Pdf Formatı

İNTES Genç Yöneticiler
Grubu İnşaat Muhasebesi
Semineri düzenledi
İNTES Genç Yöneticiler Grubu -İGY İNTES üyelerine yönelik muhasebe, finansman ve insan kayaklarında çalışanlarınıza yönelik bir seminer programı düzenledi. Seminerin konuşmacısı Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler
Fakültesi İşletme Bölümü Muhasebe Finansman Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Kaval oldu.
Ey
yükselen nesil!
Gelecek
sizindir...
Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası Gazetesi • Yıl 2014 Sayı: 36 / Yıl: 10 • ISSN: 1304 - 7183
“HER ŞEYDEN ÖNCE YAPTIĞINIZ İŞİN MÜKEMMEL OLMASI LAZIM.”
Türkiye’nin ve sektörün önemli markalarından biri olan Cemil Özgür İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin Onursal Başkanı
Cemil Özgür yeni sayımızın duayen konuğu. Diyarbakır’da
başlayan iş hayatını, bugünlere kadar taşıyan Özgür, geçmişi
unutmadan sürekli ileriye bakarak, erişilmesi zor hedeflere
ulaşmış bir isim. Dürüstlüğün en önemli ilkesi olduğunu
söyleyen Özgür; “Dürüst çalışmak ve itibarınızı korumak
mecburiyetindesiniz. İtibar her şeyin üstündedir. Yani ne
kadar para kazanırsanız kazanın, itibarınızı kaybederseniz
kıymeti yok.” açıklamasında bulunuyor. Cemil Özgür’ün röportajını okurken geçmişe doğru bir yolculukta yapacaksınız.
Başarılı bir iş adamının profilinin anlatıldığı röportajımızı
keyifle okuyacağınıza inanıyoruz.
tamamı sayfa
“Öğrencisi, Öğretim Görevlisi, İdari
Kadrosu ve Mezunlarıyla Her Daim Öncü”
Üniversite’de bir marka dediğimiz zaman
akla ilk gelen üniversitelerin başında
ODTÜ gelir. Yıllardır bu marka değerini koruyan ODTÜ bu sayımızın Gençlik bölümünde. ODTÜ Mühendislik
Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölüm
Başkanı Prof. Dr. Ahmet YALÇINER’i
konuk ettiğimiz sayıda İnşaat Mühendisliği Bölümü’nü ve ODTÜ’yü daha
yakından inceleme fırsatı bulduk. Yalçıner, öğrenci profili hakkında şu bilgiyi
verdi; “İnşaat mühendisliği bölümüne
her sene 180 öğrenci kabul edilmektedir.
ODTÜ İnşaat Mühendisliği programına
kayıtlı öğrencilerin %80’i bu programa ilk dört tercihinden birisinde
girmiştir. Bu durum öğrenci profilimizin büyük bölümünün inşaat mühendisi olmayı seçtiğini göstermektedir. Prof. Dr. Ahmet Yalçıner ile bu
sayımızda hem bir çınar niteliğindeki İnşaat Mühendisliği Bölümü’nü
hem de ODTÜ’yü konuştuk.
tamamı sayfa
10
6
Bir Marka’dan, Marka Bir Proje!
STFA İnşaat Grubu, 75 yıldan fazla 24 ülkede, 36 yıldır da Ortadoğu ve
Körfez Bölgesi’nde faaliyetlerini sürdüren başarılı bir marka. STFA’nın
yeni ve iddialı projesi ise Kuveyt’te ilk kez gerçekleştireceği liman projesi.
STFA'nın Kuveyt'te liman inşaatı projesi "Small Boat Harbours"un temel
atma töreni Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, Kuveyt Petrol Bakanı Dr.
Ali Omair ve STFA Üst Yönetiminin katılımıyla gerçekleşti. Kuveyt Oil
Company tarafından ihale edilen, “Small Boat Harbours” projesi, Al Ahmedi
Limanı’nın kapasitesinin genişletilmesini ve Abu Halifa’da yeni bir servis
limanı inşaatını kapsıyor. 490 milyon dolar değerindeki projenin 38 ayda
tamamlanması hedefleniyor. Kuveyt’e yeni bir soluk getirecek bu proje ile
STFA’da başarının kolay kazanılmadığını bir kez daha ispatlamış olacak.
tamamı sayfa
16
Ofis Tasarlarken
Ofis dediğimiz zaman birçok insanın aklına eskilerden kalmış olan görüntüler gelmekte, hatta bazen, benzetmeler yaparken bile aklımızda kalan mekânları da
hatırlayarak dile getirilmekte. Tasarımcılarsa işte burada etkin rol oynuyor. Tasarımcılar tarafından bundan seneler önce yapılan tasarımlar sadece ev üzerine devam
etmekteydi ancak bugünkü anlayış öyle değil... İç Mimar ve Çevre Tasarımcısı Murat Özdamar üretken ve yaşanabilir bir ofis ortamının nasıl olması
gerektiği konusunda bilgilerini sizinle paylaşıyor...
tamamı sayfa
13
2 İGY ’DEN HABERLER
İNTES Genç Yöneticiler Grubu İnşaat Muhasebesi
Semineri düzenledi
İNTES Genç Yöneticiler Grubu -İGY
İNTES, üyelerine ve muhasebe, finansman, insan kayaklarında çalışanlarına
yönelik bir seminer programı düzenledi.
Seminerin konuşmacısı Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
İşletme Bölümü Muhasebe Finansman
Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr.
Hasan Kaval oldu.
Prof. Kaval’ın verdiği bilgilere göre, Yeni
Türk Ticaret Kanunu ile birlikte belirli
büyüklüğü aşan şirketlere Uluslararası
Muhasebe/Finansal Raporlama Standartlarına (UMS/UFRS) göre mali tabloları düzenleme zorunluluğu getirildi.
İşletmeler vergi yükümlülüklerini yerine getirebilmek için eskiden olduğu gibi
defterlerini vergi yasalarına uygun tutarken ve vergi beyannamelerine ek olarak
verilen bilançolarını Tekdüzen Hesap
Planına göre hazırlayıp sunacaklar.
Ancak, Genel Kurullarına sunacakları
mali tabloları Uluslararası Muhasebe/
Finansal Raporlama Standartlarına göre
hazırlamak zorunda olacaklar. İki sistem
arasında fark ortaya çıktı. Buna göre,
vergi yasalarına göre işin tam tamamlan-
ması sonucunda kâr tespit edilip vergisi
tamamlanmadan sonra verilirken, bu
sisteme göre her yıl inşaat kârı hesaplanıp vergi karşılığı ayırmak gerekiyor.
türülmesi ve izleyen yıllarda da bunun
etkilerinin takibi gerekiyor. Bu da inşaat
muhasebesinde oldukça önemli bir sorun oluyor.
Bu durumda yıl içinde vergi yasalarına
göre tutulan kayıtların yıl sonlarında
UMS/UFRS’lere uygun şekle dönüş-
Prof. Kaval, inşaat taahhüt işletmelerinde sorumlu muhasebecilere yönelik olan
bu seminer programında bu düzeltme-
lerin ne şekilde gerçekleştirilebileceğine
dair örnek uygulamaları da aktardı.
Seminere üye firmaların Muhasebe ve
Finans biriminde çalışan personeli katıldı.
İGY Üyeleri Bülent Uğur Ecevit ile Bir Araya Geldi
İNTES Genç Yöneticiler Grubu Ekonomi Bakanı Eski Müsteşar Yardımcısı
Bülent Uğur Ecevit ile bir öğle yemeğinde bir araya geldi.
Genç Yöneticiler Grubu çalışmalarına
büyük destek veren Ecevit’e İGY’nin
yeni döneminde çalışmalara ilişkin
öneriler alındı.
Ecevit İGY tarafından gerçekleştirilen
Hindistan Teknik Müteahhitlik Heyeti
Gezisi, Polonya Teknik Müteahhitlik Heyeti Gezisi ve Umman Teknik Müteahhitlik heyeti gezilerine başkanlık yapmıştı.
Yemeğe İGY Başkanı Burak Çelik,
Başkan Yardımcıları Emrah Yaykıran,
Emre Güray, İGY Üyelerinde Ali Cey-
lan, Asude Öztürk Camadan, İrem Şerefoğlu, Mert Yıldızhan, Murat Güleç,
Seda Öztürk katıldı.
Yemekte Varşova Başticaret Müşaviri
Koray Akgüloğluda bulundu. Akgüloğlu DTM Anlaşmalar Dairesi Başkanlığı döneminde İGY’nin Kosova
- Makedonya, Arnavutluk - Karadağ
gezilerini kapsayan Balkanlar Müteahhitlik Heyeti programının organize
edilmesine ve ziyaret programı sonrasında elde edilen verilerin kitap olarak
basılmasına destek olmuştu. Akgüloğlu
daha sonra Varşova Ticaret Müşaviri
olarak İGY’nin Polonya Müteahhitlik
Heyeti programının organize edilmesini sağlamıştır.
BAŞKAN’ DAN
3
BURAK ÇELİK
İGY Dönem Başkanı
Sevgili okurlar,
Hepimiz 13 Mayıs 2014 tarihinde gerçekleşen Soma’daki Maden Kazası ile sarsıldık.
Olay facia olarak anıldı. Gerçekten de elim
ve acısı tarifsiz bir kaza yaşadık. Telaffuzu
bile çok zor. 301 can kaybı yaşandı. Sayı
ne olursa olsun bana göre her iş kazası bir
faciadır. Çünkü, yitirilen bir insan hayatıdır. Bize göre zaman zaman tek tek yaşanan kazalar haberler arasındaki satırlarda
kalırken geride kalan, aileleri dostlarıdır.
Onlarda çok derin izler bırakacak, unutulmayacak acılardır.
İş kazaları tüm dünyada trajik boyutlara
ulaşmıştır. Özellikle inşaat sektörümüz
çalışma koşulları gereği bu kazaların en
fazla yoğun olarak yaşandığı sektör konumundadır. İnşaat sektörümüz yüzlerce
üretim alanını etkileyen bir sektör olarak
ülke kalkınmasında ve ülke ekonomisinde
kilit öneme sahiptir. Bu nedenle iş kazalarına etkin önlem alınması hayati öneme
sahiptir.
Her yıl binlerce insanın yaşamını yitirmesine ya da sakat kalmasına sebep olan iş kazaları ve meslek hastalıkları, tüm sektörlerin
önemli gündemleri arasındadır. Yaşadıklarımız iş sağlığı ve güvenliği konusunda
daha ciddi adımların atılması gerektiğini
vurgulamaktadır.
İnşaat sektöründe kendine has çalışma
koşulları olmasından dolayı daha fazla iş
kazası yaşanmaktadır.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
tarafından açıklanan verilere göre, iş kazalarının yüzde 34’ü inşaat işlerinde gerçekleşmektedir. Çünkü, sektörün ağır ve
tehlikeli işlerin yoğun olduğu bir işkolu
özelliğinde olması kazaların diğer işkollarına göre daha ağır ve acı sonuçlar doğurmasına sebebiyet vermektedir.
Sektördeki bu zafiyet yaşanan ekonomik,
bilimsel ve teknolojik gelişmelerden yeterince faydalanılmamasından kaynaklanmaktadır. İşverenler maalesef iş sağlığı ve
güvenliği önlemleri için alınacak tedbirler ve güvenlik harcamalarını bir maliyet
azaltma unsuru olarak görmektedirler.
Halbuki, insan ömrü ve yaşam kalitesi
hiçbir maliyet ile ölçülemez.
İş kazası meydana geldikten sonra oluşacak
dolaylı ve dolaysız maliyetler işverenler için
ağır yükler getirmektedir. Bu, maliyetlerin
hesaplanabilir tarafıdır. Manevi maliyetin
ise hesaplanabilmesi mümkün değildir.
İş güvenliği tedbirleri, maliyet unsuru
gözetilmeksizin en yeni teknolojiler kullanılarak alınmalıdır. Her gün gelişen teknoloji, insan hayatını güven içerisine alacak
önlemler sunmaktadır. Öyleyse, gelişen
teknolojiden yararlanarak insan hayatını
koruyacak tüm tedbirler alınmalıdır.
İş kazalarının önlenmesinde etkin bir mevzuat da önemlidir. 2003 yılında 4857 sayılı İş Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ve
kanunu takip eden iş sağlığı ve güvenliği
ile ilgili yönetmeliklerin çıkması ile konu,
etkin bir şekilde takip edilmeye başlamıştır. 2012 yılında iş sağlığı ve güvenliğine
özgü bir Kanun'un çıkması ile konu yasal olarak etkin bir şekilde takip edilmeye
başlanmıştır. Artık, Kanun ile pek çok iş
yerinde risk değerlendirme yapma zorunluluğu getirilmiştir.
Ancak, sadece kanun yapmak, yürürlüğe
almak hiçbir zaman tek başına yeterli değildir. Hem işveren hem de işçi kesiminde
iş güvenliği bilincinin oluşması gereklidir.
Çünkü, güvenli iş yerleri tesis etmek ve
kurallara uymak bir kültürdür. Bu kültür
ve bilinç düzeyi ise ancak eğitim ile tesis
edilebilir.
Mesleki riskleri önceden belirlemek ve
bunların oluşmasını engellemek, iş sağlığı
ve güvenliğinin temel felsefesi olmalıdır.
Bu konuda en etkin sonuç ise eğitim ile
atılabilir.
Yani, işkolumuzda iş kazası ve meslek hastalıklarının önlenmesinde öncelik eğitimde olmalıdır. Bu nedenle bireylerin küçük
yaştan itibaren yaşam sağlığı ve güvenliği
konusunda eğitilerek ve bilinçlendirilerek
yetiştirilmesi gerekmektedir.
İNTES GENÇ YÖNETİCİ
GAZETESİ
Bu bilinç ilkokulda verilen eğitim ile pekiştirilmelidir. Bireyler günlük hayatlarında nelerin güvenli veya güvensiz olduğu
hakkında belli bir fikre sahip olmalıdır.
İşverenler tarafından verilen eğitimlerin
etkin olması için eğitimleri alacak kişinin
belli bir altyapıya sahip olması gerekmektedir. Böylelikle ülkede iş güvenliği kültürü oluşturulabilecektir.
Bugün iş sağlığı ve güvenliğini firma kültürünün, temel değerleri arasına katmış,
son derece ciddi inşaat firmalarımız bulunmaktadır.
İNTES üyesi gibi firmaların dünyada ve
Türkiye’de inşa ettiği eserler arasında iş
sağlığı ve güvenliği önlemlerine ilişkin
sıfır iş kazası örneği teşkil eden örnekler
bulunmaktadır.
Bu uygulamaların tersi örneklere devletimiz tarafından kanun ile son derece ciddi
cezalar getirilmiştir. Bu cezalar sonuna
kadar uygulanmalı, önlem alınmaması
nedeni ile oluşan en ufak bir iş kazası bile
cezasız kalmamalı, bedeli sonuna kadar
ödenmelidir.
Ancak, şu da unutulmamalıdır. Ödüllendirme, yaşamımızın her alanında bizi
motive eden çok önemli bir unsurdur.
Çoğu zaman, kısa vadede eğitim ya da yasal uygulamalar ile elde edemeyeceğimiz
sonuçlar, ödüllendirme mekanizmaları
ile hızla elde edilebilmektedir.
Her olayda suçlu aramaktansa devlet, özel
sektör, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler bir araya gelerek güvenli bir çalışma hayatını tesis edebilmek için somut
adımlar atmalıyız.
Ülkemizde tüm yapılarda güven unsurunun ön planda olması ve kazaların yaşanmaması en büyük dileğimizdir.
Genç Yönetici Gazetemiz’de yine farklı
yazarları ve konuları okuyucularımız ile
buluşturuyoruz. Sektörümüzün duayenlerini ziyaretlere devam ediyoruz. Bu
sayımız için Cemil Özgür Müessesesi
Basım Tarihi: 26.05.2014
Sayı: 36 (Mart-Nisan)
Yıl: 10
ISSN: 1304 - 7183
Bir dünya üniversitesi Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi
İnşaat Mühendisliği Bölümü ise kıymetli
öğretim üyeleri ile ülkemize nitelikli genç
inşaat mühendislerini kazandırmakta.
Hepsi aldıkları eğitim ile gelecekte büyük
eserlerin inşa edilmesine öncülük edecekler. ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölüm
Başkanı Prof Dr. Ahmet Yalçıner bilimsel,
akademik, sosyal ve kültürel yönleri ile
ODTÜ’yü anlattı.
Türk inşaat firmaları dünyada dev eserler üretmeye devam ediyor. Bu kez Genç
Yönetici’de Türkiye’nin önde gelen müteahhitlik firmalarından STFA’nın Kuveyt’teki ilk projesi olan Servis Limanları
İnşaatı projesini anlattık.
Dünyada enerji arz güvenliği en önemli
gündem maddesi olurken Yeşil Binalar
da giderek yaygınlaşmakta. Ülkemizde
de yeşil binalara ilişkin örnekler çoğalmaktadır. ÇEDBİK-Çevre Dostu Yeşil
Binalar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
Duygu Erten yeşil binaların gelecek için
önemini anlattı.
Önümüz yaz. İnşaat sektörü en yoğun
günlerine başlıyor. Ülkemizin kalkınmasına destek olmak, halkımıza istihdam
alanları sağlamak en önemli amacımız.
Sağlıklı ve güvenli şantiyelerimizde çalışmalarımızın hızla sürmesi dileği ile...
İNTES Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası Adına Sahibi:
Celal Koloğlu
Sorumlu Müdür:
H. Necati Ersoy
YÖNETİM YERİ
YAYIN KURULU
ASUDE ÖZTÜRK CAMADAN
BAŞAR GÜVENSOY
BURAK ÇELİK
BURÇİN KARGIN
CAN ADİLOĞLU
CEM ADİLOĞLU
CENK KANAT
ÇİĞDEM KURT
DORUK COŞKUNSU
EBRU ÇELİK CEYLAN
ELİF GÜRAY
Onursal Başkanı Sayın Cemil Özgür’ü
ziyaret ettik. Kendisinin anlattıklarını
hayranlıkla dinledik.
ELİF YAVUZ YAMAN
EMRAH YAYKIRAN
EMRE GÜRAY
ESRA ÖZTÜRK
IŞIL GÜVENSOY
İREM ŞEREFOĞLU
KEMAL CEYLAN
KORAY KARADUMAN
LEYLA NASIROĞLU
MERT YILDIZHAN
MERİÇ AYDENİZ
MEHMET GÖCEN
MURAT GÜLEÇ
NAZLI HÜRMEYDAN
ÖZGÜR HAŞEMOĞLU
SEDA ÖZTÜRK
SELAHATTİN ÖNEN
SELİM AKIN
TUVANA AYDINER
TOLGA KOLOĞLU
UĞUR KOÇOĞLU
4. Cadde 719. Sok. No: 3 Yıldız/Çankaya- Ankara
Tel: 0.312 441 43 50 • Faks: 0.312 441 36 53
www.intes.org.tr • [email protected]
Editör: Aslı Kutlucan Kaptan
Yapım: Gergedan Tanıtım • 0.312 442 75 10 • www.gergedantanitim.com
Sanat Yönetmeni: Levent Kaptan • Grafik Tasarım: Timuçin İpek
Baskı: Tiremat Matbaacılık • Kazım Karabekir Cad. Kültür Çarşısı No:7/7
Altındağ - ANKARA • Tel: 0312 472 39 46
İki ayda bir yerel süreli yayın olarak yayımlanır ve abonelerine ücretsiz olarak gönderilir.
PARA İLE SATILMAZ
Gazetede yayımlanan yazılar, yazarların kişisel görüşü olup hiçbir şekilde İNTES tüzel
kişiliğinin görüşü olarak mütalaa edilmez.
4 KURUM
ÇEDBİK TÜRKİYE’DE “YEŞİL” DÖNÜŞÜMÜN
LİDERİ OLACAK
Yeşil, dünyanın belki de en çok özlem duyduğu renklerin başında geliyor. Bu yüzden de yeşili korumak, yaşatmak
için yapılan her proje de çok değerli ve anlamlı. Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği ‘ÇEDBİK’ de bu düşünceyle
kurulmuş bir dernek. Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği, Türkiye’deki yapı sektörünün sürdürülebilir ilkeler ışığında gelişmesine katkı sağlamak amacıyla kurulmuş. Altı yılda 175 üye pazarın dönümüne öncülük eden ÇEDBİK,
yapı sektörünün sürdürülebilir gelişmesinde öncü bir rol üstleniyor. Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği-ÇEDBİK
Başkanı Duygu Erten’den ÇEDBİK’in çalışmaları, yeşil binaların gelecek için önemi ve yeni projeleri hakkında
bilgi aldık.
leştirdi. Dernek, çevre dostu teknoloji
üreticilerinden bina sahiplerine kadar
bütün bina endüstrisindeki sektörler
için yeşil binalar ana hedefi altında
birleştirici bir rol oynamaktadır. Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği ayrıca
mühendisler, mimarlar, bina sahipleri,
bina yöneticileri ve kamu personeli için
yeşil binalar konusunda bir danışma
merkezi haline gelmeyi hedeflemektedir. ULUSAL YEŞİL Bina sertifikamız
WEB sitemizde açık bilgi platforu olarak paylaşılmaktadır.
Duygu ERTEN
Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği Başkanı
Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği, yeşil
binalar konusunda kar gütmeyen bir sivil hareket ve çatı örgütü olarak 2007’de
kuruldu. Uzun yıllar ABD’de Yeşil Binalar Konseyi üyesiydim. 20 yıl sonra
Türkiye’ye döndüğümde yolum Nihat
Gökyiğit ile kesişti. 23 üye ile çıktığımız
yolda bugün 175 üyemiz var. Biz yeşil
bina yapmanın sadece dünya için değil,
aynı zamanda iyi iş yapış şekli ve karlılık
olduğunu anladığımız için bu yola çıktık. Çok basit ama güçlü bir misyonla
başladık. Türkiye’de yapı sektöründe
yeşil dönüşümünün lideri olmak. Üyelerimizin başarıyla hayata geçirdiği ve
sayıları 400’e yaklaşan yeşil bina projeleri ile misyonumuza sadık kaldığımızı
kanıtladık. İstanbul’dan Gaziantep’e,
Manisa’dan Erzurum’a yapılan bu binalar üyelerimizin 6 yıllık alın teri. Çatısı
altında kurulduğumuz Dünya Yeşil Binalar Konseyi (WGBC)’nin kurulduğunda 32 konsey üyesi varken, bugün
101 ülkede yeşil bina konseyleri var.
Avrupa’daki networkümüz (ERN)’nin
şirket üye sayısı 4500’dür.
Misyonumuz: Yapı sektörünün sürdürülebilir ilkeler ışığında gelişmesine ve
pazarın dönüşümüne öncülük etmek.
Vizyonumuz: Mevcut yapı ve yerleşimlerin sürdürülebilirlik ilkelerine uygun
olarak dönüştürülmüş olduğu, yeni yapı
ve yerleşimlerin bu ilkeler ışığında tasarlanıp uygulandığı bir Türkiye.
Hedeflerimiz: Enerji ve çevre duyarlılığının tasarım ve inşaata yansıtılması
için altyapı oluşturacak ve eko-malzeme
yapımını desteklemek.
CEDBİK olarak ulusal bir çevre dostu bina sertifika sistemi geliştirdik ve
bu sistemin yasal mevzuata geçmesini
sağladık. Dünyada var olan sertifikaları inceleyerek, bu sertifika sistemlerini Türkiye`nin coğrafyası iklimi ve
sismik altyapısına göre adapte ettik.
Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği, bu
çalışmalarını inşaat sektöründeki bütün
paydaşlarla işbirliği içerisinde gerçek-
4. Dönem Yönetim Kurulu olarak bayrağı devr aldığımızda, yeni bir yönetim
dönemine girerken daha modern, daha
çağdaş, yenilikçi ve şeffaf bir yapılanmaya karar verdik ve işe logo değişimi
ile başladık. ÇEDBİK’in yapı sektörünün sürdürülebilir gelişmesindeki lider ve öncü rolü, derneğin dinamik ve
çağa uygun bir sivil toplum kuruluşu
olmasını gerektiriyor. Böyle bir yapılanmanın ışığında ÇEDBİK'in "yüzü"
olan logosu, 21. yüzyıla layık bir şekilde
yenilendi. Yenilenen logosu ve Yönetim Kurulu ile ÇEDBİK, tüm dernek
üyelerinin de desteğiyle yeni dönemde
de yapı sektörünün yeşil dönüşümüne
öncülük etmeye devam edecek. Tasarlanan yeni logo, hem ÇEDBİK’in bir
yapı kurumu olduğunu hatırlatıyor hem
de misyonunu yansıtıyor. İleriye uçup
giderek sonsuz döngüye, dinamizme
ve ileri görüşlülüğe vurgu yapan logo,
bir yandan da yere sağlam oturmuş bir
binanın doğal kaynaklarla nefes alıp verişini simgeliyor. Soyutlanmış bir bina
geometrisinden çıkan yeşil, mavi ve kırmızı renkler bunu simgelemek amacıyla
her oluşumun bir parçası olan üç temel
katmana değiniyor. ÇEDBİK'in logosu
bu şekilde renkleriyle toprak, hava/su,
ateş katmanlarından oluşan dinamik bir
simge olarak tasarlanarak yenilenmiş
oluyor.
Yeşil Binaların hizmet alanları
Hastanelerden, okullara, restoranlara
dükkanlara, show roomlardan otellere
yeşil bina yapmak mümkün.
2007’de ülkemizde yeşil bina yokken
bugün itibariyle 317 LEED sertifika
kayıdı ve 50’nin üzerinde BREEAM
kayıtlı proje var. Bu projelerin 47 tanesi LEED sertifikası aldı. 30 tanesi
Altın, 13 tanesi Gümüş ve 4 tanesi Platin sertifikalı… 270 proje LEED sertifikasını herhangi bir seviyeden almak
için kayıtlı. Bu projelerin 200 tanesi
Yeni İnşaat kategorisinden, 60+ tanesi
Core and Shell, 10 tanesi varolan bina
sertifikası (EBOM); geri kalanlar da
hastaneler, okullar, perakende iç mimari ve bir de LEED V4’e başvuru yapmış
hastane projesi var. BREEAM’de ise 45
proje kayıtlı. Yeni inşaat ağırlıklı olarak
AVM’ler ve BREEAM-In-Use, yani var
olan bina sertifikası alan projeler var.
1 BREEAM Communities kaydı var
ki yeşil yerleşke anlayışının gelişmesi
için bu çok önemli. 1 Mix Use proje
ise DGNB sistemi ile ön sertifikayı
aldı. Yani yaklaşık 400 bina yeşil bina
olduğunu tescil etmeye çalışıyor ve
sertifika başvurusu olmadan yapılan
birçok yeşil bina var.
Sektörde işgücü sayısı yetersiz
Ülkemizde özellikle enerji simülasyonu,
işletmeye alma gibi konularda uzman
eksiğimiz büyüktür. Akredite profesyonel olmak zor olmasa da, uluslararası
yeşil bina sertifikalarının akredite profesyonelleri olmak çok iyi derecede İngilizce bilmeyi gerektirdiğinden, henüz
sektörde istenilen sayılara ulaşılamadı.
Enerji tasarrufu binalar sürdürülebilir gelecek için kritik rol oynuyor
Ülkemizde enerjinin yaklaşık yarısını
mevcut binalar tüketiyor. Bundan sonra
binaları enerji ve su tasarruflu yapsak
bile, mevcut binaları dönüştürmezsek
bu çabalar denizde damla kadar kalıyor.
İşte tam da bu noktada yeşil bina kavramı ortaya çıkıyor. Yeşil bina, ekolojik
doğaya dost bina demek. Belli standartlara uygun tasarım ve inşaat yaparak
sertifikalanmakta olan yeşil binalar yapı
sektöründe daha değerli, doğaya saygılı,
ekolojik, konforlu ve enerji tüketimini
azaltan binalar olarak yeni bir yönelim
ve sektör ortaya çıkardılar.
KURUM
Bugün geldiğimiz noktada, mevcut yapı
stokundan kaynaklanan sorunlara en
genel anlamıyla baktığımızda şunu görüyoruz; karbondioksit gazının dünyadaki salımının %50’si, su kullanımının
yaklaşık %12’si, atıkların %65’i ve enerji tüketiminin %40’ı mevcut yapılardan
kaynaklanıyor.
Benzer bir şekilde Türkiye’de tüketilen
toplam elektriğin %25’i konutlarda kullanılıyor. Konutlarda tüketilen elektriğin yaklaşık %20‘si aydınlatma amaçlı
kullanıma ait. Bu rakamlar gayrimenkul
yatırım sektörünün ciddi biçimde iklim
değişikliği ve enerji verimliliği konularında mücadele etmesi gerekliliğini
gündeme getiriyor.
Eski binaların yıkılıp enerji etkin binaların yenilerinin inşa edilmesi yerine, mevcut binaların iyileştirilmesinin
çok daha mantıklı ve hesaplı olduğunu
çatısı altında kurulduğumuz Dünya Yeşil Binalar Konseyleri’nin paylaştığı iyi
örneklerle görüyoruz… ÇEDBİK-2.
Zirvesinde TAPAI 101 binasının bina
yöneticisini davet ettik. Kendisi dünyanın ilk LEED+EBOM alan en yüksek
binasını yönetiyordu. Ortaya koyduğu rakamlar tasarruf potansiyelini tüm
açıklığıyla ortaya koydu.
Mevcut binalarda sadece ısıtma verimliliğini artıracak uygulamalar sayesinde, enerji tasarrufunda yüzde 25’lik
bir iyileşme sağlanabilir. Bu iyileşme
rakamı, enerji konusunda yılda yaklaşık
5-6 milyar dolarlık tasarruf sağlayabilir.
Bu yüzden özellikle enerji verimliliği
uygulamalarının, gerek çevresel gerek
toplumsal gerekse ekonomik açıdan sürdürülebilir bir gelecek için çok kritik
olduğunu düşünüyoruz. Mevcut ya da
yeni yapılacak olan yapılarda yeşil bina
oluşumu için belli kriterlerin sağlanmasına yönelik en önemli sertifikasyon
sistemlerinden biri olan LEED, BREEAM, HQE, DGNB gibi sertifika sistemleri yeşil dönüşüm için önemli bir
araç görevi üstleniyor. Üyelerimizden
GAMA Holding’in Ankara’daki merkez
binası ilk LEED-GOLD sertifika alan
varolan bina oldu. İşveren, bu sayede
holding merkezinde hem bir bilinç
oluşturduğunu hem de fiziksel koşulların revizyonuyla çeşitli noktalarda tasarruf sağladığını aktardı. Yine Boğaziçi
Üniversitesi’nde HAMLIN HALL yeşil
iyileştirme yaparak LEED-GOLD aldı
ve binada yüksek tasarruflu su armatürleri ve sıhhi tesisat seçilerek, su tüketiminde %40, enerji verimliliğinde
%30’un üzerinde kazanç sağlandı.
Yeşil Binalar konusunda ÇEDBİK
önemli başvuru kaynağı oldu
Ekonomi Bakanlığı, Teknik Müşavirlik
ve Müteahhitlik firmalarımızın yurt dışı
piyasalarındaki genel durumu ve yeşil
binalar hakkında bilgi edinmek için
yurt içinde bir “Yeşil Binalar ve Ulus-
5
lararası Hizmet Ticareti Anketi” hazırlamıştır. Sonuçlarını paylaşmak için ilgili
teknik müşavirlik firmalarının ve diğer
ilgili kuruluşların katılımıyla 17 Nisan
2014 tarihinde yine aynı Bakanlıkça
bir seminer düzenlenmiştir. Bunun
sonucunda bir sonuç bildirgesi yayınlamıştır. Bu bildirge “ÇEDBİK” olarak
ülkemizde yeşil binalar konusunda lider
sivil toplum kuruluşu olduğumuzu bir
kez daha ortaya koyan sonuçları paylaşmıştır. Bu sonuç dökümanı ile ilgili
Ekonomi Bakanlığınca aşağıdaki açıklamalar yapılmıştır.
“Katılımcıların, yeşil binalar hakkında sırasıyla en çok internet, dergiler ve
akademik kaynaklardan faydalandığı
kaydedilmiştir. Bu kaynakların ardından gelen Çevre Dostu Yeşil Binalar
Derneği’nin (ÇEDBİK), sektördeki
takip edilirlik düzeyinin ciddi boyutlara (%32,4) ulaşması dikkat çekicidir.
Veriler, yeşil binalar hakkında sektöre
ve diğer ilgili çevrelere bilgi ve rehberlik sağlamak bakımından özel sektörün daha ön planda olduğuna, kamu
kuruluşlarının ise maalesef sektörün
gerisinde kaldığına işaret etmektedir.
Bu sonuçlara paralel olarak, katılımcılar
tarafından yapılan ilave yorumlarda da
en çok yeşil bina konseylerine (World
Green Building Council, US Green Building, Green Building Council-Russia)
ve yeşil bina konseyleriyle bağlantılı firmalara ve LEED yeşil bina sertifikası
gibi unsurlara atıfta bulunulmuştur.
Örneğin, Rusya’da faaliyet gösteren
bazı firmalarımızın, Green Building
Council-Russia üyeliği kanalıyla ülkedeki yeşil bina alanındaki gelişmeleri
takip ettiği tahmin edilmektedir. Katılımcılar tarafından ayrıca İngiliz yeşil
bina sertifikası BREEAM ile Alman
yeşil bina sertifikası DGNB’ye atıfta
bulunulmaktadır.”
Üyesi olduğumuz World Green Building Council (WGBC) ve uluslararası
network’ümüzden aldığımızgüç ve bilgi
birikimimizle ülkemizde son yedi yılda
bilinçlendirme ve bilgiyi yayma anlamında gözle görülür yol kat ettik.
Ama asıl görevlerimiz şimdi başlıyor.
Bilginin hayata geçirilmesi, tabana yayılması, adil ve yerel ekonomiyi destekleyecek çözümlere ulaşılması için
daha stratejik çalışmamız gereken bir
döneme giriyoruz. Bu ay sonu itibariyle
10 komitemizin üyeleri tekrar seçilecek
ve aktif olarak çalışmaya başlayacak. Ülkemizde 5000’in üzerinde profesyonele
ve akademik çevrelere yeşil binalar ile
ilgili eğitimler verdik.
ABD’de yeşil binalara yüzlerce teşvik
var
Çevre dostu binalar konusunda teşviklerin en yaygın ve çeşitli olduğu ülke
olan ABD’de bu konuda araştırmalar
yapılmıştır. Ulusal Ticari Bina araştırmaları örgütü olan The National Association of Industrial and Office Properties
(NAIOP)’un yaptığı bir çalışmaya göre,
Amerika Birleşik Devletleri’nde bu
konuda her eyalette farklı olmak üzere
yüzlerce teşvik programı bulunmakta
ve halen uygulanmaktadır. Bunların
en yaygın olanları:
1.Bürokratik işlemlerde (ruhsat,
onay, izin) öncelik/harçlarda indirim
Bu kapsama giren destekler, daha çok
yapı ruhsatı alınması, oturma izni çıkarılması vb. bürokratik işlemlerde yeşil
binaların öncelikli olarak değerlendirilmesi ya da bu işlemler için alınan
ücretlerin yeşil binalar için azaltılması şeklindedir. Los Angeles şehrinde
LEED sertifikasına aday projeler bunu
belgelendirdiği takdirde, projeden projeye değişmekle beraber 15 gün gibi kısa
sürelerde yapı ruhsatı alabiliyorlar.
Ülkemizde bu binaların inşasının yaygınlaşması sertifika seviyesine göre yapı
ruhsatı almak için ödenecek harçlarda
da indirimler olmaktadır. Yine California eyaletinde çeşitli şehirlerde yürürlükte olan uygulamalara göre yeşil
binalara %10’a yakın oranlarda harç
indirimleri yapılmaktadır.
2.Alınan sertifika seviyesine göre belirlenen vergi, genel gider indirimleri
Bu kapsamda destekler çeşitli eyalet
ve şehir yetkili kurumları tarafından
belirlenen LEED sertifikası seviyesine
göre bina sahiplerinin/kullanıcılarının
ödemesi gereken vergilerin ve/veya binanın enerji ve su tüketim bedellerinin
azaltılması şeklinde olmaktadır.
Cincinnati kentinde LEED sertifikasını
hedefleyen ve bunu belgeleyen projeler
hedefledikleri sertifika seviyesine göre
gayrimenkul vergilerinde indirim almaktadır. New York ve Virginia eyaletlerinde yine buna benzer uygulamalar
vardır.
3.Yüksek emsal izinleri
Bu desteğin öngörüldüğü şehirlerde yeşil olması tasarlanan binalar, belirlenen
hedefleri yakalamayı taahhüt ederse,
normalde izin verilen emsallerin üzerinde yapılaşma hakkı verilmektedir
(Green Density Bonus).
Seattle kentine uygulanan teşvik programına göre, en az LEED Silver seviyesinde bir sertifika hedefleyen yeşil binalara
kapsamlarına göre normalden yüksek
“density bonus” yani emsal izni verilmektedir. Virginia eyaletinde de LEED
sertifikasını hedefleyen projelere green
building density bonus uygulaması
vardır.
4.Hibe ve düşük faizli krediler, parasal destekler
Portland kentinde uygulanan teşvik
programına göre yeşil binalara özelliklerine göre 225.000 dolara kadar varan
meblağlarda hibeler ve yine Oregon eyaletinde çeşitli kentlerde yeşil binalara
düşük faizli krediler verilmektedir.
Chicago kenti genelinde yeşil çatılar vb.
uygulamalara çeşitli hibe kredileri ve
finans olanakları sağlanmaktadır. New
York eyaletinde enerji verimli ve yeşil
binalara 1999’dan beri 92 milyon doların üzerinde teşvik ve hibe kredileri
verilmiştir.
Burada not edilmesi gereken önemli
konu; yukarıda bahsedilenler ve bunlar
haricinde kalan öteki bütün teşviklerde
taahhüt edilen yeşil bina ölçütlerinin
yerine getirilmesi esastır. Bunda olacak
herhangi bir yetersizlik ve sapma durumunda riske atılamayacak ciddi cezalar
öngörülmektedir. Bu sayede sistemin
güvenilirliği korunmakta, bu teşvikleri gerçekten bu işi isteyen ve yapacak
projelerin hedeflemesi sağlanmaktadır.
Örnek Belediyeler
BURSA-NİLÜFER ve GAZIANTEP
Belediyesi tarafından yürütülen çalışmalar bu konuda önemi örnek oluşturmaktadır.
Bursa`nın en gelişmiş ilçesi olan
Nilüfer’de 50 dairenin üzerindeki sitelerde bahçe sulamasında kullanılmak
üzere yağmur sularını depolama şartı,
3 dairenin üzerindeki apartmanlarda da
bahçe ve ortak aydınlatma için güneş
enerjisi kurma şartı getirildi.
100 bin konutun bulunduğu ve planlı yapılaşmayla örnek olan Nilüfer’de,
belediye meclisi önemli bir çalışmaya
imza attı. Belediye, 3 dairenin üstünde
ruhsat alacak işyeri ve konutların ortak kullanım alanlarında güneş enerjisi
kullanılmasını, 50 dairenin üzerindeki
sitelerde yağmur sularının depolarda
toplanarak bahçe sulamada kullanılması
mecburiyeti getirdi.
Meclis üyeleri: "Standartları yükseltmek
güzel bir karar. Zorunluluk yerine teşvik
getirelim. İmar harcında, su harcında
indirim yaparak teşvik edelim." dediler.
Gaziantep Belediyesi’nin gerçekleştirdiği
Ekolojik Kent Projesi, İklim Eylem Planı ve daha birçok başarılı projeye imza
atıyor. Kırsal alanın karakterini koruyan
ve güçlendiren, çağdaş, öncü ve örnek
bir kent planlaması Gaziantep Büyükşehir Belediyesi'nin yaptığı ve Türkiye’de
ilk olarak Gaziantep’te hayata geçirilen
“Ekolojik Kent”in çevreye katkılarının
yanında sunacağı imkanların ve yaratacağı fırsatların yanısıra, ekolojik kentin
önemi ve bu alanda yenilenebilir enerji
kaynaklarının kullanımı, doğal yapıya
zarar vermeyen yüksek yalıtım değerine
sahip binaların yapımındaki teşvik ve
destekler de hazırlanıyor.
6 DUAYEN
“MÜTEAHHİTLİK MESLEĞİNİ SÜRDÜRÜNÜZ
AMA DÜRÜSTLÜK EN ÖNEMLİ İLKENİZ OLSUN”
Bu sayımızda Duayen Köşemiz’de yaptıklarıyla bir ekol olan Cemil Özgür’ü konuk ettik. Cemil Özgür İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. Onursal Başkanı olan Özgür, 1946 yılında 19 yaşındayken iş hayatıyla tanışmış. Cemil Özgür,
basamakları sırayla ve sabırla tırmanırken, zorluklarla yılmadan mücadele etmiş. Genç Yöneticiler’e önemli tavsiyelerde bulunan Özgür şunları söyledi; “Her zaman dürüstlük ön planda oldu benim için. 10 defa vergi rekortmenleri
arasına girdim. 2003 yılında “Üstün Hizmet Ödülü” aldım. Sizlere de en önemli tavsiyem müteahhitlik mesleğini
sürdürünüz ama dürüstlük en önemli ilkeniz olsun, ikincisi de hiç kimseye taviz vermeyeceksiniz. Bir taviz verirseniz
arkası gelir, onu kapatamazsınız.” Cemil Özgür ile gerçekleştirdiğimiz röportajımızda sadece bir duayenin başarılarla
dolu olan hayatını değil, aynı zamanda nasıl duayen olunduğunu da öğreneceksiniz.
Meslek yaşamınıza nasıl başladığınızı
anlatabilir misiniz?
1927 doğumluyum. 1946 yılında bir
akrabamın sineması vardı, ayın zamanda müteahhitlik yapıyordu. Sinemada
da gişe memurluğu yapıyordum. Gişe
memurluğu yaparken Diyarbakır’ın
önde gelen aileleri için ön sıralardan
yer ayırırdım. Arta kalan koltukları da
Diyarbakır’ın bekarlarına satardık.
Orada çalışırken herkes ile diyalogum
iyi olmuştu dolayısıyla Diyarbakır halkı
beni çok sevdi. Bir gün Belediye Fen
İşleri Müdürü geldi, “Cemil Bey, gel
seni müteahhit yapalım” dedi, ben de
“Efendim, ben burada ayda 30 liraya
çalışıyorum. Benim param yok ki müteahhitlik yapayım” dedim. “Yahu, herkes
seni seviyor, fazla bir zorluğu yok. İşi
alırsın yaparsın, tamamladıktan sonra
paranı alırsın, gider borçlarını ödersin.
Herkes seni seviyor iş verirler” dedi.
Kafama yatmadı. Üç dört ay geçtikten
sonra Allah razı olsun, benden vazgeçmedi, gene geldi beni zorladı. “Burada
oturarak maaşla bir yere varamazsın, gel
sana müteahhitlik işi verelim” dedi. Patrona durumu anlattım, iznini istedim
ne düşündüğünü sordum, patron da
bana; “Akşam sinemada, gişede kalmak
kaydıyla gündüzleri istediğini yap, karışmam” dedi. Böylece gündüz inşaat
işine başlarken, geceleri de sinemada
gişe memurluğunu devam ettirdim. 346
liralık bir işle inşaat işine başladım.
Bu işi aldıktan sonra aynı şekilde işler
almaya devam ettiniz mi?
Evet işlerin devamı büyüyerek gelmeye
başladı. 500 lira, 800 lira, 1.000 lira,
5.000 lira, en son 30 bin liralık bir iş
üstlendim. 1950 yılında Demokrat
Parti’nin iktidara gelmesi ile İller Bankası tarafından Şehir ve Kasabalarda
İçme Suyu İhaleleri çıkmaya başladı.
Bu işlerden birisi de Muş İli’nin Varto
Kasabası’nın 51.000 TL keşif bedelli
içme suyu işi idi. Bu işi aldıktan sonra
Bulanık ve Malazgirt’in içme suyu işlerini üstlendim.
O zamanlarda Türkiye’de boru yapılmıyordu. İçme suyu işlerinde müteahhitlere boruları İller Bankası yurt dışından
ithal edip veriyor, İstanbul’da teslim
ediyordu. Ve biz de oradan deniz yoluyla Trabzon’a, Trabzon’dan Erzurum’a,
Erzurum’dan Varto’ya, Van’a getiriyorduk. Tabi o zamanlar şartlar çok ağırdı.
Özellikle kış şartları çok çetindi. Mevsim dona çekti mi kamyonların geçebilmesi için beklerdiniz. Çimento taşıyan
kamyonların şoför mahallinde koltuk
yoktu, oturma yerinde arkasında sırtımızı yaslayabileceğimiz bir kalas vardı.
Bütün kamyonlar böyle idi. Yol şartları
çok zordu. Kamyonlar yollarda yapılan
servis yollarından gidiyordu. Karşıdan
gelen boş kamyonlara rastlayınca boş
kamyonlar geri giderek 3-4 km uygun
yerlerde yapılan ceplere girer, dolu kamyonlara yol verirdi. Türkiye’nin yokluk
günleri idi. Amele yevmiyesi 2,5 liraydı.
Ayda 60-70 lira adamın eline para geçince 50 defa dua ediyordu size.
Türkiye’nin zor yıllardan geçtiği bir
dönemde müteahhitliği öğrenmişsiniz.
Evet, biz yokluğu iyi öğrendik. Mesela Diyarbakır’da 1946’da, ekmek
karneyleydi. Size verdikleri büyük ekmek yarım ekmek. Ekmeğe o zaman
DUAYEN
katık da yok. Şimdiki gibi bolluk yok
Türkiye'de. 10 tane ayakkabı mağazası
göremezdiniz. Sümerbank’tan ayakkabıyı alırdınız. Bir iki tane ayakkabı mağazaları olurdu, onlar da ikinci, üçüncü
sınıf ayakkabılar. Memurlar da, halk da
Sümerbank’tan ayakkabısını alırlardı.
Mesela, şekerin kilosu halka 5 lira idi,
memurlara 150 kuruştu. Biz iki arkadaş
lokantaya giderdik, yemek yerdik, ödediğimiz hesap 9 - 10 kuruş idi.
Peki, bu kadar zorlukları görmüş biri
olarak bugünü ve geçmişi iş yapmak
açısından kıyaslayabilir misiniz?
O zaman şartlar çok ağırdı, imkânlar
yoktu. Türkiye'de makine yoktu.
1960’tan sonra iş makinaları gelmeye
başladı.
Örneğin sözünü ettiğim içme suyu
işinde Varto’nun bütün şebekesini kazdık, boru gelmedi. İller Bankası boruları yetiştiremedi ancak
Ekim ayında boruyu verdiler. Biz
de Erzurum’a kadar getirebildik.
Erzurum’dan sonrası kaldı. İş bahara
kalırsa arazi sulak olduğu için kanalların hepsi dolar. Mecburen boruyu
getirip yapmak zorundasınız.
Don mevsimi oldu, 7 kamyon boru
yükledik Varto’ya gitsin diye. Sabahleyin telgraf geldi, şoför; “Efendim, kar
yağdı, Hınıs’a kadar ben geldim, diğer
arkadaşlar kamyonları boşaltıp geri
döndüler” demişti.
İnşaatta yarım asırlık bir geçmişiniz
var. İlk günden bugüne en çok nelere
özen gösterdiniz?
Bu işin temelinde dürüstlük vardır. Eğer
dürüst davranırsanız başarılı olmamak
için hiçbir neden yok. Örneğin yaptığım işlerde hiç geçici kabulde eksik
çıkmaz. İşi tam yaparım. Eğer kötü
yapılmışsa bozarım, yıkarım, yeniden
döktürürüm.
İşe başlarken de şantiye şefi ile kontrol şefini yan yana getiririm, ikisine de
yemin ettiririm. Teknik ayrıntılardan
fedakârlık yapamayacaklarını belirtirim. Çünkü yaptığımız işleri ülkemiz
insanı için yapıyoruz, başka yere değil.
Kaliteden fedakârlık yaparsanız mutlaka bir gün aksilik çıkar ortaya ve o
aksilikten mahcup olursunuz. İdareler
nezdinde de itibarınızı kaybedersiniz.
Eğer bu sektörde yol alacaksanız, başarılı olmak için idarelerle münasebetiniz
de çok iyi olacak. Kavgayı, sürtüşmeyi
bir tarafa bırakacaksınız. Ve işin kalitesinden fedakârlık etmezseniz her zaman
üstünsünüz. Her zaman layığı veçhile
teşvik edilirsiniz.
Meslek yaşamınızda en çok hafızanızda kalan proje hangisiydi?
Viranşehir’den Cizre’ye kadar Güney
Petek yolunu yapıyorduk. Orada da hırsızlık vakaları vardı maalesef. Bir gün
7
şantiyemizi soydular. Bayram arifesi idi.
Ücretler ödensin diye şantiyeye para
gönderdik. Muhasebeciler parayı Diyarbakır’daki bankadan aldılar. Banka
müdürü bu saatte para Mardin’e gitmez
diye uyardı. Banka müdürü yarın sabah
alın götürün, diyor. Ama muhasebeciler
ısrar ediyor. Parayı şantiyeye götürüyorlar. Bekçide hırsızlarla beraber çalışıyormuş. Para geldiğinde haber veriyor, 7-8
kişi geliyorlar, daha masanın üstünde
iken para 5 kuruş dağıtılmadan 38 bin
lirayı alıp gidiyorlar.
İkinci sıkıntılı işimiz de Tunceli’de
oldu. Tunceli Barajı’nı yapıyoruz. Baraj Tunceli’ye 18 kilometre mesafede
bir köprü var, köprünün yanında da
karakol var. Tunceli’de DSİ’nin misafirhanesinde kalıyorduk. Tunceli’ye
girerken polis, jandarma ekipleri “Nasıl
geldiniz?” Yolda bir şey yok muydu?”
diye ısrarla soruyorlar. “Yolda bir şey
olsaydı gelemezdik buraya” dedik. O
dönemler terör olayları çok fazla idi.
Meğer bizden de şüphelenmişler.
Orada işler zordu. Tunceli’de şantiye
şefi ve kalfa ile gezerken oralı olan bir
şoför mektup getirdi bana. “Nedir bu,
kim?” dedim, “Dağdakiler verdi” dedi.
Hemen kolundan tuttum, muhasebeye
götürdüm, “Bunun hesabını kes” dedim. Biz işimizden taviz vermedik. İşi
bitirdik ama kamyonlarımızı yaktılar.
Şantiyede asker olmasına rağmen, bunlar başımıza geldi.
Van’da da iş yaptım. Orada da güvenlik
açısından zor günler yaşadım.
Türk müteahhitlik sektörünün bugün
için en temel sorunları nelerdir?
Müteahhitlik sektörünün en büyük temel sorunu Kamu İhale Mevzuatından
kaynaklanmakta. Kanundaki boşluklar
nedeni ile büyük tenzilatlarla işler alınabiliniyor. Bence 2886 sayılı mevzuat
daha iyi idi. Ayrıca bir de iş deneyim
belgeleri hususu var. Bir işten çok sayıda
kişi deneyim belgesi alıp, ihalelere girebiliyor. İş alabilmek için düşük bedeller
ile teklif veriyor, o yüzden bizim gibi
müteahhitler iş alamıyor.
Eskiden yarış daha azdı. Demokrat
Parti'nin iktidara geldiği zamanda müteahhit fazla yoktu, parmakla sayılırdı.
Özellikle DSİ müteahhidi olmak çok
zordu ve kolay bir şey değildi ama şimdi
bir ihaleye 50-60 tane firma rahatlıkla
girip o ihaleden dosya alabiliyor. Eski
devrilerde ödenek almak da daha kolaydı.
Dünyada Türk müteahhitlerinin yaptıkları işleri takip ediyor musunuz?
Evet dünyada Türkler çok iyi iş yaptılar. Son yıllarda yapılan işlerin tutarları milyar dolarlara ulaştı. Türklerin
Daha gencim 23-24 yaşında bunlarla nasıl uğraşacaksınız. Yani çok zor.
Hiçbir yakınım yoktu. Doğrusunu
söylemek lazımsa, para olmazdı, peynir
ekmekle idare ederdik. Erzurum’dasın,
parayı harcadın mı iki gün sonra para
biterdi, kimden para isteyeceksiniz.
Ama tüm zorluklara rağmen işleri
dürüstçe yaptık, hiçbir fedakârlıktan
kaçmadık. Adamları beklettim borular
geldi, boruları karlar içinde döşedik. İki
senede işi tüm zorluklara rağmen bitirdik. İş gerçekten zordu o zamanın teknolojisi ile zemin bir kayalıkta boruları
döşemek güçtü. Ancak başka bir zorlukta yokluk nedeni ile hırsızlığın çok
olması idi. Mesela malzemeler yok oluyordu. Çalıştırdığın adama soruyorsun:
“Ne oldu malzemelere, vallahi bilmiyorum” derdi, bir şey diyemiyorsun. Ama
her yer böyle değildi. Ekonomik durum
çok önemli. 1956’da da Karacabey ve
Yenişehir şubelerini aldım. Karacabey’e
gittim, esnaftan bekçi istiyorum, “Bekçiyi ne yapacaksın”, dediler ki: “Burası
Karacabey, altını tenekeye koy, herkes
görsün, sabahleyin gel say bir tane eksilmez.” Burada hırsızlık vakaları yoktur. Yani burada da sonsuz güven vardı.
Gerçekten ekonomik durumu iyi olan
şehirlerde, kasabalarda hırsızlık vakası
olmuyordu.
Cemil ÖZGÜR
Cemil Özgür İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. Onursal Başkanı
8 DUAYEN
müteahhitlik sektörüne yabancı ülkelerde gösterdikleri başarı şayana takdirdir.
Bu başarı işi iyi bilmemiz, bir de pratik
çözümler bulmamızdan kaynaklanıyor.
Ama şimdi maalesef Türk inşaatçıları
dünyada en kuvvetli oldukları pazarı, Libya’yı kaybettiler. Ülkedeki yeni
yönetim nedeni ile bu saatten sonra
Libya’da taşeronluk yapılabilir. Libya zaten demokratik bir ülke değildi. Petrolü
bol zengin bir ülke idi. Yabancı ülkeler
de bu kaynaklardan istifade edelim diye
mahvettiler ülkeyi. Yoksa öyle kalsaydı
daha iyi idi işin açıkçası. Ama Libya’yı
da kale olarak almamak gerekli. Müteahhitlerimiz daha farklı bölgelerde,
Kuzey Afrika, Sahra Altı gibi ülkelerde
büyük işler yapıyorlar. Bu pazarlarda
kalıcı olmak önemli.
Günlük yaşantınız nasıl gidiyor, hâlâ
ofise, şirkete geliyorsunuz, işlerinizi
takip ediyorsunuz.
İNTES’in 2011 yılı Şubat ayında gerçekleşen 157.Geleneksel Toplantısı’nda
bir veda konuşması yaptım. O tarihten
beri de şirket işleri ile aktif olarak çocuklarım ilgileniyorlar, ben arada bir şirke-
te geliyorum. Bir şey sorarlarsa
cevap veriyorum, sormazlarsa
hiç karışmıyorum. Sağ olsunlar
onlar da hala bana danışırlar.
Günlük yaşantımda çok boş zamanım da olmuyor. Anılarımı
yazıyorum. Ben anlatıyorum,
çocuklar kaleme alıyor. Bu sene
bitirmeyi istiyorum.
Genç Yöneticilere tavsiyeleriniz nelerdir?
2004 yılında Türkiye genelinde
Gelir Vergisi Mükellefi olarak
Vergi Rekortmeni oldum.
Her zaman dürüstlük ön planda oldu benim için. 10 defa
vergi rekortmenleri arasına
girdim. 2006 yılında Türkiye
Büyük Millet Meclisi’den “Üstün Hizmet Ödülü” aldım.
Sizlere de en önemli tavsiyem
müteahhitlik mesleğini sürdürünüz ama
dürüstlük en önemli ilkeniz olsun, ikincisi
de hiç kimseye taviz vermeyeceksiniz. Bir
taviz verirseniz arkası gelir, onu kapatamazsınız.
Her şeyden önce yaptığınız işin mükemmel olması lazım. Teknikten fedakârlık
etmeyeceksiniz. Teknikten fedakârlık
yaparsanız kazanmak için veya zararı
azaltmak için, hiçbir faydası yok. Hem
itibarınızı kaybediyorsunuz hem de o
işler kötü oluyor. Dürüst çalışmak ve
itibarınızı korumak mecburiyetindesiniz. İtibar her şeyin üstündedir. Yani
ne kadar para kazanırsanız kazanın,
itibarınızı kaybederseniz kıymeti yok.
Bizi kabul ettiğiniz için teşekkür
ederiz.
ANALİZ
9
TÜRKİYE’DE SANAYİSİZLEŞME OLGUSU
Sanayisizleşme olgusu, ülkelerin ekonomik gelişim süreçlerinde; üretim yapılarında ortaya çıkan ani bir değişimle,
ekonomik gelişmenin doğal seyri olan tarımdan sanayiye, sanayiden hizmetlere doğru gelişme zincirinin bozulması ve
sanayi sektörünün toplam hasıla içindeki payının ve sanayi sektöründeki istihdamın toplam istihdam içerisindeki payının gittikçe azalması şeklinde açıklanmaktadır.
Funda Mert
Hitit Üniversitesi, Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Yüksek Lisans Mezunu
Sanayisizleşme olgusu, ülkelerin ekonomik gelişim süreçlerinde; üretim yapılarında ortaya çıkan ani bir değişimle,
ekonomik gelişmenin doğal seyri olan
tarımdan sanayiye, sanayiden hizmetlere doğru gelişme zincirinin bozulması ve sanayi sektörünün toplam hasıla
içindeki payının ve sanayi sektöründeki
istihdamın toplam istihdam içerisindeki
payının gittikçe azalması şeklinde açıklanmaktadır.
Gelişmiş ülke ekonomilerinde milli gelir
içerisinde hizmet sektörünün payının
daha hızlı artması beklenen doğal bir
durumdur. Oysa günümüzde özellikle
gelişmekte olan ülkelerde sanayi kesiminde çalışanların toplam çalışanlar içindeki payı sürekli azalmaktadır. Yüksek
verimlilik sağlayan hizmet sektörü her
ne kadar ülkeler için kârlı gözükse de,
Türkiye gibi büyük işgücüne sahip ülkelerde, hizmet sektörünün bu işgücünün
tamamını absorbe etmesi gerçekleşmez.
Diğer taraftan Türkiye gibi gelişmekte
olan ülkelerin sürdürülebilir büyümeyi
devam ettirebilmesi için üretim yapmaları bir zorunluluktur. Bu yüzden, bu
makalede sektörlerin büyüklükleri ve
paylarının değişimi temel göstergelerle
incelenmiş, bu değişimlerin istihdam yapısı ve Gayri Safi Yurtiçi Hasıla içindeki
paylar üzerindeki etkisi üzerinde durulmuştur. Ayrıca orta gelir tuzağı yaklaşımının sanayi sektörü üzerine yansımaları
incelenmiştir. Son kısımda ise ulaşılan
sonuç ve önerilere yer verilmiştir.
dır. Söz konusu ülkelerde
istihdamın ve milli gelirin
sektörel dağılımı açısından,
hizmet sektörünün üstünlüğü de göze çarpmaktadır.
Sanayisizleşme olarak adlandırılan bu süreç Grafik
1’den takip edileceği üzere
Türkiye açısından da ciddi
bir tehdit olarak görülmektedir.
Sanayi sektörünün GSYİH
içindeki payında küçük
iniş çıkışlar yaşanmakla birlikte 2010 yılında
yüksek bir paya sahip değildir. 1980
yılında sanayinin GSYİH içindeki payı
%26,5’tir. Bu oran 1980-1990 döneminde yaklaşık olarak %8 puan artış gösterdikten sonra neredeyse sabit bir düzeyde
günümüze kadar gelmiştir. Günümüzde
ise bu oran %26-27 bandında seyretmektedir. Sektörel yapıdaki değişimler
incelendiğinde, en önemli değişimlerin
hizmet sektöründe gerçekleştiği görülmektedir.
tüketiciler ithal mallarına yönelip, yerli üretici de üretim
sürecinden çekilmektedir.
Dolayısıyla kısa vadeli sermaye
akımlarının ülkemize yönelik
olarak hızlanmış olması da ülkemizdeki sanayisizleşmenin
en önemli belirleyicileri arasındadır.
sürecinin varlığına işaret etmektedir. Sanayisizleşme sürecinin ana nedeninin ise,
sanayinin niteliğinin düşük teknolojili
olmasından kaynaklandığı ileri sürülmektedir. Türkiye ihracatının 2010 yılı
itibariyle teknolojik dağılımına baktığımızda yüksek teknolojili ürün grubu %5
düzeyinde olması bu durumu doğrular
niteliktedir.
Türkiye’nin sektörel yapısına bakıldığında
Türkiye’nin sanayisizleşme tuzağına doğru hızla yol kattettiği görülmektedir. SaSöz konusu yapısal değişim istihdamın nayisizleşme tuzağına doğru ilerlemenin
sektörel yapısında da kendini gösterbaşlıca nedeni
ise, Gümrük
Grafik 2: Türkiye Sektörlerin Toplam İstihdam İçindeki Payı
Birliği Anlaşmasıyla rekabet gücünü
gittikçe kaybeden sanayi
üretiminin
yüksek teknolojili ve
katma değer
Kaynak: Dünya Bankası, http: //data. worldbank. org/
verilerinden hareketle çizilmiştir.
üreten bir
yapıya kavuşTürkiye’de Sanayisizleşme Olgusu
turulamamış
Yakın zamana kadar sanayileşme ve mektedir. 1980 yılında, istihdam edilen olmasıdır. Diğer taraftan GSYİH içeekonomik gelişme kavramları birlikte toplam işgücünün %20’si sanayi, %35’i risinde sanayi sektör payının artmaması
kullanılırken, günümüzde özellikle geliş- ise hizmet sektöründe istihdam edilir- ve söz konusu payda azalmalar yaşanması
mekte olan ülkelerde sanayi sektörünün ken 2010 yılına gelindiğinde sanayi sanayimizin ileri teknoloji bir üretim yapıGSYİH içindeki payı sürekli azalmakta- ve hizmet sektörlerinin payları sırasıy- sına sahip olmamasından kaynaklanmakla
la %26,2 ve %50,1 birlikte düşük teknolojili üretim yapısı
olarak gerçekleşmiştir. Türkiye’nin orta gelir tuzağına yakalanGrafik 1: Türkiye’de Sektörlerin GSYİH içindeki Payı (%)
Bu da istihdam fırsat- mış ülkeler arasında değerlendirilmesine
ları yaratmada sanayi neden olmuştur. Yani Türk sanayisi düşük
sektörünün öneminin ve orta teknolojili bir üretimle orta gelir
giderek azaldığını gös- tuzağına yakalanmış gibi görünmektedir.
termektedir.
Diğer taraftan imalat sanayinin ekonomi
Sanayinin GSYİH ve içindeki payı azalırken, orta gelir tuzağı
istihdamın sektörel sarmalından çıkmak güçleşmektedir.
dağılımına ilişkin veri- Ayrıca yabancı sermayenin ülkeye kontKaynak: Dünya Bankası, http: //data. worldbank. org/
ler Türkiye ekonomisi rolsüz girişi, ulusal paranın aşırı değerverilerinden hareketle çizilmiştir.
için “sanayisizleşme lenmesine yol açmakta bu da göreli olaSanayi
Tarım
Hizmetler
(deindustrialization)” rak ithal malları ucuzlatmakta ve böylece
Türkiye’nin sektörel yapısına
bakıldığında Türkiye’nin sanayisizleşme tuzağına doğru
hızla yol kat ettiği görülmektedir. GSYİH içerisinde sanayi
sektör payının artmaması ve söz
konusu payda azalmalar yaşanması sanayimizin ileri teknoloji bir üretim yapısına
sahip olmamasından kaynaklanmakla
birlikte düşük teknolojili üretim yapısı
Türkiye’nin orta gelir tuzağına yakalanmış
ülkeler arasında değerlendirilmesine neden
olmuştur. Bu bağlamda Türkiye ekonomisi için sanayileşme sürecinin devam ettirilmesine yönelik önlemler alınmalıdır.
Türkiye’nin hızla kısa vadeli finansman
tercihinden uzaklaşması gerekmektedir.
Ayrıca Türkiye’nin orta gelir tuzağına düşmemesi için mutlaka kısa vadeli büyüme
oranlarını yakalaması, orta ve uzun vadede
ise büyümeyi sürdürmesi gerekmektedir.
Düşük teknolojilerle ve düşük emek maliyetleriyle ucuza ürettiğini ihraç ederek
var olmaya çalışan sanayi yerine yüksek
teknolojili üretim yapısına sahip sanayi
sektörü olmalıdır. Bu durumda teşvik müessesinden yararlanılarak sanayi sektörüne
vergi avantajları sağlanmak gibi pek çok
önlem birlikte uygulanabilir.
Kaynakça
BDDK. 2012, Finansal Piyasalar Raporu.
DPT. 2009, Kaynak: http://www.dpt.
gov.tr/Portal.aspx?PortalRef=3 (Erişim
Tarihi: 20.12.2012
Eğilmez, Mahfi, Orta Gelir Tuzağı ve
Türkiye, http: //www. mahfiegilmez.
com/2012/12/orta-gelir-tuzağı-ve turkiye. htm, (Erişim Tarihi: 10. 12. 2012).
Şahbaz, Ussal, Sanayisizleşme: Türkiye
Ekonomisindeki Son Tehlikeli Eğilim
Mi? http:// http://www.tepav.org.tr/tr/
kose-yazisi-tepav/s/2516 (Erişim Tarihi:
30.03.2011)
Tonus, Özgür. 2007, Gümrük Birliği
Sonrasında Türkiye’de Dışa Açıklık ve
Sanayileşme, Dumlupınar Üniversitesi
Sosyal Bilimler Dergisi, S. 17, ss. 193-
10 GENÇLİK
"GELECEĞİMİZİ ŞEKİLLENDİREN FARKIMIZDIR,
BİZİ FARKLI YAPAN İSE GELECEĞİMİZDİR."
Türkiye’nin en önemli üniversitelerinin başında gelen Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ), öğretim
üyesi kalitesi ve uluslararası iletişimdeki başarısıyla
tam bir başarı örneğidir. Bu ay ki “Gençlik” köşemizin konuğu ise ODTÜ Mühendislik Fakültesi İnşaat
Mühendisliği Bölüm Başkanı PROF.DR. AHMET
YALÇINER. İnşaat Mühendisliği Bölümü’nde birçok
yeni projeye imza atmayı hedefleyen Yalçıner, bölümün misyonunu ise şöyle tanımlıyor; Ülkemizde İnşaat Mühendisliği alanında en üstün nitelikli lisans
ve lisansüstü eğitimi vererek, yüksek potansiyele sahip
öğrencilerin bölümümüzden mümkün olan en fazla
kazanımla mezun olmalarını sağlamak. Prof. Dr.
Ahmet Yalçıner ile İnşaat Mühendisliği Bölümü’nü,
çalışmalarını, ileriye yönelik hedeflerini ve ODTÜ’yü
konuştuk.
ODTÜ İnşaat Mühendisliği bölümü
ne zaman kuruldu, akademik personel ve öğrenci profilleri hakkında
bilgi verebilir misiniz?
Akademik personelinizin bilimsel
çalışma yapabilme imkanları ve araştırma geliştirme çalışmalarına olan
katkılarından söz edebilir misiniz?
ODTÜ İnşaat Mühendisliği bölümü
1957 yılında kuruldu. Fakültemizde
1280 lisan öğrencisi, 335 yüksek lisans öğrencisi öğrenim görmektedir.
İnşaat mühendisliği bölümüne ise her
sene 180 öğrenci kabul edilmektedir.
ODTÜ İnşaat Mühendisliği programına kayıtlı öğrencilerin %80’i bu programa ilk dört tercihinden birisinde girmiştir. Bu durum öğrenci profilimizin
büyük bölümünün inşaat mühendisi
olmayı seçtiğini göstermektedir.
Üniversitemizde yüksek kapasiteli bilgisayarlar ve yazılım altyapısı, inşaat
mühendisliğinin her dalında olmak
üzere dünyanın en gelişmiş deneysel
çalışmalar için alanlar ve laboratuvar
sistemleri mevcut. Bunların başta gelen
dalları Yapı Mekaniği, Geoteknik, Ula-
2011 yılında öğrencilerimiz arasında
yapılan ankette inşaat bölümünü seçme
nedenlerine bakıldığında önemli etkenlerin bu meslekten iyi gelir elde etmeyi
beklemeleri ve ODTÜ programı olması
olduğu görülmüştür. Daha ikincil sebepler arasında aile etkisi ve ÖSYM seçim sistemine göre kazanmış olmaları
gelmektedir. Diğer seçeneği seçenlerin
verdikleri yanıtlar incelendiğinde daha
çok mühendis olmak, büyük yapılar tasarlamak, vs gibi motivasyonlar göze
çarpmaktadır.
İnşaat Mühendisliği bölümünde yapım
yönetimi dalı, yapı malzemeleri dalı,
geomatik mühendisliği dalı, geoteknik
dalı, hidrolik dalı, kıyı ve deniz mühendisliği, hidromekanik, su kaynakları, yapı mühendisliği dalı, ulaştırma
dalında öğretim üyelerimiz eğitim vermektedir.
şım Mühendisliği, Malzeme Mühendisliği, Hidromekanik, Kıyı ve Deniz
Mühendisliği dallarıdır.
Öğretim üyeleri ve Araştırma Görevlileri için yurt dışı bilimsel toplantılara
katılım destekleri verilmektedir.
İnşaat Mühendisliği bölümünün en
önemli ilkeleri nelerdir?
Misyonumuz
• Ülkemizde İnşaat Mühendisliği ala-
nında en üstün nitelikli lisans ve
lisansüstü eğitimi vererek, yüksek
potansiyele sahip öğrencilerin bölümümüzden mümkün olan en fazla
kazanımla mezun olmalarını sağlamak
• Öncelikleri ülke sanayisinin ihtiyaçlarını karşılamak ve akademik insan
kaynakların değişimini ve hareketliliğini sağlamak olan, bu öncelikleri
lisansüstü eğitim etkinlikleriyle bir-
GENÇLİK
leştiren, uluslararası standartları ve
açılımları da göz önünde bulunduran
ileri düzeyli araştırma projelerini hayata geçirmek
• Toplumun ve çeşitli kurumların karşılaştıkları problemlerin çözümüne yardımcı olmak üzere edinilmiş uzman
bilgi birikimini paylaşmak ve yaymak
etkili bir şekilde müfredata ve araştırma konularına aktarılması için gerekli
yöntem ve mekanizmaları oluşturmak
• Tüm eğitim ve araştırma etkinliklerinde mesleğin teknik boyutlarının
olduğu kadar ahlaki, sosyal, kültürel, çevresel ve ekonomik yönlerini
de dikkate almak
• Eğitim, araştırma ve kamu sektörü
alanlarındaki görevlerimizi yerine
getirirken, hem fiziksel altyapımız
hem de insan kaynaklarımız ile ilgili
kalite yönetiminin kesintisiz devamını sağlamak
• Gelecek için planlayıp yeniliklere çabuk uyum sağlamak
Vizyonumuz
• Öğrencileri; inşaat mühendisliği
problemlerinin tanımlanması, çözümü, sentezlenmesi ve tasarımı için
gereken bilgi, kabiliyet ve yaratıcı
düşünce ile donatmak
“Geleceğimiz farkımızdır, farkımız
geleceğimizdir.”
• Verimlilik ihtiyacının bilincinde olarak üniversite içerisinden başlayarak
toplumumuza, ülkemize, mesleğimize, bilime ve insanlığa karşı sorumluluğumuzu devamlı gözden geçirmek
• Teknoloji, bilgi erişimi ve bilgi ilerlemesindeki en son gelişmelerin hızlı ve
• Mevcut başarımıza göz ardı edilemeyecek şekilde katkıda bulunmuş
olumlu geleneksel niteliklerimizi
korumak
• Ülkemizin ihtiyaçların yönelik olmasının yanı sıra, mesleğe ve bilime katkı
sağlayan çalışmalara öncülük etmesi
gereken araştırma etkinliklerine önem
vermek
11
• Öncelikle ülkemizin yararı için ve
genel olarak tüm insanlığın yararı ve
gelişimi için edinilmiş olan bilgi birikimini aktarma ve paylaşma yoluyla
hizmete sunmak
• Eğitim ve araştırma için gereken fiziksel ortamı sürekli geliştirmek ve
ilerletmek
• Kısacası; öğrencisi, öğretim görevlisi, idari kadrosu ve mezunlarıyla her
daim öncü, lider olmak ve mükemmeli yakalamak için gayret göstermek
ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü’nü
diğerlerinden farlı kılan da bu istek ve
gayrettir. Bu nedenledir ki; "Geleceğimizi şekillendiren farkımızdır, bizi farklı
yapan ise geleceğimizdir."
Bölümünüz ile ilgili yeni projeleriniz
neler?
Deprem mühendisliği, akıllı ulaşım sistemleri, akıllı yapılar, iklim değişikliği
ve adaptasyon, dayanıklı yapılar, dayanıklı toplumlar, afet analiz, önlem
ve yönetimi, yeni inşaat malzemeleri,
yenilenebilir enerji ve enerji verimliği
alanlarında çalışmalar sürdürmekteyiz.
ODTÜ’lü inşaat mühendislerinin
ilk öğrendiği temel konular nedir?
Vizyon, teknoloji ve rekabet anlayışı
ile ilgili genç nesillere nasıl bir mesaj
verebilirsiniz?
Bölümümüzde eğitim gören öğrencilerimize ilk yıl İnşaat Mühendisliğine Giriş
adı altında ders verilmektedir. Dersin
amacı geleceğin inşaat mühendislerine
İnşaat Mühendisliği’nin ana alanları hakkında bilgi veren bir oryantasyon dersi
niteliğindedir. Derste öğrencilerin alacakları derslerin sıralaması ve içerikleri ve
öğretim elemanlarının tanıtılması hedeflerinin yanısıra profesyonel mühendislik
yaşamı hakkında bilgilendirme, sözlü ve
yazılı mühendislik iletişim gibi birbirinden çok farklı konular bulunmaktadır.
Dersin çıktısı olarak da öğrencilerin inşaat mühendislerinin ne yaptığı ve bunun eğitimini nasıl alacaklarını hakkında
daha iyi fikir sahibi olması belirlenmiştir.
Bu kapsamda mühendisliğe atılan ilk
12 GENÇLİK
Futbol Takımı, Futsal
Takımı, Güreş Takımı,
Hentbol Takımı, Judo
Takımı, Karate-Do
Takımı , Kayak Takımı, Korfbol Takımı,
Masa Tenisi Takımı,
Okçuluk Takımı,
Orienteering Takımı,
Ragbi Takımı, Satranç
Takımı,Serbest Dalış,
Snowboard Takımı,
Squash Takımı, Sualtı Hokeyi Takımı,
Taekwon-Do Takımı,
Tenis Takımı, Voleybol Takımı Yelken Takımı, Yüzme Takımı.
adımlarda genç inşaat mühendislerine
kazandırılmaya çalışan en önemli ilkeler
şöyledir:
• İnşaat mühendisliği çalışma alanlarını
tanıtmak ve genel bir vizyon vermek,
• Mesleki hayatları hakkında temel kavramları ve becerileri tanıtmak,
• İnşaat mühendisliği eğitimi hakkında
genel bilgi vermek ve öğretim elemanlarını tanıtmak,
• İnşaat mühendisliği konusunda mesleki bir merak uyandırmak ve motivasyonlarını artırmak,
• Deney tasarlama, yapma, çıkan verileri inceleme ve yorumlama becerisi,
• Çok disiplinli takımlarda görev yapma becerisi,
• Profesyonel ve etik sorumluluk anlayışı,
• Etkili iletişim becerisi geliştirmek.
Üniversitede öğrencilere sunulan burs
imkanları nelerdir?
ODTÜ Rektörlüğü tarafından her yıl
ihtiyaç sahibi öğrencilere, yemek, yurt,
maddi olmak üzere çok sayıda destekler verilmektedir. İnşaat Mühendisliği
Bölümü olarak her yıl en az 70 öğrencimize de yaşam olanaklarının iyileştirilmesi için Bölüm tarafından burslar
sağlanmaktadır.
Üniversitede öğrencilere sunulan sosyal imkanlar nelerdir?
Öğrencilerimiz şehrin gürültüsünden uzak mükemmel bir doğal ortamı
olan kampüsümüzde her türlü sosyal ve
sportif olanaktan yararlanma imkanına
sahiptirler.
Çeşitli spor tesislerinin bulunduğu üniversitemizde öğrenci ve personelimiz
birçok branşta etkinliklere katılabilir.
Akademik takvimin başlaması ile birlikte çeşitli branşlarda spor kursları ve
turnuvaları düzenlenir. Ayrıca üniversitelerarası spor yarışmalarında bay ve
bayan takımlarımız üniversitemizi temsil etmektedirler. Öğrencilerimiz her yıl
yapılan seçmelere katılarak diledikleri
spor takımlarına katılma olanakları bulunmaktadır. Akademik yıl süresince
spor salonları 09.00-22.30 saatleri arasında, öğrenci veya öğrenci gruplarına
açıktır, ancak spor alanları genellikle akşamları ve hafta sonları belirli saatlerde
spor takımları için antrenman amacıyla
ayrılır. Tenis ve futbol gibi sporlar için
günlük saha rezervasyonları yapılmaktadır. Spor Merkezi ise 08:00-17:00,
cumartesi günleri 14:30-20:45, pazar
günleri de 12:00-15:30 saatleri arasında
öğrencilerimizin kullanımına açıktır.
Açık ve kapalı yüzme havuzları, kapalı
spor salonları, çim futbol stadyumu,
futbol sahaları, tenis kortları, açık basketbol ve voleybol sahaları, masa tenisleri, koşu parkurları, kriket sahası,
Amerikan futbol sahası, güç geliştirme
ve cimnastik salonu, spor merkezi tüm
ODTÜ mensuplarına hizmet vermektedir. Ankara’nın en önemli doğal ortamlarından ODTÜ arazisinin içerisinde
bulunan Eymir Gölü ise öğrencilerimiz
için önemli sosyal alanlardan birisidir.
Göl ve çevresi, ODTÜ öğrencilerinin
kürek, balık avlama, piknik yapma gibi
etkinlikleri için uygun bir ortam oluşturmaktadır. Göl ve çevresinde ayrıca
yemek yenilebilecek yerler de vardır. Ayrıca sporun hemen her alanında takım
ve bireysel spor alanlarında topluluklarımız vardır. Bu topluluklar; Aikido
Topluluğu, Briç Topluluğu, Can Kurtarma ve İlkyardım Topluluğu, Dağcılık
ve Kış Sporları Topluluğu, Denizcilik ve
Yelken Topluluğu, Doğa Sporları Topluluğu, Eşli Danslar Topluluğu, İzcilik
Topluluğu, Jonglörler Topluluğu, Kapoera Topluluğu, Motor Sporları ve Trafik
Topluluğu, Satranç Topluluğu, Sualtı
Topluluğu, Sualtı Sporları Topluluğu,
Tenis Topluluğu
Takım sporlarımız ise: Erkek Takımları olarak, Amerikan Futbol Takımı,
Karting Takımı, Kriket Takımı, Sualtı
Ragbisi, Su Topu Takımı
Kadın-Erkek öğrencilerimizin oluşturduğu takımlar ise, Badminton Takımı,
Basketbol Takımı, Bilardo Takımı Bisiklet Takımı, Briç Takımı, Cimnastik
Takımı, Eskrim Takımı, Frizbi Takım,
ODTÜ’de, öğrencileriniz için bilim, kültür, ve sanat ile
iç içe yaşamalarına olanak sağlamak
üzere de topluluklar bulunmaktadır.
Bize bu topluluklar hakkında da bilgi
verebilir misiniz?
ODTÜ’de eğitim gören öğrencilerimiz eğitim hayatları boyunca sınırsız
sosyal oluşumlar içerisinde olabilme
imkanına sahiptir. Öğrencilerimizin
dahil olabileceği sosyal gruplar şöyle:
Amatör Astronomi Topluluğu, Amatör
Fotoğrafçılık Topluluğu, Ar-Ge Topluluğu, Arkeoloji Topluluğu, Atatürkçü
Düşünce Topluluğu, Avrasya Topluluğu, Avrupa Öğrencileri Forumu Topluluğu, Avrupa Teknoloji Öğrencileri
Topluluğu, Balkan Topluluğu, Bilgisayar Topluluğu, Bilim Kurgu ve Fantezi
Topluluğu, Bilim ve Teknik Topluluğu,
Biyoloji ve Genetik Topluluğu, Biyomedikal Mühendisliği Topluluğu, Caz
Topluluğu, Çağdaş Dans Topluluğu,
Çevre Topluluğu, Çocuk Aklım Topluluğu, Dış Politika ve Uluslararası
İlişkiler Topluluğu, Eğitim Topluluğu,
Ekonomi Topluluğu, Engelsiz ODTÜ
Topluluğu, Felsefe Topluluğu, Fizik
Topluluğu, Gastronomi Topluluğu,
Genç Girişimciler Topluluğu, Genç
Yazarlar Topluluğu, Gıda Topluluğu,
Go Topluluğu, Gülmece Topluluğu,
Güzel Sanatlar Topluluğu, Havacılık
ve Uzay Topluluğu, Havacılık Topluluğu, IEEE ODTÜ Öğrenci Topluluğu,
İletişim Topluluğu, İlk-Yar Topluluğu,
İstatistik Topluluğu, İşletme Topluluğu,
Japon Kültür Topluluğu, Jeoloji Topluluğu, Kimya Topluluğu, Kişisel Gelişim
Topluluğu, Kitap Topluluğu, Klasik
Gitar Topluluğu, Klasik Türk Müziği
Topluluğu, Kuş Gözlem Topluluğu, Lodos Topluluğu, Makine ve İnovasyon
Topluluğu, Malzeme Bilimleri Topluluğu, Matematik Topluluğu, Medya Topluluğu, Meslek ve İş Etiği Topluluğu,
Mimarlık Topluluğu, Moda Topluluğu,
Modelleme ve Simülasyon Topluluğu,
Münazara Topluluğu, Müzik Toplulukları, Müzikal Topluluğu, Psikoloji
Topluluğu, Radyo Topluluğu, Robot
Topluluğu, SIAM Öğrenci Topluluğu,
Sinema Topluluğu, Siyaset Bilimi Topluluğu, Sosyal Demokrasi Topluluğu,
Sosyalist Düşünce Topluluğu, Sosyoloji
Topluluğu, Tarih Topluluğu, Tasarım
Topluluğu, Tiyatro Topluluğu,Türk
Halk Bilimi Topluluğu, Türkçe Topluluğu, Uluslararası Gençlik Topluluğu,
Uluslararası Öğrenci Topluluğu, Uluslararası Öğrenci Değişimi Topluluğu,
Uluslararası Ticaret ve Lojistik Topluluğu, Uzak Doğu Topluluğu, Verimlilik
Topluluğu, Yapı Topluluğu, Yaratıcılık
ve Sosyal Yenilik Topluluğu.
ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi
(KKM) hakkında bilgi verebilir misiniz?
ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi Ankara’nın önemli salonlarından
birisidir. Merkez, her türlü ulusal ve
uluslararası kongre, seminer, toplantı,
konferans, kültürel ve sanatsal etkinliğin düzenlenmesine olanak sağlayacak
mekansal ve teknik altyapıya sahiptir.
Merkez tüm Ankaralılara hizmet vermektedir.
ODTÜ mezunlarını üniversiteden
mezun olduktan sonra nasıl bir hayat bekliyor?
Mezunlarımız, profesyonel yaşam için
gerekli temel bilgileri edinmiş olarak,
araştırma, yenilik, farklı düşünme, problem çözme yetenekleri kazanmış olarak
iş yaşamına başlarlar. Başarılı dereceleri
olanlar mezun olduklarında lisansüstü
eğitim için yurt dışından kabul almaktadırlar. Mezunlarımızın hemen hepsi
en kısa zamanda iş bulabilmektedirler.
MİMARİ
13
OFİS TASARLARKEN...
Murat Özdamar
Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar
Tasarım ve Mimarlık Fakültesi
İçmimar ve Çevre Tasarımcı(MFA)
Ofis dediğimiz zaman birçok insanın
aklına eskilerden kalmış olan görüntüler
gelmekte, hatta bazen, benzetmeler yaparken bile aklımızda kalan mekânları
da hatırlayarak dile getirilmekte.
Tasarımcılarsa işte burada etkin rol oynuyor. Tasarımcılar tarafından bundan
seneler önce yapılan tasarımlar sadece
ev üzerine devam etmekteydi ancak bugünkü anlayış öyle değil. Bugün içmimarlığı, hacimlere can vermek (Marie
Louis Sue – 1940); insanların ihtiyaçları
zevkleri ve fizyolojik – psikolojik gerekleri doğrultusunda alanlara-hacimlere
şekil vermek; olarak tanımlıyoruz.
Bunu yaparken fiziksel gereksinmeleri
de işin içerisine katarak, sıcaklık–soğukluk, akustik, aydınlatma gibi konularla
birlikte, acil durumları, yani yangın,
doğal afet gibi konuları da değerlendiriyoruz.
İçmimarlık; bünyesinde güzel sanatları,
ev ekonomisinin bir parçası, mimarlığın
odaklanan özel bir alanı olarak yapılandırılmış ve uzmanlaşarak gelişmiştir.
Bu açıdan bakıldığında içmimarlık güzel sanatların getirdiği plastik değerleri
içeren, estetik bilgi ile yoğrulmuştur.
Ancak mimarlığın bina olgusuyla ilişkilendirilen bir konumda da yer almaktadır. Bina içinde yer alan mekânların
hacim ve yüzeylerini değerlendirirken,
yapı sistemleri, fiziksel çevre kontrolü, aydınlatma, ergonomi, ısıtma gibi
mekân konforu konularında da bilgili
olmak gerekmektedir.
Bugün içmimarlık insanın içinde bulunduğu her mekânda işlev görmektedir ve bunun en önemli alanlarından
birisidir “ofislerimiz”.
Çalışan kişiler genel itibariyle gün içerisindeki büyük vakitlerini ofislerinde ya
da çalıştıkları alanlarda geçirmekteler,
bu da söz konusu zamanın, insanların
tabirleriyle, “düzgün, keyifli, aydınlık,
rahat kullanılabilir...” şekillerle yaşanması anlamlarına gelmektedir.
Ofis nedir?
Birçok görüşe göre, “zamanımızı geçirdiğimiz yer”, ama daha tanımsal bir
yaklaşımla; “bir işletmeyi veya bir hizmeti kontrol etmek üzere faaliyetlerin
yapıldığı alanlar”, olarak tanımlanır.
İnsanların yaşantıları içerisinde gerçekten önemli bir yer tutan mekânlardır,
dolayısı ile bugün bir ofis tasarlanırken
onlarca soru geliyor akıllara; Ofisimizi tasarlarken nelere dikkat etmeliyiz?
Mobilyalar nasıl olmalı? Nasıl bir ofis
istediğimize neye göre karar vermeliyiz?
Zevkimize göre karar vermemiz yeterli mi? Bazı dekorasyon kuralları veya
kriterleri var mı? Ofisimizde klasik bir
hava yaratmak istiyorsak hangi renklere
ağırlık vermeliyiz? Mobilya seçimimiz
nasıl olmalı? Işıklandırmayı nasıl yapalım? Sanat eserlerini nasıl kullanabiliriz?
Ofisimizde modern bir hava yaratmak
istiyorsak hangi renklere ağırlık vermeliyiz? Mobilya seçimimiz nasıl olmalı?
Işıklandırmayı nasıl yapalım? Sanat
eserlerini nasıl kullanabiliriz? Çalışanların, müşterilerin ya da iş ortaklarının
gözünde eğlenceli bir algı oluşturmak
için ofis dekorasyonumuz nasıl olmalı?... ve bunlar gibi birçok soru. Bu da
bugün ofislerimize verdiğimiz önemi
ortaya koymaktadır.
Ofis tasarımının önemi nedir?
Bugün ofis tasarımında Türk firmalarından biri, "Motivasyon Tasarımı" kavramı çerçevesinde iş hayatındaki hiyerarşinin tam tersine, ofis hayatı içerisindeki
tüm paylaşımcılara aynı önemi veriyor.
Bu kavram ile firma, motive eden, hayal gücünü ve performansı artıran ofis
mobilyaları tasarlıyor.
Tasarım anlayışında ofis yaşamını keyifli, bireye fiziksel ve ruhsal mutluluk
veren, isteklendirme ve verimliliği artıran bir yaşama taşımak, ‘Evden uzak
ev’ fikrini ortaya koyuyor.
Evlerimizdeki rahatı, konforu, özgünlüğü ve stili devam ettiren ve çalışma
hayatını üretme sanatına dönüştüren
bu yeni olgu, beklenilen ofis-insan diyalogunun da tamamlayıcısı olarak yer
alıyor.
Gensler şirketi tarafından yapılan araştırmaya göre; İşyeri ortamı iyileştirildiğinde çalışanların verimi yüzde 19
artıyor. Çalışanların yüzde 79’u ofis
kalitesinin iş tatmininde etkili olduğunu dile getiriyor. Her 3 çalışandan
biri, çalışma ortamının, bir işi kabul
edip etmeme kararında belirleyici olduğunu söylüyor. 5 profesyonelden
4’ü çalışma ortamlarının kalitesinin iş
tatminleri için çok önemli olduğunu,
ama çalıştıkları ofislerin şirketin yaptığı
işi ya da kendi işlerinin fonksiyonlarını
desteklediğine inanmadıklarını vurguluyor. Çalışanların beşte biri ise ofislerini müşterilerine göstermeye utanıyor.
Verimli ofis tasarımı nasıl olmalı?
Ofis tasarımının ölçütleri meslek
gruplarına göre değişiklik gösteren bir
durumdur. Bir içmimarlık ofisi ile bir
avukatlık bürosu, bir finans ofisi veya
bir pazarlama ofisi asla aynı kıstaslarla
ele alınamaz. Her meslek grubunun
çalıştığı ofisin sorunları farklıdır. Ofis
tasarımı yaparken şu soruları sormak
gerekir:
- Ofis kaç metrekare çalışma alanına
sahip?
- Belli olan metrekarede kaç kişi çalışacak?
- Çalışma günleri ve saatleri nedir?
- Ofisin müşteri çeşitliliği nedir?
- Ofisin mevcut olduğu iklim ve coğrafi
durum nedir?
Tüm işler ve sektörler için artan bir
şekilde ortak olan temalar birliktelik,
iletişim, bağlantı, etkileşim, takım çalışması, bilginin paylaşımı, hızlı karar verme ve pazara hızlı girmedir. Günümüz
ofisi tüm bu iş hedeflerini desteklemek
ve bunun yanında 7 gün 24 saat çalışma
yöntemlerini hedefleyen insani ve zevkli
bir ortam yaratmak durumundadır.
İş ortamı bağlayıcı ve şaşırtıcı olmak
zorundadır. İçinde yer alanlara ilham
vermeli, motive etmeli, misafirperver
olmalı ve yaratıcılığı teşvik etmelidir.
İşbirliği yapma isteğini ve ortak bilinci
desteklemeli, esnek, uyum sağlanabilir
ve değişime açık olmalı, sahiplenme,
rahatlık ve kendine güven hislerini ortaya çıkarmalıdır.
Dolayısı ile bir çalışma biçimi olması
gerektiğine inanamayız. İş ortamları
hepimizin gün içinde farklı şekillerde
çalıştığımızın farkında olmalı ve bunu
yansıtmalı. İnsanlara işyerlerini ve işlerine en iyi uyan gereçleri seçmelerine
olanak sağlamalı. Farklı iş ortamları ve
kavramları sunmalı, onların birey olarak,
takım içinde, yoğunlaşarak ve iletişimde
bulunarak çalışabilmelerine izin vermeli.
Yapılan araştırmalar, ofisler için birçok
görüşe rağmen, bazı ortak fikirlerde buluşmuşlardır;
• Bir ofiste verimlilikten bahsedebilmek
için, ofisin içerisindeki temiz hava dolaşımının çok iyi olması gerekmektedir.
• Aydınlatmanın ofis standartlarına uygun olmalı ve mutlaka gözü yormayacak
gün ışığı ampulleri kullanılmalıdır konu
ile ilgili dikkat edilecek bir başka nokta
da ışığınızın bilgisayar ekran ışığının
önüne geçmemesi ve gözün yorulmamasının sağlanmasıdır. Dünya çapında
bilimsel olarak kabul edilen 500 lüks
düzeyindeki ışık miktarı unutulmamalıdır.
• Önemli olan bir diğer nokta da ofisteki renklerdir. Elbette renk zevk işidir,
ama çok uzun süre çalışılan ortamlarda
mümkün mertebe aydınlık renkleri tercih etmekte fayda vardır. Ofislerde dikkat
dağıtıcı ve saldırgan bir tutum yaratabilen kırmızı renk ile rahatlık ve uyku
getirebilecek turuncu renkler kullanılmamalıdır. Ofislerde özellikle sakin renkler,
pastel ve soğuk renkler; açık gri, açık sarı.
vb renkler kullanılmalıdır. Sarı objeler
bilinç açar, muhasebe, bankacılık ya da
ekonomi ile uğraşan kişilerin okudukları
dosyaların ya da ekranlarının köşesinde
sarı bir obje bulundurmaları sayıları daha
rahat akıllarında tutmalarını sağlar.
• Ofis tasarımında önemli kalemlerden
biri abartılı tasarımlardan kaçınmak olmalıdır. Abartılı tasarımlar kişiliğiniz
hakkında ipuçları vermenize, yanlış
seçimler ile yanlış anlaşılmanıza ya da
gözünüzün bilgisayar ekranından kaymasına sebep olur. Ofisinizde yapılan
toplantılarda gündemden çok tasarımlarınız dikkati toplayabilir.
• Ofis tasarlanmaya başladığında ilk
önce masaların yeri ayarlanmalıdır.
Masaların genel olarak soldan ışık alması en idealidir. Aksi takdirde kalemin
ve yazı yazdığınız elin gölgesi kâğıda
düşerek sizi rahatsız edecektir. Tasarım
yapılırken de çalışanların özellikleri dikkate alınmalı ve sol elini kullanan var
ise ortaya konulmalıdır.
• Aydınlatma ve masanız kadar bütün
gün vaktinizi geçirdiğiniz oturduğunuz
kullanılan koltuk da çok önemlidir.
Koltuk kişiyi rahat ettirmeli ancak rehavete kapılmaması için çok da rahat
olmamalıdır. Ancak sağlık için oturanın belini çok iyi kavramalı ve uygun
yükseklikte olmalıdır. Oturulduğunda
dirsekler masa hizasına denk gelmelidir.
• Ofis içinde yerleştireceğiniz kanepeler
çok rahat olmamalıdır. Gelen konukların fazla rahatlayarak, içlerinde koltuktan kalkmama arzusu uyanmasına,
dolayısıyla görüşmelerin gereğinden
fazla uzun sürmesine, konunun odak
noktasının saparak verimsiz görüşmeler
yapılmasına sebep olabileceği gibi sizin
motivasyonunuzu da bozabilir. Ofiste
kimse yokken de kanepenize gözünüz
takılarak, sürekli rahatlama isteğinizin
oluşmasına yol açabilir.
• Yüksek stres gerektiren mesleklere
sahip olanlar ofislerinde herhangi bir
kazaya yol açmamak için cam masa vb.
cam eşyalar kullanmamalıdırlar. Bu kişilerin ofislerinde ortada mümkün olduğunca az eşya ve aksesuar olmalıdır.
• Ofislerde çok fazla eşya olmamalı. Kalabalık görüntü dikkatin sürekli olarak
dağılmasına yol açar. Sizin sürekli taze
ve canlı kalmanıza engel olur.
• Ofislerde, işten bunaldığında çalışanları rahatlatmak için bilardo masası, dart, vb. bulundurabilirsiniz. Bu
oyunları oynamak saldırgan duyguları
atmakta yardımcı olacaktır.
• Ofiste kalabalık yaratarak insanları
strese sokabilecek yoğun obje kullanımından vazgeçilmelidir.
14 SAĞLIK
POLEN ALERJİSİ (SAMAN, YAZ NEZLESİ)
Alerji, hastanın esas olarak yaşam kalitesini düşüren ve hastaya gerek iş gerekse sosyal yaşantısında kısıtlamalar getiren
bir hastalıktır. Bağışıklık sisteminin aslında zararlı olmayan bir maddeyi, örneğin poleni veya ev tozu akarını zararlı
olarak algılayıp bunlara karşı aşırı immün yanıt oluşturması sonucu meydana gelir. Bağışıklık sistemi hafızasına yanlışlıkla “zararlı” olarak kaydedilen bu alerjenle tekrar karşılaşıldığında histamin adı verilen bir salgı üretilerek vücut
savunması harekete geçirilir. Alerjen maddeye karşı fazla miktarda üretilen histamin salgısı, kaşıntı, ciltte döküntüler,
hapşırma gibi alerjik şikayetlerin ortaya çıkmasına neden olur.
Doç. Dr. M. Cem Özbek
TOBB ETÜ Hastanesi
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı
Alerjik burun akıntısı, toplumun %20
ila 25’ini etkileyen kronik bir hastalıktır.
Alerjen kaynakları arasında aeroalerjen
de denilen polenler bahar aylarında şikayetlerin artmasına neden olmalarından
dolayı önemlidir. Saman nezlesi, yaz
nezlesi veya bahar alerjisi gibi değişik
adlarla da bilinen polen alerjisi en sık
karşımıza çıkan alerji nedenidir. En sık
alerjik şikayetler sulu, katı olmayan burun akıntısı, hapşırma, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı ve burun gerisine
doğru akıntıdır. Bunların yanı sıra koku
almada bozukluk, başağrısı, göz altında
morluklar ve yorgunluk şikayetleri de
sıklıkla bulunmaktadır. Alerjiye bağlı
olarak burun tıkanıklığı gelişen kişi, gece
rahat nefes alamaz ve sabahları yeterli
dinlenememiş olarak kalkar.
Alerjik bir burun akıntısını enfeksiyona
bağlı bir nezleden nasıl ayırabiliriz? Öncelikle alerjik durumlarda ateş yoktur,
halsizlik olabilir ancak kas ağrısı olmaz.
Burun akıntısı alerjik hastalarda sulu ve
renksizdir. Şikayetler 10 günden daha
uzun süre devam eder. Hapşırma çok sık
ve arka arkaya olur, burun, göz ve damakta kaşıntı vardır. Beraberinde astım veya
gözlerde konjunktivit de gözlenebilir.
Polenler mevsimlere ve bölgenin coğrafi yapısına göre değişiklikler göstermektedir. En sık ilkbahar ve erken yaz
döneminde şikayetlere neden olurlar.
Ağaç polenleri daha çok mayıs-haziran
ayında, çimen polenleri temmuz-ağustos ve yabani ot polenleri ise eylül-ekim
aylarında sorun yaratır. Ancak her zaman keskin sınırlarla ayırmak mümkün
değildir. Bazı bitkiler yıl boyu polen
üretebilirler.
Polen alerjisi olanlar neler yapmalıdırlar? Öncelikle alerjenden kaçınma en
önemli yoldur. Ne kadar az alerjenle
karşılaşılırsa şikayetler de o derecede
az olacaktır. Elbetteki polensiz ortam
yaratılamaz ancak alınacak bazı basit
tedbirlerle polenlerle temas ciddi anlamda azaltılabilir. Unutulmamalıdır ki,
atopik bünye dediğimiz alerjik kişilerde,
tek bir gruba örneğin sadece polenlere
karşı alerji olabileceği gibi, birden fazla
alerjen grubuna karşı da alerji gelişmiş
olabilir. Polen alerjisi olan bir kişide
aynı zamanda ev tozu akarlarına karşı
da alerji bulunuyorsa sadece polenlere
karşı alınacak önlemler, şikayetlerde
azalma sağlayacak ancak tam olarak geçirmeyecektir. Bu nedenle alerjisi olduğunu düşünen bireylerin alerji testlerini
yaptırmalarında mutlak fayda vardır.
Koldan veya kandan yapılabilecek alerji
test sonuçlarına göre doktorunuz size
alerjiniz olup olmadığını, varsa
neye karşı olduğunu söyleyecektir. Böylelikle, hangi polene karşı alerjisi olduğunu
bilen hasta, hangi mevsimde
nelerden kaçınması gerekeceğini de daha iyi bilecektir.
Örneğin çimen alerjisi olan
biri, çimler biçilirken ortamda ve yakınlarında bulunmamalı, çimler üzerinde piknik
yapmaktan sakınmalıdır. Halk
arasında gözle görülür olduğu
için en sık kavaklardan uçuşan polenler
suçlanmaktadır. Genel kanının aksine,
yapılan alerji testlerinde kavak ağacına
karşı olan alerji nadirdir. Benzer şekilde
parfüme, egzoz veya sigara dumanına
karşı olan hassasiyet de alerji değildir.
Alerjik kişilerde daha çok gözlenen reaksiyoner bir durumdur.
Polen alerjisi olan kişiler, bahar ve erken
yaz döneminde ev dışı ve özellikle açık
alan gezilerini sınırlandırmalı, kapı ve
pencereler kapalı tutularak mümkünse
havalandırma sistemleri kulanılmalıdır. Dışarı çıkarken maske ve gözlük
takılması faydalı olacaktır. Özellikle
rüzgarlı, sıcak, kuru ve güneşli parlak
günlerde, sabah saatlerinde havadaki
polen miktarı artmakta, yağmurlu günlerde ise azalmaktadır. Amerika Birleşik
Devletleri’nde günlük hava durumu
raporlarına ek olarak polen raporu da
verilmekte ve böylece alerjisi olan kişilerin polenlerden mümkün olduğunca
kaçınması sağlanmaktadır. Eve gelindiğinde giysilerin yatak odasından başka
bir yerde değiştirilmesi önemlidir. Duş
alınması vücutta ve özellikle saçlarda
biriken polenlerden arınma konusunda
yardımcı olur, alerjenle teması azaltır.
Tüm önlemlere rağmen yine de şikayetler geçmeyebilir. Böyle durumlarda
doktorunuza başvurarak yardım alınmalıdır. Doktorunuz sizden alacağı
bilgilerle size en uygun tedaviyi belirleyecektir. Örneğin; ana şikayeti burun
akıntısı ve hapşırma olan bir hastanın
tedavisi, asıl şikayeti burun tıkanıklığı
olan bir hastadan farklıdır. Aynı şekilde, çocuk ile erişkin veya gebelik gibi
özellikli durumlarda tedaviler ve öncelikler farklıdır. Önemli olan bir konu;
doktorunuzla iyi bir iletişim kurabilmek
ve aceleci olmamaktır. Alerjide tüm ilaçları birden kullanmak yerine, basamak
tedavisi dediğimiz ilaçların belirli bir
düzene göre kullanılması doğrudur.
Doğru seçilecek tek bir ilaçla hastalık
kontrol altına alınabilecekken, hemen
etkili sonuç almak adına birçok ilacı
beraber kullanmak elbette ki yanlıştır.
Hasta yakın kontrollerle takip edilerek
her hasta için ideal olan tedavi planı
belirlenmelidir.
Birkaç cümle de çevre kirliliğinden bahsetmek faydalı olacaktır. Yapılan bazı
çalışmalarda çevre kirliliğinin bazı alerjenlere karşı cevap gelişimini artırdığı
gösterilmiştir. Günümüzde özellikle
çocuklarda alerjik hastalıkların, astımın
ve bronşitin artmasının asıl nedeninin
önlenemeyen çevre kirliliği ve doğal
olmayan beslenme alışkanlıkları olduğu belirtilmektedir. Bu nedenle çevre
kirliliği yaratan faktörlerden korunmak
ve uzaklaşmak ve bu yönde toplum bilincini artırarak çevre kirliliğini azaltan
çalışmalar yapmak gerekmektedir.
TARİHTEN
15
Bir Cumhuriyet Çınarı…
MUALLA EYÜBOĞLU ANHEGGER
Bu bölümü hazırlarken hayatlarına sessizce konuk olduğumuz, yakından baktığımız, yaşadıkları dönem içinde gerçekleştirdiklerini görünce imrendiğimiz kadınlar… Bizim kadınlarımız… Mucizelere inanan, hayallerini gerçekleştiren,
sabır ve güçle tarihe isimlerini yazdıran kadınlar… Bizim kadınlarımız…Bu sayımızda ise yine bir kadını, bir cumhuriyet çınarını konuk edeceğiz; Mualla Eyüboğlu Anhegger'i…
Türkiye’nin ilk kadın mimarlarından olan Mualla Eyüboğlu, 13 Mart
1919'da Sivas'ın Aziziye kasabasında
doğdu. Köklü bir aileye sahip olan Mualla Eyüboğlu'nun anne tarafı saraylı,
babası Rahmi Eyüboğlu Osmanlı'nın
son dönem kaymakamlarındandır. Babası Rahmi Eyuboğlu’nun 1924 yılında
Trabzon mebusu seçilerek Büyük Millet Meclisi'ne girmesi nedeniyle, ailesi
Trabzon'a yerleşince ilkokula burada
başladı. 1929 yılında Eyuboğlu ailesi
İstanbul'a taşındı ve aynı yıl babası Rahmi Eyuboğlu Atatürk tarafından kurdurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası'na
katıldı.
Mualla Eyuboğlu İstanbul Kız Lisesi'nde
ortaokul eğitimine başladı, 1933-36 yılları arasında edebiyat kolunda eğitim
gördü. Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü'nde dört kız öğrenciden
biri olarak eğitim gördü ve 1942 yılında
yüksek mimar olarak mezun oldu. 31
Aralık 1942'de İsmail Hakkı Tonguç
tarafından Hasanoğlan Yüksek Köy
Enstitüsü'ne Yapı Kolu başkanı olarak
atandı. 1947 yılında, Ortaklar Köy
Enstitüsü'nde çalışırken zehirli sıtmaya
yakalanıp İstanbul'a dönünceye kadar 5
yıl, hem Hasanoğlan'da çalışıp, hem de
Anadolu'nun dört bir bucağındaki 21
köy enstitüsünün kuruluşuna katıldı.
1948-52 yılları arasında, Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü'nde
Yüksek Şehircilik ve Tasarı Geometri
kürsülerinde asistanlık yaptı. Yaz tatilinde Alman arkeolog Prof. Mittner ile
Efes Tarihî Kenti’nde hafriyat mimarı
olarak çalıştı. 1949 yılının yaz tatilinde Fransız Arkeoloji Enstitüsü Başkanı
Prof. Albert Gabriel ve Halet Çambel'le
birlikte Yazılıkaya'ya giderek hafriyat
mimarlığı yaptı. Orada, eşi Alman
Türkolog Dr. Robert Anhegger'le
tanıştı. 1952 yılında Güzel Sanatlar Akademisi'ne bağlı Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar
Yüksek Kurulu'na raportör olarak
atandı. Anadolu'nun çeşitli yerlerindeki şantiyelerde raportörlük
yaptı. Bu arada Dr. Anhegger'le
Balkan ülkelerine giderek ilk dönem Osmanlı eserlerini araştırdı,
bunların planlarını çizerek rölövelerini çıkardı. 1953-1960 yılları
arasındaki çalışma döneminde,
Edirne, Kayseri, Sivas, Antakya,
Mardin ve Trabzon'da Osmanlı
dönemi eserlerinin onarımında
görev aldı.
Aynı yıllarda, İstanbul'da Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi'nden
başlayarak, Sultan İbrahim Türbesi, Süleymaniye Arastası, Tabhane Binası, Ebufadıl Medresesi,
Ayasofya Haziresi’nde III. Mehmed Türbesi, II. Selim Türbesi,
III. Murad Türbesi, Ayasofya
Şadırvanı ve Kütüphane, Topkapı Sarayı'nda Has Ahır'ın
restorasyonlarında çalıştı. Robert Anhegger'la 1958 yılında
evlendi. 1959 yılında Rumeli
Hisarı'nın restorasyonunda çalışmaya başladı ve hisar 1971
yılında halka açıldı. Çalışma
yaşamının en önemli işlerinden biri olan Topkapı Sarayı
Harem Dairesi'nin onarımını,
1961-71 yılları arasında on yıl
yürüttü ve tamamladı. 1973 yılına kadar Robert Anhegger'in
Hollanda Goethe Enstitüsü direktörlüğüne getirilmesi üzerine,
Amsterdam'da yaşadı. Yurt dışından sürdürdüğü çalışmalar süre-
cinde, Emirgân Yalısı ve Siyavuşpaşa
Köşkü onarımlarını tamamladı.1973
yılında Robert Anhegger’in Goethe
Enstitüsü'nden emekliye ayrılması ile
İstanbul'a döndüler. Bu süreçte, Ayasofya Türbeleri, Galata Mevlevîhanesi
ve II. Mahmud Türbesi onarımlarında
çalıştı. 1983 yılında, Anıtlar Kurumu
Rölöve Bölümü'nden emekli oldu.
Topkapı Sarayı’nda Padişah Evi (Harem) adlı kitabı 1986 yılında yayımlandı. TRT tarafından 1997 yılında
çekilen Harem'in Gizemi belgeselinde
danışmanlık yaptı ve oynadı.
Mualla Eyüboğlu’nun ağabeyleri de
Türkiye’nin kültür tarihine damgalarını vurmuş olan Sabahattin Eyüboğlu
ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’ydu. Şair ve
ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu, her iki
alanda yaptığı çalışmalarda da gerek halk
edebiyatından, gerekse Anadolu kültüründen etkilendi; tüm bu etkilerle son
derece özgün eserler meydana getirdi.
Güzel Sanatlar Akademisi’nde başlayan
resim eğitimini Paris’te sürdüren Bedri
Rahmi Eyüboğlu, daha sonra Türkiye’ye
dönmüş ve ölümüne kadar akademide
yeni resim sanatçıları yetiştirmişti. Yazar, akademisyen ve çevirmen Sabahattin Eyüboğlu’nun Türkiye tarihindeki
önemi de aynı Bedri Rahmi’ninki gibi
tartışılmaz. Sabahattin Eyüboğlu, Halikarnas Balıkçısı ve Azra Erhat’la birlikte
yeni bir Anadoluculuk görüşü ortaya
koymuştu.
16 Ağustos 2009’da cumhuriyet çınarı
tarihe derin bir iz bırakarak aramızdan
ayrıldı. 90 yıl içinde, kökleri sonsuzluğa uzanan, binbir renge bürünen çınar,
geriye Köy Enstitüleri hikayesini ve nice
unutulmaz ruha bürünmüş eserler bıraktı. Ve bu çınarla, orman bir renk, bir
doku daha kazandı.
16 DÜNYADAN PROJELER
STFA KUVEYT’TE DEV BİR PROJEYE İMZA
ATIYOR
Türkiye’nin önde gelen müteahhit firmalarından STFA, Kuveyt’te dev bir projeye imza atıyor. Gerçekleştirdiği projeler
ile bir marka olan STFA bilgi ve becerisini yurt dışına taşıyan ilk Türk Müteahhidi olarak Türk taahhüt sektörüne
öncülük ederken, 75 yıldan fazla 24 ülkede faaliyetlerine devam etmiş, 36 yıldır da Ortadoğu ve Körfez Bölgesi’nde
faaliyetlerini sürdürmektedir. STFA İnşaat Grubu’nun, Kuveyt’teki ilk projesi olan Servis Limanları İnşaatı Projesi’nin
temeli düzenlenen bir törenle atıldı. 02 Nisan günü, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Yardımcısı Emrullah
İşler, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Kuveyt
Türkiye Büyükelçisi Murat Tamer, Kuveyt Petrol Bakanı Dr. Ali Omair, Kuveyt Oil Company CEO’su Hashem S. Hashem, ve STFA Üst Yönetiminin yanı sıra Türk ve körfez basınından temsilciler ve çok sayıda davetli katıldı.
Bir Proje Olarak Small Boat Harbours
Kuveyt Oil Company tarafından ihale
edilen, “Small Boat Harbours” projesi,
Al Ahmedi Limanı’nın kapasitesinin
genişletilmesini ve Abu Halifa’da yeni
bir servis limanı inşaatını kapsıyor. 490
milyon dolar değerindeki projenin 38
ayda tamamlanması hedefleniyor.
Projeyi ihale eden Kuwait Oil Company, (KOC) Körfez Bölgesi’nin en
büyük kuruluşlarından birisi. Kuveyt
hükümetinin sahip olduğu Kuwait
Petroleum Corporation’a bağlı olan
KOC kuruluşundan bu yana arama
operasyonları, kıyı ve açık deniz araması, deneme kuyusu sondajı, kuyu
üretimi, ham petrol ve doğal gaz araması yapıyor. STFA, Servis Limanları
İnşaatı (Small Boat Harbours) Projesi
kapsamındaki altyapı, bina inşaası ve
tüm sistemin elektromekanik işleri
için Lokal Canar ve Imco firmaları ile
çalışıyor.
Kuveyt şehrinin 32 km güneyinde,
Kuveyt petrol sirketinin merkezi olarak
bilinen Al Ahmadi bölgesindeki proje,
Kuzey ve Güney olarak iki ana kısımdan oluşuyor. Proje kapsamında Deniz
İşleri (Denizde tarama, Mendirekler,
Bloklu Rıhtımlar, Pontoonlar, Ship Lift
Sistem), Üst Yapı Bina ve Çevre Düzenleme İşleri, Elektrik İşleri, Mekanik
İşleri ve ICT Sistemleri (Marine and
Building Management Sistemleri, Telekomünikasyon Sistemleri) bulunuyor.
Deniz üzerinden birbirlerine uzaklığı
yaklaşık 7 km olan Kuzev ve Güney
Limanları, toplam uzunluğu 4 km olan
mendireklerle korunacak. Bu mendireklerin koruma tabakası 26,000 adet
‘Accropode II’ isimli beton ünitelerden
oluşturulacak. -7.0 m CD seviyesine
kadar taranacak olan limanlar sayesinde
Kuveyt Oil Company daha büyük deniz
araçlarına hizmet verebilecek.
Kuveyt’in yeni değeri
Proje kapsamında, Kuveyt Oil
Company’nin gelecekte deniz araçlarına daha geniş yanaşma yeri sağlaması
maksadıyla uzunluğu 2.5km’yi bulan
rıhtımlar inşa edilecek. Güney Liman’da
KOC’ye deniz araçlarının bakımını sağlamada yardımcı olacak son teknoloji
bir gemi asansörü de inşa edilecek. Tersane, aynı anda üç deniz aracına hizmet
verecek kapasitede olacak.
Konuyla ilgili açıklamada bulunan
STFA İnşaat Grubu Yönetim Kurulu
Başkanı Alp Taşkent; “”Small Boat
Harbours” projesi ile; 36 yıldır bilgi,
birikim ve deneyimimizi aktardığımız
körfez ülkeleri arasına Kuveyt’in de eklenmesini, yalnızca bir yatırım değil iki
ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinde,
önemli bir kilometre taşı olarak görüyoruz.” dedi.