Pdf indir - Beşiktaş Belediyesi

Sayı: Kış ’13/23
Beşiktaş’ta bir çınar
Nâzım Hikmet
AYÖM’le afete hazırız
Madımak’ı unutmuyoruz
Engelsiz düşlerde buluştuk
Kuşların şehri İstanbul
İNSAN YAŞADIĞI
YERE BENZER!
Büyük ozan Edip Cansever çok bilinen bir şiirinde şunları yazar:
“...İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğilimine”
Gündelik yaşamımızda bir yere ait olmak önemli bir duygudur. Aslında yaşadığımız
kentler bir açıdan kimliğimizin de inşasına katkı verir. Ait olduğumuz kente, onun
değerlerine sarılarak kişisel ve toplumsal varlığımızı zenginleştiririz. Çoğu kez
kentlerimizle direnir, yaşamın yaratıcı gücü olarak onlardan besleniriz. Bu anlamda
bir tür bellek ve gelecek üretme merkezleridir bu kentler.
Beşiktaş kenti, yaşayanların öz benliklerinden gelen birikimlerle de “aidiyet
duygusu”nun en yoğun yaşandığı yerleşmelerdendir. Kentliye hizmet kuruluşu olan
yerel yönetimlerin ve yöneticilerinin bunun dışında kalması düşünülemez. “Beşiktaş
sevgisi”nin ortaklığı ve gücü de buradan kaynaklanır.
Belediyecilik sadece yönetmek sanatı değildir. Belediyecilik aynı zamanda hesap
vermek, imkânları değerlendirmek, kıt kaynaklardan kentli yararına güzel şeyler
üretebilmektir.
Başarabildiklerimiz kadar, bu başarının altında yatan anlayış, başardıklarımızın
arkasında duran yönetim felsefesi ve aidiyet duygusu da önemlidir. Biz en başta söz
verdiğimiz gibi, kentimizi kentlilerimizle birlikte yönetme peşindeyiz. Merkezinde
“insan” olan bir yaratıcılık peşindeyiz. Beşiktaş kentini çağdaş ve özenilecek bir
yerleşim yapma peşindeyiz. Bu noktada kentlimizin talepleri ve beklentileri ile
imkânlar arasındaki uyumu sağlamak önemli olmuştur.
Bu bakımdan hizmetlerimizin, yatırımlarımızın yöneldiği temel konsept “sosyal
belediyecilik” anlayışı olmuştur. Beşiktaş Belediyesi olarak her yaş ve cinsten
kentlimizin ortak kullanımına, faydalanmasına sunduğumuz temel hizmetlerimiz
vardır. Ama bunlardan ayrı olarak farklı sosyal kümeler, farklı yaş grupları için
gerçekleştirdiğimiz hizmetlerimiz de vardır. Minik çocuklarımız için kreşler ve gündüz
bakım evleri yaparken, eğitimdeki gençlerimize “Ağız ve Diş Sağlığı Kliniği”, ileri
yaştaki kentlilerimize yönelik olarak da “Esenlik Hizmetleri” gibi özelleşmiş hizmetler
ürettik. Herkesin yararlanacağı “Spor Merkezi”nin inşaatını bitirmek üzereyiz. İhtiyaç
sahibi kentlilerimize “Eğitim Yardımı” yapıyoruz. “Dost Eller Mutfak” projemizle kentli
dayanışmasını sağlıyoruz. “Meyve Bahçemiz” ise şimdiden imrenilen bir kazanım
oldu.
Bu hizmetlerimiz kenti ortak kullanmanın, bu kente ait olmanın ortak sorumluluğu ile
üretildi. Çünkü biliyoruz ki, bizler geçiciyiz. Beşiktaş kentinin gerçek sahibi Beşiktaş
yaşayanlarıdır.
Beşiktaş kentinin güçlü tarih mirasına, ilerici ve özgür karakterine, Cumhuriyetçi
geleneğine sahip çıkan projeler bunlar. Aydınlık projeler. İnsan merkezli projeler.
Bu yüzden yapılan bütün anketlerde Türkiye’de insanlarımızın “en çok yaşamak
istedikleri kent “ olarak karşımıza Beşiktaş çıkıyor.
Çünkü Beşiktaş gerçekten aydınlık ve çağdaş bir ilişkiler yumağıdır. Beşiktaş bedeni
ve aklı özgür insanların, bilimin ve sanatın kentidir. Beşiktaş, kentlisi ve yönetimiyle
bir tas çorbayı, bir merhabayı, bir meydanı ya da ağaç gölgesini paylaşmanın kentidir.
İnsan onuruna yakışan, insanı değerleriyle birlikte kucaklayan, birey olmanın keyfi
kadar toplum olmanın sorumluluğunu taşıyan bir kenttir. Umudun ve geleceğin
kentidir Beşiktaş… Cumhuriyet ilkelerinin ve devrimlerinin yaşandığı, bayrak yapıldığı,
öncü bir kenttir Beşiktaş…
Bu kenti yıllardır sizlerle birlikte yönetmeye çalışmak bana nasip olan en büyük
onurdur. Çünkü Beşiktaş, Beşiktaş kentlileriyle güzel ve anlamlı.
İsmail ÜNAL
Beşiktaş Belediye Başkanı
20 Kazanım: Nefes alma durakları
Kente üç yeni park daha...
24 Kazanım: Kıyameti beklemeyin
Beşiktaş AYÖM’le afete hazır.
24
BEŞİKTAŞ KENTLİSİNİN DERGİSİ Kış ’13 / 23
İMTİYAZ SAHİBİ
Beşiktaş Belediyesi adına
Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal
YÖNETİM YERİ
Beşiktaş Belediyesi
Nisbetiye Mahallesi Aytar Caddesi
Başlık Sokak No:1
34340 Beşiktaş, İstanbul
www.besiktas.bel.tr - 444 44 55
YAYIN TÜRÜ
Dergi/Yaygın
YAYIN KURULU
Hasan Özgen, Görkem Kızılkayak,
Yüksel Türkili
PROJE YÖNETMENİ
Hasan Özgen
GENEL YAYIN YÖNETMENİ
Can Aydın
Kapak Fotoğrafı: Mehmet Aksoy
28 Heykel
Nâzım Hikmet Heykeli.
02 Başkan’ın Beşiktaşlılara Mesajı
28
06 Cumhuriyet kazanımları
Ulusal mimarlık.
06
YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
Selda Bektaş
EDİTÖR
Canan Kaya
GÖRSEL YÖNETMEN
Altan Adatepe
32
Sokaktaki Tarih
Sanatın izi Beşiktaş’ta...
38
Ustalara Saygı
Tuncel Kurtiz ve
Turgut Özakman
YAZI İŞLERİ
Murat Çelik, Gülhan Bakır, Metin Altay, Ayşe Üngör, İrfan Talyak,
KATKIDA BULUNANLAR
Etem Çalışkan, Cengiz Kahraman, Yasemin Reis,
Nazan Ortaç Kara, Elvan Levent, Ege Erim, Cengiz
Erdil, Murat Selenoğlu
FOTOĞRAFLAR
Ulaş Tosun, Bekir Köşker,
Levent Özer, Can Cihan Saltık,
Şenol Kaşıkçı, Barış Acarlı
38
12 Dünya Kuş Gözlem Günü
Kuşların şehri İstanbul.
12
MATBAA PRODÜKTÖRÜ
Niyazi Yılmaz
YAPIM
Dörtbudak Yayınları Tanıtım Org. ve Tic. Ltd. Şti.
Mecidiyeköy Mah. Kervangeçmez Sk. No:10 K:3 D:8
Şişli/İSTANBUL
0212 356 09 43
BASKI
A4 Grafik Mat. Yay. Ltd. Şti.
0212 452 40 99
40
16
Haber
Unutmamak Müzesi açılıyor.
Çocuk Bilim Merkezi
Küçük mucitler iş başında.
16
40
60 Engelsiz Düşler Festivali
Engelsiz düşlerde buluştuk.
64 Portre: Tevfik Fikret
Çağın yetişemediği şair.
64
Artı
Unutmadık...
Beşiktaş kenti de beyaza büründü. İstanbul
İkincisi Aykut Barka Deprem Parkı’nda açılan
yılın son ayına soğuk hava ve karla girdi. Boğaz
Afet Yönetim Merkezi, halka pratik uygulamalar
72 Kadın girişimci kıyılarını kaplayan kentimiz yılın her mevsimi
Cup of Joy.
güzel... Tarihin önemli yapılarıyla dolu İstanbul’u
konusunda bilgi verirken, depolarındaki araç
72
kaplayan bembeyaz kar, kentin siluetini bozan
ve gereçle de afet sırasında etkin görev almayı
bekliyor.
yapıların hançer yaralarını ne yazık ki örtemiyor.
Bu sayımızda ayrıca Beşiktaş Belediyesi’nin
Bu sayımızda İstanbul’un Cumhuriyet döneminde
Engelli
yaşadığı yapılaşmayı ÇEKÜL Vakfı başkanı
çalışmaları ve Deniz Dikkaya ile yapılan röportajı
Prof. Dr. Metin Sözen ile konuştuk. Cumhuriyet
ilgiyle okuyacaksınız.
Koordinasyon
Merkezi’nin
yaptığı
kazanımları seri araştırma yazılarımızda da bu
76
1001 Festival
Bir festivalden çok daha fazlası.
80
Gezi:İstanbul’u yeniden keşfediyoruz.
sayıda “Cumhuriyet ve Mimarlık” konusunu ele
Beşiktaş’taki Nâzım Hikmet heykelinin yaratıcısı
aldık.
heykeltıraş Mehmet Aksoy ile yapılan söyleşi
ve bu yıl Beşiktaş’a taşınan 1001 Belgesel Film
Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en kara olaylardan
Festivali’nden notlar da bu sayımızda.
biriydi Sivas Katliamı; 2 Temmuz 1993’te
82 Cumhuriyet Bayramı
yaşandı… Vicdanlardaki yara 20 yıl geçmesine
Beşiktaş
rağmen sarılamazken, Türkiye’nin önde gelen 35
gecelerinde bu kez yazar Turgut Özakman ile
sanatçısı, Beşiktaş Belediyesi’nin öncülüğünde
sinema ve tiyatro sanatçısı Tuncel Kurtiz anıldı.
Belediyesi’nin
“Ustalara
O günü “unutmamak” için kendi elleriyle yaptıkları
eserlerini
“kısmen
yakarak”
“Unutmamak”
Yeni sayfalarda buluşmak üzere...
sergisinde bir araya getirdi. Biz de bu sayımızda
82
eserleri bir albümle sayfalarımıza taşıdık…
Tüm Beşiktaşlıların yeni yılı kutlu olsun...
Beşiktaş, İstanbul’da kamuya ait en çok yeşil
86 Haber
Beşiktaş’a kadın barınma evi.
alanın olduğu bir yerleşim merkezi. Kentimizde
124 adet park var. Dutluk, Mısırlıbahçe ve
Cihannuma parkları da açıldı. Bu parkları
88 Haberler
91 Fulya Sanat Ajanda
tanıtırken, Beşiktaş sokaklarının da izini sürdük.
Sokak isimlerinin barındırdığı sırları öğrenince
şaşıracaksınız.
[email protected]
92 Rehber / 24 saat
Beşiktaş Belediyesi bugünü değil geleceği
de
düşünüyor.
Tarihte
büyük
depremler
yaşayan İstanbul’da afet hazırlığını en sıkı tutan
belediyelerin başında geliyor Beşiktaş Belediyesi.
Saygı”
Cumhuriyet kazanımları
CUMHURİYET’TE
MİMARLIK
Yazı ve röportaj: Cengiz Erdil, Fotoğraflar: Cengiz Kahraman arşivi, ÇEKÜL Arşivi
Cumhuriyet’in kurucu kadroları yeni kent planları hazırlarken, mimaride de arayış içindeydiler. Bu
sayımızda neoklasik Türk üslûbu ile şekillenen Cumhuriyet dönemi
Türk mimarisini mercek altına alıyoruz…
C
umhuriyet 90 yaşında. Pek çok mimar, kent uzmanı ve
plancısı yetişti bu süre içinde. Ülkeye hiç şüphesiz önemli
eserler kazandırdılar. Ancak “Türk Mimarlık Tarihi”nin binlerce yıllık bir geçmişi olduğunu unutmazsak; Cumhuriyet
dönemi mimarlığını da kavrayabiliriz... Ölümsüz ozanımız
Nâzım Hikmet’in hayran olduğu kahramanlardan biri de
Mimar Sinan’dır… Mimar Sinan, Türk Sanat Tarihi’nin köşe taşı, yüz akı, özüdür... En doğru çizgisi ve sözüdür…
Geleceğimize bakarken Mimar Sinan ve onun ardından gelen mimarları,
ustaları, kalfaları, taş ve ince işlerin emekçilerini, sanatçılarını asla unutmamamız gerekir. Biz bu yazıda Cumhuriyet dönemi mimarlığı ve de İstanbul’u
temel alarak kent planlamasına kısa bir göz atacağız…
06 B+
B+ KIŞ
KIŞ
Cumhuriyet’in mimariye bakışı
1908’de ilan edilen II. Meşrutiyet’le birlikte gelişen milliyetçilik eğilimleri mimarlıkta da yeni arayışları gündeme getirdi. Mimar Kemalettin ve Vedat beylerin başını çektikleri akımla Türk mimarlığının, “Neoklasik Türk Üslûbu” ya
da “Milli Mimari Rönesansı” adını alan yeni klasik dönemi başladı. Cumhuriyet mimarisi bu akımın üzerinde şekillendi. Cumhuriyet’in kurucu kadroları
yeni kent planları hazırlarken, mimaride de arayış içinde oldular.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında adeta bir kasabaya benzeyen Ankara, nasıl çağdaş bir başkent olacaktı? Yeterli mimar yoktu. Bu nedenle yabancı mimarlar
Türkiye’ye davet edildi…
Mimar yetiştiren tek ocak olan “Sanayi - i Nefîse Mekteb - i Âlîsi”, geçirdiği
reformla “Güzel Sanatlar Akademisi” oldu. Ernst Egli, Bruno Taut gibi modern mimarinin ustaları burada ders verdi.
Ankara
Alman mimar Herman Jansen Ankara imar plânını yaptı. Atatürk plân çalışmalarına bizzat katıldı. Ankara’nın geleceğini mimara anlatarak çalışmalara
ışık tuttu. Viyanalı mimar Clemens Holzmeister, yine Atatürk’le beraber çalışarak Çankaya Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nü, Bakanlık binalarını, şimdiki
TBMM binasını plânladı. Meclis binasındaki çift meclis salonu da (Millet
Meclisi ve Senato) Atatürk’ün direktifleri ile yapıldı. Ernst Egli’nin Sayıştay binası, Musikî Muallim Mektebi (Konservatuvar), Bruno Taut’un Dil ve
Tarih Coğrafya Fakültesi gibi yapılar ise kübik - modern yapıların öncüsü
oldular.
Akademi hocası olan ve Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ni yapan Bruno Taut
da Bauhaus Okulu’nun kurucularındandır ki, böyle bir hocanın Atatürk’ün
daveti ile Türkiye’ye gelişi büyük bir şans olarak yorumlanıyor. (Taut, Atatürk’ün ölümünde, halkın önünden geçtiği meşaleli katafalkı da yapan mimardır. Ortaköy’de yaşamıştır. Mezarı, vasiyeti gereği olarak Edirnekapı
Mezarlığı’ndadır.)
Sadece mimarlık alanında değil, Hitler’in zulmünden kaçan Yahudi hocaların, Atatürk’ün daveti sonucu Türkiye’ye gelmeleri ile üniversitelerimiz reform sürecini tamamlamış ve altın devirlerini yaşamışlardı.
Bir süre sonra, modern mimarlık eğitim sisteminin yetiştirdiği Türk mimarları yapıtlarını vermeye başladılar. Benimsenen modern eğitim sisteminin
amacı, Batı taklitçiliği değil, Batı’nın mimarı düşünce biçimini ve metotlarını
kavramak şeklinde olmalı idi. Bu eğitim sistemine mimar Sedat Hakkı Eldem’in çok büyük katkıları oldu.
Seyfi Arkan ve Şevki Balmumcu’yu burada anmamız gerekiyor. Seyfi Arkan, parlak yeteneği ile Atatürk’ün takdirini kazandı. Çankaya Hariciye ve
Makbule Atadan Köşkleri, Florya Deniz Köşkü, İstanbul - Galata Deniz
Yolcu Salonu, Ankara Sümerbank, İller Bankası Seyfi Arkan’ın kayda değer yapıtlarındandır. Şevki Balmumcu’nun 1933 – 35’lerde yaptığı Ankara
Sergi Evi binası da Atatürk’ün takdirini kazandı. Dönemin kübik mimarisinin bir örneği idi. Bu gün de mimarlık tarihimizin kilometre taşlarından biri
sayılıyor.
Ankara Entografya Müzesi
Ankara Ulus Mahallesi - İş Bankası
B+ KIŞ 07
Modern zamanlar
Batıda mimari alanda gelişen ilerici düşünceler Türkiye’ye de ulaşmakta gecikmedi. 1930’larda kimi Türk mimarları, çağcıl uluslararası üslûp doğrultusunda yaklaşık on yıl süreyle kübizme ve betonarmeye dayalı yeni Batıcılık
örnekleri verdi.
1950’li yıllarda Dolmabahçe Sarayı, Akaretler,
Abbasağa Mahallesi’nin hava görüntüsü.
1950’lere gelindiğinde Türk mimarlığı, Avrupa ve ABD’de giderek yaygınlaşan modern mimarlığın etkisi altında rasyonalizme yönelerek ürünler verdi.
İkinci Dünya Savaşı sonuçlanmış, Türkiye siyasal ve kültürel olarak Batı’ya iyice yakınlık duymaya başlamıştır.
1960’lar rasyonalizmden uzaklaşma, gevşeme, parçalı form arayışları dönemi
oldu. 1960 – 70 döneminin dikkate değer yapıları arasında İstanbul Vakıflar
Oteli (bugünkü Ceylan Intercontinental, AHE, 1959), İstanbul Manifaturacılar Çarşısı (Doğan Tekeli, Sami Sisa, Metin Hepgüler, 1959), Büyük Ankara
Oteli sayılır.
1970’lerde Batı’da yaygınlaşan Postmodernizm, 1980 – 90 arasında Türkiye’de de alıcı buldu. Geç Modernizm, Postmodernizm, Dekonstrüktivizm gibi
Batı kökenli akımlar doğrultusunda yapılar gerçekleştiren mimarlarımız oldu.
Bir toplumsal hastalık: Düzensiz kentleşme
Genelde, tek tek başarılı birçok yapıya karşın Türkiye’nin ekonomik ve
sosyal çalkantıları nedeniyle çağdaş Türk mimarlığı, toplumun düzensiz hızlı
gelişiminden ve bunun sonucu olan kültürel çözülmeden olumsuz etkilendi.
Çarpık kapitalizm ve aşırı hızlı nüfus artışı; düzensiz, plansız, yoğun kentleşmeyi
de beraberinde getirdi. Ortaya çıkan büyük konut açığı, gerekli ekonomik ve
yönetimsel önlemlerin alınmaması nedeniyle, yapsat düzeni, kalfa yapıları,
kaçak yapılar ve gecekondularla farklı bir anonim mimarlık anlayışı ortaya
çıktı. Politik ödünlerle yozlaştırılan kent toprağı kullanımı ve sürüp giden arsa
spekülasyonu, çevre değerleri ile kent bütünlüğünün korunması ile yapılar
arası ilişkilerin düzenlenmesi olanaklarını ortadan kaldırdı.
Ve İstanbul
Osmanlı döneminde İstanbul’u yok eden yangınlardı. Bir yangın, ahşap yapılarla dolu semtleri, semtleri birbirine bağlayan güzelim koruları kasıp kavuruyordu. İstanbul’un başında şimdi böyle bir yangın korkusu yok. Korkunun adı
şimdi yapılaşma... Yükselen gökdelenler... Ve de içinden çıkılmaz trafik...
İstanbul’da yaşamak, çağın her döneminde zordu; nüfus fazlaydı. Her tarihi
dönemde cazibe merkezi olan İstanbul, yağmalarla anılan bir kentin adıydı.
Toprağı hâlâ büyük bir rant kapısı. Kentin nüfusunun yakın gelecekte 25 milyona çıkacağı hesabını yapıyor uzmanlar.
Liberal, muhafazakâr ve serbest yapılaşma yanlılarının isteği İstanbul’un bir
Hong Kong veya Dubai olması... İstanbul’u yapay kentler kervanında, kimliksiz kentler arasında marka kent (!) olarak görmek istiyorlar. Buna karşı çıkanlara da “vizyonsuz” diyorlar.
Vizyonsuzların (!) istekleri ise çok basit... Kentin tarihi dokusu harap olmasın,
gökdelen merakınızı denize uzak alanlarda giderin… Ormanları, koruları yok
etmeyin. Kamu alanları park olarak değerlensin. Ulaşım yeraltından olsun...
Bunlar hayal değil. İstanbullu için su, nefes gibi doğal istekler...
Zaten bir cennet olan İstanbul’da sahte cennet yaratma operasyonlarından
vazgeçilmesi gerekiyor.
Peki, İstanbul, zorla giydirilmeye çalışılan beton zırhlarla nereye kadar gidecek? Buna kimse yanıt veremiyor. Ama unutulmasın, bu kentin tarihinde depremler de var... Osmanlı’nın “Küçük Kıyamet” adını verdiği deprem 1509’da
oldu. Kent modern zamanlarda insan eliyle bir yapılaşma kıyameti yaşarken,
deprem de bu kıyametin kanlı bir harcı olmasın.
08 B+ KIŞ
Mimar Kemalettin
“TARİHİ
FEDA MI
EDECEĞİZ?”
İstanbul’un Cumhuriyet tarihi boyunca
geçirdiği yapılaşma sürecini anlatan Prof.
Dr. Metin Sözen, nüfusla birlikte ortaya
çıkan sorunların mimariye etkilerini inceliyor;
“Cumhuriyet hükümetleri 90 yılda İstanbul’a
ne kattı?”, “Cumhuriyet eskiyi koruyabildi mi?”
sorularına yanıt veriyor…
Ayakta kalan Bizans - Osmanlı eserlerine hayranlıkla bakarak, İstanbul uygarlıklar kenti diyoruz. Peki, bu kentte 90
yıllık Cumhuriyet nasıl bir yapılaşma izledi?
Uygarlıkla büyük bağlılıkları olan bir kentte çok farklı bir yaklaşım ve bilince ihtiyaç var. Kısaca özetlersek; hem Avrupa hem de Anadolu yakasında
tarihi alt üst edecek buluntulara ulaşılıyorsa kente dönüp çok hassas ve
dikkatli bakılması gerekir. Burada göz ardı edilemeyecek bir diğer nokta
ise kentte her gelenin farklılık yaratma çabasıyla bir eskisinin tahrip olmasıdır. Örnek verecek olursak; İstanbul’un Fikirtepe semti “kentsel dönüşüm”
kapsamına alındı. Daha önce yapılmış araştırmalarla Kadıköy, Pendik ve
Kartal’da yapılacak arkeolojik kazılarda tarihi altüst edecek ve diğer kazı
alanlarından çok farklı büyüklükte bir alana ulaşacağı biliniyor.
İstanbul’da değişimin başlangıç noktası Osmanlı’nın son döneminde başlıyor. Cumhuriyet’in aldığı mirası belirlemek için 19 ve 20’nci yüzyılın başına
kadar gelen kültürleri canlandıran ve o üslûpta gelişmiş büyük yapıları belirlemek gerekiyor. Belediye arşivlerindeki haritaları ve farklı belgeleri tararsanız Osmanlı’nın son döneminde fevkalade geniş projelerin yabancılarla üretildiğini görürsünüz. Bu da şu demektir: Cumhuriyet’in aldığı miras
Avrupa ve diğer gelişmiş kentlerdeki değişime koşut olarak gelişiyor. Bu
bakımdan Cumhuriyet mirasının başladığı noktaya bakacak olursak, Osmanlı’nın son döneminde İttihat ve Terakki Fırkası’nın ideolojisine uygun
olarak geliştiğini ve kentin bazı noktalarında büyük boyutlu yapıları Osmanlı’nın bazı öğelerini kullanarak yeniden yorumlama ve ünlü mimarlarla yaptığını görürsünüz. Bunların içinde Kemalettin Beyler, Vedat Beyler gibi o
dönemin ünlü mimarlarında birden bire boyutu değişen, fakat üslûp olarak
da biraz geçmişe öykünen, Osmanlı’yı getiren yapılar var. Kentin domino
ağırlıklı yapılarında diğer dokuya oldukça baskın bir yaratma dönemi bu.
Fatih’teki kaymakamlık binası, tarihi yarımada, iskele binası ve Kadıköy’de
meydandaki binalar, hal binası gibi yapılarda birden bire kentin boyutlarında büyüme oluyor. Bu, birinci temel değişim.
Prof. Dr.Metin Sözen
İkinci olarak da büyük bir zorluk çıkıyor karşımıza. İstanbul’un altyapısının
sağlam envanteri yapılmadığı için neyin nerede olduğu ve ne oranda, hangi
hassas noktalarda koruyacağı bilinci oluşmuyor.
Onun için masa başı planlar veya iyi irdelenmemiş dokuyu içeren tasarımlar
bir türlü şekil alamıyor. Ama şunu da belirtmek gerekir: Dünyanın en iyi, en
büyük plancıları getiriliyor ve büyük projeler üretiliyor. Özellikle tarihi yarımada, Taksim ve çevresi için… Hatta bu etkiler Bursa’ya da taşınıyor. Zafer Meydanı gibi İstanbul’a öykünen, onun devamı gibi olan büyük değişim
oralara da yansıyor.
1950’li yıllarda çekilmiş bir hava fotoğrafından Tophane, Cihangir ve Taksim.
B+ KIŞ 09
Ankara Yenişehir 27 Mart 1937
Kısacası doğru bir irdeleme yaparsak, İstanbul dediğimizde altı dolu üstü
dolu bir kentten söz ediyoruz. Ama İstanbul ahşap dokulu tarihi yarımadasıyla yangınlar veya benzeri büyük felaketlerle harap olmuş. Felaket sonrasının planlamasından düşünce değişikliğine, bugünkü bilincimizden çok
uzak, farklı boyutlarda ticaret ve konut bölgeleriyle, tarihi dokunun olduğu
yer ve çevresi arasındaki dengeler kurulmadan bugüne kadar geliyoruz. Ve
tabii Cumhuriyet de buna yeni şeyler ekliyor.
Türk mimarlığı
1950’lerde Avrupa
ve ABD’nin etkisiyle
rasyonalizme
yöneldi.
Cumhuriyet’in de kalıcı eserleri var... Ancak Cumhuriyet’in
ilk döneminde Ankara’nın imarına ağırlık verilmiş. İstanbul’da 1950’li yıllardan sonra yapılaşma ağırlık kazanıyor.
Tarihi yarımadada, özellikle de Vatan Caddesi’nin açılması
sırasında çok sayıda tarihi eserin de yok olduğu biliniyor.
Siz o dönemleri yaşadınız. Nasıl değerlendiriyorsunuz?
O dönemleri yakından da irdeliyorum. Hatta son olarak Manifaturacılar
Çarşısı’na tekrar bir yaklaşım söz konusu. Bununla ilgili bir de kitap çıkarıldı
ve orada şunu belirttim: Yangın ve yıkım geçirmiş bölgelerdeki yapılaşmada, Türkiye’nin ve dünyanın artık köşeye sıkıştığı en olumsuz şey ulaşımın
yoğun şekilde ve hızla değişmesi. Dün atlı araba ve tramvayla ulaşımın
sağlandığı bir kentte nüfus büyümesi ve herkesin altında araba olması, ana
arterler için hem tarihi hem de kültürel mirası bitirmeye götürecek kadar yoğun bir yanlışlığa sebep oluyor. Bu süreç hâlâ devam ediyor.
Demokrat Parti döneminde Beşiktaş’tan başlayarak -ki ben o zaman bu
işlerin içindeydim- Beyazıt Meydanı, Hasan Paşa Hanı, Aksaray ve ünlü
surların kapılarına kadar birden bire tek bir yere yeni ulaşım ağları kurulmaya çalışıldı. Demek ki nüfus büyümesi, geleneksel dokunun yanması ve yıkılması, kentin sağlıklı anıtsal yapılarını, çevredeki mahalleler ve mahalleye
bağlı olarak yaşayan dokuyu altüst etti. Konut olmayacak yerde konut, ticaret bölgesi olmayacak yerde ticaret bölgesi kurulması ve şimdi de kentin
boş kalmış neresi varsa oralarda siteler kurulması gibi yanlışlar büyük boyutta devam ediyor.
1950’li yıllarda Moda ve Kadıköy
10 B+ KIŞ
Vatan ve Millet caddeleri açılırken...
Meydansız bir kent İstanbul... Bizim sadece büyüklük ve işlevsel anlamda
bildiğimiz Taksim Meydanı ve Sultanahmet Meydanı var…
Roma döneminde, Fırat Nehri’nin kenarında da olsa kurduğu kentlerde
belirli meydanlar var. Meydanlarda da sanatsal - kültürel yapıtlar var. Roma’nın üstüne oturan Osmanlı’nın temel meseleyi koruduğu yer, bir bakıma
Sultanahmet. Çemberlitaş’taki meydanın yıkılan bir kısmına Elçi Hanı, Ali
Paşa Külliyesi ve diğer çarşılar yapılıyor. Kapalıçarşı’nın ise çok az kısmı Bizans’tan kalma; diğeri tamamen Osmanlı döneminde yapılmıştır.
Meydan sorunu Osmanlı’da büyük anıtsal camilerin avlularında çözülüyor.
Ayasofya’nın önünden hareket edersek, Ali Paşa, Beyazıt Camii ve çevresindeki avlu, Süleymaniye ve Şehzade’nin avluları, Fatih Camii büyük külliyeleri ve avluları etrafında topluyor. Avlu fikri farklı boyutta ve davranış biçimi
içinde oralarda uygulanıyor. Yani Roma’nın üstüne gelip oturmuyoruz, çünkü
o yol da daralıyor. Roma’nın eski yolunun iki tarafı yapıtlarla doluyor, dolunca daralıyor. Daralınca doku, ulaşım ne yapıyor? Osmanlı’nın son dönemlerinde bugünkü Sultanahmet’ten çıkan yolun iki tarafında Çemberlitaş’tan
başlayan avlu duvarlarını, binaları keserek yol genişletme yapılıyor. Tramvay
geldiği için de yeni bir yol gerekiyor. Birden bire kese - biçe gittiğimiz her
yerde, dokunun hassas noktalarını yitirdiğimizi görüyoruz; bu sistemle sorun
çözülemez hale geldi.
Taşlık Kahvesi
Amire Külliyesi’nin önü kesildi. Böylelikle yeni ulaşım sistemine ulaşacağım
diye hiçbir zaman planlanmamış, programlanmamış ve siyasilerin verdiği kararlarla fevkalade bir arsa oldu.
Dolmabahçe Sarayı’nın parçalarına Cumhuriyet hükümetleri Dolmabahçe
Stadı’nı yaptılar. Ne oldu? Dolmabahçe Sarayı’nın önündeki sebil, Serasker Dairesi gitti ve Istabl - ı Amire şimdi stadyum oldu. Ondan sonrasına
da üstündeki kalmış eski kasırların olduğu yerde bugün otel var. 1948 - 50
arasında Sedad Hakkı Eldem hocamız oraya bir nevi bir konsol çıkarak Dolmabahçe’yi üstten başa bir seyir terası yaptı. İkinci ulusal mimarlık akımına
uygun, geleneksel dokuyu anımsatan Taşlık Kahvesi... Ama önüne otel yapıldı ve arkada kaldı. Komik bir görüntü oluştu.
Birinci ulusal mimarlıkta Kemalettin Bey, Vedat Bey, Ali Talat Bey gibi son
Osmanlı’yı Cumhuriyet’in Ankara’sına da taşımış mimarlarımız mümkün olduğunca o dönemin akımı içindeki binalarıyla çekidüzen vermeye çalışmışlar. Onların eserlerinin hepsi bugün yaşıyor çünkü malzeme zengin, belirli bir
özen var ama bir cephe mimarisi başka.
Beşiktaş’taki Deniz Müzesi yeniden açıldı. Görebildiniz mi,
izleyebildiniz mi?
Dolmabahçe ve Çırağan sarayları ile Osmanlı’nın son dönemine de damgasını vurmuş bir semt Beşiktaş. Burada Cumhuriyet mimarisinin etkisiyle yapılmış kalıcı eserleri var mı?
Mesela yok olan bir Taşlık Kahvesi çok tartışılmış. Taşlık
Kahvesi yıkılmış, yerine otel yapılmış. Siz bir mimar, kent
uzmanı olarak ne düşünüyorsunuz?
İstanbul’da çok az yaşıyorum ama biraz kalabalık dağılsın, gideceğim. Orada Matbaa - i Amire’yi müze olarak açtık. Dolmabahçe Sarayı’nın en son
bandı. Onun dibindeki tütün deposu otel yoğunluğuna geldi, biraz da üzerine uzadılar, büyüttüler gibi geliyor. İkinci ulusal mimarinin eski Deniz Müzesi’nin önüne şimdi iskele kurmuşlar, onarıp, temizleyecekler. Taş bina
sağlam, kendisine göre bir dönemin varlığını hissettiriyor. Çağdaş müze ihtiyacını beraber çözmek çok yanlış bir iş değil. Ama ilk müze çekirdeğindekini
doğru işlevi entegre etmek gerekiyor.
Bu meslekte kültür tarihi açısından bakacaksınız. Uzmanlık alanı o kadar ölçeklerle iç içe girdi ki... Eminönü’nden başlayarak Karaköy, Dolmabahçe,
Beşiktaş aksı 1950’de inanılmaz bir şekilde yırtıldı. O kadar yırtıldı ki üstündeki bazı Sinan yapıları, mesela Molla Camii’nin dibi son dakikada yapıldı.
Oradaki hamam ve külliyeler gitti, Kazancılar yokuşundan indikten sonraki
alanda farklılıklar oldu ve son Osmanlı’nın iki tarafta yaptırttığı Tophane - i
Yeniyi yaparken eskiye öykünmek olmaz ama eski ve yeni arasında dengeyi
kurmak bir mimari beceridir. Tartışma gerektirir, kentin bir parçasına yeni bir
güç getiriyorsunuz; o gücün eskisini gölgelememesi gerekir. Yeni ihtiyaçlarla eski dokunun sağlam, birbirine bağlanacak elemanlarını, kimi feda edeceğimize karar vermemiz lazım ki tarih feda edilemez. B+
B+ KIŞ 11
Dünya Kuş Gözlem Günü
KUŞLARIN ŞEHRİ
İSTANBUL
Yazı: Evrim Tabur, Fotoğraflar: Ali Rıza Altınok
İstanbul’un, çoğumuzun ahbaplığının vapurda simidini paylaşmaktan pek öteye gitmediği 315
kuş türüne ev sahipliği yaptığını söylesek! Peki, “Kuş Gözlemciliği” diye bir şeyden bahsetsek...
Doğa Derneği Kuş Gözlem Sorumlusu Evrim Tabur, İstanbul’un kuşlarını anlatıyor…
İ
mparatorlukların incisi, ticaretin merkezi, 18 milyonun ve belki fazlasının sevgilisi, çilesi, umudu. Kargaşanın, kavganın ya da aşkın
şehri… Ve elbette ki “kuşların şehri” İstanbul…Bir gözlemcinin
gözünden bakınca; her kış 5 türden on binlerce martının, karabatağın, yelkovanın uğrak yeridir Boğaz. Şehrin temiz su havzaları
binlerce ve çeşit çeşit ördek türü için kış vahasıdır. Bahar aylarında binlerce leyleğin, kartalın, şahinin semalarında süzüldüğü, konakladığı
bir dar boğazdır bu efsane.
Yazın ebabil ve ak karınlı ebabillerin çığlıklarının çınlaması en çok Haydarpaşa’ya yakışır. Belgrad Ormanı, küçük yeşil ağaçkakanların, sıvacı kuşlarının, kızıl gerdanların ve daha pek çoklarının muhitidir. Küçücük korular ve
parklar ispinozların, baştankaraların, serçelerin ve daha nice minik ötücülerin büyük dünyalarıdır.
İstanbul’un yerlileri
Ve Topkapı Sarayı’nın Hasbahçesi… Gülhane gri balıkçılların ve yeşil papağanların evidir. Bazen mahremlerini, kavga dövüş koruduklarını görürüsünüz. Tophane Camii minaresinde av bekleyen gökdoğanındır, Boğaz keyfi. Ne de olsa eski İstanbulludur. En çokta kara çaylakların İstanbul’uymuş
12 B+ KIŞ
mazide buralar. Gerçi onlar buradan göçmek zorunda kalmışlar ya yeni
komşuların harala gürelsinden. Daha nice İstanbul yerlisinden, belki haberimiz bile yoktur.
Onların da yaşam hakkına var
Anlayacağınız her yanı kuşlarındır aslında bu dev metropolün. Ama çoğumuzun ahbaplığı vapurda simidini paylaşmaktan pek öteye gitmez. Bir
bölümümüz semada leylekleri görür görmez baharın gelişine ve bu yıl bol
gezeceğine sevinir.
Hiç birimiz bilerek onlara zarar vermez ya da yuvasını bozmaz ama İstanbul’un topraktan sahibi olan bu canlıların en az bizler kadar yaşama hakkı
olduğunu unutur ve hatta çoğu zaman umursamazlığımızdan ya da fark etmeyişimizden, onların yaşam haklarını çiğnediğimizi bile anlayamayız.
Örneğin; Melen Çayı’nın İstanbul’a getirilmesi ya da 3’ncü Köprü, 3’ncü
Havalimanı gibi en güncel konularda payımız olduğu kadar memleketlimiz
canlılar için de sorumluluğumuz olduğunu kabul etmeliyiz.
Yüzlerce kuş türü
Ve belki de bunun için kuşların şehri olan İstanbul’u bir kuş gözlemcisi gözünden görmek için çocukluk yıllarındaki meraklarımıza geri dönmeliyiz.
Nasıl mı? İstanbul gibi bir kuş cennetinde kuş gözlemciliği size, şehirdeki
üç yüz on beşten fazla kuş türünü tanıma ve en beklenmedik doğa sürprizlerini yakalama fırsatı sunacağı gibi, her yıl değişen şehrin nabzını da tutma
imkânı verecek.
Arı kuşu
İbibik
Kızıl sırtlı örümcek kuşu
Kara başlı çinte
Kuş gözlemciliği
Kısaca ifade etmek gerekirse kuş gözlemciliği, kuşların doğal ortamlarında incelenmesi, tanımlanması ve sayımıdır. Kuş gözlemcileri farklı kuş gözlem alanlarını
ziyaret ederek, gözlemledikleri kuş türü sayısını artırır ve doğa koruma araştırmalarına veri sağlarlar. Kuşların renkleri, davranışları ve yaşam alanlarının çeşitliliği insanları kuş gözlemciliğine çeken etkenlerdir. Kuş gözlemi yapabilmek
için belli yaş ve meslek sınırı yoktur. Bu işe başlayabilmek için dürbün, arazi kuş
kitabı ve not defterinizin olması yeterlidir. Eğer şu an bunlara sahip değilseniz bir
vapur seyahatinde etrafınızda uçuşan martılara biraz daha dikkatli gözlerle bakmak ve farklarını not defterinize yazmakla işe başlayabilirsiniz. Veya küçük bir
parkta serçeden daha renkli ve onun boyutundaki kuşları fark etmek için biraz
daha fazla zaman geçirebilirsiniz.
Taş kuşu
KuşBank Projesi
Kuşlar insan için her zaman ilgi çekici ve merak edilen canlılar olmuştu. Geçmişte
esas olarak avlanmak ve koleksiyonculuk için izlenen, araştırılan canlılardı kuşlar. 19’ncu yüzyıl sonlarından itibaren ise bugün bildiğimiz anlamıyla kuş gözlem
ve koruma çalışmaları gündeme geldi. Türkiye’de kuş gözlemciliği, 1980’li yıllarda dar bir çevrede doğa koruma dernekleri ile bağlantılı bir uğraş olarak başladı.
1990’lı yıllardan itibaren ise, kuş gözlem topluluklarının kurulması ve bu alanda
eğitimlerin başlaması ile kuş gözlemciliği tüm Türkiye’de yaygınlaştı. 2000’li yıllara geldiğimizde ise Doğa Derneği’nin çabaları bir toplum bilimi de olan bu hobiye giderek ivme kazandırdı. Kuş gözlemcilerin gözlem kayıtlarını aktardıkları
bir veri tabanı olan KuşBank projesi, o zamandan şimdiye bu yükselişin mihenk
taşlarındandır. Kuşçuların, gözlem sonuçlarını topladığı ve diğer gözlemcilerin
arazi sonuçlarını görebildikleri bu dijital sisteme düzenli olarak girilen gözlem
B+ KIŞ 13
Orman düdükçünü
kayıtları sayesinde doğal alanlardaki değişimler, kuşlar aracılığıyla izlenebiliyor. Bu şekilde alanların yakın gelecekteki durumları önceden tespit ediliyor (www.kusbank.org).
Kuş fotoğrafçılığı da dijital makinelerin gelişmesi ile pek çok meraklısı olan,
keyifli, zorlu ve pek çok türün belgelendiği bir uğraş halini almış durumda.
Son yıllarda kuş gözlemciliği ve fotoğrafçılığı birbirini besleyerek ülkemizde pek çok kuş türü hakkında keşiflerin yapılmasını sağlıyor (www.trakus.
org).
İstanbul’da kuş gözlemlemek ve İKGT
İstanbul’da kuş gözlemlemek için merakınız olması ve algılarınızın kuşlar
için açık olması ilk başlarda yeterli olacaktır. Ancak deneyim paylaşımı ile
gelişecek kuşçuluk yetenekleriniz için size eşlik edebilecek yoldaşlarla bir
araya gelmek isterseniz, İstanbul Kuş Gözlem Topluluğu (İKGT) ile tanışmalısınız.
Bataklık kırlangıcı
Topluluk ayda iki kere gerçekleştirdikleri toplantılar ile bilgilerini paylaşırken, düzenlediği gözlem gezileriyle size kuşlarla buluşma imkânı veriyor
(www.ikgt.org). Her yaş grubundan, farklı mesleklere sahip, kuş ve doğa
meraklısı İstanbullulardan oluşan topluluk, tüm gezi ve toplantıları gönüllülerinin çabaları ile gerçekleşiyor ve kâr amacı gütmüyor.
Dünya Kuş Gözlem Günü ve Ortaköy Şenliği
Fotoğraflar: Can Cihan Saltık
Bu yıl 20’incisi gerçekleştirilen Dünya Kuş Gözlem Günü, Türkiye’nin pek
çok yerinde olduğu gibi İstanbul’da da Beşiktaş Belediyesi ve Doğa Derneği ortaklığı ile Ortaköy’de renkli bir şenlikle kutlandı.
Dünya Kuş Gözlem Günü, göçte kuşların karşılaştıkları zorlukları daha çok
kişiye aktarmak ve göçün çarpıcılığını göstermek için Dünya Kuşları Koruma
Kurumu’nun (BirdLife International) üyeleri tarafından her yıl ekim ayının ilk
hafta sonu 35’den fazla ülkede çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.
Dünya Kuş Gözlem Günü Ortaköy Şenliliği ile kuş göçünün inanılmaz bilgi-
14 B+ KIŞ
lerini İstanbullularla paylaşmak ve göç mucizesini birlikte kutlamak istedik.
Bu keyifli günde pek çok İstanbullu ile birlikte Nilay Tezsay, Meltem Taşkıran Şan Atölyesi, sokak şarkıcıları, El tango classico ve Tangog dans okulları, kukla sanatçıları, İstanbul Kuş Gözlem Topluluğu üyeleri ve Kabataş Erkek Lisesi kuş gözlem topluluğu ile birlikteydi.
Göç eden kuşların da bizi yalnız bırakmadığı şenlikte, kuş fotoğrafçısı Ali
Rıza Altınok’un İstanbul kuşlarından oluşan fotoğraf sergisi de Ortaköy
meydanında ilgililerin seyrine açıktı.
Eğer kuşların dünyasını kendi başınıza keşfetmek isterseniz İstanbul ve civarındaki “Önemli Doğa Alanları” (ÖDA) içindeki yerlere gidip kuş gözlemi
yapabilirsiniz.
Beşiktaş’ın Kartalları
Dünyadaki büyük göçler hepimizde şaşkınlık ve hayranlık uyandırır. Bu
mucizevi göçlerden biri de süzülerek uçan kuşların binlerce kilometrelik
yolculuklarıdır. İstanbul bu büyük göçün en önemli 4 noktasından biri. Avrupa’dan Afrika’ya doğru, kara üstünde ısınan havanın kolaylaştırıcılığı ile
yolculuk eden kuşlar aynı bir kum saatinin bir yanından diğerine geçen kum
taneleri gibi İstanbul Boğazı üzerinden geçiyor.
Bu da, her yıl bir milyona yakın kuşun İstanbul ve ilçeleri üzerinden geçmesi anlamına geliyor. Süzülerek göç eden bu kuş türleri arasında leylekler,
pelikanlar, şahinler, atmacalar, doğanlar ve 9 farklı türden kartal da var. Bu
binlerce kuş, özellikle sonbahar aylarında Beşiktaş üzerinden de geçerek
Anadolu yakasına doğru gidiyor. Bu dönemde Beşiktaş’ın semalarında süzülen küçük orman kartalları, büyük orman kartalları, bozkır kartalları, şah
kartallar, küçük kartalları, balık kartalları, yılan kartalları, çok çok nadir de
olsa kaya kartallarını ve tavşancılları görmek mümkün. B+
Kukumav
Ali Rıza Altınok’un İstanbul kuşlarından oluşan fotoğraf sergisi.
B+ KIŞ 15
Çocuk Bilim Merkezi
16 B+ KIŞ
KÜÇÜK
MUCİTLER
İŞ BAŞINDA
Yazı: Murat Selenoğlu, Fotoğraflar: Levent Özer, Murat Selenoğlu
A
tom ya da kuantum fiziği; elementler, kimyasallar veya
karmaşık insan anatomisi... Bilim her ne kadar karışık görünse de uğraşanı için o kadar zor değil. Sabunu, kremi,
kan grubu testinizi veya elektrikli böceğinizi, robotunuzu kendi kendinize yaptığınızı düşünün... Görünüşte zor
ancak imkânsız değil; ilköğretim çağında olsanız bile...
Beşiktaş Belediyesi, bünyesinde kurduğu Çocuk Bilim Merkezi’yle ilköğretim çağındaki çocukları bilimle buluşturuyor.
Uzmanlar beyin gelişiminin yüzde 60’lık kısmının 4 – 7 yaş döneminde; yüzde 90’lık kısmının ise 4 – 11 yaş grubu süresinde oluştuğunu belirtiyor. Beynin yüzde 10’luk bir gelişme sağladığı 9 – 11 yaş grubu döneminde bireyde
sayı, uzay, zaman, ağırlık, boyut, hacim kavramları iyice yerleşmeye başlıyor.
Mantıklı ve soyut düşünme yeteneğinde kuvvetli bir ilerleme olurken kendi
kendilerine öğrenme yetenekleri de gelişiyor.
Beşiktaş Belediyesi bu gerçeklerden hareketle 3 – 4 – 5’inci sınıf ilköğretim
çocuklarına yönelik Çocuk Bilim Merkezi’ni faaliyete geçirdi. Akatlar Kültür
Merkezi’ndeki binasında bu eğitim – öğretim yılında hizmete giren Çocuk
Bilim Merkezi, Belediye sınırları içerisindeki 3’üncü, 4’üncü ve 5’inci sınıflarda eğitim alacak 6 bin altı yüz çocuğa ulaşmayı amaçlıyor.
Çocuk Bilim Merkezi’yle ilköğretim çağındaki
çocuklar bilimle buluşuyor. “Bilim çocukları”
sabundan elektrikli böceğe, robottan oyuncağa,
hayallerini Çocuk Bilim Merkezi’nde yaratıyor…
Elektrikli böcek, oyuncak...
Çağımızda çocukların en büyük tutkusu oyuncak ve elektronik aletler. Bu
atölye, çocukların kendi “oyuncaklarını” kendilerinin tasarlamasına olanak
sağlıyor.
Örneğin Fizik Atölyesi’nin en gözde deneyi veya oyuncağı, “elektrikli böcek.” Çocuklar elişi kâğıtlarına kendi tasarladıkları herhangi bir hayvanın
şeklini yapıyor. Bir sonraki aşamada kâğıttaki hayvan figürünün gözlerinin
yerine konulan lambaların 9 voltluk bir pil ve düzenek yardımıyla yanıp – sönmesi sağlanıyor.
Çocuklar müthiş keyif aldıkları bu deneyle hem elektriğin çalışma sistemi ile
ilgili bir şeyler öğreniyor hem de kendi yaptıkları oyuncağa sahip oluyor.
Kimya Atölyesi: Sabun, krem...
Yanlış okumadınız! Eczanede, markette satılan sabun ve el kremi bu atölyelerde yapılabiliyor.
Çocuklarda sentetik ve doğal materyal seçimlerinde bilinç yaratmak önemli.
Madde ve maddeyi oluşturan yapı taşlarının kavranması ve günlük hayatta
kullanılabilir hale getirilmesi bu atölyenin ilk amacı.
Çocuk Bilim Merkezi farklı ilgi alanları için değişik tipte atölyelerde; hem çocukların ilgi alanlarını keşfetmelerini sağlayamayı hem de hayatın içinde her
gün yüzlerce kez karşılaştıkları “şaşırtıcı olayları” neden – sonuç ilişkisi içinde
sorgulayarak farkındalıklarını geliştirmelerini ve öğrenmelerini amaçlanıyor.
Zararsız kimyasalların seçildiği ve kullanıldığı bu atölyede yapılan el kremi ve
sabunlar kalıplara dökülüyor; çocuklar ürettikleri sabunları, kremleri evlerine
götürebiliyor. Çocukların “yanardağ” dediği “köpürtme deneyi” ise atölyenin
en heyecan verici bölümünü oluşturuyor.
Atölyeler
Biyoloji atölyesi: Hayvanlar, kan grubu testi
Çocuk Bilim Merkezi faaliyetlerini İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile koordinasyonlu olarak yürütüyor.Merkezde bulunan laboratuvarlar, eğitmenlerin deyimiyle atölyeler şeklinde tasarlanmış. Atölyede deneyleri birebir çocukların yapmaları, hatta kendilerinin bir şeyler üretmeleri hedefleniyor. ÇBM’de
hem okul müfredatına uygun ama kimi yerde onu da aşan deneyler yapılıyor.
“Yeşil Oda” olarak da adlandırılan Biyoloji Atölyesi’nde çocuklara hem insan
hem hayvan hem de doğal yaşam hakkında bilgiler veriliyor.
Canlı deneylerle insan vücudunun hayati organları tanıtılıyor, insan iskeleti
oluşturuluyor. Görsel ve işitsel sunumlarla hayvanlar ve bitki âlemiyle tanışan
çocuklar, kirli su incelemesi yapıp, kan grubu testini de öğreniyor.
B+ KIŞ 17
Diğer bilim merkezlerinden farkı...
Türkiye’de genelde bilim merkezlerinde çeşitli istasyonlar kuruluyor. Bu
istasyonlarda bütün bilimleri kapsayan deney malzemeleri yer alıyor. Örneğin
fizikte Newton veya matematikle ilgili bir köşe oluşturuluyor. Bilim insanlarına
ve onların kuramlarına yönelik büyük oyuncaklar şeklinde düzenlemeler
yapılıyor. Çocuklar o kuramı okuyor, anlatıyor, inceliyor ve bu yolla kuramı
anlamaya çalışıyor. Veya bu tür merkezleri müzeymişçesine geziyor. Oysa bu
merkezde çocuklar doğrudan atölyelere girerek, deneyimleyerek öğreniyor. Bu
da çocukların farkında olarak öğrenmelerini sağlıyor; işleyişi daha iyi anlayan
çocuklar, gerçekten öğrenmiş oluyor.
Eğlenerek öğrenme
Bu yaş grubu zaten küçük, ilgi alanları sınırlı ve dikkatleri kısa... İlgiyi üst seviyede
tutmak için bunu eğlendirerek yapmanız gerekiyor. Eğitmenler burayı bir okul
formatında, “ders sıkıcılığında” değil de çocukların eğlenerek öğrenecekleri bir
ortam haline getirmeye çaba harcıyor.
Neden 3 – 4 ve 5’inci sınıf öğrencileri?
Bilim merkezlerindeki atölyeler lise düzeyinde bilimleri içeriyor. Ama burada bilgiler ilkokul seviyesine indiriliyor. Böylece aslında çocukların pek de sevmediği
matematik ve fen bilimleri, daha hiç tanımdan atölyelerde sevdikleri dersler haline geliyor. Merkez yetkilileri de, “Küçük yaşta ve bu kadar eğlenceli hale getirerek öğretebilirsek şayet, önümüzdeki yıllarda da zorlanmayacaklarını düşünüyoruz” diyor.
Melih Can (9 yaşında)
Bugün elektrikli böcek yaptık.
Lambası da var, yanıyor. Ve
uçuyor. Çok eğlenceli.
Atölyeler 20 kişilik
Her atölye 20 kişilik olarak oluşturuldu. Hafta arası ve hafta sonu cumartesi günleri atölyeler açık... Çalışma sistemi, okul gibi. Sabahçı olanlar öğlen, diğerleri ise
sabah geliyor.
Eğitmenler
Her laboratuvarda bir Fen Bilgisi öğretmeni ile Fizik, Kimya ve Biyoloji branşı
öğretmeni var. Fen Bilgisi öğretmeni seçimi bu bilimleri çocukların seviyesine
indirgemeyi amaçlıyor. Diğer öğretmenleri ise deneylerde yardımcı oluyor. Yani
her atölyede 3 öğretmen bulunuyor. B+
Arda (9 yaşında)
Metali birbirine değdirince
lamba yanıyor. Çok güzeldi.
a)
Malik (10 yaşınd
uncağımız
y
o
,
z
u
r
o
iy
n
le
Eğ
lenceli.
oluyor. Çokyeuğm.
Mutlu
18 B+ KIŞ
Hedef robot: İmkânsız mı?
“Bu bir başlangıç...” diyor yetkililer. Nitekim faaliyetine kısa bir süre önce geçmesine rağmen Çocuk Bilim
Merkezi’ne 6 ve 7’inci sınıflardan da yoğun talep var.
Ki şimdi bunun hazırlıkları yapılıyor. Önümüzdeki dönemde atölyelerin sayısı arttırılıp, çeşitlendirilmesi için
planlar mevcut. Şubat tatili ve Yaz Okulu’nun programları ise şimdiden hazırlanıyor.
Bir de ilgili olan çocuklarla özel projeler var. Örneğin
farkındalık yaratan çocuklarla “Proje Atölyesi” kurulması gündemde. Çünkü bazı çocuklar robot yapmak
istiyor. İmkânsız mı dersiniz?
B+ KIŞ 19
Kazanım
NEFES ALMA
DURAKLARI
Yazı: B+, Fotoğraflar: Can Cihan Saltık, Levent Özer, Şenol Kaşıkçı, Murat Selenoğlu
Sınırları içinde bulundurduğu 124 adet parkıyla,
beton şehir İstanbul’un kamuya ait en çok yeşil
alanına sahip kenti Beşiktaş’a kent için büyük
önem taşıyan 3 yeni park daha ekledi…
20 B+ KIŞ
B
eşiktaş Belediyesi, yeni yeşil alanların oluşturulması ile
var olan yeşil dokunun korunması, bakımı ve iyileştirilmesi
çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Belediye, kentin güzelleşmesi ve çevre kirliliğinin önlenmesinde büyük önem
taşıyan yeşil alanlara 3 yeni park daha ekledi. Beşiktaş
Belediyesi tarafından Dutluk, Mısırlıbahçe ve Cihannuma
parkları kentlilerin kullanımına açıldı.
Dutluk Parkı
Gayrettepe Mahallesi Karadut Sokak’ta bulunan
park, 4 bin 500 metre karelik alana sahip. Park alanı
içerisinde basketbol sahası, çocuk oyun alanı, fitness
alanı ile piknik alanı bulunuyor.
B+ KIŞ 21
Mısırlıbahçe Parkı
Türkali Mahallesi Mısırlıbahçe Sokak’ta bulunan ve 2 bin
400 metrekarelik alana sahip parkta basketbol sahası,
çocuk oyun ve fitness alanı ile 65 adet çeşitli türde yetişkin ağaç bulunuyor.
22 B+ KIŞ
Cihannuma (Tapu) Parkı
Tapu Parkı adıyla da bilinen Cihannuma Parkı, adını kurulu olduğu mahalleden alıyor. 3 bin metrekarelik alana sahip park içinde fitness ve kedi evi de bulunuyor. Ancak bu
parkın en önemli özelliği engellilere yönelik verdiği hizmet.
Parkta, engelli vatandaşlara yönelik fitness alanı ile yine engelli çocukların kullanabileceği kombine oyun alanı da yer
alıyor. B+
321 bin 214 metr
e
park alanı kare
Büyükşehir Bele
diyesi
tasarrufunda ola
nlar hariç
Beşiktaş sınırları
için
adet park alanı b de 124
ulu
İlçe sınırlarındaki nuyor.
to
park alanı yaklaşı plam
k 321 bin
214 metrekare. B
Beşiktaş, İstanb u sayıyla
ul’u
listesinin en üst sı n yeşiller
ralarında...
B+ KIŞ 23
Kazanım
KIYAMETİ BEKLEMEYİN!
BEŞİKTAŞ
AFETE HAZIR
Yazı: B+ Fotoğraflar: Levent Özer
Doğal afet riskleri bulunan ülkemizde afetlere nasıl hazırlanıyoruz? Kendinizi ve ailenizi nasıl
koruyacaksınız? Aile afet planınız var mı? Beşiktaş Belediyesi tarafından ikincisi açılan Afet
Yönetim Merkezi, afet anında tüm ihtiyaçlara anında yanıt veriyor…
Ü
nlü belgesel kanalı National Geographic’te “Kıyameti
Bekleyenler” programını izlemişsinizdir. İnşa ettikleri korunaklı yapılardan sığınaklara kadar hayatın beklenmedik
yönlerine her şekilde hazırlık yapan ve bu konuda sınır
tanımayan insanların hikâyesinin anlatıldığı programda
uzmanlar, en kötü senaryonun gerçekleşmesi halinde,
bu insanların hayatta kalma şanslarının yüksek olduğunu söylüyor. Peki biz?
Her zaman çeşitli doğal afet riskleri bulunan ülkemizde afetlere nasıl hazırlanıyoruz? Kendinizi ve ailenizi nasıl koruyacaksınız? “Aile afet planı”nız var
mı? veya afet ve acil durum çantası hazırladınız mı hiç? Yoksa siz hâlâ “Bana
birşey olmaz mı” diyorsunuz?
24 B+ KIŞ
Beşiktaş Belediyesi tarafından ikincisi açılan Afet Yönetim Merkezi’nde tüm
bu sorunların cevapları sizi bekliyor. Çünkü bu yeni merkez, sadece afetlerden sonra yardıma koşan bir kuruluş olarak değil; vatandaşları afetlere karşı
hazırlayan ve bilinçlendiren bir merkez olmak istiyor. Özetle, aradığınız ve
ihtiyaç duyduğunuz herşey, bu merkezde.
Kentlerimiz güvenli değil
Türkiye, jeolojik yapısı, topografyası ve meteorolojik özellikleri gibi nedenlerle, her zaman çeşitli doğal afet tehlikelerine açık bir ülke. Türkiye’de baş
ta depremler olmak üzere, heyelanlar, su baskınları, erozyon, kaya ve çığ
düşmeleri, kuraklık başlıca doğal afetlerdir. Yapılan bir araştırmaya göre
Güvenli yaşam kültürü
Doğal tehlikelerin ülkemizin bir gerçeği olduğu bilinciyle önceden hazırlanarak, afet
ve acil durumlarda bilinçli, eğitimli ve planlı
hareket etmeliyiz. Afetler konusunda “bilgi
sahibi” olarak; “önlem” alarak; “bireysel hazırlıklarımızı” tamamlayarak ve “güvenli yaşam
kültürü”nü hayatımızın tüm alanlarına taşıyarak tehlikelerin yaratabileceği zararları en aza
indirgeyebiliriz.
Güvenli yaşam her türlü tehlikeye karşı bilgili
ve hazırlıklı olmakla mümkündür. Bunun için;
* Afet riskine nasıl hazırlanacağınızı ve nasıl
korunacağınızı öğreneceğiniz eğitim programlarına katılın.
* Yapınızın ilgili yönetmeliklere uygun inşa
edildiğinden ve iskân ruhsatı vb. izinlerinin
alındığından emin olun.
* Aile üyelerinizle birlikte Aile Afet Planı hazırlayın.
* Kendiniz ve aile üyeleriniz için Acil Durum
Bilgi Kartı hazırlayın.
* Afet veya acil durum sonrası aile üyelerinizle
buluşacağınız alanları belirleyin.
* Tüm aile bireylerinin acil durum ihtiyaçlarını
karşılamak üzere bir Afet ve Acil Durum Çantası hazırlayın.
* Tüm aile bireylerinin acil durum telefon bilgilerini bildiğinden emin olun.
* Evinizde ve işyerinizde “Tehlike Avı” yapın.
Size zarar verebilecek eşyaları sabitleyin veya
yerlerini değiştirin.
* Zorunlu Deprem Sigortası yaptırın.
* Evinizin tesisatlarının (doğalgaz, su ve elektrik) yerlerini ve nasıl kapatılacağını öğrenin.
* Afetler sırasında nasıl davranmanız gerektiğini öğrenin.
* Yaşam alanlarınızda afet öncesi ve sonrasında oluşabilecek yangın risklerini belirleyin.
* Yaşam alanlarınızdan nasıl tahliye olabileceğiniz bilgisini öğrenin.
* İhtiyaç duyabileceğiniz ilkyardım bilgisini
öğrenin.
* Planlarınızı kontrol edin, güncelleyin ve tatbik edin.
20’nci yüzyılın başından bu yana Türkiye’de meydana gelen doğal afetler
sonucunda 87 bin kişi hayatını kaybederken, 210 bin kişi yaralandı ve 651
bin konut ağır hasar gördü.
netrim Merkezi vatandaşları hem doğal afetlere hem de olası kazalara karşı hazırlıyor. Bilindiği gibi ilk Afet Yönetim Merkezi 2008 yılında Akatlar’da
açıldı. Yeni merkezin adresi ise Aykut Barka Deprem Parkı.
Uzmanlar günümüzde özellikle büyük kentlerin nüfus artışı, yoğun göç, kaçak ve denetimsiz yapılaşma, plansız ve rant amaçlı şehirleşme gibi nedenlerle doğal afetler açısından 1999 yılı öncesine oranla daha güvenli olmadığına dikkat çekiyor.
AYÖM neler yapıyor?
Bilgi, plan ve hazırlık...
Dünyanın hiçbir ülkesinde herhangi bir afet sonrası sağlık, itfaiye ve acil yardım ekiplerinin tüm bireylere aynı anda ulaşması mümkün değildir. Afetlerin
ilk dakikalarında herkes kendi başınadır. Bu nedenle bireyler afet sonrası
“altın saatler” olarak adlandırılan ilk 72 saat (3 gün) için hazırlıklı olmalıdır.
İşte tam bu nedenlerle Beşiktaş Belediyesi’nin hizmete açtığı yeni Afet Yö-
Akatlar’daki ilk AYÖM, olası felaketlerde birimler arası koordinasyon için
ana merkez görevini yürütüyor. Merkezde 4 ana kurtarma ekibi bulunuyor.
Bu ekipler farklı afet durumlarıyla ilgili çalışmalar yürütüyor. Her biri kendi
alanında uzman 120 kişinin görev yaptığı Merkez’e bağlı her ilçede 30 kişilik Mahalle Gönüllü Kurtarma Ekipleri bulunuyor. Genç gönüllüler olası afet
durumlarında ana ekiplere her türlü desteği sağlamak için eğitilerek hazırda
bekliyorlar.
Aykut Barka Deprem Parkı’na hizmete açılan ikinci Afet Yönetim Merkezi’nde ise afet öncesi bilgilendirme çalışmaları yürütülüyor. Merkezlerde ve
B+ KIŞ 25
yerellerde uzman eğitmenlerle yapılan tatbikatlarla vatandaşlarımız bilgilendirilerek, felaketlerle ilgili pratiklerini geliştiriyor. Burada Beşiktaş halkına
gerekli kurslar verilerek vatandaşların bilinçlendirilmesi hedefleniyor. Ayrıca
afet sonrasında halka gerekli araç gereç, barınak ve sağlık hizmetleri verilmesi de bu merkezin planları arasında bulunuyor.
Ne tür eğitimler veriliyor?
Aykut Barka Deprem Parkı’nda afet öncesi, afet anı ve afet sonrası için uzman ekiplerce sadece halka değil, Belediye personeline de eğitim veriliyor.
Ayrıca belli aralıklarla, vatandaşlar, Beşiktaş Meydanı’nda AKUT’la birlikte
kurulan deprem simülasyonlarıyla deprem anını yaşayarak deneyim kazanıyor. Devamlı verilen temel afet bilinci eğitimleriyle vatandaşların bilgisi arttırılıyor.
Önümüzdeki günlerde yapılması planlanan tatbikatlardaysa afet sırasında
yapılması gerekenlerin yanında ekipmanların nasıl kullanılacağı, toplanma
alanlarına nasıl geçileceği gibi konular ele alınacak.
gereksinimleri karşılayacak araçlar da bulunuyor. Kişisel, ilk yardım, ağır
kurtarma, teknik kurtarma, aydınlatma, barınma ve kamp ekipmanlarının
bulunduğu merkez her türlü ihtiyacı da içinde barındırıyor.
Afet çalışmalarına ek olarak, Afet İstasyonu konteynırları, konteynırların bulunabilmesi için sokaklara yönlendirme oklarının yapılması ve konteynır bilgi
panoları, Beşiktaş sokaklarına yerleştirildi. Bunların yanı sıra afet toplanma
alanlarının da belirlendiği tabelalar da vatandaşları olası afet sonrası nerede
toplanacaklarını gösterir nitelikte. Afet toplanma alanlarının listesini Beşiktaş Belediyesi’nin web sayfasında bulabilirsiniz.
Çadır Kent Alanları:
Beşiktaş’ta yer alan parklar, yeşil alanlar ve futbol sahaları içerisinden, eğimi
az olanlardan seçildi. Bu alanların su, yol, elektrik ve kanalizasyon gibi altyapıları tamamlandı. İstanbul Valiliği, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü yetkilileri
ile birlikte yerinde incelenerek Çadır Kent Alanları Belirlendi.
Hangi ekipmanlar bulunuyor?
Mahalle Afet Toplanma Alanları:
AYÖM’de afet anında ve sonrasında kullanılacak acil ve temel
Her mahallenin nüfus yoğunluğu ve kullanılabilir toplanma alanı esas alına-
26 B+ KIŞ
AYÖM’de afet
anında ve sonrasında
kullanılacak acil ve
temel gereksinimleri
karşılayacak araçlar
bulunuyor.
rak sokak bazında belirlendi. QR Code işlenerek sokak yönlendirme direklerinde gösterilmiş ve binalara etiket yapıştırılması suretiyle vatandaşlara
bildirildi.
şehir Belediyesi Deprem ve Zemin İnceleme Müdürlüğü’nden ilçemize ait
güncel harita ve raporlar temin edildi.
Ön Hasar Tespit ve Geçici İskân Servisleri:
Afet İstasyonları:
İstanbul Valiliği’nden Beşiktaş Belediyesi’ne devredilen 16 adet afet konteynırı kente dağıtıldı. Her yıl periyodik olarak yenileme ve bakım çalışmaları Emlak ve İstimlâk Müdürlüğü’nce yapılıyor. Vatandaşları bilgilendirmek
amacıyla afet istasyonlarının yanlarına bilgi panosu asılı ve olası bir afet sonrası konteynırların uzman ekiplerce bulanabilmesi için ilgili sokaklara afet istasyonunun yerini gösteren sokak yönlendirme okları yerleştirildi.
Belediye personelinden Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezi’nde görev
alacak kurum ve kuruluş vardiya personelleri listesi; ön hasar tespit ve geçici
iskân servisleri listeleri oluşturarak, bu listeler İstanbul Valiliği İl Afet ve Acil
Durum Müdürlüğü’ne ve İstanbul Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne
bildirildi.
Afet sonrasında morg olarak kullanılabilecek soğuk hava depoları ile seyyar
hastane kurulabilecek yerler tespit edildi. B+
Zemin Raporları:
Beşiktaş’ın zemin etüdü ve ilçenin depremsellikle ilgili tüm çalışmaları İstanbul Teknik Üniversitesi işbirliğiyle tamamlanmıştır. Ayrıca İstanbul Büyük-
B+ KIŞ 27
Heykel
Yazı: Nazan Ortaç, Fotoğraflar Barış Acarlı
Akatlar’daki Sanatçılar Parkı’nda Mehmet Aksoy imzasını taşıyan Nâzım Hikmet heykeli,
usta şairin bu topraklardan evrensele ulaşmasını simgeliyor...
B
eşiktaş Akatlar’daki Sanatçılar Parkı, şehrin içinde sessiz sakin bir vaha. Parkın içinde dolaşırken sanatın her dalına rast geliyor, ülkenin kıymetli sanatçılarını yâd etme şansı buluyorsunuz.
Parkın en dikkat çekici eserlerinden biri, girişine
yeni dikilen heykeltıraş Mehmet Aksoy’un imzasını taşıyan Nâzım Hikmet heykeli. Aksoy’un, ünlü şairin 100’üncü
yaşını kutlamak amacıyla yaptığı eser, Nâzım’ın İstanbul’la bütünleşmesini, onun İstanbul sevgisini ve bu ülke topraklarından
çıkıp, evrenselliğe ulaşmasını anlatıyor. İstanbul’a, Beşiktaş’a çok
yakışan bu heykelin hikâyesini, yaratıcısı Mehmet Aksoy ile konuştuk…
Sanatçılar Parkı’ndaki Nâzım heykeliniz çok özel bir
eser… Nedir hikâyesi?
Nâzım Hikmet’in 100’üncü yaşıyla ilgili bir heykel yapmak istedim.
Beşiktaş Belediyesi ile konuştum, heyecanlandılar projeye… Nasıl bir heykel yapalım diye düşünürken; “Nâzım, bir dünya şairidir,
Anadolu’dan çıkmış, bu coğrafyadan çıkmış, evrensele ulaşmış
büyük bir dünya şairidir… Onun şiirine, düşüncesine, sanat anlayışına yakışsın” diyerek bu heykeli tasarladım. Çıkacak heykelin
şiiri gibi olmasını istiyordum. Epey bir düşündüm. Ve Boğaz üstünde, Asya ile Avrupa’yı birleştiren bir kültür köprüsü gibi tasarladım. İstanbul’u çok sevdiğini biliyoruz, Boğaz’ı çok sevdiğini
biliyoruz. Kafasının boşluğundan da Boğaz geçiyor zaten. Nâzım’ın İstanbul’la bütünleşmesini, sevgisini anlatmaya çalıştım. Bu
ana fikirden çıktım. Kafasının boşluğundan, Avrupa yakasındaki
tarafından yine Nâzım’ı anlatan içbükey bir Nâzım Hikmet profili görüyoruz. Onu çevreleyen kütleler de evrenselliği gösteriyor.
Saçlarındaki kıpırtılar, kafasındaki ışık, onu denizle buluşturuyor.
Eserin, Beşiktaş ile buluşması nasıl oldu?
Beşiktaş Belediyesi ile Nâzım Hikmet Vakfı üzerinden bağlantı
kurduk. Tarık Akan, Rutkay Aziz ve ben, bu fikrimizi söyledik. Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal çok heyecanlandı ve projeyi
kabul etti. Başkan’ın sanata ve sanatçılığa bakışı zaten ortada!
Heykeli ilk önce Ortaköy’e koymak istedik, ama Büyükşehir Belediyesi izin vermedi. İsmail Ünal, heykelin Ortaköy’de olmamasına üzüldü, ama onu kutlamak gerekir. Bayrağımızı bile dikemediğimiz bugünlerde, Sanatçılar Parkı’nda Nâzım Hikmet heykeli
dikilmesi önemlidir!
“Nâzım, şiirle insana dünyayı
dolaştırır!”
“En sevdiğim Nâzım Hikmet şiiri ‘Saçları Saman Sarısı’dır. Ustalığını çok iyi konuşturur, basit bir yolculuktan yola çıkar ve dünyayı dolaştırır insana, orada dünya
şairi olduğunu gösterir. Bach’ın bir konçertosu üzerine
de bir şiir yazmıştır; bence bir konçerto üzerinden yazılabilecek en iyi şiiri yazmıştır. Tekrarı tekrarsızlığı ve
monotominin zenginliğini öyle anlatmıştır ki ‘Kurtuluş
Savaşı Destanı’ belki de dünyada yoktur! Muhteşem
bir bütünü anlatıştır… Bir halkın destanıdır… Nâzım büyük şair, ondan çok şey öğrenilebilinir.”
B+ KIŞ 29
DAVET
Nâzım Hikmet’in sizin hayatınızdaki önemi büyük, hatta
“Nâzım benim heykel hocam” diyorsunuz, bunu biraz açar
mısınız?
Nâzım’a bakınca, sanata bakmayı öğreniyorsun. Bir şiir nasıl heykele, resme dönüştürülür, onu görüyorsun. Nasıl bir Abidin Dino, İbrahim Balaban,
Nâzım’ın şiirlerinden resim yapabiliyorsa, ben de onun şiirlerinden heykel
yapıyorum. Bu da, Nâzım’ın şiiriyle bütünleşen bir heykel oldu. Nâzım’ı ben
çok iyi bilirim, 1977 yılında Berlin’de, “Nâzım Hikmet 75 yaşında” diye Nâzım haftaları yapmıştım. O zaman Berlin’de yaşıyordum. Bir hafta boyunca Nâzım’ın nesi varsa; heykel, resim, grafik, fotoğraf, tiyatro, şarkı bunları
göstermiştik. Dünyadaki tüm arşivini toplamıştık. Ben Nâzım’ın şiirini hem
çok severim hem de öğretici bulurum. “Benim ustamdır” diyebilecek kadar
severim şiirini. Çünkü onun şiirinden çok şey öğrenmişimdir. Tabii bu şiirleri forma dönüştürmek önemlidir. Onun sanat görüşlerini de yakın bulurum
kendime. Özellikle içerikle biçim ilişkisindeki düşüncelerini… Yeniliğin, içerikten geldiğini ve her içeriğin bir düşüncesi olması gerektiğini… İç sesi...
İçerikle bütünleşen formun her zaman içeriği zenginleştirdiğini, Nâzım’dan
öğrenmişimdir.
Biraz evvel de bahsettiniz, Nâzım’ı konu alan birçok çalışma
yaptınız. Bunların arasında öne çıkan, sizin için farklı bir anlamı olan bir eser var mı?
Benim Nâzım için yaptığım birçok iş var, ama en önemlisi bu heykel oldu.
Nâzım bir coğrafyadan dünyaya bir köprü attı. Bu eser de dünyaya açılan
bir Nâzım köprüsü ve benim için anlamı çok büyük. B+
30 B+ KIŞ
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim....
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...
Nâzım HİKMET
Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
ölürsem kurtuluştan önce yani,
alıp götürün
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni.
Nâzım Hikmet
B+ KIŞ 31
Sokaktaki tarih
SANATIN İZİ
BEŞİKTAŞ
SOKAKLARINDA
Yazı: Ege Erim Fotoğraflar: Can Cihan Saltık, Cengiz Kahraman Arşivi
Sokak isimleri, içinde bir sürü sırrı barındırıyor. Konumuz Beşiktaş olunca bu sırların çoğu
sanatla, sanatçıyla ilgili. Ege Erim, B+ için Beşiktaş sokaklarında sanatçıların peşine düştü.
H
iç yolda yürürken bulunduğunuz sokağın tabelasına herhangi bir yeri bulma amacı taşımadan baktınız mı? Hiç
Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam” kitabının ana karakteri
C. gibi bir sokağın isminin nereden gelmiş olabileceği
hakkında uzun uzadıya düşündünüz mü? Eğer bunu
yaptıysanız bulunduğunuz çevre hakkında bir sürü ilginç
şey keşfetmiş olmalısınız! Bir bölgede bulunan sokakların isimlerinden yola
çıkarak, bölgenin tarihinden coğrafyasına, ilçede oturan önemli isimlerden
32 B+ KIŞ
ilçe belediyesinin siyasi görüşüne kadar birçok şeyi öğrenebilirsiniz.
Sokak isimlerinin hayatımıza girmesi, Cumhuriyet’in ilk yıllarına rastlar. Yüzyıllar boyunca padişahın tebaası olan halk, Cumhuriyet’le birlikte “vatandaş”
olarak kabul edildi. Daha önceleri sadece savaş sırasında askere alınacak ve
vergi verecek insanları belirlemek için yapılan nüfus sayımları, Cumhuriyet ile
birlikte vatandaş sayısını belirleyerek, halka daha etkin hizmet verebilmek
için yapılmaya başlandı. 1927 yılında ilk genel nüfus sayımını kolaylaştırmak
için başlatılan sokak isimlerini verme işi, o dönemde belediyede memur
olarak çalışan Osman Nuri Ergin’e düştü. Sadece 5 ay içerisinde o dönemde bulunan 6 bin 214 sokağın çoğunu isimlendiren Ergin, yalnızca sokak adlarını gösteren bir eser hazırladı. 1930 yılında bu isimlerin resmiyete
kavuşmasından sonra çalışmasını genişletip, 38 tane harita ekleyen Ergin,
1934 yılında bu çalışmayı “İstanbul Şehri Rehberi” olarak hizmete sundu.
Beşiktaş sınırları içinde bulunan sokaklar da, bu çalışmadan nasibini aldı.
Yüzyıllar boyunca entelektüel bir kesime ev sahipliği yapmış, çağdaş ve
özgür düşüncenin üretildiği, geliştirilebildiği bir yer olan Beşiktaş, bu özelliği sayesinde sürekli sanatla iç içe oldu. Her bir köşesinde bir sanat eserini görebileceğiniz veya bir sanat etkinliğine katılabileceğiniz Beşiktaş,
geçmişten günümüze çok değerli sanatçılara ev sahipliği yaptı. Bu
bilgilerin ışığında Beşiktaş ilçesindeki bazı sokakların isimlerinin sanatla ilgili olacağını tahmin etmek o kadar güç değil!
Günümüzde Beşiktaş’ın çekirdeğini oluşturan, kuruluşu çok
eskilere dayanan mahallelerde bu tür sokakların oldukça fazla sayıda olduklarını görebiliyoruz. Mesela Vişnezade, Türkali
ve Sinanpaşa mahallelerinin kesiştiği noktada, Akaretler Yokuşu’nun ikiye ayrıldığı yerde, kuzeyde kalan cadde Divan
şairi Nedim’in adıyla anılıyor. Lale Devri’nin en önemli şairlerinden olan Nedim, Beşiktaş’ın sakinlerindendi. Ayrıca bu
caddeye çok yakın, Vişnezade Mahallesi’ndeki bir sokak,
Türk musikisinin önemli icracılarından Prof. Dr. Alâeddin
Yavaşça’nın adını taşır. Prof. Dr. Yavaşça, önceki ismi Vişnezade Camii
Sokağı olan bu sokağa adının verilmesi karşısındaki hislerini şöyle anlatır:
“…Bir sanatçının hayattayken bu duyguyu yaşaması ve Beşiktaş Belediyesi’nin bunu hissedip değerlendirmesi çok güzel. O gün hayatımın en çok
duygulandığım, sevindiğim günü olmuştur…”
Beşiktaş ilçesinde ismi bir sokağa verilen tek klasik Türk müziği bestekârı,
Alâeddin Yavaşça değil elbette... Mecidiye Mahallesi’nde bulunan sokaklardan biri 20’nci yüzyıl başında yaşamış olan icracı ve bestekâr Şemsettin
Ziya Bey’e atfen “Bestekâr Ziya Bey” ismini taşır. Bazı kaynaklarda bu sokağın, ismini sanatçı Ziya Taşkent’ten aldığı söylense de bu yanlıştır. Zira
içinde bu sokağın da bulunduğu 1934 tarihli “İstanbul Şehri Rehberi” basıldığında, Ziya Taşkent sadece 2 yaşındaydı!
Yine bu sokağa yakın olan Ortaköy’deki Dereboyu Caddesi’ne bağlı sokaklardan birine ise 20’nci yüzyılın önemli icracı ve bestekârlarından Ahmet Çağan’ın adı verilir. Daha yeni kurulmuş olan mahallelerden Etiler’de
ise bir sokak 19’uncu yüzyılın önemli bestekârlarından Tanburi Ali Efendi’nin adını taşır. Ama Klasik Türk Müziği’ne dair en çok sokak ismi bulunan mahalle Balmumcu’dur, zira mahallede bulunan 22 sokaktan 6 tanesi
Klasik Türk Müziği bestekârlarının isimleriyle anılıyor: Mustafa İzzet Efendi,
Itri, Şevki Bey, Hacı Faik Bey, Enderunlu İsmail Hakkı Bey, Hacı Arif Bey
ve Dellalzade İsmail Efendi… Aynı zamanda ünlü bir hattat olan, uzun yıllar sarayda çeşitli kademelerde görev yapmış olan Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Balmumcu sınırları içinde yaşamasa da bir Beşiktaş sakiniydi.
Mustafa İzzet Efendi, hayatının son yıllarını Bebek’teki köşkünde geçirdi.
Yine bu sözü geçen bestekârlarımızdan Hacı Arif Bey’in mezarı, Yıldız’daki Yahya Efendi Dergâhı’nın çevresinde oluşan mezarlıkta bulunuyor.
Beşiktaş sokaklarına isimleri verilen müzisyenler sadece Klasik Türk Müziği bestekârlarından ibaret değil. Ulus Mahallesi’nin ana caddesi, klasik müziğin Türkiye’deki ilk bestecilerinden olan müzikolog Ahmet Adnan Saygun’un ismini taşır. Beşiktaş Belediyesi tarafından yaptırılan Saygun’un bir
heykeli de bu caddeyi süslüyor. Gayrettepe Mahallesi sınırları içerisinde
bulunan bir sokak ise, klasik müzik alanında pek çok eser vermiş, hem tıp
hem müzik alanlarında önemli çalışmalarda bulunmuş olan ender isimlerden biri olan Bülent Tarcan’ın ismiyle anılıyor.
Beşiktaş’ta bazı sokaklara halk ozanlarının isminin verildiği görülebilir. “Aslı
Ahmet Adnan Saygun
B+ KIŞ 33
ile Kerem” hikâyesinin kahramanı, 16’ncı yüzyıl ozanlarından Âşık Kerem’in
ismi, Dikilitaş Mahallesi’nde bir sokağa verilmiş. Âşık Kerem’in çağdaşı olan
başka bir ozanın, Âşık Garip’in adı ise, Sinanpaşa Mahallesi’ndeki sokaklardan birinin tabelasında yaşatılır. 20’nci yüzyılda Konya yöresindeki türkülerin derlenmesine katkıda bulunmuş olan mahalli ozan Çopur Ahmet’in
isminin de, Mecidiye Mahallesi’ndeki bir sokağa verilmiş olduğu görülebilir.
Beşiktaş’ta popüler müziğe katkı sağlayanlar da unutulmamış. 1960’ların
başında, “C’est Ecrit Dans Le Ciel” adındaki dönemin popüler şarkısına,
“Bak Bir Varmış Bir Yokmuş” ismiyle Türkçe sözler yazarak, 1960’larda ve
1970’lerde herkesi etkisi altına alacak olan “aranjman” modasının başlamasını sağlayan Fecri Ebcioğlu’ndan bahsediyoruz. Ebcioğlu’nun hayatının
son günlerini geçirdiği apartmanın bulunduğu Nisbetiye Mahallesi’ndeki
sokak, günümüzde onun adını taşıyor.
Muradiye Mahallesi’nde bulunan bir sokak, “Şair Nâzim” adındadır. Genellikle bu sokağın ismini Nâzım Hikmet’ten aldığı düşünülür, ama öyle değildir. Yine 1934’te çıkan rehberde ismi bulunan bu sokağın ismini Nâzım
Hikmet’ten alması olasılığı yoktur, zira Nâzım Hikmet siyasi sebeplerden
dolayı devrin hükümetiyle pek anlaşamamaktaydı. Bu sokağa ismi verilen
şahsiyet 17’nci ve 18’inci yüzyıllarda yaşamış divan şairi ve bestekâr Yahya
Nâzim Efendi’dir. Evi de bu sokaktaydı. Yüzyıllar boyunca ayakta kalan bu
tek katlı ahşap ev, bir harabeye dönüştükten sonra 2011 yılında arsasına bir
apartman yapılması için yıkıldı.
Şair Nedim, Yahya Efendi ve Şair Nâzim haricinde Beşiktaş sokaklarına
isimleri verilmiş olan birçok divan şairi daha var. Gayrettepe Mahallesi’nde bulunan bir sokak, 16’ncı yüzyılda yaşamış olan, “Terkib - i Bend” isimli
eseriyle tanınan divan şairi Ruhi Bağdadi (ya da Bağdatlı Ruhi’nin) adını
taşır. 17’nci yüzyılda yaşamış olan şair Nahifi’nin ismi ise Yıldız’da bulunan
bir sokakta yaşatılır.
Şair Nedim Caddesi’nden, Ortabayır Caddesi’ne bağlanan sokaklarından
birine, 17’nci yüzyılda yaşamış olan, Divan edebiyatının ünlü nesir yazarı ve
şairi Veysi’nin adı verilir. Yine bu caddeye bağlı olan bir başka sokak ise
ender kadın Divan şairlerinden Şair Leyla’nın ismini taşır. Ömrünün çoğunu
Çırağan Sarayı’nda geçiren Leyla Hanım, çok bilinmese de “Yaslı Gittim
Şen Geldim” şarkısının güftesini de yazmıştır. Bu sokakla ilgili başka ilginç
bir bilgi olarak, yakın zamanlarda “Kelebeğin Rüyası” filmi sayesinde yeniden keşfedilmiş olan şair Rüştü Onur’un, kısa ömrünün son günlerini buradaki bir evde geçirmiş olması verilebilir.
Rüştü Onur’un edebiyat öğretmeni olan şair Behçet Necatigil de, ömrünün
Fecri Ebcioğlu
Kanuni Sultan Süleyman’ın sütkardeşi olan Yahya Efendi, uzun yıllar boyunca müderrislik yaptıktan sonra, Kanuni’nin, oğlu Şehzade Mustafa’yı
boğdurmasını ve annesi Mahidevran’ı saraydan kovdurmasını eleştirdiği
için bu görevden emekli edilmişti. Emekli olduktan sonra kendine Beşiktaş’ta bir arazi satın alan Yahya Efendi, bu arazinin üzerine medrese, mescit, hamam gibi yapılar yaptırarak külliye niteliğinde bir dergâh kurdu. Ölümünden sonra kendisine II. Selim tarafından, Mimar Sinan’ın tasarladığı bir
türbe yaptırıldı. Halk arasında “evliyadan” kabul edilen Yahya Efendi aynı
zamanda “Müderris” mahlasıyla tasavvufi şiirler yazan bir şairdi ve bir divanı
vardı. Günümüzde, Yıldız Mahallesi sınırları içinde bulunan ve bu dergâha
çıkan sokak “Yahya Efendi Çıkmazı” ismini taşıyor.
Yahya Efendi Tekkesi
34 B+ KIŞ
adını taşıyor. Reşat Nuri ile alâkalı olan tek sokak burası değil. Yazarın, hayatının son günlerini geçirdiği Levent Mahallesi’ndeki evinin bulunduğu sokağa da “Çalıkuşu” adı verilmiş. Çocukluğunu bu sokakta geçiren öğretim
üyesi ve yazar Gündüz Vassaf, “Leventname” adlı anı kitabında, günümüzde bu evin (aynı sokaktaki çoğu ev gibi) ticarethane olarak kullanıldığını belirtiyor.
Çalıkuşu Sokak’tan, paralelindeki Nispetiye Caddesi’ne geçip, Akmerkez’in önüne kadar ilerledikten sonra Zeytinoğlu Caddesi’nin girişine doğru baktığımızda sol tarafta Uğur Apartmanı’nı görürüz. 20’nci yüzyıl Türk
edebiyatının önemli yazar ve şairlerinden Necati Cumalı, 1971 yılından vefat
ettiği 2001 yılına kadar bu apartmanda yaşadı. Yazarın vefatından sonra
apartmanın bulunduğu Akatlar Mahallesi sınırlarındaki bir sokağa Necati
Cumalı’nın adı verildi.
ŞAİR LEYLA SOKAĞI
Payıma düşen toprak parçası
Senin de payına düşer
Ayrılık gayrılık yok
Ölüm nefesinde nasıl olsa
Amma henüz vakit erken
Daha gün
Karşı apartmanın balkonunda
Dur bakalım hele
Ben salata satayım
Şair Leyla Sokağı’nda
Sen gene koş
Bez fabrikasındaki
Tezgâhının başına
Ölüm içimde
Ölüm dışımda
Ölüm talihsiz aşımda
Ölüm kuru başımda
”Teselli benim gözyaşımda
Konaklar Mahallesi sınırları içerisinde bulunan bir sokak, “Beş Hececiler”
olarak tanınan grubun içinde olan, ünlü şairlerden Faruk Nafiz Çamlıbel’in
adını taşımaktadır. 4. Levent pazarı, bu sokakta düzenlenmektedir. Levent
Mahallesi’nde bulunan bir sokak ise “Gazeteci Ümit Deniz Sokak” adını
taşır. 1922 - 1975 yılları arasında yaşayan Ümit Deniz, 1960’lı yılların ünlü
polisiye roman karakteri “Murat Davman”ın yaratıcısıydı. Bütün bunların dışında, Kültür Mahallesi’nde bulunan bir sokak ise yazılı Türk edebiyatının ilk
eserlerini veren Hoca Ahmed Yesevi’nin adını taşır.
Rüştü Onur
önemli bir kısmını Beşiktaş sakini olarak geçirdi. Necatigil’in 10 yıl boyunca 22 numaralı evinde yaşadığı Muradiye Mahallesi’ndeki Camgöz Sokağı’nın ismi, şairin ölümünden 8 yıl sonra, 1987’de “Behçet Necatigil Sokak”
olarak değiştirildi. Behçet Necatigil Sokağı ile kesişen bir diğer sokak ise
19’uncu yüzyıl sonlarında yaşamış olan dönemin ünlü ortaoyuncularından
Meddah İsmet’in adıyla anılır.
Ortaköy’den başlayıp, sahil boyunca Kuruçeşme’ye kadar uzanan bir caddeye ise 19’uncu yüzyılda Tanzimat edebiyatının en önemli isimlerinden
biri olan Muallim Naci’nin adı verilmiştir. Ne ilginçtir ki, Muallim Naci’nin en
büyük edebi tartışmaları yaşadığı Recaizade Mahmut Ekrem’in oğlu, yazar
Ercüment Ekrem Talu’nun isminin verildiği sokak Arnavutköy’de, Muallim
Naci Caddesi’ne çok yakındır. Arnavutköy Mahallesi’nde bulunan bir başka sokak ise bu iki ismin çağdaşı olan Abdülhak Hamit Tarhan’ın dedesi
Abdülhak Molla’nın ismini taşır. Hayatının bir döneminde Bebek’te yaşamış olan eski kazaskerlerden Abdülhak Molla, torunu kadar ünlü olmasa
da bir şairdi! Arnavutköy Mahallesi edebiyatçılarıyla ünlü! Sokaklarından
biri Cumhuriyet döneminin önemi romancılarından Reşat Nuri Güntekin’in
Ümit
Ercüm
ent Ek
Deniz
rem T
alu
Beşiktaş’ta yaşayan edebiyatçıları sayarken, Tevfik Fikret’ten bahsetmemek olmaz. Türk edebiyatında çok önemli bir yeri olan “Servet – i Fünun”
hareketinin en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilen Tevfik Fikret, aynı
zamanda Galatasaray Lisesi ve Robert Koleji’nde önemli görevlerde bulunmuş bir eğitimciydi. Oldukça hassas ve değişken bir ruh haline sahip olan
Tevfik Fikret, kalabalıktan uzakta kalmak ve işlerini daha rahat halledebilmek için Robert Koleji’nin aşağısında bulunan bir araziyi satın alıp, planlarını
kendi çizdiği bir ev yaptırdı. Bu eve, Farsça’da “kuş yuvası” anlamına gelen
“Aşiyan” ismini veren Tevfik Fikret, ölene kadar bu evde yaşadı. Günümüzde Aşiyan ismi, sadece bu evin değil, evin çevresinde oluşan semtin de adıdır. Bu semte çıkan yokuş, “Aşiyan Yolu” ismiyle anılmaktadır.
Behçet Necatigil
Arkeolog ve ressam Osman Hamdi Bey de, Beşiktaş ilçesinin sakinlerindendir. Günümüzde Abbasağa Parkı’nı Barbaros Bulvarı’na bağlayan sokaklardan birindeki bir evde doğup büyüyen Osman Hamdi Bey,
ilköğrenimini Beşiktaş’ta tamamladıktan sonra, önce bir süre Mekteb - i
B+ KIŞ 35
İlk açıldığı 1940’lı yıllardaki haliyle Abbasağa Parkı
Adliye’de okumuş, daha sonra Paris’e hukuk öğrenimi görmeye gitmiştir.
Paris’te okurken resim sanatına yönelmiş ve Güzel Sanatlar Okulu’nu bitirerek dönmüştür. Yurda döndükten sonra günümüzdeki İstanbul Arkeoloji
Müzesi’nin temellerini oluşturan Müze - i Hümayun’un ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin temellerini oluşturan Sanayi - i Nefise Mektebi’nin müdürlüklerini yapmıştır. Türk resmi, arkeolojisi ve müzeciliğinin
kuruluşunda çok büyük katkıları olan Osman Hamdi Bey’in doğup büyüdüğü sokak ise bugün, “Ressam Hamdi Bey Sokağı” ismini taşımaktadır.
Osman Hamdi Bey haricinde ismi bir sokağa verilen bir diğer ressam ise
çağdaş Türk resminin öncülerinden Adnan Çoker’dir. Geçtiğimiz sene ismi
Akatlar’da bulunan bir sokağa verilen Çoker, aynı Alâeddin Yavaşça gibi
hayattayken isminin bir sokağa verildiğini görmüştür.
Bunların dışında, Balmumcu Mahallesi’ndeki bestekârlar arasında saydığımız Mustafa İzzet Efendi haricinde bazı hattatların da isimlerine rastlayabiliriz. Mecidiye Mahallesi’nde bulunan Tuğrakeş İsmail Hakkı Sokak, adını,
Mustafa İzzet Efendi’nin öğrencilerinden Mehmed İlmi Efendi’nin oğlu İsmail Hakkı Altunbezer’den almıştır muhtemelen. Babıâli’nin baş tuğrakeşi
olan İsmail Hakkı, aynı zamanda hat ve tezhip dersleri vermekteydi. İsmail
Hakkı Bey gibi 20’nci yüzyılda eser veren bir başka hattat olan Hattat Halim Özyazıcı’nın adı da Gayrettepe’de bulunan bir sokağa verilmiştir. Sinanpaşa Mahallesi’nde bulunan bir sokağın adı ise Hattat Tahsin Sokağı’dır.
Son olarak, ismini bir çizgi karakterden alan ender sokaklardan biri de
Beşiktaş’ta bulunuyor! Ortaköy’de bulunan Amcabey Sokak, ismini muhtemelen sokak isimlerinin ilk verildiği 1930’ların başlarında meşhur olmuş
aynı adlı çizgi karakterden alır. Devasa göbeği ile tanınan Amcabey, yayımlandığı dönemin en sevilen çizgi karakteriydi…
Beşiktaş’ın sokak isimlerinin esin kaynağı, sanat ve sanatçılardır. Umarız,
önümüzdeki yıllarda bu sokaklara yenileri de eklenir… B+
36 B+ KIŞ
Osman Hamdi Bey
ESKİ SOKAK
Bir cami avlusunda kuşlarca
Bunun sekiz, onun on - - duyardım.
Ürküp kaçmasınlar, pencereden
Yavaşça bakardım.
Küçük ahşap bir dizi evlerdi
On yıl önce o sokak.
Sonra geniş caddelere çıktık
Apartman - - sizden uzak.
Hadi ben çok sigara - - öksürükler
Hele çalışırken.
Ya gece yarısı, göğsü parçalanırdı
O kadın, iki ev öteden.
Çocuklar orda büyüdü
Orda okula gitti,
Komşunuzduk ama görüşemedik
Hiç vakit yoktu.
Bilmezdik kaç nüfus her hane
Duyulurdu sertçe sesi bir kapının:
Bağıran bir erkek boşluğa karşı
Ağlayan bir genç kadın.
Sizdendik, yalnız biraz okumuş,
İki kadın, bir erkek, iki çocuk
Uykulu, acele bir karıkoca
Bizdik geçen önünüzden başları eğik.
Kimdin sen, karşımızdaki ev,
Sarı ampul söner on bire doğru.
Eğilirdim, havasız sokak - Camlar kararırdı.
Akşamları çanta, fıle-- yorgun, ağır
Dönerdik eve.
Bir hamal bile tutmaz, cimriler!
Diye düşünürdünüz her halde.
Bitmezdi makinede dikişin,
Kimdin sen, bitişik komşu?
Üç yavrunla kalmışsın
Bir tanıdık söylemişti.
Bilmezdik, siz
(Hiçbir şey paylaşılamazdı)
Çarşılardan neler getirirdiniz
(Herkese kendi telaşı) .
Kimsin sen - - sorsaydım hepinize,
Gelirdi aynı yankı hepinizden:
Sana mı kaldı, işine bak,
Kimsin sen?
Girer miydi evinize, yer miydi
Turfanda bir meyva, iyi bir besin
Kalın kâğıtlarda çöplerimiz - Çocuklar görüp imrenmesin!
Bilinmedi, ne çare, sizdendik,
Yalnız biraz daha iyi yaşamaya
özlemli.
Şimdi aynı uzaklık, aynı utanç,
Düşündükçe o sokağı, o evleri.”
Açılan kapıyı hemen kapatmak
Karşılıklı gizlemekti bir şeyleri.
Gelip gidenimiz olurdu ya
Gülüşmeler bizden değildi.
Kimi günler evdeydim
Masada kâğıtlara kapanarak.
Ne de çok çocuk
Sesleriyle dolardı sokak.
Behçet Necatigil
i Er
n Nur
Osma
ğı İst
ırladı
haz
gin’in
934
beri 1
i Reh
Şehr
anbul
B+ KIŞ 37
Ustalara Saygı
BİRİ HAYAT ERBABI
DİĞERİ ÇILGIN
Yazı: B+, Fotoğraflar: Şenol Kaşıkçı, Levent Özer
Sanatçı dostları, arkadaşları ve aileleri, art arda yitirdiğimiz yazar Turgut Özakman
ve sanatçı Tuncel Kurtiz’i “Ustalara Saygı” gecesinde andı…
S
inemanın “dev çınarı” Tuncel Kurtiz’i kaybetmenin acısı henüz dinmemişken, “Cumhuriyet’in direği”, Cumhuriyet yazarı Turgut Özakman’ı yitirdik. Eserleri, sesleri, kalemleri ile
yüreklerimize işleyen iki aydınımız, Beşiktaş Belediyesi’nin
“Ustalara Saygı” gecesinde yâd edildi. Sanatçı dostları, arkadaşları ve aileleri, art arda yitirdiğimiz yazar Turgut Özakman
ve sanatçı Tuncel Kurtiz için buluştu.
Bir hayat erbabı
“Ustalara Saygı” gecesinde, 27 Eylül 2013’te aramızdan ayrılan Tuncel Kurtiz’i, Dormen Tiyatrosu’nda 1959 yılında sahneyle tanıştığı günden yaşamını
yitirdiği güne kadar aktörlük yapan; seyircilerin hafızalarına unutulmaz oyunlar, filmler, diziler kazıyan “hayat erbabını” farklı dönemlerde yolu kesişen
sanatçılar anlattı.
Akatlar Kültür Merkezi’nde 25 Kasım’da düzenlenen gece, Nebil Özgentürk’ün Kurtiz için hazırladığı “Bir Yudum İnsan” belgeseliyle başladı.
“Onun yoldaşı yıldızlar”
Gecede konuşan Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal “Her gün evime
giderken Tuncel Kurtiz’in evinin önünden geçiyorum. Tuncel Kurtiz’in evinin
ışıkları yanmıyor. O Anadolu’nun Kaz Dağları’nda yalnız yatmıyor. Yıldızlar
ve Nâzım’ım şiirleri ona yoldaşlık yapıyor” dedi.
Dostları Kurtiz’i anlattı
Kurtiz’i yakından tanıyan dostları; Atilla Dorsay, Sevi Algan Babaoğlu,
Melike Demirağ, Nebil Özgentürk, Tarık Akan, Yılmaz Atadeniz
konuşmalar yaptı.
Nebil Özgentürk, Kurtiz’in, kendisine, canlandırdığı “Ramiz Dayı” ismiyle
seslenildiğinde kızdığını hatırlatarak, “basın mensuplarına ‘Ramiz Dayı’ şeklinde haber yaptıkları için, ‘Ne yapıyorsunuz, bana adımı unutturacaksınız’
diyerek sitem ederdi. Tuncel Abi 1950’li yıllarda tiyatrosu ve sinemasıyla var
oldu” diye konuştu.
Duygusal bir konuşma yapan yakın arkadaşı Tarık Akan, Kurtiz’le ilgili eğ-
38 B+ KIŞ
Hüsamettin Cindoruk
lenceli bir anısını paylaştı: “İki ay boyunca Çemikari Yaylası’nda çadırlarda
kaldık. Yaylada güneş battıktan sonra inanılmaz soğuk başlıyordu. Tuncel,
uyku tulumu getirmişti. Hava soğuyunca tulumun içinde çırılçıplak soyunup
yatıyordu. Aynı çadırda ben de olduğum için çıldırıyordum. Sonra tulumu satın almak istedim ama satmadı. Ekipte para kalmayınca Ankara’ya döndük.
Bir arkadaşımdan borç para istedim. Bu parayla Tuncel’den uyku tulumunu
satın aldım. O gün güzel bir yerde yemek yiyip içki içtik. Tuncel, benim verdiğim tulum parasıyla hesabı ödedi.”
Gecenin en özel dakikaları Melike Demirağ’ın Kurtiz için söylediği şarkılarda
yaşandı. “Sürü” filminde Kurtiz’le birlikte rol alan Demirağ’a, şarkılarda tüm
salon eşlik etti.
“Cumhuriyet sevdalısıydı”
‘Ustalara Saygı’ toplantılarında 28 Eylül günü “Kurtuluş” ve “Cumhuriyet” dizileri ile “Şu Çılgın Türkler” kitabının yazarı Turgut Özakman anıldı.
Akatlar Kültür Merkezi’ndeki etkinlik, usta yazarın hayatından kesitlerin anlatıldığı gösterimle başladı. Gecede Ayhan Çilingiroğlu, Biray Üstüner, Engin
Balım, Halit Kıvanç, Hüsamettin Cindoruk, Özcan Atamert, Serkan Balbal,
Sibel Sipahioğlu, Yekta Güngör Özden, Zihni Göktay, Ümit Kocasakal gibi
isimler Özakman’la olan anılarını anlattı.
Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal, Özakman için “Gerçekten Çılgın
Türk’tü. Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet sevdalısıydı” derken, Halit Kıvanç “Hiç kırılmadığım bir insandı, çok saygın bir dostumdu” şeklinde konuştu.
TBMM eski Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Ankara’da yaşadıkları günleri
anlatarak “Hepimiz ayrı partilerin, ayrı inançların tarafı olabilirdik. Ama hepimiz birbirimize saygı içerisinde devam ediyorduk. İşte Cumhuriyet’in direği bu. Türkiye’de bugün bize ‘ulusalcı’ diye hakaret etmek isteyenler var.
Turgut Özakman da ben de, hepimiz Cumhuriyet’in milliyetçileriyiz. Türküz,
Türk milliyetçisiz. Bunu iftiharla söylüyoruz” dedi.
“Kurtuluş” ve “Cumhuriyet” dizilerinin yazarı
TRT’de yayınlanan “Cumhuriyet” ve “Kurtuluş” dizilerini hatırlatan tiyatro sanatçısı Hakan Altıner, “Güzel günlerdi. TRT özerkti. Hükümet ve Genelkurmay bir diziye tam destek olmaya karar verdi. Adı ‘Kurtuluş’tu. Neredeyse
Türk tiyatrosunda var olan bütün aktörler küçük rollerde oynamak için başvurma aşamasına gelmiştik. İki büyük yapıtı okurken ve oynarken, provasını
yaparken, hepimizin gözlerinin dolduğunu hatırlarım. İkisinin de yazarı Turgut Özakmandı” dedi.
İstanbul Baro Başkanı Ümit Kocasakal da duygularını şöyle dile getirdi: “Yarım kalmış Cumhuriyet devrimini tamamlamak gibi kutsal bir görev içerisindeyiz. Atatürk’ü özlemekten bahsediliyor. Mesele Atatürk’ü özlemek değil.
Mesele ona layık olabilmek ve gereğini yapabilmek”. Siyasetçilere seslenen
Kabasakal “Bu saatten sonra bireysel çıkarlar, koltuk kavgaları, gelecek
beklentilerini vatana ihanet kabul ediyorum. Siyasi partiler, üzerinize düşeni
yapınız. Aksi halde Türk halkı gereğini yapacaktır. Bu topraklarda Mustafa
Kemaller de Cumhuriyet de yenilmez.”
“Sıradan bir insandı babam, ama ön sıradan”
Özakman’ın oğlu Kerem Özakman da babasına onurlu ve güzel soyadını miras bıraktığı için teşekkür etti. Kerem Özakman babası için kaleme aldığı kısa
şiiri de dinleyenlerle paylaştı: “Sıradan bir insandı babam, ama ön sıradan.”
Gecenin sonunda Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal, Özakman’ın eşi
Ayla Özakman’a çiçek takdim etti. Takdim sırasında salondan “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganları yükseldi. Gece, etkinlikte söz alanların toplu
fotoğraf çektirmesiyle son buldu. B+
Melike Demirağ
B+ KIŞ 39
Haber
UNUTMAMAK
UNUTTURMAMAK
İÇİN…
Yazı: B+, Fotoğraflar Murat Selenoğlu, Levent Özer
Madımak’ta 20 yıl önce ateşte semaha duran 35 can için Türkiye’nin önde gelen 35 sanatçısı
“kısmen yaktıkları” eserlerini “Unutmamak” sergisinde bir araya getirdi. Sergi, kurulacak
Unutmamak Müzesi’nde kalıcı hale getirilecek.
T
ürkiye Cumhuriyeti tarihindeki en kara olaylardan biriydi Sivas Katliamı; 2 Temmuz 1993’te yaşandı… O gün 33 aydın
ve yazar ile iki otel görevlisi katledildi. Yargılama göstermelik hale dönüşürken; bazı sanıklar yakalanmadı, bazıları
hakkındaki davalar da zamanaşımından düştü. Mahkemeden “İnsanlık suçunda zamanaşımı olmaz ancak bu suçu
işleyenler kamu görevlisi değil sivil oldukları için davanın düşmesine” kararı
çıktı.
Vicdanlardaki yara 20 yıl geçmesine rağmen sarılamazken şimdi 26 Aralık
2014’te dolacak zamanaşımı için son karar yüksek yargıda.
Türkiye’nin önde gelen 35 sanatçısı önemli bir projeye imza attı. 35 sanatçı,
Beşiktaş Belediyesi’nin öncülüğünde, Madımak’ta insanlığa karşı suçu görünür kılmak için kendi elleriyle yaptıkları eserlerini “kısmen yakarak” onları
“Unutmamak” sergisinde bir araya getirdi.
“Unutmamak” sergisi, 19 Kasım’da Beşiktaş Çağdaş Sanat Galerisi’nde
açıldı. Açılışın sunumunu belgesel yönetmeni Hasan Özgen yaptı. Eserleriyle serginin oluşmasına emek veren sanatçıların yanı sıra, katliamda hayatını
kaybedenlerin yakınları da gecede yerini aldı. Sık sık duygusal anların yaşandığı gece; en çok, katledilen 35 aydının ismi okunduğunda sessizleşti.
İstanbul’la sınırlı kalmayacak
“İnsanlık suçu kapsamında değerlendirilmesi gereken bu davanın zaman
aşımına uğraması, kabul edilemez” mesajı veren sergi 19 Ocak 2014’e kadar açık kalacak. Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal ve sanatçıların bir
“toplumsal sorumluluk projesi” olarak gördüğü bu çalışma, sadece bu sergi
ile sınırlı kalmayacak.
40 B+ KIŞ
Sergi daha sonra Ankara, İzmir, Eskişehir gibi farkı birçok ilde halkla buluşacak, ardından da yurtdışında sanatseverlerin beğenisine sunulacak.
Beşiktaş Belediyesi, sergideki eserleri bir kitapta toplayarak, bu anlamlı çalışmanın daha çok insana ulaşmasını sağlayacak.
Katkı sunan sanatçılar
Unutmamak sergisinde ve Unutmamak Müzesi’nde eserleri yer alan sanatçılar şöyle:
Adnan Çoker, Ara Güler, Devrim Erbil, Mehmet Güleryüz, Tomur Atagök, Süleyman Saim Tekcan, İpek Düben, Komet, Seyhun Topuz, Utku
Varlık, Meriç Hızal, Ferit Özşen, Halil Akdeniz, Adem Genç, Koray Ariş,
Mustafa Ata, Zahit Büyükişleyen, Mustafa Altıntaş, Balkan Naci İslimyeli, Hanefi Yeter, Tülin Onat, Osman Dinç, Şenol Yorozlu, Yusuf Taktak,
Bünyamin Özgül Tekin, Nedret Sekban, Aydın Ayan, Mehmet Günyeli,
Bubi, Ahmet Oran, Mithat Şen, Bedri Baykam, İrfan Okan, Mustafa Karyağdı ve Seçkin Pirim.
İnsanlığın ve sanatın yenilmezliği…
Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal “Unutmamak” sergisiyle ilgili şunları
söyledi: “Unutmamak sergisi, bir bellek merkezidir. Başka hiçbir ayrıntıya takılmadan Madımak Katliamı’nda yakılan aydınlarımızı, anılarını ve ödedikleri
bedeli yaşatma sergisidir. Bu nedenle, 35 ayrı sanatçımız özel olarak hazırladıkları resim ve heykellerini -içimizdeki yangının simgesi olsun diye birer
ucundan yakarak- bu sergiye bağışladılar. İnsanlığın ve sanatın yenilmezliğini gösteren bir dayanışma sergisi oluşturdular. Madımak’ta acımasızca yakılan canlar için tarihte örneği olmayan bir sergi açıyoruz.”
Bu bir toplumsal sorumluluk projesi
“Unutmamak” sergisinde yer alan eserlerini kurulacak olan Unutmamak
Müzesi’ne bağışlayan 35 sanatçı, Sivas Katliamı’nın toplumsal hafızamızdan silinmemesini amaçlıyor.
Eserleriyle katkı veren sanatçılar yaptıkları açıklamada, bu katliamı “Düşünce özgürlüğüne, farklılıklara tahammülsüzlüğün simgesi olarak, demokrasiye ve özgürlüklere inançlı yurttaşları birleştiren en güçlü ortak paydalardan
biri” şeklinde nitelendiriyor.
Sanatçılar, şu vurgularda bulundu: “19 yıllık dava süreci toplumsal vicdanı
tatmin etmekten uzak bir seyir izlemiştir. İnsanlık suçu kapsamında değerlendirilmesi gereken bu davanın zaman aşımına uğraması, kabul edilemez
bir durumdur. Bu bir toplumsal sorumluluk projesidir. Amacı özgürlüklere,
farklılıklara, adalet ve demokrasiye ilişkin duyarlılığın, pekişip yaygınlaşmasına katkıda bulunmaktır. Hiçbir politik yönelime öncelik tanımadan, tüm
toplumsal gruplara eşit mesafede, hiç kimsenin dili, dini, ırkı, cinsiyeti ve
cinsel tercihinden dolayı ayrımcılığa tâbi tutulmadığı bir Türkiye özlemiyle.
Unutmamak ve unutturmamak için…” B+
Bubi
“Unutmamak Müzesi” kuruluyor
35 sanatçının “kısmen yaktığı” eserler, “Unutmamak Müzesi”nde yaşamını
yitiren aydın ve sanatçılarımızın anısına kalıcı hale dönüştürülecek. Sivas
Katliamı’nı unutturmamayı ve tarihe taşımayı hedefleyen 35 sanatçının bu
çabasını daimi kılmak isteyen Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal, Karanfilköy’de Unutmamak Müzesi’nin kurulması amacıyla çalışmalara başlattıklarını ifade ediyor. Yapımı Yüksek Mimar Mustafa Toner tarafından
üstlenilen Unutmamak Müzesi’nin 2014’ün başında açılması planlanıyor.
Prof. Devrim Erbil
B+ KIŞ 41
Madımak’ta tecelli etmeyen adalet
için “kısmen yakılan” 35 eser…
Adına “Zamanaşımı” denilen bir
adalet aşımı…
Unutmamak; vicdanlar için bir
muhasebe; bir bellek merkezi…
42 B+ KIŞ
Koray Ariş
Ağaç - 2013 Ahşap, deri ve süngar - 131 x 67 x 7 cm
Bubi
Dikdörtgen Serisi - 324 - 2013 karışık teknik, 120 x 180 x 25 cm
Prof. Dr. Halil Akdeniz
Kültür İmleri Serisi’nden - 2011 tuval üzerine akrilik, ağaç konstrüksiyon 140 x 189 cm imzalı
B+ KIŞ 43
Prof. Dr. Tülin Onat
Yıldızlara Masallar – 2009 tuval üzeri akrilik, 185 x 150 cm imzalı
Prof. Dr. Aydın Ayan
Kangal ve Güvercin – 2013 tuval üzeri akrilik, düet, 100 x 70 cm imzalı
44 B+ KIŞ
Ahmet Oran
İsimsiz – 2011 tuval üzeri yağlıboya, 190 x 160 cm imzalı
Prof. Ferit Özşen
İsimsiz - Ahşap üzeri karışık teknik, 110 x 85 x 30 cm imzalı
B+ KIŞ 45
Prof. Dr. Zahit Büyükişleyen
Taşlar – 2006 tuval üzeri yağlıboya, 138 x 142 cm imzalı
Mithat Şen
İsimsiz – 2010 suni deri üzeri karışık teknik, 130 x 130 cm imzalı
46 B+ KIŞ
Prof. Devrim Erbil
Umudun Renkleri, Kuşları - 2013 tuval üzeri karışık teknik, 100 x 250 cm.
Komet
İsimsiz - Tuval üzeri karışık teknik, 65 x 162 cm.
B+ KIŞ 47
Mehmet Günyeli
Melekler - Fotoğraf, AE., 120 X 80 cm imzalı
Prof. Dr. Balkan Naci İslimyeli
Tuhaflıklar Ülkesi - 2010 Tuval üzeri akrilik, 85 x 130 cm imzalı
48 B+ KIŞ
Prof. Süleyman Saim Tekcan
İdol Serisi’nden tuval üzeri yağlı boya, 190 x 140 cm
Ara Güler
İsimsiz – 2013 fotoğraf , 112 x 168 cm imzalı
B+ KIŞ 49
Yusuf Taktak
İsimsiz – 2013 Tuval üzeri yağlı boya, 150 x 190 cm imzalı
Seçkin Pirim
İsimsiz - Karışık teknik, 110 x 110 cm.
50 B+ KIŞ
Seyhun Topuz
İsimsiz - Ahşap üzeri akrilik, 83 x 80 x 25 cm
Mustafa Altıntaş
İsimsiz - 2013 Tuval üzeri akrilik, 122x 120 cm imzalı
B+ KIŞ 51
Hanefi Yeter
İsimsiz - Kontrplak üzeri karışık teknik, 175 x 250 cm
Prof. Tomur Atagök
Konuşmayı Öğren, Acil Yardım – 2013 Alüminyum panel üzeri karışık teknik, 100 x 200 cm imzalı
52 B+ KIŞ
Yrd. Doç. İrfan Okan
İsimsiz – 2006 Tuval üzeri yağlı boya, 114 x 146 cm imzalı
Şenol Yorozlu
İnsan Gözlü Çifte Van – 2007 Vinil üzeri baskı, 105 x 230 cm imzalı
B+ KIŞ 53
Prof. Dr. Adem Genç
İsimsiz - 2013 Tuval üzeri karışık teknik
Prof. Mustafa Ata
İsimsiz – 2010 Tuval üzeri karışık teknik, 97 x 130 cm imzalı
54 B+ KIŞ
Utku Varlık
Ben Yanmasam, Sen Yanmasan, O Yanmasa – 2013 Tuval üzeri yağlıboya, 120 x 85 cm
Mustafa Karyağdı
Suret No.8 – 2010 Tuval üzeri yağlıboya, 175 x 130 cm imzalı
B+ KIŞ 55
Prof. Meriç Hızal
İsimsiz - Demir, 80 x 35 x 35 cm
Prof. Nedret Sekban
Bırak Beni Uzanayım – 2008 Tuval üzeri yağlıboya, 146 x 114 cm imzalı
56 B+ KIŞ
Prof. Osman Dinç
İsimsiz - 2013 Metal, 200 x 60 x 60 cm
Mehmet Güleryüz
The Good Shapard – 2003 Tuvale marufle kraft kağıt üzeri karışık teknik, 200 x 137 cm imzalı
B+ KIŞ 57
Bedri Baykam
İçim Parçalanıyor – 24 – 2009 Tuval üzeri karışık teknik, 180 x 134 cm imzalı
Dr. İpek Düben
Namus - Çelik panel, fotoğraf, 46 x 192 x 3 cm
58 B+ KIŞ
Prof. Adnan Çoker
Evren V – 2012 Tuval üzeri akrilik, 100 x 100 cm imzalı
Prof. Bünyamin Özgültekin
Paralel Processe – 2012 Tuval üzeri akrilik, 114 x 146 cm imzalı
B+ KIŞ 59
Festival
Engelsiz düşlere
daldık
Yazı B+, Fotoğraflar Özgür Kantarcı, Şenol Kaşıkçı
Beşiktaş Belediyesi Engelli Koordinasyon Merkezi ve Düşler Akademisi’nin düzenlediği Engelsiz
Düşler Festivali’nde hem engelli bireyler eğlenceli anlar yaşadı hem de bir farkındalık yaratıldı.
S
izce, ”Yüzyılın dâhisi” kabul edilen dünyaca ünlü İngiliz fizikçi
Stephen Hawking, beyninin zihinsel faaliyetlerine dokunmayan ama sinir sisteminin yüzde 80’ini felç eden hastalığına
karşın bir istisna mı? Beşiktaş Belediyesi Engelli Koordinasyonu Merkezi ve Düşler Akademisi tarafından 3 Aralık Dünya Engelliler Günü vesilesiyle Akatlar Kültür Merkezi’nde düzenlenen ortak etkinlikte tanışma fırsatı bulduğumuz Deniz Dikkaya da tıpkı
Hawking gibi, istisna değil.
Engelsiz fotoğrafçı
Dünyada ve Türkiye’de birçok bedensel ve zihinsel engelli birey benzer başarılara imza attı; atıyor. Onlardan biri de Deniz Dikkaya…Hikâyesi Hawking
kadar “çarpıcı”, “olağanüstü” veya “sıra dışı” görünmeyebilir, ancak Deniz
Dikkaya “normalde” sürekli titreyen bedenine karşın bir fotoğraf sanatçısı…
Şaşırtıcı mı?
“Fotoğraf çekerken titremediğini” söyleyince şaşırıyoruz. İçten içe “nasıl
olacak?” sorusu kafamızdan geçmiyor değil. Sonra asıyor boynuna elimizden aldığı fotoğraf makinesini; ayarlarını yapıyor ve basıyor deklanşöre…
Deniz, Engelli Koordinasyon Merkezi’nde gönüllü olarak çalışıyor. 1 yıldır da
kendi gibi “engeldaşları”nın olduğu atölyede fotoğraf eğitmenliğini yapıyor.
Klasik olacak ama öğrencilerine “engelleri önce kafanızdan kaldırın”ı kendi
başarılarıyla anlatıyor…
Deniz’in B+ için çektiği fotoğrafları özel bir albüm yaparak sayfalarımıza taşıdık…
60 B+ KIŞ
Engelsiz Düşler Festivali
3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nün 21’inci yılını geride bırakırken Beşiktaş
Meydanı’nda yapılması planlanan “Engelsiz Düşler Festivali” bu yıl hava
şartları nedeniyle Akatlar Kültür Merkezi’nde gerçekleşti. Etkinlikte farkındalık yaratacak örnekler sunuldu.
Düşler Akademisi sahnede
Etkinlikte farkındalık yaratacak, engelli bireylerin ürünlerini yansıtmak dışında Kübalı El Sabor Latin Band gösterisi izlendi. Zeybek, flamenko, sirtaki ve
modern danslardan örnekler sunuldu. En özel anlardan biri Social Inclusion
Band sahne aldığında yaşandı. Düşler Akademisi’nde engelli bireyler tarafından kurulan müzik grubunun sahne almasıyla eğlenceli dakikalar yaşandı.
Amaç empati kurmak
Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında düzenlenen Engelsiz Düşler Festivali’yle vatandaşların engelli olma deneyimini yaşamaları ve engellileri daha
iyi anlayıp onlarla empati kurmaları amaçlandı.
Örneğin “Gökkuşağı Oyunu”na aslında bir “oyun” denemez; görme engellileri anlamada farkındalık yaratmayı amaç edinen bir atölye çalışmasından
söz ediyoruz çünkü 2 veya tek kişi gözlerine çektikleri siyah bantların ardından gökkuşağı renklerinden oluşan ve iç içe geçmiş tahtaları boy sıralamasına göre yeniden bir araya getirmeye çalışıyor. Böylece görme engellilerle
empati kuruyorlar…
Esra Kaplan
"Onları daha iyi anlarım"
birleştirmek
Karanlıkta hiçbir şey göremiyorum. Elliyorum,
imi çok kötü
istiyorum ama ne olduğunu bilmiyorum. Kend
hissediyorum…
hissettiğini anGörmeyen birinin neler yaşadığını, neler
Hiçbir şey
lamaya çalışıyoruz. Her yer karanlık, karanlık…
r, hissedigöremiyorum. Korku. Etrafında bir şeyler oluyo
ğunu göreyorsun, etrafından sesler geliyor ama ne oldu
engellileri çok
miyorsun. Çok kötü, çok zor. Bugün görme
daha iyi anladım.
Ece Zeren
"Yalnız olmadıklarını hissettirmeliyiz
"
İnanılmaz büyük bir tedirginlik var.
Bu çevreyi biliyorum,
ne olduğu biliyorum ama parçala
rı yerde ararken bir korku,
bir tedirginlik… Anlatamam. Ki, çıkı
p dışarıda dolaşmak, bir
şeyler yapmak bundan kat be kat
zor. Onları az da olsa anladık.
Parçaları birleştirmeye çalışırken
bir an “Esra burada mısın?” diye sordum. Elimi tuttu. O
an inanılmazdı,”işte burada, tamam” dedim. Güven verdi
bana. Bizim de onlara bu
güveni vermemiz lazım. Yalnız olm
adıklarını hissettirmemiz
gerekiyor.
B+ KIŞ 61
Deniz Dikkaya’nın gözüyle, “Engelsiz Düşler”...
Renk cümbüşü
“Renk Cümbüşü”, Düşler Akademisi’nin adından anlaşıldığı gibi resim atölyesinin faaliyetleri arasında. Dikdörtgen şeklinde tuvale biçimli, biçimsiz
çizilen şekiller Akademi öğrencileri tarafından boyanıyor.
Akademi eğitmeni Yekta Erol’un “Renk Cümbüşü” adını verdiği soyut çalışması şeklin bir önemi olmadığına vurgu yapıyor. “Amaç renkleri bir araya
getirmek” diyen Erol, “Şekil de renk de ruhi, fiziki olarak birlikte yaşamak
mecburiyetinde” diyor.
Tuval başında şekilleri boyayan Sevinç Kalayoğlu, 1 yıldır atölyelere katıldığını söylüyor. “Güzel oldu” diyor Akademi’ye gitmem. B+
Akademi mutfağında istihdam edilen öğrencilerin ürünleri
Müge Tiryaki
Mümtaz Aslan
"Yeteneğimi keşfettim"
"Sosyal olsunlar"
“Bu tür etkinliklerin faydasına inanıyorum. Bütün engellilerin her
türlü faaliyete gitmesi gerektiğine inanıyorum. Engelliler kendilerini hayattan soyutlamasınlar. Her yere girsinler; hep görünür
olsunlar… Hatta rahatsız edecek derecede.”
“Akademi’ye resim atölyesine katılmak için annem başvurdu.
Daha yeni başladım ama güzel resimler yapıyorum. Doğa, ev,
ağaç vb. resimleri yapıyorum. Hayatıma çok şey kattı. Hayatla ilgili bir şey yapmak daha mutlu hissettiriyor. Resim yapmak
benim yeteneğim, bunu keşfettim. Herkes benimle gurur duyuyor. Tek amacım var; ailemi üzmeyeceğim. Herkes beni sevsin
istiyorum.”
62 B+ KIŞ
Türkiye’de 8,5 milyon engelli
Resmi veriler Türkiye’de engelliler için yaşamın zor olduğunu gösteriyor.
8 buçuk milyon kişinin engelli olduğu Türkiye’de engellilerin yüzde 49’u
okuryazar değil; yüzde 15’i ise okuryazar olmakla birlikte herhangi bir okul
bitirmemiş. Toplumun engelli insanlara bakışında “engeller” ile şehrin fiziki
yapısının engelliler için uygun olmayışı da “ek engeller” olarak sıralanabilir.
Modern çağın isimsiz bilgelerinden biri, “Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi ve
kaldırımlarının yüksekliği arasında ters orantı vardır” der.
B+ KIŞ 63
Portre
ÇAĞIN YETİŞEMEDİĞİ ŞAİR:
TEVFİK FİKRET
Yazı: Yasemin Reis Fotoğraflar: Cengiz Kahraman Arşivi, Bekir Köşker
Yaşadığı yere ve zamana ait olmayan, hatta belki iflah olmaz idealizmiyle hiçbir zamana ait
olamayacak bir şairdir Tevfik Fikret…
64 B+ KIŞ
“Öyle bir nehr - i muazzam gibi cuş etmişsin,
Fakat eyvah çorak yerde akıp gitmişsin
Sana bir başka zemin, başka zaman lazımdı
Sana bir âlem - i lahut nişan lazımdı.”
B
u mısraları Tevfik Fikret, Nef’i için yazmış; talihin cilvesidir
ki aynı dörtlük pekâlâ kendisi için de söylenmiş olabilirdi.
Çağdaşlarının olduğu kadar, ardılı araştırmacıların ona dair
aktardıklarında, her şeyden önce yaşadığı yere ve zamana
ait olmayan, hatta belki iflah olmaz idealizmiyle hiçbir zamana ait olamayacak biri olarak belirir Fikret.
Tevfik Fikret’in, sonu talihsiz bu büyük kaside ve hiciv ustasına duyduğu beğenide, onda bulduğu ve Türk şiirine büyük bir katkı olarak gördüğü müzikalite kadar, hatta belki ondan daha çok, ister farkındalıkla isterse bilinçdışı bir
sezinlemeyle olsun, Nef’iyle kurduğu ruh benzerliği ilişkisinin de etkisi olmuş
olsa gerektir. Nihayetinde, kendisinden iki yüz elli yıl önce, imparatorluğun
idari yapısı bozulmaya ve kendi çıkarlarını her şeyin üstünde gören tufeyliler,
rüşvetçiler ve yaltakçılar köşe başlarını tutmaya henüz başlarken yaşamış
olan Nef’i de tıpkı Tevfik Fikret gibi, gördüğü hatalar ve ahlâksızlıklar karşısında öfkeyle yazmış ve padişaha varıncaya kadar, yanlış yaptığını düşündüğü kişileri eleştirmekten hayatı pahasına geri durmamış.
Ama galiba en son söylenmesi gerekenleri, en başta söylüyoruz. Ölümünün 100’ncü yılı yaklaşmakta olan ve günümüzde lise edebiyat derslerinde
kendine ayrılan bir iki sayfayı anımsayanlar ya da Türk Edebiyatı’nın gerçek
meraklıları ve uzmanları dışında pek az tanınıp bilinen, oysa çağdaşları ve
hemen ardından gelen nesil üzerinde büyük etkiler bırakmış bu şair kimdi,
neler söylemişti ve nasıl? Ona söz söyleten öznel ve objektif koşullar nelerdi? Tevfik Fikret’i anlamaya, işte buradan başlamalıyız.
Daha hayattayken pek çok polemiğin tarafı ya da konusu olur Tevfik Fikret.
Ölümünden sonra uzun yıllar boyu, kendinden önceki ya da sonraki hiçbir
şaire nasip olmayan bir biçimde adına her sene anma törenleri düzenlenir
ve hakkında günlük gazetelerden dergilere olumlu ya da olumsuz yüzlerce
yazı yayımlanır –ki içlerinde en cüretkârı “Tevfik Fikret’in heykelini mi dikmeli yoksa eserlerini mi yakmalıyız?” sorusuna cevap arayan bir ankettir. Ona
dair, özel yaşamını da içeren bilgimiz – döneminde hâkim olan ve kişisel yaşamın gizliliğini titizlikle sakınan Osmanlı geleneği düşünüldüğünde– bir hayli
fazla olsa da, kişilerin yaşamlarının en ince ayrıntısına kadar, herkese açık
olan sosyal medyada sergilendiği günümüzle kıyaslandığında aslında pek
az. Dahası bu bilgilerin çoğu, şairin ardından anlatılanlardan oluşuyor, yani
ilk elden değil. Yine de bu rivayetler, kişisel tarihine ve yaşadığı çağın sosyal
ve siyasi koşullarına dair bildiklerimiz ve elbette şiirlerinde en keskin ifadesini
bulan fikirleri, Fikret’i anlayabilmek için elimizdeki yegâne veriler.
İmparatorluğun en uzun yüzyılının en kasvetli, en kederli ve en baskıcı ikinci yarısında, 1867 yılında, Kadırga’da doğan Fikret’in kişisel yaşamı art arda
yaşanan kayıplarla doludur. Önce, daha 12 yaşındayken Hicaz’a hac yolculuğuna giden ve burada hastalanan annesini; ardından kendisinin de arzulamadığı ve şiddet içeren bir evliliği sürdüren kız kardeşini ve kısa bir süre
sonra da bir jurnal sonucu sürgüne gönderilen ve uzun yıllar görüşemediği
babasını yitirir. Her birinin ardından yazdığı şiirlerle andığı bu kayıpların, arkadaşlarının aktardığı, gitgide karamsarlaşan, katılaşıp hırçınlaşan Tevfik Fikret portresinin ortaya çıkmasındaki önemi yadsınamaz. Şüphesiz, herkesten
önce umduğu ve dile getirdiği, onu çağdaşlarının olduğu kadar sonrasında
ortaya çıkan neredeyse her akımın savunucularının eleştirilerine hedef yapan, içinde yaşadığı çağın sosyal ve siyasi koşulları için radikal beklentilerinin
gerçekleşmeyeceğini görmenin verdiği karamsarlık kadar, bu kişisel kederler de Fikret’in yaşantısını, gitgide daha münzevileşmesini ve dünyaya bakışını, yorumlayışını etkilemiştir. Fakat, etkilendiği aydınlanmacı düşüncelerle
birlikte bu kişisel deneyimler, onun aynı zamanda, döneminde eşi benzeri olmayan bir ilerici düşünce adamı haline gelmesini de sağlamıştır. Bu topraklarda kadın meselesine, kadının ezilmesine, hor görülmesine dair ilk itirazın
Fikret’ten gelmesi, söylenen sözlerin, ezildiği mutsuz bir evlilikte gördüğü
şiddet yüzünden genç yaşta ölen kız kardeşi için kaleme aldığı bir manzumede yer aldığı düşünüldüğünde hiç de şaşırtıcı değildir. Fikret’e büyük hayranlık duyan, cephedeyken kitaplarını okuyan ve birkaç şiirini ezbere bildiğini
dile getiren Atatürk’ün de bir kısmını Nutuk’ta tekrarladığı dizeler şöyledir:
Aşiyan’daki kütüphanesinde
B+ KIŞ 65
“Elbet alçalmak olmamalı kadınlığın payı
İyi yürekli olanın umudu, kötülük ve zulüm olamaz
Elbet sefıl olursa kadın, alçalır insanlık
Ama bakın ortalığa kadınların haline
Hep korku, keder, eziyet ve işkence”
Ne var ki henüz bu dizeleri yazacağı noktadan çok uzakken, hatta daha Fikret adını almamış, doğduğunda kendine verilen isimle Mehmet Tevfik olarak
tanınırken, yani yaşamının ilk dönemlerinde, çocukluğunda ve delikanlılık
çağında herhangi bir Osmanlı gencinden pek de farklı olmadığını görürüz
şairin. Güç ve servet uğruna her şeyi yakıp geçen orduları, bu orduları harekete geçiren iktidarları, baskıyı ve yıkımı meşrulaştıran dini inancı son derece
açık ve sert bir dille eleştiren ünlü “Tarih - i Kadim”ine karşı bir dörtlük kaleme
alan ve bir Amerikan, dolayısıyla Protestan kurumu olan Robert Kolej’de çalışmasına göndermeyle onu para karşılığı zangoçluk yapacak karakterde biri
olmakla suçlayan Mehmet Akif’e yanıtında, kendisi de bu gerçeği vurgular:
“Ben de çıktım melekler katına.
Ezanı duydum mu bayılırdım,
Nasıl koşardım o Tanrı sesine!
Ben de tespih çektim, dua ettim,
Ben de namaz kıldım, oruç tuttum,”
Nasıl olmuştur da Fikret, çok dindar ve tahta çıkışının yıldönümü şerefine Abdülhamit’e övgüler dizen bir şiir yazacak denli sıradan siyasi görüşleri olan bir
gençken, Hıfzı Topuz’un ilk Türk aydınlanmacısı olarak adlandırdığı, ilerici,
idealist bir muhalife dönüşmüştür? Bu sorunun cevabını Fikret’in daha çocukluğundan itibaren kendini belli eden kişiliğinde ve aldığı eğitimde olduğu
kadar, amcası Abdülaziz’in tahttan indirilmesiyle şaibeli ölümünü ve ağabeyi
V. Murad’ın azlini gören, Çırağan baskınını da yaşadıktan sonra gitgide paranoyaklaşan ve muhalefetin en küçüğünü bile daha ortaya çıkmadan yok
etmek için muazzam bir istihbarat ve sansür teşkilatı kuran II. Abdülhamit’in
baskı rejiminde bulmak mümkündür. Önce babasını sürgün ettiren, ardından
bir jurnal sonucu, daha elim bir neticeden kıl payı kurtulsa da, şairin nezarette
iki gün geçirmesine neden olan ve katı sansürüyle yazı yazmasını neredeyse
imkânsız kılan, sonunda da çalıştığı derginin kapanmasına ve arkadaşlarının
bir kısmının İstanbul’dan kaçmasına, diğerlerininse padişahın hizmetine girmesine yol açan bu baskı rejimi, onu, yaşadığı toplumu sorgulamaya itmiştir.
14 yaşından itibaren ona bakan büyük yengesi, Fikret’in daha çocukluğundan itibaren kendine ait bir mekâna ihtiyaç duyduğunu anlatır. Babasının
Aksaray’daki konağının bahçesinin bir köşesinde tamamen kendi zevkine
göre, kendi seçtiği eşyalarla döşeyerek kendine ait bir oda oluşturur şair. Şiir
yazmaya erken yaşta başlayan Fikret, düşünmek ve yazabilmek için insanlardan uzaklaşmayı ve bu odaya çekilmeyi tercih eder. Aynı anlatıda, onun
mesafeli biri olduğundan, akrabalarıyla bile resmiyeti koruduğundan, çok
fazla arkadaş edinmediğinden de bahsedilir. Çevresi gitgide genişleyip, arkadaş sayısı çoğalsa da, diğer özelliklerin Fikret’in sonraki dönemlerinde de
belirleyici olduğunu görürüz. Yakın çevresinden Ali Ekrem, onun için “Fikret
açılan, söyleyen bir fıtrat değildi… Bununla bu kadar sene arkadaşlık ettim,
özel hayatına dair ağzından pek de bir şey işitmedim,” diye anlatır. Ondaki
bu mesafelilik, kendi iç dünyasının zenginliğine yönelmeyi tercih etmesinden
kaynaklanan yalnızlıktan hoşlanma, münzevilik hali çocukluğundan ölümüne dek süregelmiş gibidir; tıpkı sonunda “yuva” anlamına gelen Aşiyan adını
verdiği evinde bulduğu, dış dünyanın etkilerinden mümkün olduğunca uzak,
tamamen kendine ait olacak bir düşünme ve yazma mekânı arayışı gibi.
Yine büyük yengesi, Tevfik Fikret’in, yeri geldiğinde son derece saygılı olduğu babasına bile çekinmeden itiraz edecek denli doğru bildiğini söylemekten şaşmayan, fikirlerini sonuna kadar savunan ancak karşısındakinin
düşüncesini değiştirme şansı olmadığını görürse, kavga etmek yerine çekilmeyi tercih edecek karakterde bir genç olduğunu aktarır. Başyazarı olduğu
Servet - i Fünun camiasından arkadaşları da onun bu yönünün zamanla iyice
66 B+ KIŞ
i (Kasım) 1908
vul, 26 Tesrinisa
Da
Tevfik Fikret -
keskinleştiğini, ciddi bir ilkesel duruş haline geldiğini anlatırlar. Detaycılığı,
titizliği, çalışkanlığı da çocukluğundan beri dikkat çekmiştir ve bu özelliklerin
bir ödülü olarak Fikret, Galatasaray Lisesi’nin her sınıfını birincilikle bitirerek
mezun olmuştur.
Galatasaray Lisesi’ndeki öğrencilik yılları şairin hayatında bir dönüm noktasıdır. ‘93 Harbi’ne (1877 – ‘78 Osmanlı Rus Savaşı) dek Aksaray’daki Mahmudiye Rüştiyesi’ne devam eden Fikret, bu savaşla okulu kapanıp savaştan
kaçan göçmenlerin konaklamasına tahsis edilince eğitimine Mektep - i Sultani’de devam eder. Bu okulda hocası olan Recaizade Mahmut Ekrem’den
çok etkilenir ve Batı kültürüyle, bu kültürün önemli kaynaklarıyla ilk kez burada karşılaşıp haşır neşir olur. Türk şiirini boğan, kısıtlayan, her cümlenin bir
dizede bitmesi gibi kalıpları ve şiirin konusunu aşkla, güzellikle, dini meselelerle ya da mersiyelerle sınırlayan geleneksel cendereyi yıkarak, hem biçime
hem de içeriğe getirdiği büyük yenilikle ardıllarının ve genel olarak Türk edebiyatının önünü açmasında bu okuldaki hocalarının ve aldığı eğitimin etkisi
görülebilir. Tıpkı, benimsediği bireyci, hümanist, savaş karşıtı, şüpheci, laik
ve idealist dünya görüşünde de olduğu gibi. Bu dönemin Fikret üzerindeki
etkisine dair dolaylı bir ispat, onun çok az kitap okuduğunu, kütüphanesinde
pek az eser bulunduğunu söyleyen yakın dostu Halit Ziya’dan gelir. Hakikaten, Fikret’e duyduğu hayranlık büyük olan Hıfzı Topuz bile onun yakın çevresi içinde mesela bir Halit Ziya ya da İsmail Safa kadar çok okumuş olmadığını anlatır. Öyleyse, dostları kadar geniş bir okuma kültürüne sahip olmasa
da onların hepsinden çok önce, hepsinin ötesine geçen evrensel, özgürlükçü fikirleri büyük bir açıklıkla ortaya koyan ve karakterinin, kişisel ahlâkının
sağlamlığı yanında bu ilerici fikirleriyle de hepsinin hayranlığını ve saygısını
kazanan Tevfik Fikret’in, henüz öğrenciyken yaptığı okumaları ve duyduğu
fikirleri çok iyi özümsediğine, onları kendinin kıldığına kanaat getirebiliriz.
Serol Teber, Tevfik Fikret’in bir bütün oluşturduğunu düşündüğü eserlerini
ve yaşamını birlikte değerlendirerek, şairin ruh halini melankoli kavramı çerçevesinde ele aldığı çalışmasının önsözünde, Walter Benjamin’e ithafen bu
hali,“Tarihi ve yaşadığı dünyayı gözlerinden çok ruhunun penceresinden
seyreden, tarihsel ve toplumsal yapıyı çözülme süreci içinde bir tür enkaz
yığını olarak gören, şeylerle anlamın birbirleriyle ilişkilerinin koptuğunu düşüne(bile)n insanın yaşadığı özel bir ruhsal durum” olarak açıklıyor. Yaşadığı
kişisel kayıplar ve çağına hâkim olan yozlaşma ve çöküntü karşısında duyduğu öfkeli hayal kırıklığı, Teber’in sözünü ettiği bu belirli özel ruh halini beslemiş, “Hak bildiğin yolda yalnız yürüyeceksin, kırılsan da eğilmeyeceksin”
sözlerinde en özlü ifadesini bulan kişisel ahlâk anlayışını ve “Kimseden fayda ummam, dilenmem kol kanat / Kendi boşluğumda, kendi gökyüzümde
uçar giderim / Eğilmek, esaret zincirinden ağırdır boynuma / Fikri hür, irfanı
hür, vicdanı hür bir şairim” dörtlüğünde dile getirdiği benlik algısını bilemiştir.
Arkadaşı Ali Ekrem anılarında Fikret’in hayatını şen şakraklık ve hırçınlık
olarak adlandırdığı iki döneme böler. Gençken çok şakacı, hazır cevap olduğunu, arkadaş grubu içinde herkesi bol kinayeli doğaçlamalarla sarakaya
alarak güldürdüğünü anlatır. Ekrem’e “O şen şakrak, zarafetin cisimleşmiş
hali olan, nüktedan, yaradılış itibariyle neşeli şaire ne oldu; niçin artık kederli,
öfkeli, saldırgan birine dönüştü?” sorusunu sorduran, şairle olan ilişkisinin
yakınlığından ve sürekliliğinden kaynaklanan bir miyopluk olsa gerektir.
Oysa bir yüzyıl öteden bakan bizler için Tevfik Fikret son derece tutarlıdır.
İnançlarından, ilkelerinden ve ahlâk anlayışından hiç taviz vermez, bu nedenle her devrin ve inanmadığı her görüşün muhalifi olur ve devrinde her
yerde gördüğü lekelerden kendini korumak istercesine, gitgide kendi dünyasına çekilerek sonunda Robert Kolej’de ölümüne dek sürdürdüğü dersleri ve kendisini Aşiyan’daki evinde ziyaret eden eşi dostuyla görüşmeleri
dışında sosyal hayattan elini ayağını çeker. O kadar ki Cenap Şahabettin
onun için “Fikret kendisine ‘yalnızlık’tan bir arkadaş biçmişti, ondan başkası
Fikret’le yürüyemezdi” demiştir.
Tevfik Fikret,
Aşiyan’daki evinde
kendisini ziyaret eden
eşi dostuyla görüşmeleri
dışında sosyal hayattan
elini ayağını çekmişti.
En şiddetli tenkitçileri bile, onun ahlâk anlayışında kibirlilik bulmanın ötesinde bir suçlama öne süremezken, yakın dostları kimi zaman Fikret’teki
bu şaşmaz ahlâki tutumu peygamberlik mertebesine yüceltir, kimi zamansa
neredeyse marazi bir biçimde resmeder. Ali Ekrem’in anılarında Fikret’in
de bazen kendini vatanın dertleriyle, siyasetçilerin kötülükleriyle boşuna
harap ettiğinden, delirttiğinden yakındığına, kendi durumunda, zihinsel ve
bedensel esenliği için uzak durması gereken bir maraziye gördüğüne şahit
oluruz. Oysa bu, Fikret’in bir işe yaramadığını düşündüğü için devlet memuriyetinden ayrılmasında ve kendisine ödenmek istenen maaşları reddedip, sonunda arzusu dışında verildiğinde bunları bağışlamasında; Galatasaray Lisesi’nde öğretmenken maaşlarda yapılan indirimi protesto etmek için
istifa etmesinde; 31 Mart ayaklanmasında liseyi basmak isteyen ayaklanmacılar karşısında kendini okulun kapısına zincirlemesinde; II. Meşrutiyet
döneminde müdürü yapıldığı Galatasaray’dan dönemin milli eğitim müdürü
Emrullah Efendi ile yaşadığı ve okula katkı sağlamasını imkânsız hale getirdiğini düşündüğü sürtüşmeden sonra istifa etmesinde gördüğümüz, çağında olduğu gibi bugün de eşine az rastlanacak bir ilkelilik halinden başka bir
şey değildir. “Örtün, evet, ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir; / örtün,
ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi!” dizeleriyle İstanbul’u mahkûm
ettiği ünlü “Sis”, bugün hâlâ özellikle İslamcılar için Fikret’i tartışmalı kılan
“Tarih - i Kadim” ve elbette Osmanlıcısından milliyetçisine pek çokları için
eleştiri kaynağı olan, II. Abdülhamit’e Ermeni anarşistlerce yapılan suikastın
başarısız olmasına hayıflandığı“Bir Lahza - i Ta’ahhür” (Bir Anlık Gecikme)
gibi şiirleriyle Abdülhamit dönemine en sert muhalefeti dillendirmiştir Fikret.
Ne var ki, kendisine kısa bir an için umut veren ama ardından öncüllerinden
farksız biçimde kendi ikballerinin peşinde imparatorluğu ve içinde yaşayan
halkları felakete, Fikret’in hiçbir biçimde kabul etmediği, yüceltilmesine
karşı çıktığı savaşlara sürükleyen İttihat ve Terakki kadrolarını da “Doksan
Beşe Doğru” ve “Han - ı Yağma” şiirleriyle eleştirip, mahkûm etmiştir. İşte
onun hiçbir cephenin adamı olmadan, haksızlığa, zorbalığa, zulme ve yanlış
politikalara, nereden gelirse gelsin, yüksek sesle karşı çıkmasını sağlayan
da bu ilkeli duruşudur.
Şüpheciliğin gereğinden bahsetse, kendi çağı ve çağdaşları karşısında karamsar olsa da bunların tam tersi güçlü bir damar; geleceğe dair umut ve
yeni nesillere olan inanç da şiirlerinde göze çarpar. “Sabah Olursa” şiirinde
“Evet, sabah olacaktır, sabah olursa, geceler
Geçer, kıyamete dek sürmez; en sonunda bu gök
Bu mavi gök size bir gün acır; usanma sakın.
Hayata neş’e güneştir, usanç içinde kişi
Çürür bizim gibi... Siz, ey yarın uzaylıların
Küçük güneşleri, artık birer birer uyanın!”
Aşiyan
dizeleriyle dile gelen, “Ferda”da, “Haluk’un Defteri”ndeki şiirlerde ifadesini bulan bu umutlu inanç, Fikret’in parlak bir eğitimci olmasını, kısa süren
Galatasaray Lisesi müdürlüğü sırasında okula öğrencilerinin coşkulu sözlerle andıkları büyük katkılar vermesini ve öğretmenlikten ömrünün sonuna
dek vazgeçmemesini sağlamıştır. Nihayetinde, hayalini kurduğu, geleceğin nesillerinin yetiştirileceği reformist eğitim kurumunu hiçbir zaman aça-
B+ KIŞ 67
Aşiyan Müzesi
mamış olan Fikret’e, aynı amaç doğrultusunda Sâtı Bey’in kurduğu “Yeni
Mektep”in Yuva adı verilen ilkokul bölümündeki öğrenciler için, küçük yaşta
kaybettiği yeğeninin adını verdiği ve çocuklar için yazılmış ilk Türkçe kitap
olan “Şermin”i yazdıran da aynı umutlu beklentidir.
Yaşamının son yıllarında, iyi bir eğitim alması ve “nerede bulursa bulsun, ışığı
yurduna getirmesi” için İskoçya’ya gönderdiği ve bir daha asla göremeyeceği, gelecek yeni neslin timsali saydığı oğlu Haluk’un özlemini çeker, Balkan Harplerindeki kayıpların acısını derinden hisseder ve I. Dünya Savaşı’na
çekilmemizi çaresizlik ve öfkeyle izler. Sonunda, daha 1895’te yazdığı bir
şiirde meşhur karamsarlığıyla davet ettiği ölümün, şeker hastalığına yakalanmasıyla kendisine yetiştiği Tevfik Fikret’te melankolinin ve geleceğe
duyulan umudun bir arada yer alması bir çelişki değil, onun çok yönlü, karmaşık sanatçı kişiliğinin bir sonucudur. Daha ziyade şair ve fikir adamı yönüyle tanınsa da o aslında müzikle arası çok iyi olan, yetkin tablolar üretmiş
bir ressam ve en büyük eseri Aşiyan olan bir mimar ve dekoratördür de aynı
zamanda. Fikret’te çok az ele alınmış olan romantizmin kaynağı da bu çok
yönlü sanatçı kişiliktir.
Ondaki romantizmi galiba en iyi ortaya koyan, arkadaşlarıyla kurdukları başka bir yere gitme ve her şeye, idealleri doğrultusunda yeniden başlama hayalidir. Hüseyin Kazım’ın aktardıklarından, birlikte önce Manisa’nın Tepecik
köyünde Kazım’a ait olan bir çiftliğe yerleşmeyi düşündüklerini, bunun için
bir arkadaşlarını buraya tetkike gönderdiklerini öğreniriz. Bu tatlı hayal bir
süre sonra unutulsa da Fikret’in “Rubab - ı Şikeste”sinde, dönemin bütün
gürültü patırtısından, kirinden pasından kaçıp uzaklaşabileceği, doğa içinde
basit bir yaşamda huzur ve sükûnet bulabileceği “Yeşil Yurt” tasavvurunun
ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Daha sonraları bu “Yeşil Yurt” hayali, bütün Servet - i Fünun camiasında, çok uzaklardaki bir cennet köşesi olarak
algıladıkları Yeni Zelanda’ya göç etmek biçiminde yeniden belirir ancak
maddi imkânsızlıkların da etkisiyle bir hayal olarak kalır. Şairin meşhur detaycılığıyla en ince ayrıntısına kadar planladığı, yaşama düzeninden birbirleriyle gündelik ilişkilerini belirleyecek kurallara kadar tasarlamaya koyulduğu
bir hayal olmuştur bu. Fikret’in son yıllarını geçirdiği, projelerini kendi çizdiği,
yapımında çalıştığı ve bu arada mükemmeliyetçiliğiyle, isteklerini tam olarak
anlayıp yerine getiremeyen üç ustayı eskittiği, sonunda bahçe düzenlemesinden dekorasyonuna, her detayını kendi elleriyle meydana getirdiği Aşi-
Fikret’in Aşiyan Müzesi’ndeki çalışma masası
:Kaynakça
68 B+ KIŞ
Hıfzı Topuz, “Elbet Sabah Olacaktır: Özgürlük Şairi Tevfik Fikret’in Romanı”, Remzi Kitabevi, İstanbul 2012
Serol Teber, “Tevfik Fikret’in Melankolik Dünyası: Aşiyan’daki Kâhin”, Okuyan Us Yayınları, İstanbul 2002
Nuran Özlük, “Türk Basınında Tevfik Fikret 1924 - 1940”, 3F Yayınevi, İstanbul 2008.z
Tevfik Fikret (soldan 6.) Mekteb-i Sultani’de, Galatasaray Lisesi
yan için, bu “Yeşil Yurt” rüyasının nihayet cisimleşmiş hali, Fikret’in yaşamı
boyunca aradığı sığınak denilebilir.
Büyük zorluklarla yapılan, Fikret’in içinde ancak 6 yıl yaşayabildiği ve ölümünün ardından satılan, kaybolan eşyalarla yavaş yavaş dağılırken son anda
satın alınarak 1945’te müzeye çevrilen bu yapı, burada uzun uzun yazdıklarımızdan çok daha iyi anlatacaktır Fikret’i. Yolunuz düşer de Aşiyan Mezarlığı’nın yanındaki dik yokuştan tırmanarak, geçtiğimiz yıl restore edilen bu
müze eve giderseniz belki “Sis” şiirinden esinlenen Abdülmecit Efendi’nin
tablosu önünde yaşadığı çağın, lanetlediği İstanbul’unu hayal edersiniz; belki yengesi Hatice Aliye Hanım’ın “Mesela bir vazo içinde bir şakayık, iri... Elbette hoşuna giderdi. Fakat onun altında duran mine çiçeklerini, onları belki biraz da ziyade severdi” ifadesiyle tasvir ettiği zevkle meydana getirdiği
bahçenin bir köşesinde, doğallığını mümkün mertebe koruyarak kayadan
oluşturduğu bankı ve buna kazınmış mısralarını okur, onun sanatçı yanı ya da
doğayla ilişkisi üstüne düşünürsünüz; ya da belki üst kattaki, özel eşyalarıyla
beraber korunmuş yatak odasındaki “hayata açılan pencerem” dediği küçük
pencereden dışarı bakarken, Tevfik Fikret’in zamanının değil, şimdinin de
ötesinde olduğuna sizi yeniden ikna edecek şu dizelerini anımsarsınız:
“İşte müjdelerin en güzeli,
işte en gerçek özgürlük
düşümüzdeki gelecek çağlarda:
Ne savaş, ne savaşan, ne salgın,
ne saltanat, ne yoksulluk, ne ezen, ne ezilen,
ne yakınma, ne de zulmün kahrı,
ne tapılan, ne tapan,
ben benim, sen de sen!”
“Yuvasında” anıldı
Tevfik Fikret, ölümünün 98’nci yıldönümü olan 19 Ağustos’ta müze haline
getirilen ve Farsça “yuva” anlamına gelen Aşiyan’daki evinde Galatasaray
Lisesi Mezunları Derneği tarafından düzenlenen törenle anıldı.
Aşiyan Müzesi pazar ve pazartesi günleri hariç
09:00 - 16:00 saatleri arasında ziyarete açık.
B+ KIŞ 69
Mihri
Hanım’la
Aşiyan’da
Yazı: Etem Çalışkan
Tevfik Fikret’e Mihri Hanım’la, “Şermin”le
karışık bir gezi…
Daracık, dik ve uzun sokak, defne, meşe, erguvan ve çınar ve çam dalları ile
tünelleşmiş bir yol. Diklemesine 85 basamaklı taş merdiven. İki kişi el ele,
üçüncü kişi arkada…
“Eteklerimizde güneş rengi bir yığın yaprak”…
Ulaştık Kuşevi’ne; Aşiyan’a… Mihri Hanım’ın üzerinde baştan ayağa tek parça siyah ipek giysi. Bahçe aman aman büyük değil, küçük de sayılmaz. Çınar
ve çamlar altında, 3 bahçe masası, 2 kanepe, 5 sandalye. Zemin aralıkları ot,
çiçek...
Maviş maviş damla çiçekli mineler, çim, çimen, sarıpapatya çiçekli, taş döşemeli. Bahçenin toprak köşesinde, elif elif yükselmiş birkaç selvi. Selvilerin
altında derin gölgede güller içinde Tevfik Fikret.
Mihri Hanım, bahçenin Boğaz’a bakan yönünde durdu. Güz ikindisinde,
boğazın lacivertinde dalgalar altın altın damlalı. Mihri Hanım, baştan ayağa
simsiyah ipek elbiseli bir rüya; bir hülya. Çeşmi bülbül gözleri, Çamlıca’da
Tıbbiye Nazırı Doktor Çerkez Ahmet Rasim Paşa’nın konağında anılarla…
Paşa babasının konağında çocukluk, gençlik yılları… Doktor Paşa babasının
sanatçı dostları ile tanışması… Sultan Abdülhamit’in saray ressamı, İtalyan
ressam Zonaro’nun öğrencisi olması, Avrupa düşleri ve 17 yaşında konaktan
çıkıp, kaçak olarak İtalya’ya gidişi…
Ve…
Birden anılarından sıyrılıp yönünü, bahçenin dip köşesindeki, taşında “Tevfik Fikret” yazan mezarın başucuna gelişi, 2 elini dua için açışı, avuçlarına
“çeşmi bülbül” gözlerinden, güz güneşi damlalı, acıyla aşk ve sevgi karışımı
gözyaşı akışı…
Kuşevi’ndeki odasında Tevfik Fikret’in, son nefesini verdiğinde başucunda
idi dün Mihri Hanım. Başını, Tevfik Fikret’in göğsüne koyup hıçkıra hıçkıra
ağlamıştı. Yanaklarından, alnından öpmüştü, şiirlerini ezbere okuduğu büyük
şairin ve gönlünün ressamının.
Ve de, hiç zaman kaybetmeden, yüzünün “bire bir” kalıbını almıştı, ilk Türk
kadın ressamı Mihri Müşfik Hanım, 1915 yılının 19 Ağustos’unda, 48 yaşında
ömrü yeten Tevfik Fikret’in.
Şu anda, Aşiyan’da, yatak odasında yatağının başucunda duvardaki mask,
işte o kalıptandır. O gün, Mihri Hanım, 29’uncu (Ağustos’undadır.) yaşının
24 Aralık’ındadır. Yıl 1915.
Büyük şair ve ressamın yaşının yetmesiyle, Servet - i Fünûn da yetim kalmıştı. Kuşevi ıssız, sessizdi. Yaz boyunca doğayı seslendiren ağustosböceği de
70 B+ KIŞ
Kendi fırçasından Mihri Hanım
susmuş çam dallarında… Kara karıncalar matem içindeler… Sormayın “Şer
min”in durumunu… “Şermin”deki tüm şiirler, “Nuh’un Hüzün Gemisi”nde,
Tevfik Fikret’in iki dizesinde:
“…Eğilmek esaret tasmasından ağırdır boynuma fıkri hür,
bilgisi hür, vicdanı hür bir ozanım.”
Tevfik Fikret’in “Şermin Çocuk Şiirleri”ni ilkokullarda okuyan çocuklar şanslıdır. 1930’lu, 1940’lı yılların ilkokul, ortaokul öğrencileri olan bizler, o şansı
yakalayanlardanız. Sonrasını bilmiyorum. Şu anda deseler ki, şimdi bir dilekte bulunun, ne dilersin diye sorarsalar, yanıtım, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda, ilköğretim öğrencilerine Tevfik Fikret’in çocuklar için “Şermin” şiir
kitabını Beşiktaş Belediyesi’nin kültür ve eğitim hizmeti olarak armağan etmesini istemek olurdu…
Tevfik Fikret’in yetim bıraktığı yalnız “Şermin” ve içindeki şiirleri ve çocuklar
değildi elbette… “Rübâb - ı Şikeste” ve içindeki şiirleri, “Sis”, “Millet Şarkısı”,
Haluk için yazdığı şiirleri ve daha birçok şiirler, “Haluk’un Defteri”…
“…Ne bulursan bırakma: San’at, Fen, itimâd, itilâ, cesaret, ümid.
Hepsi lâzım bu yurda, hepsi müfıd
Bize bol bol ziyâ kucakla getir.
Kitapları ve şiirleri, düz yazıları ve gazeteciliği…”
Aslında, Tevfik Fikret’in yetimleri diye bir şey yok. Büyük şair ve düşünürün
ölümünün hüznünü, biraz fazla derinden hissettim!
Tevfik Fikret üstadın 100’ncü yılına 2 kala Ağustos’un 19’unda “Şermin”le
Aşiyan’dayız. Aşiyan’ın bahçesi boğazın lacivertine, yeşil yeşil dal sallıyor
yüksekten 12’nci Ağustos’unu yaşayan “Şermin”, çam dallarında ağustosböceklerini dinlerken, toprakta karıncalar kendilerinden büyük yiyecekleri
yüklenmişler, yuvalarına taşıyorlar sessizce… Kışın yuvalarında oturup yiyecekler. “Şermin” ağustosböceklerini dinlerken, çalışkan karıncaları da izliyor,
düşünerek. Ve…
“Yazı Dede, dinle, bak!” diyor bana.
- “Dinliyorum seni Şermin,” diyorum.
“Şermin”, çocuksu yaramazlıkla delişmen genç kızlık arasında. Mavi kot
şortlu ve yeşil tişört giysili. Gözleri, bulutlarla ve çırpıntılı dalgalarla, menevişli,
mavi deniz. Rüzgârda dağılan mısır püskülü saçlarını parmak aralıklarıyla tarayıp, düzeltiyor. Ve okuyor:
Ağustosböceği ile Karınca
“Karıncayı tanırsınız
Minimini bir hayvandır
Fakat gayet çalışkandır
Çok tutumludur, yalnız
Pek bencildir bu bir kusur
Bencil olan zalim olur
Bir gün Ağustosböceği
Tembel tembel ötüp durmak
Sonucunda aç kalarak
Karıncadan göreceği”
Aydede, Yazı Dede, okşar Şermin’in saçlarını,
“Ben de 75 yıl önce okumuştum, bak hâlâ ezberimde” der…
Tevfik Fikret, çocuk edebiyatımızın en güzel örneklerinden sayılan çocuk
şiirlerini, ömrünün son yıllarında, kendisinin de çocuklaştığı yıllarda yazdı.
“Şermin”, çocuk şiirini sayfalarda toplayıp, 1914’te basılan kitabının adıdır.
Aydede de, çocuklaşan yaşında, Aşiyan’da, günümüzün Şermin’i ile birlikte
okudu, “Ağustosböceği ile Karınca”yı”… Kuşevi’ni, “Şermin” ve Mihri Hanım
birlikte gezdiler. Tavanından tabanına, duvarlarına, resimlerine, anılarına, her
şey onarılmış, her şey yerli yerinde. Tevfik Fikret, Kuşevi’nde değil, bahçesinde, selviler, altında, güller arasında.
Tevfik Fikret dünyasında gezintimde, Hıfzı Topuz ağabeyin Remzi Kitabevi’nden yayımlanan “Elbet Sabah Olacaktır / Özgürlük Şairi Tevfik Fikret’in Romanı” kitabı ile kardeşim Ahmet Özdemir’in, Boğaziçi Yayınları’ndan yayımlanan
“Tevfik Fikret / Hayatı – Sanatı – Eserleri” kitapları rehberim oldu. Kuşevi’ni Atabey aydınlattı.
Tevfik Fikret’in yanında ve karşısında olan üstatlar da var. Yanında olanlardan
ve karşısında olanlardan ikisini sunuyorum.
Abdülbaki Gölpınarlı kısaca diyor ki; “Edebiyatımızda ayağını ilk yere basan şair,
gözlerini tabiata ilk açan şair, gerçeği olduğu gibi gören göz: Tevfik Fikret.”
Bakalım Necip Fazıl üstattan ne duyacağız?
“… Ben, Fikret’e münzevi diyemem. Münzeviliğin çok ulvi şekilleri olduğu
gibi, içtimai hadiselere karışmanın aynı nispette ulvi olanakları vardır. Fikret’inki basit ve cüce kırgınlıkların ferdi inzivasından başka bir şey değildir.”
Edebiyat üstatları tartışadursunlar, ben Aydede olarak, “Şermin”le, Mihri
Hanım’la Aşiyan gezimde, Kuşevi’nden, tarihin içinden çıktık, Tevfik Fikret’in mezarının başına geldik. Sessizce saygımızı sunduk, duamızı yaptık.
Günün Mihrisi, o günün Mihri Hanım’ını hatırladı. Amerika’nın bilmem hangi
şehrinin “Kimsesizler Mezarlığı”nda yatan ilk Türk kadın ressamı Mihri Hanım’ı, Tevfik Fikret’le ikisini yan yana ziyaret ettik.
Çam dallarında ağustosböcekleri konseri, toprakta kara karıncalar kervanı…
(19 Ağustos 1915)
Son söz elbette ki Tevfik Fikret’in
Sabah Olursa
Bu memlekette bir gün sabah olursa, Haluk,
eğer bu toprakların sislenen alınyazısı
sağlam ve güçlü bir elle silinir de
halkın donuk ve paslı yüzü bir parça gülerse
O gün ben sağ bile olsam
Hayatla olan bağım güçsüz olacak şüphesizO gün sen benden umudu kes;
Acılarımla unut beni;
Çünkü sakat ve dağınık bakışlarım seni geçmişe çekmek ister;
Oysa bütün kimliğin ve uzuvlarınla sen yarınsın:
Kulaklarımda şimdi sesin şakıyor!
Evet sabah olacaktır, sabah olur geceler
Kıyamete kadar sürmez,
sonunda bu gökyüzü, bu mavi gök size acır
boynunu bükme, güneş hayatın neşesidir
Üzüntü içinde insan bizim gibi çürür…
Siz, ey gelecek günlerin küçük güneşleri,
Artık birer birer uyanın!
Ufukların sonsuz özlemi var nura,
Aydınlık… Çağımızın özlediği şey
Dağıtın bulutları, uğursuz gölgeleri,
Aydınlık içinde koşun, kurtarın bu ülkeyi
Umudumuz bu; biz ölsek bile vatan mutlaka sizinle
Şu zindan karanlığından uzak yaşar! B+
(Günümüz Türkçesi, Hıfzı Topuz’un “Elbet Sabah Olacaktır” kitabından.)
İstanbul’un kültür ve sanat merkezi Beşiktaş’ın var
gücüyle çalışkan belediye yöneticileri de düşünüyor
kesinlikle bu sanat ve insan olayını. Ama gene de ekleyelim bir temenni olarak. Amerika’da Kimsesizler
Mezarlığı’nda (eğer duruyorsa) yatan, Sultan Abdülhamit zamanının Tıbbiye Nazırı Dr. Çerkez Ahmet Rasim
Paşa’nın kızı, ilk Türk kadın ressam, değerli sanatçı, güzeller güzeli Mihri Hanım, neden hâlâ Aşiyan’da değil
de okyanus ötesinde, Kimsesizler Mezarlığı’nda?!
Mihri Hanım, Tevfik Fikret’in portresini çizerken gönlünde kopan fırtınanın uğultusundan kurtularak seslendi Fikret’e:
“Size şiirlerimizden okumak istiyorum izninizle” dedi
ve “Girye - i Matem”i okudu…
“Seni görmek… Sana ah etmek için
Seni takip ederek girmek için
Koşarım yeis ile amma nereye
Koşarım pencereden pencereye
Çıkamam ortaya iffet mani
Bu kadınlık bu kabahat mani
Bu benim sevgilimin hasretidir
Gönlümün sevgili bir kasvetidir”
Karşılıklı koptu fırtına uğultu Aşiyan’ı sardı.
Aydede Etem Çalışkan Aşiyan’da
B+ KIŞ 71
Kadın girişimci
GİZLİ BİR KÖŞEDE
BİR FİNCAN KEYİF
Röportaj: Nazan Ortaç Fotoğraflar: Ulaş Tosun
Bebek’te kısa sürede müdavimlerini oluşturan kahve butiği “Cup of Joy”, kentte kahvenin
hakkını veren nadir yerlerden. Ebru Döşekçi ve Suzan Sevengil Serez’in ortaklığında hayat
bulan mekân, kahvenin çekirdekten fincana kadarki yolculuğunu takip etme olanağı sunuyor…
H
er köşe başında rast geldiğimiz global
kahve zincirlerine inat, butik bir kahvehane “Cup of Joy”… Bebek’te, pek de bilinmeyen Yasemin Pasajı’nın en dibindeki
küçücük dükkânında, yel değirmenleriyle
savaşan Don Kişot misali, hemen sokağın
karşısındaki iki büyük kahve zincirine kafa tutuyor…
Kafa tutabilmelerinin altında bilgi, emek ve gusto yatıyor. Bunu
yaratanlar ise heykel sanatçısı Ebru Döşekçi ve halkla ilişkiler
alanındaki kariyerine “kahve molası veren” Suzan Sevengil
Serez… Mekân sahipleriyle kahveyi ve daha fazlasını konuştuk…
Nasıl başladı kahve maceranız?
Ebru Döşekçi: Biz Suzan’la, iki “kahveseveriz”... Ama güzel
kahve içemiyorduk hiçbir yerde. O yüzden güzel kahve yapan
bir yer açmak istedik. Baktığınız zaman riskli bir bölgedeyiz.
Bebek’te sadece kahve satan mekânlar var, üstelik biz pasajın içinde, görünmeyen bir yerdeyiz. Ama sonuçta bizi, iyi bir
kahve içmek isteyen ya da almak isteyen kişiler artık buluyor.
Şimdi bulunduğumuz yerin dezavantaj değil, avantaj olduğunu
düşünüyorum… Gizli bir köşe gibi…
Fikirden ürüne geçiş nasıl gelişti?
E.D.: İngiltere’de beğendiğimiz bir kahve dükkanı vardı, onlarla görüştük, “biz acaba sizin bayiinizi açabilir miyiz Türkiye’de”
diye... Burası, sadece belirli çiftliklerden, kahve çekirdeğinin
bütün yolculuğunu takip ederek, taze kahveyi en iyi şekilde
pişirerek yapan bir yer. Onlar bize, “Bu işin püf noktası kavurmaktan, tazelikten geçiyor. Biz kendimiz kavuruyoruz, İngiltere’den size yollayana kadar bayatlar, o yüzden size bayilik
veremeyiz” dediler. O zaman şunu anladık; kötü kahve içmemizin sebebi, aslında bayat kahve içmemiz. Çünkü Türkiye’de
şu anda içilen paket kahvelerin hiçbiri taze değil, hepsi aylar
önce kavrulmuş, paketlenmiş kahveler. Bunun üzerine biz o
zaman kahve çekirdeğini yeşil olarak getirelim, kendimiz kavuralım dedik. Onun için kavurma makinesi almamız lazım dedik. İş birden, “Ben güzel bir kahve içeyim”den çıkıp, daha da
gelişti. Büyük çiftliklerden değil, daha küçük çiftliklerden alıp,
daha özel kahve getirip, dünyada ödül alan kahveler hangisi,
bütün bunları araştırıp, ondan sonra bu işin içine girmek istediğimizi anladık. O arada da bu dükkân kiralıktı, apar topar dükkânı
tuttuk. “Açmasak bile dedik, üç beş ay biz bunun kirasını öderiz,
hiç olmazsa bu bize bir motivasyon olur” diye. Hakikaten bu böyle bir aylık, iki aylık bir süreç değilmiş! Uzun bir süreçmiş, kahve
çok çok özen gerektiren bir meyve çekirdeği. Saklama koşulları,
kavurma koşulları, demleme koşulları, öğütülmesi gibi her şeyi
ayrı bir özen istiyor. O yüzden yapacaksak da, bunun en iyisini
yapmak istedik. Şu anda sanıyorum bizim elimizde 10 çeşit kadar çekirdek var. Bu çekirdeklerin bazıları dünyanın en pahalıları,
bazısı yıllardan beri otoriteler tarafından dünyanın en iyi kahveleri olarak nitelendirilen kahveler. “Cup of Excellence” denilen
bir ödül var, her ülkedeki kahve için veriliyor. Biz bu çekirdekleri getirmeye çalışıyoruz. Kavurmalar için özel eğitimler alıyoruz,
çünkü her kahvenin kavurması farklı oluyor. Bir de farklı demleme
yöntemleri getirdik. Bunların da her biri, kahvede farklı bir sonuç
veriyor. Sonuçta gördüğünüz mekân oluştu…
Bu kadar özenin karşılığını aldınız mı?
E.D.: Burası 7 aydır açık, artık aldığımızı düşünüyoruz… İlk başta
tabii yerin dezavantajı vardı. Bebek’te oturup, bu pasajı bilmeyenler vardı. Pasajın içine insanları sokup, bir de en dibine getirmek, burada bir şeyin olduğunu fark ettirmek çok zordu.
Suzan Sevengil Serez: Bunu göze aldık zaten, biraz daha vakit harcayacağız dedik. Şu anda epey bir müdavim sayısı oluştu. Hafta sonları gelseniz buraya, pasajdan içeri giremezsiniz…
Onun için merdivenleri de yaptırdık, insanlar oraya da oturuyor.
Bir kere bizde kahve içmiş insanlar sürekli geliyor. Bu, bizim en
kuvvetli tarafımız. Çünkü bizde öyle manzara da yok! Buradaki
ortamı, sohbeti de seven çok var.
Dekorasyonu da çok hoş olmuş. Birinden yardım aldınız mı?
E.D.: Fikir aşamasında Mustafa Toner’den yardım aldık. Uygulama sırasında tamamen kendimiz yaptık.
Çok maliyetli görünüyor yaptığınız iş; fiyatlarınız
nasıl?
E.D.: Bir restoranda içtiğiniz kahve fiyatından daha düşük,
ama piyasadaki kahve zincirleriyle hemen hemen aynı. Çekirdek olarak da satıyoruz; o da market kahvelerinden yüzde 20 daha yüksek. Ama kahve zincirleriyle aynı.
Büyümeyi, yeni şubeler açmayı düşünüyor
musunuz?
E.D.: Biz burayı çok seviyoruz, o yüzden burası mutlaka kalır ama başka yerlere de bakıyoruz…
Bebekliler’de müdavim kültürü vardır, mekânlarına sahip çıkarlar…
S.S.: Bize çok uygun bir kitle olduğunu düşünüyorum; çok
bilinçli müşterilerimiz var.
E.D.: Bizim kahvemizi sevecek insan, yurtdışına giden, damak zevki belli bir seviyenin üstünde olan, öğrenmeye ve yeni
şeyleri denemeye açık insanlar. Bir de Bebek’e, Boğaz’a, İstanbul’da oturan herkes geliyor. Gezmek için, yeme içme için,
Boğaz gezisi için, parkı için… Bizden de bir şekilde haberdarsa,
uğrar diye düşünüyoruz. Ama müdavim kitlesi olarak da, çok güzel hakikaten Bebekliler…
B+ KIŞ 73
Suzan Sevengil Serez ve Ebru Döşekçi
Kahve hakkında kısa kısa…
Ebru Döşekçi ve Suzan Sevengil Serez, kahve hakkında pek de bilinmeyen bilgileri B+ okurlarıyla paylaştı:
•
Dünyada 30 çeşit kahve var, ama en yüksek üretilen ‘Arabica’ ve
‘Robusta’. Arabica daha kaliteli, kafein oranı düşük, aromatik… Robusta
ise nötr kahve; bir tat profili yok, ama bol köpük yapar. Dışarıda içtiğiniz
kahvenin köpüklü olmasının nedeni budur. Fiyatı düşüktür, o yüzden insanlar blend’lerine Robusta katarak hem maliyetlerini düşürür, hem de
kahvenin köpüklenmesini sağlar. Ama çok yüksek kafeinli olduğu için
kalp çarpıntısı, mide yanması yapar. İyi bir kahve içecekseniz, yüzde yüz
Arabica olmasına ve taze olmasına önem verin. Bayat Arabica asla köpük
vermez, o yüzden de insanlar Arabica almaktansa, Robusta almayı tercih
eder. Türk kahvesi ise yüzde yüz Arabica’dır.
•
Bütün her şeyde olduğu gibi; genelde kahvelerde hata oranları
var. İçinde taş olması, mercimek kaçması, küflenmesi, kurtlanması, böceklenmesi birer hata oranıdır. Kabul edilebilir hata oranı yüzde 12’dir.
Biz kahvelerimizi kavurduktan sonra, pirinç ayıklar gibi ayıklıyoruz. Hata
oranını yüzde 1 - 2’ye düşürüyoruz. Türk kahvesi genelinde ise hata oranı
yüzde 35’tir. Yani 100 çekirdekten 35 tanesi hatalı! Zaten kilosu 1 Dolar’a
satılan bir kahvedir Türk kahvesi. Bunu şu anda düzeltmeye, Türk kahvesini güzelleştirmeye çalışıyorlar. Çeşitli vakıflar, kurumlar kuruldu bunun
için ama piyasada içtiğimiz Türk kahvesinin ortalama durumu bu.
•
Dünyada petrolden sonra en büyük ticaret ürünü kahve… O yüzden bizim için “fair trade”, yani ticaretin adil olması büyük önem taşıyor.
Büyük alım yapan dünyaca ünlü şirketler, ya büyük kooperatiflerden tarlayı 10 yıllığına kapatıyor ya da o yılki mahsulü kooperatifin belirlediği senelik taban fiyatına satın alıyor. Bizim aldığımız üreticiler ise küçük çiftlikler.
Ürün müzayedeye çıkıyor, en yüksek fiyatı verene satış yapılıyor. Dolayısıyla satıcı da, alıcı da memnun. Kimin aldığı belli, kimin sattığı belli…
•
Biz belli oranda su akıtırız kahveden; çünkü ondan sonra posası,
çöpü gelmeye başlar, kahvenin tadı bozulur, ekşir. Çözünebilir kahve ise
bu posadan yapılıyor. Kahveyi suyla dolduruyorlar, bir süre sonra kahve
şişmiş oluyor. Sonra posasını alıyorlar, orada bir su kalıyor. Bu suyu kurutunca, dipte kalan çıtır çıtır şey de çözülebilir kahve oluyor. Ama bunu aynı
posadan birkaç kere daha yapıyorlar! Kullanılan kahveleri bilmiyoruz, ama
üzerinden geçirilen işlemler de son derece zararlı işlemler.
•
Biz mesela kafeinsiz kahve bile satmıyoruz, ancak bulursak organik kafeinsiz kahve satıyoruz. Çünkü kahvenin kafeinini çıkarmak için çok
fazla kimyasal işlem yapılıyor. Biz kahvelerimize güveniyoruz, çok kafeinli
olmadıklarını biliyoruz, hakkıyla vermek istiyoruz.
74 B+ KIŞ
Ebru Hanım, heykel çalışmalarınız nasıl gidiyor,
ufukta yeni bir sergi var mı?
5 - 6 aydır çok yoğun olarak burayla ilgilendim. Hem çalışan
arkadaşlarımız hem Suzan sağ olsun, sürekli burada olmam
gerekmiyor. Atölyem Maslak’ta, havalar güzelken motosiklete
atlayıp, oradan buraya gidip geliyorum. Yeni sergim herhalde
2014 sonu gibi olacak. Ben genelde form üzerinde çalışıyorum, formun üzerinde ne anlatabilirim diye düşünüyorum. Işık
- gölge, boşluk - doluluk oranları, formun estetiği, formun yansıması bütün bunlar benim için önemli. En son çalıştığım şey,
doğayı deforme etmek üzerineydi. Tamamen birebir doğa taklidi değil, doğayı andıran... Şu anda üzerinde çalıştığım bambaşka bir şey var; içinde, herkesin kendi mesajını alabileceği
formlar… Aslında mesaj vermeyi sevmiyorum, zaten ben bir
mesaj veriyor olmayacağım, herkes başka bir şey görecek…
Bugüne kadar yaptığım formlar; amorf, organik formlardı, bir
şeyleri algılattıran formlardı, şimdi bu yapacağım biraz daha
farklı olacak ama daha üstünde çalışıyorum. B+
B+ KIŞ 75
Festival
BİR FESTİVALDEN
ÇOK DAHA
FAZLASI
Yazı B+, Fotoğraflar Şenol Kaşıkçı
K
1001 hikâye, 1001 emek, 1001 heyecanla düzenlenen
“16’ncı Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali”ne bu yıl
Beşiktaş Belediyesi ev sahipliği yaptı. “Davet ve buluşma
bir araya gelince” 15 yıldır Beyoğlu’nda düzenlenen
festivalin 16’ncısını Beşiktaş’a taşımak kaçınılmaz oldu.
ültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkıları, Beşiktaş
Belediyesi’nin ev sahipliği ve Belgesel Sinemacılar
Birliği'nin organizasyonuyla 13 - 17 Kasım tarihleri arasında
gerçekleştirilen 16'ncı Uluslararası 1001 Belgesel Film
Festivali, belgesel sinema tutkunlarını bir araya getirdi. Bu
yıl Beşiktaş’a taşınan ve açılışı da Beşiktaşlıların yoğun
katılımıyla yapılan 16'ncı Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali, yılların
eskitemediği gösterimleriyle başta üniversite öğrencileri olmak üzere tüm
76 B+ KIŞ
Beşiktaşlılardan yoğun ilgi gördü. 17’inci Festival için hazırlıklar şimdiden
başladı.
Aralarında Portekiz, Belçika, Hollanda, Almanya, Avusturya, Fas, Brezilya,
İspanya ve Hindistan’ın da olduğu birçok ülkeden belgesel sinemacıları
buluşturan Festival, gelecek sene de özel programıyla sinemaseverlerin
karşısında olacak.
Beşiktaş Çarşı Meydanı'nda 13 Kasım’da düzenlenen törenle açılışı
yapılarak Beşiktaş’a taşındığı müjdesi verilen Festival adeta bir şenlik
havasında gerçekleşti. Sokak çalgıcılarının eşlik ettiği açılışı, yönetmenliğini
Roger Gomez ve Dani Resines’in yaptığı “L’equip Petit” (Küçük Takım)
filmiyle yapıldı. 9 dakikalık, 2011 tarihli İspanya yapımı filmde 14 küçük
çocuk, kazanma ve kaybetme üzerine yetişkinlere hiç beklenmedik bir
hayat dersi veriyor.
Belgesel Sinemacılar Birliği’nin bu yıl 3 aşamalı olarak organize ettiği ve
ilk 2 aşamasını gerçekleştirdiği Pitchin’İstanbul Belgesel Proje Pişirme
Atölyesi’nin 3’üncü ve son aşaması, festival kapsamında 13, 14 ve 15 Kasım
tarihlerinde yapıldı. Pitching Forumlar, Avrupa’da belgesel projelerin fon
bulmalarını sağlamak amacıyla düzenlenen organizasyonlar. B+
İsmail Ünal: “Beşiktaş’a taşımaktan mutluyum”
Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal, yöneticiler olarak kültür sanat
konusunda kentlilere karşı görevleri olduğunu belirtti. “16'ncı Uluslararası
1001 Belgesel Film Festivali’ne Beşiktaş Belediyesi olarak ev sahipliği
yapıyoruz” diyen Ünal, 1001 Festival’i sadece salonlara değil kente
yaydıklarını kaydetti.
Dünyanın belgesellerini Beşiktaş’a taşıdıklarını vurgulayan Ünal “Belgesel
sinema gibi hüner, akıl ve gerçekliğe sadakat konularında özel duyarlığı
olan bir görsel şöleni, hem de festival boyutunda Beşiktaş kentine
taşımaktan çok mutluyum. Bu keyfi başta Beşiktaş yaşayanları olmak
üzere tüm yurttaşlarımızla paylaşıyor olmak da ayrı bir güzellik” dedi.
Çarşı’da yapmak kaçınılmaz oldu
Belgesel Sinemacılar Birliği Başkanı Nalân Sakızlı, 15 yıldır Beyoğlu’nda
düzenlenen festivalin bu yıl Beşiktaş’ta yapılmasıyla ilgili şunları söyledi:
“Çarşı, devasa binalar altında ezilmemiş, samimiyetini, insanların yüz
yüze bakma alışkanlığını koruduğu bir yer. Davet ve buluşmanın bir araya
gelmesiyle, açılışımızı burada yapmak kaçınılmaz oldu.”
16 ülkeden 30 film
16'ncı Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali’nde bu yıl; geçmiş 15
yılın eskimeyen filmlerinden bir seçki oluşturuldu. Festival boyunca 15’i
Türkiye, 15’i yurtdışından olmak üzere toplam 30 film, Sahne Beşiktaş,
Ortaköy Kültür Merkezi Afife Jale Sahnesi, Levent Kültür Merkezi Onat
Kutlar Sinema Salonu, Fransız Kültür Merkezi ve Nâzım Hikmet Kültür
Merkezi’nde ücretsiz olarak sinemaseverlerle buluştu.
Ana tema: An ve Zaman
16'ncı Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali, dünyanın her yerinde
ve elbette Türkiye’de de unutulmaması, üzerinde ısrarla düşünülmesi ve
eyleme geçilmesi gereken konular ve olaylar, yani gerçekler hakkındaki
öyküler perdeye yansırken, “zamansızlığımızda” inat etmenin gücünü
paylaşıyor. Nitekim bu ruha uyun şekilde festivalin bu yıl ki teması “An ve
Zaman” olarak belirlendi.
Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal
Belgesel Sinemacılar Birliği Başkanı Nalân Sakızlı, “An ve Zaman”
olarak belirlenen temayla ilgili şöyle diyordu: “Yüzünü belli bir ana çeviren
belgesel film, unutmaya inat zamana bir not düşmek ister; çünkü unutmanın
körleştirici etkisine direnmek ister. Belki tam da bu nedenle belgesel filmler
kolay eskimiyor.”
Unutulmaz filmler afişte
Festivalin bu yılki afişinde, iki önemli yönetmenin sinema tarihinin
unutulmazlarından olan filmlerinden esinlenildi. Eisenstein’ın “Potemkin
Zırhlısı” filminde Odessa merdivenlerinden ve Brian De Palma’nın
“Dokunulmazlar” filminde tren garı merdivenlerinden başıboş düşen bebek
arabası… Bir ‘an’da harekete geçen bebek arabası, ana dair çağrışımları
da peşi sıra harekete geçiriyor. Nitekim an, hem geçen yüzyılı, bugünü ve
geleceği görmemizi sağlayan tüm anları hem de sarsıcı sonuçları olabilen
tek bir an’ı ifade edebilir.
Pişirme atölyesi
Festivalde film gösterimlerine paralel etkinlikler de gerçekleştirildi. Cezayir
Restaurant’ta düzenlenen “Türkiye - Almanya Ortak Yapım Atölyesi” ve
“Online Yayıncılıkta Arşivin Önemi ve Telif Hakları Paneli” konulu panel,
belgesel sinema meraklılarını bir araya getirdi.
BSB Başkanı Nalân Sakızlı ve Sezai Sarıoğlu
B+ KIŞ 77
YABANCI FİLMLER
YERLİ FİLMLER
•
48 / Yönetmen: Susana de Sousa Dias (Portekiz)
•
5 No’lu Cezaevi: 1980 – 1984 / Yönetmen: Çayan Demirel
•
Başka Bir Gezegen / Yönetmen: Ferenc Moldovanyi (Macaristan, Belçika, Fin-
•
16 Ton / Yönetmen: Ümit Kıvanç
landiya)
•
Adakale Sözlerim Çoktur / Yönetmen: İsmet Arasan
•
Boris Rijiy / Yönetmen: Aliona van der Horst (Hollanda)
•
Ağustos Karıncası / Yönetmen: Bingöl Elmas
•
Çay ya da Elektrik / Yönetmen: Jerôme le Maire (Belçika, Fas)
•
Bedensiz Ruhlar / Yönetmen: Sabite Kaya
•
Devrimin Büyükanneleri / Yönetmen: Petra Seliskar (Slovenya, Küba, Makedonya, Hollanda)
•
Bir Zap Suyu Şairi - Devrimci Gençlik Köprüsü / Yönetmen: Bahriye Kabadayı
•
Geceyi Aydınlatmak / Yönetmen: Alejandra Canales (Avusturya)
•
Geçmiş Mazi Olmadı / Yönetmen: Mehmet Özgür Candan
•
Gökkuşağı’nın Sonu / Yönetmen: Robert Nugent (Avustralya – Fransa)
•
Hep Sizi Beklemiştik / Yönetmen: Ankara NHKM Sinema Topluluğu
•
Hitler’in Hitleri / Yönetmen: Oliver Axer, Suzanne Benze (Almanya)
•
İbret Olsun Diye / Yönetmen: Necati Sönmez
•
Korku / Yönetmen: Michiel van Erp (Hollanda)
•
Kırlangıcın Yuvası / Yönetmen: Bülent Arınlı
•
Kör Doğmak / Yönetmen: Roberto Berliner (Brezilya)
•
Koleksiyoncu / Yönetmen: Pelin Esmer
•
Küçük Takım / Yönetmen: Roger Gomez & Dani Resines (İspanya)
•
Sessiz Ölüm / Yönetmen: Hüseyin Karabey
•
La Paloma – Dünya Çapında Özlem / Yönetmen: Sigrid Faltin (Almanya)
•
Sırtlarındaki Hayat / Yönetmen: Yeşim Ustaoğlu
•
Malegaon’un Süpermen’leri / Yönetmen: Faiza Ahmad Khan (Hindistan)
•
X / Yönetmen: Özgür E. Arık
•
Roadsworth: Çizgiyi Geçerken / Yönetmen: Alan Kohl (Kanada)
•
Vadinin Üstündeki Köprü / Yönetmen: Tomer Heymann&Barka Heymann (İsrail)
16 yılda yüzlerce film
on binlerce sinemasever
Türkiye’de belgesel sinemanın üretimini ve
izleyici ile buluşmasını sağlamak, belgesel sinem
acılar
arasında dayanışma ve işbirliğini güçlendirm
ek
üzere 16 yıl önce, 1997 yılında Belgesel Sine
macılar Konferansı’nda iki önemli karara imza
atıldı.
Önce Belgesel Sinemacılar Birliği (BSB) kuru
ldu,
ardından ise Uluslararası 1001 Belgesel Film
Festivali’nin yapılması kararı alındı.
Bugüne kadar 60 ülkeden bin 238 filmi 150
bin
izleyiciyle buluşturan festival, çok sayıda belg
eselciyi ve belgesel kuramcısını da bir araya getir
iyor.
16’ıncı 1001’de de belgeselciler, gerçekleri
ve hayalleri bir kez daha paylaştı.
Balık Pazarı’nda müzik dinletisi ile başlayan festival şenlik havasında geçti.
B+ KIŞ 79
Kültür turları
İSTANBUL’U YENİDEN
KEŞFEDİYORUZ
Yazı: B+, Fotoğraflar: Levent Özer
Fener’den Süleymaniye’ye, Eyüp Sultan
Camii’nden Fener Rum Patrikhanesi’ne…
Beşiktaş Belediyesi’nin İstanbul Kültür Turları
hafta içi her gün gerçekleştiriliyor…
Ü
lkemizin birçok kenti gibi, farklı din ve ulusları bir araya
getiren bir şehir İstanbul. Beşiktaş Belediyesi tarafından,
kentliler için hafta içi her gün düzenlenen İstanbul Kültür
Turları’yla Süleymaniye sırtlarından gözüken muhteşem
İstanbul manzarası, Fener ve Balat’ın geleneksel konutlarının oluşturduğu renkli sokaklarla birlikte, farklı dinlere
ait inanç yapılarını gezme fırsatına erişiyorsunuz.
Fener Rum Patrikanesi
Gezi programı
10.00
Ortaköy Belediye Garajı önündeki buluşmanın ardından, otobüslerimize binip Eyüp Sultan Camii ziyaretine başlıyoruz. Ebû Eyyûb el – Ensârî,
Hz. Muhammed’in bayraktarlığını yapmış bir şahıstır ve 7’nci yüzyılda Arap
kuşatması esnasında bu noktada şehit olmuştur. İstanbul’un Fatih Sultan
Mehmet tarafından kuşatılması sırasında mezarı bizzat Sultan Mehmet tarafından keşfedilmiş, sonradan türbe ve şehrin ilk camisi buraya yapılmıştır.
İstanbul’un en kutsal mekânları arasında olduğu kabul edilen Eyüp Sultan
Camii ve Türbesini gezip, ibadet için serbest zaman bırakıyoruz.
12.00
Ardından Haliç boyu otobüsümüz ile ilerlerken, Fener Rum Patrikhanesi’ni
geziyoruz. Rum Ortodoks kiliseleri üzerinde simgesel bir otoritesi olan İstanbul patriği, 6. yüzyıldan beri “Ekümenik Patrik” sıfatıyla dünyadaki tüm
Ortodoksların ruhani lideri kabul edilir. Fener’in hemen yanında Musevilerin
eski mekânı Balat bulunuyor. Burada Bulgar Ortodoks Kilisesi ve havralar
ile ilgili bilgi alıyoruz.
13.00
16’ncı yüzyılda yapılan Süleymaniye Külliyesi ile gezimize devam ediyoruz. Büyük usta Mimar Sinan’ın kalfalık eseri olarak tanımladığı yapı, Sultan Süleyman’ın emri ile İstanbul’un 3’üncü tepesindeki yerini almış. 7 yılda
tamamlanan külliyenin avlusu, Haliç kıyılarına bakan bahçeleri, Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan türbeleri, kütüphane, imarethane ve astronom
odalarına göz atıp camiyi geziyoruz.
15:00
Süleymaniye’den hareket ile Ortaköy Belediye Garajı’na dönüyoruz. B+
Buluşma Noktası
Ortaköy Belediye Garajı
Dereboyu Caddesi sonu
(Migros ve cami karşısı)
Eyüp Sultan Camii
B+ KIŞ 81
Cumhuriyet Bayramı
CUMHURİYET İÇİN
ÖZGÜRLÜK İÇİN...
Yazı: B+, Fotoğraflar: Levent Özer, Alaattin Timur
Cumhuriyet’in 90’ncı yılı kutlamaları için
İstanbul’un dört bir yanından on binlerce
Cumhuriyet âşığı bu yıl da Beşiktaş’a akın etti.
1
923 yılının Ekim ayında Atatürk, egemenliğin ulusa dayandığı
cumhuriyet yönetiminin ilanı için hazırlıklar yapmaya başlamıştı. Ata, 28 Ekim akşamı yakın arkadaşlarını Çankaya’da yemeğe çağırdı ve “Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz” dedi ve 29
Ekim günü, Atatürk, milletvekilleri ile görüştükten sonra taslağı hazırlanan “Cumhuriyet” önergesini Türkiye Büyük Millet
Meclisi’ne verdi. Meclis önergeyi kabul etti; yeni yönetimi biçimi cumhuriyet, ülkenin yeni ismi ise “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” oldu…
Bu bayramlar ve yarınlar sizin
15 yıl sonra… 29 Ekim 1938 tarihindeki genç Cumhuriyet’in 15’nci yılında
kutlamalar coşkulu ama buruktu. Mustafa Kemal Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’ndaki hasta yatağında yatıyordu ve Taksim Meydanı’ndaki kutlamalara
katılamamıştı. Halk onun eksikliğine dayanamayarak Taksim’den Dolmabahçe’ye indi. Slogan ve marşlarını Ulu Önder’e duyurmaya çalıştı. Hasta
82 B+ KIŞ
Teoman
Atatük’ün de
dediği gibi,
“Bu bayramlar
bizim”.
yatağından yanındakilerin yardımıyla doğrulabilen Atatürk, kısık ve ancak
yanındakilerin duyabileceği bir sesle “Bu bayramlar ve yarınlar sizindir.
Güle güle çocuklar!” diyebilmişti.
Beşiktaş Belediyesi de 90’ncı yıl kutlamalarının başlığını, Atamızın Beşiktaş’tan verdiği son veda demecinden, “Bu bayramlar ve yarınlar sizindir.
Güle güle çocuklar!” cümlesinden yola çıkarak “Bu bayramlar bizim” olarak
belirledi.
B+ KIŞ 83
On binlerce kişi akın etti
Cumhuriyet’in 90’ncı yılı kutlamaları için İstanbul’un dört bir yanından on
binlerce Cumhuriyet âşığı Beşiktaş’a akın etti. Vatandaşlar, geleneksel
Fener Alayı için saatler öncesinden toplanmaya başladı. Balmumcu’da
toplanan vatandaşlar saatler 19.00’u gösterince ellerindeki meşalelerle ve
bayraklarla yürüyüşe geçti.
Barbaros Bulvarı kırmızıya boyandı
On binlerce vatandaş, belediye bandosunun çaldığı marşlar, pandomim
gösterileri, şarkı ve türkülerle Cumhuriyet coşkusunu yaşadı. 7’den 77’ye
her yaştan insanın tek yürek olup yürüdüğü Fener alayıyla Barbaros Bulvarı
kırmızıya boyandı. Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal da fener alayına
eşlik etti, vatandaşları selamladı.
Beşiktaş İskelesi’ne ulaşan kalabalık, Boğaziçi’de düzenlenen havai fişek
gösterisine tanık oldu ve gösteriyi ilgiyle izledi. Kabataş Erkek Lisesi korteji
de yürüyüş sırasında, kaldırılan andımızı okudu. Barbaros Meydanı’nı dolduran halk, Ata’ya saygı duruşunun ardından hep bir ağızdan İstiklal Marşı’nı söyledi.
Cumhuriyet Beşiktaş’ta farklı kutlanır
Konuşmasına, “Cumhuriyet bayramları Beşiktaş’ta farklı kutlanır. Mustafa Kemal için, Cumhuriyet için, özgürlük için…” diyerek başlayan Beşiktaş
Belediye Başkanı İsmail Ünal’a seslenen Beşiktaşlılar “sonuna kadar, bizi
biz yapan bu değerleri koruyacağız” dediler…
Coşkunun eksik olmadığı kutlamaların finalinde Teoman sahne aldı. Teoman’ın sahneye çıkmasıyla iyice hareketlenen İstanbullular, bayramı Beşiktaş’ta kutlamanın ayrıcalığını yaşadı. B+
84 B+ KIŞ
B+ KIŞ 85
Kadın hakları
BEŞİKTAŞ’A
KADIN BARINMA EVİ
Yazı: B+, Fotoğraflar: Şenol Kaşıkçı
Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal, “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası
Mücadele ve Dayanışma Günü” için yapılan etkinlikte “Kadın Barınma Evi”nin açılacağını duyurdu.
B
eşiktaş Kent Konseyi Kadın Meclisi ve Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği”, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete
Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü”ne dikkati çekmek amacıyla, Beşiktaş Ortaköy Meydanı’nda
bir etkinlik düzenledi. “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete
Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü” kapsamında gerçekleştirilen dans gösterisi ile kadın ve erkeklerden oluşan 30
kişilik grup, kadına yönelik her türlü şiddetin, yaşam hakkını tehdit eden
bir insan hakkı ihlali olduğuna dikkat çekti. İzleyicilere kırmızı kurdelelerin
dağıtıldığı etkinlikte 30 kişilik bir grup ellerinde kadın cinayetlerinin olduğu
gazete kupürleriyle yaptıkları dansla “Şiddete hayır!” dedi.
“Kadın barınma evi açacağız”
Etkinlikte konuşan Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal, Beşiktaş’ta birçok noktaya “Kadına Şiddet Heykelleri” yerleştirildiğini ve çok yakın zamanda “Kadın Barınma Evi”nin açılacağını duyurdu.
İsmail Ünal, “Beşiktaş Belediyesi olarak, elimizde bulunan bir tesisimizi değiştirerek, Hukuk İşleri ve Kültür Müdürlüğümüzün ortak çalışması sonrasında, çok kısa bir sürede, küçük de olsa, ‘Kadın Barınma Evi’ açıyoruz. Bu
eksikliğimizi de gidereceğiz” diye konuştu.
86 B+ KIŞ
Toplumsal bir sorun
Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Genel Başkanı Nazan Moroğlu da etkinlikte okuduğu bildiride, bu yıl içinde işlenen kadın cinayetlerine dikkati
çekerek, bu sorunun sadece kadının sorunu olmadığını; toplumsal bir konu
olduğunu söyledi.
Şiddetin korkutan, sindiren, acı veren ve kısır döngü halinde devam eden
bir sorun olduğunu da dile getiren Moroğlu, “Kadın, ‘seninle evlenmek istemem’ diyor, öldürülüyor. ‘Boşanmak istiyorum’ diyor, öldürülüyor. 2013
yılında Kasım ayına kadar yüz doksan kadın cinayeti işlendi. Bu çok vahim
bir tablo” dedi.
Bu sorunun, sadece kadınların mücadelesi ile önlenemeyeceğini vurgulayan Moroğlu, kadına yönelik şiddetin önlenmesi için kararlı bir devlet politikası olması gerektiğini ifade etti. B+
25 Kasım’ın tarihçesi
25 Kasım 1960 tarihinde 3 kız kardeş, Patria, Minerva ve Maria
Terasa Mirabel, Dominik Cumhuriyeti güvenlik güçleri tarafından
tecavüz edilerek öldürüldüler. Cesetleri ülkenin kuzey bölgesinde
bir uçurumun dibinde bulundu.
Muhalif kimlikleriyle bilinen 3 kardeşin “trafik kazası”nda öldüğü
iddia edildi. Mirabel kardeşlerin öldürülmeleri Dominik Cumhuriyet’inde büyük bir tepki uyandırdı.
1981 yılında Kolombiya’nın Bogoto şehrinde bir araya gelen Latin
Amerikalı ve Karaipli Kadınlar Kongresi’nde, Mirabel Kardeşlerin
anısına 25 Kasım tarihi “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası
Mücadele Günü” olarak ilan edildi. Bu tarih, 18 yıl sonra, 1999’da
Birleşmiş Milletler’in kararına dönüştü ve 25 Kasım uluslararası
düzeyde “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” olarak kabul edildi.
30 kişilik grup ellerinde kadın cinayetlerinin olduğu gazete kupürleriyle yaptıkları kareografi ile şiddete “hayır” dedi.
B+ KIŞ 87
Haberler
Karikatürler “Seçim” için
yarışıyor…
Karikatürist Nehar Tüblek anısına düzenlenen Karikatür Yarışması’nın konusu,
“seçim” olarak belirlendi.
Ö
mrünü karikatüre adamış
sanatçılarımızdan Nehar
Tüblek anısına Beşiktaş
Belediyesi ile Karikatürcüler Derneği tarafından
düzenlenen karikatür yarışmasının bu yıl 19’uncusu gerçekleştiriliyor.
“Beygirname” ve “Paşaname” adlı iki karikatür
albümü bulunan ve çalıştığı Dünya Gazetesi’ndeki masasında 6 Mart 1995’te yaşamını yitiren Nehar Tüblek anısına düzenlenen Karikatür Yarışması’nın bu yılki konusu, “seçim”.
Yarışmaya katılacak karikatürlerin 10 Şubat
2014 tarihine kadar teslim edilmesi gerekiyor.
Ödüller, 6 Mart 2014 tarihinde İstanbul Beşiktaş’ta, bu tarihten önce yarışmacılara bildirile-
cek olan bir kültür merkezinde verilecek.
Bütün karikatür çizerlerine açık olan yarışmaya
gönderilecek karikatürlerde çizim tekniği serbest. Yarışma karikatürleri Beşiktaş Belediyesi tarafından bir albümde toplanacak. Albüme
girecek olan eserleri “Seçiciler Kurulu” tespit
edecek ve bu eserler sanat galerilerinde sergilenecek. Para ödüllerinin yanı sıra Beşiktaş
Jimnastik Kulübü Özel Ödülü, Karikatürcüler
Derneği Özel Ödülü, Kabataş Lisesi Eğitim
Vakfı Özel Ödülü, Gazeteciler Cemiyeti Özel
Ödülü, Dünya Yayıncılık Özel Ödülü, Nehar
Tüblek Ailesi Adına Özel Ödül ile Karikatürcüler Derneği Gençleri ve Çocukları Özendirme
Ödülleri de takdim edilecek.
Yazışma Adresi: Şerife Ayvere Özmüş
Beşiktaş Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü
Nisbetiye Mah. Aytar Cad. Başlık Sok. No:1 Beşiktaş / İstanbul
Tarihi köşkte
müzik sesleri
Sanatçımız Şevki Karayel’in kurduğu
piyano akademisi, her yanı sanatla yoğrulan
Çırağan’daki 150 yıllık tarihi köşkte kuruldu.
Piyanistlik ve eğitmenlik kariyerini Almanya’da sürdüren dünyaca ünlü piyanistimiz Şevki Karayel, edindiği birikimi ülkemize aktarabilmek için Şevki
Karayel Piyano Akademisi’ni Almanya’dan aldığı destekle kurdu. Her köşesi
sanatla yoğrulan Çırağan Caddesi’ndeki 150 yıllık tarihi köşkte kurulan Akademi’de piyano derslerinin yanı sıra müzikal yaratıcılık, müzik teorisi, doğaçlama ve solfej içerikli dersler veriliyor. Bu sayede öğrenci sadece çalmayı
değil, çaldığını, duyduğunu anlamayıp sevmeyi ve düşünmeyi öğrenebiliyor.
Akademiden yapılan açıklamada, “Akademinin ilk ve hatta tek hedefi insan
88 B+ KIŞ
yetiştirmek, insanı hayata hazırlayabilmek, ona düşünmeyi öğretmektir. İsmi
her ne kadar Piyano Akademisi olsa da bizim de amacımız aynı: Düşünen
insan yetiştirebilmek!”denildi.
Her yaştan öğrenciye eğitim veren akademide öğrenciler, belli aralıklarla
eğitmenleri Şevki Karayel’in konserlerini dinleme olanağına da sahip olacaklar.
Mimar Sinan’da
çocuk konservatuvarı
Ülkemizin önde gelen sanat kurumlarından olan Mimar Sinan Güzel Sanatlar
Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, yarı zamanlı, ilköğretim (5, 6, 7, 8. sınıf), lise,
lisans, yüksek lisans ve sanatta yeterlik (doktora) düzeylerinde verdiği eğitimin
yanında Türkiye’de bir ilk olarak 2012 - 2013 eğitim yılında Çocuk Konservatuvarı programını da bünyesine kattı.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
Devlet Konservatuvarı, ilkokul 1’nci ve
2’nci sınıf öğrencilerini de kapsayan Çocuk
Konservatuvarı’nın kapılarını açtı.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, ülkemizdeki
müzik, tiyatro, opera, bale sanatlarını korumak, yaşatmak ve yaymak; bu alanlardaki ulusal birikimleri işleyip geliştirmek; geleneksel birikimi çağdaş evrensel
anlayış içinde işlemek; dalında yüksek nitelikte yetkili, kültürlü, araştırıcı, yaratıcı,
yorumcu, yönetici ve öğretici sanatçılar yetiştirmek amacı ile kurulmuştur.
Çocuk Konservatuvarı’nın amacı ise öğrencilerin Atatürk Türkiye’sini daha ileriye taşıyacak bireyler olarak çalışmalarını teşvik etmek, sanatın buna ulaşmadaki en önemli araç olduğunu anlamak ve bunu paylaşmak için gereken altyapıyı
sağlamak, aynı zamanda yetenekli sanatçı adaylarını topluma en erken yaşta
kazandırmaktır.
İlkokul 1’inci sınıftan itibaren eğitim vermeye başlayan Çocuk Konservatuvarı,
ilkokul 1’nci ve 2’nci sınıf öğrencilerinin katılabileceği 28 haftalık eğitim programından oluşuyor. İlkokul 1’nci sınıf öğrencileri 28 hafta sonunda “Piccolo Sınıfı
Katılım Belgesi”; 2’nci sınıf öğrencilerine 56 hafta sonunda “Mezzo Sınıfı Katılım Belgesi” verilir. Piccolo ve Mezzo sınıfları, müzik ve bale eğitimi vermektedir.
Eğitimler, konservatuvarın Beşiktaş’taki kampusunda her hafta cumartesi günleri gerçekleşmektedir.
Çarşı neye karşı
niye karşı?
Sema Tuğçe Dikici’nin kitabı “Çarşı: Bir
Başka Taraftarlık”, Beşiktaş’ın taraftar
grubu Çarşı’yı irdeliyor.
Genellikle karşı oldukları üzerinden tarif edilen Çarşı’nın tarihi ve gelişme
dinamiklerine ışık tutan Sema Tuğçe Dikici’nin kaleme aldığı “Çarşı: Bir
Başka Taraftarlık”, çok kısa sürede 3’üncü baskısını yaptı. Aşırı talep üzerine yok satan kitap, Çarşı’yı irdeliyor.
“Çarşı savaşa karşı, Çarşı küresel ısınmaya karşı, Çarşı nükleer santrallere
karşı, Çarşı tiyatro yıkımına karşı, Çarşı ırkçılığa karşı, Çarşı faili meçhullere
karşı”…
Çarşı nedir?
Kitap, sorunun yanıtını grubun tarihi, politik çizgisi ve başvurduğu simgesel
ifade kanalları üzerinden ararken vurguyu “halkın takımı Beşiktaş” algısına
yapıyor.
Dikici’ye göre Çarşı, her konuda söyleyebilecek sözü olup, her şeye karşı olabilenlerdir. Tribünlere bir etiket gibi yapıştırılmak istenilen avarelik,
cahillik, ırkçılık ya da saldırganlık gibi sıfatların aksine kıvrak zekânın, olan
bitenlerden haberdar olmanın, “öteki”nin varlığını kabul edebilmenin kimi
zaman görünen yüzüdür. Asilikle harmanlanmış bir sevginin tezahürü olan
Çarşı ruhunu yeniden üreten taraftar kitlesini diğer gruplardan farklı kılan
nokta, Beşiktaşlı kimlikleriyle çevresel, kültürel, siyasal ve sosyal mesajlar
vermeleri, taraf olmaları ve bu bağlamlarda oluşturdukları son derece yaratıcı tepkisel söylemler.
B+ KIŞ 89
Haberler
ATATÜRK’TEN SİZE, SİZDEN YENİ NESİLLERE
ÖĞRETMENLER UNUTULMADI
Beşiktaş Belediyesi’nin gelenekselleştirdiği “24 Kasım Öğretmenler Günü Yemeği”nde kentte
halen görev yapan ve emekli olmuş yüzlere öğretmen bir araya geldi…
24 Kasım Öğretmenler Günü, Beşiktaş’ta özel etkinliklerle kutlandı. Dedeman Otel’de gerçekleşen özel geceye yüzlerce öğretmenin yanı sıra Beşiktaş Kaymakamı Abdullah Kalkan, Milli Eğitim Müdürü Önder Arpacı
ve Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal katıldı.
Tek tek not etti
Beşiktaş Belediye Başkanı Ünal, geçtiğimiz senelerde
olduğu gibi bu yıl da öğretmenlerle bir araya geldi ve birlikte yemek yedi. Suzan Kardeş’in şarkılarıyla neşeli saatler geçirilen gecede Başkan Ünal, öğretmenlerle tek
tek sohbet etti, istek, görüş ve önerilerini not etti.
“Onun eseri sizlersiniz”
Başkan Ünal, gecede yaptığı konuşmada, Beşiktaş’taki öğrencilerin başarılarına dikkat çekti. Ünal, “Beşiktaş’taki öğrencilerin başarısı hangi ilçede var? Onun
eseri de sizlersiniz. Siz Mustafa Kemal Atatürk’ün öğretmenlerisiniz. Onun için büyük liderimizi, ilk öğretmenimizi anıyor, öğretmenlerin önünde sevgi ve saygıyla
eğiliyorum” dedi.
“Hayrettin Hocamı kaybedince…”
İlkokul öğretmeni Hayrettin Hoca’yı anlatan Ünal, şöyle
devam etti: “Belediye başkanları mutluluktan da ağlarlar, üzüntüden de. Beni ilkokul 3’te sınıfta bırakan öğretmenim Hayrettin Hoca, bir Köy Enstitüsü öğretmeniydi.
Ve onun ölüm haberini aldım, 13 - 14 saatlik yola gittim.
O beni yetiştirmişti. Çok ama çok üzülmüştüm. Babası 52 yaşındayken vefat eden bendeniz İsmail Ünal, o
zaman ne kadar acı çektiyse sevgili öğretmenimin ölümünde de aynı acıyı çektim. Memlekete gittiğim zaman
mezarlığı mutlaka ziyaret ederim. Bunu anlatmamın sebebi şudur ki, ben sınıfta kalmış bir öğrenciydim… Ama
sınıfta kalmamış olsaydım, belki yaşam kesitim bu anki
konumum olamazdı. İyi ki de sınıfta kalmışım. Onun
önünde de saygıyla eğiliyorum.”
Sosyal medyadan mesaj
Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal, 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle kutlama mesajı da yayımladı.
Resmi twitter sayfasından “Öğretmenim, gününüz kutlu
olsun!” diyerek seslenişte bulundu. Beşiktaş Belediyesi
sosyal medyada da “Bizi biz yapan en yüce varlıklarımız, fedakâr öğretmenlerimizin gününü kutlarız” mesajı
yayımladı.
90 B+ KIŞ
A
D
N
A
J
A
T
A
N
A
S
A
Y
L
U
F
Şevki Karayel
Erman Türkili
Duo Pehlivanlı - Safonova
Tarih: 09.01.2014
Saat: 20:00
Dünyanın önemli konser salonlarında konserler ve akademik olarak Amerika ve Avrupa’daki okullarda eğitim vermiş olan Karayel
– Türkili ikilisi, 2013-2014 konser
sezonunda Türkiye`de oda müziği repertuvarlarının ve yaşayan
Türk bestecilerin seçkin eserlerini ve yeni eserlerin “Dünya Prömiyerlerini” yapmak için bir araya
geldi. Erman Türkili-Keman Şevki
Karayel Piyano.
Koji Kawamoto
Fevzi Onur Ustabaş
Yağızcan Keskin
Poyraz Baltacıgil
Tarih: 17.01.2014
Saat: 20:00
Şef: Koji Kawamoto
Solistler:
Fevzi Onur Ustabaş (Klarnet)
Yağızcan Keskin (Klarnet)
Poyraz Baltacıgil (Viyolonsel)
Burak Tüzün
Hande Küden
Ali Düşenkalkar
Tarih: 24.01.2014
Saat: 20:00
Şef: Burak Tüzün
Solistler:
Hande Küden (Keman)
Ali Düşenkalkar (Anlatıcı)
Piyanolu trio ve
Kentet Konseri
Tarih: 23.01.2014
Saat: 20:00
Piyano: Hande Dalkılıç
Keman: Hakan Şensoy
Viyolonsel: Münif Akalın
Keman: Nilgün Yüksel
Viyola: Beste Tıknaz Modiri.
Tarih:
Saat:
E
30.01.2014
20:00
sra Pehlivanlı ve Anastasia Safonova’dan oluşan viyola piyano ikilisi, 2002 yılından itibaren Avrupa ve ülkemizde
konserler veriyor. Duo 2011`de A.K. Müzik imzalı “Kadının Gücü”albümü ile yurtiçi ve yurtdışı basınında büyük övgü topladı. 2012`de onuncu yıllını dolduran ikili, Çin`in en önemli konser
salonlarını kapsayan büyük bir turne ile sınırlarını daha da genişletti. PEHLİVANLI 5. Krzyzstof Penderecki International Music
Competition, Torneo Internazionale di Musica Competition, Jur
Naessens Music Award, International Premio Valentino Bucchi Viola Competition’da 1’incilik ödülü, İtalya Cumhurbaşkanlığı
makamı adına verilen bir onur madalyası ve 2013 Donizetti Klasik Müzik Ödülleri`nde “Yılın Yaylı Çalgılar Yorumcusu” ödülüne layık görüldü. SAFONOVA, International Cidade de Porto
Competition`da Honorary Mentioned ve Gnessin Competition,
Yamaha Music Competition,Yuori Egorov Foundation Competition`da birincilik ödülleri kazandı.
B+ KIŞ 91
24 saat
Beşiktaş'ta Yaşam Rehberi
Her konu için arayın... 7 gün 24 saat
444 44 55
ACİL NUMARALAR
110 Yangın İhbar
112 Sıhhi İmdat
121 Telefon Arıza
122 Ankesör Arıza
126 Kablo TV Arıza
154 Alo Trafik
155 Polis İmdat
BEŞİKTAŞ BELEDİYES‹
Belediye Başkanlığı
Park ve Bahçeler Müdürlüğü
Arnavutköy Zabıta Karakolu
2. Şube Emniyet Müdürlüğü
Tel: 0212 319 42 64
Tel: 0212 265 12 66
Temizlik İşleri Müdürlüğü
Levent Zabıta Karakolu
Tel: 0212 269 53 08
Gayrettepe Mah.
Prof. Dr. Bülent Tarcan Sk. No: 7
Tel: 0212 214 40 10
Faks: 0212 214 47 00
Gayrettepe Zabıta Karakolu
3. Kolordu Komutanlığı
Tel: 0212 319 42 65
Nisbetiye Mah. Aytar Cad.
Tel: 0212 319 42 42
Faks: 0212 319 42 70
İletişim: 444 44 55
www.besiktas.bel.tr
Yazı İşleri Müdürlüğü
Belediye Başkanlığı
Mali Hizmetler Müdürlüğü
(Eski Bina) Çırağan Cad.
No: 77 Yıldız Mah.
Tel: 0212 236 10 20 (10 Hat)
Faks: 0212 259 16 83
Tel: 0212 319 42 26
Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü
Tel: 0212 319 42 92
Tel: 0212 319 41 23
Hukuk İşleri Müdürlüğü
Tel: 0212 319 42 28
Özel Kalem Müdürlüğü
Sağlık İşleri Müdürlüğü
156 Jandarma İmdat
Tel: 0212 280 48 00
Tel: 0212 319 42 04
158 Alo Sahil Güvenlik
Emlak ve İstimlak Müdürlüğü
Destek Hizmetler Müdürlüğü
175 Alo Tüketici
177 Orman Yangın İhbarı
182 Ruhsal Bunalım Danışma
184 Sağlık Danışma
Tel: 0212 319 42 54
Tel: 0212 319 42 34
Teftiş Kurulu Müdürlüğü
İmar ve Şehircilik Müdürlüğü
Tel: 0212 319 42 94
İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürlüğü
Tel: 0212 319 42 96
Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü
Tel: 0212 319 42 53
Zabıta Müdürlüğü
Tel: 0212 260 60 05
Evlendirme Dairesi
185 Su Arıza
Tel: 0212 319 42 42
Nüzhetiye Cad. No: 68 Türkali Mah.
Tel: 0212 260 64 97
186 Alo BEDAŞ
Plan ve Proje Müdürlüğü
Ortaköy Zabıta Karakolu
Tel: 0212 319 42 75
187 Doğalgaz Acil
Fen İşleri Müdürlüğü
188 Cenaze Hizmetleri
Tel: 0212 319 42 63
Tel: 0212 260 54 53
Çarşı Zabıta Karakolu
Tel: 0212 258 16 73
Konaklar Mah. Org.
İzzettin Aksalur Cad. No: 1
Tel: 0212 365 12 00
Faks: 0212 285 03 23
Tel: 0212 272 37 89
Dikilitaş Semt Evi
Emirhan Cad. Dilek Sk. No:2
Tel: 0212 261 29 26
Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü
Gayrettepe Mah.
Barbaros Bulvarı No: 137
Tel: 0212 318 86 00
Etiler Yaşam Evi
Etiler Mah. Ahular Sk. No:19
Tel: 0212 263 43 69
Kadastro Müdürlüğü
Ulus Yaşam Evi
Nisbetiye Mah. Ilgın Sk. No: 3 Ulus- Tel: 0212 269 81 98
Darphane
Ulus Semt Evi
Ulus Mah. Yol Sk. No: 2 Ulus Tel: 0212 287 27 15
Ortaköy Yaşam Evi
Ambarlıdere Yolu Sk.
No: 4 Ortaköy
Tel: 0212 227 33 94
Gençlik Merkezi
Sinanpaşa Mah. Hasfırın Cad.
No: 3 Kat: 5
Tel: 0212 259 06 73
Kız Öğrenci Konuk Evi
Sinanpaşa Mah. Cezayir Cad. No: 2
Tel: 0212 327 43 45
Faks: 0212 236 68 93
Devlet İstatistik Enstitüsü
Bölge Müdürlüğü
Cihannuma Mah.
Barbaros Bulvarı No: 53
Tel: 0212 258 92 96
Faks: 0212 258 36 76
İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü
Nisbetiye Mah. Adnan Saygın Cad.
Müderris Salih Rüştübey Sk. 2. Ulus
Tel: 0212 325 49 28
Faks: 0212 325 91 20
RESM‹ DA‹RELER
İlçe Özel İdare Müdürlüğü
Yıldız Mah. Çırağan Cad. No: 77
Tel: 0212 415 40 00
İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı
BEDAŞ
Bedaş Genel Müdürlük
Harp Akademileri Komutanlığı
Yeni Levent
Tel: 0212 398 01 00
İstanbul Merkez Komutanlığı
92 B+ KIŞ
Deniz Müzesi Komutanlığı
Dikilitaş Mah. Leylak Sk. No:10
Tel: 0212 260 31 30
Faks: 0212 236 91 02
Prof. Dr. Bülent Tarcan Sk.
No: 25/A Gayrettepe
Tel: 0212 274 07 30
0212 274 00 87
Tel: 0212 311 36 00
Faks: 0212 361 86 86
Dikilitaş Mah. Yenidoğan Sk. No: 55
Tel: 0212 370 90 00
Halk Eğitimi Merkezi
Çitlenbik Sk. No: 29 Yıldız
Tel: 0212 236 10 24-25
Erkek Konuk Evi
Nâzım Hikmet Heykeli, Sanatçılar Parkı.
Cihannuma Mah.Yıldız Cad. No: 42
Tel: 0212 236 51 65
Nisbetiye Mah. Aytar Cad.
Başlık Sk. No:1
Tel: 0212 269 15 41
Faks: 0212 269 15 41
Jandarma Bölge Komutanlığı
Balmumcu Mah.
Şakir Kesebir Cad. No: 1
Tel: 0212 213 44 00
Mecidiye Mah.
Palanga Cad. No: 62
Tel: 0212 258 99 60
Faks: 0212 258 60 65
Kaymakamlık
İlçe Emniyet Müdürlüğü
Nüfus Müdürlüğü
Yıldız Mah. Çırağan Cad. No: 81
Tel: 0212 327 50 80
Faks: 0212 260 99 99
Yıldız Mah. Çırağan Cad. No: 77
Tel: 0212 259 84 44
Faks: 0212 327 33 15
Yıldız Mah. Çırağan Cad. No: 77
Tel: 0212 327 33 10
Faks: 0212 327 33 11
Milli Saraylar Daire Başkanlığı
Dolmabahçe Sarayı
İSKİ Müşteri Hizmetleri
Tel: 0212 301 74 30
Tel: 0212 236 90 00
Faks: 0212 259 32 92
İSKİ Beşiktaş Şefliği
Müftülük
Tel: 0212 301 74 10
Faks: 0212 301 66 78
Sinanpaşa Mah.
Beşiktaş Cad. No: 41
Tel: 0212 261 00 84
Faks: 0212 260 33 10
Polis Eğitim Müdürlüğü
Akat Mah. Selçuklar Sk. No: 24
Tel: 0212 352 36 90
Faks: 0212 352 36 92
Beşiktaş Tapu Müdürlüğü
Cihannuma Mah. Yıldız Cad. No: 42
Tel: 0212 261 73 90
Faks: 0212 258 32 51
TRT İstanbul Televizyonu
İTFAİYE
Tel:0212 227 81 19-0212 258 75 34
0212 259 15 06-0212 259 15 070212 258 75 34
Faks: 0212 258 80 15
MUHTARLIKLAR
Abbasağa Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Yüksel Sağat
Kuruçeşme Mah.
Ahmet Adnan Saygun Cad. No: 83
Tel: 0212 259 72 75
Faks: 0212 227 61 16
Cihannuma Mah. Çömezler Sk. No: 1
Tel: 0212 227 83 27
Faks: 0212 259 39 57
Türk Telekom Müdürlüğü
Akat Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Murat Tayfun Kirmanlı
Gayrettepe Mah.
Yıldız Posta Cad. No: 40
Tel: 0212 288 21 00
Faks: 0212 266 46 46
Sosyal Yardımlaşma Vakfı
Yıldız Mah. Çırağan Cad. No: 77
Tel: 0212 261 46 46-0212 327 33 11
Afet Yönetim Merkezi
Karanfilköy Mah. Cumhuriyet Cad.
Tel: 0212 352 24 38
0212 352 16 78
POLİS MERKEZLERİ
Arnavutköy Polis Merkezi
1.Cadde No: 52 Arnavutköy
Tel: 0212 263 60 07
Beşiktaş Polis Merkezi
Yıldız Parkı girişi Çırağan
Tel: 0212 327 52 77
Etiler Şehit Naci Soydan Polis Merkezi
Nisbetiye Caddesi Dilhayat Sk. No: 1 Etiler Tel: 0212 263 17 67
Faks: 0212 263 17 66
Levent Polis Merkezi
Hacı Adil Caddesi No:1 Levent
Tel: 0212 264 18 00
Faks: 0212 264 18 00
H‹ZMET B‹R‹MLER‹
İ.E.T.T. 1. Hareket Amirliği
Tel: 0212 227 39 23
İ.E.T.T. İşletme Şefliği
Tel: 0212 227 70 25
İ.E.T.T. 4. Levent Aktarma
Merkez Amirliği
Tel: 0212 268 35 38
İGDAŞ Genel Müdürlüğü
Tel: 0212 499 11 11
Faks: 0212 449 11 33
İGDAŞ İstanbul Bölge Müdürlüğü
Tel: 0212 499 22 22
Faks: 0212 499 22 09
İGDAŞ Etiler Şefliği
Akat Mah. Haydar Aliyev Cad. No: 3
Tel: 0212 351 21 69
Faks: 0212 351 12 84
Arnavutköy Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Sedef İrteş
Arnavutköy Mah.
Satış Meydanı Sk. No: 27
Tel: 0212 265 67 95
Faks: 0212 265 67 95
Balmumcu Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Cüneyt Doğan
Balmumcu Mah.
Zincirlikuyu Sk. No: 21
Tel: 0212 347 75 05
Faks: 0212 347 75 05
Bebek Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Aydın Onar
Bebek Mah. Bebek Hamamı Sk.
No: 8B
Tel: 0212 263 33 00
Faks: 0212 263 33 00
Cihannuma Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Ertan Kurtlutepe
Cihannuma Mah. Mazharpaşa Sk.
No: 15 D: 1
Tel: 0212 258 79 61
Faks: 0212 259 99 62
Dikilitaş Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Suat Sızmaz
Dikilitaş Mah. Cami Meydanı Sk.
No: 12A
Tel: 0212 261 57 33
Faks: 0212 261 57 33
Etiler Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Seçil Eşki
Etiler Mah. Ahular Sk. No: 19
Tel: 0212 287 53 83
Faks: 0212 263 69 28
Gayrettepe Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Necla Başar
Dutluk Parkı
Levazım Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Murat Uygun
Levazım Mah. Koru Sk. No: 7
Tel: 0212 288 93 21
Faks: 0212 288 93 21
Levent Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Muzaffer Türk
Levent Mah. Gonca Sk. No: 12
Tel: 0212 264 75 31
Mecidiye Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Cemal Şensöz
Mecidiye Mah.
Ambarlıdere Sk. No:5
Tel: 0212 261 73 30
Muradiye Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Cengiz Hacıömeroğlu
Hattat Hastanesi
Yeni Sülün Sk. No: 85, 3.Levent
Tel: 0212 282 36 46
Metropolitan Florence
Nightingale Hastanesi
Gayrettepe Mah.
Cemil Arslan Güder Sk.
No: 8
Tel: 0212 283 34 00
Nisbetiye Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Hatice Ayşe Şirinler
Şaban Gündeş Aile Sağlığı Merkezi
Nisbetiye Mah.
Ahmet Adnan Saygun Cad.
No: 30
Tel: 0212 281 71 61
Ortaköy Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Refik Namunlu
Gürcü Kızı Sk. No: 4
Tel: 0212 261 65 21
Sinanpaşa Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Zeki Bölükbaşı
Sinanpaşa Mah.
Hasfırın Cad. No: 5
Tel: 0212 258 75 74
Türkali Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Ahmet Bayraktar
Gayrettepe Mah.
Fahri Gizden Sk. No: 26
Tel: 0212 288 20 16
Faks: 0212 288 20 16
Türkali Mah.
Ihlamurdere Cad. No: 136
Tel: 0212 259 87 10
Konaklar Mahallesi Muhtarlığı
Muhtar: Aslı Akyüz
Ulus Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Kadriye Gedik
Konaklar Mah.
Faruk Nafiz Çamlıbel Sk. No: 1
Tel: 0212 282 42 12
Faks: 0212 282 33 99
Ulus Mah. Öztopuz Cad.
Yol Sk. No: 2
Tel: 0212 287 27 15
Faks: 0212 263 42 12
Kuruçeşme Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Adnan Soysal
Vişnezade Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Reyhan Cinyusuf
Tel: 0212 499 32 56
Faks: 0212 499 32 59
Kültür Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Dursun Gül
Yıldız Mahalle Muhtarlığı
Muhtar: Şevki Yıldırım
İSKİ Şube Müdürlüğü
Kültür Mah. Sekbanlar Sk. No: 88
Tel: 0212 265 07 55
Faks: 0212 263 35 37
Tel: 0212 328 17 50
Yıldız Cad. No: 71
Tel: 0212 310 56 00
Levent Semt Polikliniği
Vişnezade Mah.
Şair Nedim Cad. No: 53
Tel: 0212 261 15 94
Faks: 0212 258 24 23
İGDAŞ Fulya İşletme Şefliği
Dentistanbul Diş Hastanesi
Muradiye Mah.
Muradiye Deresi Sk. No: 2
Tel: 0212 260 41 25
Kuruçeşme Mah.
Kırbaç Sk. No: 40
Tel: 0212 287 06 38
Faks: 0212 287 06 38
Tel: 0212 499 32 41
Faks: 0212 499 32 44
SAĞLIK KURULUŞLARI
Yıldız Mah.
Çırağan Cad. No: 17/1
Tel: 0212 261 50 05
Levent Mah. Binbir Çiçek Sk. No: 2
Tel: 0212 268 35 45
Kranioplast Polikliniği
Nisbetiye Mah.
Aytar Cad. No: 40-7
Tel: 0212 283 92 92
Refresh Polikliniği
Levent Mah.
Krizantem Sk. No: 19
Tel: 0212 324 74 54
Özel Tunç Polikliniği
Kültür Mah. Çamlık Sitesi
A 1 Blok D: 3
Tel: 0212 287 01 00
Güzel Günler Polikliniği
Levent Mah. Güllü Sk. No: 4
Tel: 0212 278 27 71
SSK Beşiktaş Dispanseri
Cihannüma Mah.
Bostancı Veli Sk. No: 3
Tel: 0212 261 71 15
Kültür Mah.
İETT Blokları Yolu No: 21
Tel: 0212 257 01 16
SSK Levent Dispanseri
Ege Polikliniği
Dikilitaş Sağlık Ocağı
Binbir Çiçek Sk. Levent
Tel: 0212 268 35 45
Nisbetiye Mah.
Nisbetiye Cad. No: 26/16
Tel: 0212 325 40 46
Dikilitaş Mah.
Bestekâr Aralığı Sk. No: 4
Tel: 0212 327 17 89
Beşiktaş Semt Polikliniği
Beşiktaş Sağlık Grup Başkanlığı
Barbaros Bulvarı
Bostancı Veli Sk. No:3
Tel: 0212 227 02 45
Yıldız Mah. Çırağan Cad. No: 77
Tel: 0212 236 22 65
Sefa Polikliniği
Nüzhetiye Cad. No: 23/2
Tel: 0212 503 92 40
Barbaros Bulvarı Bostancı Veli Sk.
No: 3 Kat: 2
Tel: 0212 327 79 86
Transmed Polikliniği
Merkez Sağlık Ocağı
Levent Mah. Fulya Sk. No: 7
Tel: 0212 281 13 00
Cosmed Polikliniği
Levent Mah. Yeni Sülün Sk. No: 105
Tel: 0212 283 22 21
Yaşasın Hayat Polikliniği
Vişnezade Mah. Süleyman Seba
Cad. No: 39
Tel: 0212 236 73 00
Verem Savaş Dispanseri
Yıldız Mah. Çırağan Cad. No: 77
Tel: 0212 327 33 14
Faks: 0212 327 33 14
Ana Çocuk Sağlığı Merkezi
Gayrettepe Mah. Yıldız Posta Cad.
Gönenoğlu Sk. No: 10 kat: 1
Tel: 0212 327 31 66
Semt Aile Sağlığı Merkezi
Medis Polikliniği
Abbasağa Mah. Barbaros Bulvarı,
Bostancı Veli Sk. No:3
Tel: 0212 236 99 97
Konaklar Mah. Akasyalı Sk. No: 10
Tel: 0212 269 66 66
Sait Çiftçi Kamu Sağlığı Merkezi
Micromed Polikliniği
Sarmaşık Sk. No: 31 Levent
Tel: 0212 281 68 00
Etiler Kardiyoloji Polikliniği
Akat Mah. Nisbetiye Cad. No: 41/25
Tel: 0212 352 52 51
Dikilitaş Mah.
Barbaros Bulvarı No: 109
Tel: 0212 236 77 62
NeoLife Tıp Merkezi
Nisbetiye Mahallesi Yücel Sk.
No: 6 1. Levent
Tel: 0212 385 31 00
B+ KIŞ 93
24 saat
Ortaköy Beltaş Sağlık Ocağı
Onep Estetik ve Plastik Cerrahi Merkezi
Mecidiye Mah.
Müverrih Saadettin Sk.No: 20
Tel: 0212 259 56 18
Levent Mah. Manolyalı Sk. No: 15
Tel: 0212 283 92 70
Levent Sağlık Ocağı
Levent Mah. Manolyalı Sk. No: 5
Tel: 0212 284 97 03
Nisbetiye Mah. Yücel Sk. No: 15
Tel: 0212 279 58 26
Karanfilköy Sağlık Ocağı
Akat Mah. Zeytinoğlu Cad. No: 121
Tel: 0212 351 25 53
Baykent Tıp Merkezi
Nisbetiye Mah. Aydın Sk. No: 8
Tel: 0212 284 00 90
Boğaziçi Tıp Merkezi
Dikilitaş Mah. Yenidoğan Sk. No: 7 Tel: 0212 227 00 00
Novita Cerrahi Merkezi
Özel Aileden Biri Evde Bakım
Hizmetleri
Gayrettepe Mah. Yıldız Posta Cad.
No: 8 2 Blok D: 24
Tel: 0212 347 26 70
Dünya Göz Hastanesi
Nisbetiye Cad. Yanarsu Sk. No :1
Tel: 444 44 69
Memorial Etiler Tıp Merkezi
Çebi Tıp Merkezi
Nispetiye Cad. Erdölen İşhanı
No. 38 Etiler
Tel: 0212 324 99 99
Ortaköy Mah. Dereboyu Cad. No:58 Tel: 0212 227 55 55
Özel Gastro Med Merkezi
Ota Tıp Merkezi
Sinanpaşa Mah. No: 23
Tel: 0212 227 84 50
Jinemed Tıp Merkezi
Muradiye Mah. Deryadil Sk. No:1
Tel: 0212 260 40 40
Dikilitaş Tıp Merkezi
Dikilitaş Mah.
Karakol Çıkmazı Sk. No: 1A
Tel: 0212 327 19 12
Acıbadem Etiler Tıp Merkezi
Nisbetiye Mah. Aytar Cad. No: 40/8 Tel: 0212 283 03 33
Nisbetiye Mah.
Aytar Cad. No: 38 Kat: 2
Tel: 0212 324 73 73
Fertijin Kadın Sağlığı Merkezi
Bebek Mah.
Bebek Yokuşu Sk. No: 6 Etiler
Tel: 0212 287 57 75
Natal Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon
Merkezi
Nisbetiye Cad. Erdölen İş Merkezi
No: 38 / 13 Etiler
Tel: 0212 324 30 10
Jinepol Kadın Sağlığı Kliniği
International Etiler Tıp Merkezi
Aytar Cad. Başlık Sok 1/B Levent
Tel: 0212 264 18 28
Faks: 0212 264 18 80
Levent Mah. Nisbetiye Cad. No: 19
Tel: 0212 280 40 30
Acıbadem Fulya Hastanesi
Ortaköy Tıp Merkezi
Balmumcu Mah. Varnalı Sk. No: 3 Tel: 0212 347 11 30
Dikilitaş Mah. Hakkı Yeten Cad.
Yeşilçimen Sk. No: 23
Tel: 0212 306 44 44
Faks: 0212 306 40 00
Otim Med Diyaliz Merkezi
Dikilitaş Mah. Yeşilçimen Sk. No: 9
Tel: 0212 327 87 47
OTELLER
Türkiye Kanserle Savaş Vakfı
Nisbetiye Mah. Yücel Sk. No: 6-8
Tel: 0212 278 83 41
Cosmed Est. ve Plastik Cerrahi Merkezi
Levent Mah. Yeni Sülün Sk. No: 17
Tel: 0212 283 91 81
Levent Genel Cerrahi Merkezi
Levent Mah. Yasemin Sk. No: 2/1
Tel: 0212 324 01 50
Bebek Oteli
Bebek Mah.
Cevdetpaşa Cad. No: 34
Tel: 0212 358 20 00
Faks: 0212 263 26 36
Conrad İstanbul
Cihannüma Cad.
Saray Mah. No: 5
Tel: 0212 310 25 25
Faks: 0212 259 66 67
Çırağan Palace Kempinski
Acıbadem Levent Tıp Merkezi
Çırağan Cad. No: 32
Tel: 0212 326 46 46
Faks: 0212 259 66 87
Levent Çarşı No: 17
Tel: 0212 324 01 48
Dedeman Otel
İstanbul Ortopedi Merkezi
Levent Mah. Çilekli Cad. No: 1
Tel: 0212 324 03 24
Four Seasons Hotel
Levent Cafe
Beşiktaş Kültür Merkezi
Çırağan Cad. No:28
Devlet Güvenlik Mahkemesi Yanı
Tel: 0212 381 40 00
Faks: 0212 381 40 10
Levent Mah. Çalıkuşu Sk. Levent
Kültür Merkezi No:2/4
Tel: 0212 269 39 97
Köyiçi Cad. No: 39
Tel: 0212 260 11 56
La Maison Hotel
Yıldız Mah. Müvezzi Cad. No: 63 Tel: 0212 227 42 63
Faks: 0212 227 42 78
Ortaköy Princess Hotel
Ortaköy Mah. Dereboyu Cad. No: 10 Tel: 0212 227 60 10
Faks: 0212 260 21 48
Parksa Hilton
Vişnezade Mah.
Bayıldım Cad. No: 12
Tel: 0212 310 12 00
Faks: 0212 227 91 85
Radisson Sas Bosphorus Hotel
Renmed Diyaliz Merkezi
Levent Mah. Begonya Sk.No: 10
Tel: 0212 269 47 93-0212 278 11 14
Çocuk Bilim Merkezi
Gayrettepe Mah.
Yıldız Posta Cad. No: 52
Tel: 0212 337 39 00
Faks: 0212 356 19 50
Yıldız Mah. Çırağan Caddesi 46
Tel: 0212 310 15 00
Sürmeli Hotel
Gayrettepe Mah.
Prof. Dr. Bülent Tarcan Sk. No: 3
Tel: 0212 272 11 60
Faks: 0212 272 75 32
The Plaza Otel
Gayrettepe Mah.
Barbaros Bulvarı No: 165
Tel: 0212 274 13 13
Faks: 0212 273 15 90
Hotel Les Ottomans
Kuruçeşme Mah.
Muallim Naci Cad. No: 68
Tel: 0212 359 15 00
Faks: 0212 359 15 40
Swissôtel The Bosphorus, Istanbul
Bayıldım Caddesi No: 2 Maçka
Tel: 0212 326 11 00
Faks: 0212 326 11 22
Ortaköy Cafe
Dere Çıkmazı Sk. Ortaköy Kültür
Merkezi No:12/1
Tel: 0212 227 77 23
Sanatçılar Cafe
Sinanpaşa Mah. Cezayir Cad. No: 2
Tel: 0212 327 43 45
Konaklar Mah. Ihlamur Sk. No: 6
Sporcular Parko içi
Akmerkez AFM
Kültür Mah. Nisbetiye Cad. No: 56
Tel: 0212 282 05 05
Cinecity (Alkent Sitesi)
Akat Mah.
Tepecik Yolu Kaktüs Sk. No: 3
Tel: 0212 352 16 66
Mayadrom AFM
Akat Mah. Orkide Sk. No: 1
Tel: 0212 444 12 36
KÜLTÜR MERKEZLERİ
Akatlar Kültür Merkezi
Melih Cevdet Anday Sahnesi
Akat Mah. Zeytinoğlu Cad. No: 16 Tel: 0212 351 93 82-84
Fulya Sanat
Akat Mah. Uğur Mumcu Cad. No: 8
Tel: 0212 351 24 56
Kültür Mah.
Orkide Sk. No: 7
Prof. Dr. Aykut Barka
Deprem Parkı içi
Cihannuma Parkı
94 B+ KIŞ
Deniz Müzesi
Mimar Sinan Üniversitesi
Resim Heykel Müzesi
Vişnezade Mah.
Dolmabahçe Cad. No: 4
Tel: 0212 261 42 98
Mustafa Kemal Merkezi
Attila İlhan Sahnesi
Kültür Cafe
Aşiyan Müzesi
Sporcular Cafe
Süleyman Seba Cad. No: 22
Tel: 0212 381 21 21
Faks: 0212 381 21 81
Akatlar Mah. Zeytinoğlu Cad. No:16
Tel: 0212 351 42 06
Bebek Mah. Aşiyan Yolu No: 15
Tel: 0212 263 69 86
W Hotel
Akatlar Cafe
MÜZELER
Akat Mah. Tepecik Yolu No: 11A
Sanatçılar Parkı içi
Hakkı Yeten Cad.
Ahçıoğlu Plaza No:10 Dikilitaş
Tel: 0212 215 60 29-36
Faks: 0212 215 60 37
BELEDİYE
CAFELERİ
Levent Kültür Merkezi
Onat Kutlar Sinema Salonu
Levent Mah.
Çalıkuşu Sk. No: 2-4
Tel: 0212 325 73 71
Ortaköy Kültür Merkezi
Afife Jale Sahnesi
Ortaköy Mah.
Ortaköy Dere Çıkmazı No: 1 2
Tel: 0212 236 10 27
Şehir Müzesi
Yıldız Mah. Serencebey Yokuşu Yıldız Sarayı
Tel: 0212 258 53 44
Yıldız Sarayı Müzesi
Yıldız Mah. Serencebey Yokuşu
Tel: 0212 258 30 80
ÜNİVERSİTELER
Bahçeşehir Üniversitesi
Yıldız Mah.
Osmanpaşa Mektebi Sk. No: 4-6
Tel: 0212 236 54 90
Boğaziçi Üniversitesi
Bebek Mah. Şehitlik
Dergâhı Sk. No: 2
Bebek Mah.
Cevdetpaşa Cad. No: 115
Tel: 0212 359 54 00
Galatasaray Üniversitesi
Yıldız Mah. Çırağan Cad. No: 36
Tel: 0212 227 44 80
Haliç Üniversitesi
Çiğdem Sk. No: 2/A Gayrettepe
Tel: 0212 288 69 69
İstanbul Bilim Üniversitesi
Gayrettepe Mah.
Büyükdere Cad. No: 120
Tel: 0212 213 64 86
İstanbul Teknik Üniversitesi
Vişnezade Mah.
Süleyman Seba Cad. No: 90
Tel: 0212 293 13 00
Mimar Sinan Güzel Sanatlar
Üniversitesi
•Bebek Mahallesi
Yıldız Mah. Çiğdem Sk. No: 1 Tel: 0212 259 17 90
Çınar Taksi
Yeditepe Üniversitesi Göz Merkezi
İskele Taksi
Şakir Kesebir Cad.
Gazi Umur Paşa Sk. No: 28
Balmumcu
Tel: 0212 211 40 00
Yıldız Teknik Üniversitesi
Yıldız Mah. Hamam Sk. No: 2
Tel: 0212 259 70 70
Tel: 0212 265 22 37
Tel: 0212 265 94 33
•Dikilitaş Mahallesi
Güven Taksi
Tel: 0212 261 65 27
Dikilitaş Merkez Taksi
Tel: 0212 261 56 26
TAKSİ DURAKLARI
Emirhan Taksi
Tel: 0212 260 75 35
Öner Taksi
Tel: 0212 211 66 63
•Abbasağa Mahallesi
Yıldız Taksi
Tel: 0212 260 06 06
Conrad Taksi
Tel: 0212 260 55 40
Çırağan Taksi
Tel: 0212 227 72 66
•Akatlar Mahallesi
Karanfil Taksi
Tel: 0212 651 97 68
Koza Taksi
Tel: 0212 267 17 00
•Etiler Mahallesi
Bahar Taksi
Tel: 0212 351 10 58
Bizim Taksi
Doğan Taksi
Tel: 0212 265 36 96
Günaydın Taksi
Akatlar Taksi
Tel: 0212 265 32 17
Tel: 0212 351 65 25 Özen Taksi
Site Taksi
Tel: 0212 268 42 85
Tel: 0212 287 04 02
•Gayrettepe Mahallesi
Mayadrom Taksi
Tel: 0212 325 81 69
MKM Taksi
Tel: 0212 352 02 41 - 61
•Arnavutköy Mahallesi
İskele Taksi
Esentepe Taksi
Tel: 0212 266 23 80
İdil Taksi
Tel: 0212 266 05 30
Cihan Taksi
Tel: 0212 263 38 50
Bebek Taksi
Tel: 0212 263 73 69
•Balmumcu Mahallesi
Bebek Taksi
Sabancı Center Merkez Taksi
Tel: 0212 264 19 64
Konaklar Taksi
Tel: 0212 281 56 19
Köşk Taksi
Tel: 0212 264 44 23
•Kuruçeşme Mahallesi
Park Taksi
Tel: 0212 287 61 56
Sahil Taksi
Tel: 0212 265 88 22
Tel: 0212 272 03 07
Esen Taksi
Tel: 0212 265 72 72
Öz Ulaş Taksi
Bulut Taksi
Tel: 0212 266 18 17
Tel: 0212 265 77 11
•Konak Mahallesi
•Levazım Mahallesi
Oyak Site Taksi
Levazım Taksi
Tel: 0212 263 72 45
Yeni Levent Taksi
Basın Taksi
Tel: 0212 264 69 89
Levent Taksi
Tel: 0212 267 17 29
•Levent Mahallesi
Öz Ortaköy Taksi
Tel: 0212 260 06 95
Aile Taksi
Tel: 0212 261 48 55
Tel: 0212 264 16 17
•Ulus Mahallesi
Site Taksi
Merkez Taksi
Tel: 0212 268 42 85
Tel: 0212 269 59 81
Levent Merkez Taksi
Ulus Vadi Taksi
Tel: 0212 264 19 64
Tel: 0212 287 69 19
Uygun Taksi
Öz Ulus Taksi
Tel: 0212 269 22 65
Tel: 0212 263 05 06
Birlik Taksi
Ulus Taksi
Tel : 0212 269 01 87
•Nisbetiye Mahallesi
Birlik Taksi
Tel: 0212 272 29 07
Tel: 0212 264 16 58
Sevgi Taksi
Tel: 0212 282 43 77
•Kültür Mahallesi
Kültür Taksi
Tel: 0212 265 94 33
Sizin Taksi
Tel: 0212 268 12 10
Tel: 0212 263 53 15
Âşiyan Müzesi
•Ortaköy Mahallesi
Tel: 0212 269 01 87
Nisbetiye Taksi
Tel: 0212 264 22 31
Öz Turizm Taksi
Tel: 0212 269 90 99
Tel: 0212 263 69 46
2. Ulus Turizm Taksi
Tel: 0212 264 70 79
Turizm Taksi
Tel: 0212 264 70 91
•Vişnezade Mahallesi
Öz Valide Çeşme Taksi
Tel: 0212 259 41 52
Valide Çeşme Taksi
Tel: 0212 260 36 24
Merkez Taksi
Tel: 0212 327 33 60
İSKELELER
Arnavutköy İskelesi
Arnavutköy Mah.
Bebek-Arnavutköy Cad.
Tel: 444 18 51
Bebek İskelesi
Bebek Mah.
Cevdetpaşa Cad.
Tel: 444 18 51
Kadıköy İskelesi
Sinanpaşa Mah.
Cezayir Cad.
Tel: 444 18 51
Üsküdar İskelesi
Sinanpaşa Mah.
İskele Cad.
Tel: 444 18 51
Ortaköy İskelesi
Mecidiye Mah.
Vapur İskelesi Sk.
Tel: 444 18 51
Meyve Bahçesi
B+ KIŞ 95
UNUTMAMAK
Prof. Adnan Çoker
Evren V – 2012 Tuval üzeri akrilik, 100 x 100 cm imzalı
19 Ocak'a kadar
Beşiktaş Çağdaş Sanat Galerisi'nde