close

Enter

Log in using OpenID

4SÜPER - aXmag

embedDownload
DS DIVINE
4
SÜPER
TEST
VW Golf GTI › MAZDA3 1.5L SkyActive Power ›
VW Polo 1.2 › HYUNDAI Elantra 1.6 CRDi Otomatik
“
Güzel otomobiller güzel Paris!
ız günler hem
Bu sayıyı yayına yetiştirmeye çalıştığım
k geldi. Otootomobil hem Kurban Bayramı’na den
in sergilendiği
mobil bayramı 200’e yakın yeni model
biteni sonraki
Paris Motor Show’daydı. Orada olan
Kurban edilen
sayfalarda detaylarıyla göreceksiniz.
da aralarında
hayvanlara davranıldığı kadar olmasa
rına nedenini
bizim de olduğumuz bazı basın mensupla
adı, dünyanın
anlayamadığımız şekilde pek iyi davranılm
gelmedi. Bülten
en önemli otomobil fuarı için davet bile
a karşılık dayolluyorlar ya, nasıl olsa kullanıyorlar! Bun
ayan
vetkar bazı markalar artık otomobilden anl
izin şaşırtıcı bir
anlamayan, yetkin olan olmayan demeks
konuk listesiyle gezi turları düzenledi.
için bizler yine
Dert değil, internet çağında yaşadığımız
sizn “turistler”
de fuarda olan biteni aktarabiliriz ama
Temsil ettiğiniz
gördüklerini doğru anlayacaklar mı?
eyecek mi?
markalar “Kim bu gezdirdikleriniz?” dem
temleri hangi
Eğlence güzel de modern pazarlama yön
ıtlı imkanlarla
markaya pozitif etki yapıyor? Biz de kıs
dergi yapmaya çalışıyoruz işte...
ps-Elysees de
Olsun Eyfel Kulesi de güzeldir, Cham
öyle... Aman görmeyen kalmasın!
YAYIN YÖNETMENİ
Süreyya İZGİ
MOTORSPORLARI EDİTÖRÜ
Fatih YURDATAPAN
FOTOĞRAF EDİTÖRÜ
Ali AKSIN
GÖRSEL YÖNETMEN
Metin YILMAZ
YAZARLAR
M.Ali SADE, Oytun IŞLAR
PHP Developer
Emin ZEYBEK
Yıl: 2
Sayı: 20
Gelecek ay görüşmek üzere.
Süreyya İZGİ
Yayın Yönetmeni
Ofis: Çayırbaşı Caddesi
Kırklar Sokak No: 15 Büyükdere,
Sarıyer / İSTANBUL
212 218 10 89
[email protected]
http://www.e-motoring.com
https://www.facebook.com/uniqdergi
http://twitter.com/emotoring
e-motoring magazine › ekim 2014
ûimdi al
Mart ·te
öde!
0 78
% ,
faiz oran×
HOT NEWS
Volkswagen dört koldan atakta
VW, Paris otomobil Fuarı’nda dört yeni modelinin ilk gösterimini yaptı: Yeni Passat ve hibrid versiyonu Passat GTE, Polo
GTI, her türlü yol şartlarına elverişli sürüş dinamiklerine sahip
dört çeker Golf Alltrack ve XL1 konseptinden geliştirilen XL
Sport… Markanın 45 yıllık modeli Passat; yeni motoru, daha
hafif gövdesi, bilgi-eğlence sistemleri ve geliştirilen sürüş
destek sistemleriyle ilk kez sergilendi. Passat, 120 HP ile 280
HP arasında değişen 10 farklı TDI ve TSI motorla sunuluyor.
İlk kez tanıtılan Passat GTE ise bir VW hibridi. 115 HP güç
üreten, plug-in hibrid bir lityum-iyon bataryanın beslediği
elektrik motoru ile 156 HP’lik 1.4 lt TSI motorun birleşimiyle
218 HP’lik karma güce sahip Passat GTE, 1000 km’nin üzerinde sürüş menzili sağlıyor. Sadece elektrikli sürüşle 50 km’lik
menzile sahip Passat GTE, 400 Nm maksimum torka sahip.
Dördüncü nesil Polo GTI, yeni 1.8 lt’lik TSI motoruyla 192 HP
güç üretiyor, 6.7 saniyede 100 km/s hıza ulaşabiliyor ve 236
km/saat maksimum hıza sahip. 320 Nm tork üreten Polo GTI,
6 ileri manuel veya 7 ileri DSG şanzımanla alınabiliyor. VW,
yakıt tasarrufu anlamında dünyanın en verimli otomobil olan
XL1 modelini baz alarak geliştirdiği ve 270 km/s hıza sahip
200 HP’lik konsept model XL Sport’u da tanıttı. Dünyanın en
güçlü iki silindirli motosikleti Ducati 1199 Superleggera’nın V2
motorunun kullanıldığı XL Sport’da 7 ileri DSG şanzıman yer
alıyor. Ducati motoru, bu spor konsepti sıfırdan 100 km/s hıza
5.7 sn’de ulaştırıyor. Bir diğer VW yeniliği ise off-road kıyafetli
Golf Alltrack oldu. Standart Golf’e göre yerden 20 mm daha
yüksek olan araç, 1.8 lt TSI 180 HP, 1.6 lt TDI 110 HP ve 2.0
lt TDI 150 HP’lik motorlara sahip.
Jeep Avrupa safarisinde!
İtalyan vatandaşlığına geçen (!) Jeep, Paris’te yeni
modelleri Renegade ve Cherokee’nin yanında Grand
Cherokee ve Wrangler modellerinin özel serilerini sergiliyor. Jeep’in 100’den fazla ülkede satışına başlanan
küçük SUV modeli Renegade, Opening Edition, Trailhawk ve Limited, yenilenen Cherokee modeli ise Trailhawk ve Limited versiyonlarıyla fuarda yerini alırken;
sınırlı sayıda üretilen Grand Cherokee SRT Red Vapor
özel serisi ile yine belirli bir sayıda üretilen Wrangler
X serisi de Paris Otomobil Fuarı’nda Avrupalı otomobilseverlerle buluştu.
e-motoring magazine › ekim 2014
Ve Citroën, DS’yi yeniden yarattı
Citroën Paris Otomobil Fuarı’nda yeni C1’den geliştirilen aktivite aracı Urban Ride modelini öne çıkarırken özellikle C4
Cactus’ten geliştirilen Airflow konseptiyle çok sükse yaptı. Ama asıl bomba Citroën markasının premium markası olarak
yeniden tanımlanan DS markası idi. Fuarda DS4 ve DS5’in yanısıra DS Divine konsepti çok dikkat çekti. Citroën’in DS modelleri hakkında ipucu veren yeni DS Divine, 4.21 metre uzunluğunda, 1.98 metre genişliğinde, 1.35 metre yüksekliğinde ve DS3
den esinlenmiş lazer sequential sinyalizyon ön farlara sahip. Citroën DS Divine konseptinin BMW kökenli 1.6 litre hacimli THP
motoru, 6000 d/d’de 270 HP güç, 330 Nm maksimum tork üretiyor. Yarı otomobil, yarı moda ikonu olarak nitelenen DS Divine
konseptinin içi, Hyper-typage adı verilen konseptin eseri. Swarovski kristal taşlı ve eşsiz mücevherlerin kullanılacağı kokpit ve
kabin “süsleri”, sadece 15 dakika içinde değiştirilebiliyor. Dijital teknolojilerle donatılan Divine, gösterge tablosu ise direksiyonun
önünde 10.5 inçlik holografik bir HD ekran olacak! Konseptin koltuklarıysa anilinle özel olarak işlenmiş deri kaplı olacak.
Ford’da Max’imum yenilenme
Ford’un Paris’teki en önemli yenilikleri, tamamen baştan yaratılan C-Max ve S-Max oldu. Ailelerin daha konforlu yolculuklar
gerçekleştirmesi için akıllı çözümler sunan C-Max modelleri, akıllı bagaj kapağı ile donatılarak sınıfında bir ilki gerçekleştiriyor.
Yeni C-Max ve Grand C-Max’te ayrıca paralel park yanında dikey olarak park etmeye de imkân tanıyan gelişmiş otomatik park
sistemi ve 50 km/s’ye kadar hızda çalışan geliştirilmiş aktif şehir içi güvenlik sistemi sunuluyor. C-Max ve Grand C-Max modelleri,
versiyona göre, 1.0 lt EcoBoost (100 ve 125 HP), 1.5 lt EcoBoost (150 ve 182 HP), 99 g/km CO2 emisyonu sunan 1.5 lt 95 HP
TDCI, 1.5 TDCI 120 HP ve 2.0 lt TDCI seçenekleriyle sunulacak. 32 farklı kombinasyonda katlanabilen koltuklara sahip kabinde
Ford’un aktif masaj fonksiyonuna sahip ve segmentinde ilk kez sunulan ısıtmalı ve soğutmalı Ford ‘Multi-Contour’ koltuklar mevcut. Yeni S-Max, 1.5 lt 160 HP EcoBoost benzinli, 2.0 lt 240 HP EcoBoost benzinli ve 2.0 lt TDCI 180 HP turbo dizel motorlarla
sunulacak.
e-motoring magazine › ekim 2014
HOT NEWS
2 Serisi artık üstsüz
BMW, Par is Otomobil Fuarı’nda yenilik olarak X5’in paralelinde
yenilenen X6’nın yanında 2 Serisi’nin cabrio versiyonuyla yer
aldı. Dört kişilik yapısıyla dikkat çeken ve şimdiye kadar 130 bin
adetten fazla satılan 1-Serisi Cabrio’nun yerini alacak olan yeni
model, üstü açık durumdayken ‘tekne güvertesi’ görünümüyle
dikkat çekiyor. Birçok rakibinin aksine üç renk seçeneğine
sahip olan kumaş tavanı tercih eden 2-Serisi Cabrio, 50 km/s
hızla giderken 20 sn’de üstünü açabiliyor. Fuarda ayrıca BMW
standında elektrikli coupe i8, yeni dört silindirli dizel motor
seçeneğiyle 5 Serisi de ziyaretçilerle buluştu.
Yeni Fabia Skoda’yı
uçuracak
Çek üretici Skoda, tamamen yenilediği Fabia Hatchback ve Fabia
Combi‘nin örtüsünü Paris Motor Show’da kaldırdı. Modern, dinamik
ve çarpıcı tasarımıyla Paris’te ilk kez dünyanın karşısına çıkan
Fabia Hatchback ve Fabia Combi, üçüncü neslinde üst sınıf otomobillerde rastlanabilecek güvenlik ve konfor donanımlarının yanı sıra çevre dostu özellikleriyle de iddialı. Hatchback versiyonundaki 330 litrelik bagaj hacmi, sınıfının en genişi. Fabia Hatchback’in, 2015 yılının ilk çeyreğinde Türkiye’de satışa sunulması
planlanıyor. Octavia’dan sonra Skoda’nın en çok satan ikinci modeli olan ve 1999 yılında piyasaya çıktığından bu yana dünya
çapında yaklaşık 3.5 milyon adetlik satışa ulaşan Fabia, kalitesiyle sınıfının en popüler araçlarından biri olurken, üçüncü nesliyle
standartları yeniden belirleyecek. Markaya yeni müşteriler de kazandırması hedeflenen yeni Fabia, Skoda’nın uluslararası pazarlardaki gelişme stratejisinin daha da güçlenmesine katkı sağlayacak.
SEAT Leon X-Perience’ın örtüsünü açtı
SEAT, Ibiza’nın 30. yılını kutladığı Paris’te Leon
X-Perience’ın da dünya prömiyerini yaptı. Leon
ailesini tamamlayan ve SEAT’ın genç tasarım dilinin yorumlandığı Leon X-Perience, fonksiyonelliği,
estetiği, sağlamlığı ve güvenliğiyle markanın
geleceğe yönelik modellerine de işaret ediyor. Leon
X-Perience, elektronik kontrollü dört çeker sistemi,
ekstra yüksekliği, kendine özgü off-road görünümü
ve tüm yol şartlarına uygun süspansiyon sistemiyle
sürüş keyfine yeni bir boyut katıyor. Hem şehir içinde
hem de arazide kullanım özelliği ile öne çıkan otomobil, SEAT’ın ilk “allroad” aracı olarak dikkat çekiyor
e-motoring magazine › ekim 2014
Peugeot’dan
Parissien konseptler
Peugeot’nun Paris Otomobil Fuarı’ındaki 4000 metrekarelik standında sergilenen 40 otomobil ve tamamen yenilenen
8 serisi modelleri fuarın gözdeleri arasına girdi. Yeni 308
GT ve 508, Fransız markanın yüksek donanımlı modellerin
yaygınlaştırılması stratejisinin en iyi örneklerini oluşturuyor.
Exalt ve Quartz konsept modelleri ise üst gamda heyecan
ve verimliliği birleştiren, fark yaratan yeni bir ürün yelpaze-
modeli doruğa çıkarılan hatchback vizyonunu simgeliyor ve
si oluşturuyor. Peugeot’nun sürüş keyfi ve çevreye saygı
2012 Paris Otomobil Fuarı’nda ONYX konsepti ile başlatılan
konularındaki teknolojik uzmanlığı, 208 2L HYbrid Air show-
yaklaşım içinde yerini alıyor. Peugeot Quartz konsepti,
car ile sergileniyor. Benzinli versiyonlarda PureTech ailesi ve
yeni nesil SUV’un güçlü ifadesi ile Peugeot’nun en güçlü
1.6 THP ile dizel cephesinde ise BlueHDi olmak üzere, yeni
versiyonlarının dünyasını bir araya getiriyor. Bu modellerin
Euro6 motor seçenekleri de Fransız markanın çevreye verdiği
yanında, spor ürün gamı Peugeot 308 GT’ler ve Peugeot 208
önemi simgeliyor. Paris Dakar’da mücadele edecek olan 2008
GTi 30. Yıl özel seri modeli ile zenginleşiyor. Peugeot 2008
DKR’ın yanında tanıtımı yapılan 208 GTi 30’uncu Yıl özel seri
DKR, 208 Rallye Cross ve 208 T16’nın teşhiri ile yarış model-
de Peugeot Sport’un uzmanlığını kanıtlıyor.
leri de unutulmadı.
Yeni Peugeot 508, tasarımı ve motor seçenekleriyle köklü bir
değişim gösteriyor ve markanın gelecekteki modellerine imza
atacak yeni ön yüzü benimsiyor. Yeni ve farklı malzemelerle
Paris Otomobil Fuarı için bir kez daha tasarlanan Peugeot
Exalt konsept modeli hatchback vizyonunu simgeliyor ve
2012 Paris Otomobil Fuarı’nda Onyx konsepti ile başlatılan
yaklaşımı yansıtıyor. Quartz konsepti ise yeni nesil SUV’ların
agresif ifadesi ile Peugeot’nun en güçlü versiyonlarının
dünyasını bir araya getiriyor. Yeni ve farklı malzemelerle Paris
Otomobil Fuarı için yeniden tasarlanan Peugeot Exalt konsept
e-motoring magazine › ekim 2014
HOT NEWS
Honda yeni kreasyonuyla şov yaptı
Paris Otomobil Fuarı’nda yeni ürünleriyle Avrupa
pazarına meydan okuyan Honda, genlerindeki sportif ruhunu 2015’te geri döneceği Formula 1 arenasıyla
da destekleyecek. 2015 yılı için yapılan tasarım
değişiklikleriyle daha da sportif bir görünüm kazanan
CR-V modeli, Avrupa’da önemli bir pazara sahip olan
dizel-otomatik kombinasyonuna kavuşuyor. Dokuz ileri
otomatik şanzımanla donatılan 160 HP’lik 1.6 i-DTEC
motor 350 Nm tork değerlerine sahip.
Avrupa için yenilenen Honda Jazz, akıcı ve modern
dış tasarımı, yeni Honda Magic Seats koltuk katlama sistemi, ortaya yerleştirilen yakıt deposu ve daha
uzun aks mesafesiyle 2015 yazında satışa sunulacak.
Tasarımdaki yeni unsurların ötesinde uzunluğu 15 mm
artırılan Jazz’ın aks aralığı da 30 mm artırıldı. Ortaya
e-motoring magazine › ekim 2014
yerleştirilen yakıt deposuyla Jazz’ın rakipsiz iç mekan
genişliği daha da arttı. Honda Magic Seats koltuk katlama sistemi sayesinde Jazz, B segmentinin en kullanışlı
ve ferah modeli olmayı sürdürecek. Tamamen yeni 1.3
lt’lik i-VTEC motor ise Jazz’ın yakıt ekonomisi ve performanstaki iddiasını daha da ileriye taşıyor. Bu motor için
6 ileri manuel şanzıman standart olarak sunulurken arzu
edilirse yarı otomatik CVT şanzıman da seçilebiliyor.
Honda’nın sportif karakterini daha da fazla ortaya
çıkartmak üzere iç ve dış tasarımı yenilenen Civic HB,
Avrupalı Honda severlerle 2015 ilkbaharında buluşacak.
Dış tasarımda en büyük değişikliğin gerçekleştirildiği
ön bölümde artık gündüz farı özelliğine sahip yeni bir
far grubu görev yapacak. Arka tasarımdaysa yenilenen
tampona koyu renkli arka spoyler ve LED stop grubu
eşlik ediyor. İç mekandaysa artık metalik siyah olacak
olan kontrol paneline yeni tip koltuk döşemelerinin yanı
sıra yeni kapı panellerinde krom kaplı kapı açma kolları
dikkat çekiyor.
Araç içi teknolojilerinde de yeni özelliklere yer verilen
Honda Civic HB, hem karasal hem internet radyosu,
bluetooth bağlantısı, internette gezinme ara yüzü, uydu
navigasyonu ve geri görüş kamerası gibi özelliklere sahip Honda Connect sistemiyle donatılabiliyor. Android
4.0.4 işletim sistemiyle yönetilen Honda Connect’in 7
inçlik ekranı, akıllı telefonlarda olduğu gibi dokunmanın
yanı sıra kaydırma fonksiyonuyla kolay kullanım imkanı
sağlıyor. Honda tarafından ilk kez 1999 yılında üretilip
satışa sunulan ve küçük SUV kavramını yaratan HR-V,
2015 yılının yaz aylarında yeniden Avrupa’da yollarda
olacak. Bir SUV’dan beklenen değişkenlik ve dayanıklılığı
sağlayacak olan coupe benzeri tasarıma sahip HR-V, 1.5
litrelik i-VTEC benzinli ve 1.6 litrelik i-DTEC dizel motorlar satışa sunulacak. Ortaya yerleştirilen yakıt deposu ile
hızlı büyüyen B segmenti SUV pazarında eşsiz iç mekan genişliğiyle öne çıkacak olan HR-V, Honda patentli
Honda Magic Seats koltuk katlama sistemiyle değişken
kullanım imkanı da sağlayacak. Önden çekişli HR-V’nin
standart sunulan 6 ileri şanzımanı benzinli versiyonda
opsiyonel olarak yarı otomatik CVT şanzımanla da kombine edilebilecek.
e-motoring magazine › ekim 2014
HOT NEWS
Hyundai geleceğe yatırım yapıyor
Hyundai, sofistike tasarımı, ferah kabini ve gelişmiş özellikleriyle öne çıkan Yeni i20’yi 2014 Paris Otomobil Fuarı’nda
tanıttı. Genişleyen iç mekan ölçüleriyle sınıfının en iyilerinden
biri olan Yeni i20, cömert donanım listesi ve yine sınıfında
sadece i20’de bulunan panoramik cam tavanıyla ilgi çekti.
Yeni i20’yle birlikte, sıkıştırılmış doğal gazla çalışan yeni nesil
i30 CNG, 48 voltluk i40 Hybrid, hidrojen yakıt hücreli ix35 Fuel
Cell, Intrado Concept ve 300 beygir gücündeki i20 WRC de
Hyundai standında ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. Hyundai, Paris’te ayrıca yepyeni Turbo beslemeli motorlarını ve 7
ileri çift kavramalı (DCT) şanzımanını da gün yüzüne çıkardı.
Satışa sunulduğundan bu yana Hyundai’nin Avrupa’daki
kısma doğru geçildiğindeyse, yukarıya doğru uzayan yapısı
gelişimine önemli ölçüde katkıda bulunan i20, yenilenen hali-
ve aracın hacmine vurgu yapan yatay stop lambalarıyla dik-
yle markanın imajını daha da yukarı taşıyacak.
kat çekiyor. C sütunundaki siyah kaplamayla omuz çizgisini
Hyundai’nin karakteristik tasarım felsefesi “Fluidic Sculp-
pekiştiren Yeni i20, açılabilen cam tavanıyla da fark yaratıyor.
ture 2.0 - Akıcı Tasarım”, Yeni i20’yle beraber bambaşka bir
boyuta geçiş yapıyor. Hyundai için tasarım anlamında yeni
Geniş ve ferah iç mekan
bir çağın başlangıcını simgeleyen Yeni i20, estetik çizgileri,
Geniş bir kabini olduğunu kapıları açılır açılmaz belli eden
zarif hatları ve modern yapısıyla B segmentinin en şık temsil-
Yeni i20, tamamen yeni bir platform üzerinde inşa edildi. 2570
cisi olma iddiasını ortaya koyuyor. Altıgen ızgarası, fonksiyo-
mm olan dingil mesafesi, yolcuların daha fazla rahat etmesi
nel LED farları, geniş hava girişli sportif tamponu sayesinde
için eskisine göre 45 mm uzatıldı. Sınıfında lider bir iç hacme
ön kısımda etkileyici bir görüntüye bürünen otomobil, arka
sahip olan Yeni i20, 1892 mm diz mesafesi ve 326 litrelik
e-motoring magazine › ekim 2014
bagaj hacmiyle sadece gençlere değil ailelere de göz kırpıyor.
Eskisine göre daha sessiz bir kabine sahip olan Yeni i20, daha
fazla konfor için en zorlu yol koşullarında test edildi. Güney
Avrupa’daki Alp Dağları’nın zorlu virajlarında süspansiyon
sistemi test edilirken aynı zamanda İskandinavya’da da soğuk
kış testleri gerçekleştirildi.
Hyundai’nin Avrupa pazarı için geliştirdiği Yeni i20, İzmit’teki
Hyundai Assan Fabrikası’nda Türk işçisinin emeğiyle üretilecek. Türk otomotiv sektörüne ve ekonomisine katkıda bulunacak olan Yeni i20, Kasım ayında önce Türkiye’de, daha
sonra da tüm Avrupa’da satışa sunulacak.
Hyundai’den yeni motorlar ve şanzıman
Hyundai, yeni nesil Kappa 1,0 litre T-GDI motorunu ilk kez
Paris Otomobil Fuarı’nda görücüye çıkardı. Motor hacmindeki
küçülmeyle birlikte, yüksek performans ve düşük yakıt tüketimi hedefleyen Hyundai, özellikle genç kullanıcıların ilgisini
çekmeye hazırlanıyor. Üç silindirli, benzinli 1.0 lt turbo motor,
Euro6 uyumlu ve 84g/km gibi düşük bir emisyon değerine sahip. 120 beygir gücündeki motorun torkuysa 172 Nm. Ayrıca
atmosferik motora göre daha verimli ve performanslı.
Hyundai’nin fuarda sergilediği bir diğer yenilik ise C segmentindeki iddialı modeli i30’un yeni CNG konsept versiyonu.
Kappa 1.4 litre T-GDI motora sahip konsept, CNG modunda
117 beygir güç üretiyor. 206 Nm maksimum torka sahip motorun yakıt tüketimi de oldukça ekonomik.
7 ileri çift kavramalı (DCT) şanzımanı da i30 CNG ile birlikte tanıtan Hyundai, otomatik ve manuel kullanım olanağını
en gelişmiş şekilde sunmuş oluyor. 7 ileri DCT şanzıman,
hızlanma performansını artırırken aynı zamanda yakıt tüketimini de önemli ölçüde azaltıyor. Klasik tip, tork konvertörlü 6
ileri otomatik şanzımana göre daha düşük emisyon değeri de
elde edilmiş oluyor.
30’dan fazla Avrupa
ülkesinde “Made in
Turkey” imzası taşıyacak
Hyundai Assan Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kibar, “Bugün burada yeni otomobilimizin dünya
prömiyerini gerçekleştirdiğimiz için çok mutlu ve
gururluyum. Çünkü ülkemizde üretilen bir otomobilin tüm Avrupa’ya sadece Türkiye’den ihraç
edilmesi bizler için önemli bir şey. Hyundai i20,
7’den 70’e herkesin gönlünde taht kuracak özelliklere sahip son derece modern bir otomobil.
Yılda 130.000 adet Yeni i20 üretip, 110.000 adet
ihraç etmeyi hedefliyoruz. Amacımız hem ekonomiye, hem de sektöre katkıda bulunmak” dedi.
Hyundai Assan Genel Müdürü Önder Göker ise
Paris’te dünya prömiyeri gerçekleştirilen Yeni
i20 hakkında, “İzmit’te üretilen gururumuz i20,
tamamen gerçek bir Avrupalı. A’dan Z’ye bir
çok noktasında yenilik söz konusu ve kalitesi
artırılırken genişliğiyle de herkesin beğenisini
kazanacak. Gelişmiş teknolojisi, üst düzey
donanımları ve konfor öğeleriyle segmentine
yön verecek. Başta Türkiye olmak üzere tüm
Avrupa’da Hyundai’nin marka imajını artırmak
için katkıda bulunacak. Yeni i20 ile gurur duyuyoruz çünkü “Made in Turkey” imzasıyla 30’dan
fazla Avrupa ülkesinde ülkemizi temsil edecek”
dedi.
e-motoring magazine › ekim 2014
Toyota’nın alternatif arayışları
Japon üretici Toyota’nın geleceğin motor teknolojileri ile ilgili
yol haritası, gerçek üretim modellerinin ilk kez birarada sergilenmesi ile Paris’te hayata geçti. Toyota standını ziyaret
edenler, hibrid motor teknolojisi ile donatılan C-HR konsepti,
dünyanın ilk hidrojen yakıt hücreli seri üretim otomobili Toyota Fuel Cell Sedan, kısa mesafeler için elektrikli otomobili
kişisel mobilite aracı Toyota i-ROAD ve Yeni Yaris modellerine
yoğun ilgi gösterdiler. Paris Motor Show’da dünya prömiyeri
gerçekleştirilen Toyota C-HR konsept, Toyota’nın yenilikçi
bakış açısının bir yansıması olarak dikkat çekti. C-HR konsept, şehir içi kolay kullanım ile dinamik sürüş keyfini bir
araya getiriyor. Toyota fuarda geleneksel içten yanmalı motor performansına eşdeğer hidrojen yakıt hücreli hibrid otomobili 4 kapılı Fuel Cell Sedan’ın seri üretim modelini de
e-motoring magazine › ekim 2014
tanıttı. Benzinli araçların menziline yakın kilometrelere ulaşan
Fuel Cell Sedan’ın yakıtı sadece 3 dakikada doldurulabiliyor ve kullanımda su buharından başka hiçbir madde salımı
gerçekleşmiyor.
İki yıl önce görücüye çıkan 2 kişilik Toyota i-ROAD’un seri üretim modelinin Avrupa Prömiyeri Paris Motor Show’da yapıldı. iROAD, şehir içi ulaşıma yepyeni bir bakış açısı getirerek eşsiz
bir esnekliği barındırıyor. Scooter ve motorsikletlerin sağladığı
manevra kabiliyetini, daha konforlu, hava geçirmez tasarımı,
dengeli ve güvenli yapısıyla avantaja çeviren i-ROAD otomobil konforunu sunuyor. Lityum-iyon aküden sağlanan güç ile
desteklenen bir çift 1.9 kW’lık elektrikli motora sahip i-ROAD,
50 km’ye yakın menzili, sıfır emisyon ve kompakt boyutları ile
şehirlerde kişisel sürdürülebilir ulaşım sağlıyor.
Dört kapılı TT!
Audi, Paris Motor Show’da TT modelinin dört koltuklu, beş
kapılı ve hız konusunda iddialı versiyonu olan Audi TT Sportback konseptini tanıtıyor. Klasik TT tasarım öğelerine sahip
dış görünüm, yeni ve uzun bir yapıya dönüştürülmüş. Modelin
2.0 TFSI motoru, sunduğu 400 HP maksimum güç ile yüksek performans ve gücü vadediyor. Son 20 yılda, Audi A5
Sportback ve Audi A7 Sportback ile otomotiv tasarımında iz
bırakan Audi, Paris Motor Show’da efsane modellerinden biri
olan TT’nin de Sportback konseptini sunuyor.
Beş kapılı Audi TT Sportback konsepti 4,47 metre uzunluğu,
1,89 metre genişliği ve 1,38 metre yüksekliği ve 2,63 metre
aks mesafesi ile yeni üretilen TT’ye göre 29 santimetre daha
uzun, 6 santimetre daha geniş ve aks mesafesi 12 santimetre
daha geniş. Yüksekliği ise yeni TT’ye göre 3 santimetre daha
az. Audi TT Sportback konsepti, 400 HP gücü, 7 vitesli S tronic şanzımanı ve quatro dört çeker sistemiyle bir Audi olduğunu
her şekilde belli ederken, 3,9 saniyelik sıfırdan 100 km/s hıza
çıkış süresiyle de oldukça etkileyici. Sofistike süspansiyon ve
ağırlık merkezinin alçakta olması, dinamik yol tutuş özelliği
sağlarken gövdede birçok hafif alüminyum parça kullanılmış.
LED uzun farları tamamlayan ve her iki farda bulunan lazer
ışıkları, Audi’nin geliştirdiği ve karanlıkta giderken güvenliği
önemli ölçüde artıran bir inovasyon. Audi sanal kokpiti show
otomobilin zarif tasarımlı iç mekanının tümüne hakim.
Efsaneler İstanbul’a geliyor
Dünyanın en heyecanlı motorsporları organizasyonlarından biri olan, FIA Dünya Rallikross Şampiyonası’nın 11. ayağı,
11–12 Ekim 2014 tarihleri arasında Türkiye’de ilk defa Intercity İstanbul Park’ta takipçileri ile buluşacak. Şampiyona
kapsamında yıldız pilotlar Ken Block, Petter Solberg ve Jacques Villeneuve, yarışseverlerin karşısına çıkacak.
FIA Dünya Rallikross Şampiyonası, 1.9 saniyede 100 km’ye çıkabilen
süper otomobiller ile yarışılan ve genellikle asfalt ve toprak olmak
üzere karma yüzeylerden oluşan bir pist yarışı. Supercar ve RX Lites
olmak üzere iki kategori içeren ve eleme usulü ile koşulan şampiyona
12 ayaktan oluşmakta. Portekiz’den start alan FIA Dünya Rallikross
Şampiyonası, İngiltere, Norveç, Finlandiya, İsveç, Belçika, Kanada,
Fransa, Almanya ve İtalya’dan sonra 11-12 Ekim tarihlerinde Türkiye’yi
ziyaret edecek.
Online açık artırmada İkinciyeni dönemi
ikinciyeni markası ile ikinci el otomobil satışında, online açık artırma heyecanı
başlıyor. Türk otomotiv sektörünün en eski ve saygın kuruluşlarından biri
olan Çelik Motor, faaliyet alanını daha da genişleterek yepyeni bir iş koluna
girdi. Çelik Motor, ikinci el araçların internet üzerinden, açık artırma yoluyla,
daha hızlı ve güvenli bir şekilde satılmasını sağlayan bir platform oluşturdu.
www.ikinciyeni.com adresi üzerinden gerçekleştirilecek olan online açık
artırma sistemi sunduğu farklı özelliklerle Türkiye’de ikinci el araç satışında
yepyeni bir dönem başlatıyor.
e-motoring magazine › ekim 2014
HOT NEWS
Paris’te Mercedes şovu
Mercedes-Benz, “Paris Motor Show” öncesinde
düzenlediği özel bir organizasyonla yepyeni modellerini dünya basınına tanıttı. Tarihi bir havuz
olan Piscine Molitor’da gerçekleştirilen özel etkinlikte fuarda sergilenen tüm yeni modeller basının
karşısına çıktı. Fuarın ilk gününde ise MercedesBenz standında tamamen yenilenen B-Serisi,
Mercedes-AMG tarafından geliştirilen, 4,0 litre-V8biturbo motoru ve Mercedes-Benz Intelligent Drive
teknolojisi sayesinde yolda ve yarış pistinde en üst
düzeyde sürüş keyfi sunacak yepyeni MercedesAMG GT, C 63 AMG, S-Serisi’nin en güçlü modeli olan S 65 AMG Coupé Mercedes-Benz’in ilk
dışarıdan şarj edilebilen hibrit modeli S500 PLUGIN HYBRID ve yeni smart fortwo ve forfour modelleri Daimler AG Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Dieter
Zetsche tarafından tanıtıldı.
Espace yeniden doğuyor
Renault, Paris Otomobil Fuarı’nda iki dünya prömiyeri
gerçekleştirdi: Yeni Espace ve EOLAB konsepti. Yeni
Espace evrim geçirerek son derece zarif bir crossover’a
dönüştü. EOLAB duygu dolu tasarımı, sahip olduğu
teknolojiler ve sunduğu verimlilik ile hayalleri yakalayan
bir konsept otomobil… Renault Espace modelini yeniden
yarattı. Büyük bir sedan yokluğunda arkanın amiral gemisi niteliğindeki modeli Espace son derece kapsamlı
bir dönüşüm geçirdi. Havacılık dünyasından esinlenerek
tasarlanan Yeni Renault Espace büyük bir crossover’ın
e-motoring magazine › ekim 2014
coşkulu hatlarını zarif ve bir o kadar da sağlam bir
görünüm ile birleştiriyor. Espace, bir aile otomobilinin
çevik kullanım ve modülerlik özelliklerine üst düzey stil
ve sürüş zevki katıyor. Otomobilin hem beş hem de yedi
koltuklu versiyonunda ustaca düşünülmüş iç mekan
modülerliği sunuluyor. Renault aynı zamanda kendine
özgü “Initiale Paris” versiyonunu da Renault Espace ve
Clio ile sunuyor. “Initiale Paris” versiyonu Renault modellerinin lüks versiyonlarında sunulacak. Initiale Paris versiyonunun dört kilit özelliği; sıra dışı görüntü, eşsiz detaylar, alışılmışın dışında lüksü ve kişiselleştirilmiş müşteri
hizmeti. Espace seçkin dış tasarım özellikleri, iç mekâna
ve seyahat konforuna verilen özel önem, en gelişmiş
ekipmanlar ve teknolojiler ile öne çıkıyor. Renault Paris
Fuarı’nda ayrıca Twingo modelini de sergiliyor.
Ve 500X kendini gösterdi
Fiat 500 Ailesi’nin son üyesi 500X, Paris Otomobil Fuarı’nda ilk kez otomotiv tutkunlarıyla buluştu. Ailenin kompakt SUV
özelliklerini taşıyan yeni üyesi 500X, hem şehirli hem de doğaya meraklı otomobil tutkunlarının zevk ve ihtiyaçlarına
uygun olarak tasarlandı. Fiat’ın İtalya Melfi’deki fabrikasında üretilen 500X, ABD dâhil dünya çapında 100 ülkede
satışa sunulacak. Fiat’ın tasarım merkezi Centro Stile tarafından tasarlanan yeni 500X; ilk etapta 2.0 MultiJet II 140
HP ve 1.6 MultiJet II 120 HP dizel ve 1.4 MultiAir 140 HP benzinli motorlar ile pazarda yerini alacak olan Fiat 500X,
daha sonra 1.3 MultiJet 95 HP dizel ve 1.6 E-TorQ 110 HP ve 1.4 MultiAir 170 HP benzinli motorların da alternatifler
arasına katılmasıyla sınıfının en zengin motor gamına sahip modeli olacak. Fiat 500X, ZF tarafından geliştirilen 9 ileri
tam otomatik vites seçeneğini sunan ilk Fiat modeli olacak. Kendi segmentinde bir ilk olacak bu şanzımana ek olarak,
6 kademeli çift kavramalı otomatik vites “DCT” seçeneği de Fiat 500X’in sunduğu alternatifleri arasında yer alacak.
Nissan standında Nismo fırtınası
Japon üretici Nissan fuarda performans
modeli Nismo’ya verdiği ağırıkla dikkat çekti.
Neredeyse sergilenen her modelin Nismo’su
da oradaydı! Nissan standındaki en dikkat çekici modeli yeni kompakt hatchback
modeli Pulsar ve onun performans modeli
Pulsar Nismo Concept idi. Turbo beslemeli 1.6 litrelik motora sahip Pulsar Nismo,
yaklaşık 270 HP güce sahip. VW Golf GTI,
Renault Megane RS ve Honda Civic TypeR’a rakip olacak otomobil, agresif tasarımlı
gövde parçaları, karbon fiber elemanlar, 19
inçlik jantlar ve çift egzoz çıkışıyla kendisini
belli ediyor. Nissan standında ayrıca geçen
yıl Tokyo Otomobil Fuarı’nda tanıtılan IDx
Freeflow konsepti de Nismo versiyonu konseptiyle ilgi topladı. Japon üretici ayrıca Juke
ve GT-R’ın Nismo modellerini de otomobil
severlerle buluşturdu.
e-motoring magazine › ekim 2014
HOT NEWS
Mehmet Akın Hyundai’de
Hyundai Assan Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin Pazarlama Genel
Müdür Yardımcısı, sektörün en tecrübeli isimlerinden biri Mehmet Akın oldu.
Mehmet Akın, 18 yıldan fazla Türk Otomotiv Sektörü’nün önemli kademelerinde yöneticilik yaptı. Otomotiv sektöründeki kariyerine 1996 yılında Pazarlama Uzmanı olarak başlayan Mehmet Akın, 2004 yılında Nissan Pazarlama Müdürü olarak terfi etti. 2007-2013 yılları arasında Pazarlama ve
Müşteri İlişkileri Yönetimi Müdürü olarak çalışan Mehmet Akın, 2013 yılında
da Pazarlama&Bayi Geliştirme ve İş Birimi Koordinatörü olarak terfi etmişti.
Nissan’da Yeni
Genel Müdür Yardımcısı
Mehmet Akın’ın Hyundai’ye transferinin ardından Nissan’da görev
değişimi yaşandı. Marka bünyesinde 2005 yılından itibaren önemli
başarılara imza atan İbrahim Anaç, Nissan’ın Satış, Servis, Yedek
Parça ve Aksesuar, Pazarlama ve Lojistik Merkezi’nden Sorumlu
Genel Müdür Yardımcısı oldu. Nissan Türkiye’de 2005 yılında
Pazarlama Müdürü olarak göreve başlayan ve 2007 yılında Satış
Müdürlüğü görevini üstlenen İbrahim Anaç, 2013 yılından itibaren
sürdürdüğü İş Birimi Koordinatörlüğü’nün ardından 1 Ekim 2014
itibari ile Nissan’ın yeni Satış, Servis, Yedek Parça ve Aksesuar,
Pazarlama ve Lojistik Merkezi’nden Sorumlu Genel Müdür
Yardımcılığı’na getirildi.
Ford Otosan yönetiminde şok değişiklik
2010 yılından bu yana Ford Otosan’da Pazarlama, Satış ve Satış Sonrası Genel
Müdür Yardımcısı olarak görev yapmakta olan Aykut Özüner Koç topluluğu çatısı
altındaki bir başka şirket olan Zer Merkezi Hizmetler’e Genel Müdür olarak atandı.
Zer Merkezi Hizmetler, Koç Topluluğu şirketleri adına merkezi satın alma faaliyetlerini gerçekleştiren uzmanlık merkezi olarak hizmet sunuyor. Medya, Hizmetler,
Endirekt ve Direkt Malzeme, Lojistik gibi tedarik zincirinin birçok alanında uzman faaliyetlerini sürdürmekte olan Zer 2003 yılında kuruldu. Zer’in faaliyetlerindeki amaç,
Koç Topluluğu şirketlerinin rekabet gücünü arttırmak ve şirketlerin esas işlerine
odaklanmaları için stratejik bir platform oluşturmak.
e-motoring magazine › ekim 2014
SEAT’a kadın eli değince
Pazarlama Müdürü Tilbe Düğencioğlu Polat (sağda) ve Satış Müdürü Didem Altuğlu Öztaş.
Erkek egemen olarak bilinen otomotiv sektöründe, satış ve
pazarlama yöneticileri kadın olan SEAT Türkiye, üst üste elde
ettiği başarılar ile geçen yıl 70 ülke arasında satış oranını en
çok artıran ülke oldu. Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada
otomotiv, erkeklerin daha çok rağbet gösterdiği, daha çok söz
sahibi olduğu erkek egemen bir sektör olarak görüldü, görülmeye de devam ediyor. Ancak son yıllarda bu algı kırılmaya
başlansa da, kat edeceğimiz daha çok yol var. Doğuş OtomotivSEAT, ülkemiz için bir istisna. Hem satış hem de pazarlaması,
kadınlara emanet. Bu yönüyle Türkiye’deki otomotiv markaları
arasında ayrışıyor. Pazarlama Müdürü Tilbe Düğencioğlu Polat
ve Satış Müdürü Didem Altuğlu Öztaş, markanın dünyada üst
seviyelerde de konumlanmasını sağlıyor.
Satışların yüzde 51’i Leon
SEAT’ın, geçen yıl başladığı ve bu yıl da sürdürdüğü başarının
altında kullanıcıların ihtiyaçlarını karşılayan yeni modellerin
olduğunu söyleyen Tilbe Düğencioğlu Polat, “Geçen sene
pazara sunduğumuz Leon, sportif tasarımı ve geniş motor yelpazesi ile satışlarımızın artmasındaki en önemli model olarak
ön plana çıkıyor. Geçen sene Ocak – Ağustos arasında segmentinde sekizinci olan Leon, bu sene aynı dönemde kendi
segmentinde en çok tercih edilen üçüncü otomobil oldu.” Polat, “Bu yıl Ağustos ve Eylül ayında satışa sunduğumuz Leon
ST ve Leon Cupra ile tüm aileyi Türkiye’deki kullanıcılar ile
buluşturuyoruz. Satışlarımızın yüzde 51’i de Leon modellerinden oluşuyor.” dedi.
Daralan pazara rağmen, satışlarını artırdı
SEAT, iki kadın yöneticiyle 2013 yılında, 11 bin 65 adetlik satış
ile Türkiye’de en başarılı yılını yaşadı. Bu yıl da daralan pazara
rağmen ilk 8 ayda 6 bin 580 adetlik bir satış gerçekleştirerek
satış oranlarını geçen yıla göre yüzde 1 artırmayı başardı.
Didem Altuğlu Öztaş, “Geçen yıl, satışlarımızı bir önceki yıla
göre yüzde 90 oranında artırdık, böylece Türkiye’de en çok
büyüyen mass marka olduk (1.000 adet üzerinde satan markalar içinde). Bu büyüme oranıyla, 70 ülke içinde en çok büyüyen
SEAT ülkesi de Türkiye oldu. En çok SEAT satan 8’inci ülke
olarak SEAT S.A’nın da odağına girdik, ülke olarak ağırlığımız
arttı” diyor.
Pazarın yüzde 87’sinine ulaşan SEAT markası
SEAT markasının yapılanmasını tamamladığını belirten Didem Altuğlu Öztaş, “Son iki yılda 3 yeni yetkili satıcının da
katılmasıyla, 17 şehirde 25 yetkili satıcımız oldu. Yetkili Satıcı
ve Servis teşkilatının yapılanmasının tamamlanması ve filo
satışlarımızın da artmasının başarımıza katkısı büyük oldu”
diye konuştu. 2014 ilk 8 ayda geçen yıl yüzde 1.6 olan pazar payını yüzde 2’ye yükselten SEAT’ın yıl sonu hedefi, daralan pazarda geçen seneki adedin üzerine çıkmak, istikrarlı
büyümesine devam etmek ve pazar payını artırmak olarak
açıklandı.
e-motoring magazine › ekim 2014
Fiat Doblò dünya sahnesinde
Tofaş’ın Bursa’daki fabrikasında üretilen Yeni Fiat
Doblò’nun dünya prömiyeri, 65. IAA Hannover Ticari Araçlar ve Yan Sanayi Fuarı’nda gerçekleştirildi. İşlevselliği,
taşıma kapasitesi, düşük yakıt tüketimi ve işletme maliyetleri bakımından sınıfında liderliğini daha da güçlendirecek olan Yeni Fiat Doblò, 2015 yılı ilk çeyreğinde Türkiye pazarındaki yerini alacak.
Yeni Fiat Doblò, konforu, küçük bir VAN’a eşdeğer
boyutları ve bir üst segmentteki VAN modellerin taşıma
kapasitesinin yanında, B segmentinin yakıt tüketimi ve
emisyon değerlerini bir araya getiriyor. Yeni Doblò bunun
yanı sıra, sadece yük taşıyan küçük bir VAN olarak değil
farklı işlere ve farklı donanımlara uyarlanabilen orijinal bir
hafif ticari araç olarak, çok yönlülüğünü ve işlevselliğini
kanıtlıyor. 2015 yılı ilk çeyreğinde Avrupa ve Türkiye’de
satışa sunulacak olan yeni Doblò, segmentinin en geniş
model seçeneklerini sunuyor. Cargo, Combi, Trucks
e-motoring magazine › ekim 2014
ve Flatbeds olmak üzere dört farklı gövde seçeneğiyle
birlikte, iki ayrı yükseklik ve uzunluk versiyonu bulunan
Doblò bu sayede, sayısız farklı kullanım ihtiyacına cevap
veriyor.
Tamamen Yenilenen iç mekân ve dış görünüm
Bir önceki nesle göre daha modern bir görünüm kazanan
Yeni Fiat Doblò’nun tamponları, inceltilmiş ve eğimli tavanla uyumlu, öncekilerden farklı kaputu ilk bakışta dikkat çekiyor. Yeni Doblò’nun kabin içindeki değişiklikleri de
ayrıca öne çıkıyor. Yenilenen gösterge panelinin yanında
gösterge paneli grafikleri, kaplamaları, direksiyon simidi
ve kapı panelleri ile de Yeni Doblò farkını ortaya koyuyor.
Doblò’nun yolcu bölümünde dikkat çeken diğer özellikler
arasında, elektrikli kapı camları, Bluetooth radyo ve USB
girişi bulunan eğlence sistemi, 5 inç renkli dokunmatik ekranla entegre navigasyon sistemi ile dijital radyo
TurboJet çift yakıtlı (benzin/metan) motoru sayesinde
yüksek performans sağlıyor. 1.3 litre ve 1.6 litre turbo
benzinli motorlar için tork seviyesi arttırılan Yeni Doblò,
düşük devirde daha yüksek tork (1.3 MJet motorda bu
oran yaklaşık %40 arttırılmıştır) sunuyor ve sonucunda
da daha fazla esneklik ve daha hızlı motor performansı
sağlıyor. 90 beygir gücündeki 1.3 MultiJet II ve 105
playback’i (DAB) bulunan Uconnect sistemi yer alıyor.
Yeni Doblò’nun işlevselliği, düzgün formu, ergonomik
kapı kolları ve aracın içine hem kolay hem de uygun
erişim imkânı sunan 180° açılır arka kapılarla da ortaya
çıkıyor. Yeni Fiat Doblò, performans seviyesi bakımından
yükü ne kadar olursa olsun, tüm sürüş koşullarında üstün
konfor ve yol tutuşu sunan bağımsız Bi-link arka süspansiyonlara sahip bulunuyor.
Bunun yanı sıra, Fiat Professional’ın takdir edilen özel
“tek görev-tek motor” stratejisiyle uyumlu olarak, 1.4
beygir gücündeki 1.6 MultiJet II motorlar, “EcoJet” versiyonunda da mevcut ve Start&Stop sistemi kullanımı,
düşük yuvarlanma dirençli lastikleri, düşük viskoziteli
yağı, “akıllı” alternatörü, çeşitli yağ değişim pompaları ve
aerodinamik paketi sayesinde yakıt tüketimi ve emisyon
düzeyi bakımından da önemli bir azalma sunuyor.
Yeni Fiat Doblò’da Traction+ sistemi de bulunuyor. Bu
sistem ağırlık yüklemeden ve işletme maliyetlerini (4×4
sistemlerde olduğu gibi) arttırmadan daha zayıf yol
tutuşlu yüzeylerde (karlı veya çamurlu gibi) bile daha fazla çekiş sağlıyor.
Kabindeki sesi ortalama 3dB azaltabilen yolcu bölümündeki ses yalıtım çözümleri sayesinde akustik
performans seviyesi bakımından da geliştirilen Yeni
Doblòlar’da 6 adet turbo dizel ve 3 adet benzinli motor
seçeneği bulunuyor.
Bu motorlar dizel versiyonlarda; 1.3 MultiJet II 75HP ve
90 HP 200 Nm 1.6 MultiJet II 100 HP ve 105 HP 290 Nm,
otomatik şanzımana sahip 1.6 MultiJet II 90 HP 200 Nm
ve MultiJet II 135 HP 320 Nm; benzinli motor seçeneklerinde ise 1.4 lt 95 HP 127 Nm, 1.4 TurboJet 120 HP 206
Nm ve 1.4 TurboJET 120 HP 206 Nm çift yakıtlı (benzin/metan) olarak sıralanıyor. Fiat Doblò’nun üstün yol
tutuşu, teknoloji harikası elektronik denge kontrol sistemlerinin standart olarak kullanımıyla garantileniyor. Bu
sistemler arasında; elektronik fren gücü dağılımı EBD ile
ABS, ASR (Kayma Önleyici Düzenleme) ile tamamlanan
ESC, HBA (Hidrolik Fren Desteği) ve sürücüye yokuşta
kalkış sırasında yardımcı olan Hillholder sistemleri bulunuyor. Sürücü ve yolcunun, baş ile göğsünü koruma
amaçlı tasarlanan ön ve yan hava yastıklarıyla, lastik
basıncı görüntüleme sistemi de güvenlik donanımlarını
tamamlıyor.
e-motoring magazine › ekim 2014
LANSMAN Citroën C1 ve C4 Cactus
e-motoring magazine › ekim 2014
E
L
B
U
D ATAK
“Double Chevron” Citroën, ülkemizdeki
model gamını iki yeni modelle genişletiyor.
Tamamen baştan yaratılan C1 ve C4′ten
geliştirilen yenilikçi Cactus modelleri
satışa sunuldu.
e-motoring magazine › ekim 2014
LANSMAN Citroën C1 ve C4 Cactus
e-motoring magazine › ekim 2014
F
ransız üreticinin küçük sınıfta
2005’te piyasaya çıktığından bu
yana dünya genelinde 780 bin’lik
satış adedine ulaşan C1, yeni
neslinde de kompakt, ekonomik
ve çevre dostu bir şehir aracı
kavramını yenilikçi teknolojiler ve kullanım
konforu ile birleştirerek sunuyor. Ülkemizde 5
kapılı gövde tipi ile satışa sunulacak olan Yeni
C1’in tavanı katlanarak açılabilen Airscape
isimli bir modeli de bulunuyor. Citroën Türkiye, C1′i 1.0 litre hacimli üç silindirli ve
68HP’lik VTi motoru yöneten manuel ve ETG6
(otomatikleştirilmiş) şanzıman seçenekleri
ile satışa sunulacak. Citroën C1′in düz vitesli versiyonunda başlangıç fiyatı 39.900 TL.
Aracın otomatikleştirilmiş şanzımanlı versiyonun fiyatı ise 44.900 TL’den başlıyor. C1,
farklı tavan ve gövde rengi seçenekleri ile
kişiselleştirmeye de imkan sağlıyor. Otomobil
8 farklı renk seçeneğiyle sunuluyor.
Standart donanımda yer alan “Mirror Screen”
teknolojisi ile otomobil içi mobil iletişimde
sınıfında yeni bir standart yaratan Yeni C1, akıllı
cep telefonlarının sahip olduğu uygulamaların
ön konsolda bulunan 7’’lik dokunmatik tablet ekran üzerinden de kullanılabilmesini
sağlayarak iletişimi sürekli kılıyor. Bulunduğu
sınıfta görülmemiş Mirror Screen teknolojisi
ve geri görüş kamerası, standart olarak sunulan yokuş kalkış desteği gibi teknolojik
özellikleri benzersiz tasarım detayları ve farklı
renk seçenekleri ile birleştiren Yeni Citroën C1,
şehir için birebir bir otomobil olarak sunuluyor.
Otomobilin rahat iç mekanı, şehir içinde rahat
ve kıvrak sürüşlere imkan tanıyor. Kabin içi
mesafeler, segmentin sınırları içinde
Yeni C1 sahip olduğu 7 inçlik dokunmatik tablet
ekranı ile birçok özelliği bir arada barındırıyor.
Araç içi kullanımda sürücünün temel ihtiyacı
olan radyo, telefon, araç içi fonksiyonların
yönetilmesi gibi özellikleri bir arada sunabilen
dokunmatik ekran, bir özelliği ile de benzerlerinden ayrılıyor. Akıllı telefon uygulamalarını
kopyalamayı ve çalıştırmayı sağlayan navigasyon, rehber, mesaj ,müzik ve sosyal ağlara
(Facebook, Twitter) ulaşım gibi uygulamaların
yer aldığı “Mirror Screen” teknolojisi ile
e-motoring magazine › ekim 2014
LANSMAN Citroën C1 ve C4 Cactus
kişisel cep telefonunuzda kullandığınız uygulamalar C1’in 7’’lik ekranında da görülerek
kullanılabiliyor. Bu benzersiz teknoloji sayesinde kesintisiz mobil iletişim Citroën C1 ile
Citroën’de yeni bir döneme başlanmış oluyor.
Mirror Screen teknolojisinden faydalanmak
için akıllı telefonun uyumluluğunu kontrol etmek, veri değişimi uygulamasını yüklemek
ve aracın USB portunda uygun bir kablo ile
bağlantı kurmak yeterli oluyor. Mirror Screen,
yokuş kalkış desteği ve geri görüş kamerası
gibi yeni ve kullanışlı teknolojiler ile donatılan
Yeni C1, minik şehir otomobilleri arasında
standartları yeniden belirliyor. Minik Citroën,
ABS, EBD (Elektronik Fren Güç Dağılımı), ESP,
Hill Holder, sürücü ve yolcu hava yastığı, Isofix çocuk koltuğu bağlantıları, yükseklik ayarlı
elektrik destekli direksiyon, deri kaplı direksiyon simidi, USB&Bluetooth, klima, Mirror
Screen özellikli dokunmatik tablet ekran, Mirror Screen gibi özellikler standart sunuluyor.
e-motoring magazine › ekim 2014
Farklı beklentilere cevapla farklılaşma
Son dönemde özlenen sıradışı tasarımlarına
geri dönme sinyalleri veren Citroën, tamamen
baştan tasarlanmış olmasa bile Cactus ile bunun önemli adımlarından birini atıyor.
Citroën Türkiye’nin Bodrum’da lanse ettiği
C4 Cactus, rekabetin en yoğun olduğu C ve
B Crossover segmentlerinin tam ortasında
konumlanan, fonksiyonelliği ve çekiciliği
birleştiren yeni bir anlayış ile ayrı bir yerde duruyor. Daha fazla tasarım ve daha fazla konforu kullanışlı teknolojiler ile bir araya getirerek
akılcı bütçelerde otomobil severlere sunmayı
hedefleyen Citroën C4 Cactus, 54.900 TL’lik
rekabetçi fiyatı ile Türkiye yollarında. 1.6 e-HDi
92 HP ETG6’nın başlangıç fiyatı ise 66.300 TL
seviyelerinde. Citroën C4 Cactus ülkemizde ilk
aşamada 1.2 litre PureTech 82 HP benzinli ve
1.6 e-HDi 92 HP turbo dizel motor seçenekleri
ile satılacak. 1.2 litre PureTech 82 HP benzinli
motorda manuel ve ETG (otomatikleştirilmiş
manuel) şanzıman seçenekleri bulunurken 1.6
e-HDi 92 HP turbo dizel motor sadece ETG6
şanzıman ile satılacak. Citroën C4 Cactus,
LIVE, FEEL ve SHINE olmak üzere iki donanım
seçeneği ile piyasaya sunuluyor.
Farklılaşan müşteri beklentilerine cevap vermek üzere tasarlandığı ifade edilen Cactus, C4′ten geliştirilmiş olsa da geleneksel
hatchback formatından biraz daha farklı bir
görüntüye sahip. Araç; 2.60m’lik dingil mesafesi, 4.16m’lik uzunluğu ve 1.73m genişliği
ile rahat bir iç mekan sunuyor. Kompakt hatchback ölçülerine sahip C4 Cactus’ün yüksekliği
ise 1.48m. Düşük kullanım maliyetli ve kon-
forlu bir hatchback olması için hazırlanan C4
Cactus’te Citroën’in yeni yaklaşımının temeli
verimliliği artırmak için ‘gereğinden fazla
olanları kullanmamak’ ilkesine dayanıyor. C4
Cactus’ün yan tarafındaki ilginç kabartılar “hava
tamponu” olarak tercüme edebileceğimiz Airbump adı verilen, otomobilin yan taraflarına
gelebilmesi muhtemel küçük darbelerin zarar
vermesini engellemeye yönelik bir uygulama.
Siyah, gri, kum rengi ve kahverengi olmak
üzere 4 seçeneğe sahip bu kısım TPU (thermoplastic polyurethane-termoplastik poliüretan) malzemeden üretiliyor.
Arka cam sorunsalı alışkanlık
haline geldi
Kompakt ve hafif bir platformda üretilen ve yeni
nesil motorların kullanılmasıyla C4 Cactus’ün
ağırlığı C4’e göre 200 kg daha azaltılmış durumda. Araç hafifletilirken arka camlardan feragat edilmesini garipsedik ama yerine etkili
havalandırma için kelebek açılır arka camlar
sunulmuş. DS4’te de hiç açılamayan arka camlar, coupe görünümü uğrunda feda edilmişti.
Otomobilde fazla kullanılmadığı saptanan
asimetrik katlanan arka koltuk sırtlıklarının
yerine tek parça katlanan sırtlık tercih edilmiş.
İzolasyonlu cam tavan da otomobili hafifleten
unsurlardan.
Cactus’ün bundan sonra tüm markalarda
yaygınlaşmasını umabileceğimiz Magic Wash
adı verilen sileceklere entegre su fıskiyeleri,
cam temizleme sırasında daha efektif oluyor
ve görüş açısı engellenmiyor. Bu tekniği daha
önce Alfa Romeo ve Mercedes-Benz de bazı
modellerinde uygulamıştı.
C4 Cactus’te en dikkat çekici unsurlardan biri
de ETG robotize şanzımanın Easy Push adı
verilen butonlarla kullanımı. Bazı Aston Martin modelleri ve en son Renault Twizy’deki gibi
sadece ileri, geri ve boş düğmelerine basılarak
yönetilebilen sistem, otomobil kullanımını son
derece basitleştiriyor. Tabii manuel değişimler
yapmak isteyenler için direksiyondan vites
değiştirme seçeneği de unutulmamış.
Aracın ferah kabininde koltuklarda “divan”
konforu gözleniyor. El işi, şık valizlerden
esinlenerek tasarlanmış Top Box olarak
adlandırılan sıradışı torpido gözü, yine şık
valizlerden esinlenilerek tasarlanan kapı
kollarıyla uyumlu bir bütünlük sergiliyor. Kokpitte kumanda düğmeleri, yerini 7 inçlik dokunmatik tablet ekrana bırakarak klimadan
telefona tüm araç fonksiyonlarının bir arada
kontrol edilmesine olanak veriyor. Bu yenilikçi
tasarımlar, Citroën’in o sıradışı “özüne” dönmekte olduğunu gösteriyor.
e-motoring magazine › ekim 2014
LANSMAN Peugeot 508 ve 308
Yenilenen yüz
yeni teknoloj
Aslan cephesinde makyajı tazelenen 508 ve ilk kez 308
ile sunulan 3 silindirli benzinli motor ve yeni otomatik
şanzıman teknolojileri dikkat çekiyor.
e-motoring magazine › ekim 2014
zler,
iler
e-motoring magazine › ekim 2014
LANSMAN Peugeot 508 ve 308
508’İN YENİLENEN YÜZÜ, PEUGEOT’NUN YENİ MODELLERİNDE
İZLEYECEĞİ ROTA HAKKINDA DA FİKİR VERİCİ. KABİNDE YAPILAN
İYİLEŞTİRMELER İSE KALİTE VE KONFORU YÜKSELTMİŞ.
e-motoring magazine › ekim 2014
Peugeot
, Türkiye pazarına Ekim ayı itibariyle 2
yeni model ve teknolojisini sunuyor. Yakıt tüketimi ve performans açısından pazar
liderliğine oynayan bu yeni modeller ile Peugeot, tarihinin en genç ürün gamına
sahip oluyor. Makyajlanan Peugeot 508 ve ilk kez 308 ile sunulan 3 silindirli benzinli motor ve otomatik vites teknolojileri çok ilgi çekeceğe benziyor. Mardin’de
yapılan lansmanda aslan cephesindeki bu yenilikleri yakından inceledik. 115 HP’lik
Peugeot 508 Access 1.6 HDi’de 86.500 TL’den başlayan fiyatlar, 163 HP’lik 508 Allure 2.0 HDi’de 144.500 TL’ye kadar yükselebiliyor. Peugeot 308’deyse 130 HP’lik
1.2 PureTech’i manuel vitesle 61.600, otomatik vitesle 67.100 TL’den satacak.
Allure donanımında fiyat 72.100 TL’ye kadar çıkıyor.
Makyaj operasyonundan adeta yeniden doğarak çıkan 508, burun tasarımında
güçlü karakterini ortaya koyuyor. Peugeot 508’de yeni tip radyatör ızgarası ile
dokunmatik ekran, geri görüş kamerası ve kör nokta uyarı sistemi gibi yenilikler yer alıyor. Aynı zamanda tutumlu ve yüksek performanslı 1.6 e-HDi 115
HP ETG6 Stop&Start’ın yanısıra Euro 6 normlarında yeni benzinli 1.6 THP 165
HP Otomatik Stop&Start motor seçeneği tüketicilerin beğenisine sunuluyor.
Avrupa’da “2014 Yılının Otomobili” seçilen Peugeot 308 ise Ekim ayı itibariyle
Türkiye pazarına sunulacak olan EAT6 (6 kademeli Efficient Automatic Transmission) vites seçenekli 130 beygir gücündeki yeni turbo benzinli PureTech motoru ile
ürün gamını genişletiyor. Peugeot Türkiye bu iki önemli modeli Mardin’de yaptığı
lansmanla otomobil medyasına tanıttı. Lansmanda kapsamlı bir makyaj operasyonunda geçen 508’i ve yeni motor ve otomatik vites opsiyonuyla 308’i deneme
şansı bulduk.
e-motoring magazine › ekim 2014
LANSMAN Peugeot 508 ve 308
Fransa’da ve Çin’de üretilen ve ilk tanıtımından
bu yana 370.000 adedin üzerinde satılan
508, yeni dönemde yollarda daha güçlü
bir görüntüyle süzülecek. Burun yapısında
far, ızgara, tampon ve kaput yeniden
tasarlanmış. Daha aşağıda ve ortasında Peugeot aslanı taşıyan radyatör ızgarası, 5 serisinin ünlü öncülerine gönderme yapıyor. Aynı
zamanda Yeni Peugeot 508’in, gamın gelecekteki yeni modelleri üzerinde görülecek
olan, önde daha dışa uzanan ve prestijli bir
marka kimliğini simgeliyor. Otomobilin üst
donanım paketlerinde %100 LED’li far grubu
dikkat çekiyor. Farlar her biri 4 LED içeren 3
modülden oluşuyor ve bunlara bir de virajda
e-motoring magazine › ekim 2014
ilave aydınlatma fonksiyonu için farın dışındaki
3 ilave LED’i ekleniyor. Bu teknoloji, güvenlik,
sürat ve kullanım tasarrufu nitelikleri dışında
aydınlatma kapasitesini arttırıyor ve otomobilin bakışını güçlendiriyor. Daha yatay şekilde
yeniden çizilen kaput, 508’i üst gam modeller
dünyasına sokuyor ve ön ile arka bölümler
arkasındaki dengeyi güçlendiriyor. Arka taraf
daha yapılı, koruyucu fonksiyonun arttırılmış ve
arka bagajdan ayırt edilen tamponu ile dikkat
çekiyor. Böylece, yeni Peugeot 508’in uzunluğu
ön dingil çıkıntısı üzerinde 16 mm ve arka dingil çıkıntısı üzerinde 22 mm olmak üzere toplam 38 mm arttırıldı. Bu yeni dış boyutlar Peugeot 508’in lansmanından beri taşıdığı zarafet,
sadelik ve tutumluluk değerlerini arttırıyor.
Peugeot 508’in arka lambaları da hem yandan
görünüş ve hem de tam arkadan görünüşleri
ile önceki versiyona göre daha yatay şekilde
yeniden tasarlanmış. Her biri üç pençe üzerinde dağıtılmış 36 LED’den oluşuyor. Geniş kabin
ve bagaj boyutları ise eskisiyle aynı.
Makyajlı Peugeot 508’de yeni Euro 6 motor ilk
kez kullanıldı. 155 HP’lik 1,6 lt’lik THP Euro5
motorun yerini alan yeni motor, aşırı beslemeli (turbo twin scrol), stekyometrik direkt
enjeksiyonlu (200 bar), 165 HP güç üretiyor.
Bu motor altı kademeli yeni otomatik vites
kutusu EAT6 ile eşleşiyor. 508’in dizel motor
gamındaysa 115 HP’lik 1,6 lt e-HDi, altı ileri
manuel vites kutusu veya altı ileri yarı otomatik vites kutusu ile eşleştiriliyor.
Bu makyaj operasyonunun ardından Peugeot 508, “yarıda bırakılmış” gibi görünen
tasarımından tamamen sıyrılıp “artık tamamlanmış” gibi görünüyor. Makyaj 508’i yepyeni
bir otomobil gibi lanse etmeye yetmiş. 115
HP’lik Peugeot 508 Access 1.6 HDi’de 86.500
TL’den başlayan fiyatlar, 163 HP’lik 508 Allure
2.0 HDi’de 144.500 TL’ye kadar yükselebiliyor.
Active donanımından itibaren alınabilen yeni
benzinli 1.6 THP 165 HP Otomatik Stop&Start
motor seçeneğinde fiyat 93.500 TL. Access’ten
itibaren alınabilen 115 HP’lik 1.6 e-HDi ETG6
S&S 91.500 TL’den başlıyor. Peugeot cephesindeki bir diğer yenilik ise 308’in Ekim ayı itibariyle Türkiye pazarına sunulacak olan EAT6
(6 ileri kademeli Efficient Automatic Transmission) vites seçenekli 130 beygir gücündeki
yeni turbo benzinli PureTech motoru ile ürün
gamını genişletmesi oldu. Peugeot 308 1.2L
PureTech 130 S&S altı ileri manuel vites kutusunun yanısıra yeni altı kademeli EAT6 otomatik vites kutusu ile de sunuluyor. Bu uygulama
Peugeot’nun Stop & Start sisteminin otomatik vitesli benzinli bir model ile ilk birlikteliğini
oluşturuyor.
Japon şanzıman üreticisi AISIN ile birlikte
geliştirilen bu yeni nesil EAT6 (Efficient Automatic Transmission - Verimli Otomatik
Şanzıman) otomatik vites kutuları üst düzey
kullanım konforu sunuyor. Quick Shift teknolojisi ile vites geçişlerinde sürat ve akıcılık, optimize konvertisör sayesinde hassas sürüklenme
yönetimi
özellikleri
sunuyor.
Şanzıman
performansı kaymaları engellemek amacıyla
iç sürtünmelerin azaltılması ve kilitli konvertisörlerin kullanımı ile geliştirildi. Peugeot 308
1.2L PureTech 130 S&S EAT6 böylece 100 kilometrede 4,9 litre ve kilometrede 114 gram
CO2’dan başlayan, yani yerini aldığı 1.6L VTi
120 BVA modeline göre 2 l/100 km ve 45 g/km
CO2 düşük yakıt tüketimi ve emisyon değerleri
sergiliyor. Peugeot Türkiye, 308’de 130 HP’lik
1.2 PureTech’i manuel vitesle 61.600, otomatik vitesle 67.100 TL’den satacak. Allure
donanımında fiyat 72.100 TL’ye kadar çıkıyor.
e-motoring magazine › ekim 2014
Automobile Insider
Otomobilin temeli olarak mühendislik
VW MQB
Otomobil dergileri birkaç sebeple okunuyordur, ya otomobil tutkunuzdur, ya yenilikleri takip ediyorsunuzdur,
ya araba alacaksınızdır değiștireceksinizdir. Ama her
durumda otomobili seviyorsunuzdur. Otomobil benim
de tutkum, birçoğunuzdan farkım ben bir otomobil
șirketinde otomobil geliștiriyorum. Hem tutkumla ilgileniyorum hem de bu ișten para kazanıyorum J. İșim
gereği sizlerle çok çeșitli ortamlarda karșılașıyorum.
İnternette belli bașlı otomobil forumlarını takip ediyorum. Sizlerin otomobil hakkında ne kadar çok bilginiz
olduğunu görünce mutlu oluyorum. Ancak “otomobil
üretim ișinin” ne kadar az bilindiğini görünce de oldukça șașırıyorum.
Bu yüzden otomobil üretim ișinin sadece “üretim tesisiyle” sınırlı olmadığını, arkasında birçok değișik mesleğin
ve bilgi birikiminin olduğunu dilim döndüğünce bu
köșede sizlerle paylașmaya çalıșıyorum. Marketing,
Dizayn, Satın Alma mesleklerinden bahsettik.
e-motoring magazine › ekim 2014
Gelelim Mühendislik bölümüne. Burada söz konusu
olan sadece makine mühendisliğine indirgenmiș
mühendislik değil tabii ki, aracın ve motorun
geliștirilmesinde görev yapan bütün mühendislik
mesleklerinden bahsediyoruz. Her firmanın değișik
ve ilginç organizasyon șemaları var. Bazılarını içinde
yașamamıza rağmen bizler bile anlayamıyoruz. Ana
Mühendislik bölümlere önce üstten bir bakalım sonra
içlerine girip detaylarını inceleyeceğiz.
- Mekanik mühendislik (Powertrain Engineering) arabayı yürüten bütün mekanik organların
mühendisliği
- Araç mühendisliği (Vehicle Engineering) Mekanik
organlar dıșında geri kalan araçtaki tüm parçaların
mühendisliği
- Üretim Mühendisliği (Manufacturing Engineering)
Adı üstünde araçların üretilebilmesi için genellikle fabrikalarda çalıșan ekiplerin olușturduğu mühendislik.
Mekanik mühendislik (Powertrain Engineering) konusuna girelim birlikte. Aracın en uzun sürede geliștirilen
motor, vites kutusu ve ön, arka takım gibi parçaları bu
uzmanlık alanındadır. Uzun sürer, çünkü geliștirilmesi
çok pahalı olan bu parçaların doğrulanma testleri
de çok uzun sürer. Yapılabilecek hatalar, müșteride
onarılması zor, pahalı ve imaj kaybettiren problemler
yaratabilir. Düșünsenize sattığınız her araç 50.000 km
sonrasında yağ yakmaya bașlıyor ya da vites dișlileri
kırılıyor. Powertrain projeleri, araç projelerinden ayrı bir
planlamayla takip edilir, geliștirilir. İște bu yüzden yeni
bir araç piyasaya çıktığı zaman onu ilk inceleyen, test
eden otomobil dergisi yazarları klasik cümlelerini yazarlar. “Motor kaputunun altında bir önceki modelden
tanıdığımız 1,6 litrelik bir ünite!!! bulunuyor”.
Eskiden Almanya’da Volkswagen ve Mercedes, Fransa
‘da Peugeot ile Renault kendi motorlarını kendi vites
kutularını üretip kendi bașlarına doğrulamaya çalıșırlar
ve bu yolda çok para harcarlardı. Araç bașına birim
maliyette çok ama çok yüksek olurdu. Volkswagen
firmasının Audi, Skoda, Seat firmalarını satın almasıyla
otomobil sektörüne yeni bir pencere açıldı “Ortak platform kullanımı” Müșterinin görmediği parçalar birçok
modelde kullanılabilir oldu
Ne demek ortak platform? Bir örnekle anlatalım, Bir
araç için, debriyaj fren ve gaz pedallarını geliștirelim
doğrulama testlerini yapalım ve onları bir mağazanın
rafına koyalım. Pedal grubuna ihtiyacı olan diğer bir araç
projesi de gidip raftan alıp aracına taksın. Sonrasında o
pedal grubunu arabaya montaj hattında takan montaj
ekipmanları da standartlașsın.
Pedal grubu örneğini birçok parçaya uygulayabiliriz.
IHS Automotive’in yaptığı araștırmaya göre 2017’de
Volkswagen grubu “MQB platformunu așağıdaki modellerin 41 değișik versiyonunda kullanacak.
Volkswagen – Polo, Golf, Golf Plus, Jetta, Touran,
Beetle, Eos, Sharan, Passat, CC.
Audi – A1, A3, Q3, TT
Seat – Ibiza, Lean, Exeo, Alhambra.
Skoda – Fabia, Roomster, Yeti, Octavia, Superb
Aylar önce köșemize nasıl bașlamıștık, hatırlayın,
Jetta’nın yerine geçecek bir araç üretecektik. Pedal
takımının nereden geleceği belli oldu bile.
Önümüzdeki ay mühendisliğe devam ediyoruz.
e-motoring magazine › ekim 2014
TEST VW Golf GTI
Alev topu!
Yazı: Süreyya İZGİ
Fotoğraflar: Kaan ÇAKIN
e-motoring magazine › ekim 2014
VW’nin 39 yaşındaki hızlı kurdu Golf GTI, yedinci nesilde
günlük kullanıma uygun çok hızlı bir otomobil durumunda.
Nasıl kullanırsanız öyle bir karaktere bürünüyor. Zorlaması yok!
e-motoring magazine › ekim 2014
TEST VW Golf GTI
G
olf GTI çok özel bir otomobildir. Her jenerasyonda sportif lezzeti üst seviyede
hissettiren tasarımlarla karşımıza çıktı bu haşin Alman kurdu!.. Literatüre GTI
harflerini yanyana kazandıran da oydu, hot hatch kavramının önünü açan da.
1974 yılında Wolfsburg, Kafer ile vedalaşıp Golf’ü tanıtırken, en hızlı kardeş
bir sene sonra dökülmüştü yollara. O yıllar için 1.6 litrelik motorda 110 HP
maksimum güç çıkışı, küçük aile otomobilini çılgın GTI haline getirmeye
yetmişti.
İlk 6 jenerasyonda zaman zaman sporcu kimliğin çok daha öne çıktığı versiyonlar oldu ama hiç bu kadar standart versiyona yakın görmemiştim kendi adıma. Üçüncü nesil Audi A3,
Seat Leon ve Skoda Octavia ile ortak MQB platform üzerine inşa edilen 7. seride, beş kapılı versiyonu görmedim ama işler iyice karışmasın, üç kapılı gövde daha tahrik edici, kesin. Ön tamponda R8 benzeri yivlerin
bulunduğu gövdenin hiçbir yerinde Golf yazmıyor ama kabin standart Golf’ten çok farklı değil. GTI ruhunu
sürüşte bulmak zorundasınız ki salise sürmüyor. Ama kabin sadece hızlandırılmış bir Golf’ü kullanıyor gibi
hissettiriyor. Kalite ve konfor birer Golf klasiği, o kesin. Ama ergonomik kusur bulmak/aramak değil de, VW
o konuları geçeli çok oluyor ama iç mekanda sporcu ruhu göremedim ben. Kokpit yapısından sürücünün oturma pozisyonuna kadar GTI’ye özel bir tasarıma gerek duyulmamış. Koltuk döşemeleri bile geleneksel pötikareli Alman “piknik” desenleriyle kaplı. Yüksek yanal destekli sert spor koltuklar bu manzaranın yarattığı
e-motoring magazine › ekim 2014
VW Golf
GTI
+ Performans
+ Yol tutuş
+ Motor sesi
+ Malzeme kalitesi ve zengin
donanım
- GTI için fazla konforlu
- Eski yüzlü kokpit
- Kabinde eksik sporcu ruh
- Elektronik park freni
Yakıt tipi: Benzin
Motor hacmi (cc): 1984
Motor gücü (HP): [email protected]
Maksimum tork (Nm):
[email protected] d/d
Vites kutusu: 6-ileri DSG otomatik
Maksimum hız (km/s): 244
0-100 km/s hızlanma (sn): 6.5
Tüketim (şehiriçi/şehir dışı/karma)
(lt/100 km): 8.1/5.3/6.4
Ağırlık (kg): 1370
U/G/Y (mm): 4268/1799/1442
Aks mesafesi (mm): 2631
gevşemeyi kıramamış. İsmi Clark koyulmuş olsa bile!
Kırmızı dikişli olsa bile! Ama form olarak koltukların
olağanüstü güzel göründüğünü söylemeliyim. Arka
koltukların geniş diz mesafesiyle ilgilenen var mı???
Direksiyon ve pedallar gibi bazı sportif aksamlarla
“süslenmiş” kabinde dört yetişkin yolcuyu rahat ettirecek yeterli alan var, bagaj ise tüm rakipleriyle
başedebilecek kadar iddialı. Ama bu son cümleyi
herhangi bir Golf versiyonunda da kullanabiliyoruz.
GTI’ye özel bir durum yok! Dokunmatik 8 inç renkli
ekrandaki sürüş profili seçimi, Normal, Sport, Ekonomik ve de programlanabilir özel tercihler arasında
seçim yapma imkanı veriyor. Bu belki GTI’yi şehir
trafiğinde normalleştirmek ya da ekonomik sürüş için
dizginlemek için sunulmuş olabilir. Ama bu düzeyde bir otomobilin kullanıcısının bu tip yöneltmelere
ihtiyacı olmasa gerek diye düşünüyorum da o da
adaptif şasi kontrolü DCC’nin marketing çalışması!
Günlük kullanıma uygun bir performans otomobilini binbir çeşit sürücü tipinin kullanabilmesi için
“evcilleştirebilme imkanı” tanınmış... Aynı ekranda
normal otomobillerdeki gibi radyo, telefon, ses sistemi
gibi ayarlar da yapılabiliyor. Ekranın çevresinin karbon
fiber -görünümlü plastikle!- kaplı olması bile durumu
kurtarmıyor. Bu donanımdansa 280 km/s’de son bulan
gösterge tablosunun yanındaki kronometre, bir GTI
kullanıcısı için çok daha etkileyici!
Otomobili -ya da sürücüyü!- evcilleştirmeye yönelik bir
sorun daha var: parmak freni! Bu tip performanslı araçlarda kimi zaman mekanik el freninin çok iş gördüğünü
herkes bilir. İşin kötü yanı, sistem o kadar müdahil ki,
park halinden gaza basıldığında da çıkmıyor, freni mutlaka sürücünün çözmesini istiyor. VW de Mercedes’in
hiper güvenlik sendromuna tutulmuş gibi...
e-motoring magazine › ekim 2014
TEST VW Golf GTI
İkisi bir arada!
VW’nin EA888 kodlu motoru, Golf GTI’de üçüncü
dönemini yaşıyor. Üst kapağında yapılan tasarım
değişikliğiyle Euro 6 egzoz emisyonunu da karşılar
hale getirilen makina, turbo ile aşırı besleniyor. Dualinjection/çift enjeksiyon sisteminin ilk kez tanıtılıp
uygulandığı motorda benzin, çok noktadan direkt olarak
silindire püskürtülüyor. Enjeksiyonun yanısıra benzinin
yayılması, egzoz supaplarının iki kademeli hareketi,
soğutma sisteminin akıllı kontrolü ve start stop sistemi,
resmi tamamlayan unsurlar oluyor.
Turbo boşluğu yaşatmayan motor, Golf GTI’yi müthiş
ivmelendiriyor. Korkacağınız kadar müthiş hem de!
Kalkıştan 100 km/s hıza sadece 6 saniyede ulaşabilen
alev topu, 200 km/s hıza da 16 saniyede erişebiliyor.
Siz yolu gösterin yeter! Direksiyondan da yönetilebilen DSG şanzımanın vites kolu, sağ yola alınıp geleneksel yolla manuel de kullanılıyor. Elektronik olarak
sınırlandığı 250 km/s otomobilin sınırı değil, zaten bu
otomobille maksimum hıza ulaşmak değil, asıl hızlanma
süreci çok zevkli. Zannediyorsunuz ki gaz pedalı ve
DSG organik bir ilişki içinde, o kadar anlık tepkilerle
e-motoring magazine › ekim 2014
çalışıyorlar ki canlı olduklarını düşünüyor insan! Hep
hız performansından söz ettim ama düşük hızlı şehir
yolculuklarında da sürücü ve yolcular için hırpalayıcı
bir agresiflik içinde değil. Nasıl kullanırsanız öyle bir
karakter içinde. Her karakterde çok iyi. İşte bu çok
büyük bir başarı!
Önde MacPherson tipi salıncaklı ve arkada çok kollu
bağımsız süspansiyon, standart Golf’e göre 15 mm
alçakta sürüş sağlayacak şekilde düzenlenmiş. Ama
kullanılan 19 inçlik jantlara ve adeta “yanaksız” lastiklere (225/35 R19) rağmen şaşırtıcı bir konfor düzeyi
gözleniyor Golf GTI’de! Hem bu kadar güçlü tutunup
hem de nasıl bu kadar yumuşak hissettirebildiğine an-
KABİN İÇİNDE GOLF GTI’YE
ÖZEL, SPORTİF HİSSETTİRECEK
BİR DONANIM BULUNMUYOR.
KOLTUK YAPISI ETKİLEYİCİYSE
DE ÖZELLİKLE ‘NOSTALJİK’
DÖŞEMELER OTOMOBİLİN EN
ZAYIF HALKASI!
lam veremiyor insan! Yola yapışmış bir şekilde ilerleyen Golf, sahip olduğu elektronik destek sistemlerine
yol koşullarında gerek bırakmayacak kadar izine sadık,
pistteyse ne kendime ne Golf GTI’ye garanti veremem!
Köy yollarındaki viraj içlerinde yola o kadar bağlı ki
“acaba dört tekerlekten çekişli mi?” diye düşündürttüğü
olmadı diyemem!
GTI’de performansı zaptetmenin yolu biraz büyükçe
fren pedalından geçiyor. Bu büyüklük heel&toe
tekniğine zorluk çıkarabilecek ölçüde, dikkat etmek ge-
rek. Ama doğrusu durmak gerektiğinde motorun ürettiği
enerjinin negatif karşılığıymışcasına müthiş yavaşlama
ve duruş performansı sağlıyor. Anlıyorsunuz ki sizi tutan bir garantör var!
Otomobilde standart donanım listesi uzun, sonu gelmeyecek sanıyorsunuz. Akla gelen gelmeyen her şey
var sanıyorsunuz ama 132.000 TL’lik etiketi panoramik
açılan cam tavan, 19 inçlik jantlar, adaptif şasi kontrolü
ve sürücü profili seçimi, anahtarsız giriş ve metalik boya
gibi ekstra donanımlarla zenginleştirmek mümkün!
e-motoring magazine › ekim 2014
TEST Mazda3 1.5L SkyActive Power
Kadife
Yazı: Süreyya İZGİ
Fotoğraflar: Ali AKSIN
e-motoring magazine › ekim 2014
e gibi
Ardı ardına tanıttığı
stil sahibi kaliteli
modelleriyle dikkat
çeken Mazda,
pazarlama
konusunda aynı
büyüklükte adımlar
atamıyor. Bu
güzel otomobil
de bu stratejinin
kurbanlarından
olmaya aday!
e-motoring magazine › ekim 2014
TEST Mazda3 1.5L SkyActive Power
Mazda, Türkiye’de ilginç bir yol izliyor. Marka olarak globalde en etkileyici modeller
ardı ardına tanıtılırken, 1990’ların başındaki
görkemli dönem tekrarlanabilecekken ülkemizde son derece kısıtlı adetlerle adeta
kendi ayağına ateş ediyor. “Varlığı yokluğu
bir” şeklinde özetlenebilecek bu durum,
Mazda2’de de böyle olmuştu. Mazda6’da
da öyle oldu. Son zamanlardaki en ilgi çekmeye aday model Mazda3’te de pek bir şey
değişmeyecek, belli. Kompakt sınıfta gayet
nitelikli bir otomobil geliştirilmiş olmasına
karşın neredeyse kimsenin aklına gelmeyecek bir sessizlik içersinde yol alınmaya
çalışılıyor.
İlkbaharda yapılan lansmanda açıklanan
1000 adetlik yıl sonu hedefi, durumu
netleştirmişti aslında ama test aracımızın
durduğumuz birkaç yerde “Mazda Türkiye’de
hala var mı?”, “Mazda mı kaldı?” gibi hayret
e-motoring magazine › ekim 2014
dolu sorularla karşılaşmamız noktayı koydu!
Eskiden otomobil yoksa ticari araçla rağbet
görürdü Mazda, şimdi o da yok. Showroom
ve servisler de gizli olsa gerek... Pek ortada
görünmüyorlar. Belçika’dan yönetimle bu
kadar... Tabii şirket stratejisidir, bilemeyiz...
Otomobil yayıncılığı yaptığım son 15 yılda
ilk kez gördüğüm üzeri böylesi giydirmelerle teslim edilen test aracımız, biraz reklamı
bedavaya getirme (!) gayretine alet olmuş
gibi görünse de Mazda3 asla bu durumu
hak edecek bir otomobil değil. Japon üretim
felsefesi gereklerinden “hafifliğe” pek prim
vermeyen Mazda3, son derece oturaklı, tok
ve güven veren bir karaktere sahip. Red Dot
Tasarım ödüllü şık elbisesiyle sıkıcı Japon
tasarımlarına alternatif yaratabilmiş olan
otomobil, karakter sahibi ızgarası, kaslı
kaput ve profil yapısıyla çok dikkat çekici.
Arka kısımdaydaysa Alfa Romeo hatlarını
anımsatan tasarım fark ediliyor. Son zamanlarda yeni projelerde yakınlaşan iki marka belki de tasarımda da işbirliğine girmiş
olabilir. Ama iki marka da risk taşıyor, beraber tökezlemesinler de! Otomobili üzerinde taşıyan platform Ford Focus’a ait. 4460
mm uzunluğundaki otomobilin yüksekliği
1450, genişliğiyse 1795 mm. Boyutlardan gövdenin Focus’a çok yakın olduğu
anlaşılabilir. Mazda3’ün aks mesafesi ise
2700 mm.
Kabinde geleneksel Japon ucuzculuğu ve
sadeliğinden eser yok. İşçilik hatasız, kalite belirgin şekilde yüksek. Mazda 323’teki
gibi alçak tasarımlı, soft touch malzemeden
üretilmiş kokpit, metal kaplamaların da
desteğiyle gelen modern yapısıyla fark ediliyor. Kokpit üzerindeki ekranda navigasyondan audio ayarlarına birçok fonksiyon, orta konsoldaki 7 inçlik Aktif Sürüş
Ekranı’ndan yönetiliyor. Gösterge tablosunda hız saati minik kaldığından takibi head up
e-motoring magazine › ekim 2014
TEST Mazda3 1.5 SkyActive Power
Mazda3 1.5L
SkyActive
Power
+ Tasarım
+ Rölantide çok sessiz
+ Konforlu ve akıcı sürüş
+ Kaliteli iç mekan
+ Zengin donanım
- Zayıf ivmelenme
- Yüksek yakıt tüketimi
- Küçük ve sıkışık göstergeler
Yakıt tipi: Benzin
Motor hacmi (cc): 1496
Motor gücü (HP): [email protected]
Maksimum tork (Nm): [email protected] d/d
Vites kutusu: 6-ileri otomatik
Maksimum hız (km/s): 190
0-100 km/s hızlanma (sn): 10.4
display üzerinden yapmak gerekiyor. Onun
da oturma pozisyonu ya da sürücü boyuna
göre ayarlanması gerekli. Doğrusu head up
display yükseklik ayarını bu ekrana taşımak
pek de iyi bir fikir değil, ben Aktif Sürüş
Ekranı’nda ikinci gün buldum! Kapı kolları
ve direksiyon üzerindeki karbon kevlar desenli plastikler bile sırıtmıyor, kalite algısına
gölge düşürmüyor. Torpido gözünün kapağı
bile kontrollü açılıyor.
Şık döşemelere sahip koltuklar sportif
tasarımlı. Sunulan oturma alanları ve diz
mesafeleriyse Ford Focus’tan çok farklı
değil.
Tüketim (şehiriçi/şehir dışı/karma)
(lt/100 km): 5.1/4.3/6.5
Motor yetersiz gelebilir
Ağırlık (kg): 1276
Dünyada downsizing devrimi yapılmış, birçok marka küçük hacimli motorlarda turbo
desteğiyle yüksek güç elde edebilmişken
Mazda3, Türkiye’de sadece bu 1.5 litrelik
U/G/Y (mm): 4465/1795/1450
Aks mesafesi (mm): 2700
e-motoring magazine › ekim 2014
Aslında Japon üreticiler arasında
en kaliteli üretimleri yapan
Mazda, genelde tümünün
peşinde olduğu “Avrupalı
kullanıcıların beklentileri”
meselesinde çözüme ulaşmış
durumda. Ama bilinçli bir
seçim değilse markanın butik
kalmasının nedenleri başka
yerlerde aranmalı.
atmosferik motorla satılıyor! Mazda motor
gamında yer alan SkyActiv-G I4 kodlu motor sadece 118 HP üretiyor. Kağıt üzerinde
rakiplerine göre zayıf kalan motor, yırtıcı
bir ses yaymasına karşın pek de randımanlı
değil. Diğer bir deyişle çıkardığı ses kadar
hızlanmıyor. Aslında Mazda3 için Avrupa
spectlerinde 1.5 litre 99 HP’lik G100 kodlu
motordan söz ediliyor ama bu, modeli satmak Türkiye’de alay konusu yapabilir.
Yeterince ifade edilmediğini düşündüğüm
SkyActive konseptini kısaca açıklayalım;
hi-tech üretim yöntemleriyle motoru ve aktarma organlarını hafifletip daha da verimli
hale getirmeye çalışan bu mühendislik, bu
otomobilde kendisini belli etmek istiyor.
Ama otomatik şanzımanla hızlanmaları
ağırlaşan araç, şehir içi yakıt tüketiminde
10 litrenin altında değerleri sadece kağıt
üzerinde sunabiliyor. İstanbul trafiğindeki
genel manzara 100km/9.5-10lt civarında.
Otomobile dair en olumlu özellik başarılı
sürüş karakteri. Gerek direksiyon tepkileri
ve gerekse yol tutuş konusunda sınıfının
en iyilerinden biri olan Mazda3, frenajda
da güçlü, güven veriyor. Tabii kullandığımız
otomobilde 18 inçlik jantlar olduğunu eklemeliyim. Buna karşılık rahatsızlık verici
bir sertlik yok. Hızlanmadaki atalette de
güçlü yol tutuşta da önemli etkisi olacağı
tartışılmaz. Tabii yüksek yakıt tüketiminde
de!.. Güzel görünüyor ama ideal değerler
için 16 inçlik jantlarla denemeli!
Otomatik şanzımanın tepkileri gecikmesiz, yeterince çabuk. İstendiğinde kol sola
çekilerek manuel kullanılabildiği gibi direksiyon üzerindeki kollarla da manuel vites
değiştirmek mümkün.
Mazda, bu motorla düşük satış hedefleri
açıklamakta haklı. Zira genç ve orta yaş
grubu, çok güzel bir otomobil olmasına
karşın gücünden dolayı mesafeli duracaktır,
yaşlı kesim içinse küçük gelmesi muhtemel.
Yıllardır hiçbir otomobilde dik yokuş
tırmanırken
klimayı
kapatma
gereği
duymamıştım.
Otomobilin yalıtımı kadar motorun rölanti
sessizliği de övgüye değer. Çalışıp çalışmadığı
gösterge tablosundan anlaşılabilecek kadar
sessiz olan motor, otomobil hızlanırken ise
tiz çığlıklar atıyor!
Aslında Japon üreticiler arasında en kaliteli
üretimleri yapan Mazda, genelde tümünün
peşinde olduğu “Avrupalı kullanıcıların
beklentileri” meselesinde çözüme ulaşmış
durumda. Ama bilinçli bir seçim değilse
markanın butik kalmasının nedenleri başka
yerlerde aranmalı.
Mazda3, 60.600’TL’den başlayan hatchback ve 55.500 TL’den başlayan sedan
gövde formlarında Motion, Reflex ve Power versiyonlarıyla satılıyor. Test otomobilimiz Mazda3 1.5 Power’ın fiyatı ise 72.000
TL’den başlıyor.
e-motoring magazine › ekim 2014
TEST Hyundai Elantra 1.6 CRDi Otomatik
Otomatik
Hem marka hem de müşterilen açısından uzun
zamandır beklene müjdeli bir haberdi dizel motor ile
otomatik şanzımanın buluşması. Konfor ve ekonomi
de eklenince Elantra’yı uçuruyor!
e-motoring magazine › ekim 2014
pilotta!
Yazı: Süreyya İZGİ
Fotoğraflar: Ali AKSIN
e-motoring magazine › ekim 2014
TEST Hyundai Elantra 1.6 CRDi Otomatik
2
011’de yollara çıkıp üç yıl sonra
makyajlanan Elantra, yeni teknolojilerle daha çekici bir hale getirildi.
Kozmetik iyileştirmelerin yanında
en önemli adım ise dizel motora kombine
edilen otomatik şanzıman oldu. Makyaj
sonrası yeni nesil LED teknolojisi kullanılan
mercekli farlarla yüzü yenilenen otomobilin arkasında yükselen bagaj kapağı ve yeni
arka aydınlatma grubu fark ediliyor. Kabindeyse adeta bir Uzakdoğu Volkswagen’i ile
karşı karşıyayız. Ergonomik açıdan hatasız
olan kabin, kalitesiyle de sıkıntı yaratmıyor.
Sunulan cömert mesafeler, arka koltuk
yolcularını da çok rahat ettiriyor. Kabinin ses
yalıtımı da başarılı. Kapılar kapatıldığında die-motoring magazine › ekim 2014
zel sesi dışarıda bırakılabiliyor. Elantra’da
sunulan 435 litrelik bagaj alanı, bir üst segmentteki araçlarla kıyaslanabilecek kapasiteye sahip. Bagaj kapağının içinde bir tutamak olsa daha kullanışlı olabilirmiş.
Kaputun altındaki motor/şanzıman ikilisi,
uzun süredir beklenen, modelin talihini
değiştirebilecek özellikte. Bundan 10 sene
öncesine kadar feminen bulunan ama özellikle büyük şehirlerde trafik koşullarımız
sarpa sardıkça “yolların yükselen yıldızı”
durumuna gelen otomatik şanzımanı 1.6 litrelik dizel motorla buluşturan Hyundai’ye
artık bunun keyfini çıkarmak düşüyor.
Otomatik şanzımanlı versiyonda manu-
Hyundai Elantra
1.6 CRDi Otomatik
+ Torklu dinamik sürüş
+ Düşük yakıt tüketimi
el kardeşine göre 20 Nm’lik bir tork fazlası
var. Yazılımla yapılan bu geliştirme, vites
kutusunun yaratabileceği kayıpları tolore
ederken sürücüye daha fazla çekiş sağlıyor.
Elantra’nın 6 kademeli otomatik şanzımanı,
yükseltilmiş torka rağmen sarsıntısız geçişler
sağlıyor ve istendiğinde koldan manuel
olarak da kullanılabiliyor. Motora gelirsek,
alt devirlerde de güçsüz hissettirmeyen
makine, maksimum çekiş gücünü 2750
d/d’den itibaren sürücünün emrine veriyor.
Sarsıntısız vites değişimleriyle kolayca ivmelenen otomobil, yüksek hızlara ulaşabiliyor.
Şanzımanın manuel de kullanılabilmesi,
yavaşlarken vites düşürerek motor kompresyonundan
yararlanılabilmesine
ola-
+ Rahat ve ferah kabin
+ Güven veren konforlu yol tutuş
- Mavi iç aydınlatmalar
- Bagaj kapağında tutamak yok
Yakıt tipi: Dizel
Motor hacmi (cc): 1582
Motor gücü (HP): [email protected]
Maksimum tork (Nm): [email protected] d/d
Vites kutusu: 6-ileri otomatik
Maksimum hız (km/s): 190
0-100 km/s hızlanma (sn): 11.5
Tüketim (şehiriçi/şehir dışı/karma)
(lt/100 km): 7.7/4.7/5.8
Ağırlık (kg): 1383
U/G/Y (mm): 4550/1775/1445
Aks mesafesi (mm): 2700
e-motoring magazine › ekim 2014
TEST Hyundai Elantra 1.6 CRDi Otomatik
›
BUNDAN 10 SENE ÖNCESİNE KADAR FEMİNEN BULUNAN AMA ARTIK ÖZELLİKLE BÜYÜK
ŞEHİRLERDE TRAFİK KOŞULLARIMIZ ÇETİNLEŞİP SARPA SARDIKÇA “YOLLARIN
YÜKSELEN YILDIZI” DURUMUNA GELEN OTOMATİK ŞANZIMANI 1.6 LİTRELİK DİZEL
MOTORLA BULUŞTURAN HYUNDAI’YE ARTIK BUNUN KEYFİNİ ÇIKARMAK DÜŞÜYOR.
nak tanıyor. Ara hızlanmalardaysa tam gaz
verildiğinde sistem hızla vites düşürüp etkili
hızlanma yapılmasını sağlıyor.
Elantra’da yol ile iletişim gayet net.
Gelişmiş süspansiyon sistemiyle yol güçlü
tutunduğunu hissettiren otomobil, virajlarda da güvende hissettiriyor. Bağımsız
arka süspansiyon elemanları, elektronik
destek ünitelerinin devreye girmesine gerek
bırakmaksızın stabilite sağlayabiliyor. Zaten
o sistemlerden en çok ıslak yol yüzeyinde
e-motoring magazine › ekim 2014
yaşanabilecek kaymalarda destek bekliyoruz. Elantra’da standart olarak sunulan
VSM (Vehicle Stability Management – Araç
Stabilite Yönetim Programı) ile birlikte farklı
yüzeylerde meydana gelen, ani fren ve yön
değişiklikleri esnasında aracın yön kontrolü
sağlanmış oluyor.
VSM, dört tekerlek üzerinde oluşan, birbirine
eşit olmayan çekim kuvvet dağılımını dengelerken elektrik destekli direksiyon üzerinde
ters yönde kuvvet uygulayarak sürücüyü
de doğru yönde direksiyon hareketine
yönlendirerek yardımcı oluyor. Normal
sürüşte yaylandırma konforu yeterince iyi
olan süspansiyon elemanları, yüzeyden
gelen kısa sert darbeleri bile kabine emerek yansıttığından konforu
bozmuyor.
Sürücü emirlerine net yanıtlar
veren direksiyon da yol yüzeyi
hakkında fikir verebiliyor.
Otomobil güvenlik donanımlarıyla da hayli dikkat çekici.
Elantra’da önde sürücü ve
yolcu hava yastıkları ile yan
ve perde hava yastıkları, hem
Style hem de Elite donanım seviyesinde standart. ABS, ESP,
BAS (Fren destek sistemi),
VSM (Araç stabilite yönetim
programı) ve soğutmalı fren
disklerinin tüm donanım paketlerinde standart sunulduğu Elantra’da ayrıca immobilizer ve hıza duyarlı olarak otomatik kilitlenen
ve kaza anında otomatik açılan kapı kilitleri
de standart.
Style ve Elite olmak üzere 2
farklı donanım paketi satılan
Elantra’da isteğe bağlı olarak
6 vitesli manuel ya da otomatik şanzıman tercih edilebilirken sadece benzinli motorda
Style donanım seviyesi manuel olarak sunuluyor.
Elantra’da dizel motor ekonomisini otomatik şanzımanla
birleştirmek 72.850 TL’den
başlıyor. Bunu Elite düzeyde
yaşamaK için ödenecek bedeliyse 80.000 TL.
e-motoring magazine › ekim 2014
TEST VW Polo 1.2 TSI BlueMotion
Haşarı ama
çok tutumlu
Yazı: Süreyya İZGİ
Fotoğraflar: Ali AKSIN
e-motoring magazine › ekim 2014
İkiz turbolu 1.2 litrelik TSI motoru,
Polo’ya şaşırtıcı bir dinamizm
getiriyor ve minik VW az yakıtla,
güvenle çok iş yapıyor .
M
akyaj operasyonunda VW’nin Polo’yu riske atması düşünülemezdi.
Zaten yapmadı da. Ana hatlara dokunmadan daha etkili bir görüntü
kazandırdı. Özellikle farların arasında uzayan yatay ızgara, otomobilin aynada belirdiğinde Scirocco zannedilmesine yol açabilir! Farları,
ön ızgarası, tamponları ve arka aydınlatma grubu yenilenen otomobilde gelişmiş sürüş teknolojileri göze çarpıyor, Polo küçük sınıfın limitlerini zorluyor.
Bunları sıralarsak Elektronik Stabilizasyon Programı (ESP)’nın yanında, ilk olarak
Golf VII’de sunulan İkincil Çarpışma Freni ‘Multi-Collision Brake’ de makyajlı Polo’da
öne çıkıyor. Bu ekipmanlar Yeni Polo’nun tüm verisyonlarında standart. Tipik VW
tarzı olan terzi elinden çıkmışcasına hatasız kabin işçiliği ve kullanılan kaliteli malzemeler, otomobilin düzeyini yükseltiyor.
e-motoring magazine › ekim 2014
TEST VW Polo 1.2 TSI BlueMotion
1.2
TSI BlueMotion
VW Polo
+ Tatminkar performans
+ Makul yakıt tüketimi
+ Dinamik görünüm
+ Kabin kalitesi
+ Akıcı sürüş
- Sürüş ruhu
- Sert süspansiyon
- Kontak anahtarının start pozisyonu!
Yakıt tipi: Benzin
Motor hacmi (cc): 1197
Motor gücü (HP): [email protected]
Maksimum tork (Nm): [email protected] d/d
Vites kutusu: 7-ileri DSG otomatik
Maksimum hız (km/s): 184
0-100 km/s hızlanma (sn): 10.8
Gösterge tablosu, klima kontrol paneli, dokunmatik renkli LCD bilgi-eğlence sistemleri ve hatta direksiyon simidi yenilenen
Polo’da kullanıcıya yansıyan en fonksiyonel yenilik, elektromekanik servo direksiyon sistemi. Geleneksel hidrolik pompası
yerine hassas bir elektrik motorundan
beslenen direksiyon, park manevralarında
yumuşaklığıyla kolaylık sağlıyor. Yıllar boyu
ısrarla “Volkswagen kabinlerinde kusur
bulmak zor” dedik ama Polo 1.0’da olduğu
gibi Polo 1.2’de de kontak anahtarının
pozisyonu hiç ergonomik değil. Anahtar
kontağa takıldığında açısı hiç de kullanıcı
dostu görünmüyor! Bir de direksiyon
üzerindeki yol bilgisayarı ve müzik sistemi
kumandaları minik yapılarından dolayı pek
kullanışlı sayılamaz.
Tüketim (şehiriçi/şehir dışı/karma)
Canlı performans
(lt/100 km): 5.8/4.1/4.7
Volkswagen Polo’nun kaputunun altındaki
turboyla aşırı beslenen 1.2 litrelik TSI
benzinli motor, 1100 kg ağırlığındaki
aracı
neredeyse
yerden
kesiyor!
Diriliğiyle kullanıcısını tatmin eden otomobil, hızlanmalar kadar ara hızlanma
performansıyla da keyif veriyor. Bunda ikiz
Ağırlık (kg): 1139
U/G/Y (mm): 3972/1682/11453691
Yazı:
Süreyya İZGİ
Aks mesafesi (mm): 2470
Fotoğrafl
ar: Ali AKSIN
e-motoring magazine › ekim 2014
DİKKATLİ BAKMADIKÇA POLO’NUN
MAKYAJINI ANLAMAK ÇOK KOLAY
DEĞİL! ARKA AYDINLATMA GRUBU BU
TEŞHİSTE ANAHTAR ROL OYNAYABİLİR!
turbolu ve direkt benzin enjeksiyonlu TSI motor kadar 7 ileri vitesli DSG şanzımanın da katkısı büyük.
Hızlı devirlenen motor, DSG şanzımanla hızlı işbirliği
yaparak küçük Volkswagen’i hızlı hızlandırıyor.
Otomobilin sert karakterinde 17 inçlik jantların da
payı yüksek. Yoksa Polo 1.2 gibi bir otomobilde sert
süspansiyon pek beklenmez, tercih de edilmez. VW
Türkiye basında görünecek test otomobilinin en
yüksek donanımlı olmasını istemiş olmalı! Çünkü
bu lastik ebatlarıyla Polo fiyatı 60 bin TL’yi aşsa da
olduğundan sportif görünüyor! Tabii 45 yanaklı bu
lastiklerle eşsiz İstanbul yollarında çukurlara ve kasislere karşı çok dikkatli olmak gerekiyor.
Polo 1.2’nin yakıt sarfiyatı, kullanıcının cüzdanına
oynuyor! Motorun yüksek ve geniş tork çıkışı,
akıcı sürüş sağlarken İstanbul trafiğinde 100
km/6.3 litre gibi değerler sunabiliyor. Akıcı
karaktere çok teslim olmayıp sakin kullanımla
şehir trafiğinde dahi 6.0 litrenin altına inilebilir.
Volkswagen Türkiye, Polo’da zengin donanım
paketi sunuyor. Bütün donanım seviyelerinde
ESP’nin standart sunulduğu otomobilde ABS,
elektronik tork kontrol sistemi, çekiş kontrol
sistemi, elektronik diferansiyel kilidi de aynı
üniteden yönetiliyor. Bu sistemlerin varlığı,
kabin ve sürüş avantajlarının yanına güvenlik
gibi bir artıyı daha ekliyor.
e-motoring magazine › ekim 2014
MAGAZiN
Aerodinami geldi
rozetler tarih oldu
Eskiden en yaygın otomobil takılarından biri olan rozetler
aerodinamik kaygılarla tasarımlar değişince artık kendisine
sınırlı sayıda modelde yer bulabilir oldu.
e-motoring magazine › ekim 2014
Fotoğraf: © Buschmen
Ç
ok uzak değil, 1980’li yılların sonuna kadar aerodinamide
köşeler çok da önemsenmiyordu. Hemen her marka, ‘60, ‘70
ve 80’li yıllar boyunca sert hatlı ve köşeli modeller ürettiler.
Daha öncesindeyse zaten aerodinami kelimesi ancak uçaklarla, roketlerle birlikte anılırdı... 1980’lerin başında Mercedes 190 modelini tanıttığında geleneksel üç kutu sedan gövde formatının ne kadar
yumuşatıldığı konuşuldu ki, o bile gayet köşeli bir otomobildi. 1980’lerin ikinci yarısında Audi, 80 ve 100 modelleriyle yuvarlanma işini ilk
abartan üretici oldu. Ama 1990’lar başladığında herkes köşeleri eritip
yuvarlanma peşine düştü. Çünkü aerodinaminin performans ve yakıt
tüketimi açısından önemi fark edildi. Gövde tasarımlarında köşeler terk
edilirken otomobiller yumuşak hatlarla üretildi. İşte bu motoring kültürünün en geleneksel unsurlarından olan rozetlerin de sonunu getirdi.
Belki ülkemizde pek yaygın olmadı ya da taksicilerin/minibüsçülerin
araçlarının radyatör ızgaralarına taktıkları Cadillac amblemlerinden öteye geçemedi ama dünyada özellikle oldukça yaygın olarak kullanıldı.
Bunda elbette otomobil kulüplerinin de payı oldu.
80’li yıllara geldiğimizdeyse yapıştırma kültürü ve teknolojisi gelişti, metal plaketlerin yerini arkaya yapıştırılan stickerlar aldı. Onlar da genelde
ülke kodları, STP ya da Wynns gibi yağ markaları oldu... İşte onlarla
motoring kültürü de ucuzlamaya başladı! Artık kimsenin aracın önüne
rozet ya da plaket takmaya niyeti yoktu. Demode görünüyorlardı, güzel
ama eskiydiler. Daha kötüsü modern otomobillerde onları takacak yer
de yoktu, radyatör ızgaraları giderek küçülüyor, yok oluyordu... Bugün
rozet kullanılan otomobil sayısı son derece az. Tüm modern teknolojilerine rağmen nostaljik bağlarından kopamayan MINI’de süren rozet
kültürünü başka markalarda görmek olasılık dışı artık. Neyse ki 20 yıl
sonra tuning markalarının stickerları çıktı da boşluklar dolmuş oldu!
e-motoring magazine › ekim 2014
ANALiZ Otomobilin Türkiye macerası (2)
Eski Türkiye’nin (!)
otomobilleri
Ülkemizin kısa otomobil tarihini analiz ettiğimiz yazının ikinci bölümündeyiz. Yazarımız Oytun Işlar’ın kaleminden 1970’li
yıllardan bugüne yaşanan gelişmeleri okuyacaksınız.
e-motoring magazine › ekim 2014
Yetmişli yıllara gelindiğinde Fiat’ın ve Renault’un
tarihlerinde ürettikleri en başarılı modeller olan
124 ve R12’nin Türkiye’de üretilmesi belki de ülkenin otomotiv tarihinin verdiği en doğru karar
olacaktı. Dolayısıyla Türkiye tüketicisi ancak 1971
yılına gelindiğinde kendi ruhuna ve kullanımına
uygun otomobillerle tanıştı. Ancak devasa Amerikan canavarlarına o kadar alışıklardı ki, yetmişli
yıllar için en yeni teknolojilerin ve güvenlik kriterlerinin ortalama değerlerde sağlanabildiği
bu iki yeni modeli ilk zamanlarda hiç benimseyemediler. Uzun yıllar zor ekonomik şartlarda
üretim sağlayan ve belki de 20 yıl sonra dünya
normlarına ulaşmaya çabalayan bu öncü sektör
için ilk zamanlar montaj, daha sonraki yıllarda
artabilen yerlilik oranlarıyla Fiat 124 kesintilerle
toplam 17, Renault 12 ise kesintisiz 28 yıl bantlarda kaldı. Fiat, lisansını verdiği Tofaş’a, kendi
üretimlerinde kullanabilmesi için Murat ismine
bile müsaade etti. Aynı model, Rusya, İspanya,
Güney Kore başta olmak üzere, dünyanın birçok
ülkesinde başka isimlerle üretiliyordu.
Her iki modelin kalite ve donanım seviyeleri
anavatanlarında üretilenlerden oldukça düşüktü.
Maliyeti düşürmek o yıllarda Türkiye’de en
önemli etkendi. Anadol, Renault ve Tofaş’ın
birbirlerine olan rekabetlerinde kazanan yoktu.
Satış adetleri birbirlerine yakın, her markanın
ve modelin alıcısı kendine özgüydü. Taksiciler,
emekliler, öğretmenler Anadol ve Murat modellerine yönelirken, mühendisler, hukukçular
ve asker kökenli devlet memurları mutlaka Renault 12 modeline yöneliyorlardı. Renault, bir
askeriye kuruluşu olan Oyak tarafından üretiliyordu ve ordu mensuplarının başka bir markaya
yönelmesi imkansız denebilecek durumdaydı.
Diğer rakiplerine oranla daha güncel teknolojiler
barındırması R12 modelini bir seviye yukarı da
taşımaktaydı. Üstelik o yıllarda palazlanan motor
sporlarında önden çekişli Renault’nun başarıları
Anadol’un spor modeli STC’yi bile gölgeliyordu.
Devlet daireleri, Türk Polisi ve başbakanlık bile
Renault 12 tercih ediyordu. 7 yıl 124 üreten
Tofaş, kült modelinin yerini alan 131’i üretmeye
başlamasıyla dengeler değişti. Modern, aydınlık,
zarif ve motor gücü arttırılmış bir Murat aylarca tüketici kuyruklarının oluşmasına neden olup
Renault 12’yi tahtından etmeye başlamıştı. Bu
arada ülkedeki siyasi ve ekonomik dengeler de
dibe vurmuş, akaryakıt ve döviz sıkıntısı nedeniyle tüm üreticiler biraz daha kemerleri sıkmaya
başlamışlardı. Mümkün olduğu kadar düşük
donanımlı, kalite kontrolden yoksun modellerin o
yıllara yayıldığını görebiliriz. Ancak, bir otomobil
ihtiyacı oluşmaya başlayan Türk insanı, yine de
ilk otomobillerini bu 3 markanın piyasada olan
sayılı seçenekleri ile gidermeye devam etmekteydiler. O dönem hem işte, hem de ailesiyle gezinti amacıyla kullanılan station wagon karoserli
araçları sadece Renault ve Anadol üretmekteydi.
Tofaş station wagon işine o yıllarda girmedi. Eğer
124 ve 131 SW modellerini üretmeye kalksaydı,
zaten düşük olan kardeş firma Anadol’un SW
satışları da dibe vuracaktı.
1980 darbesi sanayiye, ekonomiye, içinde insan etkeni barındıran tüm sosyal fenomenlerin
tepesine inen bir darbeydi. 1980 yılında, rekabette zorlanmaya başlayan Renault, tıpkı Tofaş
gibi model yenileyip 18’e geçmek için koşullarını
zorlamaya başladığı bir anda darbe geldi. Her üç
firmanın da ithalat yapıp, üretim maliyetlerinin
bile altında satılabilen düşük sınıftaki yabancı
modelleri satmaya girişimleri olamadı. Çünkü
ithalat imkanı cunta tarafından durduruldu.
e-motoring magazine › ekim 2014
ANALiZ Otomobilin Türkiye macerası (2)
Darbe öncesi çeşitli şekillerde gerçekleştirilen
ithalatlardan kalan araç parkı o yıllarda eritildi.
Ancak parça sıkıntısı, servis ve yakıt fiyatlarındaki
artış nedeniyle otomobil sahibi olmayı bir yana
bırakın, mevcut otomobilin bile yürütülmesi bile
güç hale gelmişti. 1980 yılına gelindiğinde, eski
yıllardan kalan dev Amerikanlar hurdalıkları süslemeye, Simca, Honda, Alfa Romeo, Volvo gibi
sofistike Avrupa markalarının tek tük trafikte
görüldüğünü hatırlayabiliriz. Araç parkının büyük
çoğunluğu tek tip hale gelen R12, Tofaş ve
Anadol modellerinden ibaret haldeydi.
Darbe sonrası oluşturulmaya başlanan normalleşme sürecinde serbest bırakılan ithalat neticesinde, türk tüketicisinin o günlere kadar hiç
tanımadığı otomobil markaları teker teker piyasaya girerken Anadol, R12 ve 131’in bu yeni misafirlerle baş edebilecek gücü kalmamıştı. Anadol,
SW modelinden türetilen ve son derece kaba hatlara sahip son sedan modelini, Tofaş, 131 modelinin station wagon ve lüks modelini, Renault
ise piyasaya çıkartamadığı R18’in motor ve birkaç
aksesuarını barındıran GTS ve TX serilerini peşi
sıra piyasaya verip bu ithalat dalgasına karşı savunmaya geçmeye uğraşıyorlardı. Rüzgar tersten
esiyordu ve tüketicinin hem sıra beklemeye, hem
de modası geçmiş modellerle devam etmeye hiç
niyeti yoktu.
1985 yılında ilk atılım Oyak’tan geldi ve Renault 9 piyasaya sürüldü. Birkaç yıl önce Avrupa
ve amerika’da ödüller almış bu çağdaş otomobil tam 15 yıl boyunca hatchback türevi R11 ile
üretilecekti ve türk tüketicisinin de zamanla çok
benimsediği bir model haline dönüşecekti.
e-motoring magazine › ekim 2014
Otosan belki de tarihi hatasını yapıp Anadol
markasını tarihe gömüp, dünya piyasasından
çoktan kalkmış olan Ford Cortina’yı Taunus ismi
ile tekrar üretimine aldı. Tofaş ise 1980’li yılları
131 makyajları ile idare etti. Her üç marka da ellerindeki imkanlar dahilinde pazara ürün arz edip
ihtiyaç yaratmakta ustalaşmışlardı. Taunus, 131
ve R12 yetmişli yılların orta üst sınıf araçlarıydılar
ve Avrupa tüketicisi ile karşılaştırıldığında gerek
boyut, gerek tüketim gerekse teknoloji olarak çok
geri kalmışlardı. Ancak henüz tüketicinin gözü
açılmamıştı. Yine de en yeni model olan R9/11
lehine yönelmekteydiler. Ufak, pratik, az yakan
ve kullanıcısını üzmeyen modellerin dönemiydi.
Benzin ithaldi ve devlet benzini borç parayla
tüketiciye sunuyordu. Borç ve IMF politikaları
enflasyonu körüklüyordu. Vergilendirme sistemi
büyük veya küçük hacimli motor/model olarak
tasarlanmamıştı.
Ağırlığa göre vergi tahsilatı yapılıyordu. Son model Toyota Carina, 1.3 litrelik Serçe ile neredeyse
aynı vergilendirmeye tabi tutuluyordu. Patlayan ithalat neticesinde, bir otomobile ulaşmak
isteyenler Skoda, Suzuki ve Lada markalarına
yönelirken, ekonomik durumu daha yukarılara
çıkanlar son model Toyota, Subaru gibi yüksek
teknolojilerle müşteri avlamaya başlayan Japonlara yöneliyorlardı. Almanların prestiji hep yüksek olmuştu. Alırken de satarken de pahalıydılar.
Ayrıca günümüzün en çok satan Alman markası
VW, akıllıca temsil edilemeyen bir ithalatçının
elindeydi. Otomobil piyasasındaki yükselişi gören
GM temsilcisi Genoto, Opel’i Türkiye’de üretmeye karar verdi ancak model seçiminde eski
rakipleri gibi yanlış ata oynadı. Orta sınıf son
model Vectra’yı tüketiciye arz ettiğinde Oyak Re-
nault tarihi hatasını yapıp R21 ile cevap verdi.
Koç Holding Taunus’u süslerken Tofaş’ta ise, Murat markasını tarihe gömüp kompakt sınıftaki Fiat
Tempra üretimi ile kızışmış rekabete girdiğinde yıl
1990’ı gösteriyordu. Artık Murat ismi anılmıyordu
ama Şahin, Doğan, Kartal üçlüsü, tüm ilkelliklerine karşın 2003 yılına kadar birer bestseller
olarak üretiliyordu. Bu yeni 10 yıllık süreçte Türk
otomobil dünyası pişti diyebiliriz. İthal markalar ardarda piyasaya girmeye devam ederken,
tüketici artık daha bilinçli ve kendine en uygun
seçeneğe yönelme ihtiyacını duymaya başlamıştı.
Rus malı Lada yok satıyor, çatırdamaya başlayan
Doğu Bloğu’nun Dacia’sı, Polonya üretimi Fiat
126, Ukrayna üretimi Tavria, VW eline teslim
olmuş Skoda bile alıcı bulabiliyordu. Yerli üretim
karşılığı Serçe ve Toros varken (!) bile tüketicinin
daha da ucuz ithal emsallere yönelmesi piyasada
zamanla büyük bir hurdalığa sahip olma endişesi
doğurmaya başlamıştı bile…
90’lı yıllarda hacim açısından ilk önemli hamleyi
yapan Tofaş oldu. Tempra’nın hatchback modeli
Tipo ve B sınıfı Uno’nun üretimine başlamasıyla
tam bir model ailesi yaratarak akıllıca bir strateji
izledi. Renault ise hayal ürünü 21’den beklediği
başarıyı göremeyip alt segmentteki R19’a yöneldi. Hala üretimde olan 9/11 modelinin gelişmişi
olan 19’u ürün gamına eklemek ve kısa süre sonra yine bir gelişmiş model olan Megane 1 üretimine kalkışmak muhtemelen firmanın Güney
Amerika partnerinin yolundan gitmek anlamına
geliyordu. Tüketicinin kafasını karıştırmak yerine
anavatanında yok satan Clio üretimine yönelmek
oldukça akıllıca bir strateji olabilirdi. Opel ise
sadece 90’lı yıllarda üretim yapabildi. Satışları
ortalama gitmiş olsa bile 2000 yılında üretimi
durdurma kararı aldı.
Aynı 10 yıllık dönemde otomobil üretimi başlatan
Honda, Toyota ve Hyundai gibi Uzakdoğu
firmaları, son 20 küsür yıllık dönemde uzun
zamanlı satış kuyrukları oluşturup tüketiciye
düşük kalitede ürünler sunan Otosan, Tofaş ve
Oyak markaları için hem bir toparlanma, hem de
durup yanlışlar üzerinde düşünme konusunda bir
uyarıdan ziyade fırsat olmuştu. Uzun yıllar sadece
iç piyasayı besleyen firmalar, üst üste yeniledikleri modelleri ve artan kaliteleri neticesinde
hem anavatanında üretimi güncel modellerle
eşdeğer üretime erişmiş, hem kalitelerini dünya
standardına yükseltmiş, hem de Türk tüketicisine
verimli ürünler sunmaya başlamışlardı.
…..ve milenyum gelip çattığında ülkedeki ekonomik kriz ilk olarak otomobil sektörünü vurdu!
Yakın zamanları gelecek sayıda irdeleyelim. Ne
dersiniz?
e-motoring magazine › ekim 2014
sade’ce M. Ali Sade
ESKİ BİR BAYRAM ANISI
Eski mekanik saatlere merakım ilkokulda
yaz tatillerinde bir saatçinin yanında çıraklık
yaparken başladı. Daha sonra bambaşka
mesleklere yönelmeme rağmen mekanik
saat merakım hiç bitmedi. Halen de devam
ediyor aslında.
Lafı uzatmadan konuya gireyim. 1980’lerde Trakya’da çalışırken oldukça samimi
olduğum bir arkadaşım vardı. Arkadaşımın
ailesi oldukça varlıklı ve zengin bir aileydi.
O da saatlere çok meraklıydı. Kimi zaman
evdeki eski saatleri kapıp getirir, beraberce
bakım yapardık. Kimi zaman da konukomşusundan topladığı antika duvar ve
masa saatlerini inceleyip, değerlendirir ve
fikir sahibi olurduk. Aslında eline tornavida
bile yakışmaz, pek de bir iş çıkaramazdı
ama boş vakitlerimizi meyhaneler, birahaneler gibi “hane”lerde geçirmektense bu
işlerle uğraşmayı tercih ederdik.
Gerçekten de Allah selamet versin, başta
da yazdığım gibi oldukça varlıklı bir aileden
gelmesine, ailesinin de durumu iyi olmasına
rağmen bizim arkadaş çok pintiydi. Tamirat
işlerini her zaman benim evde yapardık. Gelirken diyelim ki eline bir paket bisküvi alıp
da geldiyse ve bu paketten de es kaza bir
kaç tane artan olduysa mutlaka artanları da
cebine koyar öyle giderdi. O yıllarda ben sigara da içerdim. O da içerdi. Ama sırf bana
değil hiç kimseye bir tek sigara ikram ettiği
bile görülmemiştir. Öyle de kılkuyruktu.
Annelerinin çok eski bir rakkaslı duvar saatini beraberce tamir etmiştik. Kendi kolundaki Nacar’ı defalarca söküp temizleyip
parlatmışızdır. Bir kaç defa da bu saate zemberek değiştirmiştik. Çünkü saatler konusunda epeyce bilgisi olmasına rağmen saati
kurarken sona geldiğini anlamaz ve ha bire
zorlar dururdu.
Bir gün konuşurken Ankara’da anneannesinin
antika bir konsol üstü saati olduğundan,
kadıncağızın bu saati çok sevdiğinden, ancak son zamanda saatin bozulduğundan,
sadece bir kaç saat çalışıp durduğundan
bahsetti. Ve bu saati kimseye emanet edemediklerinden kurban bayramında onların
arabasıyla oraya giderek saate bakıp
bakamayacağımızı sordu. Bana da gezmek
lazım ya kabul ettim. Hem de gezinti arabayla olunca ve muhtemelen de babasının
1964 Chevrolet’i ile gideceğimizden bu işe
çok sevindim.
Arife akşamı işten çıkınca götüreceğim
saat tamiri alet ve avadanlıklarını ayarladım.
Saat takımlarım haricinde belki gerekebilir diye bir kaç düz tornavida, bir pense ile
bir de açıkağız anahtar takımını da yanıma
alarak arkadaşımın evine gittim. O da hazır
bekliyormuş, evlerinin arkasına dolaştık.
Derme çatma bir garaj kapısını açtığımızda
içeride pırıl pırıl lacivert renkte bir Murat
124 durduğunu gördüm. Böyle bir otomobilleri olduğundan haberim bile yoktu. Ben
‘64 Chevrolet’i umarken şansıma bu denk
gelmişti. Aslında bu bana göre daha iyiydi.
Çünkü 124’ü gerçekten çok severdim.
Arkadaşım otomobili çalıştırıp kapının önüne
getirdi. Bu arada otomobil 1974 modeldi ve
on yıllık olmasına karşılık sadece 10 bin km.
yapmıştı. Pintiliklerinden hiç binmemişlerdi.
Benzin aldıktan sonra gece vakti yola
sade’ce M. Ali Sade
koyulduk. Bizim 124 kükreyerek yol aldı ve
sabaha karşı Düzce’deki otobüslerin mola
verdikleri tesislerin birine kadar gayet güzel geldi. Burada bayat çayları içerek biraz
uykumuzu dağıtmaya çalıştık. Arkadaşıma
“yorulduysan biraz da ben devam edeyim”
dediysem de bana itimat etmedi. Sadece
“babam kimseye verme dedi” diyerek
noktayı koydu. Buna biraz bozulduysam da
belli etmedim. Gerede’ye doğru tekrar yola
koyulduk.
Ama o da ne? Yeniçağa’yı geçince yol
boyunca kükreyerek aslanlar gibi gelen
124 bir anda kedi oldu ve miyavlamaya
başladı. Arabada bir tekleme peydahlandı,
patır kütür çalışır oldu. O vaziyette Gerede
Esentepe’deki çay salonuna kadar geldik.
Arkadaşıma “şu kaputu aç da bir bakalım,
belki kolay bir şeydir” diye ne kadar söylediysem de bana itimat etmedi ve “dur şimdi,
biraz motor soğusun düzelir” dedi.
Gerede’yi bilen bilir, yaz günü bile buz gibi
bir esintisi olur. O sabah da çok soğuktu.
Arabadan inip koşarak çay salonuna geçtik. Yine birkaç berbat çaydan sonra arabaya oturduk. Arkadaşım marşa bastı, bir
numara yok. Peş peşe bastı bastı. Yine
çalışmadı.”Aküyü bitireceksin, basma da
bir bakalım” dedim. Sessizce başını salladı.
Hem telaşlanmış ve hem de çaresiz bana
mahkûm olmuştu. Arka koltuğun üzerindeki çantamın fermuarını açtım. Takımlarımı
arka koltuğa döktüm. İçinden bir ince
bir de uzun düz tornavida aldım. İki ağız
anahtarlarımın da hepsini alıp geçerken de
kaputu kendim açıp motorun başına geçtim.
Birinci bujinin kablosunu söküp kablonun
ucunu buji kafasına yaklaştırdım ve “bas
marşa” dedim. Kablonun ucunda hiç bir
hareket yoktu. Diğer bujileri de aynı şekilde
denedim. Hiçbirinde kıvılcım emaresi yoktu.
›
“DAHA MARŞ DİŞLİSİ
VOLANA DEĞER DEĞMEZ
BİZİM 124 KÜKREYİVERDİ.
YAN GÖZLE ARABANIN
İÇİNE BAKTIM, BİZİMKİNİN
KEYFİ YERİNE GELMİŞTİ.”
Distribütörün kapağını söktüm. Gözle muayene ettim, herhangi bir çatlak, oksitlenme
görünmüyordu, tepe kömürü de sağlamdı.
Aynı şekilde tevzi makarasını da inceledim, o
da iyiydi.
Bu 124’ lerin en pis taraflarından birisi tevzi
makarası kolayca sökülüp platine ulaşılmaz.
Rahat çalışmak için distribütör mutlaka yerinden çıkartılmalıdır.
Anahtarlarımın arasından 13’ü bulup dis-
tribütörün altındaki tespit nalını söktüm.
Tevzi makarasının yönünü işaretledim,
kablosunu da gevşetip söktüm ve distribütörü komple dışarı alıverdim. Bizim arkadaş
“Ne yaptın, hiç o sökülür mü, biz şimdi
bu dağın başında tamirciyi nereden buluruz?” diye çığlık atmaya başladı. Hiç sesimi
çıkarmadım.
Distribütörü milinden çevirerek platin
aralığını kontrol ettim. Bunda da platin
tamamen kapanmış ve bu kapanmadan
dolayı kontaklar meme yapmıştı. Platin
kontaklarını çantamdaki ince zımpara ile
zımparalayarak pırıl pırıl yaptım. Üfleyip
döküntüleri temizledim. Temiz bir kâğıtla
da kuruladım. Platinin sabitleme vidalarını
gevşetip platin aralığını bildiğim şekle getirdim. Sonra da tespitleri önce tornavida ile
sonra da getirdiğim açıkağızlı anahtarların
ufaklarıyla iyice sabitledim. Bence çok güzel olmuştu.
Distribütörü söktüğüm şekilde yerine taktım.
Nalı yerine oturtturdum, ama sıkmadım.
Distribütör kapağını taktım. Kabloları tekrar
kontrol ettim. Ve otomobil içinde çaresiz
beni seyreden arkadaşıma seslendim:”Bas
bakalım çalışacak mı?”
Daha marş dişlisi volana değer değmez bizim
124 kükreyiverdi. Yan gözle arabanın içine
baktım. Bizimkinin keyfi yerine gelmişti. Motorun biraz ısınmasını bekledim. Motor iyice
ısınınca distribütörü sağ sol yapıp avansını
el ile ayarladım. Son kontrollerimi yapıp
takımlarımı topladım. Kaputu kapatıp yerime
geçtim. Arkadaşım araba bozulunca epey
telaşlanmıştı. Ama artık yüzünde telaş değil
keyif vardı. Otomobil de düzelince güle oynaya Ankara’ya vardık.
Anneannesi Hukuk Fakültesi civarında bir
yerde yalnız başına oturuyordu. Önce oraya
gittik. Bayramlaşma ve güzel bir kahvaltı
faslından sonra antika konsol saatini ele
aldık. Saat oldukça eski olmasına rağmen
pırıl pırıldı. Pirinçten yapılma arka kapağı bile
ilk günkü gibiydi. Sadece mekanizmasında
belli belirsiz bir tozlanma göze çarpıyordu.
Kaldı ki aslında onca yoldan gelinecek önemli
bir arızası da yokmuş. Sadece ana zembereği
tespit çivisinden kurtulmuş. Bunu görünce
güldüm. Demek ki zembereği zorlamak da irsi
bir davranış olmalı diye düşündüm. Yukarıda
torununun da Nacar’ın zembereğini bir kaç
defa zorlamaktan dolayı kırdığını söylemiştim.
Neden güldüğümü yaşlı kadına söylemedim.
Sadece “onca yoldan bu ufak arıza için mi
geldik” diyerek onları rahatlattım. Zembereği
yerine oturtup biraz da saatin içinde kaba
temizlik yaptıktan sonra ben onları kendi hallerine bıraktım. Bayramın son günü sabahı
Kızılay’da buluşmak üzere ayrıldık.
Pazar günü Kızılay’da buluştuk. Arkadaşım
“Ağabey sen kullan, ben sana güvenmeyerek
haksızlık ettim” dedi.
Böyle bir bayram geçirdik işte.
DiZi Kaybolan markalar (3)
Üzerinde güneş
batan İngilizler
Yüzyıllardır dünyanın yöneticisi olan İngiltere için
“üzerinde güneş batmayan imparatorluk” denilir.
Peki acaba bu ifade otomobil markaları için de
geçerli midir?
e-motoring magazine › ekim 2014
İ
kinci Dünya Savaşı sonrasında en fazla otomobil markasına sahip İngiltere, hem binek otomobillerinde hem de ticari araçlarda
korkunç bir kan kaybı sonucu 20′den fazla markanın yok olmasına
tanık olmuştu. Yalnız markaların kaybolması değil, ülkenin iki büyük
kuruluşu Rootes Motors ile British Motors Corporation dağılarak beraberlerinde bir düzineden fazla markayı da götürdüler. Lord Rootes, otomotiv imparatorluğunu kurmak için 1920′li yıllarda Hillman
markasıyla başlayarak sırasıyla Sunbeam, Talbot, Humber, Singer
ve Commer ticari araçları ilavesiyle ikinci büyük otomotiv grubu haline gelmişti.
Ancak birçok model arasında bir standardizasyona gidilememesi grubun kan
kaybına neden oldu. 1960′lı yıllarda Chrysler, Rootes grubuna ortak oldu ancak
muhafazakar İngiliz kafasını değiştirmeyince yaprak dökümü başladı. İlk giden
markalar Humber ve Singer oldu. Hillman arkadan motorlu modelleri sayesinde bir süre daha dayandı. Ancak sonunda tüm şirketin hisseleri Peugeot’ya
devredildi. Sunbeam markasına Peugeot’nun Ryton fabrikasında bir süre daha
yaşam hakkı tanındı. Sunbeam-Talbot-Lotus ralli versiyonu ile 1981 yılında
Dünya Markalar Şampiyonluğu’nu kazanmış olması bile Rootes’un bu son
kalıntısını kurtaramadı.
e-motoring magazine › ekim 2014
DiZi Kaybolan markalar (3)
Sadece eski Talbot markası, Fransa’da da
bir geçmişi olduğu için Peugeot tarafından
canlandırılmak istendi. Talbot Tagora isimli lüks bir aile tipiyle Murena isimli bir spor
model üretildikten sonra Talbot markası tamamen tarihe karıştı. İngiltere’nin en popüler
iki markası olan Austin ve Morris 1952′de
birleşerek BMC’yi kurdular. Bu büyük kuruluşa
bağlanarak yaşamlarını sürdürmek isteyen küçük markalar bir araya geldiler. Kısa
sürede BMC’nin yelpazesi altında Healey spor
otomobilleri yapımcısı ve Austin-Healey’lerin
yaratıcısı Donald Healey’in şirketi ile MG Riley, Wolseley ve Vanden Plas modelleri de
katıldılar. BMC,
tıpkı
Amerika’daki
General Motors gibi çok markayı birden pazarlamanın avantajlarını yakalamak istemişti.
Ancak planlar pek tutmadı. Kendi
ana pazarında bile, sadece panjurları
değişik birbirine benzer modeller
çıkarmaya başlayan kuruluşun en
başarılı tasarımı, 1960′lı yılların
başında minik otomobiller devrimini
yaratan önden transversal motorlu
Mini serisi oldu. Mini’ler, Kraliçe’den
Beatles üyelerine kadar herkesin tercih ettiği bir fenomen olurken Cooper
S modeliyle rallilerde de hayli başarılı
oldu. Ne var ki şirket büyük modellere-motoring magazine › ekim 2014
inden sürekli zarar ediyordu. Daha sonraları
Standart-Triumph ve Rover şirketlerini
devralan Leyland grubuyla birleşerek British-Leyland grubu haline gelen BMC, 1980′li
yıllarda Honda ile tesis paylaşımına giderek
hem Japon üreticinin modellerini hem de
Austin ve Rover modellerini üretti. Görünen
o ki, sadece BMC’nin değil, otomobil tarihinin
en başarılı ürünlerinden biri olarak sadece
Mini, BMW’nin sahiplenmesinden sonra
MINI, ülkenin sıkıntılı döneminden sıyrılıp
ayakta kalan en önemli marka oldu. Austin-Healey markasını taşıyan spor otomobiller 1969 yılında üretimden kaldırılmıştı. Bu
modeller, üretildikleri ilk tipten itibaren hiç
değiştirilmemişti. Bu nedenle günümüzde
her biri çok yüksek fiyatlarla alıcı bulabiliyor. MG’ler ise çeşitli versiyonlarıyla 1970′li
yılların ortalarına kadar spor otomobiller
piyasasında canlı kaldılarsa da Amerikan
pazarında muscle otomobillere karşı şans
bulamayınca üretimi noktaladı.
1990′ları Rover ile birlikte BMW kanatları
altında geçiren MG, şimdilerde yine Rover
-yeni adıyla Roewe!- ile birlikte Çin’lilerin eline
geçti… Leyland’ın BMC Grubu’na getirdiği
Triumph’a gelince, hem aile tipi hem de spor
otomobilleriyle İngiltere’nin BMW’si konu-
munda olan marka, TR2 modeliyle başlayarak
1953′ten 1984′teki TR8′e kadar çeşitli sportif modeller çıkardı. Triumph’un bir de şirin
ve ucuz modeli Spitfire ile Herald serileri
vardı. İngiltere’nin 16 supaplı binek otomobil motorunu üretmesine karşın Triumph da
değişen piyasa koşullarına ayak uyduramadı.
Bu meşhur markalar mezarlığına dönen
grubun son başarısızlığıysa sadece Amerika
pazarı için geliştirilen Sterling markasıydı.
1985-1990 arasında doğup yaşayıp ölen
(!) markayı günümüzde kimse hatırlamak
bile istemiyor! İngiltere’nin irili ufaklı diğer
markaları arasında sayabileceğimiz daha
niceleri var: Jowett, ArmstrongSiddeley, Lea-Francis, Panther, H.R.G. Turner, Alvis, Frazer-Nash…
Bunca
batan
İngiliz
markası arasında halen
onurla anılan bir marka var ki, gerçekten
İngilizler’in gurur durumunda olan Jensen’den
başkası
değil!
Kendi
bünyesinde dört tekerlekten çekişli spor otomobili
geliştiren Jensen, fiberglas gövde üretiminin de
öncülerindendi.
e-motoring magazine › ekim 2014
ETERNAL Renault Clio RSi (1993)
Sanılır ki sportif
hatchbackler pahalı
olmak zorundalar!..
İlk Clio’nun ekonomik
sporcusu, düşük
tüketimi ve zayıf
donanımına karşın
akıcılığıyla döneminin
pahalı haydutlarına
alternatif
yaratabilmişti.
Orta karar
e-motoring magazine › ekim 2014
hot hatch
e-motoring magazine › ekim 2014
ETERNAL Renault Clio RSi (1993)
Daha az, daha çoktur. Bu eski İngiliz atasözü, konu
otomobil olduğunda genellikle konuyu özetler.
Özellikle Renault Clio Rsi’de anlamını tam olarak
buluyor. İlk Clio’nun hızlı versiyonu, sportif
ruhu ve “ateşli” karakteriyle 1990’lara damgasını
vurmuştu.
Otomobilin kabinin kaplayan gri plastik, kabinde
iç boğan karamsar bir hava yaratıyordu.
1980’lerde Renault 25 için tasarlanan
füturistik kokpit tasarımı, ilk Clio’ya küçültülerek
aktarılmıştı. Kapağın altında gizlenen kızaklı radyo
teyp, hırsızlara karşı alınmış basit ve etkisiz bir
önlemdi. Gösterge tablosundaysa 1980’lerin
Renault modellerinde kullanılan tasarım sürüyordu.
Clio RSi’deki fark, daha hızlı hareketlenen ibreler
ve üç kollu direksiyon simidinden oluşuyordu.
Clio’nun en çok eleştirilen küçük dış aynalarında
RSi için herhangi bir değişiklik yapılmamıştı. Clio
RSi’nin yüksek yanal destekli iri sportif koltukları,
sanki başka bir markadan alınmış gibi görünüyordu
ama yolcularını çok iyi hissettiriyordu. Üç kapılı
Clio’nun kelebek camları, kabin havalandırmasında
önemli rol oynuyordu. Bir sportif ruhlu otomobil
için Clio RSi’de hayli büyük bir bagaj alanı da
sunuluyordu. Motor performansı, kullanışlılıktan
feragat etmeyi gerektirmemişti! 265 litrelik hacim,
koltuk sırtlıklarının yatırılmasıyla 1055
e-motoring magazine › ekim 2014
litreye kadar genişletilebiliyordu. Sırtlık yatırılması
deyip geçmemek gerek, 1991’de asimetrik olarak
katlanan sırtlıklar, her otomobilde bulunan bir
özellik değildi! Tıpkı hidrolik direksiyon, ABS,
merkezi kilit sistemi ve elektrikli camlar gibi!
Havayastıkları mı? Şaka yapıyor olmalısınız, tabii
ki yoktu!
RSi kaputunun altında, dönemine göre
oldukça güçlü bir motor vardı, hızlı Clio’ya ruhunu
kazandıran. Aslında yeni bir motor değildi ama
küçük ve hafif Clio’da bir başka ruh kazanmıştı.
8 supaplı bu motor, R19, Megane ve Laguna’da da
kullanıldıktan sonra sonraki yıllarda Dacia
modellerinde de görev yapacaktı. 0-100 km/s
hızlamasını 9.0 saniyede gerçekleştirebilen
otomobil, dönemin popüler modelleri Opel Corsa
GSi ve Ford Fiesta S 16V’ye uygun fiyatlı bir
alternatif yaratıyordu. Tabii Clio ailesinin 135
HP’lik top modeli Clio 1.8 16V’ye de! 109 HP’lik
motor, 155 Nm gibi yüksek bir tork çıkışıyla bu
rakiplere kök söktürebilecek özellikteydi. Çünkü
100 km/s hıza saniyenin sadece onda biri kadar
daha kısa sürede çıkıyordu!
Doğrusu insanın gözünü açıp kapatması bile daha
uzun sürüyordu! Tabii Clio 1.8 16V’nin
görsel sportif özellikleri kadar sürüş dinamikleri de
daha üstündü. Ama bu üstünlükler, 100 km’de
2 litrelik tüketim farkı yaratıyordu.
Bu durum Clio RSi’yi, ekonomik performans
otomobili konumuna yerleştiriyordu. Maksimum
hızı 195 km/s olan Clio RSi’de sadece “kurşunsuz
süper” benzin kullanılabiliyordu!..
Clio RSi’nin dikkat çeken özelliklerinden biri de
sert yapılı süspansiyon sistemiydi.
Clio 1.8 16V’ye göre daha konforlu olan RSi,
virajlarda da sürücüsünü rahatlıkla tatmin
edebiliyordu. Gerçi ani gaz kesmelerde arkası
kopma eğilimi gösteriyordu ama direksiyonuna
hakim sürücüler için çizgiye dönmek çocuk
oyuncağıydı.
e-motoring magazine › ekim 2014
e-motoring magazine › ekim 2014
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
10
File Size
9 979 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content