TASARIM MARATONU Hayal Gücü İktidarda

TASARIM MARATONU
Hayal Gücü İktidarda!!
Durumcular’ın (Sitüasyonist) 1968 Paris sokak olaylarında sloganlaşan “Hayal gücü
iktidara!” söylemi, egemen politik-ekonomik örgütlenmelerce yönlendirilmeyen, kişilerin
arzularının hüküm sürdüğü özgür bir dünya isteğini, bireylerin etkin katılımının
değiştireceği geleceğe dair umudu haykırıyordu.
’68 barikatlarından kırk yıl sonra bugün, “tarihin sona erdiği” (Fukuyama), geleceğin değil,
sonsuz bir şimdinin yavan “günü yaşa” sloganları üstüne kurulan, tüketim çevresinde
örgütlenen, “herşeyin mümkün olduğu!” bir pseudo-arzu ve özgürlük dünyasında, değişime
dair umut ancak hayal gücünün iktidarının şüpheye yer bırakmayacak şekilde
benimsenmesi ve inadına gelecek düşleri kurulmasıyla mümkün olabilir.
Yöntem:
Etkinliğe katılan gruplar 24 saat sürecek bir kollektif üretim ortamında, kendi üretimlerini
diğer gruplardan gizlemeden, açık bir paylaşım ortamının üretken enerjisinden beslenerek,
fikirlerini diledikleri tasarım araçları ile geliştirerek, tariflenen teslim formatında ortaya
koyarlar.
Amaç yarışmak değil, kollektif üretim ortamının enerjisi içerisinden, katılımcıların birikimleri
ve paylaşımları ile zenginleşen bir düşünme, üretim ve tartışma ortamı yaratmaktır.
Tartışmalar, ürünlerin teslimi sonrasında, bir jüri tarafından değerlendirilir, tartışma
eksenleri ve ürünler içinde öne çıkarılması gereken temalar belirlenir ve bunlar panel,
yayın vb. gibi ortamlarda kitlelerle paylaşılır, tartışmaya açılır.
FeLAk T
E
“büyük zarar, hüzün ve sıkıntılara yol açan olay veya durum, yıkım, bela.” TDK
Türkiye'de bu kavramı genel olarak yaşanan kötü olayları “baş edilemez,
engellenemez” parantezine alıp, bilinçli ya da bilinçsiz biçimde, sonuçlarının kaçınılmazlığı
için hafifletici sebepler yaratarak kullanıyoruz, algılıyoruz.
İstanbul'a dair en fazla dillendirilen felaket senaryosu, malum beklenen Marmara
depremi. 1999 depreminden sonra yapılan tüm tartışmalara rağmen ne kadar az önlem
alındığı düşünüldüğünde Tasarım Maratonu'na konu olarak seçtiğimiz üç felaketin ihtimali
daha da korkunç hisler doğuruyor.
1. Karadeniz’in anoksik karakterinin yaratacağı zehirlenme:
Giderek okisjensizleşen Karadeniz’de metan ve karbondioksit gazları deniz
seviyesinden 100-150 metre altta birikiyor. Jeolojik olaylar veya insan etkisi ile bu gazların
serbest kalması halinde 60 km çevresindeki alanı etkilemesi ve tüm canlıları öldürme
ihtimali var. 1986’da Kamerun’da Nyos gölünde meydana gelen benzer bir olayda, aniden
oluşan karbondioksit bulutu, çevre köy ve kasabalarda yaşayan 1700 kişi ve 3500 ağıl
hayvanının boğularak ölmesine sebep oldu.
1
2
2. Hortum ve şiddetli fırtınalar:
Dünyanın iklimsel ortalamalarının radikal şekilde değiştiği bu zamanda, tropik iklim
özellikleri gösteren yerlerde görmeye alıştığımız hortum gibi doğa olaylarını artık İstanbul
kent merkezinde de görüyoruz. Aniden bastıran metrekareye dakikalar içinde
kilogramlarca yağış düşmesine sebep olan sağnak yağışlar ve bunlara eşlik eden anormal
boyuttaki dolular da hortuma eklendiğinde, İstanbul kent dokusu bugün, kurulmasına
sebep olan alışkanlık ve mevzuatların tamamen dışında bir iklimsel rejimi yaşar durumda.
Farklı bilim adamlarına göre Türkiye artık, yıllık ortalamalara bakıldığında yarı tropik iklim
kuşağındaki bir ülke özellikleri göstermeye başladı. Bu durum o kadar ciddi ki, alt yapı
sistemlerine dair hesaplardan, çatı kesitlerine, bina kabuklarının detaylarından temel
sistemlerine kadar yapıyı oluşturan her bir alt başlığa dair kuralların yeniden
tanımlanmasını, yani kapalı ve açık alanları ile yeni bir kentseldokuyu gerekli kılıyor.
3
3. Deniz seviyesinin yükselmesi:
Deniz kıyısındaki kentler için uzun süredir dile getirilen ama çok da üzerine kafa
yorulmayan bir felaket bu. Şimdiki verilere göre, mevcut koşullarda, küresel ısınma ve
buzulların erime rejimi gözetildiğinde, yüzyıl sonunda 0,8 metre ile 2,0 metre arasında bir
yükselme bekleniyor . Bu senaryo, 1 metrelik rakıma sahip olan İstanbul için yeterince
çarpıcı. Grönland’ın tamamen erimesi gibi bir uç noktayı ön gören projeksiyonlarda ise
deniz seviyesinin yükselme miktarı ortalama 7 metre olarak öngörülüyor. Bu uç durum,
Londra’nın dahi tamamen sular altında kalması demek .
4
5
“Korkunun ecele faydası yoktur” diye herkes tarafından bilinen bir deyiş vardır.
Felaketleri korkarak beklemenin ölüme karşı hiç bir faydası yok şüphesiz ama onları
merakla ve bilinçle, sürekli hazırlık içinde beklemenin pek çok kişin hayatını kurtaracağı
da kesin. Bu koşullarda geliştirilecek fikirlerin ve çözümlerin sadece felakete hazırlanan
yerde değil benzer olayların yaşanması mümkün olan başka yerlerde de faydalı olacağını
ön görmek hiç de zor değil.
Felaketleri, bizi edilgen konuma geçiren yok oluş noktaları olarak görmek yerine, hayal
kurmaya, araştırmaya, üretmeye ve çözüm bulmaya yönelten bir motivasyon olarak
kullanmak mümkün olabilir mi? Bu yapıcı tavıra dair örnek düyadan farklı örnekler bulmak
mümkün.
Yükselecek deniz seviyesine karşı Boston kenti tüm dünyadaki tasarımcılara açık bir
yarışma duyuruyor . Yüzyıl sonundaki iklimsel projeksiyonlara göre oluşacak yeni
bağlamda, kentsel mekanın nasıl yeniden örgütlenebileceğine dair hayaller kurdurtuyor.
6
Şili'de mimar Alajandro Aravena, yerel yönetim ve sivil toplum örgütleri ile beraber
geliştirdiği stratejilerde tsunami dalgalarına karşı direnmek için duvarlar inşa etmek yerine,
kıyı alanlarını yoğun şekilde ağaçlandırarak dalgaların güçlerini kırmayı, felaketin
yaşanmadığı anlarda da kentlerin kentsel mekanlarını ve rekreasyonel imkanlarını
zenginleştirmeyi öngörüyor .
7,8
New Orleansı vuran Katrina kasırgasının sonucunda gerçekleşen yıkım ve su
baskınlarına karşı mimarların planlamacıların ve tasarımcıların katıldığı ekiplerle yeni kent
yerleşim stratejileri ve yapı teknolojileri geliştiriliyor .
9,10
Tüm bu örnekler bize felaketleri korku içinde beklemek ya da görmezden gelmek
dışında yapılabilecek çok şey olduğunu, felaket anına ve sonrasına dair yapılacak
hazırlıkların, buluş niteliğindeki yeni teknolojik, tasarımsal ve yapısal fikirlerin geliştirilmesi
için heyecan verici, pozitif bir sebep olarak görülebileceğini gösteriyor.
Ama önce onları görmezden gelmeyi bırakıp kabul etmeli ve sonra da o ana ve
sonrasına dair hayal kurmaya başlamalıyız.
Tasarım maratonu sizi üzerine pek de düşünülmeyen bu üç felakete dair, İstanbul’un
en önemli kıyılarından Karaköy’ü referans alarak hayal kurmaya çağırıyor.
Hayal gücü iktidarda!
Bağlantılar
1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.
http://www.gezikolik.com/tr/ATLAS_Dergisi/Genel_Bilgiler/Canlilarin_Yuzde_95_i_Ne
den_Silindi__/e_11869.aspx
http://en.wikipedia.org/wiki/Lake_Nyos
http://www.radikal.com.tr/cevre/hortum_turkiyeye_kalici_olarak_mi_geldi-1204830
http://en.wikipedia.org/wiki/Current_sea_level_rise
http://ocean.nationalgeographic.com/ocean/critical-issues-sea-level-rise/
http://www.bostonredevelopmentauthority.org/news-calendar/newsupdates/2014/10/30/city-and-partners-launch-living-with-water%E2%80%9D-compet
http://youtu.be/o0I0Poe3qlg
http://www.holcimfoundation.org/Videos/Search#openVideo=cNLaLx2HI8U
http://makeitright.org/
http://www.nytimes.com/2007/11/06/arts/design/06ecle.html?pagewanted=all&_r=0