karşı özgüvenimi
kazandım. Türkiye şampiyonluklarım var. Geçen yıl Avrupa
barajını geçtim fakat yaşım küçük
olduğu için katılamadım. Dünya
Şampiyonası’nı düşünüyorum,
sonra da olimpiyatlar. Benim için
yüzme her şey demek, kendimi
bildim bileli yüzüyorum. Ya antrenör ya da fizyoterapist olmak
istiyorum.”
KASIM 2014
31
Dosya
Marsel’e veliaht geliyor
32
KASIM 2014
Doğukan Gezer
Son dönemdeki başarılı performansıyla ATP (Profesyonel Tenisçiler Birliği) sıralamasında ilk 500’e girerek,
Türk tenis tarihinde bu başarıya imza atan ikinci isim
olan milli tenisçimiz Cem İlkel, Marsel İlhan’ın veliahtı
olmaya aday. Gençlik Spor Dergisi olarak İlkel’e başarısının sırrını, selefi Marsel İlhan’a ise genç sporcuya dair
düşüncelerini sorduk.
Teniste, son yıllarda Marsel
İlhan ve Çağla Büyükakçay’ın
elde ettiği uluslararası başarılar
ile İpek Soylu’nun ilk Grand
Slam şampiyonluğu, ülkemizin
bu branşta da marka olma
yolunda emin adımlarla ilerlediğinin bir göstergesi.
Marsel İlhan’ın 2007 yılında
ATP sıralamasında ilk 500’e adını yazdırmasının ardından genç
tenisçimiz Cem İlkel de ATP
sıralamasında 479. basamağa
yükselmeyi başardı. Babası da
tenis sporuyla ilgilenen ve bu
sayede çocuk yaşta korta çıkan
İlkel, bu sayede kısa sürede
profesyonelliğe adım atarak turnuvalarda yer almaya başladı.
lıklar vardı. Şimdi bu sürece
‘doğru antrenman programları
ve profesyonel yaklaşımlar’
eklendi. Tabi bu süreçlerin
yanına Bakanlığın büyük bir
maddi kaynakla hayata geçirdiği
tesisleşme hamlesini de eklediğinizde sonuç da bu doğrultuda
değişiyor. Bugün, ülkemizin
farklı bölgelerinde birbirinden
güzel tesisler var. Hayranlıkla
mücadele ettiğimiz bu tesislerde uluslararası organizasyonlar
gerçekleştiriliyor. Bu organizasyonların bizlere kazandırdığı
tecrübeler de çok önemli. Bu
adımların hepsi, sonuçta tek
bir potada eriyor ve bizlerin yol
haritasını oluşturuyor.”
“Hayranlıkla Mücadele
Ettiğimiz Tesisler İnşa
Ediliyor”
“Her Jenerasyon Daha
Üst Seviyelerde Başarılara Ulaşacak”
Cem İlkel, maddi durumu iyi
olmayan kişilerin tenis oynayamayacağı gibi yanlış bir algının
halk arasında hakim olduğunu
dile getirerek, “Bana kalırsa
isteyen herkes tenis oynayabilir.
Ülkemizde bu yönde çok sayıda
adım atılıyor. Bu noktada Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın da çok
önemli desteği ve profesyonel
anlamda güzel yönlendirmeleri
olabiliyor” diye konuştu.
Son yıllarda ülkemiz sporcularının başarı grafiklerinde kazanılan ivmede temel etmenin,
profesyonellik yolunda atılan
adımlar olduğunun altını çizen
Cem İlkel, şöyle devam etti:
“Başarı sadece yetenekle
gelecek bir şey değil. Bu çok
net bir şekilde anlaşıldı. Eskiden yetenekli kişilerin kendi
performansları doğrultusunda
gelen başarı ya da başarısız-
Marsel İlhan, Çağla Büyükakçay
ve İpek Soylu gibi isimlerin
önemli başarılara imza atarak
ülkemiz tenis tarihine adlarını
altın harflerle yazdığını söyleyen İlkel, “Bizimle birlikte artık
her jenerasyon daha üst seviyelerde başarılara ulaşacaktır.
Marsel’in, Çağla’nın başarıları
bize ilham verdi. Belki de onlar
bu kadar ilerlemese, ben de bu
noktaya gelemezdim” dedi.
Milli sporumuz İlkel, şu an
hedefinin eleme derecesinde de
olsa en yakın zamanda Grand
Slam turnuvalarına katılabilmek
olduğunu belirterek, bu yolda
azimle çalıştığını söyledi.
“Genç Kardeşlerimizin
Spor Geleceği Bizim de
Sorumluluğumuz”
Uluslararası başarılara imza
atarak ülkemizi temsil eden
Marsel İlhan ise, önceki yıllarda
Çağla Büyükakçay’la birlikte ter
döktüklerini, artık genç sporcuların
da kendilerine katıldığını belirterek,
yeni sporcuların yetişmesinden dolayı heyecanlı ve memnun olduğunu
ifade etti.
Cem İlkel’in başarısının teniste
önemli bir adım olduğunu ve dereceye giren sporcu sayısında bir artış
yaşanabileceğini ifade eden İlhan,
şöyle dedi:
“Son yıllarda genç sporlarımızla
sık sık bir araya gelerek onların
spor geleceğine dair yol haritası
hazırlıyoruz. Ben bu süreçte elimden geldiği kadar yardımcı olmaya
çalışıyorum. Çünkü genç kardeşlerimizin spor geleceği bir anlamda
bizim sorumluluğumuzda.”
KASIM 2014
33
Dosya
CIMNA
—Fotoğraf: Ali Balıkçı
İSİMLERİ YAŞAYA
34
KASIM 2014
ASTIK
ACAK “İKİ NESİL”
KASIM 2014
35
Dosya
Şenay Güner
Cimnastikte ulusararası
başarılarla tarihe
isimlerini yazdıran “iki
nesli” paralel aletinde
bir araya getirdik. Kendi
soyadları ile anılan “Çelen
ve Arıcan Hareketleri’
ile dünya cimnastik
literatürüne giren Suat
Çelen ve Ferhat Arıcan’ı,
Gençlik Spor Dergisi’nin “İki
Nesil Bir Arada” dizisinin bu
bölümünde konuk ettik.
Suat Çelen ve Ferhat Arıcan,
farklı zamanlarda ortak başarılara imza atarak isimlerini
dünyaya duyurdu. İkisinin de
paralel aletinde soyadları ile
anılan hareketleri literatüre
girdi. “Dünyada 3 harekete sahip ilk sporcu” unvanını taşıyan
Ferhat Arıcan, aynı zamanda
Çin’deki Dünya Şampiyonası’nda
finallere kalan ilk Türk cimnastikçi. Suat Çelen ise 1997 yılında
İtalya’da düzenlenen Akdeniz
Oyunları’nda gümüş madalyayı
Türkiye’ye getirdi.
Türk cimnastiğinin günümüzdeki öncüsü Ferhat Arıcan, 2016
Olimpiyat madalyasına göz dikmiş durumda. Suat Çelen ise sürdürdüğü Türkiye Cimnastik Federasyonu Başkanlığı göreviyle
yeni sporcular yetiştirerek, yeni
başarılara imza atmanın peşinde.
Soyadları ile anılan hareketleriyle
kariyerlerini taçlandıran bu “iki
neslin” hayatları spor adına tam
bir başarı öyküsü.
Tavandaki ayak izi,
dünyaya açıldı
Cimnastikle nasıl tanıştınız?
F.A: 9 yaşında başladım. 10 yıldır
yapıyorum. Okulda ellerimin
üstünde yürüyormuşum. Beden
eğitimi öğretmenim görmüş ve
beni spor okuluna göndermiş.
Hiperaktif bir çocuktum. Evin
içinde durmuyor, kapıların
üzerine oturuyormuşum.
Tavanda ayak izim varmış.
Bir yere yönlendirelim enerjisini atsın demişler. Ama hala
enerjim bitmedi. Daha sonra
36
KASIM 2014
miyorum. Kendimi bildim bileli
cimnastiğin içindeyim ve devamında da cimnastiğin içinde
olacağım. Spor yapmak aslında
saygı, sevgi, disiplin ve hayatının şekillenmesi. Kişiliğini bile
spora bağlayabilirsin.
Zorluk derecesi
yüksek 3 hareket
Reyhan hocayla karşılaşıyorum.
Denge tahtasının üstünde herkes
çember atarken, ben ellerimin
üstünde yürüyorum. Reyhan hoca
beni o gün profesyonel grubun
içine alıyor.
S. Ç: Abimin ve teyzemin çocukları sporcuydu. Futbol oynamak
istiyordum ama bütün sporların
temeli diye cimnastiğe başladım.
9 yaşındaydım, aslında cimnastik
için geç bir yaş ama çok enteresan ülkemizde madalya kazanmış
sporcular hep geç başlamış. 1
sene yapıp bırakırım diye düşünmüştüm ama 1 yıl içerisinde milli
takıma seçildim.
Cimnastiğin hayatınızdaki
yerinden bahseder misiniz?
F.A: Hayatım diyebilirim. Günde
8 saat antrenman yapıyorum.
Ailemi bile çoğu zaman göre-
Dünya literatürüne geçen,
hareketleri nasıl buldunuz?
S.Ç: 1990 Belçika Okullararası
Dünya Şampiyonası’nda paralel aletinde finale kaldığımda
antrenörüm Mehmet Aktaş,
yarışmadan 1 gün önce yüzlerce
kez bu hareketi tekrar ettirerek
çıkarmamı sağladı. Antrenmanda avuçlarımın patladığını
hatırlarım. Birinci olarak yarışmanın en küçük ve en cesur
sporcusu ünvanını aldım. Daha
sonra riskli hareketler listesinde olduğu için kaldırıldı. Sporu
bırakmadan 2002’de ABD’deki
Dünya Şampiyonası’nda ikinci
bir ‘Çelen Hareketi’ni yaptım
ve literatüre geçti. Aynı alette
Ferhat’ın da hareketi var. Bir de
Murat Canbaş’ı unutmamak lazım, ilk onun hareketi literatüre
girdi atlama masasında.
F.A: Alt yapısı olan çalıştığım bir
hareketin üzerine antrenörümle
beraber ‘ne ekleyebiliriz’ diye
düşündük. 2008’de paralelde literatüre soktuğum hareket için
6 ayımı harcadım. Çok zor ve
teknik bir hareketti. Kimse denemedi şu ana kadar. Bir İtalyan
arkadaşım, ‘sen o hareketi nasıl
yapıyorsun ben daha düşünemiyorum’ dedi. Geçtiğimiz ay ise
paralel aletinde en zor hareketlerin bulunduğu ve sadece 5 hareketin yer aldığı “G” grubunda
yeralan yeni bir hareket daha
çıkardım. Bazı hareketler var
düşünmek gerekiyor. Bazı hareketler var seyrinde geliyor.
Her sporcu kendi adına
hareket çıkarmaya çalışır mı?
S.Ç: Şunu da söyleyeyim literatüre hareket koydurma adına
spor yapmış olsaydım, 10 - 15
tane hareketim olabilirdi. Ben
madalya alabilmek için çok çabaladım. Sporcuların asıl amacı
dünya literatürüne seri koymak
değil, madalya almaktır.
F.A: Bütün cimnastikçiler bu spora
bir şeyler katıp daha sonra bu
sporun geleceğini belirliyorlar.
Her sporcu tarihe geçmek ve
cimnastiğin geleceğini etkilemek
ister. Ama bazı sporcular sadece
madalya almayı hedefler. Cimnastik başkalarının çıkardığı hareketleri yapabilmek, bütün hareketlerin birleşimini yapmaktır.
Öldükten sonra isminiz kalır
Tarihe geçen hareketleriniz
şimdi size ne hissettiriyor?
S.Ç: Artık yüzünüz unutuluyor. Yeni
başlayan bir cimnastikçi bile bu
kitabı açıp bakıyor. Hareketinizi
beğeniyor, isminizi okuyor. Dünya
Şampiyonası’na gittiğiniz zaman
akreditasyon kartınızda soy isminiz
yazar. İsminizi gören insanlar sizi tanımasa bile gelir, elinizi sıkar. Değerli
olduğunuzu hissediyordunuz. Saygı
ve size bakış biraz daha farklı oluyor.
F.A: Tribünde otururken birinin
‘Arıcan hareketi’ yaptığını gördüm.
Çok değişikti, gurur duydum. Benim
bulduğum bir şeyi yapmaları gerçekten çok mutluluk verici. Tarihe
geçmiş bir şey, ben öldükten sonra
da kalacak.
Hedef 2016’da Rio’da
Olimpiyat Madalyası
Hedefin nedir?
F.A: Artık hedefim çıkardığım hareketlerle madalya almak. Olimpiyat
seçmesi 2015’de yapılacak. Önceden
olimpiyatlara gitmek bizim için
hayaldi. Artık olimpiyatlara gitmek
değil, madalya almayı hedefliyorum. Gitmeyi düşünürsen gidersin,
madalyayı hedeflersen zaten gitmiş
oluyorsun.
Siz olimpiyatlara
gitmeyi hayal ettiniz mi?
S.Ç: Bizim dönemimizde cimnastik
bir takım sporuydu. Şimdiki gibi alet
şampiyonları yoktu. Bizim zamanımızda olimpiyatlarda madalya almak
değil, olimpiyatlara gitmek zordu.
Türk cimnastiği o zamandan bu
zamana nasıl bir ivme kazandı?
S.Ç: Olimpiyatlara gidememek bizim
içimizde kaldı. İçimizdeki heyecanı şimdi genç kardeşlerimizin
hayallerini gerçekleştirmek için
yaşatıyoruz. Şimdiki nesil spora başlarken ‘olimpiyat’ diyor. Her şeyden
önemlisi kalbimiz cimnastikle atıyor.
Akdeniz Oyunlarında çıkartılan 4
madalyanın 3’ü Mersin’de alındı. Bugün Gençlik ve Spor Bakanlığı’mızın
imzasıyla 81 ilde cimnastik yapılıyor.
Dünyadan gelen yöneticiler buna bir
devrim diyor. Şimdi 2020’nin çocuklarını tespit ettik. Gençlik ve Spor
Bakanlığı TOHM projesiyle Bolu ve
İzmir’i olimpik merkez yaptık. Keşke
bu dönemlerde sporcu olsaydım.
İçimizde kalmasaydı buralarda olmazdık. Az önce gördünüz; salonlardaydık, ruhumuz orda atıyor.
KASIM 2014
37
Haber
Dopingle
mücadelede örnek
ülke Türkiye
Seda Peker
“Geçmişte Türkiye’de spor biraz yaralıydı, zarar görmüştü. Ancak farkındayız ki son senelerde gerçekten çok
ciddi bir iyileşme kaydedildi” —Fotoğraf: Aytaç Ünal
38
Dünya Anti Doping Ajansı (WADA),
bilim ve araştırma alanlarının
birlikte yapabilecekleri ortak çalışmalarla, sporda ilaç kullanımı
ile mücadelede mevcut araçların
geliştirilmesi ve yeni stratejilerin
oluşturulmasına nasıl katkıda bulunabileceği konuları görüşmek üzere
İstanbul’da “Bilim ve Araştırmalar
Sempozyumu” düzenledi. 28 Ekim
tarihinde başlayan sempozyuma
Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay
Kılıç da katıldı.
Sempozyumun açılış gününde
konuşma yapan Bakan Çağatay
Kılıç son zamanlarda dopingle ilgili
çalışmaları değerlendirirken, Türk
sporunu doping hastalığından korumanın hedefleri olduğunu belirtti.
28 Ekim tarihinde başlayıp 2 gün
süren sempozyumda Bakan Çağatay Kılıç doping maddelerine narkotik maddelermiş gibi davranılması
gerektiğine vurgu yaparak, “Burada
‘gibi’ kelimesinin altını çiziyorum.
Bu maddelerin ticaretini yapanlara
yönelik cezalar veya bunları sisteme sokmaya çalışanlar, narkotik
muamelesi görmeliler. Çünkü sonuç
olarak, o kadar da hızlı olmasa da,
bu maddeler narkotik gibi olacaklar.
Vücudunuza zarar verecekler, ruhunuzu zedeleyecek. Eğer fazla dozda
kullanırsanız sizi öldürebilir bile.
Yani fark nerede? Bunu gerçek bir
tehdit olarak göreceğimiz bir düzlemde ele almalıyız” diye konuştu.
KASIM 2014
“Doğal olmayan
hiçbir sonuç tolere
edilmeyecektir”
Akif Çağatay Kılıç, doping maddelerini kullananların neyle uğraştıklarını bilmeleri gerektiğini altını
çizerek, şöyle devam etti:
“Bu sadece performansınızı
arttıran ama yakalandığınızda başınıza bela açan bir ilaç değil. Eğer
bu sizin vücudunuza zarar veriyorsa, sizin saygınlığınızı zedeliyorsa
size bir insan olarak zararlıysa
hatta bu yüzden ölebiliyorsanız, bu
mümkün olan en yüksek cezayla
cezalandırılmalıdır. Geçmişte bazı
şeyleri hasır altı etmiş olabiliriz,
görmezden gelmek istemiş olabiliriz
ancak şimdi sizi yakalayacağız ve
bunun için cezalandıracağız. Şu çok
iyi anlaşılmalıdır ki doğal olmayan
hiçbir sonuç tolere edilmeyecektir.
Bu kadar basit. Aradan birkaçı
kaçmış olabilir, eninde sonunda yakalanacaklar. Çünkü bir yerde hata
yapacaklar.”
“Başarı elde
edemeyince yolundan
sapmayan sporcularımız
rol modelimiz olmalı”
Sporda başarının sadece performansla ölçülmesi gibi bir hatanın
sık sık yapıldığını söyleyen Bakan
Çağatay Kılıç, “Spor camiası olarak başarıyı performansla denk
Dünya Anti Doping Ajansı (WADA)
Başkanı Craig Reedie
tutabiliyoruz. Bu hususta belki de
biz büyük bir hata içerisindeyiz. En
önemli olan şey sonuçlar, en önemli
ödül ise hiç şüphesiz ki altın madalya. Tabii ki kazanmak ve başarı
önemli ama gerçekten azimle çok
çaba sarf etmiş ve madalya kazanamamış sporcu kardeşlerimiz için
ne yapıyoruz? Bence bu insanlar
bizim rol modellerimiz olmalı. Çünkü madalya kazanamayınca yoldan
çıkmadılar” diye konuştu.
“Geçmişte Türkiye’de
spor biraz yaralıydı”
Dünya Anti Doping Ajansı (WADA)
Başkanı Craig Reedie, İstanbul’da
çok önemli bir sempozyumun gerçekleştirildiğini belirterek Gençlik
ve Spor Bakanı Çağatay Kılıç’a
teşekkür etti. WADA Başkanı Reedie
dopingle mücadele konusunda çok
büyük ilerlemeler kaydettiklerini,
en önemli amaçlarının temiz sporcuların korunması olduğunu vurgularken, “Geçmişte Türkiye’de spor
biraz yaralıydı, zarar görmüştü.
Ancak farkındayız ki son senelerde
gerçekten çok ciddi bir iyileşme
kaydedildi” dedi.
TBMM Sporda Doping Komisyonu Başkanı Osman Aşkın Bak
ve Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi
(TMOK) Başkanı Uğur Erdener de iki
yılda doping konusunda çok başarılı
çalışmalar yapıldığını kaydetti.
Her şeyi temizlediğimizi, her sorunumuzu hallettiğimizi söyleyecek değilim
ancak ülkemizde sporun bu hastalıktan temizleneceği mesajını çok net bir
şekilde verdik. Bence Türkiye’nin son
dönemde dopinge karşı gerçekleştirdiği
çalışmaların hakkı teslim edilmeli.
KASIM 2014
39
“
Portre
K
E
B
E
M
I
L
R
E
A
KİBİ UÇ
İ
“
B
İ
G
I
M
R
I
A OKAR
G
slüü
M
m de i, ezie
h
i
iyah lbi iyiyd edi,
s
m
he ydü, ka
e
geçm öd
’
z
D
a
ü
v
l
B
isi. A ileği güç eden hiç du. Hor g y
i
n
l
e
B
r
n
ların bir isim. . Mücade p dik du m zama
n
a
an
zam ır açan
, he isim tü
u
m
n
d
a
ü
y
t
z
O, bü r için çığ oldu her i, gururu ettiğimiz d Ali.
s
d
la
man yanında un eğme çıktı. Bah uhamme
M
e
rin
oy
lenle ara hiç b dına ring boksörü
an
a
k
ıl
s Asl
u
bask siyahiler en büyü
n
u
Y
n
ı
n
afik:
r
r
e
l
g
a
l
o
ü
f
r
z - İn
S
40
KASIM 2014
a
kay B
ö
G
:
r
Habe
KASIM 2014
41
Portre
O kadar hızlıyım ki
odamda ışığı
söndürmeye
kalktığımda
ışık sönmeden
oturduğum yere
dönebiliyorum
42
KASIM 2014
4
5
9
1
2
4
6
6
9
9
1
1
amaiçinde Clay, ar.
Kısa zaman
aşl
b
a
y
aç yapma
tör ligde m
ini
1’
16
n
maçı
Çıktığı 167
ar. 18
ır
k
r
ko
re
bir
kazanarak
Roma
n katıldığı
e
yk
a
d
n
şı
ya
nyalı
lo
o
P
rı’nda
Olimpiyatla
altın
k
re
e
n
y’i ye
Pietrzkowsk
syonelalır ve profe
madalyayı
liğe geçer.
d Ali, o
Muhamme
lcolm X
yıllarda Ma
rak da
la
hareketi o
on Of
ti
a
N
bilinen
ketine
Islam hare
üslükatılır ve M
unu
ğ
u
man old
olm X
lc
a
M
açıklar.
med Ali
ve Muham
olurlar.
çok iyi dost
ston seçkin re
stunu şehri
o
d
Garir
r.
b
te
y,
is
la
lamak
Bir gün C
irinde ağır
b
zden
e
n
a
d
rm
n
ö
rı
g
i
la
n
ran
misafiri
ve
i
in
ar.
is
d
n
ta
dışarı a rl
sonlar ke
kme tokat
te
e
rı
d
la
ir
n
b
o
,
,
e
gelir
afirin
iyon bir mis den olimpiGenç şamp
öğsün
bakar ve g
nehrestorana
ığı gibi Ohio
rd
a
p
ko
ı
n
sı
a
örüg
ly
a
r
d
o
artık h
yat ma
den sonra
n
ü
g
ar.
şl
O
a
r.
b
ta
a
rine a
çıkmay
adına ringe
r
e
il
h
a
y
si
len
d
Muhamme
e dövüşen
d
in
s
k
m
o
ti
e
B
n
t
ndee yö
ğır Sikle
Angelo Du
na
ve Dünya A
çı
a
lir
m
se
n
k
a
v
yü
n’la ün
to
Ali, hızla
is
L
u
n
o
iç
iy
mek in
Şamp
n, Yenilme
ını
çıkar. Listo
sakatlandığ
omzundan
r.
ça
a
k
n
a
maçt
söyleyerek
ra
la
ra
e
m
a
k
iyon
Genç şamp
u
ld
o
üslüman
döner ve M a ilan eder.
ünyay
ğunu tüm d
med
ve Muham
aşlamıştır
b
şı
a
v
sa
ietnam
ır. ŞampiO yıllarda V
aya zorlan
lm
tı
a
k
şa
a
lar beni hiç
Ali sav
ı çıkıp, “on
rş
a
k
a
n
ne Ali,
u
b
yon
unun üzeri
ılar!”der. B
d
a
m
n
a
ıla
ğ
lis
aşa
a ve
lur, ünvanın
,
ra
ligden kovu
son
ulur. Yıllar
sına el kon
ip gidelin
si
ra
n
so
birkaç maç
in Ali’nin
iç
ndükleri
ceğini düşü
glerin
n
ri
r,
de ede
lisansını ia
rlar.
yolunu aça
1969
kakimliğinin
Müslüman
aç
ve
m
in
e
in
’d
m
7
is
6
,
d Ali
adeta. 19
r
u
rd
Muhamme
yo
e
şı
n
a
e sesle n
si için sav
na Clay diy
o
bul edilme
a
d
n
,
sı
ra
i sı
bu yüzden
seremonis
rrell de sırf
Te
l’a
e
ie
rr
m
E
Te
i
,
rakib
tır. Ali
a olsa almış ağdırırken,
d
cı
a
i
in
rs
de
ay
arka arkay
ım
yumrukları
“Benim ad
li
k
re
sü
a
d
n
ine
a
d
n
m
a
y
bir
ngin ze in
r. Terrell ri
ra
sa
so
e
yu
iy
ru
”d
so
ne?
Ali, aynı
ra
n
so
n
ta
sorar.
yığıldık
ran binlere
lonu doldu
i
nin bittiğin
Herkes Ali’
i
r’
e
zi
ra
F
n
düşünürke
er
mağlup ed
la
rk
fa
k
yü
bü
L.
e
’d
8
7
alır. 19
ve rövanşı
n
a
d
ın
rd
a
nilip
Spinks’e ye
de
ce
in
n
ye
i
ibin
aynı yıl rak
u3
piyonluğun
m
şa
a
y
n
ü
d
r
sö
k
o
b
en ilk
kez elde ed
ay
6
3
su
k
o
lb
olur. Aynı yı
.
ır
bırak
şında boksu
ichionrası Ali M
Emeklilik S
zl
ö
g erden
ftlik evinde başlar.
gan’daki çi
ya
a
yat yaşam
uzak bir ha
yakalaa
ın
ğ
hastalı
Parkinson
rı’nda
Olimpiyatla len
nır. Atlanta
veri
vi
akma göre
attığı
meşaleyi y
re
h
e
n
d Ali’ye
Muhamme
yerine,
adalyasının
olimpiyat m takılır.
yenisi
1996
7
6
2
9
3
0
4
1
6
6
8
9
9
9
1
7
1
1
19
olmadan
Müslüman
i Cassius
önceki ism
y Jr. olan
la
Marcellus C
d Ali, 17
Muhamme
y
’de, Kentuck
Ocak 1942
.
u
d
ğ
o
d
e
Louisville’d
lır.
ir bisiklet a
y, oğluna b
la
nC
vi
a
b
se
a
r
b
a
d
n
Bir gü
hiç bu ka
a
d
n
tı
a
y
a
’in
h
Clay
Küçük Clay,
ırsız küçük
ir gün iki h
B
r.
Hemen
ti
şı
iş
a
m
d
e
a
m
lay ve ark
C
r.
la
s yaça
i
n
bisikleti
a polis bok
r. Karakold
e
boks
id
r
g
e
ğ
la
“E
ko
kara
mur Joe,
e
M
n
la
o
i
ah
ardı” der.
pan bir siy
izi çalamazl
n
ti
le
ik
is
b
y’i çalıştığı
bilseydiniz
aşındaki Cla
y
12
,
e
Jo
r
Memu
rür.
salona götü
KASIM 2014
43
Dosya
44
KASIM 2014
Yurtların
parlayan
yıldızları
Gençlik ve Spor Bakanlığı Kredi
Yurtlar Kurumu (KYK) Genel
Müdürlüğü’ne bağlı yurtlarda kalan
üniversite öğrencilerinin hikayelerini
sizlerle buluşturmaya devam
ediyoruz. Öğrenimlerinin yanında
başarılı spor hayatları ile sosyal
aktivitelerini sürdüren gençler,
yurtta kazandıkları arkadaşlıkları
ömür boyu sürecek bir dostluğa
dönüştürüyor.
—Haber: Şenay Güner/Gökay Baz —Fotoğraf: Ali Balıkçı
KYK yurtlarında kalan on binlerce
öğrenci, üniversite okumak için evlerinden, ailelerinden uzakta kalıyor. Farklı
hayat hikayelerine sahip bu öğrenciler
kaldıkları yurtlarda adeta aile oluyorlar.
Gençlik Spor Dergisi’nin bu sayısında
Gölbaşı Kız Öğrenci Yurdu’nun “Parlayan
Yıldızları”nı bulacaksınız.
Başarı Öyküsü
Fatma Ataş 19 yaşında, Gazi Üniversitesi Muhasebe ve Vergi Uygulamaları
Bölümünde okuyor. Küçükken geçirdiği
rahatsızlık nedeniyle yaşamını tekerlekli
sandalyede devam ettirmek zorunda.
Başarılı bir tiyatro oyuncusu olan Fatma,
rahatsızlık geçirdiği o günleri ve tedavisini şöyle anlatıyor:
Olumsuzlukları
Azmiyle Aştı
“Havale geçirdiğimde bizimkiler farkına
varamamış. Haftada bir fizik tedaviye
gidiyorum. Ne ilerleme ne gerileme var
sadece kaslarımı geliştiriyor. Çok sessiz,
sakin bir çocukluk yaşadım. Daha doğrusu hayata olumsuz bakan bir çocuktum.
Ama sonra fizik tedaviye başladım ve
orada hem zihinsel, hem bedensel engellileri görünce şükretmeye başladım.”
Tiyatro Hayatını
Değiştirdi
Fatma’nın hayatını asıl değiştiren ise
tiyatro ile tanışması olmuş. Fatma, “O
günden sonra sosyal anlamda kendimi
geliştirmeye başladım. 6 yıldır amatör
KASIM 2014
45
Dosya
olarak tiyatro oynuyorum. Önce
küçük roller oynamaya başladım,
sonra turneler, oynamadığım
sahne, gitmediğim şehir kalmadı.
Tiyatro hayatımı çok farklı bir
yönde değiştirdi. Tiyatroya aşığım
diyebilirim. Konservatuvar da
okumak istiyorum” diyor.
İkinci Hafta Her şey
Değişti
Ailesiyle birlikte Ankara’da
yaşayan Fatma, evi okuluna uzak
olduğu için yurtta kalıyor. Yurda ilk
geldiğinde zorlanacağını düşündüğünü belirterek, “İlk geldiğim hafta bayağı sıkıntı çektim. Odamda
oturup hıçkıra hıçkıra ağlıyordum.
Çünkü hiç kimseyi tanımıyordum,
ailemden uzaktaydım. İkinci hafta
her şey değişti. Şimdi bir sürü
arkadaşım var, akşamları kantine
gidiyoruz, sohbet ederken zaman
geçiyor. Okula gidip gelmem
sıkıntı olmuyor. Tek başıma çıkıp
gezebiliyorum. Rampa var girişte.
Bir sıkıntı çeksem bile biri hemen
imdadıma koşuyor” diyor.
46
KASIM 2014
Engellilere Özel Oda
Fatma, yurtta engelliler için özel
olarak tasarlanmış odalarda kalıyor. Engelli gençlerin ‘Yurtta nasıl
kalırım?’ korkusuyla üniversite
okumaktan vazgeçmemelerini
isteyen Fatma, “Ben çok mutluyum onlarda yurtlarda rahatlıkla
kalabilirler” diyor ve yurt hayatını
şöyle değerlendiriyor:
“Özel olarak tasarlanmış
engelli asansörü var. Tedavi için
gittiğimde araba gelip beni oradan
alıyor. Yurt engellilere göre dizayn
edilmiş, ben rahatlıkla okula gidip
gelebiliyorum. Bu yurt gerçekten
çok güzel ve konforlu. Engellileri
düşünmüşler. Tek kişilik oda olması mükemmel diyebilirim. Banyo ve
lavabosu bize göre. Rahat hareket
edebiliyorum” diyor.
Pınar, hayatının her döneminde
sporla iç içe olmuş. Çocukluğunda karar vermiş Beden Eğitimi
okumaya. Bir branşta uzmanlaşıp
profesyonel sporcu olma fırsatı
yakalayamasa da üniversitede
tanıştığı Bocce ile hayalini yerine
getirmiş. Şimdi Bocce Milli Takımı
sporcusu. Aynı zamanda cimnastik
ve atletizm antrenörlüğü de yapan
Pınar, “Çocuklara bir şeyler öğretmek, onların koşup ‘öğretmenim’
diye sarılması çok güzel bir duygu.
Sporla hiç tanışmamış bir grup öğrencim var onları düzene sokmak,
birbirlerine olan davranışlarını
düzeltmek, yararlı birey haline
getirmek ilk görevim. Bu da beni
çok mutlu ediyor” diyor. Pınar,
yurt ve eğitim hayatını şu sözlerle
anlatıyor:
Hayalini Üniversitede
Gerçekleştirdi
Yurt Hayatını
Kolaylaştırdı
22 yaşandaki Pınar Sarı da Ankara
Üniversitesi Beden Eğitimi Öğretmenliği Bölümü öğrencisi.Yurtta
3’üncü yılı. Çorum’da büyüyen
“İlk başlarda yurdun bana göre
olmadığını düşünüyordum. Daha
sonra çok alıştım. Her şey bizim
ihtiyaçlarımızın giderilmesi için
Yurtta başlayan arkadaşlığımız ileriye dönük
bir dostluğa dönüşüyor.
Burada birbirimize aile
oluyoruz, her şey bizim
ihtiyacımızın giderilmesi için hazırlanmış, gayet konforlu bir yaşam
sürüyoruz.
hazırlanmış. Gayet konforlu bir
yaşam sürüyoruz. Çalışma salonumuz olsun, yemeklerimiz olsun
hepsi çok güzel. İdari personelimizde her zaman bizi dinleyen insanlar oluyor. Hepimizin çalışma
masaları var, kısacası yurt benim
hayatımı kolaylaştırıyor.”
“Bocce İçin
Yaratılmışım”
“Adeta bocce sporu için yaratılmışım, bir yerlerde beni bekliyormuş da ben onu bulmuşum
gibi hissediyorum” diyen Pınar,
önümüzdeki sezon için hedefinin Türkiye Şampiyonası’nda
dereceye girip, Dünya ve Avrupa
Şampiyonası’nda madalya kazanmak olduğunu anlatıyor. Pınar, 10
kez milli formayı giyip atanacağı
okulda bocceyi öğrencilerine sevdirmek istediğini dile getiriyor.
Hayali Çim Hokeyi’ydi
Fatma’nın özel bir ricası var; engelli gençlerin
‘Yurtta nasıl kalırım?’ korkusuyla üniversite okumaktan vazgeçmemelerini istiyor. ‘Ben çok mutluyum onlarda yurtlarda rahatlıkla kalabilirler.”
19 yaşındaki Burcu Özdemir, A.Ü
Spor Yöneticiliği Bölümü öğrencisi. Lisedeyken beden öğretmeninin sayesinde futbolla tanışmış.
Eskişehir’de sporcusu olduğu
kulübün Çim Hokeyi branşı açmasıyla kendini hokey oynarken bulmuş. Milli Takım’a yükselemese
de Süper Lig’de oynayan Burcu,
üniversiteyi kazandıktan sonra
derslerini aksatmamak için çim
hokeyini bıraktığı için pişman.
“Hedefim Milli olmaktı o
dönem derslerime biraz daha
fazla önem verdim. Aslında devam etseydim kendimi çok daha
geliştirebilirdim. Beden Eğitimi
Bölümü okumayı çok istiyordum,
başardım. Üniversite takımında futbol oynuyorum. Pınar’la
beraber cimnastik antrenörlüğü
yapıyoruz. Akademisyenliğe
yönelmek istiyorum.“
Özel Yurt İşkenceydi
Ankara’ya ilk geldiğinde özel yurda yerleştiğini anlatan Pınar, “Bir
hafta kadar özel yurtta kaldım,
resmen işkenceydi diyebilirim.
Oda arkadaşımla hiç konuşmuyorduk. Odaya hiç gitmek
istemiyordum. Buraya geldiğimde
çok rahat ettim. Özel yurda ayda
500 lira öderken buraya 183 lira
ödüyoruz. Orada yemek sorun
oluyordu” diyor.
Ankara’da oturuyor ama
yurtta kalıyor
21 yaşındaki Hilal Dinçer, A.Ü
Spor Yöneticiliği bölümünde
okuyor. Ortaokulda voleybol
oynamış. Meslek Lisesi okuduğu
için voleybolu okul takımında devam ettirebilmiş. Okulla beraber
cimnastik ve yüzme antrenörlüğü
yapıyor. Mezun olduktan sonra
ilerlemek istediği dal ise pilates.
Pilatesin fizik tedavi olarak
geçtiğini ifade eden Hilal, vücut
için çok gerekli, beceri ve uğraş
isteyen bir spor olduğunu söylüyor. Normalde ailesiyle birlikte
Pursaklar’da yaşayan Hilal, yurtta
kalmayı neden tercih ettiğini ise
şu sözlerle dile getiriyor:
“Yurt Çıkınca Allah’a
Şükrettim”
“Ankara’da oturmama rağmen
yurtta kalıyorum. Bir ay boyunca
Pursaklar, Gölbaşı arası gittim
geldim. O kadar yoruluyordum ki
anlatamam. Yurt çıktı diye Allah’a
şükrediyorum. Yurt o kadar rahat
geldi ki okuluma 3 dakika, hiçbir
sıkıntı olmuyor. Arkadaşlıklarımız
çok güzel. Yurtta kalan kızlara
sporu aşılamak istiyoruz, birlikte
aktiviteler yapıyoruz. Burada
zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum.”
KASIM 2014
47
Haber
Gençlik Merkezlerinin
728 Bin 810
üyesi bulunuyor.
Türkiye genelinde
182
gençlik merkezi var.
48
KASIM 2014
Önümüzdeki iki yıl içinde
gençlik merkezlerinin
sayısı ikiye katlanacak
Gençlerin
buluşma adresi
81 İLDE FAALİYET GÖSTEREN Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı
Gençlik merkezleri artık ilçelerde de yaygınlaşıyor. Önümüzdeki yıl 100, 2016 yılında ise 62 yeni gençlik merkezinin
faaliyete geçmesiyle gençlerin bu merkezlerle buluşması
daha da kolaylaşacak.
—Fotoğraf: Ali Balıkçı
KASIM 2014
49
Haber
50
KASIM 2014
Gökay Baz
Gençlik Merkezleri, gençlerin
zararları alışkanlıklardan
uzak durmaları, hayatın
güçlükleriyle
baş edebilecek
donanıma sahip
olmaları ve geleceğe güvenle
bakabilmelerini amaçlıyor.
Gençlik ve Spor Bakanlığı’na
bağlı 182 gençlik merkezi, genç
misafirlerini bekliyor. Artık ilçelere de yayılmaya başlayan gençlik
merkezlerine, önümüzdeki iki
yılda 162 yeni gençlik merkezinin
eklenmesi planlanıyor.
Gençlik merkezleri, gençlerin zararları alışkanlıklardan
uzak durmaları, hayatın güçlükleriyle baş edebilecek donanıma
sahip olmaları ve geleceğe güvenle bakabilmelerini amaçlıyor.
Merkezlerde verilen hizmet ve
eğitimler saymakla bitmiyor.
Birçok gençlik merkezinde hentbol, voleybol, basketbol, eskrim,
badminton, judo gibi spor aktivitelerinin yanında ney, gitar,
saz, hat, ebru, model uçak, takı
tasarımı, fotoğrafçılık, sinema
ve halk oyunları gibi el sanatları
ve güzel sanatlar eğitimleri de
bulunuyor. Merkezlerde ayrıca,
kişisel gelişim eğitimleri de
veriliyor. Ayrıca, gençlerin derslerine yardımcı olmak amacıyla
matematik, Türkçe, İngilizce,
fizik, kimya gibi dersler de veriliyor. Gençlik merkezlerinde
yer alan faaliyetler tamamen
ücretsiz. Söz konusu eğitim ve
hizmetlerden yararlanabilmek
için gençlerin yapması gereken
tek şey ise kendilerine en yakın
gençlik merkezine üye olmak ve
eğitim almak istedikleri alanları
belirlemek. Bu gençler ders bitiş
zili çalar çalmaz soluğu gençlik
merkezlerinde alıyor. Uzmanlar
eşliğinde verilen eğitimlerde
gençler yeni arkadaşlarla tanışıyor ve keyifli vakit geçiriyor.
Fiziki yapıları tamamen gençlere
uygun hazırlanan merkezlerde
oyun alanları, bilgisayar odaları
ve konferans salonları da bulunuyor. Hali hazırda 1 milyona
yakın genç üyesi bulunan gençlik
merkezlerinin kuruluş amacı ise;
gençlerin serbest zamanlarında
ilgi, ihtiyaç ve beklentilerini
karşılayacak bilimsel, kültürel,
sosyal, sanatsal ve sportif faaliyetler düzenlemek, bedensel ve
zihinsel gelişmelerini sağlayabilecekleri, kötü alışkanlıklardan
korunabilecekleri zemini hazırlamak, eğitim ve istihdamlarına
yönelik kurs, seminer ve girişimcilik programları düzenlemek.
Gençlik ve Spor Bakanlığı,
gençlik merkezleri aracılığıyla
gelecek nesilleri bugünden eğitmeyi, topluma faydalı nesilleri
yetiştirmeyi hedefliyor.
Gençlik merkezlerine katılan
gençler, yurtiçi ve yurtdışı gezi
programları ile bir çok şehir ve
ülke gezme fırsatı da yakalıyor.
Ayrıca alanında başarılı birçok
ünlü isimle tanışarak onların
tecrübelerinden yararlanıyor.
Merkezler aracılığıyla bir çok
proje de hayata geçiriliyor. Genç
Dönüşüm, Uygulamalı Girişimcilik Eğitimi, Gençlerin İyilik Ağacı,
Gençlerden Ecdada Mektup, Tecrübe Konuşuyor gibi projeler,
hayata geçirilen projelerinden
bazıları. Gençler ise uygulamadan oldukça memnun. Gençlik
Merkezlerindeki üye gençlerden
bazıları duygu ve düşüncelerini
Gençlik Spor Dergisi ile paylaştı.
Yeliz Dal: Okuldan sonra hemen
buraya geliyoruz arkadaşlarım
var, ablam var. Burada çok mutlu oluyorum.
Mesut Yücer: Gençlik merkezlerinde alanında uzman liderlerimiz derslerimizde bize yardımcı
oluyor. Ayrıca oyunlar oynuyoruz, spor yapıyoruz. Mesela ben
hentbol oynuyorum.
Yağmur Çiçek: Gençlik merkezi
çok eğlenceli bir yer. Her alanla
ilgili bir çok kurs var. Ben, İngilizce, resim ve hentbola katılıyorum. Burada okuldan daha önce
öğrenme fırsatı buluyorum ve bu
yüzden derslerimde çok daha başarılı oluyorum. Özellikle hentbol
oynarken çok eğleniyorum.
Ayşen Altıok: Ben gençlik merkezinde saz kursu ve judoya
gidiyorum. Çok eğlenceli vakit
geçiriyorum. Bu imkanı sağladığı
için Gençlik ve Spor Bakanlığı’na
teşekkür ederim.
Melih Yıldırım: Burada vakit çok
iyi geçiyor. Gençlik liderlerimiz
bizlerle yakından ilgileniyor.
Tiyatro eğitimi alıyorum burada.
Tiyatro eğitimiyle birlikte özgüven sahibi oldum, hayata bakış
açım değişti. İnsanları artık daha
iyi tanıyorum.
Sultan Durgut: Ben burada,
ney üflemeyi öğrendim. Birçok
arkadaş edindim burada faklı
kültürlerden. Hatta kardeş gibi
olduğum arkadaşlarım var. Ney
öğrendiğim için çok mutluyum,
bundan sonra ney, her zaman
hayatımda olacak.
KASIM 2014
51
Tarih
GAZİ MUSTAFA KEMAL’İ
saygıyla anıyoruz…
Aramızdan ayrılalı tam 76 yıl oldu. Biz de Gençlik Spor Dergisi olarak
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü özlem ve minnetle anıyoruz.
—Ömer Faruk Gölen
Ulusal kurtuluş savaşımızın başkomutanı,
cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 1938 yılının 10 Kasım günü
sabah saat 09:05’te hayata gözlerini
yumdu. Aramızdan ayrılsa da bizlere bıraktığı miras ve koyduğu hedeflerle Türk
Milleti’nin kalbinde ölümsüzdür.
Hayatını kaybetmeden önce
Atatürk’ün hastalığının ilk belirtisi 1937
yılında ortaya çıktı. 1938 yılı başlarında
Yalova’da bulunduğu sırada, ciddi şekilde
hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç
vermişti. Ama tamamen iyileşmeden
Ankara’ya yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının ilerlemesine neden oldu.
Hatay sorununun çözümü moralini düzeltti ama…
Tam da bu tarihlerde Hatay sorununun
gündemde olması da Onu yoruyordu. Hasta olmasına rağmen, Mersin ve Adana’ya
geziye çıktı. Yoğun güneş altında askerî
52
KASIM 2014
birlikleri teftiş edip tatbikat yaptıran
Atatürk, çok yorgun düşmüştü. Ülkü
edindiği millî dava uğruna kendi sağlığını
hiçe sayıyordu. Bu seyahat hastalığının artmasına sebep oldu. 26 Mayıs’ta
Ankara’ya döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul’a gitti. Başbakan Celâl
Bayar,Avrupa’dan iki hekim getirilmesini
önerse de Atatürk o günlerdeki Hatay Sorunu yüzünden hastalığının dışarıda duyulmasının iyi olmayacağını düşündüğünü
belirtti ve bunu reddetti. Türk doktorların
kapsamlı bir muayene yapmasını kabul
etti. Nihayet 6 Mart 1938 günü beş doktor
Çankaya Köşkü’nde Atatürk’e bir konsültasyon yaptılar ve siroz hastalığı teşhisini
yenilediler. Deniz havası iyi geldiği için,
Savarona Yatı’nda bir süre dinlendi. Bu
durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul’a gelen Romanya
kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti. 4 Temmuz 1938’de
Hatay Antlaşması’nın yürürlüğe girmesi
Atatürk’ü çok sevindirip moralini düzeltti.
5 Eylül’de vasiyetini yazdı
Temmuz sonlarına kadar Savarona’da
kalan Atatürk’ün hastalığı ağırlaşınca
Dolmabahçe Sarayı’na nakledildi. Fakat
hastalığı sürekli ilerliyordu. O’nun hastalığını duyan Türk halkı, Atatürk’ün sağlığıyla ilgili haberleri titizlikle takip ediyor
ve bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu.
Hastalığının ciddiyetini göz önünde tutarak 5 Eylül 1938’de vasiyetini yazıp mal
varlığının büyük bir kısmını Türk Tarih ve
Türk Dil kurumlarına bağışladı.
Ekim ayında durumu biraz düzelir
gibi olsa da Cumhuriyetin 15. yıl dönümü
törenleri için Ankara’ya gidemedi. Kahraman Türk Ordusuna gönderdiği mesajı
Başbakan Celal Bayar okudu “Zaferleri
ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her
zaman zaferlerle beraber medeniyet nur-
larını taşıyan kahraman Türk ordusu!”
sözü ile Türk Ordusu’nun önemini
vurguladı.
TBMM’nin açılış törenine katılamadı
Atatürk 1 Kasım 1938’deki TBMM’nin
açılış törenine de katılamadı ve buraya gönderdiği açılış nutkunu da yine
Başbakan Celal Bayar okudu. Atatürk
bu nutkunda ülkenin imarı, sağlık hizmetleri ve ekonomi konularındaki faaliyetleri ile eğitim ve kültür konularına
da temas edip gençliğin millî şuurlu ve
modern kültürlü olarak yetişmesi için
İstanbul Üniversitesi’nin geliştirilmesi,
Ankara Üniversitesi’nin tamamlanması
ve Van vilayetinde bir üniversitenin
kurulması için çalışmaların yapıldığını
belirtti. Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarının çalışmalarından duyduğu memnuniyeti açıkladı. Ayrıca Türk gençliğinin
kültürde olduğu gibi spor sahasında da
idealine kavuşması için Beden Terbiyesi
Kanunu’nun uygulamaya konulmasından duyduğu memnuniyeti belirtti.
10 Kasım sabahı korkulan
oldu
Atatürk’ün hastalığı tekrar şiddetlendi
ve 8 Kasımda sağlığıyla ilgili raporlar
yayımlanmaya başlamıştı. Türk Milleti
büyük üzüntü içinde iyileşmesi için dua
ediyordu. 10 Kasım sabahı saat dokuzu
beş geçe korkulan oldu ve Atatürk hayata gözlerini yumdu.
Ölümüne dünya ağladı
Bu kara haberle, yalnız Türk milleti
değil, bütün dünya yasa büründü. Bütün devletler onun cenaze töreninde
bulunmak üzere temsilciler yollayarak,
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna
karşı duydukları derin saygıyı belirten
mesajlar gönderdiler. Biz de Gençlik
Spor dergisi olarak Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal
Atatürk’ü vefatının 76. yıl dönümünde
büyük minnet ve saygıyla anıyoruz.
Ruhu şad olsun.
KASIM 2014
53
Tarih
ATATÜRK VE SPOR
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 76’ıncı yıldönümünde özlemle ve
saygıyla anıyoruz. Gençlik Spor Dergisi’nin Kasım sayısında Gazi’yi farklı
bir yönüyle anmayı tercih ettik. Bu sayımızda, her zaman askeri ve siyasi
kimliği ile gündemde olan Mustafa Kemal Atatürk’ün spora bakışı ve spor
anılarını bulacaksınız. —Bora Selek
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün spora olan ilgisi
aşikar. “Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını
severim” sözünü sarf etmiş bir kişinin, herhangi bir
dalı ile uğraşmasa da spora büyük önem verdiği ve
vakit elverdiğince izlediği ortada. Gazi’nin spora
ve gençliğe verdiği önemin en büyük göstergesi
de milli mücadeleye başlamak için Samsun’da
Anadolu’ya ayak bastığı 19 Mayıs 1919 gününü, 20
Haziran 1938 tarihinde TBMM’nin 3466 sayılı kararı
ile “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kabul edilmesini sağlamasıdır.
İlk Okçuluk Kulübünü kurdurdu
Binicilik, yüzme, kürek…
Tarihi futbol maçı
Gazi Mustafa Kemal’in fiilen yaptığı üç spor dalı
olduğu söylenebilir. Uzun yıllar süren askerlik hayatında başladığı ve ömrünün son yıllarına kadar
fırsat buldukça sürdürdüğü binicilik sporu bunlardan biridir. Yaz aylarını geçirdiği Florya’da, yüzme
ve kürek sporu yaptığı da bilinen bir gerçektir.
Atatürk’ün İstanbul’da bulunduğu yaz aylarında,
özellikle Moda Koyu’nda yapılan yelken ve kürek
yarışlarını “Acar” motorundan veya “Ertuğrul” yatından büyük bir ilgiyle izlediği bilinir.
İzlemeye doyamadığı spor: Güreş
Atatürk’ün izlemeye doyamadığı spor dallarının
başında güreş geliyordu. “Türk Milleti anadan
doğma sporcudur. Henüz yürümeye başlayan köy
çocuklarını bile harman yerinde güreşirken görürsünüz” sözüyle güreşin, Türklerin milli sporu olarak
niteleyen Mustafa Kemal’in, İtalyanlar’ı yenen Türk
Milli Güreş takımının Florya Köşkü’nde ağırlamasına ilişkin anısı dilden dile anlatılır:
“Atatürk, İtalyanlar karşısında başarılı bir
sonuç almış olan güreşçilerimizi teker teker kutlamış, bu arada özel bir sevgi duyduğu, ağır sıklet
şampiyonu Çoban Mehmet’e takılmaktan kendini
alamamıştır.
Gazi, “Sen, herkesi kolayca yeniyorsun Mehmet.
Seninle güreş tutsak, beni yenebilir misin?” diye
sormuştu. Çoban Mehmet ise mahcup bir şekilde,
“Sizi bütün cihan yenemedi Paşam, ben nasıl yenebilirim?” yanıtını vermişti. Bu yanıt karşısında çok
duygulanan Mustafa Kemal’in ağır sıklet şampiyonu
Çoban Mehmet’in alnından öptüğü dile getirilir.
54
KASIM 2014
Atatürk’ün, Türklerin ata sporlarından biri olan
okçuluğa karşı da ilgisi büyüktü. Hatta okçuluğun
yeniden gelişmesi yolunda ilk emir ve direktifleri
bizzat vermiştir. Bu direktif doğrultusunda 1937
yılında, Beyoğlu Halkevi bünyesinde “Ok Spor Kurumu” kurulmuştur. Hastalığının hızla ilerlemesine
karşın kulübün faaliyetleriyle yakından ilgilenen
Mustafa Kemal’in yaşamını yitirmesiyle Ok Spor Kurumu ve bünyesinde kurulan Ok Spor Müzesi, kütüphanesi ve arşivi ile bir gece içinde kapatılmıştır.
On yıllardır Atatürk Fenerbahçeliydi, Beşiktaşlıydı, Galatasaraylıydı tartışmaları süredursun, Mustafa Kemal
Atatürk’ün ilgiyle seyrettiği bir futbol maçı vardır. O da
milli mücadele yıllarında Akşehir’de oynanan futbol
maçıdır. Düşmana son darbenin indirileceği Büyük
Taarruz’u gizli tutmak amacıyla ve düşmanın dikkatini
dağıtmak için ordu birlikleri arasında futbol karşılaşmaları düzenlendi. Turnuva bahanesiyle ordu komutanları
Akşehir’e davet edildi. Mustafa Kemal, 28 Temmuz gecesi ordu komutanlarına gerekli talimatları iletti.
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, beraberinde
Fevzi Çakmak, İsmet İnönü, Nureddin Paşa, Yakup
Şevki Paşa ve General Asım Gündüz ile birlikte Akşehir sahasındaki Kolordu Subayları ile Batı Cephesi
Subayları arasındaki iddialı futbol maçını izledi. Yani
Atatürk’ün izlediği bu ilk futbol maçı, ülkenin geleceğinde önemli yer tutan tarihi bir toplantıyı kamufle
eden özel ve önemli bir maç olarak tarihe geçti.
Beden eğitimini zorunlu
kılan tek devlet adamı
Mustafa Kemal’in ölümünün ardından Avrupa’nın
sayılı spor gazetelerinden L’Auto’da yayınlanan bir
makale, O’nun spora verdiği önemi anlatmak açısından da yeterli olacaktır.
“Dünyada ilk defa beden eğitimini mecburi kılan
devlet adamı o oldu. Yalnız kağıt üzerinde ve nutuklarda değil bunu bilfiil yerine getirdi. Stadyumlar ve
çeşitli spor merkezleri tesis ettirdi. Halkevlerinin spor
kollarını bizzat mürakabe etti ve milletin mukadderatına hakim olduğu günden itibaren Türkiye’de spor
gittikçe artan bir önem ve değer kazandı...”
KASIM 2014
55
Dosya
56
KASIM 2014
KASIM 2014
57
Dosya
Nilüfer Gevenoğlu
—Fotoğraf: Ali Balıkçı
Kum sanatı, ışıkla aydınlatılan bir
camda kumun ışık ve gölge tekniğine göre serpilerek yapılan resim
ve gösteri sanatıdır. Bu gösteri
genellikle huzur veren, rahatlatıcı
enstrümantal tarzında müzikler
seçilerek yapılır. Kum, ışık ve ses
bütünleşerek gösterinin daha da
etkili olmasını sağlar ve büyülü bir
atmosfer yaratır.
Kum sanatı ile tabiat görüntüleri, insan ve hayvan figürleri
çizilebilir. Kum sanatı ayrıca birçok
hikâyeyi, hadisi, ayeti, konuyu ve
kıssadan hisseleri ilgi çekici bir çalışmayla anlatmada kullanılabilir.
Kum sanatı, kısa zamanda düşünmeyi, düşündüğünü çizmeyi ve
bir hareket ile tasviri silip diğer figürü çizmeyi gerektirir. Bu yüzden
kum sanatını icra eden sanatçı ince
bir ruha, keskin bir göze ve usta bir
el becerisine sahip olmalıdır. Bunlara ek olarak ise sanatçıda geniş
bir hayal gücü yetisi de bulunmalıdır.
Sizler için kum sanatına gönül
veren, onu layıkıyla icra eden
gerçek bir ustanın kapısını çaldık
ve yıllardır sanatla iç içe yaşayan
Gürkan Yılmaz’la bir araya geldik.
Gürkan Yılmaz, kumun mütevazılığını baştan aşağıya giyinmiş bir
sanatçı... Konuşmasında, oturuşunda, sanatı icra edişinde bu mütevazılığı görmek hiç de zor olmuyor.
Yılmaz ile kendi kişiliğiyle bu denli
özdeşleşmiş kum sanatını ve inceliklerini konuştuk.
İnsana çok yakın bir sanat
Çocuk yaşlarda başladığı resim
sanatını 9 Eylül Üniversitesi’ndeki
akademik kariyeri ile profesyonelliğe taşıyan Gürkan Yılmaz kum
sanatı için, “Bu sanat, insana çok
yakın bir malzeme yardımıyla icra
ediliyor. İnsanın hammaddesi olan
kumu kullanıyoruz. Bizler yani insanoğlu topraktan yaratıldık ve her
birimiz Allah’ın birer sanat eseriyiz.
Bizim sanatımızın da ana maddesi
topraktır. Bu yüzden kum sanatı,
insanda farklı hisler ve duygular
uyandırıyor. İnsanlar sanatı izlerken kendilerinden bir şeyler görüyor. Bu nedenlerden dolayı kum
sanatı insanlarda merak uyandırıyor ve ilgi çekiyor” diyor.
Bu sanatı öğrenmek için her-
58
KASIM 2014
Kum sanatı, kısa zaman da düşünmeyi, düşündüğünü çizmeyi
ve bir hareket ile tasviri silip diğer figürü çizmeyi gerektirir. Bu yüzden kum sanatını icra eden sanatçı ince bir ruha,
keskin bir göze ve usta bir el becerisine sahip olmalıdır.
hangi bir ders almadığını belirten
sanatçı, “Bu tarz sanatları insanın
kendi kendine öğrendiğini zannetmiyorum. Allah’ın verdiği bir
yeteneğin illa ki olması gerekiyor
ve sizin de o yeteneği geliştirmeniz
gerekiyor. Bende bu anlamda kum
sanatı ustalarının videolarını izledim. Kurguları, anlatılmak istenilen
hikâyeleri ve nasıl yaptıklarını
yakalamaya çalıştım. Sürekli denemeler yaptım. Kum tanesi gibi ağır
ağır da olsa kendimi geliştirdiğimi
düşünüyorum” şeklinde özetliyor
bugüne kadarki süreci...
Kumu, ışığı ve gölgeyi tanımaktan ibaret
Aslen resim öğretmeni olan Yılmaz, kum sanatının kendisinde bir
merakla başladığını ve bu sanatın
yıllar geçtikçe kumu, ışığı, gölgeyi
tanımaktan ibaret olduğunu söylüyor. Kum sanatını icra etmek
için gereken malzemelerin çok
kolay bulunabileceğini dile getiren
Yılmaz, bu durumu şöyle açıklıyor:
“Kum sanatı için bir adet flüoresan
lamba, cam, ince bir yüzey kapatıcısı ve kum gereklidir. Bunların
haricinde yüzeyi hemen temizlemek için çekçek, küçük detayları
yapabilmek için küçük kartlar ve
çubukta kullanılabilir. Basit bir
flüoresan lambası üzerine cam,
cam ile flüoresanın arasına da altı
görmemek için ince bir yüzey kapatıcısı kullanılır. Kum sanatı, gölge
ve ışıktan yararlanılarak yapılan
bir sanattır. Kumu düz bir zemine
yatırıp üzerine bir şekil uygulaması
yaptığınızdan dolayı kumu elinizle
rahat hareket ettirebilmek için kaygan bir zemine ihtiyacınız var. Kum
olarak ise elektriklenmeyen kumlar
kullanılabilir. Yapacağım karakterin
ya da mekânın detaylı olması için
toprağın toz halini tercih ediyorum.
Bu yüzden erguvan ağaçlarının altından elde ettiğim toprağı eleyerek
toz şekline getiriyorum. Toz şeklindeki kumla ara lekeler ve ara tonlar
atabiliyorum.”
Karanlığı biraz daha aydınlatmayı istiyorum
İnsanlara iyi şeyler anlatabilecek
hikayeleri, konuları seçtiğini dile
getiren Yılmaz, hikaye seçiminde
nelere dikkat ettiğini ise şu sözlerle
anlatıyor: “Güzel ve iyi olduğunu
düşündüğüm bir şeyi rahatlıkla kum
sanatıyla anlatabiliyorum. Kum
sanatının müzikle desteklenmesi ve
anlatılan hikâyenin seslendirilmesi
gerekiyor. Müzik ve seslendirme,
işin hızlanmasını, daha anlaşılır ve
mesajın daha güçlü olmasını sağlıyor. Topluma mal olmuş sanatçılar
ortaya koyacakları eserlerinde
insanlara bir şey anlatma kaygısı
içerisinde olmalı. Ben bu kaygıyı
üzerimde taşıyor ve yaptığım çalışmalarda karanlığı biraz daha aydınlatmayı hedefliyorum. Kum sanatını icra ederken konu ve hikâye
seçimlerimde hep bir mesaj kaygısı
taşıyorum. Bu da benim toplumsal
görevim diye düşünüyorum.”
Asıl olan kurgudur
Sanatta önemli olanın kurgu olduğunu belirten sanatçı, “Kum
sanatında olay görüntünün güzel
olması değil, portrenin çok gerçekçi
olması değil ya da çok güzel bir
bayan yüzü çizmek değildir. Sanatta
asıl olan ve insanı etkileyen kurgudur. Bir çöpten adamla dünyayı
kurtarabilirsiniz. Kum sanatında
görüntüler birbiri ardına anlamlı bir
şekilde akmalı. Mesela bir portrenin
burun kısmı bir sonraki karede bir
gölün kıyısı olabilmeli. Ya da bir göz,
etrafına bir şeyler çizilerek güneşe
dönüşebilmeli. İnsanların bunu görüp şaşırması, onlarda merak uyandırması ve sonraki görüntünün neye
dönüşeceğini bilmemenin verdiği
heyecanı yaşamaları için kurgunun
iyi olması gerekir.
Kum sanatını, herkesin hayatında en az bir kez denemesini iste-
Gürkan Yılmaz Kimdir?
yeceği bir sanat olarak gördüğünü
söyleyen sanatçı, sanata ilgi duyanlara, “Bu sanatı gönüllü olan herkes
yapabilir. Sadece biraz zaman
harcamak kumu, ışığı ve gölgeyi tanımak gerek. Daha sonra anlatmak
istediğiniz hikâyeyi kurguladıktan
sonra çizimlere başlayabilirsiniz.
Emin olun yapacağınız işten siz de
çok keyif alacaksınız” diyor.
1984 yılında Mersin’in Silifke ilçesinde
doğdu. Çocuk yaşlarından itibaren sanata,
resime merak salan Yılmaz, kum sanatını
kendi çabasıyla öğrenen usta bir sanatçı.
2006 yılında 9 Eylül Üniversitesi Güzel
Sanatlar Fakültesi Resim Öğretmenliği Bölümü mezunu olan Yılmaz, merakını kum
sanatına yönlendirerek, bu sanata ivme
kazandırmayı da başardı. Sanatçı, bugüne
kadar canlı performanslar dahil yaklaşık
100’e yakın eser ortaya koydu. Evli ve 6
aylık bir kız çocuğuna sahip olan sanatçı,
2010 yılında arkadaşlarıyla birlikte İzmir’de
kurmuş olduğu sanat merkezinde öğrencilerine ders vermeye devam ediyor.
KASIM 2014
59
Dosya
60
KASIM 2014
Bireyleri ve toplumları ayakta tutan kuralların başında inanç gelir. Hem insana, hem toplumsal hayata yön verir. Beslenmek nasıl bedenin gıdası ise inanç da ruhun gıdasıdır. İnanan
insan hürdür, huzurludur, mutludur. Çevresine yaşama sevinci aşılar. Her işin üstesinden
gelir. İnanmak kalple, gönülle ve zihinle olur.
Üçünü bünyesinde bütünleştiren insan hem bu
dünyada hem öbür dünyada rahat eder.
KASIM 2014
61
Dosya
Büyük şeyleri başarmak için sadece
harekete geçmek yeterli değildir.
Hayal etmek, plan yapmak, bunların
ötesinde de inanmak gerekir.
Akif Bülbül
Negatif düşünce ise kaygı ve karamsarlığı, korkuyu, ümitsizliği ifade
eder, yıkılmışlığı, bitmişliği çağrıştırır insanlarda.
İnanç bir düşünceye gönülden bağlı
olmak, şüphelerden sıyrılıp emin
olmaktır. Dini anlamı ise iman etmek, Allah’a teslim olmaktır. Sözlük
anlamı ne olursa olsun inancı, insanı
yönlendiriyorsa hayat tarzı, toplumu
yönlendiriyorsa sistem olarak da
düşünebiliriz.
Her işin başlangıcı
Zaman zaman çevrenizdeki insanlardan duyarsınız; “inancım
beni başarıya götürdü. Eğer sana
inanmasaydım burada olmazdım”
ya da” Ona inandım ama beni yolda
bıraktı”, “Artık insanlara inanmıyorum, güvenmiyorum”,”Sakın ona
inanmayın sahtekârın tekidir.” sözlerini… Bu sözlerin altında yatan şey
kendisine ya da birilerine inanma ve
güvenme duygusudur tezahür etmesinden başka bir şey değildir. Bu
duygunun pozitif dönüşümleri insanı
mutlu ve huzurlu eder. Büyük şeyleri
başarmak için sadece harekete geçmek yeterli değildir. Hayal etmek,
plan yapmak, bunların ötesinde de
62
KASIM 2014
Parasını kaybeden insan çok
şey kaybetmiştir, bir dostunu
kaybeden insan
daha çok şey
kaybetmiştir,
inancını kaybeden insan, her
şeyini kaybetmiştir.
Elenor Roosevelt.
inanmak gerekir. Bir şeye inanıyorsanız, sonuna kadar inanın. İnandığınız sürece her şeyi yapabilirsiniz.
Harikulade şeyler ancak içlerindeki
bir şeyin koşulların üzerinde olduğuna inanma cesaretini gösterenler tarafından yapılmıştır. Kendinize, yeteneklerinize, güçlerinize
yeterince inanmazsanız, başarılı ve
mutlu olamazsınız. İnandıklarınızı
yapmanız için insanüstü olmanız
da gerekmez. Mutlaka inandığınızı
gerçekleştirecek yolları bulursunuz. Zira kuvvetli bir inançtan
başka hiçbir şey, kuvvetli bir iş
çıkaramaz.
Negatif düşünmeyin
Negatif düşünce ise kaygı ve karamsarlığı, korkuyu, ümitsizliği
ifade eder, yıkılmışlığı, bitmişliği
çağrıştırır insanlarda. Olumsuz
durum ve davranışlar karşısında
hüsrana uğrayan insanlar ,”inancımı yitirdim” sözüne sığınarak
çevreyle ilişkisini keser, içine kapanarak kendilerini avuturlar… Allah
göstermesin, bir süre sonra da psikolojik bunalıma giren bu insanlar
hayata tamamen küserler. Gücünü
bilinmezlikten alan ve beslenen
korku ile umutsuzluk artık onların
günlük hayatının bir parçası haline
gelir. Varlıklarının farkına bile varamazlar.
Şimdi de inanç kavramının dini
yönü ile ilgili birkaç bilgi aktaralım
sizlere. Bu anlamıyla Allah’a inanmadır inanç, bir dine inanmaktır
inanç. Akide, iman, itikattır inanç.
Dinin ana felsefesidir inanç. İnsanın varoluşunu sorgulamaktır
inanç. Dünyaya gelişinin anlamını
kavrama ve sürdürmedir inanç.
İnsanları mutlu hayata sürükleyen
ve topluma yön veren tek kılavuzdur inanç. İnsan, kendini, kendi
hayat ortamı olan toplum içinde
ifade eder; gerçekleştirmeye çalışır
İnançlı bireylerden oluşan toplumlar daha çabuk kalkınır ve gelişirler.
Huzur ve refahı yakalar, kardeşlikdostluk, birlik-beraberlik ruhunu
her zaman muhafaza ederler. Yeri
Güneşi sağ elime, ayı sol elime verseniz de
davamdan vazgeçmem.
—Hz. Muhammet (S.A.V)
gelmişken bir hususa da dikkat çekelim. İnancı kişiye özgü bireysel bir
konu olarak nitelendirme çabasının
arkasında din ve inanç hürriyetini
mümkün olduğu kadar daraltma ve
etkisiz hale getirme niyeti vardır.
Bu niyetin altında yatan amaç dinin
sosyal hayatta yerini ve etkinliğini
azaltmak ve nihayet yok etmektir.
İnançları olmayan insan ve inançları olmayan bir toplum yok olma
tehlikesi ile karşı karşıyadır. İnanç
yokluğu bireydeki ve toplumdaki
sorunların ve kötülüklerin kaynağıdır. İnsanı insan olmaktan çıkarır.
İslamiyetin özü iman
İslamiyet’te inancın karşılığı ise
imandır. Dinimize göre bu dünya
hayatı gelip geçici bir hayattır. İnsan
bu dünyada sınav vermek için yaratılmıştır. İnsanlar için bu dünyada
yaptıklarının hesabını vereceği ikinci bir hayat vardır. Bu da ahiret hayatıdır. Ahiret inancı, insanı boşluktan ve ümitsizlikten kurtarır, ilahi
adaletin gerçekleşecek olması azmi
ve gayreti arttırır. Kısacası ölüm bir
yok oluş değil, asıl ve sonsuz hayatın bir başlangıcıdır. Ahirete iman,
insanların kalbine barış hissi verir
ve ahlaki karakterini oluşturur.
Kuran-Kerimde (Nisa suresi) şöyle
buyurulmaktadır:
“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamber’ine, peygamberine indirdiği
kitaba ve daha önce indirdiği kitaba
iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini,
kitaplarını, Peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse derin bir
sapıklığa düşmüş olur.”
Kısacası iman etmenin “Allah
vardır, öldükten sonra dirileceğiz”
demenin bir bedeli vardır. Bunun
hakkını vermek gerekir.
Bu sayıdaki konumuzu Türkiye
Cumhuriyetinin kurucusu, Ahirete
intikalinin 76.yıldönümünde rahmet
ve şükranla andığımız Gazi Mustafa
Kemal’in inançla ilgili bir sözü ile
tamamlayalım:
*Gereğine inandığınız her şeyi
yapınız. Başkaları ne derse desin,
aldırış etmeyiniz. Kazanırsınız.
13
Sayısı neden
uğursuzdur?
Işık ve güzellik tanrısı Balder’in verdiği ziyafete 12 kişi davetli iken, yalanların ve hilelerin
tanrısı Loki, davetli olmadığı halde, zorla 13.
kişi olarak katılmak ister. Çıkan tartışmada
Loki Balder’i öldürür.
İskandinavya’dan Avrupa’nın güneyine kadar
yayılan bu mit, Hıristiyan din adamları tarafından Hz. İsa’nın son yemeğine uyarlanır. Bu
uyarlamada Balder’in yerini Hz. İsa, Loki’nin
yerini de Judas alır. Bu yemekten 24 saat
sonra Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürüldüğü
için Hıristiyanlarda akşam yemeğinde 13 kişi
bir araya gelirse bunlardan birinin başına bir
felaket geleceğine inanılır.
KASIM 2014
63
Röportaj
64
KASIM 2014
Baleyi
Sevdiren Adam
Tan Sağtürk
Türkiye’de bale ve dans denilince akla gelen isimlerin başında geliyor Tan Sağtürk. Baleyi geniş kitlelere
duyuran ve sevdiren bir isim olan Sağtürk, Türkiye’yi
karış karış dolaşıp sanatını Anadolu insanının ayağına
götürdü. Sanatını, sosyal sorumluluk projeleri ile birleştiren Sağtürk, yeni projeleriyle Türkiye’de sanatın
geleceğine yatırım yapmaya devam ediyor…
—Fotoğraf: Ali Balıkçı
KASIM 2014
65
Röportaj
Şenay Güner
“T Dance Lab’ projesi kapsamında yetenekli gençlerin çalışmaları
değerlendirilecek. Seçilen topluluklara bütün olanaklar seferber
edilecek ve önleri açılacak. Bu
genç insanlar sanatın gelişmesine
katkıda bulunacak”
İlkokulda yapılan bir gösteride tesadüfen onu gören bir koreografın,
ailesiyle iletişime geçmesinden
sonra 9 yaşlarında İzmir Devlet
Konservatuarı’nda bulmuş kendini.
Daha sonra devam ettiği Ankara
Devlet Konservatuvarı’nın son senesinde, gelen teklif üzerine Fransa yılları. Sonrasında yeniden Türkiye ve
İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde
baş dansçılık. Türkiye’nin dört bir
yanına açtığı ‘Tan Sağtürk Bale ve
Dans Eğitim Merkezi’ ile baleyi geniş
kitlelere sevdiren Sağtürk, sanata
bakışını ve yeni projelerini Gençlik
Spor Dergisi’ne anlattı.
Türkiye’ye baleyi sevdiren kişi oldunuz. Sizce buna ne gibi katkınız
oldu?
Ben bunu hesaplamadım. Şans oldu,
ülke sevdi, benimsedi. Kişiyle özdeş
bir sanat daha duyurmuş olduk. Sanat dalları böyle değil midir zaten,
fiilen eserli değil, şahsiyetlerle seviliyor. Bu isimlerle birlikte o sanat
dalını kendinize yakın hissediyorsunuz. Balenin de sevilmesine ön ayak
olmuş olabiliriz.
İkinci Bahar dizisi, daha sonra Bez
Bebek’te hatırlıyoruz sizi… Bu sü66
KASIM 2014
reç nasıl oldu? Oyunculuğa neden
devam etmediniz?
Operadan ayrıldığım bir döneme
denk gelmişti. İkinci Bahar, usta
oyuncularla çok keyifli ve profesyonel bir çalışma oldu. Yıllar sonra
Bez Bebek ile de çocuk kitlesiyle
tekrar tanışmış oldum. Ben oyuncu
değilim, hiçbir zaman bunu hissetmedim. Oyunculuk benim için tavla
oynamak gibi bir şey. Bu işe girdiğin
zaman tam soyunmak lazım. Hiçbir
zaman oyuncuyum demedim ama
ben biliyorum ki; sahne adamıydım.
Sahne üzerinde olmak, dans
etmek, bale yapmak size ne hissettiriyor?
35 yıldır bale ve dansla iç içeyim.
Tıptan bile daha uzun eğitim alıyorsunuz. Bu konuyla ilgili çok farklı
görüşler vardır. Bale, hocanın veya
koreografın verdiği görevi iyi tamamlamaktır bence. Çok disiplinli
bir iş, “Dans etmişim çok inanılmaz
keyifler almışım”, öyle bir şey yok
bizde. Bale asla sahne üzerinde
keyif veren bir şey değil. Bittikten
sonra eve gittiğinizde, “Vay be ben
neymişim” diyebilirsiniz belki. 25 30 sene sonra artık o duygular biraz
daha yerine uç noktalara vermeye
başlıyor. Ben de en son verdiği haz
‘ölümden alınan öç gibi’ şey. ‘Ben
yaşıyorum, varım’ gibi. Görevin
yerine getirilmesinden dolayı alınan
haz, zevktir aslında. Bu kelimelerle
zor anlatılır. Dans için aynısını söylemem mümkün değil ama bale için
böyle.
“Tırnak dökmek değil,
psikolojik savaş”
Sahnede hep gülümsediklerini
gördüğümüz balerin ve baletlerin
aslında acı çekiyorlar…
Uçtum, kaçtım, döndüm, parmaklarımın ucunda yürüdüm gibi bir zevk
olamaz. Cimnastikçinin olimpiyatlardaki ruh hali, kalecinin penaltı anın-
daki duygusu gibi. Hissedilen duygu
çok farklı değil birbirinden. Birkaç
defa ayak tırnaklarınızı dökersiniz.
Bu bir kahramanlık değil, keresteci
de parmağını kaptırıyor. Bence zor
tarafı tamamen psikolojik savaş. Zor
tarafı tırnaklar dökmek değil, daha
çok beyinde biter.
“Boş Sokaklarda
Çalışıyorlar”
Türkiye’de dans ne durumda?
Ciddi anlamda, özellikle kasabalarda, köylerde, düğünlerde herkes
dans ediyor. Bu bir kahramanlık
gösterisine bile dönüşüyor, bir anda
rekabet doğuyor. En iyi oryantali kim
yapacak? Kahraman mı olacaksınız,
hafif meşrep mi ? Bunun dengesini
tutturan kahraman oluyor. “Benimle
Dans Eder misin?” yarışmasında
kuyruğun sonuna dürbünle baktığımı
hatırlıyorum. O kadar çok dansçı
varmış ki, her yerden geliyor. Onların
dans edebilecekleri tesisleri yok, bir
yere kanalize olamamışlar. Buldukları boş sokaklarda kendince bir şeyler
yapmaya çalışıyorlar.
“Gençler Kurtulacak”
Türkiye’de gençlerin içinde olduğu
olayları görüyorsunuz. Onların danslara ve müziklere kanalize edilmiş
olması gerekiyor. Kanalize olabilecekleri alanların yaratılmış olması,
gençleri kurtaracaktır. Gençler
kurtarılırsa eşittir, yanına her şeyi
sayabilirsiniz. Konservatuardaki bale
bölümündeki çocuklara bakıyorum,
ben de dahil hiç birimiz entelektüel
ailelerin çocukları değildik. Sanatın
içine verilmiş olmasaydık serseri
olacaktık belki. Ülkeye daha yararlı
insan olmamızı sağladı.
Sanat ve spor arasındaki ilişkiden
bahseder misiniz?
Sanat bence spordan 1 – 0 önde.
Çünkü, sporda mutlaka karşınızda
yenmenizi gerektiren bir rakip olur.
Sporların rekabet dolu olgusu her
zaman vardır. Sanat da mutlaka, rekabetler, kıskançlıklar, egoları barındırır. Fakat aşılması gereken yegane
insan yine kendinizsiniz. Size bir soru
bale sanat mı spor mu? Mesela buz
pateni, spor ama sanata yakın…
“Sanatçı Olarak…”
İlki Diyarbakır olmak üzere
Türkiye’nin bir çok şehrine bale ve
dans okulları açtınız. Güneydoğu’ya
okul açma süreci nasıl oldu?
Mardin’e, Kayseri’ye, Elbistan’a,
Kahramanmaraş’a okullar açtık.
Diyarbakır, o dönemlerde çok itilmiş
kakılmış bir şehirdi. Ben sanatçı olarak ya gidip gösteri yapmalıyım ya
da kalıcı bir şeyler. Arkadaşım Ömür
Uyanık ile beraber oralara emek verdik. Gurur duyacağım şeylerden bir
tanesi oralarda yapımış olduğumuz
işler. Zamanında Olağan Üstü Hal Bölgesiydi. Diyarbakır’daki okulumuzdan
Mardin’dekine giderken 50 defa durdurulurduk. Ekonomik gelir gütmedik.
Bütün okulların kurulma amacı sokaktaki insanların kanalize olacakları bir
yerleri olmasıydı. Örneğin, okullarımız
Çocuk Esirgeme Kurumu’ndan bir gruba ders vermek zorunda.
Gençlere Büyük İmkan
Yeni projeleriniz var mı?
“T Dance Lab” diye bir şey başlattık.
Müzik, tiyatro, dans topluluklarının iyi
bulduğumuz çalışmalarına sponsorluk
yapacağız. Onlara bütün olanaklar
seferber edilecek ve önleri açılacak.
Bu genç çocuklar, genç insanlar sanatın gelişmesine katkıda bulunacak. En
azından başlarını sokabilecekleri alanları olacak. Ayrıca Bilgi Üniversitesi
ile birlikte dans alanında yenilikçi bir
işbirliğine imza attık. Planlanan dans
programı hem dansçı, hem de sahne
sanatları tasarımı uzmanları ve dans
öğretmenleri yetiştirecek.
Ada’nın Ağzından Bale Hikayeleri
Bale üzerine neden çocuk kitapları
yazmaya başladınız?
Teknik kitaplar, boyama kitapları, masal kitapları çıkardık. Çocuğun ruhuna
oyuncaklarla ve masallarla girersiniz.
Bir çocuğa anlatılmış masal en temiz
ve en saf buluşma noktası. Bu yüzden
kızım Ada’ya masal anlatır gibi çocuklara bütün dans ettiğimiz eserleri de
anlatmaya çalıştım. Hikayeler Ada’nın
ağzından anlatılıyor. Bir hikayeyi, benim kızım ve babası da benim, böyle
anlatırsa o zaman balenin içini de
anlatabilir. Kitaplar, çok talep gördü,
bir çok çocuk artık büyük eserleri bu
kitaptan takip eder hale geldi. Çocuklarının kitaplara sarılarak uyuduklarını
söyleyenler oluyor. Çocuğun kalbine
girmişiz bu ne kadar güzel bir şey, o
yüzden bunun devamının gelmesini
arzu ediyorum.
KASIM 2014
67
Dosya
68
KASIM 2014
KASIM 2014
69
Dosya
Nilüfer Gevenoğlu
17 yaşındaki lise öğrencisi
İlayda Şamilgil, ‘Sıvılardaki Su Oranını Mıknatısla Ölçebilen Sistemi’ ile
‘First Step To Nobel Prize
In Physics’ (Nobel Ödüllerine İlk Adım) Yarışması’nda,
70’e yakın ülkeden 5 bin
fizik projesini geçerek
dünya birincisi oldu. Yarışmada, fizik profesörleri
tarafından ‘Onur Ödülü’ne
de layık görülen Şamilgil
ile hayatı ve başarı hikayesi üzerine konuştuk.
İstanbul’da bir araya geldiğimiz İlayda
Şamilgil, özel bir lisede 12. sınıfta okuyor.
Bilimi hayatın bir parçası olarak tanımlayan
Şamilgil, inançlarının ve hayallerinin peşinden koşan bir genç.
17 yaşındaki İlayda, 1 yıl önce sıvıların
içindeki su oranını tespit etmek amacıyla bir
çalışmaya başlamış. Birçok denemesinde
başarısız olmasına rağmen pes etmeyen
ve onlarca denemenin sonunda başarıya
ulaşan İlayda, ‘First Step To Nobel Prize In
Physics’ yarışmasında jüriden tam puan alarak dünya birincisi oldu.
Amacım sistemi ucuz
ve kolay bir şekilde
yapabilmekti
Bilim konularına ilgi duyup, bu konulara vakit ayırmayı ve kendini devamlı geliştirdiğini
ifade eden Şamilgil, proje serüvenini anlattı:
“Boş vakitlerimi, ilginç bilgileri öğrenip
bunların üzerinde yapılan çalışmaları incelemeye ayırıyorum. Bu projede yine merakla
başladı. İlk başlarda sıvılardaki su oranını
ölçmekten çok suyun diğer manyetik alanlardan nasıl etkilendiğini görmek istedim.
Bu amacın üzerinden yola çıktım ve çeşitli
deneyler yaptım. Bu çalışmalar sırasında da
çok basit bir hipotezin olduğunu gördüm.
Suyun içine bir mıknatıs yerleştirdiğinizde
suyun üzerinde gözle görülemeyecek boyutta deformasyonlar oluşuyor. Çalışmalarımda
‘Ne kadar deformasyon varsa o kadar su
vardır’ hipotezini elde ettim. Bunun üzerin70
KASIM 2014
—Fotoğraf: Ali Balıkçı
Uzun yıllar profesyonel
olarak cimnastik yapan
İlayda, eğitim hayatı dışında da gençlerin dinlenmeye ve eğlenmeye
ihtiyacı olduğunu belirterek boş zamanlarında
birçok aktivite yaptığını
dile getiriyor.
den giderek projenin temeline ulaştım.
Geliştirdiğim sistem ile isminden de anlaşılabileceği gibi sıvılardaki su oranını
ölçmeyi ve bunu ucuz bir şekilde yapmayı hedefledim. Bununla ilgili yapılan başka çalışmalar tabi ki var. Ama benim o
çalışmalardan farklı amacım, bu sistemi
ucuz ve kolay bir şekilde yapabilmekti.”
Aynı deneyi onlarca kez
yaptım
1 yıl boyunca projesi üzerine çalışan
Şamilgil, sabrının ve azminin getirdiği
başarısını şu sözlerle özetliyor:
“Projeye başladığımda belki başarısız da olabilirdim ama doğru bir hipotezle yola çıkmıştım. Deneylerimi okul
laboratuarında yaptım. Tam sayısını hatırlamasam da aynı deneyi onlarca kez
yaptığımı söyleyebilirim. Fikrini aldığım
herkes yardımcı oldu, arkadaşlarım da
dahil. Doğru bir hipotezle yola çıktığım
için ve çevremdekilerin desteğini aldığım için sonunda da beklediğim sonuçlara ulaştım.”
‘Onur Ödülü’nün de sahibi
oldu
İlayda, First Step To Nobel Prize İn
Physics’ yarışmasında birinci olduğunu
öğrendiğinde hissettiklerini ise “Her ne
kadar insan bir umutla da başvursa,
yine de büyük bir beklentiye giremiyor.
Başarısız olamama ihtimalini düşünüyor.
Yarışmada birinci olduğumu bana mail
yoluyla bildirdiler. Maili açtığımda hem
heyecan hem de bir şaşkınlık yaşadım.
Kendi adımı gördüğümde hem gurur
duydum hem de çok heyecanlandım”
şeklinde ifade ediyor. İlayda, projesi ile
yarışmada fizik profesörleri tarafından
Onur Ödülü’ne de layık görüldü.
Ucuz bir sistem olduğu için
ekonomik olarak da karlı
Geliştirdiği sistemin petrokimya, tarım
ve gıda endüstrisinde rahatlıkla kullanılabileceğini belirten İlayda, buluşu
sayesinde günlük hayatta tüketilen süt,
meyve suyu vb. sıvıların içindeki su
miktarının kolayca tespit edilerek kalitefiyat dengesinin kurulmasına yardımcı
olacağını dile getiriyor. İlayda projenin
kullanım alanlarını ve ne işe yarayacağını işe şöyle anlatıyor:
“Geliştirdiğim sistem içine su katılan
sıvıların ölçülmesi gereken her alanda
kullanılabilecek. Bir sıvının içine ne kadar su katılıyor bu önemli bir şey. Çünkü
ürünün kalitesiyle ilgili farklılıklara yol
açabiliyor. Meyve sularına bazen su
karıştırmak gerekiyor ama bunun da
belirli bir oranı olması lazım. Yoksa daha
çok içinde su olan bir meyve suyu yerine
içinde meyve suyu olan bir su almış oluruz. Geliştirdiğim sistem bu ayrımı yapmamızda yardımcı olacak. Ayrıca ucuz
bir sistem olduğu için ekonomik olarak
da karlı olacağını düşünüyorum.”
Hayallerimin
peşinden koştum
İlayda, proje üzerinde çalıştığı dönemlerde yaptığı deneylerde birçok hatayla
ve aksilikle karşılaştığını anlatırken,
“Bir şeyler kırıldı, hesaplamalar
yanlış oldu, sonuçlar hatalı çıktı.
Bunlara rağmen devam ettim. Bir
şeyi gerçekten isteyerek yapmak
lazım. Ben de severek ve isteyerek
bu projeye başladım, birçok engelle karşılaştım ama pes etmedim,
hayallerimin peşinden koştum. Her
insan hayallerinin peşinden koşmalı.
Süreç uzun da olsa, engellerle dolu
da olsa severek yaptığınız bir şey
olduğu için başarılı olma ihtimaliniz
artıyor. Dolayısıyla başarılarımı işimi
severek yapmaya, sabırlı olmaya,
pes etmemeye ve kendime inanmaya
borçluyum” diyor.
Sosyal hayatında
aktif bir öğrenci
Uzun yıllar profesyonel olarak cimnastik yaptığını öğrendiğimiz İlayda,
eğitim hayatı dışında da gençlerin
dinlenmeye ve eğlenmeye ihtiyacı olduğunu belirterek boş zamanlarında
birçok aktivite yaptığını dile getiriyor.
Bu aktivitelerini; “Bu aralar hobi olarak buz pateni yapıyorum. Bu spor
beni rahatlatan ve çok zevk aldığım
aktivitelerden biri. Kendi ruhumu
arındırmak ve kafamı dinlemek için
ise müzikle ilgileniyorum. Ortaokuldan beri keman ve gitar çalıyorum.
Bunların haricinde kitap okuyorum.
Hep bilim okuyorum diyemem, çok
nadir bilim okuyorum. Daha çok
roman, otobiyografileri tercih ediyorum” sözleriyle ifade ediyor.
Önemli olan
engelleri aşmak
Kendini bilim konusunda geliştirmek
isteyen İlayda, hayata dair hedeflerini ise şöyle anlatıyor:
“Üniversiteyi bitirdikten sonra
akademik kariyerime devam ederek,
yüksek lisans ve doktora yapacağım.
Şu şirkette çalışmak istiyorum diyebileceğim bir şey yok ama tabi ki
koşulların en iyi olduğu ve kendimi
en çok geliştirebileceğime inandığım
bir yerde çalışmayı tercih ederim.
Herkes gibi sevdiğim bir işi, mesleği
yapmak istiyorum. Bu süreçte engellerle karşılaşabilirim. Önemli olan o
engelleri aşmak ve başarılı olmak.
Hayatımı şu an olduğu gibi yukarıya
doğru devam ettirmek istiyorum.
Tabi ki bu süreçte de sadece bir şeye
odaklanmak yerine gerek ailem
gerek arkadaşlarım gerekse yapmaktan hoşlandığım şeyleri de devam
ettirerek mutlu bir hayat sürmeyi
hedefliyorum.”
KASIM 2014
71
Foto Röportaj
Abant bir başka
güzel şimdi…
Bolu’ya yaklaşık 35 kilometre uzaklıkta bulunan ve dört
mevsim ayrı güzelliğe bürünen Abant’ta kahverengi tonların
renk cümbüşü yaşanmaya başladı. Bu eşsiz manzarayı
gözler önüne seren en güzel yerlerden biri de Abant Tabiat
Parkı… Her gün yerli ve yabancı yüzlerce tatilcinin ziyaret ettiği Abant Tabiat Parkı, ağaçlardan dökülen sarı ve
kahverengi tonlardaki yapraklar ve farklı renklere bürünen
ağaçlarıyla kartpostallık görüntüler veriyor. Konaklamak ve
günübirlik tatil için Abant’ı tercih edenler, bölgenin doğal
güzelliği karşısında adeta büyüleniyorlar. Gelecek sonbaharda yine buralarda olmak için sözleşiyorlar.
—Fotoğraf: AA
72
KASIM 2014
KASIM 2014
73
Foto Röportaj
Sonbaharı yaşamak için Abant’a gelenler, Tabiat Parkında faytonla gezerek,
ata binerek, göl çevresinde yürüyüş ve piknik yaparak, ayrıca doğal güzellikleri fotoğraflayarak güzel vakit geçiriyorlar.
74
KASIM 2014
Sararan yaprakların döküldüğü yollarda, dinlenmeye
çekilen kahverenginin hakim olduğu ağaçların altından
geçmek insana huzur veriyor adeta…
KASIM 2014
75
Dosya
76
KASIM 2014
Kaygı, bir uyaranla karşılaşıldığında yaşanılan
bedensel, duygusal ve
zihinsel değişimlere neden olan bir uyarılmışlık halidir. Kaygı yaşanan durumlarda, kişinin
yorumlarında benliğe
yönelik bir tehdit algısı
söz konusudur. Sınavda düşük not alma durumunu ‘hayatım biter’
diye yorumlayabilen bir
öğrenci için sınav, bir
savaş alanıdır. Bir hayat-memat meselesidir.
Psk. Dr. Ayşegül Önk Eray
yine sınav
var!
Ayna Eğitim ve Psikolojik Danışma Merkezi
Eyvah
Günümüzdeki eğitim sistemi içinde öğrenciler sürekli bir sınanma olgusu ile karşı
karşıyalar. İlkokuldan itibaren başlayan
sınav maratonu, eğitim-öğretim hayatları
boyunca devam ediyor. Bu uzun dönem,
onlar için özellikle lise ve üniversite seçimleri öncesindeki yılları da içine alan
yoğun bir çalışma temposu ve başarılı
olma beklentisi ile biçimleniyor. Daha iyi
bir okulu kazanmak ve daha iyi bir gelecek yaratmak için sürekli sınavlara girerek
gergin olmayı da öğreniyorlar. Çocukluktan itibaren bu kadar stres yaratan sınav
deneyimini tekrar tekrar yaşamak kişi için
yıpratıcıdır. Eğer bu sorun çözülmemişse,
öğrenciler, eğitimlerinin geri kalan yıllarında da sınav kaygısı ile karşılaşacaklardır. Üniversiteyi kazanınca sınavlarla olan
kaygı deneyimleri vize ve finallerle de
tekrar gündeme gelecektir.
Performansı olumsuz yönde
etkiliyor
Çocuklarda ve gençlerde en sık rastlanan
kaygı türü olan sınav kaygısı, sınav öncesinde başlayan ve çeşitli fiziksel ve psikolojik sıkıntılarla ortaya çıkabilen yoğun bir
duygu durumudur. Bir öğrencinin edindiği
bilgileri, sınav ortamında etkili bir şekilde
kullanmasına engel olarak, performansı
olumsuz yönde etkiler. Yetişkin olduğumuzda da devam edebilir. Bir iş görüşmesi
veya çalıştığımız şirkette yapacağımız bir
sunum bizde yine bir performans kaygısına neden olabilir.
Aşırı kaygı, fiziksel rahatsızlıklara neden oluyor
Sınavlar söz konusu olduğunda herkes
belli bir oranda kaygı yaşar. Bu kaygı
aslında normal bir seviyede olduğunda
zararlı değil tam tersine yararlıdır. Dikkati
toparlamaya ve motivasyonu arttırmaya
yardımcı olur. Kaygı seviyesi, kişinin performansını olumsuz yönde etkileyecek
derecede arttığında ise bir sorun olarak
karşımıza çıkar. Genel olarak sınav kaygısı
gerçek dışı beklenti ve yorumlar içerdiğinden yanıltıcıdır. Sınavı, yaşamlarını tehdit
eden tehlikeli bir durum olarak algılayan
öğrenciler için kaygı kaçınılmaz olur. Sınavda düşük not alma durumunu ‘hayatım
biter’ diye yorumlayabilen bir öğrenci için
sınav bir savaş alanıdır. Bir hayat-memat
meselesidir. Sınavdan önce, genellikle sınavı başaramayacaklarına dair zihinlerini
meşgul eden çeşitli olumsuz düşünceler
söz konusudur; sınava hazır değilim, başarısız olacağım, zaman yetmeyecek, her
şeyi unutacağım… gibi. Bu olumsuz düşünceler, suçluluk ve çaresizlik duyguları
ile çeşitli korkuları tetikleyerek bir takım
fiziksel tepkilerin ortaya çıkmasına neden
olur. Kaygı sonucu en sık ortaya çıkan
fiziksel rahatsızlıkları; mide bulantısı,
bağırsakların bozulması, sık idrara çıkma,
kalp çarpıntısı, baş dönmesi, ateş basması, titreme, ellerin- ayakların buz kesmesi,
ateş basması, uyku ile ilgili sorunlar olarak ifade edilebilir.
Sınav kaygısının ortaya çıkmasındaki
etkenlere baktığımızda; mükemmeliyetçilik, kendinden yüksek beklentilerin olması, kendini yetersiz, güvensiz hissetme gibi
özgüvenle ilgili eksiklikler, kendini motive
edememe, ailenin beklentilerini karşılayamama endişeleri sayılabilir.
Kendi davranışlarını
denetleyemez hale geliyor
Geçtiğimiz yıllarda yapılan bir çalışmada,
üniversiteye hazırlanan gençlerin kaygı
seviyeleri, ameliyat olacak hastaların
seviyelerinden daha yüksek olduğu tespit
edilmiş. Öğrencilerin yaklaşık %10’unda
ise tedaviye ihtiyaç duyacak kadar yüksek
düzeyde sınav kaygısı yaşadıkları belirlenmiş. Sınav kaygısı bu kadar arttığında kişi
farkında olmadan kendi davranışını denetleyemez. Bu kontrolden çıkma, kontrol edememe durumu sorunu daha da
altından kalkılamaz hissedilmesine neden
olur. Gerginlik, çaresizlik, sinirlilik, çeşitli
korkular, güvensizlik, aşırı heyecan gibi
duygusal tepkiler ortaya çıkar. Karamsar
bir bakış açısı gelişir.
Sınav kaygısının neden olduğu fiziksel ve duygusal belirtilere davranışsal
tepkiler de eklenir. Bu tepkiler, çeşitli
kaçınmaları içerir. Bunları; ders çalışmayı
erteleme, çalışmaya başlayamama, sınava
girmeme kararı veya sınavı yarıda bırakma gibi örneklendirebilir.
Sınav kaygısı ile başa çıkabilmenin ilk
adımı, ne ile karşı karşıya olduğumuzu
bilmek, onu tanımaktır.
Sınav, kişiliği ispat etme ile ilgili bir değerlendirme değildir. Sadece, bilgi birikiminin
değerlendirilmesidir. Dolayısı ile sınava
yüklenen anlamların öncelikle tespit edilmesi ve gerçekçi hedeflerin belirlenmesi
son derece önemli bir adımdır.
Odağın değiştirilmesi, zamanı iyi kullanmayı öğrenmek, düzenli çalışma alışkanlıklarının kazandırılması, imgeleme,
gevşeme ve nefes tekniklerinin kullanılması, beceri eğitimi, dikkat eğitimi gibi
süreçlerin sınav kaygısını yenmede olumlu
etkileri çeşitli araştırmalarla ortaya konmuştur.
Sınav kaygısının dozu, sıklığı ve kişiye
verdiği rahatsızlığın oranı attığında bir
uzman görüşü almak önemlidir. Uzayan
ve kontrol edilemeyen, hayatı olumsuz
yönde etkileyen bu gibi durumlarda psikolojik destek almak bu sorunu yenmek için
gerekli ve önemli bir adımdır. İhmal edildiğinde, hayat kalitenizin hızlı bir şekilde
bozulması ve daha depresif bir sürecin
ortaya çıkma olasılığı söz konusu olabilir.
KASIM 2014
77
Müzik
Biraz
dinlendik
yeniden
müzik
dedik…
Hayatı zorluklarla geçen çocukluk ve gençlik yılları. Çok sevdiği müzik
uğruna aç, parasız kalmayı göze almış bir isim. Bir dönem Türkiye’de
herkesin bahsettiği, haber bültenlerinin haberleriyle dolduğu bir
müzisyen. Murat Kekilli’den bahsediyoruz. Uzun süredir gözlerden
uzak bir yaşam süren Kekilli, şimdilerde Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın
‘’Tecrübe Konuşuyor’’ projesi kapsamında gençlerle buluşuyor.
—Haber: Gökay Baz, —Fotoğraf: Şenay Güner
78
KASIM 2014
KASIM 2014
79
Müzik
Uzunca bir süredir gözlerden uzak
bir yaşam süren sanatçı Murat Kekilli, yeniden müziğe döndü. Dillerden düşmeyen şarkısının gençleri
intihara sürüklediği iddiasıyla adeta linç edilen Kekilli, o zor günlerini
Gençlik Spor Dergisi’ne anlattı.
Müzik tarzınız nasıl oturdu,
ilk kıvılcımlar nelerdi?
Ben Adana’nın Kocavezir mahallesinde doğdum, büyüdüm, kenar
mahalle diye tabir edebileceğimiz
bir yer. 80’li yılların başında, ortaokul yıllarımızdayken, seyyar satıcıların tezgahlarında müzik çalardı.
Türk halk müziği, arabesk tarzında
müzikler. Sonra Barış Manço, Cem
Karaca dinlemeye başladık. 85-86
yılları gibi yabancı müzikle tanıştık,
harmanlanmış bir müzik bizimki
80
KASIM 2014
aslında her tarz müziği dinliyorduk.
Müziğe nasıl başladınız ?
1991’de askerden geldikten sonra
Adana gençlik müzik merkezinde piyano derslerine başladım.
Adana’da devlet konservatuarına girdim. Sonra grup kurduk,
İstanbul’a geldik. Çok dinleniyordu
bizim söylediğimiz tarz. Daha doğrusu dinlenmesinden çok, severek
söylüyorduk. Hepimiz farklı şeylere
inanıyorduk, buna rağmen haksızlık olduğunda haykırmanın aracı bu
tarz müzikti.
Zor bir 3-4 sene geçirdim. Konser
afişlerini kendimiz yapıştırırdık. İlk
konserime 11 kişi geldi, 5-6’sı da akrabamızdı. Zaten sayı önemli değildi,
bir kişi bile olsa sahne alacaktık.
İnanılmaz keyif aldık, kişi başı günümüzün parasıyla 100 TL kaldı bize. O
da gitar için tel parası.
“İlk Konsere 11 Kişi Geldi’’
İlk albüm nasıl çıktı ?
1997’de “Eşşek gözlüm’’ adlı albümü
çıkardık. Ferdifon’dan Allah razı
olsun Ferdi abi bize çok güvendi. O
dönem Adanalı sanatçılar çok başarılıydı. Murat Göğebakan, Haluk
Levent, Feridun Düzağaç gibi. Biz de
o jenerasyona katılmaya çalıştık.
İstanbul’a gelirken ne bekliyordunuz, aradığınızı buldunuz mu?
Ben 1993 yılında İstanbul’a geldim,
Taksim’de bir otele yerleştim.
Ardından konserler geldi sanırım…
Kıbrıs’tan bir konser teklifi geldi. Ne
kadar ücret istersiniz dediler. Bir
şey diyemedim. ‘3 bin TL yeter mi?’
dediler, heyecanlandım hemen ‘olur
tabi ki, ne demek’ dedim. Uçağa ilk
binişimdi, çok korktum. Limuzinle bizi
aldılar şaşırdım. Yolda afişler gördüm,
inanılamayacak derecede güzeldi. ‘Burada inanılmaz bir kitleniz var’ dediler.
konser öncesi telefon geldi ‘burada izdiham yaşanıyor’ diye, ‘İçeride bin 500
kişi varmış, dışarıda ise 2 bin kişi var’
dediler. Bizim için önemli başlangıçtı.
“Tutmadı denilen albümümüz aslında tutmuş’’
2000’li yıllara kadar geldik. Çıkardığımız albüm tutmadı diye düşünürken,
alttan alta çok güzel yerlere gelmiş.
Oysa bize ‘albüm hedefine ulaşmadı,
elimizden geleni yaptık, olmadı’ dendi.
Biz de ikna olduk, başka oluşumlara
gittik. Bir yıl sonra başka bir firmayla
anlaştık. 2 yıllık ciddi bir çalışmayla
yeni albümü oluşturduk. Albüm çok iyi
yerlere geldi, çok ciddi satış rakamlarına ulaştı. Bir anda ülke gündemine
oturduk, sonra tatsız tuzsuz şeylerle
uğraştık.
“Şarkı Anadolu’dan
İstanbul’a yayıldı medyaya
rağmen ben müzik piyasasına
girdim’’
İlk albümden yıllar sonra büyük
başarılar elde etti, nasıl oldu bu geç
keşfedilme?
Zor bir şeyi başardık. 97’de
Ferdifon’dan çıkan albüm İstanbul’dan
Anadolu’ya doğru değil de Anadolu’dan
İstanbul’a yayıldı. İstanbul’un haberi
olmadan bir şarkı patlamazdı ama tam
tersi oldu. Burada medyanın zerre kadar katkısı olmadı. Yani İstanbul
basını ve müzik piyasasına
rağmen geldim.
Biz
‘rızkımızı
hüda veriyor,
y , kula
y
y
meyletmeyiz’
diyerek yaşayan
insanlarız, bugün
ne bulursak onu
yeriz.
“Yurt dışında
Türkiye’de
neler oluyor
haberler
yapıldı’’
Şarkı bir anda
Türkiye
gündemine
oturdu, bazı polemiklere konu oldu…
Alman Bild dergisine kadar yurtdışında
birçok basın kuruluşunda ‘Türkiye’de ne
oluyor’ diye haberler yapıldı. Türkiye’nin
gündemi değişmişti o dönem ve bir şarkıydı bunu yapan. Hep düşünüp durduk
‘bir şarkı nasıl bu kadar şeye neden olabilir’ diye. Ama o intihar haberleri falan
hep düzmeceydi. Onların tetiklediği şey
daha kötüydü, insanlar bunu referans
aldı. İşte ondan sonra iş çığırından çıktı.
İnsan tanımadığına düşman olur, o ilk
tepki düşmancaydı. Bütün medya bir
saldırı başlattı bize. Şarkıların intihar ettirme gücü olabilir mi? Şarkılar insanın
duygularını paylaşır. Ben ‘artık savaşlar
olmasın’ diye şarkı yazsam savaşlar
durmaz ki, şarkılar insanların duygularına, sözlerine tercümandır. Yoldaşıdır,
arkadaşıdır.
“Küçük bir evimiz, soğan ektiğimiz bir bahçemiz vardı’’
Sonrasında bir küskünlük oldu sanırım
Adana’ya döndünüz…
Gündüz röportaj yapılıyordu, akşam
haberlerde benim konuştuğumdan çok
farklı şeyler çıkıyordu. Ama ben kimseye anlatamazdım ki bu montajdır diye
ki anlatamadım da. Sonra o pirincin
taşını ayıklayamıyorsun tabi. ‘Tamam
her şeye amenna ben her şeyle baş
edebilirim’ dedim. Ama yalanla asla baş
edemezsin ki adam yalan söylüyor, ama
haber bülteninde kendini izliyorsun yalan. Ana haber bültenini izleyen insanlarda az çok etkileniyordu, gerçi çoğu
insan inanmadı, bana destek oldu. Bir
yalanla daha karşılaştım çok sevilen bir
ana haber bülteniydi, artık ondan sonra
dedim ki arkadaşlara ‘bizim küçük bir
evimiz vardı. Adana’da kendi soğanımızı
kendimiz ekiyorduk’ döndük Adana’ya,
yorulmuştum.
Adana’ya dönünce bitti mi her şey?
Hayır tabi ki, bahsettiğimiz 3 metrekarelik soğan tarlası oldu büyük tarlalar.
Çok zenginmişiz, bir sürü ünlü firmaya
patates, soğan veriyormuşum, insanlar
böyle sandı. Komikti yani.
Arada bir kaç başarılı albüm çıktı
tekrar İstanbul’a döndünüz...
Dinlendik, tekrar İstanbul’a döndük.
2013 yılında bir albüm çıktı, çok da
başarılı oldu. Biz ‘rızkımızı hüda veriyor,
kula meyletmeyiz’ diyerek yaşayan insanlarız, bugün ne bulursak onu yeriz.
Biraz sosyal medyayı kullandık albüm
tanıtımında, insanlar bizi özlemiş.
KASIM 2014
81
Kitaplık
‘Sil
Baştan’
Başlamak Gerek Bazen…
82
KASIM 2014
Doğukan Gezer
Birçoğumuz hafızaların zihinlerden temizlenebildiği Sil Baştan (Eternal
Sunshine of the Spotless Mind)filmini izlemiştik. ‘Yıka Beynini’, ‘Beynine Format At’ ve ‘Sağlığına Format At’ kitaplarında anlattığı NeuroFormat tekniği
ile filmde seyrettiklerimize benzer bir yöntem takip eden Barış Muslu’yla
beyinlere format atılabilme ihtimalini masaya yatırdık…
Barış Muslu, kendi geliştirdiği bir
teknik ile insanlık için önemli bir
yola koyuldu. Bu kapsamda Muslu,
zihinlerdeki kötü anıları engelleyebiliyor, fobilere saniyeler içerisinde
son verebiliyor. Peki, ya gençler?
Muslu’nun özellikle sınav döneminde yaşanan sıkıntılara dair de
çözüm reçetesi hazır. Gençlik Spor
Dergisi olarak Barış Muslu’nun kapısını çaldık ve kişisel gelişime dair
çok sayıda konu başlığını sorduk.
lardan sonra oluşmuş. Mesela bir
uçakta hava boşluğuna düşen biri,
bundan o an çok kötü etkilenirse
büyük bir uçak fobisi geliştirebiliyor ya da köpekler tarafından
kovalanan biri, hayat boyu köpekleri gördüğü an otomatik olarak
çok ciddi bir korku hissediyor. Fobi
konusunda işin en önemli noktası,
bunun kişinin elinde olmadığı,
duyguların tamamen bilinçaltının
kontrolünde olduğu.
Okuyucularımız için ard alanı
dolu olan bu yönteminizi kısaca
anlatabilir misiniz?
Tekniğin detaylarını çok kısa bir
süre içinde anlatmak oldukça zor.
Ama mesela kötü olayların bilinçaltındaki etkisini temizlediğimiz
uygulamayı kısaca özetleyeyim.
NeuroFormat tekniğini uygulayan
kişi, beynin iki lobunun da aktif
olmasını sağlayan özel bir pozisyonda oturuyor. Bu arada, gözleri
kapalı bir şekilde, kendi bedeninde
bu olayı yeniden yaşadığını hayal
ediyor ve bir yandan bu olayı
sesli olarak anlatıyor. Kötü olayı
yeniden yaşarken, kötü hissettiği
anlarda “zamanı durdurarak”,
gözlerini sanki kitap okur gibi en
üstten başlayarak, sağdan sola
sıra sıra yavaşça hareket ettiriyor.
Bu göz hareketlerinin amacı, hangi
göz pozisyonlarında duyguların
çok daha yoğun olduğunu bulmak
ve o kötü duygulara erişmek.
Kötü duygunun en yoğun olduğu
göz pozisyonu yakalandığı an, bu
duyguyu genelde baş üzerinde
bulunan tek bir noktaya devamlı
yapılan vuruşla temizliyoruz.
Gençlerin son dönemlerde kişisel
gelişim kitaplarına yönelmelerini
nasıl karşılıyorsunuz? Sizce bunun altında yatan nedenler neler?
Bunun birçok sevindirici tarafı
bulunuyor. Aslında, gençlerimiz
gelişime daha açıklar. Öyle ya da
böyle kendilerini geliştirebileceklerine inanıyorlar. Bununla beraber
oldukça rekabetçi bir dünyada
yaşıyoruz. İş, arkadaşlık, duygusal
tüm ilişkilerimizde nasıl davrandığımız, elektriğimiz, hareketlerimiz
kaderimizi belirliyor. Gençler böyle
bir bilinç içerisinde daha etkin bir
hale gelmek istiyorlar.
Çok sayıda kişinin fobilerini
atlatmasında yardımcı oldunuz.
Gelenler ilk evrede nasıl davranıyor? En çok karşılaştığınız fobiler
neler?
Genelde fobilerin çok önemli bir
bölümü çok yoğun travmatik olay-
Öğrenciler eğitim stresi yaşayabiliyor. Bu kapsamda özellikle
vize-final dönemlerine nasıl
girmelerini önerirsiniz?
Yaklaşım çok önemli. Stresi en
çok yaşayan insanlar, hayatlarını
tamamen kontrol etmek isteyen
insanlardır. Kontrol ihtiyacı stresin
en büyük nedenidir. Stresi azaltabilmek için ilk yapılması gereken,
kendini akışa bırakabilmeyi başarabilmektir. Bu aslında her sonucu
kabul etme eğiliminde başlar.
Başarısızlığı da kabul edebilmeyi
gerektirir. Bir insan gerçekten çok
başarısız olsa dahi kendini tamamen sevmeli ve kabul edebilmeli.
Başarısızlık ihtimalini dahi kabul
etmek istemeyen bir öğrenci çok
büyük stres yaşayacaktır. Bunun
yanında başarıyı çok isteyen, ama
“Stresi en çok
yaşayan insanlar, hayatlarını tamamen
kontrol etmek
isteyen insanlardır. Kontrol
ihtiyacı stresin
en büyük nedenidir. Stresi
azaltabilmek
için ilk yapılması gereken,
kendini akışa bırakabilmeyi başarabilmektir.
Bu aslında her
sonucu kabul
etme eğiliminde
başlar”
olmasa da olur, ben her türlü bunu
hayatımda bir şekilde telafi ederim
diye düşünen birinin stres seviyesi
çok daha az olacaktır.
Tabi bu düşünce yapısı, başarısızlığı
da meşru kılmıyor. Öyle değil mi?
Aynen öyle, çalışmayıp başarısız
olsunlar demiyorum. Başarıyı istesinler, çalışsınlar, gerekeni tamamen
yapsınlar. Ama ne olursa olsun, kendilerini sevsinler, telafi edebileceklerini bilsinler. Hayat tek bir sınavdan
ibaret değildir. Her zaman telafi fırsatı vardır. Bunu bilerek, idrak ederek,
hissederek performansları çok daha
fazla yükselecektir.
Eternal Sunshine of the Spotless
Mind (Sil Baştan) izleyen bir nesil az
çok formatlamayı biliyor. Uygulamada da beynimize format atma süreci
aynı şekilde mi izliyor?
Geçmişte yaşadıklarımızın önemli
olduğunu, özellikle yetiştiriliş tarzımız ve yaşadığımız özellikle büyük
travmalardan sonra hayatımızda
büyük değişimler olabileceğini,
büyük korkular ya da sorunlar geliştirebileceğimizi neredeyse hepimiz
çok iyi biliriz. Bizi aslında biz yapan
yaşadıklarımızdır. Bir sistem olsa ve
bu sistemle geçmiş olayların beynimizdeki ağırlığı çok kısa sürelerde
sanki başkası yaşamış gibi “önemsiz”
duruma gelse. Formatlama dediğimiz
şey aslında kısa zamanda, çok derin
bir seviyede temizlemeyi belirtmek
için kullandığımız bir benzetme. Bu
arada yaptığımız şey beyni “fabrika
ayarlarına” döndürmek gibi bir şey
değil biliyorsunuz. Zaten beyinde
tecrübeleri de silmiyoruz. Bizim yaptığımız şey, üzerinde çalıştığımız kötü
olayların beyinde “saklı kalmış” kötü
duygularına erişip, bu duyguları çok
kısa süreler içinde boşaltmak. İşte
bunu yapabildiğiniz zaman, kişinin o
konuyla yaşadığı sorunları “formatlamış” oluyoruz. Fobiler, üzüntüler, aşk
acıları, korkular ve daha birçok psikolojik ve fiziksel olumsuzluklar...
KASIM 2014
83
Dosya
Küresel. ısınma
. .
felaketlerIn habercIsI
Küresel ısınma dünya yüzeyinin ortalama sıcaklığının artmasıdır. Küresel ısınmaya yol
açan etkiler neler, nedenleri nedir ve bu etkileri azaltmak için ne yapılabilir?
topraklarımız bize atalarımızdan miras kalmadı, biz onları çocuklarımızdan ödünç aldık.
Nesrin Beynam
(kızılderili atasözü)
Küresel ısınma nedir ve nedenleri nelerdir?
Küresel ısınma, dünya yüzeyinin ortalama sıcaklığının artmasıdır. Dünya son
100 yılda yaklaşık 0,5°C ısınmıştır. Birçok bilgin dünyanın, insanların yaptığı
şeyler yüzünden ısındığını düşünüyor.
Sıcak bir dünya aynı zamanda milyonlarca insana yayılacak daha fazla salgın
hastalık anlamına gelir. Dünya Sağlık
Örgütü (WHO)’ne göre, iklim değişikliği
nedeniyle her yıl yaklaşık 5 milyon kişi
hasta oluyor ve 150 bin kişi ölüyor.
İnsanların kullandığı yanan kömür,
petrol ve doğalgazın ortaya çıkardığı
sera gazları ve ormansızlaşmanın
sonucu yeryüzünün sıcaklığını artırmaktadır. Volkanik patlamalar sonucu
çıkan lavların atmosfere yaydığı karbondioksit dünyanın ısısını artıran bir
diğer etmendir. Son olarak da güneş
enerjisindeki küçük değişmelerin yol
açtığı iklim değişiklikleri yeryüzündeki
ısınmalara neden olmaktadır.
Küresel ısınmanın etkileri
Yağmur yağan yerlerin ve yağmur miktarının değişmesi, küresel ısınmanın
bir etkisidir. Yağış miktarının azalması
yeraltı sularının da azalmasına yol
açmaktadır. Deniz seviyesinin yükselmesiyle tatlı su, deniz suyuyla karışıp
kirlenir ve içme suyu ve ekinler için
kullanılan suda kıtlık meydana gelir.
Ekin veriminin Afrika, Orta Doğu ve
Hindistan’da düşmesi bekleniyor. Bilim
84
KASIM 2014
insanları gelecekte su savaşları çıkacağını öngörüyorlar.
Küresel ısınma nedeniyle deniz buzları yok olmaya devam ediyor. Mevcut
hızla 2040 yılında, Kuzey kutbunda
hiç deniz buzu olmayacağı tahmin
ediliyor. Pek çok kutup hayvan türlerinin de nüfusu azalıyor. Kanada’nın
batı Hudson Körfezi’ndeki kutup ayısı
nüfusu, 1980’li yılların sonlarından itibaren yüzde 39 oranında düştü ve bu
ayıların neslinde küçülmeler başladı.
Kuzey Denizi Morina Balığı da küçüldü
ve artık daha az yavruluyor.
Dünyanın giderek ısınmasına bazı
bilim insanları güneşin daha kuvvetli
ışımasının neden olduğunu düşünürken, bazı bilim insanları da büyük
miktarlardaki sera gazlarının dünyayı
daha sıcak hale getirdiğini iddia ediyor. Artan sıcaklıklar, sıtma ve dang
humması gibi hastalıkların salgınına
yol açmıştır. Daha yüksek sıcaklıklar,
Bilgisayar modelleri, dünyanın ortalama sıcaklığının
21. yüzyılın sonuna
kadar 2,5 ilâ 6 derece artabileceğini
hesaplamıştır.
hastalık taşıyan hayvanların ve böceklerin, daha fazla yerde yaşayabileceği anlamına geliyor.
Dünya çapında artan yağışlar, fırtına, sel, heyelanlara ve erozyona yol
açıyor. Ayrıca, yükselen sıcaklıklar
yaz aylarında toprakları daha fazla
kuruttuğu için kuraklık yaygın hale
geliyor. Doğal yangın riski daha da
yükseliyor.
Yüksek sıcaklıklarla eriyen buzlar,
okyanus kıyılarında su seviyesinin
yükselmesine neden olur. Küresel
deniz seviyeleri, son 100 yılda 12,5 ilâ
30 santim yükselmiştir. Denizin derinliklerinde yaşayan mercan resifleri
birçok hayvan ve bitki türü barındırır.
Son zamanlarda mercan resiflerinin
ağarmaları, üzerinde yaşayan yosunların yok olmasındandır.
Birkaç derece neden
önemli?
Bilim insanları, dünya atmosferinin
küresel ısınma nedeniyle daha sıcak
olacağını öngördüklerinde, bazı
insanlar sıcaklığın 10, 20 veya 30 santigrat derece artacağını düşünüyorlar.
Bazıları buharlı sauna gibi, sıcakta
oturup eriyeceklerini sanıyor. İklim
bilginleri 1,1-6,4 ° C bir sıcaklık artışı
öngördüklerinde, bunu küçümsüyorlar. Bu sadece bir kaç derecelik bir
ısınma değil mi?Değil.
Buna şöyle bakmalıyız: Son buzul
çağında dünya, bugünkünden sadece
4-6 ° C daha serindi. Çok gibi görünmese de bu birkaç derece, buzun
kalın tabakalar halinde yerkürenin
büyük alanlarını örtmesine yetmişti.
Ekosistemler üzerindeki etkisi, bazı
hayvan türlerinin soyunun tükenmesine yol açtı.
Böylece, birkaç derece önemsiz gözükse de, dünyanın iklimi çok hassas
olduğundan, bu birkaç derece büyük
bir fark oluşturabilir ve oluşturacaktır da. Bilim insanları sıcaklığın
artmakta olduğunu zaten kanıtlamışlardır. Günümüzde ve gelecekte,
bunu görmezden gelemeyiz. İnsanlar,
küresel ısınmanın etkilerini ve dünya
çapında ekosistemlerin nasıl etkilenebileceğini ne kadar iyi anlarlarsa,
değişiklikleri yavaşlatmak için o kadar
çok şey yapılabilir ve yapılmalıdır.
Küresel ısınma artık inkar edilemez
bir gerçek. Önemli olan bunun nasıl
yavaşlatılacağını öğrenmek, uyum
sağlamak ve her bireyin kendi üzerine
düşeni yapması, çözümün önemli
birer parçasıdır.
Karbondioksit seviyesi (her milyonda bir parça)
GELECEK SAYI;
Deniz Seviyesi YÜKSELİYOR
500
480
460
440
420
400
380
360
340
320
300
280
260
240
220
200
180
160
2014 yılı seviyesi
650.000 yıl boyunca atmosferik karbondioksit seviyesi hiçbir zaman bu çizgiyi aşmadı
400,000
350,000
300,000
250,000
200,000
150,000
Bundan önceki yıllar (0=1950)
100,000
500,000
1950 yılı seviyesi
0
KASIM 2014
85
Sağlık
Dosya
Gribe Karşı 10 Önlem
Grip aşısı olmayı unutmayın.
Sık sık ellerinizi yıkayın
Çalışma masanızı antibakteriyel
mendillerle silin.
Oda nemlendirici veya burun
spreyi kullanın.
Düzenli egzersiz ve spor yapın, böylece
bağışıklık sisteminiz güçlenir.
İyi uyuyun.
El sıkışmayın veya hemen elinizi yıkayın.
Elinizi göz, ağız ve burnunuza değdirmeyin.
Elle tutulan yiyecekleri elinizle yemeyin,
çatal ve bıçak kullanın.
Sigarayı bırakın.
86
KASIM 2014
Gripte
antibiyotik
kullanmak
işe yaramaz
Op. Dr. Murat Şirin
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı
Mevsimi geldi çattı, her
yıl olduğu gibi milyonlarca kişi gripten etkilenmeye başladı. Kış
mevsimine girerken hastalığa yakalananlar aynı
cevabı veriyor “Gribim”.
Ancak grip birçok kez
başka enfeksiyon hastalıklarıyla karıştırılıyor.
Grip sezonuna girdiğimiz
şu günlerde, korunmak
için bildiklerimizi yeniden
gözden geçirmeliyiz.
Her grip sezonu geldiğinde tablo değişmiyor; çarşı pazar gezilip, C vitaminleri
alınıyor, nane limon kaynatılıp bitki çayları içiliyor ve bol bol turunçgil tüketiliyor.
Herkes malum hastalık olan gribe yakalanmamaya çalışıyor.
Grip, influenza türü virüslerin etkeni
olan, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlarda ölüme dahi neden olabilecek önemli
bir enfeksiyon hastalığıdır. Halk arasında
grip basit bir üst solunum yolu enfeksiyonu, sadece sıkıntı veren önemsiz bir
hastalık olarak bilinse de Amerika’da her
yıl ortalama 114.000 kişi hastaneye yatıyor ve bunların 20.000’i ölümle sonuçlanıyor. Grip, ani başlayan yüksek ateşle
seyreden, aşırı halsizlik, bitkinlik, kuru
öksürük, kas, eklem ve baş ağrısıyla kendini gösteren bir hastalık. Aynı zamanda
bu hastalık vücudun bağışıklık sistemini
zayıflatması nedeniyle zatürre gibi ikincil hastalıklara da yol açabiliyor. Gribe
yakalanan kişinin en az 3-5 gün yatak
istirahatı yapması gerekiyor.
Grip aşısı hastalığı %89
oranında önlüyor
Birçok hasta tarafından grip aşısının
gribe yol açtığı sanılıyor. Ancak bilimsel
araştırmalar grip aşısının %89 etkili olduğunu gösteriyor. Grip aşılarının inaktive, yani ölü grip virüslerinden üretiliyor;
bu nedenle gribe yol açmıyor. Koruma
aşılamadan sonraki 10 gün içinde oluşur. Ancak aşı olduktan sonra influenza
virüsleriyle temas eden ve enfekte olan
bir kişi, hastalığı aşı olmamış bir hastadan çok daha hafif geçirecektir. Eylül
ayının son günlerinden itibaren grip
sezonu içinde grip aşısı olunması gerekiyor. En uygun zaman ise Eylül ve Ekim
ayları. Kasım ayında grip sezonu başlar
başlamaz gribe yakalanma olasılığı artacağı için bu aydan önce aşı yaptırmak
gerekiyor.
Grip tedavisinde
antibiyotikten uzak durun
Grip tedavisinde ağrı kesici ve ateş dürücü kullanmak gerekiyor. Hastalık esnasında antibiyotik kullanımı tamamen
yanlış. Antibiyotikler sadece bakterilere
karşı etkili. Grip etkeni olan influenza,
virüstür ve tedavi amaçlı olarak doktorun önerisine göre ancak influenza
virüslerine karşı etkili olan anti-viraller
kullanılabilir. Öte yandan grip virüsü vücuda girdikten sonra bulgular ortaya 2-3
günde çıkabiliyor. Hastalık yetişkinlerde
hastalık belirtilerinin başlamasından 1
gün öncesinde başlıyor ve belirtilerinin
bitiminden sonra 5 güne kadar devam
edebiliyor. Bu süreler çocuklarda iki katı
kadar uzun sürüyor. Gribe yakalanan
kişilerde 38 derece ateş, baş ağrısı, vücutta genel ağrı, kırgınlık, kuru öksürük,
üşüme, titreme, terleme, bazen burun
tıkanıklığı, hapşırma ve boğaz ağrısı
görülebiliyor. Grip belirtisi ortadan kaybolmuş olabilir ama virüs vücutta halen
varlığını sürdürmektedir. Gribe yol açan
influenza virüsleri, dış ortamda 48 saat
kadar canlı kalmakta ve solunum yolu ya
da el ağız yoluyla bulaşma halinde hastalığa yol açmaktadırlar.
Uzun süren yüksek ateş, aşırı halsizlik, şiddetli öksürük, nefes almada
zorluk, bilinçte değişiklik gibi durumlarda ise zaman kaybetmeden doktora
başvurmak gerekiyor.
KASIM 2014
87
Sinema
John
Wick..
Zeki, Eğlenceli ve yeniliklere açık bir film
88
KASIM 2014
John Wick, sadece aksiyon değil, aynı zamanda duygusal yönleri de olan bir
film. Güçlü oyuncu kadrosuyla adeta eğlenceli bir hız treni tadında işlenmiş
olan bu film, sinemaseverleri hayal kırıklığına uğratmayacak.
—Nesrin Beynam
‘Evine girebilir, arabasını çalabilirsiniz ama
asla köpeğine dokunamazsınız’ tadında
başlıyan bir film John Wick. Herkesin bir
yumuşak noktası ve damarı olduğunu ve
bu damara basılınca insanın yapabileceği
şeylerin bir sınırı olmadığını gösteren başarılı bir film. Yurtdışında gösterimde olan
film, 28 Kasım 2014 tarihinde Türkiye’de de
vizyona girecek. 101 dakika boyunca sizi adeta
içine alacak olan filmi, mümkün olan en büyük ekranda izlemenizi tavsiye ediyoruz.
90’lı yılların başından beri Kırılma Noktası,
Johnny Mnemonic, Matrix serisi, Sokağın Kralları ve
47 Ronin gibi aksiyon filmlerinde boy gösteren Keanu
Reeves, başrolü üstleniyor. Filmde ayrıca, Michael
Nyqvist, Alfie Allen, Adrianne Palicki, Bridget Moynahan, Ian McShane, John Leguizamo ve Willem Dafoe
gibi oyuncular da yer alıyor. Aynı zamanda, daha
önce dublörlük yapan David Leitch ve Chad Stahelski
ikilisi, John Wick filmi için ilk kez yönetmen koltuğunda oturuyor. Uzun süredir televizyon ve eğlence
sektöründe çalışan ve aksiyondan çok iyi anlayan ikilinin sinema yönetmenliğindeki tecrübesizliği,
sizi yanıltmasın. Çünkü izleyeceğiniz film,
hiç amatörce değil, tam tersine çok ustaca
çekilmiş bir film. Zaten ikili, Reeves ile
Matrix filminde Reeves’in dublörü olarak
birlikte çalışmışlardı.
Aksiyon filmi deyince
akla ilk gelen...
Son zamanlarda aksiyon filmi denildiğinde, vurdulukırdılı olmanın dışında, bol vahşet içeren, kanlı ve
konudan uzaklaşmış çok fazla film karşımıza çıkmakta. Bu açıdan değerlendirdiğimizde, John Wick filmi
için de şunu söyleyebiliriz: Şiddet sahneleri
çok yoğun, fakat bir o kadar da esprilerin aralara sıkıştırıldığı, neredeyse
kendisiyle dalga geçen bir film sizi
bekliyor. Son zamanlarda piyasaya
sürülüp başarısız olan birçok filmin
aksine, aksiyon filmi nasıl yapılırmış bize bir kez daha hatırlatıyor.
Dışarıdan bakıldığında sadece
saçma bir intikam arzusu çerçevesinde şekillenen bir film olsa da kişinin
kaybedecek bir şeyi kalmadığında dönüşebileceği ruh
halini çok iyi betimliyor.
Filmde çok duygusal konuşmalar yaşanmıyor ya
da çok sayıda geri dönüşler yok. Bu da filmin daha
akışkan olmasını sağlamış. Filmin senaryosu bazı
kısımlarda olması gerekenden daha kısa kalsa da
hikayedeki boşluklar rahatsız edici değil. Filmin ilk
20 dakikasında, ana karakter olan John Wick’in ve
hikayenin şekillendiğini çok net görülüyor. Keanu
Reeves’in başrol olarak oyuncusu olarak seçilmiş olması, oldukça başarılı bir karar. Zaten aksiyon filmleri söz konusu olduğunda Reeves, her zaman üzerine düşeni fazlasıyla yerine getiren bir isim.
Filmin hikayesi çok orijinal olmasa da
büyük ödüller kazanamayacak ya da aksiyona yeni bir anlam kazandırmayacak olsa da
bunların hiç birinin önemi yok. Çünkü aksiyon
sinemasının mirasını devam ettiren nadir filmlerden biri. Müziklerin seçimi çok kuvvetli, filmi
pekiştirici bir etkisi var ve ayrı bir hava katmış. Sadece aksiyon severlerin değil, aynı zamanda hayvanseverlerin de ilgisini çekeceğini düşündüğümüz bu filmi
izlemenizi öneriyor ve Gençlik Spor Dergisi olarak, 8
puan veriyoruz. İyi Seyirler...
Genç
likSp
or
Notu
Filmin Konusu : John Wick, emekliye ayrılmış bir kiralık katildir. Emekliliğinin tadını çıkarırken karısının yakalandığı amansız hastalıkla hayatı altüst
olur. Karısından kendisine kalan en değerli varlığı ve can yoldaşı köpeğidir.
Ancak evine dalan üç gangster, köpeğini öldürür. Haydutlardan biri, mafya
babası Viggo Tasarov’un oğlu Josef Tasarov’dur ve John’un daha önce birlikte çalıştığı bir adamdır. Artık kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan John Wick’in tek isteği intikamdır ve New York sokaklarında, düşmanlarıyla nefes kesen bir kovalamacanın içine girer.
8,0
KASIM 2014
89
Bulmaca
ÇENGEL bulmaca
Ödüllü Çengel Bulmacanın çözümünü http://bit.ly/gsbcengel35 adresine gönderen
ilk 10 kişiye ‘badminton seti’ hediye edilecektir.
Karşılaşma
İstanbul
ilçesi
Temiz
Göz yumma
Bir konu
üzerine olan
Bebek
yemeği
Ekin, sap
Fiyat
Bölmeli
göçebe çadırı
Kuşatma
Cesedi
inceleme işi
18
Eski dilde toz
Muğla ilçesi
Yapının dışarıya
doğru çıkmış
açık bölümü
13
Sık sık küçük
kaza yapan
Eski dilde
barındırma
Helyum
Saydam ve
çabuk kırılır
cisim
Derinliği az
olan
Eski dilde ay
Dize
Eski dilde
giysi
Evliliğin ilk
günleri
20
Yumuşak,
yuvarlak ve
irice
Kurucu,
kuran
Başkaldıran
Eserler
Başkaldırıcı
Düzgün
olmayan
Yumurta
pişirme kabı
Balık avlama
aracı
9
Bir şarküteri
ürünü
Madde yapısını
inceleyen bilim
17
Gözgü, mirat
Bembeyaz
Ortaya
koyma,
gösterme
Merkeziyetçi
Bir ülkeyi silah
gücüyle ele
geçirme
Çalışma odası,
yazıhane
Mürekkep kabı
Boğa güreşçisi
Vücudun
yere basan
bölümü
Sürdürüm
Söz, lakırdı
Yapı için
ayrılmış yer
Bir şirket
türü
İnce dantel
16
Araplarda
eski çağ
Bir Arap
ülkesi
Sıvı yakıt
Ölünün
sarıldığı bez
Siyaset
Telefon sözü
15
Direnç birimi
Günün
başlangıcı
4
Niğde ilinin bir
ilçesi
Yaban
hayvanı
8
Ağaçlarla
örtülü geniş
alan
10
6
Kesin
19
3
Parlak beyaz
renkli bir
element
Kuram
Fransa'da
evli kadın
Uygun, yaraşır
Kansız
Dökülmüş,
saçılmış şeyler
Mal
Askerlerin
fişek koydukları kayış
5
Araştırıp
bulma, elde
etme
Doyum
Jimnastik
ayakkabısı
İş yapan Suyla çevrili
düzenekler kara parçası
bütünü
Cerrahide
bere
Yelkenli kıyı
teknesi
Yadsıma
Ağzı sıkı
Biyolojide
soluk borusu
Hazır
1
Bugünden bir
önceki gün
Güya
Kırmızı
Döndürme
Ulak
Gözde ağ
tabaka
İstanbul
Teknik
Üniversitesi
Ateş
durumunda
kömür
2
Madeni para,
sikke
7
11
Habeş
soylusu
14
Bir şeyden
Şeker
dolayı
tadında olan
Oyun aracı
12
Soyluluk,
ululuk
1
2
3
4
5
6
7
8
Cet
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
SUDOKU
1’den 9’a kadar olan sayıları her satır, her sütun ve kalın çizgilerle sınırlandırılmış 3x3’lük kutulara birer kere yazarak boş kutuları doldurun.
Kolay
9
5
1
2
7
1
3
6 4
5 9
8
5
1
5
3
6
5
1
7
2
3
5
8
4
7
7
1
8
6
9
3
8
6 7
5 8 2
9
7
2
1 3 5
8 6 2
1
3
8
9
3
2
3
1
2
4 6
9 6
8 3
7
4
6
4 5
7
5
2
1
6
7 3
3
2
1
8
1
2 4
3 9
7
Orta
1
8
2
2
9
3
4
2
8 9
5
6 7
1
9
5
3
6
2
5
3 9
7
6
7
3
4
7
8
6
4
2
1
9
1
2 5
8
6
4
3 6
6
1
3 8
6
7
5
9
1
7
2
4
1
2
7
8
5 6
1 8 3
7
8
6
5
5
7
3
2
2
5
7 9 6 2
6 8
4
8 4
6
1
Zor
5
3
6
4
9
8
9
8 2
4
1
5
2
9
2
9
1
5
7
6
8
3 5
3
5
8
7
6
5
6
2 8
2
5 3
8
7
4 6
2
5
1
1
5 4
9
1 9
7
8
6
2
9 7
3
5
3
5
6
9
8
4
8 4
5
2
8
1
5
1
9
5
8
7
9
9
7
7
6
2
4
6
KELİME AVI
Bulmaca
KELİME BULMACA
AŞAĞIdaki 30 kelime diyagramda yatay, düşey ve çapraz şekilde gizlenmiştir.
V K E R M C Ğ L E S K Ü R B S
B İ Ü E B B B H Ç Y T K İ U G
V E Ö Z F E N A E Ğ H A G I N
A V L G A G R Ş T L A Ç A N L
R R K G Ö Y E L O D S T S P B
Ş Ö A K R R B S İ
İ
İ
İ F K Ç
AMSTERDAM
LİZBON
ANKARA
LONDRA
ATİNA
MADRİD
BELGRAD
MOSKOVA
BERLİN
OSLO
O E Ü K K A L R R N Y O N R G
BERN
V Y V Ü N O D A A H U F Ğ K F
BRÜKSEL
A F B U D A P E Ş T E G Ç M İ
BUDAPEŞTE
M Y N A M S T E R D A M T O Z
BÜKREŞ
M Ş L O N D R A N R H Y J S I
DUBLİN
ROMA
Y U R B B Ğ İ U P H J L F K B
HELSİNKİ
SOFYA
D L I P E Z U V İ Y A N A O İ
KİEV
VARŞOVA
KOPENHAG
VİYANA
K E T H İ
İ
İ E E Ö S G Ö V S
Ü U L A D U B L İ N Ü Y Ö A Y
3 HARFLİLER
AHU
AİT
AKS
AKÜ
ALT
BAB
ELA
İYİ
KÖZ
LOP
NUH
ÖTE
PAK
SAĞ
SOY
ŞUH
TÜY
ULU
ÜRE
ÜTÜ
H Ö Y Ü K
4 HARFLİLER
AĞAÇ
AĞDA
ASAR
BOYA
BURS
BÜYÜ
DEBİ
GÜDÜ
KOBİ
KOKU
NEŞE
OLTA
ORDU
OTEL
ŞAŞI
TUNÇ
USUL
ÜZÜM
YAPI
YOGA
5 HARFLİLER
ANLAM
ÇAPAK
HÖYÜK
İSVEÇ
LEVHA
OPTİK
PİKAP
REYON
ŞİMDİ
TUGAY
6 HARFLİLER
ASGARİ
BAKRAÇ
SKAVUT
ÜZÜNTÜ
A
Ğ
A
Ç
PARİS
PRAG
RİGA
MOZAİK
3 HARFLİLER
ADİ
AHU
ALO
BAL
ÇOK
DİL
EBU
EFE
İ Ş L E V
EKOAşağıda parçalara
ELA
FAS
ayrılmış
birİYİ
bulmaca vardır. 3x3’lük parçaları uygun şekilde yerleştirerek
bulmacayı tamamlayın Artan parçadaki harfleri kullanarak şifre kelimeyi bulun.
MUM
ÖTE
PAK
SIK
SÜS M U ŞIK
TER
H
A
A4 HARFLİLER
ULU
AĞAÇK
AİLE
T
ARIK
ETÜT
HARF
İBİŞ
İLAÇ
LOBİ
MAAR
MOLA
NÖTR
OĞAN
OLTA
OTEL
ÖKÜZ
ŞANS
TAPU
TOKİ
USUL
VİZE
A
K
İ
5 HARFLİLER
ALÇAK
BENEK
KEŞKE
NABIZ
N
E
A
ŞURUP
T
A
İ
M B
K
E
R
İ
E
M
A
N
T
İŞLEV
İ
A
K
K
L
A
M
T
L
M
A
R
A
N
A
E
T
A
A
R
A
R
A
R
S
E
R
D
O
S
T
İ
M
İ
ÖNEMLİ
S
T L
A V SUNUCU
A
İ
R
İ
N
A
RACON
K
YAMAN
B E
A
N
6 HARFLİLER
L
HAŞMET
N
S E MÜŞKÜL
R
A
N
DERİK
M
E
T
L
E
SÜSLÜ
S
E
R
İ
Y
U
K
A
L
A
F
A
A
K
T
İ
F
A
N
O
U
R
A
Y
K
A
T
E
K
A
A
K
Y
R
T
P
A
O
L
T
A
L
A
K
C
E
T
E
R
K
İ
M
U
S
S
A
B
A
T
E
N
İ
K
İ
T
A
N
I
S
A
R
M
N
İ
K A
İB M
Aİ
Ş T
ŞR
N
DİKDÖRTGENLER
Bu bulmacadaki amacımız noktaları
2 bölgeler
2
9
birleştirerek dikdörtgen
oluşturmak.
2
Bunun için ipuçlarını kullanacaksınız. Verilen sayılar, kendisinin4de
içinde bulunduğu bölgenin kaç
4 kutu3
dan oluştuğunu gösteriyor.
Örnek
2
32 2 4
2
3 4
3 4
3
2
2
12
3
3
6
2
4
3
15
4 2
7
2
3
2
2
10
8
4
2
2
5
212
3
3 4
2
5
5
3
15
56 5
4
5
8
8
2
2 3
3
6
6
5
2
3
Bulmaca
SUDOKU
DİKDÖRTGENLER
3
5
6
4
3
10
8
4
2
2
5
12
3
15
MOZAİK
Fazla parça
D
6
5
3
2
6
U
5
6
O
S
T
L
K
Şifre kelime:
2
3
KELİME AVI
DOSTLUK
3
5
2
4
8
1
6
9
7
4
7
8
9
5
6
2
3
1
6
1
9
2
7
3
8
5
4
8
6
7
1
3
4
5
2
9
5
4
1
8
9
2
3
7
6
9
2
3
7
6
5
4
1
8
1
3
5
6
4
9
7
8
2
7
9
6
3
2
8
1
4
5
2
8
4
5
1
7
9
6
3
7
6
9
4
1
2
8
3
5
5
1
2
7
3
8
6
9
4
4
3
8
5
6
9
2
7
1
6
7
5
8
9
4
3
1
2
3
8
4
2
5
1
7
6
9
2
9
1
6
7
3
5
4
8
9
4
6
3
2
5
1
8
7
1
5
7
9
8
6
4
2
3
8
2
3
1
4
7
9
5
6
2
9
1
8
3
4
7
6
5
7
6
8
2
1
5
3
9
4
4
5
3
9
6
7
2
1
8
6
3
7
4
5
2
9
8
1
8
1
9
6
7
3
4
5
2
5
4
2
1
9
8
6
7
3
1
7
4
5
2
6
8
3
9
3
8
5
7
4
9
1
2
6
9
2
6
3
8
1
5
4
7
4
7
2
5
1
8
9
3
6
8
3
5
6
2
9
7
1
4
1
6
9
7
3
4
5
8
2
3
8
4
2
5
6
1
7
9
6
9
1
4
8
7
2
5
3
5
2
7
1
9
3
4
6
8
7
1
3
8
4
2
6
9
5
9
4
6
3
7
5
8
2
1
2
5
8
9
6
1
3
4
7
1
2
8
6
4
5
3
9
7
6
7
5
3
1
9
8
4
2
4
9
3
7
2
8
5
6
1
3
6
9
1
5
7
2
8
4
5
1
2
9
8
4
6
7
3
7
8
4
2
3
6
1
5
9
8
3
7
4
6
1
9
2
5
2
4
6
5
9
3
7
1
8
9
5
1
8
7
2
4
3
6
4
3
7
9
2
8
5
6
1
9
6
2
4
1
5
3
8
7
1
8
5
6
3
7
4
9
2
2
4
6
1
5
9
7
3
8
5
9
3
8
7
6
2
1
4
7
1
8
3
4
2
6
5
9
6
7
1
2
9
3
8
4
5
3
5
4
7
8
1
9
2
6
8
2
9
5
6
4
1
7
3
5
2
4
1
8
7
6
3
9
1
3
8
9
4
6
2
5
7
9
6
7
5
2
3
8
1
4
2
5
6
8
7
9
1
4
3
4
8
9
2
3
1
5
7
6
3
7
1
4
6
5
9
2
8
8
4
5
7
9
2
3
6
1
7
1
3
6
5
8
4
9
2
6
9
2
3
1
4
7
8
5
3
6
8
7
4
5
1
2
9
5
9
4
1
6
2
3
7
8
7
2
1
3
8
9
5
4
6
6
8
2
9
5
1
4
3
7
1
3
9
4
2
7
6
8
5
4
7
5
8
3
6
9
1
2
2
5
3
6
1
8
7
9
4
8
1
7
5
9
4
2
6
3
9
4
6
2
7
3
8
5
1
8
4
2
9
6
1
3
5
7
6
5
9
8
3
7
1
2
4
3
7
1
4
5
2
6
9
8
5
6
8
1
4
3
9
7
2
7
9
3
5
2
8
4
6
1
2
1
4
6
7
9
5
8
3
4
3
6
2
8
5
7
1
9
1
8
7
3
9
6
2
4
5
9
2
5
7
1
4
8
3
6
ÇENGEL
Yankı
Etkinlik
19
A
Büyük bakraç,
su kovası
Asalak bir
böcek
B
A
K
S
İ
S
E
D
A
1
Gümüş
Gaz
söktürücü
bitki
R
Elektrik sığa
birimi
16
KELİME YERLEŞTİRME
Ş A Ş I
İ
U
M
H Ö Y
D
T
İ S V E Ç
A
A Ğ D A
S
K O
G Ü D Ü
A
E
R
B Ü Y
İ Y İ
A
A
O P T İ K
I
S
Ü Z
T
Ü K
O
B
P İ
A
K U
L
T U
Ü
Y O
L
T
K A
Ü N T Ü
E
R
Ş
E
T E L
O R
K A P
H
U S U
O
G A Y
Ğ
L
G A
Ç A P
İ
V U T
E
D
A
L
T
E
L
A
Ü
B
Y O N
Y
B A B
U
A
R
K
S A R
A
U N Ç
U
V H A
N
K
L
Ö
A
Z Ü M
F
Bir tür tahta
çivi
Toplanma,
birleşim
Bütünleme
P İ
K
İ M
A
F L
Bel bağı
Yazım
Duygusal
ilişki
Şarta bağlı
Gösteriş
İlişik
A
B
T İ V İ
İ T İ L
T
S E
İ M
R
Z E N E
T E K
R A D
İ N İ K
M
M A
E M E R
L A
A
A O R
Ö R T
Ğ
E S
R T L I
E R
K
T E S
İ N A N
M D İ
Parlaklık
Otomobilde
dişliler
düzeni
13
Şu anda
İman
Ş İ
Hırvat adası
12
Hayır için
dağıtılan su
Bataklık gazı
Madagas- kar
plaka kodu
Hanım
arkadaş
Uygulama
bilgisi
Kirpik boyası
Hazır
Kesin yargı
2
Kulplu küçük
kap
Volkanik
patlama çukuru
Hiçbir za- man,
hiçbir biçimde
Konaklama
işletmesi
Büyük
atardamar
Tedrisat,
talim
17
Özünden,
kendinden
Aralığı az
olan
Ava alıştırılamayan bir
tür doğan
18
Ş A
F
V İ
İsteyerek,
kasten
Temizliğe
aşırı düşkün
olan
Eğilim
İçine bir
şeyler konan nesne
3
Ulak
Yazı yazma
aracı
Önce
D
T E
B A
B İ L
M
I
K M
N O L
A N I
A T
Ş R A
O N
S L A
T
P
E S A
P E R
H A
A P
K A L
Ç
A
E V V
Çabuk olan,
süratli
Akım
Vücudun
yüzeyini
örten doku
Cazibeli
Arasıra
Birleşmiş
Milletler
İffet
Denetleme
Dişi kaplayan
sert doku
T
M
E P İ
Z E N
Y E
R Z
A M
O J İ
K
N
A L İ
P A
İ K S
A İ
E Y N
S T A
İ
R
R B İ
G E T
E M
M O N
E L
Bahçe
düzenleme
8
Asıl karşıtı
Arınmış
Çok küçük
veya kısa
Kilometre
Ürdün
başkenti
Ölen insanın
vücudu
Kongo
antilobu
Alüminyum
içeren toprak
Kapital
Balgam taşı
Bozkır
Sütten
yapılan besin
maddesi
15
Küçük masa
Doğru, mert
Küçük gümüş
para
Faiz
Yanardağ
ifrazatı
10
Keskin
kokulu bir
gaz
Geçen Ayki Çengel Bulmacanın şifresi:
BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR
Amerikan Uzay
Araş- tırma
Merkezi
6
İlgisiz, aldırmaz
Tanımlanamayan
uçan nesne
Bir cins balık
Ödenti
Koruma,
himaye
Bir ilimiz
Sesi yarım ton
kalınlaştıran
nota işareti
Özgü, öze,
mahsus
Cet
14
Eğilerek
yapılan
selamlama
T
Kısaca
voltamper
Yapının üstü
D
A
M
İskambilde
koz
R
E
V
E
R
A
N
S
A
T
U F
U
D A
İ R
N
İ Z
İ
İ R
H A
Y A
A T
Ama, fakat
L
A
K
İ
N
Çalgıda ayar
9
Büyük sergi
Tümör,
yumru
Dinsel
4
11
A
K
O
R
T
Uzun, sarı ve
yumuşak saç
5
Tarım
Kumaş yapılan
malzeme
İyi duruma
getirme
20
7
L
E
P
İ
S
K
A
Karikatür
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
0
File Size
17 261 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content