close

Enter

Log in using OpenID

Issue - Dedeman

embedDownload
DEDEMAN QUARTERLY
DQ
SAYI-ISSUE 21 SONBAHAR-AUTUMN 2014
ÜC RET SİZ
-
CO MPLI M EN TARY
Avrupa’nın Gözalıcı Sarayları
The Glamorous Palaces Of Europe
Wilco Van Herpen ile Söyleşi
Interview With Wilco Van Herpen
Dedeman konsiyerj’lerine sorduk…
We asked the Dedeman concierge...
DQ
ÖNSÖZ-FOREWORD
1
Değerli DQ Okurları,
Sahil şeritlerinin sakinleştiği, şehir yaşamının ise alışılagelen hareketliliğine döndüğü,
yepyeni bir mevsime merhaba diyoruz. Güneş’e, kuma, denize veda etmek kimileri için
hüzünlü olsa da, keşfedilmeyi bekleyen lezzetler, hobiler, mekanlarla hayatı sonbahar
ve kış aylarında da hareketli ve keyifli kılmak elimizde aslında. Sizler için özenle
hazırladığımız içeriğimiz de, bu noktada bir parça ilham verici olabilirse, ne mutlu
bizlere.
Trend sayfalarımızda sizi tutkunu olabileceğiniz bir hobiyle; amatör astronomiyle
tanıştırıyoruz. Seyahat sayfalarımızda dünyanın en güzel saraylarına doğru bir
yolculuğa çıkarken, yurt içi seyahat destinasyonunuzda mutlaka olması gereken,
lezzetleriyle bizleri büyüleyen şehre; Gaziantep’e kısa bir bakış atıyoruz. Seyahat
etmeyi ve keşfetmeyi bir yaşam biçimine dönüştürmüş olan Wilco van Herpen’le
gerçekleştirdiğimiz keyifli sohbetimiz sizleri röportaj sayfalarımızda bekliyor. İştah
kabartan tatlı tariflerimiz ise Dedeman Otelleri’nin şeflerinden geliyor…
Yine bu sayımızda, kapılarını yeni açan otelimiz Dedeman Bostancı’nın hikayesini
otelimizin Genel Müdürü Nadir Kadakal’dan dinliyor, Diyarbakır ve Konya’da
konaklayacak misafirlerimiz içinse konsiyerjlerimizin değerli tavsiyelerine kulak
veriyoruz.
Sizleri bir kez daha dopdolu bir içerikle selamlamanın mutluluğunu yaşıyor, keyifli
okumalar diliyorum…
Dear DQ readers,
We are on the brink of the new season when the beach strips have gone quiter while the cities are
gaining their hustle and bustle back. It might be a bit sad to have to say goodbye to the sun, the
sand and the beach however, it is up to us to enjoy the fall and winter life with hobbies, tastes to
be discovered, places to go. We hereby present you with a content that hopefully inspires you to do
those.
On our trend pages, we would like you to meet your possible new hobby, that is, amateur
astronomy. On the pages dedicated to travel we will take you on a journey to the most beuatiful
palaces of the world as well as a Turkish must-see city, the city that enchants us with its
gastronomy, Gaziantep. The interview pages are reserved for Wilco van Herpen who turned his
love of traveling and discovering new places into a life style. You will find delicious dessert recipes
from the chefs of Dedeman Hotels.,
In this issue, you will get to know the new Dedeman Bostancı Hotel, through the General Manager
Nadir Kadakal’s words. For our readers who plan on visits to Diyarbakır and Konya, we have useful
information on our concierge pages.
In short, we are happy to once again greet you with our fulfilling content and we wish you a
pleasant read.
Emrullah Akçakaya
Genel Müdür - General Manager
DQ ‹Ç‹NDEK‹LER-CONTENTS
10
ajanda-zoom
04 Türkiye’de ve dünyada olup bitenler
News from Turkey and the world
trend
Amatör astronomi
10
Amateur astronomy
röportaj-interview
16 Pozitifliğin beden bulmuş hali:
Wilco Van Herpen
Positivism embodied
Wilco Van Herpen
16
44 Dedeman konsiyerjine sorduk
We asked Dedeman concierge
58 Dedeman Bostancı Genel Müdürü
Nadir Kadakal ile söyleşi
An interview with General Manager of
Dedeman Bostancı Nadir Kadakal
22
seyahat-travel
Avrupa’nın göz alıcı sarayları
22
The glamorous palaces of Europe
yemek-food
Dedeman Otelleri’nden tatlı tarifleri
30
Dessert recipes brought to you by the Dedeman Hotels
30
kent-city
Lezzet ve kültür diyarı: Gaziantep
36
Land of culture and taste: Gaziantep
tasarım-design
Kağıttan tasarımlar
48
Designs Made of Paper
kültür&sanat-culture&art
Ihlara Vadisi
60
Ihlara Valley
36
teknoloji-technology
Bedenlerimiz yüzyıllar içerisinde
68
nasıl ve neden değişiyor?
How do our bodies change in time and why?
48
haberler-news
Dedeman dünyas›ndan haberler
74
News from Dedeman Hotels
DQ
DEDEMAN QUARTERLY
‹MT‹YAZ SAHİBİ - CHAIRMAN
Dedeman Turizm Yönetimi A.Ş. ad›na
Banu Dedeman
YÖNET‹M YER‹ - EXECUTIVE CONTACT
Dedeman Hotel&Resorts International
Y›ld›z Posta Caddesi No.48 34340
Esentepe- ‹stanbul
Tel: 0212 337 39 00
www.dedeman.com
YAPIM - PRODUCTION
AJANS MEDYA
GENEL YAYIN YÖNETMEN‹
EDITOR-IN-CHIEF
Arzu Karacadağ
YAZI ‹ŞLER‹ MÜDÜRÜ (Sorumlu)
MANAGING EDITOR
Bahar Kızıltan
‹NG‹L‹ZCE BÖLÜM ED‹TÖRÜ
ENGLISH SECTION EDITOR
Kader Çekerek
KATKIDA BULUNANLAR - CONTRIBUTORS
Seçil Epik, Altuğ Kantar, Murat Tekin,
Eda Yeşim, Belma Saraççı,
Seda Naniç Zeybek, Gözde Naiboğlu
REKLAM KOORD‹NATÖRÜ
ADVERTISING COORDINATOR
Özgür Çokgezen, Gözde Çevik Çokgezen
AJANS MEDYA
Kuruçeşme Caddesi, No: 3
Kuruçeşme 34345 ‹stanbul
Tel: 0212 287 19 90
BASKI VE C‹LT / PRINTING PRESS
A4ofset Matbaacılık San. Ve Tic. Ltd. Şti.
Otosanayi Sitesi, Yeşilce Mah.,
Donanma Sok. No:16 Kağıthane – İstanbul
Tel: 0212 281 64 48
Sertifika No: 12168
Yay›n Türü 3 ayl›k, süreli, yerel
Bas›m Yeri ve Tarihi ‹stanbul, Eylül 2014
Dedeman Hotels & Resorts International’›n
ücretsiz yay›n›d›r.
Complimentary publication of
Dedeman Hotels & Resorts International.
Dergide yay›mlanan yaz›, fotoğraf ve illüstrasyonlar›n
her hakk› sakl›d›r. Kaynak gösterilmeden al›nt›
yap›lamaz. Yaz›lar›n sorumluluğu yazarlara,
yay›nlanan ilanlar›n sorumluluğu ise sahiplerine aittir.
All rights are reserved that pertain to the written
materials, photographs and illustrations published in
the magazine. Nothing in this magazine may be
borrowed or reproduced without full credit being
given to the source.
AJANDA
4
DQ
YAZLIK: ŞEHİRLİNİN KOLONİSİ
SALT Beyoğlu, 16 Kasım’a kadar – SALT Beyoğlu, until November 16
Müstakil evlerden sitelere, Türkiye kıyılarındaki yazlık ortamına dair detaylı araştırma sunan
YAZLIK: Şehirlinin Kolonisi sergisi SALT Beyoğlu’nda ziyaretçilerini bekliyor. Sergide, bir
sahil beldesinde ev sahibi olma arzusunun tetikleyicileri ve neticeleri ortaya konuyor. SALT
Araştırma başta olmak üzere çok sayıda kurum arşivinden derlenen içerik, aile arşivlerinden
seçkiler, güncel saha araştırmaları ve sanatçı işleriyle desteklenen sergide; mimari, hukuki ve
edebi kaynaklar temelinde yürütülen araştırmalar, yazılı belge, çizim, fotoğraf, film, maket ve
mobilyadan oluşan çeşitli malzemeyle kamuyla paylaşılıyor.
SUMMER HOMES: CLAIMING THE COAST
The exhibit, Summer Homes: Claiming the Coast at SALT Beyoglu, a detailed research on a
vast variety of summer houses on Turkish beaches, from detached houses to apartments, is
presented to the viewers. The driving factors underneath the dream of having a beach town
house and the outcome of these dreams are documented in the exhibition. The contents of
the research have been derived from the archives of many institutions including SALT
Research as well as family archives, current field researches and artworks. The studies
were based on architecture, law and literature and presented through various materials like
documents, drawings, photographs, films, scale models and furniture.
5
AJANDA
6
DQ
Black Box İstanbul, 24 Ekim, 20:00 - Black Box İstanbul, 24 October, 20:00
ORQUESTA BUENA VISTA
SOCIAL CLUB
Küba müziğini tüm dünyaya sevdiren efsanevi grup Buena Vista Social Club, “Adios” ismini
verdikleri veda niteliğindeki son turneleriyle İstanbul’da da sahne alacak. 40’lı yıllarda
bir müzik ve dans kulübü olarak başladığı sanat yolculuğuna, 16 yıldır çeşitli formlarda ve
orkestralarla konserler vererek devam eden grubun bu son turnesinde, seyirciler bir kez daha
geleneksel Küba müziğinin eşsiz ezgilerini canlı dinleme şansına sahip olacaklar.
ORQUESTA BUENA VISTA SOCIAL CLUB
The legendary group who made Cuban music a world favourite, Buena Vista Social Club will be on
stage in Istanbul, as part of their farewell tour called “Adios”. The story of the group began in the
40’s as a music and dance club. For the last 16 years, the band has been performing with various
forms and orchestras around the world. In this concert of the farewell series, the audience will enjoy
the live, wonderful and traditional Cuban music.
JAMIE CULLUM
Zorlu Center-PSM, 30 Ekim, 20:30 – Zorlu Center PSM, 30 October, 20:30
Şarkı sözü yazıyor, piyano çalıyor, film müzikleri
besteliyor, caz tınılarını pop’la buluşturuyor, abümleri
milyonlarca satıyor, hayranları konser alanlarını hınca
hınç dolduruyor… Grammy’den Altın Küre’ye prestijli
ödüllerle bezenen başarılı müzik kariyeriyle, tüm
dünyaca tanınıyor. Kimden mi bahsediyoruz? Bütün
bu saydıklarımızı genç yaşına rağmen tek bir bünyede
toplamayı başarmış olan ünlü İngiliz sanatçı Jamie
Cullum’dan. Müthiş enerjisi ve akıllardan çıkmayacak canlı
performansı ile Jamie Cullum, İstanbullu caz severlerle
buluşuyor. Tarihi bir yere not edin ve bu yetenekli
sanatçının unutulmayacak performansını kaçırmayın!
He writes lyrics, plays the piano, composes film
scores, enriches pop with jazz melodies, his albums
sell millions and his fans pack the halls for his
concerts. He is the proud winner of numerous
prestigious awards like Grammy and Golden Globe
and he is acknowledged worldwide. The golden boy
who has achieved all this success is no other than the
young British musician Jamie Cullum. His magnificent
energy and unforgettable live performance will be
meeting the Istanbul jazz fans. Make a note in your
agenda and do not miss the wonderful chance to
watch this extremely talented young man.
7
AJANDA
8
DQ
DUVARLARIN DİLİ
Pera Müzesi, 5 Ekim’e kadar – Pera Museum, until October 5
LANGUAGE OF THE WALL
Pera museum is presenting a first time ever exhibiton
in Turkey on one of the most popular subjects of the art
agenda of the world, “Graffiti and Street Art”. Only a few
similar exhibitions had made their way to public view in
Europe and America. The objective of this presentation is
to get the best examples of graffiti from the streets and
bring them to a museum creating a discussion platform.
Over 20 artists from all over the world, from countries
like United States, Germany, France, Japan and Turkey
are participating in this event. Some of those famous
names are, Futura, Carlos Mare, Cope 2, Turbo, Wyne,
JonOne, Tilt, Mist, Psyckoze, Craig Costello (aka KR),
Herakut, Logan Hicks, C215, Sulko, Evol, Gaia, Tabone,
Funk and No More Lies. Also the visitors will be able
to see the works of photographers like Martha Cooper,
Henry Chalfant and Hugh Holland.
Pera Müzesi, Türkiye’de ilk kez gerçekleştirilecek bu
sergiyle, son yılların sanat gündemindeki en popüler
konulardan biri olan “Graffiti ve Sokak Sanatı” na önemli bir
bakış sunuyor. Amerika ve Avrupa’da daha önce yalnızca
birkaç örneği düzenlenen sergi, “graffiti”yi, sokaktan
müzeye taşıyarak, en ilginç örneklerini sunarak bir tartışma
platformu oluşturuyor. Amerika, Almanya, Fransa, Japonya
gibi ülkelerin yanı sıra Türkiye’den de olmak üzere 20’den
fazla sanatçının konuk olduğu sergide, kültürün öne çıkan
isimlerinden Futura, Carlos Mare, Cope 2, Turbo, Wyne,
JonOne, Tilt, Mist, Psyckoze, Craig Costello (aka KR),
Herakut, Logan Hicks, C215, Suiko, Evol, Gaia, Tabone,
Funk ve No More Lies gibi farklı jenerasyonlardan ve
disiplinlerden isimlerin Pera Müzesi’nde boyayacağı
duvarların yanı sıra Martha Cooper, Henry Chalfant ve Hugh
Holland gibi fotoğrafçıların arşivlerinden ölümsüzleşmiş
kareler yer alıyor.
Kurukahveci Mehmet Efendi, Türk kahvesini 50’den fazla ülkeye ulaştırıyor.
Dünyanın her yerinde bu kültürü doya doya yudumlamanızı sağlıyor.
www.mehmetefendi.com
Avustralya’da teyzemin gül böreği yok
ama mis gibi Türk kahvesi var
Gökyüzüne romantik bir bakıştan daha fazlası:
DQ
10
TREND-TREND
Amatör
Astronomi
Gökyüzünü keşfe çıkın, kim bilir belki siz
de bir takımyıldıza adını veren amatör
astronomlardan biri olabilirsiniz.
Yıldızları izlemeyi çok seviyorum, çocukluğumdan beri gezegenler, yıldız takımları
çok dikkatimi çekmiştir,” sözlerinin sahibi birçok insan bu tutkusunun peşine düşüyor.
Hayır, ne astronotluktan bahsediyoruz ne de astroloji ya da burç yorumlarından.
Astronomluk güneş sistemindeki yıldızları, takımyıldızları ve asteroitleri keşfetmenizi
sağlayacak bir bilim dalı. Peki, neden amatör astronomluk en ilgi çekici trendlerden biri olmaya
yıllardır devam ediyor? Her şey evrenin bir parçası olduğundan astronomiyle ilgilenmek aslında
her şeyle uğraşmak demek. Astronomi, hayal gücü ve merakla beslendiğinden insanlığın en
önemli güdülerini harekete geçirir. Güneş sistemindeki cisimlerin, boyutları ve yaşları hakkında
bilgi verdiğinden, onların gerçek boyutları ve uzaklıkları hakkında daha soyut düşünebilmenizi
sağlar. Yani dünyamız için o kadar önemli olan Güneş’in ve Ay’ın da sadece gökyüzündeki diğer
gezegenlerden biri olduğunu fark etmek, başlangıç için fevkalade bir bilgi olacaktır. Yüzyıllar
boyunca birçok şair ve ressam da amatör astronomlukla ilgilenmiştir. Çünkü gökyüzünü
keşfetmek hayatı keşfetmeye biraz daha yaklaştırır bizleri. En önemlisi ise astronomi dünyanın
her yerinden milyonlarca insan ile aynı anda açık havada yapabileceğiniz nadir uğraşlardandır.
Geceleri gökyüzüne baktığınızda yanıp sönen yıldızların, belki sadece adını duyduğunuz
“
More than
just a
romantic sky
gazing
Amateur
astronomy
Take a trip to
explore the skies.
And who knows,
perhaps one day
you could become
the name father of a
constellation as an
amateur astronomer.
I love stargazing. I’ve been fascinated by the planets and constellations since my
childhood” has often been the motto of those who set out to follow this passion. No,
we are not talking about astronauts, nor astrology and horoscope. Astronomy is the
scientific study of the stars, constellations and asteroids in the solar system. But why is it that
amateur astronomy has stayed one of the most fascinating trends for decades? Since all things
are a part of the universe, being into astronomy means being into everything. Astronomy is
fed by imagination and curiosity; therefore it triggers the most powerful of human instincts. It
provides information on the dimensions and ages of celestial objects, and in this way it allows
us to contemplate on their actual dimensions and distances in a more abstract way. Indeed, it
is a big step to start by realizing that the Sun and the Moon, which are of huge importance to
our planet earth, are both nothing but ordinary planets in the sky. For centuries, several artists
and poets have been engaged in amateur astronomy since exploring the sky takes us one step
closer to exploring life. More importantly, astronomy is one of the rare outdoor activities that
“
asteroitlerin gizli dünyasını keşfetmek ne zor ne de pahalı
bir uğraş. Amatör astronomlar belki de amatör olarak
uğraştıkları bir bilim dalına en çok katkıda bulunanlar. Çünkü
gökyüzünün uçsuz bucaksız evreninde -son kayıtlara göre
Güneş Sistemi’nde çoğunun yörüngesi Mars ile Jüpiter arasında
kalan bir milyondan fazla asteroit bulunuyor- size de yetecek
kadar çok yıldız ve küçük gezegen var. Hatta tarihte asteroitleri
ilk keşfedenler arasında amatör Macar astronom Baron von
Zach’ın 1800’lü yılların başında kurduğu “Gezegen Avcıları”
bulunuyor. Sonrasındaysa her yıl en az birkaç asteroit bu
listeye eklenmeye devam ediyor. Bu sizin de hiçbir zaman
modası geçmeyecek; gezegenler ya da yıldızlar hakkında her
konuştuğunuzda ortamın ilgi odağı olmanız astronomlukla
ilgilenmeniz için yeterli bir sebep gibi görünse de emin olun
dahası da var.
Astronomluk (Gökbilimcilik) dünyanın en eski mesleklerinden
biri olarak görülüyor. Dünyadaki ilk rasathanenin M.Ö.
you can do simultaneously with millions of people all around
the world. Exploring the mysterious worlds of the flickering
stars that you see in the night sky, or the asteroids that you
have perhaps only vaguely heard of, is neither a difficult
nor an expensive pursuit. Amateur astronomers are probably
the biggest contributors to the study of astronomy, even as
amateurs. Since in the vast universe of the skies – the most
recent figures show that there are more than a million asteroids
in the solar system, the orbits of a majority of which are between
Mars and Jupiter – there are plenty of small stars and planets for
you to discover. In fact, one of the first groups to discover asteroids
were “Planet Hunters” which was founded by the Hungarian
amateur astronomer Baron von Zach, and several new discoveries
were made thereafter each year. This might seem like a good
enough reason to get involved in astronomy, which will always
make you the centre of any conversation as an interest that will
never lose its relevance. Yet there is still more to it.
11
12
4900 yılında Almanya’da kurulmuş olduğunu düşününce
insanoğlunun yıldızlara ve gezegenlere olan merakının ne
kadar eskiye dayandığını da anlayabiliyoruz. M.Ö. 100’lü
yıllara geldiğimizde ise modern astronominin temelleri
atılıyor. Üstelik bizim yaşadığımız coğrafyanın da bir parçası
olan Mezopotamya bölgesinde yaşayan Babil Uygarlığı
sınırlarında. Aynı yıllarda felsefi düşüncenin de etkisiyle
Antik Yunan’da da astronomi çalışmaları desteklendi. Yıldız
takımlarına isimler veren de ilk defa Antik Yunan astronomları
oldu. Eskiye dönüş modasının son zamanlarda hep en iyi
trendleri (Lomo fotoğrafçılık, vintage ve retro giyim/
tasarımlar) çıkarmasından mı bilinmez ama günümüzde,
amatör astronomluğa duyulan ilgi de hızlı bir yükselişte.
Adım adım amatör astronomluk
Gökyüzü size birçok bilgi sunacak olsa da amatör
astronomluğun ilk aşaması “astronomi” bilimi hakkında biraz
araştırma ve okuma yapmaktan geçiyor. Okuduklarınız bile
size ne kadar büyülü bir uğraşa giriştiğinizi anlatacaktır. Ama
başlangıçta bir parça da olsa içinde amatör astronomluğa
giriş bilgileri de olan kitapları okuyarak evrenin ve Güneş
Sistemi’nin işleyişi hakkında biraz bilgi edinmek gerekiyor.
Astronomi ve uzay bilimi ile ilgili kitaplara internet üzerinden
PDF ya da e-kitap olarak ulaşabileceğiniz gibi internet
üzerinden yapacağınız araştırmalar da başlangıç için yeterli
olacaktır. Bu aşamada bir yıldız haritası edinmek size ne
aradığınızı ya da gece gökyüzüne baktığınızda sizi bekleyen
takımyıldızlarının, asteroitlerin adını ve yerlerini öğrenmeniz
için yardımcı olacaktır. Teknolojinin bu kadar geliştiği
günümüzde yıldız haritanızı evinizdeki ya da iş yerinizdeki
yazıcıdan almanızın bile mümkün olduğunu unutmayın.
İkinci aşamada kendi teleskopunuzu yapabilir ya da uygun
fiyata bir teleskop edinebilirsiniz. Başlangıç olarak 10x50
Astronomy is considered as one of the earliest vocations in the
world. The fact that the world’s first observatory was founded
in 4900 BC in what is now Germany, can prove how ancient
the human interest in the stars and planets has been. The
foundations of astronomy were not laid until 100 BC, in
Babylon, the civilization that was settled in the Mesopotamia
region which includes the land that we live in today. Studies
in astronomy were further supported by philosophical pursuits
in Ancient Greece. Ancient Greek astronomers were of the
earliest name fathers of constellations. Perhaps it is the recent
popular trend of retro (Lomo photography, vintage and retro
clothing and design), which has further implemented the
growing interest in amateur astronomy.
Astronomluk (Gökbilimcilik) dünyanın en eski
mesleklerinden biri olarak görülüyor. Dünyadaki ilk
rasathanenin M.Ö. 4900 yılında Almanya’da kurulmuş
olduğunu düşününce insanoğlunun yıldızlara ve
gezegenlere olan merakının ne kadar eskiye dayandığını
da anlayabiliyoruz.
Astronomy is considered as one of the earliest vocations
in the world. The fact that the world’s first observatory was
founded in 4900 BC in what is now Germany, can prove
how ancient the human interest in the stars and planets has
been.
Amateur Astronomy Step by Step
boyutunda bir dürbün de harika olur. Söz konusu bir teleskop
satın almak olduğunda, farklı çeşit, özellik ve fiyatlarda
seçenekler çıkıyor karşımıza. Teleskopta dikkat etmemiz
gereken en önemli nokta ise mercek büyüklüğü. Görüntünün
parlaklığı mercek büyüklüğü ile doğru orantılı olacaktır.
Bir diğer önemli özelliği ise odaklanma mesafesi ki bu da ne
kadar çok gök cismi görebileceğinizi belirler. En iyi teleskobu
bulmanın yollarından biri de amatör astronomluk kulüplerine
katılarak, deneyimli kişilerden fikir almaktır. Henüz bir
dürbün ya da teleskop almayı düşünmediğiniz noktada ise
neredeyse her şehirde bulunan size en yakın rasathanenin halk
gününü öğrenebilir; ilk keşfinizi hem uzman astronomlardan
destek alarak hem de onların ultra profesyonel teleskoplarını
Even though the sky will present you with lots of
information, the earliest step to amateur astronomy requires
reading and doing some research on the science of astronomy.
This research will suffice to show you what a magical
pursuit you have embarked on. You will nevertheless have
to gain knowledge on how the universe and the solar system
operate by reading a beginners guide to astronomy. You
could download books on astronomy and the space science
online as PDF’s or e-books, or it would be enough to do some
online research. On this stage, getting a star chart would
assist you to learn the names and locations of the asteroids
and constellations when you view the night sky. Remember,
today’s advanced technology allows you to print your star
chart at the comfort of your own home or office.
As a second step, you could make your own telescope or buy
one for a fair price. A 10 X 50 sized pair of binoculars
would be good enough for a beginner. When it comes to
buying a telescope, there are several options, with a vast
range of price, properties and types. The most important
thing to note while buying a telescope is the size of its lens.
The size of the lens will define the brightness of the image.
Another important property is the focal length, which
13
14
kullanarak yapabilirsiniz.
Kendi kendinize ufak keşifler için gözlemevlerini kullanmak,
şehrin yüksek binalarına çıkmak, bunları yapmanız mümkün
değilse evinizin terasını, balkonunu kullanmak yeterli
olacaktır. Işık kirliliğinin az, ufuk çizgisinin temiz olduğu
yerlerde gözlem yapmak ise bir başka önemli ayrıntı. Fakat
uyarmamız gerek ki bir süre sonra şehrin ışığına rağmen
astronomluk yapmaya çalışmak yetmeyecektir. Bu da
astronomluk için seyahatler bile ayarlamanıza vesile olabilir.
Şehirden birkaç gün uzaklaşıp yüksek bir tepede kamp yapmak
ya da Antalya Saklıkent’teki Ulusal Rasathane’ye her yıl
düzenlenen gezilerden birine katılmak seçenekler arasında.
Amatör astronomlukta bir sonraki adım ise kaçınılmaz olarak
sizinle aynı tutkuyu paylaşan insanlarla tanışmak. ODTÜ,
İTÜ, Ege ve Akdeniz üniversiteleri başta olmak üzere birçok
üniversitenin amatör astronomi kulübüne üye olabilir ya
da özel oluşumlardan birine katılabilirsiniz. Böylece hem
gökyüzünü keşfe çıkma noktasında sizden daha deneyimli
üyelerden yardım alabilir hem de deneyimlerinizi onlarla
paylaşabilirsiniz.
“Kaldırım Astronomları” kimdir?
Hollywood filmlerinde neredeyse her evin penceresinde bir
teleskop görmemizin sebebi “arka bahçe astronomluğu” ve
sonrasında “kaldırım astronomluğu” nun 1950’lerden beri
birçok kişinin ilgisini çeken bir uğraş olması. Ama bu uğraşı
determines the amount of the celestial objects you will be
able to see. One of the ways to find the best telescope is to
join an amateur astronomy club, and to seek advice from the
experts. If you are not yet ready to buy a pair of binoculars
or a telescope, you could find out the open day of your
nearest observatory, which you can find in almost any town,
and make your first discovery with the support of the expert
astronomers, using their ultra professional telescopes.
Using the observatories in your town, going up on high
buildings or if these are not possible, using your own rooftop
would be good enough for your initial discoveries. Another
detail is to go for an observation where there is little light
pollution and a clearer skyline. At this point, we should
warn you against the city lights. You might have to arrange
small astronomy trips because of them. You could take a few
days off, away from the city, and go on a camping trip to
visit the National Observatory at Antalya Saklıkent.
The next step in amateur astronomy, unavoidably, is to
meet the people who share the same enthusiasm. You could
become a member of the amateur astronomy societies in
METU, ITU, Aegean or Mediterranean Universities, or join
a private society. In this way, you could get help from more
experienced enthusiasts to explore the sky, and share your
own experiences with their members.
Kendi kendinize ufak keşifler için gözlemevlerini kullanmak, şehrin yüksek binalarına çıkmak, bunları
yapmanız mümkün değilse evinizin terasını, balkonunu kullanmak yeterli olacaktır.
Using the observatories in your town, going up on high buildings or if these are not possible, using your own
rooftop would be good enough for your initial discoveries.
arka bahçelerden alıp sokaklara, kaldırımlara taşıyan isim uzun
süre Berkeley, California Üniversitesi’nde Kimya bölümünde
öğrenim gördükten sonra San Fransisco’daki Vedanta
Manastırı’na giderek 23 yılını burada keşiş olarak geçiren
John Dobson’dır. Evrenin nasıl göründüğünü kendi gözleriyle
görmek isteyen Dobson ilk teleskobunu,
41 yaşında kendisi yapıyor. Hem de bir hurdacıdan alınmış
bir mercek ve Zeiss marka bir dürbünden çıkarılmış bir göz
merceği kullanarak. Daha sonra teleskop aynasının el ile
aşındırma yöntemiyle de yapılabileceğini öğrenince,
Who are those “Sidewalk Astronomers”?
12 inç’lik bir cam kullanarak yaptığı teleskobuyla Ay’a ilk
kez baktığında gördüklerinden o kadar etkileniyor ki, “Bunu
herkes görmeli,” diyor. Ve John Dobson astronomiyi halkın
hizmetine sunmak için ilk adımlarını atıyor. Dobson, keşişliği
boyunca çeşitli teleskoplar yapıyor. Keşiş olduğu için hiç
parası olmadığını düşünürsek bütün malzemeleri hurdacıdan
ya da kullanılmayan eşyalardan elde etmek zorunda kalıyor.
Buna rağmen sırrını paylaştığı sınırlı sayıda keşiş teleskopla
baktıklarında gördüklerine inanamıyor ve onun bu gizli
tutkusunu destekliyorlar. Fakat bütün bunlar 23 yılın
sonunda sırrının açığa çıkmasıyla keşişlikten kovulmasına
engel olamıyor. John Dobson, hayatının geri kalanını
Astronomi’yi yaygınlaştırmak için harcıyor. John Dobson’ın
bir sokağın köşesine kurduğu teleskoptan binlerce insan
yıldızlara ve asteroitlere baktı. O da günümüzde Kaldırım
Astronomları’nın yaptığı gibi teleskopla gördükleri hakkında
insanlara bilgi verdi. 1970’li yıllardan itibaren ise Kaldırım
Astronomları sokak köşelerine ve parklara kurdukları
teleskoplarla birçok insanın gökyüzünün gizemli dünyasıyla
tanışmalarına olanak sağladılar. Kaldırım Astronomları
sayesinde binlerce insan gezegenlerin ve yıldızların büyülü
dünyasıyla tanıştı. Birçok amatör astronoma da ilham kaynağı
oldular. Kim bilir belki siz de bu ekibin Türkiye’deki bir
parçası olabilir; uzay ve evren ile ilgili deneyimlerinizi hiç
tanımadığınız binlerce insana aktarabilirsiniz.
bought from a charity shop, and a lens taken from a pair of
Zeiss binoculars! Later on, when he found out that one could
make their own telescope mirror by grinding, he observed the
moon for the first time through the telescope he made using a
12 inch lens, and he thought “Everyone should see this!” This
is how Dobson took the first steps to introduce astronomy to the
general public use. Dobson made several telescopes throughout
his years at the monastery. Considering that he was a monk and
had no money, he must have acquired all the tools from a junk
shop, amongst unused materials. In spite of this, the few monks
that he has shared his secret have been fascinated by what they
have seen through his telescope and supported his enthusiasm.
Nevertheless, this caused him to be expelled from the monastery
in which he had spent 23 years. John Dobson spent the rest of
his life spreading the interest in astronomy. Millions of people
viewed the asteroids and stars through the telescope he planted
in the middle of a street, to whom he shared his knowledge with,
like Sidewalk Astronomers. Since 1970’s, Sidewalk Astronomers
have helped many to meet the mysterious world of the sky with
these telescopes randomly implemented on the streets. Thousands
have met the magical world of the planets and the stars
thanks to the Sidewalk Astronomers. Many amateurs have been
influential for astronomers. Who knows, perhaps you could be
a part of this team in Turkey, and share your experiences about
the space and the universe with thousands of strangers.
We can see a telescope at the backyard of almost every house in
Hollywood films, thanks to “backyard astronomy” or, what we
call “sidewalk astronomy”: a trend that has become popular after
the 1950’s. It is John Dobson who carried this endeavor from
backyards to the streets and sidewalks – an amateur astronomer
who spent 23 years in San Francisco’s Vedanta Convent after
his chemistry studies at the University of California at Berkeley.
Dobson made his own telescope at the age of 41 in order to
explore how the universe looks to one’s own eyes – using a glass
15
DQ
16
RÖPORTAJ-INTERVIEW
Pozitifliğin beden bulmuş hali:
Positivism
embodied
Wilco Van
Herpen
A blond, genial Dutchman…
Together with his dog, he takes
to roads with his trailer and goes
to the faraway villages that most
of us have not heard of, sits at
local people’s tables to share
their food, chats with them as if
he is one of them. Since the day
Wilco’s Camper Van started to take
Turkish viewers to discovery trips
in Anatolia, Wilco van Herpen’s
adventures on screen goes on with
the true spirit of a traveller. I met
him at the roof bar of Dedeman
Hotel Istanbul and we had a lovely
conversation.
Wilco Van
Herpen
Sapsarı saçlı, güler yüzlü bir Hollandalı… Altında karavanı, yanında köpeği, adını
bile duymadığımız köylere gidiyor, sofralara oturuyor, sohbetler ediyor… Wilco’nun
Karavanı Türk izleyicisini Anadolu’yu keşfe çıkardığından bu yana, Wilco van Herpen’in
de ekran macerası, sınır tanımayan seyyah ruhuyla devam ediyor… Kendisiyle
Dedeman İstanbul Roof Bar’da buluştuk ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
R Ö PORTAJ-INTERVIE W BAHAR KIZ IL T AN
T
ürk seyircisi sizi İZ TV’deki Wilco’nun Karavanı
programı ile tanıdı. Ama Türkiye hikayeniz bir
anda o programla başlamamıştı herhalde?
17
T
urkish television audience got to know you through
Wilco’s Camper show on IZ TV. I assume your
Turkey adventure must have started before that.
İlk defa turist olarak geldim Türkiye’ye. Yıl 1987’ydi.
Türkiye’nin güzel tarafını gördüm. İstanbul’da Büyükada’ya,
güneyde Bodrum’a gittim... Birkaç defa bu şekilde gidip
geldim. O dönemde aşçıydım Hollanda’da. İş yerim de bir
binanın 23. katındaydı. Muhteşem bir yerde çalışıyordum.
Oradaki manzaradan uçakları görüyordum; devamlı
geliyorlar, gidiyorlar. O zaman, “Kapalı bir ortamda çalışmak
istemiyorum, ben gezmek istiyorum dedim.” kendi kendime.
Bunu yapmak için de işimi bırakmam gerekiyordu. Kursa
gittim, fotoğrafçı oldum. Fotoğrafçı olarak Afrika’ya gittim;
orada bir sene kaldım. Sonra Türkiye’ye geldim ve haber
fotoğrafçılığı yapmaya başladım. O zaman başka bir Türkiye
gördüm. Bir taraf son derece güzel diğer taraf son derece
politik. Freelance çalıştığım için ciddi maddi sıkıntı da yaşadım.
Hatta o dönem, tek öğünle günü geçirdiğim oluyordu.
I first came to Turkey as a tourist in 1987. I saw the beautiful
side of Turkey visiting Büyükada in İstanbul and Bodrum in
the South. I made recurring trips like this. Back then, I used
to be a cook in Holland. My work was at the 23rd storey of a
building and it was a magnificient place. I used to watch the
planes take off and land constantly. One day, I realized that I
wanted to travel instead of working in an enclosed environment.
That required quitting my job which I did. Then I took some
photography courses to become a professional photographer. I
went to Africa and stayed there for a year after which I came
to Turkey and started working as a news photographer. It was
then that I saw the other face of Turkey, the very politicized side
against the magnificiently beautiful one that I had known. As
an independent phtographer, I went through real hard times
financially. So much so that I could only afford to eat once a day.
Sıkıntı çektiğiniz o süreçte, Hollanda’ya dönmeyi
düşünmediniz mi?
During those hard times, have you ever considered
returning to Holland?
Türkiye’nin büyük bir değişim yaşayacağını hissettim ve bu
değişimi görmek istedim. Dedim ki, bu değişimi görmek
için burada yaşamalıyım. Annem de defalarca söyledi, geri
dön dedi. 2006’da İz TV süreci başladı. O süreçte annem
hastalanmıştı. Beni de Hollanda’daki prestijli bir talk show
programı konuk olarak davet etmişti. Annem bu davetten çok
duygulandı ve o zaman benim burada yaşamak için verdiğim
mücadelede başarılı olduğumu anladı.
I had a premonition that Turkey was about to go through a
big change, I couldn’t miss it. In order to witness this huge
transformation I decided to go on living here. My mom used to
insist that I return. In 2006 my journey with İZ Tv took off. My
mom got sick during that period. Right about the same time, a
prestigious talk show on a Dutch channel invited me as a guest.
My mom was so proud, she had finally realized that all my
struggle in Turkey was well worth it.
Anadolu’yu, oradaki köyleri gezerken, insanlardan nasıl
tepkiler aldınız?
What kind of reactions did you get when travelling through
Anatolian villages?
Benim en şaşırdığım durum şu oldu; mesela Anadolu’dan
gelen ve Hollanda’nın şehirlerinde yaşayanlar çok daha
tutucular. Ama Anadolu’nun bir köyüne gittiğinde, insanların
çok daha rahat olduğunu, pek çok konuda çok daha açık
konuşabildiklerini gördüm. Hiçbir yere de bir önyargı ile
gitmedim. Ben kendimi kuru bir sünger gibi görüyorum;
ortamda ne varsa onu alıyorum; yargılamadan, insanları
dinliyorum. Anadolu insanından çok fazla şey öğrendim.
I was quite surprised to see that the Turks that live in Holland
with Anatolian backgrounds tend to be more conservative than
the Anatolians themselves. In Anatolian villages, people are quite
relaxed and open to discussions on almost all subjects. I never
harbour any prejudices towards anyone either. I consider myself
as a dry sponge who sucks in whatever the environment provides. I
listen to people never judging them. I have learned so much from
the Anatolian people.
Yıllarca Hollanda’da kasap, manav, garson olarak çalıştım. Peynir fabrikasında
çalıştım, at bindim, çeşitli sporlar yaptım… Türkiye’de yaşamaya başladığımda bir
süre kendimi sorguladım; bu kadar farklı iş yaptın ama sırada ne var, ne olacak
sonunda? Ama şu an bulunduğum nokta da, bakıyorum ki hepsi bir anda birleşti.
18
Hollanda’nın köyleri nasıldır peki? Anadolu köylerindeki
gibi yabancıları sıcak karşılarlar mı?
Şöyle bir örnekle açıklayayım. Ben Hollanda’dayken, bir gün
kapımızı iki Alman çaldı. Kalacak bir otel arıyorlardı. Ama
oteller de bulunduğumuz yere göre oldukça uzaktaydı. Ben
de anneme sordum bu gece burada kalsınlar mı diye. Annem
“Sen deli misin dedi?”. Ama bana kalsa ben izin verirdim.
Hollanda’da o kadar rahat değillerdir. Ama burada, köylerde
mesela bir fırtına çıkıyor, sen bir eve sığınıyorsun, adam da
sana kapısını açıyor. Ama o amca biliyor ki, yarın öbür gün
kendi de bir fırtına olduğunda başka bir eve sığınmak zorunda
kalacak.
Gezi ruhunuz seyahat programına, aşçılığınız yemek
programına, fotoğrafçılığınız fotoğraf programına
dönüşmüş. Hobilerini işene dönüştürebilen biri olarak
çok şanslınız.
Yıllarca Hollanda’da kasap, manav, garson olarak çalıştım.
Peynir fabrikasında çalıştım, at bindim, çeşitli sporlar
yaptım… Türkiye’de yaşamaya başladığımda bir süre kendimi
sorguladım; bu kadar farklı iş yaptın ama sırada ne var, ne
olacak sonunda? Ama şu an bulunduğum nokta da, bakıyorum
ki hepsi bir anda birleşti.
Evde yemek yapıyor musunuz?
Evde Türk yemeklerini eşim yapıyor. Çünkü ben araya girip
bir baharat eklemeye kalkışınca “Bu Türk yemeği o baharat
konmaz” diye kızıyor. Türk yemeklerinin hepsini seviyorum.
Biz ekip olarak bu konuda artık o kadar şımardık ki… Çünkü
çok fazla geziyoruz ve en güzel yemekleri en güzel yerlerde
yiyoruz. Mesela, Erzurum taraflarında bir köye gittik, orada
bir patates yedim; hatayım boyunca yediğim en lezzetli
patatesti. Çıldır’da yediğim kaz tandır, Gürcistan sınırında
yediğim bir pide… İnanılmazdı. Gecenin bir yarısı arayıp,
oraya gidip o pideden yiyeceğim deseniz, atlar gelirim.
Muhteşemdi.
Türkiye’ye geldiğiniz ilk zamanlarda, buraya özgü ama
How about Dutch villages? Are the habitants as open and
welcoming to the visitors as the Anatolian villagers?
Let me try to explain this with an example. When I was in
Holland, two German guys knocked on our door, they were
looking for a hotel to stay. The hotels were too far to where
we lived so I asked mom if they could spend the night with
us. Mom thought I was insane. If it were up to me I would
have let them stay, but my mom didn’t, you see? The Dutch
people are not as relaxed as the Turks. Here if you are
caught in the middle of a storm you just go and knock on
somebody’s door and ask for shelter which they immediately
provide in the most welcoming way. The guy who lets you in
his house knows in his heart that if one day he needs shelter
he would do the same thing. This is the mindset of these
people.
Your traveller’s soul has begot a travel documentary, your
cooking talents, a food show and your photograhy career,
a tv show about photography. You are amongst the lucky
souls who have turned their hobbies into careers.
In Holland, I spent years as a butcher, a green grocer and a
waiter. I worked at cheese production plants, I rode horses and
delved in many sports. I questioned myself for a while when I went
back to Turkey, I was wondering what my next venture would
be when I had a reputation of switching jobs quite frequently.
However, it turned out OK and everything seemed to come
together for the career of my dreams.
Do you cook at home?
My wife prefers to cook at home because she gets frustrated
when I try to add different spices to meals, which, according
to her are not suitable for every Turkish dish. I love all
Turkish dishes. Me and my team, you wouldn’t believe how
much we have been spoiled by our hosts during all those
trips. We travel a lot and we get the chance to taste every
dish at its best. For instance, we went to a little village near
Erzurum and we had a potato dish, I have never tasted more
19
size tuhaf gelen, yadırgadığınız bir yemek olmuş muydu?
Benim yemek konusunda sınırım yoktur. Babam da aşçıydı,
çok değişik şeyler yedik hep. Başka biri yiyorsa diyorum
ki, tamam o zaman ben de yiyebilirim. Yalnız Türkiye’ye
geldiğim ilk zamanlarda, bir gün bir arkadaşım beni bir yere
götürdü. Şimdi çok güzel bir tatlı yiyeceğiz dedi. Tadına
baktım, çok güzel. İçinde ne var biliyor musun diye sordu
arkadaşım. Düşünüyorum, düşünüyorum, bulamıyorum. Tavuk
göğsüymüş. İçinde tavuk var deyince çok şaşırmıştım. Ama
hem yurt içinde hem de yurt dışında Türk yemeklerinin yeterli
tanıtımı yapılmıyor. Çok zengin bir mutfak aslında. Eğer bir
gün Hollanda’ya dönmek durumunda kalırsam, hayalim orada
bir Türk restoranı açmak. Ama öyle klasik döner, fasulye değil.
Osmanlı lezzetleri gibi özgün yemekler olsun isterim.
Son zamanlarda gittiğiniz ve etkilendiğiniz yerler nerelerdi?
Bir süre önce Kayaköy’e gittik, bayıldım oraya. Hem doğası
hem tarihi muhteşem. Dağın içinde bir kilise var orada mesela.
Kilisenin içinde papazlar için yapılmış bir tünel varmış ama o
tünel kapanmış. Kültür Bakanlığı’nın bu tarz yerleri koruması
lazım. Burdur’da Sagalassos Antik Kent var örneğin. Oranın
hemen yakınında mermer ocağı var, mermer çıkarılmasına izin
veriliyor. Allianoi’ye de mesela, en sert betonu dökmüşler. Artık
geri dönüşü yok! Ama bir gün oraya yapılan barajın suyu da
bitecek.
Geleceğe dair en büyük hayaliniz nedir?
delicious potatoes in my life. We had goose tandoor in Çıldır
then we got to taste the special pita near the border of Georgia. If
you call me in the middle of the night or in the wee hours of the
morning offering to eat that pita, I wouldn’t skip a beat and jump
in my car to come. It was that awesome.
When you first came to Turkey, were there any local dishes
that you found weird or at least surprising?
I have no limits when it comes to food. My dad was a
cook too, so we are used to different tastes. If anybody else
can eat a type of food I can eat that too, that is my only
guideline. My only surprising encounter was this, though,
one of my friends took me to a restaurant one day and said
that we were going to have a wonderful dessert. When
our orders came, I tasted the dessert, in was really very
delicious. My friend asked me to guess the ingredients, but
whatever I offered as an answer was not correct. In the
end he said that the dessert contained chicken breast, I
was flabbergasted. Sadly, Turkish dishes are not promoted
well enough neither in Turkey nor internationally. Turkish
cuisine is one of the richest and most special cuisines
of the World. If I ever go back to Holland one day, my
dream is to open up a Turkish restaurant but not one those
shawarma or beans types, a real Ottoman style restaurant
where I would serve unique dishes.
Among the places you have been lately, which ones had
20
Bir arazi alıp, bungalov stili kerpiç evler yapmak istiyorum.
Konaklama için gelenlerden paramı kazanıp senede iki üç defa
da bu evleri Mor Çatı gibi bir yardım kuruluşunun hizmetine
sunabilirim. Orada çeşitli aktiviteler yapabilirler. Bir vakıf
için de örnek olabilecek güzel şeyler yapmak isterim.
İstanbul’da en çok nerede vakit geçirmekten zevk
alırsınız?
Balat, Fener, Çukurcuma… İkinci el pazarlarını severim.
Hollanda’da da ailecek hep giderdik. Eskiye olana verdiğim
değer bu nedenden; aileden geliyor herhalde.
Türkiye’de yaşayanların bile pek bilmediği, saklı kalmış,
gittiğiniz zaman çok etkilendiğiniz yerler var mı?
Kalem Adası ve Buz Mağarası. Buz Mağarası’nı çok zor
bulduk, tabela yoktu çünkü. Dışarısı çok sıcak ama içerisi buz
gibi. Harika bir yer.
Yaptığınız programlar sayesinde aldığınız bir ödül de var
değil mi?
Evet. Evliya Çelebi Ödülü. Türkiye’de, bir yabancı olarak
ilk defa ben aldım o ödülü. Benim için çok özeldi. İki sene
önce Türkiye-Hollanda işbirliği çerçevesinde, Abdullah Gül’le
Hollanda’ya davet edildim. O da büyük bir onurdu benim
için.
the most impact on you?
A short while ago we went to visit Kayaköy, I loved the place.
Both the nature and the history are spectacular. There was this
church inside a mountain and a tunnel within the church that
had been constructed for the priests but nowadays that tunnel
is closed. The Ministry of Culture should reinforce preservation
of places like this. In Burdur, there is the ancient city of
Sagalassos where a nearby marble mine is still in operation.
Allianoi for example, they have covered it with the hardest
cement possible, there is no going back, forever. But someday,
the water of that dam will be gone too.
What is your biggest dream for the future?
I would like to buy a large property where I can build
mudbrick little houses to rent. Making a living through the
rents I collect, I would be able to open these houses for free
once or twice a year to charities like Mor Çatı (Women’s
shelter) and let them have their events there. I would like to
do examplary work for charity foundations.
In Istanbul, which places do you enjoy most?
Balat, Fener, Çukurcuma… I love antique shops. In
Holland, going to antique shops was one of our favourite
family pastimes. I guess my appreciation of the old is
something I inherited from my parents.
Türkçeyi ne kadar zamanda öğrendiniz? Oldukça
hakimsiniz çünkü.
Türkçe gerçekten zor bir dil. Aslında sokaklarda
öğrendim diyebilirim.
Çok farklı yerlere gidip farklı şiveleri dinliyorsunuz.
Anlamakta zorluk çekmiyor musunuz?
Bazen eşim Gonca da diyor, ben bile röportajlarını
izlediğimde bazen konuşulanları anlamıyorum sen
nasıl anlıyorsun diye soruyor. Ekran karşısında ben de
anlamayabiliyorum ama ordayken çok ilginç, hepsini
anlıyorum. Komik anlar da yaşıyoruz bazen. Örneğin
Konya Karaman’da, Sarıkeçeliler’i çekmek istiyorduk.
Onları bulabileceğimiz bir köye de rastlayamadık. Derken
bir amca gördük eşeğinin üstünde. Amcaya sorduk,
Sarıkeçeliler’i nasıl buluruz diye. Amca bir anda Almanca
konuşmaya başladı. Muhtemelen gurbetçiydi. Ben Türkçe
soruyorum ama o Almanca cevap veriyor…
Türkiye’de hala gitmedim ve görmek istiyorum
dediğiniz bir yer var mı?
Geçenlerde Van-Ulupınar’a gittik ama ben oraya bir kez
daha gitmek ve çok daha detaylı gezmek istiyorum. O
kadar bakir bir yer ki… Muhteşem.
In Holland, I spent years as a butcher,
a green grocer and a waiter . I worked
at cheese production plants, I rode
horses and delved in many sports.
I questioned myself for a while when
I went back to Turkey, I was wondering
what my next venture would be when
I had a reputation of switching jobs
quite frequently. However, it turned out
OK and everything seemed to come
together for the career of my dreams.
Have you ever visited secluded places in Turkey that
made great impact on you, places that not even most of
the Turks are aware of?
Kalem Island and Ice Cave. We had so much trouble finding
the Ice Cave as there were no directory signs. Even when the
weather is scalding outside, inside the cave it is ice cold and
refreshing. Wonderful place.
Have you been awarded for your television programs?
Yes, I was granted the Evliya Çelebi Award and I was the
first foreigner to ever receive that. It made me feel so special.
Two years ago I was invited to Holland together with the
president Abdullah Gül, for the Turkish-Dutch business
collaboration meetings, that, too was a great honour for me.
How long did it take you to learn Turkish, you seem to
be quite fluent?
Turkish is really a very difficult language. I learned it on
the streets actually.
You visit a vast range of places which have their own
dialects. Do you have difficulty in understanding those
different local accents?
My wife Gonca questions that also, watching the show she
says she even can’t understand the conversation and that
she is surprised that I get it. It is strange, when I watch
my own program on TV, I occasionally have difficulty in
understanding what has been said but when I am actually
sitting with those people, somehow we don’t have trouble in
communicating. Of course there have been funny incidents.
For example, in Konya Karaman we wanted to make a
shooting of Sarıkeçeliler however we didn’t know how to find
them and we did not come across a village where they lived.
We saw an old guy riding his donkey and we stopped to
ask him about Sarıkeçeliler, we were asking the question in
Turkish and he was replying in German, seeing that we are
of a different nationality. Most probably he was one of those
who had worked in Germany for years and he had a hard
time believing we were talkin to him in Turkish. It was quite
funny.
Are there any places in Turkey that you still haven’t
been to and would like to go?
A while ago we have visited Van-Ulupınar but I really would
like to go back and make a more thorough visit. Such a
pristine place… Absolutely georgeous….
21
22
SEYAHAT-TRAVEL
DQ
Avrupa’nın
Göz Alıcı
Sarayları
Mutlak gücün ve asaletin sembollerine misafir oluyoruz.
The
glamorous
palaces of
Europe
We are visiting the symbols
of absolute power and
nobility.
23
Y A Z I – B Y A LTU Ğ K A N TA R
K
rallar, kraliçeler, imparatorlar,
çarlar, sultanlar, kayzerler... Roma
İmparatorluğu’ndan beri Avrupa’nın
çeşitli ülkelerinde hüküm sürdüler, denizleri
aşan imparatorluklar yönettiler ve en sonunda
tarihin unutulmaz birer parçası oldular.
Hiçbirinin gücü ve iktidarı sonsuza dek
sürmedi. Fakat arkalarında bir şey bıraktılar:
Güçlerinin sembolü haline gelen saraylarını.
Yüzyıllar boyunca Lizbon’dan St. Petersburg’a,
İskoçya’dan İstanbul’a neredeyse tüm Avrupa,
güçlü hükümdarların gösterişli sarayları ile
bezendi. İşte bu sarayların en ünlülerine,
Avrupa kültüründe mutlak gücün ve asaletin
sembolü olan bu ihtişamlı yapıların en
güzellerine ve en zariflerine hızlı bir bakış
atmaya ne dersiniz?
ings, queens, emperors, tzars,
sultans, kaizers… Since the days
of the Roman Empire, these people
have ruled over many countries in Europe,
they were the monarchs of the empires that
stretched from sea to sea and they became
unforgettable figures of World history. Their
mind boggling power and strength did not
last for eternity, yet, they left behind their
symbols of wealth and might, still standing
tall and strong today, their palaces. For
centuries, almost all of the cities of Europe,
from Lizbon to St Petersburg, From Scotland
to Istanbul, were embellished by glamorous
palaces. Here, we will take you for a quick
visit to the most famous, most beautiful and
most elegant palaces of Europe which reflect
the absolute power and nobility of their
monarchs.
K
24
Versailles Sarayı
Versailles Sarayı bir zamanlar sade bir av köşküydü. Ta ki Fransa’nın
en önemli krallarından XIV. Louis’nin, devlet merkezini ve kraliyet
erbabını Paris’in merkezinden dışına taşıma kararı aldığı 1680’lerin
başına kadar. Bugün Avrupa ve saray denince akla gelen ilk yerlerden biri
olan Versailles, 1664-1710 arası yapılan kademeli çalışmalarla bugünkü
ihtişamlı görünümüne kavuştu. Saray, büyüklüğü ve şaşaası ile yapıldığı
dönemde büyük ses getirmişti. XIV. Louis ve Fransa Krallığı gücünün
zirvesindeyken tüm ülke ve sömürgeler buradan yönetilmekteydi ve kral
bu sarayın, gücünün somut bir sembolü olmasını istiyordu. Öyle de oldu.
Otoritesi güçlü olan XIV. Louis’nin aksine siyasi karışıklıklarla boğuşan
Avrupa’nın diğer ülkeleri uzun süre Versailles ile yarışacak saraylar
yaptıramadı. Versailles Sarayı 150 yıl boyunca, Fransa krallarının evi
olarak kaldı. Kral ve kraliçenin farklı amaçlar için kullandığı irili ufaklı
birçok kraliyet dairesine, çok sayıda şapele, davet, balo, konser, bilardo,
oyun ve devasa yemek odalarına, bir tane de opera salonuna sahip olan
Versailles Sarayı, yapıldığı dönemde Avrupa’nın en büyük yapılarından
biriydi. Mimarisi kadar bahçeleri de ünlü olan sarayın ünlü ev sahipleri
arasında XIV. Louis’nin yanı sıra Marie-Antoinette ile Napoléon da
bulunuyor.
VERSAILLES PALACE
Versailles Palace used to be a modest hunting lodge until one of the most famous French
kings, Louis XIV ordered the central government and dynasty to move out to the Parisian
suburbs in 1680. Today, Versailles is the first name that pops into people’s minds as a
European palace. It reached its glorious state through a series of constructions between
1664 and 1710. The enormity and splendidness of the palace were the hot topics of their
day throughout Europe. Louis XIV and the Kingdom of France were the most powerful
sovereigns of the era, all colonies and countries were governed from Versailles, therefore
Louis XIV wanted his palace to reflect this mighty glory. And that was what exactly
happened. The other countries of Europe were not basking in their wealth and power
like Louis did, they had all sorts of political upheavals so there was no way for them to
match the magnificence of Versailles. The palace was the home of the French Dynasty
for 150 years. It had many king and queen suites along with numerous chapels, concert
and dance halls, ballrooms, billiard halls, gigantic dinner rooms and even one opera
house. Versailles Palace was the largest compound of Europe during its time. The palace’s
gardens are as famous as the architecture itself . Amongst Versailles’ famous residents are
Marie Antoinette and Napoleon.
25
Pena Ulusal Sarayı
26
Bir zamanlar dünyanın en büyük imparatorluklarından biri olan Portekiz’in başkenti Lizbon
yakınlarındaki Sintra’da, Avrupa’nın en güzel fakat en az bilinen saraylarından biri yer alıyor.
Çizgi filmlerdeki sarayları andıran renkli Pena Ulusal Sarayı, 1842-1854 yılları arasında Portekiz
kraliyet ailesi için inşa edildi. Tamamen kayaların üzerine inşa edilmiş bu bol kuleli, bol renkli ve
bol kubbeli yapı oldukça eklektik bir mimariye sahip: İçerdiği mimari tarzlar arasında neo-gotik,
Portekiz gotiği, neo-Rönesans ve hatta İslam mimarisi bulunuyor. Portekiz Kralı II. Fernando’nun
isteğiyle inşa edilen sarayın en ilginç özelliklerinden biriyse, projenin emanet edildiği Alman
Wilhelm Ludwig von Eschwege’nin aslında amatör bir mimar olması. Fakat sarayın başarısı tam
da burada yatıyor olabilir: Pena’nın sıra dışı mimarisi belki de sadece amatör ruhunu kaybetmemiş
birinin eseri olabilirdi. Pena Ulusal Sarayı, Avrupa’daki en şahsına münhasır yapılardan biri ve
tahmin edebileceğiniz gibi Unesco Dünya Mirası listesine dahil edilmiş.
PENA NATIONAL PALACE
Portugal used to be one of the world’s mightiest empires and near its capital Lisbon, in the region of Sintra, there
stands one of Europe’s most beautiful but unknown palaces. The colorful Pena National Palace seems to have popped
out of cartoons. It was built between 1842 and 1854 for the royal family of Portugal. The multiple towered,
multicolored and multi domed palace was constructed on rocky hills and it has a totally eclectic architecture, neogothic, Portuguese gothic, neo-renaissence and even Islamic styles can be observed in the establishment. The construction
of the palace began upon orders from Portuguese King Fernando II and the striking fact about the architect is that, the
German named Wilhelm Ludwig von Eschwege was but only an amateur. May be the success of the palace lies in this,
the splendid outer look could have only been achieved with an amateur soul. Pena National Palace is one of the most
unique buildings of Europe and sure enough, it has been listed as one of the UNESCO World Heritages.
Kış Sarayı
Rusya’nın St. Petersburg şehrindeki Kış Sarayı, Avrupa’daki bir başka açık güç gösterisi. 17. yüzyıldan
itibaren iyice güçlenen Rus İmparatorluğu’nun çarı I. Petro, batılılaşma politikalarına öncelik
verince batı şehirlerine benzeyen yeni bir başkent ve bu başkentte yeni bir saray kurulmasına karar
verdi. Petro’nun hükmü boyunca mütevazı bir yapı olarak yükselen fakat 1727’de bugünkü ihtişamlı
halini alan Kış Sarayı, özellikle Çariçe II. Katarina döneminde Rus tacının gücünün sembolü haline
geldi. II. Katarina ayrıca, Kış Sarayı’na bugünkü önemini veren, halen dünyanın en büyük ve en eski
müzelerinden biri olan Hermitage Müzesi’nin de Kış Sarayı’nda açılmasını sağladı. 18. yüzyıl boyunca,
Paris’teki Versailles Sarayı hariç, Kış Sarayı’nın Avrupa’da fazla rakibi yoktu. Çoğunluğu mimar
Bartolomeo Rastrelli tarafından inşa edilen geç barok tarzındaki devasa saray, 1.500 oda, 1.786 kapı,
1.945 pencere ve 117 merdivene sahip. St. Petersburg’da adını verdiği Saray Meydanı’nda yer alan Kış
Sarayı, 1917’ye kadar dünyadaki bütün toprakların 6’da birini yöneten Rus çarlarının evi olarak kaldı.
1917’deki Ekim Devrimi ile birlikte Romanov Hanedanı, St. Petersburg’un başkentliği ve Kış Sarayı’nın
imparatorluk vasfı tarihe gömülse de, bugün hem Kış Sarayı, hem de St. Petersburg, Rusya’ya adımını
atan turistlerin en çok ziyaret ettiği yerlerin başında geliyor.
WINTER PALACE
The Winter Palace of St Petersburg, Russia, is another example of a show of power in Europe. In 17th century, Russian
Empire was becoming more an more powerful and Tzar Petro I, was prioritizing westernization of the country. Following
this idea, he ordered that a new capital city be built and in it a new palace. The Winter Palace stayed as a modest building
during the reign of Petro and later in 1727 it achieved its glamorous state. The Palace became the symbol of the might of the
Russian Empire especially during Tzarina Caterine II. Tzarina also ordered that the Hermitage Museum to be opened inside
the palace, a museum which is one of the oldest and largest museums of the world and which gave the palace its value and
significance. Throughout 18th century, Winter Palace was only rivalled by the Versailles. The gigantic palace was constructed
mainly by the architect Bartolomeo Rastrelli in late baroque style and it had 1500 rooms, 1786 doors, 1945 windows
and 117 staircases. It remained as the home of the Russian tzars who ruled one sixth of the world until 1917. The 1917’s
October Revolution buried the Russian Empire along with Romanov dynasty to the ground and St Petersburg’s glory days as
the capital were over. However, today St Petersburg and The Winter Palace are the major tourist attractions of Russia.
28
Elhamra
Zevkler ve renkler tartışılmaz elbet; fakat Güney İspanya’daki Elhamra Sarayı’nı ziyaret edenler
arasında çok az kişi, Elhamra’nın dünyadaki en etkileyici yapılardan biri olduğu fikrine karşı
çıkacaktır. Endülüs’teki Müslüman egemenliği gücünün zirvesindeyken tamamlanan Elhamra
Sarayı, İspanya’daki neredeyse 800 yıllık Müslüman varlığının da en değerli anısı olma niteliğini
taşıyor. 889 yılında bir kale olarak inşa edilen, 1333’te büyük ölçüde genişletilerek saray-kale
karışımı devasa bir kompleks haline getirilen Elhamra, sadece kendisini inşa eden Müslümanların
değil, onu ele geçiren İspanyol krallarının da gözbebeği haline geldi. Adını Arapça “kırmızı olan”
anlamına gelen Al-Hamra kelimesinden alan saray, Avrupa’nın diğer saraylarıyla kıyaslandığında
oldukça basit bir dış mimariye sahip. Fakat her odanın içini kaplayan zengin ve parlak el işi
mozaikleri, inanılmaz detaylı, büyüleyici taş işçiliği ve cenneti andıran bahçeleri, Elhamra’yı diğer
tüm saraylardan ayırıyor.
ALHAMBRA
The idiom goes as “So many men so many tastes,” however very few people would argue that the Alhambra palace
is one of the world’s most fascinating buildings. The palace’s construction was finished during the time the Muslim
reign in Andalucia was at its peak. It bears a tremendous significance as the symbol of the 800 year Islam sovereignty
of Spain. Alhambra was built as a castle in 889 then in 1333, through a series of additions it became an enormous
palace/castle which became the apple of the eye of Muslims as well as the Spanish kings who conquered it. The
name Al-hambra is derived from the Arabic word Al-hamra which means “the red one”. The building itself, when
compared with the other palaces of Europe, has a very simple and modest facade. However, rooms with rich, hand
crafted mosaics, a fascinating stone masonry and the gardens that seem to reflect heaven, raised Alhambra to a very
distinguished position among the other palaces of Europe. This palace is the symbol of the peak of power, art and
elegant tastes that Islam in Europe has achieved.
29
Château de Chambord
Fransa’dan bu listeye giren ikinci yapı olan Château de Chambord veya Chambord Şatosu, adından
da anlaşılabileceği gibi Fransa kralları için bir şato olarak inşa edilmişti aslında. Fakat Fransa’nın
şatoları ile ünlü Loire Vadisi’nin en büyüğü olan Chambord’u bir saraydan ayırmak imkansız;
ne de olsa söz konusu krallar olunca standartlar oldukça yükseliyor. Fransa Kralı I. François’nın
isteğiyle, ormanın ortasında bir av üssü olması için inşa edilen Chambord, aslında François’nın
gücünü ünlü Avusturya Kralı Şarlken’e (V.Charles) kanıtlama çabasıydı. Dolayısıyla ortaya
oldukça gösterişli bir yapı çıktı. İnşaat tam 28 yıl sürdü (1519-1547) ve aslında başta planlanan
yapının sadece yarısı tamamlandı. Fakat ortaya çıkan bu “yarım şato” bile görenlerin nefesini
kesmeye yetiyordu. Fransız Rönesans mimarisinde inşa edilen Chambord’un en ayırt edici özelliği,
inanılmaz detaylı bir mimari ve işçiliğe sahip olan çatısı. Bu çatıda da en dikkat çekici detaylar,
minareleri andıran ince ve uzun, yer yer silindir şeklini alan kuleler ve bacalar. Rivayete göre
şatoyu yaptıran (ve Kanuni Sultan Süleyman ile yakın bir ilişkiye sahip olan) I. François, şatosunun
İstanbul’un siluetini andırmasını istemiş. Bugün tüm Fransa’nın en çok ziyaret edilen noktalarından
biri olan Chambord, I. François’nın niyet ettiği gibi V.Charles’ı etkilemeyi başarmış mı bilinmez
fakat her yıl kendisini ziyaret eden yüzbinlerce insanın ve inşasından 150 yıl kadar sonra burayı
mesken tutan Fransa Kralı XIV.Louis’nin ağzını açık bıraktığı kesin.
CHÂTEAU DE CHAMBORD
Chateau de Chambord is the second French building that makes it to our list. It was constructed as a chateau
for the French kings. However, Chambord being the biggest compound in the famous Loire Valley and it is
quite hard to distinguish it from a palace. Understandably, when it comes to royal family, standards rise
to a really, really high level. French King Froncoise I ordered the chateau to be built in the middle of the
forest as a hunting lodge. His main motive was to prove his power to the famous Austrian King Charles V.
Thus this glamorous compound was built. The construction lasted for 28 years and in fact only half of what
had been planned originally could be finished. Even the half of this chateau was enough to blow people’s
minds. The architecture of Chambord reflects French Renaissence architecture and it has an unbelievably
intricate roof with magnificient masonry. There are some details on this roof that are quite intriguing, slim
and tall, round shaped towers and chimneys that look like minarets. The story goes that Francoise I had very
close relationships with the Ottoman Emperor Suleiman the Magnificient and he wanted the roof to reflect a
sihouette of Istanbul. Today the chateau is one of the most important tourist attractions of France. It’s not that
clear in history, if Francoise I had managed to intimidate Charles V but it is a fact that every year, hundreds
of thousands of people are mesmerized by the chateau’s beauty. It is almost certain that the place left Louis
XIV speechless when he decided to live here 150 years after its completion.
DQ
30
YEMEK-FOOD
Tatlı bir
sonbahar
Dedeman Otelleri’nden tatlı tarifleri
How sweet
autumn is!
Dessert recipes brought to
you by the Dedeman Hotels
31
Dedeman Diyarbakır’dan;
Burma Kadayıf
From Dedeman Diyarbakır;
Burma Kadayıf
Malzemeler: 500 gr tel kadayıf (çiğ), 1 su bardağı erimiş
tereyağı, 2 yemek kaşığı tereyağı, 150 gr ceviz içi veya fıstık içi
Şerbet için: 500 gr toz şeker, 500 ml su, çeyrek limon suyu
(kabuğu şerbete atılacak)
Ingredients: 500 gr shredded dough (kadayıf), 1 cup melted
butter, 2 tablespoonful butter, 150 gr ground walnuts
or pistachios Syrup: 500 gr sugar, 500 ml water, juice of a
quarter lemon (The peel will be added to the syrup during
simmering)
Hazırlanışı: Şerbet için şeker ve su tencereye alınır. Üzerine
limon suyu eklenir ve limon kabuğu atılır. Kıvam alıncaya
kadar orta ateşte 15 dakika kadar kaynatılır. Kıvam alan
şerbet, ocaktan alınıp soğumaya bırakılır. Tel kadayıf ince
ince didiklenir, bıçak yardımıyla kıyılıp ufalanır. Ceviz veya
fıstık içleri kıyılır ya da rondodan geçirilerek irice parçalanır.
Borcam ya da orta boy bir fırın tepsisi tereyağı ile yağlanır.
Hazırlanan kadayıfın yarısı tepsiye alınır, tereyağının yarısı
kadayıfların üzerine dökülür, elle karıştırılır ve tepsiye
bastırarak döşenir. Kadayıfların üzerine ceviz içleri veya fıstık
içleri eşit miktarda dağıtılır. Üzerine, kalan tel kadayıfı kalan
tereyağına bulanıp döşenir. 200 derece önceden ısıtılmış
fırında üzeri kızarıncaya kadar kadayıflar pişirilir. Kadayıfın
bir yüzü kızarınca fırın eldiveni ile fırından alınır. Kırmadan
kadayıfın diğer yüzü çevrilir ve 10 dakika kadar fırınlanır.
Fırından alınan sıcak tatlı, 2-3 dakika dinlendirilip üzerine
soğuk şerbet dökülür. Tatlı şerbeti çekip soğuyuncaya kadar
dinlendirilir. Dilimleyerek servis edilir.
Preparation: Place the water and the sugar in a casserole. Add
lemon juice and throw in the peel of the lemon. Bring to boil and let it
simmer for about 15 minutes till it reaches a more viscose state. Turn
off the stove and let the syrup cool. Take the shredded dough and
using a knife shred it into even smaller pieces. Ground the pistachios
or walnuts either by knife or through a processor. Take a medium
size, preferably Pyrex tray and brush the insides with butter. Place
half of the shredded dough inside the tray evenly and press them
with your palm. Drizzle with butter. Spread the pistacchios or walnuts
evenly on this layer then cover it with the remaining dough shreds.
Drizzle with butter one more time. Preheat oven to 390F (200C) and
place the tray on the medium rack till the top layer takes a golden
colour. Take the tray out using gloves and without breaking apart the
kadayıf, reverse the side and put it back into the oven again for about
10 minutes after which wait for 2-3 minutes. Pour the cool syrup all
over. Wait until the baked dough absorbs all the syrup. When it is
cool enough, cut it in slices and serve.
32
Dedeman Erbil’den; Orman
Meyveli Enginar Tatlısı
From Dedeman Erbil; Artichoke
Dessert with Wild Berries
Malzemeler: 5 adet taze enginar, 80 gr frambuaz,
50 gr böğürtlen, 100 gr çilek, 80 gr ahududu, 50 gr yaban
mersini, 50 gr Frenk üzümü, 120 gr portakal, 5 gr taze
nane, 400 gr toz şeker, 25 gr jelatin, 30 gr susam, 100 gr
mascarpone peyniri, 20 gr pudra şekeri, 5 dal yenilebilir çiçek
Sosu için kullanılan meyveler: Frambuaz, böğürtlen, çilek,
yaban mersini ve ahududu
Ingredients: 5 artichokes, 80 gr framboises,
50 gr blackberries, 100 gr strawberries, 80 gr raspberries,
50 gr cranberries, 50 gr blackcurrants, 120 gr orange,
5 gr fresh mint leaves, 400 gr sugar, 25 gr gelatin, 30 gr
sesame seeds, 100 gr mascarpone cheese, 20 gr icing
sugar, 5 pieces of edible flowers
Sauce Ingredients: Framboises, blackberries,
strawberries, cranberries and raspberries
Hazırlanışı: Taze ayıklanmış enginarlar bir kabın içerisine
yerleştirilir. Üzerini 1-2 parmak geçecek kadar su ilave edilir.
15-20 dakika yumuşayıncaya kadar kaynatılır ve kürdan ile
kontrol edilir. Haşlama suyu dökülür, enginarlar başka bir kaba
alınır. Şerbet için başka bir kabın içerisine 3 bardak su ve 3
bardak şeker ilave edilir ve kaynatılmaya bırakılır. Kaynayan
şerbetin içerisine enginarlar ilave edilir ve 15-20 dakika kaynatılır.
Pişirilen enginarlar bir kenara alınır.
Sosun Hazırlanışı: Bir tencerenin içerisine hazırlanmış meyveler
alınır ve üzerine şeker ilave edilir. Tamamlayacak kadar su eklenir,
5 dakika kaynatılır ve kaynayan sosun içerisine enginarlar ilave
edilir. Kısık ateşte 10 dakika demlenmeye bırakılır. Daha sonra
hazırlanan enginarlar servis için soğumaya bırakılır.
Soğuyan enginarlar servis tabağına alınır, üzerine az miktarda
mascarpone peyniri konulur. Karamelize susamlı cips ve
mascarpone peynir dolgulu tulip, yaban mersini, portakal jeli,
yenilebilir çiçek, frenk üzümü eşliğinde dekore edilerek servise
sunulur. Fırından alınan sıcak tatlı, 2-3 dakika dinlendirilip üzerine
soğuk şerbet dökülür. Tatlı şerbeti çekip soğuyuncaya kadar
dinlendirilir. Dilimleyerek servis edilir.
Preparation: Clean the fresh artichoke palms and place
in a pan to top it with water. Bring to boil and let it simmer
for 15-20 minutes. By means of a toothpickl, check to see
if they are cooked. Take the artichoke palms out of the
water and place them on a tray. In another casserole, boil
3 cups of water with 3 cups of sugar and let it simmer
until the syrup is ready. Place the artichoke palms in the
boiling syrup and let it cook for 15-20 minutes. Then take
them out to place on a tray.
Preparation of the sauce:
Place all the cleaned fruit in a pan and add sugar.
Add water to top them. Boil for 5 minutes and add
the artichoke palms. Let it simmer for 10 minutes in
decreased temperature and taking it from the heat let it
cool.
Place the artichoke palms on a plate when they are
cool then sprinkle with mascarpone cheese. Decorate
with caramelized sesame seed, mascarpone filled tulip,
cranberries, orange jelo, edible flowers and blackcurrants.
Dedeman Konya’dan;
Kaymaklı Höşmerim Tatlısı
From Dedeman Konya; Dessert
with Fresh Cream of Milk
Malzemeler: 500 gr un, 500 gr kaymak, 100 gr tereyağ,
600 gr süt, 350 gr bal
Ingredients: 500 gr flour, 500 gr fresh cream of milk,
100 gr butter, 600 gr milk, 350 gr honey
Hazırlanışı: Tencereye kaymak, tereyağı ve un konulur.
Pembeleşinceye kadar kısık ateşte kavrulur. Kaynatılmış süt
ilave edilir. Tane tane olmaya başlayınca, kıvamı tutturulmuş
olan höşmerimin altı kapatılır. Ayrı servis tavasına konulup, altı
ocakta biraz kızartıldıktan sonra servis tabağına alınıp üzerine
süzme bal veya karamel sos eklenir.
Preparation: Place the cream of milk, butter and flour
in a pan and stir fry on low heat until the mixture gets a
pinky color. Add the boiled milk and continue stirring .
When the dessert starts to curdle place it on a serving
pan to fry the bottom a bit, then place it on a serving dish
and sprinkle with caramel sauce or honey.
33
34
Dedeman
Kapadokya’dan; Aside
Tatlısı
From Dedeman
Kapadokya; Aside
Dessert
Malzemeler: 125 gr tereyağı, 1 su bardağı sıvı yağ,
2.5 su bardağı un, ½ yemek kaşığı pekmez veya bal,
5 tatlı kaşığı şeker
Ingredients: 125 gr butter, 1 cup vegetable oil or olive oil,
2,5 cups flour, ½ tablespoonfuls honey or pekmez (grape
syrup), 5 teaspoonfuls of sugar
Hazırlanışı: Tencereye tereyağı ve sıvıyağ konulur,
tereyağı eridikten sonra un ilave edilir. Kısık ateşte
yedi sekiz dakika kavrulduktan sonra bal (veya
pekmez) ve şeker ilave edilip bir kaç dakika daha
pişirilir. Tatlı ılık olarak bal, pekmez ve tahinle servis
edilir.
Preparation: Place the butter and the vegetable oil in a pan,
when the butter melts add flour. In low heat, stir the flour for 7-8
minutes frying it. Add honey (or grape syrup) and sugar then let
it simmer for a few minutes then remove from the stove. Let it
cool down to a luke warm temperature then serve with honey
or a mixture of tahini and grape syrup.
Dedeman Gaziantep’ten; From Dedeman Gaziantep;
Baklava
Baklava
Malzemeler: 1 su bardağı sıvı yağ, 1 su bardağı süt,
3 adet yumurta, ½ çay bardağı sirke, tuz, aldığı kadar
un, 1 paket nişasta, 400 gr fıstık içi, ½ paket margarin,
250 gr tereyağı Şerbet için: 1,5 kg şeker, 1,5 litreden
1 bardak fazla su
Ingredients: 1 cup of vegetable or olive oil, 1 cup of milk,
3 eggs, ½ small cup of vinegar, salt, flour, a pack of
starch, 400 gr ground pistachios, ½ pack margarin,
250 gr butter Syrup: 1.5 kg sugar, 1.5 liters plus 1 cup
of water
Hazırlanışı: Hamur malzemelerinden yumuşak bir
hamur yoğurulur ve yarım saat dinlendirilir. Fıstık
rondodan geçirilir ve hazırlanan hamur dört parçaya
bölünür. Her bir bezeden ceviz büyüklüğünde 15 beze
çıkarılır. Ceviz büyüklüğündeki bezelerin üzerlerine
nişasta dökülerek büyütülür. 15 beze üst üste dizilir
ve merdane yardımı ile tepsi büyüklüğünde tekrar
açılarak büyütülür. Üzerine fıstık içi serpilir ve diğer
bezelere de aynı işlem uygulanır. Tüm bezeler bitince
istenilen şekilde kesilir ve üzerine tereyağı eritilip
dökülür. 175c’ye ayarlı fırında pişirilir ve soğumaya
bırakılır. Şerbeti için su ve şeker kısık ateşte yaklaşık
1 saat kadar kaynatılır ve soğuk hamurların üzerine
dökülür.
Preparation: Knead a soft dough with the ingredients and let
it rest for half an hour. Ground the pistachios by means of a
processor. Divide the dough into four equal parts. Each part will
give you about 15 walnut sized pieces. Using a roller pin and
starch, open each little piece to a larger circle. Put all the 15
layers on top of each other then use the roller pin again to open
this multilayered circle to a tray sized, very thin dough. Do the
same with the other three chunks. Place the thin doughs on
the tray spreading pistachios on top of each layer evenly. After
the last layer is placed, drizzle with melted butter. Preheat oven
to 175C (350F) and place the tray in until the crust reaches
a golden colour. Then let the tray cool down. Meanwhile, mix
sugar and water in a pan and boil for about an hour then pour
this hot syrup on the cooled dessert.
35
DQ
36
KENT-CITY
Lezzet ve kültür diyarı:
Land of
Culture and
Taste
Gaziantep
37
Gaziantep için Doğu’nun Paris’i deseler de, bu şehrin tarihi Paris’ten de eski…
They refer to Gaziantep as the Paris of the East however the history of
Gaziantep is far older than that of Paris.
Tıpkı insanların olduğu gibi şehirlerin de bir yaşı vardır.
Arkeolojik araştırmalar ışığında ortaya çıkan tarihsel veriler,
bizlere şehirlerin yaşlarıyla ilgili ipuçları da verir. “The New
Book of World Rankings” adlı kitabında, George Thomas da
bu bilgiler sayesinde “şehirlerin yaşları” bölümünü oluşturmuş
ve bir sıralama yapmıştır. Bu sıralamaya göre, dünyanın en eski
şehirleri listesinde birinciliği, 5600 yıllık geçmişi ile Gaziantep
almıştır.
5600 yaşında olan bir şehrin, doğal olarak son derece zengin
bir kültüre ve tarihe sahip olduğunu tahmin etmek de zor
değil. Binlerce sene boyunca Romalılardan, Osmanlılara kadar
11 farklı medeniyete ev sahipliği yapan Gaziantep, önemli
bir kültür ve ticaret merkezi haline gelmiştir. Tarihte yer
alan önemli ticaret yollarının buradan geçiyor oluşunun da
bu duruma etkisi büyüktür. Gaziantep’in tarihi hakkında bilgi
verirken atlanmaması gereken bir diğer nokta da, Kurtuluş
Savaşı dönemidir. Kurtuluş Savaşı’nda adeta bağımsızlığın
simgesi olacak şekilde savaşan Gaziantepliler, 21.000 kişilik
Fransız ordusunun karşısında 11 ay boyunca direnmiş ve
Fransızların şehri işgalini engellemişlerdir. Bu vatansever duruş
şehre “Gazi” ünvanını kazandırmıştır.
Just like humans, the cities have ages. The historical
data found in archeological researches give us the idea of
how old a city is. In his book “The New Book of World
Rankings”, George Thomas, uses these archeological data
to rank the cities according to their ages. Gaziantep,
with its history of 5600 years, has taken the first place
in this ranking as the oldest city of the world.
It is not hard to fathom that a city of 5600 years would
have a splendidly rich culture and historical value. For
thousands of years, Gaziantep’s lands were home to 11
empires from Romans to Ottomans, making the city a
very important center of commerce and culture. This is
the intersection ofDenizli:
the history’s greatest
trade routes.
Western
When talking about Gaziantep’s history, one should
Anatolia’s
not forget to mention
the years of Turkish Independence
War, when the local
people
defended
their city against
Hidden
Jewel
a French army of 21,000 soldiers for 11 months never
condsidering surrender. Thus the name “Gazi”, which
means veteran or hero in Turkish was added to the city’s
original name, Antep, making the city a symbol of
independence and patriotism.
“Bu şehri anlatmaya ne dil ne de kalem yeter.”
“Neither ink nor words are enough to tell about this city”
Evliya Çelebi Seyahatname’sinde Gaziantep için şöyle demiştir:
“Bu şehri anlatmaya ne dil ne de kalem yeter. Dünya yüzünden
geniş bir ili, her yerde aranan eşyası, mezrası, bolluk ve
verimliliği, bitimsiz yiyecek ve içecek pınarları, ırmaklarıyla
burası dünyanın göz bebeği bir şehirdir.” Evliya Çelebi’nin de
kaleme aldığı gibi Gaziantep’in kültürel zenginliği, mutfağına
da yansımıştır. Bu köklü mutfakta ilk akla gelenler baklava
ve kebap olmasına karşılık her türlü sulu yemek, çorbalar,
tahıllar, otlar ve salçalar mevcuttur. Mutfağın başlı başına
bir kültür olduğu Gaziantep’te, sofraya gelen her yemeğin
altında yatan gizli formül ise “özen”dir. İlk olarak malzemenin
seçiminden başlayan itina, yemekler sofraya gelene kadar
devam eder. Tarih boyunca Gaziantep mutfağının bu derece
ün kazanmasının nedenini, yemeklerin tadında baktığınızda
rahatça anlayabilirsiniz. Biber ve domates salçası, nar ekşisi,
dövme tarhana, süzme yoğurt, kırma zeytin, firik, safran,
kakule, kekik, cevizli, fıstıklı, bademli sucuk, mahlep, her
türlü kuru sebze Gaziantep mutfağının olmazsa olmazlarıdır.
En ünlü yemekleri olarak ise Simit Kebabı, Ali Nazik, Beyran,
yuvalama, içli köfte, firikli acur dolması, mumbar, bulgurlu
Evliya Çelebi, who is one of the greatest travellers of his time,
mentioned Gaziantep in his very famous travelbook. “Neither ink
nor words are enough to tell about this city,” he wrote, “A city
vast as the world itself, the goods you can find here, the hamlets,
the abundance and productivity of food and drinks, the streams of
clean water, this is the most precious city ever.” In accordance with
his praise, the cultural prosperity of the city is also reflected in the
cuisine. The first dishes that pop to our minds are baklava and
kebabs however there is a very rich variety of soups, oven dishes,
grains, herbs and pastes. The kitchen culture of Gaziantep requires
that every dish should be made and served with the utmost care and
love. The painstakingly careful process of serving food starts right
at the beginning, with the choice of ingredients. As soon as you
taste Gaziantep dishes you become well aware that this cuisine is
unrivalled. The tomato and red pepper pastes, sour pomegranate
syrup, olives, firik (fresh grains), condensed yoğurt, pounded
tarhana (a traditional Turkish soup ingredient that consists of flour,
yoğurt and fermented vegetables), saphron, cardamom, oregano,
walnuts, pistachios and almonds preserved and dried in grape
syrup, mahaleb and all kinds of dried vegetables are the essentials of
39
40
kuru kabak dolması, lebeniye çorbası, zeytin piyazı, katmer
ve bol fıstıktan yana son derece cömert olan baklavadır. Fıstık
demişken, Gaziantep tek başına, Türkiye fıstık üretiminin
%94,2’sini karşılar. Gaziantep kebaplarında kullanılan
etin bu kadar özel olmasının nedeni ise Gaziantep’te diğer
bölgelerde mevcut olmayan koşullarda hayvan yetiştiriciliğinin
yapılmasıdır. Öyle ki; Gaziantep’in coğrafi koşulları nedeniyle
var olan mağaralar, koyunların üretilip, beslendikleri besi
merkezleri gibidir. Hayvanlar burada çok fazla hareket etmeden
yiyip, içtikleri için hem fazla kaslanmadan hem de dengeli bir
şekilde yağlanırlar. Dolayısı ile lezzetleri de bir başka olur.
the Gaziantep kitchen. The most famous dishes are, Simit Kebab, Ali
Nazik, yuvalama, içli köfte, firikli acur dolma, mumbar, bulgurlu
kabak dolma, lebeniye soup, olive salad, katmer and of course,
baklava. The pistachio production of Gaziantep meets the 94,2%
of the demand in the entire Turkish market. The meat dishes you
taste here are definitely more delicious than the other regions because
of the special breeding techniques used. The natural caves are the
feeding medium of the cattle, the animals, although not confined
in inhumane conditions like the western factory farms, graze
comfortably and lazily in these caves and end up with a balanced
fat-muscle ratio. Thus, the meat is delicately delicious.
Dünyanın en büyük mozaik müzesi: Zeugma
World’s Largest Mosaic Museum: Zeugma
Cumhurbaşkanlığı 2012 Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne
sahip olan Zeugma Antik Kenti ve Müzesi, dünyanın en büyük
mozaik müzesidir. 7 bin metrekarelik sergi alanında, Zeugma
Antik Kenti’nin (Fırat Nehri üzerinde kurulan Birecik Barajı’nın
suları altında kalan kısmından kurtulan) mozaikleri burada
sergilenir. Kısaca Zeugma tarihine değinecek olursak; Zeugma
ilk kez, M.Ö. 300’de Makedonya Kralı Büyük İskender’in
komutanlarından Selevkos tarafından Fırat Nehri’nin kıyısına
kurulmuş, ticaret açısından önemli bir merkez haline gelmiştir.
Fırat Nehri’nin kıyısına yapılan evlerden, Zeugma’da bulunan
100.000 çeşit mühürden ve kentin kendi bronz sikkelerini
bastırmış olmasından Zeugma’nın giderek zenginleştiğini
anlamak mümkündür. Zeugma’nın en önemli simgesi “Çingene
Kızı” –“ Gaia” mozağidir. Tıpkı Mona Lisa gibi hangi taraftan
bakarsanız bakın, mozaikteki gözler de size bakıyormuş duygusu
verir.
Zeugma Ancient City and Museum has been awarded 2012
Turkish Presidency Culture and Art Award. It is the largest mosaic
museum of the world. On a 7000 squaremeters of an exhibition
ground, the mosaics that were rescued from the waters when
Birecik Dam was built on Euphrates river, are presented to the
visitors.
Zeugma city was founded by Selevkos, one of the commanders of
the Macedonian emperor Alexander the Great, in 300 BC and
in a short time became a major trade center. The archeological
excavations revealed well built and embellished houses by the
Euphrates along with 100.000 kinds of seals from Zeugma. Also
it was discovered that the city had its own bronze mints therefore
there’s no doubt that this was a city of prosperity and wealth.
The symbol of Zeugma is the “Gaia” mosaic, also named as “The
Gypsy Girl.” Just like Mona Lisa, the eyes of the woman in the
mosaic seem to follow you.
41
GAZİANTEP’E GİTMİŞKEN MUTLAKA
YAPILMASI GEREKENLER
42
Belkıs/Zeugma, Rumkale, Düllük antik kentleri, Yesemek Açık
Hava Müzesi, Arkeoloji Müzesi, Hasan Süzer Etnoğrafya Müzesi
mutlaka görülmeli. Gaziantep lahmacununun, Ali Nazik kebabının,
yuvalamanın, içli köftenin, simit kebabının, baklavanın ve fıstık
ezmesinin tatlarına kesinlikle bakılmalı. Geleneksel Gaziantep el
sanatlarından; bakır işlemeler, sedef kakma eşyalar, kutnu kumaşı,
yemeni adı verilen üstü kırmızı ya da siyah deriden ayakkabılardan
edinilmeli; pestil, kırmızıbiber ve baharatlardan satın alınmalı.
Eğer denk gelinirse, her yıl 25 Aralık’ta düzenlenen Kurtuluş
Şenlikleri de mutlaka seyredilmeli.
THE THINGS YOU SHOULD DO WHEN
VISITING GAZIANTEP
The must-see places are Zeugma, Rumkale, Düllük ancient cities,
Yesemek open air museum, Archeology Museum and Hasan Süzer
Etnography Museum. You should not leave Gaziantep without tasting
lahmacun; a thin pita with meat, Ali Nazik Kebab, yuvalama, içli köfte,
simit kebab, baklava and pistachio paste. The best souvenirs to buy
are traditional hand crafted goods of Gaziantep, like copper pots and
pans, goods embellished with inlaid mother of pearl, kutnu fabric; a
traditional, colorful woven fabric made of a blend of cotton, viscose
and silk, red or black leather traditional shoes named yemeni, pestil;
a layered dried fruit dessert, dried and crushed paprika and spices.
If you happen to be there around 25th of December, don’t forget to
attend the feast on the Indepence day.
Nerede Kalınır? - Where to stay?
DEDEMAN GAZİANTEP HOTEL & CONVENTION CENTER
Gurmelerin vazgeçemediği zengin bir mutfağa sahip Anadolu’nun en büyük
şehirlerinden biri olan Gaziantep’te bulunan Dedeman Gaziantep, iş ve gezi amaçlı
seyahat eden misafirlerine konaklama ve toplantı imkanları sunuyor. 186 odaya
sahip Dedeman Gaziantep’in orijinal tasarımlı avlu girişi ve Anadolu’nun 6000 yıllık
tarihindeki her döneminin eşsiz dokusundan ilham alınarak yapılan çini mozaikler
ve tasvirler misafirlerin ilgisini çekiyor. Nesimi Mahallesi Gaziantep Caddesi 160,
Aktoprak-Gaziantep/ (0342) 211 66 00
DEDEMAN GAZIANTEP HOTEL & CONVENTION CENTER
With a rich culinary kitchen that food-lovers can’t resist, the Dedeman Gaziantep,
located in one of Anatolia’s largest cities, provides business and leisure travelers
with comfortable accommodation options and meeting facilities. The 186-room
Dedeman Gaziantep captivates guests with its originally designed courtyard and
tile mosaics and descriptions inspired by unique items that cover different periods
of Anatolia’s 6,000-year history. Nesimi Mahallesi Gaziantep Caddesi 160,
Aktoprak Gaziantep/(0342) 211 66 00
GAZİANTEP’E DAİR ÖNEMLİ NOTLAR
• Menengiç, doğada kendiliğinden yetişen yabani fıstık ağacıdır. Türkiye’de yalnızca Gaziantep’te
bu fıstıklar öğütülerek menengiç kahvesi yapılır. Bir çok rahatsızlığa iyi geldiği bilinen
menengiç, öğütülüp, sütle pişirilerek servis edilir.
• 100.000 mühür baskısı ile Gaziantep Arkeoloji Müzesi dünyanın en büyük mühür baskısı
koleksiyonuna sahiptir.
• Dünyanın en büyük mozaik müzesi olan Zeugma, Gaziantep’in Nizip ilçesindedir.
• Gaziantep’teki kebapçılarda günde ortalama 35-40 ton odun kullanıldığı söylenmektedir.
IMPORTANT NOTES ON GAZIANTEP
• Menengiç is a wild peanut tree. Only in Gaziantep, these peanuts are grounded and a special
coffee is brewed with them with an addition of milk. Menengiç coffee is believed to cure many
diseases.
• The Gaziantep Archeology Museum has the largest collection of seals in the world, with its
100.000 seals excavated from Zeugma.
• The world’s largest mosaic museum Zeugma is in the Nizip county of Gaziantep.
• The legend states that the kebab houses in Gaziantep use as much as 35-40 tons of wood in
their ovens and grills every day.
DEDEMAN PARK GAZİANTEP
Gaziantep’te Dedeman konforunu yaşayabileceğiniz bir diğer
adres Dedeman Park Gaziantep’tir. Son derece merkezi
konumuyla kentin önemli toplantı, yeme & içme ve etkinlik
merkezlerinden biri olan, Dedeman kalitesini ve kültürünü
yansıtan otel, sade ve rahat bir bakışla konfor odaklı bir
deneyim sunuyor. Mücahitler Mahallesi 9. Sokak No: 30
Şehitkamil- Gaziantep / (342) 211 84 44.
DEDEMAN PARK GAZİANTEP
Another address where you can enjoy the Dedeman comfort
in Gaziantep is Dedeman Park Gaziantep. With its central
location, the hotel is one of the most important venues of
the city for meetings, dining and events reflecting Dedeman
quality and culture while offering a simplicity and comfort
based experience. Mücahitler Mahallesi 9. Sokak No: 30
Şehitkamil- Gaziantep / (342) 211 84 44.
43
Dedeman Konya Hotel
and Convention Center
konsiyerjine sorduk…
RÖPORTAJ-INTERVIEW
44
Ş
Şehir içinde, bir günü kapsayacak turistik bir gezi
için nerelere gitmemi önerirsiniz?
Konya turunda ilk durağınız Karatay Medresesi olmalı.
Medrese 1251 yılında Selçuklu Veziri Celaleddin Karatay
tarafından yaptırılmış olup, mimarı bilinmemektedir. Şu an Çini
Eserleri Müze’si olarak kullanılmaktadır. Medresenin hemen
yanında Konya’nın merkezi diye bilinen Alaaddin Tepesi’ni
ve üzerindeki Alaaddin Cami’yi görmelisiniz. Sonrasında aşağı
caddeye indiğinizde kaldırım kenarında İnce Minareli Medrese’yi
göreceksiniz. Medrese bugün Taş ve Ahşap Eserleri Müzesi
olarak kullanılmaktadır. 200 metre ilerde sağa döndüğünüzde
Mevlana Caddesi’ne çıkarsınız. Kaldırımın hemen sağında İplikçi
Cami’ni ziyaret edip yolun karşısına geçince Şerafettin Cami
ve onun da arkasında Şems Tebrizi Hazretleri’nin türbesini
göreceksiniz. Tekrar ana yola çıkıp devam ederseniz Mevlana
Hazretleri’nin türbesine ulaşmış olursunuz. Yanındaki Sultan
Selim Cami ve çok yakınında kalan Aziziye ve Kapu camilerini
gezebilirsiniz. Perşembe akşamları Mevlana Müzesi Gül Bahçe’de;
cumartesi akşamları Mevlana Kültür Merkezi’nde ücretsiz
olarak sema gösterisi izleyebilirsiniz. Yine Mevlana Müzesi’ne
yürüme mesafesinde Sahip Ata Cami ve arkasında Etnografya
Müzesi’ni ziyaret edebilirsiniz. Ertesi gün Konya’dan ayrılmadan
önce otelimize 7 km uzaklıkta olan Sille kasabasını görmeden
dönmemenizi tavsiye ederim. Sille, erken Hristiyanlık tarihinin ve
Anadolu medeniyetinin önemli merkezlerinden birisidir.
UNESCO Dünya Miras Listesi’nde olan Çatalhöyük’ü ziyaret
etmek istiyorum. Buraya nasıl ulaşım sağlarım?
Çatalhöyük Konya’ya 45 km uzaklıkta, Çumra İlçesi
yakınlarındadır. Karaman Yolu üzerinde bulunan Çumra
ilçesine özel aracınızla veya taksi ile ulaşabilirsiniz.
Tuz Gölü’nde fotoğraf çekmek istiyorum. Bu mevsim, genel
görünüm anlamında fotoğraf çekimi için uygun mudur?
F
We asked the
Dedeman
Konya
concierge…
or a day trip in Konya, which places would you
recommend visiting?
Any Konya tour should start with Karatay
Madrasah. (Madrasah is a Moslem theological school attached
to a mosque) The madrasah was constructed upon orders from
Seljuk vizier Celaleddin Karatay in 1251 but the identity of
the architect is unknown. The building is now housing ceramic
china arts museum. Next to the madrasah, you will see what
everyone refers to as the center of Konya, Alaaddin Hill. On
top of it there is the Alaaddin Mosque. On the skirts of the
hill stands İnce Minareli Madrasah which is currently Stone
and Wood Artifacts Museum. At a walking distance of 200
meters,a right turn will lead you to the Mevlana Street. You
can visit İplikçi Mosque on the right hand side then cross
the street to Şerafettin Mosque and the sepulchre of Şems-i
Tebrizi behind it. Following the main street once more, you
will reach the mausoleum of Mavlana Celaleddin Rumi. Next
to this building is Sultan Selim Mosque which you might
pay a visit to and a little further ahead Aziziye and Kapu
Mosques. Thursday nights in the rose garden of Mevlana
Museum and Saturday nights in Mevlana Center of Culture,
free sema rituals are held for the audience. Sahip Ata Mosque
and Etnography Museum are just within walking distance.
Before you leave Konya the next day, I would highly
recommend that you visit Sille town which is about 7 km to
downtown Konya. Sille is one of the most important centers of
early Christianity and ancient Anatolian civilization.
I would like to visit Çatalhöyük, which is chosen as one
of the World Heritage sites of UNESCO. How do I get
there?
Çatalhöyük is in Çumra region which is about 45 km distance
to Konya. You can either drive there or take a cab from
downtown.
Evet uygundur. Ağustos sonu itibarıyla sular çekilmiş oluyor,
kristal buz görünümünde tuz kayacıklarından oluşan çok güzel
bir manzara ortaya çıkıyor.
Konya Uluslararası Mistik Müzik Festivali hakkında bilgi
verebilir misiniz? Hangi tarihte yapılacak, festival öncesinde
bilet alma şansımız oluyor mu?
Konya’da 2004 yılından bu yana her yıl düzenlenen Uluslararası
Mistik Müzik Festivali’nin bu sene 11.’si 22-30 Eylül 2014
tarihleri arasında yapılacaktır. Organizasyon Konya Valiliği İl
Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından düzenlenmektedir.
Hz. Mevlâna’nın Doğum Yıldönümü Etkinlikleri çerçevesinde
düzenlenen “Konya Uluslararası Mistik Müzik Festivali”, bugün
dünyanın mistik müzikler alanında en saygın festivali olarak
gösterilmektedir. Dünyanın çeşitli yerlerinden mistik müziklerin
buluşma noktası hâline gelen “Konya Uluslararası Mistik Müzik
Festivali”, tüm dünya tarafından ilgiyle takip edilmektedir.
Festival, halka açık olup; ücretsiz konserler, hergün saat 21:00’de
başlayacak ve Konya Büyükşehir Belediyesi Mevlâna Kültür
Merkezi, Sultan Veled Salonu veya Semâ Salonu’nda yapılacaktır.
I want to take some photographs at Tuz Gölü (Salt Lake).
Is this a suitable season for photography in terms of views
and such?
It is a very convenient time for photography in Salt Lake. In
August the tide is low, salt rocks that look like crystal ice have a
magnificient view.
Can you please provide some information about the Konya
International Mystic Music Festival. What are the dates
and will we be able to buy the tickets beforehand?
Konya International Mystic Music Festival has been one of the city’s
main events since 2004. This year we will be celebrating its 11th
anniversary between 22nd and 30th September. The organisation
belongs to Konya Governorship, Directorate of Culture and Tourism.
The festival which is part of the celebrations of Rumi’s birthday, is
considered to be the most esteemed mystical music festival in the world.
This event has become the meeting point of the world’s most important
mystical music groups and has a worldwide following. The festival is
free to public and everyday there will be concerts at 9.00 pm in halls
of Konya Municipality Culture Center , the Sultan Veled Hall and
the Sema hall.
Konya’nın yöresel lezzetleri nelerdir? Bu
lezzetlerin tadına bakabileceğim bir mekan
önerebilir misiniz?
Now to the local delicacies of Konya.
Would you recommend places where I can
taste traditional Konya cuisine?
Konya denilince akla gelen çok fazla lezzet
vardır; çünkü Konya mutfağı birçok
medeniyete ev sahipliği yaptığı için çok
geniştir. Fakat akla ilk etli ekmek, fırın
kebap ve Tirit kebabı gelmektedir. Etli
ekmeği Cemo ve Havzan restoranlarında
yemenizi tavsiye ederim. Fırın kebap için
merkezde Hacı Şükrü, Tirit kebabı için de
yine şehir merkezinde yer alan Tiritçi Mithat
restoranlarını tavsiye edebilirim.
Hediyelik eşya olarak neler alabileceğim
ve bunları nerelerden bulabileceğim
konusunda bilgi verebilir misiniz?
Konya cuisine has a vast range of dishes as this
city has been a host to many different cultures and
civilizations. However, at the top of the list you
will find Etli Ekmek , oven kebab and Tirit kebab.
Cemo and Havzan Restaurants are the perfect places
for Etli Ekmek while Hacı Şükrü restaurant in
downtown serves the best oven kebab. Tiritci Mithat
is also in the center and you must try its Tirit kebab.
Murat Güzel
Bagaj Hizmetleri Yetkilisi
Bell Captain
What can I buy as souvenirs from Konya?
Where do you recommend I buy them?
Konya’dan dönerken Mevlana şekeri ve baharatlı derviş lokumu
almadan gitmemenizi öneririm. Ladik ilçesi halı ve kilimleriyle
de ünlüdür. Mevlana figürlü birçok el sanatları ve biblo türü
eşyalar bulabilirsiniz. Sille kasabasında çanak, çömlek ve mum
atölyeleri hala çalışır durumdadır. Bu atölyeler de tezgahlarını
hediyelik eşya olarak açmışlardır. Mevlana etrafındaki Bedesten
Çarşısı’nda kent ile ilgili aradığınız her şeyi bulabilirsiniz.
A Konya visit will not be complete if you
don’t buy Mevlana candy and spiced dervish
lokum (turkish delight). Ladik region is very well known for
its carpets and kilims. You can find a vast variety of souvenirs
with Mevlana or dervish figures, a good percentage of them is
handmade crafts. In the town of Sille the earthware potteries are
still active as are the candle ateliers. They sell their products in
giftshops or bazaars. The Bedesten Bazaar near Mevlana is the
right place to find everything about Konya.
Konya’ya özgü, halkın günlük yaşamda kullandığı,
duyduğum zaman anlamama ihtimalim olan kelimeler var
mıdır?
Are there any Words in the local language that I would
have difficulty in understanding? Can you please name
some of them?
Birisi size yol tarif ederken ‘”Battı-çıktı” diye bir şey söylerse
anlayın ki alt geçit demek istemiştir. “Göbek” diye bir kelime
duyarsanız bilinki “Dört yol kavşağı” kastediliyordur. Konya’ya
has yöresel kelimelerden bazıları şunlardır: Alettirik: Elektrik,
Kiyat: Kağıt, Garannık: Karanlık, Güccük: Küçük, Hazaar:
Galiba, Balcan, badılcan: Patlıcan, Dinelmek: Ayakta durmak,
Gakılı: Bir sürü, çok, Laylon: Naylon, Gonşu: Komşu.
If someone is giving you directions to go somewhere, they might
use the term, “battı çıktı” (dip and go) which refers to the
underground passages. “Göbek” means a four way intersection. Some of the other local words are as follows:
Kiyat: Paper, Garannık: Dark, Güccük: Little small,
Balcan/ badılcan: eggplant, Dinelmek: to stand, Gakılı: Lots of
many, Laylon: Nylon, Gonşu: Neighbour.
45
Dedeman Diyarbakır
konsiyerjine sorduk…
We asked
the Dedeman
Diyarbakır
concierge…
46
D
iyarbakır’ın hanlarının, cami ve kiliselerinin
görülmeye değer olduğunu duydum. Bunlar
arasında özellikle hangilerini ziyaret etmemi
tavsiye edersiniz?
have heard from various sources that the inns,
churches and mosques of Diyarbakır are worth
seeing. Which of those would you especially
recommend for visiting?
I
Diyarbakır, tarihi İpek Yolu üzerine kurulmuş bir şehir
olduğu için özellikle hanlar, cami ve kiliseler bakımından
oldukça zengin bir geçmişe sahiptir. Bunlar arasında Hasan
Paşa Hanı, Deliller Hanım (şu an otel olarak hizmet
veriyor), Sülüklü Han, Çifte Han, Tarihi Ulu Cami,
Peygamber (Nebi Cami), Safa Parlı Cami, Şeyh Mattar
Cami (4 Ayaklı Minare), İskender Paşa Cami, Meryem Ana
Kilisesi, Surp Giragos Ermeni Kilisesi, Mar Petyum Kilisesi,
St George Kilisesi tavsiye edebileceğimiz tarihi mekanlardır.
Diyarbakır is a city that was located on the ancient silk
road, therefore, it has a vast variety of traveller inns (han),
churches and mosques. The most important ones to see, would
be Hasan Paşa Hanı, Deliller Hanı (today, it is serving as a
hotel) Sülüklü Han, ÇifteHan, Historical Ulu Camii mosque,
Peygamber (Nebi) camii, Seyh Mattar Camii (4 pedestal
Minaret), İskender Paşa Camii, Church of Virgin Mary, Surp
Giragos Armenian Church, Mar Petyum Church and Saint
George Church. I would surely recommend that you visit these.
Diyarbakır Kalesi’ne ve meşhur Malabadi Köprüsü’ne
nasıl gidebilirim? Ulaşım kolay mıdır?
How can I go to the Bridge of Malabadi and Diyarbakır
castle? Would it be easy to get there?
Diyarbakır Kalesi’ne ulaşım çok kolaydır. Otelimize
yürüme mesafesinde olup, 5 dakikada gidilebilmektedir.
Surların üzerine çıkıp şehri görmek isterseniz, taksi ile
15 dakikada veya yürüyerek 30 dakika mesafedeki Keçi
Burcu’na gidebilirsiniz. Tarihi Malabadi Köprüsü ise, şehrin
It is very easy to go to Diyarbakır Castle. The castle is just
5 minutes walk from our hotel. If you would like to climb
the ramparts to overview the city, you can take a cab for a
15 minutes drive to Keçi Burcu (Goat’s basiton) or walk for
half an hour. The historical bridge of Malabadi is situated
dışında kalmaktadır. Diyarbakır-Batman arasındaki Batman
Çayı üzerindedir. Buraya taksi ile yaklaşık 45 dakikada
gidilebilmektedir.
at the outskirts of the city, over Batman River between
Diyarbakır and Batman. It takes a 45 minutes cab drive
to get there.
Sonbaharda Diyarbakır’ın havası nasıl oluyor? Dışarıda
gezerken sıcak tutacak kıyafetlere
ihtiyacım olur mu?
How’s the fall weather in Diyarbakır? Would I need
warm clothes during my visits?
Autumn weather in our city is usually
chilly, I would recommend carrying
some warm clothes with you.
Sonbaharda şehrimizin havası oldukça
serin olur.Dışarıda gezerken mutlaka
sıcak tutacak kıyafetlerinizi yanınızda
bulundurmanızı tavsiye ederiz.
Where can I buy gold or silver
handcrafted goods?
Altın ve bakır gibi el sanatı
ürünlerini satın alabileceğim yerler
nerelerdir?
Altın ve bakır ürünlerini satın
alabileceğiniz yerler otelemize
yürüme mesafesinde bulunan Gazi
Caddesi üzerinde olup araç ile
gidilebilmektedir. Tarihi Kuyumcular
Çarşısı sadece kuyumcuların
bulunduğu bir çarşımızdır. Burada
Diyarbakırlı ustaların sanatlarından
örneklerin bulunduğu altınları satın
alabilirsiniz. Hemen karşısında bulunan
Bakırcılar Çarşısı’nda da Diyarbakır bakır
işlemelerini bulabilirsiniz.
İhsan Alkan
Bellboy
Diyarbakır’dan “almadan dönmeyin” diyeceğiniz neler
vardır?
Diyarbakır’dan ipekten elde edilmiş, poşu, dokuma halı,
Suriye kumaşları, gümüş işlemeli nalın, hasır bilezik, örgü
peyniri, kadayıf tatlısını almanızı kesinlikle tavsiye ederiz.
Diyarbakır’ın en ünlü yemekleri nelerdir? Bu lezzetlerin
tadına bakmak için nereyi önerirsiniz?
Cartlak kebabı olarak da bilinen ciğer kebabı, kaburga
dolması, ayvalı kavurma, sac kavurma, çömlekte güveç,
lebeni, içli köfte en ünlü yemeklerdir. Bunların tadına
bakmak için Kaburgacı Selim Usta,Tavacı Recep Usta ve
Umut Ciğercisi’ni tavsiye ederiz.
Diyarbakır’a özgü, halkın günlük yaşamda kullandığı,
duyduğum zaman anlamama ihtimalim olan kelimeler
var mıdır?
Küçe: Sokak
Lepik: Eldiven
Örtme: Sokaklarda bulunan üstü kapalı geçit
Kürsü: Sandalye
Hevş: Evlerin içerisinde bulunan avlu
Korfistan: Rastgele
Gar: Misket
Dıkı dıkına: Tamı tamına
Gejo: Dalgın, ne yaptığını bilmeyen kişi
İnan et: Yemin etmek, Vallahi, Allah seni inandırsın
anlamında
The stores where you can find gold
or silver products are on Gazi Street
which is a walking distance to our
hotel, you can also take a cab which
would save time. Our historical
Goldsmiths Bazaar is where all
the goldsmiths and jewellers are
found, you can buy Diyarbakır gold
masters’ products here. Right across
this bazaar, there is the Copper
Bazaar where you can find the
traditional Diyarbakır handcrafted
copper goods.
Which products of Diyarbakır would you say can be
defined as “must- buy”?
We would definitely recommend that you buy silk scarves
called poşu, carpets, Syrian fabrics, silver embedded
traditional wooden clogs, wicker bracelets, braided cheese
and kadayıf dessert.
What are the most famous dishes of Diyarbakır?
Where do you recommend we taste them?
You should try cartlak kebabı, a kebab made from liver of
lamb, then dishes like stuffed ribcage of lamb, stirfry meat
with quince, basic lamb stirfry, stew in earthware, lebeni,
and içli köfte. Kaburgacı Selim Usta, Tavacı Recep Usta
and Umut Ciğercisi are the perfect restaurants you could
taste these delicacies.
Are there any words in Diyarbakır’s local language
that I might have trouble understanding?
Here are some words that you might want to learn:
Küçe: Street/ alley
Lepik: Gloves
Örtme: The passages you will find in the streets.
Kürsü: Chair
Hevş: Little courtyards inside houses.
Korfistan: Random
Dıkı Dıkına: Completely
Gejo: Absent minded person
İnan et: Promise to make the other person believe in what
one says, something like “may God make you believe what
I say”
47
Sipho Mabona
48
TASARIM-DESIGN
DQ
Kağıttan
Tasarımlar
Hayatımızın her anında kullandığımız
kağıdın bir tasarım harikasına ya da sanat
eserine dönüşme serüveni.
YAZI-BY SEÇİL EPİK
K
Designs
Made of
Paper
The journey of our
common paper to become
a design wonder and an
art piece.
ağıt katlama sanatı dediğimizde çoğumuzun aklına
origami gelir. Fakat Japonca ori (katlamak) ve gami
(kağıt) kelimelerinin birleşmesiyle meydana gelen
bu el sanatı artık kağıttan yapılan tasarımları anlatmak için
yetersiz kalıyor. Uzak Doğu kültüründe daha çok hayvan
figürleri ve çoğumuzun bildiği gibi turna kuşu şeklinde
yapılan bu el sanatının içine artık soyut çalışmalar, kesip
yapıştırmalar ve ilginç figürler de girmiş durumda. Öyle ki
kağıttan yapılan tasarımlarla harika sergiler dahi açılabiliyor.
Aralarında Türkiye’nin de olduğu, dünyanın çeşitli
yerlerinden sanatçıların kağıttan yaptıkları harika tasarımlara
ve onların birer kağıt sanatçısına dönüşme süreçlerine
yakından baktık. Kağıt sanatçısı (paper artist) yurt dışında
çok fazla kullanılan bir tanım. Ülkemizde de kağıttan
tasarımlar yapan birçok sanatçı var. Ama söz konusu
kağıt olunca Türkiye’den ilk akla gelen isimlerden biri,
Kağıthane Houseofpaper’in yaratıcısı Emine Tusavul oluyor.
Nişantaşı’nda bulunan iki katlı mağazasıyla Kağıthane,
kağıttan yapılabilecek en ilginç hediyelik eşyaları, evinizi
ya da ofisinizi bir tasarım harikası haline getirebileceğiniz
ürünleri sunuyor. Her ne kadar tasarım denince kağıt
pek akla gelen bir malzeme olmasa da Tusavul işin içine
tasarım girince ve kağıdı yeterince tanıyınca onunla
yapabileceklerinize şaşıracağınızı düşünüyor.
hen we talk about folding paper to create art, we
immediately think of origami. However , the Japanese
word that consists of ori; meaning to fold and gami ;
meaning paper, is short of describing the paper art of today.
In the far eastern culture, people mostly make animal figures
with paper but nowadays, this craft also includes abstract
notions, cut and paste type additions and interesting figures.
So much so that there are now exhibitions for this branch of
art. We took a close look at the wonderful designs of various
artists from all around the world, including Turkish ones and
tried to capture the story of them evolving into a masters of
paper art. We have many paper artists in Turkey however
the first one that comes to mind is the creator of Kağıthane
Houseofpaper, Emine Tusavul. The two storey building in
Nişataşı presents the most interesting paper souvenirs that
will make great gift ideas for homes and offices. When talking
about design, many of us don’t even think of paper as a proper
material. Tusavul claims that when you are into the craft
and get to know paper, than a whole world of possibilities
welcome you. You can find bags, wallets, home accessories and
even toys made of paper in Kağıthane. Another designer that
contributes to the paper artworks is Hilal Baltacı, who wrote
the book “Kağıttan” (made of paper). There’s another similar
book that’s published outside Turkey which is called Paper
Play and that book also brings together works of 82 paper
designers along with instructions on the craft.
W
49
50
Sipho Mabona
51
Sipho Mabona
Kağıthane’de kağıttan çantalar, cüzdanlar, ev süsleri ve hatta
oyuncaklar bile bulabilirsiniz. Kağıttan yapılan tasarımlara
yazdığı “Kağıttan” adlı kitabıyla önemli bir katkı sunan
bir diğer tasarımcı ise Hilal Baltacı. Kitabın yurt dışındaki
örneği olan “Paper Play” de hem dünyadan 82 farklı kağıt
tasarımcısının işlerinden örnekler veriyor hem de kağıttan
tasarımlar yapmak için bilinmesi gereken temel bilgileri
sunuyor. Yurt dışında kağıtla farklı tasarımlar yapmak
isteyenler için birçok kaynak bulunurken Türkiye bu
konuda çok sınırlı kaynağa sahip ve “Kağıttan” yurt dışındaki
örnekleri gibi kağıdı bir sanat malzemesi olmaktan ziyade
bir tasarım ürünü olarak alıyor. Dünyanın birçok yerindeki
tasarımcı ve sanatçının ürettiği işlerle yarışabilecek bir
isim aradığımızda ise karşımıza Esma Paçal Turam çıkıyor.
Turam, insan bedenini farklı nesnelerin formuna sokarak
meydana getirdiği eserleri ile günümüz modern hayatına da
bir çelme takmayı amaçlıyor. Sanatçının eserleri şimdiye
kadar İstanbul başta olmak üzere New York, Zürih ve
Hamburg gibi dünyanın en önemli sanat merkezlerinde kağıt
sanatları meraklılarıyla buluştu.
Günümüzde oldukça popülerleşen kağıt tasarımcılığı
konusunda özgün işlere imza atabilmek çok önemli.
Neredeyse iki bin yıldır varlığını sürdüren kağıt katlama
sanatına yeni bir şeyler katabilen tasarımcılar tüm dünyada
bir adım öne çıkıyor. Bu bazen tasarladıkları kağıtların
boyutuna, bazen sergilerini meydana getirme şekillerine
göre değişebiliyor. Dünyanın en iyi kağıt tasarımları
olarak görülen işler arasında, minimalist portreler de var,
ağızları sulandıracak üç boyutlu yemek tasarımları da. Bu
Eiko Ojala
People in other countries have the access to many
books like Paper Play, in Turkey, where these types
of sources are scarce, Baltacı’s book “Kağıttan”,
fills up a big void. The book refers to paper mostly
as a design object. Esma Paçal Turam is one of our
paper craft artists whose designs are parallel to
many artists from different nationalities. Turam
tackles the modern life by twisting human body
into forms of different objects. Her works have
been presented in New York, Zurich and Hamburg
as well as Istanbul, to the paper art lovers.
Paper design is becoming more and more trendy in
today’s world, the cruicial point is that the artist
has to find some unique ideas. This art form has
been present for almost 2000 years and those who
manage to add new, unique and modern touches
have the upper hand. Sometimes these ideas have
to do with size and sometimes the method. The
best paper design works of the world range from
minimalist portrayals to three dimensional food
designs. Some of them require a very detailed and
sophisticated handy work while some just make
good use of a simple idea. Sometimes so simple
that, people of creative professions would regret
not having thought of them. Along with these
examples, there are some paperworks that look as
if they are made of stone and even houses that
look very real.
The world’s most creative
tasarımların bazısı çok ince işçilik gerektirirken bazısı çok
basit bir fikrin ortaya çıkmasıyla, kolayca oluşmuş gibi
görünüyor. Hatta kağıt tasarımlarını ve dünyadaki en yaratıcı
işleri takip eden kişilerin bu tasarımlar karşısında “bunu ben
neden düşünemedim,” diye hayıflandıklarını tahmin etmek
de zor değil. Bunun yanı sıra bu tasarımlar arasında, taştan
yapılmış bir heykel gibi duranlar olduğu gibi gerçek mi yoksa
kağıttan mı yapılmış olduğunu anlayamayacağınız evler de
bulunuyor.
52
Dünyanın en yaratıcı kağıt tasarımcıları
Parisli sanatçı Maud Vantours, renkli kağıtları bir araya
getirdiği tasarımları ile insanı hipnotize edebilen yaratıcı
çalışmalar sunuyor. İç içe geçen kağıtlara baktığınızda
adeta kağıtların hareket ettiğini ve hatta tasarımın içine
çekildiğinizi hissediyorsunuz. Estonyalı grafik tasarımcı ve
illüstratör Eiko Ojala ise daha minimal işlere imza atıyor.
Ana malzemesi insan bedeni ve sureti olan Ojala, kağıttan
tasarımlarına katmanlar ve ışık ekleyerek onları birer sanat
eserine dönüştürüyor. 2013 yılı “Young iIllustrators Award”
ödülünün de sahibi olan Ojala’nın işleri şimdiye kadar New
York Times, New Yorker, Sunday ve Times gibi birçok ünlü
dergide de kendine yer bulmuş.
İsveçli sanatçı Fideli Sundqvist ise üç boyutlu portreleri
ve gerçeğinden ayırt edemeyeceğiniz yiyecek tasarımları
ile kağıttan yapılan tasarımlara çok daha gerçekçi bir boyut
kazandırıyor. Birçok ülkede sergi ve atölye çalışmaları yapan
tasarımcı, sadece 28 yaşında ve şimdiden kağıt sanatı konusunda
dünyanın en çok bilinen isimlerinden biri haline gelmiş
durumda. Fideli Sundqvist gibi adından sıkça söz ettiren bir
Eiko Ojala
paper art works
Maud Vantours is a Parisian artist who creates
hipnotizing works using colourful papers. When you
look at the telescopic placement of papers you get the
illusion that they are moving and whatsmore drawing
you into them. Estonian graphic designer and illustrator
Eiko Ojala produces minimalist designs. Using human
body and face as the main materials, the artist uses
layers and light effects to create wonderful pieces of art.
Ojala was awarded the 2012 “Young Illustrator Award”
and his works have been printed in many distinguished
publications like New York Times, New Yorker,
Sunday Times.
The Swedish artist Fideli Sundqvist creates more realistic
works like three dimensional portrayals or food designs
that are impossible to tell from real. The 28 year old
designer already has become one of the most acknowledged
names in this art form. Like Fideli Sundqvist, another
young female artist is Bovey Lee from Hong Kong. Born
in a culture of origami, she mostly uses abstract forms.
Her creations require a very detailed handwork. Using
different sizes of paper as background, she envisions the
world, streets, places and through her perspective, cuts
out the figures she is going to use. Her work OutgrowGrass is a 32,5 inch tabloid that criticizes the way the
modern world has forsaken nature. Another artist Sipho
Mabona is a Swiss origami master who was only five years
old when he folded his first airplane. He has dedicated
his life to this art and had his education accordingly.
Mabona is not only known through his gigantic animal
53
Li Hongbo
diğer kadın tasarımcı ise Hong Kong doğumlu Bovey Lee.
Kağıt katlama sanatının doğduğu bir coğrafyadan gelen
Lee, kağıttan yapılan tasarımlara çok daha soyut anlamlar
katıyor. Lee’nin tasarımları çok ince işler olduğundan büyük
özen gerektiriyor. Birçok farklı boyuttaki kağıdın içine
yerleştirmek istediği desenleri keserek elde eden sanatçı,
dünyayı, mekanları ve sokakları içine kendi hayal gücünü ve
perspektifini katarak tanımlıyor. 32,5” çapındaki OutgrowGrass adlı tasarımı modernleşen dünyanın doğayı kolayca
gözden çıkarmasına da bir eleştiri niteliği taşıyor. Sipho
Mabona ise İsviçreli bir origami ustası. Mabona, ilk kağıttan
uçağını beş yaşında yapıyor ve bütün hayatını kağıttan
tasarımlara adayarak eğitimini de bu yönde tamamlıyor.
Mabona, sadece yaptığı devasa kağıttan hayvan heykelleriyle
değil Japonya’nın en önemli spor malzemeleri şirketi olan
ASICS için yaptığı kağıttan stop motion bir video ile de
tanınıyor. Mabona reklam filmi ile yayınlandığı 2011 yılında
Eurobest, New York Fest ve London International Awards
ödüllerinin sahibi oldu. Toshiba laptopları için de 3D reklam
54
filmleri çeken Mabona dünyada kağıt sanatının sadece en iyi
tasarımcılarından biri değil bu işten en çok maddi kazanç
sağlayan kişi olarak da görülüyor. Bittiğinde 250 kilogram
ağırlığında ve üç metre yüksekliğinde olan Mabona’nın “White
Elephant” adlı tasarımı ise kağıt katlama sanatının gelebileceği
boyutları göstermesi açısından önemli bir örnek. “White
Elephant” ın yapılış aşamasını internetten de izleyebilir ve bu
tasarımın nasıl bir yaratıcılık ürünü olduğunu görebilirsiniz.
Dünyanın her yerinden bu yaratıcı sanatçılarla birlikte mutlaka
anılması ve takip edilmesi gereken bir diğer sanatçı ise Çinli
Li Hongbo. Avusturya, Çin ve Amerika gibi dünyanın birçok
farklı galerisinde işleri sergilenen Hongbo, kağıda büyüleyici bir
form veriyor. Hareket edebilen kağıttan heykellerini yüzlerce
katmanı bir araya getirerek tasarlayan sanatçı, aynı zamanda
klasik heykellere kağıt ile hayat veriyor. Yeniden ürettiği bu
klasik heykellerden en bilineni ise Michelangelo’nun Davut
heykeli.
Güncel sanatta yeni bir alan
Dünyanın her yerinden kağıt sanatçıları ve tasarımcıları, sanat
için çok da kullanışlı bir malzeme olarak görülmeyen kağıt ile
hayal gücünün sınırlarını zorluyorlar. Kağıttan tasarımlarda
hayatımızda çok da önemli olmayan kağıt parçaları doğru
dokunuşlarla hayalini bile kuramayacağımız bir görüntüye
kavuşuyor. Aslında basit bir kağıt parçasına şekil vermenin
sonsuz imkanlarını kullanan bu tasarımcılar güncel sanatın en
ilginç kollarından birini oluşturuyorlar. Söz konusu malzemenin
bu kadar basit olması da ortaya çıkan tasarıma duyulan
hayranlığı artırıyor elbette. Belki de bu sebepten kağıttan
yapılan tasarımlar günümüzde en basit hayvan figürlerinden
sanatçıların ürettiği tasarımlara kadar birçok sanat severin
ilgisini çekiyor.
paper statues but also a stop motion movie for the ad
campaign of Japanese sportswear company Asics. That
ad was awarded in 2011 by Eurobest, New York Fest
and London International Awards. Mabona has also
created 3D advertisements for Toshiba laptops and he
is considered not only one of the best but the one that
makes the most fortune out of paper art. His White
Elephant design is a good example of the dimensions
this art form can reach, the White Elephant weighed
250 kg and it was 3 meters high. You can watch
the creation phases of this enormous artwork on the
internet. Chinese Li Hongbo is another name that
has to be mentioned alongside these artists. His works
have been exhibited in Austria, China and America.
He creates his moving paper statues using hundreds
of layers of paper. He also recreates the classic pieces
of sculpture with paper, the most famous of which is
Michelangelo’s David.
A New field in modern art
Paper artists and designers all over the world are
pushing the boundaries of imagination using a
material that is not considered as a suitable material
for art. Paper designs enrich our lives using the
most common material of all therefore the awe these
creations inspire is really huge. These artists have
proved themselves to represent the most interesting
modern branch of art.The simple material that turns
magically into wonderful creations never cease to draw
attention from the art lovers, even if the designs are
simple animal figures.
55
Fideli Sundqvist
DQ
56
RÖPORTAJ-INTERVIEW
Dedeman’ın Yeni Yıldızı
Dedeman
Bostancı
Dedeman Bostancı Genel Müdürü Nadir
Kadakal DQ okurları için sorularımızı yanıtladı.
RÖPORTAJ-INTE RV I E W BAHAR KIZ IL T AN
The New Star
of Dedeman
Dedeman Bostancı’s
General Manager Nadir
Kadakal answered
our questions for DQ
readers.
D
edeman Bostancı ile Anadolu Yakası yeni bir otele
kavuşmuş oldu. Lokasyon olarak Bostancı’nın
tercih edilmesindeki en önemli neden neydi sizce?
Otel yatırımlarımızı planlarken, hem o kentte yaşayan
ve hem de kente gelen kişilerin ihtiyaçlarını göz önüne alıyoruz.
Bostancı, İstanbul’un Anadolu Yakası’nın Sabiha Gökçen
Havalimanı ve Kadıköy merkezi akslarının tam ortasında olması
sebebiyle merkezi lokasyonlarından biri. Hem iş hayatının hem de
kültürel hayatın merkezlerinden. Yatırımımızı planlamada bunun
etkisi büyük oldu.
Dedeman Park Bostancı ile Dedeman Bostancı arasında,
hizmet anlayışı bağlamında bir fark bulunuyor mu?
Dedeman Bostancı özellikle iş dünyasının konaklama ve toplantı
ihtiyaçlarına cevap veren bir otel olarak Anadolu Yakası’nda
ön plana çıkıyor. Güçlü toplantı altyapısı, Vakko kumaş ve
konfeksiyonu ile dizayn edilmiş prestijli odaları ve E5 Karayolu
kenarında, kolay ulaşılır bir lokasyonda bulunması nedeniyle
Dedeman Bostancı iş insanlarının ve tatil amaçlı seyahat edenlerin
öncelikli tercihi olacak. Seçili hizmet sınıfında misafirlerini
ağırlayacak olan Dedeman Park Bostancı ise konforlu, şık,
misafirlerin tüm ihtiyaçalara keyifle cevap veren, ekonomik bir
konaklama deneyimi sunacak.
Her iki otelimiz de “Geleneksel Dedeman Misafirperverliği” ve
üstün hizmet kalitesiyle misafirlerini ağırlayacak.
hen we are planning on a hotel investment, we take
into consideration the needs of both the residents
and visitors of a city. Bostancı is located right in the
middle of Kadıköy downtown and Sabiha Gökçen Airport, in the
Anatolian region of Istanbul. It is a major center for residency as
well as business. Therefore this was an important asset of Bostancı
for our investment.
W
Are there any differences in the philosophy of service
for Dedeman Park Bostancı and Dedeman Bostancı?
Dedeman Bostancı is mainly a business oriented hotel in
Anatolian side therefore it provides meeting and conference rooms
to match the needs of businessmen from all around the world. The
prestigious rooms of the hotel are decorated with Vakko fabrics
and designs. The hotel is located near the E-5 highway providing
easy access to business people as well as to those who want to
reach their holiday hotel without getting into the city traffic jam.
Dedeman Park Bostancı is a more boutique style hotel that
provides its guests a comfortable, stylish and affordable stay with
the utmost service satisfaction.
Both our hotels have the same notion of “Traditional Dedeman
Hospitality”.
57
58
Anadolu Yakası’nda bir otelde konaklamak isteyenler için
Dedeman Bostancı’yı tercih etme sebepleri neler olabilir?
Dedeman Bostancı’da; Superior, Deluxe, Executive ve
Suit odalardan oluşan toplam 252 oda bulunuyor. Sadeliği
konfor ile birleştiren 29 metrekarelik Deluxe odalar ve
Executive odalar muhteşem deniz ve Adalar manzarasına
sahip. 60 metrekarelik 9 adet Executive Suite ise modern
tasarımıyla şık ve ferah bir konaklama deneyimi yaşatıyor. 30
metrekareden 720 metrekareye kadar değişkenlik gösteren
13 farklı toplantı salonuyla geniş çaplı organizasyonlara ve
etkinliklere olanak tanıyan Dedeman Bostancı, profesyonel
ekibi sayesinde de ihtiyaç ve beklentilerin üzerinde bir
hizmet sunuyor. Açık hava organizasyonları için tasarlanmış,
zemini ahşap deck ile kaplı 1000 m2’lik açık alan büyük çaplı
etkinliklerin gerçekleştirilmesine olanak sunuyor. Farklı
restoran ve bar alternatiflerine sahip Dedeman Bostancı’da,
günün her saati keyifli vakit geçirmek mümkün. Türk ve
dünya mutfaklarından lezzetlerin sunulduğu zengin menüsü,
keyifli ve ferah atmosferi ile otelin lobi katında yer alan
Bostancı Restaurant gün boyu hizmet veriyor. İstanbul
adalarına nazır Adalar Roof Restaurant ve Bar en taze
mevsimlik ürünlerle hazırlanan yerel lezzetlerin bulunduğu
menüsüyle misafirlerini otelin en üst katında ağırlayacak.
Lobby Lounge & Bar ferah ortamı ve bahçe kullanımı ile
iş görüşmelerine veya arkadaş toplantılarına; gün boyu
sunulan sandviçleri, salataları, lezzetli kek ve pastaları ile
ev sahipliği yapıyor. Dedeman Bostancı, özel günler için
sunduğu hizmet, merkezi konum, balo salonu ve farklı
dekorasyon seçenekleri ile çağdaş ve şık düğünler için
alternatif yaratıyor. Otel eğlence ve ev sahipliğini üstlendiği
organizasyonlarda tüm dış ikram gereksinimlerine çözüm
sağlıyor.
Dedeman Bostancı’da bulunan Life Style Health Club; ozon
sterilizasyonu kullanılan kapalı yüzme havuzu, çocuk havuzu,
Fitness Centre, aletli Pilates, masaj, buhar odası, sauna ve
Türk Hamamı ile stresli bir iş ortamından kaçış ve yorgunluk
gidermek için alternatifler sunuyor. For those who want to stay in a hotel on the Anatolian
side, what would the assets of Dedeman Bostancı be?
Dedeman Bostancı has a total of 252 bedrooms including
Superior, Deluxe, Executive rooms and suits. The 29
metresquare deluxe and executive rooms have a stylish,
minimalist, comfortable style and they have georgeous
views of the Bosphorus. 9 executive suits of 60 metresquares
present their guests a spacious and stylish stay with their
modern designs. 13 different meeting halls varying from
30 to 720 metresquares can host wide organizations and
events and the professional staff provide top quality service.
We have an outdoor deck of 1000 metresquares that can
hold many types of gatherings like weddings or parties.
In Dedeman Bostancı there are various restaurants and
bars that you can enjoy every hour of the day. Bostancı
Restaurant that is located on the entrance level serves a
rich menu of Turkish and distinguished world cuisines.
Adalar Roof Restaurant and Bar has a magnificent view of
the Istanbul Islands and the guests can enjoy local fresh
delicacies here. Lobby Lounge & Bar hosts business or social
mmeetings with its spacious area and front yard where
sandwiches, salads, cakes and baked goods are serviced all
day long. Dedeman Bostancı has a very central location
and the service it provides together with the ballrooms and
various decorational aspects place it amongst the most
preferred wedding venues. The hotel organizes every detail
for these events.
Life Style Health Club in Dedeman Bostancı presents
peaceful and relaxing alternatives for those who want to
escape the maddening rush of the city life. The guests enjoy
the indoors swimming pool, children’s swimming pool –
which are sterilized by ozone- fitness center, Pilates with
tools, massage therapy, sauna and Turkish bath.
Günümüzün inşaat projelerinde, tasarrufu ön planda
tutan ve çevre dostu uygulamalara önem veriliyor. Aynı
hassasiyetin Dedeman Bostancı’nın inşa sürecinde de
gösterildiğini de söyleyebilir miyiz?
Otelin planlamasında genel olarak enerji verimliliği ve çevre
dostu bir yaklaşım izlenmiştir. Planlamada çevre, ısı kaybı ve ısı
kazancı konusunda dikkatli bir tutum izlenmiş; yalıtım, ekolojik
denge, enerji tasarrufu, atık değerlendirme, hizmet sırasında
zaman ve enerji kaybı, su ve yakıt tüketimi gibi konularda cimri
bir yapı tasarımlanarak uygulanmıştır. Enerji verimliliği konusu
her alanda gözetilmiş, tasarruf sağlayabilmek adına seçilen tüm
ürünlerde yalıtım konusu hedef alınmıştır. Merkezi ısıtma ve
soğutma sistemi sayesinde her kat bazında zonlama yapılarak
iklimlendirmede de enerji verimliliği üzerinde durulmuş ve ciddi
bir tasarruf sağlanmıştır. VRV sistem ile kullanılmayan katların
iklimlendirilmesini kaldırarak büyük ölçüde tasarruf edilmiştir.
Yine tüm aydınlatma elemanlarında led ampuller seçilerek
büyük tasarruf sağlanmıştır. Atık su arıtma sistemlerinde yapılan
çalışmayla enerji verimliliği yüksek noktalara taşınmıştır.
In our modern day constructions, it has become an asset
that the buildings are eco-friendly and provident. Can
we say the same aspect is true for Dedeman Bostancı?
Our approach, even at the very early stages of planning,
was based on eco friendliness and energy savings awareness.
The design of the building was created to achieve a very
efficient time, energy, water and fuel consumption. We
also paid utmost attention to insulation, ecological balance
and waste management. Energy efficiency being a major
objective for us, every detail and material was planned and
chosen accordingly. Central heating and cooling systems
create zones on every floor so that there are serious savings
in climatization. VRV system adjusts the climatization
according to the floors that are in use, creating a very
efficient environment. The entire lighting system uses LED
lamps preventing the excess use of power. Waste water
purification systems has provided high energy efficiency
which reaffirms the eco- responsible approach of our hotels.
59
KÜLTÜR&SANAT-CULTURE&ART
60
Ihlara
Vadi̇si
Melendiz Çayı’nın milyonlarca yıllık aşındırması
sonucu oluşan Ihlara Vadisi , keşfedilmeyi bekleyen
bir düşler ülkesi gibi.
Dreamland:
Ihlara Valley
The erosion of millions of
years caused by Melendiz
Stream has created the
Ihlara Valley, a dreamland
that is waiting to be
discovered
61
iğde, Nevşehir, Kırşehir, Aksaray ve Kayseri il
sınırları içinde yer alan Kapadokya Vadisi’nin en
gizemli bölgelerinden biri de Ihlara Vadisi. Vadiyi
benzersiz kılan özelliklerinden biri bütün kanyonun Bizans
Dönemi’nden kalma yeraltı kaya evleri ve kiliseleri ile kaplı
olması. Hasan Dağı’ndan fışkıran lavlar tüfleri, bu tüfler de
kolay aşınan bir madde olduğu için hem insan gücü hem doğa
tarafından oyularak günümüzde saklı bir cennete dönüşmüş
olan vadiyi oluşturmuş. Hem vadinin tamamını kıvrılarak
geçen Melendiz Çayı’nın büyüleyici görüntüsü hem de ilk
Hıristiyanların yerleşim bölgesi olması açısından Ihlara Vadisi,
ziyarete gelen turistlere doğal ve tarihi güzellikleri bir arada
sunuyor. Yurt dışında Türkiye denildiğinde akla ilk gelen
yerlerden biri olan Kapadokya’ya yakınlığı ile Ihlara Vadisi
hem doğa yürüyüşleri hem de kültür-tarih seyahatleri yapmak
isteyen turistlerle dolup taşıyor.
appadocia region covers an area within five cities,
Niğde, Nevşehir, Kırşehir, Aksaray and Kayseri.
One of the most mysteriously beautiful spots of this
vast region is Ihlara Valley. The uniqueness of the valley
lies in the canyon that is full of Bizantian underground
stone houses and churches. The tuffs that had formed by
the lava from Hasan Dağı were carved both by nature
and man, for thousands of years, eventually turning into
a secret heaven. The sight of Menendiz Stream meandering
through the valley is mesmerizing. The region has a major
tourist attraction with its splendid natural beauty as well
as the historical value for being one of the oldest Christian
compounds. Cappadocia is one of the most famous touristic
sites of Turkey and Ihlara Valley is located very close to it.
It is a perfect place for trekkers with its gorgeous natural
beauty and historical wonders.
Hiç bitmesin isteyeceğiniz bir yürüyüş
A walk you will wish would never end
N
62
Vadinin yüksekliği yer yer 150 metreyi bulurken yürüyüş yolu
da 14 km uzunluğunda. Ama bu rakamlar sizi korkutmasın.
Başlangıçta yukarıdan izlediğiniz ve Melendiz Çayı’nın tatlı
tatlı akışını duyduğunuz vadiye indiğinizde yürüyüşün sonu
gelmesin isteyeceksiniz. Bir tarafında Melendiz Çayı ve
çayın beslediği, İç Anadolu’da çok da alışkın olmadığınız
ağaçlık yollar diğer tarafta vadiyi birbirine bağlayan köprüler
C
The height ofthe valley is about 150 metres and the
trekking path is about 14 km. But don’t get intimidated by
these numbers. When you reach the bottom of the valley
near Menediz where you listen to the sweet rippling water,
you will wish that this walk in heaven would never end. The
stream is on one side with lots of trees decorating the bank,
very unlike the dry middle Anatolian region while on the
ve geçitler. Vadiye 382 basamaklı bir merdiven sayesinde
iniliyor. Hiç gitmemiş olanlar bile o ünlü merdiveni duymuş
olabilir. Henüz inmeden, çıkışı düşünmeye başlayabilirsiniz.
Ama içine girdiğiniz büyülü dünya bu düşünceyi aklınızdan
hemen silecektir.
Hıristiyanlığın ilk yerleşim yerlerinden
Ihlara Vadisi’nin doğal oluşumu ve korunaklı yapısı burayı
ilk yüzyıllardan itibaren Hıristiyanların en önemli yerleşim
yerlerinden biri haline getirmiş. 4. yüzyıldan itibaren bir
manastır merkezi haline gelen Ihlara Vadisi içinde bulunan
kiliseler, birbirinden farklı özelliklere sahip. Bazı kiliselerdeki
resim ve süslemeler Bizans duvar sanatının en önemli
örnekleri olurken vadinin bir diğer ucundaki kiliselerde daha
Doğulu çizim ve süslemelere de rastlanabiliyor. İlk yüzyıllarda
rahipler ve keşişler tarafından bir inziva yeri olarak kullanılan
Ihlara Vadisi, günümüzde şehrin gürültüsünden karmaşasından
kurtulup hem doğa yürüyüşü yapmak hem de tarihi keşfe
çıkmak isteyenlerin uğrak yeri haline geliyor. Öyle ki Ihlara
Vadisi’ni keşfeden birçok yerli ya da yabancı turist buraya
mutlaka bir kez daha geliyor.
Vadinin kiliselerini gezmek için bir rota
Vadide çoğu Bizans dönemine ait büyüklü küçüklü yüze
yakın kilise bulunuyor. Bu kiliseleri gezerken tavsiyemiz; bir
other side stand the beautiful bridges and passages. 382
steps walk you down to the bottom of the valley. Many
people have heard of those stone steps even if they have
never been to see them. When you start descending, you
might get a little worried about the climbing back part
however once you go deeper into that heaven you will be
too awestruck to think about any other thing at all.
One of the earliest christian settlements
The geographically sheltered location of Ihlara Valley
made it possible for the early Christians to settle here.
Starting from 4th century, the valley became a center
for monasteries. The numerous churches built here all
have different styles. Some churches have the most
distinguished Byzantine paintings and wall decorations
while others reflect Eastern characteristics. Throughout
the centuries the monasteries in the valley were the ideal
places for priests to seclude themselves from the worldly
matters and pray. In kind of a similar way, nowadays,
people who want to get out of the hustle and bustle of the
cities go there for trekking, for the very refreshing and
peaceful experience of walking among natural beauties
discovering the history. Tourists from all over the world
as well as the Turkish travellers revisit the valley time
and again.
63
64
rota tutturmanız. Çünkü kiliselerde yer alan bazı freskler
diğerlerine oranla çok daha iyi durumdalar. Bu freskleri
gözden kaçırmamak için bir rota dahilinde yürümek mantıklı
olacaktır.
Rotanızı uzun tutmak istiyorsanız Ihlara’dan başlayıp vadinin
içinde kurulmuş Belisırma köyüne kadar gidebilirsiniz.
Eğer niyetiniz bütün vadiyi görmekse, Yaprakhisar köyünü
de geçerek Selime beldesine kadar gitmeniz gerecek. Eğer
rotanızı bu şekilde çizerseniz sadece kiliseleri değil Selime
beldesindeki 13. yüzyıl Osmanlı yapısı olan Selime Sultan
Türbesi’ni görme imkanı da yakalayabilirsiniz. Vadiye çıkan
382 merdiveni indikten sonra soldan sağa doğru Sümbüllü
Kilise, Ağaçaltı Kilisesi, Pürenli Seki Kilisesi ve Kokar
Kilise’ni göreceksiniz. Sümbüllü Kilise, kayaya oyulmuş iki
katlı bir manastır şeklinde tasarlanmıştır. Kilisede Mikail ve
Cebrail arasındaki Meryem, İsa ve fırında üç İbrani genci ile
azizlerin tasvirlerini görmek mümkün. Ağaçaltı Kilisesi’nin
ise günümüzde giriş olarak kullanılan bölümü aslında ikinci
katıdır. Giriş kısmı ise toprak altındadır. Ağaçaltı Kilisesi
vadinin en eski kiliselerinden biridir. Bu kilisede günümüze
biraz tahrip olmuş şekilde ulaşmış olsa da, İncil’den sahnelerin
tasvir edildiği birçok resim yer alır. Pürenli Seki Kilisesi ise
kayaya oyulmuş dört bölümden oluşmaktadır. Peygamberlerin
kehaneti, Meryem ve Piskoposlar, Müjde ve Ziyaret gibi
İsa’nın çocukluğu ve İncil’den çeşitli sahnelerin tasvirleri
vardır. Vadideki birçok kiliseye kıyasla fresklerini en canlı
bulabileceğiniz kilise burasıdır. Ihlara Vadisi’ndeki kiliselerin
The route to visit the churches in the
valley
In Ihlara Valley, there are almost 100 churches of different
sizes, many from the Byzantian era. We would recommend
following a certain route while visiting these churches because,
some of the frescos are in far better shapes than the others,
hence, it would be quite disappointing to miss them.
If you are up for a longer route, you can start inside the valley
up to Belisırma Village. If you have enough time and desire to
see the whole valley then you should pass through Yaprakhisar
village way into Selime region. This will enable you to also
visit the 13th century Ottoman style Selime Sultan Sepulchre.
Walking down the 382 steps to the bottom of the valley, the
churches from left to right are these: Sümbüllü Church, Ağaçaltı
Church, Pürenli Seki Church and Kokar Church. Sümbüllü
Church is a two storey monastery carved into the rocks. On the
walls, you can see depictions of the archangels Michael and
Gabriel standing on both sides of Virgin Mary, Jesus and other
saints as well as three young Hebrew men. The entrance level
of Ağaçaltı church has been buried underground so the level
you can visit is actually the second level. It is one of the oldest
buildings and although many of the wall art has been destroyed
by the effects of time you can still see frescos depicting stories
from the Bible. Pürenli Seki Church consists of four sections all
carved into the rocks and the frescos show The Prophecies of the
65
yapılmaya başlandığı yıllar 4. yüzyıla kadar dayandığı için
birçok kilisenin yapılış tarihi bilinmiyor. Rotamıza göre
sıradaki kilise olan Kokar Kilise ise bu yönüyle ayrılıyor.
Kilisenin 9. yüzyılda yapıldığı biliniyor. Ayrıca fresklerindeki
konular da oldukça zengin. Son Yemek, Çarmıha Gerilme,
Mesih’in Defnedilişi, Göğe Yükselme gibi konu bütünlüğü
gösteren tasvirlerden oluşuyor. Ayrıca kilisenin içindeki iki
mezar odasındaki süslemeler de kırmızı boya ile yapılmış ilk
örnekler.
66
Diğer tarafta ise vadinin en bilindik kiliselerinden Yılanlı
Kilise, Karanlıkkale Kilisesi ve Eğritaş Kilisesi görülebilir.
Haç planlı, beşik tonozlu ve tek apsisli olan kilisenin içinde
keşiş mezarları da bulunuyor. Kilise adını batı duvarındaki
yılanların saldırısına uğramış dört çıplak kadından alıyor. Dört
kadından ilkini tasvir eden fresk silinmiş olduğundan neden
cezalandırıldığı anlaşılmamaktadır. İkinci kadın çocuğunu
emzirmediği için göğsünden, üçüncü kadın yalan söylediği
için ağzından, dördüncü kadın ise söz dinlemediği için
kulaklarından ısırılmaktadır. Kilisedeki tasvirler gören herkes
için unutması güç, etkileyici bir manzara oluşturur.
Vadiye girişteki kiliseler diğerlerine göre daha özel tasvirlere
sahip olduğundan yerli yabancı turistlerin dikkatini daha
çok çekiyor. Birçoğunun 9. yüzyıl ile 11. yüzyıl Hıristiyan
mimarisini yansıtması açısından özellikle yabancı turistler için
Ihlara vadisi çok özel bir yere sahip.
Ihlara Vadisi’ndeki kiliseleri özellikleri açısından ise iki
Prophets, Mary and the Patriarchs, Gospel and Visit as well
as other stories from the Bible along with scenes from Jesus’
childhood. This church has the most vibrant mosaics and frescos
of all. The construction dates of these churches are not known
however they date back as far as to the 4th century. Kokar
Church is ta fairly new one among them, having been built in
the 9th century. The stories in its frescos are richer than the
others. Last Supper, Crucifiction, The Burial of the Messiah
and Ascension of Jesus to Heaven are some of them. The
embellishments of the walls of the two tomb rooms inside the
church are the first examples of the red paint used in wall art.
On the other side of the valley stands the most famous churches,
Yılanlı Church, Karanlıkkale Church and Eğritaş Church. Yılanlı Church (Church with snakes) is a barrel vaulted, mono
apscissa building based on a cross shaped area, which derives
its name from the famous depiction on its West wall, a fresco
that shows four women attacked by snakes. The first woman’s
outlines are destroyed in time therefore it is not possible to
guess her crime. The second one is bitten by a snake at her
breast because she had not breastfed her baby, the third one at
her mouth because she was a liar and the fourth at her ears as
she did not listen to the orders of the elders. This painting has
a real impact on the visitors and it is hard to shake the feeling
for a long while.
The churches at the entrance of the valley have more detailed
and well kept wall paintings therefore they are the main
67
gruba ayırmak hem geniş vadiyi gezme kolaylığı sağlar hem
de kiliseler arasındaki farklar daha ayrıntılı fark edilebilir.
Vadinin gizemli ve korunaklı yapısı Ihlara Vadisi’ne bir nevi
“saklı bir cennet” olma özelliği katar. Vadinin Ihlara’ya yakın
olan bölümünde yer alan kiliselerdeki duvar resimlerinde
daha çok Doğu etkisi görülürken, Belisırma yakınlarındakiler
tam anlamıyla Bizans duvar sanatı örneklerini yansıtır.
Ihlara Vadisi’nin girişinden başladığınız geziyi Belisırma
Köyü’nden çıkarak tamamlayabilirsiniz. Kanyon trekking için
harika bir parkurdur. Hatta kondisyonunuza güveniyorsanız
Belisırma’dan Selime Beldesi’ne kadar yürüyüşe devam
edebilirsiniz.
Yaz ya da kış fark etmez keşfinizi
bekleyen Ihlara Vadisi
Ihlara Vadisi sadece yaz ya da bahar aylarında değil kış
aylarında da turistleri kendine çekiyor. Hasan Dağı
uzun yıllardır kış sporu yapanlar için vazgeçilmez
destinasyonlarından biri. Ihlara Vadisi de son yıllarda kış
aylarında dağcılara da ev sahipliği yapıyor. Özellikle karlı
zamanlarında kış sporu sevenlerin vazgeçilmez rotalarından
biri haline gelmiş durumda. Birçok üniversite ve özel dağcılık
kulübü Ihlara Vadisi’nin büyülü güzelliğini keşfetmiş.
attraction points. Most of them reflect the 9th and 11th
century Christian architectural style.
The churches in Ihlara Valley can be observed in two groups
and this allows visitors to have a more focused tour, enabling
them to note the differences of the churches. The hidden and
sheltered nature of the valley provides a blissfully heaven-like
environment. The churches on the closer bank to Ihlara reflect
an Eastern influence while the ones near Belisırma are full
of Byzantine wall embellishments. You can start your tour at
the entrance of Ihlara and walk up to Belisırma Village. The
canyon provides a splendid trekking route. If you are fit enough
you can go on walking to the Selime Region.
A heaven for all seasons waiting to be
discovered
Ihlara Valley attracts tourists both in summer and winter.
Hasan Mountain has long been a favourite spot for winter
sports fanatics. Lately , the valley has become a camping
ground for mountaineers especially in the snowy winter days.
Many university and private alpinist clubs have been promoting
Ihlara Valley for an unforgettable camping and climbing
experience.
Nerede Kalınır? - Where to stay?
DEDEMAN KAPADOKYA
Kapadokya bölgesine yapacağınız seyahatinizde, Dedeman Kapadokya, sizi
kaliteli hizmet anlayışı ile karşılıyor olacak. Otelde, 1000 katılımcıya kadar hizmet
verebilen toplantı salonları, Türk Hamamı, fitness merkezi, sağlık kulübü, kapalı
ve açık havuzlar da mevcut. Ürgüp Yolu 2. Km, Nevşehir/(0384) 213 99 00.
DEDEMAN KAPADOKYA In addition to great views of impressive caves created
by rock formations and unique historic buildings, the Dedeman Kapadokya offers
its guests all amenities needed for a comfortable stay including a Turkish bath,
fitness center, health club, and indoor and outdoor pools. Ürgüp Yolu 2. Km,
Nevşehir/(0384) 213 99 00.
BİLİM VE TEKNOLOJİ-SCIENCE & ECHNOLOGY
68
Bedenimiz
yüzyıllar içerisinde nasıl ve neden değişiyor?
How do our
bodies change
in time
and why?
Evrimle gelen kesintisiz değişim…
The unceasing change that is
called evolution
arih boyunca insanoğlu, doğanın ve teknolojinin
evrimine paralel olarak büyük oranda değişim
göstermiştir. Örneğin; Eskimoların kar fırtınaları
sebebiyle çekik gözlü olması veya Afrika halklarının yaşadıkları
coğrafya sebebiyle obezite nedir bilmemesi gibi. Modern
dünyada insanının son yüz yıldaki fiziksel değişimini ise sadece
doğa ya da coğrafya değil teknoloji ve değişen alışkanlıklar da
etkiliyor. Son yüz yılda doğanın, iklimin, teknolojinin hızla
artan değişimi neredeyse elle tutulur gözle görülür boyutta.
Peki insanlık bu değişimden nasıl etkileniyor?
T
Ekolojinin ve yaşam standartlarının görülmemiş bir hızla
değiştiği yılları yaşıyoruz. İçinde yaşadığı dünyanın her nesnesi
değişirken insanoğlunun herhangi bir değişim göstermemesi
beklenemezdi. Farkında olalım ya da olmayalım artık fiziksel
olarak yüz yıl önceki atalarımızla aynı gelişimi göstermiyoruz.
Peki ne değişti? İnsanlar yüz yıl öncesine göre daha mı
uzun daha mı kısa, daha şişman ya da daha mı zayıf, kendi
değişimimizin ne kadar farkındayız?
Atalarımızdan daha uzun yaşıyoruz
İnsanoğlunun evrimi durmadan devam eden bir süreç. 75 bin
yıl öncesinden başlayarak Afrika’daki atalarımızın bedenleri
zamanla Güneş’in yakıcı etkisinden korunmak için daha çok
melatonin hormonu üretti ve bu hormon deriye siyah rengini
verdi. Günümüzde de bedenimiz doğaya ayak uydurmaya
devam ediyor. Ama artık 2000’li yıllardayız ve elimizde birkaç
yüz yıl önce hayalini bile kursanız cadı diye taşlanacağınız
teknolojik gelişmeler var. Henüz insanoğlu DNA’sıyla
oynayarak hastalık taşıması muhtemel genlerinden kurtulacak
düzeye gelmedi. Fakat buna rağmen son yüz yıldaki değişimden
çıkaracağımız kesin sonuç; tartışmasız daha uzun yaşıyor
olduğumuz. Tıptaki gelişmelerle birlikte insanın yaşam süresi
her geçen yıl artıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün araştırmaları
da, insan ömrünün ortalama 6 yıl daha uzun olduğunu
gösteriyor. Bu süreyi, insanın yaşadığı ülkedeki ekonomik
ve politik istikrarın da etkilediğini göz önünde bulundurmak
gerekiyor. Yani ne kadar huzurlu bir ülkede yaşıyorsanız uzun
yaşama ihtimaliniz de bir o kadar artıyor. Buradan hareketle
en uzun yaşayan insanların huzursuzluk ve istikrarsızlık nedir
bilmeyen İzlanda ve Norveç gibi Nordik ülkelerinden çıkmasına
hroughout history, mankind has evolved
drastically in accordance with the change in
nature and technology. For example, the eskimos
having slant-eyes in their ever snow stromy environment
or the African natives that are fairly safer from obesity
due to the georgraphical characteristics of their land.
However, the physical change modern humans are going
though is not only triggered by nature or geography but by
technology and the shifting habits. Especially in the last
century, the changes in nature, climate and technology are
huge and rapid. How are humans effected by these?
T
The ecology and the life standards keep being redefined
in such a pace lately that it is getting harder to keep
track of them. It would be unrealistic to assume that the
mankind would stay the same in such a rapidly evolving
environment. We may or may not be aware but the truth
is we are not showing the same physical traits with our
ancestors. But what actually changed? Are we taller or
shorter, more obese or slimmer, how aware are we of the
differences?
We live longer than the generations of a
hundred years ago
The evolution of mankind is an everlasting concept. 75
thousand years ago, when our ancestors were living in
Africa, their bodies started producing more melatonin
hormones to prevent them from the effects of the scalding
sun, causing their skins to achieve a dark colour. Likewise,
our bodies keep reacting to the environment that we are
living in. However, in the 2000’s, we have access to such
technologies that a few centuries ago, even dreaming of
them would be considered blasphemy. We have still not
reached that point where we will be able to get rid of our
defective genes causing illnesses, nevertheless, we have
managed to achieve longer lifespans. With the developments
in medical science, according to a WHO (World Health
Organization) research, we live an average of 6 years
longer than our predecessors. Sure enough, this number
varies according to the political and economic situation
of the countries. The more prosperous and peaceful your
69
70
da şaşırmamak lazım.
Yani yüz yıl önce savaşlarla ve dolayısıyla yoksullukla savaşan
birçok Avrupa ülkesi şu an yaşam süresine yıl katıyor. Fakat
dünyanın neresine giderseniz gidin insan yaşamının yüz yıl
öncesine göre daha uzun olduğunu görmeniz mümkün.
Daha uzun boylu ama daha şişmanız
Önce iyi haber… Araştırmalara göre insanlar yüz yıl öncesine
göre daha uzunlar. Elbette bu boy artışındaki oran, insanın
yaşadığı coğrafyaya ve genetik özelliklerine göre değişiklik
gösteriyor. İnsanoğlunun boyunu yüz yıl öncesine göre daha
uzun yapan iki önemli etmen var. Bunlardan biri vitaminler ve
mineraller. İnsanlar artık vitaminlere daha kolay ulaşabiliyor
eksikliğini çektiği vitamini ilaç olarak dahi temin edebiliyor. Bu
da daha uzun boylu olmamıza doğrudan etkide bulunuyor. Bu
noktada da karşımıza gelişen ilaç sanayisi çıkıyor. Teknolojiyle
ve araştırmayla doğru orantılı olarak gelişen her bilim dalı,
insanlığın yaşam süresine de boyuna da artı değer olarak
ekleniyor. Boyumuzun daha uzun olmasının iyi beslenmeyle de
doğrudan ilgisi var. Örneğin halkın çok ciddi açlık ve fakirlik
içinde olduğunu bildiğimiz 17. yüzyıl Fransa’sında bir erkeğin
ortalama boyu 1.62 cm iken günümüzde bu oran 1.77 cm’ye
kadar ulaşmış durumda. İngiltere’de ise geçtiğimiz yüzyılda
1.68 olan ortalama erkek boyu bugün 1.78 olarak ölçülüyor.
Günümüzde özellikle birçok Avrupa ülkesinde insanlar 20.
yüzyıla göre 10 cm daha uzun. Ortadoğu’da dolayısıyla bizim
yaşadığımız coğrafyada da durum çok farklı değil. İnsanların
ortalama boyu 6 cm artmış son yüz yılda. Günümüzde
neredeyse her çocuğun anne-babasından daha uzun olduğunu
görüyoruz. Dört jenerasyon öncesinde ise böyle bir şey
mümkün değildi.
Yale Üniversitesi Ekoloji ve Evrimsel Biyoloji Profesörü Stephen
Stearns ise bu değişimleri üç sebebe bağlıyor: Sağlık hizmetleri,
beslenme dağılımı ve hijyen uygulamalarındaki iyileşme. İşte
bütün bu gelişmeler insanların daha uzun olmasını sağlıyor.
environment is , the longer you live. No wonder that people
from the economically and politically stable and contented
Iceland or Norway have the longest lifespans. Just about a
hundred years ago many of the European nations were in the
grip of unfathomable poverty and misery however today they
constantly are adding years to their lives. Although not to the
extent of European residents, everywhere around the world,
people are living longer than last centuries.
A good and a bad news: we are taller but rounder
First the good news: according to various researches we are
taller than our ancestors. Of course the ratio depends on the
geographical and climatic environment together with genetic
factors. The two main elements that contributed to our height
are vitamins and minerals. People have easier access to vitamins,
in the worst case they can get it as pills. This is a major boost
for our newly gained heights. Sure enough, at this point we
must mention the pharmaceutical industry, every scientific field
with growing technological aspect has a direct effect on our life
spans and physical well being. Getting sufficient nutrition plays
another very important role. In the 17th century, France was
suffering from a desperate hunger and poverty and the average
height of men were 1.62 whereas today’s Frenchmen are 1.77
cm tall in average. The British man in 19th century used to
be an average 1.68 cm while now the number is around1.78.
Many European nations are at least 10 cm taller than their
predecessors of the last century. In the Middle East where we
live, the situation is more or less the same with an average of 6
cm. It is quite normal for the kids of our time to be taller than
their parents, a fact which would have been unthinkable four
generations earlier.
The Ecology and Evolutional Biology professor of Yale
University, Stephen Stearns claims that there are three major
causes of this growth: The healthcare systems, more effective
distirbution of nutritional products and the progress in hygiene
71
72
Bundan yüz yıl önceki gibi ağır işçilik gerektiren çalışma
hayatının geride bırakılması ise insanlığın artık daha uzun boylu
olmasında bir başka etken. Kötü haber ise dünyanın her yerinde
insanlar daha şişman hale geliyor oluşu. Üstelik genetiğiniz ne
kadar sağlam olursa olsun, ailenizde obezite görülmemiş olsa
da, yaşadığınız coğrafya ve yüzyıl sizi daha şişman hale getiriyor.
İnsanların daha şişman olmasının sebepleri ise çok daha ilginç.
Hepimizin aklına sağlıksız beslenme, hareketsiz iş yaşantısı gelse
de –elbette ki bunlar da önemli unsurlar- obeziteye sebep olan
etkenlerden biri insanların geride bıraktığımız yüzyıla göre daha
temiz olması. Evet, artık daha hijyenik bir dünyada yaşıyoruz.
Gittiğimiz her yerde su ve sabun bulabiliyoruz. Her ne kadar
pek bilinmese de insanların yüz yıl önce daha zayıf olmalarının
sebeplerinden biri de yetersiz hijyen uygulamaları. Çünkü kirlilik
sebebiyle vücuda giren bakteriler insanların daha zayıf olmalarına
sebep oluyordu. Ortaçağ Fransa’sında insanların kötü kokusunu
bastırmak için parfümün keşfedildiğini düşünürsek, hijyen
konusunda nasıl dev adımlarla ilerlediğimizi fark edebiliriz. Bu da
insanların yüz yıl öncesine kadar daha şişman olmasının her zaman
sağlıksız bir yaşam standardından kaynaklanmadığını gösteriyor.
Yani önümüzdeki yıllarda da insan ırkı şişmanlamaya devam
ederse suçun birazını da suya ve sabuna atabiliriz.
İnsanların yüz yıl öncesine kadar daha şişman olmasının bir diğer
sebebi ise kolektif genlerimiz. Yani atalarımızdan kalan avcı
genleri artık yok oluyor; yerini zamanını televizyon karşısında
oturarak geçiren ebeveynlerimizin ve onların ebeveynlerine
bırakıyor. Bu tembel genler yüzünden eskisi kadar kolay kalori
yakamıyoruz ve kaçınılmaz bir şekilde kilo alıyoruz. Artık birçok
modern insanın iş alanının ofisler, plazalar yani bilgisayar ekranları
olduğunu düşünürsek bu genlerin daha da tembelleşeceğini
öngörmek yanlış olmaz.
Son olarak insanların yüz yıl öncekilerden daha şişman olmasının
en önemli sebebine gelelim: Fast-food yiyecekler. Her sokağın
köşesinde rastlayabileceğimiz, çok tatlı veya bol tuzlu-yağlı
yiyecekler. Uzak Doğuluların bu şişmanlama furyasından pek de
applications. Along with these factors, we must also mention
that the inhumane labour conditions of the past are no
longer present in many of the countries.
Now to the bad news. Everyone on earth is becoming
rounder, that is, obese. No matter what your genetical
codes are, the geography and the century you live in makes
you fatter. The reason underneath this is very surprising.
We instantly blame unhealthy diets and sedantic work
lives, don’ t we, but listen to this: While they are the major
contributors to obesity, a very important other factor is that
we are much more cleaner than the generations before us.
Yes, we now live in a more hygienic world. The people of
hundred years ago had scarce personal hygiene methods and
materials and the various bacteria in their systems caused
them to be thinner. When you think about the circumstances
that led to the invention of perfume in France, -they needed
a strong scent to subdue the bad odour rising from their
filthy bodies- the giant steps that the humankind took in
hygiene becomes more obvious. That shows us that the reason
that obesity is at a very larger scale compared to hundred
years ago doesn’t mean that people’s living conditions have
worsened. A little guilty relief may be, but we can blame
some of the problem on the clean water and soap.
Another main reason for us to become fatter over the
centuries is our collective genes. That is, the hunter,
gatherer genes that we had inherited from our ancestors
have long been replaced by the genes of our fathers and
grandfathers who were addcited to tv. These lazy genes
prevent us from burning as many calories as people used to
do a hundred years ago, thus resulting in extra pounds we
all complain about. With the modernization of the work
places, offices, plazas and the almost mandatory tool that
is called computer, it is not hard to predict obesity will
become more and more prevalent in the future.
73
etkilenmiyor olmalarının sebebi; fast food’dan yerine geleneksel
yemek yeme alışkanlıklarına olan bağlılıkları. Yemek kültürü fastfood olan Amerika ise yüz yıl öncesine göre yaşanan bu fiziksel
değişimin en açık şekilde görüldüğü ülkelerden biri.
Erken gelen ergenlik
Günümüzde birçok ülkede çocuklar artık fiziksel olarak daha
çabuk olgunlaşıyor. Öyle ki ABD’de geçtiğimiz yüzyılda 17
olan regl olma yaşı bugün 13’e düşmüş durumda. Bu da demek
oluyor ki ergenlik dönemi kızlarda dört sene öne gelmiş. Elbette
bunun en önemli sebebi çocukların artık daha iyi beslenmesi.
Avrupa ve Amerika’da ya da sağlık ve ekonomi şartları daha iyi
olan birçok ülkede çocuklar daha hızlı büyüyor ve dolayısıyla
ergenliği de daha çabuk yaşıyor. Amerika’da yaşayan farklı
ırklardan çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar erken ergenlik ve
daha çabuk olgunlaşmanın sadece yaşanan yer ile değil genetikle
de ilgisi olduğunu gösteriyor. Amerika’da kızlarda göğüslerin
belirginleşmeye başlama yaşı günümüzde beyaz çocuklarda 9.7,
siyahlarda 8.8, İspanyollarda 9.3, Asyalılarda ise 9.7 olarak
belirlenmiş. Araştırmalar, erken gelen ergenliğin obezitenin de
habercisi olabileceğini gösteriyor. Yani daha geç girilen ergenlik
ile geçtiğimiz yüzyılda kadınlarda daha az obezite görüldüğü
sonucuna da varabiliriz.
İnsanlığı gelecekte ne bekliyor?
21. yüzyılda insanlar hiç olmadığı kadar uzun yaşıyor, neredeyse
dünyanın her yerinde insanlar geçtiğimiz yüzyıla göre daha
uzun boylu ve daha şişman ve bedenimiz daha hızlı olgunlaşma
dönemine giriyor. Teknolojinin ve tıbbın bu kadar hızlı geliştiği
bir dönemde öngörüde bulunmak bilim adamları için de kolay
değil. Yale Üniversitesi’nden Prof. Stephen C. Stearns’a göre:
“İstesek de istemesek de insanlık olarak evrimin içindeyiz ve
değişmeye devam ediyoruz. Teknoloji, sağlık ve ilaç hizmetleri
ve hatta medya dahi insanların değişimi üzerinde etkili oluyor.
Ve bunun gelecek kültürleri nasıl etkileyeceğini tahmin etmek
zor.”
And let’s focus on the most important factor of obesity,
fast-food. Those over-salty, over-greasy and over-sweet food
that is everywhere. The reason far eastern cultures have less
obesity problem is that they tend to stick to their traditional
eating habits. America, with fast food as its main nutrition
culture is a best example to observe the growth of obesity.
Early adolescence
In our modern times, kids reach puberty at a considerably
earlier age. In the last century, the age for an average
girl to have her first menstruation used to be 17 however
, it is only 13 these days. This also stems from the better
nutrition of today’s children. Especially in Europe and
America, kids grow fast and reach adolescence very early
in life. Researches among different race groups in America
has showed that the early adolescence has direct ties to
genes too. Caucasian girls tend to grow breasts at the age
of 9.2 where Asian girls go through the same change at age
9.7. Researches claim that early adolescence is a factor in
obesity. Therefore we won’t be wrong when we say that the
women of previous generations who went through puberty
later in life, had less problems with obesity.
What awaits humankind in the future?
People of 21st century live longer than any generation
who walked upon the earth, they are taller and fatter in
almost all countries and they tend to get mature earlier.
It is not easy for the scientists to predict the future in
an age like this, when developments and inventions in
technology, medicine and pharmaceuticals are unbelievably
fast. Let’s hear Profesor Stephen C. Stearns again: “We as
humans are constantly evolving whether we like it or not.
Technology, healthcare, prescription drugs and even media
are directly contributing to this evolution. It is really hard
to predict what the effects of these will have on the future
generations.”
DQ HABERLERNEWS
74
DEDEMAN
KONYA’DA, CANLI
FASIL EŞLİĞİNDE
OCAKBAŞI KEYFİ
Dedeman Konya, damak tadına düşkün olanlara, aradıkları
lezzetleri kaliteli hizmet anlayışıyla sunuyor. Otelin
deneyimli şefi Şef Ali Murat Dikmen’in misafirler için seçtiği
özel serpme mezelerin ve odun ateşinde pişirilmiş muhteşem
et seçeneklerinin lezzetini Dedeman Teras’ın eşsiz atmosferi
tamamlıyor. Dedeman Teras, her cumartesi saat 19:00’ da
canlı fasıl müziği eşliğinde misafirlerini ağırlıyor. (Ocakbaşı
keyfi limitsiz yerli içecek dahil, kişi başı 99 TL, Ocakbaşı
keyfi limitli yerli içecek dahil, kişi başı 79 TL)
A DELIGHTFUL GRILL NIGHT
ACCOMPANIED BY LIVE TURKISH
TRADITIONAL MUSIC AT
DEDEMAN KONYA
Dedeman Konya delivers the quality service to the taste and
cuisine enthusiasts. The experienced chef of the hotel, Ali
Murat Dikmen, personally oversees the meze dishes and the
masterfully prepared meat dishes on wood grills. Dedeman
Terrace’s magnificient view adds to the beauty of the meals.
Dedeman Terrace presents live traditional Turkish music to
its guests every Saturday, starting at 7 pm. Unlimited local
alcoholic beverages included, the price per person is 99 TL, you
can choose a limited drinks version for 79 TL.
DEDEMAN KONYA
320 ÖĞRENCİYE STAJ
İMKANI SAĞLADI
Dedeman Konya, açıldığı günden itibaren, otel bünyesinde staj
yapmak isteyen öğrencilere her türlü kolaylığı sağlıyor. Meslek
liseleri, turizm otelcilik lisesi, üniversitelerin turizm otelcilik bölümü
öğrencilerinin yanı sıra iletişim fakültesi öğrencileri de staj yapma
imkanı buluyor. Stajyerlere özellikle yiyecek&içecek, mutfak,
kat hizmetleri, satış&pazarlama, muhasebe ve insan kaynakları
departmanlarında staj yapma imkanı sağlanıyor. Tüm stajyerlere
öncelikle oryantasyon eğitimi veriliyor. Oryantasyon eğitiminin bir
parçası olan otel turu, yine stajyer öğrencilerle gerçekleştirilerek,
otelin tüm bölümleriyle ilgili detaylı bilgiler stajyerlerle paylaşılıyor.
Staj alanı belirlenen öğrencilere ayrıca departman içi eğitimler de
veriliyor. 2006 yılından bugüne, yaklaşık 320 stajyer otel bünyesinde
görev almış ve staj döneminde özellikle iletişim becerisi, işi öğrenme
isteği ve misafir ilişkileri konusunda göstermiş oldukları başarılı
performanslar sonucu 47 civarında kişiye otel bünyesinde kadrolu
olarak çalışma imkanı sağlanmıştır. Ayrıca stajını başarıyla bitiren
öğrencilere staj sonunda, otel yöneticilerinin de yer aldığı kokteyl
eşliğinde staj bitirme sertifikaları verilmiştir.
DEDEMAN KONYA HAS
PROVIDED INTERNSHIPS
FOR 320 STUDENTS
Dedeman Konya has been providing internships for
students since is establishment in 2006. Students of
business colleges, tourism and hotel management
trade schools, Universities of Tourism and Hotel
Management have been benefiting from these
opportunities, whatsmore, students of communication
technologies have been welcomed too. The interns
get the opportunity to work at food and beverages,
kitchen, room services, marketing, accounting and
human resources departments. The program begins
with an orientation which includes the tour of the
hotel, guided by more experienced internship,
providing the students with detailed information about
the establishment. When each student’s department
is determined, inter departmental training starts.
Since 2006, 320 students have enrolled in this
apprenticeship program. Within those students, 47
were offered permanent positions in the company,
based on their skills, enthusiasm and public relations
capabilities. Every intern is granted a certificate at the
end of the program, which is celebrated by a cocktail
party.
75
NEWS
DQ HABERLER NEWS
76
HAFTA SONLARI DEDEMAN’A
GELİN, KEYFİ KEŞFEDİN!
Türkiye’nin ilk uluslararası otel zinciri Dedeman Hotels
& Resorts International, “Keşfedecek çok yer, çok
Dedeman var!” söyleminden yola çıkarak hafta sonları için
misafirlerine özel fırsatlar sunuyor. Hafta sonu kampanyası;
Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri yapılan konaklamalarda
uygulanıyor. İstanbul’dan Gaziantep’e, Rize’den Zonguldak’a,
Şanlıurfa’dan Diyarbakır’a kültür, tarih ve doğa ile iç içe, her
mevsimin doyasıya yaşandığı farklı şehirlerde faaliyet gösteren
Dedeman Otelleri, misafirlerine 31 Aralık 2014 tarihine kadar
geçerli olan kampanya ile haftasonu tatilleri için benzersiz
bir fırsat sunuyor. Türkiye’nin eşsiz güzelliklerini avantajlı
konaklama fırsatlarıyla keşfedin. Dilediğiniz Dedeman’da
dilediğiniz hafta sonu %40’a varan indirim fırsatından
yararlanın.
STAY AT DEDEMAN ON THE
WEEKENDS, EXPLORE THE
PLEASURE
Dedeman Hotels & Resorts International, the first international
hotel chain of Turkey, offers a weekend campaign to its guests
based on a following statement: “So many places to discover…
So many Dedemans!” The discount campaign that covers all
Dedeman Hotels will be applied in accommodations to take
place on Friday, Saturday and Sunday. Dedeman Hotels,
operating in different cities from Istanbul through Rize, Şanlıurfa
to Diyarbakır, where each season is experienced to the fullest
extent in touch with culture, history and nature, provide an
exquisite opportunity to its guests for weekend holidays
through a campaign, which will be valid until 31st December
2014. Explore Turkey’s unique beauties with Dedeman’s
accommodation opportunities. Enjoy discounts up to 40% every
weekend at every Dedeman.
DEDEMAN OTELLERİ
VE NOMAD CLUB’DAN
AVANTAJLI İŞBİRLİĞİ
Dedeman Hotels & Resorts International, Air Astana Havayolları’nın
sadakat programı olan Nomad Club ile gerçekleştirdiği işbirliği ile
misafirlerine avantajlı konaklama imkanı sunmaya devam ediyor.
Nomad Club üyeleri programın geçerli olduğu (*) Dedeman
Otelleri’nde yapacakları konaklamalarda 500 bonus mil kazanıyor!
Üyeliğin ücretsiz olduğu Nomad Club’a; internetten veya Air
Astana ofislerinde ve havaalanlarında bulunan formları doldurarak
başvurabilirsiniz.
(*) Programın geçerli olduğu Dedeman Otelleri : Dedeman İstanbul,
Dedeman Bostancı İstanbul Hotel & Convention Center, Dedeman
Silk Road Tashkent ve Dedeman Oskemen Tavros.
ADVANTAGEOUS PARTNERSHIP
FROM DEDEMAN HOTELS AND
NOMAD CLUB
Dedeman Hotels & Resorts International continues
to offer advantageous accomodations with a
new partnership with Air Astana Airlines’ loyalty
programme Nomad Club. Nomad Club members will
earn 500 miles per eligible stay at participating (*)
Dedeman Hotels. You may join Nomad Club from the
internet or by filling the appilcation forms which you
may find in the Air Astana offices and airports.
(*) Participating Dedeman Hotels : Dedeman İstanbul,
Dedeman Bostancı İstanbul Hotel & Convention
Center, Dedeman Silk Road Tashkent and Dedeman
Oskemen Tavros.
77
NEWS
DQ HABERLER NEWS
78
DEDEMAN İSTANBUL
ROOF BAR’DA GÜNÜN
YORGUNLUĞUNU
ARKANIZDA BIRAKIN
Yoğun geçen bir iş gününün ardından, mükemmel bir şehir
manzarası eşliğinde içkinizi yudumlamaya ne dersiniz? Cevabınız
“evet” se, sizi şık dekorasyonu ve rahatlatıcı atmosferiyle Happy
Hour saatlerini unutulmayacak bir keyfe dönüştüren Dedeman
İstanbul Roof Bar’a bekliyoruz. Haftanın her günü 18:00 ve 21:00
saatleri arasında Dedeman İstanbul Roof’un misafiri olanlar, tüm
içkilerde %50 indirim şansına da sahip oluyorlar.
AFTER A TIRESOME
DAY RELAX AT
DEDEMAN İSTANBUL
ROOF BAR
How about a drink overlooking a
magnificent city view after a hectic
day? If your answer is ‘yes’ we await
you at Dedeman İstanbul Roof Bar’s
Happy Hour offering a most relaxing
atmosphere in a chic setting. Every
day of the week between 6pm and 8pm,
Dedeman İstanbul Roof’s guests also
enjoy a 50% discount on all drinks.
79
HAFTA SONU İÇİN ALTERNATİF TATİL
ROTASI: DEDEMAN ZONGULDAK
Dedeman Hotels & Resorts International, “Geleneksel Dedeman Misafirperverliği”ni
alternatif tatil rotası Zonguldak’ta yaşamaya davet ediyor. Dedeman Zonguldak, 99
TL’den başlayan uygun fiyat avantajları ile iş yorgunluğunu çeşitli aktivitelerle atmak
isteyen misafirlerine unutamayacakları bir hafta sonu vadediyor. Dedeman Zonguldak,
eşsiz deniz manzarasına sahip Panorama Restaurant’ıyla da damak tadına önem veren
misafirlerine lezzetli seçenekler sunuyor. Aktivite ve spor için 2500 m2’lik kapalı alanı
bulunan Dedeman Zonguldak, kapalı yüzme havuzu, çocuk havuzu, fitness center ve
SPA merkezi hizmeti de veriyor. Dedeman Zonguldak, evcil havyan sahibi misafirlerini
de düşünüyor; otel evcil hayvanları da sahipleriyle birlikte ağırlıyor. Otel misafirleri
konaklamaları esnasında Zonguldak ilinde ve çevresinde yer alan pek çok farklı mekanı
da ziyaret etme fırsatı buluyor. Gökgöl Mağarası, İnağzı Mağarası, Kızılelma Mağarası
gibi otantik mekanlardan Filyos Kalesi ve Kumsalı, Kilise-Cehennemağzı Mağarası gibi
yerleri gezme seçenekleri sunuyor. Dedeman Zonguldak misafirleri ayrıca günübirlik
olarak Amasra, Safranbolu, Ereğli, Filyos, İnkumu, Güzelcehisar, Mugoda, Göldağı,
Yenice Yeşilvadi ve Akcakoca’ya geziler yapma fırsatı buluyor.
A GREAT ALTERNATIVE FOR WEEKEND BREAKS:
DEDEMAN ZONGULDAK
Dedeman Hotels & Resorts International brings the ‘Traditional Dedeman Hospitality’ to
the alternative holiday destination Zonguldak. With rates starting from 99 TL Dedeman
Zonguldak offers an unforgettable weekend break to its guests with a variety of activities to
refresh and revitalize. Boasting unmatched sea views, Panorama Restaurant serves a variety
of tasty dishes much praised by its gourmet guests. With a covered facility of 2500 m2 area
for sports and recreation, at Dedeman Zonguldak guests enjoy an indoor swimming pool,
children’s swimming pool, fitness center and a Spa. Offering a pet friendly environment
Dedeman Zonguldak also welcomes guests with pets. Hotel guests enjoy sightseeing tours
in and nearby Zonguldak with a range of alternatives depending on their interests. Authentic
locations such as Gökgöl, İnağzı and Kızılelma Caves, as well as historic locations such as
Filyos Fortress and beach, Church-Cehennemağzı Cave are some of the options. Dedeman
Zonguldak also organizes day trips to nearby Amasra, Safranbolu, Ereğli, Filyos, İnkumu,
Güzelcehisar, Mugoda, Göldağı, Yenice Yeşilvadi and Akcakoca.
80
DEDEMAN BOSTANCI HOTEL &
CONVENTION CENTER
Değirmenyolu Cad. No:39/B 34752
Bostancı / İstanbul / Türkiye
Tel: +90 (216) 469 66 00
Email: [email protected]
DEDEMAN OSKEMEN TAVROS
Permitina Sokak, No:11/1 070000,
Ust-kamenogorsk / Kazakistan
Tel: +7 (723) 220 82 08
Email: [email protected]
DEDEMAN DİYARBAKIR
Elazığ Cad. Büyükşehir Belediyesi Yanı
21400 Diyarbakır / Türkiye
Tel: +90 (412) 229 00 00
Email: [email protected]
DEDEMAN PALANDÖKEN
P.K. 115 25000 Erzurum / Türkiye
Tel: +90 (442) 316 24 14
Email: [email protected]
DEDEMAN ERBİL
60 Meter Street, Setekan Nr:36 246 062
Erbil / Northern Iraq
Tel: +964 (66) 257 21 00
Email: [email protected]
DEDEMAN PALANDÖKEN SKI LODGE
P.K. 115 25000 Erzurum / Türkiye
Tel: +90 (442) 317 05 00
Email: [email protected]
DEDEMAN GAZİANTEP HOTEL &
CONVENTION CENTER
Nesimi Mah. Gaziantep Cad. No:160 27120
Aktoprak / Gaziantep / Türkiye
Tel: +90 (342) 211 66 00
Email: [email protected]
DEDEMAN PARK DENİZLİ
Karsıyaka Mahallesi, 2394 Sokak, No:4
20175 Denizli / Türkiye
Phone: +90 (258) 268 80 00
Email: [email protected]
DEDEMAN İSTANBUL
Yıldız Posta Caddesi, 50 Esentepe 34340
İstanbul / Türkiye
Tel: +90 (212) 337 45 00
Email: [email protected]
DEDEMAN RİZE
Ali Paşa Köyü 53100 Rize / Türkiye
Tel: +90 (464) 223 44 44
Email: [email protected]
DEDEMAN PARK GAZİANTEP
Mücahitler Mahallesi 9. Sokak No: 30
Şehitkamil / Gaziantep / Türkiye
Tel: +90 (342) 211 84 44
Email: [email protected]
DEDEMAN SILK ROAD TASHKENT
Amir Temur Str. C 4 No. 7/8 Tashkent,
100000 / Özbekistan
Tel:+998 71 120 37 00
Email: [email protected]
DEDEMAN KAPADOKYA
Ürgüp Yolu 2. Km. 50200
Nevşehir / Türkiye
Tel: +90 (384) 213 99 00
Email: [email protected]
DEDEMAN ŞANLIURFA
Atatürk Mah. Hastane Cad. Şanlıurfa /
Türkiye Tel: +90 (414) 318 25 00
Email: [email protected]
DEDEMAN KONYA HOTEL &
CONVENTION CENTER
Isparta Beyşehir Yolu, Yeni Sille Caddesi
Özalan Mahallesi Selçuklu 42080
Konya / Türkiye Telefon: +90 (332) 221 66 00
Email: [email protected]
DEDEMAN ZONGULDAK
İncivez Mahallesi , Milli Egemenlik Caddesi
128, 67000 Zonguldak / Türkiye
Tel: +90 (372) 291 00 00
Email: [email protected]
DEDEMAN PARK
BOSTANCI
Açılış tarihi: 2015
Dedeman Park
Izmailovo MOSCOW
Açılış tarihi:
2015
DEDEMAN
PARK LEVENT
Açılış tarihi:
2015
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
66
File Size
5 488 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content