İndir (PDF, 5.64MB) - Türk Kooperatifçilik Kurumu

Haziran 2012 Yıl : 78
Sayı : 906
Haziran 2012 Yıl : 78
ISSN : 1300-1450
Sayı : 906
ISSN : 1300-1450
YIL : 78 SAYI : 906
Haziran 2012
Başyazı
1
Prof.Dr. Harun TANRIVERMİŞ
Ahmet BAYANER
Muharrem ÇETİN
Rasih DEMİRCİ
Hikmet KAVRUK
Mehmet Akif ÖZER
Nurettin PARILTI
Adnan TEPECİK
Eriman TOPBAŞ
Ömer AYDEMİR
TÜRKİYE KOOPERATİFÇİLİK STRATEJİ
BELGESİNE YANSIYAN YÖNLERİYLE TARIM
SATIŞ KOOPERATİFLERİ VE BİRLİKLERİ
3
Dr. Oktay TUNCAY
TÜKETİM KOOPERATİFCİLİĞİ ÜZERİNE
DÜŞÜNCELER
12
Dr. Metin TÜRKER
Dr. Erhan EKMEN
TARIMSAL AMAÇLI KOOPERATİFLERDE
DENETİM VE GTHB HİZMETLERİ
16
Aybala DEMİRCİ
TÜKETİCİNİN HAKLARI
24
Tevfik ERDEM
TÜKETİM TOPLUMU VE TÜKETİM
KÜLTÜRÜ
27
Nail Tan
FOTOĞRAFLARLA TÜRK KOOPERATİFÇİLİK
KURUMU TARİHİNDEN SAYFALAR III
33
Yakup ESEN
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER 2012 ULUSLAR ARASI
KOOPERATİFLER YILINDA TÜKETİM
KOOPERATİFÇİLİĞİ ve VARLIK NEDENİ
36
Halim UTLU
KOOPERATİFLERDEN HABERLER
41
TÜRK ZIRAAT YÜKSEK MÜHENDİSLERİ
BİRLİĞİ GENEL KURULLARINI YAPTI
45
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
47
30.06.2012
Dergimizde yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına
aittir.
Doç.Dr. Mehmet ARSLAN
Doç.Dr. Mehmet Akif ÖZER
Veli ÇELEBİ
Osman BOSTAN
Turgut AĞIRNASLIGİL
Hüsnü POYRAZ
Prof.Dr. İhsan ERDOĞAN
Özdemir ÜNSAL
Başyazı
Üretim, tüketim, mesken ve kredi gibi ekonomik faaliyetlerin gerçekleştirilmesi ve
ihtiyaçların karşılanabilmesini teminen oluşturulan birleşmenin yani kooperatif
davranışın esası kollektif harekettir. Bu amaçla yapılan birleşmeler sonucu oluşturulan
örgütlerde kooperatif olarak isimlendirilmektedir. Amaç, ihtiyaçları maliyet fiyatına veya
olası en düşük fiyatla karşılamaktır. Bunun yolu ise, ölçeği büyüterek birim sabit maliyetleri minimize etmektir. Bu durum, ölçek ekonomisinin ortaya çıkardığı sinerji etkisinin
sonuçlarındandır.
Kooperatif birleşme gerekçeleri şirket birleşme gerekçeleri ile kısmen uyuşmakla birlikte, bizatihi bir birleşme olan kooperatiflerin birleşmesi değişik birleşme şekillerine benzer tarzlarda gerçekleştirilen bir örgütlenme olarak ortaya çıkmaktadır. Bu örgütlenme;
kooperatifler birliği, kooperatifler merkez birliği, kooperatifler milli birliği ve milli kooperatifler birliği (konfederasyonu) şeklindeki bir hiyerarşik yapı içinde olmaktadır.
Birim kooperatiften başlayan bu örgütlenme piramit şeklinde dikey bir örgütlenmedir. Kooperatifler Birliği; birim kooperatiflerin kendi aralarında kooperatif şeklinde
birleşmeleridir. Kooperatifler Merkez Birliği; genellikle aynı konudaki muhtelif kooperatif birliklerinin kooperatif şeklinde birleşerek oluşturdukları bir kurumdur. Kooperatifler
Milli Birliği; belli bir sektördeki (tarım/tarım dışı) kooperatif merkez birliklerinin meydana getirdiği bir oluşumdur. Milli Kooperatifler Birliği; birim kooperatiflerin, kooperatif
birliklerinin ve kooperatif merkez birliklerinin bir araya gelerek oluşturdukları bir yapıdır.
Kooperatifler birer ekonomik birim olduklarına göre, kooperatifler birliği ve kooperatifler merkez birliği yatay birleşme, kooperatifler milli birliği dikey veya türdeş birleşme ve
milli kooperatifler birliği aykırı birleşme şekli olarak şeklen kabul edilebilir.
Bu bağlamda;
Tüketim kooperatifleri, tüketicilerin özellikle de dar gelirli tüketicilerin ihtiyaç duydukları
tüketim maddelerini en iyi şekilde ve mümkün olduğunca ucuz fiyatla temin etmek üzere
dayanışma suretiyle ekonomik güçlerini bir araya getirdikleri kooperatif çeşididir.
İhtiyaçlarını müstakilen karşılayarak sabit maliyetlerine tek başına katlanan kooperatif
ortağı; bu maliyeti önce ortağı olduğu kooperatif ortaklarıyla paylaşarak birim başına
minimize etme yolundayken, sonra kooperatif birlikleri ortaklarıyla paylaşarak daha
da minimize etmeyi deneyerek maliyet tasarrufu olacağını farketmiş ve birim başına
maliyetleri asgariye indirmenin yolunun ölçeği daha da büyütmek olduğunu ve bunun
da merkez birliğinden geçtiğini görmüş olup; Türkiye’de tüketim kooperatifleri, birim
tüketim kooperatifleri, birim tüketim kooperatiflerinin oluşturdukları tüketim kooperatifleri birlikleri ve tüketim kooperatifleri birliklerinin oluşturduğu merkez birliği şeklinde
örgütlenmişlerdir.
Türkiye de geçmişi 1912 yılına dayanan yani bir asır öncesine dayanan tüketim kooperat1
ifleri; işbirliği ve güçbirliği noktasından hareketle, Türkiye’de Tüketim Kooperatifçiliğinin
çekirdeğini teşkil eden 457.000 kooperatif ortağı, ölçek ekonomisini yakalayarak,
ihtiyaçlarını daha kaliteli ve daha düşük fiyatla karşılamak için birleşme yoluna gidip
2.077 adet birim tüketim kooperatifi kurmuşlardır. Bunlardan 132.000 kooperatif
ortağının oluşturduğu 245 birim tüketim kooperatifi, ölçeği daha da büyüterek sinerjik
etkiyi artırmak amacıyla kooperatif birliklerini kurmuşlardır(1999 sonu itibariyle). Kooperatif birliklerinin kurulmasıyla birlikte; birim kooperatifin ortaya çıkardığı sinerji ile kooperatif birliğinin ortaya çıkardığı sinerji farkını gören aynı kooperatif ortakları ölçeği daha
da büyütüp, daha büyük sinerji sağlamak amacıyla merkez birliğini kurmuşlardır.
Türk Tüketim Kooperatifçiliği ; faal 163.608 ortağın oluşturduğu faal 797 birim kooperatif
ve bunlardan 44.205 ortağın oluşturduğu 108 kooperatifin ortağı olduğu 7 kooperatif
birliği ve 7 kooperatif birliğinin oluşturduğu bir merkez birliği ile hayatiyetini devam ettirmektedir( Mayıs 2012 itibariyle).
Türkiye’de Tüketim Kooperatifçiliği’nin faaliyette bulunduğu perakendecilik sektöründe,
alışveriş merkezi ve zincir yatırımında, Avrupa’da doyum noktasına ulaşılmış olup, ilgi
gelişmekte olan ülkelere kaymaktadır. Bu ülkelerden birisi de Türkiye’dir.
Türkiye’de Tüketim Kooperatifçiliği’nin sorunlarının çözümü ve perakendecilikteki
gelişmeler paralelinde sektörde ortaya çıkan keskin rekabete girişebilmesi için Türkiye
Tüketim Kooperatifleri’nin teorik olarak merkez birliği bazında yaptığı isabetli örgütlenmeyi veya birleşmeyi fonksiyonel hale getirmesi gerekmektedir. Merkez Birliği bir ekonomik birim olarak hedeflenen ve olması gereken faaliyetlerini özellikle toplu tedariki Türkiye bazında gerçekleştirememiştir. Burada hukuki, toplumsal, ekonomik, psikolojik bir
takım nedenler sayılabilir. Ancak önemli olan, hedefin ve inancın hala korunuyor olması
ve bu hedefi ve inancı koruyan idealist kooperatifçilerin varlığıdır. O halde yapılması gereken, Türkiye’de Tüketim Kooperatifçiliği’ni hedefe götürecek dolayısıyla tüketim kooperatiflerinin keskinleşen rekabet ortamında ayakta kalmasını ve büyümesini sağlayarak
kooperatif davranışın veya düşüncenin de zafiyete uğratılmasını önleyecek bir öneri
geliştirmek ve bu öneriyi kurumsallaştırmaktır.
Öneri; birleşerek büyümenin getireceği sinerjiyi ortaya çıkaracak olan üst örgütlenme
dahilindeki ortakların ihtiyaçlarının tek elden karşılanmasını ya da başka bir ifadeyle
birim kooperatiflere ait mağazaların tedarik faaliyetlerinin tek elden yapılmasıdır.
Hayata geçirilecek böyle bir uygulama ile sinerjinin getirdiği avantajları gören veya gösterilen üst örgütlenme dışındaki birim tüketim kooperatifleri de sisteme entegre olmak
isteyecekler ve ölçekteki büyüme sinerjiyi artıracak ve bu yeni kooperatif katılımlarını
getirecek, sonuçta Türkiye’deki birim tüketim kooperatiflerinin tamamı sisteme dahil
edilmiş ve örgütlenmiş olacaktır.
Ez cümle, Türkiye’de Tüketim Kooperatifçiliği’nin artan pazar payı, ekonomik, sosyal ve politik gücü tüketim kooperatiflerinin perakendecilik sektöründeki piyasa yapıcı
fonksiyonlarını etkin bir şekilde ifa edebilmelerini sağlarken, sadece kooperatif ortakları
değil tüm tüketiciler korunmuş olacaklardır.
2
TÜRKİYE KOOPERATİFÇİLİK
STRATEJİ BELGESİNE YANSIYAN
YÖNLERİYLE TARIM SATIŞ
KOOPERATİFLERİ VE BİRLİKLERİ
Ömer AYDEMİR *
Bir şirket telaffuzu ve unvanıyla kurulsa bile yapısı ve faaliyetleri itibariyle kooperatif
olduğu tartışmasız olan Aydın Kooperatif
İncir Müstahsilleri Anonim Şirketi (1914),
ülkemiz tarım satış kooperatifçiliğinin başlangıcı sayılmaktadır. Anılan kooperatif, öncelikle incir üreticilerini, çoğunluğu yabancı
tacirlerin hakimiyetinde bulunan incir pazarında, ikinci meşrutiyet döneminin milli
iktisat politikaları doğrultusunda korumak
amacını güdüyordu.
Kuruluş döneminin
ekonomik koşulları, hedeflenen amaçlara
önemli ölçüde ulaşması ve sonradan yeni kooperatiflerin de kurularak bir ittihad
(birlik) örgütlenmesine kadar yayılması, bu
hareketin, tarımsal üreticilerin sorunlarına
gerçek anlamda bir kooperatif çözüm getirebildiğini göstermektedir.
1935 yılına gelindiğinde ise; bu örgütlenmenin olumlu sonuçlarına bakılarak, üreticilerin ürünlerini daha iyi şartlarda değerlendirmek ve ekonomik menfaatlerini
korumak amacıyla kurulması arzu edilen
kooperatifler için 2834 sayılı Kanun ile yeni
ve önemli bir yasal altyapı oluşturulmuştur.
Bu süreçte kurulan yeni kooperatif ve birlikler de, 1935’ten 1960’lı yıllara kadar kendi
nam ve hesaplarına ürün alımı ve satımı yaparak faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.
* Bakanlık Müşaviri
1960’ların planlı ve daha sonraları devlet
artı özel kesim şeklindeki karma ekonomi
mantığı, sosyal devlet anlayışı ve de üreticiler arasında yaygın örgütlenmiş kuruluşlar
olmaları nedeniyle Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri, tarım politikasının önemli bir aracı olarak görülmeye başlanmıştır.
1960’dan 1994’e kadar yeni bir yapı ve anlayışla faaliyet göstermişler, bir yandan bir
çok ürün bazında birlikler oluşturulurken
(örneğin, Elma birlik, Tavuk Birliği (Tavkobirlik), Bursa Şeftalibirlik, Ankara Soğan
TSK, Ankara Patates TSK, Yerfiskobirlik, Narenciyebirlik vb.), bir yandan da kalkınma
planlarında da önemli yer tutarak, yoğun
bir şekilde devlet destekleme alımları ile
görevlendirilmişlerdir.
Destekleme alımlarının kaldırıldığı 1994
yılından itibaren Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu’ndan düşük faizli kredilerle desteklenen bu kuruluşların yeniden yapılandırılması, özerk ve mali yönden bağımsız
kılınması amacıyla 4572 sayılı Kanun 2000
yılında yürürlüğe girmiştir. Ülkemizde, 17
tarım satış kooperatifleri birliğine bağlı olarak faaliyet gösteren 322 tarım satış kooperatifinin 602.248 ortağı bulunmaktadır.
Türkiye’nin her yerinde faaliyet gösteren
bu kooperatifler, pamuk, zeytin-zeytinyağı,
ayçiçeği, kuru incir, fındık gibi ekonomik;
ipek kozası ve tiftik gibi kültürel değeri ön
3
planda olan 23 farklı ürün konusunda çalışmaktadırlar. Yaşadıkları finansman sıkıntılarına ve temel bazı yapısal sorunlara rağmen
ürün piyasalarında önemli bir paya sahiptirler. Birlikler, faaliyet konusu ürünlerde bölge üretiminin % 100’üne varan oranlarda
ürün alıp değerlendirmekte ve bölge üreticisine önemli katkılar sağlamaktadır. Ancak,
gelişmiş ülkelerdeki benzeri kooperatiflerin
sektördeki ağırlıkları ile karşılaştırıldığında,
tarım satış kooperatifleri birliklerinin birçok
üründe pazar paylarını artırmaya ihtiyaçları
bulunduğu ortaya çıkmaktadır.
(*) Bu metin, esas olarak Türkiye Kooperatifçilik Strateji Belgesi hazırlıklarında kullanılmak amacıyla Strateji Hazırlık Grubunun
yaptığı inceleme sonuçlarını yansıtmaktadır.
Şimdi bu kuruluşların gelişimini ve son dönem durumlarını biraz daha ayrıntılı olarak
ele alalım.
İlk Yasal Düzenlemeler ve Tarım Satış Kooperatifçiliğinden Beklentiler
1. Tarım satış kooperatifçiliği sistemine
ilişkin ilk yasa 1924 yılında çıkartılan “İtibari
Zirai Birlikler Kanunu”dur. Ancak bu Kanunun önemi yeterince anlaşılamamış, uygulamaya da yansımamıştır.
2. TSK ve TSK Birlikleri, 1935 yılında kabul
edilen 2834 sayılı özel yasa ile asıl hukuki
statülerine kavuşmuşlardır.
3. TSK ve TSK Birliklerinin kuruluşunda;
• Ortakların ürünlerine devamlı olarak
sürüm ve alıcı bulunması,
• Gerektiğinde, faaliyet konusu ürünlerin
hammadde olarak işlenmesi ve böylece elde edilen ürünlerin satışının yapılması,
• Bu ürünlerin pazarlanmasında, aracılara giden kazancın üreticilere kazandırılması
ve böylece üreticilerin durumlarının diğer
4
ülkelerdeki üreticilere karşı güçlendirilmesi,
• TSK ve TSK Birliklerinin piyasalarda düzenleyici bir fonksiyon üstlenerek fiyatların
spekülatif dalgalanmasının önüne geçilmesi ve ürünlerin piyasalarda en iyi fiyatlarla
satılması,
• Ürünlerin standartlaştırılmasında üreticilere düşen görevlerin gerçekleştirilmesi,
• Ortakların üretim ihtiyaçlarını giderecek her tür araç ve gereçleri toptan ucuza
tedarik ederek dağıtmak ve böylece tarım
ürünlerinin ucuza mal edilmesi, kalitesinin
iyileştirilmesi, satış kapasitesinin artırılması
ve bunların uluslararası piyasalarda en iyi
fiyatlarla satılmasının sağlanması, amaçlanmıştır.
TSK ve TSK Birliklerini düzenleyen 2834
sayılı Kanunundaki hükümler ve Kanun gerekçesindeki kimi ifadelerden, TSK ve TSK
Birliklerinin, kurulurken birer tarımsal teşekkül olarak faaliyet göstermelerinden ziyade, ticari ve sınai kuruluş gibi faaliyet göstermeleri, üretici gelirlerinin korunması ve
iyileştirilmesi, elde edilen ürünlerin en iyi
şartlarla değerlendirilerek ülkemiz ekonomisine kazandırılması amacının güdüldüğü
anlaşılmaktadır.
1960 – 2000 Dönemi:
Araç Olarak Kullanılan
Kooperatifçilik
4. 1963 yılına kadar kuruluş amaçlarına
uygun şekilde kooperatifçilik faaliyeti yürüten TSK ve TSK Birlikleri, bu dönemden
sonra devlet destekleme alımları uygulamasının sona erdirildiği 1994 yılına kadar
neredeyse yalnızca hükümetlerin “destekleme alımları” yoluyla üreticileri destekleme görevini yerine getiren kuruluşlar olarak işlev görmüşlerdir. İlk olarak incir ürününde başlatılıp sonra giderek artan sayıda
ürünü kapsamına alan “destekleme alımı”
uygulaması, bu kuruluşlar üzerindeki Devletin vesayetinin artmasına neden olurken,
ortaklarda ve sektörde de algılama farklılıklarına yol açmıştır. Özellikle TSK Birlikleri,
“resmi ofis” gibi algılanmaya başlanmıştır.
Bu dönemde, 1935 yılından 1980’e kadar
yaşanan gelişmeler ve 2834 sayılı Kanundaki bazı eksiklikler gözetilerek, 8.4.1984 tarihli ve 238 sayılı Tarım Satış Kooperatifleri
ve Birliklerinin Kuruluşu Hakkında Kanun
Hükmünde Kararname çıkarılmış, bu Kararname de 30.4.1985 tarihinde 3186 sayı ile
Kanunlaşmıştır. 3186 sayılı Kanunda da TSK
ve TSK Birliklerinin kuruluş amaç ve felsefesinin korunduğu görülmektedir. Ancak, söz
konusu Kanun Devletin bu kuruluşlar üzerindeki vesayetini ağırlaştırmıştır.
5. Bu kuruluşlar, gerek Devlet adına, gerekse kendi nam ve hesaplarına yaptıkları
alımlarda, bir yandan ortaklarının menfaatini koruyan, diğer yandan da piyasayı düzenleyen birer regülasyon ve stok kurumu
fonksiyonunu yüklenmişlerdir. Büyük miktarlarda ürünü çoğunlukla piyasa fiyatının
üzerinde satın almaları, kimi dönemler
piyasada arz/talep dengesini bozucu etki yaparken, kendi bünyelerinde de zarara
yol açmıştır. Nitekim, 1964 yılından 1994’e
kadar olan dönemde, Birlikler vasıtasıyla
yürütülen devlet destekleme alımları sonucunda toplam 5.4 milyar dolar civarında
zarar ortaya çıkmıştır. Bu zarar, 1997 yılına
kadar muhtelif tarihlerde çıkarılan 16 tahkim kararıyla Hazine tarafından üstlenilerek
tasfiye edilmiştir. Devlet destekleme alımlarının 1994 yılında kaldırılmasından sonra
Birlikler, Destekleme ve Fiyat İstikrarı Fonu
(DFİF) kaynaklarından sağlanan düşük faizli
kredilerle kendi nam ve hesaplarına ürün
alımlarına devam ettilerse de, yapısal sorunları nedeniyle pek çok birlik zarardan
kurtulamamış, sonuçta kooperatif kimlik-
lerinden giderek uzaklaşmışlar ve ortak-kooperatif arasındaki katılım-sahiplik anlayışı
bozulmuştur.
2000 Yılı Sonrası: Yeniden
Yapılandırma Dönemi ve
Sonuçları
6. Bu kapsamda, mevcut durum dikkate
alınarak, vesayet döneminden gelen yapısal sorunların çözüme kavuşturulması ve
TSK’ler ile TSKB’lerin piyasa koşullarında, özerk ve rekabetçi bir şekilde faaliyet göstermeleri için yeniden yapılandırma çalışması
başlatılmıştır. Dünya Bankası ile imzalanan
4631 TU Nolu İkraz Anlaşması çerçevesinde
uygulamaya konan Tarım Reformu Uygulama Projesi’nin (TRUP’un) bileşenlerinden
birini de tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin yeniden yapılandırılması oluşturmuştur. Bu kapsamda, tarım satış kooperatif ve birliklerinin yeniden yapılandırılması
ile ilgili hususları düzenleyen 4572 sayılı
Kanun, 2000 yılında kabul edilmiştir. Tarım
satış kooperatifleri ve birliklerinde, Haziran
2000 tarihinden başlayarak bugüne kadar
sürdürülmüş olan yeniden yapılandırma
dönemi çalışmalarının finansmanı Tarım
Reformu Uygulama Projesi’nden (TRUP) ve
Hazine kaynaklarından karşılanmıştır. Söz
konusu proje 31.12.2008 tarihinde tamamlanmıştır. Yaklaşık 8 yıllık bu süreçte birlikler yönetim yapıları, yönetim anlayışları ve
4572 sayılı yasayı algılama biçimlerine göre
farklı performans göstermişlerdir.
7. DFİF kaynaklarından ürün alımı için
düşük faizle kredi kullandırma uygulaması
2000 yılından sonra da sürdürülmüştür. Uygulamanın finansmanı 2000 Mali Yılı Bütçesinden tahsis edilen yaklaşık 230 milyon
YTL ödenekten sağlanmıştır. Ödenek “döner fon” (kullandırılan kredilerin geri ödenmesi-ödenen kredilerin tekrar TSK Birlikle-
5
rine tahsis edilmesi) şeklinde kullanılmıştır.
8. TSK ve TSK Birlikleri, bugün de tarım
ürünleri ticareti ve sanayinde önemli rol
oynamaktadırlar. Halen ülkemizde, 17 birliğe bağlı toplam 322 tarım satış kooperatifi
bulunmakta olup, bunların 602.248 ortağı
bulunmaktadır. Faaliyet gösterdikleri illere
bakıldığında Doğu Anadolu Bölgesinin bir
kısmı haricinde, Türkiye’nin tamamına ya-
kınında (57 ilde) tarım satış kooperatifleri
bulunmaktadır. Bu kooperatifler 23 üründe
faaliyet göstermektedir:
Ülkemizde ayrıca, 23 tarım satış kooperatifi
de (tütün, bal gibi ürün konularında) herhangi bir birliğe bağlı olmaksızın faaliyet
göstermektedir.
9. Birliklerin, ortak kooperatiflerinden
ve ortak dışı işlemlerle üçüncü şahıslardan
Tablo - Birliklerin Çalışma Konusu Ürünleri ve Çalışma Bölgeleri
BİRLİK ADI
ÇALIŞMA KONUSU ÜRÜN
ÇALIŞMA BÖLGELERİ
Tariş Pamuk
Pamuk, Yağlı Tohumlar
Tariş İncir
Tariş Üzüm
Tariş Zeytinyağı
Çukobirlik
Kuru İncir
Çekirdeksiz Kuru Üzüm
Zeytin, Zeytinyağı
Pamuk, Yerfıstığı, Soya, Yağlı
Tohumlar
Antbirlik
Fiskobirlik
Pamuk ve Narenciye
Fındık
Trakyabirlik
Ayçiçeği
Karadenizbirlik
Ayçiçeği, Soya
Güneydoğubirlik
Çekirdekli Yaş ve Kuru Üzüm,
Kırmızı Biber, Zeytinyağı, Antep
Fıstığı, Baklagiller
Zeytin ve Zeytinyağı
İpek Kozası
Aydın, Balıkesir, Çanakkale, Denizli, İzmir, Manisa,
Muğla
Aydın, Balıkesir, İzmir
Denizli, İzmir, Manisa
Aydın, Balıkesir, Çanakkale, Manisa, Muğla
Antalya, İçel, Adana, Hatay, K.Maraş, Ş.Urfa,
Elazığ, Diyarbakır, Adıyaman, Mardin, Gaziantep,
Batman, Şırnak
Antalya
Giresun, Ordu, Trabzon, Sakarya, Düzce, Samsun,
Artvin, Rize, Bolu, Zonguldak, Bartın,
Edirne, Tekirdağ, Kırklareli, Bursa, Balıkesir,
Çanakkale, İstanbul, Sakarya, Ankara, Kütahya,
Afyon, Kocaeli, Aydın
Samsun, Amasya, Çorum, Tokat, Kırıkkale, Yozgat,
Diyarbakır, Kırşehir, Elazığ
Gaziantep, Ş.Urfa, Adıyaman, K. Maraş, İçel,
Mardin, Hatay, Malatya, Siirt, Diyarbakır, Kilis
Marmarabirlik
Kozabirlik
Gülbirlik
Taskobirlik
Tiftikbirlik
Kayısıbirlik
Gapbirlik
Gülçiçeği
Çekirdekli Yaş ve Kuru Üzüm,
Kayısı, Şeftali ve Vişne
Tiftik
Kuru Kayısı
Pamuk, Antep Fıstığı, Kırmızı
Biber, Kuru Üzüm
Bursa, Balıkesir, Tekirdağ
Bursa, Bilecik, Eskişehir, Sakarya, Edirne, Antalya,
Diyarbakır
Isparta, Burdur
Nevşehir, Konya, Karaman, İçel
Afyon, Aksaray, Çankırı, Çorum, Eskişehir, Bolu,
Ankara, Karaman, Kırıkkale, Kütahya, Yozgat
Malatya, Elazığ
Şanlıurfa
aldıkları ürünlerin, ülke üretimlerine oranı ve temel bazı yapısal sorunlara rağmen TSK
Grafik - TSKB’lerin
Üretimdeki Yüzdeleri
(2003-2007
ortalaması)
grafikte gösteril- ve TSK Birlikleri ürün piyasalarında önemli
bir paya sahiptirler. Birlikler, faaliyet konusu
miştir.
TSKB'LERİN ÜRETİMDEKİ YÜZDELERİ (%)
ürünlerde bölge üretiminin % 100’üne vaTSK Birliklerinin100
alım miktarları, finansman ran oranlarda ürün alıp değerlendirmekte
kaynakları ve rekolte
90 durumuna göre değiş- ve bölge üreticisine önemli katkılar sağla80
kenlik göstermektedir.
Son 10 yılın verileri- maktadır. Alım yapılan ürünlerin Türkiye ü70
ne göre, yaşadıkları finansman sıkıntılarına retimi içerisindeki payı da yadsınamayacak
6
60
50
40
30
20
10
Kayısıbirlik
Gapbirlik
Kuru Kayısı
Pamuk, Antep Fıstığı, Kırmızı
Biber, Kuru Üzüm
Ankara, Karaman, Kırıkkale, Kütahya, Yozgat
Malatya, Elazığ
Şanlıurfa
Grafik - TSKB’lerin Üretimdeki Yüzdeleri
TSKB'LERİN ÜRETİMDEKİ YÜZDELERİ (%)
100
90
80
70
60
50
40
30
Ya
ş
Ko
z
a
Ti
f
Ay ti k
çi
ç
G eğ
i
ül
çi
çe
ği
So
ya
Pa
m
uk
Z
Ku eyt
ru in
Ü
Ze zü
m
yt
in
Ya
Ku
ğ
ru ı
İn
ci
r
An Bib
e
te
pf r
ıs
M tığ
ı
er
ci
Ku m
r u ek
Ka
Ya yıs
ı
ş
Ü
zü
m
V
Ya işn
e
ş
Ka
yı
sı
Şe
fta
li
20
10
0
ÜRÜNLER
seviyede bulunmaktadır. Ancak, gelişmiş ülkelerdeki benzer kooperatiflerin sektördeki
ağırlıkları ile karşılaştırıldığında, TSK ve TSK
Birliklerinin birçok üründe pazar paylarını
artırmaya ihtiyaçları bulunduğu ortaya çıkmaktadır.
10. TSK ve TSK Birlikleri üzerinden destekleme
ve regülasyon modelinin kaldırılmasına rağmen, bu kuruluşlar ürün piyasalarının önemli
aktörleri olarak bir çok üründe yönlendirici ve
piyasa yapıcı rol oynamaktadırlar.
11. Diğer yandan, TSK ve TSK Birlikleri, özellikle “Devlet Destekleme Alımı” uygulamasının
yapıldığı dönemlerde, kurdukları işletme ve
1
tesislerle Ülkemizde tarımsal sanayinin gelişmesine ve bu yolla kırsal kalkınmaya öncülük
etmişlerdir Ayrıca, ürün ticaretiyle ilişkili alanlarda kurulan işletmelere de iştirak olarak katılmışlardır. Bu işletme ve tesisler içinde paketleme, çırçırlama gibi ilk işleme niteliğinde
kuruluşlar olduğu gibi, Fiskobirliğin EFİT, Trakyabirliğin Tekirdağ ve Balıkesir’deki işletmeleri gibi entegre tesisler de bulunmaktadır. Bu
Kuruluşlar halen 100’ün üzerinde tesis ve işletmeleriyle Ülkemizin önde gelen kuruluşları arasında yer almaktadırlar. Nitekim, Türkiye’nin
en büyük 500 sanayi kuruluşu sıralamasında
bazı Birlikler de yer almaktadırlar.
Tablo - TSKB’lerin 1997-2007 Döneminde Alımlarının Toplam Üretim İçindeki Payları
ÜRÜN
YILI
KÜTLÜ
PAMUK
YAĞLIK
AYÇİÇEĞİ
FINDIK
Ç’SİZ
KURU
ÜZÜM
KURU
İNCİR
Z.YAĞI
ZEYTİN
SOYA
GÜLÇ.
KOZA
TİFTİK
1997
1998
1999
2000
2001
2002
2003
2004
2005
2006
2007
13,5
24,1
19,1
15,7
18,6
18,1
14,9
16,9
10,9
10,4
9,2
44,0
51,5
43,2
53,0
37,0
48,4
53,4
58,5
60,6
48,3
22,1
13,3
41,2
26,9
19,5
20,5
8,1
1,7
4,3
9,5
6,7
0,9
27,5
30,1
27,1
29,8
19,8
10,4
18,4
28,2
13,4
12,8
14,9
7,5
7,7
21,6
11,4
5,3
6,6
11,3
11,5
9,6
9,8
4,9
11,7
15,0
14,4
17,1
18,9
16,1
16,3
6,8
14,4
7,5
3,2
9,8
7,6
17,6
19,6
23,0
21,7
17,3
6,5
12,7
5,0
6,8
39,6
41,7
41,8
43,2
38,0
55,1
20,9
17,6
28,0
32,5
22,1
61,2
48,4
20,3
19,6
8,8
28,6
33,5
33,2
43,8
35,7
41,1
95,0
100,0
97,8
91,8
100,0
99,0
98,2
100,0
100,0
100,0
100,0
59,3
46,8
46,3
21,5
73,3
81,3
76,5
100,0
90,5
94,0
97,0
Kaynak: TSKB verileri
Tablo 3- En Büyük 500 Sanayi Kuruluşu Sıralamasında Bulunan Birlikler
Birlik Adı
500 Firma İçindeki Sırası
2005
2006
126
118
Trakyabirlik
111
141
Tariş Pamuk Birliği
475
364
Marmarabirlik
439
Tariş Üzüm Birliği
2007
109
132
353
427
7
FINDIK
KURU
Z.YAĞI
ZEYTİN
2003
14,9
53,4
1,7
18,4
11,3
16,3
17,3
YILI
PAMUK
AYÇİÇEĞİ
İNCİR
ÜZÜM
2004
16,9
58,5
4,3
28,2
11,5
6,8
6,5
1997
13,5
44,0
13,3
27,5
7,5
11,7
9,8
2005
10,9
60,6
9,5
13,4
9,6
14,4
12,7
1998
24,1
51,5
41,2
30,1
7,7
15,0
7,6
2006
10,4
48,3
6,7
12,8
9,8
7,5
5,0
1999
19,1
43,2
26,9
27,1
21,6
14,4
17,6
9,2
2007
22,1
0,9
14,9
4,9
3,2
6,8
2000 TSKB
15,7 verileri53,0
19,5
29,8
11,4
17,1
19,6
Kaynak:
2001
18,6
37,0
20,5
19,8
5,3
18,9
23,0
2002
18,1
48,4
8,1
10,4
6,6
16,1
21,7
Tablo 3- En Büyük 500 Sanayi Kuruluşu Sıralamasında Bulunan Birlikler
2003
14,9
53,4
1,7
18,4
11,3
16,3
17,3
Birlik Adı
500 Firma
İçindeki
Sırası
2004
16,9
58,5
4,3
28,2
11,5
6,8
6,5
20059,5
2006
2005
10,9
60,6
13,4
9,6
14,4
12,7
126 6,7
118
Trakyabirlik
2006
10,4
48,3
12,8
9,8
7,5
5,0
9,2
2007
22,1
14,9
4,9
3,2
6,8
111 0,9
141
Tariş Pamuk
Birliği
SOYA
20,9
17,6
39,6
28,0
41,7
32,5
41,8
22,1
43,2
38,0
55,1
20,9
17,6
28,0
32,5
22,1
GÜLÇ.
33,5
33,2
61,2
43,8
48,4
35,7
20,3
41,1
19,6
8,8
28,6
33,5
33,2
2007
43,8
109
35,7
41,1
132
KOZA
98,2
100,0
95,0
100,0
100,0
100,0
97,8
100,0
91,8
100,0
99,0
98,2
100,0
100,0
100,0
100,0
TİFTİK
76,5
100,0
59,3
90,5
46,8
94,0
46,3
97,0
21,5
73,3
81,3
76,5
100,0
90,5
94,0
97,0
Kaynak:
TSKB verileri
475
364
353
Marmarabirlik
439
427
Tariş Üzüm Birliği
Tablo
3En
Büyük
500
Sanayi
Kuruluşu
Sıralamasında
Bulunan
Birlikler
Kaynak: İstanbul Sanayi Odası Yıllık Raporları
Birlik Adı
500 Firma İçindeki Sırası
2005(1.000 Ton)
2006
2007
Tablo
İhracat Rakamları
12.
Son6-Birlik
dönemlerde
giderek
artan cari açı- dışında
da değerlendirmekte,
bu sayede
126
118
109
Trakyabirlik
EKONOMİK
2001/02 2002/03 132
2003/04 2004/05
ğınÜRÜN
kapatılmasında,
ihracatın
önemi yadsı- 2000/01
111 VERİLER
141 döviz
Tariş
Pamuk Birliği
ülkeye
girişi
sağlamaktadırlar.
BirlikÇ’siz
Kuru Türkiye İhracatı
201,7
225,7
200,9
196,0
211,9
475
364
353
Marmarabirlik
namaz
bir
seviyeye
gelmiştir.
Birlikler,
üreÜzüm
lerin
yılları arasındaki
ihracatları
- Birliği'nin
439 2000-2005
427
Üzüm Birliği
Tariş
Üzüm
İhracatı
18,1
25,8
27,6
30,0
ticiTariş
ortaklarından
aldıkları
ürünleri
katma 12,1
Kaynak:
İstanbul Sanayi
Odası Yıllıkyanı
Raporları
değer
yaratarak
ülke
içerisinin
Birliğin
İhracattaki Payı sıra ülke
Tablo
Rakamları
(1.000 Ton)
Kuru6-Birlik
İncir İhracat
Türkiye
İhracatı
ÜRÜN
EKONOMİK VERİLER
İncir
Birliği'nin İhracatı
Ç’siz
Kuru Tariş
Türkiye
İhracatı
Üzüm
Birliğin
İhracattaki
Payıİhracatı
Tariş Üzüm
Birliği'nin
Sofralık Zeytin
43,1
2000/01
2,0
201,7
45,7
2001/02
1,3
225,7
41,5
2002/03
1,6
200,9
51,2
2003/04
2,1
196,0
59,5
2004/05
3,8
211,9
4,6%
12,1
2,8%
18,1
3,9%
25,8
4,1%
27,6
6,4%
30,0
21,2
6,0%
43,2
8,0%
33,6
12,8%
44,1
14,1%
55,4
14,2%
0,7
43,1
3,3%
2,0
16,3
4,6%
10,8
21,2
66,2%
0,7
3,6
45,7
8,3%
1,3
98,6
2,8%
12,0
43,2
12,2%
3,6
4,3
41,5
12,8%
1,6
23,9
3,9%
13,2
33,6
55,3%
4,3
5,0
51,2
11,3%
2,1
76,2
4,1%
6,3
44,1
8,3%
5,0
3,2
59,5
5,8%
3,8
50,9
6,4%
9,1
55,4
17,9%
3,2
3,3%
8,3%
12,8%
11,3%
5,8%
Türkiye İhracatı
16,3
98,6
23,9
76,2
50,9
Tariş Z.Yağı Birliği'nin İhracatı
10,8
12,0
13,2
6,3
9,1
Birliğin İhracattaki Payı
66,2%
12,2%
55,3%
8,3%
17,9%
Türkiye
İhracatı Payı
Birliğin İhracattaki
Marmarabirlik'in İhracatı
Türkiye İhracatı
Birliğin İhracattaki Payı
Tariş İncir Birliği'nin İhracatı
Zeytinyağı
Türkiye İhracatı
Birliğin İhracattaki Payı
Tariş Z.Yağı Birliği'nin İhracatı
Sofralık Zeytin Türkiye İhracatı
Birliğin İhracattaki Payı
Marmarabirlik'in İhracatı
Kaynak: DTM, TKM, TSKB verileri
Birliğin İhracattaki Payı
Kuru İncir
Zeytinyağı
ve ihracat
payları12,8%
aşağıdaki
gibidir:
6,0%
8,0%
14,1%
14,2%
Kaynak: DTM, TKM, TSKB verileri
13. Birlikler, üreticilerinden ürün alabilmek amacıyla yüksek fiyat açıklamak ve
ürün bedellerinin tamamını veya büyük bir
kısmını peşin ödemek durumunda kalmaktadır. Özkaynakları son derece sınırlı olan
birliklerin, dış borçlanma kaynaklarına
başvurmaları zorunluluk haline gelmektedir. Bununla birlikte yıllar itibariyle oluşan
zararlar ve borç yüküne rağmen birlikler
halen borçlanabilmekte ve bu borçları çevirerek piyasada düzenleyici rolü de üstlenmektedirler.
Birliklerin kullandıkları DFİF kredileri ile
8
özel banka kredi tutarları tablodaki gibidir:
2
14. DFİF kredisi uygulaması, göreceli olarak ulaşılması kolay bir kredi türü olduğundan, TSK Birlikleri daha çok bu kredi
türünü kullanmayı tercih etmişlerdir. DFİF
kredisi uygulaması Bakanlar Kurulunca
2
yayınlanan kararnameler çerçevesinde
yürütülmektedir. En son 23/5/2005 tarih
ve 2005/8839 sayılı Kararname yürürlüğe
konulmuştur. Söz konusu kararname hükümlerine göre, ortaklardan yapılan ürün
alım bedellerini ödemek üzere T.C. Ziraat
Bankası aracılığıyla TSK Birliklerine en faz-
Grafik -TSKB’lerin Kullandıkları Kredi Tutarlarının Yüzdesel Dağılımı
BİRLİKLERİN KULLANDIKLARI KREDİ TUTARLARININ
YÜZDESEL DAĞILIMI
100%
80%
60%
40%
20%
0%
2000/01
2001/02
2002/03
2003/04
2004/05
2005/06
2006/07
2007/08
21.618
26.793
71.663
137.286
162.856
239.882
393.801
178.511
VADESİ ERTELENEN DFİF KREDİSİ
0
257.289
352.427
345.261
291.795
436.915
400.594
460.735
YENİ KULLANDIRILAN DFİF KREDİSİ
229.048
81.749
52.943
148.923
264.509
269.087
199.516
168.069
ÖZEL BANKA KREDİSİ
YILLAR
la 18 ay vadeli ürün alım kredisi kullandı- yapılan ürün alım bedellerini ödemek üzeGrafik - DFİF veKredilerin
Ticari Faiz Oranları
ile ÜFE
Karşılaştırması
rılmaktadır.
vadeleri
6 şar
aylık re T.C. Ziraat Bankası aracılığıyla TSK Birliksürelerle ertelenebilmektedir. TSK Birlik- lerine en fazla 18 ay vadeli ürün alım kredikullandırılmaktadır. Kredilerin vadeleri 6
lerine
6 ay
vadeli işletme
kredisiYüzdesel
de siDağılımı
Grafik ayrıca
-TSKB’lerin
Kullandıkları
Kredi Tutarlarının
kullandırılabilmektedir. Bu kredilerin vade- şar aylık sürelerle ertelenebilmektedir. TSK
BİRLİKLERİN KULLANDIKLARI KREDİ TUTARLARININ
ayrıca 6 ay vadeli işletme kresi uzatılmamaktadır. 2000 yılından
sonra Birliklerine
DAĞILIMI
YÜZDESEL
100%
yalnızca Tariş İncir Birliği’ne
işletme kredisi disi de kullandırılabilmektedir. Bu kredilekullandırılmıştır. 14. 80%
DFİF kredisi uygula- rin vadesi uzatılmamaktadır. 2000 yılından
ması, göreceli olarak60%
ulaşılması kolay bir sonra yalnızca Tariş İncir Birliği’ne işletme
kredi türü olduğundan, TSK Birlikleri da- kredisi kullandırılmıştır.
40%
ha çok bu kredi türünü kullanmayı tercih 15. DFİF Kararnamesi, kredilerin faiz oran20%
etmişlerdir. DFİF kredisi uygulaması Ba- larını T.C. Ziraat Bankası’nın cari zirai faiz
0%
2001/02 Oranı
2000/01
2002/03
2003/04
2004/05
2005/06
2006/07
2007/08
Grafik -TSKB’lerin
Ürünyayınlanan
Alımlarını
DFİF’ten
Karşılama
kanlar
Kurulunca
kararnameoranlarına
endekslemiştir.
Buna göre,
TSK
21.618
26.793
71.663
137.286
162.856
239.882
393.801
178.511
ÖZEL BANKA KREDİSİ
TSK
BİRLİKLERİNİN
ÜRÜN
ALIMLARININ
DFİF'TEN
KARŞILANMA
ORANI
(%)
ler çerçevesinde
yürütülmektedir.
En
son
Birliklerine
DFİF
0
257.289
352.427
345.261
291.795kaynaklarından
436.915
400.594 kullandırı460.735
VADESİ ERTELENEN DFİF KREDİSİ
140,0
81.749
52.943
148.923
264.509
269.087
199.516
168.069
YENİ KULLANDIRILAN DFİF KREDİSİ 229.048
23/5/2005
tarih
ve
2005/8839
sayılı
Kararlan
kredilerin
faiz
oranı
bankanın
cari zirai
123,5
120,0
YILLAR
name
yürürlüğe konulmuştur. Söz konusu faiz oranının % 75’idir. Bu oran, kredinin ilk
100,0
kararname
hükümlerine göre, ortaklardan ertelenmesinde 80,1
% 85’i, ikinci ertelenme80,0
Grafik
- DFİF ve Ticari Faiz Oranları ile ÜFE Karşılaştırması
61,9
60,0
55,6
50,9
50,4
50,4
40,0
20,0
0,0
2000/01
11,2
2001/02
6,6
2002/03
16,5
2003/04
68,9
61,7
30,9
30,0
2004/05
2005/06
YENİ DFİF
39,2
2006/07
33,0
2007/08
TOPLAM DFİF
3
Grafik -TSKB’lerin Ürün Alımlarını DFİF’ten Karşılama Oranı
140,0
123,5
120,0
100,0
80,0
9
TSK BİRLİKLERİNİN ÜRÜN ALIMLARININ DFİF'TEN KARŞILANMA ORANI (%)
80,1
sinde de % 100’ü olarak uygulanmaktadır.
oranlarına göre avantajlı bulunmaktadır.
16. DFİF kredi faiz oranları, sübvansiyonlu
zirai ve bitkisel kredilere göre yüksek kalmakla birlikte, cari zirai ve ticari kredi faiz
Aşağıdaki grafikten anlaşılacağı üzere, fiyat
endekslerine (ÜFE’ye) göre de önceleri avantajlı bulunan DFİF kredileri, son yıllarda
Grafik -TSKB’lerin Ürün Alımlarını DFİF’ten Karşılama Oranı
TSK BİRLİKLERİNİN ÜRÜN ALIMLARININ DFİF'TEN KARŞILANMA ORANI (%)
140,0
123,5
120,0
100,0
80,1
80,0
60,0
40,0
50,4
50,4
55,6
50,9
20,0
11,2
0,0
2000/01
2001/02
6,6
2002/03
61,9
16,5
2003/04
68,9
61,7
2004/05
39,2
30,9
30,0
2005/06
2006/07
YENİ DFİF
33,0
2007/08
TOPL AM DFİF
bu avantajını yitirmiştir.
kurumu gibi işletilmiş, ürün alımlarından
personel ürün fiyatlarına, finansman kay17. TSK ve TSK Birlikleri özel finans kuru- nağına kadar Devletin etkin rolü olmuştur.
3
luşlarından borçlanabilmelerine rağmen, Bunlar arasında personel uygulamaları aürün alımlarında temel finansman araçları- çık bir örnek oluşturmuştur. Devletin bir isnı DFİF kredisi oluşturmaktadır. DFİF kredi- tihdam kaynağı olarak da kullandığı birliklerinin, toplam ürün alım bedelleri içerisin- lerde aşırı ve atıl bir istihdam oluşmuştur.
deki payı 2007/2008 döneminde % 100’ü 2000 yılında çıkarılan 4572 sayılı Kanunla,
de aşmıştır. Bunda, önceki dönemlerde birliklerin mali yönden güçlenmelerini sağkullandırılan kredilerin geri dönüşlerinde layacak bir kısım tedbirler alınmıştır. Bu
yaşanan gecikmelerin rolü bulunmaktadır. tedbirlerin başında, çıkarılacak personele
ödenecek tazminatların Hazinece karşılan18. Birlikler 2000 yılına kadar bir devlet ması tedbiri gelmektedir. Birlikler bu kapGrafik - TSKB’lerin Toplam Personel Sayısı
TSK VE TSK BİRLİKLERİNİN PERSONEL SAYISI
12.000
10.262
10.000
8.000
6.000
4.380
5.193
1.771
4.000
2.000
0
10
Haziran 2000
Haziran 2008
Daimi Per.
Geçici Per.
samda, fazla istihdamdan kaynaklanan giderlerin azaltılması, verimliliğin artırılması
gibi amaçlarla personel sayısında ve giderlerinde azaltmaya gitmişlerdir. Bu işlemler
karşılığı olarak 16 TSK Birliğine yaklaşık
156 milyon YTL kaynak aktarılmıştır. Yeniden Yapılandırma ürecinde (30.06.2000
tarihinden 20.06.2008 tarihine kadar olan
süreç içerisinde) TSK ve TSK Birliklerinin
daimi personel sayısında % 43 ve geçici
personel sayısında ise % 34 oranında bir
azaltıma gidilmiştir.
Birlikler, yukarıdaki tablodan da anlaşılacağı üzere, her ne kadar 2000 yılı sonrasında
personel azaltımına gitseler de, halen ülke
içerisinde önemli birer istihdam kaynağı
konumundadır.
19. Görüldüğü üzere, yeniden yapılandırma döneminde; fiyat ve alım uygulamalarında kısmen iyileşmeye gidilmesi, personel sayısında ve giderlerinde tasarruf sağlanması, birlik-kooperatif hesaplarının ayrıştırılması, önemli atıl varlıkların satılması
ve zarar eden birçok işletmenin kapatılması gibi bazı olumlu gelişmeler sağlanmıştır.
• Birçok kooperatif ve birlik, mali yapılarındaki zayıflık nedeniyle ürün alımı için
dış finansmana bağımlı bulunmaktadır. Aldıkları dış kaynakları geri ödemekte zorlanmaktadırlar.
• Kooperatifler, çoğunlukla işletme zaafları yaşamakta ve mali yönden birliklere
bağımlılık göstermektedirler.
• Genel olarak; nitelikli personel ve yönetici sayıları yetersizdir.
• Yöneticiler, yeterince rasyonel hareket
etmemektedirler.
• İç denetim etkin değildir.
• Ortaklık bilinci yeterince gelişmemiştir.
• Alım ve fiyat politikalarında kooperatifçilik anlayışına uygun hareket edememektedirler.
• Kamunun vesayetinin kaldırılmasına
rağmen, yerel faktörlerin bu kuruluşlar
üzerindeki baskı ve yönlendirici etkileri devam etmektedir.
Buna karşın, kooperatifler ve birlikler ha- • Tüm işlemleri kayıt altında olduğundan
len bazı yapısal sorunları yaşamaya devam esnek çalışan diğer özel sektör kuruluşlarıetmektedirler:
na göre ilave maliyete katlanmaktadırlar.
11
TÜKETİM KOOPERATİFCİLİĞİ
ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Dr. Oktay TUNCAY
İnsanların tarih boyunca bazı amaçlarına
ulaşmak, bazı sıkıntılarını(ekonomik) gidermek için bir araya gelerek, ortak çabalarla
gösterdiklerini çok görmekteyiz. Fakat bu
ortak çabalar geçici bir ihtiyacı gidermeyi
amaçlamıştır. Eski Yunan ve Roma dönemlerinde bazı örneklerine rastlanan bu davranışların sürekliliğini tarih boyunca pek görememekteyiz. Eski devirlerden beri süregelen
ortak süthaneler, ortak çamaşırhaneler, ortak fırınlar, ortak çoban tutmalar vs. de bu
günkü kooperatiflere benzeyen faaliyetlerdir. İnsanların toplum halinde yasamaları ile
beraber başlayan kooperasyon, zamanla değişik görünümlerde gelişerek süregelmiştir.
Bu oluşum, yasal statülere dayalı, ilkeli, çağdaş ekonomik gereklere daha yatkın, ekonomik ve sosyal hedefleri birlikte kapsayan bir
niteliğe, kooperatifçilik şeklinde dönüşmüştür. Kooperatifçilikte işbirliğinin bir görünümüdür ya da kooperatifçilik kooperasyonun
özel bir varyasyonudur denilebilir.
Kooperatifçilik hareketinin günümüz anlamında ortaya çıkısı İngiltere’de gerçekleşmiştir. 17. yüzyılda İngiltere’de çalışma şartları son derece ilkeldi. Sermaye sahipleri isçileri çok düşük ücretlerle ve uzun sürelerle
çalıştırıyordu. Çalışanların hiçbir güvencesi
yoktu. Çok küçük yastaki çocukların yetersiz
ücretlerle kötü koşullarda çalıştırılması olağan sayılıyordu. Çalışanları haklarını koruyacakları, kendilerini savunacakları herhangi
bir kuruluşları yoktu. Karşılıklı dayanışmayı
sağlayarak daha iyi hayat şartları elde etmek,
12
insanca yasayabilmek için çeşitli çözümler
aranıyordu İngiltere’deki kooperatifçilik hareketi bu ağır Şartların içinden doğmuştur.
İngiltere’de kooperatifçilik hareketinde Robert Owen, Dr. William King ve Rochdale
Öncüleri önemli rol oynamışlardır. Dünya’da
gerçek anlamda kooperatifçilik hareketi,
1816 yılında Robert Owen isminde bir fabrika
sahibinin kooperatif fikrini ortaya atması ile
başlamıştır. Bu fikir zamanla gelişmiştir. Kooperatifçiliğin, İngiltere’de ki öncülerinden olan Robert Owen ekonomik ve sosyal olarak
reformist fikirlere sahipti. Dr.William King ise
bugünkü anlamda kooperatifçilik deyimini
kullanan ve bu konu da birçok ilkeye imzasını atan isimdir. Rochdale Haksever Öncüleri
ise modern kooperatifçiliği ilk kez basarıyla
uygulayan kooperatifçilerdir. 21 Aralık 1844
tarihinde Rochdale kasabasında 28 işçi tarafından kurulan bu kooperatifin amacı karşılıklı yardım ve işbirliği idi. İngiltere’de Rochdale Öncülerinin teşebbüsüyle, ortaya çıkan
bu kooperatif çeşidi Batı ülkelerinde çok yayılmıştır. Hem gelişmiş hem de gelişmekte
olan ülkelerin hepsinde tüketim kooperatiflerinin, ortak sayısı ve birim kooperatif sayısı
bakımından dünya kooperatifçiliği içerisinde
büyük bir yer tuttuğu görülmektedir. Bugün
beş kıtada yarım milyarın üzerinde insanı
bünyesinde toplayan yeryüzünün en büyük
sosyo-ekonomik akımı niteliğini kazanmıştır
Özellikle Finlandiya, Norveç, İsveç, İzlanda,
Danimarka, İngiltere ve Almanya’da tüketim
kooperatifçiliği çok gelişmiş olup toplam sa-
tışların 1/3 civarındaki bir kısmı bu kooperatiflerce gerçekleştirilmektedir. Dünyada
şehirleşme yoğunlaştıkça, tüketim malları
piyasaları aksamaya başlamakta, eksik rekabet biçimleri doğmaktadır. Bu duruma tepki
olarak tüketim kooperatifçiliği gelişmektedir
Kooperatifçilik Türk milleti için hiç de yabancı bir müessese değildir. Her Türk toplumunda öteden beri, mevcut olan ve günümüzde
dahi yaşamakta bulunan imece âdetimiz,
kooperatiflerin karşılıklı yardım, dayanışma,
feragat gibi ilkelerine uygun düşmektedir.
İmeceye, bir çeşit, teşkilatlanmamış ve resmileşmemiş kooperatifçilik gözüyle bakmak
yanlış olmasa gerekir. Aynı şeyleri XIII. Yüzyılın ortalarında, Anadolu Selçukluları döneminde, Türkiye’de Ahi Birlikleri adı altında ortaya çıkan meslek kuruluşları için de
ileri sürmek mümkündür. Üstelik, aşırı gelir
ve servet farklılıklarını önlenmesi, işsize iş
sağlaması, hem üreticiyi ve hem de tüketiciyi koruması ve muhtaç insan bırakmaması
bakımından, kooperatifçiliğin sosyal adaleti
sağlama fonksiyonu Ahi Birliklerinde de var
idi. Bir diğer benzerlik, hem Ahi Birliklerinde ve hem de kooperatifçilikte eğitim ilke
ve faaliyetinin mevcut olmasıdır. Türkiye’de
kooperatifçilik hareketinin Mithat Paşa’nın
kurmuş olduğu Memleket Sandıklarıyla başlamış olduğu kabul edilmektedir. Mithat Paşa “Memleket Sandığı” adını verdiği ilk tarım
kredi organizasyonu 1863 yılında o zaman
valisi olduğu Niş şehrinin Pirot kasabasında
kurmuştur. İlk denemeden olumlu sonuçlar
almış ve dolayısıyla bu şekildeki sandıkların
bütün ülkede kurulmasının çok faydalı olacağını düşünmüştür. Düşüncelerini uygulama
amacıyla hazırladığı bir nizamname hükümetçe kabul edilmiş ve memleket sandıkları
adı verilen bu teşkilatın ülkenin her tarafında
kurulmaları bütün valilere görev olarak verilmiştir. Bu şekilde devlet tarımsal işlerini de
kendi idari işleri arasına almıştır.
Ülkemizde tüketim kooperatifçiliği hareketi-
ni üç bölüm halinde incelememiz mümkündür; İkinci Meşrutiyet Devresi ve 1912 teşebbüsü (1912-1913),Mütareke Devresi ve 1922
teşebbüsü (1922-1923),Cumhuriyet Devresi
(1924-1925’den günümüze kadar) İlk iki devre dönemin İstanbul’u için söz konusu olurken, üçüncüsü Cumhuriyet devrinin Ankara’sı
ile başlamıştır. 1912 ve 1922 girişimleri bir
sonuç vermemiştir, 1924-1925 teşebbüsü
ise günümüze kadar devam eden hareketinin başlangıcını oluşmuştur. Balkan Savaşı
yıllarında bir heyetle birlikte Avrupa’ya gönderilen Ahmet Cevat Emre, gezdiği ülkelerde
kooperatifçilik hareketini yakından incelemiş
ve yurda dönüşünde o güne kadar ihmal
edilmiş olan tüketim kooperatifçiliği meselesiyle ilgilenmiştir. Bu girişim geniş yankı
uyandırmış ve taraftar toplamıştır. A.Cevat
Emre, kooperatifçilik konusunda verdiği konferanslar ve 1913 yılında yayınladığı “İktisatta İnkılap” adlı ilk kooperatifçilik kitabı ile, ülkemizde tüketim kooperatifçiliğinin doğmasına öncülük etmiştir.1913 ve daha sonraki
senelerde İstanbul’un birkaç mahallesinde
küçük tüketim kooperatiflerinin kurulduğu,
ancak başarılı olmadıkları görülmektedir. İlk
tüketim kooperatifi İstanbul’da Çırçır’da,
ikincisi Unkapanı’da üçüncüsü ise Karaköy’de
açılmıştır. Bu teşebbüslerin başarısızlığı bunların savaş devresinde resmi bir dairenin erzak dağıtma görevini üstlendikleri ve bunda
başarılı oldukları, ancak buhran kalktıktan
sonra da himayeden yoksun bırakılmalarıdır. Tüketim kooperatifçiliğinde ikinci deneme 1921 yılında yine İstanbul’da yapılmış
ve Memurun Erzak Kooperatifi kurulmuştur.
Kooperatif, İstanbul’daki memurların geçim
sıkıntısı çekmeleri neticesinde vücuda getirilmiş ve kuruluşun ilk günlerinde başarılı
olmuştur. Yönetmeliklerde olan boşluklar
ve yalnız gıda maddeleri satmaları bunların
gelişmesine engel olmuştur. Üçüncü uygulama 1925 yılında Ankara Memurlar İstihlak
kooperatifinin kurulmasıdır. Bu kooperatifin
kurulmasında devlet yardımı olmuş ve memurların üyelik paylarının ödenmesinde ko-
13
laylıklar sağlanmıştır. Kooperatif o gün için
oldukça yeterli bir sermaye ile işe başlamış
ve başarılı olmuştur. Şehir nüfusunun hızla
artış göstermesi neticesinde, kooperatif dört
ayrı semtte şube açmışsa da, bunlar daha
sonra kapatılmıştır. Kooperatif, İkinci Dünya
Harbi yıllarında satışlarını sürekli artırmıştır. Bu artışın, fiyatların yükselmesi ve odun,
kömür, şeker gibi maddelerin dağıtımının
kooperatife verilmesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Kooperatif ortak dışı satışlara
da fazla yer vermiş faaliyetlerine 1950 yılına
kadar devam etmiştir.
Bu üçüncü dönemden sonra tüketim kooperatifçiliği hareketi bütün yurda yayılmaya başlamıştır 1932 ve 1942 senelerinde İstanbul’da iki ayrı memur kooperatifi
kurulmuştur. Bunu 1933 yılında Denizli ve
Eskişehir’de 1934 yılında Burdur’da ve 1938
senesinde Antalya’da kurulan kooperatifler takip etmiştir. Ülkemizde çeşitli şehir ve
kasabalarda 1925-1942 yılları arasında 12;
1948 senesinde 48; 1943 yılında 24 ve 1944
senesinde 5 tüketim kooperatifi kurulmuştur. 1950-1960 yılları arasında tüketim kooperatifçiliği hareketi çok durgun bir dönem
yaşamıştır. Bu dönemde hükümet, harekete
karşı gerektiği kadar ilgi göstermemişse de,
gönüllü kuruluşlar ve Türk Kooperatifçilik
Kurumu hareketin benimsenmesi ve geliştirilmesi için çaba harcamışlardır. Kurum 1953
yılı kongresinde hayat pahalılığını önlemede
tüketim kooperatiflerinin rolüne ilişkin bir
tebliğ hazırlatmıştır.
1969 yılında yürürlüğe giren 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu, tüketim kooperatiflerini
de kapsamına almış ve gelişmeleri konusunda yeni bir adım atılmıştır. Bu tarihten sonra,
yasal düzenlemenin de tesiriyle, kooperatif
sayılarında süratli bir artış olmuştur.1163
sayılı kanunun öngördüğü biçimde üst teşkilatlarını kuramayan ve bu konuda açılan
tüketim kooperatifleri içinde bulundukları;
finansman, denetim ve eğitim meselelerine
14
çözüm bulamamışlardır. Bu kooperatiflerin
çoğu “işyeri kooperatifleri” veya “kapalı kapı sistemi” ile çalışan kooperatifler olmak
durumundan kurtulamamışlarıdır. Bugün,
Türkiye’de devlet daireleri, bankalar ve özel
sektör işyerlerinde bulunan kapalı kapı tüketim kooperatifleri, üyelerine çok sınırlı bir
ekonomik menfaat temin ederek faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu durum hareketin gelişmesi, daha geniş bir tüketici kitleye hizmet
götürmesi ve piyasada aktif bir rol oynamasını engellemiştir.
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı verilerine göre
bugün ülkemizde faal olan 797 tüketim kooperatifi ile bunların 163608 kişi ortağı bulunmaktadır. Aynı verilere göre faal olan 7 adet
Tüketim Kooperatifleri Birliği ve bunların 108
adet kooperatif ortağı bulunmaktadır. 1994
yılında ise Tüketim Kooperatifleri Merkez
Birliği kurulmuştur. Tüketim kooperatiflerinin çoğu “işyeri kooperatifleri” veya “ kapalı
kapı sistemi” ile çalışan kooperatifler olmak
durumunda kurtulamamışlardır. Türkiye’de
halen Devlet Daireleri, Bankalar ve özel sektör iş yerlerinde bulunan kapalı kapı tüketim
kooperatifleri, üyelerine çok sınırlı ekonomik
menfaat temin ederek faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bu durum hareketin gelişmesi,
daha geniş bir tüketici kitleye hizmet götürmesi ve piyasada aktif bir rol oynamasına
engellemiştir.
Türkiye’de tüketim kooperatiflerinin ülke genelindeki dağılımları da dengesizdir. Tüketim
kooperatifleri daha çok Ankara, İstanbul, İzmir, Konya, Bursa Adana, Eskişehir, Samsun,
Kocaeli v.b. büyük illerde yoğunlaşırken, bazı
illerimizde hiç tüketim kooperatifi bulunmamaktadır.
İnsanların hayatlarını devam ettirmek, ihtiyaçlarını gidermek ve alışkanlıklarını tatmin
etmek amacıyla belirli mal ve hizmetler için
sayısız ihtiyaçları ve arzuları vardır. Bu ihtiyaç ve arzular, insanın doğduğu anda hatta
doğmadan önce başlar, öldükten sonra da
devam eder. İnsanlar hayatlarını sürdürebilmek için bu düzenli ihtiyaçlarını karşılayacak
mal ve hizmetleri satın almak isteyeceklerdir. Tüketici, ihtiyaçlarını gidermek ve tatmin
sağlamak amacıyla mal ve hizmetleri kullanan kişi ve topluluklardır. Tüketici, talebi hisseder ve buna göre alımları ve davranışlarını
ayarlar. Tüketici mal alışlarını belirli ekonomik yasaların ve ihtiyaçlarının tesiri altında
gerçekleştirir. İktisat teorisinin çok önemli
varsayımlarında birisi de, tüketicinin beli koşular altında ulaşabileceği en yüksek faydaya ulaşmayı amaçlamasıdır. Tüketici her mal
için harcadığı son liranın kendisine sağladığı marjinal faydaların birbirine eşit olduğu
noktaya kadar her maldan satın alacaktır.
Tüketicinin birim para ile ihtiyaçlarını giderecek mallardan daha fazla alabilmesi onun
tatminini artıracaktır. Bu ise her şeyden önce
piyasada rekabetin yaratılması ile pazarlama
kanalındaki aracı sayısının asgariye indirilmesine bağlıdır.
Bütün dünyada tüketiciyi, tüketim kooperatifleri içinde örgütlenmeye yönelten temel
sebep, üretici ve tüketici arasındaki aracı denilen kişi yada kuruluşların varlığıdır. Tüketim
kooperatifi, tüketicilerin, tüketim maddeleri
ihtiyaçlarını kaliteli ve ucuz temin etmelerini sağlamak üzere dayanışma yoluyla ve
gönüllü olarak ekonomik güçlerini bir araya
getirmeleriyle vücut bulmaktır. Tüketim kooperatifin amacı, kar etmek, ancak bu karın
ortaklarına yaptıkları alış-verişleriyle orantılı olarak risturn geri döndürmektir. Tüketim
kooperatifleri, pazarlama zincirindeki aracıyı
kaldırıp, üretimle-tüketimi yaklaştırabildikleri ölçüde üyelerine daha yararlı olabilmek
şansıma ulaşacaklardır
Ülkemizde, fazla başarı gösteremeyen faaliyet kollarından birisi de tüketim kooperatifçiliğidir. Bugüne kadar daha ziyade bazı kamu kuruluşları ve özel iş yeri, bu kuruluşların
personeline dönük hizmet sürdürmektedirler. Bazı istisnalar dışında, Türkiye’de halka
dönük bir tüketim kooperatifçiliği henüz
gerçekleştirilememiştir. Mevcut tüketim kooperatifleri hem ortak sayısı, hem de sermaye yönünden yetersiz olduklarından büyük
oranda alımlarda bulunamamaktadır.
Ülkemizde Tüketim kooperatiflerinin bekleneni verebilmesi, piyasada etkili olup piyasayı düzenleyici rol oynaması engelleyen,
gelişmesini geciktiren nedenleri şu şekilde
sıralayabiliriz
• Halkın bilinçlendirilmemesi,
• Lider eksikliği,
• Devlet - Kooperatif ilişkilerinin düzensizliği,
• Resmi ve özel kuruluşların ters yönlü ilişkisi,
• Organizasyon ve üst örgütlenme sorunu,
• Kooperatifler arası işbirliğinin sağlanamaması,
• Eğitim ve denetim yetersizliği,
• Kooperatif- Sendika ilişkilerinin yetersizliği.
15
TARIMSAL AMAÇLI
KOOPERATİFLERDE DENETİM VE
GTHB HİZMETLERİ
Metin TÜRKER *
Erhan EKMEN **
Giriş
Geçmişte özellikle gelişmiş ülkelerde mevcut
kıt kaynakların etkin bir şekilde kullanılmasında önemli işler başaran kooperatifler, günümüz küresel ekonomisi içinde artık kamu ve
özel sektör yanında üçüncü bir sektör olarak
kabul edilmekte ve ülkelerin büyük krizlerden
korunmaları konusunda kritik roller üstlenmektedirler. Avrupa Birliği’ni sarsan son mali
krizde kooperatif bankaların emsallerinin aksine daha da güçlenmeleri bu görüşü ispatlayan
iyi bir örnektir. Bu duruma çarpıcı bir başka örnek ise; Birleşmiş Milletler Teşkilatı tarafından
Dünyamızdaki açlık, gıda ve gelir dağılımındaki
adaletsizlik ve küresel krizler ile mücadelede
en önemli araç kooperatiflerin görülmesidir.
Bu nedenle, 2012 yılı “Kooperatifler Yılı” ilan
edilmiş ([email protected]) ve bu sene kutlanılacak gıda günü teması da “Tarımsal Kooperatifler : Açlığın Çözümü İçin Anahtar” olarak
belirlenmiştir (www.fao.org 2012). Avrupa
Birliği’nde kırsal kalkınma politikalarının geri kalmış hedef bölgelerde uygulanmasında
üretici grubu olarak adlandırılan üretici örgütlerine görev verilmektedir. Birliğe üye olacak
ülkelere verilen katılım öncesi mali yardımları
alt bileşenleri arasında üretici örgütlenmesine
yönelik özel bir destek yer almaktadır. Avrupa
Birliği ortak politikaları arasında ortak mali bütçeyi en çok zorlayan ve hem uygulanması hem
* Dr., Genel Müdür Yardımcısı Vekili
Tarım Reformu Genel Müdürlüğü
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı
** Dr., Projeler ve Dış İliş. Çalışma Grubu Sorumlusu
Tarım Reformu Genel Müdürlüğü
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı
16
de uyumu zor olan tarım ve balıkçılık alanındaki politikalara ait piyasa düzenlemelerinin gerçekleştirilmesi ağırlıklı olarak üretici örgütleri
tarafından sürdürülmektedir (Eraktan 2004).
Önümüzdeki günlerde gerçekleştirilmesi beklenen reform süreci sonunda bu durumun daha da artacağı görülmektedir.
Bütün bu gelişmeler, gelişmişliğin bir göstergesi olarak kabul edilen kooperatifçiliğin, artık geri kalmışlığın giderilmesinde de etkin bir
araç olarak kabul edildiğini göstermektedir.
Bu durum tarım sektörü içinde geçerlidir. Her
ülkede tarımın örgütlenmesi, o ülkenin tarımsal yapısına, uygulanan tarım politikalarına ve
ihtiyaçlara göre olağan olarak farklılıklar göstermektedir. Fakat genel bir yaklaşımla, toplumsal dinamikler ve birikimlerin etkisiyle, gelişmiş ülkelerde örgütlenmenin yaygın ve güçlü
olmasına karşın az gelişmiş ülkelerde örgütlenmenin yetersiz ve güçsüz kaldığı gerçeği hiç değişmemektedir (Turan 2001). Sosyo-ekonomik
olarak kalkınmasını sağlamış ülkelerin tarımında, üretici örgütlerinin en üst düzeyde geliştiği
ve kırsal kalkınmada önemli rol oynadığı görülmektedir. Örgütlenme ile ilgili bu durum, bir
tesadüf değildir.
Ülkemiz içinde, küresel liberal piyasalarda rekabet edebilmek için en önemli araç örgütlenmedir. Tarımsal yapımızın dünya piyasalarında
yeterince güçlü olduğunu söylemek mümkün
değildir. Mevcut işletmelerin büyüklükleri girdi, finansman ve teknoloji kullanımı açısından
yeterli olmadığı için optimal verim düşük kalmakta dolayısıyla da tatminkar bir gelir sağlanamamaktadır (İnan.2005). Buna ilaveten üreteci - tüketici arasındaki pazarlama kanalında
aracı kademelerin çok olması ve gelirin önemli
bir kısmının bu ara kademeler tarafından alınması üreticinin zaten az olan gelirini daha da
düşürmektedir. Tarımsal yapıda pazarlamaya
ilişkin bir başka sorun ise, iç ve dış piyasaların
ürün taleplerinin takip edilmemesi nedeniyle
ülkemizde doğru bir üretim planlaması yapılamaması ve ürünlerin gerçek değeri üzerinden
pazarlamaması durumudur (Ekmen 2006).
Halbuki ülkemiz, 2010 yılı sonu itibarıyla, 73,7
milyonluk nüfusuyla; Dünyada 16.ncı, Avrupa
Birliği içinde ise 2.nci sırada yer almaktadır.
Bu nüfusun beslenme ihtiyacını karşılaması
ve ekonomiye katkı sağlanması açısından tarıma büyük ihtiyaç duyan ülkemiz, 24,5 milyon
hektar tarıma uygun işlenebilir arazi varlığı ile;
Dünyada 12.ci, AB ise 1.nci sırada yer almaktadır. Dünyanın önemli uluslararası ekonomik organizasyonlarından birisi olan “İktisadi İşbirliği
ve Kalkınma Teşkilatı (OECD)” tarafından 2011
yılında Türk tarımı ile ilgili yayınlanan ‘’Tarımsal
Politika Reformlarının Değerlendirilmesi Türkiye Raporu”na göre; Türkiye tarımsal ekonomik
büyüklük açısından, Fransa, İspanya ve İtalya
gibi tarıma ciddi destekler sağlayan ülkeleri
geride bırakarak Avrupa’da 1’inci sırada, Dünyada ise 7’inci sırada bulunmaktadır (Anonim.
2011). Ülkemizin 2010 yılı tarımsal dış ticareti
13 milyar dolara yaklaşmıştır.
FAO verilerine göre ise; ülkemiz 5 ürünün (kayısı, kiraz, fındık, vişne, incir) üretiminde Dünyada lider, 30’dan fazla ürünün üretiminde ise
Dünyada ilk 5’te yer almaktadır. Yine ülkemiz 6
tarımsal ürünün (kuru kayısı, yaş-kuru incir, iç
fındık, kuru üzüm, ayva) dış ticaretinde Dünya
lideri, 20’den fazla ürünün ihracatında ise Dünyada ilk 5’tedir. Su ürünleri alanında Avrupa
Birliği ülkeleri arasında yetiştiricilik üretimde
5. sırada, Alabalık üretiminde AB ülkeleri arasında 1. sıradadır. Ülkemiz Avrupa Çipura-Levrek pazarında %25’lik paya ulaşmış bulunmaktadır. (Anonim. 2009).
Tarım alanında Dünyada önemli bir güç olan
ülkemiz, pek çok tarımsal ürünün üretiminde
dünyada lider ülkedir ve Dünya tarım sektöründe küresel bir aktördür. Ciddi bir ekonomik
güç olarak değerlendirilebilecek tarım alanındaki bu pozisyonumuz asıl stratejik açıdan çok
önemlidir. Gerçekten de, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, bir ülkenin tam bağımsız olabilmesi gıda üretimindeki bağımsızlığına bağlıdır.
Küresel iklim değişikliklerinin etkilerinin daha
fazla hissedilmeye başlandığı günümüzde, gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun tüm ülkeler, tarımsal üretimin vazgeçilmez olduğunun farkındadırlar. Bu nedenle tüm dünyada olduğu gibi
ülkemizde de tarımın stratejik önemi artarak
devam etmektedir.
Bu önemli sektörde yaklaşık 160 yıldır özellikle devletin kırsal kesime yönelik yatırım hizmetlerinin yerine getirilmesinde kooperatifler
önemli işler başarmışlardır. Fakat bu yaklaşım
üreticinin kooperatiflerin gerçek önemini anlamasını engellemiştir. Üretici, kooperatifleri hep
devletin yardım kapısı olarak görmüş yardım
gelir gelmez kooperatifi unutmuştur. Halbuki
üreticinin girdileri zamanında, ucuz ve kaliteli
bir şekilde sağlayıp, uygun teknolojileri kullanmak suretiyle üretimini planlayabileceği fiyat
oluşumu, pazarlaması konularında ihtiyaçlarını karşılayabileceği imkan her zaman elinin
altında hazır bulunmuştur (Ekmen 2011). Bu
imkan, hem üretici tarafında hem de kamu kesiminde kooperatifçilik ile ilgili bir bilinç oluşturulamadığı ve farkındalık yaratılamadığı için
yeterince kullanılamamıştır. Ülkemizde tarım
sektöründe üretici örgütlenmesi yönünden yasal dağınıklık ve yetki kargaşası yaşandığı için
tek elden yürütülen bir örgütlenme politikasının bir türlü oluşturulamamış ve politikalar
doğru şekilde belirlenemediği için örgütlenme alanında hedefe ulaşılamamıştır (Anonim.
2005). Bu durumda ne yazık ki büyüm fedakarlıklarla temin edilen devlet kaynakları etkin bir
şekilde kullanılamamıştır.
İşte bu noktada, kooperatiflerin sorunlarının
çözümü ve daha etkin kullanımı açısından alınacak diğer önlemlerin yanı sıra, kooperatiflerin denetimi konusu büyük önem kazanmaktadır. Kooperatifçiliğin geliştirilmesi için alınacak
her türlü tedbirin kararlaştırılması ve tedbirlerin uygulanması sırasında muhakkak dikkat
17
edilmesi gereken hususların bulunacaktır. Genel anlamda denetim hem kaynakların yerinde
kullanımı, hem de temel işlerin rutin bir yapıda
sürdürülebilmesini sağlayacaktır.
Tarımsal Amaçlı
Kooperatiflerin Denetim
Ülke kaynaklarının etkin bir şekilde kullanılmasında aktif rolleri bulunan kooperatiflerin, üretimden pazarlamaya kadar iç ve dış ticaretteki
faaliyetlerinde karşılaşılabilecek ticari suçlarla
mücadele için sürekli ve etkin denetim gerektirmektedir. Bu nedenle, kooperatif yönetiminin, ortakların ve kooperatifle ilişkisi olan herkesin çıkarını korumak amacıyla, alınan karar
ve tasarrufların kontrole tabi tutulması, idarenin aksayan yönlerinin, mevzuat dışı hareket
ve işlemlerinin tespit edilmesine, mali kayıtlarının incelenmesi, tuttuğu kayıtların takibi gibi
idari, mali ve hukuki yönden denetimler yapılmaktadır.
Tarımsal amaçlı kooperatiflerde denetimler
olağan ve ihbara dayalı olmak üzere 2 durumda yapılmaktadır. Normal (Olağan) Denetimler,
kooperatifin belirli bir tarihten itibaren tüm
işlemler ve varlıklarının müfettiş veya kontrolörler tarafından incelemeye alınmasıdır. Bu
çerçevede tespit edilen suç sayılmayan aksaklıklar ve çözüm yolları bir tespitname ile ilgililere bildirilir. Daha sonra düzenlenen denetim
raporu Bakanlığa intikal ettirilir. İhbara Dayalı
Denetimler ise; çeşitli kanallardan (doğrudan
muhbir ve şikayetçi tarafından, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinden, Başbakanlıktan, Bakanlıklardan, İI Müdürlüklerinden) intikal eden şikayet ve ihbar konularında yapılan
denetimlerdir. İhbar ve soruşturmalarda görevlendirilen müfettiş veya kontrolör, mahallin
usulüne uygun yaptığı soruşturma sonunda
suç unsuru tespit ederse, düzenlediği “Soruşturma Raporunu’’ İlgili Cumhuriyet Savcılığına
intikal ettirilmek üzere, Bakanlığa sunar.
Tarımsal amaçlı kooperatiflerin 2 tip denetimi
yapılmaktadır. Bunlar iç ve dış denetimlerdir
(Deligöz, 2011) :
18
1) İç Denetim: Kooperatif denetçileri ve üst
birlikleri olmak üzere, kooperatifin kendi iç birimleri tarafından yapılan denetimlerdir.
2) Dış Denetim: Kooperatifle ilişkisine göre 4
farklı kurum tipinin yaptığı denetimlerdir.
1) Noterlerin Denetimi: Genel hukuk ve noterlik kanunu açısından yapılan denetimlerdir.
2) Sicil Memurunun Denetimi: Ticaret sicil ve
tescil konularında yapılan bir denetimdir.
3) Finansman Kuruluşlarının Denetimi: Her
para veren kuruluş Kooperatif ve üst birliğini,
verdiği kredinin amaca uygun kullanılıp kullanılmadığı konusunda denetleyebilmektedir.
4) İlgili Bakanlıklar Denetimi: Bakanlık aşağıda belirtilen hususlar doğrultusunda denetim
yapmaktadır:
a. Kuruluş aşamasında, ana sözleşmelerin kanuna uygunluğunun tespiti konusunda yapılan
denetleme.
b. Her yıl yapılması zorunlu olan Genel Kurul
toplantılarına Bakanlığı temsilen katılan Bakanlık Temsilcileri tarafından genel kurul öncesi ve sonrası mevzuata uygunluk konusunda
yapılan denetleme,
c. Kooperatif ve üst kuruluşlarının işlem ve
hesaplarını, mal varlıklarının, kanun, kararname ve yönetmelikler kapsamında, Müfettiş ve
Kontrolörler tarafından denetlenmesi ve sonucun ilgili makamlara raporla bildirilmesi,
d. Bakanlık tarafından görevlendirilen bağımsız
denetim kuruluşlarının kooperatif ve üst kuruluşlarının ilgili müesseselerini denetlemesi.
Tüzel kişiliğe haiz parasal konuları içeren ortaklıklar olan kooperatiflerin, özellikle kredi
kullanmaları, devletten proje karşılığı destek
almaları durumunda denetlenmeleri ile ilgili
hususlar çıkarılan çeşitli kanunlarla düzenlenmiştir. Kooperatiflerden tarımsal amaçlı olarak
nitelendirilen (Tarım Kredi, Tarımsal Kalkınma,
Su Ürünleri, Sulama, Pancar Ekicileri) kooperatiflerinin denetim yetkisi Tarım Bakanlığı’na
verilmiştir (www.tarim.gov.tr).
Tarım Bakanlığı’nın, yetki alanına giren kooperatifleri denetleme amaçları;
1) Ülke ekonomisinde gereken etkinliği gösterebilmeleri,
2) Planlanan yatırım projelerini gerçekleştirmeleri,
3) Ortaklarına beklenen fayda ve hizmeti sağlayabilmeleri.
Bu amaçlara göre aşağıda belirtilen işleri yapar
4) Bütçe ve fon kaynaklardan yapmakta oldukları finansman yardımlarının amaca uygun biçimde kullanılıp, kullanılmadığının tespit eder.
5) Tabi oldukları kanun ve mevzuata uygun
bir şekilde faaliyet gösterip, göstermediklerini
kontrol eder.
6) Denetimler sonucunda ortaya çıkacak sakıncalı durumları zamanında giderici tedbirleri
alır.
7) Aksine hareket eden kooperatif yöneticileri
hakkında gerekli idari ve yasal işlemleri yapar.
İlgili Kanun hükmüne göre, Tarım Bakanlığı denetimleri kendi müfettiş kontrolörlerine yaptıracağı gibi, bağımsız denetim kurullarına da
devrederek yaptırılabilmektedir. Ülkemizde,
Tarım Bakanlığı, 2011 yılında Gıda, Tarım ve
Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevlerini Düzenleyen 639 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile yeniden yapılandırılmıştır. Bu
kapsamda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı
yetki ve görev kapsamına giren tarımsal amaçlı
kooperatiflerin denetlenmesi görevi Tarım Reformu Genel Müdürlüğü bünyesinde yer alan
Kontrolörler Daire Başkanlığınca yürütülmektedir.
Yeni Bakanlık bünyesinde oluşturulan Tarım
Reformu Genel Müdürlüğü, sulama, toplulaştırma, arazi ıslahı gibi alt yapı hizmetleri,
üretim, pazarlama, sigorta, kredilendirme,
desteklemeler ve kırsal kalkınma faaliyetleri ile birlikte örgütlenme ile ilgili faaliyetlerin
gerçekleştirilmesinden sorumludur. Devlet
bünyesinde kooperatifçilik ile ilgili birçok birim
kurulmuştur. Tarımsal amaçlı kooperatifçilik
çalışmalarını yapmak, çiftçileri bilgilendirmek,
gerekli teknik ve mali desteği sağlamak hep
Tarım Bakanlıklarının görevi olmuştur. Bugün
ülkemizde bulunan üretici örgütlerinin ve bu
kapsamda tarımsal amaçlı kooperatiflerin
önemli bir bölümü Gıda Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığı’nın sorumluluğu altındadır (Türker
2012.b). Bakanlığın örgütlenme ile ilgili görev
ve sorumlulukları ile bu kapsamda sürdürülmekte olan hizmetler aşağıda anlatılmaktadır.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığı Örgütlenme
Görevleri ve Hizmetleri
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yetki ve
görev kapsamına giren tarımsal amaçlı kooperatiflerin örgütlenmesi görevi ise; Tarım Reformu Genel Müdürlüğü bünyesinde yer alan Teşkilatlanma Daire Başkanlığınca yürütülmektedir. 639 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye
istinaden çıkartılan Gıda, Tarım Ve Hayvancılık
Bakanlığı Merkez Teşkilatı Görev Yönergesine
göre Tarım Reformu Genel Müdürlüğü, ülkemizdeki üretici örgütlenmesi ili ilgili aşağıda
belirtilen görevleri üstlenmiştir ;
• Çiftçilerin örgütlenmesini sağlamak,
• Örgütlenmiş çiftçileri desteklemek ve denetlemek,
• Örgütlerin kurumsal kapasitelerin güçlendirmek
• Uluslararası çiftçi organizasyonlarıyla işbirliği yapmak
• AB’ne uyumu ile ilgili sorumlulukları yerine getirmek
• Örgütleri kırsal kalkınmanın itici gücü haline getirmek.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı sorumluluğunda, iki ayrı kanunla kurulmuş iki ayrı kooperatif tipi vardır. Bunlar, 1163 sayılı kooperatifler
kanunu ile kurulan tarımsal amaçlı kooperatifler ve 1581 sayılı kanunla kurulan tarım kredi
kooperatifleridir.
Tarımsal amaçlı kooperatifler; 1) tarımsal kal-
19
Tarımsal
amaçlı ve
kooperatifler;
1) tarımsal kalkınma, 2) sulama, 3) su ürünleri ve 4)
alkınma, 2) sulama,
3) su ürünleri
4)
pancar ekimi
üzere, ve
4 ana
n tip anasözleşmeye
göreolmak
kurulmakta
bu konuda hazırlanan tip anasözleşmeye göre kurulmakta ve bu
anasözleşmelerde yer
alanKredi
çalışma konularında faaliyet göstermektedirler. Tarım Kredi
faaliyet göstermektedirler.
Tarım
kooperatifleri de yine kendi anasözleşmeleri kapsamında kurulmaktadır.
mında kurulmaktadır.
kınma,
2)Tarımsal
sulama,halen
3)Kalkınma
su ürünleri
ve 4) fazla
pancarortağı
Ülkemizde
840 adet
binden
fazla ortağı
olduÜlkemizde
840 binden
olduğuhalen
8.220
Tarımsal
Kalkınma
ı olduğu 8.220
adet
Kooperatifi,
300
bine
yakın
ortağı
bulunan
2.501
adet
Sulama
Kooperatifi,
30
bini
aşkın
olmak üzere,
4 anaaşkın
konuda hazırlanan ğu 8.220 adet Tarımsal Kalkınma Kooperatifi,
1 adet Sulamaekimi
Kooperatifi,
30 bini
olan
563 ekicisinin
adet göre
Su Ürünleri
1 bine
milyon
binbulunan
pancar 2.501
ekicisinin
ortak
1 milyon ortağı
650tip
bin
pancar
ortak Kooperatifi
anasözleşmeye
kurulmakta
ve bu ana- ve
300
yakın650
ortağı
adet Suolduğu
31
Pancar
Ekicileri
Kooperatifi
bulunmaktadır.
Bunların
üzerine
1
milyon
80
binden
adır. Bunların
üzerine
1
milyon
80
binden
sözleşmelerde yer alan çalışma konularında lama Kooperatifi, 30 bini aşkın ortağı olan 563
ortağıkarşımıza
bulunan 1.679
adet
Kooperatifini
de eklersek;
karşımıza
yaklaşık
eratifini defazla
eklersek;
yaklaşık
13Tarım
faaliyet
göstermektedirler.
Tarım
KrediKredi
koopeadet Su Ürünleri
Kooperatifi
ve 1 milyon
650 13
kooperatif
çatısı
altında
toplanmış
4
milyona
yakın
ortağı
ile
dev
bir
oluşum
çıkmaktadır.
kın ortağı bin
ile dev
bir
oluşum
çıkmaktadır.
ratifleri de yine kendi anasözleşmeleri kapsa- bin pancar ekicisinin ortak olduğu 31 Pancar
mında
kurulmaktadır.
Ekicileri
Kooperatifi
bulunmaktadır.
Bunların
kurulması
görevi de verilmiştir. Bu amaçla yapılan
çalışmalar
neticesinde
aşağıda adları
Ortak Sayısı
843.595
296.098
30.063
1.641.472
1.080.821
3..892.049
(unvanları) belirtilen birlikler kurulmaktadır:
Kooperatif
Türü
Ortak Sayısı
Koop Sayısı
Koop Sayısı
1. Tarım Kooperatifleri
Tarımsal 8.220
Kalkınma
Kooperatifi Birliği
843.595
8.220
2.
Ormancılık
Kooperatifleri
Birliği
Sulama Kooperatifi
296.098
2.501
2.501
Hayvancılık Kooperatifleri Birliği
Su Ürünleri3.
Kooperatifi
30.063
563
563Su Ürünleri Kooperatifleri Birliği
4.
Pancar Ekicileri
Kooperatifi
1.641.472
31
5.31Sulama
Kooperatifleri Birliği
6. Kooperatifi
El Sanatları Kooperatifleri Birliği
Tarım Kredi
1.080.821
1.679
1.679
7. Pancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği 3..892.049
Toplam12.994
12.994
8. Çay Kooperatifleri Birliği
www.trgm.gov.tr .2012
www.trgm.gov.tr .2012
Kooperatif
birlikleri,
kooperatif
üzerine 1 milyon
80 binden
fazlakendi
ortağı aralarında
bulu- konu
bazında şeklinde
kurulmasımerkez
görevi birlikleri
de verilmiştir.
kurabilirler.
Aynı
çalışma
konularına
sahip
kooperatif
birlikleri
birden
fazla
kooperatif
nan 1.679 adet Tarım Kredi Kooperatifini de Bu amaçla yapılan çalışmalar neticesinde aşamerkezkarşımıza
birliği ve
kuramazlar.
Kooperatif
merkez birlikleri,
kendisine bağlıbirliği
birlik ve
ve merkez
Aynı
çalışma
konularında
faaliyet
gösteren
kooperatifler,
n kooperatifler,
bölge
birliği
merkez
eklersek;
yaklaşık
13 bin
kooperatif
ğıda adları
(unvanları)bölge
belirtilen birlikler
kurulkooperatifleri
denetler
ve
bunların
eğitim
ve
öğretim
ihtiyaçlarını
karşılar.
Yapılan
denetim
birliği
şeklinde
de örgütlenmektedirler.
aynı
veya
birbiriyle
ilgili
nitelikte
ynı veya birbiriyle
ilgili nitelikte
olan
(7) yakın Konuları
çatısı
altında
toplanmış
4
milyona
ortağı
maktadır:veya merkez birlikleri, kooperatif olan (7)
sonuçları ilgili Bakanlığa bildirilir. Kooperatif birlikleri
veyaile daha
çok
kooperatif
tarafından
üst
birlik
kurulabileceği anasözleşmelerinde tespit
kurulabileceği
anasözleşmelerinde
tespit
dev
bir oluşum
çıkmaktadır.Aynı
çalışma
şeklinde
Türkiye
Milli Kooperatifler
Birliğikokurabilirler (Md.77).
1.
Tarım Kooperatifleri
Birliği 72. maddesinde
edilebilir
3476
Sayılı
Kanun’la
değişik
1163
Sayılı
Kooperatifler
Kanunu’nun
Kooperatifler nularında
Kanunu’nun
72. maddesinde
faaliyet
gösteren kooperatifler, böl2.
Ormancılık
Kooperatifleri
Bakanlığımıza
birlikler
içinşeklinde
bölge
belirleme
verilirken,
birliklerin
konu bazında
kooperatiflerimizden
hayvancılık,
ormancılık
ve çay Birliği
konusunda
kisi verilirken,
birliklerin
konukalkınma
bazında
ge birliği
veTarımsal
merkez
birliği
de
örgüt- yetkisi
faaliyette
bulunan
kooperatifler
ile
3476
Sayılı
Kanun’un
ile
değişik
1163
Sayılı
Kooperatifler
3.
Hayvancılık
Kooperatifleri
Birliği
lenmektedirler. Konuları aynı veya birbiriyle
2. maddesi
gereği,
intibak dışı
Köy Kalkınma
ve diğer
tarımsal
4. kalan
Su Ürünleri
Kooperatifleri
Birliği
ilgili Kanunu’nun
nitelikte olangeçiçi
(7) veya
daha çok
kooperatif
amaçlı kooperatif birlikleri (Mersin narinciye ve Diğer Tarım Ürünleri Kooperatifleri Birliği,
5. Sulama Kooperatifleri Birliği
tarafından
üst birlikBalıkçılık
kurulabileceği
anasözleşDoğu Karadeniz
Kooperatifleri
Birliği gibi) tüzel kişiliklerini korumuş, sulama ve
El Sanatları Kooperatifleri
Birliği
melerinde
tespit
edilebilir 3476
Sayılı
Kanun’la
su ürünleri
kooperatifleri
merkez
birliği
düzeyinde6.
üst örgütlenmelerini
tamamlamışlardır.
değişik 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 7. Pancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği
72. maddesinde Bakanlığımıza birlikler için 8. Çay Kooperatifleri Birliği
bölge belirleme yetkisi verilirken, birliklerin Kooperatif birlikleri, kendi aralarında kooperaTarımsal Amaçlı Kooperatiflerin Dikey Yapılanmaları
20
tif şeklinde merkez birlikleri kurabilirler. Aynı
çalışma konularına sahip kooperatif birlikleri
birden fazla kooperatif merkez birliği kuramazlar. Kooperatif merkez birlikleri, kendisine bağlı birlik ve kooperatifleri denetler ve bunların
eğitim ve öğretim ihtiyaçlarını karşılar. Yapılan
denetim sonuçları ilgili Bakanlığa bildirilir. Kooperatif birlikleri veya merkez birlikleri, kooperatif şeklinde Türkiye Milli Kooperatifler Birliği
kurabilirler (Md.77).
Tarımsal kalkınma kooperatiflerimizden hayvancılık, ormancılık ve çay konusunda faaliyette bulunan kooperatifler ile 3476 Sayılı
Kanun’un ile değişik 1163 Sayılı Kooperatifler
Kanunu’nun geçiçi 2. maddesi gereği, intibak dışı kalan Köy Kalkınma ve diğer tarımsal
amaçlı kooperatif birlikleri (Mersin narinciye
ve Diğer Tarım Ürünleri Kooperatifleri Birliği,
Doğu Karadeniz Balıkçılık Kooperatifleri Birliği
gibi) tüzel kişiliklerini korumuş, sulama ve su
ürünleri kooperatifleri merkez birliği düzeyinde üst örgütlenmelerini tamamlamışlardır.
Gayri safi yurt içi hasılanın %10’luk bir kısmını
üreten yaklaşık 3 milyon tarım işletmesinin olduğu bir ülke için aslında bu kooperatif miktarı
ve ortak sayısı çok değildir. Burada esas dikkat
edilmesi gereken husus, kooperatiflerin sayısının çokluğu değil, etkinliğidir. Kooperatiflerin
etkinliği açısından Kooperatifler Kanunu’nda
belirtilen amaçları kooperatif türlerine göre
ayrı ayrı verilmiştir:
Tarımsal Kalkınma Kooperatiflerinin amaçları: Ortaklarının her türlü bitkisel, hayvancılık,
ormancılık konularındaki istihsalini geliştirmek
ve ihtiyaçları ile ilgili temin, tedarik, işletme,
pazarlama, değerlendirme faaliyetlerinde bulunmak, ortakların ekonomik ve sosyal yönden
gelişmelerine yardımcı olmak, iş sahası temin
etmek, ortakların ekonomik gücünü arttırmak
için tabii kaynaklardan faydalanmak, el ve ev
sanatları ile tarımsal sanayinin gelişmesini sağlayıcı tedbirler almak.
Sulama Kooperatiflerinin amaçları: Devletçe
ikmal edilmiş veya edilecek sulama tesislerinden alınacak veya her ne suretle olursa olsun
tarım sahalarından çıkarılacak suyun ziraatta
kullanılması ile ilgili arazi tesviyesi, tarla başı
kanalları, tarla içi sulama ve drenaj gibi zirai
sulama tesislerini kurmak veya kurulmuş olan
sulama tesislerini işletmek ve işlettirmek, bakımını yapmak ve yaptırmak.
Su Ürünleri Kooperatiflerinin amaçları: Her
türlü su ürünlerinin üretimi, yetiştiriciliği, avcılığı, işleme, depolama ve pazarlama konularında ortaklarına hizmet vermek ve gerektiğinde
bu konularla ilgili tesisleri kurmak ve işletmek.
Pancar Ekicileri Kooperatiflerinin amaçları:
Toprak hazırlığı, ekim işleri, pancar ve diğer tarım ürünlerinin yetiştirilmesi, korunması, dekar veriminin arttırılması konularında gerekli
tedbirleri almak ve bu konularda eğitimlerine
yardımcı olmak.
Son yıllarda Gıda, Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığı’nın her yıl artarak vermiş olduğu
desteklerle kooperatif sayısında bir artış görülmüştür. Ama burada dikkat edilmesi gereken
çok önemli bir husus vardır: Çiftçimizin kooperatifler çatısı altında örgütlenmesindeki amacı,
sadece desteklerden faydalanmak yerine birlikte güçlü olmak olgusuna dayanması bizce
çok daha önemlidir. Çünkü sadece destekten
faydalanmak amacıyla kurulan bir kooperatifin
destek alındıktan sonra geleceği olmayacaktır.
Bunun yerine piyasada rekabet edebilmek ve
ürününü daha iyi değerlendirmek bilinci ile bir
araya gelen üreticinin örgütlenmesi daha sağlıklı olacaktır. İşte Tarım Reformu Genel Müdürlüğü bu tip kooperatiflerin desteklenmesini
amaçlanmaktadır (Türker.2012.a).
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, kırsal alanda kurulmuş olan tarımsal amaçlı kooperatiflere, yöre ve milli ekonomiye katkı sağlamak
amacıyla çeşitli konularda proje konuları vermekte ve bu projeleri teknik yönden ve düşük
faizli kredilerle mali yönden desteklemektedir.
Tarım Reformu Genel Müdürlüğü tarafından
desteklenen proje konularından bazıları başlıklar halinde şunlardır:
• Tarımsal üretimi ve istihdamı arttırıcı projeler, uygulamada olan ortaklar mülkiyetindeki
21
tip projeler:
o 300 Baş’lık Merkezi Sağım Üniteli Damızlık
Sığır Yet. (30 Aile x 10 Baş)
o 300 Baş’lık Damızlık Sığır Yetiştiriciliği (50
Aile x 6 Baş),
o 240 Baş’lık Damızlık Sığır Yetiştiriciliği (40
Aile x 6 Baş)
o 1000 Baş’lık Besi Sığırcılığı (50 Aile x 10
Baş x 2 Devre)
o Damızlık Koyun Yetiştiriciliği (50 Aile x 50
Baş)
o 1000 Kovanlık Arıcılık (50 Aile x 20 Kovan)
o 25.000 m2 Seracılık (50 Aile x 500 m2 Sera)
o Torba Kültür Mantarcılığı (20 Aile x 200
Torba)
• El ve ev sanatları projeleri,
o El sanatları
o Halıcılık (16 adet çeşitli tip ve kapasitede)
• Tarımsal ürünleri değerlendirici projeler,
o Çay Fabrikası
o Un Fabrikası Süt İşleme Tesisleri (5 ve 10
ton/gün)
o Süt İşleme Tesisleri (5 ve 10 ton/gün)
o Zeytinyağı Fabrikası (20-40-60 ton/gün)
o Zeytin Salamura (100 ton/yıl)
• Ortaklarına uygun şartlarda girdi sağlayıcı
projeler,
o Yem tesisi
o Girdi temini
• Çiftçilerimizin refah seviyesini yükseltici
projeler,
o Orman Üretimi
o Fidancılık
• Tarımsal sanayiyi geliştirici projeler,
o Soğuk hava depoları(1.000 ve 2.000 ton/
Yıl)
o Ürün işleme ve paketleme tesisleri
o Optik Okuyuculu Meyve Tasnif Ambalajlama
• Pazarlama projeleri
o Süt pazarlama organizasyonları
Bu kapsamda; 1967 yılından beri Tarım Bakanlıklarınca Tarımsal Amaçlı Kooperatifler desteklenmektedir. Son 9 yılda 100X2, 50x4, 30x6
gibi Süt sığırcılığı, Koyunculuk, Mandacılık, Seracılık, Besicilik ve Rehabilitasyon konularında
her yıl artan sayılarda olmak üzere, 783 pro-
22
jeye 896.632.621 TL Bakanlığımız bütçesinden destek olarak kullandırılmıştır. Buna ilave
olarak Başbakanlık tarafından finanse edilen
Kırsal Alanda Sosyal Destek Projesi (KASDP)
çerçevesince yine son 9 yılda 1151 Projeye
971.265.488 TL destek verilmiştir. Toplam olarak, sadece kooperatiflerimizin kullanımı için
1934 projeye 1.867.898.109 TL kredi kullandırılmıştır. Bu durumunda 200.000 çiftçi ailesi
istihdam edilebilecektir. Ayrıca Kooperatiflerimiz, Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında, desteklenmektedir.
Tarımsal amaçlı kooperatiflerimiz, üreticimize
üretimden pazarlamaya kadar her alanda kaynak aktaran, büyümenin ve tarımda yeniliklerin çiftçi ile tanıştırıldığı sektördeki en önemli
etkendir. 2011 yılında sorunlarına hep birlikte
çözüm arayan 10 bin çiftçilerimiz 200 yeni kooperatif kurmuşlardır. Bu ilgi sadece üreticide
değil, sektörün diğer paydaşları arasında da giderek artmaktadır.
1) Tarıma dayalı sanayi işletmeleri, artık üretim
sözleşmelerini doğrudan çiftçi ile değil, kooperatifler ile yapmaktadır. Bu yolla hem sanayici
istediği kalite ve miktarda ürünü alabilmekte,
hem de çiftçinin hakları korunmuş olmaktadır.
2) Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı açısından ise; desteklerin üreticiye dağıtılması konusunda üretici örgütlerinden faydalanılmaktadır.
Artık ülkemizdeki kooperatiflerimizin de Avrupa Birliği’ndeki emsalleri gibi sektörde etkinliğinin artması gerekmektedir. Bu kapsamda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın tarımsal
amaçlı kooperatiflerden genel olarak üstlenmelerini beklediği görevler bulunmaktadır:
1. Üyeleri tarafından üretilen ürünlerin piyasaya satışını - arzını düzenlemek
2. Üretimi, talebe bağlı olarak, kalite, standart ve miktar açısından planlamak
3. Piyasada fiyat istikrarını sağlayıcı müdahalelerde bulunmak.
4. Destekleme, depolama, girdi gibi yardımlarını dağıtmak.
Üretim ve Gıda Güvenliğinde Başarı Öyküleri” Raporu. BM FAO
5. Üyeleri ve üretimlerini kayıt altına almak.
3. Anonim, 2011. Tarımsal Politika Reformlarının
Değerlendirilmesi Türkiye Raporu, OECD
6. Faaliyetlerinde çevreyi koruyucu tekniklerin uygulanmasını sağlamak.
4. DELİGÖZ, Muzaffer. 2011. Kooperatiflerin Denetimi. www.deligoz.com.tr
Bu görevleri üstlenebilen kooperatifler, gelecek açısından kendi ayakları üzerinde durabilen ve ortaklarına büyük faydalar sağlayan başarılı birer işletme olacaklardır.
Kooperatifler, ortaklarının ve toplumun yaşam
düzeyini yükseltmeye dönük parasal ve sosyal yararlar sağlayan örgütlerdir. Kooperatifler
üretim planlama, ucuz girdi sağlama, ürünün
değer fiyatında satışı, katma değer kazandırma, vergi muafiyetleri sağlama, devlet yardımı
temini, sübvansiyonlardan yararlanma, sigorta
yoluyla risklerin karşılanması ve hukuki kolaylıkların sağlanması gibi birçok maddi kazançlar
sağlayabilmektedirler. Bunların yanı sıra yaşam
düzeyini yükseltilmesine yönelik sağlık, beslenme ve mesleki eğitim gibi çeşitli alanlarda
sağlanan destek ve iyileştirme hizmetleri de
sunabilmektedirler.
Özetle; iyi yönetilen, başarılı çalışmalar yaparak halkın desteğini kazanan kooperatifler,
bulundukları çevreye kooperatif hizmetlerinin
yanı sıra birçok sosyal-kültürel etkinlikler de
getirmekte ve ülke kaynaklarının etkin bir şekilde kullanılmasına yardımcı olmaktadırlar.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, tarımsal
üretimde dünya lideri olan ülkemiz çiftçisini,
küresel liberal piyasalarda rekabet edebilecek
güce getirebilmek için en önemli araç olarak,
diğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi; kooperatifleri görmektedir. Kooperatifler de kendi
güçlerinin farkında olmalı ve ortak bir bilinçle
ileriye yönelik çalışmalar sürdürülmelidir.
Kaynaklar
1. Anonim. 2005. II. Tarım Şurası Sonuç Belgesi,
X: Komisyon Tarımsal Örgütler ve Örgütlenme Raporu. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Ankara.
2.
Anonim. 2009. Başarıya Giden Yollar - Tarımsal
5. EKMEN,Erhan. Avrupa Birliği Ortak Piyasa Mekanizmasının Uygulanmasında Çiftçi Örgütlerinin
Rolü Ve Türkiye için öneriler konulu Doktora Tezi,
Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü. 2006.
6. EKMEN,Erhan 2011. XX: “DTÖ, AB Çerçevesinde Dünya Tarım Piyasalarında Örgütlenme ve Ülkemiz İçin Öneriler, Milletlerarası Türk Kooperatifçilik
Kongresi’
7. ERAKTAN, Gülcan. 2004 Avrupa Birliği’nde Üretici Örgütleri. Türkiye Ziraatcılar Derneği, 4. Ulusal Tarım Kongresi, Ankara.
8. İNAN,Hakkı. ve Arkadaşları. 2005. Tarımda Örgütlenme. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, VI.
Tarım Teknik Kongresi, Tarım Haftası Sempozyum
Bildirileri, Ankara.
9. TURAN,Ahmet. 2001. Türkiye’de Çiftçi Örgütlenmesi. Tarım ve Kredi Kooperatifleri Merkez .Birliği. Ekin Dergisi
10. TÜRKER, Metin. 2012,a. Türkiye’de Sulama Kooperatifleri ve Türk Tarımına Etkileri. Sulama ve Örgütlenme Sempozyumu. Gıda Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığı
11. TÜRKER, Metin, 2012,b. Tarımsal Sulamada
Altyapı Çalışmaları, II. Ulusal Sulama ve Tarımsal
Yapılar Sempozyumu, İzmir,
12. www.copa-cogeca.be.2012 COPA- COGECA
13. www.tarim.gov.tr 2012 GTHB
14. www.trgm.gov.tr .2012 GTHB-TRGM-Teşkilatlanma Dairesi verileri
15. www.tzob.org.tr.2012 Türkiye Ziraat Odaları
Birliği
16. www.adminkopkur.org.tr.2012Türk Kooperatifçilik Kurumu
17. www.Turkiyemillikoop.org.tr. 2012 Türkiye Milli Kooperatifler Birliği
18. www.fao.org 2012
BM Gıda ve Tarım Teşkilatı
19. [email protected]. 2012
BM Kooperatifler Yılı Resmi Sitesi
23
TÜKETİCİNİN HAKLARI
Aybala DEMİRCİ *
Tüketici, ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için mal ve hizmeti satın
alıp, kullanan nihai kişi, kurum veya ailedir
(Babaoğul ve Altıok, 2007: 27). Bu tanımdan
hareketle toplumda yaşayan bireylerin aynı
zamanda tüketici konumunda olduğunu söylemek mümkündür. Geçmiş yıllarda kendisi hem
üreten hem de tüketen tüketicinin, geçmişte
korunması gereği pek hissedilmemiştir. Ancak;
tüketimin hızla artması ile tüketici sorunları
gün geçtikçe artmış, günümüzde tüketicinin
korunmasına ağırlık verilmesi gereği bir zorunluluk haline gelmiştir(Gündüz ve Gündüz,
2002: 197). Artan tüketici ihtiyaçları yaşamı
karmaşık bir hale getirmiş, yoğun tutundurma
çabaları ihtiyaçlar açısından öncelikleri değiştirmiş, tüketim kalıpları değişerek tüketimde
dengeleri bozmuştur. Tüketici artık etki altında
kalabilen, fikir değiştiren, sürekli tatmin arayan, davranışları zor çözümlenebilen bir birey
haline gelmiştir. Bu bağlamda, tüketicinin bilgilendirilmesi, dolaylı tehdit ve tehlikeler ile
yanıltıcı etkilerden korunması zorunlu bir hal
almıştır (Babaoğul ve Canpolat, 1997:138;
Ferman, 1993:7,10). Tüketici sorunlarının temelinde, tüketicinin yeterli bilgi ve eğitimden
yoksun olması; tüketiciye yönelik yanıltıcı
reklâmlar ile eksik bilgilendirmenin yattığını
söylemek mümkündür. Bilgi eksikliği bireyin
hakları konusunda bilgi sahibi olmamasına
neden olmaktadır. Haklarını bilmeyen birey
tepkisiz tüketici olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüketicilik bilincinin gelişmesi, vatandaşlık
haklarının bir yönüyle kullanılmasını ifade etmektedir. Bu nedenle tüketicinin korunması ve
tüketicinin hakları konusunda bilgilendirilmesi
gerekmektedir.
* Yrd.Doç. Dr, Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi
Aile Ekonomisi Eğitimi Ana Bilim Dalı, Ankara, Türkiye,
[email protected]
24
Literatürde tüketici haklarının korunmasına yönelik iki temel görüş bulunmaktadır. Bir görüşe
göre; tüketicinin korunması hareketi dünyada
ilk kez Osmanlı İmparatorluğu döneminde başlamıştır. II. Bayezid döneminde Mevlana Muhyiddin tarafından 1502-1507 tarihleri arasında
hazırlanan Bursa İhtisap kanunnamesi dünyanın ilk tüketici haklarını koruyan kanundur. Bu
kanunname dünyanın en geniş belediye kanunu olmakla birlikte ilk gıda maddeleri nizamnamesi, ilk çevre nizamnamesi ve ilk standartlar
kanunudur (Akgündüz, 1990: VI).
Diğer bir görüşe göre, tüketiciyi koruma eylem ve önlemlerinin bir görüşe göre örgütlü
hale gelmesindeki ilk adım, 1928 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde atılmıştır. Amerika
Standartlar Bürosunun ürünlerin kontrolü için
yaptığı test sonuçlarını “Tüketici Raporu” adı
altında yayınlaması, tüketici bilincinin uyanmasına neden olmuştur. Bu bilincin gelişmesi
sonucunda, ABD Başkanı J.F.Kennedy, 15 Mart
1962 tarihinde Amerikan Kongresi Temsilciler
Meclisi’nde ilk kez tüketicilerin sahip olduğu
hakları resmen dile getirmiş ve 15 Mart’ı Dünya Tüketiciler günü olarak kutlanmasını önermiştir. Birleşmiş Milletler de, 1985 yılında bu
öneriyi uygun bularak karara bağlamıştır (Deryal, 2008: 20-21).
Avrupa Topluluğu Bakanlar Konseyi, ilk defa
beş tüketici hakkını belirleyen tüketici Enformasyon ve Koruma Programı’nı yürürlüğe koymuşlardır. Bu haklar,
1.Sağlık ve güvenliğin korunması hakkı,
2.Ekonomik çıkarların korunması hakkı,
3.Bilgilendirme ve eğitim hakkı,
4.Temsil edilme hakkı ve
5.Tazmin edilme hakkı (Deryal, 2008: 20-26).
Avrupa Birliği’nce belirlenen beş temel tüke-
tici hakkı Uluslararası Tüketici Birlikleri Örgütü tarafından gözden geçirilerek geliştirilmiş
ve günümüzde evrensel olarak kabul görmüş
sekiz tüketici hakkı olarak Birleşmiş Milletler
Deklarasyonu olarak ilan edilmiştir. Birleşmiş
Milletler tarafından 1985 yılında kabul edilen
ve üye ülkelerin uygun kanunlar çıkartmak
zorunda oldukları Tüketici Hakları Evrensel
Beyannamesi’nde yer alan tüketici haklarını
ana başlıklar halinde şöyle sıralayabiliriz:
1. Tüketicinin temel gereksinimlerinin karşılanması hakkı: Barınma, ısınma, aydınlanma,
içecek ve kullanılacak su bulma, ulaşım, haberleşme tüketicilerin en temel haklarıdır. Her
tüketici bu hakları talep edebilmeli, bu haklara
ulaşabilmeli ve bunları etkin bir şekilde kullanabilmelidir.
2. Sağlık ve güvenliğin korunması hakkı: Tüketilmek üzere satışa sunulan her türlü mal ve
hizmetin yaşam ve sağlık açısından kullanıcılarına zarar vermeyecek durumda bulunması
gerekir.
3. Ekonomik çıkarlarının korunması hakkı:
Tüketicilere çok çeşitli kaliteli mal ve hizmetlerin ucuz fiyattan sunulması, satış sonrası
hizmetlerin yeterli düzeyde olması yanında;
satıcının kötüye kullanımını gösterir tek taraflı
sözleşmeler, sözleşmelerdeki haksız hükümler,
zorlayıcı kredi şartları ve baskı yaratan satış
yöntemlerine karşı korunma hakkıdır.
4. Bilgilendirme hakkı: Mal ve hizmeti satın
alırken doğru karar vermeye yardımcı olacak
bilgilerin edinilmesi; yanlış, yanıltıcı, eksik reklam, etiket ve ambalaja karşı korunması hakkıdır.
5. Eğitilme hakkı: Tüketicilerin kendi hak ve
yararlarını koruyup geliştirmesi, bilinçlenmesi,
yönlendirilen değil, yönlendiren tüketici olması amacıyla eğitim kurumlarında eğitilme hakkıdır.
6. Zararların tazmin edilme hakkı: Satın alınan ürünlerin bozuk, eksik veya hatalı çıkması
durumunda kusurlu malın geri alınması, yenisiyle değiştirilmesi, kusurlu hizmetin yeniden
görülmesi, gerekirse tazminat ödenmesi hakkıdır.
7. Temsil edilme hakkı: Hükümetlerin ekonomik politikalarının oluşturulmasında dikkate
alınma, kamu organlarında temsil, firmalarda
özellikle ürün geliştirme aşamasında görüşü
alınma hakkıdır.
8. Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı: Sağlık koşullarına uygun fiziksel çevrede yaşama,
çevresel tehlikelerden korunma, günümüz ve
gelecek nesiller için doğayı koruma hakkıdır.
Bu sekiz hakka sonradan 9. hak olarak “Şikâyet
Hakkı” eklenmiştir.
9. Şikayet Hakkı: Tüketicinin herhangi bir
olumsuzlukla karşılaştığında, bu olumsuzluğun
giderilmesi için ilgili kurumlara yada yetkili makamlara müracaat etme hakkını içermektedir.
Ülkemizde bu hak 1995 yılında yürürlüğe giren
4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında
Kanun’ la yasal bir zemine oturtulmuştur (Babaoğul ve Altıok, 2007: 29-32).
1985 tarihli Birleşmiş Milletler Evrensel Tüketici Hakları Beyannamesi; hedefler, genel ilkeler
ve esaslar olmak üzere 3 ana başlıktan oluşmaktadır.
Tüketici Hakları Evrensel Beyannamesinde yer
alan hedefler aşağıda verilmiştir.
1. Ülkelere, halklarına, tüketici olarak yeterli
korumayı sağlamak ve idame ettirmek yönünde yardımcı olmak,
2. Tüketicilerin ihtiyaçlarına ve isteklerine
cevap verecek üretim ve dağıtım şekillerini kolaylaştırmak,
3. Malların üretimi ve dağıtımı ve tüketicilere hizmet vermekle iştigal edenler için yüksek
ahlaki davranış seviyesini teşvik etmek,
4. Tüketicileri olumsuz yönde etkileyen ulusal ve uluslararası düzeyde faaliyette bulunan
bütün teşebbüslerin iş yolsuzluklarına mani
olmak için ülkelere yardımcı olmak,
5. Bağımsız tüketici gruplarının gelişmesini
kolaylaştırmak,
25
6. Tüketiciyi koruma alanında uluslararası işbirliğini kolaylaştırmak,
7. Tüketiciye daha düşük fiyatlarla daha çok
seçenek temin edecek pazar şartlarının gelişmesini teşvik etmektir.
Tüketici Hakları Evrensel Beyannamesinin genel ilkeleri;
1. Tüketicilerin kendi sağlık ve güvenliklerine
karşı tehlikelerden korunması,
2. Tüketicilerin ekonomik menfaatlerinin geliştirilmesi ve korunması
3. Tüketicilere, kendi ferdi istek ve ihtiyaçlarına göre bilinçli seçim imkânı sağlamak için
yeterli bilgilere erişim sağlanması,
4. Tüketici Eğitimi,
5. Etkili bir hata telafi merciinin tüketicilere
temini,
6. Tüketici ve diğer ilgili grup ve kuruluşların
oluşturulması özgürlüğü ve bu gibi kuruluşların kendilerini etkileyen karar verme işlemlerinde kendi görüşlerini ortaya koyma fırsatıdır.
Ayrıca beyannamede hükümetlerin, tüketiciyi
koruma politikalarını geliştirmek, uygulamak,
kontrol etmek için yeterli bir alt yapıyı temin
etmesi ve bu alt yapının devamının sağlaması;
bunun yanı sıra tüketiciyi koruma tedbirlerinin, nüfusun tüm bölümlerinin, özellikle kırsal
nüfusun menfaatleri için uygulanmasını sağlamak için özel çaba harcanması gerektiği vurgulanmıştır. Bütün teşebbüslerin, sınırları içinde
iş yaptıkları ülkelerin ilgili kanun ve kurallarına
uymaları, söz konusu ülkenin yetkili kişilerince kabul edilmiş bulunan uluslararası koruma
standartlarının uygun hükümlerine itaat etmeleri gerektiği ifade edilmiştir.
Beyannamedeki diğer bir madde de, tüketiciyi
koruma politikası geliştirilirken araştırma yapan üniversiteler ile özel ve kamu teşebbüslerinin olumlu rolünün göz önünde bulundurulması konusuna dikkat çekilmiştir.
Beyannamenin ana başlıklarından biri olan
esaslar bölümünde; esasların hem yerel ola-
26
rak üretilen mal ve hizmetlere, hem de ithal
edilenlere uygulanması gerektiği belirtilmiştir.
Tüketiciyi korumak için herhangi bir usul veya
kural tatbik edilirken bunların uluslararası ticarete engel teşkil etmemesine ve uluslararası
ticaret taahhütleri ile uyumlu olmalarını sağlamak için gerekli özenin gösterilmesinin gerekliliği vurgulanmıştır (Deryal, 2008: 261-266).
Dünyada ilk kez Bursa İhtisap kanunnamesi
tüketici haklarını koruyan ilk kanundan sonra
ülkemizde 1995 yılında 4077 sayılı tüketicilerin korunması hakkında kanun çıkarılmıştır.
Günün şartlarına uygun olarak 2003 yılında
değiştirilen 4822 sayılı kanun ile tüketicilerin
haklarını korumaya yönelik olarak hazırlanan
Tüketici Kanununa son hali verilmiştir (Aslan,
2006: 325).
KAYNAKLAR
Akgündüz, Ahmed(1990). Osmanlı Kanunnâmeleri ve
Hukuki Tahlilleri, II. Bayezid Devri Kanunnameleri, 2.Kitap, Fey Vakfı, Hilal Matbaası: İstanbul.
Aslan, Yılmaz (2006). Tüketici Hukuku Dersleri, Ekin Kitapevi: Bursa.
Babaoğul Müberra ve Altıok, Nihal (2007). Evrensel Tüketici Hakları. Tüketici Yazıları I.Ed: Babaoğul, M ve Şener,
A, H.Ü TÜPADEM Yayınları Hacettepe Üniversitesi Tüketici- Pazar-Araştırma-Danışma Test ve Eğitim Merkezi, Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Basımevi: Ankara.
Babaoğul, Müberra ve Canpolat, Nihal (1997). Tüketicinin Korunmasında ve Eğitilmesinde Ev Ekonomistlerinin
Rolü ve Sorumlulukları. Ulusal Ev Ekonomisi Kongresi
Bildiriler Kitabı. 6-7 Kasım. Ankara Üniversitesi Basımevi,
Ankara, 137-145.
Deryal, Yahya (2008). Tüketici Hukuku-Ders Kitabı.2.Baskı, Seçkin Yayıncılık: Ankara.
Ferman, Murat (1993). Tüketicinin Korunması Meselesine Girişimci Bir Yaklaşım. ITO Yayınları, İstanbul.
Gündüz, Mustafa ve Gündüz Ferhan (2002). Yurttaşlık Bilinci. Anı Yayıncılık: Ankara.
TÜKETİM TOPLUMU VE TÜKETİM
KÜLTÜRÜ
Tevfik ERDEM *
Tüketim Toplumunun
Kökleri
19. yy ve 20. yy’ın ilk çeyreği nasıl üretim
toplumu olarak anılabilirse 1950-60 yılları
da tüketim toplumunun başlangıç yılları olarak anılabilir. Bu tarihlerin özel anlamı, İkinci
Dünya Savaşı sonunda ekonomik canlanış ve
refah devleti uygulamalarının zirveye ulaşma
dönemleri olmasıdır. 1960’lı yılların sonunda
özellikle 1970’lerde tüketici tercihlerini esas
alan, çalışma hayatını ve üretim sürecini esnekleştiren post fordist üretim süreci olarak
anılacak sürecin devreye girmesi ile birlikte
üretim toplumu ortaya çıkmaya başlamıştır.
Tüketim toplumunun orta çıkmasına sebep
olan faktörleri öncelikle üretim sürecinde
meydana gelen teknolojik gelişme ve üretim mallarında meydana gelen çeşitliliktir.
Yirminci yüzyılın başlarında meydana gelen
bu çeşitlilik 20. Yüzyılın son döneminde bilgisayar temelli eğlence ve üretim süreciyle
süreci iyice hızlandırmıştır.
Tüketim toplumunu ortaya çıkaran bir başka
husus taksitle alışveriştir ancak bundan çok
daha önemli olan ise alışverişte kredi kartının kullanılmaya başlanmasıdır. Kredi kartı
alışverişte adeta bir devrim( buna deprem
de denilebilir) etkisi yaratmıştır. İnsanlar artık henüz kazanmadıkları paranın değerinden daha fazlasını harcamaya başlamışlardır.
Ayrıca kredi kartı ile alışveriş, paraya sahip
olunmadığı halde alışveriş yapma imkanını
(bazen bu insanlar için bir sorun halini alır)
sunmuştur. Tüketim toplumunu ortaya çı-
karan bir başka önemli husus Büyük Alış veriş merkezleridir (AVM). İnsanlar buralarda
aradıkları, ihtiyaç duydukları her şeyi karşılayabilecek bir mekanla iç içe kalmışlardır.
Bu mekanlar sadece alışveriş mağazalarına,
market ve sinemalara sahip olmakla yetinmeyi anı zamanda çeşitli gösterilerle, özel
günlerle tüketicileri kendilerine çekmeye çalışmışlardır ki bu durum alışverişte bir devrim meydana getirmiştir.
Tüketim toplumunun ortaya çıkabilmesi için
toplumda çoğunluğu oluşturan bireylerin
belli bir gelir düzeyine sahip olması gerekir.
Bir diğer deyişle toplumda orta sınıfın gelişmiş olması gerekir. Çünkü tüketim kültürünün hızlandırıcısı, tetikleyicisi olan reklamlar
orta sınıfı hedefler.
İnsanların sadece iyi bir gelir elde etmeleri tüketim toplumunun ortaya çıkması için
yeterli değildir aynı zamanda bireylerin kazançlarını harcayabilecekleri boş zamana ihtiyaçları vardır. Boş zamanın tüketim toplumunda ne kadar sembolik bir öneme sahip
olduğu özellikle belirtilmelidir. Boş zaman
en azından iki açıdan önemlidir. Birincisi,
bireyler boş zamana sahip olarak çalışmak
zorunda olan yani zamanlarını emek harcayarak harcayanlardan farklı olduklarını
göstereceklerdir, ikinci olarak, boş zamanın
değerlendirilme biçimi tüketim toplumunda
kişinin sınıfsal pozisyonunu gösteren önemli
bir anlama sahiptir. Tüketim toplumunun en
temel özelliklerinden bir tanesi de bireylerin
boş zamanlarını değerlendirmeye yönelik faaliyetlerle doludur. Bireyin boş zamanlarını
* Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Baş Denetçi
27
harcama biçimi onunla ilgili bir bilgi vermektedir. Örneğin boş zamanlarını sanat galerilerinde geçirme ile golf oynama veya kahvede okey oynama sınıfsal gösterge açısından
anlamlı farklılıklar sunar.
Tüketim Toplumu ve
Özellikleri
Modern toplumu tanımlayan en temel özellik onun üretim alanında gerçekleştirdiği
devasa büyümedir. Bu sebepten dolayı modernlik ekonomik bir kavram olan ‘kalkınma’
ile çok yakından bağlantılıdır. Modernleşmenin bu başlangıç dönemlerinde veya erken
modern olarak adlandırılan bu dönemde,
üretim teknolojilerindeki gelişmenin kar
elde etme dürtüsüyle birleşmesi daha fazla üretimin gerçekleşmesini ortaya çıkardı.
Daha çok üretim ise, geleneksel üretim mekanları yerine büyük ölçekli üretimin gerçekleştiği dev fabrikaları ortaya çıkardı. Kabaca
üretim toplumu olarak adlandırılabilecek bu
toplumda dev fabrikalarda çalışan insanlar
kendi kimliklerini içinde bulundukları üretim
sürecindeki pozisyonlarına göre kazanıyorlardı. Fabrikalardaki işçiler üretim araçlarına
(fabrika ve sermaye gibi) sahip olmadıkları
ve emeklerini fabrika sahibine satarak geçimlerini sürdürdükleri için onlara kimliklerini kazandıran üretim sürecindeki ‘işçi’ pozisyonlarıydı. İşçiler benzer mekanlarda benzer
hayat standartları, benzer sorun ve risklerle
karşı karşıya kaldıkları için de –göreli olarakbir sınıf olduklarının bilincinde hayatlarını
sürdürüyorlardı.
Buradan üretim toplumu ve tüketim toplumu arasındaki farklılığa ilişkin ilk sonuca
ulaşılabilir: Üretim toplumu sanayi toplumu
ile aynı anlama gelmektedir ve bu toplumun başat aktörleri olan işçiler aynı mekanda, benzer hayat şanslarına sahip oldukları,
benzer sorunlarla mücadele etmek zorunda
oldukları için bir sınıf bilinci geliştiriyorlardı
oysa sanayi sonrası ya da postmodern ola-
28
rak adlandırılan bu yeni dönemde ortak bir
sınıf bilinci, bir sınıfsal amaç doğrultusunda örgütlenmek veya hareket etmek yerine
bireylerin daha çok kültür ve kimlik sorunu
etrafında örgütlendikleri ve kimliklerini ekonomik eksenli tanımlamak yerine tüketim
eksenli tanımladıkları bir dünya içinde yaşadıkları görülür.
Tüketim toplumunu ve bu toplumda gelişen
tüketim kültürünü daha iyi anlayabilmek için
onu kronolojik olarak bir ön aşama olan üretim toplumuyla mukayese etmek gerekir.
Üretim toplumu ifadesinin kategorileştirme
maksadıyla yapıldığını anlamak gerekir zira
üretim toplumu sadece üretimin gerçekleştiği bir toplum değildir. Bu üretilen ürünler
eğer tüketilmemiş olsaydı zaten bir sonraki
aşamada üretimleri de mümkün olmayacaktı. Ancak burada hatırlanması gereken insanlara kimlik kazandıran, sınıfsal pozisyonlarını
veren hususun üretim süreci içerisindeki pozisyonlarından (sermaye-fabrika sahibi olma
veya emeğini satma) kaynaklanmasıdır.
Üretim toplumu, ayrıntılandırılmış işbölümünün daha verimli olduğunu vurgulayan
Taylor ile işçinin önünden akan üretim bandı
karşısında sabit durup standart bir işi gerçekleştirdiği fordist üretimle karakterize edilir.
Tüketim toplumunu anlayabilmek için Henry
Ford’un Model T’sini bilmek gerekir. Henry
Ford Motor Şirketi 1903 yılında kurulmuştur.
Ford’un yapmak istediği, kendi fabrikasında çalışan işçilerin bile alabileceği ucuzluğa
sahip bir otomobil üretmektir. Daha ucuz
otomobil üretme isteği, işçinin önünden akan montaj hattı ile ve bu akan hat üzerinde
standart, tek bir işi yapan işçi fikri ile birleştiğinde ilk seri üretim arabası olan Model T
1908 yılında piyasaya çıkar. 1913 yılında ise
günlük üretim 1000 (bin) adettir. Ford Motor Şirketi üzerinden giderek üretim toplumu
üzerinde kısa bir değerlendirme yapıldığında
şu sonuçlara ulaşıldığı görülür: Üretim seri
olarak gerçekleşir ve kütlesel stoklama esası-
na dayanır. Üretilen ürün standarttır ve müşteriler ne üretildiyse onu almak zorundadır.
Ford’un bu durumu anlatan ifadesi çok ilginçtir: “Bizim alıcılarımız üç farklı renk seçeneğiyle karşı karşıyadır: Siyah, Siyah, Siyah”.
Üretim sürecinde ürüne müdahale etmek
üretim maliyetini arttıracağı için bu süreçte
ürüne müdahale etmek istenmez.
Tüketim toplumunu karakterize eden husus,
kişilerin üretim sürecindeki konumları değil
kimliklerini tüketim nesneleriyle kazandıklarına dair vurgudur. Üretim toplumu nasıl
modernliğin simgesi yani daha fazla-kitlesel
mal üretimi ve dağıtımı ise, tüketim toplumu
da postmodernitenin yani çeşitliliğin, farklılığın, tercih edebilmenin simgesidir. Bu durum
şöyle örneklendirilebilir: Bir iki kuşak önceki
nesil bakkala gidip yoğurt almak istediğinde
bakkal amcanın kendisine verdiği yoğurdu
almak durumundaydı. Oysa bugün bir süpermarkete gidildiğinde çeşitli markalardan
gramajlara oradan sarımsaklıdan kaymaklıya
kadar bir çok çeşitle karşı karşıya kalınıp tercih yapabilme imkanına sahip olunmaktadır.
Artık tüketiciler basitçe kendilerine sunulan
ürünleri tüketmek zorunda kalan pasif alıcılar değildir. Yine Ford’un siyah renkli arabasını tercih etmek zorunda değillerdir. Araba
söz konusu olduğunda tüketicilerin karşı
karşıya kaldıkları tercih çeşitliliği daha da
genişlemektedir. Artık tüketiciler, müşteriler
araba henüz üretilmeden önce hangi özelliklere sahip bir arabaya sahip olmadıklarını
belirleyebilecek veya üretilmiş araba üzerindeki donanım üzerinde değişiklik tercihini
belirtebilecek bir konumdadır. Bu değişikliği
mümkün kılan ise üretim teknolojilerinde
meydana gelen devrimci değişimlerdir. Bu
değişimler, üreticilerin üretim sürecinin her
anına müdahalesini en düşük maliyetle gerçekleştirebilmekte ve böylece geniş bir yelpazeye sahip olan tüketici tercihlerini hedefleyebilmeyi sağlamaktadır.
Tabi tüm bunlara sahip olabilmek için orta-
lama bir gelir düzeyine sahip olmak gerekir.
Tüketim toplumu zaten Batılı ülkelerin refah
toplumu dönemine girdikleri bir aşamaya
karşılık gelirken anlaşılması gereken budur:
Toplumdaki neredeyse tüm bireyler üretilen
ürünleri alabilecek potansiyel müşteri konumundadırlar. 1970’lerle başlayan ekonomik
kriz ve refah devleti uygulamalarında meydana gelen değişiklikler tekrar sınıfsal eşitsizlikler sorununu ortaya çıkarmıştır. 1990’lı
yıllardan sonra ise, Bauman’ın nitelemesiyle
postmodern tüketim toplumunun temel aktörleri olan turistler (veya elitler) ve onlara
öykünmeye çalışan aylaklar (alt sınıfları veya
elitler dışındakiler) arasındaki keskinlik daha
da artmıştır. Toplumsal tabakalar arasındaki
farklılığın artması sınıflar arasındaki ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesini gerektirmektedir. Üst sınıflar eğitim, tüketim, hayat
tarzı vb bakımlarından toplumun geri kalanından kendisini farklı görür ve farklı tutar.
Kendi konumunun da diğerleri tarafından
farklı algılanmasını ister ve bunun içinde
kendi farklılığının belirginleşmesini arzular.
Tüketim Toplumunda Statü
Kazanma
Tüketim toplumu üzerine yazılar yazan bir
isim özellikle dikkat çeker: Thorstein Veblen.
O, özellikle sonradan görme olarak nitelediği
Teksas’lı petrol zenginlerini eleştirdiği yazılarında “gösterişçi tüketim” kavramını ortaya
atar. Gösterişçi tüketim ile anlatmak istediği,
insanların ihtiyaçlarının ötesinde, hiç ihtiyacı
olmayan bir şeyi prestij elde etmek için tüketmesidir. Burada tüketim yapılan her ne
ise onun diğerlerinde bulunmaması, onların
o nesneye (bazen güzel kızlara, bazen değerli
mücevhere, bazen bir adaya …)sahip olamaması çok önemlidir. Gösterişçi tüketimi gerçekleştirenler, başkalarının asla tüketemedikleri, tüketemeyecekleri şeyleri tüketmektedirler. Başkalarının sahip olmadıkları, alamayacakları şeyleri tükettikleri ölçüde prestij
29
elde etmektedirler. Onun meşhur ifadesiyle
“saygı ancak kanıtlanabilirse elde edilebilen
bir şeydir”. Saygı elde edebilmenin kanıtı
ise başkalarına onların asla elde edemeyecekleri şeylere kendilerinin sahip olduklarını
göstermektir. Teksaslı petrol zenginlerinin
eşlerinin partilerde çok lüks ziynet eşyalarını
davetlilerin gözlerinin içine sokarcasına sergilemelerini gösterişçi tüketime örnek verir
Veblen.
Veblen’den tüketim kültürü, tüketim toplumu üzerine çalışanlara miras kalan önemli
bir olgudur diğerlerinin tüketemediğini tüketmek, diğerlerinin asla sahip olamadığına sahip olmak. Tüketim yalnızca bir nesne
tüketimi olarak yorumlanmamalıdır. Zaman
tüketimi de tüketim kültürünün önemli bir
göstergesidir.
Tüketim toplumu, insanların bir imajı bir
markayı tükettikleri ve bunun için de bir ihtiyacın ötesinde bir duygu tatminini gerçekleştirdikleri bir yaşam tarzına işaret eder. Bir
ihtiyacı karşılamak için bir şeye sahip olmak
değil bir yaşam tarzına sahip olmak için bir
nesne tüketilir ya da ona sahip olunur.
Tüketim Katedralleri ve
Yoldan Çıkmış Tüketiciler
Tüketim toplumu üzerine yazı yazanlar, tüketicinin tüketim toplumundaki konumunu
tartışırlarken tüketicinin konumu hakkında
iki farklı görüş ortaya atarlar. Birinci görüş,
tüketicinin tüketim nesneleri karşısında özgürce hareket ettiğini yani baş döndürücü
tüketim nesneleri dünyasında bu büyülerden etkilenmeden sadece kendi ihtiyacı doğrultusunda alışveriş yaptığını belirtirken bunun aksine diğer görüş onların tüketim nesnelerinin etkisinde bilinçsizce hareket eden,
raydan çıkmış, tüketim nesnelerince yoldan
çıkarılmış canlılar olduğu belirtir. Sıradan bir
birey için bunun anlamı basitçe şudur aslında, insan eğer bir AVM’de hiç ihtiyacı yokken
30
bir şey satın alıyorsa bu, tüketim nesnesinin
cazibesinden kaynaklanmaktadır. Birey burada adeta büyülenmiş gibi hareket etmekte
ve özgürce davranamamaktadır. Bunun için
önerilen formül gayet basittir; “alışverişe giderken karnınızı doyurun ve ne alacaksanız
onun/onların bir listesini yapın”. Zygmunt
Bauman bu tartışmanın ve ayrımın biraz dışına çıkarak tüketim toplumundaki tüketicinin zaten yoldan çıkmaya hazır bir biçimde
tüketimin peşinde koştuğunu belirtir. Yani
tüketim toplumundaki tüketici, tüketim nesnelerinin kendisini ayartmalarını bile beklemeden gözü dönmüş ve yoldan çıkmış biçimde kendisini tüketimin kucağına gözü kapalı
atan bireydir. Peki tüketim toplumunda tüketicileri yoldan çıkartan bu büyülü dünya
nasıl ortaya çıkmaktadır?
Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Yeniden Büyülemek adlı eserinde Goerge Ritzer tüketim
toplumunu anlatırken onu üretim toplumuyla mukayese ederek betimlemeye çalışmakta ve bunu yaparken de tüketim katedralleri
adını verdiği dev AVM’ler üzerinden bunu
yapmaktadır. Neden AVM değil de dini bir
içeriğe sahip olan katedral kelimesi kullanılmaktadır? Bu sorunun cevabı tüketim eylemine yüklenen anlamın ne kadar derin olduğunu göstermektedir. Eskiden insanlar hafta
sonları kiliseye giderek bir ayini gerçekleştirirlerdi oysa bugün onlar hafta sonları ailece
içinde bankadan kreşe, otelden lokantaya
kadar bir ailenin bütün ihtiyaçlarını karşılayabileceği şehir dışındaki dev AVM’lere gitmekte ve orada adeta dini bir ayin gerçekleştirir gibi tüketim eylemini (ayinini) gerçekleştirmektedirler. Weber’in modernleşmeyle
(bilimsel bilginin evrenle ilgili bilimsel açıklamalar yapmasıyla) birlikte dünyanın artık
gizemli, büyülü bir dünya olmaktan çıkmaya
başladığını anlattığı ‘büyüsü bozulmuş dünya’ metaforunu yeniden, içine biraz marxist
devrimcilik enjekte ederek yorumlayan Ritzer, tüketim katedrallerinin büyüsü bozulmuş bir dünyada insanları yeniden tüketim
nesnelerinin insanları büyülediği bir dünya
içine çektiğini belirtir. Dev AVM’ler içine giren bireyler albenili nesneler karşısında kalarak alışverişin sonuna kadar adeta büyülü bir
dünyanın içinde yaşamaktadırlar.
Yenilik, değişim, sürpriz, heyecan, zevk, eğlence, farklı olma, üstün olma gibi duygu ve
değerler tutumluluk, kanaatkarlık, devamlılık, beraber ve bir olma gibi duygu ve değerlerin yerini almış görünmektedir.
Tüketim Toplumu ve
Kaybedilenler?
Anton Zijderveld ‘Soyut Toplum’ adlı eserinde modern toplumdaki ilişkilerin nasıl değiştiğini mekana dayalı olarak ilginç bir biçimde
örneklendirmektedir ki bu örnek aslında tüketim toplumu ve onların mekansal özneleriyle birlikte, hayatımızda ne tür değişiklikler
meydana geldiğine dair ilginç bir örnektir:
Bir bakkal sadece alışveriş yapmanın ötesinde insanların mahalledeki olaylar hakkında
bilgi edindikleri, dedikoduların döndüğü, olayların yorumlandığı, insanların sadece alışveriş yapmayıp sosyal ilişkilerini geliştirdikleri bir alandır. Oysa süpermarketler insanların duygudan, iletişimden yoksun biçimde
alışveriş yaptıkları mekanlardır. Burada alıcı
ve satıcı arasındaki tek iletişim kasiyer kızın
sahte gülümsemesiyle birlikte müşterinin
eline tutuşturulan alışveriş fişinin üzerinde
yazan “alışverişiniz için teşekkürler” yazısıdır. Yani tüketim toplumunun aktörleri olan
AVM’ler sadece ekonomik olarak orta sınıf
içerisinde yer alan küçük esnaf ve zanaatkarı
zor duruma sokmakla kalmıyor, insani ilişki
ve etkileşim biçimlerini de köklü biçimde değiştirmektedir.
Tüketim toplumuyla birlikte ortaya çıkan tüketim kültürünün esası gerçekten bir ihtiyacı
karşılamak değil göstergelerin tüketilmesidir. Tüketim kültürü gelip geçici olanı haz ve
hızla tüketmeyi isteyen bir kültürdür. Sürekli heyecan ve zevk peşinde koşmak tüketim
kültürünün simgesidir ve tüketim kültürü bu
özellikleriyle postmodern bir kültürdür. Tüketim toplumu sadece malların, nesnelerin
tüketildiği değil fikirlerin de tüketildiği bir
toplumdur. Kullanılıp atılan nesneler, sürekli
kullanılıp içi doldurulamayan ve kullanıldığı
ölçüde de içeriği boşalan kavramlar, gelip
geçici akımlar, derinliksiz düşünceler tüketim
toplumunun özelliklerindendir.
Tüketim toplumu bireylerin ancak tükettikleri nisbette bir toplum içinde yaşayıp diğerleriyle bütünleşebilecekleri bir toplum anlamına gelmektedir. Eğer siz normal bir tüketiciyseniz veya Bauman’ın tabiriyle defolu tüketici (ya da yoksul) değilseniz bir şeyleri tükettiğinizde kendinizi normal bir birey olarak
görürsünüz. Yani tüketmek normalleşmek;
tüketememek anormallik ya da toplumdan
dışlanmaktır. Üretim toplumunda bireyler
üretim sürecinde yer almadıkları (çalışmadıkları) zaman toplumsal dışlanmaya tabi tutuluyorlardı şimdi ise onlar tüketemedikleri
zaman dışlanmayı yaşamaktadırlar. Herkesin
tükettiğini tüketememek, herkesin sahip olduğuna sahip olamamak bir dışlanma sebebi
olarak görülmektedir. Bu yüzden tüketim sürekli arzulanan ve istenen bir şeydir. Burada
sorulması gereken soru şudur: İnsanlar neden sürekli tüketmek ihtiyacını istiyorlar?
Sürekli yenilenen raflar, vitrinler, her hafta
bir faaliyet, etkinlik, konser, kokteyl vb ile
renklendirilip canlı tutulan AVM’ler insanları hem alışveriş hem eğlence hem beslenme hem de bir etkinlik içinde olmaya davet
etmektedir. Üstelik bu davet hiçbir iklim ve
hava şartlarından etkilenmeden gerçekleşmektedir. Ancak her AVM aynı zamanda
ihtiyaç duyulmayan bir nesnenin bazen de
ihtiyaç duyulan bir zamanın tüketimi anlamına gelmektedir. Çünkü belirtildiği gibi tüketim kültürünün özelliği sadece mal ya da
nesne tüketimi değil zamanın da tüketimidir.
Tüketim kültürü insan ihtiyaçlarını sonsuz ve
31
sınırsız bir tatmine oturtarak varlığını devam
ettirmektedir. Tüketim kültürü marka değeri, sembolik değeri olana sahip olmayı ve
tüketmeyi değerli gören ve değerli kılan bir
kültürdür. Bir markaya sahip olmak ve tüketmek, az olana sahip olmak ve tüketmek kişiyi değerli kılar görünmektedir. Bu noktada
kişiyi değerli kılanın, statüsünü üstün kılanın
esasta ne olduğu sorusu sorgulanması gereken bir sorun olarak görünmelidir. Ancak bu
soruya verilen cevaplar eğer tüketim bağlamında açıklayıcılığa sahip değilse gerçekte
postmodern topluma farklı bir paradigmadan yaklaşıyor demektir ve bu da Kuhn’un
‘paradigmaların mukayese edilememezliğ’i
sorunuyla baş başa kaldığı için sorunu içinden çıkılmaz bir noktaya getirmektedir.
Tüketim toplumu ve tüketim kültürü gerçekte sanayi sonrası evreyi yaşayan gelişmiş
Batılı ülkelerin durumunu izah için ortaya atılmış kavramlar olmasına rağmen henüz olgun bir modernlik bile yaşayamayan bir Türkiye için önemli bir sorun olarak varlığını hissettirmekte ve gün geçtikçe de hissettirecek
gibidir. Lüks tüketim nesnelerini çok sıradan
vatandaşların bile erişmek için düşledikleri,
32
devlet kademelerinde lüks tüketim mallarının (örneğin lüks model arabaların) sıradanlaştığı bir Türkiye’de tüketim kültürü, yapay
bir kültür olmanın ötesinde, farkına varılmadan içselleşen ve yaygınlaşan bir kültür unsuru olarak varlığını devam ettirecek gibidir.
Bu durum eğer bir sorun olarak görülüyorsa geleneksel değerlerin modern toplumda
modernlikle uyum içinde yaşayabileceğine
dair bir algı ve anlayışın oluşması gerekir. Örneğin kanaat etmenin anlamının ne olduğu
üzerinde veya elindekiyle yetinmenin ne anlama geldiği üzerinde soru soran ve bunların
cevabını verirken de yeniyi, daha iyiyi, daha
yararlıyı, daha güzeli vb aramanın önünü kapamayan ve aynı zamanda bunları arzulayan
açıklamaların getirildiği bir anlayışın ortaya
çıkması gerekir. Tüketim toplumu ve tüketim
kültürü, bilinçli, gelenekselle moderni harmanlamış, kanaatkar ama daha iyinin peşinde koşan insanlar için, bilimsel bir inceleme
konusu dışında kaale alınmaması gereken ve
sonunda da Nasrettin Hoca’nın kavukla ilgili
fıkrası anlatılarak konunun bitirileceği bir fenomen olmanın ötesine gidemeyecektir.
FOTOĞRAFLARLA TÜRK
KOOPERATİFÇİLİK KURUMU
TARİHİNDEN SAYFALAR III
Nail TAN *
Türk Kooperatifçilik Kurumu, kooperatifçilikle ilgili faaliyetlerinin yanı sıra millî ve
dinî bayramların kutlanmasına da daima
özel bir önem vermiştir. Çünkü, kooperatifçiliği halka sevdirmek, benimsetmek amacıyla yola çıkan bir sivil toplum kuruluşu,
daima halkın nabzını tutmak, halkla iç içe
olmak, yaygın eğitim yapmak zorundadır.
Bu işlevini yerine getirmesi için de halkın
millî değerlerine, geleneklerine sahip çıkması gerekir.
Türk Kooperatifçilik Kurumu Yönetim Kurulları, Kuruma üye olduğum Şubat 1975
ayından itibaren şahit olduğum, içinde
bulunduğum olaylara göre; 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 19 Mayıs
Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı
* Araştırmacı yazar
ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı günlerinde daima bayramı kutlayan toplantılar
düzenlemiş, 10 Kasım günlerinde de kurucusunu rahmetle anmayı bilmiştir. 30
Ağustos Zafer Bayramı, herkesin tatilde olduğu bir zamana rast geldiğinden kutlama
toplantıları düzenlenmemiş ancak Karınca,
Karınca Çocuk dergilerinde günün anlam
ve önemini belirten yazılar yayımlanmıştır.
Millî bayram günlerinde düzenlenen toplantılarda genellikle konferanslar verilmiş,
Kurumun şair üyeleri tarafından günün
anlam ve önemine uygun şiirler okunmuştur. Millî günlerde yapılan faaliyetlerimiz
konusunda İsa Kayacan ve İ. Ünver Nasrattınoğlu ile birlikte hazırladığımız Türkiye
Cumhuriyeti’nin 75. Yıldönümünde Türk
Kooperatifçilik Kurumu (Ankara 1999, 196
s. TTK Yayınları: 92) adlı kitabımızın 106-
33
109. sayfaları arasında ve Karınca dergisi
koleksiyonunda geniş bilgi bulunmaktadır.
Dinî bayramlarda ise genellikle üçüncü gün
öğleden sonra üyeler arasında bayramlaşma toplantıları düzenlenmiş, Ramazan
ayında da iftar yemeğinde buluşulmuştur.
Bu yazımda, örnek millî gün kutlamalarımızdan biri üzerinde durmak istiyorum.
Cumhuriyetimizin 60. kuruluş yıldönümünün kutlandığı 1983 yılında; rahmetli Nurettin Hazar Yönetim Kurulu Başkanı, rahmetli Niyazi Yüksel başkan yardımcısı ve
rahmetli Kâzım Seçer muhasip üyeydi. Ben
de yönetim kurulu üyesiydim. 60. yılın millî
bayramlarında sırasıyla şu toplantılar düzenlenmişti: “23 Nisan ve Millî Şiirler Toplantısı”, “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı
ve Millî Şiirler Toplantısı”, “29 Ekim Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri Toplantısı”.29 Ekim
1983 Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla düzenlediğimiz toplantının konferansçısı Bu
Vatan Kimin? şiirinin şairi, büyük edebiyatçı Orhan Şaik Gökyay’dı. Benim ve Ayhan
İnal’ın dostuydu. Hazar da iyi tanıyor, saygı
duyuyordu. Konferans teklifimizi memnuniyetle kabul etti. Konusunu da “Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri” olarak belirledi.
Bir gün önce Ankara’ya gelip Kızılay’daki
34
Gül Palas Oteline yerleşti. Ankara’da hep o
otelde kalırdı. Kendisinin karşılanması, ağırlanması işleriyle Yönetim Kurulu Üyesi olarak ben, Ayhan İnal ve İrfan Ünver Nasrattınoğlu uğraşıyorduk. Hocanın “Cumhuriyet
Dönemi Türk Şiiri” konulu konferansı, 29
Ekim 1983 öğleden sonra saat 14.00’deydi.
1983 yılında eşim Mefharet Tan TED Ankara Koleji ilkokul bölümünde müdür yardımcısıydı. 29 Ekim sabahı okullarında öğrencileriyle bayram kutlaması vardı. Fırsatı
değerlendirdim, İstiklal Marşı’ndan sonra
öğrencilerin en çok ezberledikleri şiir “Bu
vatan Kimin?”in şairini öğrencileri tanısın
istedim. Daha önce okul müdürüyle konuşuldu. Müdür çok sevindi tabi. Gökyay
Hocam, Ankara Kolejine gitmeyi severek
kabul etti. Kendi evladı bulunmadığından
çocukları çok severdi. 29 Ekim 1983 sabahı,
Ankara Kolej semtindeki TED Ankara Koleji İlkokul Bölümünde Cumhuriyet Bayramı
kutlamalarını Gökyay Hocamla birlikte izledik. Konuşmalar, marşlar, şiirler derken Okul Müdürü Ebrize Dinçer mikrofonu eline
alıp dedi ki “Bu Vatan Kimin? şiirini, … adlı
öğrencimizden dinleyeceğiz.” Öğrenci, şiirini okudu. Müdür tekrar söz aldı: “Bu şiirin
şairi Orhan Şaik Gökyay’ı içinizde gören var
mı?” Hiçbir parmak kalkmadı. Müdür, biraz
arkasında duran Orhan Şaik Gökyay’ın yanına gidip elinden tutarak mikrofon başına
getirdi: “Size bir sürprizim var. İşte Orhan
Şaik Gökyay bu beyefendi.” dedi. Gökyay
Hoca, o tarihte 81 yaşındaydı. Çocuklardan
büyük bir alkış koptu. Cebinden şiir defterini çıkardı ve “M. Kemal Paşa’nın Samsun’a
Çıkışı” şirini okudu. Yine büyük bir alkış.
Müdür, öğretmenler, öğrenciler Bu vatan
Kimin? şiirini okumasını bekliyorlar. Nazlanmadı. Gür sesiyle o şiirini de okudu. Tabii daha güçlü bir alkış aldı. Tören, böylece
sona erdi. Törenden sonra öğrenciler Gökyay Hoca’nın çevresine doluşuverdi. Özellikle birinci, ikinci sınıfların küçük öğrencilerinin Hoca’nın ceketini, pantolonunu okşayışlarını, ellerine saygıyla dokunuşlarını
hiç unutmuyorum. Daha büyükleri imza
peşindeydiler. Hoca, öğrencilerin saçlarını
okşadı, minicik ellerini avuçlarına aldı. Bol
bol imza attı. Çoğunun yanında hiçbir kâğıt
yoktu bayrama geldikleri için. Avuçlarının
içini imzalatanlar oldu. Böyle bir sevgi selini, hiçbir şair, ses sanatçısı karşısında görmedim.
Gökyay’ın hayranı, Ankara Devlet Konservatuvarındaki 1939-1944 yılları arasındaki
müdürlüğünden dolayı öğrencisi sayılan
Devlet Tiyatrosu sanatçıları Bozkurt Kuruç
ve Haldun Marlalı. Bu iki sanatçı Gökyay’ın
konferansı sırasında cumhuriyet dönemi
Türk şiirinden Hoca’nın seçtiği örnekleri
sunmuşlardı. Yemekte ayrıca Kurumumuzun üyesi şairlerin dostu Cemal Safi de vardı. O da birkaç şiirini okumuştu. Cemal Safi,
1983’te henüz şöhrete ulaşmamıştı. Kurumumuz üyesi şairlere şiirlerini gösterir, yorumlarını alır, düzenlediğimiz şiir törenlerinde birkaç şiir okurdu. Yetenekli bir şairdi.
Bundan dolayı onu daima destekledik ve o
da layık olduğu üne kavuştu.
Öğleden sonra, TTK’nin Mithatpaşa Caddesi 38/A’daki Nusret Namık Uzgören Salonu
tıklım tıklım dolmuştu. Gökyay Hoca hem
güzel konuşur hem de güzel şiir okurdu. Bir
saatlik konuşması hayranlıkla takip edildi.
Sonra sorulara geçildi. Bir saat kadar da
sohbet şeklinde sürdü konferansı. Bozkurt
Kuruç ve Haldun Marlalı da bazı şiirleri seslendirmek için gelmişlerdi. Hiç kimse şiire,
sanata doymamıştı ama Hoca yorulmuştu.
Toplantıyı tamamladık.
Birinci fotoğrafta oturanlar soldan sağa
Bozkurt Kuruç, Haldun Marlalı, Orhan Şaik
Gökyay, Nurettin Hazar, ayaktakiler soldan
sağa Cemal Safi, Ayhan İnal, Niyazi Yüksel,
Nail Tan, İ. Akın Şehrlioğlu, Mustafa Gül.
(Fotoğraf 1)
Aynı gün gecesi, bugün yıkılıp yerine yeni
bir iş hanı yapılan Bulvar Palas’ta Hoca’nın
onuruna Yönetim Kurulumuz bir yemek düzenledi. Yemekte de sohbete ve şiir ziyafetine devam edildi. Bulvar Palas’taki yemekte Kurumumuzun iki konuğu daha vardı.
29 Ekim 1983 Bulvar Palas Yemeği, tam
bir şiir şöleni oldu. Başkanımız, Nurettin
Hazar’ın memnuniyeti sonsuzdu. Hoca’yı
İstanbul’dan getirdiğimiz için bana, Ayhan
İnal’a defalarca teşekkür etti.
Yazımın ekinde sunduğum iki fotoğraf 29
Ekim 1983 Bulvar Palas Yemeği’nde çekilmiştir. Konferans fotoğrafı ne yazık ki arşivime girmemiş.
İkinci fotoğraf yemeğin sonunda vedalaşma anını gösteriyor. Soldan sağa; Haldun
Marlalı, Orhan Şaik Gökyay, Nurettin Hazar, Bozkurt Kuruç, Nail Tan (Fotoğraf 2).
Hoca’nın memnuniyeti, Hazar-Kuruç ve
Marlalı’nın hayranlıkları yüzlerinden okunuyor.
“Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer…”
35
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER
2012 ULUSLAR ARASI
KOOPERATİFLER YILINDA TÜKETİM
KOOPERATİFÇİLİĞİ ve VARLIK
NEDENİ
KOOPERATİF KELİMESİ KİME NEYİ HATIRLATIR?
Yakup ESEN *
Kooperatif İdeali’ne sıcak bakan ve O’nu,
insan hayatının kolaylaşması için, Ekonomik ve Sosyal içerikli bir kalkınma modeli
olarak görenlerin belleğinde Kooperatif, “
Birlikte İş Yapmak “, “ Bireysel Olarak Başaramayacağımız İşlerde Ortaklaşmak “ , “
Dertleri ve Dermanları Adil Bölüşebilmek
“ , “ Yaşamları Birbirine Benzeyenlerin Gönüllü Dayanışması” v.b. gibi kalıplarla anlamlanır. Buna benzer cümleleri çoğaltmak
hiç zor değildir.
tü sergileniyor olsa bile, işleyişteki teknik
ve bilimsel gereksinimler ortaya çıktıkça,
işin rengi de değişmek zorundadır.
Öncelikle bilmemiz gereken şudur ki; Kooperatif, bir işletme modelidir.
biliyoruz. Bu işi amatör bilgi ile mi gerçekleştiriyoruz, yoksa bir Eğitimli Satın almacımız var mı?
Kendimizi, çevremizi, diğer Kooperatif Ortakları ve çevrelerini de bu ideal altında bir
araya getirip kurduğumuz Kooperatifimizi,
amacına uygun çalıştırıp yaşatabilmek için,
bilmemiz ve uygulamamız gereken işler
vardır.
Bu işlerin başında da, yaptığımız işin ne kaPeki; bu kadar geniş ve çok anlamlı unvan- dar bilimsel ve çağdaş olduğu konusu gelları olan Kooperatif, hangi temele oturarak mektedir. Çünkü İşletmecilik, bir üst kültür
kurumsal kimliğini ve Ortaklarına Fayda’yı uygulamasıdır.
sürdürülebilir?
Örneğin: Satınalma Tekniği konusunda ne
Kooperatif Ortakları bu İşletme Modeli sayesinde, Kooperatif Ortaklarını diğer işletme modellerinin, doymak bilmez sömürü
çarkının elinden kurtarmak amacındadırlar.
O zaman bu iş, sadece gönüllülerin ve idealistlerin bir araya gelmeleri ile olabilecek
bir şey değildir.
Kuruluş aşamasında böyle ideal bir görün* S.S. Tüm Tüketim Kooperatifleri Merkez Birliği Genel
Başkanı
36
Fiyatları nasıl belirliyoruz?
Pazarlama Tekniği konusundaki bilgilerimiz
yeterli mi? Talep araştırmaları hakkında ne
biliyoruz.
Neleri arzedeceğiz ortaklarımıza veya müşterilerimize? Sabun mu satacağız, yoksa İstavroz mu?
Muhasebe Tekniği konusundaki bilgilerimiz hangi ölçüdedir. Sadece defterin sol
tarafı bizim, sağ tarafı satıcının diye bir bilgiyle mi yetiniyoruz?
Yaptığımız Kooperatif türünün, dünyada
ulaştığı düzeyden ne kadar haberimiz var?
Bizim koşullarımız neye elveriyor. Bizim koşullarımız içinde en iyiyi nasıl yakalarız?
Girişimciliğimiz gelişmiş mi?
Yönetsel bilgi ve cesaretimiz ne ölçüdedir?
Yatırım yapmak, işletmeyi büyütmek, satınalma ölçeğini büyütüp fiyatları küçültmek, birlikteliğin devamını sağlamak için
sürekli eğitim yapmak…
Görüldüğü gibi, mutlaka bilmemiz gereken
işlerin, sıradan işler olmadığı açık. Bu yüzden, zaman zaman, bilinmesi gerekenlerin
bilinmediği sebebiyle, kötü sonuçlanmış
Kooperatif çalışmaları olsa da, kurulduğu
günden bu güne kadar Kooperatifçilik, iyi
bir grafik çizmektedir ve biz o iyi grafik tarafını öne çıkarmak durumundayız. Tarihin
yönü de orayı göstermektedir.
KOOPERATİFLERİN
KURULUŞUNDA ÖNDERLİK
Yani içinde birey değil, Toplum vardır. Kişisel kazanç değil, toplumsal menfaat söz
konusudur.
Mr. Oven’in amacı; akşama kadar çalışan
işçilerin, evlerine elleri dolu giderek ailesel
mutluluk yaşaması, o mutluluk nedeniyle
de ertesi gün işlerine problemsiz gelip, daha çok mamul üretmeleridir. Bu fikir hedefe varmıştır.
Mr. Oven böyle düşünerek, fabrikasının
içine alış-veriş yapılacak bir yer ihdas etti.
İşçiler buradan alışveriş yaptılar. Evlerine
mutlu yüzlerle gittiler.
Ertesi gün işlerine geldiklerinde, yüzlerinde eski günlerdeki gerginlik yoktu. Mr.
Oven yine hedefine varmıştı.
En çok işçiler seviniyordu. Ne güzel bir dayanışma örneği göstermişlerdi. Bundan
sonra sıkıntıları aşmak gerektiğinde, mutlaka dayanışmalıydı. Toplum, ilkeli dayanışmaların yolunu keşfetmişti. Gerçek kazanç
bu idi.
Mr. Oven, bunun çok faydalı bir çalışma olduğunu, kendi ülkesinde ve diğer ülkelerdeki fabrikatörlere anlatmayı amaç edindi.
Fikrine işçilerinin itibar etmesi O’nu cesaretlendirmişti.
Dünya’da, Modern Kooperatifçiliğin başlangıcı sayılan ve İngiliz İşçileri tarafından
kurulan İlk İlkeli ve Planlı Kooperatif türü, Çünkü fabrikatör sınıfın, işlerinin daha iyi
olmasını, daha çok üretim yaparak daha
Tüketim Kooperatifi’dir.
çok kazanmalarını istiyordu. Mr. Oven kenKuruluşundaki sebep, bireysel bir önder o- di sınıfına hizmet etme aşkıyla doluydu.
larak, Mr. Oven tarafından dile getirilen fikrin, topluca uygulamaya konuluş biçimidir. Fakat; sağlığında bu fikrini, yaygın olarak
kabul ettiremedi. Bu fikir uğrunda malını
Olay daha burada, bireysellikten çıkmış, ve canını verdi dersek, abartmış sayılmaEkonomik ve Sosyal bir kimliğe bürünmüş yız.
ve bundan sonra da, bu kuruluş şekli, boMr. Oven’in işçileri tarafından formüle edizulmadan devam etmiştir.
len Kooperatif Kuruluş ve İşleyiş İlkeleri,
Kooperatif, Sosyo – Ekonomik bir İşletme Uluslar arası Kooperatifçilik İlkeleri olarak
Modelidir.
bu günde aynı önemle korunmakta ve uy37
gulanmaktadır.
Düşünüldüğü zaman, Dünya’da bu gün
mevcudu yüz civarında olduğu kabul edilen Kooperatif Türlerinin “ ANA “ sının, Tüketim Kooperatifçiliği olduğunu söylemek,
hiç de yadırganacak bir benzetme değildir.
İlkeli ve Örgütlü biçimde bir araya gelmek
ve her türlü toplu Üretim ve Tüketim gereksinimleri için Kooperatif İşletmeler kurmak, bu örnekten yola çıkılarak ve aynı
ilkeler çerçevesinde davranılarak başarılmış, başarıların sırrı, Kooperatifçi Önderler
tarafından da, Ülkelerin Yönetim ERK’ine
anlatılmıştır.
Kooperatifçiliğin amacını ve sistemini doğru anlayan Ülke Yöneticileri, Ülkelerinde
Halkın Yararına olan her uygulamanın Ülkenin de yararına olacağı inancıyla, Kooperatif Hareketlere yasal destek vermiş, Önderlik etmiş, teşviklerle de İşletmeciliğin
modern anlamda yapılabilmesinin yolunu
açmıştır.
KOOPERATİF İŞLETME
FORMÜLÜNÜN KAYNAĞI,
TOPLUMSAL YAŞAMDIR
Yeryüzündeki canlı varlıkların, en düşünceli ve en planlı yaşayanı olan insan, kendisinin doğaya ve diğer yaşam gruplarına karşı
mücadelesinde, zaman zaman zorlandığını
gördü.
Bazı durumlarda ise, mağlup olmaktan
kurtulamadı.
Ama; kendine benzeyen diğer yaşam mağdurları ile dayanışma ve yardımlaşma yaptığında ise, yaşamının daha kolaylaştığını
hissetti.
Bu türlü bir yaşam tarzında kazanımlarının daha da çoğaldığını, dolaysıyla yaşam
38
kalitesinin üst seviyelere yükseldiğini fark
etmekte gecikmedi.
Başlangıçta bu tür yardımlaşma ve dayanışmalar, planlı ve örgütlü bir çalışma olmayıp, “ Aynı Zorlukla Karşı Karşıya Kalanların Rastlantısal Buluşması “ şeklinde idi.
Her zorluk, dayanışma ve yardımlaşma gerektirmiyordu elbette. Bazılarının üstesinden gelmek, bireysel olarak olanaklı olabiliyordu.
Bireysel Kahramanların varlığını başka türlü açıklamak kolay olmasa gerek.
Gelişen zaman içinde dünya insanı, günden güne daha planlı ve daha örgütlü işler
yapmaya başladı.
Bunlardan biri “ Yerel Ortak Yaşam İşleri “
idi.
Bu örneği biraz açarsak: “ Yerel ERK “ in
yaptırmak zorunda olduğu “ Genel İşler “
için, “ Yerel İnsan Gücünü “, bazı yaptırımlar karşılığında olsa da, dayanışma ve yardımlaşma ile “ İŞ “yapmaya yönlendirdiği
görülür.
Bu tür yardımlaşma ve dayanışma modeli
yurdumuzda, yaygın olarak “ İMECE “ adıyla anılır.
İmece çalışmaları, Orak – Harman – Hasat
Dayanışmaları, Düğün ve Cenazelerdeki El
Birliği – İş Birliği hareketleri halkımız tarafından daima bir “Fayda”ya endekslenmiştir. “ Bu gün bana, yarın sana “ demişlerdir.
Bu çalışmalar esnasında, daha uzun sürede
bitecek işlerin, yardımlaşma ve dayanışma
yoluyla daha kısa sürede bitmesi, belleklere yerleşti, yüreklerde ışığı yaktı ve yavaş
yavaş planlı ve örgütlü çalışmalar, Rastlantısal Dayanışmaların yerini almaya başladı.
Bu türlü planlı ve örgütlü çalışmaların, her
zaman başarılı olduğu söylenemez. Ama; kepçeyle sunarken, en alt yaşam grubumutlaka “ Birlikten Kuvvet Doğar “ sözünü na çay kaşığı ile bile vermezlerse, velev ki
haklı kılan çalışmalar ezici çoğunluktadır.
verdiler, uygulama araç-gerecini, alet edavatını satınalmayı ve kullanmayı, makine
Başarısızlıkların bilgi eksikliği, zamanın
parkını oluşturmayı, AR – GE kuruluşunu
azizliği veya bireysel insan arızalarından
ve donanımını temin konusundaki finansal
kaynaklandığı da, bilinen gerçekler arasındesteği nereden bulacağız.
dadır.
Bunlar, Ülkemiz Yöneticilerinin doğru önBİRLEŞMİŞ MİLLETLERİN derlikleri ile başarılabilecek işlerdir. Y u r dumuzdaki büyük Kooperatiflere bakmak,
2012 YILINI ULUSLAR
bu konunun anlaşılması için sağlıklı örARASI KOOPERATİFLER YILI neklere bakmak demektir. Nasıl kurulduklarına, nasıl işletildiklerine baktığınızda,
İLAN ETMESİNİN HAKLI
soru’nun cevabını anında alırsınız.
SEBEPLERİ
Modern anlamda Kooperatif oluşumlar
1840’lardan beri varlığını sürdürüyor. Bu
konuda çok şey söylendi yazıldı.
Hayatını sırf bu konulara adamış değerli
bilim adamları ve toplum önderleri gördü
toplumumuz.
Bu bilim adamlarımız ve toplum önderlerimiz tarafından, Kooperatif hareketin, tabandan yukarıya doğru talepler yaratarak
gelmesinin doğru olacağı, tepeden inme
uygulamaların doğru olmadığı anlatıldı yıllarca.
Yoksul halka, yoksulluktan kurtulmak için
büyük Kooperatif işletmecilik yapmaları
gerektiği, her şeyi devletten beklemenin
doğru olmadığı ısrarla vurgulanarak anlatılmaya çalışıldı. Bilimsellikten uzaklaşılmaması gerektiği sık sık vurgulandı.
Profesyonel yönetici çalıştırın, AR – GE çalışmaları olmazsa olmaz denildi.
Herkes bilir ki; Bilim, en tepededir. Eğer bize gelecekse, en tepedekilerin çabası gerekecektir.
Tüketim Kooperatifçiliği ise, bu güne kadar
en küçük bir destek ve teşvik almadığı gibi,
yasal ayakbağları ile yok edilmeye çalışılmıştır.
Bunda kasıt aramıyoruz. Sektörel olarak da
sermaye karşıtı değiliz.
Ancak; toplumumuzun, çok uluslu sermaye çevreleri ile işbirliği içinde sömürülmesi, kötü ithal mallarla ve çevreye zarar
veren atıklarla yurdumuzun plastik çöplüğüne çevrilmesine sessiz kalmak da bize
yakışmaz.
Dolaysıyla, güzel yurdumuzun yöneticilerinden, Öncelikle Tüketim Kooperatifçiliğini Kayıt içi Milli Bir Çalışma örneği sayarak,
finansal destek ve örgütlenme konusunda
önderlik etmeye çağırıyoruz.
Esasen Birleşmiş Milletler de böyle olmasını ister.
Bakınız, Kooperatifler O zamandan bu zamana, dünyanın değişik ülkelerinde savaşlar, kıtlıklar, dünya savaşları, kıyımlar ve
Küresel Kriz’ler görerek, sıkıntıları yaşayarak bu günlere dek geldiler.
En tepedekiler Bilimi, daha elit bir kesime Bu geçen zaman, yani 170 yıllık süreç ince39
lendiğinde görüldü ki Kooperatifler, İnsanların ve insanlığın zor zamanlarında, ülkelerin ve dünyanın kriz içine yuvarlandığında, insanlara ve insanlığa Dost elini uzatan,
onların o zor dönemleri atlatmakta ihtiyaç
duydukları destek ve dayanağı, Birlik ve
Dayanışmayı sağlayan tek ve biricik kuruluşlar oldular.
Birleşmiş Milletler, 2012 yılını Kooperatifler Yılı ilan ederken, işte bu “ Yaşamsal etkenleri gözler önüne sermek ve Kooperatif
Uygulamalarının Farkı’na varılmasını sağlamak “ amacını gütmüştür.
Dünya’nın ve Yurdumuz’un geleceği, Emperyalist Sermaye’nin daha da batağa saplanacağı ve tutunduğu grupları da batağın
dibine çekeceği günlere gebedir.
Kamu sektörü de dahil olmak üzere, öncelikle özel sektörün, ekonominin hastalıklı
İleri görüşlü bir çalışma ile Birleşmiş Milletrüzgarlarından felç olduğu dönemlerde
ler, insanlığa şunu söylemek istiyor:
Kooperatifler; en sağlıklı kuruluşlar olarak
hizmet sunmaya devam ettiler.
Ey insan evladı !
Birleşmiş Milletler Uluslar arası Çalışma
Örgütü ( ILO ) nün, yıllar önce yayınladığı
ve Ülkelerin Hükümetlerine, Sendikalarına, Siyasetçilerine, tavsiyelerde bulunduğu
193 sayılı kararını, bizim hükümetlerimiz,
sendikalarımız ve siyasetçilerimiz de benimsemişlerdir.
Biz geleceği görüyoruz. Durum hiç de iyi
değil. Kooperatiflerde bir araya gelin ki, yaşam kaliteniz yükselsin.
Ey Hükümet edenler !
Ülkelerinizde Kooperatif örgütlenmelere
önderlik edin, teşvik verin, Finans sorunlarını çözün ki; gelecekte Dünya Kriz’leri,
İşte bu tavsiye kararının, layıkıyla uygulanuzağınızdan çekip gitsin. Teğet bile geçmeması halinde, Kooperatifçilik hükümetlere
sin.
problem olmaktan çıkıp, kayıt içi dost kuruluşlar olacaktır. Görünen köy kılavuz is- Çünkü sadece Kooperatif İşletmeler Daha
temez.
İyi Bir Dünya Kurar.
40
KOOPERATİFLERDEN HABERLER
Halim UTLU *
2011 Yılı İhracatında
Marmarabirlik Birinci, Tariş
Üzüm Birliği, İkinci Oldu
Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Hidamet ASA yaptığı konuşmada, ödülün çalışma azimlerini artırdığını, ihracat için var
gücleriyle daha çok çalışacaklarını,20082009’da önceki döneme göre yüzde 6
büyüyerek, 164 milyon 200 bin TL ciro
yaptıklarını,2009-2010’daki cirosunun da
yüzde 18 artışla 193 milyon 483 bin TL olduğunu bildirdi.
Kısa adı TİM olan Türkiye İhracatçılar Meclisi tarafından belirlenen 2011 yılının ihracat şampiyonları, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan’ın katılımıyla, kamu oyuyla paylaşıldı..Açıklamayaya göre,zeytin ve zeytinMarmarabirlik’in, 2010-2011’de ise yüzyağı sektöründe Marmarabirlik ilk sırayı,
de 11.5’lik büyümeyle brüt cirosunu 215
kuru meyve ihracatında da Tariş Üzüm Birmilyon 897 bin TL’ye çıkardığını ifade eden
liği, ikinci sırayı aldı.
ASA, “Son üç yıldaki verilere göre, brüt ciro
Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN, Çalış- bazında yüzde 31 oranında büyümüştür ve
ma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk ÇELİK büyümesini sürdürecektir. Ayrıca son 3 yılve Ekonomi Bakanı Zafer ÇAĞLAYAN’ın ka- da ihracat yaptığı ülke sayısını, 20’den 39’a
tıldığı törende, zeytin ve zeytinyağı sektö- çıkarmıştır.” diye konuştu.
ründe ilk sırayı Marmarabirlik, kuru meyve Törende kuru meyve ihracatı alanında
ihracatında ise Tariş Üzüm Birliği ikinci sı- ödüle değer görülen bir diğer Tarım Sarayı aldı.
tış Kooperatifi Birliği, Tariş Üzüm Birliği
4 bin 850 tonluk sofralık zeytin ihracatı ile
geçtiğimiz yıl 22 milyon döviz geliri elde
eden Marmarabirlik, bu rakamla TİM tarafından belirlenen listede, zeytin sektörünün tek temsilcisi olarak yer aldı.
Ülkemizin önemli Tarım Satış Kooperatifi
Birliklerinden biri olan Marmarabirlik’e,
ödülünü Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN verdi. ERDOĞAN, ödülü verirken
Marmarabirlik’in toparlandığını görmekten duyduğu memnuniyeti ifade etti.
oldu.2011’de gerçekleştirilen ihracat rakamları baz alınarak yapılan değerlendirmelere göre, kuru meyve ihracatında Akça
Tarım Ürünleri A.Ş’nin ardından ikinci olan
Tariş Üzüm Birliği, ödülünü Ekonomi Bakanı Zafer ÇAĞLAYAN’ın elinden aldı.
Tariş Üzüm Birliği Başkanı Ali Rıza TÜRKER
de bir açıklama yaparak, kuru meyve grubunda sıralamanın firmaların kuru incir,
kuru kayısı ve kuru üzüm ihracat toplamı
üzerinden yapıldığını, sadece kuru üzüm
ihracat miktarı üzerinden yapılan değerlendirmede ise, önceki yıllarda olduğu gibi,
* Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Başkontrolörü
41
Tariş Üzüm Birliği’nin bu yıl da 29.050 ton
ihracat miktarı ile üzüm ihracatında Türkiye birincisi olduğunu ifade etti.
çekerek, ülkemizde de kooperatiflerin yol
haritası niteliğini taşıyan ve ilk olma özelliğine sahip “Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı”nın hazırlandığını ve
TÜRKER, Tariş Üzüm Birliği’nin Türkiye’nin
Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe koen büyük çekirdeksiz kuru üzüm alıcısı ve
nulmasıyla ülke kooperatifçiliğinin daha da
ihracatçısı olduğunu, TİM değerlendirgeliştirileceğini belirtti. ( http://www.turkimesine göre, 2010’da gerçekleştirdikleri
ye2012koop.org / 27 May 2012)
ihracatla, ülkemizde ihracat yapan ilk 500
firma arasında 301.sırada yer aldıklarını,
Tarım Kooperatiflerinin,
2011’de gerçekleştirdikleri daha yüksek
ihracat miktarı ile bu yıl ilk 200’e girmeyi 2012 UKY Açılış Kutlaması,
hedeflediklerini belirtti.
Bir kooperatif kuruluşu olarak Türkiye’de
uzun yıllardır bu istikrarlı çizgilerini sürdürdüklerini, dünya piyasalarını izleyerek,
kuru üzüm ile ilgili faaliyetlerine devam ettiklerini ifade eden Tariş Üzüm Birliği Başkanı TÜRKER, üreticilerden 2012 üretim
sezonunda da önceki yıllarda olduğu gibi,
kaliteli çekirdeksiz kuru üzüm üretmelerini
beklediklerini, bunu sağlamak amacıyla da
üzüm üreticilerinden, zirai ilaç uygulamalarında Tariş AR-GE kontrolünden geçmiş,
kalıntısız zirai ilaçları kullanmalarını ve aynı
zamanda kooperatifin ziraat mühendislerinin uyarılarına dikkate etmelerini istedi.
(5.6.2012)
Bakan Mehdi EKER’in Katılımıyla Gerçekleştirildi
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi
EKER’in, ev sahipliğinde 29 Mart 2012 tarihinde gerçekleştirilen etkinliğe; Türkiye
Milli Kooperatifler Birliği Genel Başkanı
Muammer Niksarlı, Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez Birliği Yönetim Kurulu
Başkanı İlhami Teke ve ülkemizde faaliyette
bulunan tarımsal amaçlı kooperatif merkez
birliklerinin başkanları, kooperatif temsilcileri ve kooperatifçilik ile ilgili kurum ve
kuruluşlardan çok sayıda sektör temsilcisi
katıldı.
Etkinliğin ardından, tarımsal amaçlı kooperatif merkez birliklerinin faaliyetlerini ve
Bakan Hayati Yazıcı”
ürünlerini tanıttıkları bir de sergi düzenKooperatifçiliğe Yeni Bir lendi.Tarım Reformu Genel Müdürü Dr.
Gürsel KÜSEK’in yaptığı açılış konuşmasınBakış Açısı Getirilecek”
dan sonra, Türkiye Milli Kooperatifler BirGümrük ve Ticaret Bakanı Hayati YAZICI, liği Genel Başkanı Muammer NİKSARLI ile
Capital ve Ekonomist Dergilerinin düzen- Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez
lediği “CEO Club” toplantısında “Türkiye Birliği Yönetim Kurulu Başkanı İlhami TEKE
Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı söz aldılar.
önümüzdeki günlerde Resmi Gazete’de yaGıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet
yımlanacak ve kooperatifçiliğe yeni bir baMehdi EKER ise yaptığı konuşmada, koopekış açısı getirecek” dedi.
ratifçilerin büyük bir kitle olduğunu ve çok
Bakan YAZICI; 2012 yılının Uluslararası Ko- büyük bir alanda faaliyet yürüttüklerini
operatifler Yılı olarak ilan edildiğine dikkat belirterek, Türkiye’de sadece tarımsal faa42
liyetlerle ilgili 10 binin üzerinde kooperatif
bulunduğunu söyledi. Anadolu kültüründe ‘’imece ve birlikte çalışma kültürü’’nün
bulunduğunu, ancak bundan yeteri kadar
istifade edilemediğini vurgulayan Bakan
EKER, Türkiye’de kooperatifleşmeyi daha
iyi bir noktaya taşımak için uğraştıklarını
ifade etti.
pan Genel Müdürlük,çeşitli kooperatif duyuru ve haberlerine de yer veriyor.
“2012 Uluslararası
Kooperatifler Yılı” Hatıra
Pulları Tedavülde
Kooperatifler işleyişlerine rehberlik eden
1.838 tane tarımsal kalkınma kooperatifi- ilke ve değerlerle diğer işletmelerden ayrıne 1 milyar 800 milyon lira kaynak aktar- lırlar. Birleşmiş Milletler (BM) kooperatifledıklarını, bu desteğin de devam edeceğini rin önemine dikkat çekerek, 2012 yılını “Ubildiren Bakan EKER, kadınların çoğunlukla luslararası Kooperatifler Yılı” (UKY) olarak
üyesi olduğu 36 kooperatife de pozitif ay- ilan etmiştir. BM bu kararı ile kooperatifler
rımcılık uygulayarak ek destekler sunduk- hakkında farkındalık oluşturmak, kooperaları belirtti. Tarımsal mevzuatla ilgili ortak tiflerin kurulması ve güçlendirilmesini desçalışmalar yapılması gerektiğine de deği- teklemek ve hükümetleri bu yönde teşvik
nen Bakan Eker, tarımın pazar için üretim etmeyi amaçlamıştır.
yapar hale gelmesi ve dünya pazarlarında
“Uluslararası Kooperatifler Yılı” kapsamınrakiplerle daha iyi rekabet edecek düzeye
da BM’nin tavsiyeleri ile uyumlu olarak:
getirilmesi gerektiğini vurguladı. ( http://
www.turkiye2012koop.org / 27.5.2012)
- Kooperatif farkındalığının artırılması ve
kooperatif bilincin geliştirilmesi,
“2012 Uluslararası
Kooperatifler Yılı”ında Yeni
Bir İnternet Sitesi
- Kooperatif girişimlerin teşvik edilmesi,
kapasite artırımlarının desteklenmesi,
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı,”2012 Uluslararası Kooperatifler Yılı” dolayısı ile “http://
www.turkiye2012koop.org”adlı,yeni bir internet sitesini faaliyete başlattı.
ana hedefleri doğrultusunda çalışmalar
öngörülmüştür.
Bakanlığa bağlı Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü, 2012 Uluslararası Kooperatifler
Yılı Türkiye Ulusal Komitesi Sekretaryasını
da yürütüyor. Eskişehir Yolu 9. Km TOBB
İkiz Kuleler C Blok Kat: 21 Çankaya, Ankara / Türkiye adresinde faaliyetine devam
eden Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü’ne,
(0312) 201 64 51-52 no’lu telefon ile ulaşılabiliyor.
“http://www.turkiye2012koop.org “ sitesinden “Bize ulaşın” şeklinde duyuru ya-
- Kooperatifler için uygun yasal çevrenin ve
politikanın oluşturulması,
Söz konusu BM klararının ardından, ülkemizde yıl kapsamında kooperatifçiliğin
geliştirilmesi ve kooperatif bilincin artırılmasına yönelik faaliyetlerin planlı olarak
gerçekleştirilmesi amacıyla Ulusal Komite
tarafından “2012 Uluslararası Kooperatifler Yılı Eylem Planı” hazırlanmıştır. Bu plan
çerçevesinde yıla ilişkin olarak çok yönlü
faaliyetler yürütülmektedir.
Eylem planında 19 numara altında “Hatıra
pul bastırılması” olarak yer verilen faaliyet
gereğince, komite sekretaryası görevini
43
yürüten Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü’müzce PTT
Genel Müdürlüğü ile yürütülen çalışmalar
sonucu “2012 Uluslararası Kooperatifler
Yılı Hatıra Pulları ve İlk Gün Zarfı” hazırlanmış ve 6 Haziran 2012 tarihinde tedavüle
girmesi sağlanmıştır.
Türkiye’nin kurulması,ilkelere dayalı kooperatifçilik işletme modeli ile dünyanın
tüm yükünün taşınabileceği, yardımlaşma ve dayanışma ile her işin üstesinden
gelinebileceği,vurgulanmıştır.
Demokrasinin hakim olduğu ve işleyişine
karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma gibi
yedi temel ilkenin rehberlik ettiği koperatifçilik ile Türkiye’mizin daha yükseklere,
2023 hedeflerine taşınması, daha güzel bir
/ ANKARA adresinde, 2012 Uluslararası Kooperatifler Yılı 06.06.2012 ANKARA ibareli
ilkgün damgası kullandırılacaktır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. ( http://www.turkiye2012koop.org / 6.6.2012)
PTT Genel Müdürlüğünün 2012 Yılı Emisyon Programında yer alan “2012 UluslaraKooperatif farkındalığının artırılması açı- rası Kooperatifler Yılı” konulu anma pulu,
sından önemli olan bu faaliyetle birlikte, bugün 1 TL ve 2 TL bedelle, söz konusu anhem yurt içinde, hem de yurt dışında gema puluna ait ilkgün zarfı ise 3,50 TL bedelniş kitlelere ulaşılması hedeflenmektedir.
le abone sayısı kadar PTT Merkez MüdürUzun aralıklarla gerçekleşen bu tür yıllar
lüklerinde ve www.filateli.gov.tr internet
için hazırlanan kültürel boyutlu çalışmalar,
belleklere kazınmakta ve uzun yıllar hatı- adresinde satışa sunulacaktır.(sunuldu)
ralarda yaşatılabilmektedir. Bu amaçla ha- Söz konusu filatelik ürünlerin satışı ile ayzırlanan iki ayrı tasarım tüm kamuoyunun nı tarihte Ankara PTT Başmüdürlüğü Ulus
hizmetine sunulmuştur. Bu tasarımlarda:
PTT Merkezi Müdürlüğü Filateli Gişesi Ulus
44
TÜRK ZİRAAT YÜKSEK
MÜHENDİSLERİ BİRLİĞİ
GENEL KURULLARINI YAPTI
Ulu çınarımız 73 yıldır olduğu gibi dimdik
ayakta, Türk tarımına, üyelerine ve meslektaşlarına hizmet vermektedir. Birliğimiz, Cumhuriyetimizin ilk STK’larından biri
olup, Türk tarımının ve ziraat mühendisliği
mesleğinin gelişiminde her zaman aktif rol
oynamış ve yön vermiştir.
Dünyada en çok tüketilen ürün olan buğday verimi 40 yılda 3 katına çıkmış, pamuk,
ayçiçeği, et, süt ve diğer bütün ürünlerde
verim artışı kat kat sağlanmıştır. Bütün
bunlar ziraat mühendislerinin eseridir.
Bu vesile ile ahirete intikal etmiş meslektaşlarımızı rahmetle anıyor, tüm meslektaşlarımıza şükranlarımızı sunuyoruz.
olan üretimimiz, ancak tüketimimize yetebilmektedir. 2040 yılında yıllık yaklaşık
25 milyon ton olacak tüketimin tamamını
üretmek zorundayız.
Tarım alanlarının genişlemesi gerekirken,
yıldan yıla daralmaktadır. Hal böyle iken ihtiyacımız olan üretimi nasıl yapacağız?
Kuru tarım alanıyla sulu tarım alanı arasındaki verim farkı 3 kattır.
Hala 5,5 milyon hektar ekonomik olarak
sulama yapılabilecek arazimiz sulama alt
yatırımı bekliyorsa bu alanlara suyu ivedilikle götürebilmemiz gerekmektedir.
Araştırmaya önem vererek, araştırmacı ziraat mühendisi meslektaşlarımızı teşvik eBirliğimiz, her zaman, hiçbir çıkar gözet- derek yeni çeşitlerle verimi artırmak ve uymeden ideal tarım politikalarını kamuoyu, gulayıcı ziraat mühendislerimiz sayesinde,
tarım bürokrasisi ve siyasetçilerle paylaş- en başta da siyasi bir bilincin oluşmasıyla
mıştır. Bundan sonrada bu yönde çalışma- 2040 yılında yıllık 25 milyon ton hedefine
larına devam edecektir. Türk tarım politi- ulaşabiliriz.
kasına yön verenlerin, Birliğin birikim ve
tecrübelerinden faydalanmalarının ülke Kişi başı et ve süt tüketiminde gelişmiş ülkelere nazaran kat kat düşük durumdayız.
menfaatine olduğunu düşünmekteyiz.
Nüfusumuz her yıl 1 milyon kişi artmaktadır, 2040 yılında nüfusumuzun 90- ila 100
milyon kişi arasında olacağı tahmin edilmektedir.
Ülkemiz, insanımızın yeterli, sağlıklı ve kaliteli gıdaya ulaşabilmesini sağlamak zorundadır. Bunun da ilk şartı kendine yeterli
üretim yapılmasıdır.
Buğdayda şuan için yıllık 18-19 milyon ton
Türkiye Kamu-Sen’in yaptığı araştırmaya göre, kişi başına yıllık kırmızı et tüketimi Avustralya’da 142 kilogram, ABD’de
125 kilogram, Almanya’da 82 kilogram,
İngiltere’de 80 kilogram iken bu miktar
Türkiye’de sadece 12 kilogramdır.
TÜİK rakamlarına göre kırmızı et üretimimiz ortalama yılda 500 bin ton, tüketimimiz 850 bin ton dur. Yani tüketimimizin
ancak %60 ını üretebilmekteyiz. İthalata
45
muhtaç hale gelmişiz. 1980 li yıllarda 18
milyon olan büyükbaş hayvan varlığı 10
milyona düşmüş, 40 milyon olan koyun keçi varlığımız ise 20 milyonun altına düşmüş
durumdadır.
Bu minvalde diyoruz ki;
Tarım Bakanlığı kontrol ve denetimi yeterli
bir şekilde yapamamaktadır, cezai müeyyidelerin daha fazla artırılması ile birlikte
kontrol ve denetim yetkisinin tarımla ilgiGelişmiş ülkelere göre sütte hem üretim- li sivil toplum kuruluşlarına, hatta fahrilik
de hem tüketimde çok gerilerdeyiz, 10-11 ama etkin fahrilik anlamında tüm ziraat
milyon ton yıllık üretim, kişi başı 140 litre mühendislerine gıda kontrol ve denetleme
ile 9 milyon ton tüketimimiz vardır. Okul yetkisinin verilmesi ve bu sistemin işletilsütü projesini yıllardan beri her platform- mesi için tüm kanalların açılması gerekda dile getirmekteyiz, yine nüfusumuzun mektedir.
artmasına paralel hem üretimde hem de
tüketimdeki miktarımızın artırılması gerek- Çiftçilerimiz açısından tarımsal üretimin
sürdürülebilirliğinde çok büyük sıkıntılar
mektedir.
vardır. Girdi fiyatları, vergiler düşürülmeEtte ve sütte kendimize yetebilmemiz için li, desteklemeler artırılarak yolsuzlukların
hayvancılığımızı çok değil düzgün ve etkili önüne geçilmeli, medeni kanun ve yönetpolitikalarla 5 yılda tekrar kendimize yeter- melikler etkin bir şekilde uygulanarak, tali hale getirebiliriz.
rımsal işletmelerin küçülmesinin önüne
Tarımsal üretimin birinci aşamasını ekim- geçilmelidir.
den hasat ve depolamasına kadar uygulamaların iyi denetlenmesi, izlenmesi
halinde çok fazla bir sorun çıkmayacağını
düşünmekteyiz ama ürünlerin, zirai mücadele uygulamaları tarladan tüketiciye ulaşana kadar tam manasıyla kontrol ve kayıt
altında olmalıdır.
Bildiğiniz üzere Tarım Bakanlığının teşkilat
yasası değişmeden önce günümüz şartlarına uyum sağlayabilen, tarımın sorunlarına
aktif ve hızlı eğilebilecek, bürokrasi yönetiminde ehliyetli konunun uzmanlarının olabileceği konu bazlı çok kapsamlı bir kanun
taslağı hazırlayarak vermiştik. Ancak bugün
Ülkemizde kayıt dışı ve merdiven altı üre- gelinen noktada teşkilat yapısı değişmiş,
timler hala çok riskli oranlarda devam et- bu önerilerimizin hiç biri yapılmamış, konu
mektedir. Merdiven altı ve kayıt dışı üretim bazlı bütünlük sağlanamamış, genel müözellikle et, süt, unlu mamul ürünlerde v.b. dürlükler, iş ağırlığı yönünden çok dengediğer yiyeceklerde daha çok karşımıza çık- siz ve hantal bir yapıya bürünmüştür. Diğer
taraftan 1 yıl geçmesine rağmen yönetim
maktadır.
kadrosunun ataması dahi yapılamamış, iş
Bu durum, kontrol, denetim ve cezai mü- paylaşımı ve dengesi sağlanamamıştır.
eyyidelerin yetersizliğinden kaynaklanmaktadır. Merdiven altı işletmeler ve de- Birlik ve beraberlik içerisinde Türk Ziraat
netimsizlik halk sağlığı açısından büyük Yüksek Mühendisleri Birliği, Türk tarımına
riskler ortaya çıkarmaktadır.
hizmet etmeye devam edecektir.
46
GEÇMIŞ ZAMAN OLUR KI...
47
48