Mayıs - Haziran 2014 - İstanbul Ticaret Borsası

Başkan’dan
Ç. Ali KOPUZ
İstanbul Ticaret Borsası
Yönetim Kurulu Başkanı
Değerli Okuyucular,
Orhan Veli, yıllar önce Zonguldak madencileri için
yazdığı şiirde “Siyah akar Zonguldak’ın deresi / Yüz
karası değil, kömür karası / Böyle kazanılır ekmek
parası” demişti. Madencinin yerin altında kömürle
şekillenen yüreği, bu kez Soma’da durdu... Ekmek
parası uğruna girilen yüzlerce metre derindeki maden galerileri, 301 insanımızın son nefesini verdiği
yer oldu. Soma, Türkiye’nin en büyük maden felaketinin yaşandığı ilçeye dönüştü. Acımız büyük...
Orada kaybettiğimiz her can, kendi ailemizden kaybettiğimiz bir kişi gibi canımızı yaktı, acımızı büyüttü. Milletimizin, madenci kardeşlerimizin ailelerinin,
eşlerinin, çocuklarının, anne-babalarının, dost ve
arkadaşlarının başı sağ olsun. Allah hepimize, bu büyük kederi, güzel bir sabırla karşılamayı nasip etsin.
Acımızı hafifleten tek şey, Başbakanımızın, bakanlarımızın, tüm ilgili devlet görevlilerinin tüm imkan ve
gayretleriyle bu olayın acılarını dindirmek, hafifletmek için seferber olmalarıdır.
Sayın Başbakanımız başta olmak üzere, devletin bu
kez maden felaketlerinin bir daha yaşanmaması için
ciddi tedbirler alma yolunda çok kararlı hareket ediyor olmaları bizi ümitlendiriyor. Biz de özellikle bu
facianın bizi milletçe derinden yaralayan boyutlara
ulaşmasında ihmali olanların, mutlaka cezalandırılmalarını talep ediyoruz.
Alması gereken önlemleri almayanlar, yapması gereken yatırım ve hizmetleri yapmayanlar, kontrollerinde gevşek ve hoşgörülü davrananlar, bir daha böyle
davranmaya tevessül edemeyecek şekilde cezalandırılmalı. Eğer onların yararlandıkları yasal boşluklar
var ise, bir an evvel bu boşluklar ortadan kaldırılmalı. Madenci bizim emeğimizin, alın terimizin, insana
verdiğimiz değerin simgesidir. Bu nedenle de onlara
hak ettiği değeri, arkalarından ağıtlar yakarak değil,
bir daha ağıt yakılacak ortamların oluşmasına izin
vermeyerek göstermeliyiz.
Türkiye’nin gündemine oturan Soma Faciası’yla ilgili
görüşlerimi paylaştıktan sonra sizlere Borsamızla ilgili
bilgi vermek istiyorum. Her geçen gün gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında etkinlik ve faaliyetleri artan
Borsamız, bu konuda iki güzel gelişmeye imza attı.
Birincisi, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından
Borsamızın kayıt ve tescil ile yükümlü olduğu ürünlere yenileri eklendi. İSTİB’in kotasyonuna yeri giren
ürünler “pamuk, leblebi, bal, kümes hayvanları, tomruk ve kereste” oldu.
İkinci olarak, göreve geldiğimizde söz verdiğimiz gibi
İstanbul Ticaret Borsası’nı, adına yaraşır bir uluslararası etkinliğe kavuşturmak için her türlü çalışmayı gösteriyoruz. “Küresel borsa” sloganıyla özetlediğimiz bu faaliyetler neticesinde önemli bir adım
daha attık ve İSTİB’in Avrupa Ticaret Borsaları Derneği üyesi olması için müracaat ettik. Bu kapsamda
Hamburg’da gerçekleşen toplantıda bir sunum yaparak İstanbul Ticaret Borsası’nı tanıttık.
Onurla ifade edeyim ki, İSTİB bu toplantılarda büyük
bir teveccüh ve takdir topladı. İnanıyorum ki, Ekim
ayıda yapılacak Genel Kurul toplantısında da Borsamızın üyeliği oylanarak kabul edilecek. Böylece İSTİB, küresel vizyon ve rolüne uygun çalışmalarında
bir kilometre taşını daha geride bırakacak.
Bir sonraki sayıda buluşmak üzere...
Mayıs - Haziran 2014
1
MA
SO
Ticaret, Yaşam ve Kültür Dergisi • Mayıs-Haziran 2014 • Sayı: 10
İstanbul Ticaret Borsası
Adına İmtiyaz Sahibi
Av. Esin Kıran
TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu:
“Haksız Rekabeti Önleyelim”
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
Özlem Kocabıyıkoğlu
İSTİB Başkanı Ç. Ali Kopuz:
“İlkeli ticaret ile ülkemizin
savunmasına katkıda
bulunuyoruz”
Danışma Kurulu
Bülent Kasap, Atilla Sümer
İlhan Koyunseven,
Yusuf Acar, Zeki Aslan
Alaattin Altuntaş,
Mehmet Erkan Özefe,
Zelkif Kopuz, Mustafa Kamar
Genel Yayın Yönetmeni
Sultan Sansarcı
[email protected]
Yayın Kurulu
Mesut Taşkın
Ali Yavuz Yiğit
Bozkurt Özserezli
Denizhan Dere
Tasarım
Murat Arslan
Haber Merkezi
Harun Raşid
Ayşegül Topal Aksu
Adem Cankatan
Fotoğraf
Kenan Dumanlı
•
Haber
40
36
İSTİB Haber
İşadamı Doğan Güral:
“Koleksiyon, insanın ömrünü
uzatıyor”
İSTİB Haber
4
Fırıncılık Çalıştayı
İSTİB Meclis Üyesi Atilla Sümer:
“Avrupa ile yarışacak
düzeye geldik”
Yönetim Yeri
İstanbul Ticaret Borsası
Zahire Borsası Sok. No:3
Bahçekapı, Fatih / İstanbul
www.istib.org.tr
Yapım
Monad
Burhaniye Mah.
Enveriye Sok. No:26/2
Üsküdar/İstanbul
Tel: 0216 557 82 87
www.monadfilm.com
Yayın Türü
Yerel Süreli
Baskı
Şan Ofset Matbacılık
Hamidiye Mh. Anadolu Cd.
No: 50 Kağıthane/İstanbul
Tel: 0212 289 24 24
Kapak Fotoğrafı: M. Ali Diyarbakırlıoğlu
2
Koleksiyon
16
Söyleşi
32
İçindekiler
İSTİB, “Çalışma Toplantısı” için Abant’ta
İSTİB Haber
8
Ders: Edebiyat
Konu: Galatasaray ve Futbol
Müze
TÜMESKOM Başkanı Burhan Er:
“Neden sesimizi duyuramıyoruz?”
Söyleşi
22
Köyleri
56 İstanbulun
28
Kültür
Sanat
Sarıyer’de bir masal diyarı:
Fenerköyü
62
“Son Ustalar”
14 bin sanatseveri ağırladı
Şehir ve
Yaşam
38
İstanbul’dan “LALE”
geçti
Mayıs - Haziran 2014
3
Haber
Kenan Dumanlı
“İlkeli ticaret ile ülkemizin
savunmasına katkıda bulunuyoruz”
Başkan Kopuz, “İş alemi olarak ülkede istikrarı bozmak
isteyenler karşısında dimdik durmamız gerekiyor.
Yaptığımız dürüst ve ilkeli ticaret ile ülkemizin
savunmasına, istikrarına katkıda bulunuyoruz” dedi.
İstanbul Ticaret Borsası 2014 yılı
Mart ayı Meslek Komiteleri Müşterek
toplantısı İSTİB Meclis salonunda yapıldı. İstanbul Ticaret Borsasının 17
Meslek Komitesinin temsilcileri toplantı kapsamında kendi sektörlerine
ilişkin gündem, sorun ve çözüm önerilerini dile getirdiler.
5. Meslek Komiteleri Müşterek Toplantısı, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İlan Koyunseven’in (8. Meslek Komitesi Üyesi) başkanlığında
gerçekleşti.
4
Başkan Ç. Ali Kopuz, Meslek Komitelerinin verimli toplantılar yaptığına
değinerek, “Komitelerimiz ne kadar
etkin çalışırsa iş hayatında yaşadığımız sorunlar o kadar azalacaktır. Çalışma toplantılarının başka bir yönü
daha var. Meclis ve Komite üyelerimizin birbirleriyle tanışma ve kaynaşmalarına vesile oluyor. Malumunuz bir söz var: Bir insanı tanımak
istiyorsanız ya yola gideceksiniz, ya
da birlikte yemek yiyeceksiniz.’ Biz
bu toplantı ile her ikisini de gerçekleştirdiğimizi düşünüyorum” dedi.
Meslek
Komiteleri
Müşterek
Toplantısı
Dürüst ve ilkeli ticaret
“İş alemi olarak ülkede istikrarı
bozmak isteyenler karşısında dimdik durmamız gerekiyor” diyen Kopuz, “Biz tacirler olarak ticareti en
iyi şekilde yaparsak başımıza çorap
örmek isteyenlerin çabalarını boşa
çıkartırız. Biz yaptığımız dürüst ve
ilkeli ticaret ile ülkemizin savunmasına, istikrarına katkıda bulunuyoruz. Sadece kendimiz için değil
ülkemiz için çalışıyoruz” şeklinde
konuştu.
6. Meslek Komitesi Üyesi
Osman Berberoğlu
Zeytinyağı stoklarını rahatlatmalı
6. Meslek Komitesi Üyesi Osman
Berberoğlu, zeytin ve zeytinyağında
üretim ve tüketim dengesinin devamlılığının sağlanabilmesi için atılması gereken adımlardan söz ederek, “İşletmelerimizin üretiminin
devamını ve istihdamını sağlamak
için yurt içinde ve yurt dışında zeytin ve zeytinyağı satışlarının arzını
her dönemde sağlamamız gerekiyor.
İşte bu dengeleri, raflarda müşterilere sunumda devamlılığı sağlayabilmek adına, işleme rejimi ile ihracatçımız yurt dışından geçici olarak
zeytin hammaddesini ülkemize getirip işlemeli, katma değer sağlamalı,
ülkedeki zeytin ve zeytinyağı stoklarını rahatlatmalı ve fiyatların ülkede
aşırı artışını önlemelidir” dedi.
4. Meslek Komitesi Üyesi
Mustafa Gencer
13. Meslek Komitesi Üyesi
Emin Demirci
bazı hammaddeler, ülkemizde dünya fiyatlarından daha pahalıya temin
edilmektedir. Özellikle makarna, en
büyük sıkıntılarından biri, kaliteli
hammadde yani sert buğday teminidir. Önemli durum buğdayı üreticisi
olan Türkiye, uygulanan yanlış politikalar sonucu, buğday ithal eden ülkeler konumuna gelmiştir” şeklinde
konuştu.
ulaştıramıyorsak, çok fazla bir kıy-
“O algıyı yıkamıyoruz”
13. Meslek Komitesi Üyesi Emin Demirci, Borsa’nın bir değişim içerisinde olduğuna vurgu yaparak, “Bu yeni
ekip, gerçekten çok iyi çalışmalar
gerçekleştiriyor. Ama bunu biz diğer üye arkadaşlarımıza bir şekilde
meti yok. O algıyı yıkamıyoruz diye
düşünüyorum. Bunu için de yalnızca
buranın çalışmaları yetmiyor. Aynı
zamanda biz, üyelerin ve komite
yetkililerinin mümkün olduğu kadar
çaba göstermemiz ve somut adımlar
atmamız gerektiğine inanıyorum”
açıklamasında bulundu.
Kasap elemanı eksikliği
16. Meslek Komitesi Başkanı Muzaffer Özdemir kendi sektöründe en
elzem konunun, kalifiye şarküteri
ve kasap elemanı eksikliği olduğunu belirterek, “Bu eksiklikten dolayı ürün iadesi çok fazla miktarda
olmakta ve bu nedenle hem üretici
hem de ülke ekonomisi zarar görmektedir. Çözüm olarak şunu yapabiliriz: Nasıl ki şoförlere SRC belgesi
Rekabet gücü olumsuz etkileniyor
4. Meslek Komitesi Üyesi Mustafa
Gencer, ticaretteki rekabetin, giderek arttığına dikkat çekerek, “Bizim
de buna göre uzun vadeli stratejiler
geliştirmemiz gerekiyor. Dünyadaki
fiyat koşullarında hammadde temin
edememe, rekabet gücümüzü olumsuz etkilemekte. Başta şeker ve buğday olmak üzere, sektörde bulunan
veriliyorsa, kasaplara ve şarküteri
elemanlarına da benzeri bir eğitim
ve sertifika programı hazırlanabilir.
Hatta bununla ilgili üniversitelerden
yardım alınabilir. Kasap ve şarküteri elemanlarının, üretim sürecinin
zorluklarını idrak etmeleri halinde,
16. Meslek Komitesi Başkanı
Muzaffer Özdemir
bu hususta daha dikkatli olacakları
inancındayım” dedi.
Mayıs - Haziran 2014
5
Haber
Bozkurt Özserezli
“Hâlâ bir ulusal gıda
stratejimiz yok”
Ülke olarak hâlâ bir ulusal gıda stratejimizin bulunmadığını belirten Başkan
Kopuz, “Hepimiz çalıştığımız işyerlerinde dahi stratejik planlar hazırlıyor
ve faaliyetlerimizi, üretimimizi, istihdamımızı ona göre planlıyoruz. Bu
eksikliğin bir an önce sektörün tüm temsilcilerinin de görüşleri alınarak
giderilmesi gerekiyor” dedi.
fir-
göre uygun pozisyonu alma konu-
malar arasında fikir alışverişi ve
sunda bir think-thank çalışması olan
paylaşıma zemin hazırlayan
Sektörde
faaliyet
gösteren
Gıda
Gıda Konferansı kapsamında sektör-
Konferansı’nın ikincisi Marriott Ho-
de lider isimler bilgi paylaşımında
tel Asia’da gerçekleşti. İlki 2013
bulunuyor.
yılında düzenlenen organizasyon,
sektördeki son gelişmeler, iddialı ve
inovatif fikirlerin katılımcılarla paylaşılmasına olanak sağlıyor.
Yurtiçi fiyatlar yükseldi
İSTİB Başkanı ve TOBB Başkan Yardımcısı Ç. Ali Kopuz, uluslararası
Doğru rekabet ile pazarda gücünü
arenada yaşanan gerginliklerin, ül-
artırabilme, global değişkenliklere
kemizdeki seçim sürecinin ve gıda
6
fiyatlarındaki yükselişin Mart ayı
enflasyonuna etki ettiğini belirterek,
“Ülkemizde mart ayı içerisinde bir
don olayı oldu. Birçok bölgemizde
ürünler zarar gördü. Bu durum yurtiçi gıda fiyatlarının yükselmesine
neden olmuştur. Dünya gıda fiyat verilerine baktığımızda da aynı sonucu
görüyoruz. Birleşmiş Milletler Gıda
ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Küresel
Gıda Fiyatları Endeksi genel olarak
mart ayında 4.8 puan yükseldi” dedi.
“Dünyada 840 milyon kişi aç”
FAO’nun son verilerine göre,
Dünya’da yaklaşık 840 milyon kişinin
aç olduğunu hatırlatan Ç. Ali Kopuz,
“2050 yılında, Birleşmiş Milletler’in
öngörülerine göre 2050 yılında dünya nüfusu 9 Milyar’ın üzerine çıkacaktır. Küresel ısınma denkleminde
gıda güvenliği gezegenimizin en büyük sorunu olacaktır. Bu meseleyi
ancak sürdürülebilir tarım ve yenilikçi gıda ürünleriyle aşabiliriz” şeklinde konuştu.
“Ar-Ge mevzuatı değişmeli”
Kopuz, 2023 yılında Tarımsal Ekonomik büyüklükte dünyanın ilk 5
ülkesinden biri olmayı hedeflediğimizi kaydederek, “Acil olarak Tarımsal Ar-Ge alanında bölgesinde ve
dünyada söz sahibi bir ülke haline
gelmemiz gerekiyor. Ülkemizde ArGe harcamalarının Gayri Safi Milli
Hâsılaya Oranı yüzde 1 civarındadır.
Bu oran gelişmiş ülkelerde yüzde 2
ve üzerindedir. Gıda sektöründe ise
Ar-Ge konusunda daha düşük seviyelerdeyiz. Biliyorsunuz gıda sektörümüz firma yapıları nedeniyle Ar-Ge
desteklerinden faydalanamıyor. Kısa
zamanda Ar-Ge mevzuatı değişmeli,
desteklerden gıda sektörü de yararlanabilir hale getirilmelidir” dedi.
Dünya’nın 3. büyük
gen bankası ülkemizde
Devlet, özel sektör ve üniversitelerin tohum çeşitliliği konusunda birlikte çalışmaları
gerektiğini ifade eden Kopuz,
“Şirketlerimiz, ulusal ve uluslararası piyasanın ihtiyaçlarına uygun ürünler geliştirmelidir. Gururla ifade ediyorum ki,
Dünya’nın 3.büyük gen bankası
Türkiye Tohum Gen Bankası’dır”
şeklinde konuştu.
GDO’lu 3 soya ve 16 mısır çeşidi
Ç. Ali Kopuz, dünyada hızla büyüyen
GDO’lu ürünler konusundaki bilimsel gelişmeleri takip etmemiz gerektiğini belirterek, “GDO denince
hemen herkesin aklına birçok olumsuzluk geliyor. Fakat işin bir de ARGE boyutu var. Biz de Türkiye olarak
dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmeliyiz. Çünkü unutmayalım
ki, ülkemiz tarım sektörünün en
etkili aktörlerinden birisidir. Bugün
itibarıyla Türkiye’de Biyogüvenlik
Kurulu’nca yem amaçlı ithalatına
izin verilen GDO’lu 3 soya ve 16 mısır çeşidi bulunmaktadır. Bunların,
AB’de ve Türkiye’de üretiminin yasak ancak ithalatının, izinler sonrasında serbest olduğunu da hatırlatalım” dedi.
Ürün farkındalığı
Gıda sektöründe rekabet stratejilerinden en önemlilerinden bir tanesinin de, ürün farkındalığı olduğuna
dikkat çeken Ali Kopuz, “Ülkemizde
yetişen yöresel ürünlerin coğrafi
işaretleme ve orijin tespitinin öneminin giderek arttığı anlamına gelmektedir. Ürünün menşe’i konusu
ve katma değer yaratması; yetiştirilmesi kadar önem taşımaktadır.
Şu an itibariyle ABD ile AB arasında
müzakere edilen serbest ticaret anlaşmasının en önemli ihtilaf noktalarından bir tanesi gıda ürünlerindeki fikri mülkiyet hakları konusudur.
Yani, hangi ürünün hangi ülke ve
hangi yöreye ait olduğu tartışmasıdır” şeklinde konuştu.
Bu eksikliğin giderilmesi gerekiyor
Ülke olarak hala bir ulusal gıda stratejimizin bulunmamasından yakınan
Kopuz, “Hepimiz çalıştığımız işyerlerinde dahi stratejik planlar hazırlıyor ve faaliyetlerimizi, üretimimizi,
istihdamımızı ona göre planlıyoruz.
Bu eksikliğin bir an önce sektörün
tüm temsilcilerinin de görüşleri alınarak giderilmesi gerekiyor” dedi.
Mayıs - Haziran 2014
7
Haber
Denizhan Dere
İSTİB “Çalışma Toplantısı” için Abant’ta
İstanbul Ticaret Borsası Çalışma Toplantısı Abant’ta gerçekleşti. İSTİB
Yönetim Kurulu Üyeleri, Meclis Üyeleri ve Meslek Komiteleri Başkan ve
Yardımcılarının katılımları ile gerçekleşen toplantıda Borsa’nın üye
memnuniyeti odaklı yeniden yapılanma hedefine ulaşmak için ilk adım
8
atıldı. Öte yandan organizasyon
çerçevesinde borsanın varlık nedeni
olan üyelerinin ve üyelerin meydana
getirdiği meslek komitelerinin sorunlarını, sorunlara çözüm önerilerini ve
üye memnuniyetini maksimize edecek başkaca önerilerini saptamaya
çalışan bir faaliyet yürütüldü
Problemler tespit edildi,
çözümleri arandı...
Çalışma Toplantısı çerçevesinde gerçekleştirilen arama konferansında
meslek komitelerinin çalışmaları ile
ilgili problemler ve çözüm önerileri, borsanın gelecek vizyonu, borsa
Mayıs - Haziran 2014
9
hizmetlerinin etkin hale getirilmesi
ve çeşitlendirilmesi, tescil hizmetlerinde sorunlar ve çözüm önerileri
gibi konular üzerinde tüm katılımcıların görüş ve önerilerinin değerlendirildiği, beyin fırtınası niteliğinde
bir çalışma yapıldı.
Genel ekonomik değerlendirmeler
ve iş hukuku
Toplantı, Meclis Başkanı Bülent Kasap, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İlhan Koyunseven ve Yönetim
Kurulu Başkanı Ç. Ali Kopuz’un konuşmaları ile başladı.
Her bir firma ekonomi denizinin
damlaları
İSTİB Meclis Başkanı Bülent Kasap,
arama konferansının önemine değindi. Borsaların çalışmalarındaki
etkinliğin meslek komitelerin etkinliği ile orantılı olduğunu kaydeden
Kasap, “Komitelerin çalışmaları çok
değerli. Her bir firma ekonomi de-
10
nizinin damlaları ve Türk firmaları
ekonomi denizinde rahatlıkla yüzebilecek bir düzeyde” dedi.
Ardından söz alan İSTİB Yönetim Kurulu Başkanı İlhan Koyunseven, yapılan çalışmanın önemine vurgu yaptı.
Seçimle göreve geldikleri günden bu
yana İSTİB Yönetim Kurulu Başkanı
ve TOBB Başkan Yardımcısı Ç.Ali Kopuz liderliğinde bir çok çalışma yaptıklarını dile getiren Koyunseven,
İstanbul Ticaret Borsası’nı çok daha
iyi yerlere taşımaya yönetim olarak
kararlı olduklarını belirtti.
Problemler ve çözüm önerileri
İSTİB Başkanı Ç. Ali Kopuz ise çalışmaya katılanlara teşekkür ederek,
meslek komitelerin çok önemsediklerini, yönetim olarak aynı kararlılıkla İstanbul Ticaret Borsası’nın
hizmet ve etkinlik çıtasını yükselteceklerini ifade etti.
Katılımcılar gün boyu süren toplantıda Meslek komitelerinin çalışma-
ları ile ilgili problemler ve çözüm
önerileri, borsanın gelecek vizyonu,
borsa hizmetlerinin etkin hale getirilmesi ve çeşitlendirilmesi, tescil
hizmetlerinde sorunlar ve çözüm
önerileri gibi konular üzerinde görüş
alışverişinde bulundular.
Toplantı sonunda ortaya konulan fikirler üzerine kısa bir değerlendirme
konuşması yapan İSTİB Başkanı Ç.
Ali Kopuz, bütün fikirlerin Yönetim
Kurulu tarafından değerlendirmeye
alınacağını ve bu görüşler ışığında,
İstanbul Ticaret Borsasının Stratejik Faaliyet Planı’nın, TEPAV’dan
da destek alınarak oluşturulacağını
ifade etti.
Başarıyla gerçekleştirilen bu toplantı sonucunda oluşan bilgiler bir rapor haline getirilerek İSTİB Yönetim
Kurulu’nun bilgisine sunulacak.
Borsanın gelecek vizyonu çizildi
Toplantı sonuç raporu İstanbul Ticaret Borsası’nın TOBB akreditasyon
Konferansa İlgi Yoğundu
çalışmalarına bir temel oluşturacak.
İstanbul Ticaret Borsası’nın yeni küresel vizyonu ve yapacağı çalışmalar için bir işaret fişeği olarak düzenlenen toplantı meclis ve komite
üyeleri tarafından da çok verimli
olarak nitelendirildi. Toplantıda İstanbul Ticaret Borsası’nın üyeleriyle ilişkilerindeki problemler, meslek
komitelerinin çalışmalarıyla ilgili
sorunlar ve üyelere yönelik eğitim
ihtiyaçları belirlendi.
Yapılacak çalışmalarda ünivesitelerle işbirliği yapılması, ortak projeler
üretilmesi, ticaret borsacılığı konusunda doktora ve master çalışmaları yapacak akademisyenlere destek
verilmesi, KOSGEB ve AB projelerinin artırılarak devam ettirilmesi konuları gündeme geldi.
Arama konferansı öncesinde, Nişantaşı Üniversitesi Rektörü ve Borsamız Danışmanı Prof. Dr. Kerem Alkin
genel ekonomik değerlendirmelerde
bulunarak, katılımcılara bilgi verdi
ve soruları cevapladı.
Prof. Dr. Kerem Alkin’in dünya ekonomisiyle ilgili yapmış olduğu ufuk
turu katılımcıların büyük ilgisini
çekti.
Yine toplantı öncesinde Borsamız
danışmanı Cuma Arif Demir, İş Hukuku konusunda katılımcılara bir sunum yaptı.
Cuma Arif Demir’in işçi ve işveren
ilişkileri konusunda üyeleri bilgilendirdiği sunum çok yararlı bulundu. Üyeler bunun gibi bilgilendirme
sunumlarının belli periyotlarda ve
değişik konularda yapılmasını istediler.
Arama konferansını moderatörlüğünü yapan Borsamız Danışmanı
Burhan Metin, “Toplantı öngördüğümüzden daha başarılı bir şekilde sonuçlandı. Stratejik planımızı
hazırlamamız için gerekli verilerin
büyük bir bölümünü bu toplantı ile
elde ettik” şeklinde konuştu.
İSTİB’in Abant’da gerçekleşen
“Çalışma Toplantısı”na katılım
ve ilgi bir hayli yoğundu. Toplantıya şu isimler iştirak etti:
Başkan Ali Kopuz, Meclis Başkanı Bülent Kasap, Yönetim
Kurulu Başkan Yardımcısı İlhan
Koyunseven, Muhasip Üye Yusuf
Acar, Yönetim Kurulu üyeleri
Alaattin Altuntaş, Mustafa Kamar, Zeki Aslan, Mehmet Erkan
Özefe, Meclis Başkanlık Divanı
üyeleri İzet Kopuz, Muhammet
Ali Kılıç ve Murat Çalışkan, Disiplin Kurulu Başkanı Yavuz
Hacıömeroğlu, Disiplin Kurulu
üyeleri Mehmet Ali Temurboğa
ve Hüseyin Güllü, Meclis Üyeleri
Ertuğrul Yılmaz, Mehmet Acar,
Atilla Adalı, Osman Berberoğlu,
Mehmet Karakuş, Kasım Atılgan, Hacı Mehmet Köse, Emin
Demirci, Cemalettin Özperk,
Ahmet Zeki Göncüoğlu, Meslek
Komitelerini temsilen Başkan
ve Başkan Yardımcıları Emrah
Özduran, Abdullah Çerman, Hamit Akgül, Talat Üstüner, Birol
Güçtekin, Ertan Yılmaztekin,
Memet Yalçın, İhsan Korkmaz,
Naci Yıldırım, Selahattin Bilgiç,
Selahattin Kutluer, Erhan Yalın, Muzaffer Özdemir, Hüseyin
Buyruk ve Genel Sekreter Esin
Kıran.
Mayıs - Haziran 2014
11
Şekeroğlu, İSTİB’i
ziyaret etti
TOBB-BİS Organize Sanayi ve Teknoloji Bölgeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Şekeroğlu, TOBB
Başkan Yardımcısı ve İstanbul Ticaret Borsası Başkanı Ç.Ali Kopuz’u
ziyaret etti. Ziyaret kapsamında
TOBB-BİS çalışmaları hakkında istişare yapıldı. Güncel ekonomik
gelişmeler değerlendirildi. Ayrıca,
Başkan Ç.Ali Kopuz, İstanbul Ticaret
Borsası tarafından yapılan çalışma
ve projeler hakkında bilgi verdi.
Çiler’e ziyaret
Türkiye ile Abhazya arasında ticari işbirliği
Abhazya Cumhuriyeti Ticaret ve Sanayi Odası Başkan
Yardımcısı Sener Gogua, İSTİB Başkanı Ç.Ali Kopuz’u ziyaret
etti. Türk işadamları ile birlikte yaptıkları çalışmaların
son derece verimli olduğunu değinen Gogua, Türkiye ve
Abhazya arasındaki ticari işbirliğinin devam etmesi yönündeki
beklentilerini dile getirdi.
İSTİB Yönetim Kurulu Başkanı Ç.Ali
Kopuz, Gebze Ticaret Odası Başkanı
Nail Çiler’e nezaket ziyaretinde bulundu. Gebze Ticaret Odası’nın çalışmaları hakkında bilgi alan Başkan
Kopuz, İstanbul Ticaret Borsası’nın
ülke ve İstanbul ekonomisine yaptığı katkıları ve projeleri anlattı. Ziyaret sonrasında günün anısına karşılıklı hediye takdiminde bulunuldu.
12
İstanbul Ticaret Borsası ile ortak
projelerde yer almak istediklerini
kaydeden Abhazya Cumhuriyeti Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Sener Gogua, ticari ilişkileri
geliştirmek için İSTİB üyelerini, Abhazya Cumhuriyeti’ne beklediklerini söyledi.
İstanbul Ticaret Borsası Başkanı Ç.
Ali Kopuz, ticareti geliştirmek adı-
na atılacak her adımın arkasında
olduklarını, bu konuda har türlü
işbirliğine gidebileceklerini ifade
ederek, “Abhazya’da tarım ve hayvancılık alanlarında ortak projeler
yürütebiliriz. Tarım ve hayvancılık
alanında teknoloji olarak son derece ileri tesislerimiz var, Abhazya
bu alanda ülkemiz için iyi bir pazar
olabilir” dedi.
Çayırova Belediyesi Kopuz’u ağırladı
Kopuz’dan Kocaeli İl Milli
Eğitim Müdürü’ne ziyaret…
İstanbul Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ç. Ali Kopuz, Çayırova
Belediye Başkanı Şevki Demirci’yi
makamında ziyaret etti. Başkan
Kopuz, Çayırova Belediyesi’nin
yeni dönem çalışmaları ve projeleri hakkında bilgi aldı. Başkan Şevki
Demirci’ye başarı dileklerini bildiren Başkan Kopuz ziyaret anısına bir
hediye takdim etti. TOBB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve İstanbul Ticaret Borsası
Yönetim Kurulu Başkanı Ç. Ali Kopuz,
Kocaeli İl Milli Eğitim Müdürü Fehmi
Rasim Çelik’i makamında ziyaret
etti. Milli Eğitim Müdürlüğü’nün
çalışmaları hakkında bilgi alan Kopuz, “Hükûmetlerimizin milli eğitim alanında son yıllardaki başarılı
çalışmaları gençliğimizi her zamankinden daha donanımlı ve kendine
güvenir hale getirdi” dedi.
TÜMESKOM Başkanı
İSTİB’de…
Çiftçioğlu ve Kopuz’dan borsa değerlendirmeleri
Hayrabolu Ticaret Borsası Başkanı
Süreyya Çiftçioğlu, İstanbul Ticaret
Borsası Başkanı Ç.Ali Kopuz’u ziyaret etti. Yapılan görüşmede borsaların ve borsacılığın bu gün geldiği
nokta değerlendirildi. Üyeler için
nasıl daha iyi projeler üretilebileceği konusunun üzerinde duruldu.
Hayrabolu Ticaret Borsası Başkanı
Süreyya Çiftçioğlu, kendi çalışmaları hakkında bilgi verdi ve işbirliğini
geliştirecek her türlü çalışmaya açık
olduklarını ifade etti.
İSTİB Başkanı Ç. Ali Kopuz, İstanbul
Ticaret Borsası olarak üyeleriyle
birlikte ülke adına konulan her taşın
arkasında olacaklarını ifade etti.
Tüm Bostan Sebze Meyve Komisyoncu ve Tüccarlar Federasyonu (TÜMESKOM) Başkanı Burhan Er, İstanbul Ticaret Borsası Yönetim Kurulu
Başkanı Ç. Ali Kopuz’u ziyaret etti.
Görüşmede, TÜMESKOM tarafından
yapılan faaliyetleri anlatan Başkan
Burhan Er, İstanbul’da bulunan üyelerin büyük bölümünün İSTİB üyesi
olduğuna vurgu yaptı. İstanbul Ticaret Borsası Başkanı Ç. Ali Kopuz,
borsa olarak her zaman üyelerinin
yanında olduklarını, ticaretin önündeki engellerin kalkması ve üyelerinin daha güçlü hale gelmesi için var
güçleriyle çalıştıklarını ifade etti.
Mayıs - Haziran 2014
13
Haber
Haber Merkezi
İSTİB, küresel borsa oluyor...
İSTİB Yönetim Kurulu Başkan Ç. Ali Kopuz ve beraberindeki heyet Avrupa Ticaret
Borsaları Derneği’nin, Hamburg’daki bilgilendirme toplantısına iştirak ederek
organizasyon kapsamında katılımcılara İstanbul Ticaret Borsası’nı tanıttı.
İstanbul Ticaret Borsası’nın Avrupa Ticaret Borsaları Derneği’ne üyelik başvurusu
2014 Ekim ayı başında yapılacak Genel Kurul’da oylamaya sunulacak.
12 ülkeden 38 ticaret borsası tarafından oluşan Avrupa Ticaret Borsası
Derneği, 1961 yılında Mannheim (Almanya) ve Strasburg (Fransa) ticaret borsaları inisiyatifi ile kuruldu.
Önceleri hububat borsaları arasında
kurulan bu dernek, yıldan yıla, ağını
genişleterek, tarım ve gıda sektöründe faaliyet gösteren birçok borsayı birbirine bağladı.
İSTİB Yönetim Kurulu Başkanı Ç. Ali
Kopuz, Türkiye’nin sahip olduğu tarımsal potansiyelin ve İstanbul’un
gelecek yıllarda öneminin artacağını belirtti. Küresel ticarete uygun
bir borsa olma yolunda ilerleyen,
Türkiye’nin en büyük ve en köklü
borsalarından, İSTİB için Avrupa Tica-
14
ret Borsası Derneği’ne üye olmanın
önemine değinen Kopuz, Avrupa’daki
dostlarına güç katmaya ve onlardan
güç almaya geldiğini söyledi.
Kopuz, TOBB Başkan Yardımcısı olması sebebiyle, İstanbul Ticaret
Borsası’nın üyelerle geliştireceği
ortak çalışmalar, Türkiye’deki tüm
ticaret borsalarına da örnek teşkil
edeceğinin altını çizdi.
Araştırma Proje ve İş Geliştirme
Şubesi Müdürü Bozkurt Özserezli,
Avrupa Ticaret Borsaları Derneği üyelerine Türkiye’deki ticaret
borsası mevzuatı ve İSTİB özelinde
Türkiye’de ticaret borsacılığının
durumu hakkında teknik bir sunum
yaptı.
İSTİB’in üyelik başvurusu Ekim ayında Hamburg’da yapılacak Avrupa
Ticaret Borsaları Derneği 54. Genel
Kurulu’nda değerlendirilecek.
Hamburg’ta İSTİB rüzgarı esti
İSTİB Yönetim Kurulu
Başkanı Ç. Ali Kopuz
ve beraberindeki
heyet T.C. Hamburg
Başkonsolosluğu’nu
ziyaret etti. Görüşmede
Almanya’da gıda
sektöründe faaliyet
gösteren KOBİ’lerle
kurulabilecek ortaklıklar,
satın alınabilecek
şirketler ve Avrupa’daki
diğer yatırım fırsatları
konuşuldu.
İSTİB Yönetim Kurulu Başkanı Ç. Ali
Kopuz, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı İlhan Koyunseven ve Araştırma Proje ve İş Geliştirme Şubesi
Müdürü Bozkurt Özserezli ile birlikte T.C. Hamburg Başkonsolosluğu’nu
ziyaret etti. Başkonsolos Mehmet Fatih Ak ve Ticari Ateşe Nart Baybars Erdem ile
gerçekleştirilen toplantıda, Hamburg’daki ekonomik aktiviteler, fuarlar, Hamburg’un lojistik önemini
de içeren birçok konu başlığı ele
alındı. dık gibi birçok ürünün fiyatlarının
Toplantı kapsamında, tarım ve gıda
maddeleri ve hammaddelerinin
Avrupa’daki önemli lojistik merkezlerinden biri olan Hamburg’un
önemine dikkat çekildi. Başkonsolos Mehmet Fatih Ak ve Ticari Ateşe
Nart Baybars Erdem, Hamburg’da
gerçekleşen fuarlar ekonomik ve
aktiviteler hakkında bilgi verdi.
Toplantı çerçevesinde kakao, fın-
dildi.
Hamburg’da belirlendiği de kaydeAlmanya’daki yatırım olanakları konusunda bilgi alışverişinde bulunan
heyet üyeleri arasında, Almanya’da
gıda sektöründe faaliyet gösteren
KOBİ’lerle kurulabilecek ortaklıklar, satın alınabilecek şirketler ve
Avrupa’daki diğer yatırım fırsatları
hakkında fikir teatisinde bulunuldu.
Borsa kotasyonuna yeni ürünler eklendi
T.C. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı
tarafından pamuk, leblebi, bal, kümes hayvanları, tomruk ve kereste,
İstanbul Ticaret Borsası kotasyonuna dahil edildi.
Bu gelişme ile söz konusu ürünlerde asgari miktarların üzerinde alım
ve satım işlemi yapan firmalar için
5174 sayılı Kanun kapsamında İstanbul Ticaret Borsası’na kayıt ve tescil
yükümlülüğü getiriliyor.
İstanbul Ticaret Borsası Ek Kotasyon Listesi
Madde Grubu
Tekstil Hammaddeleri
Pamuk
Yaş ve Kuru Meyveler
Leblebi
Hayvansal Gıda Maddeleri
Bal
Et
Kümes Hayvanı (Tavuk, Piliç, Hindi)
Orman Ürünleri
Tomruk
Kereste
En Az Miktarı
500 kg
250 kg
250 kg
100 kg
10 m3
10 m3
Mayıs - Haziran 2014
15
Koleksiyon
Sultan Sansarcı
İşadamı Doğan Güral:
“Koleksiyon
İnsan Ömrünü
Uzatıyor”
16
Doğan Güral, bir koleksiyonda her zaman eksik bir parça, ulaşılması
imkansız, elde edilmesi zor bir materyal olduğunu belirterek, “İşte
bu parçayı koleksiyona dahil etmek için çabalayan, bu umutla güç
kazanan koleksiyonerler, ‘ha bugün, ha yarın’ diyerek koleksiyonuna yeni
materyaller katma telaşıyla yaşar giderler. İşte böylece koleksiyonlar insan
ömrünü uzatır. Öte yandan bu materyaller ile geçirilen zaman, insan ruhuna
da çok iyi geliyor. Günlük hayatın sıkıntıları, stresi koleksiyonunuz ile
ilgilenirken yitip gidiyor. Böyle de bir artısı var bu işin” diyor.
Doğan Güral iş dünyasının yakından
tanıdığı bir isim. Mesleki başarısının
yanı sıra koleksiyoner kimliği ile de
adından söz ettiriyor. 28.500 adetten oluşan ve dünyanın en kapsamlı, içerik olarak en zengin piyango
bileti koleksiyonunun da sahibi olan
Güral’ın bir başka sevdası daha var
ki, o da görülmeye değer; Banka
Çekleri…
“Aslında öyle bir niyetim yoktu!”
Kütahyalı İş adamı Doğan Güral’ın
çocukluk yıllarında başlayan birik-
tirme tutkusu önce para, sonra piyango biletleri ve ardından banka
çekleri koleksiyonu olarak somut bir
kimlik kazanmış.
Ticaret hayatına atıldığı yıllarda
yaşamına dahil olan çekleri biriktirmek gibi bir niyeti olmadığını
belirten Güral, “Herkesin resmi belgelerini muhafaza ettiği bir çantası
vardır elbet. İşte orada tesadüfen
bulduğum ve görünüşünü çok beğendiğim bir çek ile başladı bu koleksiyon yolculuğum. Sonra devamı
geldi” diyor.
Geride sadece isimleri kaldı
“Çek’in de koleksiyonu mu olur?”
demeyin, bal gibi de oluyor. Hele bir
de Doğan Güral topluyorsa bu materyalleri! Her biri adeta ait oldukları
dönemin kokusunu ve izlerini taşıyan
bu çekler, farklı renk ve desenleri ile
çarpıcı bir görünüm de sergiliyor.
Materyalleri incelerken, yıllar öncesinde faaliyet gösteren ancak şimdiler de sadece adı kalan bankalara rastlıyorum. Bağbank, İşçi Kredi
Bankası ve diğerleri…
Mayıs - Haziran 2014
17
İlk bakışta her biri diğerinin aynısı
olan çeklerin bir takım farklılıklara sahip olduğunu kaydeden Güral,
“Bir defa çekler aynı matbua değildir, her biri değişik baskıdır. Dikkatli bakarsanız farklılıkları görmeniz
olası” şeklinde konuşuyor.
Çeklerdeki karnaval atmosferi
Koleksiyonun tamamını görmüş biri
olarak şu tespiti sizlerle paylaşmak istiyorum; Pamukbank ve Garanti Bankası’nın çekleri kelimenin
tam manasıyla sanat eseri. Çizgiler ve renkler insanın ruhunu şenlendiriyor. Ancak Yapı Kredi ve İş
Bankası’nın çeklerinde bu karnaval
atmosferine rastlamak olanaksız.
Bu çeklerde son derece sıradan ve
silik bir görüntü hakim.
“İyi ki yapmışım!”
Doğan Güral, kendisini heyecanlandıran ve hoşuna giden pek çok
materyalin koleksiyonunu yaptığını
ifade ederek, “Banka çeklerinin tasarımları, renkleri ve ait oldukları
yılların ticari hayatına ilişkin verdiği
ipuçları beni cezbetti. Uzun yıllardır biriktirdiğim çeklere bakınca,
‘iyi ki de bu koleksiyonu yapmışım’
dediğim zamanlar çok oluyor” diyor.
“İsteseniz de duramaz,
vazgeçemezsiniz”
Koleksiyonerlerin macera dolu
bir yolculuğa çıkmış kaşifler olduğunu dile getiren Güral, “Her
bir koleksiyon bizler için farklı bir
dünyaya açılan kapı gibidir. Edindiğiniz materyaller, soluk soluğa
sürdürdüğünüz bu yolculukta rotanızı belirler. Çocukken tanıştığım bu biriktirme tutkusu ancak
mezarda nihayetlenir. Çünkü
isteseniz de duramaz, vazgeçemezsiniz” şeklinde konuşuyor.
18
“Elde edilmesi zor bir materyal
elbette vardır”
Koleksiyonerlerin hiçbir zaman son
noktaya ulaşamadıklarını belirten
Güral, “Her zaman eksik bir parça,
ulaşılması imkansız, elde edilmesi
zor bir materyal elbette vardır. İşte
bu parçayı koleksiyona dahil etmek
için çabalayan, bu umutla güç kazanan koleksiyonerler, ‘ha bugün, ha
yarın’ diyerek koleksiyonuna yeni
materyaller katma telaşıyla yaşar
giderler.
İşte böylece koleksiyonlar insan
ömrünü uzatır. Öte yandan bu materyaller ile geçirilen zaman, insan
ruhuna da çok iyi geliyor. Günlük
hayatın sıkıntıları, stresi koleksiyonunuz ile ilgilenirken yitip gidiyor.
Böyle de bir artısı var bu işin” şeklindeki tespitini paylaşıyor bizlerle.
Artık hayatta olmayan
sevdiklerinizin parmak izleri
Doğan Güral, eski eşyaların değer
görmemesinden duyduğu üzüntüyü
paylaşarak sözlerini şu cümleler ile
sürdürüyor, “Toplum olarak muhafaza etme eksikliğine sahibiz. Eski eşyalardan bir an önce kurtulma, onları
başımızdan atma telaşındayız. Oysa
ki o materyalin bünyesinde barındırdığı yaşanmışlık izi, hikayesi öylesine
özel ki! Çevrenize bakın, eski eşyalar
üzerinde belki şimdilerde hayatta olmayan sevdiklerinizin parmak izleri
duruyor. Bir hatırayı canlandırıyor,
sizin o ‘artık işe yaramaz, eskidi’
diye kaldırıp attığınız eşya.”
“Ebeveynler bilinçli bir duruş
sergilemeli”
Ebeveynlerin biriktirme ve saklama
noktasında bilinçli bir duruş sergilemesi gerektiğini hatırlatan Güral,
“Çocuk anne ve babasından ne görüyorsa o eylemi taklit eder, örnek
alır. Eğer ailede bu yönde bir çaba
yok ise, çocukları da yönlendiremezler. Hal böyle olunca çocukların
koleksiyon kavramı ile tanışabilmesi
Bit pazarları ve eskici
dükkanlarındaki cevherler
Koleksiyonlarını oluşturan materyalleri çeşitli şekillerde elde
ettiğini kaydeden Doğan Güral,
“Müzayedeler, eskici dükkanları,
bit pazarları bizim objelere ulaşabildiğimiz başlıca mekanlar. Sık
sık seyahate çıkarız ve bu zaman
diliminde her şehirde, her ülkede
mutlaka birkaç eskici ya da antikacı dolaşırız. Hayal bile edemeyeceğiniz kalitede objelere rastlamanız olası buralarda” diyor.
için yıllar geçmesi gerekiyor. Büyüklerimizden ricam; her eski eşya çöpe
atılmaz ya da tavan arasında çürümeye bırakılmaz, eski olana saygı
göstermek gerektiğini çocuklarımıza
anlatmalılar. O gün için bir değer
arzetmeyen bir obje yıllar sonra
manevi zeminde de anlam ve değer
kazanır” yorumunda bulunuyor.
Mayıs - Haziran 2014
19
Haber
Denizhan Dere
Ç. Ali Kopuz gerçekleşen
yerel seçimlerde Türk
Milleti’nin tercihini,
ekonomik ve siyasal
istikrardan yana kullandığına
dikkat çekerek, “Türk
Milleti, “ille de istiklal, ille
de istikrar” dedi. İnsanlar
oylarını ekonomiden, işten,
aştan yana; huzurdan yana
kullandı” dedi.
“İlle de istiklal, ille de istikrar”
İstanbul Ticaret Borsası Nisan ayı
olağan meclis toplantısı yapıldı. Yoğun bir katılım ile gerçekleşen toplantıda gündem maddelerine geçilmeden önce İstanbul Ticaret Borsası
Başkanı Ç. Ali Kopuz bir konuşma
yaparak gündemdeki gelişmeleri
değerlendirdi.
Polis Teşkilatı’nın 169. Kuruluş yılını
tebrik ederek konuşmasına başlayan
Ç. Ali Kopuz, “Ülke olarak bir seçimi daha geride bıraktık. Bu seçim,
her ne kadar bir yerel seçim olsa
da, adeta bir genel seçim havasına
sokuldu. Bu son bir yıl içinde, Gezi
olayları, 17 Aralık olayları, devletimizin zirvesinde görev alan insanların sırlarının satıldığı olağanüstü
olaylar yaşadık. Türkiye son bir yıl
içinde olağanüstü iç ve dış siyasi ve
ekonomik saldırılara maruz kaldı.
Bu saldırılar, seçim arifesine kadar
sürdü. Sıradan bir yerel seçim, hükümetin güven oylamasına dönüştürüldü” dedi.
20
“Milli irade galip geldi”
Türk Milleti’nin tercihini, ekonomik
ve siyasal istikrardan yana kullandığına dikkat çeken Ali Kopuz, “Türk
Milleti, ‘ille de istiklal, ille de istikrar’ dedi. İnsanlar oylarını ekonomiden, işten, aştan yana; huzurdan
yana kullandı. Seçim sürecine kadar
ülkenin huzurunu bozmaya çalışan
şer odaklarının barış sürecinin sekteye uğraması ve yeniden kaos yaratmak için çabalarını artıracağını
biliyorum. Hükümetin bu hainlerle
ilgili bir an önce hukuk çerçevesinde
Nisan
Meclis
Toplantısı
harekete geçmesini bekliyoruz. Geç
kalınırsa bunun faturası ülkemiz için
ağır olur. Bu hesabın bir an önce sorulması lazım. İstiklale ve istikrara
oy veren vatandaşlarımızın beklentisi de budur” şeklinde konuştu.
“2014 daha iyi bir yıl olacak”
Kopuz ekonomik gelişmelere de dikkat çekerek, “Uluslararası reyting
derecelendirme kuruluşu, Fitch,
Türkiye’nin BBB- notunu teyit etti
ve görünümünü durağan olarak belirledi. Ancak, Fitch, Türkiye ekonomisinin yüksek derece oynak olmaya
devam ettiğini öne sürdü. Bu tezine
dayanak olarak da, Cumhurbaşkanlığı seçimini ve seçim esnasında yaşanabilecek tartışmaları gösterdi.
Doğrusu bu konuda Fitch’e hiç katılmıyorum” dedi ve ekledi, “Sonuç
olarak, ben ekonomik açıdan 2014
yılının 2013 yılından çok daha iyi bir
yıl olacağına inanıyor ve hesaplarımı buna göre yapıyorum.”
“Faizlerde dikkatli bir indirime gitmeli”
Mayıs
Meclis
Toplantısı
Ç. Ali Kopuz, Türkiye’nin son yıllarda büyük bir başarıyla kontrol altına aldığı
enflasyondaki kıpırdanmaya vurgu yaparak, “Beklenenden kötü gelen enflasyon verileri
sonrasında, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası enflasyonu dikkate alarak faizlerde son
derece dikkatli bir indirime gitmeli” açıklamasını yaptı.
İstanbul Ticaret Borsası’nın mayıs
ayı meclis toplantısı gerçekleştirildi. İstanbul Ticaret Borsası Meclis
üyelerinin yanı sıra komite başkan
ve başkan yardımcılarının iştirak
ettiği toplantıda, gündem maddelerinin ardından sektörel sorunlara
ilişkin görüşmeler yapıldı.
İstanbul Ticaret Borsası Yönetim
Kurulu Başkanı Ç.Ali Kopuz, “Mart
ayı sanayi üretim verileri, yaşanmış
olan tüm ekonomik ve siyasi çalkantılara iş dünyasının, reel sektörün,
sanayicimizin göğüs gerdiğini ve
Türk ekonomisinin dinamiklerinin
artık bu tür belirsizliklerle mücadelenin başarılı olarak yürütüldüğünü
ve iş dünyasının bu süreçleri aştığı-
nı gösteriyor” dedi. Kopuz sözlerini
şöyle sürdürdü, “Yılın ilk çeyreği
için büyüme tahminimizi yüzde 5,2
ile 6,4 arasında ifade ediyor ve orta
noktası olarak, ilk çeyrekte büyümenin yüzde 5,8 bile çıkabileceğini
burada belirtiyorum.”
Enflasyondaki kıpırdanmaya dikkat
Ç. Ali Kopuz, Türkiye’nin son yıllarda büyük bir başarıyla kontrol altına
aldığı enflasyondaki kıpırdanmaya
vurgu yaparak, “Beklenenden kötü
gelen enflasyon verileri sonrasında,
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası
enflasyonu dikkate alarak faizlerde
son derece dikkatli bir indirime gitmeli” açıklamasını yaptı.
Ekonomideki iyileşmeler
akşamdan sabaha olmuyor
Yerel seçimler öncesinde Türkiye’nin
maruz kaldığı saldırılarla 2,40 TL’lere
dayanan doların bugün 2,10 TL’nin altına düştüğüne dikkat çeken Ali Kopuz, “Dolar 25 Aralık’tan bu yana ilk
kez 2,08 TL’nin altını gördü. Ama ne
yazık ki ekonomideki iyileşmeler akşamdan sabaha olmuyor. Ekonomide
bir günde bozulan dengelerin düzelmesi kimi zaman yıllar alıyor. Ben
inanıyorum ki, bu enflasyonun arkasında da Türkiye’nin yakın geçmişte
karşı karşıya kaldığı siyasi ve ekonomik saldırılar yatıyor. Ama endişe etmiyorum; ekonomimiz bunu da başarıyla atlatacaktır” şeklinde konuştu.
Mayıs - Haziran 2014
21
Söyleşi
Sultan Sansarcı
TÜMESKOM Başkanı Burhan Er:
“Neden sesimizi
duyuramıyoruz?”
22
TÜMESKOM Başkanı Burhan Er, Türkiye’nin milli gelirine katkıda
bulunma noktasında çaba gösterdiklerini belirterek, “Biz Türkiye’nin
en büyük sivil toplum kuruluşuyuz. Türkiye’nin bir anlamda merkez
bankasıyız, ama nedense sesimizi duyuramıyoruz, bize sahip
çıkmıyorlar” diyor.
TÜMESKOM Başkanı Burhan Er, meyve ve sebze hallerinin sektörün can
damarlarından biri olduğunu belirterek, “35 yıldır bu sektöre hizmet
ediyorum. İstanbul Bayrampaşa sebze ve meyve halinde görev yapıyorum. Burası Türkiye’nin en eski hallerinden biri. Sebze ve meyve halleri
üreticinin alın teri ile ürettiği ürünü
pazarlayan, ürünün ticaretini yapan kesimdir. Türkiye’deki sebze ve
meyve halleri bir borsayı oluşturur.
Üretici ürettiği malları mutlaka ama
mutlaka resmi kayıtlardan geçirmek
için hallere gönderirler” dedi.
“Borsayı ayakta tutan hal’dir”
Borsayı ayakta tutan kesimin hal esnafı olduğunu ifade eden Burhan Er,
“Borsa olmadan ticaret olmaz, biz
fiyatı belirleyen kitleyiz. Biz üretici
ile tüketici arasında bir köprüyüz.
Nasıl sahaya çıkan iki takımı yöneten hakem ise bizde üretici ile tüketici arasında bir anlamda hakemlik
yapıyoruz. Halde gece 12 itibariyle
başlayan faaliyet sabahın ilk ışıklarına kadar sürer. Yaz aylarında hale
5 bin ile 10 bin arasında araba girer.
1 Mayıs’tan itibaren halimize gelen
araç sayısı bu rakamı bulacak. Bu
rakam kış aylarında 3 bin ile 5 bin
arasında değişiyor. Buna bağlı olarak eleman sayısı da değişiyor tabi”
şeklinde konuştu.
“Sadece İstanbul iç piyasasına
etki etmiyor”
İstanbul hallerinin hem Türkiye’nin
hem de dünyanın en büyük halleri
olduğuna değinen Er, “İstanbul sebze ve meyve hali sadece İstanbul’un
iç piyasasına etki etmiyor, Trakya
bölgesi, Kırklareli, Adapazarı, İzmit,
Mayıs - Haziran 2014
23
Düzce, Bulgaristan, Yunanistan’da
da etkisi var. Buralardan gelenler
alışverişlerini halden yapıyorlardı
ama 2009’dan sonra gelenlerin sayısı düştü. Çünkü gümrük vergileri
yükseldi. Türkiye’den sebze ve meyvenin yurtdışına gidişinde bir takım
zorluklar yaşanmaya başladı” diyor.
kadar soğuk nedeniyle kimi bölgeler
zarar gördüyse de ürünlerin zarar
görmediği Hatay, Adana, Mersin,
Antalya, İzmir, Isparta ve Konya’dan
bol bir meyve akışı var” şeklinde konuşuyor.
Fiyat artışının sebebi; vicdansız esnaf
Türkiye’nin kayısı üretiminde dünyada ilk sırada olduğuna vurgu yapan Er, “Fındık, kayısı, nar ve kirazın
da aralarında bulunduğu 20 üründe
dünya sıralamasında ilk sıralardayız
hem üretimde hem de kalitede. Bu
2013 aralığından itibaren havaların
iyi gitmesi ve yağışın olmaması nedeniyle üretici dikkatli olsun açıklamasını yaptık. Hava şartları bizim
kontrolümüz dışında Allah’tan gelen
bir şey buna kimse bir şey yapamaz.
Soğuklar kadar yüksek sıcaklıklarda
ürünler için tehlikeli elbette” diyor.
Burhan Er, kurak geçen kış mevsiminin üretim üzerindeki etkisine de
değinerek, “Kuraklık sorunu tabi ki
fiyatlara yansıyor. Kışın güzel giden
havalara aldanarak tomurcuklanan
ya da çiçek açan ağaçlar bir anda
soğuyan hava ve kar yağışı nedeniyle tabi ki üşür ve bu durumda ürün
alınamaz. Malatya her ne kadar kayısı da ilk sıradaysa da Iğdır ve Ağrı
da üretimde söz sahibidir. Ne yazık
ki hava muhalefeti nedeniyle kayısının yüzde 80’nini bu bölgelerde
kaybettik. Kayısı ile ilgili fiyat artışı
olacak mı diye sorarsınız, olacak.
Neden mi çünkü piyasadaki bazı esnaf vicdansızca fiyat artışı yapacak,
yoksa kaysıda azalma yok, depolarımızda da yeterince ürün var. Her ne
24
Soğuklar kadar sıcaklar da
tehlikeli
“45 milyon rakamını bile ezbere
söylüyoruz”
TÜMESKOM Başkanı Burhan Er, 45
milyon ton meyve sebze üretimi olan
bir ülkede olduğumuzu hatırlatarak,
“Bu kadar sebze meyve üretiyoruz
ama bu üretimin ne şekilde yapıldığını, hangi şekilde pazarlandığını,
iç piyasada ne şekilde tüketildiğini,
ne kadar satıldığını, ihracat oranlarımızın ne kadar olduğunu biliyor
değiliz. Bu 45 milyon rakamını bile
ezbere söylüyoruz” diyerek konu ile
ilgili şikâyetlerini dile getiriyor.
“Artık su ve gıda savaşları var”
Dünyada ciddi bir küresel ısınma olduğuna dikkat çeken Burhan Er, “Hal
böyleyken bu duruma karşı nasıl önlem alacağız, bununla ilgili çalışmalar yapmamız lazım. Bakın İsrail 500
kilometre denizin ortasından suyu
arıtıp, içmede ve tarım alanlarında
kullanıyor. Bizim şimdilik su anlamında bir sıkıntımız yok ama ilerde
ne olacağını bilemeyiz ki! O nedenle ileriyi görüp, bu yönde önlemler
almalı, çözüm önerileri geliştirmeliyiz. Türkiye olarak bunun önlemini
almalıyız, çünkü Türkiye bir sanayi
ülkesi ya da petrol ülkesi değil, biz
tarım ülkesiyiz. Biz tarıma gerektiği
gibi sahip çıkamıyorsak durum vahim. Çünkü artık savaşlar top tüfekle yapılmıyor artık su ve gıda savaşları var” şeklinde konuşuyor.
“Bir tarım politikamız olmalı”
Türkiye’nin bir tarım politikasının
olması gerektiğini belirten Er, “ Bunun yanında bir de ekim politikamız olmak zorunda. 45 milyon ton
üretim içinde kaç milyon ton kiraz,
karpuz, domates üretiyoruz bunları
belirlememiz lazım. Türkiye dört
mevsimi yaşayan bir ülke, burada
sebze, meyve kıtlığı olmaz. Temel
ihtiyaç malzemelerinin kıtlığı olmaz, yeter ki biz üreticiye destek
verelim, onları bilgilendirelim. Her
bölgeye bir ziraat mühendisi verelim, üretici ve tüketici bilinçsiz,
onlar üzerine çalışalım. Bilinçli bir
toplum olmamız lazım. Bilinçli bir
tüccar ve esnaf olalım” diyor.
“Sahil şeridindeki betonlaşmaya
karşıyım, çünkü…”
TÜMESKOM Başkanı Burhan Er, Türkiye’deki sahil şeritlerimiz beton-
laşmasına duyduğu tepkiyi kaydederek, gerekçesini şu cümleler ile
özetliyor, “Turizm getirisi diyorlar
tamam kabul ama muz ağacını sökerek, çilek tarlalarını heba ederek
oralara bina yapmanın mantığı“Ne yazık ki dışa bağımlıyız”
Tohum üretimi noktasında sıkıntılarımız olduğunun altını çizen Er,
“Ne yazık ki bu konuda bazı ülkelere bağımlıyız, domates tohumundan tutun biber tohumlarının
tamamını yurtdışından alıyoruz.
Ülkemizde de bir tohum gen bankası kuruldu ancak yeterli değil.
Son 5 yıldır bunlarla ilgili gelişme var. Mesela çekirdeksiz karpuz, domates üretiyorlar çünkü
bağımlılığımızın devam etmesini
istiyorlar. İşte bu yüzden kendi
tohumlarımızı üretelim ve dışa
bağımlı olmayalım diyorum” ifadelerini kullanıyor.
nı anlamıyorum. Meyve ağaçlarını
sökmeyin, en büyük yanlışımız bu.
Turizme de önem vereceğiz ama
tarıma da önem verelim” şeklinde
konuşuyor.
Türkiye’nin milli gelirine katkıda
bulunma noktasında çaba gösterdiklerini belirten Burhan Er, “Çünkü biz
ülkemizi seviyoruz. Hal sektöründe
bizimle olan manavlar, pazarcılar,
nakliyeciler biz bir bütünüz. Bizlerden birinde olan sıkıntı hepimize
yansır. Biz Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşuyuz. Ancak buna
rağmen sesimizi duyuramıyor olmanın sıkıntısı içindeyiz. Neden parlamentoda bizleri temsil eden biri
çıkmıyor? Hal esnafından üniversite
mezunu arkadaşlarımız var. Neden
mecliste bizi temsil edemiyorlar?
Biz Türkiye’nin bir anlamda merkez
bankasıyız ama nedense sesimizi
duyuramıyoruz, bize sahip çıkmıyorlar” diyor.
Mayıs - Haziran 2014
25
Ekonomiye Bakış
Prof. Dr. Kerem Alkin
Merkez Bankası’nı
yüksek faiz indirimi için
sıkıştırmayalım
Mayıs ayı açısından, Türkiye
için en önemli verilerden birisi
de, 5 Mayıs pazartesi günü
açıklanan enflasyon verileri idi.
Bu verilerin iyi gelmesi, TCMB
Para Politikası Kurulu’nun mayıs
ayı toplantısı için sınırlı bir faiz
indirimi beklentisi ve baskısını
hiç şüphesiz arttıracaktı.
Ancak, beklenenden kötü gelen
enflasyon verileri sonrasında,
TCMB’nin sonbahar öncesi faiz
indirmesi zor gözüküyor veya
indirmemesi algı açısından daha
iyi olabilir.
Bu yazı, yazarın bağlı bulunduğu kurumun
görüşlerinden ve düşüncelerinden
bağımsızdır.
26
Hiç şüphesiz, mayıs ayı açısından, Türkiye için en önemli verilerden birisi
de, 5 Mayıs pazartesi günü açıklanan
enflasyon verileri idi. Bu verilerin beklenenden iyi gelmesi, TCMB Para Politikası Kurulu’nun mayıs ayı toplantısı
için sınırlı bir faiz indirimi beklentisi
ve baskısını hiç şüphesiz arttıracaktı.
Ancak, beklenenden kötü gelen enflasyon verileri sonrasında, TCMB’nin sonbahar öncesi faiz indirmesi zor gözüküyor veya indirmemesi algı açısından
daha iyi olabilir.
yüzde 10,37, ev eşyası yüzde 8,84
artışla ciddi sıçrama gösterdi. Özel
kapsamlı TÜFE’ler, yani çekirdek enflasyon tanımları H endeksi yıllık bazda
yüzde 10,5 olurken, I endeksi yüzde
9,74 oldu. Sadece, ilk 4 ayda, enflasyon yüzde 5 yıl sonu hedefini yakaladı.
Bu nedenle, geçen haftaki enflasyon
raporu toplantısında, TCMB yıl sonu
enflasyon beklentisini yüzde 7,6’ya çıkardığını ilan etti.
TÜİK’in enflasyon verileri, piyasanın
beklediğinden çok daha kötü geldi.
Geçen yıl, TÜFE nisan ayı artış oranı
yüzde 0,42 iken, artış oranı geçtiğimiz
nisan ayında yüzde 1,34’e yükseldi.
TCMB, BDDK ve Ekonomi Yönetimi’nin
aldığı tedbirler, her ne kadar hane halkı tüketimi ve ekonomik aktiviteyi yavaşlatıyor tartışmaları gündemde olsa
da, enflasyon verileri, henüz tüketimin yeterince yavaşlamadığına işaret
ediyor ve maliyet enflasyonundaki tortunun şirketler tarafından tüketici fiyatlarına yedirildiğini gösteriyor. TÜFE
yıllıklandırılmış bazda ise, mart ayında
yüzde 8,39 iken, bir anda yüzde 9,38’e
yükseldi.
Bu yılın başından itibaren üçe ayrılan
ÜFE’de ise, yurt içi ÜFE artış oranı, nisan ayında bir önceki aya göre yüzde
0,09, geçen yılın Aralık ayına göre yüzde 5,61, bir önceki yılın aynı ayına göre
ise yüzde 12, 98 oldu. TÜİK TÜFE’si
ise, yıllıklandırılmış bazda İstanbul
TÜFE’sini 1 puan geçmiş durumda.
Şimdi, bu noktada, 10 gün içinde açıklanacak TCMB Beklenti Anketi’nde, 12
ve 24 aylık enflasyon beklentilerinin
ne olduğuna bakmamız gerekiyor.
TÜFE’de, bir önceki yılın aynı ayına
göre, yani yıllıklandırılmış bazda gıda
ve alkolsüz içecekler yüzde 13,15, lokanta ve oteller yüzde 12,48, eğitim
Maliyet enflasyonu tortusu önemli
Eğer, 12 ve 24 aylık enflasyon beklentileri sıçrar ise, bu durum, hem
Hazine’nin borçlanma maliyetlerine, hem de kredi maliyetlerine yansıyabilir. Bununla birlikte, TCMB’nin
faiz indirimini sonbahara ertelemesi,
dolar-TL kurunu 2,12-2,08 TL bandına
çekebilir. Bu durumda, TCMB’nin dolar
kurunu 2,10 TL ve üzerinde tutabilme-
si için, dolar alım ihalelerini yoğunlaştırması gerekebilir.
Gözler küresel merkez
bankalarında
İstanbul Ticaret Borsamız bünyesinde gerçekleştirdiğimiz toplantılarda,
uluslararası finans kurumları ve Bloomberg gibi uluslararası ekonomi-finans haber ajanslarının değerlendirme ve anketlerine atıfta bulunarak,
dünyanın önde gelen yatırımcılarının,
Avrupa’da servet sahiplerinin, yatırım
portföylerinin bir bölümünü daha hisse senetlerine yönlendirmeye eğilimli
olduklarını vurgulamıştık. ABD Merkez
Bankası FED’in yeni patronu Yellen’ın
ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Draghi’nin mesajları, küresel
ekonominin iki kritik önemdeki merkez bankasının gevşek para politikası
patikasını orta vadede sürdüreceklerine işaret ettiğinden, hisse senedi
piyasalarına yönelmeyi tercih etmiş
olan yatırımcılar doğru bir tercih yapmış gözüküyor.
Küresel piyasalar ve onun bir parçası
olan yurtiçi piyasalar açısından, likiditenin, yani küresel ekonominin önde
gelen merkez bankaları açısından parasal genişlemenin ne boyutta süregeleceği çok önemli. ABD ekonomisinde,
istihdam piyasasındaki kırılgan toparlanma ve yarı zamanlı işgücü oranının
yüksekliği, Euro Bölgesi cephesinde
ise, hem deflasyon, hem de zayıf büyüme riski, dünyanın önde gelen iki
merkez bankasını, bir süre daha genişletici para politikası izlemeye yönlendiriyor.
Avrupa’dan haziranda genişletici
adımlar
Nitekim, Euro Bölgesi’nde son 3 yılın
en hızlı ekonomik büyüme verilerine yönelik beklentiler, ECB Başkanı
Draghi’yi para politikasını gevşetmekten alıkoymaya yetmeyecek gözüküyor. İçinde bulunduğumuz hafta açıklanacak ilk çeyrekte büyüme
rakamlarında hızlanma tahmin eden
veriye rağmen, ECB Başkanı, faiz indiriminden likidite enjeksiyonuna varan önlemler konusunda kararlı görünüyor. Bu gelişmeler doğrultusunda,
Avrupa endeksleri, Başkan Draghi’nin
Haziran ayında harekete geçmeye
hazır olduklarını söylemesi ile yükselerek, üst üste dördüncü haftalık
kazancı tamamladı. Çin’in Avrupa
madenlerine olan ilgisi ve şirket birleşme-satın alma haberleri ile, Avrupa
borsaları son 6 yılın zirvesinde.
Bloomberg Piyasalar Küresel Yatırım
Anketi’nin detaylarına girdiğimizde,
ankete katılan trader, bankacı ve yatırım uzmanlarının dörtte üçü, deflasyonun Euro Bölgesi için enflasyondan
daha büyük bir risk olduğu görüşünü
paylaşıyor. Küresel piyasa profesyonellerinin son Bloomberg anketinde
işaret ettikleri mesaj; küresel ekonomiye yönelik, yılın başlangıcındaki
çoşkulu iyimserliğin, devam ediyor
olmakla birlikte, şiddetini bir miktar
kaybettiğine işaret ediyor. Bloomberg
Anketi, Ukrayna’daki huzursuzluktan
Avrupa’daki deflasyon tehdidine kadar
birçok endişeye de işaret etmekte.
Profesyoneller, Ukrayna konusunda
haksız da değiller. Daha, Kırım gerginliği tüm haşmetiyle dururken,
Ukrayna’nın geçici yönetiminin ‘saçmalık’ olarak nitelediği, doğu kentleri Donetsk ve Lugansk’ta yapılan
“referandum”a ilişkin, Rusya “bölge
sakinlerinin ifade özgürlüğüne saygı
duyuyoruz” açıklamasında bulundu.
ABD ve AB cephesi ise, referandumu illegal ilan ettiler. Bununla birlikte, 2. Dünya Savaşı’nın bitişinin
ve Rusya’nın nazilerin işgalinden
kurtuluşunun anıldığı törenlerde,
Rusya Devlet Başkanı Putin’in gövde gösterisi, Ukrayna meselesinin
daha çok su kaldıracağını gösteriyor
ki, Türkiye’nin bölgedeki önemini,
Malatya Kürecik’teki NATO radarının
önemini bir kat daha arttırıyor.
Dünya ekonomisine yönelik
iyimserlikte kısmi azalma
Biz yine Bloomberg Anketi’ne dönersek, ankete katılan Bloomberg
üyelerinin yüzde 40’ı küresel ekonominin gelişim gösterdiğini söylerken,
yüzde 43’ü durağan, yüzde 12’si ise
kötüye gittiği şeklinde görüş bildirmiş. İyimser beklentilerin şiddetinin
azaldığının, olumlu yöndeki heyecanın azaldığının en önemli göstergesi, son ankette yüzde 40’a gerilemiş
olan iyimser görüşün, ocak ayındaki
bir önceki ankette yüzde 59 olması.
Ayrıca, yüzde 59 oranındaki küresel
ekonominin gelişim gösterdiği görüşü, 2008 sonbaharında patlak veren
küresel krizden bu yana, Bloomberg
Anketi’nde kaydedilmiş olan en yüksek düzeydi.
Konuyla ilgili, Chicago’da bulunan
BMO Private Bank baş yatırım yöneticisi Jack Ablin, “Yatırımcıların tedirgin olduğunu söylemiyorum, fakat
şüpheciler” dedi. 2009’dan bu yana
çeyrek dönemlik gerçekleştirilen anket, 22-24 Nisan tarihleri arasında
gerçekleştirilmiş olan anket, geçtiğimiz dönemlerde ekonomi ve piyasaların izleyeceği yola yönelik başarılı tahminlerde bulunmuştu. Ocak
2012’de vergi artırımlarının büyüme
üzerinde oluşturduğu endişelere rağmen ankete katılanlar iyimser görüş
bildirmişti. 2011 başlarında ise “BRIC”
ülkeleri olarak tanımlanan Brezilya,
Rusya, Hindistan ve Çin’e uzak dururlarken, bu ülkelerde hisseler gerilemeye başlamıştı. 2013 yılının başında
ise hisselere yönelik boğa yaklaşımı
görülürken, MSCI Dünya Endeksi yılı
yüzde 24 artışla tamamlamıştı.
Ankete katılan profesyonellerin,
ABD ekonomisine yönelik görüşü ise,
dünyanın en büyük ekonomisinin gelişim gösterdiği yönünde. Bu durum,
Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) ABD
ekonomisi için 2014’te yüzde 2.8 ve
2015’te yüzde 3’lük büyüme tahmini
ile de uyuşuyor. Katılımcılar, tüm bunlara rağmen, Euro Bölgesi’ndeki yüksek oranda deflasyon riskinden endişe
duyuyorlar. Yüzde 74’lük bir kesim,
Euro Bölgesin’de deflasyon tehdidinin
yüksek olduğu düşüncesinde. Portekiz
gibi bazı ülkeler bireysel olarak bu yıl
deflasyonu tecrübe etmiş durumdalar.
Ankete katılan küresel piyasa profesyonelleri, Asya’nın en büyük iki
ekonomisi hakkında da kötümser görünüyor. Japonya ile ilgili şüpheler
büyürken, sadece yüzde 13’lük bir
kesim ülkenin yatırım yapılabilir olduğunu düşünmekte. Ocak ayı anketinde aynı oran yüzde 23 düzeyindeydi
ve Abenomi’nin yarattığı heyecan ile
Mayıs 2013’te ise yüzde 33’teydi. Demek ki, 1 yılda 20 puanlık bir gerileme yaşanmış.
Mayıs - Haziran 2014
27
Müze
Sultan Sansarcı
Edebiyat
Konu: Galatasaray
ve Futbol
Ders:
28
Ülkemizde olduğu kadar yurtdışında elde ettiği başarılar ile de yüzümüzü
güldürmeye devam eden Galatasaray Kulübü 1905 yılında, futbol
tutkunu bir grup idealist genç tarafından kurulur. Lise yıllarının o deli
dolu rüzgârında savrulup giden Ali Sami Yen ve arkadaşları özellikle ders
aralarında bir araya gelerek konu ile ilgili fikir alışverişinde bulunurlar.
Galatasaray Lisesi’nin bu cevval ve gözü kara gençleri, merhum Mehmet
Ata Bey’in Edebiyat dersinde ortaya attıkları bu fikri gerçekleştirmek için
harekete geçtiklerinde takvimler 1 Ekim 1905’i gösterir.
Ali Sami Yen ve arkadaşlarının teneffüslerdeki alternatifsiz mekanları ise
futbol oynamak için bir araya geldikleri Grand Cour’dur. İşte bu toplantılar sırasında şimdiki Galatasaray’ın
temelleri atılır. Her biri kendi hikayesinin kahramanı olan bu çocuklar birlikte meydana getirdikleri
sinerjinin farkına varırlar. Aralarında benzetme yerindeyse Alexandre
Dumas’nın Üç Silahşörleri’ne benzer
bir bağlılık vardır. O günden başlayıp
günümüze dek süren ve her geçen
gün daha da güçlenen Galatasaraylılık ruhu kazanılan tüm başarılarda,
alınan tüm galibiyetlerde, kaldırılan
her kupada kendini hissettirir.
Müdür Bey’in baskılarına rağmen
vazgeçmezler. Gençler enerjik ve
hayat dolu, okulun müdürü Abdurrahman Şeref Bey de inatçıdır.
Futbol oynamalarına izin vermez.
Gerekçesi basittir; okulun ‘camları
kırılıyor’ Okulda müdürün, dışarıda
ise II. Abdülhamid’in baskıları neticesinde bir süre futbol oynamak için
bir araya gelemez bu gençler çünkü
içinde bulundukları yıllar baskı ve
jurnalin yoğun yaşandığı yıllardır.
Ancak Ali Sami Yen ve arkadaşları
hapsedilmeyi, sürülmeyi göze alarak her hafta İstanbul’un başka bir
çayırına giderek gizlice futbol oynarlar. Bu alışkanlıkları kulüpleşinceye kadar devam eder.
Galatasaray Kulübü’nün kurucularından Ali Sami Yen o yıllara ilişkin
hatıralarını bakın nasıl aktarıyor:
Mayıs - Haziran 2014
29
“Her defasında rahmetli Abdurrahman Şeref bizleri, mektebin futbol
âşıklarını odasına çağırır, karşısına
dizer: ‘Siz yine futbol oynamışsınız
öyle mi?’ diye sorardı. Hepimiz susar, bu soruya cevap vermezdik. O
zaman aziz müdürümüz yanımıza
yaklaşır, tombul eliyle hepimize
birer tokat aşkeder, ‘Bir daha top
oynadığınızı görmeyeyim’ derdi. Biz
tokatları yer, mektepten izinli çıkar
çıkmaz en uzak çayıra gider yine
futbol oynardık.”
Artık onların adı;
Galata Sarayı Efendileri
Ali Sami Yen ve arkadaşları, 1905’de
Kadıköy’de bir Rum ekibiyle karşı
karşıya gelirler. İsimsiz olarak çıktıkları bu maçı 2-0 kazanırlar. Onların bu başarısı seyircileri coşturur
ve tezahüratlar eşliğinde takımın da
ismini koymuş olurlar. Onlar artık
“Galata Sarayı Efendileri”dir.
Müdür Bey’in uyguladığı baskı ve
şiddete rağmen futboldan vazgeçmeyen ve bu aşka sıkı sıkıya sarılan
gençlere hayat güzel bir sürpriz yapar ve eski müdür görevden alınarak yerine Tevfik Fikret gelir. İşte
bu aşamadan sonra Ali Sami Yen ve
arkadaşlarının kaderi değişir çünkü
30
Tevfik Fikret de futbolu sever ve
aksine takım kurma ve kulüpleşme
aşamasında elinden geleni yaparak
mektepten sonra kulübe de büyük
destek verir. Böylece Galatasaray
Spor Kulübü’nün “hami (koruyucu)
başkanlığı”nı da üstlenmiş olur.
Şişman Yanko’nun dükkanında
doğan renkler
Galatasaray takımının ilk renkleri
kırmızı-beyaz olarak belirlenmişti ancak çeşitli gerekçeler ile bu
renklerden vazgeçilerek dönemin
lig federasyonunun teklif ettiği, sarı-siyah renkler de gündeme gelmiş,
ancak kalıcı olmayınca yeni renkler
bulunması zorunlu hale gelmişti. Ali
Sami Yen renk konusundaki bu karmaşaya çözüm bulmak için çeşitli
ihtimaller üzerinde durduklarını
belirterek şöyle devam eder, “Birçok yeri dolaştıktan sonra, nihayet
Bahçekapı’daki Şişman Yanko’nun
dükkanına gidilerek orada zarif iki
yünlü kumaşa tesadüf ettik. Biri,
vişneye çalan koyuca tatlı bir kırmızı, öteki de, içinde turuncudan iz
taşıyan tok bir sarı. Tezgahtar, mahirane bir el hareketi ile kumaşların dalgalarını birleştirdi. Bir saka
kuşunun başı ile kanadının yarattığı
renk güzelliğine benzer bir parlaklık hasıl oldu. Ateşin içindeki renk
oyunlarını görür gibi olmuştuk. Sarı-Kırmızı alevinin takımımız üstünde parıldamasını tasavvur ediyor ve
bizi derhal galibiyetten galibiyete
götüreceğini tahayyül ediyorduk.
Nitekim de öyle oldu.”
Formalar uğurlu geldi
Metresi otuz iki kuruş olan bu sarıyla kırmızı renklerden etkilenen
gençler oldukça pahalı olmasına
rağmen kumaşları alırlar. Ali Sami
Bey’in kız kardeşi Samiye (Erer)
Hanım bu sarı kırmızı renkteki kumaşları forma olarak diker. İşte bu
formaları Galatasaray Futbol Takımı
ilk kez 6 Aralık 1908 günü Barhau İngiliz gemisi takımıyla yapılan maçta
giyerler ve maçı kazanırlar, peş peşe
gelen galibiyetler neticesinde 1908
– 1909 sezonunda ilk şampiyonluğa
ulaşılır. Şampiyonluğa giden seride son maçta İmogen ‘i 11-0 yenen
“Galata Sarayı Efendileri” şampiyon
olan ilk Türk takımı olarak Türk Futbol Tarihi’ne geçer.
Kasım ayını bekleyin…
O yıllardan bu güne gerek yurt içi
gerek yurtdışında sayısız başarıya
imza atan ve yüzlerce kupayı kucaklayan Galatasaray Kulübü’nün zaman içinde geçirdiği süreç bir müze
çatısı altında yepyeni bir kimlik kazanıyor. Şimdilerde tadilatta bulunan ve takriben Kasım 2014 yılında
ziyarete açılacak olan Galatasaray
Kulübü Müzesi, hummalı bir çalışma
neticesinde yeni çehresi ile misafirlerini ağırlayacak.
Kasım ayında müzeyi gezme fırsatı
bulacak olan okuyucularımızı bir ön
geziye davet ediyor ve Cimbom’un
geçmişine doğru keyifli bir yolculuğa çıkarıyoruz, haydi…
Ali Sami Yen’den müzenin
hikayesi…
Ali Sami Yen ve arkadaşları tarafından 1915 yılında kurulan Galatasaray
Müzesi’nde yer alan materyaller 6
Aralık 2009 tarihinden bu yana Galatasaray Üniversitesi Kültür ve Sanat
Merkezi, İstiklal Caddesi No: 90 adresindeki Tarihi Beyoğlu Postanesi’nde
sergileniyordu...
Galatasaray Spor Kulübü’nün 50. yılı
dolayısıyla 1955 yılında yayımlanan
kitabın müze ile ilgili bölümünde müzenin kuruluşu bizzat Ali Sami Yen’in
anılarından şu şekilde aktarılır.
“Vaktiyle donanma cemiyetinin yaptığı teftişlerde birinciliği kazanmak
için bütün kudretimizle çalışır, bütün şahsi vasıtalarımızı da bu uğurda kullanırdık. O sırada kotra eksiklerinin tamamlanması için kalafat
yerinde sık sık dolaştığımdan bir gün
ihtiyar bir gemicinin sattığı bir derin
su iskandilini 15 kuruşa almaya muvaffak olmuştum. Çok eski modası
geçmiş bir alet idi. Fakat temizleyip
parlattıkça gemicilik odamızın masasının üzerinde kendisini gösterdi.
Yanına ikinci bir alet getirme hevesi
yavaş yavaş denizcilik müzemizin ortaya çıkmasına yol açtı. Kendi vasıtalarımızla almaya muvaffak olamadığımız aletleri de, bizi teşvik etmek
isteyen o zamanki Bahriye Nazırı Cemal Paşa’dan almıştık. O tarihte kulüp merkezini Beyoğlu’ndan Kalamış
koyuna taşımıştık. Evde kendim için
toplamış olduğum spor resimlerini
de kulübe getirdim. Mevcut kupalarımıza üç camekân temin etmiştik.
Deniz ve kara sporlarına ait hatıralar bir araya gelince cazibesi büyüdü
ve bu suretle yavaş yavaş Galatasaray Müzesi ortaya çıktı.”
Müze binasına İngilizler el
koyunca…
Sene 1915. Ali Sami Yen’in Kalamış’taki kulüp lokalinde oluşturduğu ve Türkiye’nin ilk spor müzesi
olma özelliğiyle bilinen Galatasaray
Müzesi’nde o zamana kadar kazanılan kupalar ile denizcilik malzemeleri sergileniyordu. Savaş sonrasında
bu müze binasına İngilizler el koyunca müzede yer alan tüm materyallerin güvenli bir yere taşınması
zorunluluğu hasıl oldu. Bu yüzden
Ali Sami Yen, bu ilk müzedeki tüm
materyalleri o zamanki
lise müdürü Salih Arif
Bey’e teslim etti. 15
Mayıs 1919 tarihli
Genel Kurul kararı
neticesinde Galatasaray Müzesi, Galatasaray Lisesi’ndeki
yerini alır ve uzun
yıllar boyu ziyaretçilerini burada ağırlar.
Metin Oktay ve diğerleri…
Müzenin birinci katında Galatasaray
Lisesi’nin kuruluşundan bugüne öyküsünü ziyaretçilerle buluşturan her
türlü materyaller yer alıyor; öğrencilerin giydiği üniformalar, derslerde
kullandıkları araç gereç ve okul malzemeleri, pek çok nesne ve o dönemi anlatan fotoğraflar yer alıyor…
İkinci katta ise Galatasaray Spor
Kulübü’nün kurulduğu 1905’den bu
yana kazanılan kupalardan bir kısmı,
Metin Oktay’ın forması ve birçok fotoğraf ve spor nesnesi sergileniyor.
Atatürk’ün Galatasaray Lisesi’ni ziyaret ettiğinde kahve içtiği fincandan, imzalı fotoğrafına, 2000 yılında kazanılan UEFA Kupasından ve
Süper Kupaya kadar Galatasaray
Lisesi ve Kulüp tarihinde önemli
belgeler ve nesneler hem taraftarları hem de müzeyi ziyaret
edenleri selamlıyor.
Kasım ayında ziyarete açılacak olan
Galatasaray Müzesi bakalım ziyaretçilerine ne gibi sürprizler hazırlıyor…
Mayıs - Haziran 2014
31
Söyleşi
Ayşegül Aksu
Fotoğraflar: Harun Raşid
İSTİB Meclis Üyesi Atilla Sümer:
“Avrupa ile yarışacak
düzeye geldik”
32
İSTİB Meclis Üyesi Atilla Sümer, Yumurtacılık sektöründe özellikle
son 10 yılda büyük bir gelişim yaşandığına dikkat çekerek, “Avrupa
ile yarışacak teknolojimiz ve kümeslerimiz var artık. Eskiden aşı
bile sıkıntıydı ve yurt dışından getiriyorduk ama artık bunu da aştık.
Tavukçuluk gelişti, bu da haliyle sektöre olumlu yansıdı. İran, Irak
Suriye gibi ülkeler sürekli bizden yumurta istiyor” dedi.
Gıda sektöründeki yolculuğunuz ne
zaman başladı?
Yaklaşık 30 sene oldu. 1975’de üniversiteyi bitirdim, askere gittim,
döndüğümde daha ağırlık verdim iş
hayatına ama öğrenciyken de hem
okuyor hem çalışıyordum. Bu yüzden
de zaman zaman okulu aksattım ve
bu yüzden işletme fakültesini bir kaç
yıl gecikmeli bitirdim.
Gıda sektöründe faaliyet göstermeye başladığınız o ilk yıllardan
söz eder misiniz?
İstanbul’da “Yağ İskelesi” deniyordu
bizim yetiştiğimiz yere. Yumurtacılık
sektörünün bu günkü aktörleri Unkapanı Yağ İskelesi’nde yetişti. Nejat
Ekrem Basmacı da buradan bahsederken hep Balık Pazarı ve Yağ İskelesi
diye söz eder.
Yağ İskelesi’nde başlayan süreç
sonra Rami’de devam etti sanırım?
Doğru. Unkapanı’nda başladık biz
mesleğe ama sonra oralar istimlak
oldu, çarşı kapatıldı ve Rami’ye geldik, 30 sene de burada çalıştık. Yaklaşık 1-2 senedir Rami de boşaldı neredeyse, 3 5 firma kaldı burada faaliyet
gösteren. Onlarda yakında dağılır. Büyük kısmımız Mega Center’a geçtik.
Yumurtacılık sektöründe uzun yıllar faaliyet göstermiş bir tüccar
olarak, sektörün sorunlarına değinir misiniz?
Yumurtacılık sektöründe elbette bir
takım sıkıntılar var, olmaz mı? Ancak
son 10 yılda sektörün önemli bir ilerleme ve gelişme kaydettiği de bir gerçek. Avrupa ile yarışacak teknolojimiz
ve kümeslerimiz var artık. Eskiden aşı
bile sıkıntıydı ve yurt dışından getiriyorduk ama artık bunu da aştık. Şükür
şimdi Avrupa ile yarışır düzeydeyiz.
Tavukçuluk gelişti, bu da haliyle sektöre olumlu yansıdı. İran, Irak Suriye
gibi ülkeler sürekli bizden yumurta istiyor. Bunun gibi gelişmeler yumurta
üreticilerine, özellikle Konya, Çorum,
Balıkesir, Manisa gibi bölgelerde tavukçuluğun büyümesi ve gelişmesine
zemin hazırladı.
GDO’lu yemler ile ilgili sıkıntılara
değinelim mi?
Yumurtacılık sektöründe ne kadar
Mayıs - Haziran 2014
33
Mevsimlerin yumurta
fiyatları üzerindeki
etkisine değinelim mi?
Okulların açılması kapanması,
yaz ve kış ayları hep bunlar yumurta fiyatları ve satışını etkileyen gelişmeler. Çünkü bir çocuğun beslenme çantasının olmazsa
olmazıdır yumurta. O nedenle
okullar açılınca yumurta satışları
artar bu da fiyata yansır haliyle.
ilerlersek ilerleyelim sorunlar var ve
var olmaya devam edecek. Geçtiğimiz sene GDO’lu yemler nedeniyle
oldukça ciddi sorunlar yaşandı. 8-10
sene öncesini hatırlarsanız kuş gribi
sorunu çıktı ki bu yüzden milyonlarca
tavuk itlaf edildi. Sektör çok ağır bir
darbe almıştı o zaman. Hala boş duran kümesler var şu anda bile ama büyük ölçüde kendini toparladı sektör.
Satışa sunulan ama bizde çok tüketilmeyen likit yumurta üretimi
ile ilgili ne söylersiniz?
Nasıl pastörize sütler var kabın içinde
satılıyor. Yumurtalar da sıvı halde bu
tür paketlerin içinde satışa sunuluyor.
Bu sağlıklı mı peki?
Sağlıklıdır tabi. Avrupa’da yaygın
bu. Ağırlıklı olarak ağır sanayi de
üretim yapan firmalar kullanıyor
bunu. Bisküvi fabrikaları, pastane
zincirleri olan firmalar kullanıyor bu
pastörize yumurtaları. Aslında bunu
tercih etmelerini şu yönden çok
mantıklı buluyorum; yumurtanın sadece akını ya da sarısını kullanacaksın. Yumurtaları tek tek kırıp bunların akını sarısını ayırmakla uğraşmak
hem zaman hem de iş gücü kaybı,
bunun önüne geçmek için pastörize
yumurta kullanmak iyi fikir çünkü bu
tür yumurtalar da ak ve sarıyı farklı
kutularda satışa sunuyorlar.
Ülkemizde yumurta tüketimi çok
da yaygın değil sanırım?
Ülkemizde yumurta oldukça az tüketilen besinler arasında geliyor
ne yazık ki! Dünya ülkelerine ve
Amerika’ya göre. Sadece sabah kahvaltısında tüketiyoruz. Biz yumurtayı dolaylı yoldan tüketiyoruz, kek ya
da börek hatta köftenin içinde yeriz
yumurtayı ama pişirip de yiyen sayısı çok az. Çocuklarımıza yumurtayı
yedirmeliyiz. Türkiye’de kişi başına
tüketilen yumurta miktarı 150 yumurta Amerika ve diğer dünya ülkelerinde ise bu rakam 200’ü buluyor.
34
İSTİB’in çeyrek asırlık çınarı
İstanbul Ticaret Borsası’nda 52 yıl
boyunca başkanlık görevini yürüten Nejat Ekrem Basmacı’nın istifasından sonra başkanlık koltuğunun sahibi ise eski yönetimde
Başkan vekilliği görevini yürüten
Atilla Sümer oldu. 2009 yılında
devraldığı görevi başarıyla sürdüren Atilla Sümer, görev süresi
boyunca borsa çatısı altında bir
çok başarılı çalışmaya ve sosyal
sorumluluk projesine imza attı.
2013’de yapılan seçimler ile bayrağı Ç. Ali Kopuz’a devreden Atilla Sümer, yeni yönetimde başkan
yardımcısı olarak birikimlerini
yönetim kuruluna aktarıyor.
İş adamı kimliğinize ek olarak
İSTİB çatısı altındaki çalışmalarınız ile de tanınıyorsunuz.
Çeyrek asırlık bir zaman dilimini geçirdiğiniz İSTİB’in şimdilerde en eski üyesi olarak önem
kazanıyorsunuz. Borsa’da 25
yılı geride bırakmak üzeresiniz. Bu uzun dönemi özetlemenizi istesem neler söylersiniz?
Evet sizin de vurguladığınız üzere
İSTİB’de 25. senemi doldurmak
üzereyim. Çeyrek asır, dile kolay. Nejat Basmacı’dan sonra en
eski üyelerden biri benim. Aynı
zamanda 23 yıldır da TOBB’un
delegesiyim. İSTİB’de şu an benim yaşımda ve benim kadar eski
başka bir üye yok. 1989’dan beri
bu çatı altındayım. Bunun benim
için büyük bir onur olduğunu söylemek isterim.
Benim borsaya girdiğim o ilk
zamanlar 40 yaşlarındaydım ve
ben en genç üyeydim çünkü diğer üyelerimizin yaş ortalamaları
oldukça yüksekti. Eskiden İSTİB
oldukça dışa kapalı bir duruş sergiliyordu. Şimdi ki gibi kendini
rahatlıkla ifade eden, iletişimi
güçlü bir yapı içinde değildik.
Üyelerimiz bazen, ‘sahi borsa’nın
yeri nerede, gelmek istesek nasıl ulaşacağız?’ diye sorarlardı.
Düşünün artık kendi üyelerimiz
bile adresimizi bilmezlerdi. İşte
bunun gerekçesi de üyelerin yaş
ortalaması olabilir. Ancak şimdiki
yönetim aktif, başarılı ve geleceğe yönelik çalışmalar yapıyor.
Sosyal sorumluluk da dahil olmak
üzere pek çok başarılı projeye
imza attık ve çalışmalarımız devam ediyor.
Sizin borsaya ilk girdiğiniz yıllardaki dönem ile şimdiki dönem arasında bir değerlendirme yapmanızı istesem…
İmza attığı bir çok sosyal sorumluluk projeleri ile de gündeme geliyor İSTİB. Bununla ilgili değerlendirmeleriniz neler?
Borsamız bu konuda son derece
duyarlı bir duruş sergiliyor. 2011
yılındaydı yanılmıyorsam. Başbakanımız Sayın Tayyip Erdoğan’ın
öncülüğünde başlatılan bir kampanya vardı. Somali ve açlık
tehlikesi yaşayan diğer Afrika ülkeleri için destek kampanyası organize edilmişti. İstanbul Ticaret
Borsası olarak bizde Somali’ye 1
Milyon TL. bağışlamıştık. Bunun
dışında son dönemlerde engelli
vatandaşlarımızın iş gücü piyasasına dahil olmalarını sağlayarak ekonomik ve sosyal yönden
güçlendirilmesini
amaçlayan
“Engelleri Aşan Girişimciler’’
projesini hayata geçirdik İSTİB
olarak. Eğitime ve gençlerin gelişimine önem veren borsamız
bu bağlamda bir diğer sosyal sorumluluk projesini daha hayata
geçirdi. Kadıköy Anadolu Erkek
İmam Hatip Lisesi’ne kütüphane
yaptık.
Mayıs - Haziran 2014
35
Haber
Kenan Dumanlı
‘Haksız Rekabeti Önleyelim’
TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, Dünya Bankası Raporu’nun Türk özel
sektörü olarak yıllardır dile getirdikleri sorunların haklılığını tescillediğini
belirterek, “Türk özel sektörünün Gümrük Birliği içinden veya dışından
haksız rekabete maruz kalması engellenmeli” dedi.
İstanbul’da düzenlenen TürkiyeAB Gümrük Birliği Değerlendirme
Toplantısı’na TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, AB Türkiye Delegasyonu Temsilci Yardımcısı Bela
Szambodi, Dünya Bankası Türkiye
Direktörü Martin Raiser, Ekonomi
Bakanlığı AB Genel Müdürü Murat
Yapıcı ve Türkiye Odalar ve Borsalar
Birliği Başkan Yardımcısı ve İstanbul
Ticaret Borsası Başkanı Ç.Ali Kopuz,
İSTİB Yönetim Kurul Başkanı yardımcısı Atilla Sümer, İSTİB Yönetim
Kurulu Sayman Üyesi Yusuf Acar ve
İSTİB Meclis Üyesi Mehmet Acar ve
iş dünyasından çok sayıda temsilci
katıldı.
“Sanayimize ve girişimcilerimize
güveniyoruz”
Başkan Hisarcıklıoğlu, Türk özel sektörü olarak her türlü rekabete hazır
olduklarını belirterek, “Sanayimize
36
ve girişimcilerimize sonuna kadar
güveniyoruz. Benim burada bahsettiğim Avrupa Birliği’nin değişen
yapısına rağmen Gümrük Birliği’nde
Türkiye’nin ve Türk özel sektörünün
haklarını koruyacak düzenlemelerin bir türlü yapılmamasıdır. Benim
burada bahsettiğim bürokratik manevralarla iş adamları için vize konusunun, Türk TIR’ları için transit
belgesi konusunun bile bir türlü çözülememesidir. Biz Türk özel sektörü olarak, Avrupa Birliği’nin değişen
koşullara göre hakkımızı teslim edeceğine inanıyoruz ve bu konuların
çözülmesini talep ediyoruz” dedi.
“Gümrük Birliği sağlıklı
işlemelidir”
Gümrük Birliği’ni, Türkiye’yi
ekonomisine yakınlaştıracak,
ekonomisiyle bütünleştirecek
önemli araç olarak gördüklerini
AB
AB
en
be-
lirten Hisarcıklıoğlu, “Bu bakımdan
Gümrük Birliği sağlıklı işlemelidir.
Dünya Bankası’nın bu raporu Türk
özel sektörü olarak bizlerin yıllardır
dile getirdiği sorunların haklılığını
tescillemektedir. Dünya Bankası raporunda da altı çizildiği gibi; AB ile
Türkiye arasında, danışma mekanizmaları güçlendirilmeli ve çeşitlendirilmelidir. Türkiye’nin ve Türk özel
sektörünün Gümrük Birliği içinden
veya dışından haksız rekabete maruz kalması engellenmelidir” şeklinde konuştu.
Dünya Bankası’nın, Türkiye- Avrupa
Birliği (AB) arasındaki Gümrük Birliği Değerlendirme Raporu’nu değerlendiren DB Türkiye Direktörü
Martin Raiser, anlaşmaya yeni bir
önlemler paketi gerektiğinin altını
çizerek, “Gümrük Birliği’ne yeni bir
kan katmak için doğru bir zaman olduğunu düşünüyorum” dedi.
İSTİB Başkanı Ç. Ali Kopuz’dan Moody’s’e sert çıkış...
“Ciddiye Almıyorum!”
İSTİB Başkanı Ali Kopuz, Türkiye gündemindeki çeşitli
olayları basın açıklalarıyla değerlendirdi. Kopuz, Moody’s’in
Türkiye’nin kredi notunun görünümünü durağandan negatife
çevirmesini, “ciddiye almıyorum” diye yorumladı.
Moody’s’in açıklamasını değerlendiren İSTİB Başkanı Ç. Ali Kopuz,
“Kredi notunu düşürmedi, ama görünümü negatife çevirdi. Doğrusu
ben hiç şaşırmadım. Çünkü, sözüm
ona bu kuruluşlar, her biri bağımsız
olarak çalışıyorlar. Hedefleri doğru
dürüst bir analiz yapıp, yatırımcılara yol göstermek değil, kendilerine
verilen emirleri en güzel makyajla
insanlara sunmak. Bunların açıklamalarının ciddiye alınacak tarafı
yok” şeklinde ifade etti.
İSTİB Başkanı Ali Kopuz, “2013 yılın-
Seçim bitti. Malzemeleri de bitti
“Ekonomi ekibimiz bizi mahcup
Moody’s’in kararının gerekçesi olarak, “Artan siyasi belirsizlik ve dünya genelinde azalan likidite, ülkenin
dış finansman pozisyonu üzerinde
baskı oluşturarak, yerli ve yabancı yatırımcıyı olumsuz etkiliyor”
açıklaması yapıldığına işaret eden
Kopuz, “Ben bu açıklamaya ve görüşe katılmıyorum. Daha düne kadar
seçimi bahane edip, akıl almaz senaryolar üretiyorlardı. Şimdi seçim
bitti. Malzemeleri de bitti. Sussalar,
dolar biraz daha düşecek. Sussalar,
ekonomi daha iyi olacak. Onun için
durmadan rapor, durmadan açıklama yapıyorlar. Açıklama yaptılar,
2.09’a düşen dolar 2.12’ye çıktı.
Bunlar Türkiye’de ekonomik istikrar olmasın diye uğraşıyorlar. Fakat
Türk ekonomisi bunlara aldırmadan
büyümeye devam edecek. Kimsenin
bundan şüphesi olmasın” dedi.
etmedi”
“Dinlemeyi yapan kim
olursa olsun
vatan hainidir!”
da Türkiye, hem içerden hem de dışarıdan türlü saldırılara uğradı. Ama
buna rağmen yüzde 4 büyümeyi başardı. Bu yılın ilk çeyreğinde de iyi
bir büyüme performansı göstereceğine inanıyorum” dedi.
2012 sonunda, 2013 yılı için belirlenmiş olan yüzde 4’lük GSYH büyüme hedefinin geçen sonbaharda
yüzde 3,6 olarak bir miktar aşağı
çekildiğini hatırlatan Kopuz, “Biz
ise, İSTİB olarak, ekonomi ekibimizin rapor ve analizleri doğrultusunda, 2013 yılının son çeyreğinin
kuvvetli bir reel büyümeye işaret
edeceğini ve bu nedenle, daha 1
ay önceden, yani mart ayı başında,
2013 yılının büyüme oranının yüzde
4 ile 4,3 arasında geleceğini belirtmiştik. İSTİB ekonomik araştırmalar
ekibinin analizi bizi mahcup etmedi” şeklinde konuşan Başkan Kopuz,
“2014 yılının ilk sanayi üretim verisi
de bize, 2014 yılının GSYH büyümesine yönelik ilk olumlu sinyali vermiş durumda” dedi.
Başkan Kopuz, Türkiye’nin Dışişleri Bakanlığı’nda gerçekleşen
görüşmenin dinlenerek bir sosyal
paylaşım sitesinde yayınlanmasına tepki göstererek, “Bu dinlemeyi yapan her kim olursa olsun
Türkiye’nin ve Türk Milleti’nin
açık düşmanıdır. Eğer bu dinlemeleri yapan bir cemaat, cemiyet, vakıf ya da dernek ise de
vatan hainidir. Ama bilsinler ki,
bu millet hainleri asla ve asla
unutmaz. Kanun önünde bir gün
mutlaka hesap verecekler” dedi.
Türkiye’nin güvenliğinin, bağımsızlığının ve istikrarının her türlü
değerin üstünde olduğunu kaydeden Ali Kopuz, “Biz bu olaylarda
tarafız. Evet, taraf tutuyoruz. Biz
Türkiye Cumhuriyeti’nin, demokrasinin, istiklalimizin, Türkiye
Devleti’nin tarafının tutuyoruz.
Türk Milleti kimi seçerse, sandıktan ne çıkarsa başımıza taç ederiz. Türkiye’yi kimse yurtdışından
yönetemez” şeklinde konuştu.
İSTİB Başkanı Kopuz, “Biz olanlar
karşısında ne şaşkınlık içindeyiz,
ne de endişe. Hiç korkmuyor, endişe etmiyor ve mücadeleden de
yılmıyoruz. Milletimizin yanında,
devletimizin arkasında, hukuka
saygılı ve demokrasinin de bekçisiyiz” dedi.
Mayıs - Haziran 2014
37
Şehir ve Yaşam
Sultan Sansarcı
Fotoğraflar: Bayram Ali Çakıroğlu
İstanbul’dan
“LALE” geçti…
İstanbul’un simgelerinden biri olan ve yüzyıllar boyu asaletiyle,
zarafetiyle şiirlere, şarkılara konu olan Lale her yıl Nisan ayı
başlarından Mayıs ayı ortalarına kadar şehrin doyumsuz güzelliğine
güzellik katıyor. Parklar, meydanlar değişik renklerde lale ile
donatılıyor. İstanbul’da adeta bir lale sarhoşluğu yaşanıyor. Bir devre
ismini veren bu zarif çiçek aynı zamanda 2010 yılında Avrupa Kültür
Başkenti olan şehrimizin de sembolü haline gelmişti. İşte bu güzelliği
dillere destan Lale, ağır ağır bu yıl ki devrini kapatarak, seneye
yeniden hüküm sürmek için İstanbul’a veda ediyor.
38
Özel soğan gübresi kullanır iseniz…
Bahar ile birlikte tüm şehri kuşatan
ve İstanbul’a bir renk, bir ahenk katan Lale oldukça hassas bir çiçek.
Türlerine bağlı olarak Eylül - Kasım
aylarında soğanlarının dikimleri yapılır. Şubat ve Mayıs ayları da çiçeklenme zamanıdır.
Orta Asya ve Ön Asya’dan geldiği bilinen Lale’nin dikimi iki ayrı dönemde
gerçekleşir. Çiçek soğanları ilkbaharda çiçeklenen güz soğanları ve yazın
çiçeklenen yaz soğanları olarak ikiye ayrılırlar. Güz soğanları yaşadığımız yerin iklim şartları göz önünde
bulundurularak dikim zamanlarında
farklılık gösterebilir. Soğuk bölgelerde Eylül ile Kasım ayları arasında,
daha ılıman yerlerde ise Ekim ile
Ocak ayları arasında dikilebilirler.
Yaz soğanları ise Mart - Haziran ayları arasında dikilebilir. İklim soğuk ise
yaza doğru, sıcak ise Mart ayından
itibaren dikim gerçekleştirilebilir.
Çiçek soğanları ekstra bir gübrelemeye gereksinim göstermezler
çünkü soğanlı bitkiler kendi gıda rezervlerini bünyelerinde depolarlar.
Ancak Lale’nin ömrünün daha uzun
olmasını istiyor iseniz özel soğan
gübresini bir alternatif olarak kullanabilirsiniz. Böylece çiçekleriniz
sadece uzun ömürlü olmakla kalmaz
daha renkli ve canlı olarak varlıklarını sürdürür.
Eğer çiçek soğanlarınızı birkaç yıl
toprakta bırakmayı düşünüyorsanız,
sonbaharda toprağın yavaş yarayışlı
LALE SÖZLÜĞÜ
Laledan - Lale vazosu
Lalefam - Lale renkli
Lalegun - Lale renkli
Lalegül - Türk Müziği’nde bir
makam, kadın ismi
Lalehadd - Lale yanaklı
Laleli - İstanbul da bir semt
Lalelik - Lale vazosu
Lalename - Lale için yazılan
risale
Lalereng - Lale renkli
Laleruh - Lale yanaklı, Bir Türk
Müziği makamı
Laleveş - Lale gibi
Lalezar - Lale bahçesi
Lalezari - Lale bahçesi sahibi
Aşırı ıslak toprak sorun yaratır
Lale dikimi esnasında toprağın iyi işlenmiş olması gerekiyor. Bu sadece
dikimi kolaylaştırmakla kalmaz aynı
zamanda soğanların yeni köklerinin
iyi bir başlangıç yapmalarına da yardımcı olur. Tüm toprak türleri çiçek
soğanları için uygunluk göstermesine
rağmen çiçeklerin bol ve canlı olması
ve çürümeden birkaç yıl kullanılması isteniyorsa, besin değeri yüksek,
fiziksel özellikleri ideal olan hazır
torflarla karıştırılmış ortamda yetiştirilmelidir. Aşırı ıslak toprak sorun
yaratabilir. Toprağın dikimden önce
iyice çapalanması gereklidir. Aşırı
killi toprak üst tabakaya torf ve gübre ilave edilerek uygun hale getirilir.
gübre ile beslenmesini sağlamalısınız. Bu ek gıda soğanlarınızın gelecek ilkbaharda sağlıklı bir şekilde
çiçeklenmeleri için gerekli gücü
toplamasına yardımcı olur. Bu gübreleme her yıl tekrarlanmalıdır.
lerin arka kısmına gelecek şekilde
dikmeniz gerekir.
Soğanların dikim derinlikleriyle ilgili genel kural, soğanın boyunun iki
katı derinliğe dikilmeleri gerektiğidir. Daha açıklayıcı olmak gerekirse,
örneğin soğanın çapı 16 cm ise soğanı yaklaşık 30 cm derinliğe, çapı
5 cm ise yaklaşık 10 cm derinliğe
dikmeniz önerilmektedir. Dikim derinlikleri soğan paketleri üzerinde
ayrıca belirtilmektedir.
Yağış almıyorsa,
dikimden hemen sonra sulayın
Eğer yağmur yağmıyorsa, dikimden
hemen sonra soğanları sulamanız
önerilir. Soğanlar ıslak toprakta
daha çabuk kök oluşturacaklardır ki
bu da bitkinin bundan sonraki gelişimi için çok önemlidir. Soğanların
çiçeklenmeye başlamalarına kadar
olan süre boyunca yağacak olan kış
ve ilkbahar yağmurları geri kalan
su ihtiyacını gidereceklerdir. Ancak
eğer kışın da kuru iklime sahip olan
bir bölgede yaşıyorsanız, belirli aralıklarla sulamanız gerekecektir. Kısacası toprağın kurumasına izin verilmemelidir.
Güz soğanlarının yapraklardan veya
samandan oluşmuş koruyucu bir örtüye pek ihtiyaçları yoktur. Bununla
birlikte eğer yaşadığınız bölge çok
soğuk olup sürekli don yaşanıyorsa
veya kış şartları çok şiddetliyse ve
eğer soğanlarınız erken dikildiyse,
ölü yapraklarla yada saman ile 10 cm
kalınlığındaki bir koruyucu tabaka soğanlarınızı donmaktan koruyacaktır.
Kısa laleler öne,
uzunlar arkaya dikilmeli
Lalelerinizi bahçenizin ya da balkonunuzun güneş gören, yarı gölgeli
alanlarına veya ağaç altlarına dikebilirsiniz. Ancak dikim sırasında kısa
boylu olanları ön tarafa dikerken,
uzun boylu soğanları ise onların arkasına duvar önlerine veya bordür-
Mayıs - Haziran 2014
39
Haber
Ayşegül Aksu
“Ekmek üretim sektöründeki
tüm aktörler İSTİB’de...”
Ç. Ali Kopuz, devletin yürüttüğü ‘ekmek israfını önleme kampanyasını
desteklediklerini belirterek, “Söz konusu ekmek israfının bugünkü parasal
karşılığı 1 buçuk milyar liradır. Bu rakam dünya sıralamasında ilk sıralarda
olduğumuz un ihracatından elde ettiğimiz bir yıllık gelire eşdeğerdir” dedi.
İstanbul Ticaret Borsası öncülüğünde gerçekleşen, ekmek ve fırıncılık
sektörünün sorunlarını ele alındığı,
“Fırıncılık Çalıştayı” sivil toplum örgütleri katılımcıları ve sektör temsilcilerinin iştiraki ile gerçekleşti.
İstanbul Ticaret Borsası Başkanı Ç.
Ali Kopuz gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi, Türkiye’de de gelir
seviyesi yükseldikçe ekmek başta
olmak üzere, tahıl ürünleri tüketiminin azaldığına dikkat çekti. Ekmek tüketimi azalmasına rağmen,
40
ülkemizde obezite sorununun hızla
arttığına değinen Başkan Kopuz,
“Bu, ekmek tüketimi ile obezite
arasında doğrudan bir ilişki kurulamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Buna rağmen ekmek tüketiminin zararlı olduğu, faydası
olmadığıyla ilgili bazı televizyon
kanallarında bilhassa programlar
yapılıyor. Bu takım popüler diyetler
başta olmak üzere, adeta ekmeği
karalama kampanyasına dönüşen
bazı yayınları kınadığımı ifade etmek istiyorum” dedi.
“Parasal karşılığı 24 milyarın üzerinde”
Türkiye’de günde 25 bin 300 ton ekmek üretildiğini hatırlatan Kopuz, “
Yıllık ekmek üretimi ise 9,2 milyon
ton. 250 gramlık standart ekmeğin
büyüklüğü ele alındığında, günde
100 milyonun üzerinde ekmek üretimi gerçekleşmektedir. Yani yılda
yaklaşık 37 milyar adet ekmek üretimi gerçekleştiriliyor. Bir yılda üretilen ekmeğin parasal karşılığı 26
milyar liraya yakın. Tüketime baktı-
ğımızda ise günde 24 bin, yılda 8,7
milyon ton, yani günde 95 milyon,
yılda 35 milyar ekmek tüketiliyor.
Bunun parasal karşılığı 24 milyarın
üzerindedir” şeklinde konuştu.
Ekmek israfına hayır
Ç. Ali Kopuz, devletin yürüttüğü ‘ekmek israfını önleme kampanyası’nı
desteklediklerini belirterek, “Ülkemizde günde bin 500 ton, yılda 550
bin ton, yani günde 6 milyon adet,
yılda da 2,1 milyar ekmeğin israf
edildiği sonucu ortaya çıkmaktadır.
Söz konusu ekmek israfının bugünkü parasal karşılığı 1 buçuk
milyar TL olup, bu rakam dünya sıralamasında ilk sıralarda
olduğumuz un ihracatından elde
ettiğimiz bir yıllık gelire eşdeğerdir” açıklamasında bulundu.
“Merdiven altı üretime ‘dur’ denmeli”
Abdullah Çerman ruhsatsız fırınların faaliyetlerine son verilmesi gerektiğini dile getirerek, “Merdiven
altı üretime ‘dur’ denmeli. Fiyat
kargaşasının kesin çözüme kavuşması için ilgili kurumlara başvurulmalı. Ekmekte taban ve tavan fiyat
oluşturulması sağlanmalı. Halk Ek-
mek fabrikasının üretim kapasitesi
düşürülmeli, hatta bu kurumun fabrikası sektörün ihtiyacı olan okula
dönüştürülmeli. Piyasa denetimi artırılmalı ve cezalandırmadan önce
düzeltici, eğitici ve yol gösterici
denetimler olmalı. Market içi fırınların kaldırılmalı veya sıkı denetim
altına alınmalı; lokanta, börekçi,
pideci ve bu gibi mesleklerde kullanılan kara fırınlar gayri sıhhi müessese yönetmeliğine uygun hale getirilmeli. Marketlerin ekmeği müşteri
çekme ve ciro artırma aracı olarak
kullanmasının önüne geçilmeli. Bayilere yapılan
satışların sözleşmeli yapılması
yasal hale
getirilmeli” dedi.
Mayıs - Haziran 2014
41
İstanbul Ticaret Odası Meslek
Komitesi Üyesi Ekrem Erdoğan
Eğitim ve öğretimin önemi
İTO Meslek Komitesi Üyesi Ekrem Erdoğan uzman ve bilgili kadro eksikliğine dikkat çekerek, “Üreticiler, çoğunlukla bilgili ve uzman kişilerden
oluşan kadroyu her zaman oluşturamıyorlar. Bu konuda, bu noktada
eğitim ve öğretimin önemi bir kez
daha karşımıza çıkıyor. Gerek rekabet gerekse yüksek maliyetler sebebiyle yediğimiz ekmeğin insan sağlığına uygunluğu, iyi kalite ekmek
yapımı için gereken teknoloji ve
sunuşa yönelik ayrıntılar hep ikinci
planda yer alıyor” şeklinde konuştu.
Ülkemizde ekmek ve fırın ürünleri
sektörünün, sanayi oluşumundaki
yerini tam olarak alamadığını ifade
eden Erdoğan, “Özellikle küçük işletmelerde eğitimli personel yetiştiril-
42
mesi ve istihdam edilmesi konusunda
sektörümüz başarılı olamamıştır. Son
olarak, sektördeki tüm sıkıntıların
yanı sıra ekmek israfının önlenmesi
de günümüzde elzem hale gelmiştir”
değerlendirmesinde bulundu.
“Toplu üretim yapılmadır”
İSO Meslek Komitesi Üyesi Turhan Göksu, buğday üretiminde
Türkiye’nin hak ettiği noktaya getirilmesi gerektiğini kaydederek, “Bu
yollardan biri, ülkemizdeki arazi
bölünmüşlüğünü ortadan kaldırarak, arazi toplaştırması yapılarak,
çiftçilerin kooperatifleşmesini teşvik ederek toplu üretim yapılmadır.
Çiftçilerin girdi ve işçilik maliyetleri
düşerek hem ekonomiye olan katkısı
artacak, hem de hammadde fiyat-
larıyla hak etmiş olduğu değerleri
bulacaktır” şeklinde konuştu.
“Vitaminli ekmek üretilmeli”
Ülkemizde ekmek israfının ciddi rakamlara ulaştığına işaret eden Göksu,
“Bu israfın önlenmesi için çözüm yollarından biri, ekmek gramajının 200
grama düşürülmesi uygun olacaktır.
AB ülkelerinin bazılarında insanların
günlük gereksinimlerini karşılayacak
vitamin ihtiyacının giderilmesi için
vitamin ilaveli ekmekler üretilmektedir. Bizim ülkemizde de genel olarak insanların beslenmesinde büyük
oranda ekmek tüketildiğinden dolayı,
genel araştırmalar yapılıp halkımızın
günlük vitamin ihtiyacı tespit edilerek
vitaminli ekmek üretilmesi konusunda çalışmalar yapılmalıdır” dedi.
İstanbul Sanayi Odası Meslek
Komitesi Üyesi Turhan Göksu
“Kentsel dönüşüm bir fırsata
dönüştürülebilir”
Halk Ekmek Genel Müdürü Salih
Bekaroğlu, fırıncılık sektöründeki
sorunların çözülmesi için güçlü bir
iradenin oluşması gerektiğine vurgu
yaparak, “Bu bağlamda, politik kaygılardan uzak, rasyonel kararların
alınıp uygulanması şarttır. Sektörün
yeniden yapılandırılmasını sağlayacak teşviklerin verilmesi gerekir”
diye sözlerine devam etti.
“Sektörle ilgili gerekli yasal düzenlemeler ilgili kurum ve kişiler
tarafından anlaşılabilir, net ve çelişkilerden uzak hale getirilmeli ve
bu konuda güçlü bir denetim mekanizması oluşturulmalı” diyen Salih
Bekaroğlu, “Denetim sistemi merkezi yönetimden yerel yönetimlere
Halk Ekmek Genel Müdürü
Salih Bekaroğlu
İstanbul Fırıncılar Odası
Başkanı Fahri Özer
kaydırılmalı. Tabii bu mevzuatlar
oluşturulurken mutlaka sizlerle görüşülmeli ve problemler orada giderilecek şekilde kaleme alınmalı.
Bina altlarındaki fırınların bulundukları binaların dayanıklılığını yüksek oranda tehdit etmektedir. Fırın
sektörünün yeniden yapılandırılması
için büyükşehirlerdeki kentsel dönüşüm projeleri büyük bir fırsata dönüştürülebilir” dedi.
Çalışan personel ve işe yeni alınacak
personelin eğitimi ve sertifikalandırılması için Milli Eğitim Bakanlığı,
üniversiteler ve meslek örgütleriyle
işbirliği yapılması gerektiğini belirten Salih Bekaroğlu, “Gıda mühendisliği bölümü olan üniversitelerde
fırıncılık meslek yüksekokulu açılmalı, bu yüksekokullarda uygulamaya yönelik fırıncılık uygulama
işletmeleri kurulması faydalı olacaktır. Mevcut fırınlarda çalışanlara
en az 3 aylık eğitim verilerek sertifika almaları sağlanmalı ve mağdur edilmeden istihdamları temin
edilmelidir. Yeni işe girecek olanlar
için fırıncılık okulu mezuniyeti veya
sertifika şartı aranmalıdır” şeklinde
konuştu.
Personel eğitimi şart
Halk Ekmek Genel Müdürü Salih Bekaroğlu, Avrupa’da ekmek çeşitliliği hızla artmakta ve insan sağlığına
uygun kaliteli ve besleyici ürünler
üretilmekteyken, ülkemizde sınırlı
sayıda ekmek çeşidi bulunmasından
şikâyet etti.
Hızla artan fırın sayısına dikkat
İstanbul Fırıncılar Odası Başkanı
Fahri Özer sektöre ilk girdiği dönem
2 bin olan fırın sayısının hızla arttığını belirterek, “Şimdilerde bu rakam
3 bin 500’ü buldu. 1963’ten beri
İstanbul’da fırıncılık yapıyoruz. Ben
de bilirdim ruhsatsız fırın yapmayı.
Biz korktuk. Bizim babalarımız fırın
yaparken kiralık yer aramadı. Önce
yeni gelişmiş, gelişmekte olan bir
yer buldu. Ondan sonra gitti oradan
arsa aldı, üzerine binasını yaptı. O
günkü koşullara göre de dizayn etti,
ruhsatını aldı” dedi.
Mayıs - Haziran 2014
43
Haber
Bozkurt Özserezli
İSTİB, İTO ve İSO’dan
kereste için büyük atılım
Sivil toplum örgütlerinin ilgili meslek komiteleri temsilcileri, T.C. Orman
Genel Müdürlüğü’nde ve Türk Standartları Enstitüsü (TSE)’nde bir araya
gelerek kereste standartlarındaki sorunlar ve çözüm önerileri üzerine
görüşmeler yaptı.
İstanbul Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Yusuf Acar, İTO,
İSO ve İSTİB olarak kerestecilerin
sorunları hususunda ilgili meslek komiteleri temsilcileri olarak bir araya geldiklerini belirtti. Bu zeminde
gerçekleşecek çalışmaları için akademik destek aldıklarını kaydeden
Yusuf Acar, daha önce İSTİB’de gerçekleşen toplantı sonrasında, sektörün sorunlarını bir rapor halinde
hazırladıklarını ifade ederek, sektörün sorunlarının yeni olmadığının,
TOBB’un 2012 yılında, konu hakkında bir rapor hazırladığının altı çizdi.
44
TSE belgeleri olmadığı için…
Toplantı kapsamında gerçekleşen
görüşmelerde heyet, piyasadaki
bazı aktörlerin talebi doğrultusunda
yanlış ölçülerde kereste ürünlerinin
iç piyasaya girdiğini Orman Genel
Müdürlüğü ve TSE’deki muhataplarına anlattı. Söz konusu ürünlerin,
ticari ahlaka aykırı bir şekilde, tüketiciyi aldatarak satılmakta olduğu
ifade edildi. Bu kerestelerin, TSE
belgeleri olmadığı için bu şekilde
farklı ölçülerde satıldığı, Bu ticari
faaliyetin piyasada haksız rekabete
yol açtığı vurgulandı.
Bir sektörde CENELEC standardı
(EN) var ise
TSE Genel Sekreteri Üzeyir Karagöz, TSE Avrupa Standardizasyon
Komitesi ve Avrupa Elektroteknik
Standardizasyon Komitesi’ne tam
üye olduğunu belirterek, eğer bir
sektörde CENELEC standardı (EN)
var ise, AB’nin ulusal standartlara
müsaade etmediğini kaydetti. Bu
sebepten ötürü zamanında Orman
Ürünleri Sanayii Genel Müdürlüğü
(ORÜS) tarafından hazırlanan ve TSE
tarafından onaylanan standartların,
“EN” ile ortadan kalktığına değindi.
Ancak ülkelere dair milli sapmalar
var ise, “EN”de olmayan bu sapmalar AB nezdinde tadil istenerek
düzeltilebilir. Diğer bir ifadeyle,
ülkelere ait bir milli sapmalar var
ise, bunun düzeltme talebi (tadil)
yapılabilir. Bu unsurların hazırlanmasında, teknik komitelerde sektör
temsilcilerinin mutlaka bulunması
gerekmekte.
Avrupa’daki standartlar
belirlenecek
Toplantı kapsamında; TSE belgelerinin zorunlu olmamasından ötürü,
standartları mecburi hale getirmek
ancak sektördeki aktörlerin teamülleri sonunda olabileceği, örneğin
kamu kurumları ya da özel sektör
temsilcileri mal alırken aldığı kerestelerin TSE belgeli olmasını istemesi
üzerinde durulmuştur.
Heyet, gerek Avrupa’daki standartların belirlenmesinde ve teklif edilecek milli sapmaların belirtilmesinde, gerek ise yurtiçi standartların
oluşmasında TSE ile ileriki zamanlarda birlikte çalışması hususunda
mutabık kalmıştır.
Heyette Bulunanlar:
• Yusuf Acar
İSTİB Yönetim Kurulu Üyesi
• Emin Demirci İSTİB Orman Mahsulleri Mk. Kom.ve Mec. Üy.
• Sabri Tever
İSO Orman Ürünleri Kom. ve Mec. Üy.
• Celal Yıldırım İTO Orman Ürünleri Kom. ve Mec. Üy.
İkitelli Keresteciler Sitesi Koop. Başk.
• Semih Dede
İTO Orman Ürünleri Komitesi ve Meclis Üyesi
• Prof. Dr. Gürsel Çolakoğlu Karadeniz Teknik Üniversitesi – Orman Fakültesi
• Prof. Dr. Öner Ünsal
İstanbul Üniversitesi – Orman Fakültesi
• Bozkurt Özserezli
İSTİB Araş. Proje ve İş Geliştirme Şubesi
Heyetin T.C. Orman Genel Müdürlüğünde görüştüğü kişiler
• İsmail Üzmez
Genel Müdür
• Kenan Akyüz
İşletme ve Pazarlama Dairesi Başkanı
Heyetin TSE’de görüştüğü kişiler
• Üzeyir Karagöz
Genel Sekreter
• Hüseyin Öztürk
İhtisas Kurulları Grup Başkanı
• Ramazan Usta
Merkez Başkanı Mayıs - Haziran 2014
45
Cultura Europa
Bozkurt Özserezli
[email protected]
Biyoyakıt ve
gıda güvenliği:
Gıda mı yakıt mı?
İstanbul Ticaret Borsası
Araştırma Proje ve İş Geliştirme Şubesi Müdürü
Dünya’da biyoyakıt
üretimi son 10 senede
5’e katlanarak, 20 milyar
litreden, 100 milyar
litreye ulaşmıştır. Petrol
fiyatlarının yüksek olması
ve rezervlerinin gittikçe
azalması, biyoyakıtı her
geçen gün daha cazip
kılmaktadır. Gelecekte,
biyoenerji, tarımsal
hammaddelerin üzerindeki
baskıyı artıracak, su
ve toprak savaşlarını
kaçınılmaz kılacaktır.
Not:
Yazıdaki veriler farklı raporlardan
alınmıştır, konu hakkında tavsiye
edeceğim en kapsamlı rapor,
geçen sene Dünya Gıda Güvenliği
Komitesi, CFS (ya da CSA) tarafından
yayınlanan “Biyoyakıt ve Gıda
Güvenliği” olacaktır.
Düzeltme:
Geçen sayıdaki yazımda Biyogüvenlik
Kurulu’nun 13 GDO’lu ürüne izin
verdiğini yazmıştım. Aslında “13
mısır ve 3 soya” olmak üzere 16
olması gerekirdi.
46
Tarımın esas amacı kuşkusuz “beslenme”dir.
FAO’ya göre, 2006 yılına
referansla, 9 milyara
ulaşacak Dünya nüfusu, 2050 senesinde %60
daha fazla tarımsal ürüne ihtiyaç olacaktır. Bu
da daha fazla su, gübre
ve toprak demektir.
Gıda güvenliğinin (ya da
güvencesinin) en büyük tehditlerinden
biri tarımsal ürünlerin beslenme yerine
enerji ihtiyaçlarını karşılama amacıyla
üretilmesidir. Biyoyakıtlar, FAO tarafından 1996’da belirlenen, gıda güvenliği
tanımının 4 temeline (bulunabilirilik, erişim, kullanım ve istikrar) doğrudan etki
etmektedir.
Bakanlığımızın tanımına göre, biyoyakıt
iki şekilde sınıflandırılmaktadır. Biyoetanol, içerisinde etil alkol bulunan, hammaddesi şeker pancarı, mısır, buğday ve
odunsular gibi şeker, nişasta veya selüloz
özlü tarımsal ürünlerin fermantasyonu ile
elde edilen ve benzinle belirli oranlarda
harmanlanarak kullanılan alternatif bir
yakıttır. Biyodizel, kolza (kanola), ayçiçek, soya, aspir gibi yağlı tohum bitkilerinden elde edilen yağların veya hayvansal yağların bir katalizatör eşliğinde kısa
zincirli bir alkol ile (metanol ve ya etanol) reaksiyonu sonucunda açığa çıkan ve yakıt olarak
kullanılan bir üründür.
70’li yıllarda fosil enerjiye alternatif olarak
ortaya çıkan biyoyakıtlar, birkaç sene önceki
petrol krizinden sonra
tekrar ivme kazanmıştır. Artan biyoyakıt kullanımı, 2007-2008
gıda krizinin en önemli sebeplerinden
biri olarak gösterilmiştir. HLPE, küresel
biyoyakıt kullanım payı %1,5-2’den, 2020
yılında, gelişmiş olan ülkelerde %8’e, gelişmekte olan ülkelerde ise %6’ya çıkacağı tahmin etmektedir. FAO ve İktisadi
İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı’nın (OECD
ya da OCDE) öngörülerine göre, biyoyakıt
üretimi gelecek 10 senede ikiye katlanacaktır. Dünya Doğayı Koruma Vakfı’na
(WWF) göre ise, 2050 yılında, Dünya’daki
tarımsal arazilerin 1/6’sı yani yaklaşık
250 milyon hektar alan, biyoyakıt üretimine ayrılacaktır.
ABD ile AB arasında iki farklı tarımsal yakıt stratejisi oluşmuştur. Avrupa ülkeleri
Dünya’daki biyodizelin yaklaşık yarısını
üretip tüketirken, ABD ise Dünya’daki
biyoetanolün %60’ından fazlasını üretip
Tarımsal yakıt (biofuel-agrocarburant) gelişimi 1980-2011 (milyar litre)
Kaynak: High Level Panel of Experts on Food Security and Nutrition, 2012
tüketmektedir.
2007’deki petrol krizinden sonra, gelişmiş ülkelerde uygulanan kamu politikaları (vergi, kota, gümrük, belli oranda
akaryakıta ikame zorunluluğu vb. uygulamalar), geri dönüşülebilir enerjileri özendirmektedir. Özellikle, AB’nin
(2020 stratejisi) ve ABD’nin (farmbill)
tarım politikaları biyoyakıtı teşvik etmektedir. ABD’de üretilen mısırın (ki bu
Dünya’daki mısır üretiminin yaklaşık yarısıdır) %30’u, Brezilya’da üretilen şeker
kamışının %50’si biyoetanol, AB’de ise
başta kolza yağı olmak üzere, yağlı tohumların yaklaşık yarısı biyodizel üretimine harcanmaktadır. Örneğin, ABD’de
2001 yılında, 6,4 milyar litre olan biyoetanol üretimi, 2011 yılında 52,6 Milyara
ulaşmıştır. AB, 2020 hedefindeki, enerjisinin %10’luk kısmını biyoyakıttan karşılama hedefini, 2012 yılındaki direktifle
%5’e düşürdü; zira önceki hedefi tutturabilmesi için, 20 ila 30 milyon hektarlık
araziye ihtiyacı olduğu tahmin edilmekteydi. Bu sayı Türkiye’deki ekilebilir
araziye yaklaşık olarak tekabül etmektedir. AB bu ihtiyacı ancak kıtası dışında
karşılayabilirdi.
2008 senesindeki finansal kriz, yatırımcıları tarımsal emtialara yöneltmiş ve
üçüncü Dünya ülkelerindeki tarımsal
arazi kiralamaları ve satın almaları büyük bir ivme kazanmıştır. Gelişmiş olan
ülkeler, yatırım fonları, çok uluslu şirketler Afrika, Asya ve Güney Amerika
başta olmak üzere, uzun vadeli kiralamalar ya da satın almalar ile toprak
gaspına [“land grabing” (ing.) “accaparement des terres” (fr.)] başlamıştır.
Dünya Gıda Güvenliği Komitesi (CFS)’ye
göre, bu alanların 2/3’ü biyoyakıt yatırımı için kullanılmaktadır. Birçok sivil
toplum örgütünün topladığı ortak verilere göre, 2000 yılından 2011 yılına kadar, 1217 anlaşma ile 83 milyon hektar
tarımsal alan el değiştirmiştir. Bu alanların 52,6 milyon hektarı Afrika’dadır.
Bu miktar, kıtadaki tarım arazilerinin
yaklaşık %5’ne denk gelmektedir. Yani
yaklaşık olarak Kenya’nın yüzölçümüne eşdeğerdir. Örneğin, FAO verilerine
göre, halkının 1/3’ü açlık sınırının altında olan Sudan’da, 10 milyon hektar
tarımsal alan uzun vadeli kiralanmış ya
da satılmıştır.
Son 5 senede, Brezilya’ya şekerkamışı
üretimi için yapılan yabancı yatırımların
22 milyar dolar olduğu tahmin edilmektedir. 2006 yılında şekerkamışı arazilerinin %3’ü yabancı yatırımcılara ait iken,
CFS’ye göre 2013 yılında, bu oran %33’e
çıkmıştır.
Malezya, Tayland, Endonezya ve Hindistan gibi ülkelerde ise, biyoyakıt için,
palm yağı üretimi gittikçe artmaktadır. FAO ve OCDE tahminlerine göre,
Arjantin’in, soya ile 2020 yılında, Dünya’daki biyodizel üretiminin %8’ini karşılayacağı öngörülmektedir.
Dünya Bankasına göre, 2014 yılı sonunda, ABD’yi geçerek, Dünya’nın en büyük
ekonomisi olacak olan Çin, petrol ihtiyacının %55’ini ithal etmektedir. 2030
yılında ise bu oran %75 olacaktır. Çin,
2020 yılında, enerji ihtiyacının %15’ini
geri dönüşülebilir kaynaklardan elde
etmeyi hedeflemektedir. Bu hedefler
doğrultusunda, 2020 yılında 10 milyar
litre biyoetanol ve 2 milyar litre biyodizel üretmeyi öngörmektedir. Bu amaçlar
ülkenin mısır üretiminin %2’sine (32 milyon ton) toplam hububat üretiminin ise
%6’sına eşdeğerdir.
Tabloda görüldüğü üzere, biyoyakıt üretimi son 10 senede 5’e katlanarak, 20
milyar litreden, 100 milyar litreye ulaşmıştır. Petrol fiyatlarının yüksek olması
ve rezervlerinin gittikçe azalması, biyoyakıtı her geçen gün daha cazip kılmaktadır. Gelecekte, biyoenerji, tarımsal
hammaddelerin üzerindeki baskıyı artıracak, su ve toprak savaşlarını kaçınılmaz kılacaktır.
Mayıs - Haziran 2014
47
Söyleşi
Sultan Sansarcı
“Ölüm sandığımız kadar
uzak değil”
48
Esaretten kurtulmasının üzerinden aylar geçti. Hayatına ve mesleğine kaldığı yerden
devam ediyor Bünyamin Aygün. Geçen 4-5 aylık zaman diliminde neler değişti hayat
algısında merak ediyorum. “Tüm bu olaylardan sonra ister istemez bir değişim
yaşıyorsunuz iç dünyanızda” diyen Aygün, “Maneviyatımın güçlendiğini söyleyebilirim.
Maddiyattan uzaklaştım. Evimin hangi lüks semtte olduğu, arabamın modeli ve
giysilerimin markasının hiçbir anlamı olmadığını gördüm. Bu dünyanın bir sonu var ve
ölüm bizim sandığımız kadar bize uzak değil” şeklinde konuşuyor.
Bünyamin Aygün, meslekte 20 yılı
geride bırakma hazırlığında bir basın emekçisi. Gazeteciliği bir meslek olarak algılamanın ötesinde bir
yaşam biçim olarak değerlendiren
azınlıktan. Haberciliğin en meşakkatli kulvarında koşuyor o. Savaş
bölgelerinde, sıcak çatışmaların
göbeğinde çektiği fotoğraflar, yaptığı haberler ile tanınıyor. Hayalet
Komutan olarak bilinen Heysem Topalca ile röportaj yapmak için gittiği Suriye’de esir düşen ve 40 gün
boyunca hayatının en zor günlerini
geçiren başarılı gazeteci ile hayat
algısını değiştiren bu olay ve meslek
ilkeleri üzerine konuştuk…
“Yeni jenerasyon bu duyguyu
kaçırdı”
ku ile bağlı olanlar için değişmez
“Bizim zamanımızda gazeteciliğin bir saygınlığı vardı” vurgusunu
yapardı mesleği 70’li yıllarda icra
eden ablalarımız, ağabeylerimiz.
Günümüzdeki gidişattan pek de
hoşnut olmadıklarını belli edercesine. Mesleğin böylesi kan kaybediyor
olmasının gerekçesini ise “hafife
alınması” olarak yorumlarlardı. Onlar ile aynı fikri paylaşıyor Milliyet
Gazetesi Foto Muhabiri Bünyamin
Aygün ve cümlelerine şöyle devam
ediyor, “Gazetecilik bir iş değil bir
yaşam biçimidir. Bu mesleğe tut-
bu duyguyu kaçırdığı için, 70’lerin
bir kuraldır. Yeni jenerasyon bence
80’lerin parlak gazeteciliği yok şu
anda. Herkesin gazeteci olduğu bir
dönemdeyiz. Neyi nasıl yazdığınızın önemi yok artık, çok güçlü bir
kaleminizin olmasına da gerek yok.
Az biraz popüler bir kimlik iseniz
ve bir gazetede yazmak istiyorsanız
yeriniz hazır olabiliyor. Ben iki kuşak arasında mesleği icra eden bir
gazeteciyim, yeni kuşak ile o, 70’li
80’li yılların gazetecileri arasındayım o nedenle bu tespiti çok kolay
yapabiliyorum”
Mayıs - Haziran 2014
49
di bana. Filistin intifadası, çeşitli
tatbikatlar, doğal afetler derken,
baktım keyif alıyorum böyle haberler yapmaktan, bu alana kanalize
olmaya karar verdim”
“Hiç şikâyet etmedim”
Zor koşullarda yaşamaktan ve görev
yapmaktan hiç şikâyetçi olmadığını
dile getiren Aygün, “Felaket bölgelerinde, savaş ve çatışma ortamlarında sıkıntılı zamanlar geçirirdik.
Yiyecek ve su bulamadığımız zamanlar oldu, yatacak yer olmadığı
için arabada da kaldık ama ben hiç
bunlardan şikâyet etmedim. Çünkü
oradan çektiğim bir kare fotoğrafın,
yazılacak bir satır haberin kamuoyunun dikkatini çekerek, oraya daha
çok yardım gelmesini sağlayacağını
biliyorum” şeklinde konuşuyor.
“Bu meslek bana öğretti ki…!”
“2. Körfez Savaşı”, fitili ateşledi
Bünyamin Aygün, mesleğin kişiliğine ve yaşam felsefesine olumlu bir
takım etkileri olduğuna değinerek,
“Olay örgüsünü ve şartları öğrenmeden insanları hatalarından dolayı
yargılamamayı, kimi olayların göründüğü gibi olmadığını öğrendim.
Bu meslek bana geniş düşünmeyi
ve detaya inmeyi öğretti. Olayları sadece görünüş şekliyle değil de
bir kaç açıdan ele almak gerektiğini
öğretti. ikincisi; izin günümde ya da
tatilde yaşadığım ve tanıklık ettiğim
her olaya haber olarak bakmayı öğrendim. Hayata ve insanlara vizörün
ardından, bir fotoğraf kadrajından
bakıyorum” diyor.
Savaş muhabirliği zordur. Benzetme
yerindeyse ‘kelle koltukta’ çalışırsınız. Eğer hayata karşı az buçuk
cengaver bir duruşunuz yok ise asla
ve asla bu kulvarda koşamazsınız,
nefesiniz ve gücünüz yetmez yorulursunuz. Maşallahı var Bünyamin
Aygün bırakın koşmayı bu alanda
depar bile atıyor. “Nasıl karar verdin savaş bölgelerinde çalışmaya?”
soruma, bakın nasıl yanıt veriyor;
“2002’de Doğan Haber Ajansı’nda
çalışırken ABD ile Irak arasında 2.
Körfez Savaşı patlak verdi. 2.5 ay
sınırda görev aldım. Savaş atmosferinin tam da içine girmediğimiz
için çok da heyecanlı ve keyifli gel-
50
“Tehlike aynı tehlike”
Savaş bölgesinde görev yapan bir
gazeteci ile İstanbul’un göbeğinde
görev yapan bir gazetecinin aynı
oranda tehlike içinde olduğunu iddia ediyor Bünyamin Aygün. Çok da
inandırıcı bulmadığım bu yaklaşıma
itiraz etmeye yelteniyorum, sözümü
kesiyor. Gerekçesini şu cümleler ile
sağlam bir zemine oturtmaya çalışıyor Aygün, diyor ki; “Burada görev
yapan meslektaşlarımızla birlikte
daha bir cephe gerisinden takip ederiz gelişmeleri. Çok nadir zamanlarda çatışma ortamlarında kalırız. Üstelik savaş bölgesindeki gazeteciler
çok da iyi bir şekilde korunur.”
“Bu defa her şeyi doğru yaptım”
Tam da bu noktada; “Çok iyi korunuyor olmana rağmen esir düştün ama”
sorusunu yöneltiyorum usta gazeteciye; gülümsüyor ve “Kaderin önüne
geçilmez” yanıtını veriyor. İki yıldır
bir çok kez gittiği Suriye’de neden
bu defa yakalandığını, attığı hangi
yanlış adımın onu 40 günlük esarete
sürüklediğini soruyorum, anlatıyor
Bünyamin Aygün, “Doğrusunu istersen Suriye’ye bu gidişimde ilk defa
her şeyi doğru yaptım. Diğerlerinin
aksine çok bilinçliydi attığım adımlar ve girişimlerim ama kaderinden
kaçamıyor insan, olması gerekiyormuş demek ki! Röportajımı yapacak
ve aynı gün geri dönecektim. Koruma sözü de aldım Türkmenler’den.
Ancak şartlar öyle bir noktaya geldi
ki, geri dönemedim, bir gece kalmak zorunluluğu ortaya çıktı. O
gece karar vermeliydim, ya röportajı yapmadan geri dönecek ya da
değişen şartlara rağmen, tehlikeyi
göze alıp devam edecektim ve ben
tercihimi yaptım” diyor.
“Olmadı işte, yakalandım”
Hayalet komutan denilen Heysem
Topalca ile röportaj yapmaktı amacı. Savaş bölgesinde, tam da ateşin
kalbinde bütün El Kaide’nin aradığı
bir adam ile bir araya gelecekti. Bir
gazeteci için bulunmaz bir fırsattı
bu. Değerlendirmek istedi ama olmadı. Ava giderken avlandı. El Ka-
ide militanlarına esir düştü ve 40
günlük esareti böylece başladı. O
süreci anlatırken yüzü gölgeleniyor
Bünyamin Aygün’ün, “Gittiğim bölge Özgür Suriye Ordusu’nun yani
muhaliflerin elindeydi. Üstelik beni
alan örgütün orada etkinliği çok çok
azdı. Yanımda 3 silahlı koruma var.
Beni çağıran kişinin de koruma sözü
var. Tüm bunların toplamı oraya gitmek için yeterli bir sebepti. Ancak
olmadı işte, yakalandım. Çok acı
çektim, çok zor bir süreçti. Beni
alan örgütün elinden kurtulan esir
olmamış. Ancak kendi rızalarıyla bırakırlarsa o ayrı. İnfaz kararım verildi artık sonumu bekliyorum” şeklinde konuşuyor.
“Rüyalarım umut telkin etti”
Elleri, ayakları ve gözleri bağlı şekilde, küçücük bir hücrede geçirilen
40 gün her ne kadar Aygün’ü büyük
bir korku ve paniğe sürüklese de gördüğü rüyalar az da olsa umut telkin
ediyormuş, “ Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu’nu ve başbakanımızı
görüyorum sürekli ve benimle ilgili
açıklama yapıyorlar, ‘o kardeşimizi
kurtaracağız’ şeklinde. Uyandığımda bunun bir işaret olduğunu, 7080 milyonluk bir ülkenin vatandaşı
olduğumu, elbette beni bu bir avuç
insana bırakmayacaklarını düşünüp
kendimi teselli ediyorum” diyor.
Hayata kaldığı yerden devam
MİT’in yoğun girişimleri ve Özgür
Suriye Ordusu’nun yaptığı bir operasyonla kurtarılan Bünyamin Aygün
ülkesine, ailesine ve sevdiklerine
kavuştu. Hayatına ve mesleğine
kaldığı yerden devam ediyor. Kurtarılmasının ardından geçen 4-5 aylık
zaman diliminde neler değişti hayat
algısında merak ediyorum. Aldığı bir
ders, çıkardığı bir sonuç var mı tüm
bu olanlardan öğrenmek istiyorum.
“İHH’nın da kurtarılmamda etkisi
vardı. Takipçim oldular, o bölgelerde çok etkinler, sağolsunlar” diye
başlıyor cümlesine ve devam ediyor
başarılı gazeteci, “Tüm bu olaylardan sonra ister istemez bir değişim
yaşıyorsunuz iç dünyanızda. Maneviyatımın güçlendiğini söyleyebilirim.
Maddiyattan uzaklaştım. Evimin
hangi lüks semtte olduğu, arabamın
modeli ve giysilerimin markasının
hiçbir anlamı olmadığını gördüm.
Bu dünyanın bir sonu var ve ölüm
bizim sandığımız kadar bize uzak
değil. Hiç ummadığınız bir anda sizi
yakalayabilir”
Mayıs - Haziran 2014
51
Eğitim
Melis Şentürk
Uzman Eğitimci Zekai Şekerci,
“Yeni Türkiye” hedefine ancak
yeni bir eğitim anlayışıyla
ulaşılabileceğini söyledi. Milli
Eğitim Bakanlığı’nın bu yönde
attığı adımlar olduğunu
belirten Şekerci, “Eskiyen,
problem oluşturan, yama
mantığıyla kurtarılamayan
alanların üstü çizilip eğitim
plan ve programları cesurca
yenilenebilmeli” diyor.
Eğitim insanî bir faaliyetttir
‘Yeni Türkiye’ yönelişinde kökten
ele alınması gerekli en önemli kurumun “eğitim” olduğunu ifade
ediyorsunuz, bunun gerekçesini
paylaşır mısınız?
Eğitim genellikle geçmiş dönemlerdeki parametreler üzerine oturuyor.
Ülkenin içine kapanık, kendi kültüründen uzaklaşma eğiliminde olduğu, savunma reflekslerini öne çıkardığı; kendisiyle, tarihiyle, doğayla
barışık olmadığı dönemin ürünü olan
parametreler bugün yeniden ele
alınmalı. Eğitimin tüm girdi çıktıları, tüm bileşenleri bu yaklaşımla etüd edilmeli. Böylece eskiyen,
problem oluşturan, yama mantığıyla
kurtarılamayan alanların üstü çizilip
eğitim plan ve programları cesurca
yenilenebilmeli. Bu, eğitimde reform anlamına gelecektir.
Peki Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu
yönde attığı adımları yeterli buluyor musunuz?
52
Şair ve hikayecilerin
isimlerini ezberleyen değil,
şiir ve hikaye yazabilen
öğrenciler yetiştirmeliyiz.
Ellbette, MEB her yönüyle yetkili
ve bir o kadar da sorumlu olduğu
bu alanda önemli adımlar atıyor.
“Yapılandırıcı eğitim, okul türlerine
yönelik düzenlemeler, 4 + 4 + 4 düzenlemesi hatta Fatih Projesi...” bu
kapsamında değerlendirilebilir.
Bir eğitimci perspektifinden bakarsanız; Eğitim sistemimizdeki
sorunlar ve aksaklıklar neler?
Eğitim ortamları bazı istisnalar hariç, “üretici” bir mantıktan çok
tüketici bir yaklaşım üzerine oturuyor. Oldukça önemli ve saatlerce
konuşabilecek olan bu başlık; eğitim
öğretim planlarından, bu planların
dayandığı “temel bakış açısından”,
öğretmen yetiştiren fakültelerden,
öğretmen niteliğinden, okul ve sınıflara kadar bir çok bileşeni yakından ilgilendiriyor. Okullarımız;
ne tarih, ne coğrafya, ne edebiyat
alanında “üretici” konumdadır. Örneğin, Türkçe - Edebiyat derslerinde yüzlerce şairin, yazarın, binlerce
eseri ismen ezberletilir ama, bir şiir
yazımı, bir hikaye yazımı veya daha
ileri boyutta basit bir senaryo yazım
denemesi pek gündeme alınmaz;
öğrenciler istese de öğretmenler
pek yanaşmaz, uğraşmak istemez.
Bu trajik durum yalnız sosyal alanlarda değil, diğer alanlarda da böyledir.
Sayısal dersler için de aynı durum
geçerli sanırım…
Nitekim, özellikle ortaokul ve liselerde matematik, fizik, kimya gibi
dersler “zor ve itici” dersler olarak görülür ve geçiştirilir. Halbuki
son derece zevkli, nitelikli, neşeli
Okullardan eksik bilgilerle
mezun olan öğrenciler, asıl
eğitim ‘iş ortamlarında’
alıyor. Öğrenciler eksiklerini
iş dünyasının hızlı kulvarında
gidermeye çalışıyor.
ve ufuk açıcı derslerdir. Ancak bu
derslerin içeriği yaşanan hayatla
bütünleştirilmeyince, dersler, hatta öğretmenler bu konuma düşüyor.
Örneğin, fizikte üniversite giriş sınavlarında “yüzde 100 doğru” yapan bir öğrenci, basit bir elektrik
devresini kuramayabilir ya da doğada karşılaşacağı iki taştan birinin
niçin daha ağır olduğuna dair fikir
yürütemeyebilir.
Okullardan bu eksikliklerle mezun
olan öğrencilerin, asıl eğitim alanları ise ne yazık ki “iş ortamları” dır.
Dolayısıyla yılların eksikliği - aksaklığı iş dünyasının grift ve hızlı kulvarlarında giderilmeye, tamamlanmaya çalışılır.
Eğitim ortamlarının “bireyde, beceri - yetenek geliştirmede zaafa
uğradığını” ifade ettiniz, bunu
detaylandırır mısınız?
Bilgi ve beceri yerine, insanımızı
sanal bilgilerle, fantezilerle donatmayı başarı sayıyoruz. Bunun için
hiçbir okulumuzda laboratuvar yok,
hiçbirimiz Ahmet Haşim’in el yazısı
müsveddelerine ulaşamıyor; hiçbirimiz Lozan Anlaşması’nın orijinaline
veya orijinal kopyasına dokunamıyoruz. Bundan dolayı biyoloji öğretmenlerimiz kertenkeleyi daha çok
kitaptaki resimlerinden tanıyor ve
bundan dolayı, doktorlarımız zehirli
veya şifalı otlar noktasında bir aborjin kadar yetenek sahibi değil.
rıcı öğretim” modelini önemsedi;
fakat hedeflenenlere ulaşabilmek
için aşılacak yollar hiç de kısa görünmüyor. Bütün bu sanal, parçalı buçuklu, sistematik olmaktan uzak
ve henüz beceriye dönüşmemiş bilgiyi, bireyde “donanım” haline getirmek, okul sonrasına kalıyor; hayatın akışına ve iş dünyasına kalıyor.
Söylemleriniz bağlamında “Eğitim, genel ve anlaşılmaz bir tutum
olarak “doğayı anlama ve benimseme” yaklaşımdan uzaklaşıyor”
yargısında bulunabilir miyiz?
Kesinlikle evet! Eğitim ortamlarımız
ve eğitim materyallerimiz doğaldan
ve doğadan uzak, kurgulanmış proje
ürünleri olarak önümüzde seriliyor.
Böylece sunî bir ortam oluşuyor.
Dolayısıyla toprağa, havaya, suya
ve ateşe; bir başka ifadeyle kendi
doğamıza yabancılaşıyoruz. Böylece, bireysel yeteneklerimiz, içsel
duyuşlarımız köreliyor. Sanatsal
yaklaşımlarımız, müzik - resim - şiir
gibi asıl ve aşkın yönlerimiz tekdüze
hale geliyor. Bireysel özgürlüklerimiz yerine küçük toplumların (gruplar) davranışları bizi yönlendiriyor.
Bu sebeplerden dolayı ancak “turistik etkinlikler” in konusu olabilen
doğa, insanın yalnızlaşması, buhranlara sürüklenmesi gibi kalıcı ve
kapsayıcı sorunlarla geri dönüyor.
Özellikle ortaokul ve lise
aşamalarında öğrenciler
“taşıyamayacağı, hatta
taşıması zorunlu olmayan
yükler ile bir anlamda
bunaltılıyor. Bu duruma bir
eğitimci olarak bakış açınız
nedir?
Her türlü bilgiyi edinme, her şeyi
bilme anlamında konvansiyonel
bir yaklaşım hala hüküm sürüyor.
Okul programlarındaki haftalık
ders türlerinin fazlalığı bu hiçbir
dersin, beceriye dönüştürme aşamasında öğrenilemeyeceği anlamına geliyor. Nitekim 7 - 8 yıllık
orta - lise öğretimi boyunca birkaç cümlelik İngilizce öğrenmeyen, ama 6 aylık kursta, konuşacak kadar dil öğrenebilen kişilere
sıkça rastlıyoruz. Yine, yıllarca
“hukuk” okuduğu halde, “hukuk
felsefesi - temel normlar ve dayanakları” denildiğinde şaşırıp
kalan genç insanımızın hali bundan dolayıdır. Elbette eğitim sistemlerimizin nitelikli yönleri de
var. Ancak olumsuz yönler bunların öne çıkmasını engelliyor. İşte
bundan dolayı sistemi yeniden
ama temel kriterlerle ele alma
zarureti kaçınılmazdır. Çünkü eğitim insana yönelik bir faaliyettir
ve insan eşref-i mahlukattır.
Bakanlık bu problemi gördüğü için,
çözüm yaklaşımı olarak “yapılandı-
Mayıs - Haziran 2014
53
Ticaret ve Hayat
Mürsel Sönmez
Çalışıp üreten insanların,
şevkleri arttırılmalı...
Ekip biçen, çalışıp
üreten insanların
şevklerini arttırmak
millet ve devlet
iradesinin ana
görevlerindendir. Soyut
ve hayatta karşılığı
olmayan işlerle,
bitmesiz gevezeliklerle
gidenlerin yolu
kapalıdır. İş başında
olan ve ortaya bir
şeyler koyanların sözü
ve konumu her zaman
üstün olacaktır.
Zaman akıyor ve dünya geçmişteki
değişiminden daha bir hızlı değişiyor.
Sürekli dekoru değişen sahnede nerede duracağını, ne yapacağını kestiremeyen oyuncular gibi şaşakalıyoruz.
Sahnenin bir giriş ve bir de çıkışı var
ve olan biten bu aralıkta gerçekleşiyor. Geliş ve gidiş en önemli olaylar
olmasına karşın, gelişimizi de; mutlaka gideceğimizi de bu sahne karmaşasında unutuyoruz.
Yaşadığımız hayattaki gerçekten baş
döndürücü olan bu değişim düşünce
ve duygularımızı da savuruyor. Hayatın kadim meselelerine dair derinlikli düşüncelerden ve insan hallerinin
esasını teşkil eden duru duygulardan
uzaklaşıyoruz. Hasılı bir bulanıklıktır
almış başını gidiyor. Birey dünyamıza
giren bir aygıt, sürekli zihnimize yağan gerekli gereksiz çok sayıda ileti
var. Müdahil olamadığımız ve hayatımız üzerinde etkin olan görünmez
mekanizmalar var. Bu uluslar arası
mekanizmalar aldıkları karar ya da
yaptıkları uygulamalarla yeryüzündeki insanların tamamına yakını belirledikleri duygu ve düşünce eksenine
çekiyorlar. Bir yerlerde ortaya atılan
bir değer ya da kavram görünmez bir
rüzgarla her yöne üfürülüyor.
Bireysel dünyasında kendi halinde
yaşayan insan bu küresel rüzgarın
54
muhatabı olduğunda o dünya etkileniyor. Büyük tablonun bu küçük noktası değiştikçe elbette tablo da değişime uğruyor. Bir biçimde hayatın
içinde etkin olan bireyin davranışları,
dikte edilen doğrultuda gelişiyor. Bu
da özellikle tüketimde ve üretimde
kendisini gösteriyor. Yönü tüketmeye
dönük olan bu rüzgar, hayatı tüketim
alışkanlıklarından yakalayarak değiştiriyor. Bundan da, insan ilişkilerinden
tutun, hayatın anlamına dair düşünüş
ve inanışlara kadar yeni durumlar ortaya çıkıyor. “Durum diye bir laf var,
buyurunuz size durum/ Bu toprak çirkef oldu bu gökyüzü bodurum” diye
eleştiren Necip Fazıl’a hak vermemek
mümkün mü? Tüm aidiyet ve mensubiyetlerinden uzaklaştırılarak atomize edilen ve yalnızlaştırılarak güdülemeye amade kılınan bir insanlık
“durum”u ile karşı karşıyayız.
İnsan tekinin yaşadığımız baş döndürücü ortamdaki hali böyle iken, onun
oluşturduğu toplumlar başka türlü
olabilir mi? Elbette olamaz. O zaman
birey için söylediğimiz sözler toplum
için de geçerli oluyor. Doğru dürüst
eleştirisi yapılmayan yapılamayan bu
zamanı iyi okumak gerek. Çıkarılacak
bilançoya göre hareket etmek, çağın
dayattığı doğruları gözden geçirerek
geleceğe yönelik tasavvurlar oluşturmak durumundayız. Bilimde, kültür-
de, sanat ve siyasette, iktisat ve hayatta kadim değerlerden mülhem ve
insaniliği ayakta tutan bir zihniyeti
canlandırarak, hem ülkemiz hem de
tüm yeryüzü için bir ilham ışığı yakmak.
Binlerce yılın potasında esasları hala
sağlam olan değerlere yaslanarak yürümüş ve pişmiş bir ülkenin yaşadığı
dönemsel travmaların etkisinden çıkarak özgüvenine kavuşması gelecek
yolculuğu için zorunludur. Bunun olabilmesi için de akılla, kalple ve elle
çok çalışmak gerekmektedir. Sürekli
çalkantılı bir denizde ve fındık kabuğu gibi bir o yana, bir bu yana sallanıp
savrulan bir gemide salim bir akıl sahibi olabilmek elbette zordur. Yaşadığımız birçok sıkıntı da zaten bu zihin
bulantısından
kaynaklanmaktadır.
Öz kimliğinin satırları silikleşmiş ve
yönünü müphem bir odağa çevirmiş
ve iradesine değil genel akışa boyun
eğmiş bir ülkede aklı ve iradeyi göreve çağırmak elbette zordur. Buna bir
de stratejik ve tarihi önemi yüksek
olan bir ülke olmayı ve bunun sonucunda dış etkileri eklerseniz daha da
zorlaşacaktır. Yine de, son yıllarda
gerçekleşen özgüven atılımları umut
vericidir. Çok şeyin değiştiği dünyada
yaşıyoruz ve bizde de değişim gerçekleşiyor ve bu değişim olumlu görüntüler sergiliyor. Yukarıdan aşağıya
soyut kavramlar etrafındaki saçma
tartışma ve didişmelerde uzaklaşarak
üretmenin ve başarmanın coşkususun
peşine düşen bir iradeyi oluşturmak
ya da uyandırmak gerekli.
Ülkemizin maddi manevi potansiyelinden dem vururuz ama bu potansiyelden yararlanmak, ondan yeni potansiyeller ya da sonuçlar çıkarmak
noktasında lafazanlıktan öteye gitmeyiz. Enerjimizi sürekli olarak şikayet etmelere, esasa taalluk etmeyen
tartışmalara, bilgisiz hüküm vermelere harcıyoruz. Elbette her toplumda ağzına geleni konuşan, pişmiş aşa
su katan, sürekli hır çıkartarak mizacının gereği olarak sorun bataklığına
herkesi çekmek isteyenler olabilir.
Bunları bir yana savurarak Nurettin
Topçu’nun dediği gibi “yaşatma arzusu” peşinde koşmak gerekli. İradenin
çelikleştiği bir benlikte ona çelme
takmaya çalışan egonun etkisizleştiği
gibi toplum şahsiyetinde de istikameti düzgün, aklı ve eli işleyenlerden oluşan irade bozguncu egoyu alt
edecektir.
Bunca etkileyici unsura rağmen özünü
korumayı başarmış olan milletin iradesi sessiz sedasız dururken ve hatta
birilerince yok sayılırken, önüne sandık konulduğunda güçlü bir biçimde
kendisini göstermektedir. Tarihi asaletle süslü, vicdanı duyarlı ve iyiyi
kötüden ayırt etme sezgisi güçlü olan
ve aklı da bu minvalde işleyen millet savrulup zihni bulandığı dönemler
de olsa kendi aslı olan ve hayatın da
hakikati olan yönden ayrılmamayı
başarmaktadır. Bunu da sürekli bir
irade ile ortaya koymaktadır. Bunun
sonucu olarak ülkemizdeki idari istikrar ortaya çıkmıştır. Baş döndüren
ve olumsuzluk ve risk oranı yüksek
olan bu zaman diliminde millet iradesinin açtığı yolda topluma yön veren ve baş çeken insanların bunu bir
fırsat bilerek yeni yönler, yeni yollar
açması gerekir. Devlet yapısı ve alt
birimler olan kurum ve kuruluşlar
millet iradesi doğrultusunda iş gören
bir iradeyi göreve çağırmalı, o irade
eğer eksikse tamamlamalıdırlar.
Ekip biçen, çalışıp üreten insanların
şevklerini arttırmak millet ve devlet
iradesinin ana görevlerindendir. Soyut ve hayatta karşılığı olmayan işlerle, bitmesiz gevezeliklerle gidenlerin yolu kapalıdır. İş başında olan ve
ortaya bir şeyler koyanların sözü ve
konumu her zaman üstün olacaktır.
Özellikle iktisadi faaliyet kaleminden
sayılabilecek alanlar kademe kademe iyi yapılanmalıdır. Emeğin getirisinin olması emeği çekici kılar. Bu
da daha iyi ve ileri üretim süreçlerini
beraberinde getirir. Her konuda marifet iltifata tabidir. Yaptığı işin, ortaya koyduğu değerin karşılığını gören
insanın şevki artacağı gibi, emeğinin
spekülasyonlarla ya da masa başında
çarçur edilmesini gören insanın ne
hale geleceği de ortadadır. Cephede kazanıp masa başında kaybetmek
ne yazık ki başımıza çokça gelen bir
durumdur. Millet iradesinin ortaya
koyduğu yönelişi, o iradenin ürettiği maddi manevi verimleri hak ettiği
değerle değerlendirmek de, devlet
ve devletin kurumlarının iradesini
kullanmasına bağlıdır. Aşağıdan yukarıya kenetlenmiş ortak idealler ve
bunları uygulayan irade ile milletler
ailesi içinde üstün bir yer sahibi olabilmek ve insanlığa yeni ufuklar armağan etmek! Neden olmasın?
Mayıs - Haziran 2014
55
İstanbul’un Köyleri
Sultan Sansarcı
Sarıyer’de bir masal diyarı:
Fenerköyü…
Orman ile denizin kol kola geçtiği Sarıyer, Şehr-i İstanbul’un
en güzel ilçelerinden biri. Doğal güzellikleriyle baş döndüren
Sarıyer, özellikle yaz aylarında geniş bir ziyaretçi kitlesini
ağırlıyor. Coğrafyasında barındırdığı Gümüşdere, Kısırkaya,
Fener, Uskumru, Demirciköy, Zekeriyaköy ile ziyaretçilerine
İstanbul’un göbeğinde köy atmosferini sunan bu şirin ilçenin
belki de en fazla tatilci ağırlayan köyüdür Fener…
56
Sarıyer’in Karadeniz’e bakan en uç
noktasında varlığını sürdüren Rumelifeneri Köyü’nün yüzyıllar önceki
ismi Panium’muş. Garipçe, Demirciköy ve Zekeriyaköy ile çerçevelenen
Fener’in Sarıyer’e olan uzaklığı yaklaşık 12 km’yi buluyor
Bizans dönemindeki ismi ile Fanaraki veya Fanariyan Burnu olan Fener,
kayalıklar üzerine kurulu şirin bir
balıkçı köyü olarak göze çarpıyor.
Uçsuz bucaksız maviliklerine eşlik
eden, yemyeşil ormanları ile adeta
nefes kesen bir güzelliğe ev sahipliği yapan köy, Ketendere, Marmancık
Koyları, tarihi kalesi ve deniz feneri
ile güzelliğine güzellik katıyor.
Kale; gündüz rüya, gece kabus…
Sarı Saltuk izin vermezse?
Köyün günümüze ulaşabilen ender
tarihi kalıntılarından biridir kalesi.
Cenevizliler tarafından inşa edilen
ve köyün en çok ziyaret edilen yerlerinden biri olarak varlığını sürdüren
kalenin kalıntıları kimi zaman film
setlerine de ev sahipliği yapıyor. Gündüz çarpıcı güzelliğiyle ziyaretçilerine
keyifli bir zaman aralığı sunan tarihi
kale geceleri ürkütücü bir kimlik kazanıyor. Köylüler kimi geceler kaleden
gelen ürkütücü seslerden söz ediyor…
Köyün yaşlıları öteden beri bildikleri
bu gerçeği Fransızlarla da paylaşmışlar. Tam da fener inşaatının olduğu
yerde Allah dostu bir velinin mezarı
olduğunu söylemişler. Onun bu inşaata razı gelmediğini, inşaatın her defasında yerle bir olmasının gerekçesinin
bu olduğunu fısıldamışlar. Bu sebep
her ne kadar Fransızları pek tatmin
etmese de önce Sarı Saltuk Dede için
bir türbe inşa edip, ardından da feneri
yapmışlar. Şaşırtıcı olan ise bu defa fener yıkılmamış. İşte o günden bu yana
sadece köy halkı değil, yerli yabancı
turistler de fener içinde yer alan Saltuk Dede Türbesi’ni ziyaret ediyorlar.
Fransızları şaşkına çeviren
gelişme ne?
Fenerköyü’nün en renkli ve özel enstantanelerinden biri aynı zamanda
köyün de sembolü olan deniz feneri.
Benzerleri gibi sadece engin maviliklerde gezinen gemilere yol göstermekle kalmayan bu feneri farklı kılan
bir özelliği var. İçinde türbe olan tek
fener bu. Köyün yaşlıları tarafından
anlatılanlara göre yüzyıllar önce fenerin inşa aşamasında bir takım sorunlar
meydana gelmiş. Yapılan kule defalarca yıkılmış. Bu gelişmelere anlam
veremeyen Fransızlar, bıkıp usanmadan yıkılan feneri yeniden yapmaya
devam etmişler. Ancak günün birinde
bıçak kemiğe dayanmış ve bunu gerekçesini araştırmaya başlamışlar…
Mayıs - Haziran 2014
57
Karanlık sularda bir yol gösterici
Karanlık sularda seyreden gemilere
yol gösteren fener 15 Mayıs 1856’da
açıldı. 1855-1856’da Kırım Savaşı
sırasında önemli bir rol üstlenen bu
deniz feneri, Fransız ve İngilizlerin
İstanbul Boğazı’nın Karadeniz girişini kontrol edebilmeleri açısından da
önem arz ediyordu. Kule yüksekliği
30 metre olan bu yapı aynı zamanda kıyılarımızda yer alan en yüksek
kule olma özelliğiyle de benzerlerinden ayrılıyor.
Ahşap basamaklar fenerin
zirvesine taşıyor
Fener Köyü’nün medarı iftiharı olan
bu deniz fenerinin kulesine ahşap bir
merdivenden çıkılıyor. Meşakkatli bu
yolculuk sırasında her katta fenerin
çapı biraz daha daralıyor ve son basamak sizi dev silindir kristale ulaştırıyor. Burada eskiden yunus yağı
kullanılırken günümüzde ise bu uygulama yerini 500 watt’lık ampullere
bırakmış. Taş yapım olan fener kulesi
deniz seviyesinden 58 m yükseklikte
yer alıyor. Şimdilerde otomatik olan
ve elektrikle çalışan, ışık görünüş
mesafesi 18 mil olan deniz feneri, ilk
yapıldığı dönemlerde gaz yağı, daha
sonra asetilen gazıyla çalışıyormuş.
Lanetli Kral Phineas’in pratik zekası
Geçmişte sayısız efsaneye de konu
olan Rumelifeneri mitolojide yer
alan anlatımlara göre; altın postu
bulmak için Karadeniz’e gelen Argonatlar tarafından ziyaret edilmiş.
O yüzyılda 100 m. kadar açıkta yer
alan ve çarpışan kayalıklar olarak bilinen Simplegat Kayaları, yolu buraya düşen gemileri birbirlerine çarparak parçalar, sonra da yutarmış.
Bu gerçeği bilen Argonatlar buradan
geçmek için bir strateji geliştirmişler. Kayalara yaklaşınca yanlarında
getirdikleri kuşları serbest bırakmışlar. Kuşların hareketiyle birbirine çarpan kayalıklar bir daha açılarak birbirlerine vurmak üzere iken
Argonatlar gemilerini tam bu sırada
burdan geçirmişler. Onlara bu fikri
verenin bugünkü Garipçe’de oturan
ve lanetlenmiş Kral Phineas olduğunu söyler mitoloji.
Fenerköyü’nde birkaç gün
geçirmek isteyenlere…
Tarihi dokusu ve coğrafyasında barındırdığı doğal güzelliklerle ziyaretçilerini büyüleyen Rumeli Feneri’nde
ne yazık ki herhangi bir konaklama
tesisi bulunmuyor. Kimi köy sakinleri evlerini yazlıkçılara pansiyon olarak kiraya veriyor. Köy içinde konaklamak için yer olmamasına rağmen
ziyaretçilerin tercih edecekleri bazı
köşeler mecvut. Eğer bir şekilde
yolunuz Fenerköyü’ne düşmüş ise
ve burada birkaç gün kalmak istiyorsanız Marmancık Koyu ve ağaçlık
kısımda kurulan Marmancık Golden
Beach Kulüp bu ihtiyaca cevap verecek konfora ve donanıma sahip.
58
12 yerde
türbesi bulunuyor
Rumelifeneri’nin Sarı Saltuk Dede’si…
Rumeli Feneri içinde adına bir türbe yaptırılan Sarı Saltuk, Anadolu ve
Rumeli’nin fethi sırasında savaşlara
katılan, daha yaşarken efsanevî bir
şahsiyet haline gelen Türk kahramanıdır. Asıl adı Şerif Hızır’dır. Sarı
Saltuk, bir destan kahramanında bulunması gereken bütün özelliklere
sahiptir. Son derece güçlüdür, yüreğinde korku yoktur. Tek başına düşman içine yanar ateş gibi girmekte,
düşman kalelerini fethetmektedir.
Aman dileyen düşmanına karşı ise
merhametlidir. Saltuk-name’de, yiğitte bulunması gereken özellikler
ok atmak, yazı yazmak, suda yüzmek ve yiğitçe gezmek olarak sıralanırken, Sarı Saltuk’un bu dört hünerde mahir olduğu özellikle belirtilir
Şahsiyeti ile ilgili en önemli kaynak,
hayatını konu alan Saltuk-nâme adlı
eserdir. Ebül­hayr-ı Rumî adındaki
bir yazar Şehzade Cem Sultan’ın
emri üzerine Anadolu ve Rumeli’yi
dolaşarak Sarı Saltuk’a ait menkıbeleri toplamış ve üç ciltlik bir eser
haline getirmiştir.
Bu özellikler dışında Sarı Saltuk’un
olağan üstü güçleri de olduğu anlatılmaktadır. Çok uzaklarda aleyhinde
söylenenleri işitebilmekte, oturduğu
yerden bir kılıç darbesiyle bir başka
diyardaki düşmanını öldürebilmekte,
göz açıp kapayıncaya kadar bir diyardan bir başka diyara gidebilmektedir.
Düş­man­ları bir türlü Saltuk’u öldüre-
memektedir; ok atarlar batmaz, kılıç
vurur­lar kesmez, büyü yaparlar tesir
etmez, suya atarlar boğulmaz, ateşe
atarlar yanmaz.
Cuma akşamları türbeyi yalın ayak ziyaret ederseniz!
Türbenin çeşitli hastalıkları yenecek
etkileri olduğuna da inanılmaktadır.
Fenerin hemen yakınındaki suyun
böyle özelliği bulunduğu, Saltukname’nin çeşitli yerlerinde Sarı
Saltuk’un yeraltından şifalı sular çıkardığı anlatılmaktadır. Ayrıca Sarı
Saltuk Hazretleri’nin Diyarbakır’da
Türbesi’nin halk inanışlarında önemli
bir yeri vardır. Cuma akşamları (perşembeyi cumaya bağlayan akşam)
türbeyi yalın ayakla ziyaret eden
kadınlar canı gönülden bir dilekte
bulunurlarsa bu dileklerinin yerine
geleceğine inanmaktadırlar. Sıkıntıya düşen bir kimse Sarı Saltuk’un
adını üç defa anarak yardım isterse,
hemen imdada yetişeceğine inanılır.
Birinden kötülük gören kişinin türbeye gelerek kendisine kötülük yapana
kılıç çalması için duada bulunduğu
da oluyormuş. Hastası olan, kocası
işsiz olan, evlenmemiş kızı bulunan
kadınlar türbeye gelip dertlerine
deva bulmağa çalışırlar.
Saltuk-name’de Sarı Saltuk’un on
iki mezarı olduğu belirtilmektedir.
Sarı Saltuk, beylerin ve kralların
mezarına sahip çıkmak isteyeceklerini söyleyerek her isteyene
verilmek üzere birer tabut hazırlamalarını vasiyet eder. Sarı
Saltuk’un mezarını ülkesinde bulundurmak isteyenler, kendilerine
verilecek tabutta Sarı Saltuk’un
vücudunu görecektir. Nitekim çevredeki beylerden ve krallardan her
isteyene bir tabut verilir. Tabutu
alan, Saltuk’un cesedinin kendisinde olduğunu görür ve ülkesine
dönerek cenazeyi defneder.
Saltukname’de Sarı Saltuk’un cenazesinin Baba (Babadağ/Roman­
ya)’ya defnedildiği belirtilmekteyse de Sarı Saltuk’un cesedinin
Edirne yakınlarındaki Eski Baba
(Babaeski)’da gömülü olduğu yolunda bir rivayet bulunmaktadır.
İşte bu önemli şahsiyet Sarı
Saltuk’un
mezarlarından
biri
Rumelifeneri’nin
altındadır.
Fener’in giriş katında merdiven dairesinin hemen sağındaki sahanlığı
kaplayan ziyaretgâhta bir sanduka
bulunmaktadır. Rivayete göre, Balkan ve I. Dünya Savaşı sırasında köy
düşman gemilerinin bombardımanına maruz kalmış, köydeki bütün
evler yıkılmıştır. Feneri hedef alan
düşman topçusu bütün gayretine
rağmen isabet kaydedememiştir.
Feneri bu günlerde Sarı Saltuk’un
koruduğuna inanılır.
Kaynak: www.haldundomac.com
Saltuk-name’ye göre Sarı Saltuk
99 yıl yaşamış, sonunda düşmanları tarafından zehirlendikten sonra
hançerlenerek şehit edilmiştir. Ancak, son nefesini vermeden önce de
kendisini zehirleyen ve hançerleyen
düşmanını öldürmüştür.
Mayıs - Haziran 2014
59
Geleneksel Lezzetler
Ayşegül Aksu
Neron’dan
Karsambaç’a bir
garip dondurma
hikayesi…
Çoluk çocuk, genç yaşlı, toplumun her kesiminden ve her yaş gurubundan
insanın büyük bir keyif ile tükettiği dondurma, yaz sofralarının istisnasız en
vazgeçilmez tatlısı olarak varlığını sürdürüyor. Yakıcı ve kavurucu sıcaklardan
çalınan birkaç dakikalık serinlik olarak da tanımlayabileceğimiz
dondurma için Roma İmparatoru Neron’a teşekkür etmeliyiz
belki de. Zira damak zevkine olan düşkünlüğü ile haklı
bir şöhret edinen Neron’un çeşnicibaşı imparatoruna
sunduğu bu lezzetin günün birinde tüm dünyada keyifle
tüketileceğini bilemezdi elbet…
60
verirmiş. Onun bu eli açıklığını bilen
çeşnicibaşlarından biri, dağın zirvesinden topladığı ve bir kaba doldurduğu karların içine değişik meyve
parçaları ve bal karıştırarak elde
ettiği tatlıyı Neron’a sunmuş. Elbette imparator ilk kez yediği bu karışımı çok beğenmiş. Böylece şimdiki
dondurmanın atası olan bu lezzet
Neron’un sofrasının vazgeçilmezlerinden biri haline gelmiş.
Marco Polo, Avrupa’yı dondurma
ile tanıştırdı
Yaz mevsiminin vazgeçilmez lezzetlerinden biri olan dondurmanın tarihi, M.Ö. 4. Yüzyıla kadar uzanıyor. O
enfes tadı bizlere armağan eden ise
Roma İmparatoru Neron. Arenada
gladyatör dövüşlerini seyrederken,
bir yandan da damak tadını şenlendiren yiyecekler ile keyfine bakan
Neron, kendisine lezzetli yiyecekler
sunan çeşnicibaşına çeşitli ödüller
Emirgan MADO Yaza Hazır
Yaklaşık iki yıldır 6 katlı işletmelerinde müşterilerine hizmet veren Emirgan MADO hem sunduğu
eşsiz lezzetler hem de insanın
aklını başından alan boğaz manzarası ile ziyaretçilerine unutulmaz
bir zaman aralığı sunuyor. Sizler
Tiramisu Soviordi, Limonlu Cheesecake, Frambuazlı Cheesecake,
Çikolatalı Cheesecake, Kesme Maraş Dondurma ile damaklarımızı
şenlendirirken mavi ile yeşilin buluştuğu İstanbul manzarası ile de
gözleriniz bayram yapıyor.
Emirgan Mado, yaz mevsimi ile
birlikte müşterilerine yeni sürprizler sunma hazırlığına girişiyor.
Mekanda gerçekleştirilen yeni düzenlemeler neticesinde Emirgan
MADO bir çok etkinliğe, organizasyona, yemekli toplantıya ev sahipliği yapacak gibi görünüyor. Yaz
mevsimi nedeniyle mekanda 24
saat hizmet vermeye başlanacak.
Dondurma’nın Avrupalılar ile tanışması ise 13. Yüzyılda gerçekleşmiş. Marco Polo, Çinlilerin buz ve
süt karışımını öğrenerek bu metodu
Avrupa’ya götürmüş. İlerleyen dönemde ise yeni tarifler ile daha da
zenginleşen dondurma Fransız ve
İtalyan restoranlarında büyük bir
popülarite kazanmış. 1851’de Jacob Fussel, yaptığı dondurmalar ile
ABD’’lilerin damak zevkine büyük bir
hediye sunmuş.
Karsambaç yeni bir kimliğe
büründü
Dondurmanın ülkemizdeki tarihi ise
Anadolu’da 300 yıl öncesine kadar
uzanıyor. Ancak o ilk dönemlerdeki
ismi Karsambaç’tır. Dağ yamaçlarında ve vadilerinde erimemiş, hala
varlığını koruyan, el değmemiş karlar, pekmez ve meyve özlerini karıştırarak serinletici ve doyumsuz bir
lezzete dönüştürülüyordu. Zamanla
birlikte hem gelişen teknoloji hem
de yeni keşfedilen tatlar ile birlikte
dondurmanın çeşidi ve muhteviyatı
da değişir.
LİMONLU DONDURMA
(6 kişilik)
Malzemeler: 1 lt süt, 250 gr
tozşeker, 200 ml limonsuyu, 10 gr
salep, Taze nane, Rendelenmiş limon
kabuğu.
Yapılışı: Süt ve şekerin yarısını
karıştırıp, yavaş yavaş kaynatın.
Başka bir kapta şekerin yarısı ve
salebi karıştırıp, kaynayan karışıma
ekleyin. Kaynayan karışımı soğumaya
bırakın (el yakmayacak kadar
soğutulmalıdır). Soğutulan karışıma
limon suyunu ekleyin. Elde edilen
dondurma karışımını derin bir
porselen kap içersinde dondurucuya
koyun ve her 15 dakikada bir tahta
kaşık ile 2- 3 dakika karıştırın. Bu
işleme, dondurma kıvam alana
kadar devam edin. Nane yaprağı
ve rendelenmiş limon kabuğu ile
süsleyebilirsiniz.
Macera 25 metrekarelik bir
dükkanda başlar
Yerli dondurma markası MADO’nun
K.Maraş’ı çevreleyen Ahir Dağı’nın
eteklerinde doğup, usta ellerde işlendikten sonra sofralarımıza ulaşma
sürecinde emek var, alın teri var. Maraş Dondurması’nın macerası 25 metrekarelik bir dükkanda başlar. 1962
yılında kurulan Yaşar Dondurma’nın
ilk dükkânında Ahir Dağı’ndan getirilen kar, çabuk erimemesi için öğüntü
ya da çeltik kabuğu kullanılarak muhafaza edilir. Kollu makinelerde çevrilen kar, el emeği ve sabırla işlenir.
Kıvamını ve tadını veren, kullanılan
malzemelerle birlikte usta ellerdir.
Zamanla kar bulmak zorlaşır ve buzla yapılmaya başlanır. Geleneksel
dövme dondurmanın hasıdır, ortaya
çıkan... Bıçakla kesilecek, çatalla
yenecek kadar sert, ama ağızda eriyecek kadar kıvamlı dondurma, Kahraman Maraş Dondurması’dır.
Mayıs - Haziran 2014
61
Kültür-Sanat
Sultan Sansarcı
“Son Ustalar”
14 bin sanatseveri ağırladı
Çağdaşlıkla geleneği fırçasıyla ustaca harmanlayan Ressam Mehmet
Ali Diyarbakırlıoğlu, “Son Ustalar” ismini verdiği ve Yeni Camii Hünkar
Kasrı’nda gerçekleşen sergisinde büyük bir başarının da sahibi oldu.
Sanatseverlerin yoğun ilgi gösterdiği sergi ziyarete açık olduğu süre
içinde yaklaşık 14 bin kişiyi ağırlayarak bu alanda önemli bir başarıyı
da beraberinde getirdi.
62
İmza attığı başarılı çalışmalarıyla
tanınan Ressam Mehmet Ali Diyarbakırlıoğlu, uzun yıllar önce çıktığı sanatsal yolculuğunda yeni bir durakta daha soluklanmanın heyecanını
yaşadı. Diyarbakırlıoğlu’nun, Yeni
Camii Hünkar Kasrı’nda gerçekleşen
sergisi yoğun ilgi gördü. Ressamın
“Son Ustalar” adını taşıyan resim
sergisi, ziyarete açıldığı 10 Nisan –
25 Nisan tarihleri arasında 14 bin
sanatseveri ağırlayarak, bu anlamda
kırılması güç bir rekora da imza attı.
“Çocuklarımıza da
ilham kaynağı olacaklar”
Ressam Mehmet Ali Diyarbakırlıoğlu bir zamanlar ticari hayatta et-
kin olarak rol alan ancak zamanın
şartlarına ve teknolojiye yenilerek
günümüze kadar varlığını koruyamayan ve yok olan meslekler ve ustalarını tuvallerde ölümsüzleştirdi.
Sanatçı kendisine ilham veren “Son
Ustalar”ın birçoğunun hayatta olmadığına değinerek, “Artık yalnızca
fotoğraflarda ve kitap sayfalarında
yaşayan ustalarımızın geçmişte bıraktıkları izler, günümüzde ve geleceğimizde de asla silinmeyecektir
ve başka kültürlerin ve yozlaşmanın
içinde kaybolmayacaktır. Yaptıkları
işler ve yaşantılarındaki sadeliğin
getirdiği güzellikler, bizlere ilham
kaynağı olduğu gibi sanırım çocuklarımıza da ilham kaynağı olmaya
devam edecektir” dedi.
“Hayatımızı güzelleştirdiler”
Geçmişin bu sessiz kahramanlarının
kendisine ilham verdiğini kaydeden
Mehmet Ali Diyarbakırlıoğlu, “Alın
Mayıs - Haziran 2014
63
terleri, becerileri ve özverileri ile
yapmaya çalıştıkları meslekleri,
başta benim resimlerime, yazılarıma ve son olarak da bu sergiye
ilham kaynağı oldu. Bin bir emek
ile kazanılmış becerileriyle, araç
ve gereçleriyle ürettikleri, yüzyıllardır insanlığın hizmetine sundukları ile hayatımız güzelleşip kolaylaşmıştır. Onların birikimleri, bilgi
ve becerileri günümüz uygarlığının
basamaklarını oluşturmuştur. Geçmişteki ilkel toplum yaşantımızdan
günümüzün uygar dünyasına bizleri
onlar taşımışlardır. Aslında onların
geçmişteki varlığı bizim bugünlerimizin de başlangıcı olmuştur. Yapacaklarımız, onların bize bıraktıkları
miras üzerine olacaktır. O ustaları
rahmetle, yaşayan son ustaları da
saygı ve sevgiyle anıyorum” şeklinde konuştu.
14 bin ziyaretçinin
her birine teşekkür
Yeni Camii Hünkar Kasrı’nda gerçekleşen “Son Ustalar” isimli sergisine
gösterilen yoğun ilgiden bir hayli
memnun olan Diyarbakırlıoğlu, “14
bin kişi sergimizi ziyaret ederek
bizleri onurlandırdılar. Elbette bir
64
sanatçı olarak karşılaştığım bu ilgi
beni ziyadesiyle mutlu kıldı. İTO’ya
desteklerinden, sanatseverlere de
ilgilerinden dolayı çok teşekkür ediyorum” açıklamasında bulundu.
Kaybolan Meslekler
ve Son Ustalar”
Sanatçı, modernizmin bütün sanat
kollarında yoğun bir şekilde hissedildiği 20. yüzyılın sonlarında Türk
Resim Sanatı’nın içinde kendine
özgü bir sanatçıdır. Eserlerinde naif
izler bulunmakla birlikte tamamen
bu grupta değerlendiremez. Resimlerindeki bütünü tamamlayan dekoratif öğeleri sabırla ve incelikle
işlemesi dikkate değerdir.
Çağdaşlıkla geleneği fırçasıyla ustaca harmanlayan Diyarbakırlıoğlu,
figüratif anlatımın günümüzdeki
başta gelen temsilcilerindendir.
Gerçekliği tüm sadeliği içinde tuvallerine yansıtan sanatçı, “Kaybolan
Meslekler” teması üzerinde yıllardır
sürdürdüğü çalışmalarıyla çok değerli tablolar üretmiş olmanın yanında yok olmuş bir yaşam tarzını ve
Anadolu kültürünü kendine özgü yorumuyla gelecek nesillere aktarıyor.
1946’da Gaziantep’te doğdu.
Çocukluğu ve gençliği
Gaziantep’te geçti. Bu süreç
içerisinde 2 kişisel sergi açtı.
Gaziantep ve çevresinden çok
sayıda desen ve resim yaptı. Bu
çalışmaları resimlerindeki biçime
ve renge yansıdı. Akademik
eğitimini (1971–76) Devlet Güzel
Sanatlar Akademisi, Yüksek
Resim Bölümü, Prof. Neşet
Günal atölyesinde tamamladı.
4 karma resim sergiye katıldı.
Kısa süren öğretmenliğini emekli
olduğu basın hayatı izledi. 90’lı
yılların başında tasarladığı
“Kaybolan Meslekler” projesi,
sanatçının açtığı pek çok
serginin ana temasını oluşturdu
ve bu yolla çocukluğundan
başlayarak edindiği tecrübelerini
sanatıyla birleştirmeyi bildi.
Basın hayatında zaman zaman
çektiği fotoğraflarla, spor
basınında da birçok ödül sahibi
oldu. Diyarbakırlıoğlu evli ve 1
erkek çocuk sahibi olup halen
İstanbul’da yaşamaktadır.