Mayıs 2014 - Happy center

YIL: 2 • SAYI: 15 • MAYIS 2014
Mutlu Yaşam Dergisi
HAYALİNİZDEKİ
GELİNLİĞE ULAŞMANIN
ALTIN KURALLARI
ÇOCUK MU?
KARİYER Mİ?
İHMALE GELMEYEN
SOLUNUM YOLU HASTALIĞI:
ASTIM
Kanser Hastalığının Savaçısı;
BULGUR
10-16 MAYIS ENGELLİLER HAFTASI:
1
ENGELLİ OLMAK
BİR ENGEL Mİ?
1
2
www.tekfenendustri.com.tr
3
İ Ç İ N D E K İ L E R
İ Ç İ N D E K İ L E R
Özel Günler
18 - 24 MAYIS
MÜZELER HAFTASI
14
“GEÇMİŞ,
GELECEK
İÇİNDİR!”
Ürün Tanıtımı
Kanser Hastalığının
Savaşçısı;
18
BULGUR
8
HAYALİNİZDEKİ
GELİNLİĞE ULAŞMANIN
ALTIN KURALLARI
Röportaj
Bahçeşehir’in
Gülümseyen
Ürün Tanıtımı
Bir Fincanda 40 Yıllık
Yüzü...Happy
22
Center
İmtiyaz Sahibi
Altun Gıda İhtiyaç Tüketim
Maddeleri İnşaat Sanayi ve
Ticaret A.Ş. adına
Rıdvan ALTUN
Mutlu Yaşam Dergisi
Genel Yayın Yönetmeni ve
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
Hasan DENİZ
Editör
Gamze KUTUP
4
26
Grafik Tasarım
Erol ÜNAL
Sedat KİRMAN
Emre ÖZDEMİR
Reklam Rezervasyon
Umurhan KOR
0530 834 78 40
[email protected]
[email protected]
Baskı
Martı Ofset
0212 565 21 12
HATIR KEYFİ
Yerel Süreli Yayındır.
Yönetim Yeri
Altun Gıda
İhtiyaç Tüketim Maddeleri
İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.
Namık Kemal Mah.
Kiler Cad.No:67
Haramidere / İstanbul
Tel: 444 37 37
www.happycenter.com.tr
facebook.com/Happycenter
twitter.com/happycenterr
İ Ç İ N D E K İ L E R
İ Ç İ N D E K İ L E R
Dekorasyon
30
Çocuk
Balkon ve
Teras
Kapılarını
Açmanın
Zamanı
Geldi!
42
Kişisel Bakım
34
KADINLARIN
ZOR TERCİHİ:
ÇOCUK MU?
KARİYER
Mİ?
Özel Günler
Gençlik ve
Güzellik Aşılayan Formül:
OZON
TEDAVİSİ
11 MAYIS ANNELER
GÜNÜ
46
“CENNET
ANNELERİN
AYAKLARI
ALTINDADIR”
Özel Günler
19 MAYIS ATATÜRK’Ü
Spor
ANMA VE GENÇLİK VE
SPOR BAYRAMI:
38
56
Eğitim
62
Özel Günler
“BÜTÜN
ÜMİDİM
50
GENÇLİKTEDİR!”
70
Özel Günler
10-16 MAYIS ENGELLİLER HAFTASI:
ENGELLİ OLMAK BİR ENGEL Mİ?
74
Özel Günler
İHMALE GELMEYEN SOLUNUM YOLU HASTALIĞI:
ASTIM
78 Kültür Sanat
80 Çocuk - Bulmaca
Yeni Orta Sınıf Eseri ‘ÇOCUKERKİL’ AİLELER
66 Sağlık
Çevre Dostu
Spor:
GOLF
15 MAYIS HAVA ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ
ÖZGÜR KANATLI KAHRAMANLAR
5-6 MAYIS HIDIRELLEZ:
BOLLUK VE BEREKET BAYRAMI
5
0101010101001111001110
0101010101001111001110
Var ve Yok ya da
Yok ve Var…
Genel Müdür
0101010101001111001110
0101010101001111001110
Yavuz ALTUN
[email protected]
H
ayatta varlık ve yokluk arasında gidip geliyoruz. 1 ve
0. Her şeyi basite indirgememiz gerekirken, kompleksleştiriyoruz, zorlaştırıyoruz ve de yaşadığımız
anı yaşamamız gerekirken uzaklaştırıyoruz. Kullandığımız araçlar amaçlara dönüşürken amaçlarımızın
içini boşaltarak araçlaştırıyoruz. Elimizdekilerle mutlu olmasını
ya da şükretmesini bilmediğimiz takdirde beklentilerimize kavuşsak bile asla mutlu olamayacağız. Hep yarınımıza ne olacak
kaygısıyla korkarak yaşıyoruz hayatı. Korkularımızın korkak olduğunu unuttuk. Korkularımıza sarılmış onları mistisize etmişiz.
O kadar korkularımızla kendimizi içselleştirdik ki çekip gidersek
ortada kalacağımıza, perişan olacağımıza, sahipsiz kimsesiz bir
hiç olacağımıza kanaat getirdik. Değişmekten ve değiştirmekten, yenilikten ve yenilenmekten, farklı düşünmekten, iki zıttı
bir arada görmekten korkar olduk. Hayatta siyahla beyazı bir
arada görme kabiliyetimiz yok oldu. En kötüsü de kendimizden
bile korkar olduk. Basit şeylerle cinnet geçiriyor insanlar.
6
001010110101101011011
001010110101101011011
Güven(e)miyoruz. Bu yüzden kolaylıkla aldatıyoruz. Hemen
tüketiyoruz, sıkılıyoruz, terk ediyoruz. Bağımlılıklarımız ve bağlandıklarımız nikotin modunda buharlaşıyor hayatımızda. Sevmeyi ve sevilmeyi gösterişe büründürdük. “Miş” gibi yapıyoruz.
Kimimiz varlıkla, kimimiz rütbeyle, şöhretle, elinde fazladan ne
varsa “Miş” gibi yapıyor. Aynada bir ben var ben değil. Tapındığımız dünyanın bir toz bulutu kadar ancak bir nefes kadar; 1 ve 0
kadar değeri var.
Harezmi sıfırı ifade etmekle varlık ve yokluğu matematiksel
forma dökmüş oldu. Kurduğu cebir sistemi bugün halen dünyada üniversitelerde temel bilim olarak öğretiliyor. Eğer sıfırı bulmasaydı bugün ne 10’luk ne de 2’lik sayı tabanını konuşamazdık.
Dolayısıyla matematik havada kalırdı, işlem yapma yeteneğimiz
dumura uğrardı. Ayrıca bugün kullandığımız bilgisayar, cep telefonu, mikro dalga fırınlar, televizyonlar tamamı dijital olarak
elektronikte 1 ve 0 bit ve byte’ların 10’luk tabandan 2’lik tabana
ve makine diline dönüşümünden ibaret çalışıyor. Yani 0 keşfedilmemiş olsaydı bugün kullandığımız hayatımızın olmazsa olmazı
binlerce dijital cihazın hiçbirini kullanamayacaktık. Bu meyanda
Harezmi dönüm noktasıdır.
Bireyler, kurumlar, ülkeler çıkmazın içinde. Sokakta birbirlerine küfredemeyen insanlar farklı kılıklarla, birbirlerine rahatça bu
ortamlarda küfürler iftiralar savuşturuyorlar ve her grup kendi
sanal gettosunu oluşturuyor. Bir takım aydın yazarlarda bunları
kent meydanlarına başka tabirle agoralara benzeterek nihilizm
boyutunda öngörü devşiriyorlar. Ülkelerin ve bazen de gizli
servislerin ukdesinde olan bu platformlara alternatif bağımsız
kontrollü platformlar oluşturulmadığı sürece bağımlılıktan kurtulmak zor. Bu sosyal platform türevlerini şeffaflaşarak kimlikle
oluşturmak ya da kendi arama motorumuz gibi şeyler günümüz
teknoloji ve bilgi birikimiyle ya da know how transferleriyle 1 ve
0 kadar basit. Önemli olan niyet tezahürü ve bu niyetin istikrarla
pratiğini yansıtmak.
Hangi kültür kodundan olursanız olun 1 ve 0 kadar sonlu sınırlı ve bağımlısınız. Gerçek hayatta insan su ile ilişkilidir. Suyu
bırakıp iki hidrojen bir oksijenle uğraşırsanız sudan koparsınız.
Küçük şeyler büyük şeylerin habercisidir. Mikroskobun bulunması mikropların bulunmasına, mikropların bulunması hastalıkların bulunmasına, hastalıkların bulunması onlarla ilgili teşhis ve
tedavilerinin bulunmasına sonuçta da birçok insanın ölümüne
sebep olan salgınların çözümlemesine sebep olmuştur. Hayata
küçük dokunuşlar lazım. Bu dokunuşlar kâinatta ilham şeklinde
herkese uğrar. Kimileri bunları kayıt altına alıp pratiğe dökerek
sonraki nesillere aktarır. Dışında kalanlar ise uçup gider. Küçük
adımlar büyük olayların habercisidir. Sevilerek sabır ve sebatla
yapılan bütün işler günün sonunda felaha uğrayacaktır.
001010110101101011011
001010110101101011011
Eski paradigmalarla yeniyi birleştirmekte maharet. Herkesin
gördüğünü görmek kimsenin görmediğini görmek ve bunları birleştirmek. Sistem; girdiler, süreçler ve çıktılardan ibaret. Süreçleri iyi görmek lazım. Yılların Britanica ansiklopedisi rakip olarak
diğerlerine bakarken yanından geçen gerçek rakibi interneti göremedi. Yine Ericsson, Nokia diğer rakiplerine korkuyla bakarken
yanlarından geçen internet teknolojisiyle birleştirilmiş Iphone’u
Samsung’u göremediler.
Yeni dönemde izleme, fişleme ve bunları sınıflama üzerine
kurulan sosyal kontrol sistemleri, Youtube, Facebook, Twitter
gibi pek çok platformlarla bezendi. Her nasılsa bu platformların
bağımlıları ya da bağlıları buralarını özgürlüğün, fikir hürriyetinin
vagonları olarak gördüler. Bazen hyde parktaki söz düellolarına
bazen de mahremsiz fütursuz özgür bulutlara benzettiler. Oysa
siyah fiber optik kablolarla döşenen bu merkezler, dünya halklarının zihin kontrolüne ve takibine, tüketici sınıflamasına bina
edilmiş. Nihai durum siz o platformlarda bir şeyler seyrederken
ya da yazarken birinin sizin evinizin camından sizi izlemesi. Demokrasinin zirvesi sen istediğini yapmakta serbest; ben seni
dilediğim gibi sınıflandırmakta, yönlendirmekte, kişilik haklarına
tecavüz ederek, dikizleyerek izlemekte serbest.
Her şeyi kendi belirlediğimiz çerçevede yaşadığımızı düşünürken birçok şey seçimimiz dışında gerçekleşiyor. Ne anne babamız bizleri, ne bizler anne babalarımızı seçemiyoruz, çoğu zaman arkadaşlarımızdan tutun da doğduğumuz yere kadar seçme
şansımız yok. Adamın biri evlenmek için kendine mükemmel bir
bayan arıyormuş. En sonunda evleneceği bayanı bulmuş. Tesadüfe bakın bu bayan da evleneceği mükemmel erkeği aradığı için
adamın eli yine boş kalmış. Her şeyin en iyisini, bir üstü, bir sonrasını, bir yenisini aradığınızda bir de bakmışsınız ellerinizdekini
kaybetmiş, anlamsızlaştırmışız. Hayat korkunç oranda olasılıklar
yığınından ibaret. Sizlerle bu yazıyı buluşturma durumunu ya da
herhangi bir pozisyonu olasılık olarak modellemeye kalktığınızda her iki tarafın doğumundan bugüne olan süreci matematiksel
olarak modelleme şansınız yok. Sonsuzluk içinde bir olasılık ve
bizlerde bu olasılıkların kesişmesinden ibaretiz. Ellerimizdekini
kaybetmeden kıymetini bilerek 1 ve 0 kadar basit güzel arınmış
bir bahar geçirme temennisinde bulunarak, sizleri sayfalarımızda geziye davet ediyoruz.
7
Moda
HAYALİNİZDEKİ
GELİNLİĞE ULAŞMANIN
ALTIN KURALLARI
Malum düğün sezonuna yavaş yavaş yaklaşıyoruz. Tüm gelin adayları artık hazırlıklarına başlamış durumda. Hayatınızda bir kez yaşayacağınız bu özel günde giydiğiniz gelinlik, ilerleyen
yıllarda düğün fotoğraflarınıza dönüp baktığınızda da yüzünüzde bir tebessüm yaratmalı.
Dolayısıyla bu noktada iyi bir seçim çok önemli... Bu konuda son pişmanlık maalesef fayda
etmiyor.
G
elinlik seçimi aslında çok kolay gibi gözükse de, siz farkına bile varmadan, modeli, rengi, kumaşı, deseni, dekoltesi derken işin içine birçok
detay giriyor. Böylece insan nereden nasıl başlayacağını şaşırıp kalıyor.
Bütün gelin adayları evlilik kararı verildiğinde düğün gecesi dünyanın en güzel gelini olmak ister. Sadece gelinlik için aylar öncesinden gelinliğini
kafasında tasarlamaya başlar.
Öncelikle nasıl bir gelinlik yaptırmayı düşünüyorsanız kafanızda yarattığınız gelinlik modelini gelinlikçinize en ince ayrıntısına kadar anlatmalısınız.
Gelinliğin rahatlığı modeliniz kadar önemli ve bütün gece oturup kalkarken,
dans ederken rahat olmalısınız. Gelinliğinizi seçerken mutlaka vücut yapınızı
baştan aşağı gözden geçiriniz. Mankenler üzerinde gördüğünüz gelinlikler
sizin taşıyabileceğiniz tarzda olmayabilir. Gelinliğin iyi durması için vücut
yapınıza en uygun gelinlik modelini belirlemek çok önemlidir.
Göğüsleriniz küçükse ve omuz yapınız darsa, boyundan askılı gelinlik modelleri sizin için uygun değildir. Uzun boylu bir yapınız varsa ister kabarık, ister etekli
bir gelinlik tercih edebilirsiniz. Boyunuz fazla uzun değilse, alt bedenin belirli bir
kesimle ortaya çıkarılmaması, eteğin kat kat çalışılmaması, gelinliğin iri motiflerle süslenmemesi gerekir...
8
Moda
Mankenin üzerinde gördüğünüz gelinlikler sizin tarzınız olmayabilir. Bu sebeple gelinliğin iyi durması için vücut yapınıza uygununu seçmeniz önemlidir.
9
Moda
Son yıllarda romantik gelinlikler tercih edilirken, modellerde
renkli kuşak kullanılıyor...
Vücut Tipine Uygun Gelinlik Nasıl Seçilir?
Armut Tipi
Omuzlarınızla kalçanız arasındaki farkı gizlemek için yarım kollu
modellerle omuz genişliğini arttırabilir, göğüslerini olduğundan
dolgun göstermek içinse göğüs modeli katmanlı ve drapeli olan
gelinlikleri kullanabilirsiniz.
Çıkık kürek ve köprücük kemiklerini kapatmanın en zarif yolu
straplez üzerine tül ve dantelden oluşan bir katman eklemektir.
Yüzücü model sırt detayları omzunuzu olduğundan geniş gösterir.
V yaka ise kaçınmanız gereken bir ayrıntı.
A geliş ve kabarık gelinliklerle büyük kalçaları kamufle edip
dikkatleri belinizin inceliğine çekebilirsiniz. Yarım balık modeliyle
vücut tipinizi avantaja çevirebilirsiniz.
10
Kum Saati
Kum saati formu, oldukça orantılı bir vücut tipine işaret eder.
Böyle bir vücuda sahipseniz hemen her modeli rahatça taşıyabilirsiniz.
V yaka ve tek omuzlu üstler, bolerolar, taşlı kemerler tam balık
modeldeki gelinliğinizi tamamlamanıza yardımcı olur. Düz, Helen
tipi modellerdense kesinlikle kaçınmalısınız.
Elma Tipi
Elma tipli vücuda sahipseniz göğüs, kalça ve belin yakın ölçülerdedir. Karın bölgeniz kilo almaya meyilli, göğüsleriniz de muhtemelen büyüktür. Sizin amacınız bel bölgesini gizlemek olmalı…
Belin biraz üstünde ve göğüslerin biraz altında konumlandıra-
Moda
cağınız bir kemer hem boyunuzu uzatır hem de belinizi daha ince
gösterir. Bu modeli A geliş gelinliklerde ve dökümlü Helen tipi modellerde bulabilirsiniz. Kabarık eteklerden, likra, saten gibi hatları
belli eden kumaşlardan ve yuvarlak yakadan kaçınmalısınız.
Atletik Vücut
Atletik vücutlu gelinlerde omuzlar geniş, kalçalar dar, göğüsler
küçüktür. Beliniz çok belirgin olmayabilir. Klasik gelinlik modellerini
bir tarafa bırakıp satenli, dantelli, dökümlü kısacası kadınsı modelleri kullanmalısınız.
Süslemeli vintage modeller, sırt dekolteli elbiseler ve feminen
işlemeler, kaslı ve fit vücudunuzu dengelemek için kullanabileceğiniz unsurlardan birkaçı…
SİZİN HAYALİNİZDEKİ GELİNLİK NASIL?
KUYRUKLU MODEL
İnce belli ve uzun boylu iseniz, kalça ve göğüs ölçüleriniz de ince
belinizle orantılıysa uzun kuyruklu etek gelinlik modelleri tavsiye ediyoruz. Günlük yaşamınızda çok cesur ve kararlı bir kişiliğe
sahipseniz, gelinlik seçiminde de çok cesur davranabilirsiniz. Size
tavsiyemiz havalı, uzun kuyruklu etek gelinlikler çok modern bir
stil yansıtmaktadır. Uzun kuyruklu gelinlikler ile son derece çekici
bir gelin olmaya hazırlanabilirsiniz. Kuyruklu modeller için, düğün
yapılacak mekânın seçimi de çok önemlidir. Bu modellerde ipek şantung, ipek ziberlin veya ipek tafta kullanılmasını tavsiye ediyoruz.
STRAPLEZ MODEL
Alt bedenle üst bedeni farklı ölçüler taşıyan kişiler için ideal bir
modeldir. Vücut hatları zayıf ve kemikli kişilerde, straplez model
gelinlikler kişiyi kilolu gösterebilir. Zayıf hatlı olanlarda avantaj, kilolu olanlarda çirkin durabilir. Ayrıca büyük göğüslü kişilerde straplez model gelinlikler de uygun değildir. Straplez model gelinlikler
vücut hatları düzgün, sırtta ve göğüste pürüzsüz bir tene sahip
olan kişilere daha çok yakışmaktadır. Straplez üst bedeni, kadınsı
hatları ortaya çıkaran şekilde Fransız dantel kumaşla kapatabilirsiniz. Alt beden için ham ipek, tafta veya ipek organze kullanılmasını
tavsiye ediyoruz.
DAR MODEL
Zayıf ve uzun boylu gelinler için dar kesimli modeller çok uygundur. Vücut hatları, özellikle göğüs ve bel hatları belirgin olan
kişiler dar modelleri çok iyi taşırlar. İnce askılı ve vücudu saran bu
model, daha havalı bir tarz oluşturmaktadır. Bu modelin kumaşı
sade ve özenle seçilmelidir. Genellikle ipek saten veya ham ipek
kullanılabilir. Kalça ve karın bölgesinde fazlalığı olanlara bu tip dar
modelleri tavsiye etmiyoruz.
11
Moda
Siyah genel olarak karamsar
bir renktir. Fakat bilindiği gibi
masumiyetin rengi beyaz,
gelinliklerde kullanılır renk
haline gelmiştir.
SIRADIŞI MODELLER
Alt kısmı tamamen dümdüz saten olup tek hareketli tarafı
göğüs kısmında kullanılan dore işlemeler olan bir gelinlik sadeliği
sevenler için tercih edilebilir. Ayrıca kuyruk kısmında ve duvakta da
aynı işlemeler kullanılarak gelinlikte ince bir uyum yakalanabilir.
Halter yaka transparan kısım gelinliğe şahane bir zariflik katar.
Bembeyaz bir gelinlik formu yerine ekru renk olarak tasarlanan bir
model, oldukça şık ve zarif görünebilir.
Romantik gelinlikler son yıllarda çok tercih ediliyor. Genelde
bu formdaki gelinlik modellerinde renkli kuşak kullanılıyor. Fakat
renkli kuşak istemeyen gelin adayları için gelinlik kumaşından bir
PRENSES MODEL
Uzun boylu, bel, göğüs ve kalça ölçüleri birbirine yakın olan
vücut yapısındaki kişilere çok uygundur. Omuzlardan başlayıp, göğüs ortasında sonlanan V kesimi, ince bel çizgisi ve dökümlü inen
alt bedeniyle prenses modelin zarifliği, vücut yapısında belirgin
hatlar taşımayan kişiler için ideal modeldir. Küçük göğüslüler dolgu
sutyenle destek verirlerse, V kesim ideal olur. Modacılar, zarafet
ve sadeliği bir arada barındıran bin bir gece masallarını anımsatan
ve hayalleri gerçeğe dönüştüren prenses gibi gelin olmak isteyen
gelin adaylarına bu modeli tavsiye ediyorlar.
12
fiyonk yapılarak da aynı form uygulanmaya çalışılabilir.
Siyah, genel olarak karamsar bir renk olarak bilinir ama artık masumiyetin rengi beyaz gelinlik ile kullanılır hale gelmiş durumda.
Zıt renklerin uyumuna güvenerek siyah bir kuşakla farklı ve çarpıcı
bir gelinlik tasarlanabilir.
İnci-gümüş ve fildişi gümüş renk seçenekleri ile hazırlanan bir
gelinlik modeli sizi unutulmaz kılabilir. Gümüş rengi aksesuarlar
kullanılarak ve yine inci gümüş gelin ayakkabısı ile tamamlanabilir.
Moda
13
Özel Günler
18 - 24 MAYIS
MÜZELER HAFTASI
“GEÇMİŞ, GELECEK
İÇİNDİR!”
14
İ
stanbul’da yaşadığı halde Topkapı Sarayı’nı görmeyen, Konya’da
Mevlânâ Müzesi’nden, Uşak’ta Karun Hazineleri’nden, Gaziantep’te Zeugma’dan haberdar olmayan pek çok insan var. Müze
gezmeyi sevmiyoruz maalesef. Üzerinde yaşadığımız topraklar
birçok medeniyete ev sahipliği yapmış. Bu uygarlıklardan kalan
izler, paha biçilmez eserler müzelerimizde sergileniyor. “Zamanım
yok”, “Girişler pahalı” gibi bahanelerle müzelere ilgisiz kalıyoruz.
Müzeciliğin daha iyi anlaşılabilmesi ve geniş halk kitlelerine en
iyi biçimde anlatılarak tanıtılması amacıyla UNESCO tarafından 18
Mayıs günü, tüm dünyada “Müzeler Günü” olarak kutlanıyor. Ülkemizde ise aynı amaçla her yılın 18-24 Mayıs tarihleri arasında tüm
müze müdürlükleri “Müzeler Haftası” kapsamında çeşitli etkinlikler
gerçekleştiriyor. Hafta boyunca tüm müzelerde slayt gösterileri,
sergiler, konferanslar, paneller ve rehberli geziler düzenleniyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı müzeler ve ören yerleri o gün
ziyaretçilere kapısını ücretsiz açıyor. Peki, neden müzeleri ve geçmişimizi, kültürel değerlerimizi daha yakından tanımıyoruz?
MÜZELER HAFTASI’NDA NELER YAPILIR?
Müzeler Haftası’nda ülkemizin kültür varlıkları tanıtılır. Eski
eserlerin korunması gereği anlatılır. Müzelerimiz gezilerek milli
kültür ve tarih bilgimiz zenginleştirilir. Hafta içinde açık oturumlar
düzenlenir. Uzmanların konferans vermeleri sağlanır. Okullarda
Tabiat Varlıkları ve Müzeler köşesi hazırlanır, bu köşede müzecilikle ilgili basında çıkan yazılar sergilenir. Öğrencilerin müzecilikle
ilgili yazıları burada değerlendirilir. Çevrede bulunan eski eser
niteliğindeki belge ve kalıntılar bu köşede sergilenir.
Özel Günler
MÜZE NEDİR?
Müze; sanat, bilim, tarih, kültürle ilgili eserlerin halka gösterilmek için toplanıp sergilendiği yerlerdir. Eski eser; belge, anıt ve
kalıntılardır. Eski eserler, bize, geçmiş yıllarda insanların düşünüş,
inanç, yaşayış ve yetenekleri hakkında bilgi verirler. Geçmişi öğrenerek bugünü anlamamıza yardımcı olurlar.
MÜZELERDE UYULMASI GEREKEN
KURALLAR NELERDİR?
• Girişlerde, eğer gerekiyorsa mutlaka kimlik ibraz etmek.
• Grup halinde yapılan gezilerde, gezi onayını ilgililere, onların
istemesini beklemeden göstermek.
• Görevlilerin uyarılarına ve muhtelif yerlerde asılı olan ziyaret
kurallarına uymak.
• Eserlere zarar verecek şekilde dokunmamak.
• Gezi sırasında başkalarını rahatsız edici davranışlardan
kaçınmak.
• Eserler hakkında bilgisine başvurduğumuz görevliye, şahıs veya grup adına teşekkür etmek.
MÜZECİLİĞİN TEMELLERİ NE ZAMAN
ATILDI?
Orta Çağ’da gerçek anlamda müze yoktur. Kilise ve manastırlarda zengin eşya koleksiyonları bulunur. Fransa’da önce sanat daha
sonra da tarihi eserlerin sergilenmesine başlanır. Kral ve önde
15
Özel Günler
Müzeciliğin daha iyi anlaşılabilmesi ve geniş halk kitlelerine en iyi biçimde anlatılarak tanıtılması
amacıyla UNESCO tarafından 18 Mayıs günü, tüm dünyada “Müzeler Günü” olarak kutlanıyor.
gelenlerin bir araya getirdikleri eserler koleksiyon olarak sergilenmeye başlanır. Bu çalışmalar, müzecilik, müze kurma fikrinin
de çekirdeğini oluşturur. Kazı çalışmalarının başlaması 18. yüzyılın
ikinci çeyreğinde olur. Halkın gezebileceği müzeler kurma fikrini ilk
olarak La Font de Saint Yenne adında bir Fransız yazar ortaya atar
(1746). Ancak, bu müze 1785 yılında kapanır.
Fransız İhtilali sırasında müze kurma fikri yeniden gündeme gelir. Avrupa’nın ilk ulusal müzesi 27 Temmuz 1793 tarihinde açılan
Louvre (Luvr) müzesidir. Süsleme sanatları ile ilgili müzelerin en
eski örneği Londra’daki Victoria and Albert Museum (Viktorya ve
Albert Müzesi)’un kökeninde de 1851 yılında bu kentte açılan ilk
evrensel sergi yer alır. 1870’li yıllardan itibaren İskandinav ülkelerinde halk, yaşantısını ve sanatlarını gösterime sunan folklor
müzeleri kurmaya başlar. Bu müzeler, açık havada sergi şeklinde
yapılmış müzelerdir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bu çalışmalar daha çağdaş müzelerin kurulmasına kadar devam eder. Daha
sonra müzeler bu etkinliklerinin yanında sinema, müzik, tiyatro ve
bunun gibi etkinliklere de açılmaya başlar.
eserlerini içine alan “İslam Müzesi” kurulur.
1924 yılında Topkapı Sarayı müze olarak hizmete açılır. 1928 yılında Etnografya Müzesi tamamlanarak hizmete girer. 1934 yılında Ayasofya müze olarak hizmete sunulur. Bu arada Konya, Bursa,
Manisa, İzmir, Kayseri, Afyon, Antalya, Edirne, Adana illerimizde
müzeler açılır. Açılan müzeler geliştirilir. Eski müzeler onarılır.
Cumhuriyet döneminde bir yandan müzeler açılırken öte
yandan da arkeolojik kazılar yapılır. Roma Hamamı, Ahlatlıbel,
Alacahöyük, Alişar, Boğazlıyan kazıları ilk milli arkeolojik kazılardır. Bu kazılardan çıkan eserler Ankara’da Anadolu Medeniyetleri
Müzesi’ndedir.
TARİHİ ESERLERİ KORUMAK YURTTAŞLIK GÖREVİDİR…
ÜLKEMİZDE MÜZECİLİK
Ülkemiz toprakları üstünde birçok uygarlıklar yaşanmıştır. Bu
uygarlıkların kalıntıları, anıtları, belgeleri müzelerimizde sergileniyor. Müzeler artık geçmişle aramızda kültür köprüsü kurulan eğitim yerleri konumunda... Günümüzden yüzlerce yıl önce yaşamış
insanların kültürleri, yaşayış biçimleri hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlıyor. Aynı zamanda etnografya, fen, doğa ve folklor müzelerinde yakın geçmişin sanat ve zekâ ürünleri ortaya konuyor.
Yurdumuzda müze çalışmaları 1846 yılında Ahmet Fethi Paşa
tarafından başlatılır. İlk müze İstanbul’da Aya irini Kilisesi’nde
kurulur. Daha sonra Osman Hamdi Bey zamanında yurdun çeşitli
bölgelerinde özellikle Nemrut Dağı’nda eski Sayda kentinde yapılan arkeolojik kazılardan çıkan eserler İstanbul’a getirilir. Bugünkü
İstanbul Arkeoloji Müzesi kurulur. Osman Hamdi Bey’in ölümünden
sonra bu göreve Halit Eldem atanır. Onun zamanında Türk İslam
Müzelerin zenginleştirilmesi için, bulduğumuz tarihi eserleri
müzelere teslim etmeliyiz. İzinsiz kazı yapanları, devletimizin
güvenlik birimlerine bildirmeliyiz. Müzeleri, mutlaka gezmemiz ve
yaşadığımız topraklarda bizden önce yaşayan insanları tanımaya
çalışmamız gerekir. Sahip olduğumuz tarihi eserleri korumak ve
sahip çıkmak bir yurttaşlık görevidir.
Müzeler başlangıçta halka açık değildir. Müzelerden devlet
yöneticileri ile bilginler yararlanır. 1850 yılından sonra müzelerdeki
eski eserler sergilenerek halkın ilgisine ve bilgisine sunulur.
16
Ürün Tanıtımı
Doğadan
Sofraya
H
appy Center Kuru Gıda Satın Alma Departmanı olarak her
hangi bir ürünü raflarımızda tüketicilerin beğenisine sunmadan önce ilgili ürünü ilk olarak insan sağlığı açısından
tüm kalite standart belgelerini talep eder, üretim ile ilgili
ayrıntılı bilgi alırız. Öncelikle ürünün bulunduğu segmentte piyasa
liderliğini kalitesiyle perçinlemiş olması çok önemlidir. Arzumuz
her ne kadar sadece piyasa lideri ürünleri satmak olsa da her gelir
grubundan olan tüketicilerimize de hizmet vermek gibi bir misyonumuz olduğundan tüm ürün grubunda ya piyasa lideri ürünü
ya da ikinci ürünü tüketicilerimizin hizmetine sunuyoruz. Ürünler
değerlendirmeye alınırken öncelikle sağlık ve fayda yönleri Happy
için vazgeçilmezlerimizdir. İşin rekabet, sunum, ticaret vs. gibi
diğer konuları daha sonraki önceliklerimizdir. Happy Center olarak
hizmet kalite standartlarımızla bağdaşmayan, insan sağlığına direkt ya da en direkt şekilde zarar verecek veya maksimum faydayı
sağlamayacak hiçbir ürünü raflarımızda bulundurmayacağız. Bu
anlamda bizi tercih eden tüm tüketicilerimizin gönül rahatlığıyla
tedariklerini görmelerini salık veririm.
Ayçiçek yağları: Ayçiçek yağlarının endüstriyel üretimi ilk kez
Rusya imparatorluğu tarafından 1835 yılında yapılmıştır.
Songül AKÇAY
Happy Center
Gıda Satınalma Grup Müdürü
Ayçiçek Yağlarının Faydaları
Çoklu doymamış yağ içeriğinde beyin işlevlerinde ve normal
gelişim ve büyümede etkilidir. Saç ve cilt sağlığını olumlu etkiler.
Metabolizmayı düzenler ve üreme sistemi içinde önemlidir. Olası
enfeksiyonları belli düzeyde önler. Kan şekeri kontrolünü sağlar.
Hiperaktif çocukların dikkat eksikliğini olumlu yönde etkiler.
Zeytinyağları: Zeytin ağacı insanlığın 39bin yıllık dostu. Romalılara göre zeytin ağacı kutsallığını minerva ve Jüpiter’den alır. Tüm kutsal kitaplarda zeytin ağacı ve zeytinyağı, kutsallığın bolluğun adaletin,
sağlığın gururun zaferin refahın, bilgiliğin ve yeniden doğuşun, kısaca
insanlık için en önemli erdem ve değerlerin sembolüdür.
Zeytin Yağlarının Faydaları
Zeytin ağacının ortalama ömrü 300 – 400 yıldır. Ancak üç bin
yıllık zeytin ağaçlarına da rastlanır. Bu nedenle mitoloji ve botanikte adı ölümsüzlük ağacıdır. Kandaki kolesterol dengesi tansiyonu
kontrol edilmesi, kan şekeri dengesi çocuk gelişimi, hücre korunması özellikle gebe kadınların sinir sistemi koruyucusu, yaşlanmayı
geciktiren gastrit ve ülsere karşı olumlu etkisi safra taşı oluşumunu önler, kabızlığı önler, ağrı burkulma ve adale incinmelerine iyi
gelir.
17
Ürün Tanıtımı
Kanser Hastalığının Savaçısı;
BULGUR
B
Meryem Ecin DÜZ
Happy Center
Satınalma Kategori Yöneticisi
ebeğim 6 aylık olmuştu, ek besine geçme zamanı gelmişti. İnternetten oğluma ek gıda olarak verebileceğim en faydalı besinleri araştırmaya başlamıştım. İlk karşılaştığım besin bulgurdu. Oysa
ki, tahıl grubundan, ilk aklıma gelen pirinçti. Ancak tüm beslenme uzmanları ve doktorlar bebeklere pirinci değil, bulguru tavsiye ediyorlardı. İstanbul’da yaşayan bir ailenin kızı olarak, annemin
çocukluğumda, bulgur pilavını çoğu kimse tarafından ‘’köylü yiyeceği, fakir sofrasının yemeği’’ olarak
nitelendirildiğinden dolayı misafir sofrasına layık görülmediği için sunmadığını hatırlarım. Satın almasını yaptığım ürünlerle ilgili olarak, klasik satın alma yöntemleri dışında, detaya inmeyi ve aynı zamanda
araştırmayı seven bir satın alma yetkilisi olarak bulgur hakkında edinmiş olduğum bilgileri paylaşmak
isterim.
18
Ürün Tanıtımı
Bulgurun Çeşitleri: Bulgurun hammaddesi buğdaydır. Birçok
besine hammadde kaynağı olan buğdayın sertlik oranı bulgur
için çok önemlidir. Örneğin, un yapılacak buğdayların yumuşak
olması yeğlenirken, makarna yapımında orta sert buğdaylar,
bulgur yapımındaysa durum adı verilen sert buğdaylar kullanılıyor. Bu buğday, sert bir buğday türüdür ve bulgurun parlak yapılı
olmasını sağlar. Bulgur durum buğdayından yapılıyor, bu yönüyle
makarnaya benziyor. Pişirildiği zaman bile içinde besleyici özelliği
kalıyor. Yumuşak buğdaydan yapılan bulgur ise pişirirken lapa
kıvamı alır ve tüketirken beklenen lezzeti vermez. Bu nedenle
bulgur yapımında yumuşak buğday tercih edilmez. Sarı ve esmer
olmak üzere 2 tür bulgur vardır. Bulgurun çeşitleri ise, pilavlık
bulgur, köftelik bulgur, İçli Köftelik Bulgur, Çiğ Köftelik Bulgur,
Aşurelik Bulgur, Yarma (Sis) Bulgur olmak üzere 6 çeşittir.
NEDEN BULGUR TÜKETMELİYİZ?
Bulgurun önemli özelliklerinden biri de lif açısından zengin
olmasıdır. Pirinçten 9 misli fazla lif içerir. Kilo sorununu olan
kişilerin glisemik endeksi 87 olan pirinçten uzak durup endeksi
48 olan bulguru tercih etmesi gerekir. Tabi alınan miktarına da
dikkat etmek gerekir. Dünya Sağlık Örgütünün belirttiği üzere
günde 25-30 gr. civarında lif ihtiyacımız bulunmaktadır. Bu ihtiyacımızı da 1 tabak bulgurla çok rahat şekilde karşılayabilirsiniz.
Bulgur yapısında içerdiği folik asit sayesinde hamile annelerin
bebeklerinin zekâ seviyesini ilerletme de oldukça gereklidir. Bulgurun glisemik endeksinin düşük olması sebebiyle, bulgur uzun
süre tok tutar, kana yavaş karıştığı içinde diyetlerde kullanılabilecek bir üründür. Ayrıca da şeker hastalarına tavsiye edilir. Ayrıca
salatalarda, sıcak ve soğuk yemeklerde kullanılan bir malzeme
olması nedeniyle oldukça çeşitlilik sunan bir üründür.
Sağlık açısından oldukça zengin olan bulgurun faydaları saymakla
bitmiyor. Bulgur çözünebilen ve çözünemeyen lifler bakımından
oldukça zengindir. Karbonhidrat değeri düşük, protein değeri
yüksektir. Bunun dışında B1, B6 vitaminleri ve Niasinden zengin
bir besin maddesidir. Bulgurda bulunan lifler, içerisinde bulunan
selüloz, pektin ve sakız gibi yapılarla vücuttaki sistemlerin üzerinde
dengeleyici etkisi olan maddelerdir. Suda çözünebilen lifler, kan
şekerini kontrol ederek kolesterolü düşürmektedir. Sağlık otoriteleri
lifli besinlerin ayrıca kanseri önlediğini de tespit etmişlerdir. Zayıflama diyetlerinde, kolesterolü yüksek olan kişilerde ekmek yerine
tüketimi teşvik edilir. Kuru baklagillerle birlikte alındığında protein
kalitesi artmaktadır. 2 yemek kaşığı pişmiş bulgur kalori yönünden 1
dilim (25gr) ekmeğe eşdeğerdir. Çölyak hastaları için yüksek oranda
gluten içerdiğinden kesinlikle önerilmez. Besin değerlerinin yüksekliğinin, uygun fiyatıyla birleşmesi; sağlıklı beslenmede gerekli olan
tüm unsurları yerine getirmesi; stoklanabilir oluşu ve dayanıklılığının
yüksek olması; en zor şartlarda bile uzun süre bozulmadan, böceklenmeden kalabilmesi, bulgurun tüketim talebinin gün geçtikçe
artmasına neden olmaktadır.
BULGUR PİŞİRMENİN PÜF NOKTALARI
Bulgur yıkanıp, haşlanıp, kabukları soyulduğu için pişirirken
tekrar yıkanması gerekmez. Ama açık bulgur satın aldıysanız, içiniz daha rahat edecekse yıkayın. Yıkanan bulgurda lezzet kaybı
olacaktır. Esmer ve iri pilavlık bulgur beyaz bulgura nazaran daha
çok sıvı alır. Köftelik bulgur çok ince olduğu için çok az sıvı ister.
Bulgur sarı veya biraz daha esmer bir tonda renklere sahip olabilir, rengi açıldıkça daha çok soyma işlemi geçirdiğinden besin
değeri düşmektedir.
Yeşil çay ve ısırgan otu gibi,
bizim pek tüketmeye alışkın
olmadığımız besinlerin kanser düşmanı olduğu biliniyor.
Ama tüketimi ülkemizde
çok yaygın olan bulgur var ki
o da tam anlamıyla bir kanser
düşmanı…
19
Ürün Tanıtımı
Bulgur pirinçten 9 misli fazla lif içerdiğinden dolayı
önemlidir. Ancak alınan miktara da dikkat etmek gerekmektedir.
BULGURUN TÜRK MUTFAĞINDAKİ
YERİ VE ÜSTÜNLÜKLERİ (Bulgurdan
250 çeşit yemek yapılıyor)
Bulgur Anadolu’da her gün ayrı bir kılıkta insanların karşısına çıkar. Bulgur Anadolu kıyması’’dır. Bulgurun parlayışının bir
başka çarpıcı nedeni de, bu lezzetli ve besleyici yiyeceğin aslında
çok fazla sayıda yemekte kullanılabilir olmasıdır. Besin değeri
itibariyle vejetaryen yemeklerinde de çok sık kullanılıp, besleyicilik
açısından eti aratmaz. Yani, mutfakta da yaratıcılığı destekliyor.
Özellikle Güneydoğu ve Doğu mutfağının tanınması ile bulgurun yemek kültüründeki önemi anlaşılmış olup; Bulgur kebaplar,
köfteler, içli köfte, pilavlar, kısır, soğuk mezeler, tatlılar, sarma ve
dolmalar, çorbalar, sebze yemekleri olmak üzere, Türk Mutfağındaki yemeklerin %25’inin ana unsurudur. Et yemek sizi kanserden
korumaz ama bulgur korur. Bu cümleme bakıp et yememezlik
etmeyin, onun yeri abartmamak kaydıyla ayrı ama en azından etli
çiğ köfte yerine bulguru, özellikle haşlanmış (yalancı köfte gibi)
olarak tercih edin ve sofranızda bulguru en azından haftada 2 kez
tüketin.
KANSER SAVAŞÇISI BULGUR
Çok yüksek besinsel değerlere sahip bir gıda yenilse bile, fiber
yapı olmazsa besinlerin pek çoğunun emilmeden vücudu terk edebileceği açısından, 100 gr bulgurun içerdiği 1,3 gr posa, yani kepekli
kısım çok önemlidir. Posanın kan değerini ve kandaki yağları düşürücü etkisinin yanında mide ve bağırsak kanserini önleyici yönü de bulunmaktadır. Buna örnek olarak, Gaziantep Üniversitesi Mühendislik
Fakültesi Gıda Bölümünde uzun süredir yürütülen çalışmalarda elde
edilen sonuçlara göre; ‘bol miktarda fiber ihtiva eden bulgur, düzenli
olarak tüketildiğinde bağırsak kanseri riskini engelliyor’ şeklinde
araştırma sonucunu yayınlamıştır.
20
Yeşil çay ve ısırgan otu gibi, bizim pek tüketmeye alışkın olmadığımız besinlerin kanser düşmanı olduğu biliniyor. Ama tüketimi
ülkemizde çok yaygın olan bulgur var ki o da tam anlamıyla bir
kanser düşmanı… Bu nedenle bulgurun içeriğinde insan sağlığı için
vazgeçilmez olan 300 miligrama yakın fosfor, 310 miligram potasyum ve 40 miligram kalsiyum içermektedir. Öyle ki ABD’li doktorlar
artık ilaç yerine bulgur veriyor. ABD’de “Kamu Yararına Bilimsel
Araştırmalar Enstitüsü’nün yayınladığı raporda, bulgurun tüm tahıl
ürünleri arasında en yüksek besin değerine sahip olduğu açıklanmış, özellikle en önemli folik asit ve lif kaynağı olması sebebiyle
bulgur, tahılların altın standardı olarak nitelendirmiştir. ABD Kanser
Araştırmaları Vakfı bulgurun içerdiği özellikler nedeniyle yararını
vurgulayan bir makale yayımlar yayımlamaz ABD’de bulgur tüketimi
hızla arttı.
Bulgurun kanserle mücadeledeki yeri keşfedilir keşfedilmez,
Batı mutfağındaki yeri de sağlamlaştırıldı. Yüzyıllardır Ortadoğu’ya
ait bir lezzet olarak düşünülen bulgur, egemen Batı dünyasının da
gözünde müthiş bir saygınlık kazanmış oldu. Bulgurun bu önlemez
yükselişi yeni tariflerin doğmasına yol açtı. Özellikle ülkemizde çiğ
köftecilerin sayısının hızla artması buna iyi bir örnektir ve neredeyse fastfood tabir edilen yiyeceklerle boy ölçüşebilecek bir biçimde
yükselişi devam etmektedir. Üstelik çeşitli sağlık kuruluşlarının da
vurguladığı gibi bulgurun kanser basta, çeşitli kronik hastalıklarla
savaşta da gücü yadsınamaz. Kansere karşı koruyucu özelliktedir.
“International Journal of Epidemiology” dergisinde 2007 yılında
yayınlanan bir çalışmada bol bulgur yiyen premenopozal kadınlarda
göğüs kanseri riskinin anlamlı olarak düşük bulunduğu saptanmıştır.
Spor
21
Röportaj
Bahçeşehir’in Gülümseyen Yüzü...
Mağazanın lokasyonunu belirtir misiniz?
Mağazamız Bahçeşehir’in merkezinde Kc bloklarının olduğu
kısımda Kc çarşıda yer almaktadır. Mağazamız bulunduğu konum
itibariyle Bahçeşehir’in kalbinde diyebiliriz. Müşterilerimiz bu
sayede mağazamıza kolayca ulaşabilmekte ve alışverişlerini rahat
ve huzurla yapmaktadırlar.
Mağazanız kaç metrekarede, kaç kasa ve kaç personelle
hizmet vermektedir?
Mağazamız 1000 m2 olmakla birlikte 5 kasa ve 38 personelimizle
müşterilerimize hizmet vermekteyiz.
22
Röportaj
Mağazanız ne kadar süredir hizmet vermektedir?
26.06.2009 tarihinden itibaren şubemiz Bahçeşehir Boğazköy
ve Esenkent halkına 2 adet servis aracıyla hizmet vermeye devam
etmektedir.
Mağaza Müdürü olarak mağazanızdan beklenti ve
hedefleriniz nelerdir?
Önceliğimiz müşterilerimize karşı samimi, güler yüzlü ve
kusursuz bir hizmet sunmaktır. Mağaza müdürlüğü görevime
başladığım andan itibaren tüm motivasyonumu müşterilerin
mutluluğu ve hizmetimiz karşısında ki memnuniyetleri sayesinde
kazandım. Mağaza personellerim ve ben müşterilerimize kusursuz
hizmet sunmaktan mutluluk duymaktayız ve Bahçeşehir Şubesi
olarak müşterilerimize kaliteli hizmet sunmaya devam edeceğiz.
Müşteri memnuniyeti için çalışmalarınız nelerdir?
Bölge itibari ile müşterilerimiz özel ilgi ve itibar beklemekte
bizlerde bu doğrultuda elimizden geleni yapmaktayız.
Müşterilerimizin mağazaya girişinden çıkışına kadar alışverişlerinde
yardımcı olmaktayız. Mağazamıza özel telefonla sipariş hattı ve
online sipariş sistemiyle müşterilerimizin istedikleri ürünleri bir saat
içerisinde ürünleri evlerine kadar teslim etmekteyiz. Bu bölgede
müşterilerimizin telefonla sipariş talepleri hızla artmaktadır. Bizde
müşterilerimize en hızlı şekilde cevap vermekte, elimizden geleni
yapmaktayız.
En çok beğenilen ve tercih edilen reyonunuz hangisidir?
En iddialı olduğumuz reyon manav reyonumuzdur.
Müşterilerimizin sofralarına günlük tarladan meyve ve sebze
ürünleriyle beraber, Afyon’da hijyenik ve İslami koşullara uygun
ortamda kesimi yapılan et reyonumuzda iddialıdır. Çanakkale
Trakya bölgesinden aldığımız peynir gruplarıda müşterilerimiz
tarafından tercih edilen reyonlardır. Diğer reyonlarımızda da çeşit
bütünlüğünü bozmadan misafirlerimizin aradıkları her ürünü
bulundurarak rakip firmalara göre iyi bir fiyat politikası oluşturarak
bu bölümlerde de iddialı olduğumuzu söyleyebilirim.
Müşterileriniz neden Happy Center’ı tercih etmelidir?
Güleryüz, samimiyet, hijyenik, temiz ortam, en iyi ürün, en
kaliteli ürün ve en uygun fiyattır. Sloganımız mağazamıza gelen
insanlara müşteri değil evimize gelen bir misafir mantığıyla
yaklaşmak ve hizmet etmektir.
23
Röportaj
Müşteri Söyleşileri / Bahçeşehir
Sinem Hanım
Bahçeşehir mağazanızdan açıldığı
günden beri geliyorum. İşyerimize yakın
oluşu bizim için büyük avantaj. Fiyatlarının gayet uygun olmasından memnunuz.
Haftada 3 ya da 4 kez muhakkak ziyaret
ederim. Kozmetik ürünleri ve unlu mamulleriniz kaliteli ve çok çeşitli olduğu için
bizlere farklı seçenekler sunabiliyorsunuz.
Servis hizmetiniz ile kapımızdan alıp kapımıza bırakmanız da büyük hizmet doğrusu. Mağaza personellerinizle çok kısa bir
sürede aile gibi olduk. Kendilerinin ilgi ve
alakaları sayesinde bizler de bu marketin
daimi müşterisi olduk. Fiyatları kalite ile
kıyaslarsak açıkçası yüksek kalite uygun
fiyata aradığımız her ürünü bulabiliyoruz.
Bütçemize uygun alışverişler bizleri mutlu
ediyor. Hizmetlerinizin daimi olması dileğiyle…
24
Macide Hanım
Benim Happy Center ile tanışmam
yaklaşık 5 sene öncesine dayanıyor. O
günlerden bu yana insan odaklı hizmet
anlayışınızı hiç bozmadınız. Haftada
bir ya da 2 kez toplu alışverişlerimizi
yapıyoruz. Sebzelerinizin günlük ve
taze oluşundan son derece memnunuz. Ayrıca gıda dışı reyonlarınızda bol
çeşitli olduğundan dolayı aradığımız
bir ürün grubunun alternatifi çok fazla.
Bu sayede aradığımız tüm ürünleri
bulabiliyoruz. Ayrıca Avantaj kart ile
yaptığımız alışverişlerden kazandığım
puanlarla birçok kez hediye aldım.
Online alışveriş sisteminizi de kızım ve
yeğenim sürekli olarak kullanıyor. Eve
teslim hizmet olması bizler için büyük
kolaylık. Sevdiğimiz marketin sevimli
yüzlerine kucak dolusu sevgiler…
Fikriye Hanım
Mağazanızın ilk açıldığı gün fırsat
bulup ziyaret etmiştim. Hatırlıyorum da
yaklaşık 5 sene olmuş. Haftada bir mağazanızdayım. Boşnak kökenli olduğumdan
dolayı hamur işlerini çok severim. Bu nedenle fırınınızın hamur işlerine hayranım.
Ürünleri bir kez tadınca ne kadar kaliteli
ve lezzetli olduğunu anlamak zor değil.
Mağaza personellerinin ilgi ve alakasından o kadar memnunum ki her birine tek
tek teşekkür ederim. Biz gelenekçi olduğumuz için marketi ziyaret edip alışveriş
yapmayı tercih ediyoruz. Fakat oğlum ve
kızım evlerinden internete girerek istedikleri ürünleri sipariş verebiliyorlar. Bu
hizmetinizi de takdir ediyorum. İndirim
ve kampanyalarınız duyurumlarınızdan
da çok memnunum. Bütçemize uygun
hesaplı alışveriş imkânı sunduğunuz için
teşekkürler.
Röportaj
Eyüp Bey
Her akşam iş dönüşü uğradığım mağazanızdan günlük tüm alışverişlerimi yapmadan
evime gitmiyorum. Manav ürünleri ve şarküteri bölümündeki ürünleri ürünleriniz gerçekten çok kaliteli. Buraya geldiğim zaman
manav reyonundan tutun kasap reyonuna
kadar herkes tanır. Aile sıcaklığı ile karşılandığımız için alışveriş süresince rahat ve keyifli
vakit geçiriyoruz. Geçtiğimiz aylarda mağaza
yetkilisine satışının yapılmasını istediğim bir
ürünün bilgisini verdim. Kısa bir süre sonra
satışının başladığı bana belirttiler. Güler yüzlü
yaklaşımları ve her konuda yardımcı olmalarına minnettarız. Bir de Avantaj kart uygulamanızı çok beğeniyorum. Hatta market kartınızla
biriktirdiğim puanlarla hediyemi seçeceğim
bugün. Bizlere sunduğunuz ayrıcalık ve kolaylıklar için teşekkür ederim.
Ezgi Bey
Esenkent bölgesine taşınmamla mağazanızdan alışveriş yapmaya başladık. Alışverişlerimizde tek bir market tercih ettiğimiz
için tüm ihtiyaçlarımızı mağazanızdan karşılıyoruz. Özellikle manav ürünleri ve unlu
mamullerinizi çok beğeniyoruz. Çeşit olarak
fazla ürünleriniz var ve raf sisteminiz karışık
olmadığı için rahat alışveriş yapabiliyoruz. İstediğimiz her ürünü mağazanızda bulabilmek
çok kolay. İndirim bültenleriniz ve halk günlerinizde güzel uygulamalar yapılıyor. Genel
itibariyle marketi bizlere hatırlatan personelleriniz kasiyerler olduğu için ödeme esnasında karşılaştığımız güler yüzlülük ve ilgiden
dolayı çok memnunuz.
Hanife Hanım
5 yıldır tanıştığım Happy Center marketlerini yaklaşık 3,5 yıldır bu civara işyerimin taşınması sebebi ile her gün ziyaret ediyorum. Bütün reyonları beğeniyorum fakat süt ürünleri
ve manav reyonlarınız kalitede ve çeşitlilikte
fark atmış düzeyde. Mağaza personellerinin
bana olan yaklaşımları da bu kaliteyi tabiri caizse tamamlıyor. İstek ve şikâyetlerim olsa bile
mağaza müdürü konuyla ilgilenip çözümlemesinden çok memnunum. Fiyat konusunda her
bütçeye uygun fiyatta ürünleriniz var ve bu
sayede bir adım öndesiniz. Arayıp ta bulamadığım bir ürün yok. Geçtiğimiz haftalarda açık
süt satışı için mağaza müdürünüze ricada bulunmuştum, sağ olsun birkaç gün içerisinde
getirtti. Burada müşterinin istek ve taleplerine çok hızlı aksiyon alınıyor. Özellikle bu sebeple Happy Center ‘a teşekkür ediyorum.
Ayten Hanım
Açıldığı günden beri mağazanıza hemen hemen her gün geliyorum. Mağazanızda rahatsızlığım nedeni ile kendim gelemesem bile telefonla
sipariş veriyorum, buradaki arkadaşlar sağ olsun
hemen siparişimi hazırlayıp kapıma kadar teslim
ediyorlar. Ben geldiğim zamanlarda da merdivenden inip çıkmama kadar yardım ediyorlar.
Çalışanlarınızın hepsi benim evlatlarım gibi. Zaten gördükleri yerde anne diyerek gelip elimi
öperler. Kasaptaki etleriniz çok kaliteli, özellikle
kıymanızı çok beğeniyorum. İndirim bültenlerinizde fiyat indirimi yaptığınız ürünler çok çeşitli
ve genelde tüketicinin en çok ihtiyacı olan ürünler. Bu kolaylığı bizlere sunduğunuz için teşekkür
ederim. Sevgiyle selamlıyorum sizleri.
Sevin Hanım
Bahçeşehir ’in yerlisi sayılırız. Yani en eskilerindeniz. Marketinizin açıldığı ilk zamanlardan bu
yana rahat ve huzurlu alışveriş imkânı bulabiliyoruz. Ünlü mamulleri, taze sebzeleri ve bisküvi
reyonlarını özellikle tercih ediyoruz. Genel olarak
mağazanızın temizliği, ürün çeşitliliği ve özellikle
fiyatların uygun oluşu bizim için en önemli tercih
sebepleri. Ürünlerin kalitesine göre fiyatları bütçemizi rahatlatıyor. Bölge olarak genel itibari ile
tüm tüketim maddeleri pahalıya satılıyor. Fakat
sizin fiyatlarınız gerçekten uygun ve genel ortalamanın altında kalıyor. Bu arada evimiz yakın
olduğu için servislerinizi kullanmaya gerek kalmıyor. Fakat alışveriş sonraları dikkat ettiğimde
servis şoförlerinizin müşterilerle tek tek ilgilendiğini görebilmek bile hoşumuza gidiyor. Bütçemizi rahatlatan ve yüzümüzü güldüren hizmetleriniz için teşekkürler.
Cumhur Bey
5 yıllık süregelen samimiyetin ve bağlılığın
neticesi olarak bugün derginize de ufak bir
söyleşi yapma imkânı bulduk. Bu nedenle de
biraz heyecanlıyım. Malumunuz çok seneler
geçtiği için burada birçok yönetici ve çalışan
personeli tanıma fırsatı bulduk. Sağ olsun
hepsi de aynı yakınlığı, ilgi ve alakayı bizlerden
esirgemediler. Özellikle mağaza yöneticiniz ile
çok iyi ilişkilerimiz var. Kurumsal bir firmada
uzun yıllar çalışıp emekli oldum. Gördüğüm iyi
ve kötü her türlü konuda kendilerini bilgilendiririm. Mağazanızda satılan ürünlerin çeşitliliği
çok fazla, genel itibari ile müşterilerin tercih
ettiği ürünler çevre marketlerde de var. Fakat
sizlerin farkı müşterilere yakınlığınız ve güler
yüzlülüğünüz. Müşterilerinize verdiğiniz önemin farkındayız. Teşekkürler...
25
Ürün Tanıtımı
BİR FİNCANDA
40 YILLIK
HATIR KEYFİ
26
Celalettin Kurt
Happy Center
Satınalma Kategori Yöneticisi
Ürün Tanıtımı
K
ahve, kökboyasıgiller (Rubiaceae) familyasının Coffea cinsinde yer alan bir ağaç ve bu ağacın meyve
çekirdeklerinin kavrulup öğütülmesi ile elde edilen
doğal bir içecektir. Kahve ağacı görünüm olarak
tıpkı defne ağacına benzer. Altı yaşına geldiğinde
de ilk meyvelerini vermeye başlar. Olgunlaştıkça kızaran,
kiraza benzeyen meyveler toplanarak, kalitesine, rengine ve
büyüklüğüne göre sınıflandırılır ve güneşin altında kurumaya bırakılır. Kuruyan bu meyveleri elinize alıp salladığınızda,
içlerinde bulunan 2 adet kahve çekirdeğinin sesini duyabilirsiniz. Kahve ağacının ilk bulunduğu yer olan Habeşistan’ın
Kaffa yöresinin Arapça karşılığı “qahwah “ dır. Bugünkü
anlamını 14. yüzyılda kazanmaya başlamıştır. Bu Türkçe’de
“kahve”ye dönüşmüş, buradan da Avrupa’da café, caffe,
koffie, coffee, koffie, Kaffee şekline gelmiştir.
Çiçekleri beyaz ve hoş kokulu, kirazı andıran kırmızı meyvasının içinde iki çekirdek bulunan, dikildikten yaklaşık 3 yıl sonra meyve vermeye
başlayan ve 30-40 yıl boyunca aralıksız meyve veren bir ağaç türüdür.
Doğal haline bırakıldığında 8-10 metreye kadar uzayan ağaç, meyvelerin kolay toplanabilmesi için sürekli budanarak 4-5 metre uzunluğunda
bir çalı boyutunda tutulur. Kahvenin defne yaprağına benzer derimsi ve
kenarları dalgalı kışın dökülmeyen koyu, parlak ve sivri uçlu yaprakları
vardır. Bol yağış alan, ortalama sıcaklığın 18-24° C arasında bulunduğu ve don olayının görülmediği, ekvatorun 25 Kuzey’i - 30 Güney’i
arasındaki kuşakta yetişir. Soğukta ağaç ölür, ayrıca ani ısı değişiklikleri
de ağaca zarar verir. Nemli ortamı sevdiğinden, kahve ağacının düzenli
yağışın olduğu tropik bölgelerde yetiştirilmesi gerekir. Doğada pek çok
yetişen türü olmasına rağmen yalnızca coffea arabica ve coffea robusta adındaki türlerin tarımı yapılmaktadır. Yengeç ve Oğlak dönencesi
arasında tropikal iklimli bölgelerde ağırlıklı olarak tarımı yapılmaktadır.
Toprak, aldığı su, güneşlenme zamanı, nem kahvenin tadını ve aromasını değiştirmektedir. Eğer kahve yanardağın eteğinde yetiştiriliyorsa
kül kokuyor. Muz ağaçlarının gölgesinde yetişiyorsa daha aromatik bir
tadı oluyor. Brezilya kahve üretiminde 17 milyon ton üretim ile dünya
birincisidir. Onu 15,5 milyon ton ile Vietnam ve 9,4 milyon ton üretim ile
Kolombiya takip etmektedir.
HAZIRLANIŞINA GÖRE KAHVE ÇEŞİTLERİ
Türk Kahvesi – Telvesi ile servis yapılan tek kahve çeşididir.
Mırra - Şanlıurfa’ya özgü, birkaç kez demlenerek hazırlanan acı
kahve.
Espresso - Makine ile hazırlanan, koyu kavrulmuş, İtalya’ya özgü bir
kahve türüdür.
Cappuccino – Espresso ve su buharı ile köpük haline getirilmiş süt
eklenen kahve (köpük 2 santim kadar).
27
Ürün Tanıtımı
Caffe Lungo – Espresso’nun büyüğü denilebilir. Espressonun makinada
daha uzun süreyle filtrelenmesidir.
Caffe Americano – Espresso’nun sıcak su eklenerek yumuşatılmış şekli
Caffe Latte – 40 ml Espresso’nun üzernine 80 derecelik sıcak sütün
ilave edilmesi ve sütün üzerinde 2 cm kremamsı süt köpüğünün ilave
edilmesi ile oluşur.%25 kahve %75 sütten oluşur.
Latte Macchiato – Sıcak süt ve süt köpüğünün üzerine espresso eklenerek yapılır. Temelde diğer tüm sütlü kahvelerden en buyuk farkı sütün
kahveye değil, kahvenin sütün üzerine eklenerek yapılmasıdır.
Caffe Macchiato – Espresso’ya süt köpüğü eklenerek hazırlanan kahve.
Mocha – Latte’ye çikolata tozu veya şeker eklenmesiyle yapılan kahve.
Viennese – Espresso’ya çikolata ve krema katılarak hazırlanan Viyana
usulü kahve.
Filtre Kahve - Orta kalınlıkla çekilmiş kahvenin bir genellikle bir kağıt
filtre yardımıyla filtre edilerek demlenmiş kahve çeşididir.
Çözünebilir kahve- Kavrulmuş kahve çekirdeklerinin üzerinden başınçlı su geçirilerek kahvenin özütü çıkarılır. Bu özüt püskürterek kurutma
yöntemiyle kurutulursa toz çözünebilir kahve, dondurarak kurutulursa
granül kahve elde edilir. Çözünebilir kahve sadece kahve çekirdekleri ve
su kullanılarak üretilir.
French Press - Kalın çekilmiş kahvenin aynı ad verilen bir demleme
kapında suyla karıştırılıp ucunda metal bir süzgeç olan pistonla filtre
edilerek hazırlanan kahve çeşididir.
Cafe au lait – Fransızların sütlü filtre kahvesi. Sütü kahvesinden daha
fazladır. 1/3 kahve 2/3 sıcak süt.
KAHVENİN FAYDALARI
Kahve içerdiği kafein maddesinin uyarıcı niteliği yüzünden dikkat
artırıcı ve stimülan özelliğe sahiptir. Ağrı kesicilerin etkisini %40
arttırmaktadır. Gün içerisinde karşılaştığımız güneş ışınları, hormonlu
gıdalar, sigara ve egzoz dumanları nedeniyle vücudumuza oldukça
yüksek miktarda zararlı oksidan maddeler giriyor ve antioksidan
niteliğe sahip olan besinlerin temel yararları burada ortaya çıkıyor.
Özellikle sebze ve meyvelerde bol miktarda bulunan antioksidanlar
ne yazık ki ülkemizde her ikisinin de tüketimi düşük olduğu için yeteri
kadar alınamıyorlar. Geleneksel kahve geleneğimiz ise adeta bu açığı
kapatmak için oluşmuş gibi görünüyor.
Oksidan maddelerin vücut üzerindeki zararlı etkilerini azaltarak
hücreleri korumaya yardımcı olan antioksidanlardan biri olan polifenolün en çok bulunduğu gıdaların başında kahve geliyor. İçime hazır
28
porsiyon miktarı üzerinden polifenolden zengin içeceklerin antioksidan kapasitesi karşılaştırıldığında kahvenin bir fincanda en yüksek
antioksidan kapasitesine sahip olduğu görülmektedir. İçecekler
arasında yapılan çalışmada kahveyi kakao, yeşil çay, siyah çay ve
kuşburnu izlemektedir. Günde 2-3 fincan kahve, keyfin yanında doğal
yolla antioksidan alımınıza da önemli bir katkı sağlar. Son zamanlarda
oldukça popüler hale gelen Yeşil kahve ise çekirdeklerinin etkisiyle
diğer kahvelere oranla daha fazla antioksidan içeriyor. Yeşil kahve
çekirdeklerinin içerdiği klorojenik asit sayesinde şeker metabolizmasını etkilerek, kalori alımını azaltabileceğini, böylece kilo kontrolüne
yardımcı olabildiğini gösteren çalışmalar bulunuyor. Kahvenin kokusu
ve tadı kavrulmayla ortaya çıktığı için yeşil kahvenin olumlu etkilerinden yararlanmak için kavrulmuş kahve ile yeşil kahveyi biraraya
getiren hazır kahve karışımı yardıma koşuyor.
Tabii ki kahvenin faydaları sadece antioksidanlardan ibaret değil.
Aşırı tüketilmediği müddetçe beyin işlevlerinin daha düzenli çalışmasına yardımcı olan kahve, hafıza ve düşünme yeteneklerinde
yükselmeye neden oluyor. Konsantrasyonu da arttırıcı etkisi bulunan
kahvenin böylece çalışanlar ve öğrenciler için pek çok etkisi ortaya çıkıyor. Bunun yanında pek çok kadının selülitlerinden kahveyi sorumlu
tuttukları görülmekte. Kahvenin selülit yaptığı yolundaki yaygın ve
yanlış inanışa karşın, bilimsel araştırmalar kahvenin selülit nedenleri
arasında yer almadığını ortaya koyuyor. Tam tersine, kahvenin yağı
ayrıştıran enzimleri harekete geçirdiğini ve lenf akışını kolaylaştırdığını gösteriyor. Gençliğini korumak isteyenlerin kahvenin gençleştirici
antioksidan etkisinden faydalanmak istemeleri elbette çok doğal...
Bağışıklık sisteminden tutun da kalp sorunları ve kansere kadar onlarca alanda daha sağlıklı olmanıza neden olan kahve aynı zamanda cilt
sağlığınız için de oldukça faydalı. Parlak ve canlı bir cilde sahip olmak
için dozunda kahve tüketimi uzmanlar tarafından önerilenler arasında
yer alıyor.
Kahve, sudan sonra Dünya’da en fazla tüketilen içecek ve verdiği keyfin yanında artık kahvenin kanser, Tip 2 Diyabet, karaciğer
hastalıkları, Parkinson ve Alzheimer gibi hastalıklara karşı önemli
derecede koruyucu etkisi olabileceğini gösteren çalışmaların sayısı
giderek artıyor. Elbette kahvenin içerisinde yer alan yüksek kafein
miktarı nedeniyle fazla tüketimin zararları da mevcut olabiliyor. Aşırı
su tüketiminin bile ölüme neden olduğunu düşünürseniz tabii ki bunu
biraz doğal karşılamak gerekiyor. Günde 2-3 fincan kahveyi geçmediğiniz sürece kahveye bağlı herhangi bir sağlık sorunu yaşamanız pek
mümkün görünmüyor.
Özel Günler
29
Dekorasyon
30
Dekorasyon
Balkon ve Teras
Kapılarını Açmanın
Zamanı Geldi!
Y
az mevsiminin yaklaşması ve sıcaklıkların günden güne artmasıyla
birlikte, balkon ve teraslarımız hayatımızın vazgeçilmezi olmaya
başlıyor. Huzurun, mutluluğun, keyfin, dinlenmenin timsali olan bu
mekânlarda, konforun yanı sıra şıklığa da özen gösterilmesi gerekiyor. İç yaşamların dışarıya taştığı, ruhların dinginliğe gömüldüğü bu gizli
mabetlerimizde bu yaz nasıl bir dekorasyon tercih etmeliyiz, hangi tasarımlara yer vermeliyiz? Konforunuz ve zevkiniz için benzersiz bir atmosfer
yaratabilirsiniz. Bir masa, sandalye, uzanmak için bir kanepe, rahat yastıklar, minderler, bitkiler, mumlar… Pek çok şey şık, sevimli ama en önemlisi
keyifli bir balkon yaratmak için sizi bekliyor. Sizler için, bahçelerinize yeni
bir bakış açısı getirecek, farklı bir keşif turu hazırladık.
HER EVİN GİZLİ BİR BAHÇESİ OLMALI…
Dekorasyonun keyifli ve zevkle yapılacak bir alanıdır, balkon ve teraslar... Ev dekorasyonunun
tamamlayıcısı olarak karşımıza çıkar ancak başlı başına ayrı bir birimdir. Bir terasınız ya da balkonuz
varsa, keyfinize göre dekorasyonunu yapmak da en büyük lüksünüz olmalı… Çiçek yetiştirmeyi sevenler için bahçeleri olması şart değil, bu bölümlerde çok çeşitli bitki yetiştirebilirler. Yazın açık olarak
kullanılabilen bölümler kışın kapatılarak hem bitkiler soğuktan korunmuş olur hem mekânları kışın da
kullanılır hale getirmiş oluruz. Özellikle katlanabilen cam sistemleriyle kapatmak önerilir. Manzarası
olan evlerde manzaradan ödün vermeden birimler kapatılır ve manzara kışın da keyifle seyredilebilir.
Kullanılan mobilyalarla bitkilerin uyumu ve birlikteliği de göz önünde bulundurulmalıdır. Duvarlarda
kullanılan aydınlatma sistemleriyle de dekorasyona şıklık katılır. Güzel bir aydınlatma ile hem dekorasyon hem de kullanım rahatlığı sağlanır.
31
Dekorasyon
Konforunuz ve zevkiniz için benzersiz bir atmosfer yaratabilirsiniz. Bir masa, sandalye, uzanmak için bir kanepe, rahat
yastıklar, minderler, bitkiler, mumlar…
MOBİLYALAR DOĞANIN KOLLARINDA
GİBİ HİSSETTİRMELİ…
Mobilya trendleri açısından içerisi ve dışarısı arasındaki sınırların tümüyle ortadan kalktığı günümüzde balkon ve teraslar artık
evin dışarıdaki bir uzantısı olarak değil, evle birlikte gelişip değişen bir sosyal yaşam merkezi olarak görülüyor. Buna kanıt olarak
mobilyaların geçmişten bugüne geçirdiği değişimi, özellikle konfor
bakımından iç mekânda kullandığımız mobilyalara olan yaklaşımlarını, balkon ve teraslarda yemek yeme ve davet verme eylemlerinin artışını gösterebiliriz. Yeni konut projelerindeki balkon
metrekarelerinin artması, bahçe dublekslerinin revaçta olması,
yeşil binalar konseptinde binanın 15’inci katına sürpriz bir bahçe
yapılması da dışarıdaki yaşamın çekiciliğini pekiştiriyor.
32
Mobilyaların malzemelerinin seçimi söz konusu olduğunda
sentetik rattan, tik, doğal rattan ve plastik gibi alternatiflere
sahipsiniz. Doğanın kollarında, doğal mobilyalar kullanmak her ne
kadar doğru tercih olsa da hangisinin kullanacağınız alanda daha
fonksiyonel olacağını düşünüyorsanız seçiminizi ondan yana
yapmalısınız. Dış mekân mobilyaları seçerken, neme ve güneşe
dayanıklı mobilyalar seçmeli, kolay temizlenir özelliği de göz önünde bulundurmalısınız Unutmayın, doğal olanın bakımı plastik ya da
sentetiklere göre çok daha zor!
Dekorasyon
BİTKİLER RUHUNUZU SARMALI…
Balkon ve teraslarda kullanılan bitkiler son derece önemlidir.
Boyları gereğinden fazla büyük olursa mekânı daraltır ve bunaltıcı etki yapar. Çok küçük olursa da geniş mekânlarda kaybolur.
Dayanıklı, çok hızlı büyümeyen, budanabilen bitkiler seçmek doğru
tercih olacaktır.
Doğal görünümü ve gözenekli yapısıyla toprak saksılar toprağın
aşırı su tutmasını önler. Özellikle kaktüs türleri için tercih edebilirsiniz.
Pencere önü veya balkon demirlerine monte edilecek saksılar
emniyetli olmalı, sulama sırasında problem çıkarmamalıdır.
Romantik atmosfer seviyorsanız balkonunuzda bisiklet sepeti görünümlü ferforje demirden balkon çiçekliği kullanın. Seramik saksı
içine ise sakız sardunyası ekerek atmosferi tamamlayın.
Duvarlara asılabilecek çiçeklikler ve saksılar size yer kazandırır.
Büyük ve kalıcı bitki dikilecek saksıların plastik olması daha uygundur. Böylece yer değiştirmek gerektiğinde fazla zorluk çıkarmaz.
Saksılarda bahçe toprağı kullanmayın. Yapı marketlerde satılan
hazır dış mekan toprak karışımları steril ve hafif olmaları açısından
çok uygundur. İyice çürümüş bahçe kompostu da biraz iyi toprak
ve kumla karıştırılarak kullanılabilir.
Balkon ya da terasınız az ışık alıyorsa, gölge seven bitkiler kullanın.
Drenaj için saksı diplerinde büyüklüklerine göre düzgün açılmış
delikler olmalı…
RENKLİ BİR DÜNYANIN KAPILARINI
AÇABİLİRSİNİZ…
Teraslar hamak veya salıncaklarla neşeli hale getirilebilir.
Mekânın büyüklüğüne göre de mobilya seçimi yapılmalı, özellikle
katlanabilir sandalyeler ve genişletilebilir masalar tercih edilmelidir. Balkonunuz küçükse, yemek bölümü için yuvarlak bir masa
tercih edebilirsiniz. Balkon duvarlarınızda beyaz renk boyayı tercih
etmelisiniz. Hem ışığı daha iyi yansıtacak, hem de aydınlık bir hava
verecektir. Renkli şezlonglarla da rahat bir oturma bölümü oluşturabilirsiniz. Saksılarda yetiştireceğiniz rengârenk çiçekler, renkli
döşemelik kumaş ve yastıklarla da mekânlara neşeli ve canlı bir
hava getirebilirsiniz. Çeşitli saksılar veya büyük vazolar da önerilebilir. Ayrıca renkli minderler veya mumlar da hoşluk katar.
Apartman sakini olsanız bile küçük balkonlar için pratik mobilyalar, yer kaplamayan tasarımlar tercih etmeniz gerek. Küçük bir
kahvaltı masası, iki katlanır sandalye, şık bir lamba ve yepyeni bir
duvar rengiyle balkonunuzu şehrin içinde küçük bir vahaya çevirebilirsiniz.
33
Kişisel Bakım
34
Kişisel Bakım
Gençlik ve Güzellik Aşılayan Formül:
OZON TEDAVİSİ
S
on günlerde üst üste gelen yoğun iş
programınız nedeniyle kendinizi yorgun
ve güçsüz mü hissediyorsunuz? Yoksa
önünüzde sizin için hayati önem taşıyan, mutlaka kazanmanız gereken bir sınav
mı var? Çok önemli bir spor müsabakasına mı
katılacaksınız? Yaşlandığınız için her gün yeni
bir ağrıyla mı tanışıyorsunuz? Vücut direncinizi arttırmak için avuç avuç vitamin ve enerji
hapları mı alıyorsunuz? Birkaç ozon tedavisi
seansına girerek kendinizi son derece dinç ve
dinamik hissedebilirsiniz.
Günümüzde kanserden hepatite, kolitten zonaya kadar pek çok
hastalığın tedavisinde yardımcı yöntem olarak kullanılan ozon tedavisi, aynı zamanda sağlıklı insanların performanslarını artırmaya
ve vücudu gençleştirmeye de yarıyor. Öyleyse ozon tedavisi ile ilgili
bilmedikleriniz, bilmek istedikleriniz için yazımızı okumaya devam
etmenizi öneriyoruz…
OZON NEDİR?
Uzaydan ve özellikle güneşten gelen zararlı ışınları emerek
yeryüzüne inmelerine engel olan atmosferin stratosfer tabakasındaki ozon için eski tarihlerde yunanca Ozein: “Tanrının Nefesi” ismi
verilirdi. Özellikle şimşek ve yıldırımların oluşturduğu fırtınalardan
sonra taze hava kokusu diye içimize çektiğimiz havada bu hissi
oluşturan bulutların elektriklenmeleri esnasında meydana gelmiş
olan ozon bulunur. Ozonun etkileri ve yaşamımız için gerekliliği
daha sonra keşfedilir. Ozonlama ise yaklaşık yüzyıldır bilinen bir
teknoloji olmasına rağmen değeri daha yeni anlaşılıyor. Ozon göklerden gelen şifadır.
OZON TEDAVİSİ NEDİR?
Aktif oksijen molekülü olan ozon gazı kullanılarak yapılan iyileştirici tedavilere ozon tedavisi deniliyor. Oldukça eski bir tedavi şekli
35
Kişisel Bakım
OZON TEDAVİSİNİN UYGULAMA
YÖNTEMLERİ NELERDİR?
Major Yöntem: En yaygın kullanılan bu metotla
50-200 ml kan alınarak, dozu belirlenmiş ozonla
karıştırıldıktan sonra tekrar kişiye geri verilir.
Minor Yöntem: Kişiden alınan 2-5 cc kan, belirlenmiş dozda ozonla karıştırılarak kas içine enjekte edilir.
Subikutan: Belirlenmiş doz ve hacimdeki ozon gazı ince uçlu bir iğne ile cilt altına enjekte edilir.
Vücut Boşluklarına: Rektal- Makat yoluyla, vajinal ve kulak yoluna püskürtme ile ozon verilir.
Eklem İçine: Eklem rahatsızlıklarında uygun bir iğne ile belirli dozda ozon gazının eklem içine verilir.
Ozonlanmış Ürünlerle: Ozonlu su, ozonlu yağ gibi
ozonlanmış sıvılar haricen sürülür. Kitle veya lezyon içine, etrafına ozon uygulanır.
Ozon sauna uygulamaları: Isı artırarak cildin
nemlendirilmesi sonucunda buharlı bir ortamda tüm cilde ozon emdirilir.
olmakla beraber her geçen gün farklı yararlı etkilerinin bulunması
onu yeniden güncel hale getiriyor. Ozon tedavisi alternatif tıp değil, etkileri bilimsel olarak yüzlerce çalışmayla kanıtlanmış etkili bir
tedavi yöntemidir. Ozon tedavisinin en önemli özelliği, hastaya ve
hastalığa özgü olmak üzere vücuda farklı yollarla verilebilmesidir.
OZON TEDAVİSİ HANGİ HASTALIKLARDA/DURUMLARDA KULLANILIR?
İyileşmeyen yaralarda, romatizma ve kas-eklem hastalıklarında,
virüslerden kaynaklanan hastalıklarda, böbrek fonksiyonlarının
düzenlenmesinde, deri hastalıklarında, göz hastalıklarında, bağırsak hastalıklarında, diş çürüklerini önlemede, kadın hastalıklarında, cinsel fonksiyonların düzenlenmesinde, nörolojik hastalıklarda,
yaşlılıkta, kronik yorgunluk sendromunda, stresle mücadelede,
selüloitlerden kurtulmak için, toksinlerden arınmak için kullanılır.
• Favizm denilen, alyuvarlarda glukoz 6 fosfat dehidrogenz enzim eksikliği bulunanlarda
• Hipertroiti (tiroit bezinin aşırı çalışması) olanlarda
• İleri derecede kansızlık ve kanla ilgili bazı rahatsızlığı
(hemofili kanama pıhtılaşma vs.) olanlarda
• Kronik ve tekrarlayıcı pankreas bezi iltihaplarında
(Pankreatitler)
36
OZON TEDAVİSİ KİMLERE UYGULANMAZ?
Kişisel Bakım
OZON TEDAVİSİNİN
YARARLARI
NELERDİR?
Ozon tedavisi konusu çok
önemlidir. Ve mutlaka ozon
tedavisi sertifikası olan kurumlara yaptırılmalıdır.
Deride kan dolaşımını artırarak cilt yenilenmesini, sıkı ve pürüzsüz görünüm
oluşmasını sağlar. Daha temiz, daha
yumuşak ve daha gençleşmiş bir cilde
kavuşturur.
•
•
•
Yeni gelişmiş kalp enfarktüsü ve kanamanın aktif olarak devam ettiği beyin felci gibi bazı hastalıklarda
Ozona karşı alerjisi veya intoleransı olanlarda (çok nadir
görülen bir durum olup daha ziyade kokuya olan
tahammülsüzlüklerde oluşabilir)
Aşırı alkol kullananlarda
OZON TEDAVİSİYLE KENDİNİZE DAHA İYİ
BAKIN!
• Hücre ve dokulara giden kan dolaşımını artırır.
• Bağışıklık sistemini güçlendirir. Enfeksiyon hastalıklarına direnci artırır.
• Damarları yeniler, tansiyon düzenlenmesini
sağlar.
• Kan ve lenf sistemini temizler.
• Derinin üçüncü bir böbrek ya da ikinci bir akciğer sistemi gibi çalışması sağlanır.
• Kaslarda biriken toksini gidererek kasları gevşetir ve yumuşatır, esnekliğini artırır.
• Eklem ağrılarını ve kas rahatsızlıklarını iyileştirir.
• Hormon ve enzim üretimini normale
döndürür.
• Beyin fonksiyonlarını ve hafızayı güçlendirir.
• Depresyon ve sıkıntıyı ferahlatıcı etkisi
vardır.
• Stres hormonu olarak bilinen Adrenalini okside ederek genel bir sakinlik sağlar.
• Depresyon kaynaklı gerginliği gidermeye yardımcı olur.
Günümüz dünyasında, sadece nefes almak, artık vücudumuza
yeterli oksijeni sağlamıyor. Vücudumuz sürekli olarak, havamızdaki,
suyumuzdaki ve yiyeceklerdeki toksinler tarafından kirletiliyor. Şehirlerimizdeki oksijen miktarı %21 in çok altında ve düşmeye devam
ediyor. Sigara kullanımı, stres, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme gibi durumlar da eklenince vücudumuzda toksinlerin birikimi ve
oksijen eksikliği artıyor. Bu da kronik yorgunluğa, erken yaşlanmaya,
hastalıklara ve kansere zemin hazırlıyor. Yeterli oksijenlenmeyi sağlamak için nefes almaktan daha fazla şey yapmak zorunda olduğunuzu
düşünüyorsanız, siz de ozon tedavisine başvurarak kendinizi daha iyi,
genç ve güzel hissedebilirsiniz.
Ozon tedavisi konusunda bir konuya oldukça fazla dikkat edilmelidir. Mutlaka ozon tedavisi sertifikası olan kurumlarda yaptırılmalıdır.
Yani tedavinin yapılacağı klinik çok iyi seçilmelidir. Tedaviyi yapacak
kişi ise kesinlikle uzman bir kişi olmalıdır. Yine bunların dışında tavsiyelerle ozon tedavisi yaptırmak da yanlış bir davranıştır. Yan etkisi
olmamasına rağmen bu tedavi kesinlikle uzman bir hekime danışılarak
yaptırılmalıdır.
37
Özel Günler
38
Özel Günler
19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA
VE GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI:
“BÜTÜN ÜMİDİM
GENÇLİKTEDİR!”
M
illetimizin tüm onur ve asaletiyle Büyük Önder Gazi Mustafa
Kemal Atatürk’ün rehberliğinde tarih sahnesinde bir defa
daha şaha kalkışının başlangıcı 19 Mayıs 1919, Mustafa
Kemal Paşa’nın İstanbul’dan Bandırma vapuru ile milli mücadeleyi başlatmak için Samsun’a geldiği gündür. 19 Mayıs
1919’da başlayan süreç, umutsuzluk ve yılgınlık içindeki millet varlığına
olan yüksek inancın ifadesi olması bakımından ilham almamız gereken
bir mücadele yöntemi olarak önümüzü aydınlatır. En az dün kadar,
bugün de lazım olan aynı ruh ve şuurun gençliğe kazandırılması milli
geleceğimiz açısından hayati derecede önemlidir.
Her yıl 19 Mayıs günü Gençlik ve Spor Bayramı olarak yurdun her
yanında spor gösterileri ve törenlerle kutlanır. 19 Mayıs’ta yurdumuzun
her yerinde izciler, öğrenciler ve gençler spor gösterileri yaparlar. Gençlik, yeni fikirler, aydınlık düşünceler, taze güç ve dinamik bir kuvvetin
karşılığı olarak, yaşlanması mukadder olan bir toplum yapısına giren
zindeliği, heyecanı, enerjiyi ve umudu ifade eder.
ESARETTEN BAĞIMSIZLIĞA GİDEN YOL…
1914’te başlayan Birinci Dünya Savaşı öncesi Avrupa’nın belli başlı ülkeleri ikiye ayrılır. Osmanlı ordusu ile bu savaşta birlikte olanlar yenilince
Osmanlı’da yenilmiş sayılır. Savaş sonunda Mondros Silah Bırakışması
imzalanır. Buna göre Fransızlar Adana ve Hatay’a; İngilizler Urfa, Mardin
ve Merzifon’a; İtalyanlar Antalya’ya yerleşirler. 15 Mayıs 1919 günü Yunanlılar İzmir’e girer. Böylece yurdumuz paylaşılır. Ordularımız dağıtılır,
İstanbul Boğazı düşman gemileri ile dolar.
Memleketin düştüğü duruma üzülen ve bir şeyler yapmak gerektiğini düşünen Mustafa Kemal ve silah arkadaşları bu kez yurdumuzu
39
Özel Günler
kurtarmak için Anadolu’ya geçmeye karar verirler. 16 Mayıs günü
İstanbul’dan Bandırma Vapuru’na binilir. Vapur 19 Mayıs sabahı
Samsun Limanına yanaşır. Vatanın bağımsızlığı için bir ışık arayan
Anadolu topraklarında Kemal Paşa ve arkadaşları sevinç gösterileri
ile karşılanır.
Burada bir hafta kalan Mustafa Kemal Paşa, 27 Mayıs günü
Havza’ya gelir. Çalışmalarını burada da sürdürür. Mustafa Kemal,
Amasya’da yayınladığı genelge ile ulusu, ülkenin bütünlüğünü,
bağımsızlığını kurtarmak için birlikte çalışmaya çağırır. İstanbul
Hükümeti Mustafa Kemal Paşa’nın bu çalışmalarından hoşnut
değildir. Harbiye Bakanı Mustafa Kemal Paşa’yı İstanbul’a çağırır.
Bunun üzerine M. Kemal Paşa padişaha telgraf çekerek askerlikten
çekildiğini bildirir. Mustafa Kemal Paşa bundan böyle çalışmalarına
sade bir yurttaş olarak devam eder.
4 Eylül günü Sivas’a gider. Sivas Kongresi’nde “Ya bağımsızlık,
Ya ölüm” ilkesi kabul edilerek yurt düşmandan kurtarılıncaya dek
savaşmaya ant içilir.
Mustafa Kemal Paşa Sivas’tan sonra Ankara’ya gelir. 23 Nisan
1920 günü Büyük Millet Meclisi’ni toplar. Meclis başkanlığına
seçilen Mustafa Kemal Paşa düzenli ordular kurar. Bu ordular düşmanlarla çarpışmaya başlar. Birinci İnönü, ikinci İnönü, Sakarya ve
Başkomutanlık Meydan Savaşı sonunda yurdumuz düşmanlardan
kurtarılır.
19 Mayıs 1919, dönemin sömürgeci güçlerince dayatılan bir
geleceği reddederek “Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve
kararının kurtaracağına” inanan Atatürk’ün Cumhuriyetle sonuçlanacak bağımsızlık mücadelesine başladığı gündür. 19 Mayıs 1919
Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başladığı gündür.
19 Mayıs, 1981 yılından başlayarak “Atatürk’ü Anma Günü”
olarak da kutlanmaya başlanır. Atatürk bir söyleşi sırasında: “Ben
19 Mayıs’ta doğdum” der. 19 Mayıs bir yandan Ulusal Kurtuluş Sa-
40
vaşımızın başlangıcı, öte yandan ülkemizin kurtarıcısı, devletimizin
kurucusu Atatürk’ün doğum yıldönümü olarak törenlerle kutlanır.
BAĞIMSIZLIK ATEŞİ…
Büyük Önder’in Samsun’da yaktığı bağımsızlık ateşi, çaresizlik
içerisindeki milletimizin umutlarını yeniden canlandırarak aydınlığa ulaşmasının ilk adımı olur. Milletimizin kendi küllerinden
yeniden doğuşunun sembolü olan bu tarihten sonra bağımsızlık
mücadelesi vatan topraklarının her köşesine dalga dalga yayılır.
Kurtuluş Savaşı, bu destanın adı; Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğindeki Gazi Meclisimiz de bu destanı yaşatan milletin kalbidir.
Vatanımızın birliği ve bütünlüğü uğruna kurtuluş mücadelesinin
başladığı bu çok anlamlı günün yıldönümünde, büyük Türk milletinin ve geleceğimizin teminatı gençlerimizin bayramını kutluyoruz.
Bu eserin mimarı Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve
kurucu kahramanları ve aziz şehitlerimizi şükran, minnet ve
rahmetle anıyoruz.
Özel Günler
41
Çocuk
KADINLARIN ZOR TERCİHİ:
ÇOCUK MU?
KARİYER Mİ?
Eskiden kadınların sosyal hayatta ve ev içinde belli yükümlülükleri vardı. Şimdilerde ise durum tam tersine dönmeye başladı. Modern yaşam ve ekonomik şartlar günümüz kadınlarının çalışmasını zorunlu hale getiriyor.
D
ünyanın en bilinen, en çok konuşulan ve tartışılan konularından biri: Çocuk mu, kariyer mi? Bir tarafta anne olma isteği, diğer tarafta kariyer basamaklarını hızla tırmanıyor olmanın verdiği mutluluk… Dile getirdiği sorun yaklaşık elli yıldır geçerliliğini
koruyor. Bu soruyu soran ilk kuşak emekli oldu ancak günümüzde hâlen kadınlar bu
soruya hem kendi içlerinde hem de kendi aralarında yanıt arıyor. Bunun yanında
ikinci kuşağın işi daha zor gibi görünüyor. Çünkü küreselleşme ve rekabet giderek artıyor.
Peki, çocuğu ile kariyeri arasında kalan kadın neler yaşıyor, nelerle karşılaşıyor? Bu ikilemi
çocuğuna ve işine nasıl yansıtıyor? Kendisiyle ve çevresindekilerle nasıl bir savaş içine giriyor? İşte bu soruların yanıtları:
Eskiden kadınların sosyal hayatta ve ev içinde belli yükümlülükleri vardı. Şimdilerde ise
durum tam tersine dönmeye başladı. Modern yaşam ve ekonomik şartlar günümüz kadınlarının çalışmasını zorunlu hale getiriyor. Daha özgür yaşama isteği ve erkeğe bağımlı kalmamak
kadınları çalışmaya teşvik ediyor. Kadınlar ekonomik olarak gücü ele aldığını, hem ev hem de
iş yaşamını hayatına dâhil edebildiğini gösteriyor. Özellikle büyük şehirlerde ev ve iş arasında
koşturan kadınlara oldukça sık rastlıyoruz. Çünkü kariyer yapan, işinde başarılı olan kadın
daha güçlü, kendine özgüveni olan, toplumda ve çevresinde saygınlığı bulunan, her konuda
kendini kanıtlayan bir birey oluyor. Hem ev işlerine yetişmeye çalışan hem de iş hayatında
kariyer hedefleyen kadınlar artık bu tempoda çocuk sahibi olmayı da ertelemek istemiyor.
‘Çocuk da yaparım, kariyer de!’ felsefesi günümüzde hemen her çalışan kadın için benimsenmiş durumda. Ancak kendi parasını kazanmak, kadına pek çok yönden avantaj ve mutluluk
sağlasa da, beraberinde yeni sorunlar getiriyor. Bunlardan ilk akla gelen, kariyer yolunda
karşılaşılan problemler, ev içindeki sorumluluk duygusu, annelik vasfı ve bunların kadının
üzerinde yarattığı stres…
42
Çocuk
43
Çocuk
KARİYER Mİ?
Hem ev işlerine yetişmeye çalışan hem de iş hayatında kariyer hedefleyen
kadınlar artık bu tempoda çocuk sahibi olmayı da ertelemek istemiyor. ‘Çocuk da yaparım, kariyer de!’ felsefesi günümüzde hemen her çalışan kadın
için benimsenmiş durumda.
SAĞLIK SORUNLARININ HABERCİSİ
Çalışan kadın hem çalışma hayatını hem de çocuğunu aynı anda
idare etmek zorunda kaldığında ev ve iş yeri arasında yoğun bir
tempo içerisine girer. İş, çocuk ve eş arasında kalan kadın tam
anlamıyla bir tükenmişlik hissine kapılır. Yoğun duygular içerisine giren kişi kendini suçlamaya başlar, eşi ve çocuğu ile yaşadığı
iletişimsizliği çalışma hayatına bağlayabilir. Çocuğu ve kariyerini
bir arada yürütmek isteyen kadınlar genellikle çocuklarına daha
düşkün bir tavır sergiler. Çocuğunun ihtiyaçlarını sürekli yerine
getirmek isteyebilir. Bunun asıl sebebi ise çocuğun annesine
olan ilgisinin azalması ve onu çalışıyor olmasından dolayı suçlaması korkusudur. Bu durumda çalışan anne, çocuğuna ve eşine
yeterli ilgi gösterdiğini belli etmek için daha fazla çaba sarf eder.
Çocuk ve kariyer yapmayı hem de iyi bir eş olmayı isteyen kadın
için hastalıklar da kaçınılmaz olur: Tükenmişlik ve bıkkınlık hissi,
depresyon, sürekli gerginlik ve panik atak belirtileri, uykusuzluk,
sürekli yorgunluk hissi, beyinde ağırlaşma, düşüncelerde karmaşa,
unutkanlık, mide ve bağırsak rahatsızlıkları, eklem ve kas ağrıları,
cinsel isteksizlik gibi. Kişi bu süreçleri yaşasa da bunları umursamaz hatta çevresindeki kişiler bile bu durumu zamanla kapris
olarak değerlendirebilir.
44
ÇOCUKLAR BU DURUMDAN NASIL ETKİLENİR?
Hem çocuk hem kariyer yapma düşüncesini topluma ve eşine
kanıtlamaya çalışan anneler, çocuklarının her istediğini yapar hale
geliyor. Sürekli endişe ve kaygı duydukları için çocuklar huzursuz,
korkak ve güvensiz kişiler olabiliyor. Aynı zamanda aşırı ilgiden
dolayı şımarık bir kişilik de ortaya çıkabiliyor. Çünkü anne çocuğun
önüne tüm imkânları sunuyor, tüm isteklerini gerçekleştiriyor ve
ilerde başkaları bu ortamı ona sağlayamadığında ise çocuk mutsuz
ve doyumsuz bir birey olabiliyor.
NE YAPMALI?
Önceliklerinizi iyi belirleyin. Kendinize karşı dürüst olun ve şu
soruları sorun: Ailem benim için gerçekten ne kadar önemli? Yoksa
işim daha mı ön planda?
Aile ağır basıyorsa eşinizi ve çocuklarınızı karşınıza alıp konuşun. Önce kendi durumunuzu anlatın, sonra onları dinleyin ve
önceliklerini öğrenin. Herkes ne zaman ne yapmak istediğini teker
teker söylesin. Buna göre yeni bir organizasyon yapın, aile içindeki
herkesin uzlaşacağı bir formül bulun.
Çocuk
ÇOCUK MU?
Kendinize de zaman ayırın, eşinizle sinemaya gidin, arkadaşlarınızla buluşun, sosyal aktivitelerden uzak kalmayın.
Mükemmel kadın ve mükemmel anne bilincinden uzak yaşayın.
Çocuğunuzun mükemmel annesi yerine onu anlayan, anlayışlı
anne olmaya çalışın.
Ailenize ayırdığınız vaktin niteliği de çok önemli. Cumartesi ve
pazarı evde geçirip sabahtan akşama kadar gazete de okuyabilirsiniz. Bu durumda, “işe gideceğime çocuklarla
birlikte evde oturdum” diyebilirsiniz ama bu
çocuklarınızla ilgilendiğiniz, onlarla iyi bir
diyalog kurduğunuz anlamına gelmez.
Eskiden olduğu gibi arkadaşlarınızla
buluşun. Bebeğinizi birine bırakma
fırsatınız varsa, bunu mutlaka
değerlendirin ve hemen telefona
sarılarak uzun süredir görmediğiniz ne kadar arkadaşınız
varsa arayın. Güzel bir gün için
organizasyon yapın.
Çocuk, eş ve iş dengesini
iyi kurun. Çocuğunuzdan veya
kariyerinizden vazgeçip mutsuz olmak yerine, bu dengeyi
sağlayarak hem kendinizi hem
ailenizi mutlu edebilirsiniz.
Bütün güçlü kadınlar bunu
başarabilirler!
kararlar vermeye zorluyor. Aslında bu sorun aşılamayacak kadar
zor değil. Kadın eğer istiyorsa mutlaka anne olmalı. Yoksa sonradan bunun acısını çok çeker. Yok, eğer anne olmayı istemiyorsa,
sadece çevre yüzünden böyle büyük bir sorumluluğu almamalı.
Çünkü istemeden anne olmak, doğumdan sonra intiharla bile
sonuçlanabilecek ciddi depresyonlara neden olabilir.
İSTEMEDEN ANNE
OLMAYIN…
Ne yazık ki, günümüz kadını
bu sorunu sık sık yaşıyor. Bir
tarafta çok sevdiği işi, diğer
tarafta da anne olma isteği kadını büyük bir ikileme itiyor ve
zaman zaman doğru olmayan
45
Özel Günler
46
Özel Günler
11 MAYIS ANNELER GÜNÜ
“CENNET ANNELERİN
AYAKLARI ALTINDADIR”
V
ar mıdır anne kadar önemlisi, anne
kadar değerlisi? Hayatımıza kim girerse girsin çıkmadı mı, gitmedi mi bu
güne kadar? O kadar sevdi mi, o kadar
önemsedi mi, o kadar düşündü mü?
Daha nice sorular sorulur, bu konu üzerinden
aslında, nice cevaplar üretilir. Anneleri birisiyle,
birleriyle kıyaslamak bile mümkün değildir.
Çünkü kim size canından can, kanından kan verebilir? Bunu tek yapabilen annedir.
Siz hasta olursunuz bir çorba yapar ve tüm hastalığınız bir anda
silinir gider. Çünkü anneniz yaptığı o sıcacık çorbanın içine sevgisini ve şifasını katar. Size böyle gönülden bağlı annenizin sevgisi
ölçülebilir mi başka sevgilerle? Kıyaslanabilir mi sizce?
ANNELERİMİZ BAŞIMIZIN TACIDIR…
Sizi karşılıksız seven her anınızda yanınızda olan annenizdir her
zaman. Sizi asla bırakmayan, her hatanızı affeden, siz onu kırsanız
da her daim kalbini tamir edip kendince onarıp hataları görmezden
gelip size asla bunu yansıtmayan tek kişidir anneler. Sizi koşulsuz
şartsız sevmişler ve her anınızda yanınızda olmuşlardır. Peki, başka kim bunları yapabilir?
47
Özel Günler
Karnındayken onu tekmeledik, sonra da kim bilir kaç gece uykusuz
bıraktık. O, belki de bizi dünyada karşılıksız seven tek varlık. O kadar
güçsüz ve küçük olmamıza rağmen hiç korkmadık. Çünkü sıcacık bir
kucakta emin ellerdeydik. Dünyaya gözümüzü ilk açtığımızda, avazımız çıktığı kadar ağlasak da, o tüm sevgi dolu bakışı ve gülen yüzü ile
bizi karşıladı. Bizi karşılayan o tüm güzel yüzler ve sıcacık kucakların
sahiplerine, “Anne” dedik. Onlar, tanıdığımız ilk melekler… Yürümeyi
öğretti, en güzel yemekleri bizim için yaptı, en cici kıyafetlerle bizleri
süsledi, eğitimimiz için varını yoğunu ortaya serdi, hatta okula kadar
da bizimle geldi, en güzel aktivitelere götürdü, en güzel öğretmenlerden en iyi eğitimi almamız için elinden geleni yaptı.
le yemek hazırlayan, çocukken elleriyle sizi okula bırakan, hedef-
Yavrusunun tek bir bakışıyla, onun ne düşündüğünü ne istediğini anlayan erdem sahibi anneleri, bu kadar güzel kılan nedir?
Kendine has mis kokusu ve nefes alış verişini dinleyip huzur
bulmamızı sağlayan o gücün, evrende eşi benzeri var mıdır?
mizin kıymetini bilelim. Onlar hayatta ise dualarını mutlaka alalım.
KARŞILIKSIZ SEVGİNİN SAHİPLERİ
ANNELERİMİZİN GÜNÜ KUTLU OLSUN…
Sizi dünyaya getiren, tüm hastalıklarınızda başınızda bekleyen,
kötü anlarınızda sizi bir an olsun yalnız bırakmayan, sizin için özen-
48
ler koyarak başarılı olmanıza teşvik eden, sizin için daima dualar
eden, sizin önceliklerinizi kendinden önce düşünen ve yaptığınız
olumsuzluklarda daima arkanızda olup desteğini sizden esirgemeyen kutsal varlıklar anneleriniz yılda bir kere de olsa şüphesiz ki
kutlanıp, teşekkür edilmeye değerler…
Annemize bir demet kır çiçeği bile armağan etmek ve tatlı bir
sözcükle yanağından öpmek onu çok mutlu edecektir. AnneleriHayatta değiller ise onlara dualarımızı yollayalım.
Geleceğimizin güvencesi olan çocuklarımızı en iyi şekilde
yetişmeleri için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan Türkiye Cumhuriyetinin hamurunu yoğuran, toplumumuzun en değerli varlıkları
annelerin Anneler Günü kutlu olsun. Sevdikleriyle birlikte bütün
annelerin daha nice Anneler Gününü kutlamalarını diliyoruz
Özel Günler
49
Spor
Çevre Dostu Spor:
GOLF
50
Spor
D
ışarıdan monoton ve basit gibi görünüyor olsa da, aslında çok önemli kuralları, heyecanlı maçları, büyük tutkunları, hatta komik fıkraları bile olan
bir spor dalı, golf. Günümüzde çok ilgi çeken ve milyarlarca dolar değerinde bir endüstri konumunda. Biz de sizlerle golf sporunun pek bilinmeyen
yönlerini ve inceliklerini paylaşmak istedik bu sayımızda…
51
Spor
Golfun ortaya çıkışına dair ilginç rivayetler bulunuyor. Bu rivayetlerden biri, İskoçyalı denizcilere
dayanıyor. Söylenti o ki, yaklaşık 5 asır önce İskoçyalı denizciler karaya ayak bastıkları zaman ellerine
geçen sopaları yolda buldukları taşlara vura vura
ilerliyorlar. Bu durum İngiliz soylularının ilgisini çekince bu “sopa-taş” oyununu geliştirip, çim sahalara
taşıyorlar. Günümüzde golf, çim sahada, üzerinde
doğal ya da yapay engellerin bulunduğu 18 parkurlu
alanlarda oynanan bir oyun. Fiziksel gücün yanı sıra
konsantrasyon ve görgü kuralları da gerektiriyor.
Golfçünün gerçek rakibi diğer oyuncular gibi
görünse de, saha zorlayıcı olduğundan esas rakip
‘golf sahasının kendisi’ olarak görülüyor. Bu prensip
nedeniyle profesyonel golf, sportmenliğe değer
verenlerin en yüksek seviyede ödüllendirildiği,
sportmen olmayanların kendilerini dışında buldukları
bir dünyadır, deniliyor.
Golf, iki ana prensip üzerine inşa edilen kurallar
üzerinde özellikle duruyor: Oyuncuya ve sahaya saygı. Bu prensiplere sıkı sıkıya bağlı hareket edildiği için
bu spor bu kadar yaygınlaşıp, seviliyor. Golfun geçer
akçesi ‘saygı’ olarak görülüyor ve en önemli özelliği,
sportmenliği öne çıkaran ve yüzyıllardır değişmeyen
etik kuralları olarak biliniyor.
OYUNCUYA SAYGI
Golf; macera golfü, çılgın golf ve mini golf olmak üzere üç
katagoriye ayrılır.
52
Yarışma öncesi golf sahasına, uygun bir süre önce gidilmeli ve beraber oynanacak oyuncularla tanışılmalı.
Bir golfçü vuruş hazırlığına başladıktan sonra vuruşu
bitene kadar hareket edilmemeli, konuşulmamalı:
Vuruş hazırlığı, golfçü vuruş yapacağı sopasını çantasından aldığı anda başlıyor. Genelde vuruşu yapmadan önce her oyuncunun izlediği bir ritüel oluyor.
Bu ritüel yaklaşık 30-40 saniye sürebiliyor. İşte bu
süre oyuncunun konsantrasyonu için çok önemli. Bu
sırada etraftaki oyuncular ya da seyirciler arasında
konuşanlar olursa vuruşu yapacak kişi konsantrasyonunu kaybediyor.
Spor
Golf uçsuz bucaksız, halı
gibi çimle kaplı ormanlık bir
atmosferde oynanan spordur.
Vuruş yaparken arkasında ya da onu rahatsız edecek kadar yakın
durulmamalı, tam hizasında ve karşısında durulmalı: Her insanın
kendince bir güvenli alanı bulunuyor. Bu güvenlik alanına girerseniz diğer kişi sizin varlığınızı hissediyor ve konsantrasyonu
bozulabiliyor.
Deneme savurma vuruşları (swing), gerektiğinden fazla sayıda
yapılmamalı.
Golf oyuncusu, öndeki oyuncunun topu menzil dışına çıkmadan
vuruşunu yapmamalı, diğer oyuncuların pata hattına basmamalı
veya üzerine gölge düşürmemeli, oyun sıraları gelmeden, golf
pimine topu koymamalı: Genelde insanlar oyunda bencil davranıp,
sıranın hemen kendilerine gelmesini istiyorlar. Diğer oyuncunun
rahatsız olacağı hareketleri bilinçsizce yapıyorlar. Bunlar doğal
karşılanabilecek, zamanla oyunu ve kuralları öğrendikçe düzeltilebilecek yanlışlar olarak görülüyor.
Topun birisine çarpma durumu var ise dikkat diye bağırılarak uyarılmalı.
SAHAYA SAYGI
Vuruş sırasında sahada hasar verilen yerler tamir edilmeli.
Çim kapakları yerine konmalı, top izleri onarılmalı.
Kum engelinde bırakılan izler düzeltilmeli.
Golf çantaları ya da bayrak direkleri bırakılırken yüzeyin ve çukurun zarar görmemesine dikkat edilmeli.
Bitiş yerini terk etmeden önce bayrak direği yerine dikilmeli.
GOLF TÜRLERİ
MACERA GOLFÜ: Belirli bir standardı olmayan, geniş ve açık orta
alanı ve dalgalı green’leri (çukurun bulunduğu alan) mini golf sahası üzerinde oynanan, turistlere ve ailelere yönelik bir golf oyunu. El
yapımı maketler ve süslemeler ile şekillendirilmiş, her çukurunun
geniş noktalar ile işaretlendiği temalı golf sahalarında oynanıyor.
En popüler temalar; korsan ve balta girmemiş orman temaları
olarak biliniyor. Çukurlar gemilerin ya da mağaraların içerisine
yerleştiriliyor.
ÇILGIN GOLF: Özellikle çocukları çekmek için düzenlenen bir mini
golf sahasında, düşük puan almanın şansa bağlı olduğu bir golf
oyunu. Tatil köylerinde ve deniz kıyılarında oynanan çılgın golf için
macera golfü kadar geniş sahalar gerekmiyor. Çılgın golf daha çok
tüneller, tanınmış köprü, bina, tarihi eser modellerinden oluşan
farklı engellere sahip kısa golf parkurları üzerine odaklanıyor.
MİNİ GOLF: Yükseltilmiş sınırlar arasında kalan çukurların bulunduğu vuruş alanları ile yapay golf sahası üzerinde oynanan bir golf
oyunu. Golf dünyada yaygın bir spor dalı olsa da golf oynanması
için çok geniş ve uygun zeminler gerekiyor. Bu nedenle her yaştan
insan, her ortamda golf sporunu yapamıyor. Buradan hareketle
1900lü yıllarda mini golf ortaya çıkıyor.
53
Spor
GOLF VE ÇEVRE
Açık havada oynanan çoğu spor dalına göre çevre ile en çok
etkileşim içerisinde olan spor dalı olan golf, endüstrisi genişleyen
ve büyüyen bir özelliğe sahip olduğundan, toplumsal sorumlulukları da fazla görünüyor. Golf sahaları bir spor alanının ötesinde,
şehirlere önemli yeşil alan sağlayan bir niteliğe sahip. Golf alanları,
tabiatın doğal dokusunu koruyarak su kaynaklarının zenginleştirilmesine ve korunmasına yardımcı oluyor.
Bilindiği üzere golf sahasındaki turf çimi suyun kalitesini arttıran çok etkin biyolojik bir filtre görevi yapıyor. Turf çimi yönetiminin ekolojik bilim ile ilişkili olduğu biliniyor. Turf yetiştirilme
şeklinin seçimi, biçme usulü, kültivasyon uygulamaları, sulama ve
drenaj sistemleri çevre şartlarına bağlı olarak belirleniyor. Tüm
bunlar golf sahasının ekolojisi üzerinde büyük etkiye sahip bulunuyor. Bu yüzden bir golf sahası yöneticisi aynı zamanda iyi bir
çevre yöneticisi olmalı.
Golf oyun alanı, sahanın küçük bir bölümünü kaplıyor. Geriye kalan
%52lik oyun dışı alan; çim, ağaç, sulak alan, fundalık ve doğal çevreden oluşuyor. Araştırmalar, iyi dizayn edilen, planlanan ve yönetilen golf sahalarının doğal çevrenin ekolojik konumunu iyileştirdiğini göstererek golfün çevre dostu olduğunu ortaya koyuyor.
GOLF SPORUNUN YARARLARI
Genellikle eğlence amaçlı yapılan golf sporunun insan vücudu
için de birçok yararı olduğunu biliyor muydunuz? Oyun sırasında
golf parkurunda yürümek ve golf sopalarını taşımak aslında başlı
başına fiziksel dayanıklılığınızı ve kardiyovasküler zindeliğinizi
pekiştiren bir aktivitedir.
Düzenli olarak oynayacağınız golf, düzenli yapacağınız birçok
54
egzersiz gibi uyku düzeninizi iyileştirir. Fiziksel aktivitenin yoğun
olduğu günlerde uykuya dalmanız diğer günlere kıyasla çok daha
kolay olur. Golf; esneklik, çeviklik ve koordinasyon gerektiren bir
spordur, bunun tersi de doğrudur. Golf oynadıkça vücudunuz
esneklik, çeviklik ve koordinasyon kazanır.
Güneşin vücudumuza olan yararlarına burada yer vermek gerekir.
Golf bir açık hava sporu olduğundan, güneşli günlerde golf sahasında geçireceğiniz birkaç saat vücudunuzun D vitamini ihtiyacını
karşılamasına yardımcı olur. Bunun yanı sıra açık havada geçireceğiniz güzel bir gün sizi iyi hissettirir.
Golfun fiziksel yararlarının yanında psikolojik yararları da bulunur.
Keyif alarak yaptığınız aktiviteler sizi sürekli içinde bulunduğunuz
stresli ortamlardan bir süreliğine de olsa uzaklaştıracak, uzun
vadede kendinize olan güveninizi arttırır.
SPORDA MEDİTASYON ETKİSİ
Yine de bütün kurallar bir tarafa, kısaca özetlemek gerekirse,
uçsuz bucaksız halı gibi çimle kaplı ormanlık alanlarda, son derece
dingin bir atmosferde oynanan golfun, hem bir tür meditasyon etkisi yapan, hem de her mevsim oynanabilen gerçek bir doğa sporu
olduğunu söylemek mümkün.
Özel Günler
55
Eğitim
56
Eğitim
Yeni Orta Sınıf Eseri
‘ÇOCUKERKİL’
AİLELER
A
taerkil aile düzeni yerini çoktan ‘Çocukerkil’ düzene bırakıyor. Özellikle orta
sınıfın yükselen bir değeri olarak, çocuk merkezli aile yapısı giderek kabul
gören bir anlayış olmaya başlıyor: Çocuğumuz olduktan sonra, onu hayatımızın tam merkezine koyuyoruz. Tatil mekânlarımızı, çocuğum orada
eğlenir mi, yeterince su oyuncağı var mı, çocuk kulübü var mı, diyerek planlıyoruz.
Gideceğimiz restoranları çocuğumuzun damak zevkine ve daha çok onun tercihlerine göre belirliyoruz. Hafta sonu yapmak istediğimiz şeyleri erteleyip, genellikle
çocuğumuzun iyi vakit geçireceği alternatiflere yöneliyoruz. Çocuğumuz da iyi
vakit geçirsin diye, daha çok çocuklu arkadaşlarımızla bir araya geliyoruz. Televizyon izleme isteğimize rağmen, onun çizgi film izlemesine razı oluyoruz vb. Siz de
bu satırları okurken kendinizden veya aile yapınızdan bir kesit gördünüz mü? O
zaman mutlaka, sizler için hazırladığımız bu yazıyı okumalısınız...
57
Eğitim
Ne çocukerkil aile modeli ne de aşırı korumacılık iyi bir çocuk eğitim modeli değildir.
Çocuklarımız elbette ki çok kıymetli… Haklı olarak onları mutlu
bir ortamda büyütmeyi istiyoruz. Peki, bu kadar özverili davranarak, kendi isteklerimizi susturarak, her dediklerine ‘evet’ diyerek
mi? Elbette ki hayır! Dünya böyle bir yer değil ve böyle büyüyen
çocuk aslında gerçek dışı sanal bir ortamda büyümüş oluyor ve ilk
sosyal ortamına girdiğinde tökezliyor.
EVİN HÂKİMİ ÇOCUK…
Önceden aile yapımız konu olduğunda ataerkil aile kelimesi
mutlaka geçerdi. Ailede asıl sözü geçen, dediği dinlenen kişi babamızdı. Evde babamız, son noktayı koyardı. Planlar babamızın isteklerine göre şekillenirdi. Günümüzde ise bu ataerkil aile yapımız
yavaş yavaş değişiyor. Artık büyük şehirlerde çocukerkil ailelerimiz
var. Yani evde çocuğun sözünün geçtiği, çocuğun isteklerine göre
planların yapıldığı aileler. Merkezde babanın değil, çocuğun olduğu
aileler…
Bu duruma sebep olan faktörlerden biri günümüz anne-babaların kendi geçmişinde yaşadıkları zorlukları çocuklarına yaşatmak
istememesi… ‘Aman biz yaşamadık ve görmedik, bari çocuklarımız
yaşasın ve görsün.’ düşüncesi çocukerkil aileler türemesine neden
58
oluyor. Bu duruma neden olan bir diğer bir faktör de, anne-babaların çocukları ile sorun yaşamama arzusu... Çocuk, aileden bir şey
istediğinde ve bu yerine getirilmediğinde evde ya da dışarıda kriz
çıkıyor. Bu krizden kaçınan aileler gücü çocukta bırakıyor ve onun
dediklerini yapıyor.
AŞIRI SERBESTLİĞE DAYANAN ÇOCUK
MERKEZLİ TUTUM
Bu tutum, genellikle tek çocuklu kalabalık ailelerde, orta yaşın
üzerinde çocuk sahibi olan anne babalar ve bütün aile büyükleri
tarafından uygulanan bir disiplin şekli olarak görülüyor. Ailede
çocuğun egemenliği söz konusu oluyor. Aile üyeleri kayıtsız şartsız
çocuğun isteklerini yerine getiriyorlar. Sonuçta, aşırı sevgi ve ilgi,
çocuğu kural tanımaz, doyumsuz bir kişi yapıyor. Anne, baba, büyükanne, büyükbaba, hala, teyze bol ve pahalı oyuncaklar alarak
ve her isteğini yerine getirerek çocuğun doyuma ulaşacağını zannediyorlar. Çocuk, yüzlerce pahalı oyuncağı olduğu halde bunlara
kıymet vermiyor, hep yenisini istiyor. Alınan her yeni oyuncakla
ancak üç-beş saat oynayıp bir kenara atıyor.
Aileye egemen olan çocuk bir kral edasıyla hareket ediyor, aile
Eğitim
büyüklerine saygı duymuyor. Bu çocuklar, aileye egemen olmakla
kalmayıp, aile dışında da egemenliklerini sürdürmek istiyorlar. Okul
çağına girdiklerinde kurallara uymakta, ders çalışmakta ve arkadaş
edinmekte başarısızlığa uğrayıp, hayal kırıklığı yaşıyorlar.
YOĞUN REKABET ÇOCUK MERKEZLİ
AİLE YARATIYOR
Çocukların ilköğretimin ilk yıllarından itibaren yoğun bir rekabet
ortamında hızlı bir yarışa girmeleri ve bu sürecin yıllar ilerledikçe
daha da önem kazanması, çocuk merkezli aileler yaratıyor. Eğitimde öğrenme değil, başkalarını geçme amaç haline geliyor. Çocukların özel ders alma, dershaneye gitme, bilgisayar gibi teknolojik
istekleri hızla artıyor, bunların yerine getirilmesi aile içindeki çocuk
egemenliğini daha da perçinliyor.
ATAERKİL YAPIDAN ÇOCUKERKİL
YAPIYA GEÇİŞ
Aile yapımız genel itibariyle aşırı baskıcı bir özelliğe sahipti yıllar
önce. Bu olumsuzluğu yaşayan nesiller eğitim, kültür ve sosyoekonomik seviyesi ne olursa olsun kendi çocuklarına bu şekilde davranmama kararı aldı sanki. Ancak bu defa da kendileri yaşayamadılar, bari çocuğumuz yaşasın anlayışıyla. Çocuk eğitiminde hesap
hatası yaparak bugün ataerkil aile yerine çocukerkil bir yapımız var
artık.
Bu aile yapısında, çocuğa henüz kendisinde gelişmemiş duygulara rağmen ellerinden gelen her şey veriliyor. İhtiyaç hissetmeden, yokluğun sıkıntısı çekilmeden sahip olunan şeylerin kıymeti
bilinmiyor, daha fazlası isteniyor ve yine de istenen yapılıyor.
Ailenin işleyişi çocuğun isteğine göre düzenleniyor ve dolayısıyla
doyumsuz, hırçın bireyler yetiştiriliyor.
Üstüne üstlük bu tip aile yapısı, zamanla kaldıramadığı yükü
geriye dönüp kendi ebeveyninden gördüğünü uygulama yanlışına
düşüyor. Esasen iki davranış tipinin de eksik yönleri bulunuyor.
Olması gereken çocuğun yaşına, gelişimine ve ihtiyaçlarına uygun
olarak, en önemlisi de kimseyle kıyaslama yapmadan maddi imkânlar ölçüsünde davranmak olarak görülüyor.
NE ATAERKİL NE ÇOCUKERKİL AİLE
OLMALI…
Her iki aile yapısı yerine bugün, çocuğun birey olduğunu kabul
eden, onun da yapılan işlerde görüşü alınan aile üyesi olduğunu
varsayarak davranmalıyız. Günü kurtarmak yerine gelecek nesillerimizin bekası adına bilinçli ve dikkatli olmalıyız.
Aslında biz, iyi bir şeyler yaptığımızı düşünürken çocuklarımıza
zararımız dokunuyor. Hayatla ilgili yanlış bir imaj vermiş oluyoruz.
Çocuğumuzun hayatımızdaki yerine duruşumuzu değiştirmeliyiz
artık. Sorumluluklarını artırmalı, kendi ihtiyaçlarımıza da cevap
vermeye başlamalıyız. Bizi geliştiren, besleyen her şeyden onun
da faydalanmasını sağlamalıyız. İnanıyoruz ki, herkes böyle daha
mutlu olacak ve her şey daha yolunda gidecektir.
Ne çocukerkil aile modeli ne de aşırı korumacılık iyi bir çocuk
eğitim modeli değildir. İyi bir karakter için önce yaptıklarımızla
örnek olmalı, sonra yaşına uygun işlerin tecrübe edilmesine fırsat
verilmelidir. Çocuğun yapacağı hataları öğrenme fırsatı olarak
görmeli, en önemlisi onu olduğu gibi kabul etmeli, gelişimine uzlaşarak birlikte destek verilmelidir. Çocuklarımızı sevelim ve bunu
davranışlarımızla gösterelim.
59
60
61
Özel Günler
62
Özel Günler
10-16 MAYIS ENGELLİLER HAFTASI:
ENGELLİ OLMAK
BİR ENGEL Mİ?
G
ünlük yaşamınızda engelli bireylerle
muhakkak karşılaşmışsınızdır. Kimi
zaman elindeki beyaz bastonuyla
yürüyenleri, kimi zaman işaretlerle
etrafındakilere derdini anlatmaya çalışanları, tekerlekli sandalye ile kaldırımları ve pek
çok engelleri aşmak için zahmet çekenleri,
garip tavırlarına bakarak güldüğünüz kişileri
görmüşsünüzdür. Acaba bu kişilerin ne gibi
dertleri, sıkıntıları var, eğitim görüyorlar mı,
eğitim görmeleri için neler yapmak gerekir,
hiç düşündünüz mü?
Kendinizi onların yerine hiç koydunuz mu? Gözlerinizi kapatıp
evin içinde dolaştınız mı, film seyrettiniz mi? Kulaklarınızı kapatıp şarkı dinlediniz mi hiç? Tekerlekli sandalyeyle ağacın dibine
kadar gidip saatlerce daldaki meyvelere baktığınız oldu mu? Eğer
şimdiye kadar bunları hiç düşünmediyseniz, yaşamınızda bir şeyler
eksik kalmış demektir. Engelliler Haftası, hayata, insanlara ve
dahası kendimize bakış açımızı değiştirmeye vesile olabilir. Peki,
daha duyarlı olmak için neler yapmalıyız?
ENGELLİLER HAFTASI’NIN AMACI NEDİR?
Engellilik insanlığın ortak sorunu olduğundan, Engelliler Haftası
yalnız ülkemizde değil, Birleşmiş Milletlere üye 156 ülkede aynı
tarihlerde kutlanır. Hafta boyunca engellilerin sorunları, topluma
kazandırılmaları konularında yayınlar, toplantılar ve seminerler
düzenlenir. Engellilere yardımcı olma bilinci aşılanmaya çalışılır.
Engelli durumuna düşmemek için iş güvenliği önlemleri anlatılır.
ENGELLİ OLMAYA SEBEBİYET VEREN
DURUMLAR NELERDİR?
Akraba evliliği:
Doğuştan sakatlıkların önemli bir bölümü akraba evliliklerinden
ortaya çıkar. Yakın akrabaların teyze, hala, amca, dayı çocuklarının
evliliği sonunda çok sayıda kör, sağır, dilsiz ve zeka özürlü çocuk
doğmaktadır.
Gebelik öncesi tedbirsizlikler:
Bebek bekleyen annelerin sık sık röntgen filmi çektirmesi, doktora gitmeden ilaç alması çok sık sigara ve alkollü içki içmesi doğan
çocuğun sakat olmasına neden olur.
63
Özel Günler
Engelli bireylerimizi topluma kazandırmak ve hayatlarını kolaylaştırabilmek için bütün bireylerin yapabileceği pek çok şey vardır.
Örneğin, çevre düzenlemelerinin engelli bireylere uygun şekilde
yapılması, günlük yaşamımızda sürekli kullandığımız alışveriş
merkezlerinin engelli bireylere uygun olarak tasarlanması, trafik
ışıklarına kurulan sesli düzeneklerin yaygınlaştırılması engelli
bireylerimizin hayatlarını bir nebze de olsa kolaylaştırabilir.
Engelli insanlarımıza acımak, onlara bakarak duygulanmak soruna çözüm getirmez. Engelli insanlarımız da yaşamlarını sürdürmek
için çalışmak ve gelir sağlamak zorundadır. Engelli insanlarımızın
da yapabileceği işler vardır. Engellilerin beceri ve yetenekleri
doğrultusunda iş imkânı sağlayarak onları üretken ve verimli hâle
getirebiliriz. Çünkü çalışmak, severek çalışmak yaşamı güzelleştirir,
insanı mutlu eder.
HER İNSAN ENGELLİ ADAYIDIR!
Aşıların zamanında yapılmaması:
Doğumdan sonraki ilk yılda verem, çocuk felci aşılarının zamanında
yaptırılması gerekir. Aşılar zamanında yaptırılmazsa türlü sakatlıklar ortaya çıkar. Trahom, çocuk felci, romatizma, kalp ve damar
hastalıklarının koruyucu, iyileştirici ilaç ve aşıları vardır. Bu aşı ve
ilaçların doktor denetiminde verilmesine özen gösterilmelidir.
Kazalar:
İş kazaları, tarım kazaları, trafik kazaları, yangınlar, ateşli silahlar
belli başlı sakatlık nedenleridir. Trafik kurallarına uyulmama sonucu her yıl ülkemizde çok sayıda trafik kazaları oluyor. Bu kazalarda
çok sayıda yurttaşımız hayatını kaybediyor. Bu tür kazalardan
korunmak için dikkatli olunması, kurallara uyulması gerekir.
NELER YAPILMALI?
Ülke nüfusumuzun büyüklüğü hepimiz tarafından bilinen bir
gerçek… Ancak bu nüfusun ne kadarını engelli bireylerimizin
oluşturduğunu çoğumuz bilmeyiz. Araştırmalar sonucunda ortaya
çıkan tablo hiç de önemsenmeyecek gibi değil… Sonuçlar, elbette
ki bizlerin engelli bireylerimiz için ne kadar çalışmamız gerektiği
hakkında bilgi veriyor. Ayrıca her insanın bir engelli adayı olduğunu
düşünürsek herhâlde yapılacak çalışmaları çok daha fazla önemsemek gerekir.
Engelli bireylerimizin, ülke nüfusuna oranının bu kadar çok
olmasına rağmen çok az bir kısmı eğitim imkânlarından faydalanabiliyor. Oysa Avrupa’da engelli bireylerin tamamı eğitimin bütün
olanaklarından faydalanıyor, hatta gerektiğinde eğitim imkânı
engelli bireylerin ayağına kadar götürülüyor. Bu durum bizim
büyük bir ayıbımızdır. Bu noktada, eğitimde fırsat eşitliği ilkesine
ne kadar dikkat ettiğimizi oturup düşünmeli ve bu ilkenin gereğini
yerine getirmek için neler yapmamız gerektiğini planlamalıyız.
64
Engelli insanların yaşadıkları sorunlar sadece kendilerinin değil;
ailelerinin, çevrenin, toplumun, kısacası tüm insanların ortak
sorunudur. İnsanların engelli olmaları çeşitli faktörlere bağlı olarak
ortaya çıkan bir sonuç olmakla birlikte, onların normal bir hayat
sürmeleri ancak toplumsal duyarlılığın oluşturulmasıyla mümkündür. Bu anlamda, engelli vatandaşlara acıma duyguları ile yaklaşmak yerine, kurumsal hizmetlerin geliştirilmesi esas alınmalıdır. Bu
nedenle engellilere hizmet götüren kamu, özel sektör ve gönüllü
sivil toplum örgütlerinin güçlendirilmesine önem verilmelidir.
Hiçbir engelliliğin bilerek ve isteyerek olmadığını unutmayalım.
Her normal insanın bir engelli adayı olduğu gerçeğini aklımızdan
çıkarmayalım. Engellilere verebileceğimiz en büyük desteklerden
biri de, onlara karşı, bir tebessüm, bir selam, bir kucaklaşma, hal
hatır sorma olmalıdır. Bunun için, engellilere acıyarak değil, onlara
hak ettikleri ve gereken değeri vererek yardımcı olmalıyız.
Özel Günler
65
Sağlık
İHMALE GELMEYEN
SOLUNUM YOLU HASTALIĞI:
ASTIM
A
stımınız kontrol altında olmadığı zamanlarda neler
yaşıyorsunuz? Nefes alırken ötme sesi mi çıkarıyorsunuz? Göğsünüzde darlık mı hissediyorsunuz?
Astım hiç yakanızı bırakmayan sessiz ve sinsi bir rahatsızlık olabilir. Belirtileriniz olmadığı zamanlarda bile hava
yollarınız daralmış ve iltihaplı olabilir. Bu yüzden de kendinizi
iyi hissediyor olsanız bile astımı sürekli olarak kontrol altında
tutmak büyük önem taşıyor. Tedavi edilmediği durumlarda, astımın uzun vadede akciğer işlevi kaybına yol açtığını
gösteren kanıtların sayısı artıyor. Bu ayki sayımızda, 3 Mayıs
Dünya Astım günü sebebiyle, çeşitli uyarıcılar nedeniyle
solunum yollarını meydana getiren bronşların kasılarak
daralması, bronş zarının şişmesi ya da balgam gibi yapışkan
sıvıların hava yollarını tıkaması ve aşırı duyarlılık sonucu
solunum güçlüğüne neden olan astımla ilgili sizleri bilgilendirmek istiyoruz…
66
Sağlık
67
Sağlık
Astım uygun ilaçlar ve doğru tedavi uygulamaları ile
kontrol altına alınabilen bir hastalıktır.
ASTIMIN TETİKLEYİCİLERİ NELERDİR?
Astım belirtilerinizi alevlendirebilecek çeşitli tetikleyiciler bulunuyor ve
bunlar insandan insana farklılık gösteriyor. Siz tetikleyicilerinizi belirleyip
bunlardan uzak kalarak, rahatsızlık veren astım belirtilerini önleyebilirsiniz.
Sigara: Evinizde ve etrafınızda sigara içilmesine izin vermeyin, bilhassa
yatak odanızda ve arabanızda.
Toz Böcekleri: Kumaş ve halılarda yaşayan, gözle görülmeyen hayvancıklara karşı, yatak ve yastığınızı toz geçirmeyen özel bir kılıfla kaplayın.
En az 5 yılda bir eski yastıklarınızı yenileri ile değiştirin. Yatağınızdaki
çarşaf ve yorganları her hafta, sıcaklığı 55 dereceden yüksek olan suda
yıkayın. Yatağınızın tozlanmaması için, gündüzleri tüm yatağı kaplayan bir
yatak örtüsü serin. Gece, örtüyü başka bir odaya koyun.
Ev Hayvanları: Evde tüylü hayvan beslemeyin, varsa dışarıda tutun.
Evinizde hayvan bulunmasına engel olamıyorsanız hiç olmazsa yatak
odanıza sokmayın ve yatak odasının kapısını sürekli kapalı tutun.
Hamamböcekleri: Astımı olan birçok kişi hamam böceklerinin kuru
döküntü ve dışkılarına alerjik olabiliyor. Yatak odanızda yiyecek bulundurmayın. Yiyecekleri ve çöpü kapalı kutularda bulundurun (gıda maddelerini
asla dışarıda bırakmayın). Tuzaklar ve ilaçlar ile hamamböceklerini yok
edin. Hamam böceklerini öldürmek için sprey kullanıyorsanız, koku geçene kadar o odaya girmeyin.
Ev Küfü: Damlayan musluk, boru ve diğer su kaynaklarını onarın. Küflü
yüzeyleri çamaşır suyu içeren bir temizlik maddesi ile silin. Küflenmiş
banyo perdelerini yıkayın veya yenileyin.
68
ASTIMIN
BELİRTİLERİ
NELERDİR?
• Çoğu astımlı hasta aşağıdaki klasik belirtilerin bir veya daha çoğunu yaşar:
• Ötme Sesi - Nefes verirken çıkan, ıslığa
benzer ses.
• Öksürük - Bir türlü kesilmeyen, geceleri başlayan veya daha da kötüleşen bir öksürük.
• Göğüs Darlığı - Göğüs çevresinde halatla
sıkılıyormuş gibi bir his.
• Nefes Darlığı - İncecik bir kamıştan nefes almaya
çalışıyormuş, hatta hiç nefes alamıyormuş gibi bir his.
• Özellikle nefes vermekte zorluk.
Sağlık
Duman, Kuvvetli Kokular ve Spreyler: Mümkünse odunlu
soba, kerosenli ısıtıcı kullanmayın ve şömine yakmayın. Parfüm,
talk pudrası, saç spreyi ve boya gibi kuvvetli koku ve spreylerden
uzak durmaya çalışın.
Polen veya Açık Hava Küfleri: Pencereleri kapalı tutun. Mümkünse, öğlen ve öğleden sonra saatlerinde evde kalın. Polen ve
bazı küf tipleri bu saatlerde çok yoğundur.
Spor: Egzersiz yapmaya başlamadan önce belirtileri önlemek
amacıyla herhangi bir ilaç alma konusunda doktorunuza danışın.
Egzersize başlamadan önce 6 ila 10 dakika boyunca gerilerek veya
yürüyerek ısının. Hava kirliliği ve polen düzeylerinin (polene alerjiniz varsa) yüksek olduğu zamanlarda açık havada çalışmayın veya
başka bir aktivitede bulunmayın.
Soğuk Algınlığı ve Enfeksiyonlar: Grip aşısı olun. Bol bol
dinlenin, dengeli beslenin, düzenli olarak egzersiz yapın, bol sıvı
tüketin ve soğuk algınlığı olanlardan uzak durarak sağlıklı kalmaya
çalışın.
Hava: Soğuk ve rüzgârlı günlerde ağız ve burnunuzu bir atkıyla kapatın.
Diğer Tetikleyiciler: Sülfitli gıdalardan uzak durun. Örneğin, astım belirtilerine neden oluyorsa, bira veya şarap içmeyin, karides,
kuru meyve veya işlenmiş patates yemeyin.
TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?
Astım tedavisinde; egzersiz dâhil normal günlük yaşantıyı sağlamak, normal akciğer fonksiyon testlerini sağlamak, kronik
şikâyetleri önlemek, astım ataklarını önlemek, hastaneye başvurma sıklığını en aza indirmek, yan etkisi en az ya da hiç olmayan
ilaçları seçmek gerekiyor ve bu hedefleri gerçekleştirebilmek için;
hastanın bilgilendirilmesi ve eğitimi, tedavinin ve hastalığın takibi,
hastaya en uygun takip yöntemleri belirlenmesi, astımı tetikleyici faktörlerin giderilmesi ve gerekiyorsa aşılara başvurulması
gerekiyor.
TEDAVİDE KULLANILAN İLAÇLAR
NELERDİR?
Şikâyet Gideren İlaçlar (kısa ve uzun etkili bronş genişleticiler): Bu ilaçlar daralmış olan havayollarını genişletir, hastanın
rahat solunum yapmasını sağlarlar. Etkileri hemen başlar, yaklaşık
4 saat süre sonra sona erer. Bu ilaçlar geçici bir rahatlık sağlarlar.
Ayrıca, ihtiyaç duyulan kısa etkili bronş genişletici ilaç miktarı astımın seyri hakkında bilgi verir. Yani bronş genişletici ilaç kullanımının artması, astımın kötüleşmekte olduğunun bir göstergesidir.
Tedavi Eden İlaçlar (antiinflamatuvarlar): Astım tedavisinin olmazsa olmaz ilaçlarıdır. Havayollarında astıma bağlı oluşan
inflamatuvar (yangısal) değişiklikleri tedavi ederler. Dolayısıyla
astım şikâyetlerini kalıcı olarak ortadan kaldırırlar. Bu grup ilaçların etkisi bronş genişleticiler gibi hemen başlamaz. Bu nedenle
doktorun belirlediği program dâhilinde sabırla kullanılmalı, etkisi
yok gerekçesiyle ilaçlar kesilmemelidir. Kullanılacak ilaç ve dozu
astımın şiddetine göre seçilir. Belli bir programla kullanılır, hastalık
bulguları düzeldikçe doz azaltılır. Hastalık şiddetlenirse doz artırılır
ve kullanılan ilaç türleri değiştirilir. Bu tedavi şekli, ‘basamak tedavisi’ olarak adlandırılır.
İnhalasyonla (solunum yolu ile) Kullanılan İlaçlar: Astım tedavisinde kullanılan modern ilaçlar “inhalasyon cihazı” adı
verilen özel cihazlarla uygulanır. Burada amaç kullanılan ilacın
doğrudan akciğer havayollarına, yani ilacın etkili olması istenilen
bölgeye ulaştırılmasıdır. Ayrıca bu sayede ilacın sistemik emilimi
yani kan dolaşımına geçmesi de en aza indirilir ve hasta ilaç yan
etkilerinden korunmuş olur. Cihazlarla ilgili olarak, kuru toz inhaler
cihazlarının hepsini nemden korumaya, bu nedenle kuru bir yerde
muhafaza etmeye ve cihaz içine nefes vermemeye çok dikkat
edilmelidir.
ASTIMLA BAŞARILI BİR HAYAT
YAŞAMAK MÜMKÜN!
Astım, uygun ilaçlar ve doğru tedavi uygulamaları ile kontrol
altına alınabilen bir hastalıktır. Özellikle erken dönemde başlanan
tedavilerle tamamen sağlıklı ve normal bir yaşam sürdürmek, her
türlü güç gerektiren işi ve sporu yapabilmek, okula ya da işe düzenli
olarak gidebilmek ve rahat bir uyku uyuyabilmek mümkündür.
Astım hastalığınız varsa bundan üzüntü duymamalı, umutsuzluğa
kapılmamalı ve utanmamalısınız. Unutmayın ki, tüm dünyada 150
milyondan fazla astım hastası bulunuyor. 1996 Atlanta Yaz Olimpiyatları’na katılan 196 atletin 43’ü astım hastasıydı ve 34’ü astım ilacı
kullanıyordu deseler, inanmakta güçlük çekersiniz belki ama astımla
başarılı bir hayat sürdürmenin en güzel örneğidir bu…
69
Özel Günler
15 MAYIS HAVA
ŞEHİTLERİNİ ANMA GÜNÜ
ÖZGÜR KANATLI
KAHRAMANLAR
1630 yılında Hazerfen Ahmet Çelebi, Osmanlı İmparatorluğu zamanında İstanbul Galata
Kulesinden kanat takarak uçar, İstanbul Boğazı’nı geçerek Anadolu yakasına iner. İnsanların
uçmayı gerçekleştireceğinin ilk ispatı olan bu Türk önderinin başarısı, dünya milletlerine de
örnek olur, bu uğurdaki çalışanlara inanç ve güç kaynağı olur.
70
Özel Günler
1926 yılından itibaren 1935
yılına kadar 10 yıl süreyle her
yılın 27 Ocak gününde Hava
Şehitlerini Anma Günü adıyla
tören düzenlenir fakat Ocak
ayının, Türkiye’nin en soğuk
aylarından biri olması, yurdun
birçok yerinde Hava Şehitlerini Anma Günü’nün arzu edilen şekilde yapılamamasına
neden olur.
A
merika Birleşik Devletlerinde ve Avrupa ülkelerinde uçmaya ve uçak
yapımı çalışmalarına önem verilir. Birçok taşıma aracı olmakla birlikte,
yurt savunmasında da kullanılmaya başlanır. Uçak sanayisi hızla ilerler
ve büyük gelişmeler sağlanır. Günümüzde bütün teknik yeniliklere
sahip, ses hızını aşan yolcu ve savaş uçakları yapılır. Ülkelerin korunmasında havacılık büyük önem kazanır.
Karaları, denizleri, gökleri ile bölünmez bir bütün olan güzel yurdumuz Türkiye’de 15 Mayıs günü, hava şehitlerini milletçe andığımız “HAVA ŞEHİTLERİNİ
ANMA GÜNÜ”dür. Her yıl ülkemizde, 15 Mayıs günü büyük bir saygıyla, minnet ve
gurur duyguları ile içtenlikle anılır.
Uçmayı başarmak ve uçakları uçurmak yolunda, yurdumuzu ve milletimizi
göklerimizde korumak uğruna, insanlık ve barış uğruna canlarını veren hava
şehitlerimiz, bizlere ve dünyaya örnek ve önder olanlardır.
İLK HAVA ŞEHİTLERİMİZ İÇİN ANMA GÜNÜ
DÜZENLENMESİ
Türk Hava Kuvvetleri’nin kuruluşunun ilk yıllarında hem Türk Hava Gücü’nün
tanıtılması hem de İslam ülkeleri arasında bir dostluk ve yakınlaşma sağlamak
amaçlarını taşıyan bir İstanbul-Kahire seferi düzenlenir. İstanbul-Kahire uçuşunda 27 Şubat 1914’te şehit olan Yzb. Fethi ve Yzb. Sadık Beyler ile yine aynı
uçuşta 11 Mart 1914’te şehit olan Tğm. Nuri Bey, Türk Hava Kuvvetleri’nin ilk
şehitleridir.
Bu ilk Hava Şehitlerinin anısına, İstanbul’un Fatih semtinde 1914 yılında bir
anıt yapılmasına başlanır ve anıt 1916 yılında bitirilerek törenle açılır. Bu anıtın
açılışında yapılan tören, aynı zamanda Türk Hava Şehitleri için düzenlenmiş olan
ilk anma günü olur. Bu tarihten 1926 yılına kadar geçen dönem içinde, Hava
Şehitleri’nin anılması için müstakil olarak bir tören düzenlenmez.
Hava Şehitleri’nin anılması için müstakil olarak tören düzenlenmesine 1926
yılında başlanır ve 1926 yılından 1935 yılına kadar her yılın 27 Ocak gününde
Hava Şehitlerinin Anma Günü adıyla törenler düzenlenir. Bu husus, Yüce Önder
Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından 16 Şubat 1925’te kurulan ve günümüzde
Türk Hava Kurumu genel başkanlığı adını taşıyan Türk Tayyare Cemiyeti’nin
kuruluş yönergesinin 36. maddesinde yer alan hususlara uygun olarak yerine
getirilir.
71
Özel Günler
Yönergenin 36. maddesi şöyledir:
“30 Ağustos Zafer Bayramı aynı zamanda Havacılık Bayramı’dır.
Her yılın 27 Ocak günü, Türkiye Tayyare Şehitleri’ni anma günü
olarak kabul edilmiştir. 27 Ocak günü öğleyin Türkiye semalarında
uçuş faaliyeti bir saat durdurulur. Cemiyet şubelerinin düzenledikleri törenlerle Hava Şehitleri ziyaret edilir.”
Hava Şehitleri’ni Anma Günü’nün 27 Ocak olarak kabul edilmesinin nedeni, Balkan Savaşı ve 1. Dünya Savaşı’nın birçok cephesinde pilot olarak görev yapmış ve İstiklal Savaşı döneminde
Türk Havacılığının hem kurucusu, hem öğretmeni, hem de üstün
niteliklere sahip bir pilotu olan Bnb. Fazıl Bey, 27 Ocak 1923 günü
görev uçuşunda şehit olmasıdır. İşte bu büyük havacının şehadet
tarihi bütün “Hava Şehitlerimiz” için anma günü olarak kabul edilir.
1926 yılından itibaren 1935 yılına kadar 10 yıl süreyle her yılın
27 Ocak gününde Hava Şehitlerini Anma Günü adıyla tören düzenlenir fakat Ocak ayının, Türkiye’nin en soğuk aylarından biri olması,
yurdun birçok yerinde Hava Şehitlerini Anma Günü’nün arzu edilen
şekilde yapılamamasına neden olur.
Türk Hava Kurumu’nun 1935 yılında yapılan 6. kurultayında
yerel yöneticilerin de görüşleri alındıktan sonra, daha önce her
yılın 27 Ocak gününde yapılmakta olan Hava Şehitlerini Anma Günü’nün 1935 yılından itibaren her yılın 15 Mayıs gününde yapılmasına karar verilir. Bu karar gereğince 1935 yılından itibaren Hava
Şehitlerini Anma Günü törenleri her yılın 15 Mayıs gününde yapılır.
İLK HAVA ŞEHİDİMİZ
İlk havacılarımızdan olan Binbaşı Fazıl Bey, son derece yurtsever, olağan üstü cesur, mesleğine açık ve bilgili bir havacıydı. Bi-
72
rinci Dünya Savaşı›nın son günlerinde İstanbul üzerine gelen beş
İngiliz uçağı ile tek başına savaşması onu milli kahraman yapmıştı.
Fazıl Bey bu saldırıda bir düşman uçağını hasara uğratmış, kendi
uçağı da ağır şekilde yaralanmıştı. Buna rağmen, benzini tükenen
uçağını alana indirmeyi başarmıştı. Kurtuluş Savaşı başında o da
birçok arkadaşı ile Anadolu›ya geçmiş, savaş boyunca Uçak Bölüğü
komutanı olarak hizmet görmüş, 5 Eylül 1922 günü de binbaşılığa
yükselmişti.
27 Ocak 1923 günü, Binbaşı Fazıl, öğrencisi Deniz Astsubayı
Emin ile havalanır. Motor üst üste arıza yapar. Binbaşı Fazıl alana
inmek için dönmek ister. Fakat hızı azalan ve yerden sadece 35
metre yükseklikte olan uçak bu dönüşe dayanamaz, yere çakılır.
Öğrenci Astsubay Emin hemen şehit olur. Beyin kanaması geçiren
Binbaşı Fazıl da, hastaneye kaldırıldıktan altı saat sonra hayata
gözlerini yumar.
GÖKLERİNE SAHİP ÇIKAMAYAN ULUSLAR
BAĞIMSIZ OLAMAZLAR
Bu şehitlerimiz, bugünün pilotlarının yetişmesinde, havacılığımızın gelişmesinde ve yurt savunmasında ilk temelleri atan
kişilerdir. Geleceğe güven ve umut veren kişilerdir. Canlarını vatanı
ve milleti, dünya barışı için veren bütün şehitlerimizi yalnız 15
Mayıs’ta değil, hayatımız boyunca anıyor, kalbimizde yaşatıyoruz.
Kahraman pilotlarımızın bu anlamlı günlerini kutluyor, sevgi ve
saygılarımızı özgür kanatlarına gönderirken kazasız belasız güzel
uçuşlar temenni ediyoruz... Tüm hava şehitlerimize Allah’tan
rahmet diliyoruz...
Özel Günler
73
Özel Günler
74
Özel Günler
5-6 MAYIS HIDIRELLEZ:
BOLLUK VE BEREKET
BAYRAMI
H
ıdırellez, Türk dünyasınca kutlanan mevsimlik bir bayramdır… Hıdırellez’de, Hızır ve İlyas, yeryüzünde buluşur, en azından, Hıdırellez
inancına sahip olan kişiler, bunun böyle olduğuna inanırlar. Hıdırellez
günü, doğa ve insan sevgisi çok önemlidir çünkü Hızır ve İlyas, insanları, doğayı, iyiliği ve cömertliği seven, bereketin simgesi olan, kutsallıklarına inanılan dinsel varlıklardır.
Hıdırellez günü, bazıları sabah gün doğarken kırlara, bağlara, bahçelere çıkıp
buralarda Hızır’ın ayak izlerine basarak bolluğa ulaşmayı düşler. Peki, Hıdırellez
neye dayanır, ne zaman ve nasıl kutlanır, inanca göre yapılması ve yapılmaması
gerekenler nelerdir? Hıdırellez geleneklerini hep birlikte okuyalım…
HIDIRELLEZ NE ZAMAN KUTLANIR?
Hıdırellez’in, farklı takvimlere göre, farklı zamanlarda kutlandığını belirtmek
gerekir. Hıdırellez, Miladi takvime göre 6 Mayıs, Rumi takvime göre ise 23 Nisan
tarihlerine denk gelir. 6 Mayıs – 8 Kasım tarihleri arasında yer alan günler Hızır
Günleri diye anılır ve yaz aylarını ifade eder. 8 Kasım – 6 Mayıs tarihleri arasında
kalan günler ise İlyas Günleri adı ile bilinir ve kış aylarını ifade eder.
HIDIRELLEZ NEDEN 5 MAYIS’TA KUTLANILMAYA
BAŞLAR?
Hıdırellez, 6 Mayıs’ta dolaşarak tutulan dilekleri toplar, buna inanılır… Bu
dileklerin toplanma saatleri güneşin doğmadan önceki zaman dilimi olarak kabul
edilir. 6 Mayıs 05.00’a kadar olan herhangi bir zaman diliminde, Hıdırellez gelerek
dileklerinizi alabilir; yani 6 Mayıs’ın ilk saatlerine Hıdırellez dileklerinizi hazırlamış
olmalısınız. Bu nedenledir ki Hıdırellez 5 Mayıs akşamında kutlanmaya başlanır.
75
Özel Günler
Hıdırellez gecesi ibadetle geçirilir. Hıdırellez gecesi Hızır’ın uğradığı yerlere ve dokunduğu şeylere
feyiz ve bereket vereceği inancıyla çeşitli uygulamalar yapılır.
HIZIR PEYGAMBER KİMDİR?
Hızır, hayat suyu (ab-ı hayat) içerek ölümsüzlüğe ulaşmış,
özellikle de baharda insanlar arasında dolaşarak onlara yardım
eden, bolluk, bereket ve sağlık dağıtan, Allah katında bir elçidir.
Hızır’ın hüviyeti, yaşadığı yer ve zaman belli değildir. Hızır, baharın,
baharla vücut bulan taze hayatın sembolüdür.
Efsaneye göre, Hızır’ın boz bir atı vardır ve insanların imdadına
yetişir, insanüstü kişiliği ve yetileriyle, insanlara çare kapısı olur.
Kimliği birçok kültürde farklılık gösterse de, yeşili sevdiği inancı
hâkimdir. Hıdır ismi, Arapçada yeşil, yeşillik yer manasına gelen
-hadr ve -hıdr kökünden türemiştir. Anadolu inancında da Hıdır’ın
bastığı yerler yeşillenir, geçtiği yol boyunca bitkiler fışkırır.
Hızır inancının yaygın olduğu ülkemizde Hızır’a atfedilen özelliklerin bazıları şöyledir:
Zor durumda kalanların yardımına koşarak insanların dileklerini
yerine getirir.
Kalbi temiz, iyiliksever insanlara daima yardım eder.
Uğradığı yerlere bolluk, bereket, zenginlik sunar.
Dertlilere derman, hastalara şifa verir.
Bitkilerin yeşermesini, hayvanların üremesini, insanların kuvvetlenmesini sağlar.
İnsanların şanslarının açılmasına yardım eder.
Uğur ve kısmet sembolüdür.
Mucize ve keramet sahibidir.
HIZIR VE İLYAS PEYGAMBERLERİN BULUŞMASI…
76
Yaz ayları, çok sıcak günlerin geldiğini gösterdiğinden dolayı,
6 Mayıs gecesi, inanışa göre Hızır ve İlyas peygamberler birlikte
yeryüzünde buluşup, darda, zorda olanları kurtarmaya çalışır. Hızır
peygamber karada, İlyas peygamber ise denizde, umulmayan bir
yerde, umulmayan bir zamanda bulunur. Bu şekilde dilekleri de
Özel Günler
gerçeğe dönüştürdüklerine inanılır. Bu bilgiler doğrultusunda, 6
Mayıs tarihinin, bahar aylarının başlangıcı olduğu bilinir. Bolluk ve
berekete adım atılan bir gündür…
isteyen kimseler, Hıdırellez gecesi herhangi bir yere istediklerinin
küçük bir modelini yaparlarsa Hızır’ın kendilerine yardım edeceğine inanırlar.
HIDIRELLEZ GÜNÜ NELER YAPILIR?
Uğur, servet, mal, bol talih, bereket, sağlık, mülk gibi dilekler
kâğıtlara yazılır ve gül ağacının altına konulur ya da rivayete göre
okuryazar olmayan Hızır’ın daha iyi anlaması için dilekler resmedilip, ev, bebek, beşik, okul gibi basit, anlaşılır çizgilerle ifade edilir.
Hıdırellez sabahı erken kalkmak uğurlu kabul edilir. Sabahleyin
dua edilmesi, dilek ve temennilerde bulunulması, toplu olarak ailece yemek yenilmesi, Kuran kıraati, sabah namazından önce kabir
ziyareti, yapılması gereken âdetlerdir.
Hıdırellez kutlamaları genel olarak yeşillik, ağaçlık alanlarda, su kenarlarında, bir türbe ya da yatırın yanında yapılır. Özellikle suyu bol
yeşillik yerlerde zaman geçirilmesi âdeti vardır. Hatta bazı yörelerde ateş yakılır, bereket, bolluk günü olarak kabul edilir.
Hıdırellez’de baharın taze bitkilerini ve taze kuzu eti ya da kuzu
ciğeri yeme âdeti vardır. Baharın ilk kuzusu yenildiği zaman sağlık
ve şifa bulunacağına inanılır. Bu günde kırlardan çiçek veya ot
toplayıp onları kaynattıktan sonra suyu içilirse bütün hastalıklara
iyi geleceğine, bu su ile kırk gün yıkanılırsa gençleşip güzelleşileceğine inanılır.
O gün bütün evin temizlenmesi, güzel yeşil şifalı otlarla yemeklerin yapılması âdettendir. Çeşitli yiyecekler hazırlanır, yumurta
kaynatılır. Ağzı açık bükme, katmer, börek, irmik helvası vb. gibi
yemekler hazırlanır.
Evdeki her kişi için yedi fasulye ya da yedi nohut ekilir, gelebilecek
kötülüklerin bunlara gelmesi dilenir.
Hıdırellez günü, erkenden kalkılıp kapılar açılır. Kadınlar el ve
ayaklarına kına yakarlar. Genç kızlar için hazırlanan sandıklar açılır.
Genç kızların başları üzerinde Hıdırellez günü yeni kullanılmamış
kilit açılır.
Nişanlılar arasında oğlan evi, kız evine Hıdırellez Kurbanı olarak
süslenmiş bir koç gönderir. Bu kurban ertesi gün kesilerek birlikte
yenir. Yemeğe çağırılanlar, çarşaf, havlu yemeni ve gönüllerinden
kopan armağanlar getirirler. Getirilen armağanlar ipler üzerinde
sergilenir.
HIDIRELLEZ GECESİ NELER YAPILIR?
Hıdırellez gecesi ibadetle geçirilir. Hıdırellez gecesi Hızır’ın
uğradığı yerlere ve dokunduğu şeylere feyiz ve bereket vereceği
inancıyla çeşitli uygulamalar yapılır. Yiyecek kaplarının, ambarların ve para keselerinin ağızları açık bırakılır. Ev, bağ-bahçe, araba
DİLEKLERİNİZ GERÇEK OLSUN!
En önemlisi de, Hıdrellez günü, açların doyurulması, dargınların
barıştırılması, üzüntülü olanların sevindirilmesine çalışılır. Unutmamak gerekir ki, geleneklerimiz, bu topraklar üzerinde, yüzlerce
yıldır, milyonlarca insan tarafından inanılarak yapılan uygulamalardır. Sizler de, bu güzel âdetleri uygulayıp, Hıdırellez vesilesiyle
dileklerinizin gerçekleşmesi için dualar edebilirsiniz. Dileklerinizin
yerine gelmesi, uğur ve şansınızın artması, hastaların şifa bulması
dileğiyle… Hıdırellez Bayramınız kutlu olsun!
HIDIRELLEZ’DE NELER YAPILMAZ?
• Hıdırellez günü sabah erkenden kalkmayan kişinin işleri ters gider.
• Evin pencere ve kapıları kapatılmaz.
• Evler ilaçlanmaz. Nasip süpürülür inancı ile bazı bölgelerde evler süpürülmez.
• Çamaşır yıkanmaz. Yünlü giyecekler güneşe çıkarılır.
• Evlenme çağına gelmiş kızlara bulaşık yıkattırılmaz.
• Un elenmez ve ekmek yapılmaz. Un kabına veya hamur
tahtasına el sürülmez.
• Yoğurt çalınır. Ancak maya kullanılmaz. Yoğurdun tutması halinde eve Hızır’ın uğradığına inanılır.
• Hıdırellez’de salıncakta sallanmayanın o yıl çeşitli rahatsızlıklarla karşılaşabileceğine inanılır. Salıncakta sallanma bir bakıma ateş üzerinden atlama şeklinde o yıl için sağlık ve sıhhat dileği geleneği ile aynıdır. Hastalıkların, dertlerin sallanma sırasında döküleceğine inanılır.
• Yeşil ot, dal veya çimen koparılmaz. Çiçek toplanmaz.
• Bağ ve bahçelerde çalışılmaz, tarlaya gidilmez. Eve kuru
çalı-çırpı götürülmez.
77
Kültür Sanat
Film
X-Men: Geçmiş Günler Gelecek
Son 3 Gün
Godzilla 3D
Gösterim Tarihi: 23 Mayıs 2014
Gösterim Tarihi: 02 Mayıs 2014
Gösterim Tarihi: 16 Mayıs 2014
Tür: Aksiyon , Bilimkurgu
Tür: Aksiyon, Gerilim
Tür: Bilim Kurgu, Aksiyon, Macera
X-Men zamanda yolculuk yapmak zorundadır. Amacı dünyadaki tüm canlılar
üzerinde evrensel bir etkisi olacak
önemli bir tarihi olayı değiştirmektir.
Tahmin edebileceğiniz gibi bu zorlu
görevde X-Men’i yine bir sürü macera
bekliyor. Filmin yönetmenliğini Bryan
Singer yapıyor ve başrollerini Jennifer
Lawrence, Hugh Jackman ve Michael
Fassbender paylaşıyor.
Gizli servis ajanı Ethan Runner, şimdilerde eskiden olduğu kadar dinç ve sağlıklı değildir. Bu yüzden de uzaklaştığı kızıyla daha çok vakit geçirebilmeyi arzulayan Runner,
neredeyse tüm zamanını çalışarak geçirmektedir. Başka
bir çalışma arkadaşı, tam da bu esnada reddedemeyeği
bir teklifte bulunur. Ethan Runner’a hayatını uzatabileceği bir ilaçtan bahsedilir ve test aşamasında olan
bu ilacı kullanması karşılığında son bir göreve katılması
istenir. Ajan Runner anlaşmayı kabul ettikten sonra
kendisini zorlu bir son görevin içerisinde bulurken, ilacın
neden olduğu şiddetli halüsinasyonlardan sıyrılması da
bir hayli zor olacaktır.
Devasa canavar Godzilla uykusundan
uyanıp kendisine yapılanların intikamını almak harekete geçiyor! Önümüzdeki dönemin merakla beklenen
yapıtlarından olan filmin senaryo
ekibinde David Callaham (‘The Expendables’), David S. Goyer (‘The Man
of Steel’), Max Borenstein (‘Seventh
Son’) ve Frank Darabont (‘The Walking
Dead’) bulunurken yönetmenliğini,
Monsters filmiyle tanıdığımız Gareth
Edwards üstleniyor.
Albüm
Bora
Coldplay
Demet Akalın
Bora’dan ilk albüm: Yabancı
İngiliz müzik grubu Coldplay, Mayıs ayında
yayınlayacakları yeni albümleriyle geri
dönüyor.
Dünya ünlü müzik grubu Coldplay, ‘Ghost Stories’
adını verdikleri yeni albümlerini 19 Mayıs’ta yayınlayacaklarını duyurdu.
İngiliz grup, 9 şarkının bulunacağı yeni albümlerinden ‘Magic’ ve ‘Midnight’ adlı single’larını hafta
içinde yayınlamıştı. ‘Ghost Stories’, grubun en son
2011’de çıkardıkları ‘Mylo Xyloto’dan sonra yayınlayacakları 6. stüdyo albümleri olacak.
Yeni Albüm “Rekor”
Prodüktörlüğünü Samsun Demir, müzik
direktörlüğünü ise Yüksek Sadakat
grubundan Serkan Özgen ve Uğur
Onatkut’un yaptığı ‘Yabancı’nın klip
yönetmenliğini ise İmre Haydaroğlu
yaptı. Trump Towers’ın helikopter pistinde çekimleri gerçekleşen klip, müzik
kanallardaki yerini aldı.
78
Pop müziğin kraliçesi Demet Akalın,
“Rekor” adını verdiği yeni albümünü
müzikseverlerin beğenisine sunuyor.
Şimdiye kadar yaptığı 7 albüm, 2 single ve 2 maxi single ile her defasında
dinlenme rekorları kıran Demet Akalın;
“Rekor” albümünün çıkış parçasını da
“İlahi Adalet” olarak belirledi.
Kültür Sanat
Kitap
Benim On Altıncı Yüzyılım
Shakespeare’in Sırrı
Küçük yaşlarda anne-babası ayrılan,
ardından annesinin onu terk etmesiyle
ailevi bağlara inancı kalmayan Cat, insan ilişkilerinde başarısız bir genç kızdır.
Kendisiyle yakınlık kurmak isteyenlere
karşı mesafeli duran, aynı zamanda
aşka duvar örmüş biridir. Ta ki babası ve
babasının hiç hoşlanmadığı nişanlısıyla
çıktığı Floransa tatilinde tanıştığı, doğaüstü güçlere sahip bir Çingene onu 16.
yüzyıl İtalya’sına gönderene kadar…
Yazar : Elise Broach
500 Yıllık Bir Kolye
Ve William Shakespeare Zamanına Uzanan Bir
Sır…
Ailesiyle birlikte başka bir kasabaya taşınan Hero,
burada ve yeni okulunda çok sıkılacağını düşünür.
Fakat taşındıkları ev hakkında bilmediği müthiş
bir sır vardır: Evin eski sahiplerine ait efsanevi bir
elmas!
Okulun en popüler -ve kesinlikle en yakışıklıçocuğu Danny Cordova, bu sırrı çözmek için pek
bir isteklidir, hatta kayıp elması arama konusunda Hero’ya yardım etmek ister. Araştırmaları
sürerken komşuları Bayan Roth ise, iki arkadaşa
kolyeyle ilgili akıl almaz sırlar anlatır…
Yazar : Rachel Harris
Siyaha Çalan Bahar
Yazar: Louise Penny
İlkbaharın gelişiyle doğanın canlanmaya
başladığı Three Pines’ta hayat normal seyrinde huzurlu bir şekilde devam ederken,
bölge halkı tarafından çok sevilen Madeline’in ani ölümü herkesi şaşkına çevirir. Bu
ölümün nedeni kalp krizi gibi görünse de,
Başmüfettiş Armand Gamache’ın olayın
üzerine gitmesiyle Madeline’in aslında bir
cinayete kurban gittiği anlaşılır.
Peki, iyilik meleği olarak bilinen Madeline’in
korkunç bir şekilde ölmesine neden olan
kişi ya da kişiler kimdir? Three Pines sakinleriyle oldukça iyi ilişkileri bulunan kadının
hayatına niçin son verilmek istenmiştir?
Konser
Yeni Türkü
Tarkan
Haluk Levent
Mekan:
Jolly Joker İstanbul , İstanbul
Mekan:
İTÜ Stadyumu, İstanbulUL
Mekan:
Jolly Joker İstanbul
Konser Tarihi:
31 Mayıs 2014 22:00
Konser Tarihi:
09 Mayıs 2014 21:00
Konser Tarihi:
20 Mayıs 2014 Salı Günü 21:00
Yeni Türkü, 31 Mayıs akşamı sevilen
şarkılarını Jolly Joker İstanbul’da sizler
için seslendirecek.
Megastar Tarkan, İTÜFEST kapsamında 9 Mayıs’ta
İTÜ Stadyumu’nda!
Adres:Balo Sok. No: 22 Beyoğlu İstanbulMail:[email protected]
Şimdi ve Sonra... Yeni Türkü...
79
Çocuk - Bulmaca
c e va p l a r
80
Spor
81
82
83
84