close

Enter

Log in using OpenID

a. Selçuklu Devletinde Tarım - Adnan Menderes Üniversitesi

embedDownload
TARIM TARİHİ VE DEONTOLOJİSİ
ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ
ZİRAAT FAKÜLTESİ
TARIMSAL BİYOTEKNOLOJİ BÖLÜMÜ
Hüseyin UYSAL
(Yrd. Doç. Dr.)
4. DERS
‐Çağlar İtibariyle Tarımın Gelişimi
‐Çeşitli Uygarlıklarda Tarım
Çağlar İtibariyle Tarımın Gelişimi
1. İlk Çağlarda Tarım
İnsanlar toplayıcılıkla başladıkları beslenme ihtiyaçlarının giderilmesi yönündeki faaliyetlerine avcılıkla devam etmişlerdir. İnsanın temel beslenme alışkanlıklarının giderilmesi yönündeki faaliyetlere en güzel örnek Robinson Crusoe adlı romanda verilmiştir. Bu romanda roman kahramanı en temel ihtiyaçlardan başlayarak ihtiyaçlarını giderme yoluna gitmiştir. 2
Bu romanda romanın kahramanı Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde verilen sıralamayı yaşamıştır.
3
İlk çağlarda insanlar toplayıcılık ve avcılıkla geçimlerini sağlayabilecekleri besinler tükenince artık insanlar arasında çatışma ve takas başlamış ve bu andan itibaren de erkekler toplum içinde bedensel güçlerinden dolayı öne çıkmaya başlamışlardır. Bu dönemde toplumda görev bilinci ve iş paylaşımının temelleri atılmıştır. 4
Çatalhöyük ‘de yapılan kazılardan elde edilen bulgular ilk çağlarda tarımsal faaliyetlerin yapısı ile ilgili ipuçları vermektedir. Çatalhöyük M.Ö. 7500 yıllarına ait çok önemli Cilalı Taş ve Bakır Devri yerleşimidir. 1958 yılında bir İngiliz arkeolog tarafından keşfedilmiş ve Britsh Airways sponsorluğunda 1961‐1963 ve 1965 yıllarından kazısı yapılmıştır. Bu yerleşim biriminden Çarşamba Çayının bir kolu akmaktadır ve bu yüzden de verimli alüvyol
topraklar üzerine kurulmuştur.
5
Evlerin girişleri üst kısmında bulunmakta ve toprak ve kerpiçten yapılmış evlerde pencere bulunmamaktadır. Giriş çıkışlar evin damında bulunan küçük kapılardan yapılmakta ve evlerin damları sokak olarak kullanılmaktadır. Yapılan kazılardan elde edilen duvar resimlerinin demir bazlı ve cıva bazlı boyaların kullanıldığı tespit edilmiştir. Höyükte ilk ev mimarisi ve ilk kutsal yapılara ait özgün bulgular yer alıyor.
6
2. Orta Çağda Tarım
Orta çağda tarım artık toplayıcılık ve avcılıktan çıkmış, geçim için ürün yetiştirme, takas ve biriktirme dönemine geçilmiştir. Bu dönemde insanlar arazileri ele geçirmeye ve tarım ürünlerinin varlığıyla güç kazanmaya başlamışlardır. Tarım arazilerinin kazanılması ve muhafazası amacıyla savaşlar yapılmıştır. Bu dönemde savaşlardan dolayı erkekler ön plana çıkarken kadınlar da geri plana itilmiştir. Hatta o kadar geri plana itilmiştir ki toplumda en ağır işleri yapan ancak hiçbir hakkı olmayan bir varlık konumuna gelmiştir.
7
Bu dönemde tarım ürünlerinin kültürel yöntemlerle yetiştirilmesi yani işlemeli tarım yapılması söz konusudur. Tarım ticaretinde takas hala geçerlidir. Tarım ürünlerinin ticareti bir meslek olarak ön planda değildir.
Diğer taraftan Orta Çağda İslam dünyası oldukça ileri bir uygarlığa sahipti. Bu dönede Orta Doğu ve çevresinde tarım büyük ilerleme kaydetti. Hidrolik ve hidroskobik tekniklerle çalışan pompalara imza atan Araplar bu sistem sayesinde üretimde atış sağladı. Su değirmenleri aracılığıyla suyu rahatça taşıyabilen müslüman
çiftçiler bu sayede kuraklığın önüne geçti.
8
Bu dönemde pamuk, turunçgil, kayısı, safran, enginar, şekerpancarı gibi tarımsal ürünler yetiştirildi. Yine Araplar Emevi Devleti döneminde Avrupa’ya limon, badem, incir, portakal, pamuk ve muz gibi ılıman tarım ürünlerini getirdiler. Aynı dönemde Çin’de sabanın kullanılmaya başlaması Asya’daki önemli ilerlemelerdendir.
9
3. Yeni Çağda Tarım
Bu dönemde tarım ciddi anlamda ilerlemiştir. Coğrafi alanda keşiflerin yapılması, yeni yeni ürünlerin insanların tüketimine sunulmasına olanak sağlamıştır. Bitkilerin sınıflandırılması onlardan elde edilen ürünlerin de gelişmesine neden olmuştur. Bugünkü anlamda 150 ye yakın bitki türünün büyük çoğunluğunun yöntemlerinin gelişmesi üretimde standart tekniklerin geliştirilmesi gibi olgular bu devirde görülmüştür. Yeni çağ bir anlamda Türklerin çağıdır. Çünkü bu dönemde bilim, toplum, gelişimi ve değişimine yön veren güç Türklerin elindedir. Türkleri Osmanlı Devleti temsil ettiği için de bu dönem gelişmeleri daha ayrıntılı medeniyetler açısından irdelenecektir.
10
4. XX. Yüzyılda Tarım
Tarım günümüze kadar dünya nüfusuna ve iklim koşullarına bağlı olarak gelişti. Binlerce yıldır ılıman iklim kuşağında yapılan tarım çalışmalarında büyük bir sorunla karşılaşılmadı. Buna karşılık tropikal kuşakta toprakların tarıma daha az elverişli olması ve doğal ortama bağlı güçlükler ve buralarda yaşayan halkın bilinç düzeyinin düşük olması bu alanlarda tarımsal faaliyetleri olumsuz yönde etkilemiştir. Ancak günümüzde bilimin desteği ile buralarda tarımsal üretimin sorunlarına çözüm bulunacağına inanılmaktadır. XX. Yüzyılın sonunda yeryüzünde yaşayanların %80’i az gelişmiş ülkelerin halkını oluşturmaktadır. Az gelişmiş ülkeler kendi kendisine yetememekte ve bir çoğu açlıkla karşı karşıyadır ve sürekli olarak gelişmiş ülkelerden yardım almak zorundadırlar. Bu yardım, para, makine, araç gereç, yiyecek yardımı, gübre ve tohum gibi kalemlerden oluşmaktadır.
11
Özellikle gelişmiş ülkelerde gerçekleştirilen bilimsel ilerlemeler tarımın evrimini hızlandırmaktadır. Biyokimya, fizyoloji genetik ve biyoteknolojideki gelişmeler yetiştirilen bitkilerin ve hayvanların yaşam koşullarını daha iyi anlamaya olanak vermektedir. Bütün bunlar aynı alandan kat kat daha fazla ürünün elde edilmesine olanak vermiştir ve bu tarımsal ürünlerdeki artış da devam etmektedir. Bugün üstünde durulması gereken başlıca konular toprakların iyileştirilmesi, sulama alanlarının genişletilmesi, tarım araç ve gereçlerinin arttırılması, yöreye göre bitki seçimi, daha etkin hastalık ve zararlı savaş yöntemleri gibi konulardır.
12
Uygarlıklarda Tarım
Ortadoğu’da tahıl tarımının ve evcilleştirilmiş hayvanların insanlık tarihinde özel bir yeri vardır. Dünya’nın en eski uygarlığı Dicle ve Fırat ırmaklarının aşağı kıvrımları boyunca Basra Körfezine kadar dayanan düz liğ ovası üzerinde uzanan Sümerlerdir. İlkel tarım Sümerler döneminde iyice gelişmiş ve yerleşik düzende yoğun üretime geçilmiştir. 13
1. İslam’ın Tarıma Etkisi
İslam tüm bitkilere ve hayvanlara yaklaşımda ciddi değişiklikler getirmiştir. Ancak en önemli değişim gıdaların hazırlanmasında yaşanmıştır. İslam’da yer alan helal ve haram kavramlarından dolayı tarımsal ürünlerin üretilmesi ve tüketilmesinde büyük değişiklikler ortaya koymuştur. Bazı hayvan ve bitki türlerinin yetiştirilmesi ve bunlardan gıda elde edilmesi yasaklanmıştır. Diğer taraftan çiftçilik az gelir sağlayan bir üretim kolu olduğundan sanayi ve ticaret sektörüne göre daha fazla tercih edilmiştir. Böylece tarım insanların yüzyıllar boyunca birincil gereksinimlerini sağladığı ancak gelir sağlamayan bir üretim dalı olmuştur. İslam tarımsal ürünleri kutsal saymış ve bu yüzden de tarımla uğraşanları korumuştur.
14
İslam Tarım Devrimi 8. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar İslam’ın Altın Çağı olarak bilinen dönemde Arapların ziraat alanında yaptıkları bir dizi değişiklik ile en yüksek düzeyine ulaşmıştır. Bu sayede Arap tüccarlarının kurduğu küresel ekonomi ile yeni tarım ürünleri ve yeni teknolojiler eski dünyaya ulaşmış oldu. Afrika’dan sorgum, Çin’den narenciye, Hindistan’dan mango, pirinç, şeker kamışı, pamuk gibi ürünler Hristiyan Avrupa’ya taşınmış oldu. Türkler ’in İslam'ı kabul etmesi ile birlikte yükselen İslam medeniyeti daha da gelişerek bir çok ürün ve yanı sıra ürün işleme teknolojisini de Avrupa’ya öğretti. İslam medeniyetleri bahçelerdeki peyzaj uygulamalarını, ürünlerin hasadını ve hasat sonrası işlemleri hep Türkler’den öğrendi. Yine tohum temizliği ve tasnifi gibi konular da Türkler’in liderliğinde öğrenilmiş uygulamalardır.
15
1502 yılında II. Beyazıd’ın padişahlığı döneminde dünyada ilk kez standart uygulaması yapıldı. Kanunname‐i İhtisab‐ı Bursa ismiyle anılan standart uygulama rehberi, Bursa ve vilayetlerindeki üretici, satıcı ve tüketiciler açısından devrim niteliği taşımaktadır.
Bu kanunname ile kalite, boyut ambalaj gibi konularda standartlar tespit edilmiş ve ceza hükümlerine de yer verilmiştir. Bugünkü standartlara benzer olarak tuz, ekmek, yoğurt, peynir, tekstil ürünleri, mücevher, mutfak eşyaşlerı, deri mamüller, ayakkabılar, sebzeler, et, yumurta, süt gibi ürünlere belirli standartlar getirilmiştir. Dünya’da ilk olan ve Bursa’yı dünya ticaretinin merkezine oturtan bu uygulama ile Bursa’da üretilen kumaş, gıda, giyecek ve içeceklere belirli bir standart getirmiştir. 16
Kanunname‐i İhtisab‐ı Bursa Osmanlı Devletine pek çok şey kazandırmıştır. Bunlar şu şekilde özetlenebilir.
1. Gerek bitkisel gerekse hayvansal bütün tarım ürünleri kanunlar ile standartta bağlanmış ve özel bir teşkilat ile sürekli denetim altında tutulmuştur.
2. Standart esasları, üreticiler, tüketiciler ve bilir kişilerin görüşleri alınarak oluşturulmuş ve yazılı hale getirilmiştir.
3. Tarım ürünleri değerlendirilirken cins, tür, çeşit ve fiyatlar sabit tutulmuş ürün fiyatları sadece üretim sezonu itibari ile değişmiştir.
17
4. Sanayi üretimi için ham madde ve işçilik üzerinde durulmuş, gereken yer ve konularda üretimin bileşimi ile boyutları verilmiştir. Bu sayede hem tüketicinin aldanması önlenmiş hem de üreticinin haksız kazanç elde etmesinin önüne geçilmiştir.
5. Alım satımlarda tüccarlar ile esnaflar arasında yada seyyar satıcılar arasında ayrı ayrı kar marcı belirlenerek, hem haksız kazanç hem de helal olmayan aldatma şekilleri ortadan kaldırılmıştır. Ticarette kar marcı % 10 olarak öngörülmüştür. Bu durum aşırı hırsı önlemiş aldatma yada aldanma olgusunu ortadan kaldırmıştır. Aynı zamanda ticarette aldatma günah olarak değerlendirildiği için hem üreticiler hem de tüccarlar mümkün olduğunca aldatmadan kaçınmışlardır.
18
6. Bu kanun ayrıca;
‐Halkın her sınıfından insana değer vermek sureti ile ileri ve geniş bir demokratik uygulama yapılmıştır.
‐Taşıma işlerinin hayvanlar aracılığı ile yapılması, nakliyecileri nalsız hayvan kullanmamaya ve fazla yük yüklememeye zorlayarak yüksek insanlık duygularının gelişmesine katkı sağlamıştır.
‐Ayağına nal çakarken hayvanın ayağını yaralayan nalbantları o hayvan iyileşinceye kadar bakımını üstlenmeye mecbur etmiş ve bu sayede adalete saygı ile ustalık teşvik edilmiştir.
19
‐Şeker ticareti ile uğraşanlara şeker kafalarını en çok 3 katlı kağıda sarmaya ve kırıkları ile tozları ayrı kağıtlara koyup alıcıya göndermeyi ve ayrı fiyat uygulamayı mecbur tutmak ile ticarette hak ve dürüstlüğün önemini ortaya çıkarmıştır.
7. Bu kanun ile belediye kanunları her hükümranlık bölgesinde ayrı ayrı ve doğrudan halkın ihtiyaç ve isteklerinden alınan ilhama dayanılarak düzenlenmiştir. Padişah otoritesi, sadece bunları yürürlüğe koyan bir tasdik şerhinden ibaret kalmıştır.
Görüldüğü gibi o tarihte ortaya konan bu kanunlar günümüz dünya standartlarının oluşmasına ve gelişmesine bir başlangıç oluşturmuştur.
20
Türkler Orta Asya’dan Avrupa’ya yaptıkları göçlerde yetiştirdiği bitkileri ve evcilleştirdikleri hayvanları beraberlerinde götürerek gittikleri yerlerde ziraatın temelini atmışlardır. Orta Asya’dan Akdeniz’e kadarki geniş bölge pek çok sebze, meyve ve tarla bitkisinin anavatanı konumundadır.
Aynı şekilde atın ehilleştirilerek, insanlığın hizmetine verilmesi, tarımda, savaşta ve daha pek çok alanda kullanılması onuru Türklere aittir. Büyükbaş, küçükbaş ve kümes hayvanları da Türk ziraatinde önemli yer tutmaktadır.
21
2. Türklerde Tarım
Trüklerin ilk ana yurdunun Altay Dağları ve doğusu, Baykal Gölü'nden Gobi Çölü’ne kadar uzanan alan olduğu tahmin edilmektedir. Türkler ilk devirlerde basit anlamda avcılık ve tarımla geçimlerini sağlamışlardır. Daha sonra buğday, bakla ve mercimek gibi ürünleri yetiştirdikleri bilinmektedir. Neolitik dönemde Türklerin at, koyun, keçi, öküz gibi hayvanları ehlileştirdiklerini arkeologlar bildirmektedir. Son 1000 yıldaki bu gelişmeler 2 büyük devlet boyutunda ele alınacaktır.
22
a. Selçuklu Devletinde Tarım (1037‐1157)
Selçuklu Türklerin kurduğu büyük devletlerden (Hun, Göktürk, Selçuklu, Osmanlı) biridir. İslam tarihinde de Selçuklu Medeniyeti yine dört büyük medeniyet dönemlerinden (Emevi, Abbasi, Selçuklu, Osmanlı) üçüncüsüdür.
Selçuklu Devleti 1040 yılında Oğuz Türkleri tarafından kurulmuştur. Oğuzlar Göktürklere bağlıdır. Göktürk Devletinin dağılmasından sonra, önceleri Oğuz Yabgu Devleti çatısı altında yaşamışlar sonraları da Horasan’a geçerek Selçuklu Devletini Kurmuşlardır.
23
Yetenekli süvarilerden oluşan Selçuklular, kalabalık hayvan sürüleri ve atları için sürekli bol otlak aradılar. Selçuklular yerleşik hayata geçtikten sonra ise toprak yönetimi önem arz etmiştir. Selçuklu devletinde hükümranlık altında olan topraklar, sultan ve ailesinin sayılırdı. Bütün atamalar ve toprak dağıtımı sultanın buyruğu ile yapılıyordu. Bu durum o toprağa yerleşen hakkında bir mülkiyet hakkı getirmediği için yerleşmelerin kalıcılığını sağlayamamıştır. Netice itibari ile de bu durum devletin yıkılmasına zemin hazırlamıştır. 24
Selçuklu Devletinde Toprak Yönetimi
Büyük Selçuklu Devletinde tarım yapılan topraklar ikta denilen bölümlere ayrılmıştı ve iktalar hizmet karşılığında belirli süreler için ileri gelenlere veriliyordu. Bu usülle verilen topraklar has, ikta ve haraci olarak üçe ayrılıyordu. Has toprakların geliri doğrudan sultan ailesine veriliyordu. İktalar ise toprakları işleme karşılığında belirli bir sayıda asker besliyor ve savaş dönemlerinde savaşlara katılıyordu. Haraci olarak adlandırılan toprakların geliri doğrudan devlet hazinesine aktarılıyordu. 25
Anadolu Selçuklu Devletinde Toprak Devletindi ve Üç Kısımdı
1. Miri (Devlet) Arazisi
2. Vakıf Arazisi
3. Mülk Arazisi
26
Selçuklu Devletinde halk arazinin tarzına göre miri, vakıf veya mülk vergisi vermekte idi. Selçuklularda askeri iktalar, askerlikte ve toprak idaresinde yeni bir sistemdir. İkta sistemi ile nüfus yoğunluğu ve mera kıtlığından göç edenlerden toprağa bağlı bir ordunun kurulması, asker, idareci ve köylü arasındaki ilişki ve menfaatlerin dengelenmesi sağlanmıştır. İkta sistemi köylüyü yarıcılık durumundan kurtarmış hakları teminat altına alınmış bir toplum haline getirmiştir.
İkta sayesinde devlet maaş ödemeden büyük bir orduyu beslemekte ve Türkmen nüfusunu toprağa bağlayarak üretimin artmasını sağlamıştır.
27
Köylü işleyebildiği kadar toprağı kendi mülkü için tasarruf ederdi ancak toprağı satamaz, vakfedemez ve hibe edemezdi. Köylü işlediği araziden elde ettiği ürünün bir kısmını kira karşılığı ikta sahibine verirdi.
Siyasi iktidarsızlık ve iç çekişmeler ikta rejimini sarstı ve Moğol istilası ikta rejimini ortadan kaldırdı. Daha sonra askerler ikta
dağıtımından hükümdarın temin ettiği gelirle beslendiler.
Selçuklularda vergi sisteminin temelinde tarımsal gelirler olduğu için devlet tarımsal yatırımlara büyük önem veriyordu.
Sultan Sancar döneminde Merv ovası sulama sayesinde geniş bir yerleşim yeri olmuş, pamuk tarımı ve pamuklu dokuma sanayi çok ilerlemiştir. Az yağış alan Kirman’da sulama için yer altı sularından yararlanılmıştır.
28
Türkistan ve Horasan’ın sulama tarihi ve tesisleri çok eskidir. M.S. 839 yılında Fergana ve Horasan’da meydana gelen depremde sulama kanalları tahrip olmuştur. Bunun üzerine ortaya çıkan davaları çözümleyebilmek için İslam Hukuku çerçevesinde alimlerce mahalli örflere de uygun olan bazı esaslar Kitab‐ül Kaniy’de
(Kanunlar Kitabı) belirlenmiştir. Böylece bir sulama hukuku oluşturulmuştur.
Semarkant civarında çok güzel bağ ve bahçelerin bulunduğu bilinmektedir. Selçukluların ikici başkenti olan Cruft verimli topraklara sahipti. Burada parfüm yapımında kullanılmak üzere nergis yetiştirildiği bilinmektedir. Ayrıca Cruft’da hurma yetiştirilmekte ve üzüm, taze ceviz, kavun şeker kamışı başka bölgelerden getirilerek depolanmakta idi.
29
Sultan Melik Şah üretimi arttırmak için bazı önlemler almıştır. Bunlardan biri mesela 1 yaşından küçük kuzu ve oğlakların kesimini yasaklayarak et üretimini arttırmıştır.
Anadolu Selçuklularının ekonomik gücünü tarım, ticaret ve el sanatları oluşturuyordu. Müslüman ve Hristiyan halk köylerde ve yaylalarda tarla tarımı yapmaktaydı. Meyvecilik ve bağcılığın Selçuklu şehir hayatında önemli bir yeri vardı. Meyvecilik alanları üretim için olduğu kadar mesire alanları için de önemli idi.
30
Özellikle meyvelerden, Bizans, Trabzon, Rum İmparatorluğu ve Arap ülkelerine satılarak gelir elde ediliyordu.
Buğday, pirinç, ve pamuk tarımı çok yapılırken hayvancılıkta keçi, koyun, sığır ve at yetiştiriciliği ön planda idi.
Dokumacılık da çok ilerlemişti. Dünyada Selçuklulardan alınan kumaşlar çok itibar görüyor Venedik Selçuklulardan ipekli kumaş ve tül ithal ediyordu. Orta Asya’dan sonra halıcılığın ikinci anavatanı Anadolu olmuştu. 31
Selçuklularda toplumsal ve ekonomik yaşama baktığımızda Oğuz Boylarının başında bir bey bulunuyordu. Bu beylikler yaşamlarını hayvancılıkla sağlıyor ve göçebe olarak yaşıyordu. Devlet bunlardan otlak vergisi alıyordu. Yerleşik nüfus ise çiftçilik, ziraatçilik ve ticaretle uğraşıyordu. Büyük Selçuklular ticaretin gelişmesini destekliyor ve kervan yollarının güvenliğini sağlıyordu. Bu dönemde en önemli ticaret Uzakdoğu’dan Avrupa’ya kadar uzanan İpek Yolu ve Baharat Yolu aracılığıyla yapılmıştır. Tarımın gelişmesi için sulama kanalları yapılmıştır.
32
Büyük Selçuklular eğitime de çok önem veriyorlardı. Kendilerinden önce var olan medreselerde eğitimlerini sürdürmekle kalmadılar aynı zamanda Vezir Nizamülmülkün öncülüğünde ve onun adını taşıyan yeni medreseler kurdular. Arapçayı din ve bilim dili, Farsçayı edebiyat ve devlet dili, Türkçeyi ise saray ve orduda günlük konuşma dili olarak kullandılar. Anadolu Selçuklu Devletindeki Türk köylüleri hayat tarzı yönüyle ikiye ayrılır.
a) Göçebeler: Batı, Güney ve Güneydoğu Anadolu’da göçebe hayatı yaygın olmuştur. Yaylak ve kışlak adında iki farklı yerleşim yeri bulunuyordu. Böylece kışın soğuk ve uygun olmayan iklim şartlarından daha az etkileniliyordu. Günümüzde hala bazı yerlerde bu yaşam şekli devam etmektedir.
33
b) Yerleşik Yaşam Süren Köylüler: Orta Anadolu’da yerleşik yaşam tarzı hakimdir. Anadolu Selçuklularda çiftçi toprağı boş bırakmaz ve terk etmezdi. Uygulanan tarım politikası bir taraftan üretim artışını diğer taraftan göçebelerin ve yerlilerin iskanını hedef almaktaydı. Çiftçilere işleyebilecekleri kadar toprak verilmekteydi. 1196 yılında Keyhüsrev, Akşehir bölgesinde Hristiyan halka arazi, ev, tohumluk, tarım aletleri dağıtarak iskan edip, bir süre vergiden muaf tutmuştur.
34
İkta sistemi bozulduktan sonra topraklar aristorasinin eline geçmiş ve tarımsal üretim azalmaya başlamıştır. Beraberinde kuraklık ve çekirge istilasıyla beraber, kıtlık baş göstermiş ve köylü halkın ekonomik gücü iyice azalmıştır. 1300’lü yıllara tekabül eden bu dönemde Osmanlı Beyliği İznik‐Bursa’da kurulmuş ve savaşlarla giderek büyümeye başlamıştır. Selçukluların döneminde tarım ve sanayi anlamında çok iyi gelişmeler olmuştur. Birçok ilde farklı alanlarda ün yapmış ürünler üretilmekteydi. 35
Şeker o dönemde lüks bir gıda maddesiydi. Halk şeker ihtiyacını bal, pekmez ve meyvelerden sağlıyordu. Şeker daha çok Bağdat ve Şam’dan ithal ediliyordu. Daha sonraları Alaaddin Keykubat, Alaiye
düzlüğünde bir şeker fabrikası inşa ettirmiştir. Avrupa’da ise şeker sanayi ancak 19. yy’da kurulmuştur.
Selçuklu Anadolu'sunda koyunculuk ve pamuk tarımının fazlaca yapılması, bunlara bağlı dokuma ve dericilik sanayi kollarını geliştirmiştir.
36
b. Osmanlı Devletinde Tarım
600 yılı aşkın süre hüküm süren Osmanlı İmparatorluğunda tarım önemli bir geçim kaynağı olmuştur. Nüfusun % 80‐90’ının tarımsal faaliyetlerden gelir elde ettiği söylenmektedir. İlk başta göçebe bir hayat süren toplum imparatorluğun gelişmesi ile yerleşik hayata geçmiştir.
37
Klasik ve Gelişme Döneminde Osmanlı Toprak Düzeni
Klasik Osmanlı döneminde köylüler tasarruflarındaki arazilerin büyüklüğüne göre kategorilere ayrılmışlardır. Buna göre çift, nim çift, bennak, caba, mücerred gibi sınıflara ayrılarak vergilendirilmişlerdir. İmparatorlukta tarımsal faaliyetler büyük ölçüde devletin kontrolü altında idi. Bu arazilere mir‐i arazi denmekte idi. Toprağın çıplak mülkiyet hakkı devletin idi. Mir‐i arazilere doğrudan devlet tarafından oluşturulmuş hyerarşik bir mülkiyet sıralaması vardı. Toprakta en büyük pay sahibi olan padişahtı. Bunu sadrazam, vüzera, ümera, beylerbeyi, sancakbeyi ve askeri görevler için dirlik verilen sipahiler izlemekte idi.
38
Osmanlı Mir‐i Rejimi üç farklı toprak sistemini barındırmıştır.
1. Has: Geliri 100 bin akçeden fazla dirlikler olup üst düzey idarecilere tahsis edilmiştir. Has sahipleri her bir 5 bin akçe için 1 asker hazırlamakla yükümlü olmuşlardır.
2. Zeamet: Geliri 20 bin ile 100 bin arasında olanlar. Bunlar da yine her 5 bin akçe için 1 asker yetiştirmekle yükümlü olmuşlardır. Topraklar çok sınırlı bir şekilde ve küçülerek izinle babadan oğula geçmiştir.
39
3. Tımar: Ekonomik açıdan toprakları rasyonel bir şekilde işleterek hububat üretimine ara vermeksizin sürdürülmesini amaçlayan tımar sistemi Osmanlı tarımının temelini oluşturmuştur. Bu sistem Selçuklu Toprak düzeni olan ikta
sistemini esas almıştır. İkta sistemi Hz. Ömer zamanında istila sonucu sahipsiz kalan toprakların devlete vergilerin ödenmesi şartı ile şahıslara verilmesi yöntemi ile başlamıştır.
Devlet tımar sistemi ile büyük bir mali örgüt kurup bunun devamını sağlama yükümlülüğünden kurtulmuş, aynı zamanda vilayetlerde düzeni sağlamış ve savaşlar için de büyük bir askeri güç olmuştur. Bu sistemin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesini sağlamak amacıyla bir kayıt sistemi oluşturmuş ve bu sistem sayesinde hangi bölgeden ne kadar vergi geleceği ve bölgenin nüfusunun tespiti de sağlanmıştır. 40
Bu sistemde toprağın babadan oğula geçmesi ile uzun süre sistemin işlemesini sağlamıştır. Toprağı kiralayan çiftçiye tanınan haklar Osmanlı Devletinde en önemli konulardan biri olmuştur. Tımardan memnun olmayan bir çiftçinin şikayet hakkı olmuştur. Ancak köylünün toprağı terk edemez yükümlülüğü ile bir ölçüde özgürlüğü sınırlandırılmıştır. Ayrıca nadas dışında toprağı 3 yıl üst üste işlemeyen çiftçiden çift bozan adı altında toprağın boş kalmasından doğan zararı ödemek için vergi alınmıştır.
41
Verilen toprak bölünemez olduğu için çiftçi ailesinin geçimini sağlayacak miktarda tutulmuştur. Arazi büyüklüğü toprağın verimliliğine göre değişmekle birlikte, verimli yerlerde 60‐80 dekar, orta verimli yerlerde 80‐100 dekar ve kıraç yerlerde ise100‐150 dekar olarak sınıflandırılmıştır. Ödenen vergi de yine arazinin verimlilik durumuna göre belirlenmiştir. Bunlar dışında pazarda satılan mallardan topraksız veya az topraklı çiftçilerden de vergiler alınmıştır. En önemli ürünler tahıllar olmuştur. Bu dönemde mısır, buğday, çeltik, pamuk, kendir, kenevir, ve tütün önemli Pazar oluşturan ürünler olmuştur. Sebze tarımı, bağcılık ve koyunculuk da önemli tarımsal faaliyetlerdendir.
42
Toprak Düzeninin Bozulması
Mir‐i arazi sistemi ile Osmanlı Devleti yetiştirdiği büyük bir askeri güç sayesinde 3 kıtada hüküm sürmüştür. Ancak duraklama devri ile beraber toprak düzeni bozulmaya başlamıştır. Tarımsal ürünlerin fazlasının devletçe alınmaya başlaması ile miri sistemini işleyişi bozulmuştur. Ayrıca geniş topraklarda devam eden seferler nedeni ile ordu yorulmuştur. Ayrıca modern olmayan savaş tekniklerinin kullanılması ile savaşlarda yenilgiler artmıştır. Ordunun yeniden düzenlenmesi amacıyla kapı kulu askerleri alınmıştır ancak bu durumda ordunun sayısının azalmasına sebebiyet vermiştir. 43
Ordunun ateşli silahlarla tanışması neticesinde de tımarlı sipahilerine duyulan ihtiyaç azalmıştır. Tımarlı sipahilerinin eğitimlerinin yetersiz kalması sonucu bu askerler alınıp ihale ile mültezim adı verilen kişilere devredilmiştir. Bunlar da halktan fazla vergi aldıkları için köylü yoksullaşmıştır. Giderek artan vergilerle iyice yoksullaşan köylü artık içe dönük üretim yapmaya başlamıştır. İdari ve siyasi bozulmalarla ekonomik sıkıntılar aynı dönemde yaşanmaya başlamıştır. Yüksek vergiler nedeni ile borçlarını ödeyemeyen çiftçiler topraklarını tefecilere devretmek zorunda kalmıştır.
Bu dönemden sonra tarım gerilerken tarım dışı faaliyetler gelişmeye başlamıştır. Tüm alanlarda teknoloji kullanılmaya başlamıştır. Gelişen ticaret yolları Akdeniz’in dolayısıyla Osmanlının gelirini geriletmiştir. Avrupa’da yaşanan enflasyon Osmanlı İmparatorluğunu ucuz gıda ve hammadde ithal eden bir Pazar durumuna sokmuştur. Bu da batıya hammadde üreten bağımlı bir yapı ortaya çıkarmıştır.
44
Tanzimat Fermanı ve Cumhuriyete Kadar Yeni Toprak Düzeni
Giderek belirli kişilerin ellerinde toplanan topraklar ile tımar sahipleri padişahlık makamı için bir tehdit oluşturmaya başlamıştır. Merkezi idarenin zayıflamasıyla beraber vergileri de ödememişlerdir. Ayanlar 1808 yılında II.
Mahmut’a sened‐i ittifak imzalatmış ve daha da güçlenmişlerdir. II. Mahmut 1812 yılında bu ayan sınıfını ortadan kaldırmayı başarmışsa da köy ağaları olarak bunlar varlıklarını günümüze kadar sürdürmüşlerdir. 45
Gerileme dönemi ile birlikte toprak düzeni de yenilenemeyince tımar sistemi 1839’da Tanzimat Fermanı ile kaldırılmıştır. Mültezim uygulaması da sonlandırılmış ve vergiler devlet görevlileri tarafından toplanmaya başlanmıştır. Ancak beklenen başarı gösterilememiş ve 1841 yılında tekrar mültezim uygulamasına geçilmiştir. 1847 yılında çıkan bir kanunname ile toprak parçalanmasının yolu açılmıştır. Bu tarihten itibaren miras hukuku ile yalnızca bir tek oğulun toprakları alması kaldırılmış kız evlatlar dahil bütün çocukların topraktan pay almasının önü açılmıştır. Bu durum toprakların daha da küçülmesine neden olmuştur. Bu duruma verim arttırıcı tekniklerin kullanılmaması da eklenince tarımsal gelir giderek düşmüştür. 46
1858 yılında Ahmet Cevdet Paşa, Mehmet Rüştü Paşa, Arif Bey ve Tahsin Bey’den oluşan bir kurul tarafından arazi kanunnamesi çıkarılmıştır. Bu kanunname ilk ciddi ve ayrıntılı toprak kanun çalışması olmuştur. Kanun 138 maddeden oluşmuş ve ülke toprakları beşe ayrılmıştır.
1. Mülk Topraklar (Araziyi Memluke): Tasarruflu ve geliri tamamen mülk sahibine ait olan topraklar
‐ Köy, kasaba içinde ve civarında olan yarım dönümü geçmeyen topraklar
‐ Mir‐i araziden satın alınan topraklar
‐ Öşürlü arazi: Savaşı kazanan Müslümanlara bırakılan ve öşür adında vergilendirilen mülk niteliğindeki topraklar
‐ Harçlı arazi: Savaşı kaybeden Hristiyan halka öz mülk niteliğinde bırakılan topraklardır. Vergi yükümlülükleri vardır.
‐ Mevat araziden alınan topraklar
47
2. Mir‐i Topraklar: Çıplak mülkiyeti devlete ait olan ve çiftçinin işlediği ve devlet adına mültezimlerin vergi topladığı topraklardır.
3. Vakıf Toprakları: Mülk Topraklar özelliğini taşıyan ancak tüm gelirleri dini amaçlı olan ve mülkiyet ile ilgili her türlü değişiklikler hapsedilmiş topraklardır.
4. Kamu Toprakları: Kamunun yada belirli bir köy veya kasabanın ortak kullanımına verilen Pazar, panayır, mera, otlak, yaylak gibi topraklar. Mülkiyet veya tasarruf hakkı olmayan topraklardır.
5. Ölü Topraklar: Tasarrufu kimsede bulunmayan çorak, dağlık ve ormanlık topraklardır.
Bu kanunname ile Mir‐i toprakların mülkiyeti devlete tasarruf hakkı köylüye bırakılmıştır. Köylü isterse bu hakkını devredebildiğinden bu toprakların özel mülkiyete geçişinin de önü açılmış oldu.
48
1874 yılında tapu örgütü kurulmuş ve 1911 yılında çıkarılan kanun ile köylünün tasarrufunda bulunan mir‐i arazi ipotek edilebilir, borç karşılığı satılabilir konuma getirilmiştir. Bu kanunlar ile özel mülkiyet getirilmiş ancak adil olmayan bir toprak düzeni oluşmuştur. 1913 yılında çiftçi ailelerin % 5’inin % 65 toprağa sahip iken % 8’inin de topraksız olduğu belirlenmiştir.
Tanzimat Dönemi Tarımsal Yapı
19. Yylın 2. yarısından itibaren Osmanlı Devletinde dış ilişkiler artmıştır. İlk şekerpancarı üretimi için çabalar başlamış ancak 1913 yılına kadar başarılı olunamamıştır. 1913 yılında ıslah edilmiş şeker pancarı tohumları ithal edilerek Bursa, Çanakkale, Elazığ, Sivas, Ankara ve Şam’da denemeler başarılı olmuştur. Ancak şeker fabrikalarının kurulması cumhuriyet dönemine kadar gerçekleştirilememiştir. 1861‐62 yılında pamuk tarımı teşvik edilmiştir. Ancak dokuma sanayinin yeteri kadar gelişmemiş olmasından dolayı sadece ham pamuk ihracatı yapılabilmiştir.
49
Yine 1862 yılında ipek üretiminin artması için dutluk alanlar teşvik edilmiş ve ipek ihracatına başlanmıştır.
Önemli ihracat ürünleri arasında yer alan tütün ürünleri de bu dönemde 4 kat artmıştır. Yine incir ve üzüm üretiminde 2 kat artış sağlanmıştır. Merinos yetiştiriciliği teşvik edilmeye başlamış ancak iç Pazar gümrüksüz ithalata açık olduğu için başarılı olmamıştır. Kapitülasyonların etkisi altında olan ülkede 1878‐1913 yılları arasında her yıl ortalama 75 bin ton un, 65 bin ton pirinç, 10 bin ton buğday ithal edilmek zorunda kalınmıştır. Bu nedenle her yıl yaklaşık 12 milyon altın lira ödenmiştir. Bu dönemde bazı alt yapı yatırımları yapılarak sulama kanalları için adımlar atılsa da savaş nedeni ile bazı nehir ıslah çalışmaları yapılamamıştır. Üreticiye tohumluk dağıtılması, üreticilerin kredilendirilmesi, tarım okullarının açılması bu yıllarda sağlanmıştır.
50
Ekonominin önündeki en önemli engel sanayinin gelişememesi ve gelişmeyen sanayinin üretimi desteklememesidir. Sanayisi gelişmediği için ticari yaşamı başkalarının eline geçen ülke topraklarında gelecek için önemli hammadde olan petrol bulunuyordu. Petrolün en önemli enerji kaynağı olması bu alandaki rekabeti arttırmış ve Osmanlı Devletinin parçalanmasına kadar geçen süreci beraberinde getirmiştir.
51
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
2
File Size
1 946 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content