close

Enter

Log in using OpenID

15Dosyayı İndir - D

embedDownload
15 – MODERN TÜRKİYE’NİN EĞİTİM SİSTEMİNDE DEĞERLER EĞİTİMİNİN YERİ VE
SİSTEME ETKİSİ
GELİŞİM TARİHİ VE SORUNLARI
Tarihi boyunca, özellikle Müslüman olduktan sonra örgün ve yaygın eğitim olarak din öğretimi,
din eğitimi ve dini eğitim-öğretim proğramlarına göre eğitim sistemlerini oluşturan milletimiz,
Cumhuriyetin ilanından sonra modern Türkiye’nin Eğitim Sistemini seküler anlayışla şekillendirmiştir.
3. Selim döneminden itibaren Osmanlı Devletinde başlayan batı tipi yeniliklerin uygulamalarında,
modern anlayışla kurulan eğitim kurumlarında din öğretimi ve dini eğitim-öğretim yürütüldüğü gibi,
geleneksel eğitim kurumlarındaki din öğretimi ve dini eğitim-öğretim de devam etmiştir.
3 Mart 1924 tarihinde çıkartılan Tevhid-i Tedrisat kanunundan sonra kaldırılan geleneksel eğitim
kurumlarının yerine din öğretimi yapmaları için kurulan İmam Hatip Okulları ve bunlara öğretmen
yetiştirmek için Darülfunun (Üniversite) bünyesinde açılan İslam Enstitüsü, kısa süre sonra ihtiyaç
kalmadı gerekçesiyle kapatılmış ve 1946 yılında çok partili döneme geçene kadar açılmamıştır.
Demokrat Parti (DP) döneminden itibaren din öğretimi ve dini eğitm-öğretimin Modern Tükiye’nin
Eğitim Sistemindeki yeri ve etkisi artarak devam etmiştir.
1974-1975 öğretim yılında Ahlak Dersi ortaöğretim kurumlarında verilmeye başlamış ve daha
sonra 1982 Anayasasında “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi” ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında
okutulacak zorunlu dersler arasına girmiştir. Ahlakın temel konuları olan değerler ve erdemler bu
dersin yanında tüm derslerin kazanımlarına da milli eğitimin amaçları doğrultusunda yerleştirilmiştir.
Son yıllarda toplumda ve okullarda öğrenciler arasında sıkça görülen şiddet, zorbalık, terör, alkol
ve uyuşturucu bağımlılığı, cinsel istismar ve sapkınlık vb. erdemsizlikler öğrenci ders başarılarını da
olumsuz yönde etkilemeye başlayınca, birtakım önlemler alınması da gündeme getirilmeye
başlamıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2010 yılının Eylül ayında yayınladığı 53 numaralı ilk ders
genelgesinde (Ek : 1) sorunlar dile getirildikten sonra, okulların kendi imkanları ile önlemler almaları
istenmiş, batı ülkelerinin seküler eğitim kurumlarında uygulanan “Değerler Eğitimi” programına
dikkat çekilmiştir. Bu genelge doğrultusunda Aydın İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Ek-2 de
sunduğumuz yönerge hazırlanmıştır:
2010 yılında toplanan 18. Milli Eğitim Şurasındaki komisyonlardan birisi “Spor, Sanat Beceri ve
Değerler Eğitimi” başlığında kurulmuş ve Şura’da değerler eğitiminin okullarda yürütülmesine yönelik
aşağıdaki tavsiye kararları alınmıştır.
1. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından, çocuklarımızın ve gençlerimizin sahip olduğu değerleri
belirlemeye yönelik ülke çapında alan araştırması yapılmalı ve bu araştırma her 4 yılda
bir güncellenmelidir.
2. Öğretim programlarında, değerler eğitiminde değer aktarımı yerine ulusal ve evrensel
değerler birlikte düşünülerek farkındalık kazandıracak yaklaşımlara öncelik verilmelidir.
3. Değerin bir tercih olduğu ve toplumların benzer tercihlere sahip kişilerden oluştuğu
vurgulanarak, öğretmenlere değer eğitimi bilinci kazandırılmalıdır.
4. Öğretmen yetiştiren tüm programlara değerler eğitimine yönelik bir ders konulmalı ve
sistemdeki öğretmenlerin hizmet içi eğitim programlarında değerler eğitimine yer
verilmelidir.
5. Ortak değerlerin vurgulanması ve değer farklılıklarının zenginlik olduğu bilincinin
kazandırılması için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
6. Tüm eğitim-öğretim kademelerinde değerler eğitimine yönelik, STK’larla iş birliği
yapılarak alan öğretmenlerinin ortak kullanabileceği program ve materyal
geliştirilmelidir.
7. Değerler eğitimine, okul öncesinden başlayarak yaygın eğitim dâhil olmak üzere eğitimöğretimin her kademesinde, tüm dersler ve okul kültürü içerisinde yer verilmeli ve bu
konuda öğretmen, yönetici, öğrenci, aile ve çevre ile iş birliğine gidilmeli, farkındalık
oluşturulması için kitle iletişim araçlarından faydalanılması amacıyla gerekli
düzenlemeler yapılmalıdır.
8. Ödüllendirme kriterlerinde, değerler eğitimi açısından örnek davranışlar sergileyen
öğrencilere yönelik düzenlemeler yapılmalıdır.
9. Medya ve değerler eğitimi ilişkisi konusunda farkındalık kazandırmaya yönelik araştırma
ve eğitim çalışmalarına önem verilmeli; bu konuda gerekli yasal düzenlemeler
yapılmalıdır.
10. Öğrencilerin akademik başarıları yanında değerlerin oluşumunda önemli yeri olan
duygusal, sosyal ve ruhsal zekâ gelişimlerine yönelik de yatırım yapılmalıdır.
11. Değerler eğitimi konusunda önemli işlev gören “din kültürü ve ahlak bilgisi” dersi çoğulcu
bir anlayışla tüm öğretim kurumlarında daha etkin olarak okutulmalıdır.
Toplumumun ve bireylerin inanç, gelenek, örf ve adetlerine uygun olarak hazırlanacak, yerli, milli
ve manevi konuları öncelikli olarak programına alacak bir değerler eğitiminin, bir çeşit ahlaki eğitim
olarak Milli Eğitim Bakanlığınca gündeme alınması, geç de olsa yararlı bir uygulamanın başlamasını
sağlayacaktır. Değerler Eğitimi Programının doğru hazırlanması ve düzgün işlemesi için değer,
değerler gruplandırması, erdemler, erdemsizlikler, değer-erdem farkı vb. konularının insanlık tarihi
boyunca üzerinde düşünen, uygulama örnekleri ortaya koyan geleneğimizin alim ve ariflerinin
görüşlerini temel alan açıklamaların bilinmesinde yarar olacaktır. Modern dünyanın bilim adamlarının
bu konulardaki açıklamaları ve görüşleri de konuyu öğrenmemizde yardımcı olacaktır.
DEĞER
İsteyen, ihtiyaç duyan, kendisini koruyan ve amacı olan bir varlık olarak insan, hayatının anlamı
ve günlük yaşantısının gidişatı ile ilgili farklı seçeneklerden sık sık seçim yapmak zorunda kalır. İşte
bu seçimlerinde insana yol gösteren, karar verdiren soyut ya da somut ilke, inanç ve varlıklardan her
birine değer (kıymet) denir.
İnsan seçimlerini sahip olduğu aklının yardımıyla, seçici (selective) sistemlere göre ve iradesi ile
yapar. Bu seçici sistemlerin her biri bir takım davranışları ve davranış sistemlerini idare ederken; bu
davranışlar ve davranış sistemleri arasında seçimler ve kurallara uygun (normatif) düzenlemeler
yapar. Seçici sistemler kuralcı karakterde olmakla beraber yine de birer doğal olgu sayılırlar. Bu
yüzden seçici sistemlere doğal kurallar (tabii normlar) da denebilir. İlgiler, zevkler, kişilikler, … seçici
sistemlerdir. Bazı seçici sistemler ise sosyal ve kültürel yapıya ait kurallardır (normlar). Darvin’in doğal
seçme (natural selection) dediği olgu da bir seçici sistemdir. Seçici sistemler birbirleriyle sürekli ilişki
halindedir ve bazıları diğerlerine baskın durumdadırlar. Mesela toplumsal kurallar bireysel ilgilere
genellikle hakimdir.
Faydalı, doğru, iyi, güzel deniler şeyler bir seçici sistemin kabul ettikleri; zararlı, yanlış, kötü,
çirkin şeyler ise reddettikleridir. İnsan davranışlarını düzenleyen doğal kurallar (tabii normlar) farklı
cins ve seviyelerde reddedilebilir. Yani değerler arasında da bir üstünlük ve öncelik ilişkisi vardır. En
hakim durumda olanlar bireyi aşan değerlerdir. Bireyin üzerinde en çok etkisi olanlar da bunlardır.
Doğal kurallar aynı zamanda seçici sistemler olduklarından, hem doğal, hem de kuralcıdırlar. Bazen
kuralcı (normatif) olanla doğal olanın aynı noktada birleştiğine rastlansa da, çoğu zaman aynı noktada
birleşmezler.
Değer, bir şeyin arzu edilebilir (istendik) veya edilemez olduğu hakkındaki inançtır da diyebiliriz.
Buna göre değer yargıları ise bir şeyin arzu edilebilir veya edilemez olduğunu belirten ifadelerdir.
Arzu edilen şeyler faydalı, doğru, iyi ve güzel şeylerdir. Arzu edilmeyenler ise zararlı, yanlış, kötü ve
çirkin şeylerdir.
Psikologlar, değeri, insan davranışlarının yol göstericisi olarak oynadığı rolden dolayı sadece bir
inanç olarak alır. Bireylerin değerleri yerine nesnelerin değerlerinden bahseden psikologlar da vardır
(Katz ve Campbell gibi).
Değer bir inanç olarak, insanın dünyasının belli bir kısmıyla ilgili idrak, duygu ve bilgilerin bir
bileşimidir. Fakat değer, inancın spesifik bir şekli olarak inançtan (iman değil) daha yukarıda bir zihin
organizasyonudur. Bir değer bir tek inanca değil, bir aradaki bir grup inanca karşılık gelir. Bu şekliyle
değer, tutum (attitude) un tanımına çok uyuyor.
Değer – Tutum İlişkisi
Tutum, insanın dünyasının belli bir kısmına ait idrak (anlama, kavuşma), duygu ve bilgilerin bir
bileşimidir. Tutumun bilgi, duygu ve hareket olmak üzere üç tane yapıcı unsuru vardır. İnsan bir
değere sahip olduğu zaman, onun hem tutulacak en doğru yol olduğunu düşünür, hem o konuda
duygusal davranır, hem de sahip olduğu bu değer insanı belli bir yöne doğru hareket etmeye iter.
Değerler, genellikle tutumlara ait bazı özel durumları belirtmek için kullanılır. Değer gibi tutum da
sadece bir inanca değil, bir aradaki bir grup inanca karşılık gelir. Değerler tutumlar içinde bir rehber
rolü oynar. Kişi bir zihin organizasyonunda nesneler ve davranışlar hakkında görüş (müşahede)
belirlerken, temel bir referans noktasına göre değerleri belirler. Böyle bir referans noktası ancak
birden fazla inancın tek bir temel oluşturacak şekilde belirginleşmesi ile oluşur. Değerin tek bir inanç
ifadesi halinde belirtilmiş olması, tek bir inançtan ibaret olduğunu göstermez.
DEĞER YARGISI
Klasik felsefenin (hikemiyet) temel konuları ontoloji, bilgi, ahlak ve estetik tir. Yani değer
yargılarıdır. Dolayısıyla değer yargılarının mekanizmasını açıklayacak bir görüş, sadece ahlak
konusuna değil, bütün insan ilimlerine ışık tutar. Tüm insan davranışlarının gerisinde değer denilen
zihin etkinlikleri bulunur. Bu zihin etkinliklerini açıklamak da psikolojinin temel görevidir.
Değer, bir arzu nesnesi değil, bir arzunun tatminidir. Arzu edilen bir şey elde edildiği zaman kötü
çıkabilir. Bir arzunun tatmini, ancak daha temelli ve geniş başka arzuları engellediğinde kötü
sayılabilir.
Sezgici (intuitionist) teorisyenlerin değerlerin tanımlanamayacağını söylemelerine karşılık,
naturalistler (doğalcılar) değerlerin deney yapılabilecek bir içeriğinin bulunduğunu ve inceleme
konusu olabileceğini iddia etmişlerdir. Değerler, insanın ilgileri, bu ilgilerinin nesneleri, bu nesnelerin
miktarı, yoğunluğu, cinsi çerçevesinde açıklanabilir. Buradaki ilgiden kasıt; tercih, ihtiyaç,
benimseme, hoşlanma gibi eğilimlerdir. İlgiyi, vereceği sonuç hakkındaki tahminlere göre belirlenen
olaylar dizisi diye tanımlayabiliriz. Bir şey ilgi konusu olduğu zaman o şey bir değer taşır ve ona
kıymet verilir. Fakat bir şey sadece pozitif ilgi konusu olamaz, negatif ilginin konusu da olabilir.
DEĞERLER GRUPLANDIRMASI
Değerler gruplandırmasında bilim adamları Amaç (gaye) Değerler (Terminal Values) in yanında
bir de Araç (vasıta) Değerler (Instrumental Values) den bahsetmişlerdir ve araç değerleri, amaç
değerlerin kazanılması için öncelikle kazanılması gerekli olan erdemler (virtüe) olarak
tanımlamışlardır.
A. Amaç Değerler
Değer kavramını daha iyi öğrenmek ve öğretmek için farklı zamanlarda birçok bilim adamı
değişik gruplandırmalar yapmışlardır. En geniş anlamda maddi ve manevi değerler veya milli ve
manevi değerler olarak gruplandırılmış. Bunun dışında;
1. Geleneksel Değerler
2. Tarihi Değerler
3. Kültürel Değerler
4. Felsefi Değerler
5. Dini Değerler
olarak gruplandıranlar da olmuştur. Spranger ise;
1. Bilimsel Değerler
2. Sosyal Değerler
3. Siyasi Değerler
4. İktisadi Değerler
5. Estetik Değerler
6. Dini Değerler
biçiminde gruplandırmıştır. Prof. Dr. Erol Güngör bu gruplandırmaya 7. olarak ahlaki değerleri ilave
ederek ahlaki değerleri dini değerlerden ayırmıştır.
Hilmi Ziya ÜLKEN tarafından;
1. İçkin Değerler: Duyular, duygular, kavramlar ve bilgi ile ilgili değerler,
2. Aşkın Değerler: İnanç, ahlak, din ile ilgili değerler
3. Normatif Değerler: Dil, hukuk, iktisat ile ilgili değerler
olarak gruplandırılmıştır.
Prof. Dr. Gülay AKARSU ise biçimsel olarak;
1. Olumlu – Olumsuz Değerler,
2. Göreceli – Mutlak Değerler,
3. Öznel – Nesnel Değerler
olarak gruplandırırken; İçerik bakımından gruplandırmanın da aşağıdaki şekilde yapılabileceğini
belirtmiştir:
1. Nesnel Değerler: Hoş, yararlı, kullanışlı değerler.
2. Mantıki Değerler: Doğru değerler.
3. Ahlaki Değerler: İyi değerler.
4. Estetik Değerler: Güzel değerler.
B. Araç Değerler
İnsan benliğinin dengede olmasıyla ortaya çıkan erdemleri araç değerler olarak kabul edebiliriz.
Aristo ve Eflatun’un insan benliğinin dengede olmasıyla ortaya çıkan erdemlerle ilgili tasniflerini
İslam âlimleri de benimsemiş ve kullanmışlardır. İbn-i Miskeveyh’ten Güleşni’ ye, İmam-ı Gazzali’den
Kınalızade Ali Efendi’ye; Nasıri, Hadimi, İbn-i Arabi gibi ilim ve gönül ehlinin de üzerinde ittifak ettiği
şekilde temel erdemler (araç değerler) dört tanedir:
1. Hikmet (özbilgi): Akıl yetisinin denge halinde olmasıyla ortaya çıkan erdem.
2. Şecaat (cesaret): Öfke (gazap) yetisinin denge halinde olmasıyla ortaya çıkan erdem.
3. İffet (onur): Arzu (şehvet) yetisinin denge halinde olmasıyla ortaya çıkan erdem.
4. Adalet: Akıl, öfke ve arzu yetilerinin hepsinin ayrı ayrı ve birlikte denge halinde olmasıyla
ortaya çıkan erdem.
Bu dört temel erdeme sahip olanlar, diğer alt erdemlere de sahip olurlar ve amaç değerleri de
kolayca kazanırlar.
ERDEMLER (Faziletler)
İnsanın fıtratı (doğal eğilimleri) erdemlerin kazanılmasına yatkın olarak yaratılmıştır. Kendisinin
ve çevresinin (ailesi, arkadaşları, öğretmenleri) etkisi de olumlu yönde ve doğal eğilimlerine uygun
olursa erdemleri kazanıp erdemsizliklerden uzaklaşması çok daha kolay olur. Bu etki olumsuz yönde
ve fıtrata ters olursa insan, erdemlerden uzaklaşıp erdemsizliklere yönelir.
Nefsin
(benliğin),
kötülükleri ve olumsuzlukları harekete geçirecek şekilde insanın duygu ve düşüncelerine etki etmesi
sınavının gereğidir. Sınavda erdemleri kazanmamak veya erdemlerden uzaklaşmak benlik tarafından
güzel gösterilir, erdemsizliklere özendirilir.
Erdemler, insanı daha iyi ve mutlu yaparlar ve ahlakın ilgi sahasındadırlar. Her insan doğarken
bunlara eğilimli olarak doğar. Kesin ve sabittirler. Kişiden kişiye, toplumdan topluma, mekândan
mekâna, zamandan zamana, ülkeden ülkeye değişmezler. İnsanı olgun, mutlu ve huzurlu yapan da
bunlara sahip olması ve bunlara uygun olarak sürdürdüğü hayattır.
Evreni belli bir düzen içinde ve dengeli olarak var eden Yaratıcı, insanlara da dengeli olmayı ve
dengeyi gözetmeyi sağlayan yetenek verdi.
'' Göğü(de Allah ) yükseltti ve mizanı (dengeyi) koydu '' ( Rahman 7 )
Erdemleri elde etmenin şartı ve temeli dengedir. Denge bozulduğu ve ortadan kalktığında
erdemsizlikler (reziletler) ortaya çıkar. Denge halinde erdemler ortaya çıktığı için, erdemler sonlu ve
sınırlıdır. Dengeyi bozan durumlar erdemsizlikleri oluşturduğundan erdemsizlikler sonsuz ve
sınırsızdır. Doğru yol üzere hareket etmek erdem, doğru yoldan sapmak erdemsizliktir. Resullah
Efendimiz (S.A.V) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuştur:
''Allah Teâlâ temsil getirdi ki: Bir doğru yol, o yolun iki tarafında da iki duvar ve bu duvarlar da
kapalı kapılar var. Bu yolun başında bir uyarıcı var ki şöyle bağırır; Ey insanlar! Hepiniz doğru yoldan
gidin, yoldan çıkmayın!' Yolun üstünde ki diğer bir uyarıcı da, bir kimse bu kapılardan birisini açmak
istediği zaman der ki; 'Sakın o kapıyı açma! Eğer onu açarsan harama girersin!’. İşte bu doğru yol
İslam’dır. Bu yolun iki tarafındaki duvarlar Allah'ın belirlediği sınırlardır. Kapalı kapılar Allah'ın haram
kıldıklarına açılır. Bu yolun başındaki uyarıcı, Allah'ın Kitabı dır. Yolun üstündeki diğer uyarıcı ise her
müslümanın kendi kalbindeki öğütçü (vicdan) dür.'' (Ramuz el Ehadis, 310.13)
İbn-i Hazm:
“Erdemlerin ne olduğunu bilmeyen, Allah ve Resülü’nün emrettiklerine sarılsın. Zira, onlar
bütün erdemleri kapsamaktadır.”
demiştir.
Erdemsizlik kalıcı ve değişmez değildir. Eğitim, öğretim ve terbiye ile erdemsizlikler giderilip
denge haline dönülür ve erdemler kazanılır. Aşırılıklardan (ifrat, tefrit ve redaet) kaçınılması gerekir.
Dengesizlikler, istek ve eylem arasındaki, niyet ile yapılan arasındaki, görünen ile görünmeyen
arasındaki ve söz ile davranış arasındaki uyumsuzluklarla ortaya çıkar. Bu dengesizlikler sonucunda
erdemsizlikler güç kazanır, erdemler görünmez olur.
''Ey iman edenler! Niçin yapmıyor olduğunuz şeyi söylüyorsunuz? Allah'ın katında en kötü
görülen şey yapmıyor olduğunuz şeyi söylemenizdir. '' (Saff. 2-3 )
'' Siz insanlara iyiliği emrediyor da kendinizi unutuyor musunuz ?” ( Bakara 44 )
“… (münafıklar) ağızlarıyla kalplerinde olmayan şeyi söylüyorlardı… “ (Al-i İmran 10)
Hadis kitaplarında genellikle ilk olarak:
“Ameller niyetlere göredir. …”
hadis-i şerifi alınmıştır. Başta Resullah (S.A.V.) Efendimiz olmak üzere sahabe-i kiram ve sonradan
gelen âlimler ve arifler de hep bu denge hali üzerinde durmuşlardır.
“Bilen kişi kendi bildiğiyle amel etmek mecburiyetindedir. Kendisinin uygulamadığını başkasına
tebliğ etmemelidir. İçi ve dışı başka başka olmamalıdır.” (İmam Maverdi)
İmam-ı Gazzali Hazretleri ise; bilgisi ile amel etmeyenin öğüdünü ve tebliğ ettiğini mermerin
üzerinden akan suya benzetmiştir. Çünkü uygulanmayan bilgi gönüllerde iz bırakmaz.
Said-i Nursi, niyetin bazen haramı helal, bazen de helali haram yapacağını belirtirken;
“Davranışlarım nasıl olursa olsun sen benim niyetime bak, temiz kalbime bak!”
anlayışının, başkalarını aldatmak için tatmin vasıtası olarak kullanılmasını kastetmemiştir mutlaka.
Mevlana Hazretlerinin;
“Ya göründüğün gibi ol, ya da olduğun gibi görün!”
sözünü de aklımızdan hiç çıkartmamamız gerekiyor.
Niyet, istek, söz ve eylemlerimizin, görünür ve görünmez her ortam ve şartta samimi olarak
ortaya konması için, her zaman titiz ve dikkatli olmalıyız. Yanlış anlamalara da fırsat ve imkan
vermemeliyiz.
Arzu ve öfke yetileri çok güçlü olan hayvanların olduğunu ve bunlara bu konularda hiçbir zaman
ulaşamayacağını bilen akıl, insanın bu konulardaki çabasına razı olmaz. Vicdan da böyle bir şeye izin
vermez. İnsan ömrü boyunca uğraşsa da saldırma ve parçalamada aklının yardımıyla alet yapıp bunu
kullanmadıkça yırtıcı hayvanlarla, şehvet konusunda da domuzla yarışamaz.
Mutluluğa, dört temel erdeme özbilği (hikmet), cesaret (şecaat), onur (iffet), adalet ve bunların
alt erdemlerine sahip olunarak ulaşılabilir. Başka bedeni hazlara ihtiyaç yoktur. Bu erdemlerin sahibi
şöhretsiz, yoksul, hasta ve özürlü olsa, ya da başka kusurları bulunsa da, bunlardan o mutluluğa hiçbir
zarar gelmez. Ancak bedeni olmayan hastalık olmamalıdır. Çünkü bedeni olmayan hastalıklar insanı
zaten erdemli faaliyetlerden uzaklaştırır, olgunluğa götüren aklı şaşırtır, zihni karartır.
Eflatun ve Aristo gibi filozofların bazı görüşlerini İslam âlimleri İslam ahlakına uygun
gördüklerinden dolayı benimsemişlerdir. Aristo’nun vasat ve itidal kavramları da İslami kaynaklara
geçmiştir. Aristo, “İnsanın hayattaki nihai hedefi mutluluktur. Onu bu hedefe ulaştıracak araç (araç
değerler) ise erdemlerdir. Eğitim ve öğretim vasıtasıyla erdemler kazanılıp erdemsizlikler
giderilebilir.” demiştir.
Erdemli olmak yetenekli olmaktan daha iyidir. Erdemli olmak için sadece yanlışları yapmamak
yetmez. Aynı zamanda doğruyu ısrarla savunmak ve ortaya koymak gerekir. Kötülüğün egemen
olması için iyilik taraftarlarının ve iyilerin sessiz kalması yeterlidir. Kötü olan bir şeyin iyilik adına
kullanılması uygun olmadığı gibi, iyi olan bir şeyin kötülük adına kullanılması da uygun değildir.
Erdemler kabul edilen fakat zor, erdemsizlikler kötü fakat kolaydır. Dilleri ile ayıpları en çok
büyütenler, eylemleriyle onları en kolay yapan kimselerdir genellikle.
Erdemleri herkesin, her zaman, tam olarak yaşaması mümkün olmayabilir. Bir şeyi tam olarak
yapamama kusurluluktur ve insan olmanın bir gereğidir. Fakat bir şeyi tam olarak yapamamamız
bütünüyle onu terk etmemizi gerektirmez. Önemli olan yapamadığımız şeyleri doğru olduğu halde
yanlış kabul etmememiz ve yaptığımız yanlışları da doğru diye savunmamamızdır. Tam olarak
yapamadığımız şeyler bizi savunduğunu yapmayan kişi konumuna düşürmez. Kusurlu olmamız,
kusurlu olmayı standart haline getirmemizi gerektirmez. İnsanlar ve davranışları ayrı ayrı
değerlendirilmelidir. Davranışlar eleştirilir fakat kişilik eleştirilmez. Birçok kişinin farklı zamanlarda
değişik ifade biçimleriyle dikkat çektikleri aşağıdaki hususlara bizim de dikkat etmemiz gerekir.
Söylediklerinize dikkat edin, düşüncelerinize dönüşür.
Düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür.
Duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür.
Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür.
Alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür.
Değerlerinize dikkat edin, karakterinize dönüşür.
Karakterinize dikkat edin, kişiliğinize dönüşür.
Kişiliğinize dikkat edin, kaderinize dönüşür.
DEĞERLER EĞİTİMİ
Değerleri daha iyi anlamak, sahiplenmek, yanlışa düşmemek, yerli yerine koyabilmek ve verimli
bir değerler eğitmi programı hazırlayabilmek için aşağıdaki soruların cevabı dikkatlice bulunmaya
çalışılmalıdır:
Değerlerin kaynağı nedir?
Değerleri belirleyen ölçütler var mıdır?
Değerler için herkesin kabul edebileceği objektif esaslar bulunabilir mi?
Değerlerin birey ve toplumun hayatındaki yeri ve önemi nedir?
Değerler arasında hiyerarşik bir düzen var mıdır?
Evrensel değerler belirlemek mümkün müdür?
Değerler Birbirinden Bağımsız mıdır?
Amaç değerlerden olan ahlaki değerler; diğer amaç değerler olan nesnel, mantıki ve estetik
değerlere de genellikle hakimdir. Aslında günlük hayatın başlıca meselesi ahlaktır ve ahlaki değerlerin
öğrenilmesi ve benimsenmesi ile sosyalleşmenin büyük bir bölümü gerçekleşmiş olur. İnsanın
toplumun bir üyesi haline gelmesi sadece bir öğrenme olayı değil; bebeklikten yaşlılığa kadar geçirilen
tüm gelişme aşamalarıdır. Buna olgunlaşma süreci de diyebiliriz.
Aslında ahlaki değerler insanın değer sisteminde apayrı, bağımsız bir bölüm oluşturmazlar, çünkü
diğer bütün değerler ahlaki değerlerle sıkı bir ilişki içindedirler ve diğer değerler de bazen ahlaki
değer görünümü alabilirler. İnsan etkinliklerinin hepsi de genel ahlakla uyumlu, ama özel durumlar
gösteren ahlak prensipleri içerirler. Buna göre ahlaki düşünce ve davranışları diğer düşünce ve
davranışlardan farklı bir bölüm olarak ele almak pek mümkün değildir. Duygular bilgileri etkilediği
gibi, bilgiler de duyguları etkiler. Ahlakın ilme dayandırılması da bundandır. Yani, değer sahaları
birbirinden kesin çizgilerle ayrılamaz, hepsi de dinamik bir ilişki içindedirler. Ahlaki duygu ve düşünce
bütün değer sahalarının içinde yaygın bir şekilde bulunur.
Değerler birbirinden bağımsız olamaz, çünkü insan hayatının uyumu için davranış ve düşünce
unsurları arasında uyuşma/denge olmalıdır ve bu uyuşma/denge insanoğlu tarafından her zaman
aranır. İnsanoğlu herhangi bir nedenle uyuşmayan/uzlaşmayan unsurları dengeli hale getirmeye
çalışır. Uzlaşmazlıklar düşünce ve davranışlar arasında olabileceği gibi, düşünceyi oluşturan unsurlar
(değer, tutum, bilgi vb.) arasında da olabilir. Düşünceyi oluşturan çeşitli unsurlar arasındaki
uyumsuzluklar ile ilgili aşağıdaki örnek daha açıklayıcı olabilir:
Bir kimse Biyoloji dersinde insanın bir tek hücreden evrim yoluyla tesadüfen ortaya çıktığını
söyleyen Darvin’in teorisini öğrenirken, aynı zamanda ilk insanın Tanrı tarafından topraktan
yaratıldığını söyleyen İslam dinine inanıyor olabilir. İslam’a inanan dindar kişi Adem ile Havva
kıssasının bir takım ahlaki prensipleri (insanların aynı soydan gelmiş eşit varlıklar olduğunu)
göstermek üzere benzetme (metafor) sanatıyla anlatıldığını, Kur’an’ın Biyoloji kitapları gibi bilimsel
teorilerle uğraşmadığını söyleyebilir. Bu düşünce başkalarına karşı mazeret göstermek için üretilmiş
bir düşünce olmayıp, tamamen samimi bir zihnin kendi içinde tutarlı olma çabasını da yansıtabilir.
Kişinin inandığı din ile çağdaşı olan bilimin ulaştığı bazı verilerin ters düşmesi, farklı olması, bilimin
alanı ile dinin alanının farklılığı ile izah edilebilir. Dini metinler bilimsel yargılar ortaya koymayı
amaçlamadığı gibi, bilimsel metinler de dini yargılar ortaya koymayı amaçlamazlar. Nanoteknoloji,
kuantum fiziği, gen mühendisliği… ile ilgili konularda da aynı açıklamalar yapılabilir. Dışarıdan
bakıldığında bir kimsenin tutarsız görünen düşünce ve davranışlarının kişiyi hiç de rahatsız etmiyor
görünmesinin nedeni de budur.
İnsanın zihni yapısını oluşturan unsurlar ile değerler arasında yüksek seviyede bir
uyumun/dengenin kurulması ve ortaya çıkacak uyumsuzlukların hemen giderilmesi de insanın hayata
uyumu ve dengesi için zorunludur. Özgürlüğe çok önem veren bir kişinin totaliter düzenlere de değer
vermesi beklenmez. Yine özgürlüğe değer verirken sanata değer vermeyen kişinin uyumunda ve
dengesinde de sorun var demektir.
İbadetlerini yerine getiren ve dindar birisi olarak tanınan kişinin, insan sağlığına zararlı ürünleri,
işçilerin hakkını gözetmeden ürettirip satışa sunmasını ahlaki, mantıki, nesnel değerler açısından nasıl
izah edebiliriz? Aynı şekilde estetik değerlere sahip bir sanatçının pahalı bir sanat eserini meşru
olmayan yollarla elde edip ekonomik kazanç elde etmesi, bu sanatçının ahlaki değer zaafını
gösterirken, sahip olduğu estetik değer konusundaki durumunu değiştirir mi?
Değerler kayması, değerler kırılması, değerler sapması, değerler çatışması insanın hayatında
sıklıkla karşılaşacağı karmaşık olaylarda alacağı kararların neticesinde yüzyüze geleceği durumlardır.
Ahlak
Ahlaki düşünce ve davranış öğrenme ile ilgilidir. Öğrenmeye bağlı olmayan, insandaki
potansiyellerin zaman içinde gerçekleşmesiyle ortaya çıkan gelişmeler ile çevre unsurlarıyla ilgili
hayat tecrübelerinin meydana getirdiği gelişme ve ilerlemeler olgunlaşmayı sağlar. Psikolojik
etkinlikler bütün bu gelişmelere imkan verecek bir olgunlaşma seviyesi olmaksızın meydana gelmez.
Ahlaki gelişme, zeka gelişmesi ve duygusal gelişmeden ayrı düşünülemez, çünkü ahlaki hayat duygu,
bilgi ve davranış olaylarının birleşimi şeklindedir.
Ahlak felsefesinin konusu “iyi” ve “kötü”nün anlamını araştırmaktır. Bundan dolayı ahlaki
meselelere felsefeciler üç farklı açıdan bakmışlardır:
1. Bir şeye” iyi” dendiğinde ona bir kalite biçilmiş olur.
2. Bir şeye” iyi” dendiğinde, diyen kişi kendi duygularını belirtmiş olur.
3. Ahlaki ifadeler başkalarına belli bir şekilde davranmaları için verilmiş birer komut sayılır.
Ahlakı başlı başına bir bilim dalı olarak kabul edenler olduğu gibi, ahlakı; felsefe, psikoloji, tarih,
sosyoloji, etnoloji ve sosyal antropoloji ilimlerinin bir konusu olarak kabul edenler de olmuştur.
Nurettin TOPÇU, “İsyan Ahlakı” kitabında;
“Bazı akılcı filozofları erdem (fazilet) ve bilgiyi aynileştirmeye götüren yol, onları ahlakın gerçek
alanından uzaklaştırdı. Sokrates; ‘İyiliğin bilgisi, zorunlu olarak onun uygulanmasını da beraberinde
getirir’ diyordu. Eflatun, Aristotales, skolastik filozoflar ve ansiklopedist aydınlanma düşünürleri ise;
‘Kötülük bir bilgisizliktir, hiç kimse bilerek kötülük etmez!’ görüşünü benimsediler. Bunlara göre,
insanı ahlaklı kılmak için öğretmek yeterlidir. Bu filozoflar bu görüşleri ile ahlaki ideal ile ahlaki
olayların bilgisini birbirine karıştırdılar. Oysa bilgi bir hareketten arta kalan şeydir. Gerçekten harekete
geçmek için, bireysel tecrübe gerekir ve ahlakta önemli olan yalnızca bu tecrübedir.”
açıklaması ile konunun daha anlaşılır olmasını sağlıyor.
Psikolojik ahlak teorileri, birbirlerini inkar etmemekle beraber; duygu, bilgi ve davranış
boyutlarından birini ahlaklı olmanın temeli saymışlardır.
Ahlak felsefesinin en önemli problemi, değerin, kişinin inancı dışında objektif bir gerçeği temsil
edip etmeyeceğidir. Bu problem çözüldüğünde ahlaki düşünce ve davranış konusundaki şüpheler
ortadan kalkabilir. Ahlaki değerin objektif bir temeli bulunabilirse anlaşmazlıklardan kurtulup, şaşmaz
bir rehber de bulunabilir.
Ahlak felsefesi ile ahlak psikolojisi aynı konuları işleyip genellikle aynı problemleri çözmeye
çalıştıklarından, aralarında her zaman bir alışveriş olur. Ahlak felsefecileri görüşlerinin doğruluğunu
ilmi araştırma yoluyla kontrol etmezler. İyi ve kötü yargılarının nereden ve nasıl doğduğunu araştıran
felsefecilerin dil tahliline fazla önem vermesi, ahlak problemi hakkındaki görüşlerinin değişmesinden
daha çok, felsefe hakkındaki görüşlerinin değişmesinden kaynaklanmaktadır.
İDEAL GÖZLEMCİ
Bazı natüralistler, ahlaki kavramları bir “ideal gözlemci” açısından ele alırlar ve bu ideal
gözlemcinin takındığı tavır veya vardığı yargıya göre karar verirler. Bunlara göre ideal gözlemcinin
beğendiği, onayladığı davranışlar ahlaka uygundur, onaylamadıkları da uygun değildir. Bu onaylayıcı
ahlak teoricileri, ahlaki yargıların heyecan veya tutumlarla ilgili olarak ortaya atılmış görüş ve iddialar
olduğunu kabul ederler. Nesneler ve davranışlar bizatihi ahlaki özellik taşımazlar, ahlaki özellikler
insanın kendi tavrına göre ortaya çıkar.
Ahlaki yargılar, bir şeyin doğru veya yanlış olduğu iddialarından ibarettir. Doğru olan, herkes için
mümkün olan en iyiyi elde etmeye yönelmektir. Kişi karşılaştığı duruma “tarafsız” bir gözle bakar ve
onu objektif bir şekilde ele alır ve düşünürse doğruyu bulur. Kişi objektif ve tarafsız düşündüğü zaman
herkesin iyiliğini ister. Buna göre evrensel olarak geçerli olan ahlak standardı “genel mutluluk”tur.
Fakat bir kişinin doğru bulduğu düşünce ve hareketi başkalarının da doğru bulması gerekmediği kabul
edilirse; herkesin aynı düşünebileceği de kabul edilemez. İşte “ideal gözlemci” kavramı bu noktada
devreye girer. R. Firth’e göre bir değer yargısı için doğrudur demek, eğer her şeyi gören, bilen,
tarafsız, istikrarlı, menfaat gözetmeyen bir “ideal gözleyici” olsaydı, o da bu görüş ve hareketi
tasvip ederdi demektir. Böyle bir gözlemci Yaratıcı’nın dışında bulunamayacağına göre, O’nun sahip
olduğu ideal şartlara yaklaşıldığı ölçüde “ideal gözleyici”nin vereceği yargıya yaklaşılmış olur.
Yaratıcı’nın değerli buldukları değerli, değersiz dedikleri değersiz sayılırsa, mutlaka doğru yargıya
varılmış olunacaktır, çünkü insanı en iyi bilen ve ona en yakın olan, onu Yaratan’dır.
“Andolsun insanı Biz yarattık ve benliğinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve Biz ona şah
damarından daha yakınız.” (Kaf-16)
J. Dewey, bütün değer hükümleri ve ahlaki hükümlerin bilimsel bir temele oturtulmasını, hatta
tecrübi bir temele oturtulmasını kendi teorisine temel almıştır. Ahlaki önermelerin ilmi önemelerin
aksine kuralcı (normatif) ve pratik bir tarafının olduğunu; ilmî olanla ahlaki olan arasında bir
ayniyetin bulunması gerektiğini kabul ediyor J. Dewey. “Ahlak ilme dayandırılmalıdır.” diyor.
Bilim, ahlak konusunda iki şekilde hizmet eder;
1. Olgular gibi değerler de bilimsel metotlarla incelenebilir. Böylece bilim aracılığıyla ahlaki
sonuçlara ulaşmak mümkündür.
2. Bilimin ruhu ve metodu temel ahlak prensiplerini ihtiva etmektedir. Bilim, hakikati bulma
konusunda araştırma özgürlüğü, hoşgörü, saygı, kişinin eksiklerini bilmesi,.. vb. erdemleri
gerektirir.
Bilimi benimseyip rehber edinen kimseler bu türlü ahlaki değerlerle donanmış olacaklardır. Bilim
adamlarının söyledikleri ile yaptıkları arasında zıtlık olamaz. Eğer varsa bunlar gerçek bilim adamı
olamazlar. Yukarıda bahsedilen erdemler olmaksızın bilimsel çalışma da yapılamaz.
Bilimin çok büyük ilerlemeler kat ettiği günümüzde, insanların çok büyük felaketlerle ve
tehlikelerle karşılaşması; bilimin kötülüğünden değil de belki bilimin yeteri kadar yerleşip
yaygınlaşmamasındandır. Bilimin ürettiklerini kullanan insanın ahlaki değerlere sahip olmaması da bu
felaketlere ve tehlikelere neden oluyor diyebiliriz.
TEMEL DEĞERLER
Bireyin değer sıralamasının en üst sırasında bulunan değer onun temel değeridir. Bu temel değer
bireyin her şeyden daha fazla değer (kıymet) verdiğidir. Genel mutluluğu elde etmek için yapılan
çalışma temel ahlak kuralıdır ve bütün değerler genel mutluluğa ulaşmak için birer araçtır aslında.
Ahlaki değerlere de temel değerler diyebiliriz.
Psikolojide ahlaki gelişme zihinsel gelişme ile paralellik arz eder ve her zaman sosyalleşme başlığı
altında incelenir. Piaget ve Kholberg’in ahlaki gelişme aşamalarını belirten teorileri, Turiel’in
psikanalatik teorisi, Freud’un süperego (vicdan) teşekkülü ve cinsi gelişme temelli teorisi, Brown’ın,
Bandura’nın, Mowrer’in, Whiting’in, Stotland’ın geliştirdiği sosyal öğrenme teorileri değerler ve
özellikle ahlaki değerler konusunda çok önemli yaklaşımlar getirmişlerdir.
Değerler arkalarında toplumun desteği bulundukça insanda sağlam bir şekilde yer eder. Destek
zayıflayınca değişmeye, kırılmaya, kaymaya, sapmaya, dejenere olmaya başlar.
Örnek Alma – Taklit - Özdeşleşme
Çocuklar özdeşleştiği kişi veya grubu taklit ederek “örnek” edinebilir. Bunu sağlayacak faktörler
aşağıdaki şekilde sıralanabilir:
1. Ödül kazanma isteği
2. Cezadan kaçınma isteği
3. Güç, kudret sahibi olma isteği
4. Özdeşleşme isteği
Psikologların ahlaki gelişmeyi 16 yaşına kadar tamamlanan bir süreç gibi göstermeleri; taklit,
özdeşleşme ve örnek almanın 16 yaşından sonra da olmayacağı anlamına gelmez. Yaşı ve zihni
geliştikçe kendi kendine ahlaki yargıya varabilecek hale gelir. Ahlakın bir davranış ve bilgi sistemi
olarak öğrenilmesi ömür boyunca devam eder, dolayısıyla taklit de devam eder.
Sosyal içerikli öğrenmelerde kişinin kişiyi taklidinden başka grupların taklidi de vardır. İnsanlar,
içinde bulundukları grubun bir üyesi olarak, üyesi olduğu gruba ait davranış kalıplarını ve değerleri
benimserler veya üyesi oldukları grubun dışında bir başka gruba girmeye özenirler ve o grubun değer
ve normlarını benimserler. Kişinin kendini özdeşleştirdiği gruba sosyal psikolojide “referans grubu”
denir. Buna göre, bir kişi ait olduğu grubu referans grubu olarak kabul edeceği gibi, dışarıdan başka
bir grubu da referans grubu olarak seçebilir.
Kişiyle veya grupla özdeşleşme tüm olarak değil parçalı olarak gerçekleşir. Birey, herhangi bir
şahsı veya grubu kendine örnek aldığı zaman, örnek aldığı kişi veya grubun her türlü normunu veya
değerini değil, bunlardan bir kısmını benimsemektedir. Gruptan gruba özdeşleşme de değişme
genellikle dışarıdan bir grubun örnek alınması şeklinde olduğundan, burada grupların birbirini bazen
iki taraflı taklit etmesi de söz konusu olur.
Değerlerin öğrenilmesi daha çok “rol model” alma şeklinde bir sosyal öğrenmedir. Herkesin
toplum içindeki konumu ve bu konum için toplumun uygun gördüğü rolleri vardır. İnsan bulunduğu
her konumda aynı konumdaki insanların neler düşünmesi, neler yapması, nelere değer vermesi
gerektiği hakkında fikirlere sahip olur. Bu değerler toplumun desteği bulundukça insanda sağlam bir
şekilde yer eder. Bu destek zayıflayınca değişme ve bozulma da başlar.
Değerlendirme – Değer Biçme
İnsanın kendine biçtiği değer ile başkalarını değerlendirmesi arasındaki ilişki, birden fazla
problem içerir ve aralarında doğru orantı olduğuna dair yaygın bir anlayış vardır. Bir kişi kendini ne
kadar suçlu buluyorsa (ne kadar vicdan azabı duyuyorsa) başkalarına karşı o derece serttir. Başkalarını
cezalandırırken aslında kendini cezalandırmış olur. Kendi benliği hakkında yüksek bir değere sahip
olanlar genelde “hoşgörü /müsamaha / tolerans ” sahibi iken; kendini aşağı bulanlar ise şiddete
yönelirler.
Her toplum cinsiyeti bir sosyal statü olarak kabul eder ve bu statülere göre roller biçer. Kadınlar
ve erkekler arasındaki tavır ve değer farklılıkları, toplumun onlardan neler beklediğini gösterir.
Kadınlara ve erkeklere uygun görülen meslekler belirlendiği gibi bazı erdemler konusunda bile bu
ayırım dile getirilmiştir (sadakat,cesaret, cömertlik, iffet,…vb.).
Kadınlara ve erkeklere öğretilen bu tutum farklarından başka, onların yaşadıkları hayatın
özellikleri de kendi aralarında karşı cinsten farklı değerler geliştirmelerine uygundur. Böyle bir farklı
hayat her şeyden önce kendilerini “farklı” olarak benimsemelerini sağlar. Bazen bu farklılıklar insan
tabiatının gereği olarak da görülebilir.
Toplumdaki değişme teknolojide olduğu gibi sosyal ve kültürel alanlarda da görülmektedir.
Özellikle insan ilişkilerindeki değişme, diğer değişmelerden daha önceliklidir. Bütün bu değişikliklerin,
herkesin günlük hayatını doğrudan veya dolaylı etkilememesi mümkün değildir.
Herkesin kendine göre tanımlamaya çalıştığı “değişim” ile değişimin gerçek anlamı arasında çok
büyük fark olduğunu görüyoruz. Her değişimin bir amacı vardır. Her inancın, her ideolojinin de
kendine göre bir “değişim” tanımı vardır. İnancımızın tanımladığı değişim ile bugün sıkça kullanılan ve
adeta çok önemli bir “erdem” olarak vurgulanan değişim arasında içerik farkı vardır. Bizi
inançlarımızdan uzaklaştıran, inançlarımızla ilişkilerimizi gevşeten, çözen bir “değişim” ile karşı
karşıyayız günümüzde. Bu değişimin doğanın bir yasası olduğu, fıtratın (doğal eğilimlerin) bunu
zorunlu kıldığı, hatta Tanrı’nın bir “emri” olduğu vurgulanıyor sıklıkla. “Değişim” karşısında
yapılabilecek bir şeyin olmadığı zannediliyor. Sanki bunun bireysel iradi boyutu, toplumsal bir boyutu
yokmuş gibi davranılıyor.
Modern hayat, tüm insanlara “evrensel” kültürü dayatmaktadır. Çünkü “evrensel” kültürler
değişken kültürler olduğundan, evrensel kültürü benimseyenler için değişmeyen hiçbir şey kalmıyor.
“Her şey değişir, sadece ‘değişim’ hariç!” sloğanını sürekli kullanırlar. Oysa kolayca değişmek bir çeşit
“köksüzlük”tür, “omurgasızlık”tır. İnsanların kolayca değişmeyen değerleri ve doğruları olmalıdır.
Erdemler tüm insanlar için, her zaman, her yerde geçerli olan ve değişmeyen araç değerlerdir.
İnsanlar tarafından üretilen, icat edilen, belirlenen amaç değerler ise görecelidir ve değişebilir,
değiştirilebilirler. İnsanın değişmesinden değil de, gelişmesinden, büyümesinden, olgunlaşmasından
bahsedilse daha uygun olur.
Geleneksel toplumların eğitiminde uyum, birlik, beraberlik ve istikrar hakimdir. Sosyal hayat
bütün yönleri ile derinden birleşmiştir ve eğitim hayatı bütünüyle kapsamıştır. Tüm dinlerde var olan
mutlak doğrular ancak manevi eğitimle gerçekleşir. “Tanrının gücü her şeye yeter” inancı; uyum,
birlik, beraberlik ve istikrarın kaynağıdır. Modern insan geleneksel toplumları bu yüzden gerici, eski,
bıktırıcı, usandırıcı bulur. Özellikle gençlerin doğalarında bulunan “Farklı, yeni şeylere ulaşma”
duygusu, isteği istismar edilerek istikrarsızlık ve uyumsuzluk teşvik ediliyor. Bunun nedenini Gandi
şöyle izah ediyor:
“Modern eğitim kalbin ve elin kültürünü bilmez ve kendisini sadece kafaya hapseder.”
“Kuşaklar arası çatışma” olarak tanımlanan değer ve tutum farklılıkları genellikle yanlış
anlaşılıyor. Her yeni nesil ile birlikte toplumun genel karakterinın görüntüsünde de değişme elbette
görülecektir. Bu farklılık ve uyuşmazlıktan şikâyetçi olanlar genellikle yaşlılardır. Yaşlılar da, eğer
hatırlarlarsa gençliklerinde o zamanki yaşlılarla çatışmışlardır. Aslında bu çatışma veya uyumsuzluklar
genellikle belli bir yaş dönemine aittir. Bu dönemden sonra toplumun yetişkinlerine ait kültüre uyum
sağlarlar. Bu uyuşmazlık/çatışma her zaman her toplumda görülür. Gençlerle yaşlılar arasındaki
“kuşak çatışması”nda; yeterince özgürlük/serbestlik verilmediği için annesine/babasına isyan eden
genç ile; insan ilişkilerinde büyük küçük farkının herhangi bir değerinin olmadığına inanan gencin
durumu aynı değildir. Birincide değerlerden sapma/değer kırılması varken, ikincide değer sistemini
reddetme vardır.
Değerler konusunda Batı’nın birçok değerli bilim adamı nın yaptığı araştırma ve yayının yanı sıra,
ülkemizden de değerli bilim adamları konuya katkıda bulunmuşlardır. Özellikle Prof. Dr. Erol
GÜNGÖR’ ün profesörlük tezi olan ve Ötüken yayınlarından çıkan Değerler Psikolojisi Üzerinde
Araştırmalar kitabı; ahlak psikolojisi, ahlaki değerler ve ahlaki gelişme konularında herkesin
yararlanabileceği, bizimde yararlandığımız çok önemli bir kaynaktır.
Evrensel Değerler
Gücün, silahın, paranın etkisine dayanarak dünyaya yön vermeye çalışan modern dünyanın
liderleri ve etkin güçleri; halkları medenileştirmek, sosyal hayatı düzenlemek, toplumları “adam”
etmek için var güçleriyle çalışıyorlar. Evrensel değerler diye kendi değerlerini kabul ettirmeye
çalışıyorlar. Aslında bütün bunlar sömürme niyetlerine kılıf uydurmaktan başka bir şey değil. Kendi
değerlerini, kutsallarını yayma ve başkalarına, “ötekilere” kabul ettirme süreci. Demokrasiyi, insan
haklarını, hukukun üstünlüğünü vb. kendi “kutsal” değerleri olarak kabul edip, bunları “ötekilere”,
“adam edilmesi gerekenlere” “ihraç” etmeye çalışıyorlar!
Bağımsız bir düşünce olan hümanizm, Batı’nın bilim, sanat, ahlak ve felsefe alanında Hristiyanlık
öncesi kültürel temellerine dayanır. Sekülerizmin, modern akılcılığın ve pozitivizmin temelinde
hümanizm vardır. Bu yönüyle hümanizm bir ideolojidir. Hümanizm düşüncesi insanı sevmek,
insancıllık gibi kılıflarla ve parlatılarak sunulur. Akıl ve akılcılık tek ölçü olarak kabul edilip, diğer
ölçüler ve yollar, özellikle yerli, milli, manevi olanlar dogma olarak adlandırıp aşağılanır. Her
toplumun anadilini bozmaya çalışırlar. Ortaya çıkan kavram kargaşası ve kafa karışıklığından istifade
ederek, bu çerçevede ürettikleri değerleri evrensel değer olarak sunup kabul ettirmeye çalışırlar.
Hiçbir kişi, toplum veya devlet herkes için geçerli olacak erdemleri ve değerleri belirleyemez.
Bunları belirle yetkisi ancak insanüstü bir varlığın, insanları Yaratan'ın olmalıdır. O’nun belirlemediği,
onaylamadığı erdemler ve ahlaki değerlerin tüm insanlar için geçerli olduğu iddia edilemez.
Yumuşak bir yaklaşımla inancımızın yanlış, kötü, çirkin gördüğü tavır ve davranışlar, evrensel
değerler olarak bize kabul ettirilmeye çalışılabilir. Sözgelimi eşcinsellik doğal bir eğilim, kişisel bir
tercih olarak görülüp, sık sık eşcinsellere yapılan ayrımcılığı konu edinen yazılar yazılır, sanatsal
etkinlikler düzenlenir. Bir arada yaşama, farklılıklar zenginliktir, ayırımcılık kötüdür gibi masum
kılıflarla eşcinsellik zihinlerde, kalplerde, yaşantılarda meşrulaştırılmaya çalışılır. Tüketim kültürünü ve
onun “mabet”leri, modern toplumsal hayatın “olmazsa olmaz” zorunlulukları içine konup
köleleşmeye ve sömürülmeye hız katabilir. Hayatı yaşamayı kolaylaştıran araçlardan iletişimi
sağlayan vasıtalara, sağlık ve eğitim gibi hiç kimsenin karşı çıkamayacağı konulardan eğlence
kültürüne kadar her alanda, örtük amaçlar doğrultusunda yeni evrensel değerler üretilip herkese
kolayca pazarlanabilir. Dikkatli olunması gerekir.
Aslında bütün bunlar, insanı “beşer”e indirgemenin, sadece biyolojik yapının, “beden”in öne
çıkarılmasının tipik göstergeleridir. İnsan’ın manevi yönünün, gönül, kalp boyutunun ihmal edilmesi
ve görmezlikten gelinmesidir. Çağdaş dünyanın bugün insanlığa “evrensel değerler” olarak sunduğu;
tüketim çılgınlığı, cinsel özgürlük, eşcinsellik, obezite, utanmazlık, saygısızlık, ikiyüzlülük, çifte
standart, sömürü, aklın putlaştırılması, bedenin hazlarının öncelenmesi, savaş, katliam gibi şeyler
insanı, hem bu dünyada hem de öbür dünyada kesinlikle mutlu etmeyecek değersizliklere hazırlar.
Modern dünyanın insanlığa sunduğu hayat; yoksulluk, terör, sömürü, toplu katliamlar, üzüntüler
mutsuzluklar ve huzursuzluklarla dolu. Bugünün dünyasına yön verenler ve yönetenler, bu çarpık ve
adaleti gözetmeyen anlayışları ile kendileri için olabildiğince lüks, güvenlik, tüketim, sağlık, eğitim,
eğlence… ortamları ve imkanları sağlarken; “ötekilere”, kendilerinden artakalan kırıntıları, acıyı,
gözyaşını, hastalığı, eğitimsizliği, tedirginliği, açlığı, terörü, savaşı, … lâyık görebilirler. Dikkatli ve
uyanık olunması gerekir.
İnsanların ve toplumların heyecanları, birikimleri, enerjileri insafsızca kendi çıkarlarına alet
edilerek, vicdanların bu yanlışlık ve çarpıklıklara karşı çıkmaması için, insanlar oyalanıp kandırılabilir.
Değerler ve kutsallar istismar edilebilir. İnsanlar duyarsızlaştırılıp iğdiş edilebilir. Daha da kötüsü,
insanların değer yargılarında oluşturulan çarpıklıklarla zulme uğrayan, sömürülen, acı çektirilen
insanlar, zalimlerin yanında, kendilerine bütün bu haksızlıkları yapanların yanında yer alabilirler.
Değerler kırılması ve kayması sonucunda insanlar ve topluluklar; hak yerine batılın, doğru yerine
yanlışın, iyi yerine kötünün, güzel yerine çirkinin, yararlı yerine zararlının yanında yer alabilir, hatta
onlarla birlik olup hakka, doğruya, iyiye, güzele, yararlıya karşı çıkabilirler. Dikkatli ve uyanık
olunması gerekir.
Böylesi bir dünyada erdemler ve ahlaki değerlerin taraftarı olmak, bunların tanıtılmasına ve
kazanılmasına çalışmak ne kadar zor. Ama bir o kadar da kutsal bir görev.
Değerler Eğitimine Temel Olacak
AMAÇ DEĞERLER
Değerler eğitimini daha verimli ve anlaşılır yürütmek için içerik bakımından gruplandırma daha
uygun olacaktır:
1. Nesnel Değerler: Hoş, yararlı, kullanışlı değerler.
2. Mantıki Değerler: Doğru değerler.
3. Ahlaki Değerler: İyi değerler.
4. Estetik Değerler: Güzel değerler..
Değerler Eğitimine Temel Olacak
ARAÇ DEĞERLER
Aristo ve Eflatun’un insan benliğinin dengede olmasıyla ortaya çıkan erdemler ile ilgili
gruplandırmalarını İslam âlimleri ve arifleri de benimsemiş ve kullanmışlardır. İbn-i Miskeveyh’ ten
Güleşni’ ye, İmam-ı Gazzali’den Kınalızade Ali Efendi’ye; Nasıri, Hadimi, İbn-i Arabi gibi ilim ehlinin de
üzerinde ittifak ettiği şekilde temel erdemler (araç değerler) dört tanedir:
1-Özbilgi (Hikmet) : Akıl yetisinin erdemi
2-Cesaret (Şecaat) : Öfke yetisinin erdemi
3-Onur (İffet) : Arzu yetisinin erdemi
4-Adalet: Akıl, öfke ve arzu yetilerinin ortak erdemi
Temel erdemlere sahip olanların diğer alt erdemleri ve amaç değerleri de kazanmaları daha kolay
olur.
DEĞERLER EĞİTİMİ PROGRAMI
Maddi gelişimin, kalkınmanın, tüketimin, refahın öncelik kazandığı ve manevi gelişimin ihmal
edildiği süreçten dünya sistemi de ciddi kaygı duyuyor. Savaşların, çatışmaların, terörün, zorbalığın
yaygınlaşmasının yanında; insanlarda güvensizlik, mutsuzluk ve huzursuzluk da alabildiğine artmakta.
Zenginlik artarken sömürü, adaletsizlik ve dengesizlikler büyümekte. Bilim ve teknolojide çok hızlı
ilerlemeler kaydedilirken, insanların doyumsuzluğu ve çılgınlığı da artmakta. İnsanlığın geleceği ile
ilgili endişeler çoğalmakta.
Bu gidişatın sonucundaki tehlikeyi fark edenler yeni arayışlar içine girerken, sorunun kaynağının
tespitinde ve çözümünde farklı metotlar, teknikler öneriyorlar.
Örtük/giydirilmiş eğitim programları veya fırsat eğitimi metotlarıyla eksiklerini gidermeye çalışan
okullar, Batı’nın seküler eğitim kurumlarını bilinçsizce taklit ederek, bazıları da kamufle olmak
amacıyla yine “değerler eğitimi”, “karakter eğitimi”, “moral eğitimi”, “duygusal zekâ gelişimi”, “etik
eğitimi” adlarını kullanarak “yeni” programlar geliştirip uygulamaya çalışıyorlar. Bu programları
geliştirilip uygulamaktaki niyet elbette çok önemli. Fakat metot ve teknik konusunda modern
pedagojinin kazanımlarından yararlanırken, içerik ve anlayış konusunda kadim hikmet geleneğinden
de olabildiğince yararlanmak gerektiği kanaatindeyiz. Çünkü geleneğin ilim adamları ve gönül ehlinin
'insan'a ve 'insanın eğitimine' dair çok esaslı bilgiye sahip oldukları görülüyor. Bizim geleneğimiz de
bu konularda hayli zengin.
Değerler Eğitimi Program’ında insan hayatının üzerinde yükseleceği değerlerin belirlenmesi çok
önemli olduğu gibi, belirlenen bu değerlerin tanıtılması ve kazanılması için uygulanacak metot ve
teknik de bir o kadar önemlidir. “Evrensel Değerler” adı altında kendi değerlerini ötekilere empoze
etmeye çalışan “güçlü”lerin tuzağına düşülmemesi gerekiyor. “Değerler Eğitimi” programı ile her ülke
kendi değerlerini çocuklarına ve gençlerine bir şekilde kazandırıp geleceğe aktarma sorumluluğunu
yerine getirmelidir. Başka ülkelerin, toplulukların değerlerini bilmek ve onların farklılıklarına saygılı
olmak ta önemlidir
Araç değerler olan erdemlerin öncelikle tanıtılması, farkındalık oluşturulması ve öğretilmesi
gerekiyor. Erdemlerin kazanılmasını ve içselleştirilerek davranışa dönüşmesini sağlamaya çalışan
program, insan benliğinin yetilerinin denge hali ile ortaya çıkan erdemler temel alınarak
hazırlanmalı. Geleneğin bilge bilim adamları da böylece kabul etmişlerdir. “İdeal Gözlemci” nin
onaylayacağı erdemlerde bunlar olacaktır her halde.
Bazı eğitimclerin “Karakter Gelişim Eğitim Programı” olarak adlandırdıkları, erdemlerin
kazandırılmasına yönelik proğramın verimli uygulanabilmesi için metotları ve araçları iyi tespit etmek
gerekiyor. Sadece bilgi kazanımı değil, bunun yanı sıra beceri, tutum ve davranış özelliklerinin
kazandırılması da hedeflenmeli. Kitaplardan okunması ve konuşulanların dinlenmesi yeterli değildir.
Öğretmen ve anne babanın da bu konularda duyarlı olması gerekmektedir. Kazandırılacak erdemlerin
tespitinde insanların ortak kanaatleri yeterli olmayacaktır. Erdemler zamana, bölgeye, topluma, kişiye
göre değişmeyeceğinden mutlaka insanüstü bir varlığın, insanların yaratıcısının belirlediği erdemler
kazandırılmaya çalışılmalıdır. Herkes için, her yerde, her zaman geçerli olan erdemler olacaktır
Yaratıcı’nın onayladığı erdemler. Amaç değerler konusunda ise zamana, ülkeye, topluma, kişiye göre
değişikliklerin olması doğaldır.
Çocuklara değerlerin ve erdemlerin tanıtılıp kazandırılması öncelikli olarak ailede başlar. Daha
sonra okulda devam etmeli. Aile ve okul arasında bu konularda çelişki, zıtlaşma ve çatışma olmamalı.
Çocuklar üzerinde öğretmen ve anne babadan daha etkili olan “arkadaş çevresi”nin oluşumuna da
dikkat edilmelidir. Okul, aile ve arkadaş çevresi değerler kazanımı, karakter gelişimi ve kişilik
oluşumunda en önemli fırsatları birlikte sunmalıdırlar.
Kişinin mizaç özellikleri ile uyumlu erdemler ve değerlerin kazanımı, onun sağlam bir kişilik sahibi
olmasını sağlayacaktır. Eğitimin amacı olan 'olgun' bir insan yetiştirmekten anlaşılması gereken de
zengin bir karakter ve sağlam bir kişilik sahibi olan değerli (kıymetli) insan yetiştirmektir.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
1-İyi, doğru, güzel ve yararlının seçilmesi, kötü, yanlış, çirkin ve zararlının seçilmemesi için
hazırlanan bir değerler eğitimi programında hedeflenen sonuçlara ulaşabilmek; insanı her boyutu ile
tanımayı, onu merkeze almayı ve onun mutlu olabilmesini gerektirir. İnsanın tüm boyutlarının, hiç
birisini ihmal etmeden, bir boyutunu diğer boyutlara tercih etmeden dengeli ve düzenli bir şekilde
eğitimini sağlamak gerekir.
2-İnsanın kişilik oluşumu ve karakter gelişiminin büyük oranda okul öncesi dönemde
tamamlanacağı göz önüne alınırsa, özellikle erdemlerin ve değerlerimizin bu kurumlardaki çocuklarda
farkındalık oluşturacak şekilde “Değerler Eğitimi” adıyla verilmesinin önemi inkar edilemez. Yerli, milli
ve manevi değerlerimizi çocukların bu yaşlarda içselleştirerek tanıyacağının ve kazanacağının
unutulmaması gerekir. Çocuklarının bu okullarda Değerler Eğitimi alacağını bilen ailelerin, bu
okulların önemini bilmesi ve çocuklarını göndermesi daha fazla ve istekli olacaktır.
3-Öğrencilerin özgün bir karakter, sağlam bir kişilik kazanmaları için erdemler ve değerlerimizi
tanımalarını sağlamalıyız. Yerli, milli ve manevi değerlerimizi öne çıkarırken, evrensel değerlerden de
dikkatlice yararlanmalarına fırsat vermeliyiz. Erdemsizliklerden uzak tutmalıyız.
4-Temelinde erdemsizliklerin etkisi olan, erdemlerin yokluğunun boşluğunu dolduran özensizlik,
ukalalık, kirlilik günümüzde gençlerin arasında yaygın olan tutum ve davranışlardır. İletişim
teknolojisinin insana kolayca ve hızla tanıttığı, sürekli tekrarlarla normalleştirdiği, öne çıkardığı
meşhur örnekler aracılığı ile özendirdiği bu tutumlar; düşünmeyen, akl etmeyen, aklını kullanmayan
gençliğin olgun bir kişilik kazanmasının önündeki en büyük engellerdir. Çocuklarımıza, gençlerimize
güzel örnekleri, güvenilir önderleri, erdemli davranış abidelerini tanıtarak, onlara örnek alabilecekleri
karakterli ve olgun kişiliklerle karşılaştırmalıyız. Tarihimizin, kültürümüzün, inancımızın seçkin
örneklerinin farkına vardırmalı, değerlerimizi tanıtmalıyız. Müziğimizi, gönülden coşup gelen
türkülerimizi, şarkılarımızı, ilahilerimizi tanıtıp bunlarla eğlenmelerini, hüzünlenmelerini, ağlamalarını,
gülmelerini sağlamalıyız. Atasözlerimizin ve deyimlerimizin inceliklerini öğrenirken, verdiği ders ve
ibretleri alabilmelerine yardımcı olmalıyız. Şiirimizin, hikâyemizin, edebiyatımızın, menkıbelerimizin
en güzel örnekleriyle karşılaştırmalı, yeni örnekler üretmelerine yardımcı olmalıyız. Kitap okumalarını
düzenli bir alışkanlık kazanacak şekilde sağlarken, okumayı sevdirecek örnekleri seçmeli, okumayı
anlama seviyelerini yükseltici etkinliklerle karşılaşmalarını sağlamalıyız. Oyun oynamalarına fırsat ve
imkan oluştururken, gönül ve zihin dünyalarına hitap eden, motor gelişimlerini besleyen oyunlarla
meşgul etmeliyiz. Saldırganlıklarını önleyici, rahatlatıcı ve neşelendirici, arkadaşlık ve dostlukları
pekiştirici oyunlarla zihin ve gönül dünyalarını parlatacak, keskinleştirecek, inceltecek filmler
seyretmelerini sağlarken, hatta böyle filmleri kendilerinin çekmelerine de yardımcı olmalıyız.
Fıkralarımızla, Nasrettin Hocamızla sık sık karşılaşmalarını, zekâ fışkıran fıkralardan ibretli dersler
almalarını, fıkra anlatmalarını sağlamalıyız. Hat ve ebru gibi klasik sanatlarımızla meşgul ederek
incelik ve zarafet kazanmalarına yardımcı olurken, özlü, hikmetli sözlerle, hadis-i şeriflerle, ayet-i
kerimelerle karşılaşmalarına vesileler oluşturmalıyız. Peygamberleri, Peygamber Efendimizi, onun
seçkin arkadaşlarını, alimleri, Allah dostlarını tanıtmalıyız. Örnek olacakları, ders alacakları kişiliklerle
tanıştırmalıyız. Mucitlerimizle, bilime katkıda bulunmuş, yenilikler yapmış, büyük başarılar göstermiş
bilim adamlarıyla ve onların çalışma azmiyle, yılmadan, usanmadan verimli çalışabilen seçkin
örneklerle tanıştırmalıyız. Projeler hazırlamalarına, problem çözmelerine, bulmaca ve bilmecelerin
doğru cevabını bulmak için çaba harcamalarına fırsat ve imkân tanıyarak, çözüm üreticilik erdemini
kazanmalarını sağlamalıyız.
5-Tüm derslerin müfredatına giydireceğimiz erdemleri ve değerlerimizi öğretmenlerin her
fırsatta, uygun bir üslup ve teknikle öğrencilerine kazandırmaları için, öğretmenlere maddi ve manevi
destek olunmalı, onların moral ve motivasyonlarını yüksek tutulmalıdır. Onların, öğretmenlik gibi
kutsal bir görevi yerine getirdiklerinin bilincinde olmaları sağlanırken, kendilerinden eğitim almaları
için emanet edilen öğrencilerin zihin dünyalarının yanında gönül dünyalarındaki açlığı güzel, doğru,
iyi, yararlı “gıdalarla” doyurma görevlerini titizce yürütmeleri de sağlanmalıdır.
6-Erdemli olmanın, değerlerimizi tanımanın ve onlara sahip çıkmanın başarıyı ve kalkınmayı
engellemeyeceğini, bilakis destekleyeceğini bilmelerini sağlamalıyız. Başarı ve kalkınma kavramları
erdemleri ve değerleri de içine alacak şekilde yeniden tanımlanmalıdır. Başarı ile ‘’muvaffakiyet‘’
kavramlarının arasındaki o ince farkı fark etmelerini sağlamalıyız. Öğretim ile “talim” arasındaki
ilişkiyi, öğretim için öğrencinin talep etmesinin, istemesinin önemli olduğu üzerinde durmalıyız.
Eğitimin önemli bir yönü olan öğretimimizin yanında, en az onun kadar önemli olan ‘’terbiye‘’ yönünü
de gündemlerine, ilgi alanlarına sokmamız gerekiyor. Gelenek, görenek, örf ve adetlerimizin
bilinmesinin geleceğimize sıcaklık, samimiyet, derinlik, yükseklik kazandıracağının bilinmesine
yardımcı olmalıyız.
7-Karar verme aşamasındaki kişi tercihte bulunmak, seçim yapmak için iradesini kullanır.
Doğru, iyi, güzel ve yararlı lehine karar verebilmesi, bunlar doğrultusunda seçim yapabilmesi için
iradesinin güçlü olmasının yanında, isabetli seçim yapabilecek birikime ve donanıma sahip olması
gerekir. Karşılaşılan meselelerde seçim yapılacak, tercih edilecek konu ‘’siyah–beyaz‘’ netliğinde açık
ve belirgin olmayabilir. Doğru gibi görünen yanlışlar, iyi gibi görünen kötüler, güzel gibi görünen
çirkinler, yararlı gibi görünen zararlılarla karşılaşılabilir. Bu tereddüt ve ikilemler insanı önce
kararsızlığa, sonra karamsarlığa düşürür. Değerler kesişmesi, çatışması, kırılması, kayması haliyle her
an karşılaşılabilir. İşte bu durumda insana yardımcı olacak eğitime değerler eğitimi diyebiliriz. Bir çeşit
gönül eğitimi, ahlak eğitimi olarak tanımlayabileceğimiz değerler eğitimini Eğitim Sistemimizin örgün
ve yaygın tüm eğitim kurumlarında, tüm derslerin müfredatına giydirerek öğrencilere
ulaştırabilmeliyiz.
8-Öğrencide değerler eğitimi için ahlaki iç kontrol metodolojisi oluşturulması gerekir. Mesleki
eğitimde kurallar çerçevesinde işin nasıl yapılacağını belirleyen ahlaki ilkeleri kazandırarak, öğrencileri
mesleki etik sahibi yapmalıyız.
9-Bir işi yaparken nasıl ki önce yapacağımız işin önündeki engelleri kaldırmamız gerekiyorsa,
eğitim ve öğretimde de önce eğitim ve öğretimi engelleyecek engeller tespit edilip, olumsuz etkileri
giderilmeye çalışılmalıdır. Engeller kalktıktan sonra eğitim ve öğretim kendiliğinden gerçekleşir.
Çünkü insanın yapısı, doğası, özü, fıtratı buna uygundur ve insan potansiyel olarak hakikati, gerçeği
arama eğilimine sahiptir. Önemli olan insanın özüne, doğasına, fıtratına olumsuz müdahale
edilmemesidir. Bunlara olabilecek olumsuz müdahalelere, bozucu ve bozguncu girişimlere, engelleyici
tavırlara karşı dikkati olabilmektir.
10-İdeal bir eğitimin nihai amacı, insanı bozmadan, kendi özüne, doğasına, fıtratına,
değerlerine yabancılaştırmadan bilinçli ve karakterli, kişilik sahibi olarak kendini gerçekleştirmeye,
kendini yönetmeye, kendine yeterli olmaya, kendisi ve çevresi ile uyumlu ve barışık olmaya
ulaştıracak ve daha iyi olmasını sağlayacak olgunluğa ulaştırmak olmalıdır.
11-İnsanı mutluluğa ulaştıracak en uygun yol, gerçeği aramak, gerçeğe ulaşmak, gerçeğin
gereğine göre yaşamak ve gerçekle daima beraber olmaktan geçer. Bu yolda insana akıl, bilim, inanç,
sabır, direnç lazımdır. Bu yolda olmanın anlamı, insan olmanın anlamını tanıma, bilme sürecidir. İnsan
olmanın anlamını anlamaya çalışmak, insanın özünü, benliğini tanıyarak, varoluş amacı doğrultusunda
özgür ve bağımsız bir şekilde, yol arkadaşlarıyla uyum ve dayanışma halinde engellerden, zararlı
alışkanlıklardan, uyuşturucu bağımlılıklarından kurtulma mücadelesidir.
12-Değerler Eğitimi ailede başlayıp okullarda devam ederken, hayatın her alanında temel bir
anlayış oluşturmalıdır. İnsanların günlük hayatları ile doğrudan ilişkili, insanı merkeze olan bir anlayış
değerler eğitiminin esası olmalıdır.
13-Geleneğin alim, bilge ve filozofları değerler eğitimine düşünsel olarak ciddi katkılar
sunmuşlardır. Değerler Eğitimine yön verecek birikim sadece düşünsel olarak değil, tecrübe ve pratik
olarak da geleneğimizde mevcuttur. Modern eğitimi kurgulayanlardan yüzyıllar önce ahlaklı, değerli
ve erdemli hayatın nasıl olması gerektiğine dair geleneğimizin büyükleri, bize çok önemli görüşler
bırakmışlardır. Bugünün dünyasına hakim olan seküler eğitim sistemlerinin yanlışlarına, açmazlarına
dikkat çekerek, geleneğimizden aldığımız enerjiyle, ışıkla, ne yapılması gerektiğini gösterip doğrusunu
ortaya koyabilmemiz gerekmektedir.
14-Batının aydınlanma döneminde ortaya konan seküler eğitim anlayışı ve uygulamalarında
ahlaki değerlere, erdemlere gerek yok diyerek programlarında yer vermeyenler, bugün ortaya çıkan
olumsuzluklardan sonra değerler eğitiminin ahlaki enstrümanlarına sıkça yer vermeye başladılar.
İnsanın zihin dünyasının dışında gönül dünyasının da varlığının bilincinde olanlar, başta eğitim anlayışı
olmak üzere, tüm derslerin programlarına değerlerimizi ve erdemleri örtük müfredat yoluyla
giydirmelidirler. Modern Türkiye’nin Eğitim Sisteminin, dünyanın vardığı bu aşamada, bu çerçevede
kendini baştan aşağıya bir daha gözden geçirmesi ve gereken düzenlemeleri acilen yapması gerekiyor.
Bunu başarmaya yardımcı olacak değerler eğitiminin uygulanması ve başarılı olması için herkesin çaba
göstermesi gerekiyor. Bunun için nasıl bir değerler eğitimi gerektiğine dair herkesin görüşlerini ortaya
koymasına fırsat oluşturulması gerekir.
15-Hazırlanıp uygulanacak bir programın uyulması gereken ilkeleri olmalı ve ilgili herkes
bunlara titizlikle uymalıdır. Bu ilkeler aşağıdaki şekilde belirlenebilir.
a-Olgun bir kişiliğin temeli olarak erdemler ve ahlaki değerler alınmalıdır.
b-Vicdanlara seslenmelidir.
c-Hiç kimseyi ihmal etmeyen, dışlamayan, herkesin gönüllü olarak dahil olabileceği şekilde iyi
planlanmalı, rastlantıya bırakılmamalıdır.
d-Duyguyu, düşünceyi ve davranışı bir bütün olarak kuşatmalıdır.
e-Aile ve okul birbiriyle uyumlu olmalı ve iş birliği halinde çalışmalıdır. Olumlu deneyimlerin
paylaşılacağı iletişim kanalları sürekli açık bulundurulmalıdır.
f-İyi davranışların ortaya konulabileceği fırsatlar ve imkânlar oluşturulmalıdır.
g-Her düzeyde erdemleri ve ahlaki değerleri yükselten, aktif ve bütünü kapsayan bir yaklaşım
sergilenmelidir.
h-Sürekli öğrenen uyumlu bir topluluk oluşturulmalıdır.
I-Liderler, öncüler ortaya çıkartılmalıdır.
i-Her aşamada değerlendirmeler yapılmalıdır. Anketler uygulayarak, gözlemler yaparak
olumlu davranışlarda ve başarıda artış ya da azalış olup olmadığı tespit edilmelidir.
16-Tüm derslerin eğitim programlarının uygulanmasında kullanılan metot ve stratejiler
Değerler Eğitimi Programı için de geçerlidir. Ama bu programın uygulanması gönüllülük esasına uygun
olarak ve not ile değerlendirilmeyen bir şekilde olduğundan aşağıdaki hususlara dikkat edilmesinde
yarar olacaktır:
a-Sıcak bir aile ve sınıf ortamı.
b-Örnek alındığının farkında olan anne, baba ve öğretmenler.
c-İç denetime ve vicdana dayalı disiplin.
d-Katılımcı ev ve sınıf ortamı.
e-Plan ve programa dayalı öğretme.
f-Fırsatları değerlendirerek eğitme.
g-Örnek olay ile sorunların değerlendirilmesi ve çözümü.
h-Kalp ile düşündürme.
I-Zaman zaman durum değerlendirmesi ve kontrol yapma.
i-Kendini başkalarına eleştirtme ve eleştirilerden yararlanma.
17-Değerler eğitiminde öğrenciye aşağıdaki imkanlar sağlanmalıdır:
a-Olumlu, öven ve teşvik eden iletişim dili kullanılmalı
b-Moral ve motivasyon zamanı belirlenmeli
c-Yerinde ve zamanında ödüller verilmeli
d-Ablalık-ağabeylik düzeni kurulmalı
e-Arkadaşların birbirinden öğrenebileceği öğrenci ağı oluşturulmalı
f-Ekipler oluşturulmalı ve ekiple çalışmayı teşvik eden anlayış olmalı
g-Tercihli çalışma ortamı ve düzeni kurulmalı
h-Ortama uygun gerekli kuralları öğrenci ile birlikte belirlemeli ve geliştirmeli
ı-Farklı mizaç motiflerine, zekâ tiplerine ve öğrenme stillerine hitap eden öğrenme ortamları
oluşturulmalı
i-Herkesin görüşlerinin dinlendiği ve düşüncelerini rahatça ifade edebilecekleri bir ortam
oluşturulmalıdır.
18-Okulda; öğrenci merkezli, aile ve çevre destekli Değerler Eğitimi Programını müdür
liderliğinde kurulacak bir komisyon yürütmelidir. Yürütme Komisyonunun oluşumunda aşağıda
belirtilen kişilere görev verilmesine dikkat edilmelidir:
a-Okul müdürü ve bir yardımcısı
b-Rehber öğretmen (Birden fazlaysa hepsi)
c-Psikolojik danışman
d-Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni (Birden fazlaysa hepsi)
e-Branş öğretmenlerinden uygun, gönüllü bir veya iki öğretmen
f-Sınıf öğretmenlerinden uygun, gönüllü birkaç öğretmen
g-Gönüllü, uygun birkaç veli
h-Öğrenci meclis başkanı veya uygun bir öğrenci temsilcisi
19-Değerler Eğitimi Programın uygulanmasında Değerler Eğitimi Komisyon’u aşağıdaki
hususlara dikkat etmelidir:
a-Tüm idareci, öğretmen, diğer çalışanlar ve veliler program hakkında bilgilendirmeli ve
destekleri alınmalı,
b-Her sınıftan uygun birkaç öğrenciyi seçip program hakkında eğitmeli ve bu öğrenciler
programın diğer öğrencilere aktarılmasında etkin kılınmalı,
c-Programın uygulamaları ilerledikçe yeni öğrencilerden seçerek yeni gruplar oluşturulmalı,
onların da programın uygulanışında etkin kılınması sağlanmalı (Her yarıyılda yeni gruplar
oluşturulabilir.),
d-Her branş öğretmeninin branşı ve kabiliyetleri doğrultusunda programa destekleri
alınmalı,
e-Velilerin mizaç, meslek ve meşrepleri tespit edilerek, gereken destekleri alınmalı,
f-Programın ve planın düzgün işlemesi ve içinin doldurulması için okul içi ve okul dışı
herkesten destek alınmalı,
g-Takip komiteleri (Gözlemciler ve Denetçiler) oluşturulup programın işleyişi ve
aksaklıklarını belirleyerek her yarıyılda tespit ve teklif içeren rapor hazırlamaları sağlanmalıdır.
20-Her okulda kurulacak Değerler Eğitimi Komisyonu öncülüğünde tüm öğretmenler
tarafından aşağıdaki etkinlikler planlı bir şekilde yapılabilir:
a. Okunacak kitaplar tavsiye niteliğinde belirlenir, tanıtılır ve belirlenen eserlerin
okunması özendirilir, ayrıca okumalar da bir yandan takip edilir.
b. Anlatılacak fıkralar ve hikâyelerin seçimi yapılır. Bunlar yerli yerince kullanılır ve öğrencilerin de bunların arasından kendilerine uygun olanları seçip kullanmaları teşvik
edilir.
c. Ezberlenecek şiirler belirlenir, şairleri tanıtılır. Uygun ortamlarda okunur ve
öğrencilere de okuma fırsatı ve ortamı hazırlanır.
d. Sorulacak soru ve bilmeceler tespit edilir. Öğrencilerin de soru ve bilmeceler bulması,
kendilerinin hazırlaması ve arkadaşlarına sorması sağlanır.
e. Oynanacak skeç veya dramalar belirlenir veya yazılır, hatta öğrenciye yazdırılır. Seçilenler uygun ortamda öğrencilerle sahnelenir.
f. Söylenecek şarkı ve türküler belirlenir. Bu parçaları öğrencilerin solo veya koro olarak
söylemeleri sağlanır. Öğrenciler müzik aleti kullanmaya teşvik edilir.
g. İzlenecek film ve tiyatrolar tespit edilir. Film çekimleri yaptırılabilir. Tiyatro oynatılır.
Seyredilen film ve tiyatronun öğrencilerle birlikte değerlendirmesi yapılır.
h. Belirlenen hikâye, kompozisyon, şiir ve deneme konularıyla ilgili öğrenciye yazılar
yazdırılır sonra, her biri ayrıntılı olarak değerlendirilir. Ve bu ürünlerin panolarda,
duvar gazetelerinde, okul dergilerinde, mahalli gazete ve dergilerde yayımlanması
sağlanır.
i. Anlatılacak kıssa ve masallar seçilir, anlatılır ve öğrencilerin de seçtikleri, duydukları,
öğrendikleri kıssa ve masalları arkadaşlarına anlatmaları sağlanır.
j. Öğrenilecek ayet ve hadisler belirlenir. Âlimlerin görüş ve yorumları aktarılır. Ve
bunlar öğrencilerle birlikte değerlendirilir.
k. Sergilenecek afiş, resim, karikatür ve fotoğraflar hazırlanır. Bunların uygun
mekânlarda sergilenmeleri sağlanır. Öğrenciler, öğretmenler ve velilerle sergi
ziyaretleri düzenlenir.
l. Erdemler ve değerlerimiz ile ilgili özlü söz, özdeyiş ve atasözleri tespit edilir. Bunların
söylenme nedenleri ve varsa hikâyeleri öğrenilip paylaşılır.
m. Peygamberimizin hayatından aktarılacak konular tespit edilir. Bunlar öğrencilerle
paylaşıldıktan sonra çıkartılacak dersler ve alınacak ibretler âlimler ve ariflerin
görüşlerinden de yararlanılarak belirlenmeye çalışılır.
n. Tanıtılacak peygamberler ve hayatlarından kesitler belirlenir. Bunlar öğrencilerle paylaşıldıktan sonra çıkartılacak ders ve alınacak ibretler âlimler ve ariflerin
görüşlerinden de yararlanılarak belirlenmeye çalışılır.
o. Tanıtılacak sahabiler ve hayatlarından kesitler belirlenir. Bunlar öğrencilerle paylaşıldıktan sonra çıkartılacak dersler ve alınacak ibretler âlimler ve ariflerin
görüşlerinden de yararlanılarak belirlenmeye çalışılır.
p. Tanıtılacak âlimler, sanatçılar ve yazarlar belirlenir. Bu değerli insanların değerli
olmalarını sağlayan özellikleri öğrencilerle paylaşılır. Böyle değerli insanların
kıymetinin bilinmesinin önemi kavratılır.
q. Bilime büyük katkıda bulunmuş geleneğimizin önemli Müslüman bilim adamları
tanıtılmaya çalışılır.
r. Sosyal sorumluluk projelerinin hazırlanıp, yürütülmesi erdemleri ve değerlerimizi
kazanmada uygulamalı bir etkinlik olacaktır.
s. Çocukların oyun oynamalarına imkân ve ortam sağlanarak, oynadıkları oyunlardan
kişilik oluşumlarında olabildiğince yararlanmaları sağlanmalıdır.
t. Sağlıklı beslenme ve çevreye saygı bilincinin gelişmesine yardımcı olacak etkinlikler
düzenlenecektir.
u. Görgü ve nezaket kurallarının öğrenilmesi ve doğal olarak her ortamda uygulanması
sağlanır.
v. Tüm etkinlikler öğrencinin anne-baba ve diğer aile bireylerini de projenin içine
katacak şekilde planlanmalıdır.
21-Bu etkinlikler ile her okulun kendi imkânlarına göre belirleyebileceği diğer etkinlikler, iyi
bir planlama ile sekiz aylık bir ders yılı boyunca işlenmelidir.
22-Her kademe için belirlenecek 32 erdem, bir öğretim yılında, sekiz ayda her sınıfta
işlenecek sekiz erdem olarak belirlenir. Böylece 4 yılda toplam 32 tane erdem işlenmiş olur.
Anaokulunda 1 yıl, ilkokulda 4 yıl, ortaokulda 4 yıl ve lisedede 4 yıl olmak üzere toplam 13 yıl boyunca
öğrencilerin yaş ve zihin seviyelerine göre belirlenen bu erdemler ve değerlerimiz işlenmelidir.
23-İnsan benliğinin yetilerinin dengede olmasıyla ortaya çıktığı geleneğin bilim adamları ve
ariflerince ortaya konan erdemler, ek-2 de verilen çizelgedeki düzene göre ana okulu, ilkokul,
ortaokul ve lise öğrencilerine tanıtılmalı ve kazandırılmalıdır.
24-Çocuklara, gençlere, öğrencilere, yetişkinlere; ailede, okulda, iş yerinde ve medya ile
değerler eğitimi verilmelidir. Bunun için önce araç değerler olan erdemler ve ahlaki prensiplerin
rehberliğinde belirlenen amaç değerler tanıtılmalı ve kazandırılmalıdır.
25-Yaratıcı’ nın bir “ideal gözlemci” olarak işaret ettiği ve peygamberlerin hayatının her
anında örnek olarak ortaya koyduğu ahlaki prensipler; erdemler ve değerlerin belirlenmesinde,
farkındalık oluşturulmasında, öğretilmesinde ve kazandırılmasında yol gösterici ışık olmalıdır.
İnsanları mutluluğa, huzura ve olgunluğa ulaştıracak olan da bunlara uygun olarak yaşanan hayattır.
26-Değerler Programı sınırlı bir zamanda, kredili ders niteliğinde, notla ölçülen, yalnızca bir
öğretmen tarafından verilen bir planla yürütülmemeli, tüm derslerin programlarına giydirilmeli ve
ortaya çıkan fırsatlar, tüm derslerin öğretmenlerince değerlendirilmelidir.
27-Değerler Eğitimi Programı somut örneklendirmelere dayalı olarak, tüm hayatı kapsayacak
(beşikten mezara kadar) şekilde ve ilgili herkes tarafından yürütülmelidir. Evde anne, baba, dede,
nine; okulda öğretmen ve idareciler; camide imam ve vaizler; iş yerlerinde uygun niteliğe sahip
eğitimciler; medyada köşe yazarları ve yorumcular; sivil toplum kuruluşlarında ilgili uzmanlar… bu
sorumluluklarını gönüllü ve istekli olarak yerine getirmelidirler.
28-Okullarda Öğretmenler Kurulu kararı ile gönüllü öğretmenlerden oluşturulan Okul
Değerler Eğitimi Komisyonu önderliğinde, okulun imkanlarına ve şartlarına uygun bir program
hazırlanıp planlanarak uygulanması takip edilebilir.
29-İyi bir planlama ile tüm öğretmen, veli ve öğrencilere programın bilgilendirme eğitimi
verilmelidir. Programın uygulanmasında görev alan kişilerle düzenli aralıklarla motivasyon ve
değerlendirme amaçlı toplantılar yapılmalı. Verilen eğitimin davranış haline dönüşmesi için gezi,
gözlem, yarışma, okuma, inceleme, kulüp, spor vb. faaliyetler bir fırsat olarak değerlendirilmeli.
Cezadan ziyade bolca ödül verilerek moral ve motivasyon takviyesi yapılmalıdır.
30-Her okulun Öğrenci Meclisi, öğrencilere yönelik değerler eğitimi çalışmalarında öncelikli
olarak eğitilmeli. Bu öğrenciler vasıtasıyla, bu eğitimin de bir metodu olarak diğer tüm öğrencilere
ulaşılmaya çalışılmalıdır. Yapılabilirse öğrenci, veli, öğretmen ve diğer personel vasıtası ile onların okul
dışındaki yakın çevrelerine de ulaşılmaya çalışılmalıdır.
31-Kitap okutarak, film ve tiyatro seyrettirerek, müzik dinleterek ve şarkı, türkü, ilahi
söyleterek, bilgisayar ve interneti kullanarak bu eğitimin metotları ve araçları zenginleştirilmelidir.
32-Değerler eğitimi uygulanan okulda belirlenen vizyon ve misyon cümlelerinde erdemlere
ve değerlerimize yer verilmeli, okulun örgütsel ilkeleri de bunları temel almalıdır.
33-Her okulda öğretmen, öğrenci ve veli temsilcilerinden oluşacak bir grup hızla değerler
eğitiminden geçirilerek, okulda yürütülecek programın işleyişini izler; vizyon, misyon, ilke ve amaçlara
aykırı davranışları gözler ve gerekli birimlere bildirir. Bu izleyiciler ajan olarak algılanacak şekilde
görevlendirilmemelidir.
34-Telefon, internet, şikayet ve görüş bildirme kutuları aracılığı ile okul içindeki herkesin,
ahlaki olmayan, erdemlere aykırı davranışları bildirebilecekleri bir iletişim ağı kurulmalı. Bu bilgilere
ulaşan veya gözleyen komisyon üyeleri, sorunları çözücü toplantılar yapmalı, yayınlar, bildiriler,
kitapçıklar hazırlayıp duvar panolarını değerlendirirken, ilgilere hitap eden uygun kitaplar okutma ve
film seyrettirme çalışmaları da yürütülmelidir.
35-Değerler Eğitimi Programı’nı yürütecek komisyon, okulun tüm çalışanları, öğrencileri ve
velileri için etkinlikler hazırlamalıdır. Bu program her kesim için uygun içerik ve düzeylerde
hazırlanmalıdır. Genel olarak erdemleri, değerlerimizi, gelenek, görenek, örf ve adetlerimizi
kapsamalıdır. Konuların uygulamalı ve örnek olay incelemeli olarak işlenmesi verimi artıracaktır.
Drama tekniği bolca kullanılmalı, teknolojik araç-gerecin kullanımı teşvik edilmelidir. Çokça gezi,
gözlem planlanarak, araştırma, inceleme konuları belirlenip programa yerleştirilmelidir.
36-Ahlaka uygun bazı davranışların nasıl ödüllendirileceği açıkça belirtilmeli. Bu davranışları
gösterenler ilan edilip onore edilmelidir. Belirli bir süre ahlak dışı davranış göstermeyenler de uygun
bir şekilde teşvik mahiyetinde ödüllendirilmelidir.
DEĞERLER EĞİTİMİ YÖNERGESİ
BİRİNCİ BÖLÜM : (Amaç, Kapsam, Dayanak, Tanımlar)
Amaç
Madde 1:
a. Öğrencilere, Atatürk ilke ve inkılâplarını benimsetme; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na
ve demokrasinin ilkelerine, insan hakları, çocuk hakları ve uluslararası sözleşmelere uygun
olarak haklarını kullanma, başkalarının haklarına saygı duyma, görevini yapma ve sorumluluk
yüklenebilen birey olma bilincini kazandırmak,
b. Öğrencilerin, millî ve evrensel kültür değerlerini tanımalarını, benimsemelerini,
geliştirmelerini bu değerlere saygı duymalarını sağlamak,
c. Öğrencileri, kendilerine, ailelerine, topluma ve çevreye olumlu katkılar yapan, kendisi,
ailesi ve çevresi ile barışık, başkalarıyla iyi ilişkiler kuran, iş birliği içinde çalışan, hoşgörülü
ve paylaşmayı bilen, dürüst, erdemli, iyi ve mutlu vatandaşlar olarak yetiştirmek,
d. Öğrencilere bireysel ve toplumsal sorunları tanıma ve bu sorunlara çözüm yolları arama
alışkanlığı kazandırmak,
e. Öğrencilere, toplumun bir üyesi olarak beden ve ruh sağlığının yanı sıra ailesinin ve
toplumun sağlığını korumak için bilimsel süreçlere ve ahlakî değerlere uygun olarak karar
verme alışkanlığını kazandırmak,
f. Öğrencilerin kendilerine güvenen, sistemli düşünebilen, girişimci, plânlı çalışma
alışkanlığına ve eleştirel bakış açısına sahip, estetik duyguları ve yaratıcılıkları gelişmiş
bireyler olmalarını sağlamak,
g. Öğrencilerin kendisine, ailesine ve topluma karşı sorumluluk duyabilen, üretken,
ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınmasına katkıda bulunabilecek yapıda bireyler olarak
yetiştirilmesini sağlamak,
h.Öğrencilerin kişisel, toplumsal tüm kaynakları ve zamanlarını etkin, yerinde ve verimli
kullanmalarını sağlamak,
ı. Öğrencilere temel insanî değer ve erdemleri kazandırma, değerlere karşı duyarlılık
oluşturma ve onları davranışa dönüştürme konusunda yardımcı olmak,
i. Öğrencilere okuma zevk ve alışkanlığı kazandırmak,
j. Öğrencilere Türk dilini sevdirerek, dilimizdeki yozlaşmaların önüne geçilmesini sağlamak,
k.Her öğrencinin biricik ve tek olmasını, bu tek ve biriciklerin çoklar olabilmesini ve
okullarımızı çoklar içinde özel olmayı sağlayan bir yaşam merkezi durumuna getirmeyi
sağlamak,
l. Öğrencilerimizin millî, manevî ve evrensel değerleri hayata geçirmelerini sağlayarak
toplumsal dayanışma ve bütünleşmeye katkı sağlamak,
m. Değerlerimizin gelecek nesillere aktarılmasındaki önemli görevi yerine getirerek artan ve
değişen risk ve tehditlerden bireysel ve toplumsal korunmayı sağlamak.
Kapsam
Madde 2- Bu yönerge Aydın İlindeki tüm resmî ve özel okul öncesi, ilköğretim ve
ortaöğretim okul/ kurumlardaki öğrencilere olumlu tutum ve davranış kazandırma amacıyla
yapılan çalışmalarda Millî Eğitim Müdürlüğü, Strateji Geliştirme Şubesi, ARGE birimi, Okul
Müdürlükleri ve öğretmenlerin yapacağı işlerle ilgili usul, esas ve çalışmaları kapsar.
Dayanak
Madde 3 - Bu yönetmelik, 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu, Okul Öncesi Eğitim
Kurumları Yönetmeliğinin 5.maddesi, Meslekî ve Teknik Eğitim Yönetmeliğinin
5.maddesinin c bendi, Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı 229 sayılı
İlköğretim Kurumları Yönetmeliği hükümleri, Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği
5.maddesinin b,c bentleri, Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri
Yönetmeliği, Milli Eğitim Bakanlığı Stratejik Planı, İl Millî Eğitim Müdürlüğü Stratejik
Planı, 18.Milli Eğitim Şurası Çalıştay Raporu ve 2010/53 Sayılı (İlk Ders Konulu) Genelgeye
dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar
Madde 4:
a.Millî Eğitim Müdürü: Aydın İl Millî Eğitim Müdürünü
b.Millî Eğitim Şube Müdürü: Strateji Geliştirme Şube Müdürünü
c.ARGE Birimi: ARGE Birimi ekip üyelerini
d.Okul Müdürü: İlimizdeki tüm resmî ve özel okul öncesi, ilköğretim ve orta öğretim
okul/kurum müdürlerini
e. Öğretmenler: İlimizdeki tüm resmî ve özel okul öncesi, ilköğretim ve orta öğretim
okul/kurumların öğretmenlerini tanımlar.
g Değerler Eğitimi. İl Yürütme Komisyonu: İl Millî Eğitim Müdürlüğü Strateji Geliştirme
Şube Müdürü, ARGE birimi üyelerini,
h. Değerler Eğitimi Okul/Kurum Yürütme Kurulu: Okul müdürü veya sorumlu müdür
yardımcısı başkanlığında, rehber öğretmenler, her sınıf seviyesinden bir sınıf rehber
öğretmeni, okul aile birliğinden bir kişi, okul öğrenci temsilcisinden oluşan komisyonu
tanımlar.
İKİNCİ BÖLÜM: Uygulama İlke ve Esasları
Madde 5
1. Değer Kazandırma Uygulama İlkeleri ve Etkinlikleri belirlenirken 2010/53 sayılı İlk
Ders Genelgesi ve bu genelgede belirtilen faaliyet örneklerine öncelik verilecektir.
2. Okulöncesi, ilköğretim ve ortaöğretimde görevli öğretmenlerimiz, rehber öğretmenler
ile eğitim yöneticilerimizin rehberliği ve desteğiyle ders içi ve ders dışında, Ek' te yer
alan örnek etkinliklerden de yararlanarak değerler eğitimine yönelik faaliyetler
gerçekleştireceklerdir
3. Değerler Eğitimi konusunda basın yoluyla kamuya bilgi verilir.
4. 1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanununda yer alan Türk Millî Eğitiminin genel
amaçları ile öğrencilerin hazır bulunuşluk düzeyi, ilgi, yetenek ve öğrenim seviyeleri
etkinliklerde dikkate alınacaktır.
5. Okullarda oluşturulan Değerler Eğitimi Okul/Kurum Yürütme Kurulu uygulamada
yönetim ve organizasyon görevini üstlenecektir.
6. Uygulamada diğer bütün öğretmenler eşit derecede sorumluluk sahibi olacaktır.
7. Değerler Eğitimi konusunda öncelikle ilimizdeki tüm resmî ve özel okul/ kurumlardaki
okul müdürü ve rehber öğretmenler bilgilendirme seminerine alınacaktır. Daha sonra
rehber öğretmenler kendi okullarında bütün öğretmenleri bilgilendirecektir. (Bağımsız
anaokullarından rehber öğretmen olmadığı için herhangi bir öğretmen)
8. Dönemde iki olmak üzere eğitim-öğretim yılında toplam dört değer, çeşitli etkinliklerle
öğrencilere ve ailelere verilerek bunların davranış hâline getirilmesi, devam eden
aylarda da önceki değerlerin pekişmesi için tekrarlar yapılması sağlanacaktır.
9. Belirlenen değer konusunda öncelikle veliler mektup, seminer veya toplantılarla
bilgilendirilecektir.
10. Ele alınan değer okul/kurum web sitelerinde, çeşitli kitle iletişim araçlarında uygulama
örnekleri ve fotoğraflarla yayınlanacak, kamuoyunun desteği sağlanacaktır.
11. Değerler konusunda ARGE birimi tarafından hazırlanan ön test ve son testler okullarda
belirlenen örneklem gruplar üzerinde uygulanacak ve sonuçlar değerlendirilecektir.
Değerlendirme dönemde iki kez yapılacaktır. Örneklem grup, mevcudu 500 ve
üzerinde olan okullar için %10, mevcudu 500 ve altında olan okullar için %20 olarak
belirlenecektir.)
12. Değerler konusunda olumlu gelişmeler gösteren, yaşıtlarına örnek olan öğrenci veya
sınıflar okul yönetimi tarafından sosyal ödülle ( alkış, teşekkür, övgü vb.) ödüllendirilecek, yıl
içindeki görevlerde (23 Nisan’da temsilî olarak göreve gelme gibi)
bu öğrencilere öncelik verilecektir.
13. 2003 yılından itibaren geliştirilen öğretim programlarına yansıtılan kültürel ve evrensel
değerlerimiz sınıf veya branş öğretmenleri tarafından ders konuları anlatılırken
geçiştirilmeyecek, üzerinde titizlikle durulacak, değerler eğitimi ile ilişkilendirilecektir.
14. İşlenecek değerler aşağıdaki gibidir. Değerlerin hangi tarihte ve ne tür etkinliklerle
uygulanacağı hazırlanacak bir çalışma takvimi ile okul/kurumlara iletilecektir.
15. Değerler Eğitimi İl Yürütme Komisyonu değerleri ve değerlerin işleniş sırasını
değiştirme yetkisine sahiptir.
‐ duyarlılık,
Yardımlaşma, dayanışma,
mcı olmak,
- merhamet,
Yürürlük Hükümleri: Yürürlük
Madde 6 -Bu yönerge Valilik onay tarihinden itibaren yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 7- Bu Yönerge hükümlerini İl Millî Eğitim Müdürü yürütür.
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
5
File Size
895 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content