indirmek için tıklayınız

477
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
SOVYET SİYASİ TARİHİNDE İSLAM VE ATEİZM MÜCADELESİ:
SOVYET DÖNEMİ KAZAK, ÖZBEK VE KIRGIZ ATEİZM LİTERATÜRÜNÜN
ANALİZİ
Ali Yaman•
20. yüzyılın son imparatorluğu sayılan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin
(SSCB) varoluşunun temelini oluşturan ideoloji, Marks ve Engels’in görüşlerini esas alarak, önce
Lenin ve daha sonra ise Stalin gibi kurucu liderlerin görüşleri doğrultusunda şekillenmiştir.
Sovyet dönemi uygulamaları her alanda ideolojik yansımalarını bulmuş, ekonomiden siyasete,
kültürden dine kadar her alanda Sovyet komünizminin otoriter bakış açısını Sovyetler Birliği
bünyesindeki birlik cumhuriyetlerinde veya Sovyet Blokuna dahil olan diğer ülkelerde
dayatmaya çalışmıştır. Böylece yaşamın her alanının Sovyet ideolojisi doğrultusunda
şekillendirilmesi ve bu ideolojinin arzuladığı Sovyet insanının yaratılması amaçlanmıştır.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte yaklaşık yetmiş yıllık bu süreç sonlanmış ve dönemin
her açıdan akademik muhasebesinin yapılmaya çalışıldığı görülmüştür.
Sovyet ideolojisinin önemli mücadele alanlarından birisi olarak karşımıza çıkan kültürel,
dinsel değerlerin yerine konulmak üzere tasarlanan “bilimsel ateizm” uygulamalarına Sovyet
yönetim organlarınca büyük önem verildiği görülmektedir. Sovyet sisteminin İslam, Hıristiyanlık
ve diğer dinlere alternatif olarak düşündüğü kurum “bilimsel ateizm”dir. Orta Asya’da hakim din
olan İslam’ın halk üzerindeki etkisini Sovyet ideolojisinin önünde bir engel olarak gören Sovyet
rejimi, belli dönemlerdeki taktik kesintilerin dışında İslam dini kurum, kuralları ve onunla
bağlantılı geleneklerle kıyasıya bir mücadeleye girişmiştir. Bu mücadele “bilimsel ateizm” olarak
ifadelendirilen bir program çerçevesinde yürütülmüştür. Bu programın uygulanmasında eğitim ve
propaganda çalışmalarının önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. Öyle ki eski gelenekler ve dinsel
kurumların eleştirildiği, “bilimsel ateizmin” yüceltildiği çok sayıda kitaptan oluşan ve bizim
“Ateizm Literatürü” olarak adlandırdığımız çok sayıda yayın ortaya çıkmıştır.
Bu bildiride, bu literatür doğrultusunda Orta Asya’da ateizm-din rekabeti ve bunun
Sovyet siyasi tarihindeki yeri ve önemi analiz edilecektir. Konuyla ilgili yayınların kapsamı
nedeniyle, Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan’da yayınlanmış doğrudan ateizm ve din
konularını ele alan dönemin tanınmış yazarlarına ait kitaplarda yer alan veriler incelenecektir.
Çarlık Dönemi
İslam’ın, Orta Asya’ya girmesinde önemli bir dönüm noktası olarak görülebilecek 751
yılındaki Talas Savaşı sonrasında giderek bölgede hakim din haline geldiği bilinmektedir. Bu
süreç sonrasında İslam gerek seçkin yüksek tabakalar arasında gerekse çoğunluğu oluşturan
normal halk kitleleri arasında yerleşmiş516 ve asırlarca bölgenin Çarlık Rusyası’nca işgaline
kadar bu yapılanma devam edegelmiştir. Orta Asya’daki İslam anlayışı, yüzyıllardır eski Türk
inanç ve geleneklerini de içeren bir tarzda devam etmiştir. Kendine özgü nitelikleri olan bu İslam
•
Yrd. Doç. Dr., Abant İzzet Baysal Üniversitesi, İ.İ.B.F. Öğretim Üyesi
İslam dininin Orta Asya’da yayılması yerleşik ve göçebe/yarı-göçebe topluluklar arasında farklı derecelerde olmuş ve özellikle
daha çok göçebe ağırlıklı bir yaşam tarzına sahip olan Kazak ve Kırgız boylarında İslamlaşma daha uzun bir zaman sürecinde
gerçekleşmiştir. Daha yerleşik bir sosyal hayata sahip olan Özbekler ve Tacikler’de ise bu süreç çok daha hızlı gerçekleşmiştir.
516
478
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
anlayışının izleri bugün hala Orta Asya’da yaşamayı sürdürmektedir. Bölgenin İslamlaşmasında
sufiliğin özel bir yeri bulunmaktadır. Konunun uzmanlarının da ifade ettiği üzere, İslam’ın hem
bir din hem de ulusal geleneklerle birlikte bir yaşam biçimi olarak varlığını halk arasında
sürdürmesinde sufî tarikatler önemli rol oynamıştır. Sufiliğin kurumlaşması sonucunda ortaya
çıkan tarikatlar İslam’ın yayıldığı coğrafyalarda olduğu gibi Orta Asya’da da oldukça etkili
olmuşlardır. Bu tarikatların etkileri halk katında asırlardır yaşamayı sürdürmüş ve yeni
görünümler altında günümüze de ulaşabilmiştir.
Uluslararası ve bölgesel koşulların da yardımıyla zaman içerisinde Rus hakimiyeti Orta
Asya’da giderek yayılmıştır. Bölgedeki Buhara, Hive ve Hokand hanlıklarının birbiriyle olan
anlaşmazlıkları Rus hakimiyetini kolaylaştıran en önemli unsur olmuştur. 1855’te Ruslar,
Sırderya’nın güneyindeki ülkelere giden yola açılmışlar, 1865’te Taşkent’i işgal ederek, 1873’te
Buhara Emiri’ne 1874’te de Hive Hanı’na himayeleri altına girmeyi zorla kabul ettirmişlerdir.
1875’te ise Fergana Vadisi Çarlık Rusyası tarafından istila edilerek, 1876 yılında bölgenin
hakimi Hokand Hanlığı ortadan kaldırılmıştır. Çarlık 1873 ile 1884 arasında Türkmenistan’ı işgal
etmiş, 1900’de de Yukarı Pamir yaylasına ulaşmışlardır. (Bennigsen, 1988: 52) Böylece Orta
Asya Sovyetler Birliği’nin kurulması arifesinde Rus hakimiyetine girmiş durumdaydı. Orta
Asya’daki Rus etkisi ticari alandan başlamak üzere giderek, askeri ve yönetsel alanda bölgede
sağlanan hakimiyetle sonuçlandı. Rusya’dan Orta Asya’ya uzanan demiryolları sayesinde ise
bölge Rusya’ya bağımlı hale geldi. Orta Asya demiryolu Rus mallarını bölgeye ulaştırırken,
bölgenin hammaddelerini de işlenmek üzere Rusya’ya taşımaktaydı. (MacKenzie, 1974: 179)
Çarlık döneminde ele geçirilen bölgeler ve bu bölgelerde yaşayan Müslüman uyrukları
üzerindeki hakimiyetin kalıcı hale getirilmesi için kimi başarılı kimi ise başarılı olmayan çok
yönlü politikalar geliştirdiği görülmüştür. İlk başlarda Rus göçmenlerin, Tatarların
topraklarından, Fergana Vadisi’ne kadar çok geniş bir coğrafyada yerleştirilmeleri ve
Müslümanlara Ortodoks Hıristiyanlığın benimsetilmesi Çarlık destekli olarak yürütülmüştür.
Ancak Rus ve Sovyet tarihçilerinin de görüş birliğine vardıkları üzere bütün avantajlarına rağmen
-Hıristiyanlaştırma politikalarına daha çok maruz kalan- Tatarların Hıristiyanlığa geçenleri çok
az düzeyde kalmıştır. (Bennigsen, Quelquejay, 1981: 22) Uygulanan politikaların istenen sonucu
vermemesi üzerine Nikolay İvanoviç İlminskiy öncülüğünde yeni bir eğitim programı
planlanmıştır ki, Wimbush, Müslüman nüfusa karşı uygulanan bu dini-kültürel tekniklerin
“İlminski sistemi” olarak adlandırıldığını ifade etmektedir. (Wimbush, 1995: 272). Bu eğitim
programı bölgedeki Müslüman toplulukları etnik farklılıklarını ön plana çıkarmak suretiyle bölparçala-yönet siyasetinin bir aracı olarak hizmet etmiştir.
Çarlık rejimi zamanla din politikasında da değişikliğe gitmiştir. Bundan böyle İslam
dininin halk üzerindeki nüfuzundan yararlanarak Çarlık rejiminin sağlamlaştırılması için artık
Orta Asya’ya uzanan topraklar üzerinde rejime sadık dini kurumlar oluşturulmaya çalışılmış, din
işleri bu kurumlar üzerinden yürütülmüştür. Bu sırada Müslümanlarca şeriatın uygulanmasına,
camiler inşa edilmesi ve medreselerde dini eğitim verilmesine de izin verilmiştir. (Kantemir,
1960: 143) Bu amaçla Çariçe Katerina II. döneminde 1782’de Orenburg’ta kurulup Ufa’ya
taşınan bir müftülük ve 1788’de ise Müslümanlar Ruhani Kurulu adlı kurum kurulmuştur.
(Bennigsen-Quelquejay, 1981: 23)517 Müftü, doğrudan Çariçe II. Katerina’ya bağlı olarak
çalışmıştır. (Aknazarov, 1987: 42) Ayrıca Tataristan’ın başkenti Kazan’ın, din adamları
yetiştirilen ve dini kitaplar basılan bir merkez işlevi görmesi sağlanmış örneğin Sovyet dönemi
517
Çarlık rejiminin İslam’a yönelik bu yaklaşımları, Sovyet yazarlarınca İslam’ı güçlendirdiği gerekçesiyle eleştirilip durmuştur.
Örneğin Aliev bunu rakamlarla şöyle açıklamaktaydı: “…1912’de ahalisi 100 bin olan Buhara’da 364 mescid, Andican’da
(ahalisi 72 bin) 274 mescid, Kokand’da (ahalisi 117 bin) 248 mescid, Margilan’da (ahalisi 46 bin) 193 mescid var idi. Bu
şehirlerdeki her bir bin kişiye ortalama olarak 2 ile 4 arasında mescid düşmekteydi…” (Aliev, 1958: 29). Ayrıca 1900 yılındaki
dinsel mekanlar ve din adamlarınının sayısına ilişkin bkz. (Surapbergenov, 1979: 63).
479
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
kaynaklarındaki verilere göre, 1853-1859 yılları arasında Kazan’da 82300 adet Kur’an, 77500
adet de Şeriat-el-imam adlı kitaplar yayınlanarak (Şülembayev, 1978: 54) Orta Asya ve
Kafkaslar’daki müslümanlara dağıtılmıştır. Görüldüğü üzere halkın İslam’a olan bağlılığı, bu
topraklarda uzun dönemli bir hakimiyet amaçlayan Ruslar için dinin kullanılması şeklinde
uygulamaları da beraberinde getirmiştir.518 Öyle ki 1865 yılında Türkistan Bölgesi Valisi
(Gubernatör) General Çernayaev müslüman olup da müslümanlığın ilkelerine uymayanların
cezalandırılmasına ilişkin bir genelge dahi çıkarmıştır. (Dorjenov, 1987: 55-56)
Çarlık döneminde, İslam’ın rejimin yararına kullanılması çalışmalarının yanısıra, İslam’a
karşı yayınlar da diğer yandan yürütülmüştür.519 Kazan Din Akademisi İslam karşıtı misyonerlik
bölümünce 1873-1898 arasında 21 kitap ve yaklaşık 25 değişik yayının yapıldığı görülmektedir.
Bunlar arasında P. Rayev’in 1875’te yayınlanan “Ortodoks Hıristiyanlığın Gerçeklik
Göstergeleri ve İslamiyetin Sahteliği” adlı bir kitap da bulunmaktadır. (Smirnov, 2005: 101)
Rusların Müslümanların yaşadığı toprakları sömürgeleştirmesi ve asimilasyonist
politikaları karşısında, Müslüman entellektüellerin buna tepki olarak değişik çözüm arayışlarına
girdikleri görüldü. Bu arayışların bir sonucu olarak Ceditçiler ve Kadimciler şeklinde iki farklı
akımın ortaya çıktığı görüldü. Ceditçiler, İslam’da bir yenilenmenin gereğine inanırlarken,
Kadimciler, muhafazakar, gelenekçi bir anlayışın temsilciliğini yapmaktaydılar. Zaman zaman
Çarlık karşıtı ayaklanmalar olsa da, güçlü Rus siyasi-askeri gücü karşısında Orta Asya’daki
Müslümanlar pek varlık gösterememiş, gerek iç savaş gerekse Sovyet devrimi karşısında
birlikten uzak bir görünüm içerisinde olmuşlardır.
Sovyet Dönemi
Teorik olarak dinle savaşmak gereğini materyalizmin temeli sayan 1917 Ekim
Devrimi’nin lideri V. İ. Lenin, pratikte İslam’a saldırmaktan kaçındı ve iç savaştan başarıyla
çıkıp rejimi sağlamlaştırana kadar Müslümanlara karşı ihtiyatlı bir politika izlenmesine çalıştı. 24
Kasım 1917’de Halkın Komiserleri Konseyi’nin, Rusya ve bütün doğudaki Müslümanlara
yönelik bildirisinde ulusal, dinsel, geleneksel, kültürel özgürlüklerden ve bunların
kısıtlanamayacağından söz edilerek devrimin desteklenmesi isteniyordu. Bu ihtiyatlı yaklaşım
1920’lere kadar böyle devam etti. (Kantemir, 1960: 144) Yine Komünist rejimin konumunu
sağlamlaştırması öncesinde, Lenin’in Sovyet coğrafyasındaki halklara yönelik selfdeterminasyonu öngören açıklamalarının yanısıra Ekim Devrimi’nin henüz uygulamada
görülmemiş, yerel komünistlere de belli görevlere gelerek görüşlerini açıklama olanağı sunan
yapısının İslam dünyasının ve ezilen halkların yararına olacağına inanç da Sovyet rejimine
Müslümanların destek vermelerine yol açmıştı. (Lemercier-Quelquejay, 1988: 91) Bolşevik
yöneticilerin rejimi güçlendirdikten sonra bütün vaatlerini bir kenara bıraktıkları, özellikle
Stalin’in iktidara gelmesiyle birlikte bu söylemin taktik bir gereksinimden kaynaklandığı açıkça
görülmüş, böylece Müslümanların ümitleri boşa çıkmıştır. Sovyetlerin bu siyasetinin esas hedefi
yüzyıllardır bölgede kökleşmiş, kimlik belirleyici unsurlar olan Türklük ve Müslümanlık gibi
içiçe geçmiş ortak değerlerdir. Çünkü bu değerler din karşıtı bilimsel ateizmi, benimseyen Sovyet
komünist ideolojisinin yaratmayı öngördüğü “Sovyet insanı” modelinin önünde en önemli
engeller olarak durmaktaydı.
Ayrıca zaman içerisinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerinden (SSC) oluşan Komünist
Sovyet rejiminin kuruluş aşamasında destek veren Müslüman aydınların düşünceleri ve hedefleri
518
Bu durum SSCB ateizm dönemi yazarlarınca İslam’ın güçlendirilmesine yardım ettiği gerekçesiyle sık sık vurgulanmaktadır.
(Örn.bkz. Aliev, 1958: 16-17; Düysenbin, 1968: 107-108; Nurmağambetov-Şülembaev, 1972: 108-109; Surapbergenov, 1979:
62-63).
519
Bu konuda ayrıca bkz. (Ahanov, 1993: 55).
480
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
ile Stalin gibi parti önderleri arasında giderek farklı yaklaşımlar belirginleşmeye başlayınca, daha
önce ihtiyatlı bir yaklaşım sergileyen rejimin önderleri gerçek niyetlerini açıkça ortaya koymaya
başlamışlardır. 1921’de gerçekleştirilen Komünist Partiler 10. Kongresi’nde Müslüman
Komünist aydınların düşünceleri Panislamcı ve Pantürkçü sapmalar olarak damgalanarak, Sultan
Galiev, Turar Rızkulov, Feyzullah Hocaev gibi aydınlar çok katı yöntemlerle tasfiye
edilmişlerdir. (Bennigsen, 1988: 312-313) Sovyet rejimi bu Müslüman önderlerin tasfiyesiyle de
yetinmeyerek, Orta Asya’daki ortak bilinci zaafa uğratmak amacıyla, çeşitli alanlarda yeni
düzenlemelere gitmiştir. Buna göre bölge yönetsel anlamda çeşitli cumhuriyetlere, özerk
bölgelere ayrılmış, Müslüman topluluğu farklı etnik gruplar halinde bölünerek, farklı etnik
kimliklerin gelişmesi bilinçli olarak teşvik edilmiştir. Yine bu bağlamda bölgenin geçmişi ile
olan bağlarının koparılması açısından önemli bir unsur olarak görülen 1928’de Arap alfabesinin
yerini Latin Alfabesi, 1939-40’larda ise Latin Alfabesi’nin yerini Kiril alfabesinin alması
şeklinde yeni düzenlemelere gidilmiştir. Arap ve Latin alfabelerinin Sovyet ideolojisinin
çıkarlarına hizmet etmeyeceği düşüncesiyle her etnik grup için kiril alfabesiyle farklı edebi diller
geliştirilmesine karar verilmiştir. (Bacon, 1990: 145)
İç savaş sonrası Sovyet rejiminin ilk yıllarından 1930’lu yılların başına kadar milli-dini
özellikler taşıyan ve Basmacı hareketi olarak bilinen direniş (Hayit, 2006: 305, 320)520 uygulanan
sosyo-ekonomik program ve üstün Sovyet askeri gücü karşısında başarıya ulaşamadı.
Sovyetlerin büyük önem verdiği din konusunda ise genel olarak 1930’lar ve 1960’lar olmak
üzere iki büyük din karşıtı kampanyaya girişildi. Sovyet yönetimi bu kampanyalarında iki
birbirini tamamlayıcı yöntem kullanmaktaydı. Bunlardan ilki dinsel kurumların kapatılması, din
eğitiminin yasaklanması gibi çeşitli uygulamalarla dinin her yönden işlevsizleştirilmesi ve diğeri
ise bunun sonucunda ortaya çıkacak boşluğu doldurması düşünülen bilimsel ateizmin devlet
destekli olarak Sovyet insanına benimsetilmesiydi. (Froese, 2004a: 66) 1923’teki 20. Parti
Kongresi’nde din karşıtı çalışmalara ilişkin kararlar alındı. Daha sonra ise dine karşı faaliyet
gösterecek bir kurum olarak Militan Ateistler Birliği kuruldu. Moskova’da din karşıtı yayınlar
yapacak yayınevleri kuruldu, gazeteler, dergiler yayınlandı. Türkistan’da 14 bin, İdil-Ural’da 7
bin, Kafkaslar’da 4 bin, Kırım’da bin cami kapatıldı. Medreselerin varlığına son verildi, din
adamları sürgün edildi veya ortadan kaldırıldı. Büyük kentlerde din karşıtı müzeler açıldı.
(Kantemir, 1960: 145-146) Hatta ülke dışına seyahatler dahi yasaklanarak, Orta Asya
Müslümanlarının dış dünyayla bağları kesildi, herhangi bir dış etkiden uzak olmaları hedeflendi.
Sovyet ideolojisinin sadece İslam değil bütün dinlerle mücadele için uygulamaya koyduğu
“bilimsel ateizm” programı çerçevesinde farklı etnik gruplara hitaben çok sayıda ders kitapları ve
kamuoyuna yönelik kitaplar yayınlandı, sayısız din karşıtı ateizm toplantıları düzenlendi,
geleneksel Müslüman dinsel gün ve bayramları, Sovyet rejiminin Büyük Ekim Bayramı vb. gibi
yeni Sovyet bayramlarıyla değiştirildi. (Aliev, 1958: 81) Sovyet ideologlarına göre, “Bilimsel”
ateizm, hem din ile mücadele yöntemi ve hem de dinin yerini alması amaçlanan, Sovyet
sisteminde dinin karşılığı olacak sosyal bir olgu, bir kurum idi.
II. Dünya Savaşı ile birlikte Sovyetlerin İslam siyasetinde dönemsel bir değişikliğe
gidilerek geçici bir yumuşama dönemine girildi. Bu çerçevede SSCB’de resmi İslam’ın yönetimi
dört dini yönetim birimi tarafından yürütülmeye başlandı. Bunların en güçlüsü olan ve 1943’te
Taşkent’te kurulan Orta Asya ve Kazakistan Müslümanları Dini Yönetimi adlı bu kurumun
başında bir müftü bulunmaktaydı. Bu müftünün yetki alanı bütün Orta Asya cumhuriyetleri ve
Kazakistan’ı kapsamakta olup, bütün SSCB Müslümanlarının en büyük otoritesi konumundaydı.
(Bennigsen, Lemercier-Quelquejay, 1988: 33) Bu dini yönetimlerin varlığını Sovyet rejimi,
uluslararası politikada propaganda amaçlı ve rejimin dini özgürlüklere saygısının bir göstergesi
olarak kullanmaktaydı. Ancak bu dini yönetimlerin içerideki işlevleri arasında ise komünizm ile
520
Basmacılar hakkında ayrıca bkz. (Schoeberlein-Engel, 1995: 202-203; Lemercier-Quelquejay, 1988: 100-102).
481
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
İslam’ın bir şekilde uyuşabileceğini göstermek, dini inanç ve uygulamaları zayıflatmak gibi
unsurlar bulunmaktaydı. Dini ibadetlerin kendi kontrollerindeki kayıtlı din adamları tarafından
verilmesine izin verildi. Bu din adamlarının yetiştirilebilmesi için iki kurum bulunmaktaydı:
Buhara’daki Mir-Arab Madrasa ve Taşkent’teki İmam Buhari Enstitüsü. Hacca gidiş belli sayıda
seçilmiş kişi ile sınırlandırıldı. Bu yumuşamaya rağmen tarikatların baskı altında tutulmasına,
İslami okullar, türbeler, tekkeler ve camiler kapatılarak başka amaçlar için kullanılmasına da
devam edildi. Örneğin Özbekistan Buhara’daki Bahauddin Nakşbend türbesi 1978’de din karşıtı
propaganda müzesine dönüştürülmüştü. (Gardaz, 1999: 279)
Nikita Kruşçef sonrası Brejnev dönemi ile birlikte İslam siyasetinde bazı değişikliklere
gidildi ve Sovyet Müslümanlarının dış dünyadan tecritinden vaz geçildiği görüldü. Bu şekilde dış
ülkelerden Müslümanların Sovyetler Birliği’ne gelebilmelerine olanak sağlanarak, başta Tatarlar
olmak üzere Sovyet Müslümanları, özellikle Sovyetlerin Afganistan’a girmeleri sonrasında
çeşitli, siyasi ve idari kadrolara getirildiler. Ayrıca Sovyetlerdeki dört dinsel yönetim biriminin
Sovyet hükümeti tarafından dış politik amaçlarla kullanılması da gündeme geldi. Bu durum
Sovyetlerin genel din politikalarından sapmalara da yol açtı ve din konusunda geçici olarak da
olsa bazı ödünlerin verilmesine neden oldu. Ancak 1980’lerle birlikte yaşanan çeşitli gelişmelerle
Sovyet yönetimi yeniden din karşıtı politikalara yöneldi. (Bennigsen, 1988: 316-322)
Sovyet rejimi izlediği program doğrultusunda dini yok ettiğine, sosyal hayattaki rolünü
çok sınırlandırdığına inanmasına ve bunu çeşitli istatistikler ve araştırmalar yoluyla da
kanıtlamaya çalışmasına rağmen, halk katında yaşamaya devam etmiştir. Dini ve/veya ulusal
gelenekler yasaklanmasına rağmen gizli gizli de olsa yaşatılmıştır. Bu noktada sufi tarikatları
önemli rol oynamıştır. Sufilik, Sovyet döneminde Orta Asya’da kısıtlanan geleneksel dinsel ve
kültürel yaşamın adeta bir çıkış yolu olarak işlev de görmüş, bütün sıkıntılarına ve rejimin
olumsuz bakışına rağmen halkın ilgi odağı olmayı sürdürmüştür. Sovyetlerin son dönemlerinde
de halkın İslam’a bağlılığı bizzat Orta Asya’daki cumhuriyetlerinden Kazakistan Komünist
Partisi I. Sekreteri Din-Muhammad Kunaev ve Tacikistan Komünist Partisi I. Sekreteri Kahkar
Makhkamov gibi Sovyet dönemi yöneticilerince de parti kongreleri ve başka toplantılarda dile
getirilmiştir. Bu bağlamda Broxup tarafından dinsel ziyaretgahların canlanması ve halkın giderek
artan ilgisi, hastalıkların tedavisinde din adamlarının tercih edilmesinde yaşanan artış, yasadışı
dinsel mekanlarda artış gibi pek çok örnek de verilmektedir. Yazar o dönemde Sovyet yazarların
Sufilikten potansiyel bir siyasal muhalefet olarak söz ettiklerini de eklemektedir. (Broxup, 1987:
287-288)
1980’lerle birlikte ise Orta Asya’da bir İslami canlanma söz konusu oldu ki Akiner’e göre
bunun birbiriyle bağlantılı iki nedeni bulunmaktaydı. Birinci neden bölgede özellikle Fergana
Vadisi kökenli dini önderlerin öncülüğünde ortaya çıkan canlanmacı (revivalist) hareketti. Diğer
bir neden ise İslam’a karşı resmi politikaların değişmesiydi. Bu politika değişikliği ise gerek İran
ve Afganistan’daki gelişmelerin bölgeyi etkileme olasılığı, gerekse yaşanan ekonomik krizde
dinin yardımına gereksinim duyulmasıyla ilgiliydi. (Akiner, 2003: 98-99) Bu gelişmeler
sonucunda dinsel alanda Sovyet yönetiminin baskı politikalarını bıraktığı ve bunun etkisiyle de
dinin gerek resmi gerek gayri resmi örgütlenmeler aracılığıyla giderek Orta Asya’da etkinliğinin
arttığı görüldü. Bu gelişmeleri ise SSCB’nin dağılması dönemi izleyerek, Sovyet
cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanmaları izledi.
Dine Karşı “Bilimsel” Ateizm
SSCB, Marksist-Leninist ideolojiye dayalı Rus tipi bir komünizm modelini
uygulamaktaydı. Burada bu modelin dinle ilgili uygulamaları ve ona alternatif olarak geliştirilen
bilimsel ateizm programı ele alınacaktır. Çok milletli, çok dilli ve çok dinli bir görünüm
482
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
sergileyen SSCB, bu farklılıklara saygılı bir izlenim uyandırmaya ve buna ilişkin bazı
düzenlemeler yapmaya çalışmakla birlikte, esas olarak uzun vadede bu farklılıkları ortadan
kaldırarak bir “Sovyet” insanı oluşturmayı amaçlamaktadır. Sovyetler Birliği modelinin
yaratmak istediği ve takdim ettiği Sovyet insanının dilinin “Rusça”, dininin “bilimsel ateizm”,
milliyetinin ise “Sovyet” olması devletin resmi politikası şeklinde uygulanıp, bütün devlet
olanakları bu politikaya hizmet etmek üzere kullanılmıştır.
Sovyet modelinin başarısı bakımından önemli olan din sorunu konusunda bütün dini
topluluklar hedef alınmakla birlikte sahip oldukları nüfus itibariyle en önemli iki hedef kitle,
İslam ve Rus Ortodoks Kilisesi olmuştur. Sovyet ideolojisi, toplumsal planda çok etkili olan dine
karşı çıkarken onun yerine adeta kendi dinini de alternatif olarak sunmaktadır. Örneğin dini
kurum ve kuralları, dini eğitimi, dini bayramları yasaklarken onun yerine ateizmin kurumlarını,
kurallarını, propagandasını ve bayramlarını koymaktadır. Lenin’in, Stalin’in yazdıkları adeta dini
kutsal metinler düzeyinde sunulmakta, Lenin’in ölünce mumyalanmış bedeni adeta din ulularının
ziyaretgahı halini almaktadır. (Froese, 2004b: 35-43) Halk kitlelerinin eğitimi için Ateizm
kitaplıkları, Kızıl çayhaneler kurulması, eğitim kurumlarında ateizm dersleri konulması,521
ziyaretgahların ve ibadethanelerin kapatılarak başka amaçlarla kullanılması,522 Militan Ateistler
Birliği vb. ateizmi yaymak amacıyla sayısız toplantılar düzenleyen örgütlenmelerin ortaya
çıkması hep bu ateizm programının bir sonucudur.
Sovyet ideolojisine göre “Din zararlıydı ve onunla mücadele edilmeliydi.” V. İ. Lenin’in
“Din Hakkında”, adlı kitabındaki düşünceleri SSCB döneminde din konusuna bakışı çok iyi
özetlemektedir: “Marksizm, materyalizm demektir... Biz dinle mücadele etmek zorundayız. Bu
bütün materyalizmin alfabesidir. Böyle olduğundan dolayı Marksizmin de alfabesidir. Fakat
Marksizm alfabeyle yetinen bir materyalizm değildir. Marksizm ondan da ileri gitmektedir. Din
ile mücadeleyi bilmek gerekir. Onun için halka bu inançların ve dinin nasıl ortaya çıktığını
materyalist bakış açısıyla anlatmak gerekmektedir...” (İskakov, 1976: 36) Sovyet dönemi
yazarlarına göre dinin “zararlı oluşunu” ortaya koymak bilimsel ateizmin önemli görevlerinden
biridir. Dini, Marksist-Leninist bakış açısıyla ele almak gereklidir. (Surapbergenov, 1979: 5)
Kurbanov ise komünist ahlak, ateist karakter, ateist ve komunist terbiyenin eski zararlı inançlarla
mücadele için gerekliliği, dinin de bu zararlı inanışlardan olduğunu ifade etmektedir. (Kurbanov,
1981: 83 vd.)
Sovyet döneminde bilimsel ateizm, hem din ile mücadele yöntemi ve hem de dinin yerini
alması amaçlanan, Sovyet sisteminde dinin karşılığı olacak sosyal bir olgu, bir kurum olarak
varlığını sürdürmüştür. Sovyet teorisyenlere göre dinle mücadelede kullanılacak temel araç ise
“Bilimsel Ateizm”dir. Bilimsel Ateizm’in esasları K. Marks, F. Engels, V. İ. Lenin gibi Sovyet
ideolojisinin dayandığı temel şahsiyetlerinin görüşlerine dayanılarak oluşturulmuştur. SSCB
Komünist Partisi, dinle mücadelede bilimsel ateizm propagandasına özel bir önem vermektedir.
(Surapbergenov, 1979: 3) Sovyet dönemi yazarlarınca bilimsel ateizmin temeli XIX. Yüzyılın
40’lı yıllarında K. Marks ve F. Engels atılmıştır. Bilimsel ateizm (Aknazarov, 1961: 30)
Marksist-Leninist ideolojide önem taşıyan sınıfa dayalı bakış açısı, din konusunda da kendisini
göstermektedir. Buna göre dinler toplumda ezen sınıfların çıkarlarına hizmet etmektedir. Bu
nedenle dinler, Sovyet ideolojisi ile doğrudan çatışan bir niteliğe sahip bulunmaktadır.
Aknazarov’a göre, bilimsel ateizm, insanı dinden kurtarma sorununu insanı kulluktan kurtarma
521
Sovyet dönemi yazarlarından Aknazarov, bilimsel ateizm dersleri hakkında şöyle demektedir: “...Ülkemizin yüksek
eğitim kurumlarında “Bilimsel Ateizm Esasları” adlı ders verilmektedir. Bu ders Marksist-Leninist Felsefe’nin önemli bir
parçasıdır...” (Aknazarov, 1974: 3).
522
Ro’i’nin verdiği bilgilere göre, Ekim Devrimi öncesinde Rus Çarlığı topraklarında 20 bin cami bulunmaktayken, 1985 yılına
gelindiğinde kayıtlı cami sayısı ancak 392 idi. Kapatılan camilerin bazıları yıkılmış, bazıları boş kalmış ve çoğunluğu ise başka
amaçlarla kullanılmıştır. Camilerin, artık kulüpler, sinemalar, okullar, kitaplıklar, spor alanları, klinikler şeklinde daha çok eğitim
ve kültür amaçlı mekanlar olarak kullanıldıkları görülmektedir. (Ro’i, 2000: 58, 61, 93).
483
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
sorunuyla ilişkilendirmektedir. Sadece proleterya insanı dinden kurtarabilir. (Aknazarov, 1961:
34)
Ateizm Literatürünün Genel Bazı Özellikleri
Sovyet ideolojisinin bilimsel ateizm programı doğrultusunda gerek Moskova merkezli
gerekse bütün cumhuriyet ve diğer alt yönetsel birimlerde yayınlanan kitap ve broşürlerde aynı
sistematik ve içeriğe yer verilmektedir. Sayfa sayıları bakımından hacimli olmayan, küçük
kitapçıklar biçimindeki bu çalışmalar yüzlerce sayfalık ayrıntıdan çok belli mesajları iletmeye
çalışan bir şekilde tasarlanmıştır. Yayınlanan kitaplarda konuların işleniş tarzı ve konu
başlıklarının adeta birbirinin tekrarı niteliğinde oluşu da göstermektedir ki, din karşıtlığı ve
ateizm propagandası Moskova merkezli ve Komünist Parti’nin yönetici eliti ve/veya onların
uygun gördüğü kurumlarca oluşturulmaktadır. Kitaplarda Sovyet ideologlarının ve Partinin
görüşleri mutlaka verilmiş ve hangi cumhuriyetten söz ediliyorsa oradaki dinsel arkaplana da
değinilmiştir. (Ör. Bkz. Ahmetov-Janpeyisova, 1983: 4-5)
Yayınlar daha çok Moskova merkezli olmakla birlikte, bu kitapların cumhuriyetlerin
tümüne yollanmalarının yanısıra, diğer cumhuriyetlerin dillerine çevirisi yapılarak
yayınlandıkları da görülmektedir. Diğer yayınlar ise cumhuriyetlerde Rusca veya kendi dillerinde
yayınlanan kitaplardan oluşmaktadır. Sovyet dünyasının ateizmi konu edinen süreli yayınları ise
yine Moskova merkezli yayınlanarak bütün cumhuriyetlere dağıtılmaktadır. Sovyet
yönetimlerinin basın-yayın faaliyetine büyük önem verdikleri görülmektedir.
Sovyet dönemi kaynaklarında dine karşı mücadelenin yegane aracı ve Sovyet insanının
dini olarak görülen bilimsel ateizmin tarihsel süreç içindeki gelişimi uzun uzun anlatılmaktadır.
Bu yayınlar öncelikle F. Engels, K. Marks, ve V. İ. Lenin’in din, ateizm ve dinle mücadele
yolları ile ilgili görüşlerinden alıntılarla başlamakta, din ve ateizm uzmanlarının ve Komünist
Parti’nin çeşitli düzeylerdeki yöneticilerinin konuyla ilgili görüşleriyle devam etmektedir. Bunlar
adeta emir niteliğindedirler ve öncelikle uygulanırlar. Konuyla ilgili yayınların da bu buyruklar
doğrultusunda kaleme alındıkları vurgulanmaktadır. Buna örnek olarak “Edebiyat ve Din” adlı
kitabın en sonunda yer alan ifadeler dikkat çekicidir. Buna göre Komünist Parti Merkez Komitesi
Siyasi Bürosu Üyesi, Kazakistan Kompartiyası Merkez Komitesi Birinci Sekreteri D. A.
Konayev Kazakistan Komünist Partisi’nin XII. Toplantısında sunduğu bildiride yeni insanı
eğitmek sorununun çözümünün insanların kafasındaki geçmişin kalıntılarına karşı mücadele ile
doğrudan bağlantılı olduğunu, bu nedenle ateist propagandanın iyileştirilmesi, dinci ideolojiye,
olmayana inanmaya karşı mücadelenin güçlendirilmesi gereğini vurgulanmaktadır. (AhmetovJanpeyisova, 1983: 118)
Bir diğer nokta ise din karşıtlığı ve bilimsel ateizm propagandasına yönelik bölge
tarihindeki gelişmelerden yararlanılarak ve hatta yerel aydınlardan da olumlu örnekler verilerek
propagandaya desteğin arttırılmaya çalışılmasıdır. Bu bağlamda İslam dünyasında çok saygı
duyulan tanınmış şahsiyetlerin de kullanıldığı görülmektedir. Onların düşüncelerinden örnekler
de verilerek ilmi ateizme İslam dünyasından tanınmış müttefiklerin sağlanması ve bu şekilde
Müslüman kültürü ile yetişmiş insanların etkilenmesi amaçlanmaktadır. İbni Sina, İbni Tufeyli
İbni Rüşd ve Ömer Hayyam gibi şahsiyetler bunlardan bazılarıdır. (Aknazarov, 1961: 22-23)
Cumhuriyetlerdeki tanınmış aydınlar da din ve ateizm mücadelesinde yararlanılan figürlerdendir.
Örneğin B. Ğabdullin ve A. Iskakov tarafından hazırlanan “Kazak Ağartuşı-Demokrattarının Din
Turalı Fikirleri” adlı kitapta bu konuya geniş yer alınmaktadır. (Ğabdullin-Iskakov, 1961: 3 vd.)
Yine Aknazarov, din karşıtlığı ve ateizmi Kazak aydınlarını da örnek göstererek, “...Rus devrimci
demokratik ateizmi XIX. yüzyıldaki Kazak aydınlarına da etkide bulundu. Kazak aydınları Ş.
484
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Velihanov, I. Altınsarın, A. Kunanbayev’ın eserlerinde ateist düşünce geniş yer buldu. Onlar dini
inançlara açıkça karşı çıktılar...” demektedir. (Aknazarov, 1961: 28)523
Yine Komünist Parti merkezinden yönlendirilen Ateizm faaliyetleri ve yayınlarının
tarihlerine bakıldığında belli dönemlerde eş zamanlı olarak bütün Sovyet cumhuriyetlerinde
arttığı veya zayıfladığı görülmektedir.
İslam karşıtı ve ateizm propagandasına yönelik kitaplarda dikkati çeken bir diğer önemli
özellik ise yayınlayan kurumların, kitap isimlerinin ve içindekileri oluşturan bölüm başlıklarının
amaçlananları net bir şekilde ortaya koymasıdır. Bu konuda bazı örnekleri görelim:
1-Özbekistan’da yayınlanan D. A. Patruşev’in “İslam Dini va Unung Reaktsion Mohiyati” adlı
kitap, 1961’de Taşkent’te “Kızıl Uzbekistan, Pravda Vostoka va Uzbekistan Surh Birlaşgan
Naşriyati” yayınlarından çıkmış olup, içindekiler bölümü şu başlıklardan oluşmaktadır: “İslam
dini nasıl din, İslam dini kime hizmet ediyor, Müslüman kadın-kızların kısmeti, Biz İslam dininin
kötülüklerine kalıntılarına karşı niye mücadele ediyoruz, Öğretmenlere birkaç meslihat.”
2-Kırgızistan’da yayınlanan S. Mambetaliev’in “İslamdın Janı Şartka Jaraşa Kubuluşu” adlı
kitap, 1974’te Frunze’de524 “Kırgızstan” yayınlarından çıkmış olup, içindekiler bölümü şu
başlıklardan oluşmaktadır: “Dini kalıntıların bazı özellikleri, Mezar ve gerçek, Merhumlar ve
diriler, Evliyalar ve kerametler”
3-Kazakistan’da yayınlanan P. Pavelkin’in Rusca’dan çevirisi yapılarak Kazakca yayınlanan
“Dini Sokır Senimder jene Onın Ziyanı” adlı kitap, 1953’te Almatı’da “Kazak Memleket”
yayınlarından çıkmış olup, içindekiler bölümü şu başlıklardan oluşmaktadır: “Din denilen nedir
ve onun doğuş sebepleri nasıldır, Dinin gerici toplumsal rolü, Din ve moral, Katoliklerin dini
emperyalizmin hizmetinde, Dünyaya dini ve bilimsel bakış açılarının köklü çelişkisi, Dini
yüzeyselliğin toplumsal ve gnoseolojik damarları, Dini batıl inançları yenme yolları.”
4.Yine Kazakistan’da yayınlanan H. Z. Aknazarov’un “Ateizm jene Din” adlı kitap525, 1961’de
Almatı’da “Kazak SSR Joğarı Jene Orta Arnavlı Bilim Ministirligi” yayınlarından çıkmış olup,
içindekiler bölümü şu başlıklardan oluşmaktadır: “I. Bölüm: Marksist Ateizm-Ateizmin üst
biçimi: 1.Ateizm ve dinin Marksist-Leninist açıklaması, 2.Din ile idealizm ve onların özellikleri,
3.Keramete inanış-dinin birinci şartı, şimdiki dinin toplumsal astarı, 4.Marks’tan önceki Ateizm,
5.Marksist-Leninist Ateizm. II. Bölüm: Hıristiyan dini: 1.Hıristiyan dininin doğuşu ve onun
gerçekliği, 2.Feodalizm ile Kapitalizm devrindeki Hıristiyanlık, 3.Hıristiyan dininin tapınma
inançları ile bayramları, 4.Hıristiyan dininin Rusya’ya yayılması ve onun şimdiki durumu,
5.Mezhepçilik ve onun ideolojisi, III. Bölüm: 1.İslam dininin doğuşu ve yayılması, 2.Kuran ve
onun öğütleri, 3.İslam dininin örf-adetleri ile evliyaya inanış gelenekleri, 4.İslam dinindeki
reformcu akımlar.”
Yine bu kitapların bir bölümünde ateizm derslerinde izlenecek yönteme de
değinilmektedir. Sadece ateizm derslerinde öğretmenlerin kullanımı için de izleyecekleri yöntemi
ele alan kitapçıklar da yayınlanmıştır.
Yaklaşık yetmiş yıllık Sovyet dönemindeki ateizmle ilgili literatür o kadar kapsamlıdır ki
biz burada bunun sadece en önemlilerine değinmekle yetineceğiz.
523
Aynı yönde bkz. (Düysenbin, 1968: 154-155).
Kırgızistan’ın bugünkü başkenti Bişkek, Sovyet döneminde Frunze olarak adlandırılmıştır.
525
Kitabın iç kapağındaki “Ateizm jene Din” başlığının hemen altında “Yüksek öğrenim kurumlarında açık öğretim öğrencileri
için bilimsel-ateizm temellerinden dersler” alt başlığı yazılmış.
524
485
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Kazakistan SSC’de Ateizm Literatürü
Geniş Kazak topraklarında Ruslar başta olmak üzere Slav nüfusun yoğun oluşu ve gerek
Çarlık gerekse Sovyet dönemlerinde bu toplulukların Sovyet rejiminin “sadık” yurttaşları olarak
görülmeleri, Kazakistan’daki bilimsel-ateizm faaliyetlerinin ve literatürün çok daha yoğun
olmasına neden olmuştur. Din karşıtı ateizm literatürünün doğrudan Komünist Parti’nin ideolojisi
doğrultusunda hazırlandığı, bu kitaplarda da belirtilmektedir. Örneğin Ş. Ahmetov ve K.
Janpeyisova tarafından hazırlanan kitapta bu durumu gösteren şu ifadeler yer almaktadır:
“...Edebiyat ve Din adlı çalışmamız, Partinin bu talepleriyle bağlantılı olarak yazılmıştır. Kazak
Sovyet edebiyatındaki dine karşı mücadeleler, Ekim devrimi Zaferinin ilk günlerinden
başlayarak, açıktan açığa güçlenmiştir...” (Ahmetov-Janpeyisova, 1983: 118)
Kazakistan Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin 1972 yılı kararlarında din karşıtı
çalışmaların özellikle gençlere bilimsel-ateist eğitimin geliştirilerek yaygınlaştırılması, yeni
Sovyet uygulamalarının geniş bir şekilde propagandasının yapılarak yaşama geçirilmesi
istenmektedir. (Ahmetov-Janpeyisova, 1983: 11) Yine Kazakistan Komünist Partisi Merkez
Komitesi’nin 1979 yılı kararlarında ideolojik siyasi eğitim işinin -ki bilimsel ateizm faaliyetleri
burada önemli yer tutmaktadır- bütün parti birimlerinin birinci derecede görevi olduğuna dikkat
çekilmektedir. (Surapbergenov, 1979: 77)
Kazakistan’da yayınlanan kitaplarda da İslam dininin doğuşunun yanısıra, onun inanç
kurum ve kuralları Marksist-Leninist sınıf kuramı ve bilimsel ateizm doğrultusunda açıklanarak,
eleştiriye tabi tutulmaktadır. Bu bağlamda örneğin İslam’ın şartlarından Hacca gitmek
açıklandıktan sonra hemen Hacca gidenlerin yaralanan ve ölenlerine ilişkin sayısal veriler
sunularak, “...1960 yılında Mekke’de hacılardan 377 kişi, 1969 yılında ise 194 kişi ölmüştür...”
denilmektedir. Sünnet geleneği açıklandıktan sonra da bunun, hastalık ve ölümlere de yol
açabildiği ayrıca vurgulanmaktadır. (Nurmağambetov-Şülembaev, 1972: 136-137) Dini
bayramlara değinildikten sonra da zararlı oluşları açıklanarak, bilimsel-ateizm çalışmalarıyla
onlarla mücadelenin önemine dikkat çekilmektedir: “...Kurban bayramı sırasında kurban
kesmeye ve bayramlara bugün de rastlanmaktadır... Örneğin cumhuriyetimizin Kızılorda
oblastının bazı kolhozlarında ve cumhuriyetimizin beş oblastı ile Almatı şehrinde, kurban
bayramında 1954’te 2000 ve 1956’da dört oblast boyunca 700 kadar kurban kesilmiştir. Böyle
verilerin son yıllarda da olduğunu basında görmekteyiz... Ramazan bayramı da, kurban bayramı
gibi zararlıdır. Bunlar insanların aklına dini düşünceyi yaymasının yanısıra, çalışma hayatına da
büyük zarar vermektedir...” (Nurmağambetov-Şülembaev, 1972: 136-137)
Ateizmin halka arasında daha kolay benimsetilebilmesi için, dini kurumlar, inançlar ve
ritüellerin kötü yönlerini ön plana çıkaran ve bunları içeren sözlü gelenek ve yazılı edebiyat
ürünlerine başvurulduğu görülmektedir. Bu bağlamda K. Janpeyisova tarafından yazılan “Kazak
Sözlü Edebiyatındaki Dine Karşı Fikirler” (Janpeyisova, 1966) ve Ş. Ahmetov ve K. Janpeyisova
tarafından yazılan “Edebiyat ve Din” (Ahmetov-Janpeyisova, 1983) adlı çalışmalar buna örnek
olarak verilebilir. Janpeyisova “...Bu mücadelede gözde edebiyat ürünlerinin/eserlerinin ve
eskiden kalan halk sözlü edebiyatının önemi büyüktür...” demek suretiyle sözlü geleneğin ve
edebiyat ürünlerinin dinle mücadeledeki önemine dikkat çekmektedir. (Jaypenisova, 1966: 3) Bu
kitapların izledikleri yöntem aynı olduğundan daha kapsamlı olan ikincisini incelemek istiyoruz.
Kitapta öncelikle, Kazak Halkının hikaye, destan, şiir, atasözü ve deyimlerinden bu yönde
alıntılar yapılarak eski Türk Dini ve özellikle de İslam Dini’nin Kazaklar üzerindeki zararlı
etkileri ve halkın edebi ürünleri ile kanıtlanmaya çalışılmaktadır. Genelde dinin özelde de İslam
dininin kötülenmesi amacıyla başvurulan ikinci bir yol ise, gerek SSCB öncesi gerek sonrası
dönemde yaşamış tanınmış Kazak aydınlarının yapıtlarına ve görüşlerine başvurulmasıdır.
Örneğin, “Ertöstik, Altın Saka, Şarva men Molda, Atımtay Comart, Ötirikşi Derviş, Savda İşan
gibi hikaye ve destanları (Ahmetov-Janpeyisova, 1983: 17-34); “Kız Balık ile Elentaydın, Akbala
486
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
ile Bozdaktın, Şöjenin, Süyinbaydın, Dosmağambet Molda ile Cambıldın, jeken Molda’nın” şiir
ve aytıs-ölenleri (Ahmetov-Janpeyisova, 1983: 50-52, 78) dine karşı fikirler içeren edebiyat
ürünleri olarak sunulmaktadır.
Halk arasında söylenen din ve din adamları ile ilgili sözlerin de olumsuz olanları seçilerek
ateizmin yerleştirilmesi hizmetinde kullanılmaya çalışılmıştır: Bunlardan bazıları şu şekildedir:
“Çarpık araba yol bozar, cahil imam halkı bozar; Hoca, imam halkı aldatır; Din, karanlık
mağara”. (Ahmetov-Janpeyisova, 1983: 30)
Kazakların tanınmış aydınlarının fikirleri de dine karşı ateizm propagandası amaçlı
kullanılan önemli araçlardandır. “Edebiyat ve Din” adlı kitapta bu amaçla görüşleri sunulan
tanınmış şahsiyetler şunlardır: Şokan Velihanov, Abay Kunanbayev, Ibıray Altınsarın,
Sultanmahmut Toraygırov, Siyandiyar Köbeyev, Sabit Dönentayev, S. Seyfulin, Ş. İmanbayeva, B.
Maylin, İ. Cansugirov, Muhtar Avezov, C. Mukanov, Ğ. Musirepov, Ğ. Mustafin, İ. Bayzakov, A.
Tokmağambetov, Y. Tecibayev, K. Bekhojin, C. Ömerov, Ğ. Kayırbekpov. Bu kişilerin
çalışmalarından alıntılar yapılarak onların Marksist-Leninist materyalist, ateist düşünceyi
benimsedikleri ve dine karşı mücadele ettikleri ifade edilmektedir. (Ahmetov-Janpeyisova, 1983:
55, 81) Bu amaçla yapılan yorumlardan da bazı örnekler vermek yerinde olacaktır. Ş.
Velihanov’un İslam Dini’nin Orta Asya halklarının gelişmesine, ilerlemesine engel olduğunu
(Ahmetov-Janpeyisova, 1983: 53) söylediği vurgulanarak, ömrünün sonuna kadar İslam’ın
Kazaklar arasında yayılmasına engel olmak için mücadele ettiği, Ibıray Altınsarın’ın baksıları,
din adamlarını eleştiren bir şiiri (Ahmetov-Janpeyisova, 1983: 55) ve Abay’dan din adamlarını
eleştiren bir şiir “bazıları pire el verir, içi zalim sırtı hafız” (Ahmetov-Janpeyisova, 1983: 62)
verilerek tanınmış Kazak aydınlarının dine eleştirel yaklaştıkları vurgulanmaktadır. Ayrıca din
adamlarının “kadının saçı uzun, aklı kısa” dedikleri (Ahmetov-Janpeyisova, 1983: 80) ve
dolayısıyla İslam’ın kadını aşağı gördüğü de özellikle vurgulanmaktadır. Bir başka kitapta ise
Ahmet Yesevi, Arslan Baba, Ukkaşa Ata, Jılağan Ata gibi Kazakistan’daki önemli ziyaretgahlar
hedef alınmaktadır. Örneğin Arslan Baba türbesinin içinde bir bölümün öğretmenlerin
öncülüğünde Ateizm Evi’ne dönüştürüldüğü, burada günlük gazetelerin okunduğundan övgüyle
söz edilmektedir. (Dastanov, 1967: 76)
Özbekistan SSC’de Ateizm Literatürü
Tarih içerisinde İslam’ın en güçlü olduğu Sovyet cumhuriyetine Sovyet yönetiminin özel
bir önem verdiği bilinmektedir. Şöyle ki Özbekistan yönetimden özel ilgi görmüş, 1943’te
kurulan Orta Asya ve Kazakistan Müslümanları Dini Yönetimi’nin merkezinin ülkenin başkenti
Taşkent’te olmasının yanısıra, Sovyetlerin Orta Asya’da faaliyetine izin verdiği din adamı
yetiştiren resmi iki kurum olan Buhara’daki Mir-Arab Medresesi ve Taşkent’teki İmam Buhari
Enstitüsü de yine Özbekistan topraklarında varolmuştur. Buhara, Semerkand, Fergana, Andican
ve Namangan gibi dinin çok güçlü olduğu bölgelere sahip olan ülkede dinle mücadelede, dinin
gücüyle orantılı olarak aynı derecede şiddetli olmuştur.526
Burada Özbekistan’dan ateizm literatürü örnekleri M. Aliev, Ğ. Pulatov D. A. Patruşev ve
Y. Juraev’in kitaplarından bazı alıntılarla kısa analizleri yapılacaktır. Temel özellikleri olarak
genelde dinleri, özelde ise İslam’ı eleştiren ve bilimsel ateizm propagandası amacını taşıdıkları
söylenebilecek bu kitaplar, zamanın Sovyet liderlerinin açıklamaları ile başlamaktadırlar. İslam
dini ve onun merasimlerini ele alan çalışmasında Aliev, Kruşçev’in Komünist Parti teşkilatlarına
yaptığı açıklamaya dayanarak dinle mücadelede bilimsel ateizmi anlatmaya girişmektedir.
526
Ancak özellikle Sufi tarikatlarının Fergana Vadisi ağırlıklı faaliyetleriyle dini eğitim ve faaliyet gizli şekillerde de olsa
sürmüştür. (Olcott, 2007: 8)
487
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
(Aliev, 1958: 3) Uzbek Tili ve Adabiyatı dergisi’nde yer alan bir makalede Sovyet halkının,
alimlerden komünist sistemin güçlenmesi için çalışmalarını beklediği ve yine onların sosyal ve
tarihi olaylara Komünist Partisi’nin siyasi duruşundan bakmaları gerektiği ifade edilmektedir.527
Aliev, Özbekistan’ın Semerkand şehrinde zamanının ünlü astronomi bilgini Uluğbek’in,
tanınmış sufi şeyhlerinden Hoca Ahrar’ın dinsizlik suçlamasıyla verdiği fetva sonrasında
öldürülmesi (1449); Sovyet dönemi Özbek şairlerinden Hamza Hakimzade’nin Şahmerdan
kasabasında şeyh ve işanlarca öldürülmesi İslam dininin “gerici” karakterini ve bilimsel ateizmin
dinle mücadelesindeki haklılığını kanıtlamak üzere kullanılmaktadır. (Aliev, 1958: 23) Ayrıca
“sömürgeci sınıfların çıkarlarına hizmet eden” dini merasim ve bayramların Ekim devrimiyle
birlikte, feodal ve kapitalist dönemden kalma eskinin kötü kalıntıları olarak değerlendirildiği,
dini ibadet ve merasimlerin eskiden müslüman olarak bilinen halk arasında artık rağbet
edilmediği de ifade edilmektedir. (Aliev, 1958: 24-25) Her ne kadar din ve ateizm konusu ele
alınsa da, siyasi ve ekonomik konular da, dinin aleyhine, bilimsel ateizmin lehine olmak üzere,
yer verilmektedir. Buna örnek olarak, 1956’da Özbekistan’da kolhozlarda 2 milyon 860 bin ton
pamuk üretilmesi üzerine SSCB Yüksek Sovyet Prezidyumu tarafından Özbekistan SSC’nin
ikinci kez Lenin madalyasına layık görülmesi verilebilir. (Aliev, 1958: 82)
Pulatov’un “Uzbekistan’da Ateistik Harakat Tarihidan” adlı kitabında ise Sovyet
yönetiminin Özbekistan’da eğitime verdiği önem yaptırılan okul sayıları, kütüphaneler, kulüpler,
sinema salonları, ve çıkan gazeteler ile verilmektedir: “1914 yılında Özbekistan’da 160 mektep
ve 17299 öğrencinin varlığına karşın, 1928-29 eğitim döneminde 2320 mektep ve 1666637
öğrenci bulunmaktaydı. 1914’teki 704 öğretmene karşı 1928-29’da
6308 öğretmen
bulunmaktaydı...” (Pulatov, 1960: 6) Özbekistan’da din adamlarının toplumda oldukça güçlü olan
konumlarının, Sovyet yönetimince ciddi bir tehdit olarak görüldüğü, din adamları ile kulakların
ve zenginlerin çıkarlarının bir olduğu, ayrıca Sovyet kurumlarına fazla en fazla direnme ve karşı
çıkmanın, halka yönelik propagandanın, din adamlarından ve dini kurumlarından geldiği
vurgulanmaktadır. Konuyla ilgili örnekler de verilerek, din adamlarınca pamuk ekiminin
engellenmeye çalışıldığı, özellikle daha fazla insanın toplandığı Cuma namazlarından sonra
büyük camilerde günlük meseleler hakkında açıkça Sovyet uygulamalarının eleştirildiği Sovyet
karşıtı hutbeler verildiği, Şahı Merdan ve İdris Ziyareti gibi tanınmış ziyaretgahların Sovyet
karşıtı merkezler olduğu vurgulanıyor. (Pulatov, 1960: 10-13) Yine Andican’da 1927 Ağustos
ayında gerçekleşen büyük deprem sonrasında din adamlarının, bunu Allah’ın kullarını
cezalandırması şeklinde propagandalarda bulundukları, bunun üzerine Andican’da 2000 kadar
kurban kesilmesi, Namangan’da mescidde 3000 kişinin önünde Muhiddin Kari adlı din adamının
“Siz Kur’an’dan yüz çevirdiniz, eski okulların kapanmasına, kızların başlarını açmasına,
mescidlerin kapanmasına izin verdiniz. Bu yüzden Allah’ın cezasına muhatap oluyorsunuz.”
şeklinde hutbe verdiği, Muhiddin Kari, Karahan Töre, Alimhan Töre ve Osman Töre’nin başında
olduğu din adamlarının kendilerini kaybedecek derecede zikir yaptıkları ifade edilmektedir.
(Pulatov, 1960: 10-16)
Patruşev ise Türk-İslam dünyasının tanınmış şahsiyetlerinin düşünceleri ile İslam dininin
uyuşmazlığını kanıtlamak üzere Şark dünyasının ünlü alim ve yazarları El-Kindi, İbn Ravendi,
Farabi, Biruni, İbn Sina, Nevai, Ulugbek, Nizami, Ömer Hayyam’ın, İslam dininin fenne karşı
düşüncelerine karşı çıktıklarına değinmektedir. (Patruşev, 1961: 8-9) Ayrıca Ulugbek’in
rasathanesinin ortadan kaldırılmasına neden olan Hoca Ahrar vb. başka kişilerin mezarlarının
zamanla kutsal yerlere dönüştükleri ifade edilmektedir. (Patruşev, 1961: 32) Bu kitabın sonunda
yer alan öğretmenlere yönelik bir sayfalık yazıda ise özetle, derslerde dinin tarihine fazla önem
verilmemesi, İslam dininin günümüz İslam devletlerinin ulusal bağımsızlık hareketlerine nasıl
527
(Uzbek Tili ve Adabiyatı, 1973: 3-7).
488
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
zarar verdiği vurgulanırken, derste esas dikkatin SSCB’de İslam dininin zararlı yönlerinden
cumhuriyetlerden başlamak üzere daha küçük idari birimlerden sağlanan materyallerden örnekler
verilmesi gereği yazılmaktadır. (Patruşev, 1961: 38)
Diğer cumhuriyetlerde olduğu gibi Özbekistan’da da dine karşı halk kültüründen
örneklerin verildiği yayınların yapıldığı görülmektedir. Y. Juraev’in bu tarzdaki eserinde halk
kültüründen destanlar, hikayeler, fıkralar, şiirler, deyimler ve atasözlerinin, İslam ideolojisi ile
çeliştiği kanıtlanmaya çalışılmaktadır. Bu örnekler, kadın-kızlar meselesi, müslüman olmayan
halklarla ilişkiler, şeyh, pir ve işanlar, gerici müderris, damılla-imam ve sufiler, kadı ve mollalar
gibi başlıklar altında örneklerle sunulmaktadır. Örneğin mollalar aleyhine verilen bir halk deyişi
şu şekildedir: “Adamın kötüsü molla, mollanın işi hile” (Juraev, 1965: 117) Kitapta dine eleştirel
yaklaşan 48 tane de fıkraya yer verilmektedir. (Juraev, 1965: 144-158)
Kırgızistan SSC’de Ateizm Literatürü
Benzeri şekilde Kırgızistan’da da ateist literatür, dini kurum ve kurallar ile bilimin
uyuşmazlığı temasını işlemektedir. Göçebe karakteri fazla olan Kırgız toplumunda İslam’ın
ortodoks bir nitelik arz etmekten uzak, yüzeysel olarak benimsendiği bilinmektedir.
Kırgızistan’ın özellikle güneyinde yani Fergana Vadisi’nde bulunan bölgelerinde din daha güçlü
olup, bu bölgelerde önemli sayıda Özbek nüfus bulunmaktadır. “Kırgızistan’da Ateizm Tarihi”
adlı eserinde A. Çukubaev, molla ve işanların yönetimindeki mektep/medreselerin ilerlemeye ve
bilime karşı çıktıklarını, Kur’an’dan alınmayan her türlü bilginin zararlı görüldüğünü ifade
etmektedir. (Çukubaev, 1962: 11) Kırgız halk kültüründen dine karşı pek çok örnek de
verilmektedir. Bazı örnekler şu şekildedir: 1.Allah’ın buyruğu saçtan çok, onu yapan kişi yok.
2.Molla’nın söylediğini yap, yaptığını yapma. (Çukubaev, 1962: 12) Ayrıca yaşamları gerek
Çarlık gerekse Sovyet dönemlerine rastlayan Toktogul Satılganov (1864-1933) ve Togolok
Moldo (Bağımbet) Abdrahmanov’un (1860-1942) din adamlarını eleştiren şiirlerinden örnekler
verilerek bilimsel-ateizm propagandası için yararlanıldığı görülmektedir. (Çukubaev, 1962: 13
vd.) Ayrıca Kırgızistan’da bulunan Süleyman Dağı, İdris Peygamber, Arslan Baba gibi kutsal
mekanlara halkın ilgisinin, din adamlarının çıkarlarına hizmet ettiği, ayrıca evliyalara yönelik bu
inanışların özellikle gençlerin komünist düşüncelerle eğitilmelerini zorlaştırdığı ifade
edilmektedir. (Çukubaev, 1962: 24) Ramazan ve kurban bayramlarının da eleştirildiği kitapta,
ramazan orucunun sosyal bakımdan zararlı olduğu, işçilerin iş kaybı ile açıklanmakta, bu tür oruç
ve bayram günlerinde din adamlarının kendilerine çıkar sağlamanın yanısıra, insanlardaki din
duygularını güçlendirdiklerine değinilmektedir. (Çukubaev, 1962: 25)
Bir başka kitapta da Toktogul Satılganov, Togolok Moldo’nun yanısıra Barpı Alıkulov’un
da dine karşı görüşleri ayrıntılı olarak incelenmektedir. (Amanaliev, 1967) Örneğin hacca
gidilmesini eleştiren bir şiire yer verilmektedir. (Amanaliev, 1967: 104-105) Konuyla ilgili söz
edilmesi gereken bir diğer Sovyet dönemi tarihçisi ise Kırgız tarihçi Satıbaldı Mambetaliev’dir.
Onun Kırgızistan’da İslam’ı ateist bakış açısıyla ele aldığı çalışmalarının en önemlileri 1966
tarihli “Kırgızstandagı Musulman Sektaları”, 1969 tarihli “Perejitki Nekotorıh Musulmanskih
Teçeniy
V Kirgizii İ İh İstoriya”528, 1972 yılında “Sufizm Jana Anıng Kırgızstandagı
Agımdarı”, 1974 yılında yayınlanan “İslamdın Janı Şartka Jaraşa Kubuluşu” adlı kitaplarıdır. Bu
kitaplarında Kırgızistan’daki dini akımları komünist ideoloji ve bilimsel ateizm doğrultusunda
değerlendirmeye çalışmaktadır. Leninden alıntılarla başlayan Mambetaliev, dine bağlı kişileri,
dini uykutan uyandırmak, gözünü açmak, onları ateist komünist anlayışla eğitmenin, bilimsel
ateizmin önemli görevlerinden biri olduğu belirtilmekte, kitabını da bu amaca hizmet amacıyla
528
Mambetaliev’in bu Rusça kitabının adının Türkçesi “Kırgızistan’daki Bazı Müslüman Akımlarının Kalıntıları”dır.
489
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
yazdığını belirtmektedir. (Mambetaliev, 1966: 6) Diğer bir kitabında Mambetaliev,
Kırgızistan’da sufi tarikatlarının yeterli derecede incelenmediğini, bu konuda herkesin
anlayabileceği yayınlar ve konferansların yok denecek düzeyde olduğunu belirterek, bilimselateizm propogandası ve yerleştirilmesinde günümüzdeki dini kalıntıların önemli bir parçası olan
sufiliğin kalıntılarına karşı mücadele olmaksızın başarılı olmasının zor olacağı vurgulanmaktadır.
Ayrıca Sufiliğin izleriyle bilimsel-ateist mücadele yürütülmesinde Kırgızistan’da onun doğuşu,
gelişimi, dogmatik esasları, Sovyet döneminden önceki ve sonraki durumunun araştırılması
gereğine dikkat çekilmektedir. Mambetaliev, Kırgızistan’da Sufilik tarihi incelenmeden onun
günümüzdeki izlerini anlamanın olanaksız olduğunu ifade etmektedir. (Mambetaliev, 1972: 4)
Ayrıca Kırgız SSC Bilimler Akademisi Felsefe ve Hukuk Enstitüsü’nün Oş Oblastı’nda yaptığı
araştırmalardan örneklerle namaz kılanların nasıl oransal olarak az olduğuna ilişkin bir de
istatistik verilmektedir. (Mambetaliev, 1972: 80) Bir diğer çalışmasında ise ateizm
propagandasında Orta Asya ve Kazakistan Müslümanları Dini Yönetimi’nin aldığı kararların da
yardımcı olduğuna dikkat çekilmektedir. (Mambetaliev, 1974: 14-15) Mezar ziyaretlerinin,
evliyalar, din adamları ve geçmiş din büyüklerinin keramet ve efsanelerinin dinin zararlı
kalıntılarından olduğu, İslam inanç ve geleneklerinin nasıl kadına zararlı olduğu, Sovyet
dönemiyle birlikte kadının erkekle birlikte nasıl çalışma hayatında başarıyla yer aldığı uzun
uzadıya örneklerle açıklanmaktadır. (Mambetaliev, 1974: 15 vd.)
Bir diğer Kırgız yazar ise Kırgız halkına yönelik kültür devrimi ile köy işlerinin
kollektifleştirilmesinin, endüstrileşmenin, Komunist partinin yaptığı büyük ideojik faaliyet
neticesinde mümkün olduğunu, 1939 yılı Kırgız halkının okuma yazma oranının %70’e çıktığını,
1941 yılı gelindiğinde okuma yazma bilmeyen kalmadığını ve dinden uzaklaşma pek çok şekilde
olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca Müslüman din adamlarının Sovyet rejimine sadık olmak
zorunda kaldıklarını vurgulamaktadır. Ancak II. Dünya Savaşı’nın halkın dine yönelmesine
neden olduğunu da eklemektedir. (Bayalieva, 1981: 56)
Sonuç
Değişik halkların yaşadığı geniş Sovyet coğrafyasında din ve milliyet konuları, adeta bir
rejim sorunu olarak sürekli komünist idarecilerin karşısında durmuştur. Bu bağlamda dinin
toplum üzerindeki etkisini iyi bilen Lenin ve Stalin gibi Sovyet liderlerin, din duygusunu ortadan
kaldırmanın zorluğundan hareketle, ona alternatif olacak bir bilimsel ateizm programını
oluşturmaya çalıştıkları görülmektedir. Daha sonra Kruşçev ve Brejnev gibi Sovyet liderleri de
bu program çerçevesinde dinle mücadeleyi sürdürmüşlerdir. Genel olarak ifade etmek gerekirse
yaklaşık yetmiş yıllık Sovyet tarihi boyunca din ve ateizm sürekli mücadele içerisinde olmuştur.
Sovyet idarecileri bilimsel ateizme, Sovyet rejiminin ön gördüğü Sovyet insanının oluşumunda
önemli bir rol vermişlerdir. Bilimsel ateizm adeta Sovyet rejiminin yeni dini şeklini almış olup,
devletin bütün olanakları onu desteklemeye seferber edilmiştir. Sovyet Orta Asyası
düşünüldüğünde ise mücadele bölgede hakim din olan İslam’a karşı yürütülmüştür.
Bu mücadele Sovyet rejiminin merkezi Moskova’dan başlamak üzere Orta Asya
cumhuriyetlerine ve en küçük yönetsel birimlere ulaşan bir geniş bir ağ şeklinde sürdürülmüştür.
Özellikle eğitim kurumları ve basın-yayın araçları dinle mücadelede ve bilimsel ateizmin halka
benimsetilmesinde en önemli araçlar olarak hizmet etmişlerdir. Bu bağlamda gerek Moskova
merkezli gerekse cumhuriyetlerde pek çok yayın ve faaliyet gerçekleştirilmiştir. Burada bu
faaliyetlerden olmak üzere Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan’da din karşıtı ve bilimsel
ateizmi yaymaya yönelik literatür esas alınarak, konu analiz edilmeye çalışılmıştır. Propaganda
çalışmalarına büyük önem veren Sovyet döneminde bilimsel ateizmle ilgili çok kapsamlı
490
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
çalışmaların yapıldığı görülmektedir. Konuyla ilgili literatür incelendiğinde de bu çalışmaların ne
kadar ayrıntılı olduğu açıkça görülmektedir.
BİBLİYOGRAFYA529
Ahanov, Bekejan (1993): Din Jene Erkin Oyşıldık, Almatı: Kazak Universiteti.
Ahmetov, Ş., K. Janpeyisova (1983): Edebiyat Jene Din, Almatı: Kazakstan Baspası.
Akiner, Shirin (2003): “The Politicisation of Islam in Postsoviet Central Asia”, Religion, State
& Society, vol: 31, no.2, p. 97-122.
Aknazarov, H. Z. (1961): Ateizm Jene Din, Almatı, Almatı: Kazak SSR Joğarı Jene Orta
Arnavlı Bilim Ministirligi.
Aknazarov, H. Z. (1987): “İslamnın Kazakstanğa Enüi”, Sovettik Şığıs Respublikalarındağı
İslam, Haz. K. Şülembayev, Almatı: Kazakstan Baspası, s. 37-51.
Aliev, M. (1958): İslam Dini ve Onung Merasimleri, Taşkent: Kızıl Uzbekistan, Pravda
Vostoka ve Özbekistan Surh ve Birlaşgan Naşriyati.
Amanaliev, B. (1967): Kırgızstandagı Diniy Jana Erkin Oyloonun Tarıhınan, Frunze:
Kırgızstan Basması.
Bacon, Elizabeth E. (1990): Central Asia under Russian Rule, A Study in Culture Change, 3rd
Edition, Ithaca and London: Cornell University Pres.
Bayalieva, T. J. (1981): Religioznıye Perejitki u Kirgizov i ih Preodolenie, Frunze: İzdatelstvo
“İlim”.
Bennigsen, Alexandre, Chantal Quelquejay (1981): Sultan Galiyev ve Sovyet Müslümanları,
Çev. N. Uzel, İstanbul: Hürriyet Yayınları.
Bennigsen, Alexandre, Chantal Lemercier-Quelquejay (1988): Sufi ve Komiser, Rusya’da
İslam Tarikatları, Çev. O. Türer, Ankara: Akçağ Yayınevi.
Broxup, Marie (1987): “Islam In Central Asia Since Gorbachev”, Asian Affairs, (Oct. 87),
Vol. 18, Issue 3, p. 283-293.
Çukubaev, A. (1962): Kırgızstandagı Ateizmdin Tarıhınan, Frunze: Kırgızstan Memlekettik
Basması.
Dastanov, O. (1967): “Evliyeli” Jerler Turalı Şındık, Almatı: Kazakstan Baspası.
Dorjenov, S. B. (1987): “İslamnın Kırgzstanğa Taralıu Erekşelikteri”, Sovettik Şığıs
Respublikalarındağı İslam, Haz. K. Şülembayev, Almatı: Kazakstan Baspası, s.
52-65.
Düysenbin, Jorabek (1968): İslam Dini Jene Onın Sarkınşaktarı, Almatı: Kazakstan Baspası.
Froese, Paul (2004a): “After Atheism: An Analysis of Religious Monopolies in the PostCommunist World”, Sociology of Religion, 65:1, p. 57-75.
Froese, Paul (2004b): “Forced Secularization in Soviet Russia: Why an Atheistic Monopoly
Failed”, Journal for the Scientific Study of Religion, 43:1, p. 35–50.
529
Rusça kaynakların çevirisi 2003-2005 yıllarında Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde görev yaptığım sırada yardımcılarım Alişir
Azim, Hasan Bektaş, Gülnaz Begimov ve Engin Akgün tarafından yapılmıştır.
491
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Gardaz, Michel (1999): “Field Report: In Search of Islam in Kyrgyzstan”, Religion, 29, p. 275–
286.
Ğabdullin, B., A. İskakov (1961): Kazak Apartuşı-Demokrattarının Din Turalı Pikirleri,
Almatı: Kazak Memleket Basması.
Hayit, Baymirza (2006): Ruslara Karşı Basmacılar Hareketi Türkistan Türklüğü’nün Milli
Mücadelesi, İstanbul: Babıali Kültür Yayıncılığı.
Iskakov, A. İ. (1976): İslam Dininin Jaksılık, Jamandık Jene Ömirlik Maksat Turalı Uğımdarına
Sın, Almatı: Kazak SSR Bilim Koğamı.
İslam Slovari Ateista (1988), Moskva: İzdatelstva Politiçeskoi Literatura.
Janpeyisova, Kaynıl (1966): Kazak Avız Edebiyetindegi Dinge Karsı Pikirler, Almatı:
Kazakstan Baspası.
Juraev, Yakubcan (1965): Uzbek Halk İcadida Dinga Karşi Motivlar, Taşkent: Uzbekistan
SSR Fan Naşriyati.
Kantemir, Ali (1960): “The Moslems”, in Religion in the USSR, Ed. by Boris Iwanow, Munich:
Istitute For the Study of the USSR, s. 143-149.
Kurbanov, V. A., S. Karimova (1981): “Azerbaycan Kendinde İslam Dini Galıklarının
Hususiyyetleri ve Ateizm Terbiyesi”, İslam Tarihde ve Muasır Dövrde (Elmi
Eserlerin Tematik Mecmuası), Bakı: Kirov Adına Azerbaycan Dövlet
Universitetinin neşri, s. 83-91.
Lemercier-Quelquejay, Chantal (1988): “İhtilal ve İç Savaş Sırasında Azınlıkta
Müslümanlar”, Stratejik Açıdan Sovyet Müslümanları ve Diğer Azınlıklar, (Ed.)
S. Enders Wimbush, Çev. Y.T. Kurat, Ankara: Yeni Forum Yayınları, s. 79111.
MacKenzie, David (1974): “Turkestan's Significance to Russia (1850-1917)”, Russian Review,
Vol. 33, No. 2. (Apr., 1974), p. 167-188.
Mambetaliyev, S. (1966): Kırgızstandagı Musulman Sektaları, Frunze: “Kırgızstan” Basması.
Mambetaliyev, S. (1969): Perejitki Nekotorıh Musulmanskih Teçeniy
İstoriya, Frunze: Izdatelstvo Mektep.
V Kirgizii
İ İh
Mambetaliyev, S. (1972): Sufizm Jana Anıng Kırgızistandagı Agımdarı, Frunze: Kırgızstan
Basması.
Mambetaliyev, S. (1974): İslamnın Janı Şartka Jaraşa Kubuluşu, Frunze: Kırgızstan Basması.
Nurmağambetov, K. – K. Şülembaev (1972): Ğılmi Ateizm Negizderi, Almatı: Kazakstan
Baspası.
Olcott, Martha Brill (2007): Roots of radical Islam in Central Asia, Carnegie Papers, No: 77,
(January 2007), Washington: Carnegie Endowment for International Peace.
Patruşev, D. A. (1961): İslam Dini ve Onun Reaksiyon Mahiyeti, Taşkent, Kızıl Özbekistan,
Pravda Vostoka ve Özbekistan Surh ve Birleşken Neşriyatı.
Pavelkin, P. (1953): Dini Sokır Senimder Jene Onın Ziyanı, Almatı: Kazak Memleket Baspası.
Pulatov, Ğ. (1960): Özbekistan’da Ateistik Hareket Tarihidan, Taşkent: Kızıl Özbekistan,
Pravda Vostoka ve Özbekistan Surh ve Birleşken Neşriyatı.
492
II. ULUSLARARASI SOSYAL BİLİMCİLER KONGRESİ
Ro’i, Yaacov (1984): “The Task of Creating the New Soviet Man: Atheistic Propaganda in the
Soviet Muslim Areas”, Soviet Studies, Vol. 36, No. 1, (Jan., 1984), p. 26-44.
Ro’i, Yaacov (2000): Islam in the Soviet Union, London: Hurst&Company.
Schoeberlein-Engel, John S. (1995): “Basmachis”, The Oxford Encyclopedia of The Modern
Islamic World, Ed. J. L. Esposito, vol: 1, New York - Oxford, Oxford University
Press, p. 202-203.
Smirnov, N. A. (2005): Sovyet Rusya’da İslam Tarihi İncelemeleri, Çev. A. Berberoğlu,
İstanbul: Evrensel Basım Yayın.
Surapbergenov, A. (1979): İslam Dininin Reaktsiyalık Meni, Almatı: Kazakstan Baspası.
Şülembayev, K. (1978): Ğılımi Ateizm (Leksiyalar Kursı), (Yayın yeri belirtilmemiş): Mektep
Baspası.
Uzbek Tili ve Adabiyatı (1973): “Adabiyatşinoslik Fanning Partiyaviligi va Ğoyabiligi uçun”,
1973, No: 3, s. 3-7.
Wimbush, S. Enders (1995): “Islam in Central Asia and Caucasus”, The Oxford Encyclopedia
of The Modern Islamic World, Ed. J. L. Esposito, vol: 2, New York Oxford:
Oxford
University
Press,
p.
271-275.