Mart 2015 - Pet Dünyası

PetDünyası
dergi
MART 2015 Sayı 1
Sevimli Dostlarımız için
Check Up
Köpeklerde Dış Parazitler
Masallar Diyarına Yolculuk:
Paspasın Bahçeleri
Türkiye’de
Veteriner Hekimlik
Prof. Dr. Halil GÜNEŞ
. .
Hamileyim!
.
KEDIM Ne Olacak?
rında
a
l
k
a
nH
Hay va DURUMtoğlu
SONavşancıl Kalafa
ni z T
Av. De
KÖPEK EĞİTİMİ
Bahara Hazır Mıyız?
İguana Beslemek
Dişi Kedilerde
Kızgınlık
MEDİKAL - DANIŞMANLIK - YAZILIM
Farklı Yaklaşımlar, Farklı Çözümler.
Dünya markaları hasvet güvencesi ile...
REKLAM
* 4000'i aşan referans meslektaşlarımıza tercihleri için teşekkür ederiz..
vet
Professional
VETERİNER YAZILIMI
Esnek, Güvenilir, Yönetilebilir, Yüksek Teknoloji, Hızlı & Kolay Kullanım
HASVET MEDİKAL DANIŞMANLIK YAZILIM VETERİNERLİK HİZMETLERİ SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Aspendos Bulvarı Mehmetçik Mh. 1242 Sk.
Tel : +90 242 323 94 91
Anda İş Merk. No:3B/2 Muratpaşa/ANTALYA
Fax : +90 242 323 84 01
[email protected] www.hasvet.com.tr
E-vet yazılım sistemleri ile
veri yönetiminde
ideal çözümler...
www.e-vet.com.tr
Sayfamızı Beğenin!
Kampanyaları ilk siz Duyun!
facebook.com/hasvet.kampanyalar
REKLAM
3
İÇİNDEKİLER
06
Güncel
12
Pet Dünyası Dergi
13
Nedir Bu PET Terimi?
14
Dişi Kedilerde Kızgınlık Dönemi ve Davranışları
Dr. Vet. Hekim Haluk ÖMER
16
Köpeklerde Dış Parazitler
18
Bahara Hazır Mıyız?
20 Kedi Irkı: Ankara Kedisi
23 Köşe: Sevgililer Günü
Psikolog Deniz ÖZBEK
24 Sevimli Dostlarınız İçin Check up Neden Önemlidir?
Vet. Hekim Arzu ÖZSAN ÇORBACI
28 Köpeklerde Epilepsi
Prof. Dr. Kürşat ÖZER
30 Neden Profesyonel Köpek Eğitimi?
Vet. Hek. Köp. Eğt. Uzm.Tarkan ÖZVARDAR
32 Röportaj: Paspasın Bahçeleri
Ayşegül & Emre ÖZBERK
34 Röportaj: Türkiye’de Veteriner Hekimlik
Prof Dr. Halil GÜNEŞ
38 Köpek Irkı: Cavalier King Charles Spaniel
41 Köşe: Tolga ÖZTORUN’la Dost Muhabbeti
42 Köşe: Dünyaya Açılan Pencere GÖZ
Prof. Dr. Murat ŞAROĞLU
44 Köşe: Hayvan Haklarında Son Durum Değerlendirmesi
Av. Deniz Tavşancıl KALAFATOĞLU
48 Hamileyim! Kedim Ne Olacak?
50 Kedi ve Köpeklerde Aşılamalar Hakkında Genel Bilgi
52 Sizin Hikâyeleriniz
54 Muhabbet Kuşlarını Tanıyor Muyuz?
56 Köşe: Doğru Balık & Doğru Akvaryum
Vet. Hekim Erkut GÖREN
58 Köşe: Karakulak
Hayvanat Bahçeleri Danışmanı Niyazi ALTINTAŞ
60
Köşe: Tarçın’ın Güncesi
62 İguana mı Dediniz?
Vet. Hekim Sedat GENÇ
64 Doğa Uykusundan Uyanıyor
67 İletişim
4
Editörün Köşesi
PetDünyası
dergi
Mart 2015
Sayı 1
Aylık online Pet Dergisi
İmtiyaz Sahibi
İlk Merhaba...
Evet; heyecanlı, mutlu, umutlu kocaman bir MERHABA…
Biliyordum, bir gün bunun olacağını vallahi billahi biliyordum. Usulca ve sakince bekledim ve işte artık gün bugün!
Artık pet dünyası hakkında her şeyi konuşabileceğimiz,
paylaşabileceğimiz bir dergimiz var. Bekledik ama sanırım bu
bekleyişe değdi…
Bundan böyle her ay saygıdeğer hocalarımızın, veteriner hekimlerimizin, değerli dostlarımızın köşeleri, yazıları, hikâyeleri, fotoğrafları, röportajları, söyleşileri, yazılarıyla; konular ve
konuklarla, sizden gelen hikayelerle, güncel haberler, sektörel
yeniliklerle her ay bu sayfalarda sizlerle buluşacağız. Sadece
bu kadar değil elbette, bize internet sitemiz üzerinden her zaman ulaşabilecek, sorularınıza yanıt alabileceksiniz. Böylece
aklınıza takılan her türlü detayı konusunun uzmanlarından,
en doğru şekilde öğrenmiş olacaksınız…
Bu yorucu ama bir o kadar keyifli yolculukta yanımızda
olan, bizimle beraber yürümeye başlayan ve bundan sonra
da yanımızda olarak desteklerini esirgemeyeceklerine sonsuz inandığım tüm meslek duayenlerimize, veteriner hekim
meslektaşlarımıza, sektör firmalarımıza, güzel yürekli dostlarımıza ve elbette siz hayvan sevenlere bütün kalbimle teşekkür
ediyorum…
Ailemize hoş geldin Pet Dünyası Dergi!
Veteriner Hekim
Elif ÇAPAR
[email protected]
Elif ÇAPAR
Haluk ÖMER
Yazı İşleri Müdürü ve Editör
Vet. Hekim Elif ÇAPAR
Danışma Kurulu
Prof. Dr. Kürşat ÖZER
Prof. Dr. Yalçın DEVECİOĞLU
Dr. Vet. Hekim Haluk ÖMER
Dr. Vet. Hekim Ebru Özaytekin AKBAŞ
Dr. Veteriner Hekim Murat AKBAŞ
Uzm. Vet. Hekim Serkan BADAK
Uzm. Vet. Hekim İlknur YÜKSEL
Vet. Hekim Erkut GÖREN
Vet. Hekim Erkan MORGÜL
Vet. Hekim Ümit YILMAZ
Yazarlar
Prof. Dr. Murat ŞAROĞLU
Dr. Vet. Hekim Haluk ÖMER
Vet. Hekim Erkut GÖREN
Vet. Hek.Köp.Eğt.Uzm. Tarkan ÖZVARDAR
Av. Deniz Tavşancıl KALAFATOĞLU
Tolga ÖZTORUN
Deniz ÖZBEK
Niyazi ALTINTAŞ
Lalifer Balibeyoğlu UÇAR (Tarçın)
Katkıda Bulunanlar
Vet. Hekim Arzu Özsan ÇORBACI
Vet. Hekim Sedat GENÇ
Halkla İlişkiler ve Tanıtım
Mustafa DEĞİŞİCİ
Adres ve İletişim
www.petdunyasi.com
[email protected]
Pet Dünyası Dergi’de yayımlanan yazı, röportaj ve
ilanların sorumluluğu sahiplerine aittir.
5
Güncel
Farklı Karakterli Hamamböcekleri
Belçika’da bulunan Université libre de Bruxelles’den
bilim insanları, yaptıkları araştırmada hamamböceklerinin insanlara benzer olarak farklı karakterlere sahip olduğu bulgusuna ulaştıklarını açıkladı.
Araştırmacılar, çalışmalarında hamamböceklerinin
davranışlarını incelediklerini belirtti.
Guardian’da yer alan habere göre, bir grup
hamamböceğini bir kabın içine bırakan bilim insanları, böceklerin burada açıkça farklı davranışlar sergilediğinin altını
çizdi. Buna göre, utangaç olarak nitelendirilen hamamböcekleri,
açık alana bırakıldığında önceliğini barınak bulmaya veriyor
ve olabildiğince saklanmaya çalışıyor. İkinci grup ise çevresini
keşfediyor.
Sahipsiz Hayvanlara
Ünlülerden Destek
Çiftlikte Yaban Hayvanları Bulundu
Şile'de iş adamı Alp Özalp'in çiftliğine yapılan yaban
hayvanı operasyonunda çok sayıda yaban hayvanına el
konuldu. Özalp, zaman zaman görevlilere tepki gösterirken, “Amerika'da olsaydı şimdi şerif bana madalya
vermişti” dedi. Çiftlikte bulunan çok sayıda maymun,
vaşak, geyik ve kanatlı yaban hayvanı ise görevlileri
şaşkına çevirdi.
Çeşme yarımadasında yaşayan doğa ve hayvan
dostu duyarlı kişilerin kurduğu ÇESAL Doğa
ve Hayvan Severler Derneği toplumda sahipsiz hayvanlarla ilgili kapsamlı bilinçlendirme
çalışmaları yapıyor. Dernek, “Satın Alma Sahiplen”, “Bir Kap Su Bir Kap Yemek”, “Beni Terk
Etme” temaları ile bir “Farkındalık Kampanyası” başlattı. Kısa videoların, billboardların
ve sosyal medya paylaşımlarının hazırlandığı
kampanyaya Özcan Deniz, Korcan Karar,
Hatice Şendil, Melike İpek Yalova ve Neslihan
Yeşilyurt gibi ünlülerden de destek geldi.
6
Güncel
“Flamingo Günlüğü”
Birbirinin peşi sıra gelen doğa katliamlarına dur
diyecek bireyler yetiştirmek öncelikle doğasını
tanıyan, seven bir bilinç yaratmakla başlar. Yazar
Koray Avcı Çakman, doğaya ve hayvanların yaşam
haklarına sahip çıkan bireyler yetiştirme kaygısıyla
kaleme aldığı kitaplarına bir yenisini daha ekledi:
Flamingo Günlüğü 6 yaş ve üstü tüm çocuklar için
Can Çocuk Yayınları raflarında.
Ormanlar Yuvalarla Donatıldı
Ülkemizde böcek, mantar ve diğer canlıların
meydana getirdiği zararlar içerisinde böcek zararları önemli bir yer tutuyor. Böcekler, hayvanlar
âleminde sayı bakımından en büyük grubu
oluşturuyor. Ayrıca böcekler, üreme enerjileri
çok yüksek olduğundan uygun iklim şartlarında
kısa zamanda çoğalarak bütün bir ormanı tahrip
edebilecek güce sahip bulunuyor. Teknolojideki
gelişmeleri yakından takip eden Orman ve Su
İşleri Bakanlığı, ormanlarda zararlı böceklere
karşı biyolojik mücadele tekniklerini uyguluyor.
Yürütülen bu çalışmalar çerçevesinde 68 bin 310
adedi ise 2014 yılında olmak üzere 2003 yılından
2014 sonuna kadar ormanlara 600 binden fazla
kuş yuvası asıldı.
Ölmeyen Kedi: BART
ABD’nin Florida eyaletinde akıl almaz bir olay yaşandı. Araba çarptıktan sonra öldü
diye gömülen bir kedi, beş gün sonra mezarından çıktı ve eve döndü.
Tampa'da yaşanan olayda Bart adlı kedi sahibinin bir komşusu tarafından yolda kanlar
içinde bulundu. Ülkede “Zombi kedi” lakabıyla anılmaya başlanan kedinin sahibi Ellis
Hutson, kedisini gömmeye dayanamayacağını
söyledi ve komşusundan kediyi gömmesini
istedi.
Bart sığ bir mezara gömüldükten beş
gün sonra Hutson'ın bir başka komşusu
tarafından üstü başı çamur içinde, yiyecek
için miyavlarken bulundu.
"Bu bir mucize. Tek diyebildiğim bu. Demek
ki Bart'ın bu diyardan göçme vakti gelmemiş"
diyen Hutson kedisinin dönemesinden son derece memnun. Bart'ın tedavi edildiği ve
sağlık durumunun iyi olduğu belirtildi.
7
Güncel
“Kürkünü Çıkar, Vİcdanını Gİy”
Geçtiğimiz sene “Yunuslara Özgürlük” kampanyasına verdiği destekle büyük yankı uyandıran ve en son 4
Ekim Hayvan Hakları Günü’nde Türkiye çapında 15 barınağa toplam 5 ton mama dağıtımı yapan BGKO
(Bana Göz Kulak Ol) Derneği sanatçıları, yeni bir farkındalık kampanyası başlattı.
Alican Yücesoy, Ayça Varlıer, Bennu Yıldırımlar, Kenan Ece, Levent Üzümcü, Mert Fırat, Özge Özder,
Özgün, Özgür Çevik, Serkan Altunorak ve Şebnem Bozoklu gibi birçok ünlü sanatçının yer aldığı kampanya, 3 Şubat 2015 tarihinde yayınlanan bir farkındalık filmi ile başladı ve gönüllü birçok sanatçıyı bünyesine
katarak fotoğraf sergileri, kürk ile ilgili röportajlar ve etkinlikler ile adım adım büyüyerek devam edecek.
Kahraman Marsha
Rusya’nın Kaluga bölgesindeki
Obninsk kentinde bir apartmanın merdiven boşluğuna bırakılan erkek bebek, çevre sakinlerinin Marsha adını verdiği sokak
kedisi tarafından fark edildi.
Kedi Marsha, 2 aylık bebeğin
olduğu kutuya girerek bebeğin
üzerine yattı ve sıfırın altındaki
soğukta donarak ölmesine engel
oldu.
8
Güncel
Yaban hayvanları unutulmadı
Bolu’da aç kalan yaban hayvanlarına 1,5 ay
içinde 6 bin 450 kilogram yem bırakıldı. Bolu
Orman ve Su İşleri Müdürlüğü’nden yapılan
yazılı açıklamada, kar yağışı ve soğuk hava
nedeniyle Göynük, Kıbrısçık, Seben ilçelerinin
yanı sıra Yedigöller, Abant, At Yaylası, Çubuk
Gölü, Yeniçağa Gölü ve Gölköy Sulama Göleti’ne, 4,5 ton saman, ot, 500 kilogram buğday,
geyik ile karacalar için 2 ton yem ve yakalık,
yırtıcı hayvanlara ise 450 kilogram kemik
bırakıldığı bildirildi.
Şanslı Maymun
Hindistan’da zengin bir çift, akıllara durgunluk
verecek bir kararla, evlerinde besledikleri evcil
maymunu tek varisleri olarak ilan etti. Çocukları
olmayan Brahe Shristiva ve Şabista çifti, Çunmun
ismini verdikleri evcil maymunu kendileri öldükten sonra da güvence altına aldı. Başarılı bir avukat olan 48 yaşındaki Şebista’nın, sahibi olduğu
kablolu Tv ağını ve un değirmenini maymunun
üzerine yaptığı aktarıldı.
Kıskandıran Dostluk
Kayseri Anadolu Harikalar Diyarı içerisinde bulunan Hayvanat Bahçesi’nde yaşayan Charlie ismindeki Çizgili Sırtlan
ile bakıcısı Erdoğan Gökçek’in ilişkisi görenleri şaşırtıyor.
Yırtıcılığı ve güçlü çene yapısıyla bilinen Çizgili Sırtlan,
bakıcı haricinde birisi kafese girdiğinde durmadan kaçıyor
sadece bakıcısının yanına yaklaşmasına izin veriyor. Ekip
olarak tüm yırtıcıların bakımını sağladıklarını söyleyen Erdoğan Gökçek, “Hayvanat bahçesi açıldığından beri sırtlan
dahi bütün yırtıcılara biz bakıyoruz. Hayvanlarla aramızdaki bağdan dolayı bir dostluk oluştu. Sırtlana elle de temas
edebiliyoruz. Sırtlanın bizden kaçmamasının sebebi fazla
ilgilenmemizdir. O bizi tanıyor biz de onu tanıyoruz.” dedi.
9
Güncel
9 Yaşındaki Çocuk Hayvan Barınağı Kurdu
Filipinler’de yaşayan ve tam bir hayvan sever olan Ken sadece
9 yaşında. İlk başlarda etrafındaki hayvanlara yemek vererek
onlara yardımcı olmaya çalışan Ken, zaman içinde yaptığı
yardımlara bir kulübeyle devam etmiş. Bununla da yetinmeyen Ken bir arsa kiralayarak orayı bir hayvan barınağına
dönüştürmeyi başarmış. Çevresinden ve internetten yürüttüğü kampanyalara destek verenlerden temin ettiği paralarla bu
işleri yapan ve devam ettiren küçük çocuk, hayvanların her
türlü bakım ve ihtiyaçlarını da yardım alarak gerçekleştiriyor.
Web sitesi üzerinden barınak hayvanlarına sahip de arayan
Ken’in Mutlu Hayvanlar Kulübü hakkında daha detaylı bilgi
için www.happyanimalsclub.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
Termik santraller fokların
hayatını tehdit ediyor
Nesli tükenmekte olan Akdeniz foklarının uzun yıllar sonra Marmara Denizi’nde de yaşadığı ispatlandı. Ancak bu
fokları büyük bir tehlike bekliyor. Çanakkale’nin Karabiga kıyılarına yapılması
planlanan 7 termik santralın, bu fokların
hayatını tehdit ettiği belirtildi.
Panda sayısı son 10 yılda arttı
10
Çin Ormancılık İdaresi tarafından yapılan
açıklamaya göre, 2003'te 1.596 olan panda
sayısının, 2013'ün sonu itibariyle 1.864'e
yükseldiği kaydedildi. Dünya Doğayı Koruma
Vakfı ( WWF ) yetkilisi Zayohe Liu, "Panda
nüfusundaki artış, Çin hükümetinin yürüttüğü pandaları koruma faaliyetlerinin başarılı
sonuçlar verdiğini gösteriyor" dedi. Zayohe,
"Çin hükümeti, WWF gibi örgütlerle işbirliği
yapıyor. WWF, böyle başarılı sonuçlara tanık
olmaktan çok memnun" ifadesini kullandı.
Güncel
Dev Pitbull
ABD’nin New Hampshire Eyaleti’nde yaşayan Marlon
ve Lisa Grennan ailesinin ‘pitbull’u normalden üç kat
daha büyük, tam 80 kg. Protein ağırlıklı bir diyetle
beslenen köpek günde yaklaşık 2 kg daha kıyması
yiyor. Adı Hullk olan pitbull henüz 17 aylık. Aile sevimli canavarlarının üç yaşındaki oğulları ile birlikte
büyüdüğünü ve çocukları için hiç tehlikeli olmadığını
düşünüyor.
Artık eşya değiller
Fransa parlamentosu, Medeni Kanun’da 200 yıldır eşya sınıfına sokulan evcil hayvanların ‘hisli canlılar’
olarak tanınmasını ve ilgili maddenin bu yönde değiştirilmesini istedi.
Habere göre, iktidardaki Sosyalist
Parti ‘nin gündeme getirdiği ve yapılan oylamayla kabul edilen değişiklik
için hayvan hakları ve refahı örgütleri 1 yıldır mücadele veriyordu.
Nitekim talebe ilişkin çevrimiçi bir
dilekçeye 78 bin kişi imza atmıştı.
11
Hayvanların dünya üzerinde varoluşu insanla hemen hemen aynı… Zaman içinde insanın doğayla iç içe
yaşamasının getirdiği zorunluluklar hayvanı da hayatlarının birer parçası haline getirmeye mecbur kılar.
Önceleri insanların kendi yararı için kullandığı hayvanlar uzun bir süreç sonucunda farklılaşmaya başlar.
Pet hayvanları, egzotik hayvanlar, çiftlik hayvanları, vahşi hayvanlar vs vs derken hayvanlar farklı gruplar
altında toplanır. Günümüze baktığımızda artık petlerin yani yaşamlarımıza ortak ettiğimiz, dokunarak,
severek, izleyerek, birlikte yaşayarak mutlu hissettiğimiz hayvanların bizlerin ayrılmaz birer parçası haline
geldiğini görüyoruz.
Hâl böyle olunca da özellikle son 50 yıldır hayatlarımızın tam da orta yerine yerleşen bu güzel canlılar için
farklı sektörler de gelişmeye başlar. Örneğin önceleri evdeki artık yiyeceklerle beslenen kedi ve köpekler için
artık özel gıda üreten mama fabrikaları kurulur. Sağlık ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için sadece veteriner kullanımına özel ilaçlar üretilir. Aksesuarları da unutmamak gerekli tabii…
Ve elbette onlar hakkında yayın yapan TV ve radyo programları, gazeteler ve dergiler de sektörde yerini
alır. Çünkü hayvan dostları, sahipleri ve sevenleri bilgi edinmek istemektedir. İzlemeli, okumalı, dinlemeli,
öğrenmelidirler. Yapılan tüm bu iyi niyetli işler onların daha iyi şartlarda bakılabilmeleri, daha ehil kişilerce yaşamaları için yapılan güzel adımlardır.
Gelelim günümüze…
Gelişen ve her geçen gün yenilenen teknoloji artık hayatımıza interneti ve sosyal medyayı katmıştır. Böylece
insanlar telefonu, tableti, bilgisayarları yanında olmadan hiçbir yere gitmez oldu. Fakat bilgiye her yerde
erişilebilir oluşu, internetteki bilgi kirliliğini de beraberinde getirmiştir ne yazık ki…
Pet Dünyası Dergimizin yeni bir dost edineceklere, hâli hazırda pet sahiplerine, hayvan dostlarına ve onları sevenlere; hayata ve yaşayan tüm canlılara saygı gösteren herkes için bir rehber olacağına inanıyoruz. Bu
amaçla yola çıktık ve internet sitemizle beraber online dergimizle de artık yayındayız…
sı
ı
a
s
y
a
sı
ı
n
y
a
s
ü
y
n
a
n
y
ü
D
ü
t
n
D
e
ü
t
D
P
D
t
Pe
e
Pet
P
i
derg
ayı 1
15 S
T 20
MAR
i
derg
a
ınd
lar
ak UMfatoğlu
H
la
R
an DUncıl Ka
yv
a
Ha SONiz Tavş
en
.D
v
Mİ
A
ız
İTİ rım
EĞ
EK stlayız?
KÖP
çin
ız i
li D
im
Sev
la
ost
Up
Ck razitler
e
Ch
a
ış P
de D
kler
e
Köp
na
rı
:
uk
ul
lc
yo
ri
le
ya
Di hçe
ar
Ba
ll
sa
ın
Ma spas
Pa
ik
iml
e
e’d ekEŞ
kiy
H
Tür rinearlil GÜN
e
H
t
.
Verof. D.r y.im! acak?
l
P
e
mi.l Ne O
Ha
M
DI
KE
ayı 1
15 S
T 20
MAR
rım
12
i
derg
ayı 1
15 S
T 20
MAR
i
derg
uaKöpe
İg
a
ınd
lar
ak UMfatoğlu
H
la
R
a
an DUncıl K
yv
a
Ha SONiz Tavş
en
z
.D
Mİ ımı
Av
İ Tİ
EĞ tlar?
EK
os ıyız
KÖP
için
o ı
li D ır M
imra Haz Upmek e
v
e
SBaha Cksleazitdlielrerd :
e e Pair Ke ınluıkluk
DışDiş
Cnha leB
rde
k
s
rı
g lc
Kızyo
na
lik
e
e’d ekEim
kiy
H Ş
Tür rinearlil GÜN
e H
Verotf. D.r. y.im! acak?
l
P
e
mi.l Ne O
a
H
M
Ma spa
Pa
DI
KE
İg
a
ınd
lar
ak UMfatoğlu
H
la
R
an DUncıl Ka
yv
a
Ha SONiz Tavş
en
.D
v
ız
Mİ
A
İTİ rım
EĞ
EK stlayız?
KÖP
için
li D M
im azır Up k
r
Sehvara HCklemaze
itlrede
Ba e es Paredile lık uluk:
Ch
nolc
B de DDıişşi K ızagıy
r
K n ri
rı
napekle
le
ya
Di hçe
ua Kö
r
ri
le
ya
Di hçe
Ba
sın
ar
l
al
ayı 1
15 S
T 20
MAR
a
ll
sa
ın
Ma spas
Pa
Ba
lik
e
e’d ekEim
kiy
H Ş
Tür rinearlil GÜN
e H
Verotf. D.r. y.im! acak?
l
P
e
mi.l Ne O
Ha
M
DI
KE
için
o ı
li D ır M
imra Haz Upmek e
v
e
S aha Ck sleazitleilrerd :
B he e Pari Ked ıncluılkuk
Be DışDiş
zgol
Kıy
rd
na
i
na
rı
ekle
ler
ya
uaKöp
Di
çe
İg
da
rın
kla M ğlu
Ha RUalafato
n
a DUncıl K
yv
a
Ha SONiz Tavş
en
.D
Mİ
Av
İ Tİ
EĞ
?
EK
ıyız
KÖP
ar
ll
sa
ın
Ma spas
Pa
h
Ba
lik
e
e’d ekEim
kiy
H Ş
Tür rinearlil GÜN
e H
Verotf. D.r. y.im! acak?
l
P
e
mi.l Ne O
a
H
M
DI
KE
u
İg
ır M
ek
m rde
le
i le
es şi Ked ınlık
i
g
B
D
Kız
a
an
ara
Bah
C
Haz
Nedir bu PET terimi?
“Pet hayvanımız bizim için çok şey ifade ediyor olabilir ama
unutmayın biz onun HER ŞEYİYİZ…”
“PET;
Sevmek ve Okşamaktır”
‘PET’ İngilizce’den dilimize
yerleşmiş bir kelimedir ve sözlük
anlamı sevmek ve okşamaktır. Günümüzde ülkemizde bu
kelimenin tam Türkçe karşılığı olmadığı için ‘pet hayvanı’ deyimini kullanmaktayız.
Dolayısıyla pet hayvanı denilince
evimize aldığımız, beslediğimiz
ve sevdiğimiz hayvanlar aklımıza
geliyor. Burada önemli bir detayı
paylaşmak isterim. Tüm evcil
hayvanlar pet hayvanı olmadığı
gibi, tüm pet hayvanları da evcil
hayvan değildir. Örneğin inek bir
evcil hayvandır ama pet hayvanı
değildir. Egzotik hayvanlar kategorisine giren iguana ise bir pet
hayvanı olmasına karşın evcil bir
hayvan değildir.
Unutulmaması gereken nokta;
evimizde beslediğimiz hayvanların tüm dünyalarının biz olduğudur. Onlar bizim için çok şey
ifade ediyor olabilirler ancak biz
onların her şeyiyiz. Onların sağlığı ve mutluluğu tamamen bizle-
rin elinde, bu nedenle ihtiyaçları
eksiksiz yerine getirilmelidir.
Düzenli olarak gerekli kontrollerini yaptırmalı, kulaktan dolma
bilgilerle değil veteriner hekiminizin sizi yönlendirdiği biçimde
onların bakımını ve beslenmesini
sağlamalısınız. Ayrıca bazı pet
hayvanlarının özel bakım şartlarına ihtiyaçları olduğunu da
hatırlatmamızda yarar var.
Yani pet hayvanı edinirken,
sadece kendi zevk ve tercihlerimizi düşünmemeli, olayı bir ortak
yaşam olarak görmeli ve her iki
taraf için de doğru seçimler yaparak karar vermeliyiz. Pet hayvanı
almadan önce alacağımız hayvan
hakkında gerekli tüm bilgilere
sahip olmalıyız ki, gereken bakım
koşullarını sağlayamıyorsak ne
kendimize ne de onlara eziyet
etmektense hiç edinmemenin
daha olduğunun farkında olabilelim. Haklarında ne kadar çok şey
bilirsek o kadar sağlıklı ve mutlu
bir hayat sağlayabiliriz.
“Evcil hayvan sahipleri farkındalık ve bilinç konusunda toplumun
diğer bireylerinden daha hassastırlar.” Dünya üzerinde yapılmış
kimi bilimsel araştırmalar ve
toplumsal anket sonuçları da
bu yargıyı desteklemektedir. Bu
bağlamda evcil hayvan sahipleri
besledikleri hayvanların sağlıkları hususunda gösterdikleri
hassasiyeti yaşadıkları çevre için
de göstermektedirler. Doğayı
seven, yaşama ve yaşam hakkına
saygı gösteren her birey ekolojik
sistemde insanın diğer tüm canlılarla beraber aynı piramit içinde
olduğunu bilir ve bu saygıyla
hareket eder. İnsan bu piramidin
en üstünde kendini görür, sadece
kendi yararına hareket ederse,
yaşlı dünyamız er ya da geç iflas
eder. Çünkü ekolojik sistem denge gerektirir. Üretim ve tüketim
oranları bu dengeyi koruyabilmek
ve efektif olabilmek adına çok
önemlidir.
Dr. Vet. Hekim Haluk Ömer
13
[email protected]
DİŞİ KEDİLERDE
KIZGINLIK DÖNEMİ
VE DAVRANIŞLARI
Haluk ÖMER
Mart
K
ediler; haklarında belki
de en çok yazı yazılan,
sosyal medyada komik videoları en çok bulunan
evlerimize kendimizin efendisi
olabilmesi için yer verdiğimiz
harika yaratıklar...
Belki çoktandır istiyordunuz belki
de birçok diğer insan gibi onların güzellikleri ve oyunculukları
karşısında büyülenerek bir yavru
kedi aldınız. Evinizi paylaştığınız
diğer bütün canlılarda olması
gerektiği gibi yapılacak en doğru
hareket bu canlı hakkında gerekli
bütün bilgileri en doğru şekilde
edinmek ve ona layıkı ile bakmaktır. Bu noktada asla unutmamanız gereken beraber yaşadığınız canlı hakkında en doğru bilgi
alabileceğiniz kişinin veteriner
hekiminiz olduğudur. Bu şekilde
gerek kedinizin gerekse de sizin
sağlığınız en doğru şekilde korunmuş olacağı gibi kedinizin eğitimi
ve davranış özellikleri gibi diğer
konularda da kulaktan dolma değil de en doğru bilgiyi alacaksınız.
14
sı...
Dr. Veteriner Hekim
azı
y
l
e
z
ö
ayı
Ben bu ve bundan sonraki yazılarımda sizlerle genel anlamda bilgi
alabileceğiniz konuları paylaşmayıw ve ilk ağızdan en doğru bilgiyi
almanızı hedefliyorum.
Evet, bir yavru kedi aldınız,
veteriner hekiminize götürdünüz,
gerekli uygulamaları yapıldı ve bu
muazzam canlı evinizin bir bireyi
oldu. Gün geçtikçe farkedeceğiniz
haklarında yazılan çizilenlerin az
bile olduğu olacaktır...
Eğer kediniz dişi ise büyüdükçe
farklı davranış şekillerine şahit
olmaya başlayacaksınız ki bunlar
özetle; kendini bir anda yerden
yere atması, size ve eşyalara daha
sık ve uzun süreli sürtünmeler, kuyruğunu havaya kaldırıp
nerdeyse bağırma denilebilecek
yükseklikte miyavlama ve hatta
pencerenin önünden dışarıyı
seyrederek aşırı miyavlama olarak
tanımlanabilir. İşte bu davranışlar
kedinizin artık puberta’ya yani
cinsel olgunluğa eriştiğini ve artık
bir yetişkin olduğunu gösterir.
Genel anlamda yukarıda anlattığım davranışların fizyolojik bir
düzeni vardır ve bu düzen kedinizin kızgınlığının hangi döneminde olduğu hakkında fikir verir.
6 – 8 aylık yaş
Dişi kedilerin ilk kızgınlıkları
mevsime ve ırkına göre değişkenlik göstermekle beraber genelde
ortalama 6 – 8 aylık yaş arasında
gözlemlenir.
Başta, kedi ses çıkartır, kol ve
bacaklarını arkaya atarak yerde
tepinir, yuvarlanır ve mobilyalara
ya da ev halkına sürünür. Son derece yumuşaktır, özellikle erkeklere karşı. Erkek kedinin sırtına
binmesine izin verir, ama cinsel
birleşime henüz hazır değildir. Bu,
yaklaşık 1 ila 3 gün süren preöstrus dönemidir.
Sonra kızgınlık, yani östrus,
dönemi başlar, ırklara göre süresi
değişebilir, ama genelde 10 gün
sürer. Kedi cinsel birleşmeye izin
verir. Yumurtlama hemen olmaz,
ama cinsel birleşim ile vajinanın
uyarılması sonucunda yumurtlama başlar.
Diöstrus, ırklara göre bir ila üç
hafta sürebilir. Dişi kedi yeniden
erkeklerin atılımlarını geri çevirir
ve kesinlikle hiçbir cinsel temasa
izin vermez. Yumurtlama yok
ise, bu dönem toplamda yaklaşık
üç hafta sürer, ama bazen sadece
sekiz gün veya tam aksine otuz
gün sürebildiği de olur. Döllenme
olursa, gebelik başlar.
Bu bilgiler ışığında özetle dişi kediler en erken 5 aylık en geç ise 18
aylık olana kadar cinsel olgunluğa
erişirler. Doğurganlık (reprodüktif
aktivite) 14 – 15 yaşa kadar devam
eder ancak 20 yaşındaki dişi kedilerde gebelik vakalarına rastlanmıştır. Yaşın ilerlemesi ile birlikte
doğumda yavru büyüklükleri ve
yavru sayıları azalmaktadır.
Dişi kedilerde kızgınlık dönemleri, bulunulan coğrafi konuma,
mevsime ve bu dönemin uzunluğuna bağlı olarak değişiklik
göstermektedir. Ülkemizin
bulunduğu kuzey yarım kürede,
bu dönem genelde ocak ayının
geç dönemlerinde başlar ve gün
ışığının azalmaya başladığı eylül
aylarında son bulur diyebiliriz.
Mevsim şartlarına göre kasım
– aralık aylarına kadar devam
eden kızgınlık gözlemlenebilir.
Ancak günümüzde evde beslenen
kedilerde doğadan farklı olarak
yapay ısı ve ışığa maruz kalındığından kızgınlık döneminin tüm
yıl boyunca sürdüğü durumlar
gözlenmektedir.
Sonuç olarak çevresel faktörler
bir çok konuda olduğu gibi evcil
kedilerde de puberta (erişkinlik)
yaşını etkilemektedir. Doğada
serebest yaşayan kediler, ırk kedilerden daha erken yaşta cinsel
olgunluğa ulaşabilirler.
Kızgınlık dönemi son bulduktan
sonra eğer çiftleşme gerçekleşmemişse 2 – 3 haftalık bir sakin
dönem sonrasında dişi kedilerin
tekrar kızgınlık belirtileri göstermeye başlayacağı unutulmamalıdır. Çiftleşme gerçekleştiyse yani
kedi gebe kaldı ise doğum 58 – 63
gün sonra gerçekleşektir. Yavruların doğumundan 8 – 10 hafta
sonra da kedi tekrar kızgınlık
gösterecektir.
konusunun uzmanı hekimlere
danışmanız en doğru kararları
vermeniz açısından çok önemlidir.
Kızgınlık dönemlerinde yukarıda
da belirttiğimiz üzere kediler farklı fizyolojik davranışlar sergilerler
ki bu bazı durumlarda sahiplerine
ve tabi komşularına rahatsızlık
verebilir. En büyük sorun kedinin
aşırı bağırmasıdır. Bunun yanında
özellikle geceleri daha aktif olabilir ve uyumayacağı gibi sahibini
de uyutmaz. Ayrıca bu dönemlerde kediler evden kaçma eğilimleri
gösterebilirler. Bu noktada kesinlikle kavramanız gereken kedinin
acı çekmediğidir. Bütün gözlenen
davranışlar tamamen doğal fizyolojik bir sürecin getirdikleridir.
“ovariohysterectomy” mi?
Üstünde durmak istediğim bir
başka konu da eğer kedinizden
yavru almak istemiyorsanız ya da
bu fizyolojik davranışlar dayanılamaz bir boyuta gelirse yapılması
gereken en doğru uygulamanın
“ovariohysterectomy” yani kısırlaştırma operasyonunun veteriner
hekim tarafından yapılmasıdır.
Kızgınlığı baskılamak amacı ile
kullanılan bir takım ilaçların
hormon içerikli olduğu ve sürekli
kullanımının farklı problemler
doğurabileceği asla unutulmamalıdır.
Son olarak, hem kendinizin hem
de kedinizin mutluluğu ve sağlığı
için unutulmaması gereken en
dikkat çekici detay; kulaktan dolma bilgilere değil de her zaman
15
Vet. Hekim Elif Çapar
Köpeklerde Dıs.
Parazitler
Soğuk, karlı kış mevsimini geride
bıraktığımız, yavaş yavaş baharın
sıcaklığını hissetmeye başladığımız günler geldi. Havaların
ısınması, doğanın yeşil rengine
bürünmesiyle bizler de kış rehavetini üzerimizden atıp keyifle
gezintilere çıkmaya başladık bile.
Parklarda dolaşmak, doğa yürüyüşlerine çıkmak için harika günler de kapıda. Elbette can dostlarımız yanımızda olmadan olmaz.
Onlar da bütün kış zorunlu kısa
gezintiler dışında evde oturmaktan fazlasıyla sıkılmışlardı zaten.
Şimdi oradan oraya koşturmanın,
çimlerde yatıp yuvarlanmanın
keyfini sonuna kadar yaşamak
hakları…
Kendileri küçük ama verdikleri
zarar büyük olan pire ve keneleri
yakından tanıyalım ve korunma
yöntemlerini inceleyelim.
Peki, bahar ve yaz aylarının güzelliklerini yaşarken, pire ve kenelerle nasıl mücadele edeceğiz?
Bu konu hem petlerimizin hem
de bizlerin sağlığı için oldukça
önemlidir.
İç Parazit & Dış Parazit
16
Parazit Nedir?
Önce “parazit” nedir ona bir bakalım. Parazit en basit anlatımla,
yaşaması için başka bir canlıya
gereksinim duyan organizmalara
verilen addır. Parazitler, bir canlı
üzerinde ya da içinde yaşamlarını
sürdürebildikleri gibi; yaşam döngülerinin sadece bir bölümünü
konakçıda geçirip, ardından ortamı terk ederek, başka bir canlıda
yaşamlarını devam ettirebilirler.
Konağın üzerinde ya da içinde
yaşamlarını sürdürebilen parazitleri iç ve dış olmak üzere ikiye
ayırıyoruz. İç parazitler konağın,
iç organlarında ya da kanında
yerleşebilirler. Örnek olarak kalp
kurtları, bağırsak solucanları ya
da kan parazitlerini sıralayabiliriz.
Dış parazitler ise canlının vücut
dış yüzeyine yerleşirler ve kan
emerek beslenirler. Bunlar sadece
ilk akla gelen pire ve kene ile sınırlı değil. Bitler ve uyuz etkenleri
de dış parazitler arasında sayılır.
Ben bu yazıda başta bahsettiğim
gibi kene ve pireyi yani dış parazitleri anlatmak istiyorum.
Dış Parazitler Ne Yapar?
Aşırı kaşıntı, tüy dökülmeleri, deri
bütünlüğünde bozulmalara sebep
olan dış parazit enfestasyonları
bu problemleri meydana getirmenin dışında, petlerimizin kanını
emerek beslendiklerinden dolayı,
onlara büyük zarar verir. Kan
emerek anemiye neden oldukları
gibi, deride alerjik reaksiyonlar
oluştururlar. Ayrıca burada altını
çizerek hatırlanması gereken
bir önemli nokta da, bahsetmiş
olduğum bu parazitlerin çeşitli
hastalık etkenleri taşıma riski
yüksek olduğundan pet sağlığında
büyük öneme sahip olduklarıdır.
Bu etkenler aynı zamanda zoonoz
olarak nitelendirdiğimiz hayvanlardan insanlara geçen bazı hastalıkların da taşıyıcısı olduklarından
(ki buna en yakın örnek son yıllarda ülkemizde de insan ölümlerine sebep olan ve kenelerden
bulaşan, Kırım Kongo Kanamalı
Ateşi hastalığıdır) dış parazitlerle
mücadele çok önemlidir.
Pire
Dışarıda gezinti sırasında köpeğinizin tüylerine gelebilecek bir/
birkaç tane pire ya da yumurta
sayısı çok kısa sürede artacaktır.
Pireler yumurtaları ile çoğalan,
kanatsız, ergin halde zıplayarak
hareket eden ve üzerine yerleştiği
konağı ısırıp, kan emerek beslenen parazitlerdir. Bazen tek bir
pire ısırığı bile köpeğinizde alerjik
reaksiyonlara sebep olabildiği gibi
pireler insanlara da sıçrayarak ısırabilirler. Pirelerin, başta bağırsak
iç parazitlerinin taşıyıcıları olduğunu da hatırlatmakta fayda var.
Ayrıca insanlarda kedi tırmalama
ateşi, tifüs gibi önemli hastalıkların da bulaşmasında etkin rol
oynamaktadırlar.
Kene
Gelelim kenelere... Keneler
pirelerden farklı olarak sıçramazlar, fakat toprakta yüksek sayıda
bulunur ve köpeğinizin derisine
yapışıp kan emerek büyük zararlar
verir. Keneler kan emdikçe büyürler. Kısa zamanda yumurtlamak
suretiyle çoğalır ve geniş alanlara
yayılırlar. Yoğun kene enfestasyonlarında köpeğin anemik(kansızlık) hal alması kaçınılmazdır.
Keneler de aynı pireler gibi birçok
hastalığın taşınmasında rol oynarlar.
Sadece Bahar Aylarında Mı?
Hayır, dış parazitler sadece bahar
ve yaz aylarında değil, hemen
hemen yılın tamamında gözlenebilmektedir. Fakat petlerde dış
parazit enfestasyonları, bahar ve
yaz aylarında doğadaki pire ve
kene popülasyonlarındaki artış
sebebiyle, sıklıkla karşılaştığımız
önemli bir problemdir. Unutmayın, dışarıda vakit geçirdiğimiz
süre içinde, köpeğimiz sürekli
otların içinde oynayacak, çalılıklara girecek ve dış parazitlerden
kaçınması olanaksız olacaktır.
nuzun üzerinde pire ve keneye
rastladıysanız, müdahale etmeden
hekiminize danışmalısınız. Çünkü
bilinçsiz yapılan davranışlar, daha
büyük sorunları beraberinde getirebilir. Örneğin keneyi yerinden
çıkarmaya çalışırken, ağız kısmının kenetlendiği yerde bırakılma
durumunda deride sekonder
(ikincil) enfeksiyonlar meydana
gelebilir. Ya da pire mücadelesi
için, köpeğinize uygun olmayan
bir ilaç kullanımı da daha büyük
sorunları beraberinde getirebilir.
Bu sebeple veteriner hekimler bu
konuda siz köpek sahiplerine en
doğru şekilde yardımcı olacaklardır. Gerek dış parazit damlaları,
gerekse tasma kullanımı gibi çok
basit uygulamalarla dış parazitlerden hem köpeğinizi hem de
kendinizi koruyabilirsiniz.
Bunların dışında önemle belirtmek isterim ki, köpeğiniz için
aldığınız önlemlerin dışında
katiyetle bulunduğu ortamı da uygun hale getirmelisiniz. Yatağını,
kafesini, kulübesini ve bulunduğu
ortamı uygun dezenfektanlarla
temizlemek, bahçede gerekli ilaçlamayı yapmak gibi…
Ne Yapalım?
Anlatmış olduğum sebeplerden
dolayı dış parazitlere karşı mutlaka ama mutlaka önlem alınması
gerekmektedir. Eğer can dostu-
17
Bahara hazır mıyız ?
Kış mevsimini artık yavaş yavaş yolcu
edip, bahara merhaba dediğimiz bu
günlerde kalın kazakları, kabanları,
botları, çizmeleri yani bize kışın gerekli
olan her şeyi kaldırmaya, yerine bahara
/ yaza uygun olanları hazırlamaya da
başlıyoruz. Belki kış boyunca yediğimiz
bol kalorili yiyeceklerden vazgeçip, daha
sağlıklı olanları tercih ediyor, üstüne
bir de spora başlayarak kilo verip fit
olmak için de çaba harcıyoruz. Kısacası değişen mevsim şartlarına uymak
için uğraşıyoruz. Peki ya onlar? Elbette
hayvan dostlarımız da bu süreçte yeni
mevsime kendilerini adapte etmeye
çalışıyorlar. Bahar sürecinde kedilerimizin yaşadığı değişimler için onlara nasıl
yardımcı olabiliriz sorusunun cevaplarına bir göz atmaya ne dersiniz?
18
Beslenme
Fizyoloji
Kediler mevsime bağlı kızgınlık
gösteren fizyolojiye sahip oldukları için, kış ve bahar mevsimi
aslında onlar için üreme döngüsünün önemli bir bölümünü
oluşturur. Dişi kediler kızgınlık
gösterir, erkek kedilerle çiftleşir,
gebelik, yavrular derken popülasyon artar da artar… Baharda
sıklıkla karşılaşacağımız ilk belirti, kızgınlık, gebe dişiler ve minik
yavrular olacaktır. Bu sebeple
kısırlaştırılmamış dişi kedilerinize normalden daha fazla dikkat
etmenizde fayda var.
Baharın gelmesi ve ortam sıcaklığın artışı, kedinizin aylardır
alışkın olduğu düzenden farklıdır.
Evet ev ortamında bakılan kediler
için bu değişim çok sert çizgilerle
belirlenmese de etkileneceğini
aklınızda tutun. Hatta bazı kediler
için bu değişiklik stres faktörüdür ve buna bağlı olarak ufak
iştahsızlıklar gözlenebilir. Tabi ki
her iştahsızlık sorununu mevsim
geçişine bağlamamanız önemlidir. Çünkü bu durum bir hastalık
habercisi de olabilir. Aradaki farkı
anlamanın en kolay yolu kedinizi
takip etmektir. Eğer ki iştahsızlık
birkaç günden fazla sürerse, iştahsızlığına başka belirtiler de eşlik
ederse vakit kaybetmeden veteriner hekiminize danışın. Mevsim
geçişi sebebiyle olan iştahsızlık
probleminin önüne geçebilmek
için mamasını değiştirmek ya da
sevdiği bir yaş mamayı aralıklarla
vermek faydalı olacaktır. Farklı
tatlarla bu iştahsızlık problemi
kolayca çözümlenebilir.
Tüyler
Yazının başında da bahsettiğimiz
gibi bizler nasıl kışlık giysilerimizi
dolaba kaldırıp yazlık giysilerimizi hazırlıyorsak hayvanlar da
benzer şekilde kışlık, kalın, suya
dayanıklı, sık tüylerini dökecek ve
daha ince olan yazlık tüylerini ortaya çıkaracaktır. Kediniz özellikle
uzun tüylüyse ortalıkta belirgin
bir şekilde tüylerle karşılaşacaksınız. Bu noktada hatırlatmakta
fayda var; kedinizi tıraş ettirmek
bir çözüm değildir. Çünkü tıraş
dökülen tüy miktarını azaltmaz
sadece gözünüze daha az çarpmasını sağlar. Bahara geçişte tüylerle
baş etmenin en kolay yolu, tarama
işlemini sıklaştırmaktır. Ne kadar
sık tararsanız, tüylerin o kadar
hızlı ortadan kalkmasını sağlarsınız.
alınabilir, ortaya çıkardığı belirtiler asgari seviyeye çekilebilir.
Böylece alerji ile zayıflayabilecek
bağışıklık sistemi, daha güçlü
tutulabilir.
Ya Sokaktaki Kediler?
Az önce de yazdığımız üzere
yeni mevsimle beraber sokaktaki
kediler yeni doğan bebekleriyle
nüfus patlamasına sebep olacaktır. Bu kontrolsüz artışının
önüne tamamen geçemeseniz de
eğer durumunuz müsaitse lütfen
çevrenizdeki sokak kedilerinin
kısırlaştırılmasına yardımcı olun.
Yalnız; doğan doğmuştur, yaşam
hakkı vardır. Bu nedenle dışarıda
yaşayabilmeleri için lütfen sokağınızda özellikle anneler ve bebekleri için mama ve su bulundurmayı
unutmayın!
Alerjiler
İnsanlarda görüldüğü gibi baharla
beraber kedilerde de çeşitli alerjiler meydana gelebilir. Kedimizin
alerjisi bize hapşırıklar, burun
akıntısı zaman zaman ishal ve
kusma ile sinyal verir. Kedinizde
alerjiden şüphelendiğiniz durumlarda mutlaka veteriner hekiminize başvurun. Alerji tam olarak
tedavi edilemese de kontrol altına
19
.
Kedi ırkı
Türkiye’nin gurur kaynağı
ANKARA KEDİSİ
“Turkish Angora”
Tarihi
Anavatanı Anadolu olan Ankara kedisi
bilinen en eski uzun tüylü kedi ıklarından
biridir. İlk kez 1620-1625 yılları arasında
haçlı seferleri döneminde bir Fransız bilim
adamının ülkesine dönerken götürdüğü bir
kaç Ankara kedisinin üretilerek seçkin bir
şekilde dağıtılmasıyla Avrupa’da tanınmış
ve büyük ilgi görmüştür. Hatta ve hatta bu
değerli yerli kedi ırkımız için Avrupa’da hâli
hazırda faaliyet halinde olan dernekler bile
kurulmuştur.
20
.
Kedi ırkı
ak
olar olur”
n
ı
g
ay
az
da y leri bey siyah,
n
ı
s
ara
lı
kedi
üzde
Halk nkara günüm ibi fark
A
g
,
en “
sine
r.
ekir
bilin ının ak krem, t ri vardı
s
,
ı
e
kan alacalı gi çeşitl
,
sarı ürk ren
k
Mizaç
Bakım
Oldukça zeki, hareketli, oyuncu, cesur ve sahibine düşkün
olmasının yanı sıra uzun vücut
yapılarına rağmen oldukça çevik
ve atletiktirler. Van kedilerinin
tersine sudan hiç hoşlanmazlar.
Karakterinin en zayıf yanını
çabuk sinirlenebilme özellikleri
oluşturmaktadır.
Genel fiziksel özellikleri özenli
bir bakım gerektirir. Beyaz dostumuz evdeki her yere girebilir, kirlenebilir ama derisi hassas olduğu
için çok sık yıkanamaz. Uzun
ve ipeksi tüyleri diğer tüm kedi
ırklarından daha fazla taranmaya
ihtiyaç duyar. Mevsim geçişlerinde döktüğü tüyler uzunluğundan
dolayı çok dikkat çeker ve belki
tıraş gerektirir. Ankara kedisi
sahibi olmadan tüm bunların
dikkate alınması önem taşımaktadır.
Sağlık
Dış Görünüm
Ankara kedileri uzun bacaklara,
uzun bir kuyruğa ve yine uzun,
narin, kaslı bir gövdeye sahiptirler. Parmak araları tüylüdür ve
yuvarlak patileri vardır. Gözleri
geniş ve badem şekilli olup değişik renk varyasyonlarına sahiptir.
Geniş ve sivri uçlu, dik kulakları
vardır. Beyaz tüyleriyle bilinmelerine rağmen değişik renklerde
tüylere de sahip olanlarına sıklıkla rastlanmaktadır.
Ankara kedilerinin yüksek ihtimalle sağır oldukları doğrudur.
Ancak bu özelliğin genellikle
beyaz ve mavi gözlü olan Ankara
kedilerinde yaygın olduğunu da
söylemekte fayda var. Sağır olmaları onların evlerdeki yaşamlarını
olumsuz etkilemez hatta neredeyse tüm kedilerin korkulu rüyası
haline gelen elektrik süpürgesine
karşı bir avantaj bile sağlayabilir.
Sağırlıkları değil ama beyazlıkları
onların yaşamlarını daha fazla
zorlar. Beyaz tüy yapısına sahip
diğer hayvanlar gibi alerjik hastalıklara daha yatkındırlar ve bu
nedenle de tüm yaşamları boyunca alerjenlere karşı korunmaları
büyük önem arz eder.
21
Merak Ettikleriniz...
Yavru köpeklerin kalıcı dişleri ne zaman tamamlanır?
Köpek yavrularında dişler 4 aylık olunca değişmeye başlar ,
5. - 7. aylar arasında süt dişleri yerlerini kalıcı dişlere bırakır.
22
[email protected]
Deniz ÖZBEK
Psikolog
Sevgi’liler Günü
Dünyada milyonlarca insanın aynı anda öpüşerek, gezerek, yiyerek, içerek veya birbirlerine pahalı hediyeler
alarak ve daha onca gereksiz harcamalarla yaşadığı bir 14 Şubat’ı daha geride bıraktık. O kadar çok şikâyet ettikleri kapitalist sisteme hizmet ettiklerini bilmeden yine bu günde de yığınla gereksiz harcama yapıldı. Sanki
dünyadan göçerken yanımızda bir şeyler götürecekmişçesine pahalı pırlantalar, mücevherler, pahalı restoran
yemekleri ve daha birçok gözü dönmüş harcama…
Ne için? Sadece sistemin sevgimizi ifade etmemiz için bizi sınırladığı ve bir güne sığdırılan sevgi sözcüklerini
ifade edebilmemiz için sunulmuş gibi gösterilen ancak ekonomik harcamaların çok daha fazla canlanması ve
döngünün devamı için. Onca evsiz, yersiz, yurtsuz çocuklar ve hayvan dostlarımız sokakta soğukta yaşarken
mi? Kaçınız onları da sokak çocuğu gibi görüp başını okşamak için yaklaştı 14 Şubat’ta? Sevgilinize sevginizi
ifade etmek için koşarken, sokakta yanınızdan geçen üşümüş ve aç sokak köpeğini kaçınız gördü ya da soğuktan sığınacak yer bulamayıp cansız yerde yatan kediyi kaçınız alıp bir toprağa gömdü o gün? Sevginizi gerçekten göstermenin derdine mi düştünüz yoksa sevginizi zaten gösteremediğiniz için size 1 günlüğüne sunulmuş
bu kapitalist sistemin gerekliliklerini mi yaptınız?
Sevgimizi çoğumuz gün içinde göstermekten, bunu dile getirmekten yoksunlaşıyoruz sanki. Ancak bizim
evde bir çift göz var, her baktığımda sevgimi dile getirebildiğim, bana baktığında ‘seviyorum’ der gibi bakışlarını kaçıran nazlı bir kız gibi. İçimdeki çocuğu onunlayken öyle bir gösteriyorum ki, en saf, en temiz, en
çıkarsız halim çıkageliyor geçmişten. Oynuyoruz, ısırıyor beni, tırnaklarıyla yara yapıyor oyun oynarken ama
seviyor biliyorum, gözlerinden anlıyorum, sonra diyorum ki ‘seni seviyorum’, hemen sırnaşıyor sanki anlıyormuş gibi…
Ya sokaktakiler? Kendini sevdiren, sevgiye aç size bakan kediler, belki beslersiniz diye peşinizde dolanan her
yere gelebilen köpekler? Sevgililer gününde harcadıklarımızın bir kısmı ile öncelikle sokaktaki dostlarımızı ve
sonra evdeki arkadaşlarımızı sevindirmek ve sevgimizi göstermek için neler yapabilirdik bir düşünün…
Sevgi sadece karşı cinse duyulan bir his değildir, ‘Sevmek’ belki de tüm canlılara duyulması gereken en kutsal
duygudur ya da bir yaşam tarzıdır. Bunu en saf haliyle kendini konuşarak ifade edemeyen ve size ‘sevdiğini’
söyleyemeyen hayvan dostlarımızın bakışlarında bulabilirsiniz. Sevgililer gününüz 365 gün tüm canlılarla
devam etmek koşuluyla kutlu olsun. :)
23
[email protected]
SEVİMLİ DOSTLARINIZ İÇİN
CHECK UP
NEDEN ÖNEMLİDİR?
Arzu Özsan Çorbacı
Veteriner Hekim
Medikal Direktör
HASVET
E
vde bizlerle birlikte bir yaşam paylaşan sevimli dostlarımız
zaman içinde aile fertlerimizden biri haline gelir. Kendimize,
çocuklarımıza gösterdiğimiz tüm hassasiyeti evde beslediğimiz
diğer canlılar için de sonuna kadar göstermeliyiz… Bu nedenle evde
beslediğimiz pet hayvanımızın ve tabi bizim sağlığımız için düzenli
check up’lar son derece önemlidir.
Check up’lar sadece beslediğiniz
canlının sağlığını korumak için
değil aynı zamanda dostunuzun
hayatını kısaltacak kadar önemli
bir hastalığı da erken zamanda
tespit etmemiz açısından ve en
önemlisi koruyucu hekimlik
adına dikkatle takip edilmesi
gereken bir durumdur. Unutmayın hastalığı önlemek onu tedavi
etmekten çok daha kolay ve
ekonomiktir. Check up kafadan
kuyruğa kadar detaylı ve kapsamlı bir muayenedir.
Veteriner hekiminiz muayeneye,
öncelikle sevimli dostumuzun
hikayesini tüm detaylarıyla
öğrenerek başlar. Hayvanınızın
24
beslenme alışkanlıkları, egzersiz,
su tüketimi, alışkanlıkları, davranışları, yaşam biçimi ve genel
sağlık durumunu hakkında tüm
detayları anlatmalısınız.
Sıcaklık, nabız, solunum, ağırlık
gibi yaşam sinyallerinin ölçülmesiyle sürece devam edilebilir. Bu
süreçteki tüm vital sinyal değişiklikleri tedavi edilmesi gereken bir
problemi işaret edebilir ve mevcut
ölçümler geçmiştekilerle kıyaslanarak hekimin hangi diagnostik
testlere ihtiyaç duyacağı belirlenir.
Sonrasında da kafadan kuyruğa
kadar sevimli dostumuz fiziksel
muayeneden geçmelidir. Büyümüş organlar, ağrılı bölgeler
kontrol edilir, bacaklar, ayaklar ve
eklemler muayene edilir. Üreme
organları, ağız, kulak, gözler ayrıca akciğerler ve kalp steteskop ile
muayene edilir.
Sevimli dostunuzun hikayesine ve fiziksel muayenesine göre
veteriner hekiminiz size aşı gibi
koruyucu ilaç tedavisi, parazit
kontrolü ( bağırsak paraziti, kalp
kurdu, pire ve keneler için koruyucu tedaviyi içeren) ,beslenme,
deri ve tüy bakımı(kürk) , ağırlık
kontrolü ve diş bakımı ile ilgili
tavsiyelerde bulunur.
HASVET geniş kadrosuyla hizmette sınır tanımıyor
Bilinenin aksine aşı programı
check up muayenesinden sonra
başlanması gereken bir süreçtir.
Veteriner hekiminiz aynı zamanda sevimli dostlarınızın yaşına
ve durumuna bağlı olarak bir
dizi tanı testleri önerebilir. Genel
check up’da tam kan sayımı,
biyokimyasal parametre tetkiki,
idrar tetkiki, gaitanın parazit yönünden muayenesi, abdominal ve
tüm vücut ultrasonu ve röntgeni
gibi ortak tanısal yaklaşımlar
oldukça önemlidir.
Bu tanısal yaklaşımlar hayvanın
yaşına göre değişkenlik göstermektedir. Herhangi bir sağlık
problemi olmayan genç hayvanlarda genellikle basit testler yeterli
olmaktadır. Ancak orta yaş ve
geriatrik hayvanlarda çok daha
komplike testlere ihtiyaç duyulur.
Yaşlı hayvanlar için iç organların
(kalp, bağırsaklar, böbrek ve karaciğer) görünümü ve ölçülerini
belirlemek için toraks (göğüs) ve
abdomen (karın) röntgeni ya da
kemik ve eklemlerdeki dejeneratif
değişikliklere bakmak için iskelet
sisteminin röntgenine mutlaka
bakılmalıdır.
Röntgen çekimi sizi korkutmasın.
Artık pek çok klinik gelişmiş görüntüleme sistemleri olan yüksek
frekans (HF) röntgen cihazları
ve CR (bilgisayarlı radyolojik
görüntüleme) sistemler kullanıyorlar. Bu sistemler sayesinde
dostlarımız daha az röntgen
ışınına maruz kalıyor ama daha
net görüntüler elde edilip daha
detaylı radyolojik incelemeler yapılabiliyor. Hatta tüm bu radyolojik görüntüleme sonuçlarını sizde
evinizdeki kişisel bilgisayarınızda
CD ortamında inceleyip saklayabileceksiniz.
Unutmayın bizim aile fertlerimizden biri haline gelen sevimli
dostlarımız nasıl hissettiklerini bize asla söylemezler. Sonuç
olarak hastalıkları siz farkına
varmadan oluşup, ilerleyebilir.
İlerlemiş komplike olgularda,
dostlarımızın hayatta kalma iç
güdülerinin bir parçası olarak subklinik (hastalığın erken dönemi
ve çok az semptoma sebep olduğu
dönem) sinyaller gizlidir.
Yani dostunuz açıkça hastalık
belirtilerini göstermeden çok
sağlıklı gözükebilir. İşte check up
muayenesi tam da bu noktalarda önemlidir. Çünkü hekiminiz
muayene esnasında eğer hastalık
belirtileri varsa erkenden teşhis
eder, hem pet hayvanınızın ömrünü uzatır hem de sizi çok daha
pahalı tedavilerden korumuş olur.
Unutmayın! Sevimli dostlarımızın yaşları bizden çok daha hızlı
ilerliyor. Dolayısıyla yıllık check
up kontrolünüzü kaçırmanız
demek, 5 yılın üzerinde veteriner
kontrolüne gitmemeniz anlamına
gelir.
25
Bugün veteriner hekiminizi sevimli dostunuzla birlikte ziyaret etmeyi unutmayın. Aileniz
ve sizin için yapabileceğiniz en önemli şeylerden birini yapma fırsatını kaçırmayın…
26
?
Kedilerin 56 gün, köpeklerin 63 gün, kısrakların 336
gün, tavşanların 28 gün, koyunların 150 gün, kaplanların 105 gün, eşeklerin 325 gün, zürafaların 150 gün
ve fillerin 660 gün gebelik süreleri olduğunu
biliyor musunuz?
*Rakamlar ortalama olarak verilmiştir
27
Prof. Dr. Kürşat ÖZER
KÖPEKLERDE EPİLEPSİ
(SARA)
İnsan sağlığında oldukça önemli olan epilepsi
halk dilindeki adıyla sara hastalığı hayvan
dostlarımızda da gözleniyor. İnsanlarda ve
hayvanlarda pek çok ortak noktası bulunan bu
hastalığın detaylarını
Prof. Dr. Kürşat ÖZER’den dinliyoruz…
Hastalığın tanımı
Ne zaman, hangi şiddette ve nasıl
geleceği belli olmayan krizler
hem köpeği hem de sahibini endişelendirir ve korkutur. Nöbetler
şeklinde görülen kaybı, iskelet
kaslarında kasılmalar ile seyreden beyin hastalığına epilepsi
(sara) denilir.
Krizin şiddetine bağlı olarak
köpeğin yaşamı tehlikeye düşebilmekte ya da yaşam kalitesi
olumsuz etkilenebilmektedir.
İnsanlardaki epilepsiye benzer
tarzda gerçek epilepsi olaylarının
köpeklerde görüldüğü kanıtlanmış değildir. Köpeklerdeki
epilepsi olayları genelde bir başka
hastalığın bir belirtisi olarak
ortaya çıkar.
28
Nedenleri
Köpeklerde epilepsi; gençlik
hastalığı, beyin yangısı, sistemik
mantar enfeksiyonları, dejeneratif
beyin hastalıkları, hydrocephalus
(kafa tası içinde su toplanması),
Aujesky (yalancı kuduz), kuduz,
sistemik vaskülitis, tümörler,
kafa travmaları, beyin apseleri,
kafatası kemiği hastalıkları gibi
beynin yapısını etkileyen nedenlerle ya da hypoglisemi (kan
şekeri düşmesi), karaciğer hastalıkları, hypoksia (yetersiz oksijen
alımı), B1 vitamini yetmezliği,
aşırı tuz alımı, böbrek yetmezliği,
kalsiyum noksanlığı ve zehirlenmeler gibi metabolik nedenlerle
oluşabilir.
Hastalığa yatkın olan
köpek ırkları
Beagle, Alman Çoban Köpeği,
Belçika Tervuren, Dachshund,
Spaniel Cocker, Irlanda Setteri ve
Poodle (Kaniş) ırkı köpeklerin
epilepsiye yatkın olduğu bildirilmektedir.
Belirtiler
Epilepsi 3 evreden oluşmaktadır.
Birinci evre: Krizin ya da nöbetin
hemen öncesinde görülen dönemdir. Hayvanın huzursuzlaşması,
inlemesi ve saklanması gibi davranış değişimleriyle karakterize
olur.
İkinci evre: Genellikle birkaç
dakika (bazen çok daha uzun
sürebilir.)içerisinde biten asıl kriz
dönemidir. Bilincin kaybolması,
kasların gerilmesi, istemsiz kas
hareketleri, aşırı salya salgılanması, idrar ve dışkı kaçırma,
çırpınma ve hayvanın dış uyarımlara tepkisiz kalması ile ortaya
çıkar. Bazen bu belirtiler çok hafif
bazen de şiddetli olabilir. Gün
içerisinde birden fazla gözlenebilir.
Üçüncü evre: Nöbet sonrası yarım
saatten az süren bir dönemi
kapsar. Takâtsizlik, körlük gibi
belirtiler gözükür.
Teşhis
Hastalığın teşhisinde hayvan sahibinin vereceği bilgiler oldukça
önemlidir. Bunun dışında diğer
hastalıkların ortaya konabilmesi
açısından elektroensefalografisi denen beyin elektrosu, kafa
röntgenleri, bilgisayarlı tomografi
MR (Magnetic Resonance), beyin
omurilik sıvısı tahlili, kan idrar
ve dışkı tahlilleri gereklidir.
Tedavi
Koruyucu tedavi olarak duyarlı
köpeklerin böcek ilaçları, şeker, sigara dumanı, araba egzoz
dumanı v.b. maddelerden uzak
tutulması, hayvanın stres ve
korkudan arındırılması, düzenli egzersiz yapılması, parazit
mücadelesinin düzenli yapılması, yiyeceklerine B1, B6, C, B5
vitamini ilavesinin yararlı olduğu
bildirilmektedir.
Nöbetlere yol açan asıl hastalık
saptanabilirse bunun tedavisinin
yanında uygun bir anti epileptik
ilacın verilmesiyle hastalık büyük
oranda kontrol altına alınabilir.
29
Röp Elif ÇAPAR
NEDEN
PROFESYONEL
Yapılan arkeolojik çalışmaların ışığında biliyoruz
ki köpeklerin evcilleşmesi
günümüzden 11 – 16 bin yıl
öncesine dayanmaktadır. Başlangıçta insanoğlu öncelikle
avcılık, bekçilik vs gibi kendi
ihtiyaçları doğrultusunda
köpeği hayatına almış zaman içinde ise köpekler artık
yaşamlarımızı paylaştığımız
birer ev arkadaşı, dost haline
gelmiştir. Ve elbette bu durum
hayatlarımızın kolay ve keyifli yaşanabilmesi adına sevimli
dostlarımızın da bir disiplin
içinde yaşaması gerekliliğini
doğurmuştur. İşte böylelikle
özellikle son yıllarda sıklıkla
başvurulan köpek eğitmenleri
imdadımıza koşmaktalar.
Konunun önemini çok iyi
bildiğimizden işinde uzman
sevgili Tarkan Özvardar’la ilk
sayımız için bir söyleşi gerçekleştirdik.
30
?
[email protected]
KÖPEK
EĞİTİMİ
• Köpekli hayatınız ne zaman
başladı? Hatırlıyor musunuz? İlk
anınızı paylaşabilir misiniz?
Aslında köpekli hayatım ben 5
yaşlarındayken köpeksiz olarak
başladı. Nasıl yani derseniz, annem çok titiz ve temizlik takıntısı
olan biriydi. O dönemlerde eve
köpek almam mümkün değildi.
Mahallenin köpekleriyle ilgilenir
onlarla uzun gezintiler yapar ve
çevre sokakların köpekleriyle
buluşup sürüler oluşturup tüm
gün dolaşırdık. Ama yine de
akşam onlardan ayrılmak beni
çok üzerdi. O dönemlerde Joe
isimli bir alman çoban köpeğinin oynadığı bir dizi vardı. İşte
oradaki Joe’yu hayali köpeğim
olarak evde beslemeye başladım.
Elimde bir ip, evin içinde onunla dolaşır, konuşur ve komutlar
verirdim. O zamanlar annem ve
ablam bu durumu çok acayip karşılamamışlardı. Şu dönemde bir
çocuk böyle davransa herhâlde
psikoloğun yolları gözükür ona...
İşte ilk köpeğim hayali de olsa Joe
idi. Uzun süre benim köpeğim
olarak yaşadı, beraber çok vakit
geçirdik...
Vet.Hek.Köp.Eğt.Uzm.Tarkan Özvardar kimdir?
Aslen İzmir’li olan ve lise eğitimini İzmir Atatürk Lisesi’nde tamamladıktan sonra 1990 yılında Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ni kazanan Tarkan Özvardar profesyonel köpek eğitimine 1991 yılında başlar.
Önceleri Ankara’da farklı çiftliklerde eğitmen statüsünde çalışır ve 1997 yılında Ankara Canine College Köpek
Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’ni kurar. Yurt içi ve yurt
dışında köpek eğitimi ve rehabilitasyonu üzerine 80’e yakın
seminer ve kurs; Türkiye içinde köpekli sporlar hakkında çeşitli şehirlerde 40’ın üzerinde seminer verir. 100’ün üstünde
TV programına ve ana haber bültenine de konu olan Tarkan
Özvardar Arama ve Spor Köpekleri Derneği’nin (ASK), Alman
Çoban Köpeği Irk Derneği’nin (AÇKID) ve AKUT K-9 Ankara
Birimi’nin kuruluşlarında bulunarak halen bu kuruluşlarda
yönetici düzeyinde yer almaktadır. Çankaya Belediyesi’nin, sokak köpeklerinin rehabilitasyonu, eğitilmesi ve sahiplendirilmesini kapsayan projesini gönüllü olarak yürütmektedir. 18’i
sokak köpeği olmak üzere çeşitli ırklardan 28 köpeği vardır.
Çalışan sınıf alman çoban köpeği olan Vera (Filou von Juliet)
ile Almanya’da BH sınavını geçmiştir. Border collie ırkı Rhino
ile Hollanda’da Avrupa Köpekli Frizbi Şampiyonası’na katılarak Avrupa Şampiyonu olup Türkiye’nin köpekli sporlardaki ilk Avrupa başarısını elde etmiştir.
•Veteriner hekimsiniz, neden
köpek eğitmenliği diye sorsak?
Köpek evcilleşme sürecinin en
üst basamağında yer alması ve
insanla olan dirsek temasının
yoğunluğu nedeniyle, insanla
ciddi işbirliği içinde çalışabilen
bir canlı. Onların eğitimlerde ve
görevlerde göstermiş oldukları
başarı ve yeterlilikler hep dikkatimi çekti. Köpek davranışlarını ve
eğitim olgusunu sürekli araştırdım ve tecrübe etmeye çalıştım.
İşte bu merak beni köpek eğitimi
ve davranış problemlerinin çözümü konularında yol almaya itti.
Tabi ki veteriner hekim olmam da
bana bu yolda çok ciddi avantaj
sağlıyor. Bence daha çok veteriner
hekim davranış konusuna eğilmeli Türkiye’de...
• Asıl öğrenmek istediğim köpekler neden eğitim almalıdır? İlla
ki profesyonel mi olmalı? Evde
biz eğitim veremez miyiz?
Evet, köpekler mutlaka eğitim
almalıdır. Bu ister profesyonel
yardımla ister köpek sahibinin
çabalarıyla olsun mutlaka olmalıdır. Çünkü insanla girift
bir ilişki içerisinde olan köpek,
insanın sosyal alışkanlıklarına ancak onun kılavuzluğu ve
manipülasyonuyla uyum sağlayabilir. Bu da eğitimin kaçınılmaz
olarak şekillendirilmesi demektir.
Eğitim illa profesyonel kişilerce
verilecek diye bir kural yok. Tabi
ki her köpek sahibi kendi köpeğini eğitebilir. Ben ve benim gibi
çalışan arkadaşlarım bu yolda
hayvan sahiplerine yol göstermeye çalışıyoruz. Bir nevi kılavuza
kılavuzluk yapmak gibi...
• Canine College’de eğitim dışında rehabilitasyon hizmetlerinizin de var olduğunu biliyoruz.
Bu konuda bilgi alabilir miyiz?
Hangi durumlarda size başvurabiliriz?
Evet, bünyemizde köpek eğitimi
ve köpekli sporlar dışında davranış problemlerinin rehabilitasyonu ve eliminasyonu üzerine
de çalışmalar yapıyoruz. İnsanla
birlikte yaşam ve insanın davranış modellerine adaptasyon
esnasında köpeklerde davranış
ve uyum problemleri şekillenebiliyor. Ayrılık hezeyanı, veteriner
korkusu, sosyal bozukluklar,
steryotipi, agresyon, hiperkinezi
ve birçok davranış probleminin
çözümlerini bulmaya ve köpek ile
sahibin daha konforlu yaşamalarına yardımcı olmaya çalışıyoruz...
Keyifli sohbeti için Tarkan
Özvardar’a teşekkür ediyoruz
ve size bir müjde verelim istiyoruz. Bundan böyle Tarkan
Bey köpek eğitimi konusunda
sorularımızı dergimiz Pet
Dünyası için yanıtlayacak…
31
Röp Elif ÇAPAR
.
Masallar dıyarına yolculuk:
PASPASIN BAHÇELERİ
Norveç’li pisi Paspas’tan yadigâr bahçeler
desem, ne ifade eder size? Minicik bir sandalye,
yanında üzerine sevgi dolu bir not iliştirilmiş
küçük tahta masa, bakmaya kıyamayacağınız
bir Bonsai ve dalına kurulu bir salıncak…
Bambaşka bir dünyanın kapılarını açıyor bize
Paspasın Bahçeleri…
Ayşegül ve Emre Özberk
kimdir? Kısaca tanıyabilir
miyiz?
1998 yılından beri mimarlık yapıyoruz. Yerli ve yabancı mimarlık ofislerinde çalıştıktan sonra 7
yıl önce Paspasın Bahçeleri markasıyla canlı minyatür bahçeler
tasarlamaya başladık.
Paspasın Bahçeleri hem doğaya olan ilgimiz hem de sahip
olduğumuz mimarlık ve tasarim
formasyonunun bir araya gelmesiyle oluşan bir projedir.
Norveç’li kediniz Paspas’ı
bize anlatabilir misiniz?
Hayatınıza nasıl girdi? Ne
kadar süre yaşadınız?
32
Paspas'ın Bahçeleri, ismini dünyanın en güzel kedilerinden biri
olan kedimiz Paspas'tan alıyor.
Paspas, 2002-2011 yılları arasında
yaşadı. Babası kırma Norveç-İran kedisi annesi Norveç Orman
kedisiydi. Aniden ortaya çıkan bir
hastalık sonucu 1 hafta gibi kısa
bir zamanda aramızdan ayrıldı.
Veterineri hastalığının İran kedilerine özgü kalıtsal bir hastalık
olduğunu söyledi.
Çok sakin, merhametli ve herkes
tarafından sevilen bir kediydi.
Hareketleri dingin ve olgundu.
Paspas`ın çevresine yaydığı huzuru bahcelere yansıtarak anısını ve
adını yaşatmaya çalısıyoruz.
Paspasın Bahçeleri fikrinin
Paspas’ın ölümünün ardından ortaya çıktığı doğru
mu? Bu süreçten bahsedebilir misiniz?
Aslında iIk minyatür bahçeler
Paspas hayattayken onun mama
kaplarında doğdu. Kedimiz Paspas, bahçelerin tanıtımında modelik yaparak projenin en önemli
destekçilerinden oldu.
Oluşturulan minyatür bahçelerin özellikleri nelerdir?
Minyatür bahçelerdeki tüm
bitkiler canlı. Kullandığımız
mobilyaların tamamını ahşaptan
elde üretiyoruz ve prensip olarak
bahçelerimızde doğal olmayan
fotoğraf
Deniz B
aşar Ero
l
hiçbir objeyi kullanmıyoruz.
Böyle bir bahçeye sahip olduğunuzda, bitkileri sulamanız, ağaç
dallarını budamanız ve çimleri
düzenli olarak biçmeniz gerekiyor, yani gerçek bir bahçe ile kullanıcısı arasındaki ilişkiyi daha
küçük bir ölçekte yaşayabilmenizi
sağlıyor Paspasın Bahçeleri.
Bahçelerdeki her ağacın etrafnda
minik bir dünya var. Bahçenizle ilgilenirken kısa bir süre için
gerçek dünyadan kopup bu minik
dünyanın parçası olabiliyorsunuz.
Bu da insanı çok mutlu ediyor.
Bahçelerinizi en çok kimler
satın alıyor?
fotoğraf
Deniz B
l
aşar Ero
Bahçeleri, çoğunlukla sevdiklerine sıradışı bir hediye vermek isteyenler sipariş ediyorlar. Doğaya
ilgisi olan ya da olmayan hemen
herkes tarafindan beğenildiği
içwwin sanırım iyi bir hediye
seçeneği olarak görülüyor. Tüm
detayların elde üretiliyor olması
da ilgi cekiyor.
Siz de evinizde ya da ofisinizde şirin mi şirin, huzurlu mu huzurlu minik
bir bahçe isterseniz www.
paspasinbahceleri.com
internet sitesinden Ayşegül
ve Emre Özberk’e ulaşıp,
sipariş verebilirsiniz.
Günümüz dünyasında çevre duyarlılığını sembolize etmesi açısından birçok firmanın kurumsal
kimliği ile doğrudan örtüşen bir
ürün. Bu nedenle kurumsal hediye ve lansman promosyon ürünü
olarak da talep ediliyor. Tüm bitkilerin canlı olduğu, mobilyaları
tek tek elde üretilen minik bahçeler yüksek prestijli bir kurumsal
hediye olarak düşünülüyor.
33
Röp. Elif ÇAPAR
Türkiye’de
Veteriner Hekimlik
İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi 1972 yılından bu yana ülkemiz için başarılı veteriner hekimler yetiştirmeye devam ediyor. Bu
noktada yurt dışındaki fakülteler ile eş değerde eğitim vermek için
akademisyenler kadar yöneticiler de canla başla çalışıyor. Dergimizde bu ay İ.Ü. Veteriner Fakültesi Dekanı Sn. Prof Dr. Halil GÜNEŞ’le
veteriner hekimliğini konuştuk.
Bir eğitimci ve aynı zamanda fakülte dekanı olarak geçmişten bu
güne Türkiye’de veteriner hekimliği değerlendirebilir misiniz?
Hepimizin bildiği gibi, maalesef
Türkiye’de Veteriner Hekimlik
henüz olması gereken noktada
değildir. Mesleğimiz çok önceleri
sadece hayvan sağlığı ile birlikte
algılanmaktaydı. Zamanla, hayvanın kalitesi ve değeri arttıkça,
hekim ihtiyacı daha çok hissedilmeye başlandı. Bunun yanında
hayvanların sağlığının, aynı
zamanda insanların sağlığını da
etkilediği görüşleri ortaya çıktı.
Bunun üzerine, dünyada tek
sağlık anlayışının da gelişmesi
ile veteriner hekimliğin Türkiye’de daha da önemli ve aranılan
meslekler arasında yer alacağına
inanıyorum. Bu noktada meslek
değerimizin anlaşılmasında en
büyük görevin, yine veteriner
hekimlere düştüğünü de söylememiz gerekmektedir.
Tek Dünya Tek Sağlık nedir?
Türkiye’de uygulanabilirliği hakkında düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
34
Evet, bu açıdan bakarsak, sağlıklı gıda için veteriner hekim
kesinlikle kilit noktadır diyebiliriz. Ancak total baktığımızda
koruyucu hekimliğin ön plana
çıkarıldığı bu düşüncede veteriner hekimliğin tek kilit nokta
olduğunu söyleyerek diğer meslek
gruplarına da haksızlık etmemek
gerekiyor.
Tek Dünya - Tek Sağlık kısaca; dünyadaki herşey birbiri ile
bağlantılıdır ve sağlık bir bütün
olarak düşünülmelidir, insan ve
hayvan hekimlerinin tüm insanlık için birlikte hizmet etmeleri
olarak tanımlanabilir. Ancak
bizim ülkemizde tam olarak uygulanması, biraz daha uzun süre
alacaktır düşüncesindeyim. Daha
çok çalışmamız gerekliliğini burada ifade etmekte yarar var.
Global olarak düşünürsek sağlıklı insan - sağlıklı beslenme çok
önemli, bu noktada tek dünya
tek sağlık ekolünün kilit noktası
veteriner hekimlerdir diyebilir
miyiz?
Türkiye’deki Veteriner Fakültelerinin akreditasyonu sürecinde gerçekleştirilen bir takım
çalışmalar olduğunu biliyoruz.
Konuyla ilgili düşüncelerinizi
alabilir miyiz?
Eğitimin akreditasyonu, aslında çok önemli ve çok güzel bir
değerlendirmedir. Bize sağlayacak
en büyük yararlarından birisi,
eksiklerimizi görmemize yardımcı olmasıdır sanırım. Bu süreçte,
elbette kanunlar müsaade ettiğince, kendimizi düzenlemek için çalışacağız. Aslında işte bu noktada
“Tek Dünya - Tek Sağlık” kavramına bağlamak gereklidir. Tüm
Veteriner Fakültelerinin aynı
düzeyde eğitim veremeseler de,
genel düzeyde bir akreditasyonun
Prof. Dr. Halil Güneş kimdir?
İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi mezunu olan Prof.Dr. Halil
Güneş, akademik yaşamına yine aynı fakültede devam etmiştir. Halen
Zootekni Anabilim Dalı’ndaki öğretim üyeliği ile birlikte Fakülte Dekanı
olarak görev yapmaktadır.
gerekli olduğunu düşünüyorum.
Akreditasyon sürecinden kısaca
bahsetmek gerekirse, fakültelerin akredite olabilmek için
ilgili kuruma başvurmaları ile
başlayan süreçte, aslında fakülte
olarak eksiklerimizi de önceden
kendimiz tespit edip, raporla karşı
tarafa sunuyoruz. Dolayısıyla düzeltilmesi gereken taraflarımızın
farkına kendimiz varıyoruz. Bu
noktada herkesin kendisini takip
edip yenileyebilmesi açısından
akreditasyon kesinlikle şarttır.
Ayrıca akredite olan bir fakültenin sonraki yıllarda, akreditasyon
kriterlerinin yeterliliğinden çok,
nasıl daha iyi eğitim verebilirim
düşüncesiyle çalışması daha
büyük önem teşkil ediyor inancındayım.
Türkiye’de 26 fakülte var, 24’ü
aktif olarak eğitim veriyor.
Bunların kaçı akredite? Ve kaç
öğrenci var?
Bu fakültelerin dört adedi EAEVE tarafından akredite edildi. Ve
sanıyorum yıllara göre artan bir
sayıda olmak üzere, örneğin 2010
yılında 1600 ve 2014 yılında 1900
civarında yerleştirilen veteriner
hekim adayı eğitim/öğretim
görüyor.
Öyleyse her yıl kaç veteriner
hekim bu fakültelerden mezun
oluyor?
Çok net rakamlar telaffuz edememekle birlikte her yıl yaklaşık
1300 veteriner hekimin mezun
olduğunu söyleyebiliriz.
Peki, fakülteler akredite olduğu zaman burada eğitim alıp,
mezun olan veteriner hekim yurt
dışına gidip çalışabilir anlamına
mı geliyor?
Hayır, çünkü çalışma izni/ruhsatı
farklı bir konudur. Aslında bu
bizim ülkemiz için de geçerlidir.
Yurt dışında eğitim almış bir
hekimin Türkiye’de çalışıp çalışmayacağını da denklik, çalışma
izni vs gibi bir takım kriterler
belirliyor.
Sizce veteriner fakültelerinde
verilen öğretim yeterli midir?
Dünyanın sürekli değiştiğini ve
geliştiğini göz önüne aldığımızda
pek çok alanda eğitim/öğretim
hiçbir zaman yeterli görülmemelidir.
İstanbul Üniversitesi Veteriner
Fakültesi Hastanesi olarak sosyal
projeleriniz var mı?
Aslında bu yapılanları sosyal
proje olarak değerlendirmekten ziyade bir mesleki gereklilik
şeklinde görmek daha doğrudur.
Bu noktada bazı barınaklar, ilçe
belediyeleri ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi yanında birçok
kuruluşlar ile ortak çalışmalarımız vardır.
Bu durumdan yola çıkarak fakülte kliniklerinize yeteri kadar
hasta geliyor mu? Eğer öğrenci
gelecekteki mesleğine ilgili ise
kendisini yetiştirebilmesi için
yetecek sayıda hastayı gerek
cerrahi, gerek dahiliye, gerekse
doğum kliniğinde görüp, takip
edebiliyor mu?
Elbette. Yıllık bazda baktığımızda
fakülte kliniklerinde pet hayvanları kategorisinde ortalama 14-15
bin hastamız tedavi olmaktadır.
Bu noktada, muhakkak ki bizler
en iyi hekimleri yetiştirebilmek
için en iyi eğitim ve öğretimi
verebilme çabasındayız. Aslında
özel veteriner klinikleri, fakültelerin görünen yüzüdür. Çünkü biz
ne kadar iyi veteriner hekimler
yetiştirebilirsek, özel veteriner
kliniklerinde o kadar iyi hizmet
verilecek, o kadar iyi ve doğru
teşhis ve tedaviler gerçekleştirilecek demektir.
Sizin dekan olduğunuzdan bu
yana öğrencilerin sadece eğitim/
öğretimine değil sosyal yönlerde
de yetişmesine dikkat etmeye çalıştığınızı biliyoruz. Okulunuzda
35
en son gerçekleştirilen uluslararası öğrenci kongresi kaç yurt içi/
dışı katılımla gerçekleşti?
bir köpek doğum hekimi, veya vs
gibi spesifik bir konuda uzmanlık
henüz söz konusu değildir.
Yanlış hatırlamıyorsam 18 farklı
ülkeden yaklaşık 150- 200 kadar
yabancı öğrenci ve 350 kadar yurt
içinden misafir öğrencilerimiz ve
bizim öğrencilerimizin de katılımı ile birlikte, geçtiğimiz 2014
yılında toplamda yaklaşık 700
kişi ile 16. kongreyi gerçekleştirdik. Kongre dışında da Fakültemizde 2013 yılında 140 iş günü
içinde toplamda 121, 2014 yılında
ise 193 etkinlik gerçekleştirdik.
Öğrencilerimizin kendi içlerinde
organize olarak birlikte bir şeyler
başarmalarını çok önemli buluyorum ve bu konularda onları her
zaman desteklerim.
Sizce fakülte sonrası özel bir staj,
belli süre bir yerde çalışmak vs
gibi bir zorunluluk getirilmesi
daha iyi veteriner hekimlerin
yetişeceğini garantiler mi?
Veteriner Fakültesinin veteriner
hekimlere yönelik, kendilerini
geliştirebilmeleri için düzenlemeyi planladığı projeleri, eğitimler vs var mı?
Elbette; oda, dernek, belediyeler
ve bazı sivil kurumlarla meslektaşlarımızın yararına olacak
her projede varız. Örneğin bir
zamanlar İstanbul Büyükşehir
Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü ile birlikte kasaplara kesim
ve kurban konusunda eğitim
verdiğimiz gibi, ayrıca farklı gibi
görünen konularda da, fırın ve
pastacıları da hijyen konusunda
bir eğitime almıştık.
Şu anda bir veteriner hekim
mezun olduktan sonra hemen klinik açabiliyor. Ama kimse bunu
engellemiyor. Bence engellemek
de düşünülmemelidir. Aslında
veteriner hekimlik mesleği biraz
usta- çırak ilişkisini gerektiren de
bir meslektir. Öğretim elemanlarımız, ne kadar iyi olursa, o derecede iyi öğrenciler yetiştirirler ve
o kadar iyi hekimler mesleklerini
icra ediyor olurlar diye düşünüyorum.
İstanbul Üniversitesi Veteriner
Fakültesi ücretsiz hizmet veriyor
mu?
Hayır, böyle bir şey söz konusu
değildir. Kendi eğitim ve araştırma çalışmalarımızdakiler ile
çiftliğimizdeki hayvanlar hariç,
hiçbir koşulda böyle bir hizmet
verilmiyor. Zaten sokak hayvanları için, bu tarz ücretsiz işlemler
belediyelerin görev alanlarında
bulunmaktadır. Belediyelerde bunun için bütçe ayrılmıştır ve onu
kullanırlar. Oysa bizim fakültemizde böyle bir bütçe söz konusu
olmadığından ücret mukabilinde
hizmet vermekteyiz.
Dekanlığa yazılı olarak şikayet
dilekçelerini bırakmaları gerekiyor, internet üzerinden yeterli
değil. Bu durumda biz de gereğini
uyguluyoruz. Belki bilinmiyor
ama, bizler müşteri memnuniyetine yönelik anketleri de yapıyoruz. Buraya da düşüncelerini
aktarabilirler.
Veteriner Fakültesi koruyucu
hekimlik hizmetleri veriyor mu?
Çok fazla olmamakla beraber,
evet veriliyor.
Dekanlık olarak projeler bazında
fakülteye çok ciddi yatırımlarda
bulunduğunuzu biliyoruz. Bir
şeyleri geliştirmek tamamen fakültedeki hocaların elinde midir?
Fakültelerde daha çok standart
kliniklerde yapılanların haricindeki işlemler yapılmalı değil mi?
Her şey yapılmalı. Çünkü öğrenci
standart bir klinikte de yapacaklarını okulda görüp, öğrenmek
zorundadır. Ayrıca, üst düzeydeki
çalışmaları da izleyebilmelidir.
Uzmanlığa bakış açınız nedir?
Biz direkt olarak doktora ile uzmanlaşırız. Ama mesleki uzmanlaşmayla ilgili Bakanlığın kararları söz konusu olduğunda bir süre
daha zaman gerekiyor. Çünkü
bizim mesleğimizde bir at cerrahı, bir sığır iç hastalıkları uzmanı,
36
Pet sahipleri veteriner hekimlerinden memnun kalmadıklarında şikayet edecekleri merci,
fakülte değil İstanbul Veteriner
Hekimler Odası’dır. Ancak fakültedeki hizmetlerden şu veya bu
şekilde memnun olmadıklarında
ne yapmalılar?
* Sn. Prof. Dr. Halil GÜNEŞ’e, zaman ayırıp
sorularımızı yanıtladığı için Pet Dünyası dergi
adına teşekkür ederiz...
Merak Ettikleriniz...
Yavru kedime nasıl tuvalet eğitimi vereceğim?
Kediler dünyaya geldikten hemen sonra çiş ve kakalarını yapabilmek için reflekslere
sahip olmadıklarından, anneleri yardımıyla tuvalet ihtiyaçlarını giderirler. 1 aylık yaşı
geçip, yürümeye başladıktan sonra ise, içgüdüsel olarak kum, toprak vs. gibi yerleri
kullanır, kolay kolay da dışarıya pislemezler. Bulunduğu ortama bir tuvalet kabı ve
temiz kum koyarsanız o kendisi bunu öğrenecektir.
37
KÖPEK IRKI
Asil Dost:
Cavalier King
Charles Spaniel
Tarihi
16.yüzyılda, küçük bir spaniel ırkı İngiltere’deki soylular arasında oldukça popülerdi. Bu dönemde köpeklerin pireleri uzak tuttuğuna ve bazı mide hastalıklarına karşı koruduğuna inanılırdı. İngiltere’de bu ırka
“nazik spaniel” ve “rahatlatıcı” adı da verildiğini bilmekteyiz. 18.yüzyılda, Marlborough dükü John Churchill’in Bleinheim savaşında kazandığı zafer adına ırkın kahverengi beyaz olanlarının “blenheim” olarak
adlandırılmasına karar verilmiştir.
Irk King Charles ismini ise, İngiltere Kralı II.Charles’ın yanında sürekli bu köpekle gezmesine borçludur. O
dönemde Kral Charles’ın köpeği olmadan nadir göründüğü söylenmektedir. Cavalier ismi de bir soyluluk
unvanı olarak kullanılmaktadır.
Birçok kennel club tarafından “toy breed” olarak adlandırılan Cavalier King Charles Spaniel ırkı köpekler
2000 yılından bu yana Birleşik Krallık’taki en popüler ırklardan birisi olarak kabul edilmektedirler. Ülkemizde de özellikle son yıllarda oldukça revaçta olan bu iyi huylu aile köpekleri, sevimlilikleriyle de dikkat
çekmektedirler.
38
KÖPEK IRKI
Dış Görünüm
Cavalier King Charles Spaniel’ler en büyük oyuncak köpek ırklarından biridir. Dış görünümüne
baktığımızda göze ilk olarak ipeksi, parlak, orta
uzunluktaki tüyleri çarpar. Renk olarak farklı varyasyonlara sahiptirler. (blenheim, trikolor -siyah,
beyaz ve kahverengi-, siyah- kahverengi ve (ruby)
tek kahverengi) Üç renkli köpeklere aynı zamanda
Prens Charles adı da verilmektedir. Tüylerin yapısı düz ya da dalgalı olabilmektedir. Yetişkinlerde
kulak, kuyruk ve bacaklarda daha uzun tüyler
görülmektedir. Bazı blenheim’larda alında kahverengi leke gözlenebilmektedir. Boy standartları
33 – 38 cm arasında değişiklik göstermektedir.
Ağırlıkları ise 4,5 kg’dan 8 kg’a kadar çıkabilmektedir. Dışa çıkık olmayan yuvarlak gözlere
ve konik bir buruna sahiptirler. Uzun ve düşük
kulakları vardır.
Mizaç
Sosyal köpeklerdir. İnsan canlısı olan bu ırk çocuklarla gayet iyi anlaşabildiği gibi diğer hayvanlarla da iyi
geçinir. Kısa sürede farklı çevreye ve ortama adapte
olabilirler. Yalnızlığı sevmediklerini söylemeliyiz.
Kendinden büyük köpeklere karşı da çekingen değil
aksine arkadaşça yaklaşımlarda bulunurlar. Oyun
oynamayı çok seven ırk, sabırlı olmasıyla da tanınır.
Oyuncu olmalarına rağmen, kucakta da sıkılmadan
uzun süre oturabilirler. Ayrıca aktif ve sporcudurlar.
Yabancılara karşı agresif olmamaları hem iyi hem de
kötü bir mizaçtır. Bu huyları sebebiyle kendilerinden
bekçilik görevi yapması beklenmemelidir. Hatırlatmakta fayda var, avlanma içgüdüsü yüksek olan ırk
kendinden küçük kuş, egzotik hayvanlar vs için tehdit
oluşturabilir. Ancak pek çok Cavalier sahibi köpeklerinin guinea pig ve hamsterlarla gayet iyi anlaştığını
da söylemektedir. Zeki köpeklerdir dolayısıyla eğitilebilirlikleri yüksektir. Bahçeli bir evde mutlu olabilecekleri gibi apartman yaşamı için de uygun bir ırktır.
Orta derecede aktif olduklarından gün içinde dışarıda
yapılacak yürüyüş ve egzersizler yeterli olacaktır.
39
KÖPEK IRKI
Sağlık
King Charles’lar ırk yatkınlıkları
bulunan hastalıklara karşı oldukça duyarlıdırlar. Bu hastalıklar
içinde mitral kapak yetmezliği,
syringomyelia, obezite, kalça
çıkıkları, diz kapağı çıkıkları,
görme ve duyma bozukluklarını
sayabiliriz. Bu sebeplerden dolayı
uzmanlar, periyodik veteriner
hekim muayene ve kontrollerinin
aksatılmamasını önermektedirler.
Bakım
Diğer köpek ırklarında olduğu gibi tüy ve deri
sağlıkları için sık sık taranması ve fırçalanması doğrudur. Özellikle kulak üstü ve içi tüyleri
keçeleşebildiği için bakımı önemlidir. Ayrıca göz
ve kulaklarının düzeni olarak uygun solüsyonlarla
temizlenmesi de önerilir. Ayda bir defa yıkanması
yeterlidir. Gerektiği durumlarda kuru şampuanlarla temizleme yapılabilir.
40
[email protected]
Tolga ÖZTORUN’la
Dost Muhabbeti
Pet Dünyası…
Yeni dünyamız…
Hayatımıza hoş geldin Pet Dünyası…
Yeni bir oluşumdan, yeni bebeğimizin ilk sayısından herkese selam olsun…
Camiamızın her yeni oluşuma ihtiyacı var bence. Dergi, kitap, portal, film, fotoğraf bilumum kalıcı
mecraya ihtiyacımız olduğu gerçeği… Yolu açık olsun, bakalım neler olacak? Mevcut dergilerimiz ile yeni
derginin de ömrü uzun olsun. Eğer tek amacımız hayvan özgürlüğü ise, bilinç uyandırıp farkındalık yaratacak her şeyi desteklemek gerekiyor…
Seneler olsun hâlâ yazmaya çizmeye devam edelim, bakarsın birilerine yarar…
Bilen bilir sivri dilli çıkıyor kelimeler ağzımdan, cidden elimde değil. İstesem de çiçekli böcekli yazamıyorum. Zaten Türkiye’nin de hayvan hakları açısından durumu ortada!
Yani konu çok da hafif yazılacak gibi değil. Bu sayı pek bi efendi olacağım, emir büyük yerden : )
Siz bir de beni gelecek sayıda görün derim. Gelecek sayı Nisan’da… Yazın habercisi, çiçekler açacak falan
dememi bekliyorsanız yanılırsınız : )
Nisan, artık yavaş yavaş kedi bebeleri de pörtlemiş olacak; çöpte, yol kenarında, orda burada anasından
ayrılmış mini mini bebeler bulacağız. Bir dolu insan vicdanı ile savaşacak...
Birileri atacak, birileri bakacak. Gecelerce uykusuz kalacağız ama biz onlar hayata tutununca mutlu
olacağız. Kimi hayatta kalmayı başaracak kimi yitip gidecek…
Hani şarkıda da diyor ya, “bahar geldiğinde mi ben böyle olurum, yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar?” İşte cevabını hiç bilmediğim bir soru…
Neyse bu kadar çiçek böcek yeter : ) Gelecek sayı görüşmek üzere…
41
“GÖZ”
Dünyaya açılan pencere
Göz hastalıklarının belirtileri
G
özün görme fonksiyonunu sürdürebilmesi için,
saydam doku ve sıvıların
bu özelliğini sürdürmesi gerekir. Kornea ve lens gibi dokular
saydamlığını yitirdiğinde görüş
kaybı ya da körlük gelişebilir. Ancak göz, aynı zamanda canlının
genel durumu ve sistemik bazı
hastalıkların tanınabilmesi için
önemli bir işaret taşıdır. Önemli
olan bakmak, görmek ve şüphelenmektir.
Göz dokusu adeta bir erken uyarı
sistemi gibi çalışmaktadır. Kedinizin ya da köpeğinizin gözlerinde fark edeceğiniz normalin
dışında ufak bir değişiklik başka
hastalıkların önüne geçebilmektedir.
42
>Hayvanın tek gözünü kısması
>Gözlerde asimetri
(bir gözün diğerine oranla büyük/küçük olması)
>Fotofobi (ışığa bakamama)
>Göz kapaklarında kasılma
>Hayvanın göz bölgesini kaşımaya çalışması
>Normalden farklı yapıda ve aşırı göz akıntısı
( saydam/ irinli/ yapışkan olabilir)
>Gözlerde normal dışı kızarıklık
>Korneanın saydamlığını kaybedip flu görünmesi
>Matlaşma
>Belirgin görüş kayıpları
Örneğin köpeğinizin gözbebeğinin arkasında gözlemlediğiniz
bir matlık diabet (şeker) hastalığının belirtisi olabilir. Veteriner
hekiminizin yapacağı muayene neticesinde katarakt tanısı
koyulduğunda (olası) diabetik
köpeğinizin hastalığının kontrol altına alınması daha kolay
olacaktır. Üstelik gözden erken
tanı konulduğu için, hastalığın
diğer organlara vereceği zarar da
minimalize edilebilecektir.
Başka bir örnek vermek gerekirse,
köpeğinizin alt gözkapağında
meydana gelen ufak yaradan bir
akıntının geldiğini varsayalım.
Bu durum sadece gözle ilgili
olmayabilir. Üst çenedeki bir azı
dişinin kökünde gelişen enfeksiyon sonucu gelişmiş olabilir. Bu
durumda göze bakarak dişlerden
şüphelenilir ve bir diş hastalığının tanısı bu yolla konabilir.
Kedilerde de durum farklı
değildir, birçok hastalık gözden
belirti verebilmektedir. Bebek
bekleyen anneleri kaygılandıran
bir mikroorganizma olan toksoplazma kedilerde de gelişebilmekte
ve bazı hastalarda göz dibinde
yer alan retina dokusunda bir
takım yangısal reaksiyonlara yol
açabilmektedir. Bu yönüyle kimi
kedilerde retina muayenesinde
gözlenen odaklar toksoplazmayı
düşündürmektedir.
rından biri olmuştur. Eskiden
insan hekimliğinde cerrahinin
içerisinde bir alan olan oftalmoloji, cerrahiden ilk ayrılan ve yıllar
içerinde kendi içerisinde kornea,
iris, lens, retina, glaukoma gibi
ayrı dokuların uzmanlarını geliştirmiş bir bilim dalıdır. Oftalmoloji, günümüzde insan sağlığına
ileri düzeyde hizmet etmektedir.
Bunlar gibi pek çok örnek sayabiliriz. Hasta sahibinin dikkati
ve hekimin şüpheci yaklaşımı ile
birçok dostumuz daha uzun ve
konforlu bir yaşam sürebilir.
OFTALMOLOJİ
Göz dokusu, hastalıklardan kolay
etkilenen, bir problemin başka
bir problemi tetiklediği, sıkıntıların zincirleme gittiği hassas bir
organdır. Çalışma şekli, yapısı ve
özellikleri ile vücuttaki birçok
doku ve organdan önemli ayrımlar gösterdiği için, insan hekimliğinde de ilk uzmanlık alanla-
Veteriner Göz Merkezinin
vizyonu, oftalmoloji alanındaki
çalışmaları yorulmadan geliştirmek, hastalarımıza olabildiğince
aydınlık ve konforlu bir hayat
verebilmek, ayrıca mesleki gelişimlerde örnek olmaktır.
Prof. Dr. Murat Şaroğlu
[email protected]
1971 Ankara doğumludur. Lisans
eğitimine 1988 yılında Ankara
Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde
başlamış, 1993 yılında mezun olur
olmaz İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Ana Bilim
Dalı’nda doktora eğitimine devam
etmiştir. Akademik başarılarıyla
adından sıkça söz ettiren Şaroğlu
sırasıyla doktor, doçent ve profesör
unvanlarına hak kazanmıştır. Halen
İstanbul Koşuyolu’nda Ocak 2012’de
hizmete açtığı Veteriner Göz Merkezi’nde hastalarına şifa olmaya
devam etmektedir.
43
[email protected]
Av. Deniz Tavşancıl KALAFATOĞLU
İstanbul Barosu
Hayvan Hakları Komisyonu
HAYVAN HAKLARINDA
SON DURUM DEĞERLENDİRMESİ
Ülkemizdeki hayvan haklarına
dair ortam, hiç bu kadar bulanık
hale getirilmemişti sanırım. Bu
bulanıklığın sebebini 3 ana noktada toplarsak:
1- Mecliste bekleyen tasarı gerçekten ne içeriyor?
2- Her gün yeni bir kavram ile
ortaya çıkan ve sayıları artan
mutlu yuvalar nedir?
3-Son günlerin asıl tehlikesi olan
ICAM tam olarak neyi ifade
etmektedir? Sorularına cevap
vermemiz gerekiyor.
Bu sorulara sırasıyla yakından
bakacak olursak:
1- Mecliste bekleyen tasarı neleri ihtiva ediyor?
Yetkililer 2012 yılından beri, 5199
sayılı Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Yasa tasarısı üzerinde çalışıyorlar. Çevre Komisyonu tarafından son şekli verilerek meclise
sunulan tasarıda öne çıkan hayati
düzenlemeleri, kısaca belirtmek
istiyorum.
44
* Bu tasarıda en çarpıcı değişiklik, 5199 sayılı Hayvanları
Koruma Kanununun bel kemiğini oluşturan 6. Maddeye ilişkin
yapılan değişikliktir. 6 Madde;
sokaktaki sahipsiz hayvanın yerel
idareler tarafından alınıp, aşılanıp kısırlaştırılmasını ve alındığı mahalle geri bırakılmasını
düzenler.
Tasarıdaki değişiklik, tam da bu
noktada hayati önem taşımaktadır: “Sahipsiz ve güçten düşmüş
hayvanlar, mahalli idarelerce bakım evlerine götürülür. Sahiplendirmek esastır. Kas yapısı güçlü
hayvanlar hariç sahiplendirilmeyenler, okul hastane, ibadethane,
çocuk oyun alanı gibi toplumun
yoğun olarak kullandıkları yerler
hariç alındıkları ortama bırakılırlar.” şeklindedir.
Yani tüm sokak hayvanlarının,
sokaklardan toplanmasını ve
insandan tecridini düzenlemektedir. Yüzyıllar önce, yaban hayattan koparılarak evcilleştirilen
köpekler ve kedilerin, ilk etapta
köpekler olmak üzere, kaldırım
taşı söker gibi toplanmaları ve
bu hayvanların insandan tecrit
edilerek, beton barınaklarda,
tutulmaları, kesinlikle kabul
edilemez. Kaldı ki, tasarı maddesinde, kısırlaştırılan hayvanların,
ne kadar bakım evinde tutulacağı
açıkça belirtilmediği gibi, hayvanların, ancak ve ancak okul,
hastane, ibadethane, çocuk oyun
alanı gibi toplumun yoğun olarak
kullandığı yerler haricinde geri
bırakılması düzenlenmektedir.
Ülkemizde, şehirlerimizde, okul,
hastane, ibadethane ve çocuk
parkının olmadığı bir mahalle
düşünmek mümkün değildir.
Kaldı ki, böyle bir mahallenin
bulunması halinde dahi, mobil
hayvan, 10 dakika yürüdükten
sonra bu alanlardan birini ihtiva
eden bir mahalleye ulaşacaktır. Ki
orada da görüldüğü yerde tekrar
toplanacaktır.
* Hayvan refahı, bu tasarıda
dikkati çeken ikinci tehlikeli husustur. Hayvan Refahı; PETA’nın,
Uluslararası bütün hayvan örgütlerinin kullandığı bir kavram
olup, maalesef kulağa geldiği en
güzel haliyle, hayvanı düşünen
değil, kısaca, hayvanın insani
koşullarda öldürülmesini düzenleyen bir kavramdır. Çok çarpıcı bir örnek vermek gerekirse;
köpeklerin artık fare zehiri ile zehirlenerek, saatlerce can çekişerek
öldürülmeleri değil, ilaçla acı vermeden uyutularak öldürülmeleri
ön görülmektedir. Yine barınak
mevzuuna gelecek olursak; ülkemizdeki barınakların hiç birinde
hayvanlar, PETA’nın anladığı hali
ile hayvan refahına uygun olarak
bakılmamaktadırlar. Bu noktada devreye giren hayvan refahı,
refaha uygun olarak bakılamayan
hayvan barınaklarındaki bütün
SAĞLIKLI hayvanların uyutularak öldürülmesini uygun görür.
* Diğer öne çıkan tehlikeli madde ise hayvan deneylerine ilişkindir. Tasarı ile hayvan üzerinde
deney yapabilmek için sertifika
getirilmiş, deneye erişim kolaylaştırılmıştır. Bu konudaki düzenleme detaylı olarak planlanmış,
bir de 15 Şubat 2014 tarihinde
yürürlüğe sokulan deney yönetmeliğinde yapılan değişiklik ile
sokak hayvanlarının da deney
hayvanı olarak kullanılmasının
önü açılmıştır.
* Evet, bu tasarı ile ne mutlu ki
gerek idari gerek adli cezalara
arttırım getirilmiştir. Ancak,
Mecliste çıkmak üzere bekleyen
yasatasarısı, yürürlüğe girdiğinde;
sokakta hiç bir hayvan kalma-
yacaktır. Çünkü her biri, görüldüğü ilk anda, zaten yetkililerce
toplanmış, şehirden çok uzakta
inşa edilmiş beton barınaklara
hapsedilmiş ya da bir deney merkezine çoktan satılmış olacaktır. Böylelikle, bu ceza maddesi
uygulama alanı bulamayacaktır.
Olur da, bir ihbar üzerine uygulama alanı bulursa, o zaman da,
ceza Usulü gereği paraya çevrilen
2 yıla kadar hapis cezası ve/veya
hükmün açıklanmasının geriye
bırakılmasını getiren 3 yıla kadar
olan hapis cezası ile cezalandırılacak; yani yine sabıka kaydına
işlenmeyecektir.
2- Son günlerde, Tarkan’ın da tanıtım klibinde
rol aldığı mutlu yuvalar
nedir?
Esasında “mutlu yuvalar” olarak lanse edilinceye kadar “bir
süreçten geçti bu barınaklar”.
2012 yılında Hayvanları Koruma
Kanununu Değiştirmeye Yönelik
Tasarı ilk gündeme geldiğinde
“Doğal Yaşam Parkı” olarak
sunulmuştu bizlere. Bizler de,
anlatmıştık evcil olan hayvanlar,
özellikle köpekler, orman içlerine
yapılacak doğal yaşam parklarında yaşayamazlar, onların doğal
yaşam alanları sokaklarımızdır
diye.
Vazgeçtiler o zaman “Doğal
Yaşam Parkları”, tanımından
ve daha masumane yeni bir
tanımla “Serbest Yaşam Alanı”
olarak tekrar önümüze koydular.
Orman, hayvanın doğal yaşam
alanı değil diyorduk, onlar da bu
alanın adını “serbest alan” olarak
değiştirmişlerdi.
Bu orman içinde yaratılacak
serbest yaşam alanı; gözlerden
gönüllerden IRAK olacak, hayvanlar, ister istemez yaban hayat
ile temas içinde olacak. Peki, kimler girebilecek o serbest yaşam
alanlarına? O yaşam alanlarında,
kaç hayvana yer olacak? Yer bulamayanlar ne olacak? O alanlardaki hayvanlara nasıl bakılacak?
Bakım bütçesi nasıl karşılanacak?
Daha gözümüzün önündeki
hayvana sahip çıkamıyorken
şimdi bu gözden ırak hayvanlara
nasıl sahip çıkılacak? derken; her
iki kavramdan da vaz geçtiler, bu
sefer, barınak olarak gündeme
getirdiler.
Ve ilk sırayı Kısırkaya Barınağı, aldı. Şimdi her geçen gün
yenisi ekleniyor ve şiddetle karşı
çıkıyoruz. Neden mi? Özellikle
Kısırkaya’yı ele alacak olursak;
her ne kadar yetkililer, buranın
5 yıldızlı otel kalitesinde olacağını söyleseler de; A) Bugüne kadar 100 köpek kapasiteli
barınaklarda dahi hayvanlar aç
kalmışken, hayvanlar hastalıktan kırılmışken, bugün 20.000
hayvan kapasiteli bir barınakta;
bu hayvanlara nasıl bakacakları-
45
nın garantisini vermeleri mümkün değil. Çünkü bugüne kadar
yaptıkları, yarın yapacaklarının
teminatı mahiyetinde. B) Ulaşımı
hiç de kolay değil, şehirden çok
uzakta bir yerde. Gerçek anlamda, hayvanlar, TECRİT edilecek
insandan. Özellikle köpek, fıtratı
gereği insanla yaşarken, bu tecrit
işlemini kabul etmek mümkün
değil. C) Barınakların taşıması
gereken kriterler bellidir, mevcut
yasada ve yönetmelikte; tek tek
düzenlenmiş. Ve buna rağmen,
barınak yine de, Karadeniz rüzgârlarına açık bir alanda, dik yamaç üzerinde ve sulu bir zemine
inşa edilmiş. Hayvanlar, burada,
bahar mevsimini dahi göremeden
zatürre olup ölecekler.
Hiç biri olumlu sonuç vermeyince, bu sefer, daha da masum daha
da sıcak, sıcacık bir isim koydular
bu yerlere. Peki, ne kadar samimi? Tarkan’ın iyi niyetinden zerre
şüphemiz olmadığını belirterek başlamak istiyorum. Klipte
görülen kemikleri çıkmış gözleri
pörtlemiş kediler ve köpekler için
gerçekten güzel bir yuva olabilir.
Ama bu tasarı yasalaştığında,
yuvası, mahalle olmuş, o tombul
sağlıklı mahallenin 4-5 yıllık köpeklerinin de, kendine kafede yer
edinmiş uzun tüylü o tombul kedilerin de toplanacağını nasıl görmez ve “ne kadar güzel bir proje,
bir kere de içeriğini inceleseniz”
diyerek serzenişlerde bulunurlar
anlamak mümkün değil.
Ne isim altında düzenlerlerse düzenlesinler, büyük resme
baktığınızda, bir fark olmadığını,
zihniyetin aynı olduğunu, asıl
meselenin de, sokaktaki tüm
sahipsiz hayvanların toplanacak olduğunu göreceksiniz. Bir
şeyden eminiz, o da, evet, er ya da
geç, bütün sokak hayvanlarımızın
yuvasını yapacaklar...
46
3- Ve son olarak 3 Mart’ta
İstanbul’da başlayacak
olan ICAM Konferansına
bakalım.
Biraz geriye giderek bakalım; Yıl
2009, Sultanahmet’te, İstanbul
İl Genel Meclisinde toplantıdayız; herkesin çok sevdiği ve saygı
duyduğu Profesör bir Veteriner
Hekimimiz; köpeklerde popülasyon yönetimi üzerine bir sunum
anlatıyor.
Konuşma içeriğinde, rahatsız edici hiç bir şeye rastlamak mümkün
değildi. Sadece sunumunun bir
yerinde; Uluslararası Kurumlarla
konsültasyon yapılmalıdır dendi;
Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO),
Küçük Hayvan Veteriner Hekimler Birliği (WSAVA), Dünya
Hayvanları Koruma Cemiyeti
(WSPA), Hayvan Refahı İçin Üniversiteler Federasyonu (UFAW)
ve Hayvan Refahı Fonu (IFAW)
diyerek bazı kurumları sıralandı.
Şimdi bugüne gelelim ve konferans yapacak ICAM’ın yani Uluslararası Evcil Hayvanlar Yönetimi
Koalisyonunun hazırlamış olduğu
“İnsancıl Köpek Popülasyonu
Yönetim Kılavuzu”na biraz daha
yakından bakalım.
Sayın Profesörün o gün, tavsiye
ettiği kurumların, öne çıkan
söylemlerinin “hayvan refahı”
olduğu ve hayvan refahının, yine
insanlık için yaratılmış bir tanım
olduğu ve açıkça; sağlıklı dahi
olsa, hayvanların insancıl yollarla öldürülmelerini savunan ve
destekleyen bir kavram olduğu
gerçeğinden hareketle; Kılavuzda
önce çıkan belli başlı hususları
dikkatinize sunmak istiyorum.
Kılavuzun esas amacı sokaktaki
köpek nüfusunu belli bir sayıya
indirgemek.
Bunu sağlamak için de yapılması
tavsiye edilenler sıralanmış:
*Besleme kaynaklarının yok edilmesi gerektiği,
*Doğu illerinde, hayvanlar hastalanır, yaralanır ya da saldırgan
eylemlerde bulunurlarsa, ötenazi
ile öldürülmeleri gerektiği,
*Hayvan terklerinin azaltılması
gerektiği,
*(Sahipli-sahipsiz) Kısırlaştırmaya ağırlık verilmesi gerektiği,
*5199’un şuan ki düzenlemesinin
aksine, barınağa alınan hayvanlar
için sağlık durumları ve davranışları nedeniyle sahiplendirme
yapılamayanların, uzun süre
kulübede tutulmaları refahlarını
sağlamayacağından, ötenazi ile
uyutulmaları gerektiği,
*Türkiye’ye şu anda yabancı
ve uzak olduğu belirtilen, bu
nedenle de 5199’un bu şekilde
esnetilmesi gerektiği düşünce ve
tavsiyesi ile sağlıklı hayvanların
da insancıl ötenazi uygulaması ile
öldürülmesi politikasının benimsenmesi gerektiği, belirtilmiş.
Bir de son olarak bir ICAM
tavsiyesi var; kaynaklara erişimin kontrolü üzerine; diyor ki;
köpeklerin, okullar ve halka açık
park ve benzeri yerlerde bulunmalarına müsamaha edilmemeli,
çöpler sürekli toplanmalı, çöp
konteynırları hayvan korumalı
olmalı ve köpeklerin insan eli ile
beslenmesi önlenmeli.
Esasında kılavuzda yer alan bu
tavsiye ve önerilere yakından baktığımızda, bize Mecliste dayatılan
tasarı halindeki yeni ölüm yasası
ile bayağı paralellik arz ettiğini
ve bize, yıllardır, güvendiğimiz
ve saydığımız insanlar tarafından
da bu hususların pompalanmakta
olduğunu görüyoruz.
Ne acıdır ki, 1900’lerin başında
batılılaşma sevdası ile Hayırsız
Ada’da öldürdüğümüz binlerce
köpeğin üstüne, Türkiye, yine
Batılı Devletlerin, “hayvan refahı”
söylemli kurumlarının tavsiyesi
ile binlercesini öldürmeye hazırlanıyor. Ve bunun için 3 – 4 – 5
Mart’ta bu uluslararası örgütler
ve aldığımız duyumlara göre
Türkiye’den de, Haytap adına
konuşmacılar bir araya gelerek,
bizim sokaklarımızdaki, bizim
hayvanlarımızın nüfusu hakkında konuşacak, tartışacak ve
kararlara varacaklar.
Üzülerek söylüyorum ki, zaten LAFZIYLA ve RUHUYLA
gerçekten hayvanları koruyan bir
yasa tasarısı söz konusu değildi.
Şimdi son zamanlarda ülkenin
dört bir yanından gelen itlaf haberleri de canlı kanıtı oldu. Yetkililer, Belediyeler, sabırsızlıkla tasarının yasalaşmasını bekliyorlar.
Hiç birimiz, bir şey yapamıyoruz.
Yasal süreci başlatmak için bile İç
İşleri Bakanlığının izni gerekiyor.
O hiç alamadığımız izni...
Lütfen bu yazıyı bir kaç kez
sindirerek okuyun... Bulanıklığın
netleştiğini göreceksiniz. Eğer
görmek isterseniz...
47
A
nne adaylarının en büyük
kabusudur bebeklerinin
sağlığına bir şey olması.
Bu sebeple her türlü önlem alınır,
en kaliteli hayat standartları sağlanmaya çalışılır, dengeli beslenilir, konforlu uyunur vs vs… Çok
da haklıdır heyecanlı anne ve
baba. Çünkü en değerli varlıkları
dünyaya gelecektir yakın zamanda. Bu dönem içinde her zamankinden fazla özen gösterilmelidir
yenilen içilen gıdaya, gidilen
kalınan yere… Aile büyükleri,
komşu teyzeler iyi niyetli girişimlerle akıl verirler müstakbel
ebeveynlere. Bunlardan biri de
kedilerden uzak durması gerektiğidir annenin. Hele bir de evde
beslenen bir kedi varsa! Çünkü
kediden bulaşabilecek bir parazit
sebebiyle bebekte kalıcı hasarlar
meydana gelebilir hatta anne
adayı bebeğini kaybedebilir. Bu
olumsuzlukların sorumlusu da
kedilerin bağırsaklarında yaşayan “toxoplasma gondii” isimli
parazit yumurtaları diye söylenir.
Doğru sanılan yanlışlarla karar
vermeyin! Bakın olayın aslı
nasıl…
48
Toxoplasma gondii kedilerin
bağırsaklarında yaşamlarının
bir bölümünü geçiren bir iç parazittir. Ve yumurtaları dışkıyla
dışarı atılır. Atılan bu enfekte yumurtalar kedi tuvalet kumunun
temizliği yapılırken de insanlar
tarafından alınabilir.
Toxoplasma gondii enfeksiyonu
sıklıkla görülmektedir. Birçok
insanın özellikle kedilerle yakın
temasta olan kişilerin bu enfeksiyonla hayatlarında bir defa
karşılaşma olasılığı yüksektir.
Parazit, yumurtası ile insan vücuduna alındığında hiçbir belirti
göstermeden uzun süre varlığını
sürdürebilir. Bir defa hastalığı
geçiren bireyler bağışık olurlar ve
bir daha hastalığa yakalanmazlar.
Gelelim anne adaylarındaki
duruma…
Daha önce bu hastalığı geçirmiş
ya da geçirmemiş anne adaylarının gebelik döneminde bu
paraziti alma olasılıkları her birey
kadar mümkündür. Eğer hastalık
hamilelikten önce geçirilmişse,
sağlanan bağışıklık sebebiyle
lif Ç
APA
R
kim
E
?
r He
NE OLACAK
rine
KEDİM
Vet
e
HAMİLEYİM!
durum, herhangi bir risk oluşturmamaktadır. Şayet gebelik
döneminde daha önce enfeksiyonu geçirmemiş anne adayı
tarafından etken alınırsa, plasental yolla bebeğe ulaşabilir. Ve
gebelik haftası ne kadar ileriyse,
etkenin plasenta yoluyla bebeğe
geçme riski o kadar artar. Erken
dönemde ise alınan etken düşüklere sebep olabilmektedir.
Peki ne yapacağız?
Öncelikle içinizin rahat etmesi
için, veteriner hekiminizden
kedinizin bu parazit tarafından
enfekte olup olmadığını öğrenmek amacıyla gereken testlerin
yapılmasını rica edin. Sonuçlar
pozitifse kedinizin tedavisini
sağlayın. Negatif ise, düzenli iç
parazit korumasına devam edin.
Toxoplasma gondii negatif olan
kedinizin etkeni alma riskine
bağlı olarak, onun kesinlikle çiğ
et tüketmesine izin vermeyin. Tuvalet kabını sürekli temiz tutun.
Avlanmasını ve kemirgen, kuş,
sürüngen gibi diğer hayvanları
yemesini engelleyin. Çünkü bu
hayvanlar paraziti taşıyor olabilir ve kediniz bunları yediğinde
enfeksiyona maruz kalabilir.
Kısacası eğer evde sizinle beraber yaşayan minik pisinizin
veteriner hekim kontrolleri ve iç
parazit koruma uygulamaları
düzenli olarak yapılıyorsa bu
hastalığı kendi kedinizden alma
olasılığınız yoktur.
DİKKAT!
Bu noktada asıl dikkat etmeniz
gereken bir konudan bahsetmek
istiyorum. Evinizde beslediğiniz
kedinizden önce çok daha dikkatli olmanız gereken konular vardır.
Şöyle ki, bu enfeksiyonun bir
diğer bulaşma yolu da iyi yıkanmayan sebze ve meyveleri ya da
çiğ veya az pişmiş et tüketmekle
gerçekleşir. Çünkü bu parazitin
kistleşmiş yumurtaları sebze ve
meyvelerin üzerinde canlılığını
sürdürebildiği gibi eti yenen hayvanların kas ve çeşitli organlarına
da yerleşim gösterebilir.
Bu sebeple,
*Kesinlikle az pişmiş ya da çiğ et
tüketmeyin!
*Sebze ve meyveleri bol su ile
yıkayın, sirke ile dezenfekte edin!
*Hazırlanma şeklinden emin ola-
madığınız lokanta, cafe, restoran
gibi toplu tüketim yerlerinde salata tüketmemeye özen gösterin!
*Et ve et ürünlerine çıplak elle
dokunmayın, eldiven kullanın!
Gördüğünüz gibi asıl tehlike evde
düzenli kontrollerini ve bakımını
yaptırdığınız kedinizde değildir.
Bu sebeple bahsetmiş olduğum
konulara dikkat ettiğiniz sürece içiniz rahat olarak pisinizle
beraber bebeğinizi bekleyebilirsiniz. Sakın bebeğiniz geliyor diye,
kedinizden vazgeçmeyin…
49
Hazırlayan Veteriner Hekim Elif ÇAPAR
Kedi & Köpeklerde
AŞILAMA Hakkında Merak Edilenler
Minik yavrunuzun sağlıklı ve mutlu bir hayat sürdürebilmesi için aşılama takviminin doğru şekilde uygulanması büyük önem arz eder. Aşılar ve aşılama takvimi
hakkında merak ettiğiniz soruların cevaplarını yazımızda bulabileceksiniz…
Yavru bir kedi/köpek sahiplendik. Doğada onca aşısız hayvan
yaşarken, biz neden aşı yaptırmalıyız?
Çünkü minik dostunuzun ömür
boyu sağlıklı kalabilmesi için
mutlaka ölümcül viral hastalıklara karşı korunması gereklidir.
Doğada yaşayan hayvanlar hastalanmıyor, ölmüyorlar diye bir şey
söyleyemeyiz, onların ömürlerini
bilme şansımız yok. Bu noktada,
aşılanan hayvanların diğerlerine
oranla ömürlerini daha uzun ve
sağlıklı geçirdikleri bir gerçektir.
Aşı nedir?
Aşı genel anlamıyla, vücuda
verildiğinde bağışıklık sistemini
uyararak, hastalık etkenlerine
karşı antikor üretilmesini sağlayan, öldürülmüş ya da hastalığa
sebep olma riski ortadan kaldı-
50
rılmış mikroorganizmaları içeren
biyolojik maddedir.
Yavru bir kedim/köpeğim var.
Aşılarına ne zaman başlamalıyım?
Öncelikle yavrunuzun parazit
tedavileri yapılmalıdır. Tüm
sindirim sisteminin parazitlerden
temizlendiğine emin olduktan
sonra aşılama takvimi başlar.
İdeal olanı, yavrunun 6-8 haftalık
yaştayken başlamasıdır.
Aşılanma zamanı gelip, aşıları
başlayana kadar hasta olmaz
mı?
Aşılama zamanı gelene yani 6-8
haftalık olana kadar, yavrular
annelerinden aldıkları maternal
antikorlar sayesinde korunurlar.
Yavrumu aşıya götürmeden önce
yapmam gereken özel bir şey var
mı?
Aşı için veteriner hekiminize gitmeden önce yavrunuzun herhangi bir rahatsızlığı olup olmadığına
dikkat etmenizde yarar vardır.
Çünkü hasta hayvanlara aşı
yapılmaz. Bu konuda hekiminizi
bilgilendirmiş olmanız önemlidir.
Aşılama öncesinde ya da sonrasında onu yıkayabilir miyim?
Aşılama öncesinde ve sonrasında 2 gün süreyle yıkamamanız
önerilmektedir. Bunun da sebebi,
doğabilecek herhangi bir olumsuzluğun önüne geçmektir.
Yavru kedim/köpeğim kaç adet
aşı olmak zorunda?
Bu aslında hekiminizin kullandığı hazır aşı preperatlarına
bağlı olarak değişmektedir. Bazı
aşılar monovalan (tek etken için
hazırlanmış) bazı aşılar ise polivalan (birden fazla etkene karşı
hazırlanmış) olabilmektedir. Bu
noktada önemli olan, yavrunuzun
oluşabilecek ve ölümcül sonuçlanabilecek hastalıkların tümüne
karşı aşılanmasıdır.
Veteriner hekimimiz yavru
kedimizin/köpeğimizin aşılama
takvimini 21 günde bir olarak
düzenledi. Neden?
Her iki aşı arasında vücutta antikorların oluşabilmesi için zaman
olması gereklidir. Literatürde
önerilen de 21 gündür.
Aşı takvimi sonlanana kadar
yavrumu hiç yıkamamam gerektiği söylendi. Doğru mu?
Bu noktada, kısa bir açıklama
yapmakta fayda var. Yavrular
henüz bağışıklık sistemleri tam
olarak gelişmediğinden dolayı
hastalıklara oldukça açıktırlar.
Banyo yaptırmak da direncini
düşürebilecek, onu hastalıklara yatkın hale getirebilecektir.
Mümkünse kuru şampuanlarla
yıkama yapınız.
Yavru kedimi/köpeğimi aşıları tamamlanana kadar dışarı
çıkarmamam gerekiyormuş. Ne
yapacağım?
En doğrusu yavrunuzu aşılamaları tamamen bitene kadar mümkün olduğunca dış ortamdan
uzak tutmak olacaktır. Çünkü
dışarıdan alma ihtimali olan
hastalık etkenlerine karşı yeterli
bağışıklığa sahip olmadığından
tam bağışıklık sağlanana kadar
çok fazla dışarıda gezdirilmemesi
önerilmektedir. Eğer mecbursanız, mümkün olduğunca diğer
hayvanların yoğunlukla bulunduğu, park, bahçe vs gibi ortamları
tercih etmemenizde yarar vardır.
Aşı olduktan sonra yavru kedimde/köpeğimde ateş, halsizlik,
iştahsızlık ve sürekli uyuma hali
oluyor. Sebebi nedir?
Yavruların aşılanma süreçleri
boyunca fizyolojilerinde sürekli
değişiklikler olmaktadır. Şöyle
ki, yapılan her aşı sonrası vücutta
direnç oluşabilmesi adına immun sistem dediğimiz bağışıklık
sisteminde koruyucu antikorlar
üretilmeye başlar. Bu da doğal
olarak, vücutta ateş yükselmesine, halsizliğe vs sebep olabilmektedir. Yaşananlar normaldir
ve geçicidir. Panik yapmanızı
gerektirecek bir durum söz konusu değildir.
Yavru kedimin/köpeğimin aşılama takvimi henüz sonlanmadı,
başka kedi/köpeklerle oynamasında sakınca var mı?
Evet, bu durum sakıncalıdır.
Çünkü bahsetmiş olduğumuz
gibi, tam bağışıklığa sahip olmayan yavru, diğer hayvanlardan
rahatlıkla hastalık etkeni alabilir.
Burada karşısındaki kedi/köpeğin aşılı olması durumunda ne
olacağı sorusu aklınıza gelebilir.
Evet, birlikte zaman geçireceği
oyun arkadaşının aşıları tam
olabilir fakat bu durum hastalık
etkenini taşıyıp bulaştırmayacağı
anlamına gelmez. Kendi hasta olmasa bile etkeni bulaştırabilir. Bu
sebeple, yavru kedi/köpeğinizin
aşıları tamamlanana kadar başka
hayvanlarla oynamasına izin vermemeniz doğru olacaktır.
Yavru kedimin/köpeğimin aşıları tamamlandı. Bir daha ne
zaman aşılanması gerekli?
Yavruluk döneminde yapılan aşılarının petinizin hayatı boyunca
her yıl tekrarlanması gerekmektedir. Unutmayın bu tekrarlar
bağışıklığın devamı ve sağlığının
korunması için çok önemlidir.
51
Sizin Hikâyeleriniz...
Dünya tatlısı Gomino
M
erhaba,
Benim minik kızım
Gomino’yla tanışma
hikâyemizin başlangıcını herkesle paylaşmak istiyorum. Ben
Merve Özdemir, 36 yaşındayım
ve 9 yaşında İpek adında bir kız
çocuğu annesiyim.
Çocukluğum babamdan hep
köpeğimin olmasını beklemekle
geçti. Ne yazık ki pek çok çocuk
gibi ev halkının istememesi
sebebiyle yaklaşık 2 yıl öncesine
kadar bu dileğim gerçekleşemedi.
Evcil hayvan olarak çocukluğumda birçok kuş besledik, ama benim aklım hep köpeklerdeydi.
Yıllar geçti, büyüdüm, evlendim
ve hep istedim ki sahipsiz bir
cana yuva olalım. Son zamanlarda kızım İpek de köpek sevdasıyla yanıp tutuşmaya başladı.
Böylelikle günlerce belki aylarca
barınak ve internetten yuva
arayan canlar için dolaşma maceramız da başlamış oldu.
52
Öncelikle apartman dairesinde
oturduğumuz için sahiplenmek istediğimiz canın küçük
ırk olması gerekiyordu. Arama
sürecimizde bir cumartesi günü
bölgede barınak gezmesine gittik.
Ve oradaki canIarın apartman için
uygun olmadığını ancak bahçeli
bir evde bakılabileceğini söylediler. Biz yine üzgün eve döndük.
02/02/2013 pazar sabahıydı,
erkenden kalkıp internetten bir
barınak daha buldum ve hemen
aradım. Öğlene kadar açık olduk-
larını söylediler ve biz kahvaltının
ardından hemen yola koyulduk.
Barınakta çalışan görevliler bizi
güler yüzle karşıladılar ve durumumuzu anlattıktan sonra bize
daha önce petshoptan hediye olarak alınıp, birkaç ay bakıldıktan
sonra terkedilen benim kadersiz
küçük kızım Gomino’yu anlattılar.
Küçük ırk olduğu için diğerlerinin yanına da koyamadıklarını ve
istersek hemen sahiplendirebileceklerini söylediler. Ofise geçtik
ve koltukta uyuyan minicik kara
suratlı şirin mi şirin canımızı ilk
orada gördük. Tabii biz ailecek sevinçten havalara uçtuk. Kucağıma
aldım nasıl da horluyordu. ‘Hep
uyur, çok uslu’ dediler. Küçük
kızımızı aldık ve yeni yuvasına getirdik. Ertesi gün veterinere gidip
aşılarımızı, tıraşımızı, gerekli
bakımlarımızı yaptırdık. 15 gün
uyudu neredeyse, meğer depresyondaymış barınağa gittiğinden
beri. İsmini barınakta Gomino
koymuşlar. Biz de değiştiremedik
ismine çok alıştığı için…
Pekinez kızımız Aralık ayında
2 yaşını doldurdu. İlk zamanlar
İpek ablasını benden çok kıskandı.
Ne zaman yanıma gelse kucağımdan patileriyle onu iterdi. Ben
ikisini de yanıma alıp, ‘ikiniz de
benim canımsınız’ diyerek onu
alıştırdım. Şimdi Gomino evde
herkese hatta dışarıda ve eve gelen
misafirlere de çok cana yakın
davranıyor. Fakat annesinin yerini
kimse tutamıyor. Ben nerede, o da
gölge gibi hep yanımda. Benimle
uyur, ben yokken yemek yemez. Hastayken başımda bekleyip
üzülür, ağlar... İşe gittiğimizde
biz gelene kadar kapının önünde
uyur. Eve döndüğümde sevinçten
çıldırır. Çok da arkadaş canlısıdır.
Mahallede bir sürü arkadaşımız
var. Bugüne kadar nasıl sahip
olmadan beklemişim bilemiyorum. Gerçekten dünyanın
en sadık varlıkları bu canlar
bence… Koşulsuz, çıkarsız seviyorlar bizi. İstedikleri tek şey
sıcak bir yuva ve sevgi...
O kadar çok yuva bekleyen
can var ki; imkânı olan herkes
hiç tereddüt etmeden sahiplensin derim. Bizim hikâyemiz
hayatına hüzünlü başlayıp, çok
geçmeden mutlu yuvasına ve onu
çok çok seven ailesine kavuşan
Gomino’muzun güzel hikâyesiydi. AIIah ona uzun ömür versin
inşallah. Benim kara kuzum, sevgi
pıtırcığım…
Sevgilerimle,
Merve & ipek
53
MUHABBET KUŞLARINI
TANIYOR MUYUZ?
M
uhabbet kuşları (Melopsittacus undulatus) diğer
pek çok evcil hayvana
karşın nispeten daha kolay bakılabilir olduklarından evlerde
tercih edilen başlıca pet hayvanlarındandır. Canlı renkleri, güzel
ötüşleri hatta konuşabilmeleri ile
pek çoğumuzun gönlüne taht kuran
bu güzel canlıları daha yakından
tanımaya ne dersiniz?
Kökenleri Avustralya’ya dayanan muhabbet kuşları papağan ailesine mensupturlar ve
yaklaşık 5 milyon yıldır dünya
üzerinde varlıklarını sürdürmekte oldukları bilinmektedir.
Yerel isimleri Budgerigar olan
bu kuşlar, dünyanın her yerinde
oldukça popülerdir.
Muhabbet kuşları diğer birçok
kuş türü gibi tetrakromik görüş
özelliğine sahiptir. Bu sayede
insanların görebildikleri renk tayfında bulunan renklerin ötesini
görebilirler. Yani özetle kızıl ötesi
ve mor ötesi renkleri de görme
yetisindedirler biyebiliriz.
Genel Özellikleri
Nelerdir?
Sosyal Yapılarına
Baktığımızda…
Doğal ortamlarında sadece yeşil
ve sarı üzerine siyah renge sahip
olsalar da, muhabbet kuşları günümüzde mavi, beyaz gibi daha
fazla renk çeşitliliğine sahiptirler.
Boyları kuyrukları ile beraber 18
cm’ye kadar ulaşabilir ve ağırlıkları 30-40 gram kadar olmaktadır.
Muhabbet kuşları sürü güdüsü
yüksek, dolayısıyla sosyal hayvanlardır. Sürü olmak muhabbet
kuşları için oldukça önemli bir
unsurdur. Mutlu bir muhabbet
kuşu için birden fazla sayıda
beslenmesi önerilmektedir. Bu
nedenle özellikle çok fazla ilgilenemediğiniz durum ve şartlara
sahipseniz, muhabbet kuşunuza
54
bir eş almanız onun daha mutlu
bir yaşam sürmesini sağlayacaktır. Yeterli sosyal doyuma ulaşamayan muhabbet kuşlarında
depresyon benzeri belirtiler açığa
çıkar.
Muhabbet kuşunuzun bir eşinin
olmasının bir diğer faydası da, kişisel bakımlarını yaparken birbirlerinden yardım alabilmeleridir.
Yanaklarındaki ve başlarının üzerindeki tüyleri kaşımakta zorluk
çeken muhabbet kuşlarının imdadına eşleri ya da sürüdeki diğer
kuşlar yetişir. Kuşların birbirlerinin yakın dostu ya da eş olduğu
anlamına gelen hareketlerden
birisi bu yanak ve baş tüylerini
kaşıma davranışıdır. Muhabbet
kuşunuzun bir eşi ya da arkadaşı
yoksa ve sizinle çok yakınsa bu
görevi siz de üstlenebilirsiniz. Bu
aynı zamanda kuşunuzla aranızdaki bağın daha da gelişmesini
sağlayacaktır.
Tüyler
Muhabbet kuşları günlük bakımlarının büyük bir kısmını tüylerine ayırır. Vücutlarındaki bütün
tüyleri gagadan geçirir, parlatır,
kabartır ve zayıflamış olanları
kopartırlar. Mevsim geçişlerinde, normalde olan tüy dökümü
gözle görülür şekilde artmaktadır.
Ayrıca burada önemli bir detayı
da aktarmakta fayda var; tüyler
kuşunuzun sağılığı ile ilgili en
önemli göstergelerdir. Tüylerindeki matlaşma, aşırı dökülme,
kelleşme, sürekli kaşıma sağlıkla
ilgili bir probleminin olduğu
anlamına gelir. Böyle bir durumu
fark ettiğinizde en kısa sürede
veteriner hekiminize danışmanız
önerilir.
Sağlıklı Yaşam
Sindirim bozuklukları, tümörler,
kabuklu yüz akarları, karaciğer
yağlanması, gaga ve tırnaklarda
aşırı uzama, tiroid bozuklukları,
mikoplazma tipi mantarlar, bacak
bandı yaralanmaları, aşırı tüy
dökme gibi sorunlar muhabbet
kuşlarında sıklıkla görülen rahatsızlıklardır. Kuşunuzun sağlıklı
olması için onu çok iyi gözlemeli,
her hangi bir olumsuz durum
fark ettiğinizde veteriner hekiminize danışmalısınız.
Beslenme Nasıl
Düzenlenmeli?
Muhabbet kuşları pek çok besin
maddesini tüketebilirler. Tohumlar, meyveler, sebzeler… Doğru
beslenme nasıl olmalıdır diye
baktığımızda, genellikle bir kabın
içerisinde sürekli olarak hazır
satılan, onlara özel üretilen yemlerden bulundurulması önemlidir. Ayrıca devamlı olarak tek
çeşit besleme yerine farklı besin
maddeleri kullanmanız da hem
sağlığı için hem de mutluluğu
için gereklidir. Alacağınız hazır
yemlerin yanında, çeşitli meyvelerle de yemeklerini zenginleştirebilirsiniz. Burada ufak bir uyarı;
avokado muhabbet kuşları için
toksik yani zehirlidir. Tükettikleri takdirde ölümle sonuçlanan
rahatsızlıklarla karşılaşabilirsiniz.
Bunların yanı sıra gagalarını
törpüleyebilmelerini sağlayan
mürekkep balığı kemikleri ya da
gaga taşları, atıştırmalık ballı çubuklar kafesinde olması gereken
malzemelerdendir.
Aman Dikkat!
Sağlıklı bir muhabbet kuşu için ilk öncelik sağlıklı ve tehlikesiz bir
ev ortamı yaratmaktır. Mutlaka her gün uçmalarına izin verilmeli ve
sosyalleşmelerine vakit ayrılmalıdır. Hem sizinle hem de evdeki diğer
kuşlarla vakit geçirmesi sağlanmalıdır. Ancak ev içi düşünüldüğünde
kuşlara zarar verebilecek eşyaların odada bulunmadığına emin olmalısınız. Örnek vermek gerekirse, klima ve vantilatörler kuşlar için zararlı
ev aletleridir. Kuşun kafesinin bulunduğu odada bu ve benzeri aletlerin
bulunmamasına azami özen gösterilmelidir.
55
[email protected]
Doğru Balık &
Doğru Akvaryum
Evde beslenebilecek evcil hayvan
türlerinden biri de görsel açıdan
insanın ruhuna hitap eden balıklardır. Balıkların suyun içindeki
hareketlerini seyretmek, insanın
gün boyunca üzerinde biriktirdiği
stres faktörlerinden kurtulmasına
ve ruhunun dinginlik bulmasına
olanak sağlamakla birlikte aynı
zamanda çıkardığı buharla da
oda içi neminin korunmasına
yardımcı olmaktadır. Balıklar,
evde bakabileceğiniz diğer evcil
hayvanlara göre de daha az ilgi
istemesiyle yoğun tempoda çalışan
insanların dahi rahatlıkla bakabileceği canlılar olma özelliğine
sahiptirler.
Evimizde evcil hayvan beslerken
çoğu zaman onları kendi doğal
yaşam ortamlarından ve doğal
davranışlarından uzaklaştırıyoruz endişesine kapılırız. Balıklarsa
evimizde tamamen bizim oluşturduğumuz kendi doğal yaşamlarına yakın minyatür bir ortamda
yaşamaktadırlar. Bu yaşam
ortamının kalitesini belirlemekse
56
Akvaryum balıkları
canlı doğuranlar
ve yumurtlayanlar
olarak iki gruba
ayrılır.
tamamen bizim elimizde.
Eğer balık beslemeye karar verdiyseniz yapmanız gereken en öncelikli şey uygun balık ve akvaryum
seçimi olmalıdır. Uygun olmayan
şekillerde (fanus gibi) balık beslenmesi hem hayvanınızın yaşam
koşullarını zorlamakta hem de
sizin bakım ve temizlik koşullarına daha çok özen göstermenizi
gerektirmektedir.
Akvaryumda beslemeye uygun
olan balık türlerinden bazıları
şunlardır:
Carrasius auratus (Japon Balığı): Akvaryumda besleyebileceği-
niz çeşit fazlalığı ile görsel ahenk
oluşturan akvaryum balıklarından birisidir. Yumurtlayarak
üremektedirler.
Erkut GÖREN
Veteriner Hekim
Yunus Cichlid (Cyrtocara
moorii): Yumurtlayarak üremek-
tedirler. İlk olarak kendi eşlerini
seçerler ve daha sonra yumurtalarını bırakacakları ortamı
bulurlar.Yumurta bırakılacak
yerin gözden uzak olması, sakin
ve tenha bir yer olmasına özen
gösterirler.
Lepistes (Poecilia reticulata):
Barışçıl, akvaryumda kolay
üretilebilen akvaryum balıklarındandır. Canlı doğuranlar sınıfındadır, dişi balık erkek balığın
spermlerini kendi bünyesine alır,
yumurtalar anne karnında gelişir.
Beta (Beta splendens): Genellikle yalnız yaşarlar, iki erkeği
bir arada yaşatamazsınız, sonuç
birinin kaybedilmesi olacaktır.
Dişi kendisine yuva hazırladıktan sonra yumurtalarını bırakır,
erkek balıksa yumurtaları korur.
Köpek balığı (Pangasius pangasius): Köpek balıklarına benzerlikleri ile dikkat çekerler, görüntülerinin aksine oldukça barışçıl
bir balık türüdür. Sürü olarak
beslenmeye uygundur.
Kılıç kuyruk (Xiphophorus
helleri): Diğer türlerle uyumlu,
kendi türü ile beraber beslenmeye
uygun olmayan bir balık türüdür.
Cinsiyet ayrımında kuyruğunda
kılıç şeklinde uzantısı olan erkektir. Canlı doğuranlar sınıfındadırlar.
Moli balığı (Poecilia latipinna):
Cinsiyet ayrımı; alt bölümünden
ince uzun çıkıntıları bulunan
erkek, karın bölgesinden üçgen
şeklinden alt yüzgeç bulunanları
dişidir. Canlı doğuranlar sınıfındadır.
Balantiocheilos melanopterus
(Kristal Köpekbalığı): Sürü olarak beslenmeye uygundur. Hem
etçil hem otçuldur.
farklıdır. Termostat özelliği bulunan ısıtıcılar, suyun ayarlanan
ısıda sürekli kalmasını sağlar.
Hava Motoru: Suya oksijen
verme amacıyla kullanılır. Ancak
zorunlu bir parça değildir. Filtre
de aynı görevi görebilmektedir.
Yem Makinesi: Otomatik olarak
akvaryuma yem aktarılmasını
sağlar.
Filtre: Mutlaka bulunması gereken bir ekipmandır. Akvaryumda
devamlı temiz su bulunmasını
sağlar. Balık türü ve akvaryum
boyutuna göre filtre seçilmeli ve
sürekli çalıştırılmalıdır.
Kum ve Kayalar: Dekoratif
amaçlı akvaryum malzemeleridir.
Kişinin zevkine göre tercih edilir.
Uygun ekipman seçimi ile akvayum sanatının derinliklerine
adım atmış oluyorsunuz böylece.
Brachydanio frankei (Leopar
Danio): Barışçıldır sürü olarak
beslenmeye uygundur. Yumurtalarını suya yayarlar, yumurtalarının döllenmesi suyun içinde olur.
3 ) Akvaryumunuza gerekme-
diği sürece ellerinizi sokmayın.
Ellerinizi gerekli gereksiz akvaryuma sokarsanız hem suya
mikrop bulaştırabilirsiniz, hem
de balıklarınızı strese sokarsınız.
Stres ise sağlığı bozan en önemli
faktörlerden biridir.
4 ) Doğadan alıp akvaryumunuza
taşıma istediğiniz çeşitli malzemeleri (canlı yem, bitki, çakıl
gibi) mutlaka dezenfekte ettikten
sonra kullanmanız önerilir.
5 ) Yemlemeyi suyun daha az
kirlenmesi açısından balığınızın
bitirebileceği miktarda günde
3-4 kez yapılmalıdır. Suda kalan
yemler akvaryumunuzun suyunun daha çabuk kirlenmesine
neden olur.
HASTALIKLAR
Akvaryumunuzda görülebilecek
dış kaynaklı hastalıklar: Solungaç
parazitleri, deri parazitleri, beyaz
benek hastalığı, odinium (kadife
hastalığı).
Sağlıklı balık besleyebilmeniz
için gerekli ekipmanlar:
Akvaryum: Beslenecek balık
türlerine ve sayısına göre uygun
ebatlarda olmalıdır.
Aydınlatma Ürünleri: Hem
akvaryum açısından dekoratif
amaçlıdır, hem de balık ve akvaryum bitkilerinin gelişimi açısından önemlidir. Akvaryumda bulunan bitkilerin fotosentez yoluyla
oksijen çıkarmasını sağlar.
Bitkiler: Yeşili seven balık türlerine göre akvaryuma yerleştirilebilir. Ancak bakımları balık kadar
önemlidir. İlaç kullanımı bitkilerin ölmesine sebep olabilir.
Isıtıcı: Akvaryum suyunun ısıtılmasını sağlar. Balıkların türlerine
göre sağlıklı yaşama sıcaklıkları
alması demek; ısıda değişimlerin
oluşması, istenmeyen ve özellikle
akvaryumdaki bitkileri bozan
alglerin(su yosunları) oluşması ve
suyun bozulması demektir.
Yeni başlayanların dikkat etmeleri gereken önemli noktalar şunlardır:
1 ) Akvaryumun suyunu komple
değiştirilmemesi gerekir. Ayda
1/3- ¼ ünü değiştirmeniz yeterlidir. Su aşırı şekilde kirlenmemişse, salgın bir hastalık oluşmamışsa suyu komple değiştirmekten
kaçının.
2 ) Akvaryum direkt güneş ışığı
almayan bir yere yerleştirilmelidir. Bir akvaryumun güneş ışığı
Akvaryumunuzda görülebilecek
iç kaynaklı hastalıklar: Bakteri kaynaklı genel septisemi ve
mycobacterilerin neden olduğu
tüberkuloz(verem). Akvaryumunuzun düzenli olarak bakımını
yaptığınız takdirde, bakteri kaynaklı hastalıkların oluşumunu
minimuma indirmiş olursunuz.
Akvaryumunuzda bu hastalıkların
belirtilerini gördüğünüz takdirde
veteriner hekiminizden yardım
alabilirsiniz.
57
[email protected]
Merhaba sevgili hayvan dostları…
Niyazi ALTINTAŞ
Hayvanat Bahçeleri Danışmanı
Sizlerle, bu sayıdan itibaren Anadolu’da yaşayan çeşitli hayvan
türlerini tanıtan yazılarımla beraber olacağız. Umuyorum her
yazımdan sonra hayretler içinde kalacak ve biz bu hayvanları
nasıl ülkemizde koruma altına alırız ya da soylarını devam
ettiririz diye kafanızda bir ışık yanacak. Bilmediğiniz duymadığınız hatta dünyadaki varlıklarından bile haberdar olmadığınız
birçok hayvan türü, ülkemiz topraklarında yaşamlarını devam
ettirmeye çalışıyor. Ben onların, bu dergi sayesinde toplumdaki
elçileri olabilirsem ve sizleri bir nebze de olsa şaşırtabilirsem ne
mutlu bana…
TÜRKİYE TOPRAKLARINDA YAŞAYAN
EN GİZEMLİ KEDİ
KARAKULAK
58
Bu sayıda sizlere, ülkemizde yabani olarak yaşayan kedi türlerimizden
biri olan Karakulak’ı tanıtmaya çalışacağım.
L
atince ismi ‘Caracal’ Türkçe’den gelmektedir. Orta
Asya’daki Türkler tarafından kulak çevresindeki siyahlıktan ötürü bu şekilde adlandırılmıştır. Vahşi kedi ailesinde hiçbir
kedi bu kadar Türk değildir.
Karakulak Türkler için önemli
bir yere sahiptir. Bunun en iyi
örneklerinden biri de TÜBİTAK
bünyesinde yürütülen bir işletim
sistemi geliştirme projesine (Pardus 2007.2, Caracal Caracal) isim
babası olmasıdır.
Ortalama ağırlığı 7-9 kg’dır. Gövdenin tam boyu 75-90 cm’dir.
Bunun dışında 30-35 cm uzunluğunda bir kuyruğa sahiptir.
Karakulak’ın kuyruğunun üst
kısmında etrafında beyaz tüylerden oluşmuş püskül bulunan si-
yah bir çizgi vardır. Rengi genelde
kahverengi tondadır ve üzerinde
gri ya da beyaz benekler bulunur.
Karakulağın kulaklarının ucunda
sivri tüy kümecikleri vardır. Kulaklarının üst kısmının kenarları
siyah tüylüdür.
Dişi Karakulak çiftleşme döneminde 3 ayrı erkekle çiftleşebilir.
Hamilelik dönemi 71 gün sürer ve
doğan yavruların sayısı genellikle
1 ila 6 arasında değişir.
Orta ve Güney Afrika’da da yaşayan Karakulak (Caracal Caracal)
dış görünümü ile Vaşak’a benzese
de aslında tamamıyla farklı bir
vahşi kedi türüdür. Vaşak ile karşılaştırıldığında bedeni daha ince
ve daha az tıknazdır.
Çanakkale, İzmir, Muğla, Antalya, Mersin, Hatay, Malatya,
Gaziantep, Diyarbakır, Siirt, Bingöl, Hakkari, Kahramanmaraş,
Adana ve Adıyaman yörelerinde
çok seyrek de olsa görülmektedir.
59
[email protected]
TARÇIN’ın Güncesi
Evcil hayvanlar dünyasına ve doğal yaşama küçük bir
kedinin Tarçın’ın gözünden baktığımız programımızdan merhaba… Programı hazırlayan Lalifer Balibeyoğlu Uçar, veteriner hekim Erdal Şimşek kurgu tasarımda Okhan Uçar ve küçük kedimiz Tarçın sizi yeni
bir maceraya davet ediyoruz. Maceramızın konusunu
Tarçın güncesini okuduktan sonra öğreneceğiz…
Tarçın
“Merhaba sevgili dostlar…
Lalifer Balibeyoğlu UÇAR ve
Erdal ŞİMŞEK
Bugün size Ankara Radyosu stüdyosundan değil, gamzeli editörümün yepyeni dergisinin sayfalarından
merhaba diyorum. Bu iş benim için çok özel. Güncemi takip edenler benim ne denli meraklı, araştırmacı ve
kitap düşkünü bir kedi olduğumu bilir. Eh bir süre dergi yazarlığı da yaptım ama artık internet ortamında
sizlerle olacağım. Sanırım önce kendimi tanıtmalıyım; belki benimle, ailemle ve güncemle ilk kez karşılaşanlar olabilir. Ben Tarçın, 8 yaşına girmeye hazırlanan (şimdiden duyurayım doğum günün 20 Nisan) Red
Angora olarak adlandırılan; uzun tarçın rengi ve beyaz tüylerim, bal rengi gözlerim ve sincap kuyruğumla
özel bir kediyim. Kalabalık bir ailem var. Ben, ikizim Benek, bizi büyüten ailemizin anne kedisi Papiş, tekir
oğlan Biber, evin yaramaz küçükleri Zeytin ile Şeker, güzel gözlü Fıstık ve iki buçuk yaşına yaklaşan kardeşler Boncuk ve Pırtık. Dokuz kedi, bahçemizde köpek arkadaşımız İrma ve iki küçük insan yavrusuyla
paylaşıyoruz evimizi. Eee böyle kalabalık bir aile olunca her günümüz macera içinde geçiyor. Kimi gün evin
küçükleri Boncuk ve Pırtık yaramazlıklarıyla bir olay yaratıyorlar. Kimi gün evin tekir oğlanı Biber merakına yenilip başına bir iş getiriyor. Kimi gün İrma, bizim sevgili köpek arkadaşımız oturduğumuz sitenin
diğer köpekleriyle oynarken bir şeyler oluyor. Kimi gün de ben, evin en ünlü kedisi biraz nane molla bir yapım olduğu için hastalanıyorum ve veteriner kliniğinde buluyorum kendimi. Bir de evimizde iki küçük kız
çocuğu yaşadığı düşünülürse; sakin bir günümüz pek yok. İşte bu maceralardan olsa gerek sevgili annemiz
bizim adımıza bir program yapmaya karar vermiş ve o dönemde evin tek oğlu olan benim adımı vermiş…
Bu kısa bilgiden sonra ben sorularımı sormaya başlayayım. Anneme yani programı hazırlayan ve sunan
Lalifer Balibeyoğlu Uçar’a…
60
Tarçın’ın Güncesi’nin ortaya çıkış
öyküsünü anlatsana anneciğim…
Kendimi bildim bileli evimizde köpek vardı. Dedem zoolog
olduğu için annem hayvanlarla
büyümüş, hiçbir canlıdan korkmazdı. Babamın ailesinin de
çiftlikleri olduğundan o da her
hayvanı tanımış zamanında. Onların hayvanlara ve doğaya ilgisi
ve korkusuzluğu beni de etkiledi.
Hiçbir hayvandan çekinmeden
ve korkutulmadan büyüdüm.
Eşim ve programın kurgu tasarım
yönetmeni olan Okhan Uçar’ın
ailesi de hayvan sever bir aileymiş. O da kedi ve köpeklerle bir
arada büyümüş. Evlenmeye karar
verdiğimizde aklımızda bir köpek
alıp bahçeli bir eve taşınmak
vardı. Ama 6 Ocak 2007’de eşimin
o günlerde oturduğu apartmanın
dördüncü katına kadar çıkıp paspasın üzerine yatan siyah beyaz
yeşim gözlü güzel kızla hayatımız
değişti. Henüz iki aylık bile değildi evin kapılarını Papiş’e açtığımızda. Çok hareketli, oyuncu
şirin bir kedi yavrusu… Okhan’ın
o dönemde nöbetleri olurdu.
Gece yayına gider, sabah dönerdi. Papiş’i her nöbet dönüşünde
pencerede bulurmuş. Veteriner
kontrolleri sırasında bu konu
gündeme gelince Erdal Bey “evde
yalnız kalmasın, bir arkadaş alın”
demiş. Ben de o günlerde evin
önünde Tarçın’ı görüp seviyordum. Ee haydi bu şirin yavruyu
da alalım hem Papiş’e arkadaş olur
hem de bir yavru daha yuvalanır
dedik. Böylece Tarçın ailemize
katıldı. Sonra ikizi Benek geldi;
üstelik altı ay kadar sonra. Biz bu
arada evlendik. Evde kedilerle
yaşarken bir prodüktör olarak
neden bir evcil hayvan programı
hazırlamıyorum diye düşünmeye
başladım. 2009’da program önerileri arasında Tarçın’ın Güncesi de
komisyona girdi ve kabul edildi.
Böylece Günce maceramız baş-
ladı. Programımız üç yıl devam
etti. Sonrasında istemeye istemeye
ara verdik “Günce”mize … İki yıl
geçti aradan ve 2015’te yeniden
Tarçın’ın ve arkadaşlarının sesi
yükseliyor radyo mikrofonlarından…
Dinleyenler fark etmiştir ama
Pet Dünyası’nda ilk kez bizimle
tanışanlara aktaralım; program
benim yani Tarçın’ın yaşadıkları,
izlenimleri ya da yazdıklarıyla
açılıyor? Neden böyle bir format?
Bir prodüktör olarak hiçbir
programda bilinen klasikleşmiş
açılışları yapmadım. Hep farklılık
aradım. Bir evcil hayvan ve doğal
yaşam programı yapacaksam üstelik de burada anlatacaklarımın
çoğu yaşanmış olaylarsa neden
bunları programın asıl sahibi olan
kedinin Tarçın’ın ağzından vermeyelim diye düşündüm. Bu fikrimi
Ankara Devlet Tiyatrosu Oyuncularından Eray Eserol’a aktardım ve
“Bunca oyunda rol aldın, benim
için bir kedi olur musun?” dedim.
O da beni kırmadı ve yaklaşık üç
yıldır Tarçın’a ses veriyor.
Program konularını nasıl belirliyorsunuz?
isteyenler için Günce’nin yayın
saatini ve gününü hatırlatalım
mı?
Elbette. Tarçın’ın Güncesi her
hafta Çarşamba günü saat 15.05’te
Radyo 1’de… Ayrıca TRT’nin
Podcast hizmetinden yararlanarak geçmiş bölümleri de internet
üzerinden dinleyebilir tüm dostlarımız. Ama Tarçın güncemize
bu yıl katılan Kırpık köpekten hiç
bahsetmedin…
Ayy o da vardı değil mi? Unuttum desem inanmazsın değil mi?
Aranızda bir çekişme olduğunu
herkes farkında Tarçın. Ama haydi büyük ve akıllı bir kedi olarak
sen tanıt Kırpık köpeği…
O bir hayal kahramanı aslında…
Kendini öyle zannediyor. Gerçek
hayatta Kırpık köpek gibi pek çok
köpek var. Yavru sevimli zaman
zaman sırnaşık… Ekibe bu yıl
dahil oldu. Ona ses verense Tuğba Herken. Evet Kırpık’tan pek
hoşlanmıyorum. Çünkü benim
işime göz dikti. Ama Tuğba ablayı çok ama çok seviyorum.
Ne dersin gelecek sayıda Kırpıkla bir röportaj yapsan mı? Belki
birbirinizi tanıyınca onu daha çok
seversin?
Öncelikle dokuz kedi, bir köpek
ve iki küçük kız çocuğunun yaşadığı bir evde konu bulmakta hiç
zorlanmıyoruz. Çünkü her gün
evin içinde ilginç bir olay yaşanıyor. Bunun dışında gündemi takip
ediyoruz. Konferanslar, seminerler, doğa dernekleri ve üniversitelerin çalışmaları dikkatle izleniyor.
Tabii bir prodüktör olarak konu
belirlemede ve doğru bilgi aktarmada en büyük desteğim veteriner hekimimiz Erdal Şimşek…
Bu konuda söz veremem anne!
Zorlama beni. Hem çok yoruldum ben. Şimdi biraz dinlenmek
istiyorum. İşte uyku vakti. Ben
yatağın üzerine serilmeye gidiyorum dostlar. Güncemde ve gamzeli editörümün güzel dergisinin
sayfalarında yeniden buluşmak
üzere...
Aslında anlatılacak çok şey var
ama galiba bize ayrılan sürenin
pardon programa gitti aklım,
bize ayrılan bölümün sonuna
geldik. Programımızı dinlemek
Editörün Notu: Tarçın, programda konuşmayı çok seviyor, eh yazıya gelince de
yazdıkça yazıyor. Dergimizde birazcık
kısalttık yazısını, tamamını internet
sitemizin YAZILAR kısmından okuyabilirsiniz : )
61
[email protected]
Sedat GENÇ
Veteriner Hekim
Dünyada olduğu gibi ülkemizde
de özellikle son yıllarda soğukkanlı egzotik hayvanlara ilgi
oldukça artmış durumda. Bu
hayvanlar içinde pet hayvanı
olarak en çok tercih edilenlerden biri ise iguanalardır.
Türkiye’de pet shoplarda satılanların büyük bir çoğunluğu 'Yeşil
İguana'lardır. Renkleri yeşilden
kahverengiye doğru çeşitlilik gösteren bu yeşil iguanalar doğada
yağmur ormanlarında ve genelde nehir kenarlarında yaşarlar.
Ömürleri yaklaşık 15 ila 20 yıl
kadardır.
İguanalar ağaçlara tırmanabilmeleri için oldukça güçlü ayaklara
ve pençelere sahiptirler. Pençeleri
öylesine sivridir ki istemeden de
olsa onu tutan sahiplerine ciddi
zararlar verebilmektedir.
İguanama nerede
bakmalıyım?
İguana için teraryum denilen bir
kabin almalı veya inşa etmelisi-
62
İGUANA
MI DEDİNİZ?
niz. Bu teraryum minimum 60cm
eninde, 150cm uzunluğunda ve
içine koyacağınız bitkilerin uzunluğu kadar yüksek olmalıdır.
Bilindiği üzere iguanalar soğukkanlı canlılardır ve vücut
sıcaklıklarını belli bir sıcaklıkta
tutamazlar. Bu sebeple iguananızın yaşam alanını optimum
sıcaklıklarda tutmalısınız ve mutlak suretle bir ultraviyole ampul
kullanmalısınız. İguananızın yaşadığı bölgenin ortalama sıcaklığı
26°C - 27°C arasında olmalıdır.
Teraryum içerisinde iguananızın
saklanıp kaçabileceği çok fazla
alan olmamalıdır. Çünkü saklanan iguana yeteri kadar ısıdan
yararlanamayacağı için hipotermi
(beden ısısının aşırı düşmesi)
tehlikesiyle karşılaşabilir.
Yapacağınız yaşam alanında dikkat etmeniz gereken konulardan
biri de ortamın nemidir. İguananın doğal yaşam ortamı oldukça
nemli ve rutubetlidir. Çok nemli
bir iklimde yaşamıyorsanız iguananızın havanın neminden daha
fazla neme ihtiyacı olacaktır. Nem
oranını bir nem ölçer ile kontrol
edebilirsiniz. Nem oranı %70 %80 arasında olmalıdır. Bunun
için teraryuma sığ bir kapta su
koyabilirsiniz (içme suyundan
başka 2. bir kap). İguananız burada kendini ıslatacaktır. Yapacağınız teraryumda yeteri kadar
alan yoksa ve ikinci bir su kabı
koyamıyorsanız iguananızı her
gün ılık suyla püskürtme şeklinde
ıslatabilirsiniz.
Karıncaları ve diğer haşereleri uzak tutmak için yenmeyen
besinleri her zaman teraryumdan
uzaklaştırın. Olası problemleri
azaltmak için temizlik en önemli
faktördür.
Ne yer, ne içerler?
İguanalar hakkında en çok
tartışılan konulardan biri besleme biçimidir. İguanalar katı
vejetaryenlerdir. Vahşi hayatta
yaşayan iguanaların böcek yerken
görüldüğü şeklinde bazı efsaneler
duyabilirsiniz. Gerçekte vahşi
yaşamda böcekleri sadece yanlışlıkla veya uygun besin bulamadıklarında yerler.
Peki, iguanalar nasıl yemek
yerler ve su içerler?
İguana ne kadar
beslenmelidir?
İguanamı nelerle
beslemeliyim?
İguanalar besinleri çiğnemek
yerine onları kesip parçalayabilecekleri küçük dişlere sahiptirler.
Genelde büyük ısırıklar alırlar ve
tamamını yutarlar veya basit bir
dil darbesiyle besinlerini ağızlarına alırlar. Çok nadir olarak su
içtiklerinde ise kafalarının büyük
bölümünü suya sokarlar su yüzeyinin altından içerler veya bazen
bitkilerin üzerindeki suları veya
nemli yüzeylerdeki su damlalarını yalarlar.
İguananın yaşına ve büyüklüğüne
bağlı olarak iştahları da değişiklik gösterir. İguana çok fazla
beslenmemelidir. Hayvan sahibi
iguanasıyla vakit geçirdikçe ve
ona alıştıkça iguanasının ne kadar ve nasıl beslendiğini bilerek,
beslenme miktarına kendisi karar
vermelidir.
En kolay ve pratik olan yöntem
iguanalar için üretilmiş olan
hazır gıdalardır. Bunun yanında
ek olarak ona küp doğranmış
veya rendelenmiş bir meyve
kokteyli veya yeşillikler ile dolu
bir öğün yapabilirsiniz. Ancak
hangi sebzelerin ne sıklıkla veya
ne miktarda verilebileceğini bir
veteriner hekime danışmalısınız.
Çünkü bazı sebzeler veya yeşillikler sağlık sorunlarına yol açabilmektedirler.
İguanalar ne sıklıkla
beslenmelidir?
İguanaları günlük beslemek
önerilir. Her gün beslediğiniz ve
yeteri kadar gıda verdiğiniz sürece gün içinde vereceğiniz öğün
sayısı önemli değildir.
Hangi saatlerde iguana
beslenmelidir?
Genelde iguanayı sabah erken saatlerde beslemek doğrudur. Uyanmasının ardından 1 saat geçtikten
sonra yemek verilmesi önerilir.
Sabah beslendikten sonra, besinlerin sindirimi günün uygun
sıcaklığında olacağı için daha iyi
bir sindirime olanak sağlar.
Genellikle 4.5 - 7 kg arasında bir ağırlığa
sahip olmalarına rağmen zaman zaman 18
kg’a kadar çıkabilmektedir. Boyları ise 1.8
ile 2.1 metre arasında değişir.
63
Doğa Uykusundan
Uyanıyor…
S
oğuk kış günlerini yavaş
yavaş geride bırakmakta
olduğumuz şu zamanda
kediler, köpekler, kuşlar
gibi sıcakkanlı hayvanlar
bizim gibi hayatlarına devam etmeye çalışırken, soğukkanlı olarak
nitelendirdiğimiz birçok canlı ise
doğa ile beraber uykularından
uyanmak üzere…
Sıcakkanlı canlılar çevre ısısı ne
kadar değişirse değişsin, kendi
vücut sıcaklıklarını belli seviyede
tutarak yaşamlarını idame ettirirler. Bunu nasıl sağlıyorlar diye
baktığımızda bu olayın tamamen
metabolizma hızlarını ortama
göre ayarlamak suretiyle dengede tutmaları ile ilgili olduğunu
söyleyebiliriz.
Peki nedir bu sıcakkanlı ve
soğukkanlı hayvanlar? Doğa
neden kışı uyuyarak geçiriyor?
Baharın gelmesiyle birlikte uyanış nasıl oluyor? Detaylarına
beraber bakalım.
Örneklemeye çalıştığımızda pet
hayvanı olarak kabul ettiğimiz
kedileri, köpekleri, kuşları ve bir
başka grup olan büyükbaş ve küçükbaş hayvanları sayabiliriz.
Sıcakkanlılık
Latince’de homoiotermik canlı
olarak adlandırılan sıcakkanlı
hayvanlar terimi vücut sıcaklıklarını sabit şekilde dengede
tutabilen canlıları belirtmek için
kullanılır.
64
Soğukkanlılık
Soğukkanlı hayvanlar ise literatürde poikilotermik canlılar olarak
adlandırılmaktadır. Burada durum diğerlerinden biraz farklıdır.
Bu canlılar değişen doğa ve hava
şartlarına göre vücut ısılarını
yine metabolizmalarına bağlı ola-
rak değiştirebilmektedirler. Aslında bu noktada soğukkanlılık
terimi yerine değişken sıcaklıklı
terimi daha uygun görünmektedir. Poikilotermik canlılar çeşitli
mekanizmalarla vücut ısılarını
dengelemeye çalışırlar. Şöyle ki;
bazı canlılar soğuk hava koşullarında titreyerek kas hareketleri
ile ısı sağlarlar, sıcak ortamlarda
ise terleme yoluyla vücut ısılarını
kaybederek dengeye getirirler.
Yine bazıları ise farklı vücut
örtüleri işe ısı yalıtımı sağlamaktadırlar.
Nedir Bu Kış Uykusu?
Soğukkanlı hayvanların soğuk
kış ayları boyunca uyku halinde
dinlenmelerine verilen genel bir
addır. Bu durum bilim dünyasında hibernasyon olarak adlandırılmaktadır. Hatırlatalım kış uykusuna bazı sıcakkanlı hayvanlar da
yatmaktadır.
Peki nasıl oluyor da bu canlılar
donmadan günlerce uyuyorlar?
Aslında bu tam olarak bir uyku
hali değildir. Kış uykusu süresince hayvanlar metabolizmalarını
yavaşlatarak vücut sıcaklıklarını
normalin altına düşürür ve kalp
atım sayılarını azaltırlar ayrıca
soluk alıp vermeleri de normalin
altına iner. Özetle bu süre boyunca canlı hareketsiz bir şekilde az
sayıda nefes alarak zihni açık bir
şekilde beklemektedir. Bu uyku
ya da bekleme döneminin süresi
hayvanın türüne ve çevre sıcaklığına bağlı olarak değişmekle beraber genel olarak birkaç haftadan
altı aya kadar uzayabilmektedir.
Açlık!
Genel olarak tabiatta ve besin
bulma zorluğu çekilen dönemlerde yani hayvanların açlık çektiği
zamanlarda hibernasyon kaçınılmazdır. Havaların soğumasıyla
beraber tabiat ana sessizlik ve
cansızlığa bürünür bu durumda
yemek bulamayan hayvanlar da
çareyi süreci uyuyarak geçirmek-
te bulurlar. Milyarlarca memeli,
sürüngen, böcek, kuş vs. kış
boyunca aktivitelerini yavaşlatır
hatta durdurur. Yoksa canlılıklarını koruyamayacaklarını bilirler.
Uyurken…
Kış uykusu dediğimiz bu bekleme
sürecinde, hayvanın kalp atışları ve kan basıncı düşer. Yemek
yemez ve sindirim sisteminin çok
yavaşlaması sonucu dışkılamada
görülmez. Solunum çok yavaşlar
hatta dışarıdan fark edilemez
duruma gelir. İç salgı bezlerinin faaliyetleri düşer. Refleksler
kesilir.
Uyku süresi içinde hayvanlar önceden vücutlarında depoladıkları
yağı harcarlar ve dolayısıyla çok
fazla kilo kaybederler. Uyandıklarındaysa, kaybettikleri kiloyu
yerine koyabilmek için fazlasıyla
yediklerini söylemeye gerek yok
sanırız.
Ve mucize uyanış…
Doğadaki bitki ve hayvanlarda
kış dönemi boyunca devam eden
bu sükûnetin sonu yaklaşmaktadır artık. Ve bizler sonunda baharın gelmesi ve ortamın yeniden
ısınmaya başlamasıyla bir mucizeye tanık oluruz. Bitkilerin canlanması, uykudaki hayvanların
yeniden hayatın içine karışmaya
başlamasıyla etraf kuş sesleri,
kelebeklerin kanat çırpışları ve
elbette yeni uyanan tüm canlıların mide gurultuları ile dolmaya
başlar. Evet Mart ayının gelmesiyle beraber yavaş yavaş yeniden
metabolizmalarını düzenleyen,
vücut ısılarını dengeye getiren,
kalp atım hızlarını ayarlayan tüm
hayvan dostlarımız karınlarını
doyurmak üzere artık büyük bir
arayışa geçmek üzereler…
Tam a
n
tarla f lamıyla kış
uy
ar
Böcek esi gibi sıca kusu dediğ
ler, ku
i
rbağa kkanlı omu miz durum
lar
rga
a si
larınd
a uyu gibi soğukk lı hayvanla ncap,
şuk bi
r duru anlılar ise k r yatar.
mda g
ı
eçirirl şı yuvaer.
65
Avcılar Pet Dünyası Veteriner Kliniği Sevgililer Gününde sevginizi en güzel
anlatan fotoğraflarınız yarışması sonuçlandı. Birinciler ödüllerini sokak hayvanlarına dağıtılmak üzere teslim aldılar. Duyarlı davranışlarından dolayı
kedi kategorisi 1.miz Seval KAYA’yı, köpek kategori 1.miz Bahar KEKEÇ’i
tebrik ediyoruz...
GİZMO ve Seval KAYA
ROTTCAN ve Bahar KEKEÇ
KIZIM ve Özge Ustahüseyin DİNÇ
Mansiyon ödülü
66
İLETİŞİM
İSTANBUL
İ.Ü. Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi
İstanbul Veteriner Hekimler Odası
İstanbul Büyükşehir Beld. Hayvan Hastanesi
Fatih Belediyesi Yedikule Hayvan Barınağı
Kadıköy Belediyesi Hayvan Barınağı
Türkiye Jokey Kulübü Yarış Atları Hastanesi
0 212 473 70 70
0 212 292 01 00
0 212 521 34 00
0 212 633 58 57
0 216 499 83 90
0 212 542 24 80
ANKARA
A.Ü. Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi
Ankara Veteriner Hekimler Odası
Ankara Mühye Hayvan Barınağı
75. Yıl Hipodromu Yarış Atları Hastanesi
0 312 317 03 15
0 312 431 62 75
0 312 442 37 18
0 312249 50 50
İZMİR
İzmir Veteriner Hekimler Odası
TJK İzmir Hipodromu Yarış Atları Hastanesi
0 232 465 10 63
0 232 487 12 50
BURSA
U.Ü. Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi
Bursa Veteriner Hekimler Odası
Bursa Nilüfer Belediyesi Hayvan Hastanesi Bakım ve Barınma Merkezi
TJK Osmangazi Hipodromu Yarış Atları Hastanesi
0 224 294 12 00
0 224 452 48 54
0 224 280 82 50
0 224 413 07 58
ANTALYA
Antalya Veteriner Hekimler Odası Antalya Büyükşehir Belediyesi Sahipsiz Hayvan Bakımevi
0 242 325 92 14
0 242 33253 18
Klinik / poliklinik / hastanelerinizin listemizde yer alması için
[email protected] mail adresimizden bize ulaşabilirsiniz…
67
MEDİKAL - DANIŞMANLIK - YAZILIM
Farklı Yaklaşımlar, Farklı Çözümler.
N
Ü
R
İÜ
YEN
DRI-CHEM IMMUNO AU10V
dünya markaları hasvet güvencesi ile...
HASVET MEDİKAL DANIŞMANLIK YAZILIM VETERİNERLİK HİZMETLERİ SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Aspendos Bulvarı Mehmetçik Mh. 1242 Sk.
Tel : +90 242 323 94 91
Anda İş Merk. No:3B/2 Muratpaşa/ANTALYA
Fax : +90 242 323 84 01
[email protected] www.hasvet.com.tr
Sayfamızı Beğenin!
Kampanyaları ilk siz Duyun!
facebook.com/hasvet.kampanyalar