close

Enter

Log in using OpenID

UBK2014Güncel - 22.Ulusal Biyoloji Kongresi

embedDownload
26.06.2014
U B K 2 0 1 4 G ü nc e l
22. Ulusal Biyoloji Kongresi Haber Bülteni
Sayı 3
Bu sayıda:
Prof.Dr. Battal
ÇIPLAK sunu
2
Fotograflarla
4
UBK
Mahmudiye
Meslek Yüksek
5
Eskişehir’de
yemek
5
Eskişehir’de
zaman
6
22. UBK kapsamında düzenlenen “BİLGİ TOPLUMU, BİLGİ TOPLUMU, YAŞAM
BİLİMLERİ ve TÜRKİYE” konulu çalıştayın açılış töreni Biyoloji Kongresi Düzenleme
Kurulu Başkanı Prof.Dr. Sayın Semra İLHAN, Türkiye Biyologlar Derneği Genel Başkanı
Doç. Dr. Alev Haliki UZTAN, Biyologlar Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
Biyolog Tarık PATIHAN ve 22. Ulusal Biyoloji Kongresi Onursal Başkanı Eskişehir
Osmangazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sayın Hasan GÖNEN’in konuşmaları ile
başlamıştır. Ardından Çalıştayda Akdeniz Üniversitesi, Fen Fakültesi, Biyoloji
Bölümünden Prof. Dr. Battal ÇIPLAK ‘ın “BİLGİ TOPLUMU, YAŞAM BİLİMLERİ ve
TÜRKİYE” adlı konuşması sunulmuştur. Konuşma Metni tam metin olarak bu sayımızda
aşağıda yer almaktadır;
Deyimler uzun süreli yaşanmışlıklarla test edilerek olgunlaşır ve birden çok sayıda
farklı durum için geçerli olduğu için klasikleşir. Bu nedenle ifadeleri itibarıyla güçlüdürler!
Örneğin “bilgi güçtür” veya “gücünüz bilginiz kadardır”. Bu deyim bir bireyden küçük veya
büyük ölçekli bir topluma, oradan devlet veya geniş coğrafyalara kadar her düzey için
geçerlidir. Toplumların yaşamında yekûn olarak sahip olunan bilgi önemlidir. Bu, söz gelimi
yaşam bilimleri gibi, tekil bir alan için de geçerlidir.
Yaşam bilimleri kapsamlı bir alandır. Çünkü insanoğlu doğaya bağımlıdır. Uygun ve
yeterli doğa olmadığında bir yaşam olası değildir. Keza, insanın kendisi yaşam bilimleri
alanının araştırma öznesidir. Yaşam bilimleri tıptan veterinerliğe, ziraattan su ürünleri veya
ormancılığa ve hatta ilaç sanayinden biyo-mühendisliklere kadar çok sayıda uygulamalı
alanı kapsar. Ancak, biyoloji bu büyük binanın temelidir ve diğerlerinin tamamı bu temel
üzerinde şekillenir. Sadece barakalar temelsiz olarak inşa edilebilir!
Bilim, bilme merakını giderme açısından toplumların yaşamında önemli bir işlev
görür. Çünkü düşünsel gelişimin odağında bilme merakı vardır. Şüphesiz, temel bilim
olarak biyolojinin bilgileri sadece bu işleve hizmet etmez. Biyolojik bilgi yelpazesi, toplum
yaşamında muazzam ekonomik öneme sahiptir ve bu açıdan 21. Yüzyılın en fazla fırsat
sunan alanı kabul edilebilir. Ancak, biyolojik bilginin her iki işlevi sıkı sıkıya birbiri ile
bağlantılıdır ve aynı derecede önemlidir. Sadece uygulamaya yönelik bilginin peşine
düşmek büyük resmi görmeyi engeller ve ekonomik amaçlı girişimleri de zaafa uğratır.
Böyle olmasına karşın, ne yazık ki ülkemizde diğer temel bilimlerle birlikte gerileyen bir
bilim dalı haline gelmeye başlamıştır. Yaşam bilimleri alanının işlevselliğini her yönüyle
ortaya koymak bir kişinin yapabileceğinin çok üzerindedir. Ancak, birkaç genelleme ile
neden bu alana ihtiyaç olduğuna değinmeye çalışacağım.
A- İhtiyaçlara ilişkin bir potpuri
1- Küresel değişimler ve biyolojik çeşitlilik krizi:
Yerleşik yaşama geçtikten bu yana, yani son 10-11 bin yıllık dönemde, Dünya nüfusunun
yaklaşık olarak sabit olduğu, ancak son 200-250 yıl içerisinde ani ve büyük bir artış
gösterdiği tahmin edilmektedir. İnsan nüfusunun bu derece artışı doğanın o oranda fazla
tüketilmesi anlamına gelir ve yerküre için kaldırılması güç bir yük oluşturmaktadır. Doğada
kendi biyolojik özellikleri ile yaşayabilme yeteneğinde olmadığından, diğer canlılardan
farklı olarak, insan niş yapıcı bir türdür. Yaşayabilmesi için doğayı yaşayabileceği koşullara
dönüştürmesi gerekir. Bu nedenle insan tarafından sergilenen her aktivite doğa için
olumsuz çıktılar üretir… Bu çıktılar birlikte küresel değişimlere neden olmaktadır.İnsan
tarafından neden olunan bu değişimler doğayı önemli oranda dönüştürmüş ve
dönüştürmektedir. Bu da biyolojik çeşitlilik için ciddi tehditler oluşturur. Genel olarak
küresel değişimlerin ve özel olarak küresel ısınma nedeniyle, 2070-2080 yılları itibarıyla
dünya canlı çeşitliliğinin yaklaşık yarısının yok olacağı tahmin edilmektedir.
Bilimsel çalışmalar öncelikle dar yayılışlı ve endemik türlerin yok olacağına göstermektedir. Bu saptama ülkemiz
biyoçeşitliliği için üzücü anlamda önemlidir. Çünkü, Türkiye ve özellikle Anadolu, endemizm oranı bazı gruplarda %
80lere varacak derecede endemik bir biyoçeşitliliğe sahiptir. Bu da ülkemiz canlı türlerinin öncelikle yok olacak canlılar arasında olduğuna işaret etmektedir.
Bu nedenlerle ülkemiz için özel koruma yaklaşımlarına gereksinim vardır ve bu da yüksek maliyetler yaratır.
Ülkemiz doğasını koruyabilmek için biyoçeşitlilik araştırmalarının özel önemde olduğunu tartışmaya gerek yok.
Biyoçeşitlilik araştırmaları işlevsel veri üretmek durumundadır. İşlevsel veri üretimi etkin ve güncel yaklaşım ve yöntemlerle olasıdır. Bu araştırmalar dinamik doğal denge prensibi ve ekosistemi koruma perspektifi ile virüslerden gelişmiş bitkilere veya omurgalılara kadar kapsayıcı bir yaklaşımla yapılmalıdır. Bunlar olmadan bir bilgi toplumu olunamaz! Bu da biz biyologlara önemli bir sorumluluk yüklemektedir!
2- Ziraat: Tarımdaki etkinliğiniz ekim alanlarınızın genişliği veya çalışan insan sayısının fazlalığı ile değil laboratuardaki etkinliğinize bağlıdır.Anadolu yerleşik yaşamın ve tarımın başladığı yerdir. Tarımı yapılan çok sayıda bitki ve
hayvanın ana vatanı Anadolu’dur. Örneğin ekonomik açıdan evcilleştirilmiş en önemli hayvan olan sığırın ismi Anadolu dağlarına (Bos taurus) atfen verilmiştir. Bu hayvan evcilleştirildikten sonra buradan dünyaya dağılmıştır. Böyle
olmasına karşın bu gün bu coğrafyanın çiftçileri, buradan götürüldükten sonra ıslah edilmiş sığır ırklarını (Hollanda,
Montofon, Holshtain, Symantel) yetiştirmektedir. Benzer durum, tarımı yapılan başka birçok tür için de geçerlidir.
Tohum/damızlık üretme ile ilgili bir derleme yazılsa üç dönem tanımlanabilir. Birincisi 1930lara kadar olan
geleneksel dönem; ikincisi 1930lar ile 1980’lere kadar olan evrimsel populasyon genetiği dönemi (genel olarak seçilim çalışmaları olarak tanımlanır) ve üçüncüsü 1980lerden sonra genetik mühendisliğinin eklendiği dönem olarak
tanımlanabilir. Yakın zamanda Ziraat fakültelerine bağlı olarak tarımsal biyoteknoloji bölümleri açılmaktadır. Her ne
kadar tarımı yapılan türlerin ıslahı, yeni türlerin adaptasyonu gibi uğraşlar ilk anda zirai bilimler alanına özgü gibi
görünse de, biyologların bu canlılar için üretecekleri temel bilgiler olmadan, uygulamaya yönelik bir gelişme kat etme
şansı zayıftır. Hâlihazırda kültürü yapılanlarının genetik ve fenotipik varyasyonlarının arttırılması, stokların sürekliliğinin sağlanması veya yabanıl formlarla çeşitlendirilerek yeni ırkların geliştirilmesi biyologların katkısını gerektirmektedir.
3- Evrimsel tıp: Diğer tüm canlı türleri gibi insan türünün de bir ekolojisi vardır. Çevresel değişimler nedeniyle, insan
genetik olarak uyum sağladığından oldukça farklı ekolojik koşullarda yaşamaya başlamıştır. Başka bir ifade ile insanın çevresindeki değişimler gen havuzunda meydana gelecek değişimlerden kat kat daha hızlı olduğundan, ikisi arasında ciddi bir uyumsuzluk olmuştur. Bu durum özellikle 20. ve 21. Yüzyılda çok belirgindir. Bu uyumsuzluk, günümüz önemli hastalıkların birçoğunun nedenidir. Hem genetik araçlarla insanın doğasının anlaşılması hem de buna
uygun yaşama koşullarının belirlenmesi ve oluşturulması tıbbi pratiğe ihtiyaç duymadan sağlık alanında hacimli iş
yapabilme olanağı sağlayacaktır.
Diğer taraftan, patojen ve parazitlerin evrimi sağlık açısından yarattığı oldukça fazla olumsuz durum vardır.
Bizimle birlikte yaşayan ve insan eliyle yaratılan koşullarda birlikte evrimleşen hastalık etmenlerinin çoğu insandan
milyon kez daha hızlı evrimleşmektedirler. Parazit ve patojenlerle mücadele için şimdiye kadar uygulana gelen yöntemimiz bir nevi “kan davası” şeklindedir. Bu kavgada kazanmak için kimyasal silahlar kullanmaktayız ve bu silahlarımızın kullanım süresi oldukça kısadır. Parazit ve patojenlerin ise hızlı evrimleşme silahları vardır ve kısa sürede kimyasal silahlarımızı devre dışı bırakırlar. Sonra yenilerinin peşine düşeriz. Antibiyotikler tarihi yazılacak olsa 70-80
yılda büyük bir molekül çöplüğünün oluştuğu, yapılacak ilk saptama olur. Parazit ve patojenleri yok etme anlayışı
başka olumsuzluklarla sonuçlanmıştır ve sığ bakışımızın fark etmediği birçok olumlu durumu da devre dışı bırakmıştır. İmmün sistemimiz parazit ve patojenlerce regüle edildiğinden, onlarsız bir yaşamda oto-immün hastalıkların oranı artmaktadır. Dolayısıyla sadece tedavi etmeye yönelik tıbbi pratik sağlık alanı için iş gücü ve ekonomik olarak altından kalkılması güç bir sonuç getirmiştir. Evrim ve ekoloji perspektifi olmadan yeni dönem tıp alanında etkin olmak olası değildir. Bu da ancak canlı bilimciler veya biyologlar tarafından yapılacak bir iştir.
4- Genetik mühendisliği ve biyoteknoloji: Biyoteknoloji, farklı gelişkinlik düzeylerinde de olsa, insanlık tarihi kadar
eskidir. Ancak, 20. yüzyılın sonu ve 21. yüzyılın başında daha önce hayal bile edilemeyen bir boyuta ulaşmıştır. Bu
dönemde moleküler tekniklerdeki gelişmeler sayesinde canlıların DNA ları didik didik edilmiş, DNA işleyişi bilinir
kılınmış ve organizmaların genleri ile oynanarak fenotipik özellikleri istenilir yönde değiştirilebilmiştir. Bu sayede
bakteriyel veya virütik düzeyde uğraşılan bir iş olan biyoteknoloji, genetik mühendisliği ile yeni bir boyuta ulaşmıştır.
Dolayısıyla biyoteknoloji artık hem molekül, hem moleküler işleyiş hem de hücre ve organizma düzeyinde çalışılan
karmaşık bir alan haline gelmiştir. Hacimli ve ileri düzeyde bilgi gerektiren bu alan aynı zamanda muazzam fırsatlar
sunmaktadır. Yeni ürün üretimi, yetiştiriciliği yapılan canlılara yeni özellikler kazandırılması veya tercih edilen özelliklerinin geliştirilmesi çok hacimli ekonomik girdi sağlayabilmektedir. Günümüzde hiçbir ülkenin bunu göz ardı etme lüksü olamaz. Aksi takdirde bu alanlarda bilgi üretenlere bağımlı hale gelmekten başka bir yol kalmaz.
5- Sibernetik ve nanoteknoloji: Bazılarına göre biyoloji bağımsız bir bilim dalı değildir. Kimya ve fizik süreçlerini kullanarak bilgi üreten bir disiplindir. Bu iddianın geçerliliği/ geçersizliği bir yana, başka açıdan işaret ettikleri vardır.
Canlı sistemlerin fiziksel ve kimyasal işleyişleri ve sahip oldukları özellikleri yeni teknolojiler geliştirmek için muhteşem araçlar ve yöntemler sunar! Sibernetik olarak adlandırılan bu yaklaşımla üretilen çokça teknoloji veya sistem
örneği vardır (örneğin baykuş kanatlarının uçuş sırasında hava akımını düzenlemeleri ile sessiz uçak yapımı; gözün
işleyişi ile kamera yapımı; seçilim mekanizmasının elektrik dağıtım şebekelerine uygulanması vb.) ve sürekli yenileri
üretilmektedir. Aynı şekilde moleküler düzeyde organizmal işleyişinin anlaşılması farklı bir boyutu olan ancak henüz
emekleme aşamasındaki nanoteknoloji alanının gelişmesini sağlamıştır. Teknolojide ilerleme iddiasında olan bir toplumun bunları göz ardı etmesi düşünülemez ve canlılara ilişkin bilgiler olmadan da bunların gelişmesi olası değildir!
B- Bize (canlı bilimcilere) düşenler
Ülkemiz bilim tarihi konusunda sıradan bir vatandaştan farklı bilgilere sahip değilim. Ancak, canlı bilimleri bağlamında konuşulduğunda, güncel biyoloji literatüründe ülkemiz insanına atıf edilecek özel bir bilgi olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Ana hatları ile batı ülkelerince tanımlanmış bir zemin üzerinde tekrar düzeyinde veya sınırlı
işlevi olan bilgi üretimimiz söz konusudur. Ülkemiz florası yabancılar tarafından yazılmış, faunasına ilişkin bilgiler
çok parçalıdır ve halen resmin büyük parçaları eksiktir. Dahası dünya biyoçeşitlilik çalışma konsepti ve standardı
değişmişken, halen geleneksel yaklaşımla bilgi üretmeye devam etmekteyiz. Biyoçeşitlilik bilgilerimiz bir dizi Latince
veya Latinceleştirilmiş kelime dizisi ve bazı tanımlardan çok da fazlası değildir. Biyoteknoloji, ziraat, tıp veya insan
ekolojisi gibi uygulamalı alanlara temel oluşturacak bilgi üretimi farklı bir nitelik arz etmemektedir. Niteliği bir yana
araştırmacı sayısı ile orantılı bir bilgi üretimi olduğunu söylemek de güçtür.
Dahası hem yeterince bu durumun farkında olmadığımız, hem de bunların nedenlerini nesnel bir şekilde ortaya koymaktan uzak olduğumuzu söylemek yanlış olmayacaktır. Farkındalığımızın düzeyi, liseyi bitiren öğrencilerin
biyoloji bölümlerini tercih etmemesi nedeniyle oluşmuş bir hoşnutsuzluktan fazla değildir. Hastalığa doğru teşhis
konmaz ise hangi ilaçla tedavi edileceği de bilinemez. Şüphesiz sorunların tamamı alanın çalışanlarından kaynaklanmamaktadır. Ülkenin genel sorunları ile bağlantılı birçok neden söz konusudur. Ülke bilim politikası, politika çerçevesinde belirlenen hedefleri gerçekleştirmenin yöntem ve araçlarının belirlenmesi, araştırma işgücünün ve kurumlarının nasıl organize olacağının tanımlanması ve daha önemlisi bu alanda eğitim görmüş insanların istihdam edilmesi
gibi hususların tamamı önemli idari konulardır. Bu hususlar çalıştay ve kongre süresince birçok konuşmacı tarafından tartışılacaktır.
Akademi içi idari durum ayrıca tartışılmayı gerektirmektedir. Akademisyenlerin idareci olma hevesi daha çok
idarecinin fırsat ve kaynak kullanım yetkileri nedeniyledir. Ya doğrudan bu yetkiyi elde etmek ya da yetkiyi elinde
bulunduranlarla birlikte olma çabası akademisyenlerin hacimli bir zamanını araştırma dışı uğraşlara harcamalarına
neden olmaktadır. Başka değerli konuşmacılar değinecek olsalar da, önemi nedeniyle birkaç noktanın altını çizmekte
yarar vardır. Yaşam bilimleri 21. Yüzyılın bilimi olarak kabul edilirken, ülkemizdeki durumu herkes tarafından bilinmektedir. Bunun anlaşılabilmesi için her hangi mazerete sığınmadan iki soruya nesnel cevaplar bulmamız gerekir.
İlki dünya standardına göre nerede olduğumuz ve ikincisi bu durumu yaratan nedenlerin saptanmasıdır. Ancak bu
hacimli bir iştir ve bir özet dahi fazla iddialı olacaktır. Bunun yerine bireysel olarak referans alınacak birkaç noktaya
değinmek yararlı olacaktır.
Nitelik/nicellik: Tüm akademik ve bilimsel aktiviteler bir nitelik önceliği ile gerçekleştirilmelidir. Nitelik önceliği tüm eğitsel, araştırma, atama/yükseltilme, jüri üyesi aktivitesi, kurumlar adına yapılacak işler gibi her türlü aktivitelerde geçerli olmalıdır. Niteliğe öncelik veren her akademik ve bilimsel uğraş, ileri aşamaya taşınmayı kendiliğinden getirecektir. Aksi taktirde, önceki sistem kendini sürekli tekrarlamaya ve kısır döngüye
devam edecektir. Sadece nicel parametrelere dayandırılmış bir değerlendirme sonuç verici olmamıştır ve olması da beklenmez.
Kararlarda seçici ölçüt: Bir sistem hangi mekanizma veya yolla hak dağıtıyorsa, o mekanizma sistemin kendisi
haline gelir. Tüm akademik ve bilimsel kararlarda hak etme veya liyakat esas alınırsa, sistemin bileşenleri
(ister bireyler isterse kurumsal) üretkenliği ile layık olmaya çalışırlar. Aksi demoralizasyon ve buna bağlı verimsizliktir. Bu durum proje hakemliğinden her düzeydeki jüri üyeliğine ya da karar vermenin söz konusu
olduğu her durum için geçerlidir.
Etik: Yukarıda verilen iki husus ile doğrudan veya dolaylı olarak ilişkili olabilecek diğer bir konu etiktir. İdari veya bireysel aktivitelerin tümünde, etikten sapma gösteren her davranış olumsuzluklar denizine damla olarak
ekleyecek ve sistem için bir sıfır çarpan olarak iş görecektir. Bu bağlamda özellikle meslektaşlar arası çatışmanın önüne geçmek için her türlü çaba harcanmalıdır.
Sayfa 4
UBK2014Güncel
Çok paydaşlı araştırma: İçinde yaşadığımız yüzyılda bilimin geldiği düzey, bir kişinin her şeyi bilmesinin ve
gelişmeleri izlemesinin olanaksız hale gelmesine neden olmuştur. Bilimsel birikimin önde olduğu ülkelerde araştırmaların çoğu multidisipliner yaklaşımlarla ve farklı uzmanlıkları olan bilim insanlarının
işbirliği ile yapılmaktadır. Aksi durum, çoğu zaman bizim ülkemizde olduğu gibi eksik, bilimsel değeri
düşük, salt akademik unvan elde etmeye yönelik israftan başka bir çıktısı olmayan sonuçlar üretmeye
devam etmemize yol açacaktır.
Kurumsal süreklilik: Hacimli ve nitelikli veriler ancak süreklilik gösteren araştırmalar sayesinde gerçekleşebilmektedir. Bu gün bir merkez kurulsa ve tüm olanaklar sağlansa dahi bir anda öncü araştırmalar
yapma şansı zayıf olacaktır.
Bu günkü durumdan öncekiler sorumludur! Gelecekteki durumdan bizler sorumlu olacağız!
Prof. Dr. Battal ÇIPLAK
Fotoğraflarla ESOGÜ 22.UBK
ESOGÜ’de KEŞİF: Mahmudiye Atçılık MYO
Ülkemizin atçı-
rın istihdam oranına
den
lık sektörüne yönelik
göre kendi
alanında
araçlarla kapılarını siz
kurulan 6 meslek yük-
2010
birinci
değerli konuklarımıza
sekokul içinde biyolog
sıraya
yükselmiştir.
açacaktır. Okulu gör-
öğretim üye ve öğretim
Farklı meslek gurupla-
mek, atçılık faaliyetleri
elemanlarınca kurulan
rının
alanında
ile ilgili bilgi almak ve
tek okul ESOGÜ Mah-
olan atçılık sektöründe
atlara binmek isteyen
mudiye Meslek Yüksek
biyologların bu başarı-
konuklarımızı ESOGÜ
Okuludur. Atçılık sek-
sı almış oldukları kap-
Mahmudiye
törüne uzman yetişmiş
samlı eğitimin doğal
Yüksek
insan kaynağı yetişti-
sonucudur.
ESOGÜ
bekliyoruz.
ren
Mahmudiye
Meslek
okul
kurulduğu
yılında
etki
2007 yılından günü-
Yüksekokulu 26 Hazi-
müze verdiği mezun-
ran 2014 perşembe gü-
larda % 100 istihdamı
nü saat 13:30 ESOGÜ
yakalayarak mezunla-
Kongre Merkezi önün-
hareket
edecek
Meslek
okulumuza
Eskişehir’de Yemek
36 yıl önce Eskişehir’in Hamamyolu caddesinde başlayan bir öykü ...Henüz hamburger adının dahi yaygınlaşmadığı ülkede, el yordamı ile hamburgerciliğe soyunmak önemli bir adımdı. Kullanılacak
pişirme ünitelerinin yurt dışından elde edilmiş dergi ve reklam ürünlerinden sağlanmış görüntülerle, küçük sanayi atölyelerinde sınaya
yanıla üretimi, bu öykünün önemli bir bölümüdür.Pino’larda bu güne kadar lezzeti değişmeksizin hizmete sunulan ürün reçetelerinin, o
yıllarda çeşitli yörelerden gelen öğrencilerin tadım testleri sonucunda ortaya çıkarılması da bu günlere taşınan, ayrı bir heyecan ve doğru verilmiş bir karar olarak değerlendirilmektedir. 1978 yılında
Eskişehir’ de kurulmuş olan Pino; Eskişehir için artık fast food yemek kültüründe bir marka haline gelmiştir. Üniversite şehri olan
Eskişehir’ de özellikle öğrenciler ve genç nüfus için Pino vazgeçilmez
bir lezzet olmaya devam etmektedir. Hijyenik, lezzetli ve hızlı bir şekilde karnınızı doyurmak istiyorsanız Eskişehir’ in birçok yerinde bulunan herhangi bir Pino şubesine uğramanızı ve bu lezzeti denemenizi tavsiye ederiz.
Sayfa 5
Eskişehir’de zaman...
Sayfa 6
SAZOVA Bilim Sanat ve Kültür Parkı
Eskişehir – Kütahya yolu üzerinde Sazova mevkinde bulunan park 400 bin m2′lik alan ile Eskişehir’in en büyük parkıdır. İçerisinde gölet, birebir ölçülerde korsan gemisi, masal şatosu, bilim
merkezi, uzay evi, amfi tiyatro, oyun grupları, gezi alanları ve restoranlar bulunmaktadır. Ücretsiz bir tren ile bu parkı gezebilir, bilim merkezinde deneyler yapabilir, uzay evinde uzayın derinliklerinde kendinizi kaybedebilirsiniz. Aynı zamanda içerisinde bulunan akvaryumda birçok deniz canlısını gözlemleyebirsiniz. Tüm bu aktivitelerden sonra ise içerisinde bulunan kafeterya ve
restoranlarda yorgunluğunuzu atabilirsiniz.
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
11
File Size
2 630 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content