İndir - Romatizma ve Yaşam

Romatizmal
Hastalıklar Hakkında
Daha Fazla Bilgi İçin
www.romatizmaveyasam.org
YIL: 5 SAYI: 10 OCAK / ŞUBAT / MART / NİSAN 2015
Gazete sizin için hazırlanmıştır, alabilirsiniz.
O kadar çok ağrım var ki,
sadece fibromiyaljin
var dediler!...
Prof. Dr. Ahmet Mesut Onat
Sayfa 8-9
GUT hastalığı:
“Kralların hastalığı veya
hastalıkların kralı”
Prof. Dr. A. Eftal Yücel
Sayfa 12-13
Editörden
Değerli okuyucular,
Yeni bir ‘Romatizma ve Yaşam’ ile sizlerle buluşmaktan mutluyuz. Romatoloji polikliniklerindeki gazete
standımıza göstermiş olduğunuz ilgi bizi fazlasıyla mutlu etmektedir. Gazetemiz sayesinde romatizmal
hastalıklar konusundaki en nitelikli bilginin sizlere doğrudan ulaştırıldığını düşünüyoruz.
Sizlerden gelen talepler doğrultusunda her yeni sayımızda farklı konulara değinmekteyiz. Bu sayımızda
fibromiyalji, gut hastalığı, ankilozan spondilit ve egzersiz, ilaç olarak kullanılan kalsiyum, tedaviye dirençli
FMF hastalığı, romatoid artrit tedavisinde dikkat edilecek konular ve Sjögren sendromu ile ilgili değerli
hocalarımızın yazılarını bulabilirsiniz.
Prof. Dr.
Mehmet
Sayarlıoğlu
Ondokuz Mayıs ÜTF,
İç Hastalıkları Romatoloji BD
Ayrıca bu sayımızda, sizin adınıza bir ses olması yönüyle önemsediğimiz Romaturka Derneği (Romatizma
hastaları bilgilendirme ve destekleme derneği) başkanının yazısını da bulabileceksiniz. Bu vesileyle,
gazetemize siz hastalarımızdan gelecek olan kısa edebi yazı, şiir, resim, karikatür gibi eserlere de yer
vereceğimizi hatırlatmak isteriz.
Romatolog ve Sanat sayfasında, değerli bir hocamızı ve onun atölye çalışmalarını sizlerle paylaşıyoruz.
Mutlu ve sağlıklı günler dileğiyle…
Bu Gazete Merck Sharp Dohme İlaçları Ltd.Şti’nin katkılarıyla basılmıştır. Bu gazetede yer alan yazı ve fotoğraflar yazarlarının
görüşlerini yansıtmakta olup, Merck Sharp Dohme İlaçları Ltd.Şti.’nin gazetenin içeriğinin doğruluğunu ve güncelliğini temin
etmek sorumluluğu yoktur.
Copyright © (2015) Whitehouse Station, NJ, U.S.A. adresinde bulunan Merck & Co., Inc.’nin iştiraki olan
Merck Sharp & Dohme Corp. Tüm hakları saklıdır.
Merck Sharp Dohme İlaçları Ltd. Şti. Esentepe Mahallesi Büyükdere Caddesi No:199 Levent 199 Ofis Bloğu
K:13-14-15 Levent İstanbul Tel: 0 212 336 1000 Faks: 0 212 215 2733
www.msd.com.tr
Jan-2017- RHEU-1140061-0017
2
3
Romatoid artrit
hastasıyım,
tedavide nelere
dikkat etmem
gerekir?
Kemikler için
kalsiyum
tabletleri mi?
Yoksa doğal
gıdalar mı?
Prof. Dr. Yaşar Karaaslan / Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı,
Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Romatoloji Kliniği
Osteoporozdan (kemik yoğunluğunda
azalma) korunma amacı ile sağlıklı
kişilerin kalsiyum takviyesi alması
uygulaması, osteoporoz için başka
etkili tedavilerin olmadığı yıllarda
başlamıştır ve günümüzde çok yaygın ve
standart bir uygulama haline gelmiştir.
Bu yaklaşım aslında kalsiyum alımını
artırmanın kemik yapımını artıracağı
varsayımına dayanmaktadır. Ancak
kemik biyolojisi hakkındaki güncel
bilgilerimiz bu varsayımın çok geçerli
olmadığını göstermektedir. Kalsiyumun
zayıf bir antirezorptif etkisi olduğunu ve
postmenopozal dönemde kemik kaybını
yavaşlattığını destekleyen bulgular olsa
da, yeni yapılan meta-analizler kalsiyum
takviyesinin kırık riski üzerinde anlamlı
bir etkisinin olmadığını göstermektedir.
Diğer yandan ilaç şeklinde kalsiyum
takviyesinin kardiyovasküler olay
riskinde artma, böbrek taşı oluşumu,
gastrointestinal semptomlar ve akut
gastrointestinal olaylar nedeni ile
hastaneye başvurma riskinde artma
gibi istenmeyen etkileri vardır. Sağlıklı
kişilere ilaç şeklinde kalsiyum takviyesi
önermenin fayda ve riskleri bir arada
düşünüldüğünde, bu yaklaşımın
aslında çok akılcı olmadığı tezi giderek
güçlenmektedir. Son yıllarda yapılan
çalışmalarda, ilaç şeklinde kalsiyum
takviyesinin miyokard infarktüsü ve inme
riskini artırdığına dair veriler vardır.
İlaç olarak kalsiyum alınmasında ortaya
çıkan bu riskler, gıdalar yolu ile kalsiyum
Romatoid artrit kronik bir hastalıktır. Bu yüzden hastanın tedaviye uyumu büyük önem
taşımaktadır. Hastaların öncelikle kendilerini takip eden romatoloji uzmanının uyarılarına
dikkat etmesi gerekmektedir. Bu yazıda romatoid artrit hastasının tedavi sırasında dikkat
etmesi gereken konuları özetlemeye çalışacağız.
alımında görülmemektedir. Bu nedenle
ilaç olarak kalsiyum alımı yerine gıdalar
ile kalsiyum alımını teşvik etmek, hem
daha fizyolojik bir yaklaşımdır; hem de
bu önemli yan etkilere neden olmaz.
En çok kalsiyum içiren gıdalar aşağıdaki
tabloda gösterilmiştir.
TIP ARAŞTIRMALARI VE EĞİTİM DERNEĞİ ADINA
İMTİYAZ SAHİBİ
AHMET MESUT ONAT
Gıdalar
Kalsiyum
(mg)
1 bardak tam yağlı süt (200 ml)
240
1 bardak yağsız süt (200 ml)
254
1 dilim tam yağlı beyaz peynir (30 g)
168
1 dilim az yağlı beyaz peynir (30 g)
191
1 dilim taze kaşar peyniri (30 g)
210
1 dilim az yağlı kaşar peyniri (30 g)
240
1 dilim cheddar peyniri (30 g)
288
1 dilim ezine peyniri (30 g)
168
1 kâse tam yağlı yoğurt (200 g)
330
1 kâse az yağlı yoğurt (200 g)
350
1 bardak ayran (200 g)
160
8 yemek kaşığı soya fasulyesi
130
8 yemek kaşığı haşlanmış ıspanak
146
8 yemek kaşığı haşlanmış lahana
94
8 yemek kaşığı pişmiş kuru fasulye
34
8 yemek kaşığı pişmiş nohut
38
1 orta boy portakal
52
100 g konserve sardalya
361
1 yemek kaşığı pekmez
172
Doç. Dr. Bünyamin Kısacık /
Gaziantep Üniversitesi, İç Hastalıkları - Romatoloji Bilim Dalı
YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
ELİF HAYIRLIOĞLU
EDİTÖR
Prof. Dr. Mehmet Sayarlıoğlu
EDİTÖR YARDIMCILARI
Prof. Dr. Ahmet Mesut Onat
Doç. Dr. Bünyamin Kısacık
Doç. Dr. Umut Kalyoncu
Doç. Dr. Timuçin Kaşifoğlu
Doç. Dr. Süleyman Serdar Koca
İLETİŞİM ADRESİ
SAMSUN ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ
İÇ HASTALIKLARI / ROMATOLOJİ BİLİM DALI
Tel: (0362) 312 19 19 / 4115
DİZGİ TASARIM
QPHARMAWORLD® (0212) 267 3651
www.qpharmaworld.com
BASKI
Eray Basım Hizmetleri Ticaret Limited Şirketi
Mas-Sit No:191-1 Bağcılar 34204 İstanbul / Türkiye
Tel: (90 212) 629 06 40 Pbx | Fax: (90 212) 429 06 47
www.eraybasim.com
YASAL UYARI
Gazetemizin içeriği, okuyucuyu bilgilendirmeye yönelik
hazırlanmıştır. Gazetemizde yer alan bilgiler, hiçbir zaman
bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz.
Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da
mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez.
Gazetemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin
seçimi için değerlendirilmemelidir.
•
Romatoid artrit tedavisi esas olarak ilaç tedavisidir. Atılacak her türlü adım ilaç tedavisine destek olarak yapılabilir. Tedavide sıklıkla birden Benzer etkiyi gösteren ilaçların bir arada kullanılması hastalığa karşı
daha etkin bir tedavi imkânı sağlamaktadır.
•
Her ilaç gibi romatoid artrit tedavisinde kullanılan ilaçların da yan etkileri
olabilir. Bu nedenle, takip eden hekim,
hastanın muayenesi ve kan tetkikleri ile birlikte bunları değerlendirir.
Hekim, muayene ve tetkiklerin sıklığına
hasta odaklı olarak karar vermektedir.
Kimi hastaları daha sık kontrole
çağırırken,kimi hastaları da daha seyrek olarak kontrole çağırır.
•
Her romatoid artrit hastası benzer
ilaçları kullanabileceği gibi, her hastanın aynı ilaçları aynı dozda ya da sürede kullanması beklenemez. Hekim
hastanın hastalığının şiddetine göre
buna karar verir.
•
•
Romatoid artrit tedavisinde kullanılan
ilaçların çeşidi son 10 yılda çok
artmıştır. Hastalığın sık görülmesi nedeniyle romatoid artrit, üzerinde en çok araştırma yapılan romatizmal hastalıkların başında gelmektedir. En
iyi tedavinin, hastalığı en iyi kontrol
altına alabilen ve hasta tarafından en iyi tolere edilebilen tedavi olduğu
unutulmamalıdır.
•
Hastalığa sebep olabileceği ya da şiddetini arttırabileği bilinen en önemli faktör sigaradır. Bu yüzden hastaların mutlak olarak sigaradan uzak durmaları
önem taşımaktadır.
•
Romatoid artrit hastalarından diyet ile ilgili çok fazla soru gelmektedir. Aslında net bir diyet söylemek doğru olmaz;
özellikle hastalığın ilk başlangıç dönemlerinde hastaların iştahsızlığı
ön planda olabileceği için bir kısıtlama •
yapmak doğru olmayabilir. Ancak kortizon tedavisi uygulanan hastaların tuzu az kullanmaları, ya da
kullanmamaları önerilmektedir. Ayrıca fazla kiloların özellikle diz, ayak bileği gibi eklemlerdeki yükü arttıracağı
için kilo almama konusunda dikkatli olunması önerilmektedir.
Hastaların kulaktan ya da komşudan duydukları; bitkisel çay, bitkisel kürler gibi kanıt düzeyi çok zayıf olan tedaviler konusunda doktorlarına danışmaları
uygun olacaktır. Bazı hastaların
mevcut ilaçlarını bırakıp bu alternatif yöntemler ile tedavi olmaya çalışmaları
istenmeyen sonuçları beraberinde getirebilir.
Romatoid artrit hastalarının takibinde
sadece hastalık aktivitesi değil, aynı zamanda ilaçların yan etkileri de
değerlendirilmektedir. Bu nedenle
düzenli takip romatoid artrit
tedavisindeki en önemli noktadır.
4
5
Ankilozan spondilitte tedavinin
en önemli bölümlerinden biri:
Egzersiz
Doç. Dr. Neslihan Yılmaz / İstanbul Bilim Üniversitesi Tıp Fakültesi,
İç Hastalıkları – Romatoloji Bilim Dalı
Ankilozan spondilitte tedavinin amacı; ağrının kontrolü, iltihabın
baskılanması, eklem-omurga hareketliliğinin korunması ve
deformitelerin önlenmesidir.
Ankilozan spondilit (AS), genellikle
genç yaşlarda ortaya çıkan ve özellikle
omurgayı etkileyen, kronik (süregen),
iltihaplı bir romatizmal hastalıktır. Temel
bulgusu omurga ve kalça ağrısı olan bu
hastalık, bazen ilerleyici seyir göstererek
omurga ve diğer eklemlerde kalıcı
hareket kısıtlılığı ve şekil bozukluğuna
yol açabilmekte ve bu durum kişinin
yaşam kalitesini ve iş gücünü olumsuz
etkileyebilmektedir. Ancak erken tanı ve
tedavi ile hastanın hayatını daha ağrısız
ve hasarsız sürdürmesi mümkündür.
AS’de tedavinin amacı ağrının kontrolü,
iltihabın baskılanması, eklemomurga hareketliliğinin korunması ve
deformitelerin önlenmesidir. İlerlemiş
düzeyde AS’i olan bazı hastalarda,
omurlar arasındaki kaynaşmalar
nedeniyle omurganın üst kısmında öne
doğru eğilme (kifoz) ve hareket kısıtlılığı
ortaya çıkabilir. Ancak erken dönemde
omurga hareketlerinde azalma, kemik
kaynaşmasından çok, omurgadaki
iltihaba eşlik eden omurga çevresi kas
hassasiyeti ve tutukluğundan kaynaklanır.
Bu nedenle ilaç tedavisinin yanında
egzersiz yapılması, hareket kısıtlılığı ve
tutukluğun azalmasında büyük önem
taşımaktadır.
Egzersiz düzenli olarak yapıldığında hem
ağrıyı azaltır, hem de hareket kısıtlılığının
gelişmesini yavaşlatır ve omurgadaki
dik duruşun korunmasına yardım
eder. Dolayısıyla tedavinin temelini
oluşturmaktadır. Egzersiz programlarının
uzun dönemde başarılı olabilmesi için ev
egzersizlerinin her gün mutlaka düzenli
olarak yapılması gereklidir. Temel amaç,
ağrıyı azaltmak ve doğru postürde durma
alışkanlığını edinebilmek olup, bunun
için hem sırt, hem de karın kaslarını
güçlendirici egzersizler uygulanmalıdır.
Ayrıca evde birkaç kez yüzüstü yatarak
istirahat edilmesi de omurgadaki öne
eğilmeyi azaltma açısından faydalıdır.
Çalışma ortamında ise, kişinin postürüne
uygun şartları oluşturması gereklidir.
Bunun için oturma pozisyonunda iken
koltuk sırt ve boynu desteklemeli;
çalışma masası eğilmeyi gerektimeyecek
bir şekilde düzenlenmelidir. Oturarak
çalışılıyor ise, periyodik olarak ayağa
kalkarak dolaşılmalıdır. Günlük bel ve
sırt kaslarını güçlendirici egzersizlerin
dışında, yüzme, pilates, tai-chi ve voleybol
gibi sporlar kas gücünün artırılması için
uygun seçeneklerdir. Bu aktiviteler hem
tutukluk, yorgunluk ve ağrıyı azaltır,
hem de postürü korur. Bisiklete binmek
gibi öne doğru eğilerek yapılan sporlar
ve ağrılık taşımaya yönelik sporlar, AS
hastaları için uygun tercih değildir.
Egzersiz dışında tedavi
başarısında önemli
noktalardan bir diğeri
hastanın hem hastalığı,
hem de kullandığı ilaçlar
ve bunların yan etkileri
hakkında yeterli bilgiye sahip
olmasıdır.
AS hastalarının tedavisinde kortizon
olmayan iltihap giderici ilaçlar,
sülfasalazin ve TNF inhibitörü denilen
biyolojik ilaçlar kullanılmaktadır.
Bilinmesi gereken en önemli nokta,
hastalığın kronik bir hastalık olup,
hastalığın seyri sırasında aktivite ve iyilik
dönemleri şeklinde dalgalanmalarının
olabileceği ve tedavinin ömür boyu
devam edilmesi gerektiğidir. Bu
nedenle egzersiz ve ilaç tedavisinin
bırakılması mümkün olamamaktadır.
Özellikle anti-inflamatuar ilaçlar,
bazen hastalar tarafından ağrı kesici
olarak düşünülmekte ve uzun süreli
kullanımından kaçınılmaktadır.
Oysa ki, bu tür ilaçlar aynı zamanda
hastalığın aktivitesini azaltıcı yönde
etki göstermekte ve dolayısıyla bel
ağrısı ve sabah tutukluğu devam ettiği
sürece kullanımına devam edilmesi
gerekmektedir. İlaçların bazı yan etkileri
olabilmesi nedeniyle düzenli doktor
kontrolünde kullanılması gereklidir.
Kortizon olmayan anti-inflamatuvar
ilaçlar (örneğin indometazin, diklofenak,
naproksen, etodolak, meloksikam)
ve sülfasalazin yan etki olarak midebarsak sisteminde ağrı, hazımsızlık gibi
şikâyetlere yol açabilirler. Bu nedenle
hastada ülser veya kanama öyküsü varsa
ya da beraberinde kortizon veya kan
sulandırıcı ilaçlar kullanılıyorsa, mide
koruyucusu dediğimiz ilaçları kullanmak
gerekebilir.
Biyolojik ilaç tedavileri (Anti-TNF
tedaviler) ise, çeşitli yan etkilerinin
olması nedeniyle daha yakın kontrol
altında kullanıması gereken ilaçlardandır.
En sık görülen yan etkilerden biri, ilacın
uygulama bölgesinde oluşan alerjik
cilt reaksiyonları olup, genellikle lokal
krem ve soğuk uygulama ile şikâyetler
gerilemektedir. Daha önemli olan yan
etkilerin başında ise, biyolojik ilaçların
bağışıklık sistemini baskılayıcı etkileri
nedeniyle virüs, bakteri ve mantar
enfeksiyonlarında artış gelmektedir.
Özellikle ülkemizde sık görülen bir diğer
önemli enfeksiyon ajanı olan tüberküloz
(verem) mikrobunun da gizli taşıyıcılık
varlığında alevlenmesi dikkat edilmesi
gereken hususlardandır. Benzer
şekilde sarılık hastalığına neden olan
hepatit B virüsü taşıyıcılarında anti-TNF
tedavilerin uygulanması virüsü aktif
hale getirebilir. Bu nedenle bu tür ilaçlar
başlanmadan önce tüberküloz ve hepatit
tarama testlerinin yapılması ve taşıyıcılık
saptanması durumunda koruyucu tedavi
eşliğinde ilaca başlanması gereklidir.
Bunun dışında viral ve bakteriyel
enfeksiyonlardan korunma için 5 yılda
bir pnömokok (zatüre) ve her yıl grip
aşılamalarının yapılması önerilmektedir.
Anti-TNF tedavi kullanan hastalar
ateşli bir hastalık geçirdiklerinde ilaç
kullanımına ara vermeleri ve herhangi
başka bir yan etki durumunda kendilerini
takip eden hekimi bilgilendirmeleri
gereklidir. Çok nadir olarak biyolojik
ilaçların başta lenf bezi ve cilt kanserleri
olmak üzere bazı kanser türlerinin
gelişimini artırdığı bilinmekte, bu nedenle
özellikle aile öyküsü olanların veya daha
önce kanser öncüsü olabilecek hastalık
saptanmış olanların bu tedavilere
başlanmadan önce dikkatle araştırılması
gereklidir.
Ankilozan spondilit hastasının omurgasında kaynaşma
Her geçen gün artan yeni tedavi
seçenekleri ile romatizmal hastalıkların
tedavisinde umut verici gelişmeler devam
etmektedir. AS hastaları için yaşam boyu
egzersiz ve tedavi ile ağrısız ve hareketli
yaşam artık hayal değildir.
Sağlıklı günler dilerim…
6
7
Tedaviye dirençli “ailevi
Akdeniz ateşi hastalığı
(FMF)” ne demektir?
Başka tedavi seçeneklerimiz nelerdir?
Doç. Dr. Emine Figen Tarhan / İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi, Atatürk Eğitim ve
Araştırma Hastanesi, Romatoloji Kliniği
Ailevi Akdeniz ateşi hastalığı (FMF) ne
bir durumdur. Bu hastalarda öncelikle
zaman kolşisin tedavisi verilir.
Kolşisin tedavisine yanıtsızlık neden
dönemde bile iltihap belirtilerinin eklem şişliği, amiloidoz ve eşlik eden
demektir, nasıl tanı konulur?
böbreklerde birikim ile böbrek fonksiyon
Bulgularda düzelme bizi dolaylı olarak
kaynaklanmaktadır?
(sedimentasyon, CRP) kanda yüksek omurga romatizmasının tedavisinde
Ailevi Akdeniz ateşi ataklar ile seyreden,
bozukluğu görülür.
tanıya götürür.
1 Tedaviye uyumsuzluk; çoğunlukla olması;
kullanılmıştır. Kortizon uzamış kas ağrısı
Kolşisin dozu nasıl olmalıdır?
ilacın ya yetersiz dozda ya da hiç 3 Eklem şişliğinin geçmemesi, ateşin
alınmaması.
uzun sürmesi, uzun süren kas
sık rastlanılan kalıtsal bir hastalıktır.
ve eklem şişliğinde kullanılmaktadır.
Doğu Akdeniz ülkelerinde ve Türklerde,
Hastalığın en önemli tedavisi nedir?
Ülkemizde kolşisinin 0,5 miligramlık
Yahudilerde, Ermenilerde, Araplarda sık
Kolşisin hastalığın tedavisinde
tabletleri vardır. Etkili dozu erişkinlerde
2 Bağırsaktan emilim bozukluğu.
ağrılarının olması, amiloidoz Unutulmamalıdır ki; kolşisine dirençli
rastlanır. Tekrarlayan ateş, karın, akciğer
çok önemli bir ilaçtır. 1972 yılında
doktor takibi ve önerisi doğrultusunda
3 Kan hücreleri ve serozal membran gelişmesi.
olgularda (yan etki nedeniyle kesilenler
ve kalp zarı ile eklem iltihabı, kaslarda
Ailevi Akdeniz Ateşindeki etkinliği
en az 3 tablettir.
hücrelerinde ilaç direnci (MDR1 geni ağrı, deri döküntüsü ile seyreder.
bildirildiğinden bu yana tüm hastalarda
fonksiyonu) ile ilgili sorunların olması.
Ataklar esnasında sedimentasyon ve
kullanılmaktadır. Kolşisin kullanımı ile:
C-reaktif protein gibi iltihap göstergeleri
hariç) başka tedaviler verilse de, bunların
Kolşisine dirençli olgularda tedavi
yanında kolşisin tedavisine de devam
edilmelidir.
Kolşisin tedavisine yanıtı nasıl
4 Kolşisinin metabolizması ile ilgili seçenekleri nelerdir?
değerlendirelim?
Kolşisin tedavisine dirençli olgularda
sorunlardan kaynaklanmaktadır.
yükselebilir. Ataklar arası dönemde
1 Hastaların önemli bir kısmında
Kolşisin tedavisine yanıtı
kullanılan ve ümit verici tedaviler
laboratuar testleri genellikle normal olur
değerlendirebilmek için hastanın ilacı
Tedaviye yanıt vermeyen hastalarda mevcuttur. Hastalığın ortaya çıkmasında
ve hasta hiç hastalığı yokmuş gibi kendini
2 Geri kalanların önemli bir doğru kullandığından emin olunmalıdır.
kontrollü bir şekilde günde 4 tablete önemli bir sitokin olan interlökin-1’e
iyi hisseder. Hastalığın tanısı temelde bu
kesiminde (% 20-30) atak sıklığında, Doğru ilaç kullanan hastalarda;
kadar çıkılabilir.
(IL-1) karşı oluşturulan ilaçlar ile
klinik bulgular ile konulur.
süresinde ve şiddetinde azalma Hiç atak görülmüyorsa tam yanıt,
görülür.
6 ay içinde bir ataktan az olması iyi yanıt,
Hangi durumları kolşisine dirençli kabul
azalma elde edilmiştir. Gerek doğal,
(% 60 hastada) tam iyileşme;
atakların sıklığı, süresi ve şiddetinde
Hastalığın en korkulan komplikasyonu
3 Amiloidozu durdurabilir, 3 ay içinde birden fazla atak olması
edip alternatif tedaviler düşünmeliyiz?
gerekse kazanılmış bağışıklıkta rol
amiloidozdur. Amiloidoz ‘amiloid’ adı
yavaşlatabilir, az da olsa geri cevapsızlığı gösterir.
1 Kolşisin yeterli miktarda kullanırken oynayan TNF-α karşı oluşturulan
verilen bir proteninin dokularda birikmesi
döndürebilir.
Kolşisin tedavisiyle % 5 oranında ataklara
ilaçlar Ailevi Akdeniz Ateşi tedavisinde
sonucu, biriktiği organların işlevini bozan
Ailevi Akdeniz ateşinden şüphelenildiği
yanıt sağlanamamaktadır.
2 Klinik olarak atak belirtileri olmadığı bile atakların devam etmesi;
kullanılmaktadır. Bu ilaçlar uzun süren
Güzel günler sizinle olsun…
8
9
O kadar çok ağrım var ki,
sadece fibromiyaljin
var dediler!...
Prof. Dr. Ahmet Mesut Onat / Gaziantep Üniversitesi, İç Hastalıkları - Romatoloji
Bilim Dalı
Öyle bir hastalığınız olacak ki, sürekli
ağrılar çekeceksiniz ancak gittiğiniz
doktorlar sizi muayene ettiklerinde
şikâyetlerinizi açıklamakta zorlanacaklar
ve yapılan tüm testler normal bulunacak.
Bir süre sonra ağrılarınızı anlatma
çabanıza yakınlarınız bile kuşkuyla
bakacaklar. Diğer taraftan da siz,
kendinizde gizli bir kanser olduğunu
düşünmeye başlayacaksınız belki de.
Oysa rahatsızlığınız, aslında beyin ve ilgili
sinir yapısının aşırı olarak dışa vurduğu
bir ağrı hissi olup, ilaveten unutkanlık,
uyku bozuklukları, halsizlik ve özellikle
duygusal durumunuzda iniş çıkışlarla
ilişkili bir durum olan fibromiyaljidir.
Şu gerçeği kabul etmeliyiz, fibromiyaljili
hastalar, gerçekten ciddi bir ağrı
çekerler. Ancak bu ağrıyı bir paket
yapsak ve tamamen sağlıklı bir insana
iğneyle verebilsek, çok daha az bir ağrı
hissedildiği görülecektir. Hastalarımız
bize sıklıkla benim ağrı eşiğim aslında
çok yüksektir dese de, burada ifade
edilen gerçek hassasiyet eşiğinin çok
fazla olduğudur.
Toplumların %8’ini etkileyen
bu hastalığa hem hastanın
çevresi, hem de doktorlar
gerçek bir hastalık gözüyle
bakmadıkları için işler
daha da karışıyor…
Fibromiyalji hastasını yukarıdaki
paragrafın güzelce tarif ettiğine
inanıyorum aslında. İnsanoğlu her
gün daha fazla imkâna sahip olsa da,
toplumların %8’ini etkileyen bu hastalığa
hem hastanın çevresi, hem de doktorlar
gerçek bir hastalık gözüyle bakmadıkları
için, işler daha da karışıyor. Sonuçta kişi
kendini daha da anlaşılmaz bir halde
buluyor ve günlük hareketler daha
da fazla ağrı veriyor, uykular daha bir
bozuluyor sanki.
Fibromiyalji kadınlarda
erkeklere göre belirgin
olarak daha fazladır ve
her yaşta görülebilir.
Hastalık; zengin fakir, gelişmiş
gelişmemiş, kültürlü kültürsüz
tüm toplumları benzer oranlarda
etkilemektedir. Özellikle ailesinde uzun
süreli ağrı yakınması ve yine fibromiyaljisi
olan bireyler, psikolojik stres ve
travmaya maruz kalanlar, yıllardan beri
ağrıdan yakınanlar daha da kuvvetli
hasta adayıdırlar. Öte yandan eğer
hastamızın romatoid artrit, lupus gibi
kronik hastalıkları da varsa, fibromiyalji
riski 3 kat daha fazladır. Tedavisinin
tamamlandığını düşündüğümüz ancak
işlerin yolunda gitmediğini ve ağrısının
devam ettiğini belirten hastalarımızda
mutlaka aklımıza fibromiyalji gelmelidir.
Uzun süredir devam eden, özellikle
romatizmal kökenli bu hastalıklar,
kişinin psikolojik dayanma barajlarını
yıkmış, örselemiş ve içinde fırtınalar
kopartmıştır.
Fibromiyalji hastalarının
yarısında ciddi kabızlık
sorunu vardır ve
hastalarımız gastroenteroloji
polikliniklerinde hassas
barsak sendromu tanısı
alırlar…
Hastaların önemli bir kısmında en önemli
şikâyet ağrıdır. Bazen derinden gelen ve
tam olarak yerini tarif edemediği bir ağrı
yıllardır rahatsız etmektedir. Omuz, boyun
ve sırt ağrıları daha da fazla hissedilir. Ağrılı
adet sancısı (dismenore) şikâyeti olanlarda
da fibromiyaljinin daha fazla görüldüğünü
söyleyebiliriz. Farklı bölgelerimizde de
anlamsız ağrılar ve yakınmalar vardır.
Örneğin; çene ağrıları, sürekli halsizlik,
ağrılı ve sık sistit geçirme hissi gibi. Ancak
benim için barsak sistemi ruhun dışa
yansıyan aynalarından birisidir. Zihni duru
olan kişinin tuvalet alışkanlığı da saat gibi
işler ve kabızlık, gaz gibi şikâyetleri olmaz.
Oysa fibromiyalji hastalarının yarısında
ciddi kabızlık sorunu vardır ve hastalarımız
gastroenteroloji polikliniklerinde hassas
barsak sendromu tanısı alırlar.
Neden fibromiyalji hastalarının ağrı
algılaması veya hissetmesi daha
fazla olur; acaba bu sorunu anlasak
hastaya daha fazla yardımcı olabilir
miyiz? Davranışlarımız, ruh yapımız ve
hayatımızdaki sosyal durumumuz bu
noktada hep etkilidir. Kendini zamanın
akışına bırakarak, hiçbir hadise karşısında
ayakta durmaya çalışmayan, hayatındaki
olaylarda sebepleri başkasında arayan,
elinden geleni yapsa da şartlarını
değiştiremediği için bırakan kişiler için
ağrı, vücudun kendisini dışa anlattığı bir
dildir aslında. Bu durumu, numara yapmak
tabiriyle açıklamaya çalışmak da, hastanın
çevresinin yaptığı bir hatadır genellikle.
Bu hastalığı oluşturan faktörlerin başında
uyku bozuklukları gelir. Aslında gerçekten
iyi uyku gibisi yoktur ve sabah kalktığında
mutlu olan, gülümseyen ve ne güzel bir
gün başlıyor diyebilen insanın bedenine
aslında fibromiyalji diye bir hastalık da
uğramaz. Öte yandan şişmanlık, tembellik
veya aktivite azlığı ya da sporsuzluk, iş
hayatında tatminsizlik eklenince işte size
fibromiyalji olmaya aday bir kişi ortaya
çıkmıştır.
Bizim lisanımızla bir adım atalım öyleyse...
Neyiniz var?
Her yerim ağrıyor veya dokunduğum
her yerim ağrıyor; bazen kramplar
giriyor.
Şikayetiniz ne zaman başladı?
Uzun süredir hissediyorum
En çok nerede hissediyorsunuz ağrınızı?
Omuzlarımdan kollarıma yayılıyor
sanki, boynum da çok ağrıyor ve her
yerime yayılıyor, kalçalarım da ağrıyor,
bacaklarıma doğru inen ağrı ve üşüme ve
yanmalarım var....
Peki başka şikayetiniz var mı?
Uyuyamıyorum veya kabızlık veya gaz…
Önceleri fibromiyalji tanısı için hassas
noktaların sayılması önerilirdi. Ancak aklıma
hiç yatmayan bu tanı metodunu bugün terk
etmiş vaziyetteyiz. Tanıda en önemli adım,
hasta ile çok net bir görüşme ve ardından
da iyi bir muayene yapmaktır. İşte bir
dönüm noktası ve hastaya bir teşhis koyduk
artık ve inanın hastamızı rahatlatan ilk en
büyük hareketimiz burasıdır. Çünkü artık
şikâyetlerinin bir adı vardır ve gerçek olduğu
anlaşılmıştır. Muayenesinde belirgin özellik
olmaması, testlerinin de güzel çıkması da
ayrı bir rahatlatıcı faktör olmuştur kendisi
için. Bundan sonra bilinmesi gereken,
daha fazla test ve araştırma yapmaya artık
kesinlikle bir son verilmelidir. Eğer doktorun
kendisinin fark ettiği ve ispat edilen tıbbi
ipuçları varsa, zaten hekimlerimiz bunu
araştırmaktadırlar.
Fibromiyalji hastasının derdini anlatamama,
kendini ifade edememe ve acaba başka
birisine daha mı sorsam endişesi zamanla
tıbba olan güvensizliğini artırarak onu, ne
olduğu belirsiz ot-çöp tedavilerinin kucağına
itecektir.
Klinikte tedavi ettiğim 60 yaşlarında
ve fibromiyalji tanısı alan bir hastamız,
tedavisinin ikinci ayında şikâyetlerinin yarıya
yakını azalsa da tam geçmediğini söyledi.
Konuşmamız boyunca bana bu soruyu
6-7 kere tekrarladı. Her defasında baştan
alarak anlattığım şeyleri dinlemediğini fark
ettim. Kendisine bu hastalığın tedavisinde
en önemli olan şeyi (peki siz kendiniz için ne
yaptınız?) sorduğumda bana kızdı. Aslında
hastalarımıza belki de iyi anlatamadığımız
ve bazen bizim de ihmal edebildiğimiz en
önemli tedavi basamağı hastanın hayata
motive edilmesidir. İyi olacağına inanan
insan mücadele etmesi gerektiğini anlar.
Fibromiyaljide kişinin kendi ile pozitif
mücadelesine ne kadar ihtiyacımız olduğunu
anlatmaya kelimeler inanın kifayetsiz kalır.
Hayata tutunmaktır aslında bu uğraşın
sonucu...
1
2
Mutlaka egzersiz yapmalısınız ancak bu yapacağınız egzersizler düzenli ve belli bir disiplin içinde olmalıdır.
Az bile olsa devamlı olursa egzersizleriniz faydalı olacaktır. Evde yapılabilecek aerobik, plates ve aletli plates inanın sizi tahmin ettiğinizden fazla rahatlatacaktır.
Davranış tedavisi olarak isimlendirilen
ve küçük grupların eğitimini hedef
alan bu tedaviyi aslında kendi
toplumumuza uyarlamamız gerekir.
Çünkü ülkemizde, bence çoğunlukla ev hanımlarının etkilendiği fibromiyaljiden çıkış yollarını bulmak
gerekir. Beraber kitap okuma saatleri, el
örgüsü veya uğraş saatleri planlanabilir. Ev hanımları bir araya geldiklerinde zamanlarını faydalı geçirmenin yollarını
aramalılar. Vücudumuzdaki her noktanın her türlü ağrı ve sızısını dikkate alarak, üşümesinin ve yanmasının ardında ne gibi
hastalıklar olduğunu araştırmayı bırakmak gerekir.
3 Tamamlayıcı tıp olarak bitkisel kökenli ilaçlar akla gelse de bunlar gerçekten etkili değillerdir. Ağrısını geçirmekte zorlandığım hastalarda akupunkturu nadiren önermekteyim ve bu konuda
bilimsel veriler de artmaktadır. Hamam ve kaplıcalar, ancak egzersizin de birlikte sürdürüldüğü ve hastaya öğretildiği bir
tedavi ise işe yaramaktadırlar.
4 Kullandığımız ilaçlara gelince; tek başına
ağrıyı kesmeye çalışmak başarı şansımızı
azaltmaktadır. Uzun süre kullanılacağı için
en düşük doz ve etkideki ağrı kesiciler
kullanılmalıdır. Öte yandan anti-
depresanları, asıl amacın iyi bir uyku olduğunu hatırlayarak verdiğimizi
belirtmek isterim. Her ne kadar hastalığın
altta yatan sebeplerinden birisi kronik
depresyon olsa da, sadece depresyonu tedavi ederek fibromiyaljiden kurtulma ihtimalimiz azdır. Son yıllarda gabapentin ve pregabalin içerikli ilaçlar bu alanda en çok başvurduğumuz yöntemlerdir. Ancak tüm bu tedavi seçeneklerinin özellikle iştah arttırıcı, sersemlik verici, ödem yapıcı yan etkileri nedeniyle kullanılmaları kolay değildir.
İşin gerçeği bence gayret etmeyen, hayatına
bakış açısını değiştiremeyen bir fibromiyalji
hastasının iyileşme ihtimali de azdır. Şartların
ortaya çıkardığı stres faktörleri ne olursa
olsun, bunlaradan şikâyet edeceğine, bütün
gücümüzü toplayarak o engelleri aşmamız
gerekir. Ruh hayatın girdabına kapılmış
giderken, bedenin ona sağlıklı bir şekilde
ayak uydurması imkânsızdır.
Sağlıklı günler dileğiyle…
10
11
Romatolog ve Sanat
Prof. Dr. Şule Apraş Bilgen / Hacettepe Üniversitesi,
İç Hastalıkları - Romatoloji Bilim Dalı
“Resim yapmayı hep sevdim, kendimce iyi yaptığım şeylerden biri oldu…”
Resim denince çocukluk anılarımdan
biri geliverir gözümün önüne… Kocaman
bordo-kırmızı kaplı, üzerinde altın yaldızlı
‘Hayat Mecmuası’ yazan, babamın özenle
sayılarını biriktirip ciltlettiği kocaman bir
ansiklopedi ve ben. Hatırlayanlar olacaktır
mutlaka, her fasikülde bir ressamın hayat
öyküsü ve eserleri yer alırdı. Her bir
sayıda bambaşka ve büyülü bir dünya…
Matisse, Gaugin, Van Gogh ve diğerleri…
Sıradışı yaşam öyküleri ve resimlerde
hayat bulan o yaratıcı güç,
beni derinden etkilerdi.
Defalarca çevirirdim, mecmuanın
parşömen inceliğindeki sayfalarını
incitmeden…
Resim yapmayı hep sevdim, kendimce
iyi yaptığım şeylerden biri oldu. Ancak
resim yapmak emek isteyen bir uğraş,
koşturmaca ile geçen uzun yıllar içinde bir
türlü zaman ayırmayı başaramadım. Yine
de o, çok sık görüşemediğimiz ama her
seferinde aynı içtenlikle kaldığımız yerden
devam ettiğimiz bir dost gibi hayatımda
hep yerini korudu. Ara sıra kara kalem
portreler, bir-iki yağlıboya tablo çalışması
ve sergilerle, ilişkimiz kesintili olarak
devam edip gidiyordu. Birgün yolum
Mustafa Ayaz Müzesi’ne düşene dek…
Resim yapma dürtüsüne iş güç bahanesi
ile daha fazla karşı koyamadım ve atölye
çalışmaları için bir başlangıç yapıverdim.
İyi ki de yapmışım diyorum şimdi…
Mustafa Ayaz hocayı tanımak, tatlı-sert
eleştirileri, yol göstericiliği ve atölye
ortamı gerçekten çok keyifli ve öğretici.
tablo ve kara kalem çalışmayı sizlerle
paylaşacağım. Umarım seversiniz…
Sanat bir serüvendir, nereye gideceğini
bilemezsiniz derler. Resim yapmanın
heyecan verici yanı bana göre tam da bu…
Her başlangıç; nereye varacağını
bilemediğim gizemli bir maceraya
açılan, tekinsiz bir kapı gibi gerçekten.
Bitirmeden asla geri dönemeyeceğimi
bildiğim, inanılmaz bir heyecan ve meydan
okuma duygusu ile örülü bir yolculuk…
Başta düz beyaz, ifadesiz bir zemin olarak
karşımda duran tuvaller, fırça darbeleri
ile renkler dans ettikçe bir sinema
perdesine dönüşüveriyor usulca… Orada
görmek istediğinizi görebilene kadar veya
söylemek istediğinizi söyleyebilene kadar;
ne geçen saatler, ne etraf, ne de boya olan
eller umurunuzda oluyor.
Tekrar vurgulamış olacağım ama özelikle
yağlı boya resim çalışmak, gerçekten çok
zaman ve emek isteyen bir uğraş, ancak
bir o kadar da keyifli gönül verene… Buna
rağmen olabildiğince, elimden geldiğince
resim yapmaya devam etmek istiyorum.
Çünkü resim yapmayı seviyorum.
Burada yaptığım birkaç yağlı boya
Resim sanatı üzerine naçizane bir kaç söz
Sanat; insan duyarlılığının çizgi, renk, ses,
söz, ritm ve hareketle üstün bir şekilde
dışa vurumudur, yaratıcı ve kışkırtıcı bir
süreçtir. Resim sanatı ise; bu duyarlılığın
2 boyutlu bir zemin üzerine boya ve çeşitli
malzemeler aracılığı ile aktarılmasıdır.
Bu sanat dalında kompozisyon, renkler,
gölge-ışık oyunlarını maharetle
kullanarak etki yaratmak ve algı
oluşturmak esastır. Her sanatçının
kendine özgü bir tarzı vardır. Özgün bir
tarz uzun bir araştırma-deneme süreci
sonunda şekillenir. Mustafa Ayaz hocanın
hep belirttiği gibi ‘kendin ol’...
Neden yağlıboya resim tekniği?
Yağlı boya resim tekniği yüzyıllar
öncesinden gelen geleneksel bir teknik.
Onu bir klasik yapan ve hatta üstün kılan
yağlı boya ile yapılan resimlerin kalıcılığı.
Yüzyıllar öncesinden gelip henüz bitmiş
izlenimi veren paha biçilmez eserler yağlı
boya tekniğinin bu yönünü gözler önüne
seren canlı kanıtlardır.
Yağlı boya resim tekniği, üzerinde
rahatlıkla değişiklik yapma konforu sunar
uğraşana… Ancak bu avantajlarının yanı
sıra son derece meşakkatli bir teknik.
Geniş zamanlar, özel bir mekan ve bol
malzeme gerektirir. Boyalar, fırçalar,
incelticiler, temizlik malzemeleri vs vs…
Sonrasında da özenli bir temizlik faslı
lazımdır. Yağlı boya resim çalışmak,
başlangıçtan imzaya kadar bir
seremonidir anlayacağınız…
Sevgiyle kalın.
12
13
GUT hastalığı:
“Kralların hastalığı veya
hastalıkların kralı”
Prof. Dr. A. Eftal Yücel / Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları
Anabilim Dalı ve Romatoloji Bilim Dalı Başkanı, Ankara.
Gut hastasının ayak baş parmağında şişlik ve kızarıklık
Gut hastalığı nedir?
Gut hastalığı “kralların hastalığı veya
hastalıkların kralı” olarak antik Yunanlı
hekim Hipokrat zamanından beri
bilinmektedir. En sık başlangıç şikâyeti;
ayak başparmağında ani olarak ortaya
çıkan, çok şiddetli ağrı, kızarıklık, sıcaklık
artışı ve şişliktir. Genellikle, ilk günlerde
şiş olan ekleme dokunulduğunda dahi,
şiddetli ağrı hissedildiği görülür ve bu
bulgu gut hastalığı için oldukça tipiktir.
Ayak başparmağından sonra sık tutulan
eklemler ayak bileği ve dizdir. Ancak gut,
herhangi bir eklemde, eklem dışı bölgede
ve hatta iç organlarda dahi tutulum
yapabilir. Eklem şişliği, ağrı, kızarıklık
ve sıcaklık artışı önce tek eklemde ve
ataklar tarzında iken, hastalık ilerledikçe
ve yıllar içinde devamlı ve birden çok
eklemde olabilir.
eklemlerde çöker, akut gut atağına
neden olur. Cilt altında birikerek “tofüs”
denilen ağrısız cilt altı nodüllerine, idrar
yolları ve böbreklerde taş oluşumuna yol
açabilir. Töfüsler kulak kepçesinde ve
eklem çevrelerinde oluşabilir. Aspirin ve
idrar söktürücüler gibi bazı ilaçlar gut
hastalığı riskini artırır.
Gut hastalığının nedeni nedir?
Gutun nedeni esas olarak vücutta artmış
olan ürik asittir. Bu ürik asit fazlalığı
(hiperürisemi); ürik asit üretiminin
artması, atılımının azalması veya
proteinden zengin gıdaların alınması
sonucu oluşur. Kanda ürik asit düzeyinin
artmasının en sık nedeni, böbreklerden
ürik asit atılımının kalıtsal olarak
az olmasıdır. Ürik asit atılımının az
olması ürik asit düzeyi yüksekliklerinin
%90’ından sorumludur. Yetişkinlerin
%5-8’inde kan ürik asit düzeyi normalden
fazladır. Özellikle kırmızı et, deniz
ürünleri ve sakatat pürinden zengin
gıdalardır. Normalde vücuttaki ürik asitin
üçte biri alınan gıdalardan, üçte ikisi
ise metabolik olaylar sonucu oluşur.
Artmış ürik asit kristaller oluşturarak
Gut hastalığının tanısı
Gut hastalığı özel bir tedavi gerektirdiği
ve pek çok tip artrit (eklem iltihabı)
gut atağını taklit ettiğinden, doğru tanı
konulması çok önemlidir. Kesin tanı, akut
atak sırasında eklem sıvısından alınan
örnekte ürik asit kristallerin görülmesi
ile konur. Ancak birçok hastanın tanısı,
eklem sıvısı alınmadan, hastaların
hikâyesi ve muayene bulguları ile
konulabilir. Akut atak sırasında serum
ürik asit düzeyi genellikle yüksektir.
Ancak, akut gut artriti sırasında ürik
asit düzeyi normal veya düşük de
olabileceğinden, ürik asit düzeyine
dayanarak tanı konulması yanlış
sonuçlara yol açabilir. Buna ek olarak,
gut hastalığı olmayan birçok hastada da
ürik asit düzeyi yüksek olabilir. Kan ürik
Gut hastalığının sağlığa etkisi
Her 100 yetişkinden yaklaşık 1 tanesinde
gut hastalığı görülmektedir. Gut hastalığı
erkeklerde genellikle 30’lu veya 40’lı
yaşlarda; kadınlarda ise menopoz sonrası
başlar. Şişmanlık, yüksek tansiyon, kan
yağlarında yükseklik ve şeker hastalığı ile
birlikte daha sık görülür. Gut hastalarında
beyin kanaması ve kalp hastalığı gibi
nedenlerle ölüm normal kişilere oranla
daha sıktır.
asit seviyesi yüksek olan bireylerin ancak
%10 ila %20’sinde gut hastalığı ortaya
çıkmaktadır.
Gut hastalığının tedavisi
İlaç dışı tedavide ürik asit düzeyini
azaltmaya yönelik önlemler, hastanın
şişmansa zayıflaması, ürik asitten fakir
diyet tüketmesi vardır. Hastaların alkol,
tatlı, kırmızı et, sakatat, balık ve deniz
ürünleri gibi besinleri tüketmekten
kaçınması ürik asitin azaltılması
için önemlidir. Az yağlı süt ve süt
ürünlerinin tüketilmesi, ürik asit düzeyini
azaltmaktadır. Bitkisel proteinlerin ise
ürik asit düzeyi üzerine önemli etkisi
yoktur. Ürik asit düzeyi fazla olanların
bol su içmesi böbrek taşı oluşumunun
engellenmesi açısından önemlidir. Ayrıca,
C vitamini alımı (günde en az 500 mg) ve
kahve içilmesi (günde 4 bardak veya daha
fazla) ürik asit düzeyini azaltmaktadır.
1800’lü yıllardan beri akut gut atağında
kolşisin içeren ilaçların kullanılması
standart tedavi olarak kabul görmektedir.
Kolşisin çok etkili olmasına rağmen,
dozla artan şekilde mide bulantısı,
kusma ve ishale neden olur. Kolşisinin
bu istenmeyen yan etkilerinden dolayı
akut atak sırasında steroid olmayan
antienflamatuvar ilaçlar (SOAEİ) öncelikli
olarak tercih edilmektedir. Ağır atak
sırasında SOAEİ ile birlikte kolşisin
de kullanılabilir. İndometasin en sık
kullanılan SOAEİ’dir. SOAEİ’ler sık olarak
yan etkilere (özellikle mide şikâyetlerine)
neden olmakla birlikte, kısa süreli
kullanımda genellikle iyi tolere edilirler.
Aspirin ve aspirin içeren ilaçlar, kan
ürik asit seviyesini yükselttiği için, gut
hastalığı tedavisinde kullanılmamalıdır.
Bir yıl içinde 2 veya daha fazla akut gut
atağı geçirmiş olan, tofüsü bulunan,
böbrek taşı olan hastalara ürik asit
düzeyini düşürücü tedavi başlanır.
Kan ürik asit seviyesini düşürmek için
tedavide ya ürik asitin böbreklerden
atılımını artıran ya da ürik asit yapımını
azaltan ilaçlar kullanılmaktadır.
Türkiye’de ürik asit atılımını artıran
ilaçlar bulunmadığından, uzun süreli
tedavi için ürik asit yapımını azaltan ilaç
(allopürinol) kullanılmaktadır. Allopürinol
başlandığında, en az 3 ay kolşisin ile
birlikte kullanılmalıdır. Allopürinol
yan etki nedeniyle kullanılamadığında
veya allopürinol etkisiz olduğunda, ürik
asidi azaltan febuksostat kullanılabilir.
Febuksostat içeren ilaç Türkiye’de
halen mevcut değildir, gerektiğinde
yurtdışından temin edilmektedir. Etkili
bir tedavi ile gut hastalığı pek çok
olguda kontrol altına alınıp eklem hasarı
oluşumu önlenebilmektedir.
Gut Hastalığının Tedavisinde
Romatoloji’nin Rolü Nedir?
Tarihsel olarak bakıldığında yıkıcı ve
sakat bırakıcı artritin en önemli nedeni
gut hastalığıdır. Gut hastalığı modern
tıbbın başarı kazandığı hastalıklarından
biridir. Gut hastalığı, diğer birçok
önemli dahili hastalıkla (hipertansiyon,
hiperlipidemi, koroner arter hastalığı
gibi) birlikte bulunabildiği için, tedavisinin
aynı zamanda iç hastalıkları uzmanı da
olan bir romatoloji uzmanı tarafından
yapılması uygun olacaktır.
14
15
Romatizma
Hastası
Olmak
Av. Başak Tarhan Sönmez / Romaturka Derneği (Romatizma Hastaları
Bilgilendirme ve Destekleme Derneği) Başkanı
Romatizmal hastalıklarda tanısı ne
olursa olsun yaşanan hastalık süreci
zor ve sıkıntılıdır. Hastalığın teşhis
edilmesi, bu sürede yaşanan hastane
gidiş gelişleri, hekim bulma süreci,
ilaç aşamaları derken fiziksel olarak
ağrıları yaşayan hasta, bir de bu tedavi
sürecinde yaşadığı zorluklarla baş etmeyi
öğrenmek zorunda kalır. Biz Romaturka
(Romatizma Hastaları Bilgilendirme ve
Destekleme Derneği) olarak bu sıkıntıları
değişik mecralarda ortaya koymaya ve
çözüm önerileri geliştirmeye çalışıyoruz.
Büyük şehirler de dahil
olmak üzere her hastanede
romatolog bulunmuyor.
Romatizma hastalarının
sorunlarını, yaşadıkları
şehirde diğer hekimlerle
çözemediklerinde, başka
bir şehre gidip gelmeleri
gerekiyor.
Romatizmal hastaların ağrılı
dönemlerinin ne kadar zor geçtiği
bilinen bir gerçek. Bu ağrılı dönemlerde
üstelik bir de tedavi aşamasında birçok
sıkıntı ile karşılaşırlar. Üyelerimizden
gelen bildirimlerden yola çıkarak bu
problemlerden burada bir nebze olsun
bahsetmek istiyoruz. Tedavinin başlama
süreci hastanın ağrılarının hafiflemesini
bekleyeceği ve bu arada hastalığı
kabulleneceği bir dönemdir. Buraya
kadar her şey normal görünüyor. Fakat iş
hastane ortamına girildiği anda değişiyor.
Çünkü bu hastalık için büyük şehirler
de dahil olmak üzere, her hastanede
romatolog bulunmuyor. Bu hastalar
kendi yaşadıkları şehirde sorununu
diğer hekimlerle çözemez ise, başka
bir şehre gidip gelmek zorunda kalıyor.
Malum herkesin şartları eşit olmadığı
için kimisi işini, imkânını ayarlamaya
çalışarak zaman kaybediyor; kimisi
de maddi durumu olmadığı için farklı
bölümde tedavi olmaya devam ediyor
-ki bu, hastalığı ilerledikçe daha fazla
sorun yaşayacağı anlamına gelebiliyor.
Hastaneye ulaşabilirse, öncelikle tanı
konulabilmesi için bazı kan tetkikleri
ve film ya da MR gibi görüntülemeler
isteniyor. Hastanede hekimin ötesindeki
işlerin nasıl ilerlediğini birçoğumuz
o anda, yeni öğrenmeye başlıyoruz.
Çoğu kez kısa sürede bütün bunları
bitirmek mümkün olmuyor. Romatoloji
hocalarımız da iyi tetkik istiyorlar bu
arada ve çoğunu da laboratuvardakiler
ilk bakışta anlamıyor. Bir tanesini
hastalarımız çok seviyor: ANA. Büyük
harflerle bile olsa annemizi çağrıştırıyor
ne de olsa.
Düşünün ki, bir hasta
bir şekilde hastaneye ulaştı.
Bütün bu süreçler için özel
izin mi almalı, ne kadar
kalacağını bilmediği bir
yeri nasıl ayarlamalı, yola
ne kadar para ile çıkmalı?
Olay sadece hastalık değil,
psikolojik ve toplumsal
yansımaları da var…
Neyse, tetkikleri tamamlamamız tam
bir fiziksel ve psikolojik süreç. Doğru
tanının konulabilmesi için (araştırma
hastaneleri bunu daha çok yapıyor) farklı
birimlere yönlendirilen ve farklı günlerde
muayene olabilen hastanın psikolojisi
ise sonunda bir liyezon psikiyatrisini
hak ediyor. Tedavi başlayana kadar bu
süreç içinde bireylerin dirençlerinin daha
da çöktüğü ve ağrılarının da arttığının
gözlemlendiğini duymuştum. Düşünün
ki bir hasta bir şekilde hastaneye ulaştı.
Bütün bu süreçler için özel izin mi almalı,
ne kadar kalacağını bilmediği bir yeri
nasıl ayarlamalı, yola ne kadar para
ile çıkmalı? Olay sadece hastalık değil;
psikolojik ve toplumsal yansımaları
da var. Bazı üyelerimiz neredeyse
hastalandıklarına değil, hep bu süreçler
ile yaşamak zorunda kalmalarına
üzülüyorlar. Hekimlerden isteğimiz, bize
biraz da bu gözle bakmaları; çoğu hasta
ile olağan durumda karşılaşsanız inanın
onların çok yetkin olduklarını rahatlıkla
fark edebilirsiniz. Ama hastalık, hastane,
doktor, tetkikler, raporlar derken epey
dağılıyorlar haliyle.
Tedaviden olumlu bir sonuç alınabilmesi
için aynı tedavi ve belki de aynı hekimin
sürekliliği de çok önemli. Tekrar tekrar
kontrollere çağırılıyoruz; randevu
alabilirsek gidiyoruz da. Yukarıdaki
süreçler her seferinde tekrarlanıyor,
biraz duyarsızlaşıyoruz tabii ki. Özellikle
biyolojik ilaç kullanan hastalarımız bunu
iyi biliyor. Düşünsenize, doktorlara,
SGK’ya, bazen de eğitici hemşirelere
ilaçlarımızı düzgün kullandığımızı hep
ispatlamak gerekiyor. Biraz geç alsak
bir sonraki reçetemizi SGK ancak bir
kutu veriyor. Biraz ağrılarımız dinince
bu işlemler gerçekten daha da yıldırıcı
oluyor. Çekilen ağrılara ve kısıtlamalara
bir de bu sürecin eklenmesi, maddi ve
manevi bir yıpranma ile sonuçlanıyor.
Tabii, ilgi istiyoruz biz. Öyle ki, özel
muayenehanede tedavi olan bazı
üyelerimiz bile hekimlerine ulaşmakta
zorluk çektiklerinden yakınıyor. Basit
kontrollerimizi aile hekimlerimiz yapsa
daha mı iyi olur? Bazen tetkik yaptırmaya
gittiğimizde, bunlar çok fazla iki hafta
sonra geri kalanı yapalım diyorlar. Bazı
romatologlar diğer romatologların
tedavilerini doğru bulmuyor. En çok
da bu kafamızı karıştırıyor. Eh, onlar
bile çelişkide ise, biz nasıl olmayalım?
Hekim ve hastane seçmede çok
titiz davranılmalı, üyelerimize ve
takipçilerimize, tedavilerinden sonuç
alamayan hastalar için başka bir görüş
daha almalarını öneriyoruz. Hastaneler
bizi tanımıyor, onca bilgimiz kayıt
altında iken bile, her gittiğimiz doktora
tekrar baştan sorunlarımızı anlatmak
zorunda kalıyoruz. Bazen de doktorlar …
yapıyor ve ilaçlarımızı yazmıyorlar. Kendi
doktoruna git diyorlar bize.
Yukarıda bahsettim; tedavi sürecinde
kullanılan bir yöntemde biyolojik
ilaç tedavisi. Diğer ilaçların etki
göstermediği durumlarda devreye giriyor.
Bunu kullanabilmek için de yine bir
takım prosedürler var. Ancak internette
yazılanları bir bilseniz bu ilaçları
hekimler bile kullanmaz. Derneğimiz
bu konuda çok sayıda soruya muhatap
kalıyor güvenilecek bir yorum için. Tabii
ki, diğer ilaçlardan etki görmemiş olmak
gerekiyor en başta ve bu biyolojiklere
başlamak için rapor çıkarılması
gerekiyor. Biyolojik ilaca başlanması için
bir hastaneden birkaç hekimin onayladığı
bir rapor çıkarılması gerekiyor. Bu
raporlar bazı devlet hastaneleri ve
üniversitelerde biraz zorlu koşullarda
çıkarılıyor. Bir de raporun yanında imza
attığımız izlem formu diye birşey var ki,
sanırsınız idamınıza onay veriyorsunuz.
MR’a girmeye, bazı hastalar
mezara girmek diyor!..
Kadın hastaların çok zorluk
çektiği bir durum kapalı bir
alanda bulunmak…
Bazı hastanelerde MR için verilen gün
çok uzak bir tarih olabiliyor. Uzaktan
gelen hastaların bunu hemen çektirmesi
gerekir çünkü fazla zamanı yoktur.
Özel MR çektirmesi de çok fazla bir
fiyat ödemesi gerektiğinden zor. MR
konusunda yaşanan tek sıkıntı bu değil
tabii. Fazla kilosu olan ya da obezitesi
olan hastaların kilosuna göre sığabileceği
bir MR görüntüleme cihazı her zaman
ve her hastanede bulunmuyor. Birçok
hastanede sadece kapalı MR cihazı
bulunuyor. Yukarıdaki türde hastalar
için bunlar tercih edilemeyecek cihazlar.
Romaturka Derneğine, fazla kilolu
hastalar nasıl MR çektirebilir diye sorular
sıkça gelince bu konuda elde ettiğimiz
bilgileri internet sayfamız üzerinden
paylaştık:
ozon gibi) tedavilere başvuruyorlar.
Daha çok sosyal medyayı kullananlar
paylaşımlarında, kendilerine iyi gelen
tedaviden bahsedip diğerlerine fayda
sağlayabileceklerini düşünüyor. Fakat
en çok yanıldıkları nokta da bu işte; bir
kişiye iyi gelen bir diğerinde farklı etki
gösterebilir. Bir de bu kişilerin gerçekten
hasta olup olmadıklarını bilemiyoruz. Biz
dernek olarak mümkün olduğunca hasta
ve yakınlarının bu konudaki farkındalığını
artırmaya çalışıyoruz.
Son olarak şunu da eklemeliyiz; her
şeyi sağlık sisteminden beklemek de
bizim yanlışımız. Çünkü hasta birey
için yakınlarının desteği de çok önemli
bir rol oynuyor. Onların ağrılarına
inanmak ve onlara destek olmaları
gerekiyor. Hastalarımız çoğu kez
evdekileri ve iştekileri hastalıklarına
inandıramamaktan yakınıyor. Bir de
sürekli ağrısı olan bireyler bir süre
sonra bu sıkıntılardan dolayı yakınındaki
insanları bıktırdığını veya hatta ailelerine
karşı yetersiz kaldıklarını düşünüyorlar.
Gözlemlerimiz bu bireylerin daha kolay
psikolojik bunalıma girdikleri. Bu kişilere
kendilerini öyle hissetmemeleri için
yakınlarının, arkadaşlarının ve toplumun
ellerinden gelen her türlü desteği
sağlamaları gerekiyor. Bu sadece onları
ve hastalıklarını anladıklarını bir kaç
kelime ile ifade etmemizle bile olabilir.
Bu kapsamda 12 Ekim Dünya Artrit
Günü’nde Panora Alışveriş Merkezi’nde
düzenlediğimiz bir flashmob ile topluma
dansçılar ile bir mesaj verdik: Hareket
Değerlidir, Harekete Geçin.
http://romaturka.org/tr/index.
php?categoryid=5
Ankara’da hangi görüntüleme merkezi,
kaç kiloya kadar ve hangi MR cihazı (açık
ya da kapalı) ile çekim yapıyor; burada
var.
Romatizma hastalarının karşılaştığı bir
diğer sorun ise ilaç konusunda oluyor.
Bu hastaların düzenli kullandığı ilaçları
vardır. Bazı nedenlerle ilaç piyasada
bulunmuyor. Bu durumda hasta ilacı
kullanamıyor ve tedavileri aksıyor.
Hastaların bazıları bu gibi sorunlarla
uğraşmaktan sıkılıp alternatif (sülük,
http://romaturka.org/tr/index.
php?categoryid=17
Gerçekten de vücudumuz sadece
hastalıklarda gündeme gelmemeli,
henüz sağlıklı iken onu zinde ve güçlü
tutmalıyız.
Bu sütünlarda bize yer verdiğiniz için çok
teşekkür ederim. Ne de olsa hepimizin
amacı aynı…
16
17
“Gözlerimde sürekli batma oluyor,
konuşurken bile ağzım kuruyor”:
Sjögren sendromu
Prof. Dr. Şule Apraş Bilgen / Hacettepe Üniversitesi, İç Hastalıkları
Romatoloji Bilim Dalı
Sjögren sendromu öncelikle uzun
süreçli bir bağışıklık sistemi hastalığıdır.
Otoimmün hastalıklarda, bağışıklık
sisteminde sebebini henüz net olarak
bilemediğimiz bir nedenle bir sapma
olur. Normalde vücudumuzun bağışıklık
sistemi kendi yapılarına karşı bir savunma
geliştirmez. Sjögren gibi hastalıkların
varlığında dışarıdan giren virüs veya bakteri
gibi patojenlere karşı yapılan savunma,
bağışıklık systemindeki bu sapma
nedeniyle kişinin kendi sağlıklı doku ve
hücrelerine karşı verilir. Bunun sonucunda
etkilenen organ ve dokularda hasar gelişir,
bu da fonksiyon kaybına yol açar.
Sjögren sendromunda,
başta tükürük ve gözyaşı
bezleri olmak üzere dış salgı
bezleri beyaz kan hücreleri
tarafından işgal edilir.
Sjögren sendromunda, vücudumuzun pek
çok farklı doku ve organ sistemi etkilense
de, başta tükürük ve gözyaşı bezleri olmak
üzere dış salgı bezleri beyaz kan hücreleri
tarafından işgal edilir, bunun sonucunda
inflamasyon dediğimiz yangısal (iltihabi)
durum gelişir. Bu da dış salgı bezlerinde
fonksiyon bozukluğuna, gözyaşı ve tükürük
gibi dış salgıların azalmasına neden olur.
Bu sendrom, başka hastalık veya durumla
ilişkisiz olarak gelişmişse primer
Sjögren sendromu; romatoid artrit, lupus
ve skleroderma gibi diğer otoimmün
hastalıklarla ilişkili olarak gelişmişse
sekonder Sjögren sendromu olarak
adlandırılır. Bu ayrım hastaların takip ve
tedavisinde önem kazanır.
Sjögren sendromu her yaşta
görülebilir, fakat hastaların
çoğu 40 yaşından sonra tanı
alır ve %90’ı kadındır.
Hastalığın belirtileri ve bulguları
nelerdir?
Sjögren sendromunda karakteristik ve
en sık görülen belirtiler; kuru göz, kuru
ağız, bitkinlik ve ağrıdır. Ağız kuruluğu
ile ilişkili olarak; dudaklarda kuruluk, diş
çürümeleri, diş kaybı, diş eti hastalıkları,
dilde yanma-acıma, yutma-çiğneme
problemleri, konuşma zorluğu ve tükürük
bezlerinde şişme görülebilir.
Gözde kuruluk ise, kendini gözlerde kaşıntı,
batma-yanma ve kum batması hissi ile
gösterir. Kuru göz, korneada aşınmaya,
göz enfeksiyonlarına ve göz kapağının
iltihaplanmasına yol açabilir.
Diğer dış salgı bezleri daha az etkilenir;
solunum yollarının etkilenmesi ile
kuru öksürük, enfeksiyonlar, sindirim
sisteminde sorunlar, vajinal kuruluk
sonucu ağrılı cinsel ilişki ve sık vajinal
enfeksiyonlar gelişebilir.
Dış salgı bezleri dışında tutulum, yani
sistemik tutulum hastaların üçte birinde
görülür. Halsizlik, eklem, sinir, kas,
böbrek, akciğer tutulumu gelişebilir, ciltte
purpura dediğimiz cilt altı kanamalarla
kendini gösteren döküntüler ve lenf bezi
büyümeleri ortaya çıkabilir.
Uzun süreli hastalık seyrinde bazen
maltoma denilen bir lenfoma türü
gelişebilir. Bu nedenle beklenmeyen lenf
bezi şişlikleri mutlaka dikkate alınmalı ve
doktora bildirilmelidir. Lenfoma hastaların
%5’inde görülür, bazen de Sjögren
sendromu tanısı konulmasına sebep
olur. Maltomalar genel olarak iyi bir seyir
gösterir. Bununla birlikte nüks riskinden
dolayı ömür boyu gözlem gerektirir.
Hashimoto tiroiditi ve primer biliyer siroz
gibi başka sistemleri ilgilendiren otoimmün
hastalıkların Sjögren sendromu ile birlikte
görülebileceği de akılda tutulmalıdır.
Sjögren Sendromu tanısı nasıl konur?
Sjögren sendromu tanısını koymada
zaman zaman zorluk yaşanabilir. Çünkü;
Sjögren sendromu belirtileri kimi zaman
lupus, romatoid artrit ve multipl skleroz
gibi gibi hastalıkların belirtileri ile
örtüşebilmektedir.
Bunun dışında Sjögren sendromu
açısından değerlendirilen hastalarda,
kuruluk yapabileceğinden depresyon
ve hipertansiyon ilaçlarının kullanımı
mutlaka sorgulanmalıdır. Tanısal
yaklaşımda Sjögren sendromuna benzer
belirti ve bulgulara yol açabilecek bazı
viral enfeksiyonlar ve kronik hastalıklar
dışlanmalıdır.
Hastalık tanısı için özel bir test
olmadığından romatoloğunuzun göz
muayenesi dahil, bir takım klinik,
laboratuvar ve patolojik test sonuçlarını
bir arada değerlendirmesi gerekir. Biz
romatologlar hastalarımızın bulgularını,
2002’den beri halen güncel ve sınıflamada
altın standart olan AECG (American
European Consensus Group Criteria)
sınıflama kriterleri doğrultusunda
değerlendiririz. Son zamanlarda bu
kriterleri daha rafine hale getirme yolunda
çalışmalar yapılmaktadır.
tutulumlarla kendini gösterdiğinden
hastaya özel tedavi planlanır. Dış salgı
bezlerinin tutulumu ile sınırlı hastalıkta
genellikle belirtilere yönelik topikal
tedaviler ön plana çıkarken, dış salgı bezi
dışı tutulumlarda bağışıklık sistemini
düzenleyen ilaçlar kullanılır. Son yıllarda
hastalığı oluşturan mekanizmaların
giderek daha iyi anlaşılması, biyolojik
ajanlar denilen ilaçların yeni tedavi
alternatifleri olarak Sjögren sendromu
tedavisinde kullanılmasına olanak
vermektedir.
Sjögren Sendromu nasıl tedavi edilir?
Her şeyden önce Sjögren sendromlu
hastalar için erken tanı ve tedavi,
yaşam kalitesinin iyileştirilmesinde ve
komplikasyonların önlenmesinde büyük
önem taşır.
Sjögren sendromunun kür edici (tam şifa
oluşturan) tedavisi yoktur. Ancak belirtibulguları ve hastalık seyri sırasında
ortaya çıkabilecek organ tutulumları gibi
sorunları-komplikasyonları kontrol altına
almak mümkündür.
Hastalık, geniş bir klinik çeşitliliğe
sahip olduğundan ve her hastada farklı
Sjögren sendromuna bağlı kuru dil
18
Romatizmal
Hastalıklar
Akciğeri
Etkiler mi?
Prof. Dr. Nurhan KÖKSAL / Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Göğüs Hastalıkları
Anabilim Dalı, Samsun
Romatizmal hastalıklar iltihabi
bozuklukların neden olduğu, vücutta
çeşitli sistem ve organları etkileyen bir
grup hastalıktır. Romatoid artrit (RA),
sistemik lupus eritematosus (SLE),
ankilozan spondilit (AS), sistemik skleroz
(SSc), Sjögren sendromu (SS), polimiyozit
(PM) / dermatomiyozit (DM) ve mikst
bağ dokusu hastalığı en sık bilinenlerdir.
Bunların yanında Behçet hastalığı ve bir
grup damar iltihabı yapan romatizmal
hastalıklar da mevcuttur. Bu hastalıkların
belirti ve bulguları ile vücutta etkilediği
alanlar farklı klinik tablolara neden
olabilirler. Bu farklılıklar hastadan hastaya
değişebilmektedir.
Romatizmal hastalıkların
kendisi solunum sisteminde
bozukluklara neden olabildiği
gibi, bazen bu hastalıkların
tedavisinde kullanılan ilaçlar
da akciğerleri olumsuz
etkileyebilmektedir.
Solunum sistemini oluşturan, hava
yolları, kan damarları, akciğer dokusu,
akciğer zarı (plevra), solunum kasları
ve göğüs kafesi etkilenebilir. Var olan
romatizmal hastalık türüne göre solunum
sistemindeki tutulum yeri, tutulum şekli
ve ağırlığı değişmektedir. Akciğerlerin
romatizmal hastalıklar seyrinde sık olarak
etkilenmesinin nedeni, tüm vücutta dolaşan
kanın akciğerlere uğraması ve akciğerlerde
oksijenlendirilmesidir.
Genel olarak bakıldığında, en sık görülen
tutulum şekli intersitisyel akciğer hastalığı
(İAH) dediğimiz, akciğer dokusunda
esneklik kaybı ve sertleşme ile kendini
gösteren klinik formdur. Önceleri
hastalarda eforla ve merdiven çıkmakla
olan nefes darlığı ve kuru tek tük öksürük
görülür. Bu bozuklukta akciğerlerde
hasar arttıkça gaz değişimi de bozulur
ve zaman içerisinde nefes darlığı şiddeti
artarak devam eder. Hastalar derin
nefes alamadıklarını ifade ederler.
Erken dönemde saptandığında uygun
tedavi ile bu durum durdurulabilir veya
hastalığın seyri yavaşlatılabilir. Ancak
akciğerde hasarlanma arttığında, fibrozis
ve bal peteği denen durum oluştuğunda
artık geri dönüşümsüzdür. Bu nedenle
akciğerde bu hastalığın ilk belirtileri
saptandığında, akciğerler yüksek
çözünürlüklü bilgisayarlı tomografi ile
değerlendirilmeli ve takibinde hasta
4-6 ayda bir solunum fonksiyon testleri
ve arter kan gazları ile yakın takibi
yapılmalıdır.
Akciğerin küçük damarlarının
tutulduğu ve buna bağlı akciğer alveol
keseciklerinin içerisine kan sızıntısının
olduğu durumlar hayati önem taşır. Bu
durumda olan hastalarda nefes darlığı,
öksürük ve öksürükle birlikte parlak
kırmızı renkte kan tükürme şeklinde
kendini gösterir. Altta yatan romatizmal
hastalığa, akciğerde tutulan yer ve
etkilenen alanın büyüklüğüne bağlı olarak
klinik gidişat değişebilir. Altta yatan
romatizmal hastalığın tipi ve klinik seyri
de kliniği etkilemektedir. Mesela Behçet
hastalığında akciğerin büyük damarları
tutulumu daha sık olup, böyle durumlarda
kanama miktarı çok fazla olabilmektedir.
Erken tanı ve tedavi ile bu tablo büyük
oranda düzelebilir.
Ramatoid artrit ve Sjögren sendromu gibi
romatizmal hastalıklarda, akciğerlerde iyi
huylu ve kendiliğinden de geçebilen nodüller
(sert kitle) oluşabilmektedir. Bunlar
çoğunlukla bir şikâyete neden olmazlar ve
tesadüfen saptanırlar. Burada esas olan, bu
nodüllerin akciğer kanserlerinden ayırımını
yapabilmektir. Bu nedenle, bu hastaların
büyük kısmında invazif olarak biyopsi
almaya gerek duyulmaktadır.
Romatizmal hastalıkların seyrinde daha
nadir olarak akciğer zarları arasında
sıvı toplanması, akciğer enfeksiyonları,
solunum kaslarının etkilenmesi ve
solunumda iş gören eklemlerin etkilenmesi
nadiren de olsa görülen klinik durumlardır.
Bu tutulumlar hastayı klinik olarak
rahatsız eden durumlardır. Ancak bu
hastalıkların ne zaman ve hangi hastada
ortaya çıkabileceğini önceden tahmin
etmek; gerek klinik olarak, gerekse de
laboratuar olarak mümkün değildir. Akılda
tutulması gereken bir diğer konu da sigara
kullanımıdır.
Yapılan çalışmalar yukarıda
sayılan solunum sistemi ile
ilgili tüm klinik durumların
sigara içen hastalarda daha
sık görüldüğünü ortaya
koymuştur.
Bu nedenle bu hastaların sigara
kullanıyorlarsa bırakmaları şiddetle
önerilmelidir.
Romatizmal hastalıkların tedavisinde
kullanılan ilaçların büyük kısmının
akciğerler üzerine yan etkileri olmaktadır.
Bunlar; akciğerde sertleşme (intersitisyel
akciğer hastalığı), hava yolu daralması
(bronkokonstrüksiyon), organize pnömoni
(COP), enfeksiyonlarına yatkınlık artışı,
tüberküloz, akciğer zarları arasında sıvı
toplanması (plevral efüzyon), vb. gibi
durumlara neden olabilirler. Bu nedenle
hastalık seyri kadar, tedavide kullanılan
ilaçların da iyi bilinmesi ve olası yan
etkilerinin takip edilmesi de klinik açıdan
önemlidir. Bu hastaların şikâyeti olmasa
da en az yılda bir defa akciğerlerinin ve
solunum fonksiyonlarının değerlendirilmesi
uygun olacaktır.
Sağlıcakla kalın.
Değerli okuyucular,
Hastalarımızdan gelecek olan amatör sanat çalışmalarını
(kısa edebi yazı, karikatür, resim, şiir, vb.) yayınlayacağımız
“Romatizma ve Sanat” isimli sayfamıza eserlerinizi göndermek için;
E-Mail: [email protected]
“Romatizma ve Yaşam”a
yeni bir pencereden bakın!
Romatizma ile yaşam konusunda size ipuçları sunan
güncel video, bilgi ve haberlerin yer aldığı
“Romatizma ve Yaşam” web sitesi yenilendi,
içeriği daha da zenginleşti.
Yenilenen versiyonuyla “Romatizma ve Yaşam”
sizlerle.
www.romatizmaveyasam.org