ATEŞTEN GÖMLEK: SENTİMENTAL Mİ ROMANS

Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/6 Spring 2014, p. 887-896, ANKARA-TURKEY
ATEŞTEN GÖMLEK: SENTİMENTAL Mİ ROMANS MI? *
Seher ÖZKÖK**
ÖZET
Bu çalışma, Ateşten Gömlek romanını sentimental romanın
özellikleri çerçevesinde ele almakta ve bu metnin bir askerleştirme
metni olduğunu iddia etmektedir. Romanın ana karakterlerinden
Peyami’nin üzerinden bu askerleştirme sürecinin nasıl işlediği tüm
açıklığıyla görülmektedir. Ayrıca bu çalışmada, kadın ve toprak
arasındaki ilişkiye değinilerek kadın ve vatan arasında kurulan
paralelliğin askerleştirme metnine katkıları üzerinde durulmaktadır.
Romanda, romanın ana karakteri Ayşe üzerinden vatan-kadın özdeşliği
inşa edilmekte, savaşa adanmışlık ve gözü kapalı savaşa gitme bu
özdeşlikle bağlantılı ele alınmıştır. Bu çalışmada ise, bu kadın- vatan
özdeşliği psikanalizin yardımıyla saptanmaya çalışılmaktadır. Bunun
yanında, mitlerle bu savaş metni arasındaki ilişki tespit edilmeye
çalışılmakta ve anlatıcının üzerine odaklanan okurun metnin içine nasıl
çekildiğine dair stratejiler görünür kılınmaktadır. Okuyucunun hangi
stratejilerle metne çekildiği önemlidir. Çünkü savaşmak için bir milleti
harekete geçirmek söz konusudur. Bu bağlamda, Ateşten Gömlek’in
insanları harkete geçirici bir metin olarak konumlandığını söylemek
mümkündür. Bu harkete geçiriş romanın anlatıcısı Peyami’nin etrafında
toplanan okur kitlesi vesilesiyle mümkün olmaktadır. Bu çalışma
boyunca, aslında millliyetçiliği kuran vatan ve askerleştirme kavramları
olabildiğince etraflı bir biçimde ele alınmaya çalışılmıştır. Bu
kavramların milliyetçi düşünceyi oluşturma biçimleri ve stratejileri
çalışma içinde görünür kılınmaya çalışılmıştır. Kolektif bir kimlik olan
milli kimliğin arka planında hangi dinamiklerin olduğu bir savaş metni
olan Ateşten Gömlek üzerinden anlamlandırılmaya çalışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: kadın, vatan, askerleştirme, sentimental
roman, savaş
makale Crosscheck sistemi tarafından taranmış ve bu sistem sonuçlarına göre orijinal bir makale olduğu
tespit edilmiştir.
** Okt. Uludağ Üniversitesi Rektörlük Türk Dili Birimi, El-mek: [email protected]
*Bu
888
Seher ÖZKÖK
ATEŞTEN GÖMLEK: SENTİMENTAL OR ROMANCE?
ABSTRACT
This study about Ateşten Gömlek sentimental novel tackles in the
context of the novel features of this text and the text to argue that there
is a militarization. Peyami of the main characters of the novel through
the process militarization of this is seen in all clarity how it works. Also
in this study, with reference to the relationship between women and the
land of the parallels between women and homeland militarization are
focused on contributing to the text. In the novel, the novel's main
character Ayşe homeland-female identity are constructed out of, and
commitment to fight blindly go to war associated with these identities
are discussed. In this study, this relationships are trying to determine
with the help of psychoanalysis. Besides, this battle with myths being
studied to determine the relationship between the text and the narrator
reads the text, which focuses on how drawn into the strategies that are
made visible. The reader is drawn to the text with which strategies are
important. Because mobilize a nation to war is concerned. In this
context, the people of the Ateşten Gömlek mobilize possible to say that
the actuator is positioned as a text. Cion of this action of the novel's
narrator gathered around Peyami readership is possible occasion.
Throughout this work, the fact of nationalism establishing the concepts
of homeland and militarization possible has been tried to be addressed
in a comprehensive manner. This concept of creating a form of
nationalist thinking and strategies have been tried to be made visible in
the work. In the background of a collective identity, national identity,
which is a war in which the dynamics of the meaning of the text, which
has been tried to Ateşten Gömlek.
Key words: woman, homeland, militarization, sentimental novel,
war
Octavia Paz “Kadın, erkek toplumunun kadınlar için yarattığı imge kafesinde
tutukludur.”1der. Ateşten Gömlek bu imge kafesini bir yandan inşa ederken bir yandan da kafesi
parçalayan bir metindir. Yehuda olup İsa’ya ihanet etmektense Meryem olup İsa’yı doğurmak
düsturundan hareketle biçimlenmiş bir metin olduğu anlaşılan Ateşten Gömlek2 6 Haziran- 11
Ağustos 1922 tarihleri arasında İkdam gazetesinde tefrika edilmiştir.3 “Milli Mücadele’nin ilk
romanı Ateşten Gömlek, (…) Müterake İstanbulu’nda başla(r) (ve) kahramanlarının Anadolu’ya
geçişiyle devam eder.”4 “Ömer Seyfettin, Yeni Turan’ı ‚istikbalimizin tarihi ve Türk
milliyetperverlerinin İncil’i‛ diye tanımlar”5, o halde Ateşten Gömlek de Milli Mücadele’nin
İncil’idir. Metnin yazıldığı dönemden çok önce 1913’te “Halide Edib, Ziya Gökalp ile tanışmış,
Türkçülüğün kodları içinde belirlenmiş metinlerden Yeni Turan’ı yazmıştır. Yeni Turan romanında
Ülkü Eliuz, “Cinsel Kimlik Paniği: Kadın Olmak”, Turkish Studies, Volume 6/3 Yaz 2011, ss. 221- 232.
Halide Edib Adıvar, Ateşten Gömlek, İstanbul: Özgür, 1999. Bu kitaptan yapılcak alıntıların sayfa numaraları metin
içinde gösterilecektir.
3 İnci Enginün, Halide Edib Adıvar’ın Eserlerinde Doğu-Batı Meselesi, Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1995 ,
s. 219.
4 Canan Sevinç, “Atatürk Dönemi (1923-1938) Türk Romanı’nda Milli Mücadele”, Turkish Studies, Sayı 4 /1-II Kış
2009, ss. 2011-2040.
5 Türkan Gözütok, “ ‘Yeni Turan’da Milli Kimlik Sorunu”, Turkish Studies, Volume 5/2 Bahar 2010, ss. 411-448.
1
2
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/6 Spring 2014
Ateşten Gömlek: Sentimental mi Romans mı?
889
kadın tipini şöyle anlatır: Çarşafını çıkarıp atmıştır, yüzü açık ama saçları örtülüdür. Üzerinde
manto vardır. Kadın kendisine verilen imkânlardan yararlanarak çalışma hayatına girmiş; eğitime
önem verip öğretmen, hastabakıcı, savaşta yardıma koşan biri olmuştur.”6 Dikkat edildiğinde Yeni
Turan’dan başlayarak, Handan’da çelişkileri yaratan bedensel anlamda kadınlık/dişilik tamamıyla
geri plana itilerek dönemin kadın rolü (biyolojik ve zihinsel üretici) benimsenmiş görülmektedir.
Hakikaten de Ateşten Gömlek ve Vurun Kahpeye’de ön planda olan toplum içinde kadına verilen
yukarıdaki rollerdir. Ancak özellikle Ateşten Gömlek incelendiğinde dişilik/kadınlık kavramının
vatanın içine yedirildiği, Ayşe-vatan özdeşleşmesiyle metin boyunca erotik bir vatan imgesinin
çizildiği görülmektedir. Diğer bir deyişle, bir dönem ana karakterin ölümüne neden olan dişilik ana
karakter-vatan özdeşleştirmesi ile bu sefer erkeklerin ölümüne neden olmaktadır. Yazar, kadına
dişiliğini yaşatabileceği alanı bulamama sıkıntısından onu kan isteyen ve vatanla özdeşleşen bir
savaş tanrıçası haline getirerek kurtulmakta, biz milliyetçi bir yazarın “Kurtuluş Savaşı Anlatısı”nı
okuduğumuza inanırken o, metin boyunca kullandığı erotik imgelerle belki de bilinçdışı bir itkiyle
kadın bedeninin erkekten aldığı intikamı dillendirmektedir sanki.
Bu müphem saptamayı bir kenara bırakarak Ateşten Gömlek’i “Kurtuluş Savaşı
Anlatıları”nın doğuş metni olarak ele aldığımızda, ilk önce romanın tefrika edildiği zaman
aralığının üzerinde durmamız gerekir. 6 Haziran- 11 Ağustos 1922 tarihlerinde Sakarya Savaşı
biteli neredeyse bir yıl olmuştur. Bu bir yıl içinde yeni ve sonuçlandırıcı bir savaşa ait herhangi bir
hareket görülmemekte, yurtdışıyla barış görüşmeleri yapılmaktaydı. Bu uzun bekleyiş
“[Kimi]TBMM üyeleri için sinir bozucuydu. Ya savaş olmalıydı ya barış.”7 Diğer yandan, Mustafa
Kemal savaş için titiz çalışmalarını sürdürmekteydi. Mayıs ayında TBMM’de sinirler olabildiğince
gerilmişti. TBMM’deki bazı üyeler onun başkomutanlık yetkisini taarruzdan çok diktatörlük için
kullanacağından endişe duymaktaydılar. Hatta hasta olduğu bir sırada (5 Mayıs) meclise gelerek
başkomutanlık yetkilerinin uzatılmasını istediğinde belki de bu zihniyetle yetkiler uzatılmamıştır.
Ertesi gün meclise gelen Mustafa Kemal ordunun komutasız kaldığını belirtmiş, başkomutanlığı
bırakmadığını vurgulamış ve bu dayatmadan sonra da yetkiler kendisine geri verilmiştir. Yetkileri
eline tekrar alan Mustafa Kemal, Haziran ortalarında saldırı emrini verdi8 Ateşten Gömlek bu
tartışmaların sonuçlanmasından bir ay sonra ve taarruz emrinden bir hafta önce tefrika edilmeye
başlanmış, taarruzun başlamasından on üç gün önce de tefrika son bulmuştur. Bu açıdan
bakıldığında, metnin harekete geçirici ve askere bir yılın durağanlığını unutturucu, geçen yılı
hatırlatıcı, destek veren bir metin olarak kurgulandığı açıktır. Romanın bu bağlamda bir
“askerleştirme/erilleştirme” metni olduğu söylenebilir.
Ayşe Saraçgil Kurtuluş Savaşı’nın askerlik ile ilişkisini şu şekilde açıklamaktadır:
Kurtuluş Savaşı halkın egemenliği ve cumhuriyet fikirlerinin gelişmesine temel attığı gibi,
toplumsal cinsiyetin yeniden yapılandırılması ve değişik kadın ve erkek kimliklerinin yaratılması için de
gerekli şartları hazırlamıştı. Milli kurtuluş mücadelesi bir yandan asker figürünü zirveye çıkararak
erkekliği yüceltiyor, diğer taraftan da kamuoyunda kadının yalnızca aileye değil, bütün millete aitliği
fikrini yaygınlaştırıyordu.”9
Bu bağlamda, Ateşten Gömlek’te Peyami’nin dönüşüm süreci göz önünde
bulundurulduğunda askerleşme/erilleşme sürecini açık olarak görmek mümkündür. Sarı kâğıtlar
arasında, silik cansız bir Hariciye memuru olan (1) ve annesiyle yaşayan Peyami’nin Cemal’le
Faik Bulut, İttihat Terakki’de Milliyetçilik, Din ve Kadın Tartışmaları, Esenyurt: Su Yayınları, s. 45. (vurgular bana ait)
Sina Akşin, “Siyasal Tarih (1980–1923)”, Türkiye Tarihi 4 Çağdaş Türkiye (1908-1980) içinde, yay.yön. Sina Akşin,
İstanbul: Cem, 2002, s. ,102.
8 a. g. m., s. 103–104.
9 Ayşe Saraçgil, Bukalemun Erkek, İstanbul: İletişim, 2005, s. 211.
6
7
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/6 Spring 2014
890
Seher ÖZKÖK
tokalaşırken pomatlı kokan yüzüklü ellerinin Anadolulu bir asker olan Cemal’in katı elleriyle
karşılaşması(4), daha romanın başında bize Peyami’nin kadınsı yanını/erilleşmemiş halini
vermektedir. Örneğin İngiliz uçaklarının hava bombardımanı yaptığı sırada Peyami’nin hali
romanda kendi ağzından şöyle anlatılmaktadır:
Arkamı bir dükkâna dayadığımı, dizlerimin, arka kemiğinin pişmiş paça gibi yılıştığını,
döküldüğünü duydum. Gözlerimi açtım. Beyaz saçlı, siyah esvaplı bir ihtiyar Ermeni kadını, yarısı yaya
kaldırımının yarısı şosenin üstünde, gözleri dönmüş yatıyordu. Açık, kıllı göğsü kan içinde bir hamal onun
yanına düşmüştü. Yerler kan içinde. Yine midem bulanıyor. Kan ta o zamandan başlıyor. Cemal ve İhsan
sakin. Biri kadının çocuğunun yanında diz çökmüş, öteki sıhhıye sedyesine yaralı hamalı koydurmak için
yardım ediyordu. Gözlerimi hemen kapadım. Ne kadar zaman sonra Cemal’in sert eli omzuma dokundu:
-
Kalk Peyami pantolonun ütüsünü bozacaksın. (8–9)
Görüldüğü üzere Peyami, özellikle romanın başlarında son derece zayıf hatta kimi zaman
tembel ve gevşek(6) olarak çizilmiştir. Romanın sonlarında ise Peyami’de artık korku yoktur, harbi
sevmektedir (201,203) ve savaşın orta yerinde bağırıp çağırmakta ve düşmana küfretmektedir.(204)
Ayşe ve İhsan’ın ölümünden sonra ise Peyami, kendini ateşe atmış, bacağını kaybetmiş, beynine de
bir kurşun girmiştir. Romanın başında bu sakat hali ile yer alan Peyami “Daire ve sararmış kâğıt
kokan hüviyetimi bu sıcak kanla yıkadım, bir daha ona tabi olmam zannediyorum. Muvaffak olur
muyum? Bilmem.” (1) derken bir yandan askerleşme dönüşümünü ima etmekte, diğer yandan hâlâ
tam anlamıyla askerleşemediğinin de ipucunu vermektedir.
Romanın içinde söz konusu askerleşme/erilleşme sürecini destekleyen ve askeri yücelten
kurmaca dinamikleri nelerdir? Hangi edebi türlerin birtakım özellikleri bu sürece destek vermekte
ya da bu süreci kırmaktadır? Aşağıda bu soruların cevapları verilmeye çalışılacaktır.
Ateşten Gömlek’in Romansa Bakan Yüzü
Northrop Frye romansın yapısal özelliklerini mitlerle bağlantılandırdığı makalesinde,
Hristiyanlıktaki macera mitlerinden bahsederken “vücudunun yarısını kaybetmiş savaşçı” miti
üzerinde durur. Bu mitin metaforik mantığı, vücudunun yarısını kaybetmiş ve vaadini yerine
getirmiş savaşçının bölünmüş vücuduna katılan “aşağı dünya”nın insanlarının onun yükselen
vücudu ile birleşecekleri üzerine kurulmuştur.10 Ateşten Gömlek’in okuyucuları da vücudunun
yarısını kaybetmiş Peyami’nin anlatısı etrafında toplanırlar, onun sentimental romana has “Şunu da
itiraf ederim ki kalbimin dertlerini, talihsiz başımın sergüzeştlerini anlatmak için yanıyorum. Fakat
bu romanda ben, yeryüzündekileri alakadar edecek insanlardan bahsedeceğim. Ben daha daimî bir
dert ortağı istiyorum. Benim dünya seyahatim artık fazla uzamayacak, vasıl olacağım yerde
kendimden bahsedecek bir ruh bulmak isterdim.” (1) çağrısıyla metne yaklaşırlar, ancak bu
yaklaşmada vücudunun yarısını kaybetmiş savaşçının birleştirici yarım vücudunun okuyucuları
ölüme çağırdığını sezmek mümkündür. Okuru metin etrafında birleştirme, onları ölüm etrafında
birleştirmeyle eş değer gibidir. Bu noktada, okuyucular roman boyunca Peyami’nin bölünmüş
vücudunun sesini dinleyerek, onun bölünmüşlüğünü zaman içinde tekrar tekrar hatırlayarak romanı
okumayı sürdürürler, onun ölümüyle biten roman okurları da böylece kan ve ölümün olduğu
noktada birleştirmiştir. Okur savaş ve ölüme çağrılmaktadır.
Ateşten Gömlek daha başlangıcında romansın kökeninde yer alan bir mite yer vererek
romans kalıplarını kullanacağını da sezdirmektedir. Bu açıdan bakıldığında romansın üçlü
yapısının(ikilem-ölümcül savaş-keşif ki gerçekliği yoktur çünkü ikilem aşılmamıştır)11 Peyami
Northrop Frye, “The Mythos of Summer: Romance”, Modern Genre Theory içinde, der. David Duff , Essex:
Longman, 98-117.
11 a. g. m., 98- 117.
10
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/6 Spring 2014
Ateşten Gömlek: Sentimental mi Romans mı?
891
üzerinden gidildiğinde açık bir biçimde metne yerleştirildiğini görmek mümkündür. Başta cesaretkorkaklık/ Osmanlı-milli hareket ikilemini yaşayan Peyami, ardından ölümcül bir savaşın içinde
yer almış, sonunda ikilemini aştığını düşünerek kendini tam anlamıyla bir kahraman olmasa bile bir
kahraman olarak görmüştür, görmek istemektedir. Aslında ikilemi aşmadığını, “Daire ve sararmış
kâğıt kokan hüviyetimi bu sıcak kanla yıkadım, bir daha ona tabi olmam zannediyorum. Muvaffak
olur muyum? Bilmem.”(1) ifadesinden anlamak mümkündür.
Romansın genel özellikleri dışında, Ateşten Gömlek’te şövalye romanslarının(metrical
romance) özelliklerinin metinde kullanıldığı görülmektedir. Mîna Urgan “metrical romance”lar
hakkında şu şekilde bilgi vermektedir:
Metrical romance’larda işlenen başlıca konular serüven ve aşktı. Bunlar da genel olarak
gördüğümüz duygu ‘courtly love’ yani ‘kibar aşk’ denilen ayrıca yapay bir sevgi kavramıydı. Bu kavrama
göre bir köle efendisine nasıl hizmet ederse ya da feodal düzende küçük derebeyi büyük derebeyine, büyük
derebeyi de krala tam bir bağlılıkla nasıl boyun eğerse, bir erkek de sevdiği kadına öyle hizmet ederdi. Aşk
ne denli acı çekilirse çekilsin sonsuza dek süren, tümüyle platonik bir duyguydu. Değil cinsel birleşmeyi
ummak, duyulan aşkın karşılığını bile beklemek söz konusu değildi. Âşık çoğu zaman başka bir erkeğin eşini
severdi. Bu tür aşklarda kadın, Âdem Babamızı mahveden Havva Anamız olmaktan çıkmış, Meryem Ana
gibi uzaktan uzağa tapılan yüce bir varlık olmuştu. Gerçek dünya ve gerçek yaşamla hiçbir ilişkisi olmayan
bu düş âleminde, akılların alamayacağı kadar gözüpek şövalyeler, gene akılların alamayacağı kadar güzel
kadınlara hizmet etmek amacıyla, akıllara sığmaz serüvenler yaşarlardı. Doğaüstü olayların ve gizemli
kişilerin büyük bir rol oynadığı bu gerçekdışı serüvenlerin hangi ülkelerde geçtiği bile anlaşılamazdı. 12
Ateşten Gömlek’te de Ayşe’nin gazeteci Cook’a verdiği millî değerlerle yüklü kesin
cevabın (38) ardından salonda bulunan tüm genç askerler Ayşe’nin sandalyesi etrafında diz çökerek
İzmir kızına kılıçlarını adarlar ve her azaları kopuncaya kadar İzmir yolunda kılıçlarını kınlarına
koymayacaklarına dair yemin ederler.(40) “Kılıçları adama” eylemi romanda birkaç kez okura
hatırlatılır. Peyami, kılıçlarını adayan ve Ayşe’ye İzmir için yemin eden genç askerlerin arasında
yer almamıştır. Hatta genç askerlerin Ayşe’nin önünde diz çöktüklerini görünce şu şekilde tepki
verir: “— Ne oluyorsunuz? dedim. Milletin bizim gibi gayri müsellah kısmı kılıçlardan daha çok.
Harp bitti medeni sulhün nimetini bize Mister Cook anlattı. Bunun üstüne çay içmez misiniz?” (40)
Fakat o zamanlar vermiş olduğu bu tepkinin vicdan azabını savaş boyunca yaşar. Ayşe’nin İhsan’a
“[Peyami] İzmir’i kurtarmaya geldi. Hemen çarpışanlara, orduya iltihak etmelidir.”(88) deyince,
Peyami “İlk defa beni İzmir yolunda çarpışanlardan biri olmaya layık görüyor, dairemin sarı kâğıt
tomarlarını, tozlu havasını unutuyordu. Hâlbuki ben genç askerlerle beraber alenen yemin
etmemiştim” der.(88)
Romanın ana malzemesi olan savaş için ilk hareketlenme noktası “Ayşe ve genç askerler”
ya da “lady ve şövalyeleri” sahnesidir. Roman boyunca tüm askerlerin Ayşe’ye verdikleri sözü
yerine getirmek için, İzmir için, Ayşe için savaştıkları görülür. Bu askerler içindeki en belirgin
sima olan İhsan’ın ise savaş içinde tasvir edilişi ise şövalye tasvirlerini aratmayacak biçimdedir:
“Dumanlar savrulunca ateşin ortasında yağız atıyla şaha kalkan o genç, güzel Kumandan”(191)
savaşın içinde “[ö] yle sabit öyle kat’î yürüyor[dur] ki arkasındaki siyah kütlede en küçük bir
tereddüt yok[tur]”(204). Ölümünü anlatan sahne ise İhsanı büyülü bir halenin içine almaktadır:
“Bir an İhsan’ı kayanın tepesinde ayakta gördük. Ay tamamen çıkmış Karadağ’a beyaz ağını
germiş. Gırrr… Bir yaylım ateşi, sonra duruluyor.Hepimiz kayaların dibindeyiz. O kendine
kollarını açan ve koşan siyah kardeş kütlenin kucağına dibinden kopmuş bir ağaç gibi
devriliyor.”(204) Bu sahnenin dikkate değer bir başka özelliği ise Handan romanında Nazım’ın
“Vaveyla”yı okurken içinde bulunduğu sahneye benzemesidir. Nazım denize doğru ilerlemiş siyah
kayanın üzerinde güçlü vücudu yeşil denizle çevrelenmiş biçimde Vaveyla’yı okur.13 Dikkat
12
13
Mîna Urgan, İngiliz Edebiyatı Tarihi, İstanbul: Altın Kitaplar, 1986, s. 55–56.
Halide Edib Adıvar, Handan, İstanbul: Atlas, 1989, s.50.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/6 Spring 2014
892
Seher ÖZKÖK
edildiğinde muharebe sahnesinde askerler hep siyah kayaların dibinde dolaşmaktadırlar (204) ve
Peyami kendisini bir birey olarak değil “haki insan denizinin bir damlası”(149) olarak görmektedir.
Handan’ın kendisini davasından çok sevmediğini düşünerek ayrıldığı Nazım, İhsan silueti ile
Ateşten Gömlek’te yerini almış gibidir.
Ateşten Gömlek’in “lady-şövalye” imgesini kullandığını kabul ettiğimizde, bu imgedeki
“lady”nin nasıl özelliklere sahip olduğunu da gözden geçirmemiz gerekmektedir. Ayşe romanda
nasıl bir kadın olarak çizilmiştir? Öncelikle Ayşe, İzmir’in işgali esnasında kocası ve çocuğunu
kaybetmiş bir kadındır. Ayşe’den evvel İstanbul’a bu haber ulaşır ve Cemal’de büyük bir şüphe
uyanır. Cemal, ölen insanları düşünmemekte, Ayşe’nin tecavüze uğrayıp uğramadığı meselesi
üzerine kafa yormaktadır:
[Cemal] çirkin mahûf bir düşüncenin zulmü altındaydı. Şimdi hâlâ tekrara mütehammil değilim,
kulağıma fısıldıyordu. Ben de aynı fısıltı ile:
— Yok Cemal, bunu düşünme. Ayşe ölür de bu olmaz, yemin ederim, yemin ederim, görmüş
gibi bunu bilirim, diyordum. (23)
Bu tecavüz korkusu atlatılır atlatılmaz, Ayşe’nin İstanbul’a gelişine geçilir. Peyami’nin
ağzından Ayşe şöyle betimlenir:
Cemal’in yanında kolu bir bağ içinde simsiyah örtülü bir kadın. İçimden:
— İzmir geliyor, dedim.
Sonra uzattığı uzunca bir beyaz eli sıktım. Yüzünü kaldırdı. Sükûn içinde aramızda yürüdü.
Koyulaşmış yeşil esmer gözleri etrafındaki siyah kirpikleri yaslı İzmir’in zeytinliklerini örten yas örtüsü
gibiydi. Mustarip derin yüzünde ne yaş ne telaş vardı. (24)
Roman boyunca, bu yeşil gözler karşımıza çıkacak kimi zaman bulutlanacak, kimi zaman
parlayacak kimi zaman kararacaktır. Sentimental romanların “zarif dokunuş” özelliğini barındıran
göz üzerinde de yoğunlaşmış tasvirler İzmir’le bütünleşerek romanın merkezine oturacaktır.
Handan’da amacın en belirgin sembolü olan gözler, Ateşten Gömlek’te gerçek manasını bulmuş
gibidir. Ancak bu romanda Handan’da erkeklerin ölüm nedeni olan saçtan eser yoktur. Ayşe’nin
saçları ancak metnin sonunda Ayşe öldükten sonra karşımıza çıkar ve kısadırlar: “Sedyenin
üzerindeki kaputu fırlattım. Altından Ayşe’nin başörtüsü açıldı, siyah, kesik saçlı başı bir çocuk
gibi çıktı” (206) Bu noktada, Ateşten Gömlek’te dişiliğin tamamen silindiği söylenebilir, ancak
metne baktığımızda Ayşe’nin özellikle ağzı üzerine odaklanan tasvirlerde dişiliğin bereketini
vurgulayan ayrıntıların yer aldığı görülür. “Oscar Wilde’ın dediği gibi ‘Fildişi saplı bir bıçakla
açılmış kızıl nar gibi dudaklarını gördüm. Büyük, biçimli, kırmızı dudaklarının ve arasındaki sedef
gibi sağlam beyaz dişlerinin nihayetsiz bir kudreti, zenginliği vardı.” (25) Ağız tasviri, Ayşe ile
Kezban karşılaştırmasında da kullanılacaktır: “Ayşe ile onun yüzündeki müşabeheti gördüm, aynı
yeşil gözler ve kat’î çene. Ayşe’nin nadir çiçekler gibi garip bir kızıllıkla açılan büyük dudaklarına
mukabil bunun küçük ve manasız bir çocuk ağzı var.” (108) Ayşe’nin ağzı üzerine odaklanan tüm
bu benzetmeler bereket ve doğurganlığın (analığın) simgesi olarak metnin içinde yerlerini
almaktadırlar. Bu noktada macera romanslarında Frye’ın üzerinde durduğu “kaybedilmiş topraklar
üzerinde bereket ve doğurganlığın zaferi”14 teması, romanda Ayşe’nin bedeninde anlam
kazanmaktadır. Ayşe’nin harekete geçirdiği genç şövalyeler kaybedilmiş topraklara bereketi onun
sayesinde getireceklerdir. Kıymetli bir obje kaybolmuştur, İzmir ve İzmir Ayşe’nin bereketi
muştulayan bedeninin yarattığı arzu ile geri alınacaktır.
Ayşe, şövalye romanslarında olduğu gibi evli bir kadın değildir, duldur. Ancak şövalye
romanslarındaki sevgililer gibi ulaşılmaz, dokunulmazdır; Meryem’e has özellikleri üzerinde
barındırır. İhsan’a göre “kolları arasında sıktığı kızlardan daha bakirdir”(166), İhsan onun ellerini
14
Frye, a. g. m., s. 106.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/6 Spring 2014
Ateşten Gömlek: Sentimental mi Romans mı?
893
türbelerdeki saçak uçlarını öpen bir Osmanlı gibi “dindar ve heyecanlı”(25) bir biçimde öper.
Ulaşılmaz derecede kutsaldır Ayşe, ama aynı zamanda özellikle İhsan ve Peyami tarafından
arzulanandır da. Bu noktada romanslardaki “bilge anne figürü”15 ile “evini kahraman dönene kadar
bekleyen gelin”16 figürünü şahsında birleştirmiştir. Ayşe’nin bu romanslardaki özellikle “gelin”
figüründen ve bununla beraber şövalye romanslarındaki şatosunda bekleyen “lady”den farkı
durağan olmamasıdır. Ayşe mekânını kaybetmiş bir kadındır, diğer bir deyişle onun bir şatosu ya
da bekleyeceği bir evi yoktur. Julia Kristeva kadın ve mekânı şöyle ilişkilendirir: “İnsan kadınların
adını ve kaderini düşündüğünde zaman, oluş ya da tarihten ziyade, insan türünü yaratan ve
şekillendiren mekânı aklından geçiriyor.”17 Bu noktada mekânını kaybeden Ayşe, bir bakıma
kendini kaybetmiştir. Savaş onun kendini ve doğurganlığını arayışıdır, bu noktada hareketsiz
olması mümkün değildir. Ayrıca milliyetçi söylem kadının erkeğin yanında etkin ve militer
olmasını gerektirir.18
Bilge anne figürü ve gelin figürüne geri dönersek muharebenin askerlerinin, özellikle
İhsan’ın gözünde Ayşe’nin hem kutsal bir kadın hem de arzulanan sevgili olarak konumlandığını
hatırlamamamız gerekecektir. Ayşe’nin İzmir ile özdeşleşmesini de için içine katıldığında
erkeklerin gözünde vatanın hem anne hem de sevgili olması meselesinin19 metnin içine
yerleştirildiği fark edilir. Afsaneh Najmabadi bu konuyu ele alan makalesinde felsefi açıdan son
derece yanlış bir fikir olan milliyetçiliğin nasıl olup da erkekleri uğruna ölmek ve öldürmek için
böylesine istekli kılan bir siyasal ve duygusal güç doğurduğu sorusundan yola çıkar. Vatanla anne
ya da sevgilinin özdeşleşmesinin namus kavramı üzerinden bir aşk poetikası biçimlendirdiğini
belirtir. Bu aşk ve ayrılık poetikası ölüme kadar götürebilecek bir tutkunun harekete geçiriciliğini
barındırır.20 Bu noktada, dikkat edilmesi gereken hem anne hem sevgili olan vatanın erkeğin ilksel
arzularına hizmet edecek bir biçimde bir araya getirilmiş olmasıdır. Freud’a göre baba
otoritesinden çekinen erkek çocuk, annesine olan isteğini bastırır.21 Bu bastırılmışlık onu toplumun
kodları içine dâhil olmasını mümkün kılar ve ilk isteğini başka bir kadına yöneltir, bu da sevgilidir.
Anne ve sevgili imgeleriyle donatılmış bir vatan ise ona ilksel isteğinin tüm arzularını geri verir.
Bu büyük arzu, baba otoritesinin olmadığı bir alanda onu erkekliğin en büyük güç ve arzularıyla
donatır. Vatanı kurtarmak ve ona sahip olmak anne ve sevgiliye aynı anda sahip olmayı
beraberinde getireceğinden ilksel arzusuna ulaşmak için her şeyi göze alır. Genç askerlerin ve
özellikle belirgin olarak İhsan’ın Ayşe’nin peşinde sürüklenmesinde bu anne-sevgili
özdeşleştirmesinin yarattığı büyük güç yatmaktadır. Bu gücün insan hayatında bir yansımasını
Freud “fort-da”(hoppa) oyununa benzetir. İnsan toplumsal hayatın içine girdiğinde anne rahmine
dönüşün mümkün olmadığını algılar, fakat bu büyük bir boşluk yaratır. Bu boşluğu doldurmak için
hayatta sürekli bir şeyler elde etmeye çalışır. Ancak bu elde ettiği şeyler asla arzuladığı mekânın
boşluğunu dolduramaz, yerini tutamaz. Bu nedenle her seferinde hayal kırıklığı yaşar.22 İhsan’ın
Ayşe’yi Peyami’ye anlatışında bu “fort-da” oyununun izlerini görmek mümkündür: “Anladım ki
Ayşe’nin maddiyatını hatırlatan neye temas etsem Ayşe olmadığını anladığım an, Ayşe için
iştiyâkım azıyor, kabarıyordu. Nihayet bir papaz gibi perhizkâr ve iş içinde yaşamaya karar
verdim”(163)
15
a. g. m., s. 166
a. g. m., s. 166.
17 Julia Kristeva, “Kadınların Zamanı”, çev. İskender Savaşır, Defter, no.21. (1-21)
18 Nira Yuval-Davis, Cinsiyet ve Millet, İstanbul: İletişim, 2003, s. 190.
19 Afsaneh Najmabadi, “Sevgili ve Ana Olarak Erotik Vatan: Sevmek, Sahiplenmek, Korumak”, Vatan Millet Kadınlar
içinde, der. Ayşegül Altınay, (118-154)
20 a. g. m.
21 Terry Eagleton, Edebiyat Kuramı, İstanbul: Ayrıntı,1998, s. 173- 204.
22 a. g. e., s. 205.
16
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/6 Spring 2014
894
Seher ÖZKÖK
Sonuç olarak, Ateşten Gömlek’in “askerleştirme” işlevi romansın birtakım izlekleri, kadınvatan özdeşliği ve şövalye romanslarının ana ilişkisi yardımıyla metinde etkin hale getirilmiştir
diyebiliriz.
Ateşten Gömlek’in sentimental salınımları
Margaret Cohen, sentimental sosyal romanın toplumun çirkin riyakâr yüzüyle bireysel
özgürlükler arasında kalan ana karakterin azabının romanı olduğunu belirtir. Ancak sentimental
romandan farklı olarak sentimental sosyal romanda karakter toplumun bu yapısını zalimce görür,
ona karşı çıkacak gücü kendinde bulur, ancak sonunda yine yenilir. Bunun dışında, kötü ve iyi çok
net ayrılmıştır ve kötüler ayrıntılı tasvirlerle eleştirilirler. Sentimental sosyal romanda sentimantal
romanda yer alan tüm estetik öğeler tekrar edilir, ancak bunun ötesinde sentimental sosyal romanın
toplumun kodlarını değiştirmek, onu dönüştürmek gibi çok net bir amacı vardır.23
Ateşten Gömlek’e bakıldığında toplumun çirkin ve riyakâr yüzü ile bireysel özgürlük
arasında kalmış baskıya maruz bir ana kahraman görmek mümkün değildir. Bunun yanında
romanın belli bir bölümüne kadar toplumun riyakâr yüzü (Şişlili hanımlar) ile milli özgürlük
arasında gidip gelen, ancak herhangi bir baskıya maruz kalmayan bir karakter vardır metnin içinde:
Peyami. Peyami de kısa zamanda bu gidip gelmenin üstesinden gelecek ve seçimini yapacaktır.
Peyami’nin ikiliği sentimental sosyal romanın ikiliği gibi baskı yaratmaz. Romanslardaki gibi
kolaylıkla ikiliğin üstesinden gelir, sonunda da bu ikiliğin üstesinden geldiğine inanır. Peyami daha
çok bir seçim yapar ve seçiminin karşılığını alır, annesi onu reddeder. Romanda bunun dışında iki
yapı arasında sıkışan başka bir karakter vardır: İhsan. Bireysel aşk ile milli dava arasında sıkışan
İhsan sentimental sosyal romandan çok sentimental romanın toplumun refahı/selameti ile bireysel
özgürlüğü arasında sıkışan ana karakterine benzer. Hatta onun yaşadığı krizin sentimental romanın
kullandığı yöntemlerden biri olan “tablo”24 ile metne yansıdığı da görülmektedir:
Ben o zaman vahşetle, cinnetle göğsümün sargılarına parmaklarımı geçirdim, sargıyı sonra da
yarayı parçalamaya başladım. Acı filan kalmamıştı. Nihayetsiz bir acı ve dalga vardı.
O hemen koştu, kollarımı yakaladı. Yaramdan fışkıran kan ağzıma kadar geliyordu. Kollarımı
boynuna doladım. Dudaklarımı yakıp vücuduma giden sıcak sarhoşluk kandan mı, onun dudaklarından mı
bilmiyordum; lezzetinin mislini bir daha tatmak kabil olmayan dudaklarını kaç defa öptüm bilmiyorum.
(167)
Ateşten
Gömlek’te
sentimental
sosyal
karikatürleştirmesi”ne sadece Mister Cook’ta rastlanır:
romanın
gerektirdiği
“kötülerin
Odada yalnız o varmış gibi oturuyor, iskelet gibi uzun bacakları diz kemikleriyle pantolonunun
altından teressüm ediyor, kocaman ince ayaklarını mütemadiyen sallıyordu. Seyrek saçlı kafası, tüyü
dökülmüş ihtiyar bir av kuşu gibiydi. Burnu kocaman mütecaviz ve havada, bulanık küçük gözleri
birbirine yakın mavi iki boncuk gibi hissiz hissiz bakıyordu. Fakat en bariz hususiyeti dudaklarını örten ve
aşağıya sarkan rengi belirsiz bıyıklarıydı. Bu çirkin tüylerin arkasındaki ağız gülüyor mu, eğleniyor mu,
konuşuyor mu, belli değildi. En çok, arada bir iki kazma gibi sarı diş, yırtıcı bir istihza ile gizli ağzı insanı
işgal ediyordu. Mütekebbir, kendi ile dolu, müstehzi, zaferi başına sıçramış, daima kendi kini için ‘yerli’
tabir ettiği müstemleke halkını çizmesinin altında ezen İngiliz İmparatorluğu’nun müstemleke zalimlerinin
en cahil ve en aşağı enmûzeci. (36)
Mister Cook’un karikatürleştirmesinden hareketle, Ateşten Gömlek’in işgalci devletler-milli
hareket ikiliği üzerinden sentimental sosyal roman kalıbına mı oturtulduğu sorusu ortaya
çıkmaktadır. Ancak sentimental sosyal romanın gerektirdiği iki yapı arasında sıkışıp kalarak bunun
azabını yaşama meselesi, metnin tümüne yayılmış değildir. Karşı tarafın riyakârlığına karşı çıkma
söz konusu olsa bile sonuçta ana karakterin yenilgisinden çok şanlı ölümüne şahit oluruz, çünkü
23
24
Margaret Cohen, The Sentimental Education of the Novel, Princeton University Press, 1999, s. 120-162
a. g. e., s. 65
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/6 Spring 2014
Ateşten Gömlek: Sentimental mi Romans mı?
895
karşı çıkış şövalye romanslarına has bir kahramanlık destanı ile anlatılır ve metnin büyük
bölümünü kaplar. Bunun dışında, eğer bu metin Batı dünyasını da hedefleyen bir metinse
Peyami’nin anlatıcılığının da sentimental sosyal romandaki “müvekkilini koruyan avukat
anlatıcı”25yla bir tutmak mümkündür. Peyami metin boyunca savaşın haklılığını, zorluklarını ve
ayrıntılarını sıralayarak, Ayşe ve İhsan’ın arkasında durarak bu görevi yapmış görünmektedir. Bu
yorum, “Hâtime” bölümüyle birlikte okunduğunda anlamlı hale gelmektedir. Bu bölümde doktorlar
Peyami’nin Ateşten Gömleği’ne çetin ve Latince bir isim koyarlar. Nedeni Peyami’nin
günlüğündeki insanlardan hemen hemen hiçbirinin gerçek hayatta karşılığının olmamasıdır. Bu
durum beynine giren kurşunun etkisidir. Diğer deyişle tüm metin düşman kurşunuyla vurulmuş bir
beynin hayalidir, buna da modern pozitivist dünya bir hastalık adı verecektir. Tüm roman düşman
düşüncesinin şiddeti altında yazılmıştır ve hayaldir aslında Batı’ya göre. “Hatime” bölümü yazarın
milli hareketin Batı’da algılanışını verdiği bölümdür. Avukat anlatıcı Peyami ne kadar çabalasa da
Batı dünyası karşısında müvekkillerinin işlediği günahı yeterince savunamamıştır.
.Ateşten Gömlek’te sentimental ve sentimental sosyal roman unsurları romanın
“askerleştirme”işlevini kesintiye uğratan(Ayşe ve İhsan’ın durumu gibi) ya da metnin yüzünü
başka bir okur kitlesine çeviren (Peyami’nin avukat anlatıcı işlevi gibi) unsurlar olarak romanın
içinde yer almaktadırlar.
Ateşten Gömlek’te Gerçekçi Parçalar:
Ateşten Gömlek’in kimi zaman sentimental romana kimi zaman sentimental sosyal romana
kayan bu özelliklerinin dışında gerçekçi ve tarafsız sahneleri, bu alandaki çatışmaları da metnin
içine yerleştirdiği bir gerçektir. Mehmet Çavuş, Bolşevik Ahmet Rıfkı, çeteler, ordunun
düzenlenmesi ve iç savaş ortamı metindeki gerçekçi unsurlardır. Bu gerçekçi unsurlar romana,
metnin “askerleştirme” işlevini ekinleştirmek bağlamında, dağınıklıktan ve zorluklardan tekliğe ve
güce gidişin kanıtları olarak konulmuşlardır.
KAYNAKÇA
ADIVAR, Halide Edib. Ateşten Gömlek. İstanbul: Özgür, 1999.
ADIVAR, Halide Edib. Handan. İstanbul: Atlas, 1989.
AKŞİN, Sina. “Siyasal Tarih (1980–1923)”, Türkiye Tarihi 4 Çağdaş Türkiye (1908-1980) içinde.
yay. yön. Sina Akşin, İstanbul: Cem, 2002.
BULUT, Faik. İttihat Terakki’de Milliyetçilik, Din ve Kadın Tartışmaları. Esenyurt: Su Yayınları,
1999.
COHEN, Margaret. The Sentimental Education of the Novel. Princeton University Press, 1999.
EAGLETON, Terry. Edebiyat Kuramı. İstanbul: Ayrıntı,1998.
ELİUZ, Ülkü. “Cinsel Kimlik Paniği: Kadın Olmak”. Turkish Studies, Volume 6/3 Yaz 2011.
ENGİNÜN, İnci. Halide Edib Adıvar’ın Eserlerinde Doğu-Batı Meselesi, Ankara: Milli Eğitim
Bakanlığı Yayınları, 1995
FRYE, Northrop. “The Mythos of Summer: Romance”, Modern Genre Theory içinde. der. David
Duff, Essex: Longman, 2000.
25
a. g. e. , s. , 159.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/6 Spring 2014
896
Seher ÖZKÖK
GÖZÜTOK, Türkan. “ ‘Yeni Turan’da Milli Kimlik Sorunu”. Turkish Studies, Volume 5/2 Bahar
2010.
KRİSTEVA, Julia. “Kadınların Zamanı”. çev. İskender Savaşır. Defter, no.21. (1-21)
NAJMABADİ, Afsaneh. “Sevgili ve Ana Olarak Erotik Vatan: Sevmek, Sahiplenmek, Korumak”.
Vatan Millet Kadınlar içinde. der. Ayşegül Altınay. İstanbul: İletişim, 2000.
SARAÇGİL, Ayşe. Bukalemun Erkek. İstanbul: İletişim, 2005.
SEVİNÇ, Canan. “Atatürk Dönemi (1923-1938) Türk Romanı’nda Milli Mücadele”,.Turkish
Studies, Sayı 4 /1-II Kış 2009
URGAN, Mîna. İngiliz Edebiyatı Tarihi. İstanbul: Altın Kitaplar, 1986.
YUVAL-DAVİS, Nira. Cinsiyet ve Millet. İstanbul: İletişim, 2003.
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 9/6 Spring 2014