close

Enter

Log in using OpenID

DERGİ - tursab.org.tr

embedDownload
TÜRSAB
DERGİ
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Association of Turkish Travel Agencies NİSAN 2014 APRIL 346
ANZAKLAR’ın
99. YILI
KAZDAĞI
Gelibolu Avustralyalılar’ı Ağırlıyor
The 99th Anniversary of ANZACS
Gallipoli will host Australians
Doğa’nın Cömert Yüzü
Kazdağı, the Generous
Face of Nature
ARTVİN’de
İKİ ŞAHESER:
Çifte Köprü
Two Masterpieces
in Artvin: Çifte Köprü
CHRYSLER
Dünyanın En
Yüksek Binasıydı
Chrysler was the Most
Tallest Building of
the World
İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZELERİ KOLEKSİYONUNDAN
SİDAMARA LAHDİ
Elinde bir meyve tepsisi ile mezar
kapısına doğru ilerleyen bir kadın...
Filozof kıyafetiyle oturan bir
erkek... Artemis kıyafeti giymiş
bir genç kız... Yırtıcı hayvanlarla
mücadele eden Puttolar ve
Eroslar... İdman yapan atletler
ve araba yarışları... Binlerce yıl
öncesinden günümüze ulaşan eşsiz
bir miras...
Ana Sponsor
İstanbul Arkeoloji Müzeleri
TÜRSAB’ın desteğiyle yenileniyor
İstanbul Arkeoloji Müzeleri
Osman Hamdi Bey Yokuşu Sultanahmet İstanbul • Tel: 212 520 77 40 - 41 • www.istanbularkeoloji.gov.tr
Sayı 346
Nisan 2014
Issue 346
2014 April
TÜRSAB
TÜRK‹YE SEYAHAT ACENTALARI B‹RL‹⁄‹
‹çindekiler
Contents
taraf›ndan ayl›k olarak yay›nlan›r
Published monthly by
ASSOCIATION OF TURKISH TRAVEL AGENCIES
New York Chrysler Binası
New York Chrysler Buildings
ISSN 1300-3364
99. Anzak Günü
99TH Anniversary of Anzac Day
6
Maliye Bakanlığı ile İşbirliği
A Cooperation with
The Ministry of Finance
TÜRSAB ad›na Sahibi
Owner on behalf of TÜRSAB
Başaran ULUSOY
Sorumlu Yaz› ‹şleri Müdürü
Managing Editor
Feyyaz YALÇIN
10
99. Anzak Günü
99 TH Anniversary of Anzac Day
TÜRSAB ad›na Yay›n Koordinatörü
Publication Coordinator on behalf of TÜRSAB
Arzu ÇENG‹L
16
Yılın En Eğlenceli Günü: 1 Nisan
The Funniest Day of The Year: April 1st
Yayın Kurulu
Editorial Board
Başaran ULUSOY, Arzu ÇENGİL,
Hümeyra ÖZALP KONYAR,
Ayşim ALPMAN, Özgür AÇIKBAŞ,
Aylin ŞEN, Elif TÜRKÖLMEZ, Zafer AVŞAR,
Gökçe KÖSEOĞLU, Gülce ERHAN
BALTAOĞLU
18
Türkiye Müzeleri 2013 Raporu
Museums of Turkey 2013 Report
26
Kaz Dağı
Mount IDA
32
Çifte Köprü
Çifte Köprü
Türkiye Müzeleri 2013 Raporu
Maliye Bakanlığı ile İşbirliği
Museums of Turkey 2013 Report
A Cooperation with The Ministry of Finance
Grafik Uygulama
Graphical Implementation
Özgür AÇIKBAŞ
42
Not defteri
Notebook
48
SAHAN Restoran
SAHAN Restaurant
Görsel ve Editoryal Yönetim
Visual and Editorial Management
Hümeyra ÖZALP KONYAR
Haber ve Görsel Koordinasyon
News and Visual Coordination
Özgür AÇIKBAŞ
36
New York Chrysler Binası
New York Chrysler Buildings
44
Şeylerin Tarihi
History of Things
Yerel Süreli Yay›n
Local Periodical
Feriye Lokontası
SAHAN Restoran
Feriye Restaurant
SAHAN Restaurant
Baskı
Printing
Müka Matbaa
Bask› Tarihi
Print Date
Nisan/April 2014
TÜRSAB
Tel: (0.212) 259 84 04
Faks: (0.212) 259 06 56
Esentepe Mah. Villa Cad. No: 7
Şişli-İstanbul/Türkiye
www.tursab.org.tr
e-mail:[email protected]
52
Feriye Lokontası
Feriye Restaurant
54
TÜRSAB Haberler
TÜRSAB News
60
EXPO Haberler
EXPO News
62
THY Haberler
THY News
Kaz Dağı
Çifte Köprü
Mount Ida
Çifte Köprü
TÜRSAB DERG‹, Bas›n Konseyi üyesi olup, Bas›n
Meslek ‹lkeleri’ne uymaya söz vermiştir. TÜRSAB
DERG‹’de yay›nlanan yaz› ve fotoğraflardan kaynak
gösterilmeden al›nt› yap›lamaz.
TÜRSAB MAGAZINE is a member of the Turkish Press
Council and has resolved to abide by the Press Code of
Ethics. None of the articles and photographs published
in the TÜRSAB MAGAZINE maybe quoted without
mentioning of resource.
DOĞA YOKSA
Başaran Ulusoy
TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkan›
The President of TÜRSAB
BİZ DE YOKUZ
Bizler, ülkemizin güzellikleriyle gurur duyuyoruz.
Efes Antik Kenti’nden söz ederken göğsümüz
sevinçle kabarıyor, Pamukkale derken heyecandan gözlerimiz kamaşıyor. Türkiye o kadar güzel
bir ülke ki insan zaman zaman bir turizmcinin,
mesleğinin tadını ancak böyle tarihi ve coğrafyasıyla zengin bir ülkede çıkarabileceğini düşünüp
kendini şanslı hissediyor. Türkiye o kadar güzel
bir ülke ki insana her gün “İyi ki burada doğdum” dedirtiyor.
Ancak unutmamamız gereken bir gerçek var.
Doğal kaynaklar hunharca tahrip edilir, ormanlar
rant için kesilir, denizler kirletilir, göller kurutulursa bize bu ülkede ne hava ne su ne de ekmek
kalır. Bizler, gelecek nesillere olan sorumluluğumuzu iyi biliyor, Türkiye’nin doğal güzelliklerini
korumak için var gücümüzle çalışıyoruz.
21. yüzyıl artık çevre yüzyılıdır. Çevreye önem
vermeyen hiçbir sistem uzun süre yaşamayacaktır. Ekmeğini doğadan kazanan biz turizmciler de
işte bu sorumluluğun bilinciyle hareket etmeliyiz.
Kayseri’de Sultansazlığı, Manyas’da Kuş Cenneti,
400 kuş türüne ev sahipliği yapan Gediz Deltası
bitmiş durumda. Kaz Dağları, ülkemizin akciğerleri tükenmek üzere. Marmara’da kirlilik yüksek
safhada, Ege Denizi’nde balık popülasyonu tarihte hiç olmadığı kadar az. Karadeniz can çekişiyor,
Karadenizli artık balıkçılıkla geçinemiyor.
Kültür varlıkları ve doğa birbirinden ayrılamaz.
Bizim için ikisi de elzemdir ve eşit derecede
önemlidir. Hepinizden, Türkiye’ye, cennet ülkemize, bu bilinçle sahip çıkmanızı diliyor, bizlerin
de elimizden gelen gayreti göstereceğimize emin
olmanızı istiyorum.
IF NATURE IS ANNIHILATED,
SO ARE WE
We all are proud of our country’s beauty. We swell
with pride while mentioning Ephesus Ancient City,
or our eyes sparkle when we say Pamukkale. Turkey
is such a beautiful country that one feels himself
lucky thinking, every now and then, that a tourism
professional can really relish his or her profession
in a country as rich in its history and geography as
Turkey. Turkey is such a beautiful country that, it
makes one say every day “what a happiness to be
born here”. But there is a reality which should not
ever be forgotten. If natural resources are cruelly
ruined, forests are cut down for financial profit, seas
are polluted, lakes are depleted, then neither water
or air will remain in this country. We are diligently
working to preserve Turkey’s natural environment
and we are aware of our responsibility to the next
generations. The 21st century is considered the “environment century” now. Any system not giving weight
to environmental issues will not survive for long.
We, as tourism professionals who earn a living from
tourism, must act to undertake this responsibility.
Sultansazlığı in Kayseri, Bird Paradise in Manyas
and Gediz Delta hosting 400 bird species are devastated. The Kaz Mountains - our country’s lungs - are
on the verge of exhaustion. Pollution in Marmara is
at dangerously high levels, the fish population in the
Aegean Sea is lower than ever before. The Black Sea
is in the mortal agony: the fishermen of the Black
Sea cannot make a living now.
Cultural entities and nature cannot be separated
from each other. Both are required and equally important for us. I wish all of you to claim our heavenly
country with this awareness and want you to make
sure that we pull out all the stops to save us from
environmental disaster.
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 3
akut.org.tr
twitter.com/AKUT_Dernegi
facebook.com/AKUT
AKUT yaz 2930’a gönder, 5TL bağış yap, bir hayat da sen kurtar!
MALİYE BAKANLIĞI ile
İŞBİRLİĞİ
TÜRSAB tarafından İstanbul’da
düzenlenen ve Maliye Bakanı Mehmet
Şimşek’in de katıldığı toplantıda
turizm sektörü temsilcileri ile birlikte
sorunlar ve çözüm önerileri paylaşıldı.
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek
“Turizm gelirlerinde ve turist sayısında
önümüzdeki yıllarda çok önemli
gelişmeler yaşanacak” dedi.
 Özgür Açıkbaş
A COOPERATION WITH THE MINISTRY OF
FINANCE
At the meeting held by TÜRSAB in İstanbul, at which Finance
Minister Mehmet Şimşek was present, problems and solutions
regarding tourism were discussed with the representatives of
tourism sector. “Very important improvements will take place in
tourism incomes and tourist number in the years to come” said
Finance Minister Mehmet Şimşek.
6
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen ve
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in de katıldığı toplantıda sektörün sorunları
ve çözüm önerileri paylaşıldı. TÜRSAB tarafından düzenlenen toplantıya
katılan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, turizm gelirlerimizin son on yılda
üçe katlandığını hatırlatarak “Önümüzdeki yıllarda çok önemli gelişmeler
yaşanacak” dedi.
Şimşek, yaptığı sunumla Türkiye’nin ekonomik karnesine ilişkin görüşlerini
açıkladı. İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’ndaki toplantıya; TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı Başaran Ulusoy, II. Başkan Firuz
Bağlıkaya, Genel Sekreter Çetin Gürcün, Sayman Üye Muammer Güner, Yönetim Kurulu Üyeleri Bülent Katkak, Davut Günaydın, Hande Arslanalp ve
Nebil Çelebi’nin yanısıra Denetim ve Disiplin kurulları ile İhtisas komiteleri
üyeleri katıldılar.
TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı Başaran Ulusoy toplantının açılış konuşmasında sektöre ilişkin bilgiler aktardı ve özetle şöyle devam etti:
“Sektörümüzün makul isteklerini, ekmeğimiz ve yurtdışındaki itibarımız
olan turizmin ana sorunlarını en üst makamla paylaşmaya geldik. İhraca-
tımızın yüzde 19.2’sini, bütçe açığının yüzde
34.2’sini kapatan bir sektörüz. Maliye Bakanlığı
ile ortaklaşa ve uyum içinde çalışmalarımız her
alanda devam ediyor ve edecek. Karşılıklı toplantılarla ve görüş alışverişleriyle sektörümüzdeki
sorunlara birlikte çözüm arayacağız.”
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek toplantıda yaptığı
konuşmada turizm gelirlerindeki yükselmeye
dikkat çekerek, şunları söyledi:
“Turizm gelirlerimiz son 10 yılda neredeyse
üçe katlandı, 12 milyar dolar seviyelerinden 32
milyar dolara yükseldi, hem turizm gelirlerinde
hem de turist sayısında önümüzdeki yıllarda
çok önemli gelişmeler yaşanacak. Türkiye’nin
katedeceği daha çok mesafe olmasına karşın
bu önemli bir başarıdır. Ayrıca ulaşım alanında
sadece karayollarında değil, demiryollarında da
Türkiye çok büyük gelişme içinde. Demiryolları
bütçesini neredeyse 50 kat artırdık. Önümüzdeki
10-15 yıl içinde demiryollarına çok büyük ciddi
yatırım yapacağız ve Türkiye’nin tamamını ya
hızlı tren ağlarıyla ya da sinyalizasyonu tamamlanmış altyapıya kavuşturacağız. Havacılık
sektöründe de Türkiye ciddi mesafe katedip sınıf
atlamıştır. Türkiye’nin önü açık biz Türkiye’ye
güveniyoruz. Daha çok reformla bunların gerçekleşmesi mümkün ve ben öyle olacağına da
inanıyorum. Çünkü biz Türkiye’de kalkınmanın,
gelişmenin, özgürlüklerin hem tadına vardık hem
doğru yolun bu olduğunu ve milletimizin çok
güçlü desteklediğini biliyoruz.” Bakan Şimşek
konuşmasında Türkiye’nin katma değer zincirinde yukarılara çıkmasının önemine, bu konuda
bakanlık olarak yapılan çalışmalara ve Türkiye’de
eğitim alanında gerçekleştirdikleri projelere de
değinerek, katılımcılara detaylı bilgi aktardı.
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in konuşmasının
ardından düzenlenen toplantı bölümünde sektör
temsilcilerinin sorunları dinlendi.
At the meeting held at İstanbul Lütfi Kırdar International Congress and Exhibition Center and attended
by Finance Minister Mehmet Şimşek, the problems
of the sector and suggestions for solutions were
addressed. After reminding the meeting that our
tourism income has increased 3-fold in the last ten
years, Finance Minister Mehmet Şimşek, who participated in the meeting held by TÜRSAB, continued
“very significant advancements will take place in
the years to come”. Making a presentation, Mr.
Şimşek revealed his views about Turkey’s economic
report. The meeting was attended by: Başaran
Ulusoy, the President of TÜRSAB, Vice President
Firuz Bağlıkaya, Çetin Gürcün, Secretary General
of TÜRSAB, Muammer Güner, a comptroller Bülent
Katkak, Davut Günaydın, Hande Arslanalp and
Nebil Çelebi as well as disciplinary and inspection
committee members and specialization committee
members.
İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen toplantıya hem Maliye Bakanlığı hem de
turizm sektöründen çok sayıda temsilci katıldı.
Many representatives from both the Finance Ministry and tourism sector participated in the meeting held at İstanbul
Lütfi Kırdar International Congress and Exhibition Center.
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 7
TOPLANTIDA ALINAN KARARLAR
• Kaçak acentacılık faaliyetlerinin önlenmesi hususunda işbirliği yapılması,
• Havalimanı ve gümrük girişlerinde alınan alan vergisi bedelinin yeniden gözden geçirilmesi ve düşük sezonda bazı havalimanlarında geçici olarak sıfırlanması,
• Özellikle yabancılara ait konutların yurtdışındaki yabancılara pazarlama amacıyla düzenlenen katalog ve
internet üzerindeki satışın disiplin altına alınması, haksız rekabet ortamının önlenmesi ve vergi kaçağının önüne
geçilmesi amacıyla Maliye Bakanlığı’nın, TÜRSAB ile ortaklaşa çalışması ve yasal düzenlemelerin yapılması,
• Rehber ücretleri ve vergi esasları hakkında çalışma yapılarak rehberlerin vergi uygulamaları hakkında bir
düzenleme yapılması,
• Kruvaziyer turizminin geliştirilmesine destek verilmesi ve ödenen vergilerin yeniden gözden geçirilmesi,
• Kesilen faturalarda hizmet bedellerinin ayrıca gösterilmesinin yarattığı sakıncaları ortadan kaldıracak bir
düzenleme yapılarak bu konularda çalışma şekli ve usulünün belirlenmesi amacıyla; Maliye Bakanlığı ve
TÜRSAB’ın ortak bir komisyon oluşturması.
DECISIONS OF THE MEETING
• To cooperate to prevent illegal agencies’ activities,
• To reconsider landing tax charged at airports and custom offices, and scrap them temporarily at some
airports in the low season.
• To control the internet rental to foreign tourists of houses owned by foreigners in Turkey and to prevent
unfair competition, to make a collaboration between the Ministry and TÜRSAB to hinder tax evasion and
make necessary regulations.
• To conduct a study of tour guides’ wages and tax basis, to make a regulation about taxes imposed on tour
guides.
• To make a regulation to eradicate some problems resulting from service costs appearing separately in invoices; to form a joint commission by Finance Ministry and TÜRSAB to set out the regulations and schedule
of work on this subject.
After conveying some important information relating to the sector in the opening speech,
Başaran Ulusoy, the President of TÜRSAB, continued his speech saying “We came here to share
with the Minister the reasonable demands of our
sector and the main problems of tourism, which is
our bread and our prestige abroad. We are a sector
which covers 19,2% of our exports and 34,2%
of our budget deficit. Our works in every sphere
continue in cooperation with the Ministry and will
go on. Together we will look for optimum solutions
to our problems in the mutual meetings by exchanging views”.
After drawing attention to the increase in tourism income in his speech at the meeting, Finance
Minister Mehmet Şimşek went on to say that “Our
tourism income has increased almost 3-fold in the
last ten years. It went up to $ 32 billion from $12
billion. We expect significant improvements both
in tourism incomes and the number of the tourists
in the coming years. Even though we agree there
is more work to do, it’s an important success. In
addition, in transportation Turkey has been leaping
forward not only in highways, but also in railways.
We have increased the railway budget almost
50-fold. We are planning very big investments in
railways in the next 10-15 years. We’ll either knit
the whole of Turkey together with the high speed
train networks, or set up a good infrastructure
equipped with complete signalization. In the aviation industry, after making a big breakthrough,
Turkey has been elevated to the super league. We
believe in Turkey; its horizon seems clear. Realizing these projects is possible with more reforms,
and I am very optimistic. Since we have already
seen developments, advancements and freedoms in
Turkey, we are aware that this is the right path and
our people fully back us.”
Touching on the importance of Turkey’s climb to a
higher position in the plus value chain, the efforts
made by the Ministry, and the educational projects
carried out, Mr. Şimşek gave the participants some
very detailed information. In the meeting held after
the Minister’s speech, the problems of the representatives of the sector were addressed.
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek
toplantıdaki konuşmasını bir
sunumla destekledi (üstte),
TÜRSAB II. Başkanı Firuz
Bağlıkaya (en solda) Yönetim
Kurulu Başkanı Başaran Ulusoy
(ortada) ve Maliye Bakanı
Mehmet Şimşek (sağda).
Finance Minister Mehmet
Şimşek supported his speech
with a presentation (above),
Firuz Bağlıkaya, Vice President
of TÜRSAB (at the very left),
Başaran Ulusoy, the President
of TÜRSAB (middle) and Finance
Minister Mehmet Şimşek (right).
8
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
 Rasim Konyar
10 TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
Savaşlardan
doğan bir kültür
mirası Anzak
ve bu mirasın
canlı müzesi
Gelibolu...
25 Nisan günü
Anzak Koyu’nda
düzenlenecek
törenler
nedeniyle
Gelibolu yine
Avustralyalılarla
dolup taşacak...
99TH ANNIVERSARY OF ANZAC DAY
Anzac, a cultural heritage from the battles, and
Gelibolu, (Gallipoli) the living museum of this
heritage... Gelibolu will swarm with Australians
once again due to the ceremonies which will be
held at Anzac Cove...
1915 tarihinde Anzak çıkarmasını gösteren bir illüstrasyon ile fotoğraf (wikipedi),
Anzac koyunun bugünkü görünümü.
An illustration and a picture showing Anzac military landing in 1915 (wikipedi) Anzac
Cove’s appearance today.
Bu yıl 99. Anzak Günü. 25 Nisan, Cuma sabahı şafak sökerken, Gelibolu
yarımadası dünyanın dört bir yanından Anma Töreni’ne gelenlerle dolup
taşacak. Onlar, ataları yenilirken, ulus bilincini ve bağımsızlık için cesaret de
kazandıkları anları, 99. kez kutsayacaklar. Gelibolu da Anzakları geleneksel
konukseverliği ile 99. kez kucaklayacak! Üstelik Anzak, yalnızca savaşlar tarihi
ve kahramanlık öykülerinden ibaret değil. Toplanan savaş ilintili nesneler bir
tarafa, yazılan, çizilen, yontulan, bestelenen, filme alınan çok sayıda bilimsel,
sanatsal ürün ve belge var. Bunlar, başlı başına bir kültür mirası. Mirasın canlı
müzesi de Gelibolu! İşte Anzaklarla ilgili çok ve az bilinenler…
ANZAC: I. Dünya Savaşı’nda, İngilizler, sömürgelerden asker toplayıp
Osmanlılarla savaşmaya yolluyordu. Avustralya ve Yeni Zelanda’dakiler de
“Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu” adı altında Çanakkale’ye sevkedilmişti. Anzak (“Anzac”) bu kolordunun İngilizce baş harfleri (Australian and New
Zealand Army Corps).
25 Nisan 1915 Anzakların ve Britanyalı, Nepalli, Hintli diğer binlerce askerin
Gelibolu’da ilk defa karaya çıktıkları bu tarih, Avustralya’da, Gelibolu’da ve
dünyanın heryerinde Anzak Günü ilân edilmiş.
Anzak Yürüyüşü 25 Nisan’da yapılan resmigeçitlere bu ad veriliyor. Hükümetler düzeyinde düzenlenen Gelibolu’daki 3 günlük Yürüyüş ise Kuzey
Plajı’ndan başlayıp Serçe Tepe’de bitiyor.
This year, it’s the 99th Anniversary of Anzac Day. When dawn breaks on the
morning of April 25th, the Gelibolu Peninsula will swarm with people coming from
all over the world to attend these anniversary ceremonies. They will be blessing,
for the 99th time, those crucial moments in which they gained national awareness
and the courage for independence despite the fact their ancestors lost the battle.
Gelibolu will warmly receive Anzacs for the 99th time with its usual hospitality.
Moreover, Anzacs not only comprises the history of the battles and stories of
heroism. Apart from the collected objects related to the battles, there are many
scientific and artistic products and documents, most of which were composed,
written, drawn and shot. They are already a cultural heritage. The living museum
of heritage is Gallipoli! Here are some well-known and not so well-known facts
about Anzacs...
ANZAC: In the 1st World War, the British were conscripted soldiers from their
colonies, and sent them to fight the Ottomans. Those in Australia and New Zealand were dispatched to the front under the name “Australian and New Zealand
Army Corps” or Anzac for short.
25 April 1915: the date on which thousands of soldiers from the Anzacs, Britain, Nepal or India landed on Gelibolu for the first time was proclaimed as Anzac
Day in Australia, Gelibolu and all over the world.
Anzac Parade: Official parades on April 25th are called Anzac Parades. Three
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 11
Şafak Vakti Anzaklar, 1915’de karaya çıkarken Türklere görünmek istemedikleri için çıkartmayı gün
doğmadan başlatmış. Gelibolu’daki tören de atalarının o sırada neler hissettiğini yaşamak amacıyla şafak
vakti başlıyor.
days of parades held at the government level start
at Kuzey Plajı (North Beach) and end at Serçe Tepe
(Sparrow Hill).
Şehitler Gelibolu’da yaklaşık 8700 Avustralyalı, 2700 Yeni Zelandalı asker ölmüş.
The Anzacs kicked off the military landings before
sunrise in order not to be seen by the Turks. The
ceremony in Gelibolu starts at dawn to remind people
what their ancestors suffered.
Anzak Koyu Gelibolu Yarımadası’nda, Anzakların denizden karaya çıktıkları ilk yer. 25 Nisan 1985’teki
Anzak Günü’nde, Türkiye hükümeti, Anzak Koyu ismini resmen kabul etmiş.
Canberra’daki Atatürk Atatürk Çanakkale Savaşı’nda ölen ve burada gömülen askerler hakkında “...
Anneler gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır...” demişti. Avustralyalılar da başkent
Canberra’daki Anzak Geçidi (Anzac Parade) tören alanındaki bir anıtla Atatürk’ün bu sözlerini ölümsüzleştirmişler.
Martyrs: About 8700 Australian and 2700 New
Zealand soldiers died in Gelibolu.
Anzac Cove is the first place in Gelibolu Peninsula
where the Anzacs landed from the sea. The Turkish
Government officially accepted the name Anzac Cove
on Anzac Day, 25 April in 1985.
Atatürk in Canberra: Atatürk spoke about the
soldiers who died in the Dardanelles Battles and were
buried here, saying “…Mothers! Please stop shedding tears. Your beloved sons are lying in our bosom
now...” Australians immortalized Atatürk’s words, by
erecting a memorial in the Anzac Parade ceremony
area in Canberra.
MEHMETÇİK, JOHNNY TURK
“Waltzing Matilda”- Avustralyalıların gayrı resmi
milli marşı. Matilda eski Germen dilinde savaş
zamanı erkeklere yardımcı olmaya çalışan kadınlara
takılan ad ise de İngilizce de “güçlü savaş kadını”
anlamında kullanılıyor. 1895’de Avustralyalı Banjo
Paterson “Waltzing Matilda”yı bestelemiş. Şarkı,
1976 Montreal Oyunları’nın resmi marşı, bir referandumdan sonra Avustralya’nın gayrı resmi milli
marşı olmuş. İskoçyalı Eric Bogle de bir 25 Nisan
günü gördüğü yürüyüşten etkilenmiş ve 1972’de
“Ve Orkestra Waltzing Matilda’yı Çaldı”yı bestelemiş. Bogel’in güftesinde -Britanya kültüründe
Mehmetçik’le eşanlamlı- “Johnny Turk”, Gelibolu,
Suvla Koyu gibi sözcüklerle Çanakkale Savaşı da
anlatılıyor. Her 25 Nisan’da çalınması gelenek olan
bu eser için Avustralya 1987’de Bogle’a üstün
hizmet nişanı vermiş.
MEHMETÇİK, JOHNNY TURK
“Waltzing Matilda”: Australians’ Unofficial anthem.
Matilda was a German name given to women who tried
to help men during the war it has been used to mean
“strong battle woman” in English. Banja Petorson, an Australian poet, wrote “Waltzing Matilda” in 1895. This song became the unofficial anthem
of Australia as a result of a referendum after it was used
a national anthem at the 1976 Montreal Olympics. After
being impressed a parade he saw on April 25, a Scotsman, Eric Bogle, composed “And the Orchestra Played
Waltzing Matilda” in 1972. Bogle’s lyrics - which include
“Johnny Turk” (meaning Mehmetçik in British Culture),
Gelibolu and Suvla Cove – describe the Dardanelles Battle. The Australian Government gave Bogle a meritorious
service medal in 1987 for this song which it has become
a tradition to play every 25th of April.
12 TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
Anzak koyundaki şehitliği gezen turistler (sol üstte),
Atatürk’ün Anzak askerlerinin annelerine gönderdiği
İngilizce mesajın yer aldığı anıt (solda) ve 1915 Anzac
siperleri (altta). Anzak Günü kutlamaları için düzenlenen
törenler belirli bir program çerçevesinde gerçekleşiyor.
Törenleri izlemek için Avustralyalı pek çok gazeteci de
Gelibolu’ya akın ediyor. Açılışın ardından şafak vaktini
beklemek isteyenler, uyku tulumları içinde sabahlıyor
(sağ sayfada).
Tourists visiting the martyrdom at Anzac Cove (upper
left). The monument on which the message in English
that Atatürk sent to mothers of Anzac Soldiers is
engraved. (left) and 1915 Anzac trenches (below)
Ceremonies held to celebrate Anzac Day follow a certain
schedule. Many Australian reporters rush to Gallipoli to
watch these ceremonies. After inauguration, those who
want to wait for dawn are up all night in their sleeping
bags. (right page)
YASAYLA ULUSAL MİRAS SAYILAN SÖZCÜK
Avustralya’da Anzak sözcüğü sıkça kullanılmış. Kimileri çocuklarına Anzak adı
vermiş, yardım toplayan kuruluşlar unvanlarına eklemiş, kimi sanatçılar eserlerini
böyle adlandırmış. İş dünyası da Anzak’ın ürün ve hizmetlerine çekicilik katacağını farkedip marka ve reklamlarda kullanmaya, üstelik Anzak’ın fikri mülkiyetini
de sahiplenmeye kalkışınca Avustralya devleti telaşa düşmüş. 1916’da Avustralya Savaş Tedbirleri Kanunu’na bir ekleme yaparak sözcüğü “ulusal miras” ilân
etmiş, 2001’de yenileyerek kullanımını sıkı kurallı bir izine bağlamış. Bu konuda
o tarihten bu yana yapılan başvurular hem de resimli olarak resmi Anzak sitesinde (anzacsite.gov.au- Research) sergileniyor! Çok ilginç görüntüler var!
THE WORD ACCEPTED NATONAL WITH A LAW
In Australia the word Anzac has been widely used. Some people have named their children
Anzac, charitable institutions have added it to their title, and some artists have named their
works after the corps. When the business world attempted to use it in branding and ads
and to claim the intellectual property rights, realizing the word Anzac would bring a charm
to their products and services, the Australian Government started to worry. By making a
2011 amendment to the Australia War Cautions Law 1916, it proclaimed this word a “national heritage” and stipulated that its usage was strictly subject to permission. Applications
to use the name Anzac are now displayed on the official Anzac website. (anzacsite.gov.
au- Research) There are some very interesting images there!
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 13
YILIN EN
EĞLENCELİ
GÜNÜ
Fransa, İngiltere, Japonya,
İskoçya, Hollanda, Belçika,
Kanada, ABD... Öyküleri farklı
olsa da her ülkenin geleneğinde
1 Nisan’da şakalaşmak var ve
kökeni Pagan kültürüne kadar
uzanıyor. Önemli olan bir
günlüğüne bile olsa gülmek,
güldürmek. 1 Nisan’da siz de
mizah kapılarınızı açık bırakmayı
ve hoşgörülü olmayı unutmayın...
THE FUNNIEST DAY OF THE YEAR: APRIL 1ST
France, England, Japan, Scotland, Holland, Belgium, Canada, USA…
Even though their stories are different, cracking a joke on April 1st is
part every country’s tradition, a tradition that dates back to Pagan
culture. What’s important here is to laugh and make somebody else
laugh even though for a only day. Don’t forget to leave open your doors
to humor on April Fools’ Day and be tolerant...
16 TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
Siz de yapmışsınızdır mutlaka. Bir arkadaşınıza telefon edip piyangodan yüklü
bir miktar para kazandığınızı ve bir kısmını ona vermek istediğinizi söylemişsinizdir ya da okula giderken öğretmenin sandalyesinin üstüne plastik böcek
koymuşsunuzdur. Arkadaşınıza uzun uzun çalkaladığınız bir gazoz kutusu
uzatmış, annenizin çayına patlayan şeker koymuşsunuzdur…
1 Nisan’da buna benzer şakaları yapmayan yoktur ve bazen de şakanın dozunu kaçıranlar da olur. Bu nedenle de uzmanlar, bu tür şakaların korku, üzüntü
ve kızgınlık yaratmamasına, şaka yapılan kişinin zaaflarından yararlanılmaması gerektiğine dikkat çekiyorlar. Aksi halde, 1 Nisan amacına ulaşmadığı gibi
uzun süren dargınlıklara bile vesile olabilir.
Pek çok kişi, 1 Nisan’da şaka yapar ya da yapılan şakaya maruz kalır... Peki,
neden biliyor musunuz? 1 Nisan ne zamandan beri ve hangi amaçla şaka
günü olarak kutlanıyor?
Ah şu Fransız “asilleri”
Nisan 1’in tarihi hakkında her kültürde farklı bir efsane bulunur. Fransızlar
bu güne “Poisson d’avril” derler, yani Nisan Balığı. 1564 yılında Fransa Kralı
IX. Charles, yılbaşını 1 Nisan’dan 1 Ocak’a aldırır. Bu arada 1 Nisan’ı “yılın
ilk günü” olarak kabul etmeye devam edenlerle alay etmek amacı ile yapılan
şakalar, bir süre sonra gelenek haline gelir. 1 Nisan’ı yılbaşı kabul edenlere
ise “Nisan Balığı” denmeye başlanır.
Aslında bu masum günün ardında “sınıfsal” bir ayrımcılık da yatar. Şöyle ki
dönemin haberleşme aracı yalnızca at üzerindeki insanlardır. Kralın aldığı
bu değişiklik kararı, Fransa’nın birçok yerine oldukça geç ulaşır. Bu nedenle
çoğu insan yeni yılın 1 Ocak tarihine alındığından haberdar olamaz. Kralın
çevresindeki asilzadeler yeni yılı 1 Ocak tarihinde kutladıktan sonra köylülerin
geçmiş yeni yılı üç ay sonra kutlaması ile alay etmeye başlar, deyim yerindeyse köylülerle dalga geçer. Onlara hiçbir zaman gerçekleşmeyecek yeni yıl partileri ilan edip, asla verilmeyecek hediyeler vaat ederler ve böylece yaptıkları
şakalar ile kendilerine büyük bir eğlence edinirler. Yani başlangıçta 1 Nisan
Fransız asilzadelerinin
bir eğlencesidir.
Ancak daha sonra
tüm dünyaya yayılır
ve halka mâlolur.
İngilizce’de bu güne
“April Fools Day”
yani “Nisan Aptalları”
günü deniyor. İskoçlar ise “Gowk” veya
“Cuckoo” günü der.
Japonya, Hollanda,
Belçika, Kanada, ABD
You probably done it too. You might have said to a friend of
yours that you made a fortune from a lottery and wanted to
share it with him, or put a plastic insect made on your teacher’s
chair. You would extend a can of Coke after secretly shaking it
a lot, or put popping candy into your mother’s tea glass... You’d
be hard pressed not to find someone who has never cracked
such jokes and some people really overdo it on April Fools’ Day.
Therefore, experts warn people not to make bitter jokes which
might create fear, anxiety, vexation etc. And they stress not to
take advantage of the person’s personal weaknesses while cracking a joke to him. Otherwise, apart from spoiling April Fools’
Day, you could also create long term resentments. A lot of people
crack jokes on April’s fool day or are exposed to one… but, do
you know why? For how long and for what reason has April 1st
been celebrated?
ve ülkemizde de çeşitli şakalar yapmak suretiyle kutlanan bu gün, günümüzde
dostların, ailelerin, eğlenmek ve biraz olsun gülmek için devam ettirdiği geleneklerden biri. Araştırmalar 1 Nisan’ın Pagan kültüründe de olduğu yönünde
bir bilgi de veriyor. Pagan kültüründe 1 Nisan’da kutlanan “Fous” bayramı,
günümüzün 1 Nisan kutlamalarıyla benzerlik gösterir. Antik Roma’da “Hilarya” adıyla kutlanan bayram da insanların birbirlerine masum şakalar yapıp
eğlendiği bir gün olarak anlatılır. Hindistan’da 31 Mart’ta kutlanan “Holi”
günü de 1 Nisan’la aynı özellikleri taşır. Savaşların, politik hırsların, çevre
felaketlerinin yaşandığı bir dünyada herhangi bir şeyi kutlama fırsatı geri çevrilemez bir lüks oldu. Ve insanlar böyle özel, eğlenceli günleri kutlayıp mutlu
olmak istiyor. Biz de size bol kahkahalı bir 1 Nisan diliyoruz. Masum bir şaka
hazırlamayı da eğer şakaya maruz kalırsanız kocaman bir kahkaha atmayı da
unutmayın...
Bugün sokaklarında hüzün
ve acı dolaşan Ukrayna,
1 Nisan’ı rengarenk
şenliklerle kutlayan
ülkelerden biriydi.
Odesa’da 2011 yılında
düzenlenen gösterilerden
görüntüler (Shutterstock,
De Visu, Lilu2005).
The Ukraine, whose streets
are full of sorrow and pain,
was once a country to
celebrate April Fools’ Day
with colorful festivals.
Some images from the
festivals held in 2011 in
Ukraine.
(Shutterstock, De Visu,
Lilu2005).
Because of Those French “Noblemen”
There’s a different legend about the history of April Fools’ Day in
every culture. Frenchmen call this day “Poisson d’avril” or April
Fish. In 1564, King Charles IX of France ordered the Christmas
to take from the 1st of April to the 1st of January.
By the way, jokes made to mock the people who continue to celebrate April 1st
as the first day of the year, also became a tradition after a short while.
Those who consider April 1st as the beginning of the year began to be called
“April Fish.” In fact, a sort of class “discrimination” lies behind this innocent
day. Let me try to explain. The only means of communication in those days
were messengers on horseback. Since it took the many months for the King’s
new decision to reach many regions of France, many people were not told that
the new year should be celebrated on January 1st. After celebrating Christmas
on January 1st, noblemen near the King started to mock the villagers who
celebrated the new year 3 months later than it should have been.
They pulled the villagers’ legs so to speak. Noblemen would promise them to
have New Year’s parties (which were never organized) and presents (which
were never given). Thus, they started to have fun with the villagers. In short,
April Fools’ Day at the beginning was entertainment for French noblemen. But
later on, it spread to the whole world and was publicized. When we look at the
meaning of this day in English, it’s evident that it refers to the day of the fools.
As for Scotsmen, they call it “Gowk” or “Cuckoo” day. April Fools’ Day which
is celebrated by making various jokes in Japan, Scotland, Holland, Belgium,
Canada, USA and our country is now a tradition to entertain and amuse our
families and friends.
Research reveals a knowledge of April Fools’ Day is Pagan culture too. A celebrated festival named “fous” in Pagan culture reveals some similarities with
our present day’s April 1st. The festival celebrated
with the name of “Hilarya” in Ancient Rome
is described as a day on which people
crack innocent jokes on one another
and have fun. “Holi” day celebrated
on the 31st of the March in India
bears many of the same features a
April Fools’ Day. In such a world
in which wars, political ambitions,
and environmental disasters are
seen, turning back an opportunity to
celebrate anything would be nonsense.
People just wish to be happy by celebrating such special days. And we wish you a
happy April Fools’ Day full of laughter.
Don’t forget to devise a joke or laugh if
you get to be the victim to a joke...
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 17
B
TÜ
RS
A
TÜRKİYE
MÜZELERİ
2013
RAPORU
MÜZE GELİRLERİ
263 MİLYON LİRAYI AŞTI
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın girişim ortağı olarak TÜRSAB’ın
işletmesini üstlendiği müzelerin gelirleri ikiye katlanıp 263 milyon
lirayı aştı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi
Merkez Müdürlüğü (DÖSİMM) ile üç yıldır başarıyla yürütülen müze
modernizasyon projesi 156 müzeyi kapsıyor.
Müze ziyaretçilerinin sayısı turizmden hızlı
büyüdü. 2000 ile 2013 yılları arasında yabancı
turist sayısı yüzde 335 artarken, müze ve ören
yerlerini gezen ziyaretçi sayısı yüzde 428,8 arttı.
The number of museum visitors went up faster
than tourism. As the number of foreign tourists
increased 335% between 2000 and 2013, visitors
to museums and ruins increased more than 428%.
Müze ziyaretlerinin yüzde 44’ü İstanbul
Bölgesi’nde gerçekleşti.
44 % of museum visits took place in the
İstanbul Region.
Topkapı Sarayı Müzesi ve Topkapı Sarayı Harem’i
toplam 4 milyon 428 bin 463 kişi ziyaret etti.
The Topkapı Palace Museum and Topkapı Palace
Harem were visited by a total of 463,000 people.
18 TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
2013’te Türkiye’deki müze ve ören yerlerini
29 milyon 533 bin 966 kişi gezdi.
In 2013, museums and ruins in Turkey were visited
by 29,533,966 people.
Ziyaretçilerin yüzde 69’unu yabancılar,
yüzde 31’ini Türkiye vatandaşları oluşturdu.
Of these visitors 69% were foreigners, 31% Turkey
citizens.
Toplam Müzekart sahibi 2013
yılında 4 milyon 420 bine ulaştı.
Müzekartlıların yüzde 23’ü Topkapı
Sarayı’nı gezdi.
The number of Müzekart owners
reached a total of 4,420,000 in 2013.
23 % of people with Müzekart visited
the Topkapı Palace.
MUSEUM INCOME HAS EXCEEDED BY
263 MILLON LIRAS
MUSEUMS OF TURKEY 2013 REPORT
Aydın Arkeoloji Müzesi. Aydın Archeology Museum
Müze işletmelerinde girişim ortağı olan Kültür ve Turizm Bakanlığı ile TÜRSAB, bir yandan “müze ve örenyerinin modernizasyonu” projesini sürdürürken, bir yandan da müze gelirlerini iki kata çıkarmayı başardılar.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2010 yılında açmış olduğu “49 müze ve
örenyerinin modernizasyonu” konulu ihalesini alan TÜRSAB; Bakanlığın
2013 yılı Ekim ayında II. Aşama olarak ihaleye çıkardığı “105 müze ve
örenyerinin modernizasyonu ihalesi”ni de kazanmıştı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü
(DÖSİMM) ile üç yıldır başarıyla yürütülen müze modernizasyonu projesindeki toplam müze sayısı böylece 156’ya ulaştı.
TÜRSAB’ın Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın müze işletmelerinde girişim ortağı olarak görev yaptığı proje, söz konusu müze ve örenyerlerinin teknolojinin en gelişmiş cihazlarıyla donatılmasını ve sahip olduğu mirasa yakışır bir
kimlik kazandırmasını hedefliyor.
TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkanı Başaran Ulusoy, birçok farklı kültüre
binlerce yıldır ev sahipliği yapan bu topraklarda Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yürüttükleri ortak çalışmalar sonucunda müzeciliğe yeni bir anlayış
getirdiklerinin altını çiziyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı verileri ışığında, Türkiye Seyahat Acentaları
Birliği (TÜRSAB) tarafından hazırlanan “Türkiye Müzeleri 2013 Raporu”
müzelerimiz hakkında çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor.
Müze gelirleri iki kat arttı
2009 yılında 13.8 milyon ziyaretçinin gittiği söz konusu müzelerden elde
edilen gelir 125 milyon 645 bin TL iken 2013 yılında 29,5 milyon ziyaretçiden toplam 263 milyon 333 bin TL gelir elde edildi.
Türkiye Müzeleri Raporu’na göre, 2013 yılında Topkapı Sarayı Müzesi en
çok ziyaret edilen müzeler sıralamasında Ayasofya Müzesi’ni geride bıraktı.
2011 ve 2012’de Ayasofya Müzesi lehine sonuçlanan rekabette 2013’te
Topkapı Sarayı müzesi 3 milyon 397 bin 907 ziyaretçiyle liderliği tekrar ele
geçirdi.
Ziyaretçi sayısı yüzde 428,8 arttı
Türkiye’de müzelere gereken önemin verilmeye başlaması kendini ziyaretçi
sayısında da gösterir hale geldi. 2000’li yılların başında yaklaşık 7 milyon
kişiyi ağırlayan Türkiye’deki müze ve ören yerleri 2013 yılı sonunda tam
The income of the museums that TÜRSAB has undertaken to
manage as the venture partner of the Ministry of Culture and
Tourism has doubled and exceeded by 263 million liras.
The museum modernisation project that is run for three years
together with the Ministry of Culture and Tourism Central
Directorate of Revolving Funds (DÖSİMM) covers 156 museums.
While running the “museum and ruins modernisation” project as venture partners
in museum management, Ministry of Culture and Tourism and TÜRSAB have on the
other hand succeeded to double the museum income. TÜRSAB, who won the tender
bid initiated by the Ministry of Culture and Tourism in 2010 “for the modernization
of 49 museums and ruins”, did also win the two phased Tender Bid in October 2013
for the “modernisation of 105 museums and ruins”.
The total number of museums, within the museum modernization project successfully
ran for three years together with the Ministry of Culture and Tourism Central
Directorate of Revolving Funds (DÖSİMM), has thus reached to 156 museums.
The project undertaken by TÜRSAB, as being the venture partner of the Ministry of
Culture and Tourism in museum management is targeting to equip the museums and
ruins of this project with the most developed devices of technology and to redound an
identity that would be congruous to their heritage.
Mr. Başaran Ulusoy, the President of the Association of Turkish Travel Agencies,
underlines the fact that they have brought a new understanding to museology as a
result of the works they have accomplished with the Ministry of Culture and Tourism
on these soils that hosted many different cultures in thousands of years.
“2013 Report on Turkish Museums” prepared by the Association of Turkish Travel
Agencies (TÜRSAB) with the data received from the Ministry of Culture and Tourism
states striking results on our museums.
Museum income has been twice increased
While the income in 2009 from the museums visited by 13.8 million people was 125
million 645 thousand TL the income procured in 2013 from 29.5 million visitors was
263 million 333 thousand TL.
According to the Report on Turkish Museums, in the year 2013 Topkapi Palace
Museum left behind the St. Sofia Museum in the most visited museums list. In the
competition St. Sofia Museum was in front in 2011 and 2012, but in 2013 Topkapi
Palace regained the leadership with 3 million 397 thousand and 907 visitors.
Number of visitors is increased by 428.8 per cent
The initiation of submitting importance to museums in Turkey showed itself in the
increase of the number of visitors. Museums and ruins of Turkey that hosted almost
7 million people in the beginning of 2000’s were visited by just 29 million 533
thousand guests at the end of 2013.
According to the data given in the report, 69 per cent of the visitors were foreign,
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 19
ZİYARETÇİ SAYISI (*)
29.5 MİLYONU AŞTI
NUMBER OF VISITORS (*)
OVER 29.5 MILLION
Yıl
Year
Ziyaretçi sayısı
Number of visitors
20006.887.344
20017.590.138
200214.268.186
200313.987.747
200413.015.486
200518.384.865
200616.086.050
200718.048.674
200822.662.590
200921.193.627
201025.854.341
201128.462.893
201228.781.308
201329.533.966
(*) Müze ve ören yerleri, Museum and Ruins.
29 milyon 533
bin kişi tarafından gezildi.
Raporda açıklanan verilere göre
müzeleri ziyaret
edenlerin yüzde
69’u yabancı turistler, yüzde 31
ise yerli vatandaşlar. Yani 29.5
milyon müze
ziyaretçisinin
20 milyonunu
yabancılar, 9.5
milyonunu ise
Türkiye vatandaşları oluşturuyor.
Müze ziyaretçilerindeki artışla Türkiye’ye gelen
yabancı turist sayısındaki artış karşılaştırıldığında
da ortaya ilginç bir sonuç çıkıyor. 2000 yılında
10.4 milyon yabancı turist ağırlayan Türkiye, bu
rakamı 2013 yılında 34.9 milyona çıkarmayı başardı. Aynı yıllar zarfında müze ve ören yerlerini
ziyaret eden kişi sayıları da sırasıyla 6.8 milyon
ve 29.5 milyon oldu.
Bir başka deyişle, Türkiye’ye gelen yabancı turist
sayısında yüzde 335’lik artış yaşanırken, müze ve
ören yeri ziyaretçi sayılarında ise yüzde 428,8’lik
bir artış meydana geldi. Bu artış, hem Türk
ziyaretçilerin hem de Türkiye’ye gelen yabancı
turistlerin müze ve ören yerlerine ilgilerinin
arttığını gösteriyor.
Topkapı Ayasofya’dan liderliği geri aldı
Türkiye’de en çok gezilen müzelere bakıldığında
Topkapı Sarayı Müzesi’nin Ayasofya Müzesi’nden
liderliği geri aldığı göze çarpıyor. 2013 yılında
Topkapı Sarayı’nı gezen ziyaretçi sayısı 3 milyon
397 bin 907 olurken, Ayasofya’yı ziyaret eden
MÜZE ZİYARETÇİLERİ YABANCI TURİST
SAYISINDAN HIZLI ARTTI
THE NUMBER OF MUSEUM VISITORS INCREASED MORE
THAN THE NUMBER OF FOREIGN TOURISTS
Yıl
Year
Yabancı Turist Sayısı
Number of Foreign Tourists
2000
2013
ARTIŞ 20 TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
Müze/Örenyeri ziyaretçi sayısı
Number of visitors to Museums/Ruins
10.428.1536.887.344
34.910.09829.533.966
(%) 335
(%) 428,8
31 per cent were native citizens. In other words the
distribution was constituted as, 20 million guests out
of 29.5 million were foreigners and the remaining 9.5
million were Turkish subjects.
An interesting result comes forth when we compare
the increase in museum visitors with the increase in
foreign visitors who visited Turkey.
Turkey accommodated 10.4 million foreign tourists
in the year 2000 and succeeded to raise this figure
to 34.9 million in 2013. During the years mentioned
the number of people who visited museums and
ruins were 6.8 million and 29.5 million respectively.
In other words, while the number of foreign tourists
visiting Turkey was raised by 335 per cent the
increase in the visitor number of museums and ruins
was realized as 428.8 per cent. This increase shows
the growth of interest of Turkish visitors as well as
the foreigners, visiting Turkey, bestowing interest to
the museums and ruins.
Topkapi got back the leadership from St. Sofia
When you look at the most visited museums in
Turkey you see that Topkapi Palace Museum got
back the leadership from St. Sofia Museum. In 2013
the number of guests who visited Topkapi Palace
was 3 million 397 thousand and 907 whereas St.
Sofia was visited by 3 million 257 thousand and 337
people. Thus, this year Topkapi Palace has taken
over the leadership which was in the hands of St.
Sofia Museum in the previous two years.
While the Ephesus Ruins is the third in the list with
1.8 million visitors the most dramatic increase was
realized by Harem of the Topkapi Palace. Especially
with the effect of the TV serial “The Magnificent
Century” Harem of Topkapi Palace reached to a
salient increase in the number of visitors during the
last three years and for the first time over 1 million
people visited the Harem this year. Harem succeeded
to increase the number of visitors which was 744.6
thousand in 2012 to 1 million 30 thousand and 556.
Louvre Museum is again the world leader
When we compare the hopeful increase trend
in Turkey with the world we see that there is
still a long road to cover. Although Turkey is at
an advantageous situation as compared to the
competitors in the world from the point of historical
heritage and artefacts but especially USA, England
and France are leaders in museology. The most
visited museum of the world is the Louvre Museum
in Paris. Louvre still preserves its leadership
although the number of visitors was decreased by 6
per cent, to 9.2 million as compared to 2012.
The total number of visitors who visit the 10 most
visited museums is 66.8 million. In 2012 this figure
was approximately 56 million. Four of the 10 most
visited museums are in USA and four of them are in
England. The number of visitors of these museums
that are in USA is 29.2 million. And the number of
visitors of those that are in England is 22.9 million.
44 per cent of museum visits are in Istanbul
In 2013, 44 per cent of museum visits were realised in the Istanbul region. While
8.9 million people were visiting the museums in Istanbul region, 2.9 million visitors
carried the Aegean and Selçuk Region to the second place. And the third place in
the list belongs to Cappadocia with 2.5 million visitors. Cappadocia is respectively
followed by West Antalya with 1.9 million visitors, Anatolian Region with 1.2 million
visitors, East Antalya with 1.1 million visitors and the Aegean and Bergama Region
with 1 million visitors.
Almost 75 per cent of museum visits were realised through agencies or with tickets
purchased at gates. In addition to this, the remaining 25 percent was covered almost
equally by Museum Card holders and free of charge entrances. In 2013 a total of 2.4
million people visited. The free of charge category that has 10 per cent share in total
visitors, is constituted mainly by the school students under 18 and the senior citizens
over 65.
Ayasofya Müzesi (solda). Göreme Açıkhava Müzesi (altta).
Ayasofya Museum (left). Göreme Open-air Museum (below).
kişi sayısı ise 3 milyon 275 bin 337 olarak gerçekleşti. Böylece son 2
senedir Ayasofya Müzesi lehine sonuçlanan liderlik yarışında bu yıl Topkapı
Sarayı tekrar birinciliği kapmış oldu.
Listede üçüncü sırada 1.8 milyon kişinin gezdiği Efes Örenyeri yer alırken,
en çarpıcı artış ise Topkapı Sarayı Harem’den geldi. Özellikle Muhteşem
Yüzyıl dizisinin etkisiyle son 3 yıldır ziyaretçi sayısında dikkat çekici bir artış
trendi yakalayan Topkapı Sarayı Harem’i bu yıl ilk kez 1 milyonu aşkın kişi
gezdi. Harem, 2012’de 744.6 bin olan ziyaretçi sayısını 1 milyon 30 bin
556’ya çıkarmayı başardı.
Dünya lideri yine Louvre Müzesi
Türkiye’deki umut verici yükseliş trendini dünyayla kıyaslayınca yine de
gidilecek yolun uzun olduğu ortaya çıkıyor. Türkiye, tarihi miras ve yapılar
olarak dünyadaki rakiplerinden avantajlı durumda olsa da özellikle ABD,
İngiltere ve Fransa müzecilikte lider konumda. Dünyanın en çok gezilen
müzesi Paris’teki Louvre Müzesi. Ziyaretçi sayısı 2012 yılına göre yüzde 6
gerileyip 9.2 milyona düşse de, Louvre, halen dünya birinciliğini koruyor.
En çok ziyaret edilen 10 müzenin toplam ziyaretçi sayısı 66.8 milyon.
Bu rakam 2012 yılında yaklaşık 56 milyon olarak gerçekleşmişti. En çok
The works of the Archaeological Museum must come to light
The most important problem of Istanbul Archaeological Museums, one of the most
important museums of Istanbul, is not to be able to display the complete works.
Istanbul Archaeological Museums have almost one third of the works that are
preserved in the Museums of Turkey. In the museum the visitors can only see 20 per
cent out of almost 1 million pieces. The rest are in storerooms. Approximately 600
thousand of the pieces in the Archaeological Museum are Islamic and non Islamic
coins. The museum that houses almost 80 thousand hieroglyph documents also
houses almost 200 archaeological pieces. With the works of TÜRSAB it is targeted
that these pieces will come into light and displayed.
Istanbul Archaeological Museums house various works of the civilisations that
have left behind some traces in different periods of history. The architecture of the
construction is distinguished by the fact that it is among the first 10 buildings in the
world, designed and used as museums. Besides, it is placed on a different state as
being the first establishment in Turkey organised as a museum.
In 2009 TÜRSAB signed “Supporting Service and Cooperation Agreement on Istanbul
Archaeological Museums” with the Ministry of Culture and Tourism and spent a full
10.8 million TL for the museum since.
The Archaeological Museum, the first museum of the Ottoman and Turkey, was
established in 1891 by Osman Hamdi Bey, painter and archaeologist, is now under
restoration, being strengthened against earthquake; its substructure, climatisation,
HAREM ZİYARETÇİSİ İLK KEZ 1 MİLYONU GEÇTİ
HAREM VISITORS HAS SURPASSED 1 MILLION FOR THE FIRST TIME
Müze/Yıl/Ziyaretçi Sayıları
Museum/Year/Number of Visitors
2009 2010 20112012
2013
Topkapı Sarayı Müzesi 2,259,521
2,995,708
3,132,483
3,344,406
3,397,907
İstanbul Ayasofya Müzesi 2,272,389
2,761,069
3,239,096
3,345,413
3,275,337
Efes Örenyeri 1,698,688
1,845,447
2,020,295
1,888,572
1,848,547
Göreme Açıkhava Müzesi 626,059
778,010
934,876
959,989
976,165
Topkapı Sarayı Harem
509,575
578,777
744,665
799,977
1,030,556
Noel Baba Müzesi 383,142
445,346
589,804
504,421
532,194
Myra Örenyeri 384,984
426,392
546,667
464,648
465,150
Troia Örenyeri 315,546
386,079
533,806
506,710
462,660
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 21
MÜZEKARTLAR
ziyaret edilen 10 müzenin dördü ABD’de, dördü
İngiltere’de bulunuyor. ABD’deki bu müzelerin
ziyaretçi sayısı 29.2 milyon. İngiltere’dekilerin
ziyaretçi sayısı ise 22.9 milyon.
4,4 MİLYON
MÜZEKART SAHİBİ
VAR
TOPLAM
TOTAL
4.420.303
2013 yılında 783 bin kişi
Müzekart aldı
Müzelere gösterilen ilginin artmasıyla birlikte
Müzekart’a olan talep de arttı. 2008’de 390 bin
59 kişi Müzekart sahibiyken 2013 yılında Müzekart
alan kişi sayısı ise 783 bin 456 olarak gerçekleşti.
Toplam Müzekart sahibi de 4 milyon 420 bine ulaştı.
Müzekart’a en büyük ilgi 2011 yılında gösterildi.
2011’de 898 bin 504 kişi Müzekart aldı. Bu tarihten
itibaren de her yıl yeni Müzekart alan kişi sayısı 750850 bin bandında seyretti.
Müzekartlıların en çok ziyaret ettiği müzelere
bakıldığında genel ziyaretçi tercihlerine paralel bir
sonuç ortaya çıktı. Müzekart sahiplerinin yüzde 23’ü
Topkapı Sarayı’na gitmeyi tercih etti. Bu oranı yüzde
19 ile Ayasofya takip etti. Daha sonra da sırasıyla
yüzde 8 ile Efes Örenyeri, yüzde 5 ile Göreme
Açıkhava Müzesi ve yüzde 4 ile İstanbul Arkeoloji
Müzeleri izledi.
In 2013 783 thousand people purchased
Museum Cards
Together with the increase of interest to the museums the
demand for Museum Cards increased. While the number
of Museum Card holders in 2008 was 390 thousand 59 in
2013 the number of Museum Card purchases was realised
as 783 thousand 456. And the total Museum Card holders
have reached to 4 million 420 thousand. The greatest
interest to Museum Cards was shown in 2011. In 2011,
898 thousand 504 people purchases Museum Cards. And
as of that date the annual Museum Card purchase number
was in the range of 750-850 thousand.
When the number of visitors to the most visited museums
is analysed, the result obtained is parallel to visitors’
preference. 23 per cent of Museum Card holders preferred
to visit the Topkapi Palace. It was followed by St. Sofia, with
19 per cent. And then the Ephesus Ruins with 8 per cent,
Göreme Open-air Museum with 5 per cent and Istanbul
Archaeological Museums with 4 per cent.
4 MÜZEKART SAHİBİNDEN
1’İ TOPKAPI’DA
1 OUT OF EVERY 4 MUSEUM CARD
HOLDERS IS AT TOPKAPI
Topkapı Sarayı Müzesi İstanbul Ayasofya Müzesi Efes Örenyeri Göreme Açıkhava Müzesi İstanbul Arkeoloji Müzeleri Ihlara Vadisi Örenyeri Derinkuyu Yeraltı Şehri Kaymaklı Yeraltı Şehri Troia Örenyeri Sümela Manastırı Diğer müzeler TOPLAM / TOTAL
22 TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
23
19
8
5
4
3
3
3
2
2
27
100
THERE ARE 4.4 MILLION MUSEUM
CARD HOLDERS
Yıl
Year
2008
2009
2010
2011
2012
2013
Müzekart sahipliği
Museum Card Ownership
390.059
758.127
747.138
898.504
843.019
783.456
TOPLAM /TOTAL 4 .420.303
Müze ziyaretlerinin yüzde 44’ü İstanbul’da
2013 yılında toplam müze ziyaretlerinin yüzde
44’ü İstanbul bölgesinde gerçekleşti. İstanbul
bölgesindeki müzeleri 8,9 milyon kişi ziyaret
ederken, İstanbul’u 2,9 milyon ziyaretçiyle
Ege&Selçuk bölgesi takip etti. Listenin üçüncü
sırasında ise 2.5 milyon ziyaretçiyle Kapadokya yer aldı. Kapadokya’yı sırasıyla 1,9 milyon
ziyaretçiyle Batı Antalya, 1,2 milyon ziyaretçiyle
Anadolu Bölgesi, 1,1 milyon ziyaretçiyle Doğu
Antalya ve 1 milyon ziyaretçiyle Ege&Bergama
bölgesi izledi.
Toplam müze ziyaretlerinin yaklaşık yüzde 75’i
acentalar aracılığıyla veya kapıdan alınan biletlerle gerçekleşti. Buna ek olarak, kalan yüzde 25 ise
hemen hemen yarı yarıya Müzekartlı girişler ve
ücretsiz girişlerden oluştu. 2013 yılında 2.4 milyon kişi müzelere ücretsiz girdi. Toplam ziyaretçilerin yüzde 10’unu oluşturan ücretsiz kategoridekiler ağırlıklı olarak 18 yaş altını kapsayan okul
öğrencilerinden ve 65 yaş üstü ziyaretçilerden
oluştu.
İstanbul Arkeoloji Müzelerindeki eserler
gün yüzüne çıkmalı
İstanbul’un en önemli müzeleri arasında yer alan
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ndeki en büyük sorun
mevcut eserlerin tam olarak sergilenememesi.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Türkiye müzelerinde
korunmakta olan eserlerin yaklaşık üçte birine sahip. Yaklaşık 1 milyon eserin bulunduğu müzede,
ziyaretçiler bunların sadece yüzde 20’sini görebiliyor. Geri kalan kısım ise depolarda. Müzedeki
eserlerin 600 bin kadarı İslami ve gayri islami
sikkelerden oluşuyor. 80 bine yakın çivi yazılı
belge bulunan müzede 200’e yakın arkeolojik
eser de yer alıyor. TÜRSAB tarafından yapılan
çalışmalarda bu eserlerin de gün yüzüne çıkması
ve sergilenmesi hedefleniyor.
Tarihin farklı dönemlerine izler bırakmış uygarlıklardan kalan çeşitli eserlere ev sahipliği yapan
İstanbul Arkeoloji Müzeleri, dünyada müze
binası olarak tasarlanan ve kullanılan ilk 10 müze
arasında yer alması bakımından öne çıkan bir
yapı. Ayrıca Türkiye’nin de müze olarak düzenlenmiş ilk kurumu olması bakımından da farklı
bir konuma sahip.
2009 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı ile
“İstanbul Arkeoloji Müzeleri Destekçilik Hizmet
ve İşbirliği Sözleşmesi” imzalayan TÜRSAB, bu tarihten bugüne kadar müze için tam 10.8 milyon
TL harcamış durumda.
Osmanlı’nın ve Türkiye’nin ilk müzesi olarak
1891 yılında ressam ve arkeolog Osman Hamdi
Bey tarafından kurulan Arkeoloji Müzesi, depre-
me karşı güçlendiriliyor, restore ediliyor; altyapı,
iklimlendirme, elektrik ve güvenlik sistemleri
anlamında da yenileniyor.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin ardından 18 tarihi binadan oluşan Darphane-i Amire Binaları’nı
da depreme karşı dayanıklı hale getirmek için
çalışmalara başlayan TÜRSAB, bu yapı topluluğunu büyük bir kültür kompleksine dönüştürmeyi
planlıyor.
Mayıs ayında tamamlanması hedeflenen projeyle
toplam sergileme alanı 31 bin metrekareye çıkacak ve sergilenen eser sayısı artacak. Ayrıca, aile
ve çocuk programları, geçici sergileme alanları,
yeme içme ve etkinlik alanları da oluşturulacak.
İstanbul Arkeoloji Müzesi (solda).
İstanbul Archeological Museum (left).
Sahildeki müzeler hak ettiği ilgiyi göremiyor
Kültür Başkenti İstanbul’un müzeleri gerek yabancı gerekse yerli ziyaretçilerin akınına uğrarken, turizmin başkenti olarak gösterilen Antalya
ve bölgesi için aynı şeyi söylemek mümkün
değil. TÜRSAB’ın verilerine göre 2013 yılında
İstanbul 10 milyon 486 bin turisti ağırlarken,
müzelerine gelen ziyaretçi sayısı 8.9 milyonu
buldu. Bunların yüzde 70’ine yakınının yabancı
ziyaretçi olduğu düşünüldüğünde 6 milyon 300 bin yabancının İstanbul
müzelerini gezdiğini söylemek yanlış olmaz.
Türkiye’nin turizm başkenti olarak gösterilen Antalya’da ise durum farklı.
Antalya bölgesindeki müzeler 2013 yılında toplam 3 milyon 145 bin 57
kişiyi ağırladı. Oysa 2013 yılı içinde Antalya 11 milyon 120 bin turisti
ağırlayarak kendi rekorunu yeniledi.
Antalya, İzmir ve Muğla’ya gelen toplam turist sayısı ise 2013’te 15 milyon
672 bin 878 kişiyi buldu. Aynı dönem için bu üç ildeki müzeleri ziyaret
electricity and security systems are also under
renovation.
After Istanbul Archaeological Museums TÜRSAB
has also turned the key to strengthen the Imperial
Mint (Darphane-i Amire) constituted by 18 historical
buildings against earthquake and plan to turn them
into a great culture complex.
By the completion of the project, targeted to be finished
in May, the total exhibition area shall be raised to 31
thousand square metres and the number of works in
display shall increase. Besides, family and children,
provisional exhibition, food and beverage and activity
areas shall be constituted.
Waterside museums are not receiving the
attention they deserve
While the museums of Istanbul, the capital of culture,
are under the invasion of both foreign and local visitors
we cannot utter similar words for Antalya and its
region, referred to as the capital of tourism. According
to the data of TÜRSAB, in 2013, while Istanbul hosted
10 million 486 thousand tourists the number of museum visitors reached to 8.9
million. When we assume that 70 per cent of these visitors are foreigners it would
not be a mistake to state that 6 million 300 thousand foreigners visited the museums
of Istanbul.
The case is different in Antalya, the so addressed as the capital of the tourism in
Turkey. In 2013 the museums of the Antalya region hosted a total of 3 million 145
thousand 57 people. Whereas by accommodating 11 million 129 thousand tourists
in 2013, Antalya renewed its own record.
TURİST SAYISINDA
ANTALYA ÖNDE
MÜZE ZİYARETÇİ
SAYISINDA İSTANBUL ÖNDE
ANTALYA IS IN FRONT IN
NUMBER OF TOURISTS
ISTANBUL IS IN FRONT
IN NUMBER OF MUSEUM
VISITORS
IN 2013 458 THOUSAND
PEOPLE VISITED THE
ARCHAEOLOGICAL MUSEUM
2013 müze ziyaretçi sayısı
Number of museum visitors in 2013
Yıl/Ziyaretçi sayısı
Year/Number of visiyors
2013 turist sayısı
Number of tourists in 2013
11,120,730
ARKEOLOJİ MÜZESİ’Nİ
2013’TE 458 BİN KİŞİ GEZDİ
458.591
8,994,821
10,486,297
3,062,689
394.482
2013
2011
2010
2012
392.466
241.115
207.748
2008
2009
İSTANBUL
ANTALYA
3,145,057
MUĞLA
İZMİR
474,545
ANTALYA
İSTANBUL
MUĞLA
İZMİR
1,389,459
412.425
3,975,330
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 23
eden sayısı ise 7 milyon 594 bin 932 kişi oldu. Müzelere gelen ziyaretçilerin yüzde 69-70’nin yabancı, kalanın yerli olduğu düşünüldüğünde bu
bölgeye gelen 15.6 milyon ziyaretçinin sadece üçte biri yani 5.3 milyonu
müzeleri gezmiş görünüyor.
Nitekim Müzeler Raporu da, Akdeniz bölgesinde deniz kıyısında yer alan
antik kentlerin en düşük ziyaretçi sayısına sahip olduklarını ortaya koyuyor.
Bunun birkaç nedeni bulunuyor. En önemli neden, turizm sezonunda gün
içerisinde hava sıcaklığı nedeniyle ziyaretin cazip görülmemesi. Yine seyahat acentelerinin gezi programında yer almayan noktaların ziyaretçi sayısı
da oldukça düşük oluyor.
Tarihi kalıntı çok, müze sayısı az
İstanbul, tarihi doku açısından zengin bir şehir. Dünya Şehirleri Kültür Raporu 2013’e göre, İstanbul’da 30 bin 188 tarihi kalıntı bulunuyor. Her ne
kadar “tarihi kalıntı” tanımının farklı ülkelerde farklı karşılıkları olsa da, yine
de bir karşılaştırma yapmak mümkün.
The total number of tourists who came to Antalya, Izmir and Muğla in 2013 reached
to a number of 15 million 672 thousand 878 people. During the same period, the
number of people who visited the museums in these three cities is 7 million 932
thousand. When we assume that 69-70 percent of the people who visit the museums
are foreigners and the remaining are natives, we come to the conclusion that out of
15.6 million visitors only one third of them, in other words only 5.3 million of them
visited museums.
Thus, the Museums’ Report states that the antique cities located at the seaside in
the Mediterranean region have the least number of visitors. This is due to several
reasons. The most important one
of them is the loss of enthusiasm
to visit museums under the
discouraging heat during daytime
in the season. And again, those
points that do not take place in
the travel programmes of travel
agents receive rather less number
of visitors.
Too many historical ruins,
very few museums
From the point of its historical
texture Istanbul is a rich city.
According to the World Cities
Culture Report, 2013 there are
30 thousand 188 historical ruins.
Although the phrase, “historical
ruin” has different provisions in
different countries, it is still possible
to make some comparisons. The
Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi (solda), Topkapı Müzesi Harem (üstte).
Ankara Anatolian Civilizations Museum (left). Topkapı Museum Harem (above).
İSTANBUL MÜZELERİNİ 8,9 MİLYON KİŞİ ZİYARET ETTİ
8.9 MILLION PEOPLE VISITED THE MUSEUMS OF ISTANBUL
BÖLGE ADI
NAME OF REGION ACENTA
AGENCY
BİLET
TICKET
İstanbul Bölgesi
2.517.477
TOPLAM
KART
CARD
ÜCRETSİZ
FREE OF
CHARGE
4.097.277
1.383.884
996.183
8.994.821
607.821
188.602
102.091
116.699
1.015.213
1.681.228
745.546
275.927
257.416
2.960.117
Muğla&Bodrum
43.981
312.257
56.186
62.121
474.545
Antalya (Doğu)
430.572
453.551
100.847
196.563
1.181.533
Antalya (Batı)
919.854
660.534
160.493
222.643
1.963.524
Anadolu Bölgesi
164.525
524.724
197.643
353.710
1.240.602
Kapadokya
1.227.820
682.152
368.642
250.561
2.529.175
TOPLAM/TOTAL
7.593.278
Ege&Bergama
Ege&Selçuk
24 TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
TOTAL
7.664.643 2.645.7132.455.896 20.359.530
9,2
8
8
7
6,7
NUMBER OF VISITORS IN 2013 (million people)
6,2
5,5
5,5
5,4
LONDRA
Natural History Museum
LONDRA
National Gallery
VATİKAN
Vatican Museums*
* Henüz açıklanmadı, tahmini rakamlar.
* Not yet announced, estimated figures.
LONDRA
Tate Modern* Museum
LONDRA
British Museum
WASHINGTON
National Air and
Space Museum
WASHINGTON
National Museum
of Natural History
NEW YORK
American Museum
of Natural History
PARİS
Louvre Museum
9.2 MILLION PEOPLE VISITED
THE LOUVRE MUSEUM
2013 ZİYARETÇİ SAYISI (milyon kişi)
NEW YORK
Metropolitan
Museum of Art
LOUVRE MÜZESİ’ni
9.2 MİLYON KİŞİ GEZDİ
5,3
Tarihi kalıntı sayısı Londra’da 18 bin 901, Paris’te 3 bin 792, Berlin’de 8
bin 689, New York’ta ise bin 482. Bir başka deyişle, İstanbul’daki tarihi
kalıntı sayısı Londra’dakinin iki katı, Paris’tekinin on katı, Berlin’dekinin
ise neredeyse dört katı. Buna karşılık, müze sayıları ise tam tersi bir tablo
çiziyor. İstanbul’da 7 ulusal müze, 71 de “diğer müze” kategorisine giren
müze bulunuyor. Yani toplam müze sayısı 78 olarak karşımıza çıkıyor.
Londra’da ise bu sayı İstanbul’un iki katından fazla yani 172 adet düzeyinde. Benzer şekilde, Paris, Berlin ve New York’taki müze sayıları da
İstanbul’u neredeyse katlıyor. Paris’te 137, Berlin’de 158, New York’ta 131
müze bulunuyor. Bu rakamlar, İstanbul’un tarihi miras açısından zengin,
bunları muhafaza edip müzeye dönüştürme ve sergileme açısından ise
yolun başında olduğunu ortaya koyuyor.
number of historical ruins in London is 18 thousand 901, in Paris 3 thousand 792,
in Berlin 8 thousand 689 and in New York a thousand and 482. In other words,
the number of historical ruins in Istanbul is twice as much as compared to London,
ten times as much as compared to Paris and almost four times more than those
in Berlin. On the other hand, the number of museums reflects a table just on the
contrary. In Istanbul there are 7 national museum and 71 in the category of “other
museums”. That is, the total number of museums is 78. But in London the figure is
over twice of Istanbul, at a level of 172, the numbers of museums in Paris, Berlin
and New York are almost double the figure of Istanbul. There are 137 museums in
Paris, 158 in Berlin and 131 in New York. These facts state that Istanbul is rich from
the point of historical heritage, but at the beginning of the road from the point of
preservation, transformation into museums and displaying them.
Güney’deki sıcağa karşı “akşamları açık müze” formülü
Güney sahillerindeki antik kentlerin yeterince ziyaretçi alamadığı rakamlarla ortaya çıkmış durumda. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile TÜRSAB uzun
süredir bu soruna çözüm üretmeye çalışıyorlar. Bu bölgelerdeki müze ve
ören yerlerinin saat 17-21 arasında da açık kalması için çalışmalar sürüyor.
Işıklandırılması uygun olan müzelerin gece geç saatlere kadar açık kalması
için görüşmeler sürerken, bu yönde bazı yörelerde adımlar da atılıyor. Bu
yönde atılacak adımlar Güney’deki müzelerin de dünyada hak ettiği yere
ulaşmasını sağlayacak. Bu arada seyahat acentelerinin gezi programlarına
müzelerin de dahil edilmesi hem bölge turizmi hem de müzelerin tanıtımı
için büyük bir önem arz ediyor.
“Open at night museums” formula against the heat of the South
The figures relay that the antique cities of the southern coast do not receive enough
visitors. The Ministry of Culture and Tourism, together with TÜRSAB have been
trying to generate a solution to this problem for many years. Studies are in progress
to keep the museums and ruins of these regions open between 17.00-21.00 hours
as well. While negotiations are proceeding at the museums with convenient lighting,
steps are put forward in some regions at this direction. The steps put forward at this
direction shall provide the Museums of the South to reach the place in the world they
deserve. In the meanwhile, inclusion of museums in travel packages of the travel
agencies carry great importance both for the tourism of the region and also for the
promotion of the museums.
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 25
Efsaneler, mucizeler ve cömert
bir doğa. İşte Edremit’in zirvesi:
KAZ DAĞI
Kazdağı... M.Ö. 2000 yılında
başladığı bilinen tarihi ile
efsanelerin baştacı... Tanrı
Zeus’un Truva savaşlarını
yönettiği zirveler... İlk
güzellik yarışmasının
düzenlendiği, Afrodit’in
kraliçe seçildiği İda
Dağları... Sarıkız’ın, Hasan
ile Emine’nin sevdalarına
tanık, Homeros’un “bol
pınarlı, vahşi hayvanların
anası” diye tarif ettiği 4 bin
yıllık dağlar...
 Rasim Konyar
Legends, miracles and a generous nature
here is the summit of Edremit: MOUNT IDA
Mount Ida... The main topic of the legends with its history that dates back to
the year 2000 B.C... The peaks from which the God Zeus commanded the wars
of Troy... Ida Mountain on which the first beauty contest was arranged and
Aphrodite was selected as the queen...
A Mountain range that is 4.000 years old, and described as “the mother of wild
animals with its abundance of springs” by Homer, Mountains that witnessed the
love felt by Sarıkız, and the blind love of Hasan and Emine...
26 TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 27
Büyük bölümü Balıkesir ili, Edremit ilçesi sınırlarında yer alan ve Biga
Yarımadası’nın en yüksek kütlesi olan Kazdağı, 21 bin hektarlık alanıyla
Kuzey Ege bölgesini zengin bir fauna ve flora dokusuyla örtüyor.
Dağların florası, yalnızca kendine özgü bitki türleriyle de Dünya Bankası
tarafından destek ve koruma altında. Yeryüzünde bir tek burada yetişen ve
“Kazdağı Göknarı” olarak anılan özel türün dışında 800 farklı ağaç ve bitki
yer alıyor, çeşitli hayvan türleri yaşıyor.
Sarıkız’ın Efsanesi
Onlarca mitoloji, efsane ve öykünün sarmaladığı Kazdağı, Sarıkız’ın esrarengiz hikayeleriyle doruğa çıkıyor.
Efsaneye göre; Cılbak Baba ile kızı bu dağlarda çobanlık yapmaktadır.
Baba, kızının oyalanması için ona 12 tane kaz alır. Kazlarına büyük bir
tutkuyla bağlanan genç kız; tıpkı babası gibi, doğaüstü güçler sergilemeye
başlar...
Tüm çobanlar koyunlarını sıcaktan korumak için çardak altında tutarlarken;
baba kız tepelerinde ince bir bulut ve bulutun yarattığı gölge ile gezmektedir...
Sarıkız’ın kazları ise zaman zaman uçarak, dağlardan aşağıya süzülürler...
Sarıkız serpilip geliştikçe, köyün delikanlılarının dikkatini çeker. Evlenme
tekliflerini geri çeviren genç kız, köyün delikanlılarının hedefi olur. Genç
kızı her seferinde yumurta yağmuruna tuttukları için de “sarıkız” olarak ün
salar. Dedikoduları duyan baba çok öfkelenir. Kızından bir bardak su ister,
gelen suyun tuzlu olmasına kızar, yeniden ister. İkinci bardaktaki su tatlıdır.
Baba, tuzlu suyun nedenini sorar. Sarıkız, babasını bekletmemek için ilk
bardağı “bir koşu denizden alıp getirdiğini” söyler...
Kızının gerçekten de olağanüstü güçleri olduğunu anlayan baba çok utanır,
dağlara doğru yürümeye başlar. Baba uzaklaşır uzaklaşmaz her tarafı simsiyah bir bulut örter... Zaman geçer, baba bir daha görünmez... Gel zaman
git zaman Sarıkız da görünmez olmuştur artık.
Günler sonra, kara bulutlar dağılır ve çobanlar bir tepede Sarıkız, diğer
tepede babasının ölü bedenlerini bulurlar. İkisini de bulundukları tepelere
gömerek, taşlardan birer mezar yaparlar...
Bu efsane dilden dile dolaşırken, dağdaki çobanlar gene bir bulut görürler.
Bulut bu kez pamuk gibi incedir. Kırklar Semahı Düzlüğü’ne inen bulut
açılır, içinden semah oynayan 40 evliya çıkar. Semah sonunda bulut yeniden kapanır ve gökyüzünde kaybolur... İnanışa göre, bu olay 1356 yılında
gerçekleşmiştir ve bu evliyalar, Osmanlı ordusuna destek vermeye giden
öncü gruptur...
15. yüzyılda, Fatih Sultan Mehmet’in gemilerine kereste sağlamak amacıyla
İda Dağları’na gelen Tahtacı Türkmenleri, bu öykülerden çok etkilenirler.
Türkmenler için kaz kutsaldır ve böylece bu dağları da kutsal kabul ederler.
Sarıkız’ın türbesinin bulunduğu yere “Sarıkız”, babasının türbesinin olduğu
yere “Baba Tepesi” ve kaz tüylerinin görüldüğü alana “Kaz Avlusu” adını
verirler. Bundan sonra, İda dağlarının ismi de “Kazdağı” olarak değişir.
Böylece Türkmenler tarafından başlatılan bu gelenek, her yıl Ağustos ayının
28 TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
Mount Ida has the highest peak on
Biga Peninsula which lies
mostly in the city borders of Balıkesir,
District of Edremit, and it covers
21 thousand hectares, made up of a
wealth of flora and fauna.
The flora on this mountain range has
plants with unique qualities and
as such it is preserved using funds
from the World Bank.
On the mountain there are a wide
variety of animal species and
800 different tree and plant types in
addition to the Mount Ida Abies (Göknar) that is only found on this range.
Story of Sarıkız
Mount Ida has many mythological stories, legends, and mysteries. The story
of Sarıkız (Yellow Girl) is the best known among them. According to the legend;
Cılbak Father and his daughter Sarıkız are herders. One day the father brings 12
geese to keep his daughter busy. The young girl gets very attached to the geese
and she starts to display supernatural powers similar to her father’s... While all
other shepherds keep their sheep under shelter to protect them from the heat,
a thin cloud follows the father and the daughter, protecting their herd. Also, the
daughter’s geese can fly from top to the bottom of the mountain with ease, an
impossible feat. As Sarıkız grows up and becomes a beautiful young woman,
she attracts the attention of the young men of the village. She turns down the
marriage proposals and in the process receives the rage of the pursuers. She
gets bombarded with eggs each time she passes through the village and hence
the name “Yellow Girl.” The Father hears the events and gets enraged. He asks
the daughter for some water. Finding the water salty, he gets upset and asks
for another glass of water. The water in the second glass is this time sweet. The
Kazın ayağını temsil ettiğine inanılan kaya resmi (üstte), dağ yolu ve kanyonlardan
bir görüntü (altta).
The rock picture that is believed to represent a goose foot (top) and an image from
mountain track and canyons (bottom).
15’i ile 30’u arasında düzenlenen şenliklerle günümüze kadar uzanır. Her
yıl ağustos ayında Kazdağı’na gelenler; cumartesi günü Sarıkız, pazar günü
Baba ve pazartesi günü de Şahtaşları’na uğrayarak, dilek dilerler.
Güre yakınındaki Kavurmacılar köyü, Gelin Çamı yöresi de Sarıkız heykeli ve
havuzu ile geleneklere uygun birer piknik alanı oluşturur.
Alternatif tatil
Kazdağı’nda gezilecek, görülecek, spor yapılacak, alternatif tatil oluşturacak öylesine çok yer var ki... Mehmetalan Köyü yakınlarındaki Hızır kamp
alanı, Tahtakuşlar köyü, Sütüven Şelalesi, Şahinderesi Kanyonu, Mıhlıçay...
Tüm bu olağanüstü zenginlikleri bu sayfalara sığdırmak mümkün değil,
Kaz Dağı’nın muhteşem duraklarını bir başka sayımızda aktarmaya devam
edeceğiz.
father questions as to why the
first glass of water was salty.
The girl explains that she took
the first glass of water from
the sea so as to not keep her
father waiting. The father
realizes that the daughter
must have flown to the sea
and back and that she has extraordinary powers. He feels
ashamed of himself for getting
angry over the salty water and
heads into the hills.
As soon as the father leaves,
the sky gets covered with
dark clouds. The time passes
and the father is nowhere to
be seen. Soon, Sarıkız also
disappears. After the dark
clouds clear, local shepherds
find the lifeless bodies of
the father and the daughter,
each lying on a different
hill. They are buried on the hills they were found and stone tombs for each are
built. As this legend spreads, the area shepherds start to notice more clouds.
But this time the clouds are beautiful and cottony. As they descend down to the
Kırklar Semahi Plain, the clouds open up and 40 whirling dervishes come out.
As the sacred dance ends the clouds close up, moving away in the sky, taking
the dervishes with them. According to the popular belief, this incident took place
in 1356 and the dervishes were actually the members of a group of volunteers
on their way to help the Ottoman Army... The Woodworker Turkmen who came
to Mount Ida to search for wood to be used in building ships for Sultan Mehmed
the Conqueror local were fascinated with the legend. They start to see goose as
sacred and hence the Mountain as well. They named the hill on which the Sar›k›z
Tomb as found the “Sarıkız Hill,” the hill where the father lies the “Father Hill,”
Sarıkız heykeli (üstte solda), Baba Tepesi şenliklerine katılan Türkmenler (üstte),
Sarıkız’ın Türbesi ve adak adayanlar (solda).
Sarıkız Statue, (upper left) Turkomen who participated in Baba Tepesi Feast, (top) and
those making a vow, and Sarıkız Shrine (left).
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 29
Hasan boğuldu...
Sütüven Şelalesi’nin yanında yer alan Hasan Boğuldu başka bir görsel şölen
sunuyor. Kazdağı için anlatılan bir diğer efsane de burayı süslüyor. “Hasan
Boğuldu” gibi oldukça acıklı bir isimle anılan şelale, Emine ile Hasan’ın aşkını
anlatıyor:
Yöre delikanlılarından Hasan, aşiretin güzel kızı Emine ile evlenmek ister. Oysa
töreler bu evliliğe karşıdır. Sonunda geleneklere uygun bir sınav yapılmasına
karar verilir. Hasan 40 okkalık tuz çuvalını sırtından hiç indirmeden dağdan
indirecektir. Emine’nin, çuvallar dolusu tuzu rahatça dağa taşıdığını bilen Hasan,
tuz çuvalını sırtlanır ve tırmanmaya başlar. Ne var ki hava çok sıcaktır ve sırtına
yapışan çuvalın içindeki tuz acı vermeye başlar. Başaramayacağını anlayan Hasan,
kendini soğuk sulara bırakır. Günlerce delikanlıyı arayan Emine, sonunda sularda
Hasan’ın yemenisini bulur. Hasan’ın ölümüne dayanamaz ve “Hasan boğuldu...
Hasan boğuldu...” diye haykırarak, aynı yemeniyle kendini bir ağaça asar...
Hasan is drowned...
Hasan Boğuldu (Hasan is Drowned,) falls nearby Sütüven Falls, offers another visual
feast. It has own sorrowful legend like others on Mount Ida. The story is about Hasan and
Emine.
Hasan, one of the young men in the area, wants to marry Emine, the beauty of the tribe.
However, this marriage would have been against the customs. Hasan insists and the
tribe decides to put the young man through a traditional test. Hasan would be required
to come down the mountain carrying a sack of salt, weighing 50 kg. Hasan is confident
because he has seen even Emine carrying such loads up to the mountain. He picks up the
sack and heads up the hill, the weather is very hot and the sack starts to hurt his back.
Realizing that he would not be able to make it all the way up he jumps in the cold water
and drowns. Emine, after searching for her young lover for days, finally finds his headscarf in the water. Seeing that he is dead, she is devastated, starts to scream “Hasan is
drowned..., Hasan is drowned...” and hangs herself on a tree using his head-scarf.
30 TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
and the area where geese feathers were found the “Goose Yard.” From that time
onwards the name of this Mountain range become to be known as the Mount
Goose (Kazdağı). A tradition started by the Turkmen continues today: Every year
from the August 15-30, festivities and celebrations are held. During the 3-day
events, the visitors come and make wishes on Sar›k›z Hill on Saturday, Father
Hill on Sunday, and Şahtaşlar› (Stones of Shah) on Monday. The Sarıkız tradition
can also be seen in a picnic area in Gelin Çam› Area of Kavurmacılar Village near
Güre, where a sculpture and a pond dedicated to our girl with special powers can
be found...
Alternative way
There are so many places at Ida Mountain range that can be visited, seen, made
sports on and used to create an alternative way of having your vacation... Hızır
Camping area that is close to Mehmetalan Village, Tahtakuşlar Village, Sütüven
Falls, The Şahinderesi Canyon, Mıhlıçay...
Kazdağı’nın benzersiz çiçeklerinden biri (üstte solda), 8 metre yükseklikten düşen
buz gibi sularıyla Sütüven Şelalesi (üstte) ve dev ağaçlardan biri (altta).
One of the unique flowers of Mt Kaz (upper left), Sütüyen Waterfall that falls from a
height of 8 meters with its icy waters (top) and one of the giant trees (bottom).
TARİHİ KÖPRÜLER
HISTORICAL BRIDGES
Artvin’de iki şaheser: Çifte Köprü
Karadeniz,
taş köprü
mimarisinin
en güzel
örnekleriyle
doludur.
Artvin’in
Arhavi
ilçesi ise bir
değil çifte
köprüsüyle
övünür...
32 TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
Two masterpieces in
Artvin:
Çifte [Double] Köprü
The Black Sea Region is full of the
most beautiful samples of stone
bridge architecture. Arhavi county
in Artvin boasts of not 1 but 2
bridges.
 Rasim Konyar
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 33
34 TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
Çiftekemer Köprüsü Artvin’in, Arhavi ilçesi’nde,
Kamilet Vadisi’nde yer alıyor. Bu muhteşem taş
köprüleri görmek için Ortaca bucağına 25 km
uzaklıkta, Arılı ve Küçükköy yol ayrımına ulaşmak
gerekiyor. Köprüye yaklaştıkça Karadeniz’in tipik
görüntüleri de belirmeye başlıyor. Gürül gürül akan
dereler, yemyeşil yamaçlar ve bölgenin karakteristik
ahşap evleri...
2003 yılında Karayolları Genel Müdürlüğü
tarafından restore edilen köprüler Osmanlı
Dönemi’nde kesme taşlar ve yumurta akı
kullanılarak örülmüş. Kimi kaynaklara göre 1850
yılına tarihleniyor, Karayolları Genel Müdürlüğü
tabelasında ise 18. yüzyıl yapısı olduğu yazıyor.
Köprüler birbirine dik olarak yerleştirildiği için
görüntüleri bulunduğunuz yere göre değişiyor,
böylece kimi zaman içiçe geçiyor, kimi zaman tam
bir dik açı veriyor. Köprülerden biri Soğucak, diğeri
Kamilet Deresi üzerinde. Yalnızca yaya trafiğine açık
olan yapıların genişliği 2.80, uzunluğu 35.5 metre.
Buraya kadar gelmişken, yaklaşık 4 kilometrelik
yürüyüşü göze alıp, Mençuna Şelalesi’ni de görmeyi
unutmayın.
Çiftekemer Bridge is situated in Kamilet Valley in Arhavi
county of Artvin. In order to see these magnificent stone
bridges, you should start at the junction of Arılı and
Küçükköy 25 km from the sub-district of Ortaca. When
you get close to the bridge, typical images of the Black
Sea start to appear: abundantly flowing streams, lush
ridges and the characteristic wooden houses of the
region.
The bridges restored by the General Directorate of
Highways in 2003 were built by using face stones and
white of egg in Ottoman Period. According to some
resources, these bridges date back to 1850, whereas
it’s written that it has been an 18th century edifice on
the sign of General Directorate of Highways. Since the
bridges are positioned orthogonally, their appearance
changes according to where we stand. Thus, they
sometimes seem to be intertwined, and sometimes they
appear to be at a right angle. One of the bridges is
located on Soğucak, and the other one is on the Kamilet
Stream. The length and the width of these edifices are
35.5 meters and 2.80 meters respectively.
When visiting the bridges, after walking 4 km, don’t
miss seeing Mençuna Waterfall.
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 35
binaların öyküsü
Empire State onu geçene kadar
“Dünyanın En Yüksek” Binasıydı!
Efsane Otomobilin Mimari Efsanesi:
The Story of the Buildings
36 TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
NEW YORK CHRYSLER BİNASI
İnsanoğlu, çağlar boyunca gökyüzüne
uzanma içgüdüsü ile yüksek binalar
yapmış. Hemen her kültürde görülen
bu eğilim, kendi kültürünü baştan
yaratan Amerika’da gökdelen kimliğine
bürünmüş. Gökdelenlerin çoğu birbirine
benzese de içlerinden biri var ki benzeri
yok, kopyası çok!
Fransa’dan dünyaya yayılan Art Deco, Amerikan
eşdeğerini ancak 1920’lerin sonlarına doğru New
York’taki gökdelenlerde bulmuştu. O yıllarda mimarlar da altın çağını yaşayan Art Deco mimari
tarzına uygun, dünyanın en yüksek ve en güzel
gökdelenini yapmak için yarış halindeydi. İşte
onlardan biri de Mimar William Van Alen.
Brooklynli mimar Van Alen (1883-1954) bu
projeyi aslında yapımcı William H. Reynolds için
tasarlamış. Reynolds bütçeyi karşılayamayınca,
Chrysler’in sahibi Walter Chrysler, arsayı ve projeyi ondan satın almış ve tasarıma yine Van Alen’in
devamına karar vermiş.
Chrysler Binası, 42. Sokak ile Lexington
Caddesi’nin tam köşesinden göğe yükseliyor.
1930’dan Empire State binasının tamamlandığı 1931’e kadar, Eyfel Kulesi dahil, 319 m.
yüksekliğiyle dünyanın en yüksek binası o imiş.
Empire State onu ikinciliğe düşürse de o “dünyanın en yüksek çelik taşıyıcı sistemli tuğla örgülü
binası” unvanını korumuş. Yaklaşık 4 milyon
tuğlanın kullanıldığı 77 katlı bina, günümüzde
New York’daki Art Deco mimarinin en güzel
örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. 1928’de
başlanıp 1930’da tamamlanan, 2000 dolayında
kişinin çalıştığı inşaat sırasında kimsenin ölmemesi ise onu ayrıca farklılaştırıyor. Chrysler Binası,
11 Eylül 2001’de yıkılan Dünya Ticaret Merkezi
onu geçtiğinde, New York’taki “en yüksek üçüncü” konumuna düşmüş...
Chrysler Binası nasıl tasarlanmış?
Van Alen’in alışılmamış özellikler taşıyan tasarımı
bina ortaya çıktığında önce çok yadırganmış ve
eleştirilmiş. Fakat sonraki yıllarda içerdiği sıra
Crysler binası gece (Shutterstock, Jorg Hackemann)
(solda), günbatımında binanın cephesi (Shutterstock,
spirit of america) (sağda).
Chrysler Building at night (Shutterstock, Jorg
Hackemann) (left), façade of the building at the sunset
(Shutterstock, Spirit of America) (right).
It was the “highest building
in the world” until the Empire
State overtook it.
The New York Chrysler
Building: the Architectural
Legend of the legendary Car.
Through the ages mankind has built high
edifices, following the instinct to reach to
the skies. This inclination, which is seen in
almost every culture, has been transformed
into the skyscraper culture in the USA, where
it was created from scratch. Despite most
skyscrapers looking like each other, there
is one that is unique and it has produced
imitations!
Art Deco, which spread from France to the world,
was only able to find its counterpart in the NY
skyscrapers towards the end of 1920s. In those
years, architects were in competition with each
other to built the highest and most pleasant building
most fitting to Art Deco which was at that time in its
golden age. One of those architects was William Van
Alen.
In fact, Architect William Van Alen from Brooklyn
designed this project for the Contractor William H.
Reynolds. But, since Reynolds could not afford the
budget, Walter Chrysler, the owner of Chrysler,
purchased the land and the project from him and
decided that Van Alen should continue his design.
The Chrysler rises up to the sky at point where
42nd street and Lexington Street meet. It retained
the title of “the highest building in the world”
with its 319 meters height (higher than the Eiffel
Tower) until 1931 when the Empire State building
was completed. Even though Empire State made
it “runner up”, it kept the title of “the highest
brickwork building with a steel carrier system”. This
77-storey building constructed using about 4 million
bricks is considered to be one of most beautiful
examples of Art Deco Architectural Style in NY.
Another thing that makes it unique is that nobody
died during its construction process in which about
2,000 people worked and which was started in 1928
and completed in 1930. When the World Trade
Center surpassed it before being demolished on 11
September 2001, the Chrsyler dropped to 3rd in the
tallest NY building rankings.
How was the Chrysler Building designed?
When Van Alen’s unusual building design first
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 37
CHRYSLER BİNASI
ŞİMDİ NE DURUMDA?
Binanın bulunduğu arsa 19. yy
başında New York
Eyalet Yönetimi
tarafından Peter
Cooper adında
bir hayırsever iş
adamının kurduğu
“Cooper Union”
yüksek okuluna
bağışlanmış. Bu
okul, arsanın kullanım hakkını satarak
öğrencilerine burs
sağlıyor.
Nitekim burada daha önce
1880’de inşa
edilmiş, politikacı
ve emlakçi William
H. Reynolds’ın kullanımı altında olan bir bina varmış. Walter Chrysler
hakları ondan devraldıktan sonra gökdelenin
inşaatını 14 ayda tamamlatmış. En yüksek katı da
“rezidans” olarak kendine tahsis etmiş. Walter,
giriş katında Chrysler, Plymouth, Dodge, Desoto
otomobillerini sergilediyse de Chrysler şirketi bu
binaya ilgi göstermeyip, Detroit’deki fabrikada
kalmayı yeğlemiş. 1947’de Chrysler ailesi haklarını
emlakçılara sattıktan sonra bina son olarak Tishman Speyer şirketinin eline geçmiş, 2008’de bina
haklarının %90 hissesi Abu Dabi Yatırım Konseyi
tarafından 800 milyon ABD dolarına satın alınmış.
Tishman Speyer ise birkaç kere restorasyondan
geçen binanın elinde kalan kısmını pazarlamayı
sürdürüyor (www.tishmanspeyer.com). Bina
geçirdiği onca restorasyona rağmen pek çok
özelliğini artık yitirmiş bulunuyor.
What is the condition of Chrysler
Building now?
The land on which the building is situated was
contributed by New York State Administration to “Cooper
Union”, a graduate school established by a benefactor
businessman named Peter Cooper at the beginning of
the 19th Century. This school provides scholarships to its
students selling its right of use. Indeed there was another
building constructed here in 1880, and used by real
estate agent and politician William H. Reynolds. After
buying the rights from him, Walter Chrysler had the
skyscraper construction completed during 14 months. He
allocated the top floor a “residence” for himself. Even
though Walter displayed some of his automobiles - such
as Chrysler, Plymouth, Dodge, Desoto - on the first floor,
Chrysler as a company preferred to stay at the plant in
Detroit and not pay any attention to this building.
After the Chrysler family sold their rights to the real
estate agents in 1947, the Tishman Speyer Company
took possession of the building. In 2008, 90 percent of
the building’s shares were bought for $800 million by
Abu Dhabi Investment Council. As for Tishlan Speyer, it is
still selling the remaining part of the building, which has
been restored a few times. (www.tishmanspeyer.com).
Despite many more restorations, the building has lost
most of its original features.
38 TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
dışı hatta çelişik özellikler ona türünün ilk ve tek
örneği olarak ayrıcalıklı bir konum kazandırmış.
Cadde hizasından bakıldığında hemen hepsi
birbirine benzeyen New York gökdelenlerinden
Chrysler Binası’nı en çok ayırdeden özellik ise
“nev’i şahsına münhasır” zirve bölümü olmuş.
Gerçekten de zarif ve tuhaf bir zigguratı çağrıştıran zirve, düşey ve yatay hatları, piramidal
kavisleri, üçgen pencereleri, gümüşi kaplaması
ile özellikle geceleri aydınlatıldığında uzaktan
büyülü bir görünüm oluşturuyor. Bu yüzden bina
için “hem ciddi, hem uçarı”, “ciddi bir mizah”,
“bir aradaki cilve ve ciddiyet”, “Caz Çağı’na özgü
şiirselliğin, zaman ötesi bir çelik örneği” gibi benzetmeler yapılmış. Bina, Armageddon, Godzilla,
Örümcek Adam gibi New York’ta geçen pek çok
film ve popüler televizyon dizilerinde set olarak
kullanılmış.
started to appear it was heavily criticized and
viewed as very strange. But in the coming years,
some of its extraordinary or even inconsistent
features gained it a more privileged position as the
first and sole example of its own genre. The most
distinctive feature the Chrysler Building has that the
other NY skyscrapers (which, from the street, look
very similar to each other) do not have is its “very
Binanın 2009 yılındaki görünümü (Shutterstock,
T photography) (en solda), binadan detayları
(solda), üçgen biçimli pencerelerinden dışarıya
bakış (wikipedia) (üstte) ve cephe ve çelik detaylar
(Shutterstock, meunierd) (altta).
The building’s appearance in 2009 (Shutterstock,
T photography) (at the very left) Details of buildings
(left) looking outside out of triangle shaped windows
(Wikipedia) (above) and façade and steel details
(Shutterstock, meunierd) (below).
Göğe yükselen uçarı bir motor!
Bu binayı bir statü sembolü olarak gören Walter Chrysler, Van Alen’ın
tasarımına müdahale ederek binaya Chrysler otomobillerinin özelliklerinden izler katmış. Bunun için 65 ve 67 katlar arasını metal parça
imalathanesine dönüştürmüşler. Uzaktan görülüp farkedilmesi için büyük
boyutlu olması gereken parçalar dahil tüm metalik ögeler burada ve elle
üretilmiş. Bunlar bina cephesine öyle ustaca monte edilmiş ki binanın
dışarıdan yarattığı etki, “uçarı bir motor”a da benzetilmiş.
Walter Chrysler’in tasarım katkısı; kendini en çok dekor ögeleri ve kullanılan malzemede gösteriyor ve buna ilişkin örnekler şöyle sıralanıyor:
• Giriş katının döşeme ve duvarlarında ateş kırmızısı, beyaz ve diğer
renklerle karıştırılmış Fas mermerleri ile krom ve çeliğin modern kompozisyonu,
• Sienna traverteni döşeli zeminlere ve amber Meksika mermeri ile çevrili girişlere sahip asansörlerin iç dekorlarındaki ahşap ve metaller,
• Bina cephesine ilk kez tümüyle paslanmaz çelik uygulanması,
• 61. katın köşelerini süsleyen, 1929 yapımı Chrysler otomobillerin
unique” summit part. Indeed, the summit, which resembles a weird and pleasant
ziggurat when lit and viewed from a distance, creates a mesmerizing atmosphere
with its vertical and horizontal lines, pyramidal curves, triangular windows and
silver colored coating. It has been described as: “both grave and frivolous” “a
serious humor”, “a blend of solemnity and coquetry”, “A timeless steel example
of a lyrical Jazz Era “. The building was used as a setting for several movies and
popular TV series such as Armageddon, Godzilla and Spider Man.
A frivolous engine rising to the sky!
Walter Chrysler, who considered this building status symbol, intervened in Van
Alen’s design process to add some features of Chrysler cars to the building.
With this purpose, they made the section between the 65th and 67th floors into a
metal parts plant. All metallic elements including parts which should be largeCepheye farklı bir bakış (Shutterstock, meunierd) (solda), binanın asansör detayları
ile iç mekan lambalarından biri (Wikipedia) (üstte).
A different look of the façade (Shutterstock, meunierd) (left).
Lift details of the building as well as one of indoor lamps (Wikipedia) (above).
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 39
motor kapağındaki armadan esinlenilerek tasarlanmış 8 adet kartal başı
“Gargoyle” (gündüzleri taşlaşan, geceleri canlanan mitolojik varlıklar),
• Bu kartal başlarının Alman Krupp firması tarafından üretilmiş, zamanının ileri teknolojik çelik malzemesi, “Nirosta” kullanılarak yapılması,
• 31. kat köşelerinde 1929 model Plymouth radyatör kapaklarını çağrıştıran metal süslemeler,
• Farklı renkte tuğlalarla, cephelerde ortaya çıkan otomobil figürleri,
• Düşey ve yatay hareketli, üçgen pencereli zirvenin paslanmaz çelik
kaplaması ve diğer ayrıntılar...
Bu ilginç binanın öyküsü hakkında daha söylenecek çok şey varsa da
fazla söze ne hacet? İnsanoğlunun çağlar boyu gökyüzüne, gittikçe daha
yükseğe uzanan binalar yaratma içgüdüsü, bu yarışı çoktan doğuda
Şanghay’a, Dubai’ye, Abu Dabi’ye hatta bizim İstanbul’a bile kaydırmışken...
New York sokaklarından binanın görüntüsü (solda), 2013 yılında çekilmiş bir
fotoğraftan cephe detayları (Shutterstock, meunierd) (altta).
Image of the building from New York streets. (left) façade details from a photo taken in
2013 (Shutterstock, meunierd) (below).
GİZLİCE İNŞA EDİLEN
ANTENİN KAZANDIRDIĞI YARIŞ!
Chrysler Binası’nın inşaatı sırasında Van Alen’in eski ortağı Craig Severance,
dünyanın en yüksek binası olacağını iddia ettiği ve plânları sır gibi saklanan
“Manhattan Bankası” projesi üzerinde çalışıyormuş. 1929’un sonbaharında
Van Alen, üzerine eklediği bayrak direği sayesinde Severance’ın binasının,
kendi binasından yaklaşık yarım metre daha yüksek olacağını öğrenmiş. Manhattan Bank, 70. kata ulaşıp kendini “en yüksek” diye ilân edince, Van Alen,
56.3 metre yüksekliğindeki bir antenin Chrysler binasına eklenmesi için izin
almış. Antenler şantiyeye 4 parça halinde getirilmiş. Önce antenin alt kısmı
binanın en üst tarafına vinç ile çıkarılıp sonra 66. kata indirilmiş. Diğer anten
parçaları da vinçle çıkarılmış ve tüm parçalar sadece 90 dakika içinde birbirine monte edilerek anten zirveye eklenmiş. Böylece kazanan Chrysler olmuş!
The Race won by a hIdden antenna!
During the construction of Chrysler Building, Craig Severance, Van Alen’s former partner,
was working on the “Manhattan Bank” project, whose plans were kept secret. He
claimed that it would be the tallest building in the world. In the autumn of 1929, Van
Alen was informed that Severance’s building would be about 50 centimeters higher than
his building thanks to the flagpole. By the time Manhattan Bank reached to the 70th
floor and announced itself “the tallest”, Van Alen got permission to add a 56,3-meter
antenna to his building. Antennas were brought to the site as 4 separate parts. First, the
bottom part of the antenna was hoisted with a crane to the top of the building, then it
was lowered to the 66th floor. The other antenna parts were hoisted with a crane too,
and the antenna was added to the summit, with all parts installed
in just 90 minutes. Thus, it was the Chrysler who won the race!
40 TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
sized with the purpose of being noticeable from a distance were produced there.
These parts were installed on the façade of the building so well that the building
gives the impression of “a frivolous engine” when seen from the outside. Walter
Chrysler’s contribution to the design stands out mostly in decorative elements
and the material used. Here are some examples:
• A modern composition of Moroccan marbles mixed with vermillion, white and
other colors on the flooring and the walls of the first floor and chrome and steel
• Wood and metals in the interior decors of the elevators which have their floors
furnished with Sienna Travertine, and entrances framed with amber Mexico
marble,
• First application of stainless steel to the façade of the building,
• 8 Eagle heads decorating the corners of the 61st floor (or”Gargoyle” The
mythological creatures who is petrified in daylight, and animated at night)
inspired by the coat of arms on the hood of 1929 model Chrysler.
• Producing of these eagle heads using “Nirosta”, a high-tech material of its time,
produced by German firm Krupp.
• Metallic ornaments resembling 1929 model Plymouth radiator hoods at the
corner of the 31st floor.
• Automobile figures made with different colored bricks appearing on the façade
• Stainless steel covered summit, with a triangular vertically and horizontally
movable window and other details…
Even though there is much to say about the story of this interesting building, say
no more! Mankind’s ambition to create higher and higher buildings has brought
this competition East to Shanghai, Dubai, Abu Dhabi even our İstanbul...
1932 yılında New York (Wikipedia) (en üstte) ve kentin gökdelenlerle süslü silüeti
(üstte).
New York in 1932 (Wikipedia) (the top) and the city’s silhouette decorated with
skyscrapers (above).
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 41
NOT DEFTERİ
notebook
SON MODA... YENİ REKOR... İLGİNÇ İŞLER...
Gün geçmiyor ki internete
yeni, ilginç bir haber daha
düşmesin. Soçi’nin Prens
unvanlı kayakçısından,
zamanı yazan robota, ilginç
koleksiyonerlerden, mesleki
değerlendirmelere...
THE LATEST FASHION… NEW RECORD…
INTERSTING WORKS…
Hardly a day passes without new, interesting news
appearing on the internet. From the skier holding the
title ‘Prince of Sochi’ to the robot who writes time, from
eccentric collectors to vocational assessments…
 Shutterstock
Nisan malum, 1 Nisan şakası nedeniyle en şakacı aydır. Biz de bu sayıda sahiden ilginç, ama “gerçek” notlar derledik.
As is well known, April is the most cheery month because of April Fools’ Day. That
is why we compile some very interesting but “real” notes for this issue.
• Soçi Kış Olimpiyatları kazasız olaysız sona erdi. Ardında yeni rekorlar ve
benzerine az rastlanacak ilginçlikte bir de öykü bıraktı. Öykünün kahramanı,
ailesinin kökeni Avrupa’da bir kraliyet hanedanına uzanan ve bu yüzden Prens
unvanı taşıyan Hubertus von Hohenlohe. Prens, Meksika doğumlu olduğu için
Meksika adına yarıştı. Üstelik Meksika’nın Soçi’ye katılan “tek sporcusu” olarak.
Ancak onu ilginç kılan sadece bu değil. Prens Hubertus, Soçi’nin en yaşlı
sporcusuydu. 55 yaşındaki Hubertus, amatör olarak kayak yapıyor. Asıl olarak
pop şarkıcısı. 8 albümü var. Andy Warhol’un yakın arkadaşı olarak fotoğrafta
da epey isim yapmış. Daha ne olsun, değil mi!
• The Sochi Winter Olympics came to an end without any accidents or mishaps
and the games have left new records and an interesting story. The hero of this
story is Hubertus von Hohenlohe, whose family dates back to a European dynasty
and who therefore who bears the title ‘Prince’. Since he is a Mexican-born citizen,
the prince competed on behalf of Mexico, and - more surprisingly - as the “only
Mexican sportsman” at Sochi. It’s not only this that makes him interesting. Prince
Hubertus was the oldest sportsman at Sochi. 55 year old Hubertus skis as an
amateur. He is originally a pop singer with 8 albums to his name. He made a
name for himself in photographs as a close friend of Andy Warhol. What else do
you expect?
• Keçeli kalemle beyaz bir zemine dakika dakika saatin yazıldığını. Sonra
silinip tekrar yazıldığını. Ve bunun 24 saat aralıksız yapıldığını düşünün.
Bunun ilginç olan yanı ne mi? Yazanın, son derece düzgün bir el yazısına
sahip bir ROBOT olması. Belirtmek gerekiyor mu bilmem, icat edenlerin derdi
42 TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
• Just imagine that the time of day is written on a white floor with a marker pen
minute by minute; and after that erased and repeated incessantly for 24 hours.
So, what is the interesting part of it? Well, the writer is a robot who has perfect
handwriting skills. Of course its inventors are not interested in what the time is!
Their target is to be able to improve “a robotic arm” with sensitivity very close to
a human arm.
• Social media is already a trend on its own. Nevertheless, every single day a new
application is introduced. Social media fans are worn out trying to keep up with it.
Here is the latest and really interesting sample for you: Askulator. This is almost
unknown still because it is so new. However, it has already become popular and
reached more than 50,000 users in Turkey. What is it used for? As you can guess
from its name, it’s a “question sharing platform”. Yes, I said question, but don’t
think of national issues. Questions are only confined to simple choices. “Where
shall we hold Survivor” asks Acun Ilıcalı… “Of my songs which one do you like
the most?” asks Murat Boz. About 5000 questions are shared daily on this new
channel. Apart from the rich and famous, ordinary people can ask whatever they
want, like “is Terim or Mancini the best football manager?”
saati bilmek değil elbette! İnsan koluna
yakın hassasiyete sahip bir “robotik kol”
geliştirebilmek.
• Sosyal medya başlı başına bir trend.
Ama her geçen gün yeni bir uygulaması
çıkıyor. Sosyal medya meraklıları yetişeceğim diye harap oluyor. İşte son ve sahiden
ilginç bir örnek: askulator. Daha çok yeni.
Buna rağmen Türkiye’de şimdiden moda
olmuş da 50 binin üzerinde kullanıcıya
ulaşılmış. Ne işe mi yarıyor? Adından da
tahmin edilebileceği üzere bir “soru paylaşım platformu”. Soru dedikse memleket
meselesi zannetmeyin. Sorular şimdilik şu
örneklerle sınırlı: “Survivor’ı nerede yapalım?” Soran: Acun Ilıcalı. “En sevdiğiniz
şarkım hangisi?” Soran: Murat Boz. Bu yeni
mecrada günde 5000 kadar soru paylaşılıyor. Ve ünlüler kadar ünsüzler de doğum
günü hediyesinden “Terim mi Mancini
mi?” seçimine kadar her şeyi soruyor.
• Binlerce koleksiyon haberi okumuşsunuzdur. Pek çoğu da ilginç gelmiştir.
Ama bu, sahiden çok ilginç, hatta benzerine pek rastlanamayacak bir koleksiyon. Koleksiyoncu, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Ana Bilim
Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Melikoğlu. Yıllardır, özellikle çocukların
yuttuğu ve cerrahi müdahaleyle çıkarttığı nesneleri biriktiriyor. Koleksiyonunda en çok bulunan nesne, muhtelif tarihe ait metal paralar. Ama kalemtıraştan
kolyeye, koleksiyonda yok yok!
• ABD’de, bir kariyer planlama şirketi, 25 yıldır yaptığı gibi, 2013 yılının en
iyi ve en kötü mesleklerini belirledi. Buna göre, finansal riskleri değerlendiren ve çözümler öneren aktüerlik, yıllık ortalama 91 bin dolar gelirle “en iyi
meslek”. Gazete muhabirliği, odunculuk, sayaç okuyuculuğu gibi meslekler
ise “en kötü” seçildi. Bir de “ilginç” meslekler var. İşte birkaçı: Köpek maması
denetleyicisi. Ter kokusu jüri üyeliği. Bıçak fırlatıcısının asistanlığı! Ve caddelerde sakız temizleyiciliği.
• Sakızdan söz etmişken. Yeni bir haber değil ama tekrar hatırlatalım,
Singapur’da sakız çiğnemek “resmen” yasaktır. Dolayısıyla sakız satılmaz. Yasaktan haberi olmadığı için sakız çiğneyen yabancılar polis tarafından uyarılır.
Yere atmaları halinde para cezası ödemeye mahkûm edilir. Metroda sakız
çiğnemekse doğrudan tutuklanma nedenidir...
• You must have
read thousands
of news about
collections. Many
of them might
have seemed interesting to you.
But what I will
tell you now is a
really amazing,
unique one. Here,
the collector is
Prof. Dr. Mustafa
Melikoğlu, a
Lecturer at the Department of Pediatric Surgery at Akdeniz University’s Medicine
Faculty... What he’s been collecting are the objects that children swallowed and he
removed by surgery. The most commonly found object is coins of different dates.
From pencil sharpeners to necklaces, whatever you look for is there!
• In the USA, a career planning company defined the best and the worst occupations of 2013, as it has done for 25 years. Being an actuary -someone who evaluates financial risks and suggests solutions - seems to be the best vocation with its
$ 92,000 income a year. Being a correspondent, lumberjack, or meter reader are
elected the worst occupations. There are also interesting occupations. Here are a
few of them: Dog food inspector... juryman for the smell of sweat... assistant to a
knife thrower! And chewing gum cleaner on the street...
• Speaking of gum... (although this is old news, a reminder might be useful)...
Chewing gum is officially prohibited in
Singapore, thus gum is not sold there.
Not aware of this ban, strangers who
chew gum are first warned by the police.
When they throw it on the ground, they
have to pay a fine. Chewing gum in a
subway is an offence for which you can
be arrested.
Prens Hubertus von Hohenlohe, Soçi’den
önce de Avusturya’da düzenlenen
Dünya Kayak Şampiyonası’na katılmıştı
(Shutterstock, Pal Teravagimov), (solda).
Prince Hubertus von Hohenlohe was also
at the World Skiing Championship held in
Australia before Sochi.
(Shutterstock, Pal Teravagimov), (left).
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 43
ŞEYLERİN TARİHİ
history of things
ALTIN
Parlak, güç bulunan, “Au” simgeli, sihirli
sarı metal! Dış etkenlerle hiç ilişkiye
girmiyor. Bulunup çıkarılması çok zor ve
çevre sağlığı açısından da riskli. Gene
de onsuz yaşanamıyor, gelecekler ona
emanet ediliyor, gelenekler onunla
yaşıyor...
GOLD
Gold… a shining magic yellow mineral shown as “Au” and found rarely!
It never reacts with external elements. Finding and extracting it is very
difficult and risky in terms of environmental health. Notwithstanding
this, living without it seems very hard, futures are entrusted to it, and
traditions are sustained thanks to it…
44 TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
Au’su Latince “Aurum”;
“parlayan”dan geliyor. Çok
yumuşak, ama çok da sağlam.
İnsanoğlu altınla ilk karşılaştığı günden beri onun çekim
alanına girmiş. Herşeyin en
güzelini, en itibarlısını onunla
adlandırmış. Altın Çağ, Altın
Kesim, Altın Yıldönümü, Altın
Oran, Altın Makas. 21. Yüzyıla
gelindiğinde ise Külçe Altın,
Chip Altın, Çeyrek Altın, Altın
Borsası, Altının Ons’u, Düşen Altın, Çıkan Altın daha çok duyulur olmuş.
Altının tarihine kısacık bir göz atıyoruz bu sayıda…
Kadim tarihte altın
İstanbul’da 8.500 yıl öncesine ait kazılarda altından süs eşyaları görülüyor.
MÖ 7. yy’da, Üsküdar’ın adı “Khrysopolis”; yani Altın Şehir! Tunç Çağı’nda,
Anadolu uygarlıkları altın işlemecilikte önemli yol alıyor. Alacahöyük mezarlarında altın, gümüş ve altın-gümüş alaşımı “elektrum”dan yapılmış eşyalar
var. Tokat, Horoztepe’de elektrumdan, başı altın kaplamalı Hasanoğlan
heykelciği de varılan düzeyin bir göstergesi. Mısır’da altın çok önemli. MÖ
3500’e ait bir altın madeni krokisi, Firavun Menés’in emriyle altının eşit
büyüklükte şerit levhalar halinde kesilerek para yerine kullanılması, Kral
Tutankamon’un altınlı mezarı ve som altın maskı da bunu doğruluyor.
Anadolu’da Mezopotamyalılar, yazıyı ve yerel ürünlerini getirip karşılığında
altın ve gümüş eşya satın alıyorlar. Acemhöyük, Alişar ve Boğazköy’deki
mezar ve evlerde altın eşya ve takılar bulunuyor. Boğazköy’de, altından
yapılmış oturan tanrıça figürlü kolye ise Eski Hitit Çağı’nın en güzel örneklerinden.
Tutankamon’u koruyan altın tanrıça heykeli en üstte ve Tutankamon’un altın maskı
(sağ altta) (Shutterstock, mountainpix). Avusturya-Macaristan İmparatoru
II. Rudolf’un altın tacı (üstte) (Shutterstock, Vladimir Wrangel).
Golden Goddess Statue protecting Tutankhamen (top), and Golden Mask of
Tutankhamen (bottom right) (Shutterstock, mountainpix). The golden crown of AustriaHungary Emperor Rudolf II (top) (Shutterstock, Vladimir Wrangel).
The abbreviation Au comes from “Aurum” meaning “shining” in Latin. It’s very
soft but very tough. Mankind has been under gold’s spell since the time it was
first encountered. Human beings named the most respected and beautiful things
after it. Golden Age, Golden Ratio, Golden Anniversary, Golden Scissors. When it
came to the 21st century, phrases such as Gold Bullion, Chip Gold, Quarter Gold
Coin, Gold Exchange, The Ounce of Gold, Gold Down, Gold Up started to be uttered. Let’s take a short look at the history of gold in this issue.
Gold in ancient history
Some decorative items made out gold dating back to 8500 years ago were found
in excavations in İstanbul. In the 7th century BC, Üsküdar was called “Khrysopolis” or Gold City! Anatolian civilizations moved forward in gold embroidery during
the Bronze Age. Some items made ofgold, silver and “electrum” (a gold-silver
alloy) were found in Alacahöyük tombs. The Hasanoğlan figurine, whose head
was made of electrum, is an indication showing how far the civilization went.
Gold was very important in ancient Egypt. An diagram dating back to 3500 BC
showing a gold mine, gold’s use as money after cutting into equal sized strips,
King Tutankhamun’s golden tomb and his mask of solid gold all confirm this fact.
Mesopotamians in Anatolia would buy gold and silver items in return for their
local products. Golden items and ornaments were found in sepulchers and
houses in Acemhöyük, Alişar and Boğazköy. The golden
necklace found in Boğazköy with a figure of a sitting
goddess is one of the most beautiful samples from the
Ancient Hittite Era.
Spreading to the world
By 1200 BC the Chavin civilization of Peru was making gold ornaments and jewelry by beating it. Gold was
accepted as currency in China in 1091 BC. The Urartians,
who had lived around Van Lake, used embroidered gold
on crested inscriptions, architecture, mine processing,
pictures and handcrafts as well as ivory, wood and
bronze. Lidia King Croesus unwittingly started the first
international gold standard when he made coinage with
his image on it in 560 BC. After gold crowns became the
symbol of power in Rome, Cesar initiated the paying of
Topkapı Sarayı Müzesi’nde sergilenen Altın Bayram Tahtı’nın 18. yüzyılda yapıldığı ve son olarak Padişah
Vahdettin tarafından kullanıldığı biliniyor. Altın plakalarla kaplı tahtı 957 zebercet taşı süslüyor. Üzerinde Büyük
İskender’in resmi olan altın Yunan parasının iki yüzü (sağda).
Altın Bayram Taht (Golden Festival Throne) which is displayed in Topkapi Palace is known to have been made in the
18th century and used last by Padisah Vahdettin. The throne coated with golden plates is decorated with 957 chrysolite
stones. Two faces of the Greek coin with images of Alexander the Great. (right)
NANOTEKNOLOJİ VE ALTIN
“Nano”, Antik Yunanca’da “cüce” anlamına geliyor.
Günümüzde ise metrenin milyarda biri! Nanoteknoloji altınla da çok ilgili. Bildiğimiz altın, hiçbir
dış etkenle etkileşime girmezken, moleküler altın,
herşeyle etkileşime geçebiliyor. Altına kanserli
hücreleri yok etmekten, enerji tasarrufu için ışıklı
bitkiler yaratmaya kadar yeni roller hazırlanıyor.
Esasen altın, tarihte de nanoteknolojiye konu
olmuş. Bilinen ilk
uygulama Romalıların
MS 300’de yaptığı
“Lycurgus Kupası”. İçine eritilmiş altın tozu
karıştırılmış cam kupa,
üzerine düşen ışığı
geri verirken parlak
kırmızı bir akkor gibi
görünüyor.
Lycurgus Kupası bugün British
Museum’da sergileniyor.
NANOTECHNOLOGY AND GOLD
“Nano” means “dwarf” in Ancient Greek. It means part
per billion now. Nanotechnology is associated with gold
too. While our usual gold doesn’t react to any external elements, molecular gold can interact with everything. New
roles, from killing cells with cancer to creating luminous
plants to save energy, are being prepared for gold. In fact
gold was a theme of nanotechnology in history. The first
known application was the “Lycurgus Cup” that the Romans made in 300 AD. The glass cup mixed with melted
gold dust appears as a glowing red ember as it reflects
the light that hits it. The Lycurgus Cup is displayed in the
British Museum today.
46 TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
Dünyaya yayılışı
MÖ 1200’de Peru’da Chavin uygarlığı altını
döverek süs ve takı yapıyor. MÖ 1091’de Çin’de
altın bir para birimi olarak kabul ediliyor. Van
Gölü civarında yazı, mimarlık, maden işleme, resim ve el sanatlarının şahikasına varmış Urartular,
fildişi, ahşap, tunç gibi altını da oya gibi işliyor.
Lidya Kralı Krezüs, MÖ 560’da kendi resmi olan
altın sikkeler bastırırken farkında olmadan ilk
uluslararası altın standardını da başlatmış oluyor.
Roma’da altın taçlar iktidar simgesi olduktan
sonra Sezar da borçların altınla ödenmesi uygulamasını başlatıyor. MS 1000’de Venedik dünyanın
altın merkezine dönüşüyor. Konstantin Haliç’i
merkez seçip Doğu Roma’nın başkenti ilân
ettikten sonra altın da tırmanışa geçiyor. Altın
sikkeler, altın işlemeli erguvani ipekler, asalar
hükümranlığın başta gelen göstergelerinden ise
de haçlar, kutsal emanet sandıkları, kimi kilise
mozaik ve kubbeleri, kapıları da som altından!
Soyluların altın takı ve süsleri de eklendiğinde
Konstantinopolis kuyumculuğuyla ün salıyor.
Doğu Roma düşüşe geçtiğinde ortadan ilk
kaybolan da altın sikkeler
oluyor.
Osmanlılarda altın
İstanbul’u alan
Fatih Sultan
Mehmet, altın
sikke bastırarak beylikten
devlete geçişi
de başlatıyor.
debts with gold. Venice became the gold
center of the world
in 1000 AD. After
Constantine chose
the Golden Horn
as a center and
proclaimed it the
capital of East Rome,
gold started to
climb. Gold
coins, gold
embroidered
purple silks
started
to be seen
everywhere.
Scepters,
crosses (one of
main indicators of
sovereignty), sacred deposit boxes, some mosaics
and vaults of churches and their gates were made
of gold! When nobles’ golden jewelry and ornaments
were added, Constantinople became famous for its
jewelry. When East Rome started to fall, the first
disappearing items to disappear were golden coins.
When Sultan Mehmet II, alias the Conquer, seized
İstanbul, he started a change from a seigniory to an
empire by minting gold coins. In the reigns of Sultans
Selim II and Murat III gold became an artistic item.
Ottoman sultans and dignitaries would wear precious
stones and gold; particularly crests, badges and
rings. Kanuni, or Magnificent Suleyman, liked very
much to design ornaments. Women in the Palaces
got gold as a status symbols and ornaments! Later
on, gold got thinner and started to decorate thrones
and other items in the form of gold leaf. Manuscripts,
calligraphies and miniatures glitter with gold in the
form of “dust”. Gilding also means “make it golden”,
though different materials are used! In the declining
period of the Ottomans, the value of money came to
the forefront.
New Age and our present day…
As King Ferdinand of Spain was sending his explorers to the west saying “go and bring back gold”.
Renaissance artists in France were mulling over
the notion “beauty” in what they found esthetic.
Leonardo Da Vinci, being one of those noticing that
beauty is a matter of proportion and geometry, called
it “Divine Proportion”. Afterwards, a more common
term “Golden Ratio” replaced it. In 1849, immigration recorded in history as the “gold rush” started
towards California, Alaska and Australia. The use
of gold became prevalent in industry and medicine
in the 19th century. As for our present day, gold is
mainly a global investment instrument. Its value is
expressed in ounces and indexed to the US Dollar
and - as a traditional rule- fixed everyday in London.
Altının bir sanatsal nesneye dönüşmesi ise II. Selim ve III. Murat dönemlerinde başlıyor. Osmanlı sultanları ve devlet ricali başta sorguçlar, nişanlar
ve yüzükler olmak üzere altın ve değerli taşları üzerlerinde taşıyor. Kanuni
bizzat takı yapmaktan çok hoşlanıyor. Saray kadınları süs ve statü sembolü
olarak altınlanıyorlar! Derken altın inceliyor, “varak” olup tahtları, eşyaları
süslüyor, “toz” olup el yazmalarını, hatları, minyatürleri ışıldatıyor. Başka
malzemeler de kullanılsa, “tezhip” de “altınlamak” demek zaten! Çöküş
döneminde ise daha çok para değeri ön plana çıkıyor.
Yeni Çağ ve
günümüzde...
İspanya’da
Kral Ferdinand,
kaşiflerini, “gidin
altın getirin” diye
batıya yollarken,
Floransa’da Rönesans sanatçıları
estetik buldukları
şeylerde “güzellik” kavramına
kafa yoruyorlar.
Bunun bir orantı
ve geometri
meselesi olduğunu fark edenlerden Leonardo da Vinci onu “İlahi Oran” olarak adlandırıyor.
Sonradan daha yaygın bir ad çıkıyor ortaya: “Altın Oran”!
1849’da Kaliforniya’ya, Alaska’ya ve Avustralya’ya “Altına Hücum” diye
tarihe geçen göçler başlıyor. 19. yy’da endüstri ve tıpta altın kullanımı
yaygınlaşıyor. Günümüzde altın artık daha çok bir küresel yatırım aracı. Değeri ons ile ifade edilip, ABD Doları’na göre ve geleneksel bir kural olarak
hergün Londra’da sabitleniyor.
Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenen Helenistik Dönem’e ait zeytin
yaprağı süslemeli altın çelenkler ve diademler (üstte), Bizans Dönemi 7. yy, evlilik
yüzüğü (sol altta) ile 1. yy altın Yunan bilezikleri (sağ altta).
Golden garlands and diadems decorated with olive leafs from the Hellenistic Era are
displayed in Ankara Anatolian Civilizations Museum. (above) A wedding ring from the 7th
century Byzantium Era (bottom left) and Golden Greek Rings, 1st century. (bottom right.
ALTINLA İLGİLİ
BAZI İLKLER
• İlk altın diş kaplama, MÖ 600’de Etrüskler
tarafından yapılmış.
• İlk altın elektroliz kaplama deneyini, 1803’de
Pavia Üniversitesi’nde Prof. Luigi Brugnatelli
yapmış. Sonuçlar, günümüz teknolojilerine temel
olmuş.
• İlk Altın Paskalya Yumurtası, 1885’de Carl
Faberge tarafından karısı İmparatoriçe Maria
Fedorovna’ya hediye edilmek üzere Çar 3.
Alexander için yapılmış ve Faberge yumurtaları
gelenekselleşmiş. Gelenek, 1917 Rus Devrimi’ne kadar sürmüş.
• İlk uzaydaki altın, 1961’de radyasyona
karşı geliştirilen astronot kıyafetinde, ilk altın
bazlı ilaç 1985’de eklem iltihabının tedavisinde, ilk altın kaplama stent 2001 yılında
Boston’da gerçekleşen kalp ameliyatında
kullanılmış.
SOME FIRSTS WITH GOLD
• The first teeth coated with gold were made by the Etruscans in 600 BC.
• The first electrolyze coating experiment was done by Prof. Luigi at Pavia University in
1803. The outcomes formed the basis of our present day’s technology.
• The first Golden Easter Egg was produced by Carl Faberge so that Tsar Alexander
III could make a present to his wife Empress Maria Fedorovna. Faberge eggs become
tradition. This tradition went until the 1917 Bolshevik Revolution.
• The first gold used in space was on astronauts’ garments
designed to resist radiation in 1961. The first goldbased medicine was used in the treatment of
arthritis in 1985. The first gold coated stent was
used in a heart operation in Boston in 2001.
Altın bugün uzay teknolojisinde kullanılan en
önemli madenlerden biri (stutterstock, Tyler Fox).
Gold, one of the most important minerals used in space technology today.
(Shutterstock, Tlyer Fox).
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 47
GAZİANTEP MUTFAĞI’NIN
LEZZET ELÇİSİ:
SAHAN
Doğduğu kente vefa borcunu ödemiş, Sahan’ı
İstanbul’da markalaştırmayı başararak Gaziantep
Mutfağı’nın en önemli temsilcisi olmuş.
İşte Tahir Tekin Öztan ve Sahan’ın hikayesi...
TASTE ENVOY OF GAZİANTEP KITCHEN: SAHAN
He has fulfilled his duty of loyalty to the city in which he was born, and
has become the most important representative of Gaziantep Cuisine
by elevating Sahan into a well-known brand name. Here is the story of
Tahir Tekin Öztan and Sahan...
1984 yılında Plajyolu’nda 6 masalı, küçücük bir lokanta ile yola çıkan Tahir Tekin Öztan,
Sahan markasını bugün 5 restoranı olan büyük bir zincire dönüştürmüş. Sahan’ın ve Gaziantep
Mutfağı’nın öyküsünü Yönetim Kurulu Başkanı Tahir Tekin Öztan’dan dinledik.
 TÜRSAB DERGİ- Bu lezzet yolculuğuna nasıl başladınız?
 TAHİR TEKİN ÖZTAN- 1961 Gaziantep doğumluyum. 1976’da ailemle birlikte İstanbul’a
geldik. 5 kardeş arasında en küçükleri benim.
Bizler Anadolu’da yaz tatillerini ve haftasonlarını çalışabileceğimiz ve para kazanabileceğim
zamanlar olarak görürdük. Okul zamanı harcayabileceğimiz harçlığımızın olması ve babamızdan
para istemeden idare etmek bizim için çok önemliydi. Mutluluğun ve başarının sırrını ben o
dönemlerde keşfettim. Haftasonları tek lüksümüz sinemaya gitmekti. Sinema çıkışı ise tüm
arkadaşlarla birlikte baklavacıya giderdik. Arkadaşlarım bir dilim baklavayı alır kağıda sarar
yerlerdi. Fakat benim cebimde bir dilim baklava alacak param yoktu. Ben de arkadaşlarımdan
her gün para isteyemeyeceğim için cebimdeki az miktar parayla baklavacıdan baklava kırığı
isterdim. Çünkü param anca ona yeterdi. Arkadaşlarım “neden baklava almıyorsun” diye
sorduklarında ben de “Param yok” diyemediğim için “Çıtır çıtır baklava kırığı varken, o
baklava yenir mi” derdim. Bir hafta sonra tekrar baklavacıya geldiğimizde tüm arkadaşlarım
baklavacıdan baklava kırığı istediler. Bu bana şunu öğretti “Sahip olduğun şey en güzel şeydir”.
Çünkü senindir ve sen kendi emeğinle ve kazandığın parayla almışsındır onu. İşte o yüzden o
senin için en güzel şeydir. Hayatım boyunca bu düşünceden asla vazgeçmedim.
 Tahir Tekin Öztan ve Sahan Arşivi
 Sahan Restoranları olarak ilkeleriniz nelerdir?
 Sahan olarak kurulduğumuz günden bu yana ana ilkemiz, sürekli gelişim. Bunu sağlamak
için, tüm çalışanlarımızla birlikte iki konudan asla ödün vermiyoruz; hizmet kalitemiz ve
ürünlerimizin lezzeti. Bu şekilde müşteri memnuniyetini sağlayacağımıza ve ancak bundan sonra
gelişim göstereceğimize inanıyoruz. Hizmet kalitesi söz konusu olduğunda her bir çalışanımızın
birey olarak Sahan’a katacağı değerin bilincindeyiz. Kalite standardımızı korumak adına onlar
için eğitim programları düzenliyoruz. Gıda güvenliğine ve sağlıklı gıdaya verdiğimiz önem aynı
zamanda müşterilerimize verdiğimiz önemi gösteriyor. Bu konuda sektörümüzde hep örnek
olduk, olmaya da devam edeceğiz. Bizim için ürün çeşitlerimizin lezzeti kadar müşterilerimize
yöresel yemekleri tanıtmak da önemli. Temsilcisi olduğumuz zengin yemek kültürünü, aslını
48 TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
koruyarak sunmak amaçlarımızdan bir diğeri. Hizmet verdiğimiz tüm müşterilerimizin
Sahan’da geçirdikleri sürede huzurlu, konforlu ve mutlu olmaları bizim için çok önemli. Bunu
sağlayabilmek adına, yetişkin ya da çocuk, tüm müşterilerimizle yakından ilgileniyoruz.
 Eğitim ve kalite anlayışınızdan söz eder misiniz?
 Sahan’ın sahip olduğu kalite yönetim sistemi ve gıda güvenliği gereği çalışanlarımızın
eğitimi yıllık olarak planlanır ve oluşturulan plana göre tüm personel, ihtiyacı olan eğitimi
alır. Gıda güvenliği, kişisel hijyen, mutfak hijyeni, müşteri memnuniyeti, iletişim becerileri,
yöneticiliğin esasları, ilk yardım, stresle baş edebilme teknikleri, şarap eğitimi gibi çok çeşitli
konuları içeren eğitim programları, konusunda uzmanlaşmış eğitmenler tarafından veriliyor.
Çalışanlarımıza da müşterilerimize gösterdiğimiz özeni gösteriyoruz.
 Sahan grubunun en büyük restoranı Sahan Vega’da sunduğunuz hizmetler nelerdir? Çocuklara yönelik ne gibi hizmetleriniz var?
 2003 yılında açılan Ataşehir Sahan Vega, 1500 kişi kapasitesi ile İstanbul’un en büyük ve
kapsamlı restoranları arasında. Yaz aylarında yarı olimpik yüzme havuzumuzun bulunduğu
After starting with a small restaurant with 6 tables in Plajyolu,
Tahir Tekin Öztan transformed the brand Sahan into a big
chain consisting of 5 restaurants. We listened to the story
of Sahan and Gaziantep Cuisine from Board Chairman Tahir
Tekin Öztan.
 TÜRSAB Magazine - How did you start off this culinary voyage?
 TAHİR TEKİN ÖZTAN -I was born in Gaziantep in 1961.
We, our whole family, migrated to İstanbul in 1976. I am
the youngest one amongst the 5 siblings. We would consider
holidays and weekends opportunities to work and make money
in Anatolia. Having pocket money to spend during our student
years and managing on our own was very important for us. It
was during those times that I discovered the secret of happiness and success.
Sahan Restoran’dan görüntüler ve Tahir Tekin Öztan ile Okan Üniversitesi’ndeki öğrencileri.
Some images from Sahan Restaurant and Tahir Tekin Öztan with his students beside him.
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 49
GAZİANTEPLİ
KADINLARDAN
420 TARİF
Okan Üniversitesi Gastronomi Bölümü Öğretim Görevlisi ve Sahan Grup
Yönetim Kurulu Başkanı Tahir Tekin Öztan tarafından hazırlanan “Gelenekten Geleceğe Gaziantep Yemekleri” isimli kitap 5 yılda yaklaşık 2 bin kadınla
yapılan görüşmeler sonucunda hazırlandı. Oluşturulan komisyon tarafından
seçilen, 420 kadının ev yemeği tariflerinin yer aldığı kitap Doğan Yayıncılık
tarafından basıldı. Tahir Tekin Öztan kitabın ortaya çıkışını şöyle anlatıyor:
“Dostlarımla yemek yerken konu, ‘yemeklerin aslı nedir?’ sorusuna geldi.
Uzun tartışmalar yaptık ama ortak bir noktada buluşamadık. Ve düşündüm
ki bu yemekleri meşhur edenler kimler? Kimlerden öğrenebiliriz? Tabi ki
annelerimiz, ninelerimiz yani Gaziantep’in kadınları. Bu yemeklerin doğrusunu
onlardan başka kim bilebilirdi ki? Araştırmalardan sonra bu tarz ciddi bir yayın
olmadığını gördüm. Var olan bu açığı kapamak için çalışmaya başladık ortaya
bu kitap çıktı...”
Our only luxury was to go to movies on
the weekends. After leaving the movie
theater, we would all go to a baklava
store. My friends used to buy a slice
piece of baklava, wrap it in paper and
eat it. But I would not have money to
buy a piece of baklava. And of course, I
would not want to borrow money from
my friends every single day. I would
buy pieces of baklava with the scant
money I had. Because I could barely
afford it, when my friends asked, “Why
are you buying baklava?” rather than
saying that I did not have money, I
would say “how could you imagine
eating baklava instead of eating these
crispy pieces?”
When we went to same baklava shop
one week later, my friends wanted
420 RECIPES FROM WOMEN OF GAZİANTEP
The book “Gelenekten Geleceğe Gaziantep Yemekleri “ (Gaziantep Dishes From the Tradition to Future) prepared by Tahir Tekin Öztan, Okan University, Gastronomy Department
Lecturer and Board Chairman of Sahan Group was prepared in the wake of interviews
made with about 2,000 women during a period of 5 years. The book, telling about home
dishes selected by a committee and told by 420 women, was published by Doğan Publishing. Tahir Tekin Öztan tells about how this book evolved: “While we were having dinner
and chatting with our friends, someone asked, ‘What is the origin of the meals?’ We had
long discussions about it but could not meet at a common point. So I wondered who popularized these dishes. From whom can we learn their origins? Undoubtedly from our mothers,
grandmothers - in other words, the women of Gaziantep. Who other than our ancestors
would know much better what these dishes’ origins were? After some research, I learned
that there was not a serious publication on this subject. We started to close the existing
gap, and this book became a reality...”
pieces of baklava from the baklava seller. What I learned from that incident
was: “What you possess is the most beautiful thing because it is yours, and
you bought it with your own labor, your own money.” Therefore that is the
most beautiful thing for you. I never turned back this opinion in my lifetime.
 As Sahan Restaurants, what are your tenets?
 Since the day Sahan was established, our main principle is to continually grow. In order to ensure this, there are two important issues that we,
with our staff, never compromise: the quality of our service and the taste of
Hem oyun alanları hem de Çocuk Mutfağı ile Sahan Restoran çocuklar için
mükemmel bir seçim. Sahan’ın yarı olimpik yüzme havuzu ise yaz aylarında büyük
ilgi topluyor (üstte), İstanbul Gaziantepliler Derneği Başkanlığını yürüten Tahir
Tekin Öztan (en üstte).
Sahan Restaurant is a perfect choice for the children both with playing areas and
the Children’s Kitchen. Sahan’s semi Olympic swimming pool gets a lot of attention
in summer months (top). Tahir Tekin Özkan, the President of Gaziantep FellowCountrymen Association in İstanbul (the top).
50 TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
our products. In this way we believe that we can ensure customer
satisfaction and only after this move forward. With the quality of our
service always in mind, we are aware that every single employee can
add value to Sahan. We hold education programs for the staff to keep
our quality standard high. The emphasis we place on the safety and
health benefits of our food demonstrates also the importance that we
give to our customers. We have been a good role model in our sector,
and we’ll continue to be so. Getting our customers to meet with local
dishes is as important as our various products’ tastes. One of our targets is to present the rich cuisine culture we possess, preserving its
originality. We give great weight to our peace, comfort and happiness
of our customers during their visits to Sahan. To ensure this, we take
great care with our all customers, whether they be adults or children.
 Would you tell us about your education and quality
approach?
 As required by Sahan’s quality management system and food
safety program, our staff’s education is planned yearly, and all personnel are given education according to the plan made and every individual’s needs. The education programs which include various topics
such as food safety, personal hygiene, kitchen hygiene, customer
satisfaction, communication skills, basics of being an administrator,
first aid, techniques to cope with stress, and wine education are given
by tutors who are experts in their fields. We take care of our staff as
well as our customers.
havuz başı restoranın ilavesiyle kapasitemiz 2 bin kişiye yükseliyor. Restoranımızda
ayrıca 60 kişilik toplantı odasında, internet bağlantısı ve barkovizyon gibi ihtiyaçları
da karşılayabiliyoruz. Ayrıca çocuklar için değişik hizmetlerimiz var.
Sahan’ın en büyük hedeflerinden biri, çocuklara sağlıklı ve dengeli beslenme
alışkanlığı kazandırmak ve fastfood’dan uzaklaştırmak. Zira, Türk mutfağı hem
besleyici hem de sağlıklı olma özelliğiyle çocuklar için her açıdan mükemmel
alternatifler sunuyor. Çocuklarımız için, kendi siparişlerini kendilerinin verebildiği,
yöresel yemekleri tanıma ve tatma fırsatı buldukları, eğlenirken pedagoglar
denetiminde kişisel gelişimlerine de katkı sağlayabilecekleri bir ortam hazırladık.
Restorana kendi başlarına gelmiş gibi büyük bir özgüven içinde yemeklerini kendileri
sipariş edebiliyorlar. Aileler de, çocukların yedikleri yemekler ve miktarları hakkında
uzmanlar tarafından bilgilendiriliyor. Ayrıca restoranımızda çocukların hijyeni için özel
olarak yapılmış çocuk tuvaletlerimizde var. Sahan Vega içinde bulunan 140 m2’lik
çocuk alanında, 50 kişilik çocuk restoranımız bulunuyor. Özel davetler, yaş günü
partileri ve her türlü organizasyona ev sahipliği yapabiliyoruz.
 Türk mutfağının Türkiye’nin tanıtımındaki rolü nedir?
 Gaziantep Mutfağı’nın önde gelen temsilcilerindeniz. Sahan olarak 1970’den
beri Gaziantep Mutfağı’nı müdavimlerine, özünden hiç kopmadan sunuyoruz. Türk
mutfağının gelişme adı altında değiştirilmesine ihtiyacı olmadığını düşünüyorum.
Tam aksine yöresel lezzetlerini korumaya ihtiyacı var. Türkiye’yi iyi bir şekilde
tanıtmak istiyorsak Türk Mutfağı’nı aslına uygun olarak korumalı ve tanıtmalıyız.
 What are the services you give in Sahan Vega, the biggest
restaurant of Sahan Group? What kind of services oriented
to children do you have?
 Ataşehir Sahan Vega, opened with a 1500 person capacity in
2003, is amongst the biggest and most extensive restaurants in
İstanbul. Our capacity goes up to 2000 guests with the addition of the
pool side restaurant where semi Olympic swimming pool lies. We can
meet the Internet connection and Barco-Vision needs of our customers in our 60- person meeting room in the restaurant. In addition, we
offer different services for children. One of the biggest goals of Sahan
is to get children to adopt a habit for healthy and balanced nutrition
and get them away from fast food.
Because the Turkish Kitchen, being healthy and nutritious, presents perfect choices for children in every respect. We provided an
environment for the kids, in which they can order their meals on their
own, know and taste local dishes, and while having fun, contribute
their self improvement under the control of pedagogues. They can
order their dishes by themselves in self confidence as if they come to
restaurants without their parents. Children’s parents are informed by
experts about what and how much they’ve eaten. Moreover, there are
kids’ rest rooms particularly built for children’s hygiene in our restaurant. A restaurant for children with a 50-person capacity occupies
140 square meters. We can host private functions, birthday parties
and accommodate every kind of organization.
 What is the role of Turkish Cuisine in the introduction of
Turkey?
 We are one of the leading representatives of Gaziantep Cuisine.
Since 1970, Sahan has presented Gaziantep Cuisine to the its fans
without breaking away from its roots. In my opinion, Turkish Cuisine
is not in a need of a change under the guise of enchantment. On the
contrary, local tastes need to be preserved. If we want to introduce
Turkey properly, what we have to do is to preserve our Turkish Cuisine, true to its origins, and publicize it that way.
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 51
LEZZET, MANZARA VE TARİHİN BENZERSİZ BULUŞMASI
FERİYE LOKANTASI
UNPARALLED MEETING WITH TASTE, VIEW AND
HISTORY
FERİYE LOKANTASI
Beşiktaş’tan Ortaköy’e uzanan tarihi yapıların son noktasıydı Feriye Karakolu.
19. yüzyılda Osmanlı sultanları Boğaz kıyılarına dizilen yeni saraylara taşınmış, bu yapı dizisinin son binası da karakol olarak düzenlenmişti.
İşte bugün Feriye Lokantası olarak hizmet veren bu tarihi yapı, İstanbul’un
gözde lezzet duraklarından biri. Yalnızca mimarisiyle değil, mutfağıyla da
tarihe göndermeler yapan Feriye Lokantası aynı zamanda konumuyla da
hafızalara kazınıyor. Yani özgün lezzetler, tarihi bir mekan ve unutulmayacak
bir manzara... Menüsünde genellikle İstanbul klasiklerine yer veren Feriye
Lokantası, yöresel mutfakların vazgeçilmezlerini de sunuyor. Osmanlı ve Bizans usulü pişirme teknikleri kullanıyor, günümüzün organik gıdalarını otantik
mutfak kültürüne uyarlıyor ve mevsimsel çeşitlemeler sunuyor. 12.yy -14.yy
veya 19.yy’a ait eski geleneksel yemek reçeteleri ve teknikleri özelliklerine sadık kalınarak çağdaş bir anlayışla hazırlanıyor. Asma Yaprağında Pastırma’dan
Yağda Mantı’ya, Tuzda Balık’tan Safranlı Kalkan Balığı’na; Kireç Kaymağında
Kabak Lokması, Sürkebzet, Ceviz Macunu, Keçi Boynuzu Pekmezi’ne...
52 TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014
The Feriye Police Station was the end point of the row of historical buildings
stretching to Ortaköy from Beşiktaş. At the end of the 19th Century, the
Ottoman Sultans moved into their beautiful new palaces, built in a row
along the shores of the Bosphorus. The last building in the row served as
the Feriye Police Station. Today, it houses the Feriye Restaurant, a favorite
among Istanbul’s many fine restaurants.
The Feriye Restaurant, known for both its historic architecture and its
kitchen, reminds people of historic times due to its geographic location.
The restaurant’s menu includes classic dishes from Istanbul’s past and
recipes from local kitchens. Ottoman and Byzantium cooking styles are
offered as well as seasonal assortments that adapt today’s organic foods
into culturally authentic cuisine. The menu offers contemporary versions
of traditional recipes from the 12th, 14th and 19th Centuries that retain the
characteristics of ancient times: from pastrami in grape leaves to fried meat
patties; from salt-cured fish to turbot in saffron; and delicious desserts such
Özetle Şef Birkan Erköylü
ve kadrosu, tabiatın
doğal şartlarda sunduğu
her türlü gıdayı “mevsiminde” kullanıyor ve her
zaman damak zevkini ön
planda tutuyor.
Osmanlı Türk
Mutfağı’nın dünyada tanınmasına ve gastronomi dünyasının ilgisinin
Türkiye’ye yönelmesine
büyük katkılar sağlayan ve birçok ödülün
sahibi olan Feriye, aynı
zamanda “Chaîne des
Rôtisseurs” (uluslararası
gastronomi topluluğu)
üyesi. Zagat Survey,
Loui Vitton, Travel and
Leisure, The Saveur,
Time Out , Feinschmecker, VİF, Foodart, Financial Times, The Times ve Gentlemen’s Quarterly gibi
dünyaca ünlü yayınların makalelerinde tavsiye edilen Feriye’nin vazgeçilmez
bir diğer özelliği ise gıda güvenliğini maksimum seviyede koruyarak, hijyen
standartlarının sürekliliğini sağlamak. Feriye Lokantası, açık ve kapalı alanları,
özel gruplar için ayrı organize edilmiş bölümleri ile dört mevsim, her gün
09:00-00:00 arasında hizmet veriyor. www.feriye.com
as Sürkebzet, Ceviz Macunu,
and carob molasse… In
short, Chef Birkan Erköylü
and his team focus on
delighting the palate with
every type of food offered by
nature, prepared in their own
seasoning.
The winner of many award
over the years, Feriye has
made great contributions
with its introduction of
Ottoman Cuisine to the
gastronomy world. The
Feriye Restaurant is also
an esteemed member of
Chaîne des Rôtisseurs”
(International Association of
Gastronomy).
Essays and reviews in
internationally renowned
publications (including the
Zagat Survey, Louis Vuitton,
Travel and Leisure, The Saveur, Time Out, Feinschmecker, VİF, Foodart,
Financial Times, The Times and Gentlemen’s Quarterly) consistently mention
the high levels of food safety and hygiene maintained by Feriye.
The Feriye Restaurant, offering indoor and outdoor dining as well as room
for private groups, is open year-round from 9am through midnight.
www.feriye.com
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 53
TÜRSAB
AT WAR WITH
ILLEGAL TRAVEL
AGENCIES
KAÇAK ACENTALARA SAVAŞ
h a b e r le r...
Türkiye’nin hemen hemen her bölgesine yayılan “İşletme Belgesiz Seyahat Acentalığı”na karşı TÜRSAB büyük bir takip ve
denetim başlattı. 2013 yılında, kaçak acentacılık faaliyetlerinin
engellenmesi, işlemlerinin hızlı bir şekilde yürütülmesi, takibi ve
koordinasyonunun sağlanması amacıyla “Kaçak faaliyetleri takip
departmanı” kuruldu. Departmana gelen ihbarların değerlendirilmesi hususunda TÜRSAB Hukuk Departmanı görevlendirildi.
Ayrıca TÜRSAB denetim görevlileri, İstanbul İl Kültür ve Turizm
Müdürlüğü’nün gerçekleştirdiği denetimlere iştirak ederek, süreci
yakından takip ediyorlar.
Bununla beraber İstanbul dışındaki diğer 30 ilde kurulan Bölgesel
Yürütme Kurulu Başkanlıkları bünyesinde görevlendirilen denetim görevlileri sayesinde ülke genelinde işletme belgesiz seyahat
acentalığı faaliyetlerinin önüne geçilmesi amaçlanıyor. Kaçak
faaliyetleri takip departmanı ayrıca internet ortamında yayın
yapan web sitelerini de araştırıp gerekli gördüğünde yasal takip
ve işlem yapıyor. İşletme belgeli seyahat acentalarına bu noktada
önemli bir görev düşüyor. İşletme belgeli acentaların internet
ortamında açtıkları farklı isimlerdeki sitelerde; TÜRSAB logosu,
acenta belgesi ve belge numarasına yer vermesi, hem tüketicilerin
güvenini kazanması açısından hemde kaçak acentaların internet
ortamındaki faaliyetlerinin önlenmesi noktasında çok büyük bir
önem teşkil ediyor.
Uçak bileti satıp, organizasyon ve rezervasyon yapan kaçak
acentalar, işletme belgesine sahip gerçek acentaları zor durumda
bırakıyor.
TÜRSAB Genel Sekreteri Çetin Gürcün, “Türkiye’nin her yerinde,
başta uçak bileti satışı olmak üzere yurt içi turlar, otel rezervasyonları gibi birçok uygulama yetkisiz kişi ve kuruluşlar tarafından
yapılıyor. Seyahat acentaları olarak en büyük sıkıntımız kaçak
faaliyetler. TÜRSAB olarak bu konuda yoğun çalışma içerisindeyiz. Kaçak faaliyetler konusunda bir departman oluşturduk ve
bu departmanda ciddi bir denetçi ordumuz var” dedi. Gürcün,
“Kaçak faaliyetler noktasında en önemli unsur ihbarlar. Birliğe
veya ilgili yerel yürütme kurullarına yapılan ihbarlar sonrasında
arkadaşlarımız derhal harekete geçiyorlar” dedi.
TÜRSAB’s new initiative against travel agencies without certificates has spread to almost every region of Turkey. In 2013,
The Illegal Activities Monitoring Department was established
with the purpose of hindering illegal agencies’ activities,
conducting transactions fast, monitoring and coordination.
TÜRSAB’s Legal Department was appointed to evaluate warnings coming to the department. In addition to this, TÜRSAB
inspectors are closely watching the process by involvement in
the inspections made by the İstanbul Provincial Culture and
Tourism Directorate. Moreover, thanks to inspectors appointed
to Regional Executive Boards Chairmanships which were established in 30 other cities outside İstanbul, TÜRSAB is aimed
to prevent illegal activities of non-certificated agencies across
the country. The Illegal Activities Monitoring Department,
when necessary, prosecutes illegal web sites identified through
searches on the Internet. At this point, a big responsibility falls
on the certificated travel agencies. All certificated travel agencies must use a certificate name, number and TÜRSAB logo on
their web pages, include those opened and operated with different names. It’s very important both in terms of gaining the
confidence of consumers and preventing illegal activities on the
web . Illegal agencies, which sell airline tickets, make organizations and reservations, cheat real agencies with certificates.
“Across the country, many activities such as selling airline
tickets, booking domestic tours, and making hotel reservations
are conducted by unauthorized people or institutions. To travel
agencies, the most annoying problem is illegal activities. We, as
TÜRSAB, are diligently working on this issue. We established
a department dealing with illegal activities and have a serious
army of inspectors,” said Çetin Gürcün, Secretary General of
TÜRSAB. Mr. Gürcün continued, saying that, “The most important element in preventing illegal activities is denunciations.
Our friends immediately take action after those denunciations
made to our association or related local executive boards.”
YASA NE DİYOR?
 TÜRSAB Arşivi
• Madde 29
İşletme belgesiz olarak seyahat
acentalığı faaliyetinde bulunan seyahat acentaları bulundukları yerlerin
en büyük mülki amirleri tarafından
derhal faaliyetten men edilir.
• Madde 30
Bakanlıktan belge almaksızın bu kanun uyarınca seyahat acentalarının
yapabileceği faaliyetlerde bulunanlar hakkında, 29 uncu maddede
belirtilen idarî soruşturmadan ayrı olarak, üç aydan altı aya kadar
hapis ve bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Bakanlıktan
belge almaksızın rehberlik faaliyetinde bulunanlar hakkında, bin güne
kadar adlî para cezasına hükmolunur.
WHAT THE LAW SAYS
• Article 29
Travel agencies that are actively working with a temporary operating certificate or without a certificate are to be
banned from working by the highest administrative chief
in their operating territory.
• Article 30
Apart from the administrative investigation set forth in the Article
29, those who engage in activities which are only to be done by
travel agencies thereunder without getting a certificate from the
Ministry are to be sentenced to prison for 3 to 6 months and pay
punitive fines for 1000 days.
BÖLGESEL YÜRÜTME
KURULLARINA BİLGİ AKIŞI
Yeni seçilen Bölgesel Yürütme Kurulu üyelerine yönelik hazırlanan Bölgesel
Yürütme Kurulu Bilgilendirme toplantıları başladı. 27 Şubat 2014 günü
Didim’de başlayan toplantıların ilk aşamasında Erciyes BYK, Akdeniz BYK,
Yedigöller BYK ve Orta Anadolu BYK bilgilendirildi.
Didim Bölgesel Yürütme Kurulu’na Ege Bölge Müdürü Ali Gümüş, Erciyes
Bölgesel Yürütme Kurulu’na Akdeniz Bölge Müdürü Kirami Acar, Yedigöller
Bölgesel Yürütme Kurulu’na ise Orta Anadolu Bölge Müdürü Mehmet
Tekin bilgi verdi. Genel Merkez Danışmanı Ali Rendan tarafından organize
edilen toplantılarda gerçekleşen sunumlarda; TÜRSAB’ın kuruluşu, amaçları
ve görevleri, BYK’larda yönetim kurulu toplantıları, BYK’ların kuruluşu
ve görevleri, yazışma örnekleri, BYK’larda tutulması gereken defterler,
BYK arşivi, BYK harcamaları, seyahat acentası kuruluş ve diğer işlemleri,
BYK’lar tarafından yapılan denetimler ve kullanılan tutanaklar, idarî para
cezaları ve belge iptali ile seyahat acentacılığı faaliyetlerine ilişkin genel
bilgiler aktarıldı. İsteyen katılımcılara sunumun ve dosya örneklerinin
birer kopyası verildi. Her toplantıda, ana sunumdan sonra soru-cevap
bölümüne geçildi ve ağırlıklı olarak “gelir-gider çizelgeleri, mülki idare ve
il müdürlükleri ile ilişkiler ve denetimler ile düzenlenecek tutanaklar, kaçak
acentacılık faaliyetleri, Karayolu Taşıma Yönetmeliği’ndeki araçlarla ilgili
belgeler, araçlarda yabancı transfer elemanı bulunması, turist rehberleri ile
yapılan sözleşmeler” konularında bilgi aktarıldı. Didim BYK’nın toplantısı
DidimTicaret Odası’nın salonunda, Erciyes BYK’nın toplantısı Kayseri
Novotel toplantı salonunda, Yedigöller BYK’nınki ise Bolu Köroğlu Oteli
toplantı salonunda gerçekleşti. Bolu’daki toplantıya Bölgesel Yürütme
Kurulu üyelerinin tamamı, İl Kültür ve Turizm Müdür Yardımcısı, Bolu
Belediye Başkanı ve acenta sahipleri olmak üzere 26 kişi katıldı.
INFORMATION FLOW TO THE REGIONAL EXECUTIVE BOARDS:
MEETINGS STARTED
Regional Executive Board Contact Meetings recently began. Their purpose is to orient recently elected members of their respective Regional Executive Boards. Erciyes
BYK (or REB in English), Mediterranean BYK, Yedigöller BYK and Central Anatolia
BYK received their orientations during the first stage of the meetings which started
on 27 February 2011 in Didim. Ali Gümüş, Director of the Aegean Region, informed
Didim Regional Executive Board; Kirami Acar; the Director of the Mediterranean
Region informed Erciyes Regional Executive Board; and Mehmet Tekin, director of
Central Anatolia Regional Board, informed the Yedigöller Regional Executive Board.
In the presentations that Ali Rendan (an Adviser in Head Quarters) organized,
some information such as TÜRSAB’s founding, targets and duties; board meetings
in BYKs; founding, duties and correspondence samples of BYKs; books to be kept
in BYKs; BYKs’ archive; BYK expenditures; founding process of travel agency and
other transactions; audits by BYKs and minutes used; administrative fines and
certificate cancellation were conveyed to the listeners. Copies of the presentation
and file samples were given to any participant who wanted them. At every meeting,
a Q&A session followed the main presentation and information was conveyed,
predominantly income-expense charts, relations with local authority and provincial
directorates, audits, protocols to be signed, illegal agency activities, documents relating to the vehicles in Road Transport Regulation, keeping a foreign transfer staff
in the vehicles, contracts signed with tourist guides. The Didim BYK meeting was
held at the Didim Chamber of Commerce; the Erciyes BYK met at Kayseri Novotel
meeting hall, and the Yedigöller BYK met at the meeting hall of Bolu Köroğlu Hotel.
The total number of people who participated in the meeting in Bolu was 26 including all members of the Regional Executive Board, Provincial Culture and Tourism
Vice Manager, Mayor of Bolu Municipality, and the agency owners.
ORTA ANADOLU
BYK’dan
HABERLER...
• Orta Anadolu BYK bölgesinde “kaçak seyahat acentacılığı” faaliyetlerine ilişkin
ihbarları değerlendirmek için [email protected] adlı e-mail adresi
kullanılmaya başlandı.
• TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy, Ankara ofisini ziyaret ederek yeni oluşan
kurula tebriklerini sundu ve genel merkez ile işbirliği içinde çok başarılı işlere adım
atılacağına, beraberlik içerisinde çalışılacağına inandığını belirtti. Orta Anadolu
BYK Başkanı ile yapılan görüşmelerde bölgeye ait sorunlar paylaşıldı, çözüm
önerileri tartışıldı.
• BYK üyeleri olarak, bölge acentalar ofislerinde ziyaret ediliyor ve bu ziyaretlerde
tüm acentalarda yaşanan sıkıntılar ve beklentiler değerlendiriliyor.
• DEİK/TÜRK-KATAR İş Konseyi tarafından 26 Şubat’ta JW Marriott Hotel’de Katar
Ekonomi ve Ticaret Bakanı Şeyh Ahmed Bin Jassim Bin Mohammed Al Thani onuruna düzenlenen davete BYK Bölge Başkanı Ercan M. Durmuş katıldı.
• 5 Mart tarihinde yapılan olağan BYK toplantısına TÜRSAB Mali Müşaviri İsmail
Kökbulut da katıldı ve acentaların en büyük sıkıntılarından biri olan KDV ve diğer
mail konular hakkında bilgi aktardı.
• Orta Anadolu BYK üyeleri, kültür ve sanat etkinlikleri kapsamında, Bizum Hoca
filminin Panora AVM Cinemaximum’daki gala gecesine katıldı. Sinema ve tiyatro
sanatçısı Toprak Sergen ise BYK’yı ziyaret ederek turizm ve otelcilik konusunda
bilgi aldı.
• TÜRSAB tarafından çalışmaları sürdürülen “1618 sayılı Seyahat Acentaları ve
Seyahat Acentaları Birliği Kanunu revize çalışmaları” toplantısı 15 Mart tarihinde,
Özel TÜRSAB Ankara Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi’nde gerçekleştirildi. Bölge acentaları tarafından büyük bir ilgiyle izlenen toplantıda; T.C. Kültür ve
Turizm Bakanlığı Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğü Seyahat Acentaları Daire
Başkanı Duran Cona, Uzman Ertuğrul Yılmaz, TÜRSAB Yönetim Kurulu II. Başkanı
Firuz Bağlıkaya, TÜRSAB Avukatı Çağla Elhan ile Genel Merkez Danışmanı Ali
Rendan da yer aldı.
NEWS FROM THE CENTRAL ANATOLIA BYK
(Regional Executive Board)
• An email address [email protected] began to be used to evaluate
denunciations about the activities of the “illegal activities” in the Central Anatolia
region.
• TÜRSAB President Başaran Ulusoy, paying a visit to the Ankara office, congratulated the newly elected board, and stated they will take important steps on the
way to great success in a collaboration with headquarters. In interviews with the
Chairman of the Central Anatolian BYK, problems peculiar to the region were
addressed, and suggested solutions were discussed.
• BYK members visit regional agencies and during these visits to address troubles
and expectations inherent in all agencies.
• Ercan M. Durmuş participated at the invitation of FERB/TURK-QATAR BUSINESS
COUNCIL on February 26th at the JW Marriott Hotel in honor of Sheik Ahmed Bin
Jassim Bin Mohammed Al Thani, Qatar Economy and Commerce Minister.
.İsmail Kökbulut, Financial Advisor of TÜRSAB, participated in the regularly-scheduled BYK meeting which was held on March 5 and talked about VAT, one of the
biggest problems of the agencies, and other financial matters.
• Central Anatolia BYK members participated in premiere night for the movie
“Bizum Hoca” at Panora AVM Cinemaximum within the scope of culture and art
activities. Visiting BYK, actor Toprak Sergen was given information about tourism
and hotel management.
• A meeting for revision studies, which was conducted by the Central Anatolia
BYK, of “Travel Agencies and Travel Agencies Associations Law no 1618” was
held at Private TÜRSAB Ankara Anatolian Hotel Management and Tourism Vocational High School on 15 March. In this meeting, attended with great interest by
regional agencies, Duran Corna, Head of the Department of Investment and Management General Directorate, Travel Agencies in TR. Culture and Tourism Ministry,
Expert Ertuğrul Yılmaz, TÜRSAB Vice President Firuz Bağlıkaya, Çağla Elhan,
Lawyer at TÜRSAB and Ali Rendan, an Advisor at Head Quarters were present.
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 55
 Özgür Açıkbaş
h a b e r le r...
TÜRSAB
ACE of M.I.C.E ZİRVE SONA ERDİ
Yaklaşık 10 bin katılımcı tarafından ziyaret
edilen ve üç gün süren fuarda; paneller,
konferanslar ve çeşitli etkinlikler düzenlendi.
Turizm Medya Grubu tarafından düzenlenen, Türkiye ve Global
M.I.C.E sektörünün en büyük buluşmalarından biri olan ACE of M.I.C.E.
Exhibition, üç günlük yoğun bir programın ardından sona erdi.
Fuarı, süresince toplam 10 bin profesyonel katılımcının ziyaret ettiği
zirvede, Türkiye’de ilk kez uygulanan B2B (Business to Business)
yöntemi ile hizmet sağlayıcılar, profesyonel katılımcılarla görüşme fırsatı
buldu.
Fuarın son gününde, dünyanın kongre, toplantı ve etkinlik sektörünün
önderleri; “Türkiye’nin bu alanda dünyanın merkezi olabilmesi için”
yapılması gerekenleri tartıştılar.
VIP Turizm CEO’su Yasemin Pirinçcioğlu’nun moderatörlüğünde
“M.I.C.E. sektörü nereye gidiyor?”, MPI Türkiye Kulübü Başkanı
Handan Boyce moderatörlüğünde “Dünyada M.I.C.E. sektörünün
dünü ve bugünü” ve İstanbul Kongre Merkezi Genel Müdürü
Yusuf Çavdar’ın moderatörlüğünde ise “M.I.C.E. sektöründekilerin,
paydaşların birlik kurmasının gerekliliği” başlıklı paneller düzenlendi.
Panelde söz alan konuşmacılar özetle şunları söylediler:
TÜRSAB Genel Sekreteri Çetin Gürcün: “M.I.C.E. son 10 yılda çok
büyük bir ivme kazandı. TÜRSAB olarak sektörün bütün sorunlarıyla
ilgileniyoruz. Sektör disipline edilip, kontrol altına alınmalı. M.I.C.E.
sektöründeki tüm oyuncuların işlerini doğru yapması gerek. Sektörün
çok ciddi düzenlemelere ihtiyacı var ve herkesin mesleki yeterlilik
belgesi sahibi olması lazım”.
VIP Turizm CEO’su Yasemin Pirinçcioğlu: “Türkiye’de böyle bir etkinlik yapılması çok sevindirici. M.I.C.E. Türkiye’de 2000’li yıllarda konuşulmaya başlandı. M.I.C.E. aslında bir marka değil, endüstrinin iş yapış
şeklidir. Sektörün en büyük eksikliği itibar ve biz kendi itibarımızı
kendimiz almalıyız. İyiyim diyerek yola çıkarsak bu değişen dünyada
daha iyi olamayız”.
ACE of M.I.C.E.
SUMMIT CAME TO AN END
The panels, conferences and various activities,
which were held in the fair, lasted three days
and were attended by about 10 thousand
visitors.
ACE of M.I.C.E., held by Turizm Medya Grup, and
one of the biggest meeting of Turkey and Global ACE
of M.I.C.E. sector, came to and end after a 3 days of
intense activity.
In the summit, which was visited by about 10
thousand professional participants during the fair,
service providers found the opportunity to meet with
professional participants thanks to “B2B” (Business to
Business) method which was used for the first time in
Turkey. On the last day of the fair, leaders of congress,
meeting and the activity sector in the world, discussed
what should be done “to enable Turkey to become a
center of the world.”
Several panels such as “Where is ACE of M.I.C.E.
sector going?” moderated by Yasemin Pirinçcioğlu, VIP
Turizm CEO, “Yesterday and Today of M.I.C.E. sector
ICCA CEO’su Martin Sirk: ”ICCA küresel bir birliktir. Türkiye’de de birçok üyemiz var. Uluslararası
dernek sektöründe çok önemli bir yerde. Bu sektör
gittikçe büyüyor. Son 10 yılda pazar iki katından
daha fazla artmıştır. Başarılı olabilmek için derneklerin hedefleriyle uyumlu olmalısınız. Türkiye’nin
de büyük bir şansının olduğunu düşünüyorum.”
MCI Group, COO-IMEA (India, Middle East,
Africa), Sumaira Kamran Isaaos: “Dernekler hayatı
zenginleştirir, topluluk ve gönüllülük oluşturur.
Dernekler de trendlerden etkileniyor. Derneklerin en büyük korkuları; sponsor sağlayamama,
üyeleri tutamama ve katılımcı azlığı. Reklamları
yapıldıktan sonra toplantı ve etkinlikler daha çok
tanınıyor.”
SITE Global Başkanı Paul Miller: “Etkinlik, toplantı
veya kongre düzenleyip itibar kazanacaksınız ama
işin bir diğer yanında da teşvikler var. Teşvikleri anlamak için işin şahsi kısmını da anlamanız
lazım, yani insanları. İyimser olmalısınız.”
Renkli isimler panelist olarak katıldı
Fuarın ilk gününde markalar üzerine konferanslar
verildi. Etkinlik sektörünün önde gelen isimlerinin
panelist olarak katıldığı ilk günde, Eda Taşpınar
ve Onur Baştürk de “Akılcı Yaratıcılık Konsepti
ve Etkinlik Sektöründe Yansımaları” başlıklı
konferansta konuşma yaptı. Fuarın ikinci gününde
ise ilaç endüstrisi ve tıp uzmanlık dernekleri
“Pharma Buluşma” etkinliği adı altında bir araya
geldi. İkinci günün sonunda fuar ve etkinlik
firmalarının üst düzey yetkilileri RIXOS aşçıları ile
mutfağa girerek akşam yemeği hazırladılar. RIXOS
Otelleri Cluster Genel Müdürü Yusuf Çavdar,
Sipahiler’den Kerim Sipahiler, VIP Event CEO’su
Yasemin Pirinçcioğlu’nun da aralarında bulunduğu
yöneticiler mutfak etkinliğinde buluştu.
in the world” by moderated Handan Boyce, the Chairman of MPI (Meeting Professional International) Turkey Club,
and “Why shareholders in M.I.C.E. sector should establish unity?” moderated by Yusuf Çavdar, General Manager
of Istanbul Convention Center were held. What the speakers who took the floor at those panels said appears
below:
“M.I.C.E. gained a big momentum during the last ten years. We, as TÜRSAB are dealing with all problems of the
sector. The sector must be disciplined and controlled. All players of M.I.C.E. sector must fulfill their responsibilities. Our sector needs very serious regulations and everyone has to have a vocational competence certificate,”
said Çetin Gürcün, TÜRSAB General Secretary.
“Organizing such an activity in Turkey makes us very happy. M.I.C.E. began to be spoken in 2000s years in Turkey. M.I.C.E. in fact is not a brand, but a style relating to how the industry works. The biggest lack of our sector
is prestige, so what we have to do is to earn our prestige by ourselves. We cannot be better if we set off saying we
are good in this constantly changing world,” were the words of Yasemin Pirinçioğğlu, VIP Turizm CEO.
“ICCA (International Congress and Convention Association)” is a global entity. We have many members in Turkey
too. This sector is gradually getting bigger. Over the last ten years, this market expanded more than twofold. To
be successful, you need to work in compliance with the goals of your associations. I believe that this is the biggest
opportunity for Turkey.” said ICCA CEO Martin Sirk.
MCI Group, COO-IMEA (India, Middle East, Africa) Sumaira Kamran Isaaos: “Associations enrich life, create communities and volunteerism. Associations are being affected by the trends too. The biggest fears of the associations
are not being able to find a sponsor, keeping their members and losing participants. After an effective promotion,
meetings and activities are getting much better known.”
SITE Global Chairman Paul Miller: “Yes, you will gain prestige by organizing activities, meetings or congresses,
but there are promotions on the other side of the coin. To understand what promotions are, you need to understand the individual parts; You must be optimists.”
Some popular names participated as panelists
At the first day of the fair, conferences were given about the brands. At this first day on which some leading
names of the activity sector participated as panelist, Eda Taşpınar and Onur Baştürk made speeches at the conference titled “Rational Creativity Concept and Its Reflections on the Activity Sector.”
As for the second day of the fair, associations of medicine specialists and drug industries convened an organization titled “Pharma Meeting.” At the end of the second day, high ranking authorities of the fair and participating
companies, prepared dinner going to the kitchen with RIXOS cooks. Several administrators such as Yusuf Çavdar,
General Manager of RIXOS Hotels Cluster, Kerim Sipahiler from Sipahiler, VIP Event CEO Yasemin Pirinçcioğlu
were amongst those who met in the kitchen activity.
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 57
TÜRSAB
3. Dünya Türk Forumu
Edirne’de düzenleniyor
 TÜRSAB Arşivi
h a b e r le r...
Türk-Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Edirne
Valiliği tarafından organize edilen 3. Dünya Türk Forumu,
28-30 Mayıs 2014 tarihleri arasında Edirne’de düzenlenecek.
Dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan Türkleri, Türk dünyası
temsilcilerini ve değişik ülkelerde faaliyet gösteren çeşitli Türk
sosyal hareket ve sivil inisiyatiflerini sosyal, kültürel ve ekonomik
konular çerçevesinde bir araya getirmeyi hedefleyen forum,
Dışişleri Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından da
destekleniyor.
TASAM tarafından Türk dünyasında işbirliği sürecinin gelişimine
katkı sağlamak amacıyla bu yıl üçüncüsü düzenlenen Dünya
Türk Forumu’nun iki ana temasından biri “Türk Cumhuriyetleri;
Kültür Diplomasisi ve Turizm” olarak belirlendi.
Buna göre hazırlanan programda “Türk Cumhuriyetleri; Kültür
Diplomasisi ve Turizm” ana başlığı altında “Kültür Diplomasisi;
Yeni Araçlar ve Modeller, Kültür Diplomasisi ve Turizm
Perspektifleri, Turizmde İkili ve Çok Taraflı İşbirliği, Turizmde
Devlet Dışı Aktörler; Proaktif Öneriler” gibi alt başlıklar
tartışılacak. Forumun ikinci temel başlığı ise “Türk ve Ermeni
Diasporaları; Kamu Diplomasisi: Fırsatlar ve Riskler” adını
taşıyor. Bu bölümde “Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne
Türk-Ermeni ilişkilerine Tarihsel Bakış, Türk-Ermeni İlişkilerinde
Mevcut Durum, Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Türk-Ermeni
Diasporaları Entelektüel Diyaloğu; Proaktif Perspektifler,
Üçüncü Tarafların Türk-Ermeni Sorunu Karşısındaki Tutumları:
Nedenler ve Sonuçlar” isimli alt başlıklar yer alıyor. Edirne’de
düzenlenecek toplantılar sırasında Forum’un Akil Kişiler
Kurulu’nun ikinci toplantısını yapması da planlanıyor. Forum’un
Akil Kişiler Kurulu’nda şu isimler yer alıyor:
Prof. Dr. Ahat Andican (İstanbul Üniversitesi Öğr. Üyesi, Türk
Dünyasından Sorumlu Devlet Eski Bakanı), Prof. Dr. Emine
Gürsoy Naskali (Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi), Prof.
Dr. Hakkı Keskin (Almanya Türk Toplumu Onursal Başkanı,
Almanya), Prof. Dr. Kadırali Konkobayev (Kırgız-Türk Manas
Üniversitesi Öğretim Üyesi, Kırgızistan), Prof. Dr. Onur Bilge
Kula (Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi, Kültür ve Turizm
Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayınlar Gn. Md.), Prof. Dr. Vamık
Volkan (Virginia Üniversitesi Zihin ve İnsan İlişkileri Merkezi,
ABD), Dr. Veyis Güngör (Avrupalı Türk Demokratlar Birliği
Başkanı, Hollanda), Büyükelçi Halil Akıncı (Türk Konseyi Genel
Sekreteri), Hakkı Atun (Yakın Doğu Üniversitesi Öğretim Üyesi,
KKTC Eski Başbakanı), Anar Rızayev (Yazarlar Birliği Üyesi,
Azerbaycan), Olcas Süleymenov (UNESCO Kazakistan Daimi
Temsilcisi, Yazar, Kazakistan), Prof. Dr. Nadir Devlet (İstanbul
Ticaret Üniversitesi).
Geçen yıl forumda kararlaştırıldığı üzere bu yıl aynı zamanda
Kızıl Elma Ödülleri’nin ilki de gerçekleştirilecek. Forum’un ikinci
günü olan 29 Mayıs 2014 akşamı, on ayrı dalda düzenlenen
ödüller, özel bir törenle sahiplerini bulacak.
The 3rd World Turkish Forum is being held in
Edirne
The 3rd World Turkish Forum organized jointly by the Turkish Asian Center for Strategic Studies (TASAM) and the Edirne
Governorship will be held in Edirne between 28-30 May in 2014.
Supported by The Ministry of Foreign Affairs and Culture and
Tourism Ministry, the forum aims to gather Turks living in various
countries of the world, representatives of the Turkish world and
Turkish oriented social movements and civil initiatives actively
working in different countries all over the world to discuss social,
cultural and economic issues.
One of two themes of the 3rd World Turkish Forum, organized to
improve the process of cooperation the Turkish World, is “Turkic
Republics and Cultural Diplomacy and Tourism.” under which
the following will be discussed: Cultural Diplomacy, New Instruments and Models, Cultural Diplomacy and Tourism Perspectives,
Mutual and Multilateral Cooperation in Tourism, Non-State Actors
in Tourism, and Proactive Suggestions.
The second main theme of the forum is: “Turk and Armenian Diasporas; Public Diplomacy: Opportunities and Risks” In which the
following will be discussed: A Historical Review of Turk-Armenian
Relations from the Ottoman Empire to the Turkish Republic; The
Present Situation in Turk-Armenian Relations; Problems and
Suggested Solutions; An Intellectual Dialog between Turk and Armenian Diasporas; Proactive Perspectives; Third Parties’ Stance
on the Turk-Armenian Problem: Reasons and Results. During the
meetings in Edirne, the second meeting of the Wise Men Council is
being planned to be held in the Forum.
The members in the Wise Men Council are: Prof. Dr. Ahat Andican
(İstanbul University Academician and Former Minister in Charge
of Turk World), Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali (Marmara University Academician), Prof. Dr. Hakkı Keskin (Honorary President
of Germany Turkish Society), Prof. Dr. Kadırali Konkobayev
(Kyrgyz-Turk Manas University Academician, Kyrgyzstan), Prof.
Dr. Onur Bilge Kula (Hacettepe University Academician, and
General Director at Culture and Tourism Ministry Libraries and
Publications), Prof. Dr. Vamık Volkan (Virginia University, Mind
and Human Relations Center, USA), Dr. Veyis Güngör (Chairman
of Association of European Turkish Democrats, Holland), Ambassador Halil Akıncı (Turkish Council General Secretary), Hakkı
Atun (The Near East University Academician and KKTC or Turkish
Republic of Northern Cyprus’s Former Prime minister), Anar
Rızayev (a member of the Writers’ Association, Azerbaijan), Olcas
Süleymanov (UNESCO Permanent Representative of Kazakhstan,
Writer, Kazakhstan), Prof. Dr. Nadir Devlet (İstanbul Commerce
University)
As decided in last year’s forum, the first Red Apple Awards
ceremony will be conducted this year. In a special ceremony on
the evening of May 29 2014, the second day of the Forum, awards
designated at 10 different branches will find their new owners.
EXPO
ICF AIRPORT
ANTALYA İLE İŞBİRLİĞİ
A COOPERATION WITH ICF AIRPORT ANTALYA
EXPO 2016 Antalya Ajansı Genel Sekreteri Selami Gülay,
Türkiye’nin yanı sıra Almanya, Rusya, Peru gibi ülkelerde havalimanlarını işleten ICF Airports firması yetkilileri ile toplantı
düzenledi. ICF Airports Yönetim Kurulu Üyesi Yaşar Döngel ve
Abdullah Keleş, Genel Müdür Dirk Schusdziara ve diğer yetkililerin katıldığı toplantıda, EXPO 2016 Antalya’nın tanıtımına
yönelik yapılabilecek çalışmalar ele alındı.
EXPO 2016 Antalya hakkında bilgi veren Genel Sekreter Selami Gülay, tanıtımın bu tür organizasyonlar için çok önemli
olduğunu söyledi.
h a b e r le r...
A meeting to discuss projects oriented towards the introduction of
EXPO 2016 Antalya was held with ICF Airports administrators. Selami
Gülay, the Secretary General of EXPO 2016 Antalya Agency, held
a meeting with ICF Airports representatives who operate airports in
countries such as Germany, Russia and Peru, as well as Turkey. At
the meeting - attended by Yaşar Döngel, Abdullah Keleş the Board
Members of International Coach Federation (ICF) Airports, General
Director Schusdziara and other authorities - works oriented to
introducing EXPO 2016 Antalya were addressed.
While informing the attendees about EXPO 2016 Antalya, General
Secretary Selami Gülay stated that promotion was very important for
this kind of organization.
TURİZMCİLER EXPO İÇİN TOPLANDI
EXPO tanıtımına
VIP destek
EXPO 2016 Antalya tanıtımları şehrin
değişik noktalarında, yapılan düzenlemelerle devam ediyor. Belediyelerin
başlattığı yeşil alan düzenlemelerinden
sonra Antalya Havalimanı’nın işletmecisi ICF Airports Antalya firması, devlet
protokolünün kullandığı VIP Giriş-Çıkış
terminalinin önünde bulunan yeşil
alanı EXPO 2016 Antalya logosu ile
süsledi.
Tur operatörleri, turizm acentaları ve otel yöneticilerinin katıldığı toplantıda, EXPO 2016
Antalya ile ilgili turizmcilerin görüşleri alındı. Antalya Vali Yardımcısı Recep Yüksel
başkanlığında düzenlenen toplantıya, EXPO 2016 Antalya Ajansı Genel Sekreteri Selami
Gülay, TÜROFED Başkanı Osman Ayık, AKTOB, TÜRSAB yöneticileri, tur operatörleri ve
turizm acenteleri katıldı. EXPO 2016 Antalya Ajansı Genel Sekreterliği’nde düzenlenen
toplantıda, turizmciler EXPO 2016 Antalya ile ilgili görüş ve önerilerini sundu.
Toplantıda konuşan Vali Yardımcısı Recep Yüksel, turizmcilerin görüş ve önerilerinin
kendileri için önemli olduğunu söyledi. EXPO 2016 Antalya için 2 yıldan fazla bir zaman
olduğunu ve bunun da yeterli olduğunu belirten Yüksel, “EXPO 2016 Antalya’ya kadar,
EXPO sırasında neler yapılması gerektiği konusunda fikirlerinizi almak istiyoruz” dedi.
 Expo Arşivi
TOURISM PROFESSIONALS MEET FOR EXPO
The meeting was attended by tour operators, tourism agencies and hotel managers.
Tourism professionals’ views about EXPO 2016 Antalya were addressed. At the meeting, headed by Antalya Vice Governor Recep Yüksel - Selami Gülay, the Secretary General of
EXPO 2016 Antalya Agency, TÜROFED President (Turkish Hoteliers Federation) Osman
Ayık, AKTOB (Mediterranean Tourist Hotel Owners and Operators Association) and
TÜRSAB administrators, tour operators and tourism agencies were amongst those who
made presentations. Tourism professionals presented their views and suggestions relating
to EXPO 2016 Antalya at the meeting held in the EXPO 2016 Antalya Agency General
Secretary’s hall. In his speech, Vice Governor Recep Yüksel articulated that tourism
professionals’ views and suggestions were important. Stating that there was more than 2
years to go till EXPO 2016 Antalya, and that it was sufficient time, Mr. Yüksel continued
his speech saying: “we would like to hear your opinions about what should be done until
and during EXPO 2016 Antalya.”
VIP Support for EXPO introduction
EXPO 2016 Antalya introductions are
on–going, with arrangements being
made at different spots in the city.
After the green area arrangement
initiated by the Municipality, the ICF
Airports Antalya firm (that operates
Antalya Airport) decorated the green
area in front of the VIP terminal with
the EXPO 2016 Antalya Logo.
EXPO 2016 ANTALYA
TİŞÖRTLERİYLE KOŞTULAR
EXPO 2016 Antalya’nın katkılarıyla düzenlenen Runtalya’ya vatandaşlar yoğun ilgi
gösterdi, koşulara çok sayıda genç katıldı.
Minik Adımlar, Yüksek Topuklar ve Halk
Koşusu’nun yapıldığı ikinci günde, alanı
dolduran binlerce kişiye EXPO 2016 Antalya Gönüllüleri tarafından şapka ve tişört
dağıtıldı. Oluşturulan standta Türkiye’de
düzenlenecek ilk Expo hakkında bilgi
verilirken, dağıtılan tişört ve şapkaları giyen
vatandaşlar alanda renkli görüntüler oluşturdu. Yarışmacılar üç ayrı etapta dereceye
girebilmek için kıyasıya yarıştı.
RUN WITH EXPO 2016 ANTALYA
T-SHIRTS
The people of Antalya showed great interest
in “Runtalya” which was held as an EXPO
2016 event, and many young people
joined in the running. T-Shirts and hats
were distributed by EXPO 2016 Antalya
Volunteers to the thousands of people who
swarmed into the square on the second
day when the “Tiny Steps”, “High Heels”
and “People’s Runs” were held. While
giving information about the EXPO, which
will be held for the first time, at the info
desk countrymen wearing t-shirts and the
hats, formed colorful images. Contestants
competed hotly with each other to be
placed in the rank.
EXPO DelegatIon Is In Italy
EXPO HEYETİ İTALYA’DA
EXPO 2016 Antalya heyeti İtalya’ya düzenlenen ve üç gün süren gezide Avrupa’nın önde gelen 3 büyük
fidan ve ağaç firmasını ziyaret etti. Seyahate, EXPO 2016 Genel Sekreteri Selami Gülay, Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığı Bahçe Bitkileri Araştırmaları Daire Başkanı Necdet Kaplan, EXPO 2016 Antalya Projesi
Müşavir Firma yetkilileri ve akademisyenler ile bitkilendirme ihalesini alan firma yetkilileri katıldı. Gezide
İtalya’nın Sicilya Adası ve Floransa bölgelerinde faaliyet gösteren Avrupa’nın en büyük üç firmasında bitki ve
ağaç incelemesi yapıldı. Gezinin Sicilya bölümünde, heyeti ziyaret eden Türkiye Fahri Konsolosu Domenico
Romeo’ya EXPO 2016 Antalya’nın sembol çiçeği Şakayık hediye edildi. EXPO 2016 Genel Sekreteri Selami
Gülay, alanlarında yetkin ve uzman kişilerle katıldıkları inceleme ve araştırma gezisinin son derece verimli
geçtiğini söyledi. Bitkilendirme ihalesinin yapıldığını ve çok yakın bir zamanda ağaçlandırmanın başlayacağını belirten Selami Gülay, şu andan itibaren en önemli konunun alana dikilecek ağaçların sağlıklı olması ve
dikiminin sağlıklı yapılması olduğuna vurgu yaptı. EXPO 2016 Antalya alanının bitkilendirme ihalesini alan
Mim Doğal Kaynaklar şirketi yetkilileri de alana dikilecek ağaçlarla ilgili inceleme ve araştırmalarının sürdüğünü, çok yakın bir zamanda alımlara ülke içinden ve ithalat yoluyla başlayacaklarını belirtti.
An EXPO 2016 Antalya delegation paid a visit to the 3
leading sapling and tree companies in Europe during a
3-days trip to Italy. Selami Gülay, the Secretary General
of EXPO 2016 Antalya Agency; Necdet Kaplan, Head of
Department of Garden Plants Research at the Ministry
of Food Agriculture and Livestock; EXPO 2016 Antalya
Project Adviser Firm authorities and academics as well as
authorities of firms who won the tender for planting were
amongst those who participated in the Italy trip. Within the
scope of this excursion, a plant and tree examination was
conducted at Europe’s 3 biggest horticultural companies
who are active in Sicily and Florence. On the Sicily leg
of this trip, the peony, the flower symbol of EXPO 2016
Antalya, was presented to Domenico Romeo the Consular
Agent to Turkey, who visited the Delegation.
Selami Gülay, the Secretary General of EXPO 2016
Antalya Agency, remarked that this survey and investigative
mission - also participated in by field experts - was
extremely fruitful. After stating that the planting tender was
announced and the planting process would be initiated
very soon, Mr. Selami Gülay highlighted that the most
important issue was the trees to be planted in the area and
that the planting process should be carried out healthy.
Authorities of the Mim Doğal Kaynaklar (Mim Natural
Resources) Company, who won the tender, stated that the
survey and the search for trees to be planted in the area
was underway, and that they would start purchasing the
trees both domestically and abroad.
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 61
THY
GÖKYÜZÜNDE TTNET KALİTESİ
Türk Hava Yolları, Türkiye’nin lider internet şirketi TTNET ile kapsamlı
bir işbirliğine imza attı. Bu anlaşma ile gerekli altyapıya sahip uçaklarda
sunulan internet hizmeti TTNET WiFi Fly ile sağlanacak. Türk Hava
Yolları Genel Müdürü Doç. Dr. Temel Kotil yaptığı açıklamada "Türk
Hava Yolları, faaliyete geçirdiği yeniliklerle küresel havacılık platformundaki etkin pozisyonunu pekiştiriyor." diyerek Türk Hava Yolları'nın
vizyonuna vurgu yaptı.
TTNET QUALITY IN THE SKY
h a b e r le r...
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Kurul Başkanı
Dr. Tayfun Acarer, Türk Hava Yolları Genel Müdürü
Doç. Dr. Temel Kotil, TTNET Genel Müdürü Abdullah Orkun
Kaya.
Information and Communication Technologies Authority
Chairman of the Board Tayfun Acarer, Ph.D., Turkish Airlines’
President & CEO Temel Kotil, Ph. D., TTNET Chairman of the
Board Abdullah Orkun Kaya.
Turkish Airlines has signed a comprehensive collaboration with
Turkey’s leading internet provider, TTNET. Under the agreement,
internet service on aircraft equipped with the requisite infrastructure
will be provided by TTNET WiFi Fly. In a statement he made regarding
the agreement, Turkish Airlines’ President & CEO Temel Kotil, Ph.D.,
emphasized airline’s vision, saying, “Through the innovations it is
introducing, Turkish Airlines is effectively positioning itself in the global
aviation market."
SANATA TAM DESTEK
Mart ayında iki büyük etkinlik,
İstanbul'da sanatseverler ile buluşuyor. Haklı bir üne sahip Blues Brothers filmlerinin unutulmaz şarkılarını
West End versiyonu ile günümüze
taşıyan Blues Brothers Approved ve
45 yıllık tarihi ile Rus Bale tarihinin
en seçkin topluluğu olan Yacobson
Balesi, Türk Hava Yolları'nın sponsorluğuyla Mart ayında TİM Show
Center'da izleyicilerin karşısına
çıkıyor.
Abdullah Kiğılı (Kiğılı), E. Ali Bilaloğlu (Doğuş Otomotiv), Dr. Suphi Ayvaz (Ezcacıbaşı),
Remzi Gür (Ramsey), Hüsnü Akhan (Doğuş Holding), Derya Kumru (Denizbank), Onur
Soysal (Mates Grup), Ahmet Said Kavurmacı (Aydınlı Grup), Cem Hakko (Vakko), Hamdi
Topçu (Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı), Dr. Erdal Karamercan
(Eczacıbaşı), Mehmet Tütüncü (Yıldız Holding).
Abdullah Kiğılı (Kiğılı), E. Ali Bilaloğlu (Doğuş Automotive), Dr. Suphi Ayvaz (Ezcacıbaşı), Remzi
Gür (Ramsey), Hüsnü Akhan (Doğuş Holding), Derya Kumru (Denizbank), Onur Soysal (Mates
Group), Ahmet Said Kavurmacı (Aydınlı Group), Cem Hakko (Vakko), Hamdi Topçu (Turkish
Airlines’ Chairman of the Board and of the Executive Committee), Dr. Erdal Karamercan
(Eczacıbaşı), Mehmet Tütüncü (Yıldız Holding)
 THY Arşivi ve Shutterstock
İŞ DÜNYASINDAN ZİYARET
İş dünyasının önemli isimleri, Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Hamdi Topçu'nun davetiyle öğle yemeğinde buluştu. Türk Hava Yolları'nın bugünkü
konumu ve gelecek planları hakkında bilgilerin verildiği yemeğin ardından, iş adamları uçuş simülatöründe kaptan koltuğuna oturarak keyifli zamanlar geçirdi. Ardından
kabin eğitim merkezinde kabin içi eğitimlere yönelik bilgilendirme alarak tatbikatlara
katıldılar.
VISIT FROM THE BUSINESS WORLD
Prominent figures from the business world came together recently at a luncheon hosted
by Turkish Airlines’ Chairman of the Board and of the Executive Committee Hamdi
Topçu. After the luncheon, at which guests were briefed about Turkish Airlines’ position
today and future plans, the businessmen spent an enjoyable time sitting in the captain’s
seat of a flight simulator. They were then briefed about inflight training at the inflight
training center and took part in drills.
FULL SUPPORT FOR ART
Two major events are coming to
Istanbul art lovers in March. Blue
Brothers Approved, which brings
the unforgettable songs of the justly
famous Blues Brothers films to our
day in a West End version, and the
Yacobson Ballet, Russian ballet’s
most elite troupe with its 45-yearhistory, are coming to audiences at
the TIM Show Center in March with
Turkish Airlines sponsorship.
LOUNGE ISTANBUL
MİSAFİRLERİNİ BEKLİYOR
LOUNGE ISTANBUL
AWAITS GUESTS
Türk Hava Yolları’nın artan yolcu sayısına paralel olarak
3500 m2 alana oturan salona 2400 m2’lik ilave bir alan
kazandırıldı. Yapımı 2,5 ay gibi kısa bir sürede tamamlanan ilave salonla birlikte Lounge İstanbul aynı anda
1030 kişiye hizmet verebiliyor. Osmanlı ve Selçuklu
mimarisinin en güzel detaylarıyla donatılan Turkish
Airlines Lounge Istanbul'da özel dekorasyonu ile sokak
görünümü kazandırılmış çay bahçesinde simit ve çay
ikilisinin lezzetine varmak, minyatür bir İstanbul prototipi üzerinde araba yarışı yapmak, oyun konsollarında
en yeni oyunları deneyimlemek, son teknoloji ürünü
bir golf simülatörü ile golf heyecanı yaşamak mümkün. Bu eğlenceli aktivitelerin yanı sıra Türk ve dünya
mutfağının nadide lezzetleri de Turkish Airlines Istanbul
Lounge'da misafirlerin beğenisine sunuluyor.
In parallel with its increasing passengers
numbers, Turkish Airlines has added a
new 2,400-square-meter area to its existing
3,500-square-meter lounge. With the addition
of the new area, which was completed in the
short space of two and a half months, Lounge
Istanbul will be able to simultaneously serve
1,030 people. You can enjoy tea and a simit in
the tea garden, which has been given a street
view through special decor, take part in an automobile race on a miniature Istanbul prototype, try out new games on the game consoles,
and experience golf excitement on a high-tech
golf simulator — all at Turkish Airlines Lounge
Istanbul, which has been furnished with the finest details of Seljuk and Ottoman architecture.
In addition to all these enjoyable activities, the
most outstanding dishes of Turkish and world
cuisine are also on offer to guests at Turkish
Airlines Lounge Istanbul.
TURKISH AIRLINES LOUNGE HATAY AÇILDI
Hatay'ın taş evlerinden ilhamla tesis edilen "Turkish Airlines Lounge Hatay",
yurt içi ve aktarmalı olarak yurt dışına yolculuk yapmakta olan Business, Elite
Plus, Elite, Classic Plus ve Star Alliance Gold Kart sahibi yolculara zengin
ikram çeşitleri, konforlu dinlenme ortamı, ofis ve internet donanımıyla uçuş
deneyimlerini daha da kolaylaştıracak her türlü rahatlığı sunuyor.
TURKISH AIRLINES LOUNGE NOW OPEN IN HATAY
Inspired by Hatay’s characteristic stone houses, Turkish Airlines Lounge Hatay
offers Business, Elite Plus, Elite, Classic Plus and Star Alliance Gold Card
holder passengers traveling either in Turkey or abroad with a layover in Hatay
everything in the way of comfort to make their flying experience easier thanks
to a rich array of refreshments and a restful environment as well as office and
internet services.
TÜRSAB DERGİ | NİSAN 2014 63
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
3
File Size
6 758 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content