close

Enter

Log in using OpenID

Birleşik Muhalefet Hareketi Çerçeve Metnini İndirmek İçin

embedDownload
Birleşik Muhalefet Hareketi Forumlarında Tartışılmak
Üzere Çerçeve Metin Taslağıdır:
ÖZGÜR, EŞİT BİR YAŞAM VE GELECEK İÇİN
BİRLEŞİK MUHALEFET HAREKETİ
Küresel Kapitalist Yıkıma Karşı Dünya Halkları
Meydanlarda Direniyor
Küresel kapitalist sistemin egemenleri yeni yüzyılın başında
Tarihin Sonunu ilan etmişlerdi.
Geride bıraktığımız on beş yıl ise dünya halklarının bu
iddiaya kulak asmadığını gösterdi. Yeni küresel kapitalist
sistemin yarattığı eşitsizlikler, adaletsizlikler ve
haksızlıklara karşı emekçi sınıflar ve ezilenlerin
başkaldırılarına tanık olduk.
Küresel haramilerin gasp ettiği değerleri geri almak için
halklar da dünya ölçeğinde meydanlarda, sokaklarda,
fabrikalarda direniyor. Nerede bir zorbalık varsa orada
halkın da direndiği bir meydanı oldu. Meydanlar
direnişlerle özdeşleşti. Milyonlar meydanlarda birleşti.
Dünya çapında egemenlik kurmak isteyenlerin hesapları
artık meydanları dolduran milyonlar tarafından altüst
ediliyor. Emperyalist kurgu merkezlerinin evdeki hesabı
meydana uymuyor.
AKP’nin Otoriter Muhafazakâr Siyaseti Gezi
Direnişi Meydanına Çarptı
Emperyalist kapitalist egemenlerin hesapları ülkemizde de
tutmadı.
On yılı aşkın süredir hükümette olan AKP’nin
toplumun nefes yollarını tıkayan, toplumsal muhalefeti
tavizsiz baskı yöntemleriyle sindirmeye çalışan küstah
1
siyaseti 2013 yılı haziranında Taksim’de Gezi Direnişi’nin
duvarlarına çarptı.
Ülkemizdeki kapitalist düzeni yeni dönemin kurucu
partisi işleviyle yeniden yapılandırmaya çalışan AKP’nin
karşılaştığı bu şiddetli itiraz ülkemiz toplumsal
mücadeleleri tarihi için de yeni bir döneme işaretti.
Tüm farklılıklarına rağmen milyonlarca insan ülke
tarihinde ilk kez siyaset sahasına doğrudan eylem yoluyla
müdahale ettiler. Gezi Direnişi boyunca sokaklar ve
meydanlar halk kitleleri için yepyeni bir siyasal eylem
olanağı, güçlü bir siyasal ifade sahası olarak kabul gördü.
Halk daha önceleri görülmemiş biçimlerde, yoğunlukta ve
süreklilikte sokaklarda, meydanlarda, parklarda kaldı.
Neo-Liberal Saldırganlık Milyonları Meydanlarda
Birleştirdi
2
Emperyalizmin yeni sömürü politikalarının ülkemizdeki
kararlı uygulayıcısı olan AKP, iktidar yılları boyunca
temsilcisi olduğu çıkar bloklarının birikim, talan ve yağma
ihtiyacını kesintisiz biçimde karşıladı.
Emekçi sınıfların kazanılmış hakları bu dönemde birer
birer budandı. Sömürü görülmedik biçimde
yoğunlaştırılarak ülke bir bütün olarak neredeyse bir
Taşeron Cumhuriyeti haline getirildi. Eğitimden sağlığa
halkın temel hakları iktidarın sırtını dayadığı yeni sermaye
kesimlerinin yararına ticari bir meta haline dönüştürüldü.
İşçi sınıfının payına ise öve öve anlatılan “büyüyen
ekonomi” değil, her zaman olduğu gibi sömürü, ezilme, hor
görülme ve belki de her zamankinden de fazla yıkım, acı ve
ölüm düştü.
AKP hükümeti sermayenin çıkarları doğrultusunda yasa
üzerine yasa çıkarmada rekorlar kırdı. Neredeyse tüm kamu
kuruluşları sermayeye ve iktidar yandaşlarına haksız kazanç
sağlamak üzere özelleştirildi. Derelerimizden
madenlerimize, kamuya ait fabrikalar ve işletmelerden ortak
kamu çıkarlarını temsil eden yaşam alanlarımıza,
parklarımıza, bahçelerimize kadar satılmadık şey kalmadı.
Her bir özelleştirmeyle birlikte kıyıma uğrayan, işinden
edilen emekçi sayısı çoğaldı, yoksulluk arttı.
Bankalar halkın küçük birikimlerini haraca bağlayan,
geleceğini rehin alan yasal tefeciler gibi çalışmaya devam
etti. Borsa sermaye ve rant çevrelerinin sömürü şehvetini
tatmin için kurulmuş dev bir kumarhane gibi işlemeyi
sürdürdü.
Yeni Otoriter Muhafazakârlığın Siyasal Merkezi
AKP
Bütün bu dönem boyunca AKP hükümeti otoriter
muhafazakâr çizgideki saldırgan siyasal ajandasını sadece
ekonomide değil toplum hayatını etkileyen tüm alanlarda,
yeri geldiğinde sinsi yeri geldiğinde pervasızca uygulamaya
devam etti.
12 Eylül faşist darbesinin on yıllar önce büyük
toplumsal muhalefeti bastırmak maksadıyla yolunu açtığı
muhafazakâr gericiliği toplumun tüm hücrelerine
yerleştirme politikası AKP hükümetinin elinde gerçek bir
silaha dönüştü.
Bu anlayışın temelinde yer alan rıza üretme ve biat
mekanizması toplumumuzun geniş kesimlerinin dinsel
inançlarının sömürülerek yağmaya ve sömürüye karşı
dirençsiz, yer yer de kayıtsız kalması yolunda kullanıldı.
AKP, iktidar yılları içinde dinsel hassasiyeti kuvvetli
kesimlerin geçmişte sınırlandırılan veya ortadan kaldırılan
kimi hak ve özgürlüklerini iade adı altında toplumsal
özgürlükler ve laiklik alanını gün geçtikçe daralttı.
Eğitim sisteminde iktidarın dayandığı dinsel ideolojik
referanslar lehinde ardı arkası gelmeyen değişikliklere
gidildi. Bu değişikliklerin kazanılmış Cumhuriyet
dönüşümlerinin karşısında duracak dindar ve kindar nesiller
yetiştirmek için yapıldığı açıkça ifadeye büründürüldü.
3
Otoriter muhafazakârlığın kurum, özne ve simgeleri
toplumsal hayat ve kamu alanında yeniden konumlandırıldı.
Gerici siyasal, kültürel, ideolojik baskı akla gelmeyecek
yönetmelik ve yönergelerin yürürlüğe konmasıyla tüm
toplumu kuşatacak, farklı düşünenlerin yaşam alanlarını
adım adım yutacak biçimde yoğunlaştırıldı. İktidar,
toplumun geniş kesimlerinde yaşam tarzının tehdit altında
olduğu fikrini yaygınlaştıracak kısıtlayıcı, engelleyici,
yıldırıcı, caydırıcı düzenlemeleri meydan okurcasına
yürürlüğe sokmaktan kaçınmayacağını ilan etti.
AKP’nin Siyasal Pragmatizmi Toplumsal
Sorunlara Çözüm Getirmedi
4
12 yıllık iktidarı süresince AKP hükümeti, toplumda
kutuplaşmalara neden olan, toplumsal çatışma dinamiklerini
harekete geçirme riski içeren birçok temel sorunda da kendi
bildiğini okumaktan geri durmadı. Sorundan etkilenen
tarafların fikrine sadece kendi politikalarını
güçlendireceğine inandığı noktalarda başvuran bir siyasal
hat izledi.
Ülkenin kuruluşundan bu yana en önemli sorunu olan
Kürt sorununda pragmatik, çözümü geciktirici, süreçleri
kendi siyasal ajandası doğrultusunda erteleyici bir tutum
sergiledi. Kürt halkının vazgeçilmez demokratik haklarını
yararcı siyasal pazarlıkların konusu haline getirdi. Kalıcı
çözüme duyulan özlemi bir tehdit unsuruna dönüştüren,
tarafların çözüm yolundaki siyasal iradesini rehin alan
oyalayıcı siyasette ısrar etti.
Alevi toplumunun ibadet, eğitim ve kültürel haklarının
önündeki engeller sözde Açılım hamlelerine karşın
muhafaza edildi. Her fırsatta Alevileri dışlayıcı siyasal
üslupta ısrar edilerek toplumun önemli bir kesiminin
haysiyeti ayaklar altına alındı. Büyük toplumsal patlamalara
yol açabilecek keskin bir bölünme neredeyse bilinçli
hamlelerle açık açık kışkırtıldı.
AKP, bu yöndeki kışkırtıcı siyasetini dış siyaset alanına
da yansıttı. Suriye’de Ortadoğu’ya yönelik emperyalist yeni
tasarıların kışkırttığı toplumsal altüst oluşta mezhepçilikten
beslenen bir siyaset izledi. Bu siyasetin sonucu olarak,
sayısı bir milyona ulaşan göçmen topluluğu bugün
toplumsal yaşamın çözümlenmesi güç sorunlarından biri
haline geldi.
Toplumda geleneksel olarak var olan birçok dışlayıcı,
ayrımcı, yok sayıcı, kıyıcı davranış önceki dönemlere
kıyasla çoğaldı, yoğunlaştı, ilgili toplumsal kesimleri
gelişebilecek daha vahim sonuçlarla karşı karşıya bıraktı.
Kadının varlığına ve haklarına bu hükümet döneminde
başka hiçbir dönemde görülmedik biçimde saldırıldı. Kadın
Cinayetleri toplumsal gündemin ana maddelerinden biri
haline geldi.
LGBTİ bireylerine yönelik saldırganlık arttı, cinayetler
sıklaştı.
Ermeni, Rum, Yahudi, Süryaniler gibi dinsel azınlıklar
ve diğer toplum paydaşlarımızla bilinçli siyasetler izlenerek
zaten azaltılmış olan birlikte yaşama duygusu, bu kesimlere
yönelik saldırı ve cinayetlerle ortadan kaldırılmak istendi.
Aynı dışlayıcılık ve saldırganlık, suçmuş algısı
yaratılmaya çalışılan dinsizlik, ateizm gibi anlayışlara ve
bunları sahiplenenlere de yöneltildi.
Çerkezler, Lazlar, Gürcüler, Araplar, Yezidiler gibi
farklı toplumsal unsurların hak taleplerini görmezden gelen
aşağılayıcı ifade ve davranışlara yol verildi.
Çocuk işçiliğinde görülen artış bir neo-liberal ekonomi
vahşeti olarak gündelik yaşamda yerini aldı.
Toplumun üçte birini ilgilendiren sakat ve engelliler
sorununda köklü değişimler gerçekleşmedi.
Yüksek genç işsiz oranında kayda değer bir düşüş
yaşanmadı. Gelecek umudu çalınan, toplumsal güvenceden
yoksun genç nüfus içindeki uyuşturucu kullanma,
çeteleşme, zorbalık ve şiddet eğilimindeki artış özellikle de
sokağa yansıyan yıkıcı biçimleriyle görünür hale geldi.
5
Birleşik Direniş, Birleşik Dayanışma!
6
Bütün bu gelişmelerle birlikte, iktidar olmanın
olanaklarını görülmemiş bir ayrımcılık ve yandaşlıkla
kullanan AKP medyadan yargıya, yerel yönetimlerden
merkezi bürokrasiye tüm kurumlarda kendi egemenliğini
tesis etti.
Bu egemenliğin yarattığı olanakların da etkisiyle art
arda kazandığı seçimleri hukuksuz, adaletsiz, dışlayıcı,
baskıcı siyasetini kökleştirmek yolunda sonsuz ve
sorgulanamaz bir meşruiyet aracı olarak gördü ve
göstermeye çalıştı.
AKP iktidarı, söz konusu bu sorgulanamaz meşruiyet
basıncını da hedefine koyarak sokaklara dökülen
milyonların Gezi Direnişi ve ardından gelişen kitle
hareketlerini otoriter muhafazakârlığın fıtratına uygun vahşi
bir zorbalıkla, yaygın bir şiddet kampanyasıyla yanıtlamayı
seçti.
O zamana dek dilinden düşürmediği adalet, hukuk ve
özgürlükten gerçekte ne anladığı Gezi Direnişi ve 17 Aralık
yolsuzluk operasyonları uygulamalarıyla apaçık ortaya
çıktı. Hem ülke içinde hem dünya ölçeğinde farklı siyasal
güçler, başbakanının siyasal refleksleri karşısında AKP
iktidarıyla ilgili tutumlarını yeniden irdelemek zorunda
kaldılar. İktidar bloğu içindeki çelişkiler giderek derinleşti,
gerici muhafazakâr koalisyonun sarsılmaz görünen
duvarları çatırdamaya başladı.
2014 yerel seçimleri bu çatırdamanın ortaya koyduğu
siyasal iklimde gerçekleşti. AKP’nin görünürdeki seçim
üstünlüğü, otoriter başbakanının şahsında sıkça ortaya
koyduğu Başkanlık Sistemi yönündeki siyasal hedefine
ulaşma arzusunu körükledi. AKP, yeni rejimin yollarını
açmakta bir köprü olarak gördüğü Cumhurbaşkanlığı
Seçimlerinde de oransal üstünlük sağlamış oldu.
Önümüzdeki Milletvekili Genel Seçimleri de başkaca
birçok etmenin yanı sıra AKP koalisyon ittifakının iç
çatışmalarının belirleyici olacağı gergin bir siyasal iklimde
gerçekleşecek.
Gelinen nokta, tarihsel Gezi Direnişini gerçekleşebilir
kılmış, Bu Daha Başlangıç! diyerek iktidarın vahşi
zorbalığı ve acımasız şiddetine göğüs germiş tüm toplumsal
muhalefet bileşenlerinin önüne çok önemli bir görevi,
sloganda belirtilen Mücadeleye Devam! görevini
koymuştur.
Bu görev tüm demokratik muhalefet güçlerine, AKP ve
Erdoğan’ın şahsında simgelenen bu gerici, baskıcı ve
yağmacı sömürü düzenine son vermek, ülkemizi
emperyalist kapitalist sistemin boyunduruğundan
kurtarmak, halkın gerçek egemenliğini ifade eden bir
demokrasiyi kurmak için güçlü biçimde yola çıkmayı işaret
etmektedir.
Birleşik Eylem, Birleşik Muhalefet!
7
Birleşik bir muhalefet ve dayanışma hareketiyle; halkın
direnme eğilimlerinin ortaklaştırılması, direnme
mevzilerinin dayanışmasını güçlendirecek bir ilişkiler ağı
ve sisteminin oluşturulması arasında sıkı bir ilişki vardır.
Birleşik muhalefet, hayatımıza yönelik saldırılara karşı
birlikte olabilmenin, yan yana durabilmenin yollarını
çoğaltmak, dayanışmacı bir toplumun nüvelerini bugünden
yarına birlikte yaratabilmenin çabasında olmaktır.
Birleşik bir muhalefet hareketi, örgütlü-örgütsüz tüm
demokratik kesim ve bireylerin kolektif-demokratik
iradesinin içinden şekillenecek gönüllü, uzun, zahmetli bir
yürüyüştür.
Bu anlamda, basitçe bir birlik tartışmasının, verili
örgütlü yapıların arasındaki alışılmış tanım aralıklarına
sıkışmış bir ortak eylem birlikteliğinin ötesinde, partilerin,
örgütlerin, yapıların, toplulukların, kümelerin, bireylerin
yani tüm demokratik muhalefet güçleri ve barındırdıkları
potansiyellerin birleşik bir hareketini oluşturabilme
arayışıdır.
Birleşik muhalefet hareketi bu güçler ve potansiyellerin
güçlü, yaygın, etkili, süreklilik sergileyen bir demokratik
muhalefet ekseninde bir araya getirilmesi ve
örgütlendirilmesi yolunda büyük Haziran Direnişi’nin
yenilediği veya hayatımıza kattığı tüm örgütsel, biçimsel,
pratik olanakların değerlendirilmesi amaçlı bir girişimdir.
Katılımcı bireylerin ve örgütlerin ayrı ayrı enerjilerinin
ortak mücadele potasında dönüştürülerek aşılması, bu
doğrultuda yeni bir muhalefet anlayışı ve örgütlenmesinin
yaratılma çabasıdır.
Ortak Bir Mücadele Hareketi Olarak Birleşik
Muhalefet
8
Dünya ölçeğinde etkin sınıfsal ve toplumsal mücadelenin
gerilediği, kültür, inanç, yerel aidiyet sorunları odaklı
kimlik talepleri üzerinden mücadelelerin öne çıktığı
günümüz siyasal konjonktüründe solun asla vazgeçmemesi
gereken nokta, mücadele sürecinin bütününü bu öğeleri de
kapsayan ama onu aşan bir sınıfsal mücadele perspektifiyle
sürdürmektir.
Birleşik muhalefet hareketi kimlik taleplerini
yadsımayan, bu talepleri içeren ama kendini bu alanlara
hapsetmeyen bir sınıfsal ve toplumsal mücadeleler
anlayışının geliştirildiği geniş, ortak, birleşik bir mücadele
hareketi yaratmayı hedeflemektedir.
Bugün devrimci mücadele ne ulusal demokratik Kürt
hareketine sırt çevirerek ne de bu hareketin öngördüğü ve
sürdürdüğü mücadeleler zeminine kendisini hapsederek
geliştirilebilir. Ulusal demokratik bir hareketle devrimci, sol
bir hareketin kuracağı ilişkide birlik ve dayanışma kadar
bağımsızlığın, özgünlüğün de olması gerekir. Kürt
hareketinin demokratik taleplerini dile getirmek,
geliştirebilmek ve güçlendirmek için bugün sol siyaset
sahnesinde var olan Birliklerden bağımsız bir yol çizmek,
bu yolda ilerlemeyi hedeflemek de mümkündür.
Birleşik muhalefet hareketi, tarihsel devrimci
birikimlerimizin ve Haziran isyanının deneyiminin işaret
ettiği forumlar, meclisler, dayanışmalar üzerinden hayatı ve
direnişi üretici, dayanışmacı, paylaşımcı temelde yeniden
örgütlemenin zeminlerini savunarak, emekçi ve ezilen
sınıfların siyasete daha etkin müdahalesini, her alanda an be
an, günbegün gerçekleştirmeyi önermektedir.
Birleşik Muhalefet Hareketi’nin
Siyasal Hedefleri
I
Emperyalist Kapitalist Sistemin Egemenliğine Son
1. Tüm dünyayı yeniden sömürgeleştiren uluslararası
kapitalizm ve emperyalist dünya egemenliği alt
edilmediği sürece, ne insanlığın ne de gezegen
üzerindeki canlı yaşamının bir geleceği olabilir.
2. ABD emperyalizmi ve müttefikleri, tüm askerî
personeli, fiyakalı etiketlerle parlatılmış ‘ceo’, ‘uzman’
ve sair manipülatör ve spekülatörleri, her türden filoları,
konvansiyonel ve nükleer bombaları ve türlü çeşitli
üsleriyle birlikte ülkemizden ve bölgemizden acilen
defolup gitmelidir.
3. Türkiye, uluslararası sermayenin hizmetindeki
emperyalist askerî ittifaklardan çıkmalı, ‘devlet sırrı’
perdesinin ardına gizlenen tüm gizli anlaşmalar kayıtsız
koşulsuz halka açıklanmalıdır.
9
Hiçbir emperyalist birliğin, ticari ortaklığın tarafı
olmayan, üretenlerin tasarlayıp yönettiği
demokratik bir ülke için, bu hedefte ortaklaşacak
olan tüm güçleri birleşik, ortak mücadeleye
çağırıyoruz.
II
Emeğin, Toplumun Çıkarlarını Savunmak İçin
Demokratik Kamuculuk; Emekçilere, Ezilenlere,
Yoksullara, Halka Eşit, Özgür Yaşam Hakkı
4. Ülkenin kaynaklarının sermayenin yeni kâr alanlarına
dönüştürülmesi doğrultusunda yapılan özelleştirmelere
ve tüm insani temel ihtiyaçların ticarileştirilmesine
esastan karşıyız.
10
5. Özelleştirilen kamu iktisadi kurumları, halkın ve
emekçilerin yararına ve onların demokratik üretim,
denetim ve yönetimini içerecek programlar
doğrultusunda yeniden kamulaştırılmalıdır.
6. Eğitim, sağlık, ulaşım ve barınma gibi temel insani
ihtiyaçların herkes için nitelikli, ulaşılabilir ve ücretsiz
hale getirilmesine dayanan toplumsal politikalar
uygulanmalıdır.
7. İşçi sınıfının örgütlenmesinin önündeki tüm engeller
kaldırılmalıdır. Taşeronluk sistemi koşulsuz
kaldırılmalıdır. Madenlerin, inşaatların, fabrikaların işçi
güvenliği işçi örgütlerine devredilmelidir.
Tüm bu hedeflere ulaşmak için, emekçileri ve emek
örgütlerini birleşik emek hareketini güçlü biçimde
örgütlemeye, birleşik ve ortak mücadeleye
çağırıyoruz.
III
Kürt Sorununun Demokratik Çözümü Ertelenemez
8. Kürt halkının demokratik iradesinin, her düzeyde ve
gerçek eşitlik içinde kendini özgürce ifade etmesinin
önündeki bütün engeller koşulsuz olarak kaldırılmalıdır.
9. İnsanların ırk, dil, düşünce, inanç farklılıklarını
toplumsal çatışma vesilesi haline getiren ayrımcı,
dışlayıcı, ötekileştirici, yok sayıcı gerici politikaların
egemenliğine karşı mücadele etmek siyasal iktidarın
sıfat ve icraatından bağımsız olarak tüm demokratik
güçlerin ve birleşik muhalefet hareketinin her dönemde
önde gelen görevidir.
10. Kürt halkının adil, eşit, özgür, demokratik bir gelecek
yolunda sürdürdüğü mücadelesinin çeşitli güdülerle
bastırılmaya çalışılması, küçük düşürülmesi, yok
sayılması, sonuçsuz kılınmaya çalışılması hiçbir
biçimde kabul edilemez.
11. Haziran isyanında Diren Lice! çağrısıyla yürüyen on
binler ülkemiz halklarının bir arada yaşama ve birlikte
mücadele etme iradesini simgelemektedir. Bu irade
güçlendirilip yaygınlaştırılmalı, iktidarın barış gibi yüce
bir kavramı dahi ikiyüzlüce kullanarak kendi
11
egemenliğinin bir aracı haline getirmesine son
verilmelidir.
Halkların özgürce, eşitlik, kardeşlik ve barış içinde
birlikte, bir arada yaşaması için gerekli siyasal,
toplumsal, kültürel, iktisadi kanalların sonuna
kadar açılması yolunda tüm demokratik halk
güçlerini birleşik, ortak mücadeleye çağırıyoruz.
IV
Otoriter Muhafazakârlığın Kurumsallaştırılması
Tehdidine Karşı Her Koşulda Laiklik
12
12. Özellikle AKP siyasal muhafazakârlığı söyleminde
toplumumuz yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir
toplum ilan edilerek farklı dinsel, kültürel, toplumsal
yaşam anlayış, eğilim, yönelim ve tercihleri yok
sayılmaya çalışılmaktadır. Ülkemiz gerçekliğinde
karşılığı olmayan bu türdeş toplum yaratma tasavvur,
uygulama ve dayatmalarına karşı direnmek demokratik
güçlerin her dönemde ön alan görevleri arasındadır.
13. Halkımızın hak ve özgürlükler alanını otoriter
muhafazakârlığın kalıcı biçimde tesisi adına daraltmayı
hedefleyen, mezhep egemenliğine dayalı, dinsel temelli
tek tip bir toplum yaşamı amaçlayan AKP siyasal
karanlığına hayır denmelidir.
14. Alevilerin inanç, kültür ve siyasal hakları kayıtsız
koşulsuz tanınmalı, Alevi toplumuna yönelik ayrımcı
politikalardan vakit yitirmeksizin geri dönülmeli, her
düzeyde eşit ve özgür yurttaşlar olarak varlıklarını
sürdürüp geliştirmelerinin önündeki tüm engeller
kaldırılmalıdır.
15. Ülkemizde azınlıklar olarak geçen Ermeni, Rum,
Yahudi ve diğer toplum paydaşlarımızın kazanılmış
tüm hakları harfiyen tanınmalı, hak ihlallerine son
verilmeli, bu kesimlerin eşit ve özgür yurttaşlar olarak
varlıklarını sürdürüp geliştirmelerinin önündeki tüm
engeller kaldırılmalıdır.
16. Çerkezler, Lazlar, Gürcüler, Araplar, Yezidiler ve diğer
farklı etnik, dinsel, kültürel, töresel, yöresel, yerel
aidiyet ve inançlara bağlı kesim, topluluk, küme ve
bireylerin tüm ifade, örgütlenme ve varlığını idame
hakları tanınmalı, eşit yurttaşlık hakları güvence altına
alınmalıdır.
17. Dinsizlik, ateizm ve ateistlik tabu olmaktan çıkartılmalı,
inançsız veya inanmayan kesim, topluluk, küme ve
bireyler üzerindeki görünür görünmez tüm baskılara
son verilmeli, kendilerini ifade etmeleri önündeki tüm
engeller kaldırılmalıdır.
Otoriter muhafazakârlığın yoğunlaşan baskısı
karşısında halkın bağımsız özgür iradesinin
güçlendirilmesini hedefleyen tüm demokratik
güçleri, her türden toplumsal özgürlük alanının ve
seküler toplum yapısının geliştirilmesini öngören,
dinin kamusal alana müdahalesini reddeden gerçek
bir laikliğin tesisi için birleşik, ortak mücadeleye
çağırıyoruz.
V
Ataerkil Toplum Tasarısına Karşı Kadınların,
Erkek Olmayanların, LGBTİ Bireylerin,
Çocukların, Sakatların Hak ve Özgürlükler
Mücadelesinin Yanında, İçindeyiz
13
18. Mevcut kapitalist sistem her alanda erkek egemenliğine
dayalı ataerkil bir sistemdir. Ataerkillik, kapitalizmin
ortaya çıkmasında olduğu kadar sürdürülmesinde de
son derece etkin bir rol oynamaktadır. Bugün dünyanın
pek çok ülkesinde neo-liberalizm ile ataerkil yeni
muhafazakârlığın mutlu evliliğine dayalı hükümetler
iktidardadır. AKP hükümeti de bu ataerkil küresel
ailenin ülkemizdeki temsilcisi durumundadır.
19. AKP, yaptığı düzenlemelerle bir yandan kadınların asıl
yerinin evleri, asıl işlerinin de çocuk yapmak olduğunu
vazederken diğer yandan kadınları sömürücü istihdam
piyasasına erkeklere kıyasla daha güvencesiz, daha
ucuz iş gücü seçeneği olarak sürmektedir.
14
20. Kadınların kendi bedeni üzerinde söz sahibi olmasını,
kişisel ve toplumsal yaşamı üzerinde karar alma ve
uygulama hakkını kısıtlayan, kürtaj ve doğum gibi
alanlarda edinilmiş haklarını gasp eden, kadını gitgide
daha da güvencesiz kılan çok sayıda yasal ve idari
değişiklik dayatılmıştır.
21. Eviçlerinde emeklerine bedelsiz el konulan, sözleri yok
sayılan kadınlar, istihdam edildiklerinde de siyasette de
görünmez, aşılmaz engellemelerle karşılaşmakta;
önleyici, kesici, dışlayıcı duvarlarla mücadele etmekte,
taciz ve şiddetle bu alanların dışına itilmektedir.
22. Bu dışlama ve şiddet mekanizmasının son aşaması
tecavüz ve ölümdür. Kadın Cinayetleri eşitsizlik ve
güvencesizlik koşullarının artmasına koşut olarak
somut, her gün yaşanan bir gerçeklik, oluk oluk
kanayan iyileşmez bir yara haline gelmiştir. Daha
önceki dönemlere kıyasla görülmemiş oranda artan bu
cinayetleri durdurmak için hiçbir gerçek adım
atılmamıştır.
23. Hükümetin ataerkil muhafazakârlığı güçlendirme
siyaseti, toplum belleğindeki derin ataerkil reflekslere
hitap ederek, erkek olmayanların, LGBTİ bireylerin,
çocukların yaşam alanlarını her geçen gün daha da
daraltmaktadır. LGBTİ ve çocuk cinayetleri de hızla
artmakta, fail ve katiller hak ettikleri cezalara
çarptırılmamaktadır.
24. Çocuklar hem kapitalizmin doğal işleyişinin yarattığı
sorunlar hem de otoriter eğitim anlayışının bir tezahürü
olarak çocukluklarını yaşayamamaktadırlar. Her yıl on
binlerce çocuk tarım işçisi statüsünde çalıştırılmakta,
bunların önemli bir bölümü temel eğitimini
sürdürememekte, binlercesi alt sanayi dallarında çırak
olarak çalışmaya zorlanmaktadır. Aile içi
uygulamalardan da beslenen devletin itaatkâr birey
yetiştirme siyaseti iktidarın din istismarcılığı ile birlikte
tehlikeli bir noktaya yükselmiş bulunmaktadır.
25. AKP hükümetleri toplumun üçte birini ilgilendiren
sakat ve engelliler sorununda da geleneksel görmezden
gelme, gözden ırak tutma, gizleme siyasetinde görünür
bir değişime gitmemiştir.
26. Mevcut kapitalist sistemin bütünleyici parçası haline
gelmiş ayrıştırıcı, kıyıcı ataerkil kurum, kurallar ve
yaşayış biçimlerinin, kendi örgütlülüklerimiz de içinde
olmak üzere her alandaki işleyiş ve sürdürülüşüne
karşıyız.
15
Tüm demokratik güçleri; kadınların, erkek
olmayanların, LGBTİ bireylerin ve çocukların bir
kısmı yukarda belirtilen gasp edilmiş hak ve
özgürlüklerini kendi elleriyle kazanacakları birleşik,
ortak bir mücadelenin yürütücüsü ve parçası
olmaya çağırıyoruz.
VI
Doğayı Gözeten Bir Yaşam, Doğal Geleceği Güvence
Altına Alan Bir Doğa Politikası
16
27. Büyük halk yığınlarının sağlıklı ve yeterli gıdaya erişim
hakkını gasp eden, gıda egemenliğini elinde tutan,
doğayı tüketen, iklim felaketlerine, salgınlara, kıtlıklara
yol açarak insanlığın sonunu hazırlayan küresel
kapitalist sistem dünya ölçeğindeki ekolojik yıkımın
baş sorumlusudur.
28. Küresel gıda tekellerince yaygınlaştırılan genetiği
değiştirilmiş (GDO’lu) ürünler politikası gezegen
üzerindeki canlıların sağlığını ve biyolojik çeşitliliği
tehdit etmektedir. Tohum üretimi ve çeşitliliği kamusal
bir varlık olmaktan çıkartılmış, insanlığın geleceğini
açlıkla rehin alabilecek biçimde küresel sermayenin
mutlak denetimine verilmiştir.
29. Toprağımız, suyumuz, derelerimiz özelleştirilmiş,
eskisiyle yenisiyle her türden sermaye gruplarınca
yağmalanmaktadır. Ülkemizin dört bir yanının nükleer
santral ve HES inşaatları ile kuşatıldığı bir felaketle,
görünür bir çölleşme geleceğiyle karşı karşıyayız.
30. Küresel kapitalist sistem plansız vahşi üretimi dizginsiz
biçimde yüceltmekte, her şeyi tüketerek yaşamayı
iktisadi, toplumsal, kültürel olarak dünya ölçeğinde
örgütlendirerek mümkün ve uygulanabilir başka bir
yaşam biçiminin olmadığı algısını yaratmakta,
yaymaktadır. İhtiyaçları karşılamak için değil azami kar
etmek odaklı büyüme politikaları, gezegen üzerindeki
diğer canlıların yaşam haklarını hiçe sayan türcü
anlayış karşısında doğa ve doğal yaşam tehdit edici
biçimde küçülmektedir.
Tüm demokratik halk güçlerini, gezegenin insanlık
üzerindeki haklarını kabul eden, insan-doğa
uyumunu temel alan bir yaklaşım ve çevre
sorumluluğu anlayışı ışığında, piyasacı ve
özelleştirmeci enerji politikalarının terk edildiği,
doğal dengenin korunmasını ve geleceğini gözeten
sürdürülebilir bir doğal yaşam politikası
doğrultusunda birleşik, ortak mücadeleye
çağırıyoruz.
Sonuç Yerine
Birleşik Muhalefet Hareketi Forumları’ndaki
tartışmalarda ortaya çıkan bu genel çerçeve uzun
mücadele sürecinde bileşenlerimizi bir arada tutacak
ortak cümleleri içermektedir.
Yol haritamızı tasarlarken ortak cümlelerimizi
hep birlikte yeniden ele alabilir, tartışabilir, biçime
kavuşturabilir, giderek de ekseni etrafında
toplanacağımız bir siyasal programın öğeleri haline
dönüştürebiliriz.
Bunun için;
17
ülkemizin örgütlü-örgütsüz tüm kesim ve bireylerinin
doğrudan katılımına dayanarak gelişen,
her düzeyde eşitlikçi, özgürlükçü, dayanışmacı olan,
emekten yana, kamucu, bağımsızlıkçı,
doğayla uyumlu, cinsiyetçi ve türcü ayrımcılıklara
temelden ve tavizsiz karşı duran,
Kürt halkının demokratik iradesinin önündeki her türlü
engelin kaldırılması ve halkların özgürce, eşitlik, kardeşlik ve
barış içinde birlikte, bir arada yaşaması için gerekli kanalların
sonuna kadar açılmasını savunan,
18
farklı inanç topluluklarının ve inançsızların hak ve
özgürlüklerini eşit güvenceye alan, sözde değil gerçek laiklikten
yana
bir kitlesel demokratik mücadeleyi, fikirden eyleme tüm
mücadele alanlarında hayata geçirmek,
birleşik bir muhalefet hareketi içinde hep birlikte
büyütmek için yeni bir adım atmayı öneriyor,
tüm demokratik halk güçlerini bu iradeyi ortaya koyma
doğrultusunda birleşik, ortak mücadeleye çağırıyoruz.
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
0
File Size
252 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content