basın açıklaması

BASIN AÇIKLAMASI
AMBARGOLUDUR
Basın açıklamasının içeriği ve bağlantılı
rapor 10 Eylül 2014 Türkiye saati ile
20.00’ye kadar ambargoludur.
UNCTAD/PRESS/PR/2014/31∗
Original: English
Düzeltme ve gayri resmi olmayan çeviri (Turkish)
UNCTAD RAPORU: KALKINMAKTA OLAN ÜLKELER 2015 SONRASI
KALKINMA GÜNDEMİ İÇİN YETERLİ POLİTİKA UYGULAMA ALANINA
SAHİP OLMALI
Ticaret kurallarına çoktaraflı yaklaşım, proaktif ticaret ve sürdürülebilir ve
kapsayıcı büyümeye imkan sağlamalı
Ankara, 10 Eylül 2014 – Bugün açıklanan UNCTAD Ticaret ve Kalklınma Raporunda, uluslararası
topluluğun bir dizi yeni kalkınma hedefi belirleme aşamasında olduğu bir dönemde, ülkelerin bu yeni
iddialı gündemi yakalayabilmeleri için ilgili politikaları uygulama alanına sahip olmaları gerektiği
belirtiliyor. BM Genel Merkezinde geniş bir yelpazeyi kapsayan yeni sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin
masaya yatırıldığı bir dönemde, politikaların belirlenmesinde daha fazla enstrüman ve daha büyük
esneklik olmadan 2015 sonrası kalkınma gündeminden istenen sonucun alınmasının mümkün
görülmediği belirtiliyor.
Raporda, proaktif ticaret ve sanayi politikalarının 2015 sonrası kalkınma gündemi çerçevesinde
oynayabileceği role ve dünya ekonomisinin değişen dinamikleri kapsamında sürdürülebilir gelir artırımı,
tam istihdam, yoksulluğun azaltılması ve istenen toplumsal çıktıların sağlanmasına imkan tanıyabilecek
çeşitli politikalara dikkat çekiliyor.
Ticaret konusunda raporda ortaya konan görüşlerden birini de, ticaret kurallarının belirlenmesi için
yürütülen müzakerelerde, kalkınmakta olan ülkelerin meşru endişelerinin kabul gördüğü çoktaraflı
anlaşmalar üzerinde yeniden odaklanılması oluşturuyor. Çoktaraflı kurallar ve disiplinler, merkantilist
ticaret politikaları gibi nüfuzlu ülkelerce uygulanarak diğer ülkelerin ekonomik performanslarına zarar
verebilecek içe kapalı ulusal ekonomik politikaları frenleyebilir. Ancak çok taraflı anlaşmalar gelişmekte
olan ülkelerin kalkınmayı destekleyen politikalardan feragat etmelerini de teşvik etmemeli. Hali
hazırdaki çok taraflı ekonomik anlaşmalar tüm Dünya Ticaret Örgütü’ne üye ülkeler için bazı esneklikler
sağlıyor olsa da, ayrıca en az gelişmiş ülkeler için bazı özel ve farklı uygulamaları bünyelerinde
bulunduruyor olsalar da, söz konusu anlaşmalar ticaret ve sanayi alanında geniş bir yelpazede
politikaların uygulanmasına kısıtlamaları da beraberlerinde getiriyor.
Raporda ayrıca kalkınmakta olan ülkelerin ikili ve bölgesel ticaret ilişkilerinde ve yatırım anlaşmalarında
politika uygulama alanlarını daraltmamaya da özel önem vermeleri gerektiği ifade ediliyor. Bu tür
anlaşmalar genellikle çoktaraflı anlaşmalardaki maddelere daha sıkı bağlı kalınması ve kısıtlamaların
daha başka alanlara da yayılmasına yol açabiliyor ve politika yapıcıların önceden etkinliği kanıtlanmış
entrümanlardan vazgeçilmesine neden olabiliyor. Günümüzde, doğrudan yabancı yatırımların
* Contacts: UNCTAD Communications and Information Unit, +41 22 917 58 28, +41 79 502 43 11, [email protected],
http://unctad.org/press
çekilebilmesi ve gelişmekte olan ülke şirketlerinin küresel değer zincirine dahil olabilmeleri için,
böylesine katı politika ve düzenleyici taahhütlerde bulunulması gerektiği yönünde bir anlayış hakim.
Ancak, raporda bu inancın aksine söz konusu taahhütlerin kısa vadede ticaret ve istihdam açısından
yarar sağlayabileceği, uzun vadede ise üreticileri ticari bölgelere kıstırma veya düşük değerli üretim
gruplarına sıkıştırmaya yol açabileceği belirtiliyor. Raporda uluslararası yatırım çerçevesinden dolayı
ortaya çıkan sorunlara ve bununla bağlantılı olarak oluşturlan ve genellikle Devletlere ait olan kanun
yapma gibi önemli fonksiyonları üstlenen tahkim mahkemelerine yer veriliyor. Bu mahkelerde genellikle
saydamlığa ve tutarlılığa pek rastlanılmadığı, bu yapının daha ziyade özel ticari aktörler arasındaki
ihtilafları çözmeye yönelik olduğu ve bu nedenle evsahibi ülkenin çıkarları ve onun kalkınma
stratejisinin bu mahkemelerce değerlendirmeye alınmasının gerekmediği bir yaklaşım olduğu ifade
ediliyor.
UNCTAD 2014 Ticaret ve Kalkınma Raporu, yeni kalkınma hedeflerine ulaşılabilmesi için politikaların
tercih, tasarım ve uygulamalarına daha esnek bir yaklaşım getiren dört başlığı şöyle sıralıyor:
•
Birinci olarak sanayi politikaları önemlidir: Kalkınmış ülkelerde dahi sanayi politikalarının üretimin
arttırılması, yenilikçi fikirlerin teşvik edilmesi ve insan onuruna yakışır iş imkanlarının yaratılması
açısından oynadığı rol tasdik görüyor. Raporda Amerika Birleşik Devletleri (ABD)'nin sanayi
politikasına da dikkat çekiliyor. ABD'nin sanayi alanında karışmama politikası uyguladığı yönündeki
inancın doğru olmadığı belirtilen raporda, ABD'nin “girişimci Devlet” ile “koordine eden Devlet”
anlayışını birleştirerek uluslararası kurallar ve taahhütler kapsamı dışında kalan politika alanını
üretim sektörünü desteklemek için ustaca kullandığı ifade ediliyor. Avrupa Birliği (AB)’ne
bakıldığında ise daha yatay, bir diğer deyişle tüm ekonomiye yayılan bir yaklaşımın
benimsenmesinin hedeflere ulaşılmasını zorlaştırabileceğinin görüldüğü ifade ediliyor.
•
İkinci olarak, emtiaya dayalı ekonomilerin doğal kaynak gelirlerini sürdürülebilir büyüme ve yapısal
dönüşüme çevirebilmeleri için üst düzey yatırım ve ticaret ve kapital akımı arasında dürüst bir
bağlantının var olduğu hızlı bir sanayileşme ortamı gereklidir. Özel sektörün gelecek vaad eden
üretim alanlarını belirleme ve faaliyetlerini bu yönde genişletmesine destek olan bir sanayi politikası
(üretimin) çeşitlendirilmesine büyük oranda katkı sağlayabilir.
•
Üçüncü olarak ise küresel değer zincirlerinin yaygınlaşması sanayinin kalkınması ve istihdam
yaratılması açısından yeni imkanlar sunabilir. Ancak, bu durum konuyla ilgili siyasi tedbirlerin büyük
firmaların çıkarları doğrultusunda alınmasına yol açmamalıdır. Söz konusu değer zincirlerine
entegre olmanın sanayileşmeyi kamçıladığına dair net bir delil bulunmuyor: yapısal dönüşüm
hikayeleri ilk başta başarılı olsalar bile, çok az bir ekonomik ve sosyal ilerleme sağlayan “çılız” bir
sanayileşme ortaya koydukları görülüyor. Sanayileşmeyi desteklediği kanıtlanmış enstrümanlardan
feragat eden ülkelerin değer zincirinin düşük mevkilerinde sıkışıp kalma riski çok yüksek olabiliyor.
Raporda ticaret ve elektronik sektörünü büyütmekte değer zincirini başarı ile kullanan ülkelerden
birinin Çin olduğu belirtilmekte ancak buna ragmen, söz konusu sektörde küresel karın sadece
yüzde üçünün Çin firmalarına tahakkuk ettiği yönünde bilgi verilyor.
•
Son olarak ise 2007 Küresel Krizinden bu yana, gelişmiş ülkelerde büyümenin yavaşlaması ve
kalkınmakta olan ülkelerden ithalata yönelik talebin azalması sonucu ihracata dayalı büyüme
stratejilerinin güç kaybettiği izlenimi ortaya çıkıyor. Büyümede keskin yavaşlamaların önüne
geçilmesi için kalkınmakta olan ülkelerin büyüme stratejilerini kalkınmış ülkelere daha az ihracat
yapacakları ve iç ve bölgesel talebe daha fazla dayanacakları ihtimali üzerinden belirlemek
isteyebilecekleri düşünülüyor. Proaktif ticaret ve sanayi politikaları gelişmekte olan ülkelerin üretim
kapasitelerine gerekli olan ayarlamayı yapmalarında yardımcı olabilir.
UNCTAD’ın 50. kuruluş yıldönümüne rast gelen bir dönemde ve Bretton Woods kurumlarının 70.
yıldönümünde, raporda İkinci Dünya Savaşının sona ermesinin ardından uluslararası topluluk yeni
ekonomik ve sosyal hedefler için gerekli olan politika alanından taviz verilmeden etkin çoktaraflı destek
ve disiplinler etrafında daha kapsayıcı ve sürdürülebilir uluslararası ekonomik bir düzenin kurulması için
çalıştı. Raporda, söz konusu tarihe ciddiyetle yaklaşıldığında, küresel ticaret sistemi içerisinde yeterli
politika alanının sağlanmasına yönelik çabalardan istenen sonuçların elde edilmesinin söz konusu
çabaların, küresel finans mimarisinin, yoksul ekonomilerin hem kamu hem de özel sektörlerine daha
istikrarlı ve uzun vadeli mali kaynak sağlanmasına imkan verecek şekilde etkili reformlarla
desteklenmesine bağlı olduğunun görüldüğü ifade ediliyor.
*** ** ***