close

Enter

Log in using OpenID

Köy-Koop Haber Gazetesi 29. Sayı - Köy

embedDownload
Türkiye’nin Tek Tarım Gazetesi
NİSAN 2014
Yıl:3 Sayı:29
TÜRKİYE KÖY KALKINMA VE DİĞER TARIMSAL AMAÇLI KOOPERATİF BİRLİKLERİ MERKEZ BİRLİĞİ GAZETESİ
31 Mart 2014: 11 Milyon Köylü
-Pardon Mahalleli- Yeni Bir
Döneme Girdi
2014 Uluslararası Aile Tarımı Yılı
ZMO’nın 44. Dönem Olağan
Genel Kurulu Yapıldı
»» 31 Mart 2014 tarihinden sonra 2012 yılında çıkan 6360 sayılı Büyükşehir Yasası ile köy ve
beldeler mahallelere dönüştürülerek şehrin bir parçası haline getirildi.
29 Ocak 2014'te TÜİK'in yayımladığı nüfus verilerine göre son yasa ile birlikte
2012'de % 77,3 olan kentli nüfus oranı
yasa ile 2013'te % 91,3’ e yükseltildi. Yani
17 milyonu aşan köylü nüfusu bir anda 6
milyona kadar düşürüldü.
34 bin 434 olan köy sayısı 18 bin
214'e geriledi.
1,977 olan belde sayısı da 394'e düşürüldü.
Böylece köy ve beldelerin tüzel kişiliğini
ortadan kaldıracak ilk adım atılmış oldu.
Türkiye'de bir anda kırsal
nüfus oranının % 23'ten % 9'un
altına düşürülmesinin etkileri
rakamların ötesinde de olacak.
“Tarım ve Kırsal Alanların Geleceği Açısından Büyükşehir Yasası”
başlığı ile hazırladığı raporda Büyükşehir Yasası ile ortaya çıkan endişelere dikkat çeken Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi ve gazetemiz yayın
kurulu üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk’a
göre büyükşehir yasası: » Syf 4’de
Yeni yasayla birlikte 16 bin
220 köy ve 1,583 belde bir
anda mahalle yapılarak
büyükşehirlere bağlandı.
Elektrik Borcu Olan
Çiftçiye Kötü Haber
Köy-Koop Mesleki
Eğitim İçin Ahi Evran
Üniversitesi’ndeydi
»» Elektrik borcu olan çiftçiye 2014'te
yapılması gereken tarımsal destekleme
bedeli ödenmeyecek.
Resmi Gazete'de yayımlanan
Bakanlar Kurulu kararına
göre, tarımsal sulamaya ilişkin elektrik borcu bulunan
çiftçilere bu borçları ödeninceye kadar, 2014'te yapılması gereken tarımsal destekleme bedeli ödenmeyecek.
Gıda Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığının Tarımsal Sulamaya İlişkin Elektrik Borcu
Bulunan Çiftçilere Bu Borçları Ödeninceye Kadar 2014
Yılında Tarımsal Destekleme
Ödemesi Yapılmayacağına
Dair Bakanlar Kurulu Kararı
Uygulama Tebliği de Resmi
Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. » Syf 7’de
“Gemisi, teknesi olana 1,5 liraya
mazot, biz üreticilere ise 4,65 liraya,
böyle adalet olmaz”
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde
Ankara’nın Nallıhan ilçesine bağlı Davutoğlan
Köyü’nde üretici kadınlarla birlikteydik.
» Syf 8’de
Genel Kurul’da Türkiye’de tarımsal yapının mevcut durumu ve sorunları ile meslek alanındaki gelişmeler
ve çözüm yolları ele alındı.
Ayrıca, yapılan Genel Kurul
ile ZMO’nun yeni Yönetim
Kurulu, Denetleme Kurulu
ve Onur Kurulu üyeleri de
belirlemiş oldu.
Genel Kurul’un çalışmaları
kapsamında 8 Mart günü 43.
Dönem Oda Başkanı Dr. Turhan TUNCER yaptığı açılış
konuşmasında
Türkiye’nin
zor bir dönemden geçtiğini
belirterek 30 Mart yerel seçimlerinden sonra yürürlüğe girecek olan Büyükşehir
Yasası’nın küçük üreticinin
mülkiyet hakları üzerinde ciddi tehlikeler yaratacağını ve
kırsaldaki yoksulluk oranını
daha da artıracağını belirtti.
Dr. Yener Ataseven » Syf 6’da
Milli Parklar İmara Açıldı
»» Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından
hazırlanan ‘Milli Parklar Yönetmeliğinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’,
18 Mart 2014 tarih ve 28945 sayılı Resmi
Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
»» Köy-Koop Merkez Birliği tarafından
18 Mart 2013 tarihinde Mucur Meslek
Yüksekokulu Kooperatifçilik Bölümü’nde bir
günlük ‘Mesleki Eğitim’ dersi verildi.
Ahi Evran Üniversitesi Mucur
Meslek Yüksekokulu ve KöyKoop Merkez Birliği arasında
yapılan ‘İş Birliği Protokolü’
çerçevesinde düzenlenen eğitimler devam ediyor. KöyKoop Genel Başkan Yardımcısı M. Barış Aydın, Köy-Koop
Genel Müdürü Turgay Solmaz
»» Genel Kurul 8-9 Mart 2014 tarihinde 27
şube ve 53 il temsilciliğinden 390 delegenin
katılımıyla Ankara’da gerçekleştirildi.
tarafından
gerçekleştirilen
mesleki eğitim, Kooperatifçilik Bölümü Öğretim Görevlisi
S.Sedat Akgöz ve öğrencilerin
katılımıyla yapıldı. Açılışta
Köy-Koop Merkez Birliği’nin
faaliyetleri ve Bölge Birliklerini tanıtan bir sunum gerçekleştirildi. » Syf 7’de
Buna göre, 1986 yılında yürürlüğe giren Milli Parklar
Yönetmeliği’nin 5. maddesinde yapılan değişiklikle kamu
yararı gerektirmesi durumunda milli parklarda HES
ve benzeri yatırımların önü
açıldı. Artık milli parklarda
kamu yararı görülen, yapılmasının zorunluluk olduğu
ileri sürülen her türlü yapıya
izin verilecek. » Syf 17’de
Hadi İLBAŞ
Prof.Dr. T. Ayhan ÇIKIN
Erol AKAR
Dünden Bugüne
Kooperatifçilik -29» Syf 2’de
Mikroekonomi Açısından
Kooperatif Girişimler -I» Syf 10’da
Kooperatifler Nereye
Götürülecek?
Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI
Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA
Ünal ÖRNEK
Çiftçilere Destekleme Yok!
Türkiye’de Tarımın
Ekonomi-Politiği
» Syf 4’te
» Syf 5’te
2014 Dünya Su Gününde
Su ve Enerji
» Syf 19’da
Dr. Nezaket CÖMERT
Dr. Erhan EKMEN
Uzm. Dr. Esra GÜNERİ
Kent Tarımı
Eleştirmek
» Syf 14’te
» Syf 13’de
» Syf 11’de
Organik Tarımda
Gübreleme ve Bitki
Koruma » Syf 15’te
KOOPERATİFÇİLİK
Dünden Bugüne Kooperatifçilik -29SONUÇ
73 ayda aşağıdaki yatırım ve giderleri yapıyor:
Girişimin Engiz Çevresi ile İlgili Sonuçları - Uzun Süreli İş Planı Uygulamaları
10.000.-TL. Kooperatife taahhüt ödemesi
5. Engiz Koop. Süt Fabrikası yanında,
50 başlık Süt İnekçiliği projesi hazırla- - Engizli Ahmet Altun Türkiye Köy Kooperatifçiliğine (Köy-Koop Merkez Birliği) aryıp Orman Köyleri fonundan b u iş için
mağan ediliyor.
304.400.- TL. kredi alıyor. Fakat bu parayı
süt fabrikasında kullanmak için başvuru- Karar
yor. Başvurusu kabul ediliyor. Böylece Süt
Engiz Çevresi halkı kalkınmaya yatkın ve
inekçiliği Projesi de rafa kalkıyor.
hak sahibi bir topluluk. Ancak ekonomik
6. Engiz Koop. Süt İnekçiliği ile bir de yem
politika ile sosyal politikanın birlikte yürüfabrikası kurmayı planlıyor. Samsun-Ye- tülmesine inanmayan iktidarlar döneminşilköy’ de arsası alınıyor. Bursa’daki Danış- de büyük bir kalkınmadan söz edilemez.
man Firmasına Fabrikanın kuruluş sorum- Çevrenin kooperatif ağalarından arınması
luluğu veriliyor ve ilk kaparo 86.000.- TL. en önemli koşul. Yörükler ve Kertme dışınödeniyor. Fakat süt fabrikası ağır basınca, daki Ballıca , Çandır ve Dağköy kooperabu para ile Danışman Firmasından süt ka- tiflerinin Engiz Koop. ile birleşmesi sorunu
zanları satın alınıyor. Böylece, Yem Sanayi
çözümleme bekliyor.
Projesi de terk ediliyor.
İşgücü Projesinin Nimetleri
Dinsel ve Siyasal Tarafsızlık İlkesi: Engiz
Koop. Yöneticilerinin çeşitli siyasi görüşleri benimsediklerini görüyoruz. Buna
rağmen yöneticiler arasında ki uyum mükemmeldir. Siyasi tartışmaların yalnızca
kahvelerde yapılması, yazılı olmayan fakat
titizlikle uygulanan bir karardır.
%20 Kişisel tüketim giderlerine
- Engiz’de Belediye Teşkilatı kuruluyor.
%15 İzine gelme giderlerine
- Engiz’de yoksulluk, kimsesizlik ve işsizlik
sorunları çözülüyor.
%18 Konut yapımına
- Her mahalleye bir ilkokul kuruluyor.
% 7 Ev eşyası alımına ayrılıyor.
Almanya’da çalışan kooperatif ortağı Süleyman Esmer 1966-72 yılları arasındaki
Yazarımızın önceki yazılarına www.
koy-koop.org adresinden ulaşabilirsiniz
törlük görevi başarı ile yürütülüyor.
- Engiz’de bir TATİL Köyü kurma hazırlık-
%25 Aile gereksinimine
01/04/2014
28/04/2014
Mart 2014 Dönemine Ait Aylık ve Ocak-Şubat-Mart/2014 Dönemine Ait Üç aylık Gelir/Kurumlar Vergisi Stopajının Ödenmesi
01/04/2014
28/04/2014
Mart 2014 Dönemine Ait Aylık ve Ocak-Şubat-Mart/2014 Dönemine Ait Üç Aylık Katma Değer Vergisinin Ödenmesi
01/04/2014
28/04/2014
Mart 2014 Dönemine Ait İstihkaktan Kesinti Suretiyle Tahsil Edilen Damga Vergisi ile Sürekli Mükellefiyeti Bulunanlar İçin Makbuz Karşılığı Ödenmesi Gereken Damga Vergisinin Ödenmesi
01/04/2014
30/04/2014
2013 Yılına İlişkin Kurumlar Vergisi Mükellefleri İçin Kesin
Mizan Bildirimi
01/04/2014
30/04/2014
2013 Yılına İlişkin Kurumlar Vergisinin Ödenmesi
01/04/2014
30/04/2014
Yıllık İşletme Cetvelinin Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüklerine
Verilmesi
01/04/2014
30/04/2014
Mart 2014 Dönemine Ait 4/a ve 4/b Kapsamındaki Sigortalılara
İlişkin Primlerin Ödenmesi
01/04/2014
30/04/2014
Mart 2014 Dönemine İlişkin Ba, Bs Formlarının Verilmesi
01/03/2014
02/06/2014
2014 Yılı Emlak Vergisi I. Taksit Ödeme Dönemi
01/04/2014
02/06/2014
Gelir Vergisi Mükellefleri İçin Vergi Levhasının İnternet Vergi
Dairesi Üzerinden Yazdırılarak Alınması
01/04/2014
02/06/2014
Mükellef Bilgileri Bildiriminin Verilmesi
KÖY-KOOP MERKEZ BİRLİĞİ
1971 yılından bu yana faaliyet gösteren Türkiye Köy Kalkınma ve
Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatif Birlikleri, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nun geçiçi 2. maddesi gereği, intibak dışı kalarak tüzel
kişiliklerini korumuş ve Merkez Birliği düzeyinde KÖY-KOOP adı altında üst örgütlenmelerini tamamlamışlardır.
Köy-Koop Merkez Birliği; Tarıma ait farklı çalışma alanlarında
(Hayvancılık, Süt üretimi ve işlenmesi, seracılık, halı–kilim üretimi,
zeytin ve zeytinyağı işlenmesi, bal, çeltik üretimi ve işlenmesi,
çiçekçilik, fidan, salça, reçel, konserve üretimi v.b.) etkinlik gösterir.
YAYIN KURULU
• Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI
• Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA
• Prof.Dr. Ayhan ÇIKIN
• Prof.Dr. Cem ÖZKAN
• Prof.Dr. Bülent GÜLÇUBUK
• Yrd. Doç.Dr. Tuba ŞANLI
• Yrd. Doç.Dr. Hilal TUNCA
• Yrd.Doç.Dr. Levent DOĞANKAYA
• Dr. Yener ATASEVEN
• Dr. Özdal KÖKSAL
• Dr. Neşe N. TOPRAK
• Dr. Selen Deviren SAYGIN
• Dr. Güray AKDOĞAN
• Dr. Caner Koç
• Uzm. Dr. Esra GÜNERİ
• Ünal ÖRNEK
• Erol AKAR
• Tevfik Fikret CENGİZ
Gazetemizin Yayın Kurulu Üyeleri Fahri Olarak Görev Yapmaktadırlar.
SA
M
LA
AÇLI KOO
P
ER
RK
- Engiz’de SÜTSPOR kulübü kuruluyor.
Kooperatifçilik Eğitimi, Engiz Koop’un
en çok başarı kazandığı ilkedir. Kurslar,
Seminerler, Kongreler kooperatif yöneticilerini çok etkiliyor. Kooperatifin abone
olduğu KARINCA Dergisi ve Ankara Ticaret Borsası Gazetesi devamlı okunuyor.
Kooperatifin bir kitaplığı var. Bir Haber
Bülteni yayınlanıyor. Kooperatifin projeksiyon makinası ve çok sayıda DİA resimleri
bulunuyor. Ortaklar tüm bu olanaklardan
yararlanıyor. Almanya’dan her hafta Raiffeisen Kooperatifler Birliğinin Gazetesi ve
Sütçülük Dergisi geliyor. Bunlardan sadece Almanca bilen Yönetici ve Teknisyenler
faydalanıyor. 2013 Yılına İlişkin Kurumlar Vergisi Beyannamesinin Verilmesi
LİKLERİ M
E
AP yanlısı olup da, kooperatifçiliğe inanmış kişilerin her dönemde yönetime katıldıklarını görüyoruz. Alevi-Sünni ayırımı
hiçbir dönem söz konusu olmamıştır.
01/04/2014
25/04/2014
BİR
Yöneticilerin ortaklara parti yanlısı olmalarına göre işlem yaptıklarına ise rastlanmıyor. Yöneticilerin hemen hepsinin CHP
yanlısı oldukları dönemde dış ülkeye gidenlerin çoğunluğunu AP yanlısı ortaklar
oluşturmaktadır.
Mart 2014 Dönemine Ait İstihkaktan Kesinti Suretiyle Tahsil
Edilen Damga Vergisi ile Sürekli Mükellefiyeti Bulunanlar İçin
Makbuz Karşılığı Ödenmesi Gereken Damga Vergisinin Beyanı
F
10. El sanatları, Yörükler Kooperatifin- Engiz çevresine yeni bir terim giriyor. .
ce başarı ile uygulanıyor. Engiz Koop.’un “Kontaç “ işgücü kontenjanı, Proje v e paSamsun Fuarında açtığı Stand Yörük Ki- saport gibi yeni terimlerden oluşan b ir
limleri ile süsleniyor.
terimdir. İşte bu üç terim, boynu bükük,
yüzü asık insanların kaderini değiştiriyor.
Engiz Çevresi Kooperatifleri Uzun Süreli
İş Planında yer alan konuların birçoğunun, Almanya’ya giden kooperatif ortakları Enhatta bu projelerde yer almayan diğer sos- giz Çevresine yeni bir çehre kazandırıyoryal çalışmaların gerçekleştiğini görürüz
lar. Engiz Koop. Yönetim Kurulu Başkanı
Osman Şenocak’ın bu konuda yaptığı an- Engiz’de Ortaokul açılıyor
Okullara ve ibadethanelere gerekli yardım- ket sonuçları çok ilginç. Almanya’da kazanılan aylık kazançtan:
lar yapılıyor.
- Devlet Kuruluşları arasındaki koordina- %15 Kooperatife
Yöneticiler sık sık değişmiştir. Kooperatifin iştigal konusunun ticaretini yapanlara
Engiz Koop.’ta asla rastlanamaz Ortaklar
Genel Kurul kararlarını etkileme bilincine
ermişlerdir. Hiçbir maddi ve siyasi eğilimin kooperatif organlarını baskı altına aldığı görülmemiştir. Engiz Koop. VII Genel
Kurulunun Süt Fabrikasına ortak bir tüzel
kişinin ortaklığına kooperatifçiliğe olumsuz davranışından dolayı son verdiğini görüyoruz. AP’lilerin yönetimin tümünü ele
geçirme çabaları boşa çıkmıştır.
01/04/2014
24/04/2014
İ
AT
7. Engiz Gıda Sanayi Anonim Şirketi Niş- İşgücü çıkmazının perdesi kalkıyor. Proje
koz Projesini gerçekleştiremeyeceğini an- artık uygulanıyor. Kooperatif ortaklarının
layınca, Engiz Koop’un rafa kaldırdığı iki
gönderilmesine başlan yeniden başlanıyor.
projeyi ele alıyor. 50 başlık ahır kurup, Haber Engizde sevinçle karşılanıyor. Bu
Almanya’dan 44 baş Jersey düve ve 1 baş
durumdan Almanya’ya daha önce göndeboğa getiriyor. Diğer yandan da Yonca Unu
rilmiş ortaklar da etkileniyor. Engiz’den alve Karma Yem Fabrikası inşaatına başlıyor. dıkları mektuplarda “Abi” veya “Amcaoğlu”
Fabrikanın sosyal tesisleri ile deposunu “Sen kooperatife taahhüdünü yollamaz isen,
tamamlıyor. Makine seçimi çalışmalarına
beni salmıyorlar. Aman beni düşünmebaşlıyor.
mezlik etme. Kooperatifin parasını hemen
8. Tüketim mallarını temin için Ballıca, gönder.” Veya başka bir örnek “ulan Hasan,
Dağköy ve Yörükler köyünde satış mağa- kooperatifin parasını, sonra karışmam. Benim istikbalim ile oynama.”
zaları açılıyor. Yörükler Köyü Kooperatifi
çevrede yetişen barbunya fasulyelerini ve
Ortaklar kendi aralarında diyalog kuraayçiçeğini ortaklardan toplayıp iyi pazarlar
rak oto kontrol mekanizmasını yürürlüğe
buluyor.
koyuyorlar. Bu yolun faydası görülüyor.
Paralar büyük bir hızla geliyor. .bu arada
9. Tütün konusunda yapılan girişimlerde
Engiz Koop. yöneticileri de uyanık davraacı tecrübeler elde ediliyor. Sürmeli köyü
nıpyeni gideceklerden ve kefillerden bono
tütün konusunu erle alacak bir kooperatif
kurmak istiyor. İktisat Fakültesi mezunu, alıyorlar. Bu suretle de dış ülkeden Engiz
köy çocuğu Nazım Bey Ankara’ya koşuyor. Koop.a gelecek sermaye güvenceye bağlanıyor ve aksamasız uygulanıyor.
Yetki istiyor. Aldığı cevap “Tütün konusu
kooperatifleri ilgilendirmez”.
Kontaç Var mı Kontaç ?
Açık Kapı İlkesi kesinlikle uygulanmakta
Dış ülkeye gitmek için kooperatife ödenen
sermaye paylarının, gitmekten vaz geçen
veya gönderilmeyen ortağa geri ödenmemesi Türkiye çapında bir sorun olduğu halde, Engiz Koop. İçin b u sorun söz konusu
değil. İsteyen ortak hemen parasını alıp
ayrılabilmekte. Hatta olumsuz propagandaya araç olmaması için işlem, anasözleşmede belirtilen süre dolmadan yapılmakta.
Ancak yerleşim merkezleri dışından ortak
alınmamıştır. Tek şehirli ortak ise, girişimci lider Hüsnü kurtluoğlu’dur. Demokratik
Yönetim İlkesi, Türkiye’nin başka bir kooperatifine nasip olmayacak şekilde uygulanmıştır. Engiz Koop.’un gerçek Demokrasi Okulu olduğunu görürüz.
Mart 2014 Dönemine Ait Aylık ve Ocak-Şubat-Mart/2014 Dönemine Ait Üç Aylık Katma Değer Vergisinin Beyanı
M
- Köylüler seçme ve seçilmenin gerçek anlamını kavramışlar.
Engiz Koop’un kazandığı en büyük başarı,
kooperatif ilkelerine sadık kalmasıdır. 6
temel ilkeden sadece risturn ve faiz ilkelerinin ekonomik nedenlerle yerine getirilemediğini görüyoruz. Bunun dışındaki ilkeler büyük bir titizlikle uygulanıyor.
01/04/2014
24/04/2014
RI
- Kooperatif Engiz Çevresi Köylülerinin
kalplerini ısıtmış, onların girişim ruhunu
geliştirmiş.
Kooperatifçilik İlkeleri
Mart 2014 Dönemine Ait Aylık ve Ocak-Şubat-Mart/2014
Dönemine Ait Üç aylık Gelir/Kurumlar Vergisi Stopajının Beyanı
V E D İ Ğ E R TA
- Kız alıp verme artık olağan. Çingeneler
bile itibarlı.
Türkiye Köy Kooperatifçiliği
Yönünden İzlenmesi Gereken
Sonuçlar
01/04/2014
24/04/2014
MA
- Engiz Çevresinde etnolojik etken önemini
yitiriyor. Türkçeyi iyi konuşanların sayısı
her gün artmakta.
Osman Şenocak dış ülkelere öncelikle kooperatif ortaklarının gönderilmesini savunuyor.
Mart 2014 Dönemine Ait Aylık Prim ve Hizmet Belgesinin
Verilmesi
IN
Sosyal
Böylece, kırsal alanda yerleşim, konut toprak reformu, arazi ıslahı tarımsal v e hayvansal üretim ile sosyal sorunların çözümlenmesi olanağı doğuyor.
01/04/2014
24/04/2014
K
Ayrıca 2 kardeşini ve1 yeğenini Almanya’ya
alıyor. Ana ve babasını hacca gönderiyor.
Mart 2014 Dönemine Ait İlan ve Reklam Vergisinin Beyanı ve
Ödenmesi
L
15.000.TL. Oğluna düğün
Şimdi Engizliler acil durumlarda nakit gereksinimini karşılamak üzere kendi aralarında Yardımlaşma Sandığı kurma hazırlığı içindeler.
01/04/2014
21/04/2014
KA
150.000-TL. Bafra-Çorak’ta arazi alımı
ları başlıyor.
2. Bafra-Yörükler Köyü Kalkınma Kooperatifi ev konserveleri kursu açılıyor. Ortaklarına konserve yapılması öğretiliyor. Genel Sonuçlar
Kooperatif, Balık Göllerinin İşletmeciliğini
alabilmek için yoğun çalışmalar yapıyor.
Ekonomik
Ancak göller ihaleye çıkarılınca yine Balık
- Köylüler PROJE kelimesini öğrenmiş buAğalarının eşinde kalıyor.
lunuyorlar
3. Bafra-Ballıca ve Bafra-Yörükler, Makine
Türkiye’nin ilk PROJE BİRLİĞİ gerçekKullanımı projesi uyguluyorlar. Traktörler,
leşmiş
durumda.
biçerdöverler alıyorlar.. Ancak, bu proje
hizmetleri bütün ortaklara ulaşmak başa- - Engiz Koop. Türkiye’nin 5 büyük Süt Endüstri işletmesinden birini kurma yolunda
rısı gösteremiyor.
4. Dış Ülkelerde çalışan Türk İşçilerinin
kurdukları Engiz Gıda Sanayi ve Ticaret
Anonim Şirketi Engiz’ de Nişasta-Glikoz
Sanayi kurmak üzere girişimde bulunuyor.
Fabrikanın kurulacağı araziyi satın alıyor.
İnşaata başlıyor. Ancak sermaye sorunu
girişimi engelliyor. Şirketi Samsun Ticaret
Odasında yaptığı toplantıya gelen tüccarlar, aralarında yeni bir şirket kurarak Nişasta, Glikoz sanayiini Çarşamba’da kurmayı başarıyorlar.
13.000.-TL Engiz’de alımı taksiti
Ğİ • KÖY
Köy-Koop Eski Genel Başkanı
25.000.-TL. Kertme’de arazi alımı
RLİ
Hadi İLBAŞ
Bİ
1. Samsun-Kertme Köyü Kalkınma Kooperatifi Konserve Sanayi Projesi uygulanıyor.
Konserve fabrikasının binasın tamamlanıyor. Makineleri sipariş ediliyor. Güncel
sorunu: İşletme Sermayesi.
25.000.-TL. Traktör alımında 1/3 hisse
Nisan 2014 dönemi itibariyle muhasebesel
açıdan yapılacak işler pek yoğun olmamakla
beraber her zaman belirttiğimiz gibi zamanlar
konusunda çok dikkat etmemiz gerekiyor.
Bu arada 2013 T.yılına ait işlemlerimiz
bitmiş defterlerimizin kapanış tasdiklerinin
yapılacak olması gerekmektedir. Ayrıca genel
kurul toplantıları içinde çalışmalara başlamak
ileride yaşayacağımız sıkıntıları önlemek için önemlidir.
Z
Engiz Çevresi Köy Kooperatiflerinin girişim dönemi başlangıcında ele alınan bütün
konulara bir göz atacak olursak, aşağıdaki
sonuçlarla karşılaşırız:
73.000.-TL. Samsun’da ev alımı
15.000.-TL. Köydeki evin onarımı
MUHASEBEDE BU AY
E
2
Nisan 2014 Köy-Koop Haber
İmtiyaz Sahibi ve Yayınlayan:
S.S. Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı
Kooperatifler Birliği KÖY-KOOP Adına
Yakup YILDIZ
Sorumlu Yazıişleri Müdürü:
Mehmet SEVER
Genel Yayın Yönetmeni: Emel TUĞRUL
Haber Müdürü: Turgay SOLMAZ
Haber Koordinatörü: Ayhan ELMALIPINAR
Reklam Müdürü: Yasemin ACAR
Merkez Adres: Paris Cad. 24/7 Kavaklıdere-Ankara
Tel: 0312.419 63 95 Faks: 0312. 419 63 96
Web: www.koy-koop.org • E-posta: [email protected]
Yayın Türü: Yaygın Süreli Yayın
Nisan 2014 ANKARA
Baskı:
Atalay Matbaacılık Ltd. Şti.
Elif Sk. Sütçü Kemal İşhanı No:7/236-237 İskitler - ANKARA
Tel: 0312. 384 41 82
Yazıların Sorumluluğu yazarlara, ilanların sorumluluğu ilan sahiplerine aittir.
4
Nisan 2014 Köy-Koop Haber
TARIM
Çiftçilere Destekleme Yok!
»» Tarımsal sulamaya ilişkin elektrik borcu bulunan
çiftçilere, borçları ödeninceye kadar 2014 yılında
tarımsal destekleme ödemesi yapılmayacak.
Bununla ilgili bakanlar kurulu kararnamesi, 09 Mart 2014 tarihli
Resmi Gazete’ de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
Bir iddiaya göre, çiftçilerimizin
elektrik borcundan dolayı kesilecek destekleme ödemelerinin,
özel elektrik şirketlerin kapatılan
borcu için harcanacağı bildiriliyor.
Çiftçiler Borçlarını Neden
Ödeyemiyor?
Bunun birçok nedeni var.
Sıralayalım;
• Tohum, gübre, akaryakıt, elektrik ve ilaç gibi tarımsal girdiler
çok yüksek. Örneğin, elektrik faturalarında enerji tüketim bedeli
dışında, kayıp kaçak bedeli,
dağıtım bedeli, sayaç okuma
bedeli, perakende satış hizmet bedeli, iletim sistemi kullanım bedeli, TRT payı, enerji
fonu, elektrik tüketim vergisi
ve KDV gibi 9 kalem vergi alınıyor. Bunların tutarı, tüketim bedelinin yüzde 45’ini buluyor.
• Çiftçi, dünyanın en pahalı mazotunu kullanıyor. Elektriğe gelince durum değişmiyor. Avrupa
Birliği’nde tarımsal elektrik ücreti
11 sent iken Türkiye’de 23 sent.
• Tarımsal girdiler yüksek, buna
karşılık çiftçi gelirleri düşük. Çünkü çiftçi ürünlerini değer fiyatına
satamıyor. Bir başka deyişle üretici ile tüketici arasında uzun bir
pazarlama kanalı var. Türkçesi,
üreticinin ürettiği ürünün kaymağı aracılarda kalıyor.
• Çok sayıda çiftçi örgütü
olmasına karşılık bunlar
çiftçilerin haklarını
yeterince koruyamıyor.
Çünkü ekonomik
örgütlenmeleri son
derece düşük. Çiftçi bir
türlü tarımsal sanayici
olamamış. Türkiye’de,
çok genel bir rakamla,
çiftçilerin kurdukları
kooperatiflerle tarımsal
sanayideki payları yüzde
3’ler civarında.
• Tarımsal sanayi desteklemelerinden kooperatiflerin düşük pay
alması, tarım politikalarının sonucu. Uygulanan tarım politikalarından en fazla zararı, tarımsal
işletmelerimizin büyük bir çoğunluğunu oluşturan küçük ve orta
ölçekli aile çiftçileri çekiyor. Para
kazanamayan çiftçiler topraklarını terk ediyor, kentlere göç etmek
zorunda bırakılıyor. Özellikle genç
kırsal kesim için durum böyle.
Köylerimizde genç insan kalmadı.
Prof.Dr. Mustafa KAYMAKÇI
İzmir Çiftçi Örgütleri
Güçbirliği Platformu
[email protected]
Köylülük Neden
Bitirilmek İsteniyor?
Köylülüğü bitirme salt Türkiye'ye
özgü değil. Dünyada da, küçük ve
orta ölçekli tarım işletmeleriyle
yapılan ile aile çiftçiliği, bir başka
deyişle köylü çiftçiliği endüstriyel dev ölçekli işletmelerle ikame
edilerek bitirilmek isteniyor. Bu
şekilde köylerin boşaltılmasıyla
kentlere gelecek, ancak iş ve aş bulamayacak yoksul köylülerin denetimi daha kolay olacak. Hesap bu.
Ancak, köylülüğün
tasfiyesi ile küçük ve orta
ölçekli işletmeler yerine
kurulması özendirilen dev
işletmeler ve sözleşmeli
tarım modeli ile üretim
ve verimi artırmak ve
de istihdam sorununu
çözmek olası mı sorusuna
cevap aramak gerekiyor.
Samir Amin adlı namuslu bir bilimci bu soruya şöyle cevap veriyor: “…Dünyada elli yıllık bir
zaman dilimi içinde, yılda
yüzde 7’lik sürekli bir büyüme hızı gibi hayalci bir hipotez gerçekleşse bile, sistem
kentlere gelen üç milyar insanın üçte birini bile emmeyi
beceremez. Yani kapitalizm
doğası gereği, köylü sorununu çözemez ve ortaya koyduğu tek perspektif, gecekondulaşmış bir dünya ve beş
milyar fazla insandır.” (Amin,
S.,”Editör” XXI. Yüzyıl Meydan
Okumaları Karşısında Köylü ve
İşçi Mücadeleleri, 2008. Özgür
Üniversite Yayınları).
Evet, konu elektrik borcundan
başlandı, nereye geldi? Kentli,
köylü, esnaf herkesin bunu düşünmesi gerekiyor.
Yeniden elektrik borcuna
dönersek,
• Elektrik ücretleri düşürülmeli,
çiftçilerin borçları ötelenmeli ve
destekleme ödemeleri yapılmalı.
• Çiftçiler, Bakanlar Kurulu’nun
kararının iptali için dava açmalı ve
seslerini duyurmalı.
31 Mart 2014: 11 Milyon Köylü -Pardon
Mahalleli- Yeni Bir Döneme Girdi
»» 1. Sayfa Haberi
“Tarım ve Kırsal Alanların Geleceği Açısından Büyükşehir Yasası”
başlığı ile hazırladığı raporda Büyükşehir Yasası ile ortaya çıkan endişelere dikkat çeken A.Ü Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi ve gazetemiz
yayın kurulu üyesi Prof. Dr. Bülent
Gülçubuk’a göre büyükşehir yasası:
• Yeni rantlar yaratabilir.
• Meralar amaç dışı daha rahat kullanılabilir
• Doğal kaynaklar üzerinde baskı artabilir
• Kırdan kente yeni göç dalgası yaşanabilir.
• Süreçte sermaye için yeni ucuz işgücü ortaya çıkabilir.
• Kırsal araziler kentsel arsalara dönüşebilir.
• Kırsal bölge topraklarının imara
açılması kaçınılmaz olabilir.
Yasa ile büyükşehir sınırlarına
dâhil edilen köylerde vatandaş
içme suyu, sulama suyu, atık
su gideri, alt yapı yatırımları ve
benzerleri için zamanla ‘bedel,
katılım payı’ adı altında yeni
harcama kalemleri ile karşılaşacak.
Söz konusu yasa ile birlikte köylü
için ön plana çıkan kaygıların başında köy ve beldelerin bir parçası olan
ahır, ağıl ve kümeslerin kaldırılması
ve köylünün zaten gün geçtikçe uzaklaştığı hayvancılıktan koparılma endişesi yer alıyor. Yani, 30 Mart 2014
sonrası köylüler için hayvancılık
daha da zor hale geleceğe benziyor.
Çünkü üretim yapmak isteyenler,
köylerin mahallelere dönüştürülmesi ile yerleşim alanlarının dışına çıkmak zorunda bırakılabilirler.
Prof. Dr. Gülçubuk’a göre tarım ile
geçimini sürdürmek isteyenlerin ise
maliyetleri daha da artacak. Çünkü
yasa ile büyükşehir sınırlarına dâhil
edilen köylerde vatandaş içme suyu,
sulama suyu, atık su gideri, alt yapı
yatırımları ve benzerleri için zamanla ‘bedel, katılım payı’ adı altında
yeni harcama kalemleri ile karşılaşacak.
Bahçedeki, tarladaki, yayladaki, meradaki su, ücrete tabi olacak. Geçiş
süresi 5 yıl sonrası olarak belirlense
de söz konusu giderler zaman içinde
büyükşehir değerleri üzerinden belirlenecek. Yani köylü bir anda şehirli olacak ama şehir imkânlarından
yararlanmadığı halde bunun maliyetine katlanmak zorunda kalacak.
Kırdan kente göç dalgası ile
karşılaşabiliriz.
Prof. Dr. Bülent Gülçubuk, kırsalda hizmetlerin büyükşehir değerleri
üzerinden belirlenmesinin ortaya
çıkaracağı adaletsizliğe dikkat çekerek, “Zaten yoksulluk kırsalda
kronikleşmiş, bu hizmet sunumu yaklaşımı ile daha da yüksek maliyetler ortaya çıkacak.
Türkiye’de suyun % 75’inin tarımda kullanıldığı düşünülürse, çiftçi ve kırsaldaki aile ağır
maliyetli bir yaşam ile karşılaşabilir. Bu durumda da yeni
bir kırdan kente göç dalgası ile
karşılaşabiliriz. Üreten, ürettiği ürünü zor şartlarda satarak
kıt kanaat geçinen köylümüzü
önümüzdeki yıllarda daha zor
yıllar beklemektedir” uyarısında
bulunuyor.
Büyükşehir Yasası, İl Özel İdarelerinin tüzel kişiliğini de kaldırarak hizmet götürülmesi yükümlülüğünü de
belediyelere veriyor.
Büyükşehir belediyelerinin bulunduğu illerde, Yatırım İzleme ve Koordinasyon Merkezi (YİKM) adıyla
bir kurum oluşturuluyor. Bakanlar
Kurulu Kararı ile bu illere bağlı ilçe
ve diğer illerde de YİKM kurulabilecek.
Yatırım İzleme ve Koordinasyon
Merkezinin sevk ve idaresi illerde
valilik, ilçelerde ise kaymakamlık tarafından yerine getirilecek.
Jeotermal ve doğal mineralli
sular ruhsatı, maden üretim faaliyetleri ve bu faaliyetlere dayalı ruhsat sahasındaki tesisler
için işyeri açma ve çalışma ruhsatı yetki ve görevleri valiliklere veriliyor.
Prof. Dr. Gülçubuk’a göre bu durumda tarım toprakları üzerinde yeni bir
baskı yaratma ve tarım topraklarının
amaç dışı kullanımının giderek artma riski var. Bu da beraberinde yeni
çevre kirliliği risklerini getiriyor.
2001-2010 yılları arasında tarım
arazilerinin amaç dışı kullanımına
izin verilen toplam alanının 827 bin
hektarı aştığı gerçeği endişeleri daha
da artırıyor. Kırsal arazinin kentleşeceği, kentsel arazinin arsaya dönüştürüleceği ve daha sonra da arsaların imarlaştırılarak ne yazık ki rant
alanı açılacağı kaygısı bulunuyor.
Tarımda İş Sağlığı ve Güvenliği Üniversitede
Seçmeli Ders Oldu
»» Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde seçmeli ders olarak müfredata alındı.
Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri
Bölümü Öğretim Üyesi Doç.
Dr. Okan Özkaya, tarafından
verilen derste, ziraat mühendisi adaylarına önemli
bilgiler aktarıyor. Tarımda
çalışanların çalışma ortamları gereği karşılaştıkları sağlık ve
güvenlikle ilgili sorunlar, tarımın sürekli gelişen ve değişen dinamik yapısı nedeniyle gelişmiş ve gelişmekte
olan ülkelerde önemini koruyor. Tarım işçilerinin yaşadıkları sıkıntıları
göz önünde bulunduran Çukurova
Üniversitesi, geleceğin ziraat mühendisleri için “Tarımda İş Sağlığı
ve Güvenliği” dersi başlattı. Seçmeli
olarak verilen derse öğrencilerin yoğun ilgi göstermesi dikkat çekiyor.
Konuyla ilgili açıklama yapan Çuku-
rova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr.
Okan Özkaya, Türkiye’de
kırsal alanda yaşayanların
büyük bir çoğunluğunun tarımla uğraştığını veya çalıştığını hatırlatarak, tarım çalışanlarının
ve ailelerinin yaşam kalitelerini her
yönden arttırabilmek için iş sağlığı ve
güvenliği konularında eğitilmelerinin
şart olduğuna dikkat çekti.
Türkiye’deki toplam istihdamın
yüzde 24.69’unu tarım sektörünün
oluşturduğuna dikkat çeken Doç.
Dr. Özkaya, “Çalışan her 4 kişiden
birinin tarım alanında istihdam edildiği bir coğrafyada yaşamaktayız.
Türkiye’de kırsal alanda tarım dışı
iş olanaklarının kısıtlı olması nede-
niyle, bu alanda yaşayanların çoğunluğu için tarım sektörü tek iş alanı.
Hatta verilere bakıldığında kadın ve
çocukların bu alanda erkeklere oranla daha çok çalıştığı görülebilir. Buradaki en önemli konu, çalışanların
kayıt altına alınması ve sıkıntılarının
tespit edilip çözümlerinin uygulanabilmesi.” diye konuştu.
Avrupa Birliği sürecinde tarımda iş
güvenliği ve işçi sağlığı konusunda ülkemizde önemli girişimlerin olduğunu bildiren Doç. Dr. Özkaya, “Tarım
çalışanlarının çalışma koşullarının
araştırılması, iyileştirilmesi ve istihdamın kayıt altına alınmasıyla ilgili
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
ve üç üniversitenin bulunduğu protokolle ilk adım atılmıştır.” dedi.
Köy-Koop Haber Nisan 2014
TARIM
5
Köy-Koop’a Almanya’dan Ziyaretçi
Türkiye'de Tarımın Ekonomi-Politiği
»» Tarım, Kırsal Kalkınma İzleme ve Değerlendirme
Danışmanı Stefan Rosenow, 20 Mart 2014 tarihinde KöyKoop Merkez Birliği’ni ziyaret etti.
»» Konuşmacı olarak katıldığım bir televizyon programında, Türkiye’nin değişik
yerlerinden bize soru sormak için bağlanan otuza yakın çiftçinin hemen hemen
tamamı; kimyasal gübre, tarım ilacı, tohum, mazot gibi girdilerin fiyatları roket
gibi artarken; sattıkları ürün fiyatlarının ya yerinde saydığını ya da gerilediğini
söylemişti.
DGRV Alman Kooperatifleri Konfederasyonu (Deutscher Genossenschafts- und Raiffeisenverband), kooperatif yasasına göre
Alman kooperatif sektörünün
ulusal üst örgütü ve en üst düzey
denetim federasyonu. Bünyesinde çeşitli sektörleri kapsayan
(tarım, bankacılık, küçük ölçekli
sanayi ve mal hizmetleri) yaklaşık 5,300 birim kooperatifi ile
Almanya’nın en büyük ekonomik örgütü. DGRV çatısı altında
toplanan 17,8 milyon kişi kooperatifin ortağı olmanın avantajlarından yararlanmakta.
Alman Kooperatifleri Konfederasyonu Türkiye Temsilciliği ’nin Türkiye çalışmalarını incelemek amacıyla
Türkiye’de bulunan Rosenow, KöyKoop Genel Başkanı Yakup Yıldız ile
Tarım ve kooperatifçilik örgütlenme
yapıları konusunda görüş alışverişinde bulundu.
Rosenow,
DGRV
Temsilciliği’nin
Türkiye’de 3 pilot bölgeden seçilen 6
ilde (Kastamonu, Nevşehir, Aksaray,
Karaman, Erzurum ve Mardin) kooperatif il birliklerine yönelik eğitim çalışmalarının Mardin ili dışında çok olumluğu yönde ilerlediğini söyledi. Mardin
ilinde özellikle toprak sahiplerinin ve
bölge ileri gelenlerinin kooperatif yönetiminde yer almaları, hem kooperatifçiliğin ilerleyebilmesi hem de demokrasinin gelişimi açısından olumsuz
etkilerini gözlemledikleri belirtti.
Türkiye’nin tarımsal anlamda büyük
bir potansiyele sahip olduğunu, kooperatiflerin-kooperatif örgütlenmele-
rinin de bu açıdan çok önemli olduğunu söyleyen Rosenow, “Türkiye’de
aynı çalışma alanında çok sayıda tarımsal örgütün varlığı, ihtiyaç duyulmadığı halde devlet eliyle oluşturulan
birliklerin sahada yetki karmaşasına
yol açtığı gözükmektedir. Bunun çözümü de dikey bir örgütlenme modeli ile
devletin kooperatiflere eşit mesafede,
demokratik bir yaklaşım sergilemesiyle gerçekleşecektir” değerlendirmesinde bulundu.
Örgütlenme konusunda ciddi sıkıntıların yaşandığını ve çalışma sahasında yetki karmaşasının örgütlere zarar
verdiğini belirten Köy-Koop Genel
Başkanı Yakup Yıldız, “Bakanlığın
örgütlerin yetki ve görev tanımlamasını bir an önce çıkartması gerekiyor.
Tarımsal alan faaliyet gösteren örgütlerin birleşmesinde yarar olduğunu
düşünüyorum. Stefan Rosenow’un
Köy-Koop Kastamonu Birliğimizi ve
ardında da Köy-Koop Merkez Birliğimizi ziyareti etmesinden memnuniyet
duyuyorum” diye konuştu.
Köylü bu fiyat makası içinde eziliyor.
Yazarları arasında olmaktan onur
duyduğum 488 sayfalık dev bir
eser olan “Türkiye’de Tarımın Ekonomi–Politiği (1923-2013)” adlı
kitabı okurken, köylünün düştüğü
bu durumu hatırladım. Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi’nin
ve ‘Notabene Yayınevi’nin oluşturdukları bu kitap, editörü ve
aynı zamanda yazarı olan değerli
arkadaşımız Ziraat Mühendisi Dr.
Necdet Oral’ın hepimize verdiği
katkılar olmasa idi, gerçekleştirilemezdi. Bu yazıda, kitaptaki
yazılarımdan söz etmeyeceğim.
Ayrıca; kitabın on dört yazarının
her yazısı, belki ayrı bir yazıyı hak
ediyor. Burada köylünün fiyat makası içinde ezilmesi konusuna yoğunlaşmak istiyorum.
Kitapta üç yazısı bulunan Prof.
Dr. Korkut Boratav, köylüyü ezen
bu fiyat makasını yadsınamayacak
bir şekilde, sayısal olarak ortaya
koyuyor. Bu durumu açıklayan
göstergelerden biri tarım ticaret
hadleridir. Örnek olarak; bir başlangıç yılına göre, bir yıl sonra
köylünün sattığı ürünler (diyelim
buğday veya domates) fiyatları
yüzde 2 artarken, içinde kimyasal
gübrenin de olduğu sanayi mallarının (örneğin mutfak tüpü, şeker
vb.) fiyatları yüzde 10 artıyorsa;
bir yıl içinde köylünün bu fiyat
makası ile sömürüldüğü, emeğinin
artan bir oranda çalındığı açıktır.
Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi
[email protected]
Gösterge bu durumu ortaya koyuyor. Boratav bunu bütün bir
Cumhuriyet Dönemi için ayrıntılı
olarak hesaplıyor. Ancak ben bazı
dönemlere değinebileceğim. Boratav şüphesiz bu hesaplamaları
önce bütün ürünler itibariyle genel olarak yapıyor. Bir indeks olarak hesaplanan tarım ticaret hadleri 1968-1978 döneminde yılda
yüzde 2,99 artarken, 1998-2007
arasında yılda yüzde 3,47 azalıyor.
Bunun anlamı; ilk dönemde tarım
ürünleri fiyatları sanayi ürünle-
ri fiyatlarından daha hızlı artıyor
(köylünün sömürülmesi daha hafifliyor) sonraki dönemde ise tersi
oluyor. Sömürülmesi derinleşiyor.
Boratav ayrıca, ürün fiyatları değişimlerini traktör, mazot, ilaç,
gübreye ait fiyat indekslerinin
ortalamaları ile karşılaştırarak;
1998-2006 arasında örneğin buğdayda bu yeni indeksin yılda yüzde 3,30, mısırda yüzde 3,11, fındıkta yüzde 0,90, pancarda yüzde
6,12, pamukta yüzde 8,14, tütünde yüzde 8,99 düşerken; sadece
ayçiçeğinde yüzde 0,62 arttığını
hesaplamıştır. Ancak bir yandan
da tarımda verimler değişiyor. Bu
durumu da dikkate alarak, Boratav hesapladığı tarım / sanayi fiyat
makasının 1998-2007 arasında
yüzde 11,5 oranında bozulduğunu
yazarak “Bu dönem, üç milyon insanın tarımsal istihdamdan koptuğu yıllardır” diye ekliyor. Sayılar
köylünün artan bir şeklide sömürüldüğünü ortaya koyuyor. Çare
ise; gerek girdilerin, gerekse ürünlerin pazarlanmasında köylülerin
edilgen durumuna son vermek. Ne
var ki; kimyasal ilaç, şirket tohumu, kimyasal gübrelere dayalı endüstriyel tarım modelinin dışına
çıkılarak, agroekolojik temellere
dayalı bir tarım sistemine yönlenmedikçe, bu hapishaneden kurtulmak mümkün değil. Kitabımız, bu
kuşatılmışlıktan kurtuluş için güçlü bir düşünsel destek sağlıyor.
6
Nisan 2014 Köy-Koop Haber
GÜNDEM
Ziraat Mühendisleri Odası’nın Türkiye'nin İlk Saanen Keçisi
44. Dönem Olağan
İhracatı Gerçekleştirildi
»» 1960 yılından beri Saanen keçisi ithal eden Türkiye, bir ilke imza atarak bu
Genel Kurulu Yapıldı
keçi türünde ihracata başladı.
»» Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) 44. Dönem Olağan
Genel Kurulu 8-9 Mart 2014 tarihinde 27 şube ve 53 il
temsilciliğinden 390 delegenin katılımıyla Ankara’da
gerçekleştirildi.
Genel Kurul’da Türkiye’de tarımsal yapının mevcut durumu ve sorunları ile
meslek alanındaki gelişmeler ve çözüm
yolları ele alındı. Ayrıca, yapılan Genel
Kurul ile ZMO’nun yeni Yönetim Kurulu, Denetleme Kurulu ve Onur Kurulu
üyeleri de belirlemiş oldu.
Genel Kurul’un çalışmaları kapsamında
8 Mart günü 43. Dönem Oda Başkanı
Dr. Turhan TUNCER yaptığı açılış konuşmasında Türkiye’nin zor bir dönemden geçtiğini belirterek 30 Mart yerel
seçimlerinden sonra yürürlüğe girecek
olan Büyükşehir Yasası’nın küçük üreticinin mülkiyet hakları üzerinde ciddi
tehlikeler yaratacağını ve kırsaldaki
yoksulluk oranını daha da artıracağını belirtti. TUNCER ayrıca, Türkiye’de
görülen kuraklık riski neticesinde 2014
yılı buğday üretiminde %10 civarında
azalma; sıcak iklim tahılları, kuru baklagiller, yağlı tohumlu bitkiler, yem bitkileri ve sanayi bitkilerinde de verimde
düşme beklendiğini ifade etti.
Genel Kurul çalışmaları kapsamında
daha sonra, ZMO 44. Dönem Yönetim
Kurulu Yedek Üyesi Demet IRMAK ŞENOL, TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi
Ayşegül ORUÇKAPTAN, Gıda, Tarım
ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Mehmet Ali TUNÇ, Türkiye Ziraatçılar Derneği Başkanı İbrahim
YETKİN, Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Petek ATAMAN
ve Kimya Mühendisleri Odası Yönetim
Kurulu Başkanı Mehmet BESLEME
Türkiye tarımının sorunları ve çözümleri konusunda konuşmalar yaptılar.
Genel Kurul kapsamında yapılan konuşmaların sonrasında, ZMO Çalışma
Raporu II. Başkan Melahat AVCI BİRSİN, Mali Rapor Sayman Hamdi ARPA
ve Denetleme Kurulu Raporu da Kurul
Üyesi Yener ATASEVEN tarafından
Genel Kurul’un bilgisine sunuldu ve
tüm raporlar oybirliğiyle aklandı.
Genel Kurul’da yapılan
çalışmalar ışığında sonuç
bildirgesi hazırlandı. Bu
bildiride öne çıkan konular
aşağıdaki gibi özetlenebilir:
• 6 Aralık 2012 tarihli Resmi Gazete’
de yayınlanan 6360 sayılı Büyükşehir
Kanunu ile 30 Mart 2014’ten sonra
16.000’i aşkın köy, mahalleye dönüşecektir. Bu yerlerde köy tüzel kişiliğine
ait mera, yaylak ve diğer varlıklar belediyelere devredilecek ve imara açılabilecektir. Böylelikle tarımsal üretimden
zaten kazanç sağlayamayan çiftçilerin
ellerindeki araziyi satıp üretimden çekilmeleri için zemin hazırlanmış olmaktadır.
• Türkiye’de tarımın en önemli sorunlarından bir tanesi dışa bağımlı ve çokuluslu şirketlerin kontrolündeki girdi
piyasalarındaki fahiş fiyat artışlarıdır.
Ürün/girdi fiyat paritesi çiftçi aleyhine
seyrine devam etmektedir.
• Türkiye 2013 yılında önemli miktarda buğday, mısır, yağlı tohum, pamuk
ithal ettiği gibi tarihinde ilk kez saman
ithal eder duruma düşürülmüştür.
•Uygulanan yanlış tarım politikaları
yüzünden çiftçi tarımdan kopmakta,
tarlalar boş bırakılmaktadır. 1990 yılında çayır ve mera alanları hariç toplam tarım alanları 27,9 milyon hektar
iken; 2013 yılında 4,1 milyon hektarın
üzerindeki kayıpla 23,8 milyon hektara
düşmüştür.
• Hayvancılıkta şirket tarımını öne çıkaran politikalar terk edilerek mevcut
üreticileri daha iyi duruma taşıyacak
uygulamalara geçilmeli, var olan imkanlar ithalat için değil bu ülkenin üreticileri için kullanılmalıdır.
• Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu,
GDO’ya Hayır Platformu bileşenlerinin açtığı dava sonucunda Biyogüvenlik Kurulu’nun 24.12.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan MON810 ve
MON88017xMON810 mısır çeşidi ve
ürünlerinin hayvan yemlerinde kullanılmasına izin verilmesi yönündeki 16
ve 18 numaralı kararları ile bunların ithalatına dayanak oluşturan 29.04.2010
günlü GDO ve Hükümlerine Dair Uygulama Talimatı’nın yürütmesini durdurma kararını 13 Aralık 2013 tarihinde
kamuoyuna açıklamıştır.
• Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı
tarafından “Gıda İşletmelerinin Kayıt
ve Onay İşlemlerine Dair Yönetmelik’te
7 Ocak 2014 tarihinde yapılan değişiklikle, gıda işletmelerinde istihdamı
zorunlu olan Gıda, Kimya ve Ziraat
Mühendisleri ile Veteriner Hekimlerin
bağlı oldukları meslek odalarınca belgelendirilmeleri zorunluluğu kaldırılmıştır. Bu değişiklikle ZMO’nun Anayasa ve kanunlardan aldıkları mesleki
icra yetkileri yok sayılmıştır. Bundan
böyle eğitimsiz veya sahte diploma sahibi kişilerin ürettiği gıdalar nedeniyle
gıda güvenliği sorunları daha da artacaktır.
• Artan Ziraat Fakültesi sayılarına paralel olarak mezun sayısı da sürekli artış
göstermektedir. Kamunun küçültülmesi kapsamında bu alanda çalışanların
ve ZMO çatısı altında örgütlü meslek
disiplinlerinin kamudaki istihdamı her
geçen gün azalmaktadır. Öte yandan
uygulanan yanlış politikalar sonucu çalışanların özel sektördeki istihdamında
da sıkıntı artmaktadır.
Ziraat Mühendisleri Odası’nın
Türkiye tarımı ve meslek alanına
ilişkin gelişmeler ile ilgili görüşleri bu şekilde ortaya çıktı.
Genel Kurul çalışmaları kapsamında 9
Mart Pazar günü yapılan seçimler ile
ZMO’nun yeni Yönetim Kurulu, Denetleme Kurulu ve Onur Kurulu üyeleri
de belirlenmiş oldu. Seçim sonuçları
sonrasında Genel Başkan Özden GÜNGÖR, 2. Başkan Melahat AVCI BİRSİN,
Yazman Caner AKSAKAL, Sayman
Hamdi ARPA ve diğer üyeler Bülent
GÜLÇUBUK, Murat ASLAN, Vuslat
BEKTAŞ olarak belirlendi.
Baharın ve güneşin yüzünü gösterdiği bu günlerde sağlıklı, mutlu ve
bereketli bir ürün dönemi dilerim.
Türk hayvan üreticisi yetiştirdiği
Saanen keçilerini Azerbaycan'a
ihraç etti.
İzmir'in Kemalpaşa ilçesinde
düzenlenen Kırsal Kalkınma Yatırımları Toplu Açılış töreninde
Türkiye'de ilk kez ihracatı gerçekleşen Saanen keçiler ihracatın
yapıldığı ülke olan Azerbaycan'a
uğurlandı. Başarının mimarı Türer A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı
ve İzmir İli Damızlık Koyun-Keçi
Yetiştiricileri Birliği Başkanı Özer
Türer, Türkiye'nin tüm bölgelerinden, Türk Cumhuriyetleri ve
Rusya başta olmak üzere yurt
dışından yoğun bir satın alma talebi ile karşı karşıya kaldıklarını
ve ihracatı çok önemsediklerini,
küçükbaş hayvancılığın Türkiye
için büyük bir ihracat potansiyeli
olduğunu anlatan Türer;
"Bu ihracatımız umarım sektördeki arkadaşlarımızın önünü açar
yol gösterici olur. Elimizdeki hayvan varlığın ıslah ederek ve ağıl
koşullarını iyileştirerek ihracat
anlamında önemli bir gelişme
kaydedebiliriz. Gıda Tarım Ve
Hayvancılık Bakanlığı'nın destekleriyle son yıllarda hızla hayvan
sayımız ve hayvan verimliliğimiz
artıyor. Şu an AB'de söz sahibi
bir ülkelerden biriyiz. 2023 yılına
ulaşmadan küçükbaş hayvancılık
alanında dünya lideri olacağımız
kanaatindeyim." dedi.
Saanen keçisi üretimine hobi
amaçlı 2003 yılında başladıklarını daha sonra yurtdışı gezilerinde verimli Saanen keçilerle
karşılaşmalarının ardından neden Türkiye'de de bu verimliliklere ulaşmayalım diyerek ıslah çalışmalarına başladıklarını
belirten Türer; "Hollanda ve
Avustralya'dan getirilen saanen
tekeler ile yerli maltız ve saanen
kırması keçilerden yüzde 95 saflığa sahip saanen sürüsü ürettik.
Bugün Avrupa Birliği ortalamasında süt üretimimiz ve ikizlik
doğum oranına sahibiz" dedi.
“Sözleşmeli Besicilik Yapanlara Büyükbaş
Kesim Bedellerinin Tamamı Peşin Ödenecek”
»» Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Diyarbakır’da yaptığı
açıklamada Et ve Süt Kurumu’nun sözleşmeli besicilik yapanlarla ilgili aldığı
yeni karara ilişkin “Sözleşmeli besicilik yapanlara büyükbaş kesim bedellerinin
tamamı peşin ödenecek” dedi.
Bakan Eker, yaptığı açıklamada, Et
ve Süt Kurumu’nun sözleşmeli
besicilik yapanları memnun edecek kararlar aldığını belirterek, Et
ve Süt Kurumu’nca alınan karar
doğrultusunda “Sözleşmeli besicilik yapanlara büyükbaş kesim
bedellerinin tamamı peşin ödenecek. Bundan önce yüzde 50′si
peşin, kalanı ise 30 gün sonra
ödeniyordu. Sözleşmeli besicilere serbest kesimden farklı olarak, yaz primi ve sözleşme primi
olarak kilogram başına 43 kuruş
ilave ödeme getirildi. Sözleşmeli
besicilik yaz primi uygulama dönemi 1 Haziran- 30 Eylül’den, 1
Mayıs- 30 Eylül tarihleri arasında
yeniden düzenlendi. Yani Mayıs
ayında kesim için sözleşme yapan besicilerimiz de yaz priminden yararlanacak. Serbest kesim
yaptıran besicilerimizin yüzde 50
peşin, kalan 30 gün olan ödemeleri, yüzde 50 peşin, kalan 15 gün
sonra ödenmek üzere yeniden
düzenlendi.”dedi.
Et ve Süt Kurumu’na serbest kesim yaptıran besicilerin eline büyükbaş için kilogram başına 17.10
lira, yeni sözleşmeli besicilik anlaşması ile kesim yaptıran besicilerin eline de toplamda kilogram
başına 17.48 lira geçeceğini kaydeden Bakan Eker, “Sözleşmesini
Rusya 5 Ton Biberi
Türkiye’ye Geri
Gönderdi
»» Türkiye’den Rusya Federasyonu’
na ihraç edilen 5 ton biber Batı
Çiçek Tripsi (Western Californian
Flower tripsi) bulunduğu
gerekçesiyle geri gönderildi.
Rusya’nın Ukrayna sınırında Bryansk “Noviye
Yurkoviçi” sınır kapısında Federal Bitki Koruma
ve Karantina Servisi (Rosselhoznadzor) yetkilileri Türkiye’den ithal edilen toplam 5 ton biber
üzerinde zirai karantina kontrolü yaptı.
Cihan Haber Ajansı'na yapılan açıklamada, Rosselhoznadzor Basın Sözcüsü Aleksey Alekseyenko, “Türkiye’den getirilen 5 ton biber kontrol
edildi. Laboratuvarda yapılan araştırmada ürünlerde tehlikeli haşarat sayılan batı çiçek tripsi
tespit edildi. 5 ton biberin Türkiye’ye geri gönderilmesine karar verdik.“ dedi. Rusya son 3 ayda
yaklaşık 73,5 ton biberi Türkiye’ye geri gönderdi.
önceden yaptığı halde kesim günü
gelmemiş besicilere de bu fiyat
uygulanıyor. Mayıs ayından itibaren yaz primi ödemesi yapılacağından bu rakam kilogram başına
17,68 lira olacak. Besicilerimizi
sözleşmeli besiciliğe davet ediyoruz” diye konuştu. Bakan Eker,
Et ve Süt Kurumu’nun sözleşmeli
kesim yaptırdığını hatırlatarak,
“Böylece sözleşmeli kesim yapanların daha fazla istifade edebileceği, daha zamlı kestirebilecekleri
ücretlerini kısa süreli peşin olarak tamamını alabilecekler. Çünkü piyasada kestirirken, vade ile
kestirirken parasının tamamını
alamıyordu. Bu uygulama ile parasının tamamını peşin almış olacak. Üreticinin hak ve menfaatleri açısından sözleşmeli besicilik
yapan üreticilerle ilgili bir takım
ilave faydalar getiriyor.” dedi
Muz Şirketleri
Birleşiyor
»» İrlandalı meyve şirketi Fyffes
ile Amerikalı rakibi Chiquita'nın
birleşerek dünyanın en büyük muz
şirketini oluşturacağı bildirildi.
Birleşme sonucu ortaya çıkan dev şirket 1 milyar dolar değerinde olacak. ChiquitaFyffes adını alacak
olan yeni şirketin, yılda 160 milyon kasa muz satarak rakiplerini geride bırakması bekleniyor.
Şirket New York borsasında işlem görecek.
Chiquita'nın
başkanı
Ed Lonergan, şirketlerin
birleşerek
maliyetlerini
düşüreceğini ve satış alanlarını genişleteceğini ifade etti.
Fyffes, 2013 yılı brüt kârlarının yüzde
9,8 artışla 28,7 milyon euroya yükseldiğini, ancak
meyve ticaretinin enflasyon oranı ve sterlinin dolar
karşısında değer kaybetmesinden olumsuz etkilendiğini kaydetti.
Köy-Koop Haber Nisan 2014
GÜNDEM
Elektrik Borcu Olan Çiftçiye Kötü Haber
»» Elektrik borcu olan çiftçiye 2014'te yapılması gereken tarımsal destekleme
bedeli ödenmeyecek
Tarımsal sulamaya ilişkin elektrik
borcu bulunan çiftçilere bu borçları ödeninceye kadar tarımsal destekleme ödemeleri yapılmayacak.
Resmi Gazete'de
yayımlanan Bakanlar
Kurulu kararına göre,
tarımsal sulamaya ilişkin
elektrik borcu bulunan
çiftçilere bu borçları
ödeninceye kadar,
2014'te yapılması gereken
tarımsal destekleme
bedeli ödenmeyecek.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Tarımsal Sulamaya
İlişkin Elektrik Borcu Bulunan
Çiftçilere Bu Borçları Ödeninceye Kadar 2014 Yılında Tarımsal
Destekleme Ödemesi Yapılmayacağına Dair Bakanlar Kurulu Kararı Uygulama Tebliği de Resmi
Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Buna göre, şirket, kendi abone/
tüketici kayıtlarıyla ÇKS kayıtlarını eşleştirerek alacaklı olduğu
çiftçilere ait Türkiye Cumhuriyeti
kimlik numarası veya vergi kimlik
numarasıyla alacak tutarını bankaya iletecek. Banka, desteklemeyi uygulayan birim tarafından
oluşturulup Genel Müdürlük tarafından bankaya iletilen, ödemeye
esas icmallerdeki, çiftçilere veya
tüzel kişilere ait kimlik numarası veya vergi kimlik numarasıyla
şirket tarafından iletilen kimlik
numarası veya vergi kimlik numarası eşleşen hak edişleri ilgililere
ödemeyecek. Ödemenin yapılabilmesi için şirketten çiftçinin veya
tüzel kişinin bankaya müracaat
tarihinden önceki son bir ay içinde alınan belgenin bankaya ibraz
edilmesi gerekecek. Borca ilişkin
itiraz şirkete yapılacak. İtiraz 7
günde karara bağlanacak. Anlaşmazlık durumunda özel hukuk
hükümleri uygulanacak.
Şirket, borçlulara
ait bilgileri ve borç
miktarlarını gösteren
listeleri ödeme
HAL VE GİDİŞ
yapılmadan en geç 3 iş
günü önceden bankaya
iletecek.
Genel Müdürlük, yapılacak destekleme ödemesinin yapılacağını
planlama aşamasında 25-30 gün
önceden şirketçe bildirilen adrese elektronik olarak gönderecek.
Çiftçinin bankaya yazılı müracaatı halinde hak ettiği destekleme
tutarından, bankaya bildirilen
borç miktarına kadar olan kısım
şirketin hesabına aktarılabilecek. Şirketin talebi halinde Genel
Müdürlük, protokol dahilinde
ÇKS'den veri paylaşımı yapacak.
Düzenlenen belgelerin içeriğiyle
ilgili hukuki sorumluluk şirkete
ait olacak.
Tohum, gübre, elektrik
borçları altında kıvranan
çiftçinin adeta can suyu
gibi olan Tarımsal Ürün
Desteklemelerin de
kaldırılması “Yok olun”
demektir.”
2500 sulama kooperatifi, 27 bölge birliği 380bin üyesi bulunan
Türkiye Sulama Kooperatifleri
Merkez Birliği (TÜS-KOOPBİR)
Genel başkanı Halis Uysal yaptığı
açıklamada, “Siz tüm çiftçiler ve
tarımsal amaçlı su kullanan or-
tağımız, hükümetimizden, seçim
öncesi bizleri rahatlatıcı adımlar
atılması beklerken şoke olduk. 9
Mart 2014 tarihli 2014/6052 sayılı Bakanlar kurulu kararı ile Tarımsal amaçlı su kullanan çiftçilerimizden borcu olanlara, tarımsal
ürün desteklemelerini verilmeyeceği resmi gazetede yayınlandı. Tarımsal amaçlı su kullanan
çiftçilerimizin % 80’nin elektrik
borçları var. Bizler hükümetimizden rahatlatıcı adımlar atılarak,
taksitlendirme ve faizlerin kaldırılmasını seklerken adeta yıkıldı. TEDAŞ’a 1 Milyar borcumuz
faizlerle 2 milyarı geçti. Ayrıca
özel şirketlere de 1 milyar borç v
ar. Çiftçi bu borcun altından kalkamaz. Tohum, gübre, elektrik
borçları altında kıvranan çiftçinin
adeta can suyu gibi olan Tarımsal
Ürün Desteklemelerin de kaldırılması “Yok olun” demektir.” değerlendirmesinde bulundu.
AB Ülkelerinden çok daha fazla girdi fiyatları ile karşı karşıya
kaldıklarını belirten Halis Uysal,
“AB ülkelerinden çiftçinin kullandığı elektrik 11 sent iken bizde
23 sent. AB’de KDV yok, bizde %
18,5. % 19 kaçak elektrik parasında ödüyoruz. Ayrıca %5 belediye
payı, % 2,5 TRT payı, % 1 de fon.
Sonuç olarak şunu belirtmek isterim; dar boğazda olan çiftçimizin,
girdi fiyatlarının düşürülmesini,
elektrik borçlarının ertelenmesini
ve faizlerin kaldırılmasını, özellikle de Bakanlar kurulu kararının
tekrar gözden geçirilerek, Tarımsal Ürün Desteklemelerin tekrar
elektrik borcu olan ürecilere de
verilmesini istiyoruz.” dedi.
7
Köy-Koop Merkez Birliği
Mesleki Eğitim İçin Ahi Evran
Üniverisitesi’ndeydi
»» Köy-Koop Merkez Birliği tarafından 18 Mart 2013
tarihinde Mucur Meslek Yüksekokulu Kooperatifçilik
Bölümü’nde bir günlük ‘Mesleki Eğitim’ dersi verildi.
Ahi Evran Üniversitesi Mucur Meslek
Yüksekokulu ve Köy-Koop Merkez
Birliği arasında yapılan İş Birliği Protokolü çerçevesinde düzenlenen eğitimler devam ediyor.
Köy-Koop Genel Başkan Yardımcısı M. Barış Aydın, Köy-Koop Genel
Müdürü Turgay Solmaz tarafından
gerçekleştirilen mesleki eğitim, Kooperatifçilik Bölümü Öğretim Görevlisi S.Sedat Akgöz ve öğrencilerin
katılımıyla yapıldı. Açılışta Köy-Koop
Merkez Birliği’nin faaliyetleri ve Bölge
Birliklerini tanıtan bir sunum gerçekleştirildi. Büyük ilgi gören eğitimde;
Kooperatifçiliğin genel tanımı, önemi, ilkeleri, 1163 Sayılı Kooperatifler
Kanunu, Kooperatiflerde yönetim ve
denetim kurullarının görev ve sorumlukları, Kooperatifçilik açısından Türk
Ticaret Kanunu’daki son değişiklikler,
kooperatiflerde genel kurulların ne
şekilde yapıldığı konularına değinildi.
Dünyadaki kooperatiflerin kısa bir değerlendirilmesinin de yapıldığı eğitim
soru cevap şeklinde devam etti. Ayrıca
kooperatifçilik bölüm öğrencilerinin,
Köy-Koop Merkez Birliği ve bağlı Bölge Birliklerindeki staj yapma talepleri
değerlendilerek konu hakkında geniş
çapta bilgi verildi.
Köy-Koop Genel Başkan Yardımcısı ve
aynı zamanda Köy-Koop Isparta Birlik
Başkanı M.Barış Aydın kooperatifçilik
bölümü öğrencilerine yönelik yapılan
eğitimlerin önemini vurgulayarak, “Ülkenin kalkınmasında büyük payı olan
kooperatifçiliği tanıtmak, yararlarını
anlatmak, öğrencilerimizi kooperatifçiliğe teşvik etmek hepimizin yapması
gereken görevler arasında yer almalıdır. Yeni nesil kooperatiflerin ortaklarına güvenli bir pazar, pazarlama gücü,
iş ve gelir oluşturma imkanları sağlaması, günümüzde gelişen ekonomiye
bağlı
olarak,
daima kendini
yenileyen şirket oluşumları karşısında,
tüketicinin ve
küçük
üreticinin kendilerini kooperatif çatısı altında organize
ederek katrilyonlar dönen dünya pazarında, küçük sermayeli işletmelerin
kendilerine bir yer edinmeleri gerekir.
Her ne kadar da üretici sistemli bir şekilde kendi idare edip aile ekonomisini
korumaya çalışsa da, küçük ölçekli işletmeler her ne kadar rekabete girişip
tüketiciyi cezbetmeye çalışsa da bu bir
yere kadardır. Kendilerinden binlerce
kat büyük olan yerli veya yabancı işletmelerin rekabetine dayanamıyarak, bu
sundukları hizmetlerden bir yerde taviz
verip, sermayesi büyük şirketlere ezilmeye başlayacaklardır.
İşte bu ezilmeleri yaşamamak için bir
takım çalışmalara yönlenerek, organizeli bir şekilde hareket edilse de, değişen küresel pazarlar ve ülkeleri deviren
mali krizlere bir noktaya kadar dayanabileceklerdir. İşte bunun için asırlar
öncesinden bir sistem kurulmuş, bu
sistem doğru çalıştırıldığında ne mali
krizlerden etkilenmekte, ne piyasa bağlı kalma zorunluluğu olmakta ne de
başı çeken büyük şirketlerin açıkladığı
yıllık, mali kar-zarar ve satış fiyatlarına
bakmaktadır. Evet, herkesin yıkamadığı ama herkese kapısı açık olan temelleri sağlam olunca yıkılmayan bu yapının
adı dilimizde kooperatif’tir.” değerlendirmesinde bulundu.
Kooperatifçilik Bölümü öğretim görevlisi S. Sedat Akgöz, Köy- Koop Merkez Birliği’nin vermiş olduğu mesleki
derslerin önemini vurgulayarak teşekkür etti.
Sait MUNZUR
Tarım Üfe Aylık Yüzde 1,07 Azaldı
»» Tarım ÜFE, bir önceki aya göre yüzde 1.07 azaldı.
Değişim; tarım ve avcılık ürünlerine yüzde 1,49 azalış,
ormancılık ürünlerine yüzde 13,07 artış olarak yansıdı
Türkiye İstatistik Kurumu,
şubat ayına ilişkin tarım
ürünleri üretici fiyat endeksi açıklandı. TÜİK verilerine
göre, tarım ürünleri üretici
endeksi (ÜFE), 2014 yılı şubat ayında
bir önceki aya göre yüzde 1,07 azalırken, bir önceki yılın aralık ayına göre
yüzde 1,67, bir önceki yılın aynı ayına
göre yüzde 9,52 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 1,74 artış gösterdi.
Tarım ve avcılık ürünlerinde
azalış, ormancılıkta artış
Aylık değişim; tarım ve avcılık ürünlerinde yüzde 1,49 azalış, ormancılık
ürünlerinde yüzde 13,07 ve balıkçılık
da yüzde 0,37 artış olarak gerçekleşti.
En yüksek aylık artış
canlı hayvanlar ve
hayvansal ürünler
ana grubunda oldu.
Bir önceki aya göre; tek yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 2,98, çok yıllık
bitkisel ürünlerde yüzde 0,47 azalış
olurken, canlı hayvanlar ve hayvansal
ürünler ana grubunda yüzde 0,81 artış
gerçekleşti.
Alt tarım gruplarında en yüksek artış
turunçgillerde gerçekleşti.
Alt tarım gruplarında şubat ayında en
çok aylık artış turunçgillerde yüzde
7,10 olurken, en fazla azalış sebze ve
kavun-karpuz, kök ve yumrular grubunda yüzde 6,69 olarak gerçekleşti.
Nisan 2014 Köy-Koop Haber
8
RÖPORTAJ
“Gemisi, teknesi olana 1,5 liraya mazot, biz
üreticilere ise 4,65 liraya, böyle adalet olmaz”
Röportaj:
Emel TUĞRUL
»» Ankara’nın Nallıhan ilçesine bağlı Davutoğlan Köyü’ne 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde gitmeyi planladık.
Fakat köyün bütün kadınlarının, o gün Nallıhan’ın Çayırhan beldesinde kurulan Çayırhan Pazarı’nda ürünlerini
satmaya gittiklerini öğrenince, buluşmamızı iki gün ertelemek zorunda kaldık.
“Topladığımız 1520 kilo biberi pazara
götürüyoruz, kilosu
1 lira. Haftada 6070 liralık mazot
yakıyoruz. Aldığımız
para emeğimiz
mi? Mazota mı
verelim bu parayı,
gübreyi mi ödeyelim,
evimizin giderine
Köyün kadınlarıyla görüşmeden önce
Mükkerrem hanımın evine geldik. O
bizi köylülerin el ele vererek yaptıkları, alt katında herkesin ortak kullanabileceği büyük ve güzel bir mutfak,
ikinci katında ise kadınların bir araya
gelip el işleri yaptıkları, sohbet ettikleri ve bizim gibi dışarıdan gelenleri
misafir ettikleri köyodasına getirdi.
İlk tanışmanın vermiş olduğu durgunluğun ardından, gülümsemelerden,
kahkahalara dönüşen ve herkesin
söyleyecek çok şeyi olduğu için epey
gürültü içinde geçen bir sohbet oldu.
Bu arada bir de neler konuşulduğunu duymak isteyen meraklı erkekler
oldu, dayanamadılar onlar da birkaç
kelam ettiler.
Bu söyleşide yalnızca Mükkerem hanımın, Hediye hanımın, Fatma hanımın, Havva hanımın isimleri geçiyor
olsa da sohbetimize köydeki diğer kadınların da katkısı çok oldu.
Önce, 2006 Yılında Dünya Emekçi
Kadınlar Günü’nde ‘Örnek Kadın Çiftçi” Ödülü almış olan Mükerrem Çolak
ile söyleşimize başladık.
mi harcayalım,
çocuklarımıza harçlık
mı verelim”
“Yıllardır inek
parası, buza parası
diyorlar, bizim
köylümüzde daha
hiç kimse beş
kuruşluk böyle bir
destek alamadı. Biz
kendi kendimize
ayakta durmaya
çalışıyoruz burada.
Çalışmak dışında
da başka çaremiz
de yok. Köyümüzün
kadınlarının
yapamayacağı
hiçbir şey yok. Yeter
ki bizlere imkânlar
tanınsın. Sabah
beşten, altıdan
gece 12 ye kadar
ayaktayız. Ama
ancak karnımızı
doyuruyoruz.”
Köy-Koop Haber- Kaç yaşınızdasınız, kendinizi kısaca tanıtır
mısınız?
Mükerrem Çolak - 1956 Ankara Nallıhan - Davutoğlan Köyü doğumluyum. 1970 yılında evlendim (45
yıllık evliyim), iki oğlum var. Maden
mühendisi olan oğlum Almanya’da,
makine teknikeri olan diğeri ise
Beypazarı’nda çalışıyorlar. Eşim Kemal bey ile birlikte köyde yaşıyoruz.
K.K- Bir gününüz nasıl geçiyor,
neler yapıyorsunuz?
M.Ç- Sabah çok erken kalkarım, önce
ev işlerini görüyorum. Sonra tarlaya
gidiyorum.
K.K- Tarlada neler yapıyorsunuz? Faaliyet konularınız nelerdir?
M.Ç- Tarlada kış ve yaz sezonu için
hazırlıklar yapıyoruz. Elma bahçemiz
var. Domates, biber, üzüm, kiraz yetiştiriyoruz. Kışın ağırlıklı olarak ıspanak, pırasa, marul, havuç, tere ve roka
gibi sebze üretiyoruz.
K.K- Ürünlerinizi nerelere pazarlıyorsunuz?
M.Ç- Eskiden ürettiklerimizin çoğunu İstanbul’a gönderiyorduk. Komisyoncuların köylülerimize vermiş
oldukları çekler ve senetler karşılıksız çıkınca çok zararımız oldu. Zaten
zor şartlarda üretim yapıyoruz. Bir de
emeğimizin karşılığının böyle heba olması bizleri çok sıkıntıya soktu. Kendi
bağlantıları olan bir iki köylümüz dışında artık İstanbul piyasası için biz
ürün yapmıyoruz. Cumartesi kurulan,
köyümüze yakın Çayırhan Pazarı var.
Ürünlerimizi oraya götürüyor, pazarcılara toptan satışını yapıyoruz. Paramızı hemen alamasakta, parça parça
alabiliyoruz.
K.K- Ankara ya da başka bir vila-
yete ürün pazarlıyor musunuz?
M.Ç- Hayır, sadece Çayırhan Pazarına çalışıyoruz.
K.K- Karşılaştığınız sorunlar ve
beklentileriniz nelerdir?
M.Ç- Bin bir zorlukla ürettiğimiz
ürünün sezonda para etmemesi en
büyük sorunumuz. Mal para etmiyor.
Kurusunu sunmak istiyorum, alıcısı
var ama kurutma tesisimiz yok.Kendi çabamla kurutmaya çalışıyorum.
Daha önce Nallıhan kaymakamlığına
giderek kuruttuğum ürünleri kaymakam beye sunmuş, derdimi anlatmıştım. Kaymakam bey bizzat ilgilendi.
20.000 bin lira katkıda bulunursanız
köyünüze bir kurutma tesisi yapalım
dedi. Ben çalışırım ama hiç paramız
yok, parasız kuracaksanız biz varız dedim. Sağolsun kaymakam bey tamam
para işini de ben halledeceğim dedi.
Tüm hazırlıklarımızı yaptık, aksilik
bu ya eşim Kemal bey kalp krizi geçirdi. O akşam ameliyat oldu. Bu yüzden
kurutma tesisi projemiz de olmadı.
Kurutma tesisi Nallıhan’ın Bozyaka
Köyüne kuruldu. Ama şimdi biz tüm
köylümüzün yararlanabileceği bir
Pekmez Ocağı istiyoruz.
K.K- Dünya kadınlar günü denince neler düşünüyorsunuz?
Dünya Kadınlar Gününde neler
yaptınız?
M.Ç- (biraz güldükten sonra) 8 Mart
Dünya Emekçi Kadınlar Günü Cumartesi gününe denk geldi. Çayırhan
pazarındaydım.
K.K- Tarım Bakanı ve Aile ve
Sosyal Yardımlaşma Bakanı olsaydınız, neler yapardınız, önerileriniz ne olurdu?
M.Ç- Hiç düşünmemiştim böyle bir
şey ama küçük çiftçiyi öldürüyorlar,
büyük çiftçiye değil, küçük çiftçiye
önem verirdim. Köyler boşalırsa, küçük çiftçi olmazsa gıda fiyatları aşırı
yükselir, açlık çoğalır, şehirlere göç
iyice artar. Köyden göçen insanlar
şehirlerde ne iş yapacaklar. Tarım bakanı olsaydım bunu engellemek için
mazotun fiyatını, gübrenin fiyatını,
yemin fiyatını düşürürdüm. Üretene
destek olurdum. Kadınlara her konuda öncelik tanırdım. Onlara iyi yönde ayrımcılık yapardım. Kadına söz
hakkı verirdim. Zaten bunları yapınca
Aile ve Sosyal Yardımlaşma Bakanlığının da fazla yapacağı bir iş kalmazdı. Hepimiz ilkokul mezunuyuz. Çocuklarımızın derslerine yardımcı dahi
olamıyoruz. Bakan olsaydım önce kız
çocuklarının hepsini en yükseğe kadar okuturdum. Onlara imkanlar tanırdım.
Hediye Tuncer
K.K- Kaç yaşınızdasınız, kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
H.T- 1974 doğumluyum, ismim Hediye Tuncer, 20 yıllık evliyim. Liseye
giden bir kızım ve ortaokula giden bir
oğlum var. Eşim belediyede mevsimlik işçi.
K.K- Bir gününüz nasıl geçiyor,
neler yapıyorsunuz?
H.T- Benim ineklerim var, yapabildiğim kadarıyla sütçülük yapıyorum. 12
tane küçük-büyük hayvanımız var. Bu
konuda pek çok problem yaşıyoruz.
Sütün bir kısmını yoğurt yapıp, Çayırhan Pazarına götürüyoruz. Kalan kısmı sütçülere satıyoruz. Yemin çuvalını alıyoruz 52 liraya, sütün litresini
satıyoruz 80 kuruşa. 2 kilo süt satıp,
1 kg yem alamıyoruz. Bu şartlarda
nasıl ayakta kalacağımızı da bilmiyoruz. Televizyonlarda hükümet köylüye yardım ettiğini söylüyor ama biz
hiçbir yardımını görmedik. Silaj yaptığımız için yemi yarı yarıya kendimiz
karşılıyoruz. Yoksa zaten ayakta durmamız mümkün değil. Sattıklarımızdan evimizi geçindirmeyi bırakın, eşimin maaşını da yem parası yapıyoruz.
K.K- Desteklemelerden yararlanabiliyor musunuz?
Devlet bize destekleme verecek diye
gitsek, ya tapu istiyor ya da birsürü
prosedür. Zaten benim bağım bahçem
durumum iyi olsa niye gidip senden
destek alayım. Tapum olsa sana niye
gidip başvurayım. Önce önüme engeli koyuyor, sonra aşabilirsen aş bu
engeli. Ben o engeli aşsam zaten sana
ihtiyaç duymam, kendim yaparım.
Açıklama yapıyorlar, devlet işte şu
kadar destek veriyor çiftçiye diye. Bir
haftada topladığımız 15-20 kilo biberi
pazara götürüyoruz kilosu 1 lira. Haftada 60-70 liralık mazot yakıyoruz.
Aldığımız para emeğimiz mi? Mazota
mı verelim bu parayı, gübreyi mi ödeyelim, evimizin giderine mi harcayalım, çocuklarımıza harçlık mı verelim.
Nallıhan doğumlu, Davutoğlu köyüne
gelin olan Gülşen Özdemir dayanamayarak söze giriyor;
-Hiiiç yok hiiç. Yıllardır inek parası,
buza parası diyorlar, bizim köylümüzde daha hiç kimse beş kuruşluk böyle
bir destek alamadı. Biz kendi kendimize ayakta durmaya çalışıyoruz burada. Çalışmak dışında da başka çaremiz de yok. Köyümüzün kadınlarının
yapamayacağı hiçbir şey yok. Yeter ki
bizlere imkânlar tanınsın. Sabah beşten, altıdan gece 12 ye kadar ayaktayız.
Ama ancak karnımızı doyuruyoruz.
- Senede iki üç kez veteriner gelir, aşı
tutmaz yaptırırsın. Bir aşı 100 lira, üç
defa yaptırsan gitti 300 lira. İneği satsan 1500 lira. Gel de bu işin içinden çık.
K.K- Kaç senedir tarımla uğraşıyorsunuz?
H.T- Ben kendimi bildim bileli çalışıyorum. Çalışmak da değil sürünüyoruz. Sigortamız yok, eşimin emekli
aylığıyla ayakta durabiliyoruz.Biz de
para kazansak, evimize destek olabilsek.
K.K- Dünya kadınlar günü denince neler düşünüyorsunuz?
Dünya Kadınlar Gününde neler
yaptınız?
H.T- Hiç bir şey yapmadık. Pazardaydık. Bizim sosyal bir yaşantımız yok.
Her gün çalışmak zorundayız. Onu
yap, bunu yap, zaten kendimize ayıracak zamanımız yok ki.
Havva Çolak
K.K- Kaç yaşınızdasınız, kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
H.Ç- 44 Yaşındayım, iki çocuğum var.
Küçük ve büyükbaş hayvancılıkla uğraşıyorum. Yoncamı, mısırımı ekimini
ve biçimini de ben yapıyorum. En büyük şikâyetim de 5 dönüm ekili alanımın bir dönümünü yabani hayvanlar
yiyor. Mazot ve gübre fiyatlarından
çok şikâyetçiyim, çok pahalı. Bir torba
gübre bugün 80 lira, mazot fiyatı almış
başını gidiyor, bu fiyatların yarıya indirilmesini istiyorum. Zengine gemisi
olana, teknesi olana 1 liraya mazot, biz
üreticilere ise 4,65 lira. Böyle adalet
olmaz. Devletimiz küçük çiftçiyi bitirmeye çalışıyor. Niye zenginlere kolay
krediler sağlıyorlar, ama bize böyle bir
olanak sağlamıyor. Verdiği kredi düşük ve bizim işimizi görmüyor.
K.K- Köyünüzde erkeklerin yaptığınız işlerde sizlere destekleri
nasıl?
H.Ç- Bizim evde eşitlik var. Bayan da
erkek de çoluk çocuk da herkes çalışır.
Köy-Koop Haber Nisan 2014
TARIM
Köy yerindeyiz, mecbur çalışıyoruz, çalışmak zorundayız.
K.K- Desteklemelerle ilgili neler düşünüyorsunuz?
H.Ç- Desteklemelerde çok ayrımcılık yapılıyor, ayrımcılık yapılmamasını istiyorum.
Nallıhan ve Beypazarı tarafında Tarım bakanlığı keçi koyun dağıttı. Ben de ısrarla üç
sefer yazıldığım halde, zaten senin hayvanın var diye bu desteklerden faydalanamadım. Ama sürü sahipleri koyun aldı. Adamların 300-500 hatta 1000 koyunu var.
Nallıhan’da bildiğim bir köyde 600 tane
koyunu olmasına rağmen desteklemeden
sakız ırkı koyun aldı. Onlara niye bu destek
veriliyor da bize verilmiyor. Niye böyle ayrımcılık yapıyorlar.
Fatma Tok
K.K- Kaç yaşınızdasınız, kendinizi
kısaca tanıtır mısınız?
F.T- 1950 doğumluyum, 1974 yılında 24
yaşındayken eşim vefat etti. İki çocuğum
var. Eşim vefat ettikten sonra hiçbir kimseden yardım almadan çalışarak, kızıma
da oğluma da baktım, büyüttüm, okuttum.
Şimdi çocuklarım Ankara'da yaşıyor.
K.K- Kaç senedir tarımla uğraşıyorsunuz?
F.T- Eşim öldükten sonra tarımla uğraşmaya başladım. Eskiden çeltik ektim, susam ektim-biçtim çok çalıştım. Çoluk çocuğu da evlendirdim, gittiler. Şimdi sadece
bağ ile uğraşıyorum.
Köyde tek ehliyeti olan Fatma
hanımın en büyük yardımcısı,
akülü aracı.
Hedeflerinde ne var?
- Köyde gelecek görmüyorlar o yüzden çocuklarımız hep gittiler.
- Büyükşehirde yaşamak ister misiniz?
(Hep bir ağızdan)
- Büyükşehirlerde yaşamak istemeyiz. Biz
köy hayatına alışığız. Büyükşehir hayatı
bize göre değil.
Eğitim düzeyiniz nedir?
- Hepimiz ilkokul mezunuyuz. Bizim zamanımızda kızlar okutulmazdı. Çocuklarımız
okullarına gidiyor. Biz ilkokul mezunuyuz.
Onlara derslerinde yardımcı olmak istiyoruz ama elimizden gelmiyor. Daha fazla
okumak isterdik.
- Genel olarak değerlendirdiğinizde;
Karşılaştığınız sorunlar, beklentileriniz nelerdir?
Sorunlarımız
- Ürettiğimiz ürün para etmiyor,
- Mazot, gübre, yem fiyatları yüksek, sattığımız ürünün fiyatı düşük, üstelik zamanında paramızı alamıyoruz.
- Ürünlerimizi değerlendirebileceğimiz tesislerimiz yok,
- Gençlerimiz köylerden kaçıyor,
- Kadınlar olarak sosyal güvencemiz yok,
eğitimimiz yetersiz,
- Ulaşım sorunumuz var, eşlerimiz olmasa
bir yere gitmekte sıkıntı çekiyoruz.
-Yabani hayvanların verdiği zararlar çok
fazla, ürünümüzü yiyorlar,
- Tarım Bakanlığı’nın vermiş olduğu desteklemelerden yararlanamıyoruz.
Beklentilerimiz
Ürünümüzün değerini bulmasını, zarar değil kar etmek, emeğimizin, alın terimizin
karşılığını almayı istiyoruz,
KDV oranlarının düşürülmesini, mazot,
gübre, yem fiyatlarının düşmesini istiyoruz.
Güvenilir, sözleşmeli üretim yapılmasını
istiyoruz.
K.K- Nerelerde kullanıyorsunuz bu
aracı?
F.T- Yaşlı olduğum için bir şeyleri taşımakta zorluk çekiyorum. O yüzden, bağım var üzümüm oluyor. Gübre taşımada,
üzüm taşımada pazara giderken, diğer tüm
ihtiyaçlarda bunu kullanıyorum.
Genel olarak sorduk:
- Gençler köyde niye kalmıyorlar?
Köyümüze; pekmez ocağı,
Kurutma tesisi,
Soğuk hava tesisi,
Yolların daha iyi olmasını, çevre düzenlemesinin yapılmasını,
Sosyal güvencemizin olmasını,
Düşük kredili alet, ekipman almak istiyoruz.
Köyümüzde doymak ve yaşamak istiyoruz,
köyümüzden başka bir yere özelliklede büyükşehirlere gidip heba olmak istemiyoruz.
Dünya Emekçi Kadınlar Günü
»» Her yıl 8 Mart’ın Kadınlar Günü olarak kutlanması-anılması
aslında trajik bir öyküye dayanmakta.
8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New
York kentinde 40.000 dokuma işçisinin daha iyi çalışma koşulları
istemiyle bir tekstil fabrikasında
başlattıkları grev; grevi engellemek isteyen polislerin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında
işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın
129 işçinin can vermesi ile sonuçlanmıştır.
26-27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'
nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale
bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası
Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya
Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil
fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Internationaler Frauentag"
(International Women's Day - Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirmiş ve öneri oybirliğiyle kabul edilmiştir.
Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü
ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar
Günü" olarak kutlanmaya başlanmış,
1975 yılında ve onu izleyen yıllarda
daha yaygın, ve yığınsal olarak kutlanmıştır.
CLARA ZETKİN (solda) Rosa Luxemburg ile.
9
Tacikistan Heyetinden Köy-Koop
Kastamonu Bölge Birliği’ne Ziyaret
»» Tacikistan’ın Ağa Han Vakfı tarafından yürütülen “Dağlık Bölge
Toplumlarının Kalkınmasına Destek Programı” kapsamında gelen heyet
Köy-Koop Kastamonu Bölge Birliğini ziyaret etti.
Köy-Koop Kastamonu Birlik Başkanı Erol Akar, 27 Mart 2014 tarihinde birlik binasında düzenlenen toplantıda, Köy-Koop’un
Kastamonu’da yaptığı çalışmalar, birim kooperatiflerin faaliyetleri hakkında misafir heyete
bir sunum gerçekleştirdi.
Bölgenin coğrafi yapısının ve
iklim koşullarının Tacikistan’a
benzerliği sebebiyle Kastamonu’ ya bir çalışma ziyareti düzenleyen heyetle; Türkiye’de
Kooperatiflerin üretimden son
kullanıcıya kadar işleyişi, Kamunun ve STK’ların kooperatiflerin işleyişindeki rolleri, Türkiye ve Tacikistan kooperatifçilik
uygulamaları karşılaştırması,
Kooperatifler ile ilgili federasyon, sendika ve diğer ulusal,
bölgesel ve taşra kuruluşların
görüşleri konularında bilgi alışverişinde bulunuldu.
Misafir heyetin Başkanı Shodmorn Hojibekov, Tacikistan’da
tabanda tarımsal kalkınmayı
sağlayacak kooperatiflere ihtiyaçları bulunduğunu, devlet
desteği olmadan kooperatif
örgütlenmenin çok zor olduğunu, Tacikistan’ın kalkınmasını
sağlayacak kooperatifçiliği tesis
etmek için çaba gösterdiklerini
belirtti. Hojibekov, bu anlamda Köy-Koop’un Kastamonu’da
gerçekleştirmiş olduğu çalışmaların kendilerini çok etkilediğini, bu konuda bizlere yardımlarını esirgemeyen Köy-Koop
Kastamonu Birliğine çok teşekkür ediyorum dedi.
Tacikistan heyeti, Köy-Koop
Kastamonu Birliği merkez binasında gerçekleştirilen toplantının ardından, kooperatiflerin
faaliyetlerini yerinde incelemek ve bilgilenmek amacıyla;
önce Köy-Koop’un Kastamonu
Çetmi İlçesinde bulunan tesislerini ziyaret etti. Ardından
Süt Toplama Merkezinde
incelemelerde bulunuldu. KöyKoop Kastamonu Birlik Başkanı Erol Akar Eğitim Merkezi
binasında soru-cevap şeklinde
yaptığı sunumunda, kooperatifin çalışmaları hakkında detaylı
bilgi verdi. Heyet, Çetmi’deki
birlik tesislerinin ziyaretinden
sonra Tosya’ya hareket ederek,
S.S. Ortalıca Tarımsal Kalkınma Kooperatifine ait Çeltik
Fabrikasında ve diğer tesislerinde incelemelerde bulunuldu.
Ziyaretin bir değerlendirmesini
yapan Köy-Koop Kastamonu
Birlik Başkanı Erol Akar, “Birliğimizi ve birim kooperatiflerimizi zaman zaman ziyaret eden
ülke temsilcilerine bilgi ve tecrübelerimizi aktarmaktan son
derece mutluyuz. Her zaman
kendilerine yardıma hazır olduğumuzu söyledik. Yapılan bu
ziyaret ile yeni işbirliği olanaklarının sağlanabileceği inancındayım” diye konuştu.
Nisan 2014 Köy-Koop Haber
10 KOOPERATİFÇİLİK
Mikro Ekonomi Açısından Kooperatif Girişimler - I
»» Mikro ekonomi açısından kooperatif girişimler, geleneksel işletmeler üzerinde oturtulmuş ve onları piyasa koşullarında varlığını sürdürebilme
olanağı yaratan, yeni ve çağdaş bir işletmecilik vizyonudur.
Ekonomi, insan ihtiyaçlarını karşılayan mal ve hizmetlerin üretimi, dağıtımı ve tüketimi aşamalarında, kıt
olan kaynakların, nasıl dağıtılması
gerektiğini inceleyen bir sosyal bilim
dalıdır.
Ekonominin temel sorunlarını şu iki
ana başlık altında özetlemek mümkündür :
1. Ne ? Ne Kadar ? Nasıl ve Kimin
için üretilmeli ;
2. Kaynakların tam ve etkili kullanımı.
Ekonomi biliminin işleyiş alanı piyasalardır. Piyasalar, tüm mal ve hizmetlerin alım-satımını yapan kişi
ve/veya kuruluşların karşılaştığı ortamlardır. Bu yazıda piyasa kavramı,
aksine bir açıklama olmadığı sürece,
“tam rekabet piyasası” anlamında kullanılacaktır.
Böyle bir piyasada, ekonominin iki
önemli aktörü gözlemlenir :
1. Üreticiler ,
2.Tüketiciler.
Üreticiler: İnsan ihtiyaçlarını karşılayacak mal ve hizmetleri, faktör
piyasalarından satın aldıkları faktörlerle, üreterek piyasaya sunan
kişi veya kuruluşlardır. Bu kuruluşlar, genellikle firma, işletme, girişim,
vb.. olarak adlandırılır. Bu yazıda,
aksine bir açıklama olmadıkça, bu
üç kavram birbiri ile eş anlamda kullanılacaktır.
Tüketiciler: Ekonomiye sunulmuş ve insan ihtiyaçlarını karşılayacak nihai mal ve hizmetleri,“ürün
piyasaların”dan satın alarak tüketen veya kullanan ekonomik birimlerdir. Ekonomi biliminde daha çok
“hanehalkı” olarak adlandırılır.
Hanehalkları, piyasadan satın aldıkları mal ve hizmetlere yaptıkları
harcamaları, sahip oldukları üretim
faktörlerini (emek, toprak, sermaye,
girişimcilik), firmalara satarak ve/
veya kiralayarak karşılarlar. Yani,
firmaların harcamaları, hanehalklarının geliri, tüketicilerin harcamaları da firmaların (işletmelerin) geliridir.
Bu yazıda kooperatif girişimler,
mikro ekonomik teori açısından
değerlendirilecektir.
İşletmeler
Piyasa koşullarında insan ihtiyaçlarını giderecek mal ve hizmetleri
üreten ekonomik birimlere işletme
(firma, girişim) denir. Ekonomide
gözlenen işletme tiplerini dört
grup altında toplamak mümkündür.
Bunlar:
1. Özel- kapitalist işletmeler,
2. Geleneksel-aile işletmeleri,
3. Kamu işletmeleri,
4. Sosyal ekonomi (kooperatifler,
dernekler, vakıflar,vb..) işletmeleri.
Özel kapitalist işletmeler, ekonomide görülen başat işletme tipidir. Temel amacı, işletmenin karını azamileştirecek şekilde işletme
kaynaklarının kullanımını planlamaktır. Bunu gerçekleştirirken “ne
üretmeli, ne kadar üretmeli,
nasıl üretmeli ve kimin için
üretmeli” sorularının da cevabını
vermiş olur. Bugünkü ekonomi ve
işletmecilik bilimi araştırmaları ve
eğitimi bu işletmelerin sorunlarını
çözümleyecek şekilde dizayn edilmiştir. Bu işletmelerin tekelci bir
yapıya doğru kaymaları, toplumun
ekonomi kaynaklarının “tam ve
etkili kullanımını” engellemektedir; kaynakların tam ve etkili kullanımını olanak tanıyan “tam rekabet ortamını” bozmaktadırlar.
Bu işletmeler yatırımlarını salt sermayeye en yüksek getiriyi sağlayacak şekilde planlarlar. Özellikle son
onlu yıllarda “likit sermayenin”
metalaşması,“finans kapitalin”
pazarlanması ile, dünya ekonomisinde çok farklı uygulamalara tanık
olunmaktadır.
Geleneksel-aile işletmeleri, insanların ihtiyaç duydukları mal ve
hizmetleri üretmeye başladıklarından beri var olan en eski işletme tipleridir. Özel kapitalist işletmelerin
gelişmesine karşılık bu işletmelerin
sayısal varlığı, ekonomiye katkısı- özellikle talep katkısı- ağırlığını
korumaktadır. Bu işletmelerin
temel amacı, başta işletmeci ailesinin emeği olmak üzere, aileye ait toprak, ayni ve
nakdi sermayenin gelirini enyükseklemektir. Bu işletmelerin
yatırımları daha çok aile emeğini değerlendirmeğe yönelik yatırımlardır.
Bunlar, piyasa karşısında etkili olamadıklarında yeni bir işletme tipiyle (örneğin kooperatif girişimlerle)
hizmet ve sanayi sektörüyle bütünleşmeye çalışırlar. Bu işletmelerin
sayısı, istihdam ettiği emek miktarı
toplumlarda en fazla olan işletmelerdir. Çiftçiler, küçük esnaf, küçük
boyutlu işletmeler (KOBİ’ler) bu iş-
en yaygın örnekleri kooperatif, dernek ve vakıf işletmeleridir. Özellikle
ekonominin yeniden yapılandırılması politikalarının “ekonomide
devletin küçültülmesi” uygulamaları onların önemini daha da artırmış bulunmaktadır. (Çizelge 1)
Prof.Dr. T. Ayhan ÇIKIN
[email protected]
letme grubunun tipik örnekleridir.
Örneğin Türkiye’de istihdamın onda
dokuzundan fazlasını bu tip girişimler sağlamaktadırlar. Bu tip işletmelerin toplam işletmeler içindeki pay
AB ülkelerinde % 90’lar, ABD’de %
80’ler civarında olduğu literatürde
belirtilmektedir. .
Kamu işletmeleri, kamu yararına
olan mal ve hizmetleri üreten (eğitim,
sağlık, yeşil alanlar,vb..) işletme tipleri olup daha çok devletin kurduğu
girişimlerdir. Amacı kar değil, kamu
hizmetidir. Ancak son çeyrek yüzyıldır “ekonomide devletin küçülmesi”
politikası ile ekonominin pek çok
alanında etkinliği zayıflamaktadır.
Sosyal ekonomi işletmeleri,
daha çok geleneksel işletmelerin
piyasaya giriş ve çıkışlarını sağlayan işletmelerdir. Bu işletmeler,
geleneksel işletmelerin girdilerini
pazardan maliyetine temin ederek
onlara maliyet avantajı kazandırabilirler. Ayrıca, geleneksel işletmelerin ürünlerini işleyip pazarlayarak
onları pazar ve fiyat avantajı sağlarlar. Bunun yanında, özellikle kendi
emeğini değerlendiren kooperatif
girişim tipleri giderek artmaktadır.
Örneğin “istihdam yaratma kooperatifleri”, 1990’lı yılların ortalarından beri birçok gelişmiş ülkelerde ilginç projeler uygulamaktadırlar.
Bu nedenle artan işsizlik karşısında
“istihdam yaratma kooperatifleri”, pahalılık ve fakirlikle mücadelede “tüketim”, “konut” vb.
kooperatifler giderek yaygınlaşmaktadır. Sosyal ekonomi işletmelerinin
Özetle, mikro ekonomi açısından kooperatif girişimler, geleneksel işletmeler üzerinde oturtulmuş ve onları
piyasa koşullarında varlığını sürdürebilme olanağı yaratan, yeni ve çağdaş bir işletmecilik vizyonudur.
Kooperatif Girişimler
“Bir kooperatif, mülkiyeti kolektif olan ve yönetimi demokratik olarak gerçekleştirilen
bir girişim aracılığı ile ortak
ekonomik, sosyal ve kültürel
ihtiyaçları ve özlemleri tatmin
etmek için gönüllü olarak bir
araya gelmiş insanların özerk
birliğidir”[1](Alliance coopérative
international, 1995).
Bir kooperatif girişim, değerleri,
ihtiyaçları ile ortak bir proje çevresinde birleşen insanları bir araya
getiren bir işletme tipidir. Bu ortak
projeye katılan kişiler, genellikle,
eğitim, sosyal veya kültürel hizmetler, tüketim, üretim veya pazarlama
konusunda gerekli araçlarla donatılmışlardır. Kooperatiflerin çalışma
ilkelerini ACI, değişen dünya koşullarını değerlendirerek, 1995’de aşağıdaki şekilde belirlemiştir :
1.Gönüllü ve herkese açık ortaklık
2. Ortaklar tarafından gerçekleştirilen demokratik denetim
3. Ortakların ekonomik katılımı
4.Özerklik ve bağımsızlık
5.Eğitim, öğrenim ve bilgilendirme
6.Kooperatifler arasında işbirliği
7.Topluma karşı sorumlu olma
Bunun yanında kooperatifler, özgürlük, gönüllü yükümlülük, eşitlik,
Çizelge 1 -Farklı İşletme Tipleri ve Amaçları
İşletme Tipi
Amacı
dostluk ve dayanışma gibi cumhuriyetçiliğin temel değerlerini de taşımaktadırlar. Kooperatif işletme,
ayni zamanda hem ortağı ve hem de
iş yaptığı kişiler olan aktörleri ile
“çift nitelik” özelliğine sahip istisna
bir işletme tipidir : “çalışanın işletmeyi yönetmesi, yönetenin
işletmede çalışması”.
Tersine
sermaye şirketlerinde amaç, şirkete
yatırılmış sermayeye en yüksek şekilde nemalandırmaktır, şirketin yönetimi de sermaye sahiplerine aittir[2].
Küresel boyutta kooperatif sektör,
ICA’ya üye 96 civarındaki ülkede bir
milyara yakın üyeye sahiptir. Farklı
ülkelere göre kooperatiflere üyelik
oranları değişiklik göstermektedir. Finlandiya ve Singapur’da her
iki kişiden biri, Kanada, Yeni Zelanda, Honduras ve Norveç’de her
üç kişiden biri, ABD, Malezya ve
Almanya’da her dört kişiden biri kooperatif üyesidirler. Finlandiya’da
2 aileden biri, Japonya’da 3 aileden
biri kooperatiflerde üye olarak temsil edilirler. GSYİH’ya oran açısından kooperatiflere atfedilebilecek
yüzdeler ise Kenya’da yüzde 45(en
yüksek), Yeni Zelanda’da yüzde
22’dir. Hollanda’da tarımsal pazarın yüzde 83’ü, Brezilya’da tarımsal
üretimin yüzde 40’ı ; Bolivya’da tasarrufların yüzde 25’i; Kolombiya’da
sağlık sektörünün yüzde 24’ü; perakende pazarın ,Singapur’da yüzde
55’i, Danimarka’da yüzde 36’sı ve
Macaristan’da yüzde 14’ü kooperatiflerin denetimindedirler. Finansal
kooperatifler, 857 milyon insana,
yani dünya nüfusunun yüzde 13’üne
hizmet sunmaktadırlar ; ayrıca finansal kooperatifler, günlük 2 Dolarlık yoksulluk sınırının altında
yaşayan 78 milyon insana mikro finansal kredi sağlayan en geniş destek ağına sahiptirler[3].
Türkiye’de 2010 yılı sonu itibariyle 8,1 milyon ortağın 84 232 birim
kooperatif, 598 bölgesel birlik ve 13
merkez birliği içinde toplandığı görülmektedir. Tarım kesiminde 4,5
milyon ortak, 13 437 birim kooperatif, 143 bölge birliği ve 7 merkez birliği düzeyinde örgütlenmiş durumdadır[4].
Özel kapitalist işletmeler/Şirketler
Girişime yatırılmış sermayeleri
nemalandırmak/ Kar azamileştirmesi
Geleneksel aile işletmesi
Kendi hesabına çalışmak ve üretmek/
Aileye ait faktör gelirlerini azamileştirmek
[1] Alliance coopérative international, 1995
Kamu işletmesi
Ulusun genel menfaatine hizmet etmek
[3] www.ica.coop
Sosyal ekonomi işletmesi
Ortaklaşa bir proje gerçekleştirmek
[4] TSTB, Türkiye Kooperatifçilik Strateji
Belgesi (Taslak) : 2012-2016, Tablo 6 (www.
sanayi.gov.tr)
[2] Jean-François DRAPERI, “Parler des entreprises coopératives”, www.entreprises.coop
Hizmet Kooperatifleri
Sulak Alanlar için Umut Işığı
»» Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Hizmet Kooperatifi Anasözleşmesini
hazırladı.
»» Türkiye'nin, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği'nde yapılan
değişikliklere yönelik başlatılan hukuk mücadelesinde önemli bir
başarı elde edildi.
Dayanışma ve yardımlaşma ilkeleri ekseninde ortaklarına eşit oy ve demokratik katılım
imkânı sağlayan kooperatiflerin öneminin
anlaşılması ile yeni bir kooperatif modeli
olan Hizmet Kooperatifleri Anasözleşmesi
2014 yılı başında tarafımdan Onaylanarak
yürürlüğe girdi.
Hizmet Kooperatifi ile hizmet sektöründe
iş arayan emek işçileri bir araya gelerek iş
imkânları oluşturup kendi işlerinin patronu
oluyor. Özellikle kentlerde temizlik işçisi,
veya başka sektörlerde hizmetler sunan işsizler kendi işlerinin patronu olarak bu hizmetlerini sunabilecek.
Bu kooperatifler özellikle dar gelir gruplarını istihdam etmek amacıyla kurulacak ve
bir anlamda özel sektöre istihdam sağlama
imkânı getiriyor.
İstihdam imkânı sağlamasının yanı sıra, ortaklarının hizmet üretimi alanlarında mesleki beceri ve yeterlilik eğitimi hizmetleri
sağlayacak, bireysel hizmetleriyle ilgili iş
edinmeleri amacıyla danışmanlık hizmeti
verecek ve mesleki eğitim programlarına yönelik programları sağlayacak.
İstihdamı artıracak hizmet kooperatifinin
bir diğer amacı ortaklarının kreş ihtiyaçlarını karşılamak olacaktır. Ortaklarının 0-6
yaş grubu çocuklarının bakımı ve eğitimi için
mahalle yuvaları, çocuk oyun odaları açacaktır. Çocukların sağlığı, gelişimi ve bakımı için
sağlık üniteleri, oyun ve spor alanları, kültür
sanat üniteleri kuracaktır. Çocuklara yönelik
ilgili her çeşit araç, gereç, besin maddeleri
ihtiyaçlarını giderecek, bunlarla ilgili satış
yerleri sağlayacak.
2002 yılında yürürlüğe giren ve 2010 yılında değiştirilen "Sulak Alanların Korunması
Yönetmeliği"ne yönelik WWF-Türkiye'nin
açtığı yürütmenin durdurulması ve iptali davasında Danıştay, dört madde için yürütmeyi durdurma kararı verdi. Özel hüküm bölgelerinin oluşturulması, tampon bölgelerin
daraltılması, sanayi alanı olarak ilan edilen
sahalarda yapılacak uygulamaların Bakanlıkça karara bağlanması ve Ulusal Sulak Alan
Komisyonu'nda sivil toplum kuruluşlarına oy
hakkı verilmemesine ilişkin maddelerin yürütmesi durduruldu.
WWF-Türkiye Genel Müdürü Tolga Baştak "Sulak alanları tehdit eden bir dizi faaliyetin önünü açan yönetmeliğin bazı maddelerine ilişkin
alınan yürütmeyi durdurma kararını kamuo-
yuyla paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz. Sulak
Alanların Korunması Yönetmeliği'nde yapılan
değişiklikler, bugüne kadar korunması kısmen
de olsa başarılan birçok sulak alanın ekolojik
karakterinin bozulmasına ve kaybına yol açacak
düzenlemeleri içeriyordu. Ülkemizdeki sulak
alanların korunması için yaklaşık 40 yıldır çalışan ve Ramsar Sözleşmesi'nin Türkiye'deki STK
Odak Noktası görevini yürüten WWF-Türkiye
olarak, bu değişiklik karşısında üzerimize düşen
sorumluluğu yerine getirmek için 2010 yılında
bir hukuk mücadelesi başlattık. Yönetmeliğin
dava konusu edilen maddelerinin tamamında
yürütmeyi durdurma kararı alınmamış olsa da,
bu dört madde hakkında alınan karar, yönetmeliğin 'korumacı ruhu'nun baki kalacağına dair
önemli bir mesaj veriyor," dedi.
Köy-Koop Haber Nisan 2014
TARIM
BM’den Küresel İklim
Değişikliği Raporu
»» Birleşmiş Milletler’in (BM) Hükümetlerarası İklim
Değişikliği Paneli tarafından yayına hazırlanan küresel
iklim değişikliği raporu 21. yüzyılın ikinci yarısı için
oldukça karamsar bir tablo çiziyor.
Yüzlerce bilim insanı tarafından yapılan araştırmaya göre dünyadaki tarım üretimi bu yüzyıl içinde yüzde 2
oranında azalacak. Bu durum nüfus
artışıyla paralel olarak değerlendirildiği zaman dünya için tam bir felaket
olarak değerlendiriliyor. Raporun
taslağında yaşanacak gıda sıkıntısı
ve ekosistemlerdeki değişiklik sonucunda özellikle Asya’da büyük göçlerin yaşanacağı ifade edildi.
Gıda kıtlığı yaşanacak
Rapor iklim değişikliğinin insanların sağlığına etkisi konusunda ciddi
uyarılarda bulundu. Aşırı sıcakların
dünyanın birçok bölgesini etkisi altına alacağının ifade edildiği raporda,
bunun da gıda ve su kaynaklı hastalıklarda artışa neden olacağı belirtildi. Kıyı şeritlerinde yaşayan insanların iklim değişikliği konusunda
en çok etkilenen nüfus olacağının
vurgulandığı raporda özellikle Doğu,
Güney Doğu ve Güney Asya’da yüz
milyonlarca insanın yerlerinden
olacağı belirtildi. Tarım üretimi konusunda önemli bir yer bölgenin
gıda kıtlığı nedeniyle çatışmalara
neden olabileceği kaydedildi. Küresel sıcaklığın 1 derece yükselmesi
bile buğday, pirinç ve mısır tarımına
darbe vuracak. Küresel ısınmanın
2.5 derece kadar artması sonucunda
küresel ekonomi yaklaşık 1.4 trilyon
dolar azalacak.
Su kaynakları azalacak
Bu özellikle ekonomisi tarım üretimine dayanan ülkeler için ciddi bir
sorun oluşturacak. Rapora göre küresel ısınma dünyanın birçok bölgesinde aşırı sıcaklar, yetersiz beslenme nedeniyle insan sağlığının
ciddi bir şekilde etkileyecek. Bunun
en çok mağdur edeceği kesimler ise
çocuklar olacak. Bu dönemde dünyada yetersiz beslenen çocukların
sayısının 20-25 milyon artması bekleniyor. 21. yüzyıldaki küresel ısınma
ile yaşanacak göçler nedeniyle göç
alan ülkelerdeki güvenliği tehlikeye
girecek, iç savaşlar ve bölgesel çatışmalar yaşanacak. Raporda üzerinde durulan konulardan biri tatlı su
kaynakları. Azalan yağışlar ve aşırı
sıcaklar nedeniyle özellikle ekvatora
yakın ve sıcak bölgelerdeki ülkelerde
su kaynaklarındaki azalma en büyük
sorunlardan biri.
Su İhtiyacımız 3 Kat Artacak
»» “Türkiye’de Suyun Durumu ve Su Yönetiminde Yeni
Yaklaşımlar: Çevresel Perspektif” başlıklı rapora göre,
Türkiye’de senelik toplam su tüketimi yaklaşık üç
Büyükçekmece gölüne denk geliyor.
İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma
Derneği tarafından Türkiye’nin su
durumu ve geleceğine ışık tutmak
amacıyla, Doğa Koruma Merkezi
ve Yaşama Dair Vakıf uzmanlarının
çalışması, Birleşmiş Milletler Gıda
ve Tarım Örgütü’nün katkılarıyla
hazırlanan “Türkiye’de Suyun Durumu ve Su Yönetiminde Yeni Yaklaşımlar: Çevresel Perspektif” raporu
açıklandı. Raporda, kullanılabilen
su kaynakları potansiyeli azalırken,
Türkiye’nin su tüketim ihtiyacının
önümüzdeki 25 yılda 3 kat artacağı
gözlemleniyor. Entegre havza yönetimi ve ekosistem yaklaşımları çerçevesinde hazırlanan, yakın gelecekte
Türkiye’nin yaşayabileceği tehlikeyi
gözler önüne seren rapor, artan nüfus ve tükenen kaynaklar çerçevesinde kritik bir perspektif sunuyor.
Rapor, Türkiye genelinde yıllık ortalama yağış miktarının 643 milimetre ile 800 milimetre olan dünya ortalamasının altında kaldığını
gösteriyor. Rapor, Türkiye’de suyun
yüzde 11’inin sanayide, yüzde 15’inin
evlerde ve yüzde 74’ünün tarımda
kullanıldığını, senelik toplam su
tüketiminin yaklaşık üç Büyükçekmece Gölüne denk geldiğini ortaya
koydu. Rapora göre, Türkiye’de su
tüketimi, kullanılabilen su kaynaklarında öngörülen azalma ve artan
nüfustan etkileniyor. Türkiye’de 73
milyon nüfus dikkate alındığında,
yıllık kişi başına düşen su miktarı
yaklaşık 1519 metreküp iken, 2030
yılında nüfusun 85 milyon olacağı
varsayılırsa kişi başına düşen yıllık
su miktarının 1120 metreküpe düşeceği öngörülüyor. Rapora göre, kullanılabilen su kaynakları potansiyeli
azalırken, Türkiye’nin su tüketim ihtiyacının önümüzdeki 25 yılda 3 kat
artacağı gözlemleniyor.
Su sıkıntısı tehlikesi
Raporda ayrıca, “Türkiye’nin büyüyen su ihtiyacını karşılamak için kaynaklar üzerindeki baskı giderek artış
göstermektedir. Türkiye’deki 25 havzanın nüfusu ve yağış potansiyeli birbirinden farklılık gösterdiği için bu
baskı havzalar arasında da farklı yoğunluklarda hissedilmektedir. Çoruh,
Batı Akdeniz ve Antalya havzaları su
zenginiyken; Marmara, Küçük Menderes ve Asi havzaları su fakiridir.
Meriç-Ergene Havzası’nda durum
su kıtlığı sınırındadır. Öte yandan iklim değişikliği de birçok havzada bu
tabloyu olumsuz etkileyecektir. iklim
öngörülerine bakıldığında özellikle
Seyhan Havzası ve Fırat-Dicle Havzası, sıcaklık ve yağış değerleri açısından su sorunun çok artacağı havzalar
olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak
raporda da belirtildiği üzere iklim
değişikliğinden kaynaklanacak riskler sadece iklim öngörüleni ile değil,
aynı zamanda sosyo-ekonomik dinamiklerle beraber ortaya konmalıdır.”
değerlendirilmesi yapılıyor.
11
Kooperatifler Nereye Götürülecek?
»» Kooperatifler kanunu ile ilgili çalışmalar devam ediyor. Gümrük ve Ticaret
Bakanlığının Bu konuda daha etkin olduğu anlaşılıyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığının yasal düzenleme konusunda belirginleşmiş bir görüşü oluşturup
oluşturmadığını da bilmiyoruz.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının bu oluşum içerisinde etkin rol
alması üretici örgütlenmesi açısından son derece önemlidir. 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu üzerinde
yapılan çalışmaların Üretici Örgütlerinin sorunlarının çözümü için bir
fırsat olarak değerlendirilmelidir.
Bu gün gelinen noktada Kooperatiflerin üretici örgütlenmesinde tek
örgüt yapılanması olmadığı, yeniden yapılanmada diğer örgütlerin
durumunun dikkate alınması, diğer
bir ifade ile onlarında fonksiyonlarının ve varlıklarının nedenleri ve
gerekliliği tartışılmalıdır.
Özellikle tarımsal alandaki
örgüt yapısının içinde bulunduğu olumsuz tabloyu hangi
yapılanma modeli ile aşabileceğiz. Son derece önemli olan
bu konunun tartışılarak öncelikle en uygun modelin oluşturulması gerekir. Çünkü yasa ve
mevzuat düzenlemeleri ortaya
konulacak modelin uygulamasına yönelik olacaktır. Ancak,
henüz böyle bir modelin oluşturulduğu görülmüyor.
Kooperatifler Kanununun yapılmasında katılımcılığın sağlanmaya çalışıldığı, hatta yabancı uzmanların
davet edilmesi onların deneyimlerinden yararlanmak adına son derece önemlidir. Daha da önemlisi bu
yabancı uzmanlara ve bilim adamlarının görüşlerine itibar edilmesidir.
Çıkartılan yasalar sorunların çözümünü sağlamalıdır. Ancak sorunla-
Üretici örgütlerinin başarısı ve ülke
ekonomisine katkılarının tartışılması yerine, Bakanlıkların, örgütlerin üzerinde azami ölçüde nasıl
daha etkin olabileceği hesaplarının
yapılmaması gerekir.
Erol AKAR
Köy-Koop Kastamonu
Birlik Başkanı
rın ne olduğunu, nereden kaynaklandığını, en önemlisi ülke gerçeklerini
bilmeyen, uygulamaya uzak kişilerin
sorun çözebileceğini düşünmek bile
iyimserlik olur. Bu nedenle uygulamacıların bu çalışmalarda etkin görev alması kaçınılmazdır.
Mevcut uygulamanın çok iyi görülmesi ve değerlendirilmesi gerekir.
Tarafsız, objektif olmak en önemlisi. Ancak; yasa yapıcıların her örgüte aynı mesafede olması başarının
temelini oluşturacaktır.
Adres gösteren yasaların, yönetmeliklerin veya tebliğlerin çıkartılması
bu güne kadar hiçbir sorunu çözmemiştir. Üstelik sorunları giderek
ağırlaştırmıştır.
Parçalanmış yapıların yönetiminin ne kadar zor olduğu,
örgütler parçalandıktan sonra
daha iyi anlaşılmış olması gerekir. Bu günkü parçalı yapının hiçbir sorunu çözemediği
tam aksine sorunun temel nedenini oluşturduğu ortada. O
halde; güçlü, kurumsal kimliğe
sahip bir yapının oluşturulması kaçınılmaz hale gelmiştir.
Halen yürürlükteki 1163 Sayılı
Kooperatifler Kanunu ile bölge
ve merkez birliklerinin ihtisas
konularını belirleme yetkisinin Bakanlığa verilmiş olması
bile kooperatifçiliğimizi içinden çıkılamaz noktaya getirmeye yettiği ve bu gün gelinen
örgüt karmaşasının temelinde
sadece böyle bir yetkinin kullanılmış olması yetmiştir.
Yeni taslakta bunun daha da ileriye
götürüldüğü, çıkarılacak kanunda
ve ikincil, üçüncül mevzuatla kooperatiflerin özerk yapılarının büyük
ölçüde bozulacağı anlaşılmaktadır.
Yasa, bu sorunları çözmek için mi
hazırlanacak, yoksa yeni sorunların
ortaya çıkmasına mı neden olacak?
Hep beraber göreceğiz.
Geçmiş dönemlerde hepimiz
biliyoruz ki, zaman zaman ön
plana çıkan veya arka plana itilen üretici örgütleri, fonksiyonları itibariyle gerekliliğinden
veya gereksizliğinden dolayı
tartışılmamış farklı mülahazalarla değerlendirilmiştir.
Bakanlığımızın tüm bu sorunları
çözmekte samimi bir irade koyduğunu, en azından çözüm yönünde çaba
sarf ettiğini görmek sadece bir kooperatifçi olarak bizleri mutlu eder.
Denizbank’tan 10 Yıldır Tarıma Destek
»» Denizbank Tarım Bankacılığı Pazarlama Projeler Grup Müdürü Dr. Levent
Öztürk Denizbank Tarım Bankacılığı olarak ekonomik kalkınma ve büyümeye
katkı sağlama anlayışı doğrultusunda tarımsal alandaki üreticilerimize verdikleri
desteği her geçen gün artırarak sürdürdüklerini söyledi.
Öztürk, 10 yılı aşkın süredir
Tarım Bankacılığı hizmeti verdiklerini belirterek,
‘Sektörün gelişmesine katkı
sağlıyor, bir başka deyişle işletmeye yatırım yapılmasını
sağlıyoruz’ dedi.
Öztürk, kredi tarımsal destek
faaliyetlerini şu şekilde özetledi: ‘Tarım alanında yaptığımız çalışmalarla amacımız;
ülkemizde tarımsal verimliliğin artmasına, uluslararası
rekabet gücümüzün yükselmesine
katkı sağlamaktır. Ülkemizin 2023
yılına dönük 150 milyar dolar tarımsal üretim, 40 milyar dolar tarım ihracatı gibi hedefler için çalıştığı bir dönemde, finansman ve
verimlilik araçlarımızla bu hedeflerin gerçekleşmesine katkı sağlamayı, tarım dostu bir Banka olarak sorumluluğumuz olarak görüyoruz.’
PAZAR PAYI YÜZDE 23
Öztürk açıklamasında, ‘Özel bankalar arasında tarım sektörüne en
fazla kredi kullandıran banka konumunda olup müşteri sayımız 700
bine ulaşmış, kullandırdığımız kredilerin büyüklüğü ise 3 milyar TL’yi
aşmıştır’ dedi. Öztürk ayrıca, ‘Özel
bankalar arasındaki pazar payımız
yüzde 23,5′dur. DenizBank öncü-
son hanesine göre yapılacak.
Ödeme planı ve 15 Mart 2014
tarihinde açık bulundurulacak
Ziraat Bankası şubelerine ilişkin detaylı bilgiye www.tarim.
gov.tr adresinden ulaşılabilir.
Üretici kart
lüğünde diğer özel bankaların da
sektörle tanışmasını ve sektöre kullandırılan kredilerin her geçen gün
artmasını memnuniyetle karşılıyoruz’ ifadelerini kullandı.
Fındık üreticisine 788
milyon liralık ödeme
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, tarımsal destekleme kapsamında
373 bin 500 fındık üreticisine verilecek destekleri açıkladı. Bakanlık,
fındık üreticilerine toplam 788
milyon liralık destekleme ödemesi
yapacak. Tarım Bakanlığı ayrıca, 14
ilde 373 bin 500 fındık üreticisine
788 milyon liralık alan bazlı gelir
desteği ödemesi yapacak. Bugün
başlayacak olan ödeme işlemlerinde üreticiler için T.C. kimlik numarası veya vergi kimlik numarasının
Öztürk, ‘Üretici Kart’ ile 400
bini aşkın üreticiye 12 bin üye
iş yerinde tarımsal girdi alımlarında avantajlar sağladıklarını belirterek, ‘Tarımda edindiğimiz
tecrübe ile bölgelere özel değerlendirme yapabiliyoruz. Üreticiler, şubelerimizden, anlaşmalı üye işyerlerindeki POS makinalarımızdan,
ATM’lerimizden, web sayfamızdan
ya da sadece bir sms atarak cep telefonlarından Üretici Kart başvurusunda bulunabiliyorlar’ dedi.
12
Nisan 2014 Köy-Koop Haber
KOOPERATİFÇİLİK
Kooperatifler Yasa Tasarısı Tartışmaya Açıldı
»» 27 Şubat tarihinde Ankara’da düzenlenen çalıştaya ilgili bakanlık ve kooperatif birliklerinin temsilcileri ile uluslararası uzmanlar katıldı.
Çalıştayda kooperatif yasa tasarısının evrensel ilkeler ve değerler ile uluslararası normlara göre düzeltilmesi istenildi.
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan kooperatifler yasa
tasarısına ilişkin taslak çalışma 27
Şubat 2014 tarihinde Ankara’da düzenlenen bir çalıştay ile kamuoyuna
duyuruldu ve çalıştaya katılanların
görüş bildirmeleri istenildi. Çalıştay, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı,
Türkiye Milli Kooperatifler Birliği
ve Alman Kooperatifler Konfederasyonu DGRV’nin işbirliği ile düzenlendi. Toplantıya ilgili bakanlıkların temsilcileri yansıra, TMKB’ni
temsilen Yönetim Kurulu Üyeleri ve
uzmanları ile DGRV’nin davet ettiği
uluslararası kooperatif mevzuatı uzmanı Prof. Dr. Hagen Henry katıldı.
Toplantının açılışında TMKB Başkanı Muammer Niksarlı ve Gümrük
ve Ticaret Bakanlığı Kooperatifçilik
Genel Müdür Yardımcısı Arif Sami
Seymenoğlu birer konuşma yaptılar.
Başta Türkiye Milli Kooperatifler
Birliği Genel Başkanı Muammer
Niksarlı olmak üzere, Yönetim Kurulu Üyeleri Mehmet Aksoy, Cafer
Yüksel, Ramazan Özkaya ve Erol
Akar yaptıkları konuşmalarda tasarıda gördükleri eksiklikleri ve yanlışları dile getirdiler. Tasarının daha
çok Ticaret Kanunundan esinlenerek hazırlandığına dikkat çektiler.
8. Kooperatiflerin kuruluş, tescil ve
sicil tutma işlemleri Türkiye Milli Kooperatifler Birliği’ne veriliyor mu?
9. Kooperatifçiliğimizin gelişmesi
için ne tür teşvikler, ayrıcalıklar ve
özendirmeler öngörülüyor?
10. Kooperatiflerin finansman ihtiyaçlarını karşılaması için (Kooperatifler Bankası veya Kredi Garanti
Fonu gibi) yeni bir kurum öngörülüyor mu?
11. İlköğretimden başlanarak, girişimcilik, ortaklık kültürü kooperatifçilik
bilincinin kazanılması için nasıl bir
düzenleme yapılıyor? (sb.s-55-2/4)
12. Kooperatifçilik Eğitim ve Araştırma Merkezi kurulması için ne öneriliyor? (sb. s-54-2/1)
Hüseyin Polat: Uluslararası
normlar açısından tasarı
yeniden gözden geçirilmeli
Tasarının Yanıt Vermediği
Kritik Sorular
TMKB Genel Başkanı Muammer
Niksarlı’nın çalıştayı açış konuşmasında, Strateji Belgesine atıfta bulunarak sorduğu şu sorulara tasarının
yanıt vermediği anlaşıldı:
1. Dağınık yasal düzenlemeler sorunu nasıl gideriliyor? (Strateji Belgesi, sayfa 97)”
2. Kooperatiflerle ilgili hizmet sunan
kamu kuruluşları arasındaki “çok başlılık” teke indiriliyor mu? (sb.s-49)
3. Üst örgütlenme zorunluluğu getiriliyor mu? (sb.s-51)
4. Çok amaçlı ve çok ortaklı kooperatifçilik nasıl özendiriliyor? Bir köyde
veya kasabada 3-4-5 ayrı kooperatifin kurulması zorunluluğu kaldırılıyor mu? (sb.s-58)
5. Kamunun bugün yapmakta olduğu hangi işlemleri ve hizmetleri (görev ve sorumluluklar) kooperatiflere
devrediliyor? (sb.s-53)
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)
emekli kooperatif uzmanı ve Birleşmiş Milletler ve Türkiye Milli Kooperatifler Birliği’nin Kooperatif Danışmanı Prof. Hüseyin Polat, tasarıyı
uluslararası kooperatifçilik normları
açısından ele alarak tasarıda gördüğü eksiklik ve yanlışlara dikkat
çekti. Bu konuda kılavuz kabul edilmesi gereken üç uluslararası yasal
çerçeveden söz eden Polat bunların
ICA kooperatif kimlik bildirgesinde
yer alan kooperatif tanımı, değerler
ve ilkeler, ILO’nun Kooperatiflerin
Teşvikine İlişkin 193 Sayılı Tavsiye
Kararı ve Birleşmiş Milletler Genel
Kurulu’nun kabul ettiği kooperatiflerin desteklenmesine ilişkin kılavuzu olduğunu belirtti. Polat şu hususlara dikkat çekti:
6. Faal olmayan on binlerce kooperatifin tasfiyesi nasıl sağlanıyor?
(sb.s-63 7/3)
• Tasarıdan kooperatif ilkelerine
aykırı hükümler ayıklanmalıdır. Bu
ilkeler, ortakların demokratik kontrolü ve kooperatifin özerklik ve bağımsızlığı ilkeleridir.
7. İç denetim nasıl etkinleştiriliyor.
Kooperatiflere ek mali yük getirmeyecek diğer denetim türleri nasıl düzenleniyor.(sb.s-61- 5/1-5/2)
• Tasarıda kooperatiflere “devlet
müdahalesi”nin dozu kaçırılmış. Bu
müdahalenin hem doğrudan, hem
de 20’den fazla tebliğ ve yönetmelik
ile dolaylı yönden yapılamasının kapısı açılmış.
• Tasarının pek çok maddesinde yer
alan “kooperatiflerden sorumlu bakanlıklar” deyimi, kooperatiflerin
birer kamu kurumu gibi müdahaleye
tabi olabileceği algısı yaratmaktadır.
1163’de geçen “ilgili bakanlık” deyimi daha uygun olacaktır.
• Tasarıda, kamu tüzel kişilerinin
ortaklığı ile yetinilmeyip, bazı kamu
tüzel kişilerinin “kooperatif ortağı
olmasalar bile” yönetimde temsil
edilebilecekleri (Md. 132/1) hükmü
getiriliyor. Gerekçe olarak da kooperatifin kamu kaynaklarını kullanması gösteriliyor.
• Kooperatif genel kurullarının bakanlık tarafından resen toplantıya
çağırılması (Md. 42/4) yerine, gerek
görüldüğünde mahkeme kanalı ile
bunun yapılması doğrudan müdahaleyi önleyecektir.
• Yönetim kurulu üyeliğine seçilmek
için anasözleşmedeki şartlara ek olarak bakanlığın ek şartlar önerebilmesi (Md. 63/5) doğru bir düzenleme değildir.
• İç denetimin tamamen ortadan
kaldırılması ve denetimin ortaklar
yerine birlikler ve bağımsız muhasebeciler tarafından yapılması denetim sorununun çözümüne bazı yeni
yaklaşımlar getirebilir ama kooperatif felsefesini ortadan kaldırır (Md.
86-100). Zira kooperatif işletmede
asıl olan ortakların işletmeyi doğrudan yönetimi ve denetimidir.
• Kooperatiflerin bakanlık denetimi
sonrası verilecek talimata uyma zorunluluğu (Md. 130/2) ayrı bir müdahale yöntemidir. Bunun yerine,
denetimi yapan müfettişin suç unsuru bulması halinde durumu mahkemeye intikal ettirmesidir.
• Bu müdahaleler nedeni ile devletin,
kooperatiflerle sermaye şirketlerini
“eşit muameleye” tabi tutmadığı sonucu çıkmaktadır ki bu durum ILO
Tavsiye Kararı 7. Maddesine aykırıdır.
• Tasarıda kadınlar ve dezavantajlı
grupların kooperatiflerde örgütlenmelerini özendirici bir hüküm bulunmamaktadır.
• Kooperatiflerin finansmanı amacıyla özerk yapıda bir kooperatifler
bankası kurulmasına ilişkin genel
bir düzenleme de tasarıda bulunmamaktadır.
• Tasarıda ortaklar arasında doğabilecek anlaşmazlık ve uyuşmazlıkların kooperatif bünyesinde çözülmesine olanak verecek hükümlere de
yer verilmemiştir.
• Tasarıda kooperatif istatistikleri
hazırlanmasına dönük hükümler
bulunursa kooperatiflerin ekonomiye ne ölçüde katkıda bulundukları ve
ne kadar istihdam yarattıkları gibi
önemli konularda veri toplanabilecek ve bu veriler planlamada kullanılacaktır.
• Tasarıda kooperatiflerin sendikalar
ve işveren örgütleri ile ilişki kurmaları ve geliştirmelerine olanak sağlanması, sosyal kalkınmaya katkıda
bulunacaktır.
Hagen Henry’nin
Değerlendirmesi
Uluslararası Kooperatif Mevzuat Uzmanı Prof. Hagen Henry de tasarıya
ilişkin şu değerlendirmeleri yaptı:
• Tasarıda benimsenen kooperatif
tanımı uluslararası tanıma yaklaştırılarak yasada ilkelerin dikkate alındığını hissettirmek gerekir. Böylelikle yapılacak denetimin kapsamı da
gösterilmiş olur.
• Tasarıyı sonuçlandırmada ICA,
ILO ve BM’in ilgili yasal enstrümanlarından yararlanılmalıdır. Ulusal
yasa, uluslararası normlara uymak
zorundadır.
• Tasarıda kooperatiflerin kamu ile
ilişkilerinde ‘eşit muamele ’ye çok
dikkat edilmeli. Yani kooperatifler,
sermaye şirketlerinin kamu kurumları ile ilişkileri bağlamında aynı mu-
ICA Uluslararası Kooperatifler Günü Mesajı
ameleye tabi tutulmalıdırlar.
• Pek çok ülkede “yatırımcı ortaklığa” hayır denilmektedir.
• Bazı ortaklara işletme ile ilgili kararlarda birden fazla oy hakkı
verilmesi düşünülebilir ancak bu
hak sınırlandırılmalıdır. Bu sınır
İspanya’da 5’tir.
• Bu tasarıda, sermaye şirketleri ile
ilgili bazı fikirlerinin kooperatiflere
aktarıldığı endişesini taşıyorum.
• Tasarda denetimi bir formalite haline getirmek yerine, kooperatif ilkelerine göre hareket etmek gerekiyor.
Yani, kontrolün ortakların ellerinde
olması gerekir.
• Şu andaki tasarıda iç denetim çok
zayıf, hatta hiç hüküm yok. Oysa kooperatiflerin kendi kendilerini denetlemeleri gerekir. 1163’de bu yönde hükümler var. Denetim kurulları
tamamen çıkarılarak denetim sorunu çözülemez.
• Ayrıca, başka ülkelerde olduğu
gibi, kooperatiflerde sosyal denetim
de yapılmalı.
• Kooperatiflerde rezerv fonları dağıtılamaz. Buna dönük düzenlemeler
çıkarılmalı.
• Uyuşmazlıkların öncelikle kooperatif ortakları arasında giderilmesine dönük düzenlemeler yapılmalı.
• Kooperatiflerde “organlar hiyerarşisi ”ne dikkat etmek gerekir. Yani,
genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kurulu arasındaki denge korunmalı.
• En önemli hususların biri de devletin nereye kadar müdahil olacağıdır.
Devletin etkileri çok geniş tutulmuş.
Bu konuda “eşit muamele” ilkesine
dikkat edilmelidir.
• Mevcut taslakta bazı hükümler
hakkında şüphelerim var. Hükümetin elinde tutmak istediği pek çok
yetki birliklere aktarılabilir.
• Kooperatifin tanımına tekrar dönersek, “kooperatifler nereye gidiyor” sorusunu sormamız gerekiyor.
Sermaye şirketlerine doğru mu?
• Tasarının “akılcı vergilendirme”
yaklaşımını destekliyorum.
• Sonuç olarak, böyle bir girişim
hakkındaki genel değerlendirmem
olumlu. Ama sözünü ettiğim bu hususların dikkate alınmasını umuyorum ve bu konudaki raporumu kısa
sürede göndereceğim.
Toplantı sonunda katılımcılar arasında yapılan eleştirilerin, tasarının
geliştirilmesinde dikkate alınacağı
konusunda olumlu bir beklenti doğurmuştur.
»» 5 Temmuz günü kutlanacak bu yılın Uluslararası Kooperatifler Günü’nün teması, "Kooperatif işletmeler herkes için sürdürülebilir kalkınmayı
gerçekleştirir” olacak.
Toplum yararını gözetme, kooperatif hareketin kuruluş değerlerinden
olup, toplumların uygun yaşam koşullarının sürdürülmesini korumaya
duyulan gereksinme tüm kooperatiflerin çalışmalarını ve vizyonunu teşkil etmektedir.
Genel anlamda sürdürülebilirlik,
yaşamını sürdürme, devam ettirme veya dayanma kapasitesidir.
1980’den beri sürdürülebilirlik kavramı evrime uğrayarak çevresel,
ekonomik ve sosyal boyutları da içine almıştır. Burada da kooperatifler,
tekrar modern sürdürülebilirliğin
öncüleri olmuşlardır. İnsan gereksinmelerini karşılamayı amaçlarının
merkezine koyarak bugünün sürdürülebilirlik krizine yanıt vermekte ve
farklı bir “ortak değer” sunmaktadırlar. Kooperatif Onyılı Çerçeve Planının (Blueprint) hedeflerinden biri de
“kooperatifleri
sürdürülebilirliğin
mimarlarından biri yapmaktır” . Kooperatif sektörü dünyaya açıklamak
ve göstermek zorundadır ki, sürdürülebilirlik kendi özünün bir parçası
olduğundan, kooperatif işletmeler
sürdürülebilirliğe olumlu bir katkı
yaparlar.
Buna dönük olarak, Alyans, farklı
sektörlerde ve dünyanın farklı bölgelerinde kooperatiflerin sürdürülebilirliğe ne kadar yakın olduklarını
göstermek için bir tarama yaptırdı.
2013 Cape Town küresel konferansımız sırasında sunulan bu raporun
sonuç bölümünde kooperatiflerin
sürdürülebilirliği kendi işletme mo-
delleri ve değerleri arasına aldıklarını ifade ederek, bu durumu Birleşmiş Milletler’in de tanıyabileceği,
hatta tanıması gerektiğini belirtmiştir. Gerçekten de, 2011 Aralık ayında
kabul edilen bir kararla Birleşmiş
Milletler, “hükümetlere kooperatiflerin kurulması ve geliştirilmelerini,
yoksulluk içinde yaşayan halkın veya
ayrıcalıksız grupların gönüllü olarak
kooperatif kurmaları ve geliştirmeleri tedbirlerini de içeren bir çağrıda
bulunmuştur” .
BM şu anda 2015 yılı sonrası için
Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri
olarak adlandırılan iddialı bir dizi
hedef belirlemektedir. Kooperatif
hareket dünyada bir milyar insanla
temas halindedir ve bu yüzden bizim
herkes için sürdürülebilir kalkınma
vizyonumuz ile bu programın en
önemli paydaşlarından biri olabileceğimiz kanısındayız.
Dünyanın her yerindeki kooperatiflerin 5 Temmuz kutlamalarını 21.
yüzyılda kooperatif işletmelerin sürdürülebilirliğin başlatılıp geliştirilebileceği en iyi işletme modeli olduklarını gösterebilecekleri bir vitrin
olarak kullanmalarını öneriyoruz.
Köy-Koop Haber Nisan 2014
KOOPERATİFÇİLİK
“Arazilerimizin her an
elimizden alınacak
korkusuyla yaşıyoruz”
»» Bu ayki Üretici Gözüyle köşemizde, Köy-Koop
Zonguldak Birliği’ne bağlı Çaycuma İlçesi, Hacılar Köyü
Tarımsal Kalkınma Kooperatifi başkanı Dursun Öztürk
ile söyleşilerimize yer verdik.
Üretici Gözüyle köşemizin bu ay ki konuğu; Dursun Öztürk, Zonguldak Çaycuma İlçesi Hacılar Köyü Tarımsal
Kalkınma Kooperatifinin başkanlığını
yapıyor.
Dursun Bey kendinizi kısaca tanıtırmısınız? Hangi tarımsal faaliyetlerde bulunuyorsunuz?
İsmim Dursun Öztürk, 1957 doğumluyum. Çocukluğum ve gençliğim
çiftçilik ve hayvancılık ile geçti. Annem ve kardeşlerimle, buğday, mısır
ve fasuyle başta olmak üzere birçok
ürün yetiştirirdik. Eskiden traktörümüz olmadığı için öküzle çiftçilik
yapardık. Herşey insan gücüne dayanıyordu.
Ürettiğimiz ürünleri kendi ihtiyacımızdan fazlasını belde pazarında
açık alanda satardık. Bizde o yıllarda
mısır-buğday ve arpayı karıştırıp, taş
değirmenlerde öğütüp hayvanlarımızın yem ihtiyacını karşılardık. Askerliğimi yaptıktan sonra bir kamu
kuruluşunda çalışmaya başladım. Bu
durum benim çiftçiliğe bir süre ara
vermeme neden oldu. Zonguldak ilimizde tarımdan çok madencilik ön
planda olduğu için, kimse tarımı geçim kaynağı olarak düşünmezdi. Tarım hep en son planda kaldı. Bu algı
günümüzde de hala devam ediyor.
Köylülerimiz sadece kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar sebze ağırlıklı
üretim yapmaktadırlar.
Kooperatifçiliğe yönelmenizdeki sebep de bu muydu?
Bizler
bunun
böyle
devam
edemeyeceğini,
birşeyler yapılması gerektiğini
düşünüyorduk.
Köyümüzde
kurulmuş
tarısal kalkınma
kooperatifimiz
vardı. Bakkal
dükkanı
gibi
çalışıyordu.
2013 yılında emekli olunca, kooperatif başkanlığı için sağolsun beni
önerdiler ve seçildim. Hemen ne yapabiliriz düşüncesiyle harekete geçtik. Önce kooperatifimize bir kamyonet alıp, ortaklarımızın sütünü
toplayıp pazarlamaya başladık. Bir
taraftan da bakkal dükkanını markete dönüştürüp, hem kooperatifimize
gelir sağladık, hem de ortaklarımızın
ihtiyaçlarını ve girdi teminlerini sağladık.. Sermayemizi çoğaltıp ortaklarımızın ihtiyaçları olan tarım alet ve
ekipmanlarını almaya başladık. Şuan,
süt toplamak için 2 kamyonet, 1 adet
4x4 traktör, 2 adet balya makinası, 6
tonluk süt soğutma tankı ve süt toplama tanklarının yanında; tarla sürme,
ekme ve hasat için kullanılan tüm alet
ve araçları temin etmiş olduk. Ortaklarımızla birlikte karar vererek, tarım
ve hayvancılığı ön plana çıkartarak
büyük mesafe kaydettik. Tabiki bu
çalışmalarımızı yukarılara taşımak
için, ortaklarımızla daha çok dayanışma içinde olmamız gerekliliğinin
bilincindeyiz.
Dr. Özdal KÖKSAL
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Tarım Ekonomisi Bölümü
[email protected]
Kooperatif ortakları olarak, geleceğimizi bu şekilde planlarken, gençlerimizi göç etmekten kurtarmaya çalışırken, önümüze sorunlar çıkmıyor
değil.
Nedir bu sorunlar, biraz bahsedebilir misiniz?
Örneğin 1. sınıf tarım alanlarımız
devlet tarafından yaklaşık 460 hektarlık alanı kapsayacağı Filyos Vadi
Projesi ve bir taraftan da, 18 B uygulama projesi ile bu havzaya 1600 dönüm araziye termik santral yapılma
tehlikesiyle karşı karşıyayız.
Proje için binlerce dönüm arazi haciz
edildiği halde halen, ortada bir çalışma yok.
Üreticiler olarak, hep birlikte bu duruma karşı çıktık, gereken tepkimizi
gösterdik, göstermeye de devam edeceğiz. Ancak bu projenin tam olarak
neleri kapsadığı ve neler yapılacağı,
çevreye vereceği olası zararların net
olmadığı için arazilerimizin her an
elimizden alınacak korkusuyla yaşıyoruz. Üreticimiz bir çoğu bize ceza
yazarlar diye ürün ekemiyor.
Kooperatifçilik ve kooperatifleşme konusunda neler düşünüyorsunuz?
Kooperatifimiz olmasaydı önce tarımla ilgili alet-ekipmanı kurmamız
mümkün olmayacaktı. Ürettiğimiz
ürünleri pazarlama aşamasında sıkıntı çekecektik, yok pahasına tüccarlara verecektik. Devletin vermiş
olduğu destekler ve teşviklerden faydalanamıyacaktık. Onun için kooperatifler her zaman var olmalı, güçlü
olmalı. Kooperatifçilik bizlere hep
beraber hareket etmenin karşılığında
neler kazanabileceğimizi, neleri değiştirebileceğimizi öğretti.
Türkiye’de tarımın geleceği hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Türkiye’de tarımın geleceğinin iyi
olabilmesi için devletin tarıma vermiş olduğu destekleri mutlaka artıması gerekiyor. Mazot, gübre, yem
gibi girdi maliyetlerinin sürekli artıtığı bir zamanda, üreticinin kazanç
sağlamasını bırakın, ayakta durması
bile mümkün değildir. Bu açıdan bakıldığında kooperatiflerin hem ekonomik, hem sosyal yönüyle ülkeye
yapacağı katkıları göz önüne alınarak,
kooperatifler ve kooperatifleşme desteklenmelidir.
KOOPERATİF
Eşleştirme
Avrupa Birliği (AB)’nde tarım alanında yeknesaklık sağlanabilmesi için bütün üye ülkelerde
uygulanmak zorunda olan Ortak
Tarım Politikası ve Ortak Balıkçılık Politikası adı verilen genel politikalara, AB’ye girme sürecinde
olan ülkemizin üyelik öncesinde
uyum sağlaması gerekmektedir.
Dr. Erhan EKMEN
Bu politikaların AB bünyesinde
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı
tüm ülkelerde doğru bir şekilde
Tarım Reformu Genel Müdürlüğü
uygulanmasına yönelik bir takım
Teşkilatlanma Daire Başkanlığı
tedbirler bulunmaktadır. Ortak
Projeler ve Dış İlişkiler Çalışma
Piyasa Düzenleri adı verilen bu
Grubu Sorumlusu
tedbirler ile üretim, destekleme,
işleme, pazarlama, dış ticaret,
stoklama, kalite standartları ve tılım Öncesi Aracı (Instrument
üretici örgütlenmesi gibi konu- Pre-Accession - IPA) adı altında
larda genel anlamda uygulama- Türkiye gibi aday ülkelere çeşitli
da birliktelik sağlanmaktadır. Bu mali desteklerde bulunmaktadır.
nedenle bu düzenlerin ülkemiz IPA’nın 5 bileşeni içinde en bilişartlarına uygun olarak işletile- neni kırsal kalkınma ile ilgili olan
bilmesi uyum açısından büyük IPARD yardımlarıdır. Bunun yanı
önem taşımaktadır. Müzake- sıra tarım sektöründe özellikle
re fasıllarına göre bu sorumlu- kamu kurumları için kullanılabilir
luk Gıda Tarım ve Hayvancılık olan bir diğer bileşen ise, kurumsal kapasite artışıdır. Tam üyelik
Bakanlığı’na aittir.
AB Komisyonu, tarım alanında öncesi ilgili kurumların ve kuruortak politikaların ve piyasa dü- luşların kurumsal kapasitelerinin
zenlerinin uygulanması ile ilgi- AB’deki görev ve sorumlulukları
li sorumluluğu, üye ülke tarım üstlenebilecekleri altyapıya ulaşbakanlıklarına vermiştir. Tarım malarını hedefleyen bu bileşenBakanlıkları da sahada büyük de özellikle eşleştirme projeleri
kolaylıklar ve maddi kazançlar daha çok uygulanmaktadır. Yani
sağlamak amacıyla; özellikle pi- AB’deki bir kurum ile ülkemizdeki
yasa düzenlemelerine ilişkin uy- bir kurum eşleşmekte ve ortaklaşa
gulamalar ile ilgili görevlerinin çalışmaktadır.
bir kısmını üretici örgütlerine
devretmişlerdir. Bu yetki devri ile
tarım bakanlıklarının insan gücü,
zaman ve maddi harcamalar ile
ilgili elde ettiği kazanç, sektörün
denetimi, gözetimi ve kontrolü ile
ilgili daha rasyonel harcanmaya
ve dolayısıyla tarım bakanlıklarının sektörde daha güçlü ve etkin
bir yapıya gelmesini sağlamıştır.
Tarım Bakanlıklarından yetki
devralabilen üretici örgütleri ise,
hem üyeleri üzerinde, hem de piyasada daha etkin bir hale gelmişlerdir. Bu durum üreticiden tüke- Gıda Tarım ve Hayvancılık Baticiye kadar uzanan pazar yapısı kanlığı da, üretici örgütlenmesi
içinde olumlu değişiklere neden ile ilgili çalışmalarda son aşama
olmuştur. Örneğin, değer zinci- olarak bu tip eşleştirme projelerinde, ürünün değerini arttıran rinden faydalanılmaktadır. Bu
her aşamada aracıların ve komis- amaçla tarımsal üretici örgütyoncuların yerini üretici örgütleri lerinin kurumsal kapasite artışı
alması, üreticinin rekabet gücü- ile AB'ye uyum açısından teknik
nü arttırmıştır. Bu gelişme üreti- yeterlilik, yasal entegrasyon ve
cilerin gelirini arttırırken tüketi- alt yapı ilgili gerekli düzenlemecinin de daha kaliteli ürüne daha lerin yapılmasına yönelik bir proucuza sahip olmasını sağlamaya je oluşturulmuştur. Hazırlıkları
başlamıştır. İşte bu nedenle, AB 2010 yılında başlayan, 2011 yılı
Komisyonu çıkarttığı mevzuatlar programı ikinci paketinde kabul
ile bu durumu desteklemektedir. edilen “Balıkçılık Üretici ÖrgütUzun süren son reform çalışma- lerinin Kurumsal Kapasiteleriları sonunda, geçen Aralık ayında nin Arttırılması - Institutional
yayımlanan son AB mevzuatında Capacity Building for Fishery
bu durum açıkça görülmektedir.
Producer Organisations” adlı
Son yıllarda AB’ye üyelik- Eşleştirme (Twinning) Projesi,
te en zor fasıl olarak tarım uzun süren AB bürokratik işlemsektörü kabul edilmektedir. lerinden sonra 31 Ocak 2014 tariBu nedenle tarım alanında hinde uygulanmaya başlamıştır.
AB’ye uyum için faaliyette AB’den hibe olarak karşılanan 1
bulunan bir aday ülke için
üretici örgütleri anahtar rol
üstlenmektedir. Uzun süredir bu gelişmeleri takip
eden Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, AB’ye uyum
konusunda üretici örgütlerinin bu kritik rolünü ön
plana çıkartan çalışmalarda
bulunmaktadır.
İngilizce twinning kelimesinin
karşılığı eşleştirme adı altında AB
projeleri yapıldığını daha önce
duymuşsunuzdur. AB tam üyelik öncesinde, Avrupa Birliği Ka-
13
milyon Avro bütçeli proje, Hollanda-Fransa-İsveç konsorsiyumu ile birlikte uygulanmaktadır.
Yani Gıda Tarım ve Hayvancılık
Bakanlığı Tarım Reformu Genel
Müdürlüğü, Hollandalı Tarım
Araştırma Enstitüsü, İsveç Tarım
Bakanlığı Tarım Kurulu ve Fransız Tarım Bakanlığı Tarım, Gıda
ve Kırsal Bölgeler Genel Konseyi
ile eşleşmiştir.
Bakanlık bünyesinde Tarım Reformu Genel Müdürlüğü Teşkilatlanma Dairesi sorumluluğunda yürütülen proje, ilgili daire
başkanlıkları, Avrupa Birliği ve
Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü ve
Su Ürünleri ve Balıkçılık Genel
Müdürlüğü’nün katılımı ile oluşturulan bir Proje Ekibi tarafından yürütülmektedir. Proje kapsamında sürdürülen faaliyetlere
ülkemizde su ürünleri alanında
bulunan üretici örgütlerimizde
katılmaktadır. Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği, Su
Ürünleri Yetiştiricileri Üretici
Birliği Merkez Birliği ve Su ürünleri Avcıları Yetiştirici Birliği
Merkez Birliği’nin yöneticileri ve
teknik personeli, görüş ve talepleri ile projede elde edilen bulguların değerlendirmesine katkıda
bulunmaktadır.
Proje, Avrupa Birliği’ne
üye ülkelerinde olduğu
gibi, ülkemizde de su
ürünleri piyasalarının
düzenlenmesinde
rol alabilecek
etkin örgütlerinin
oluşturulmasını
amaçlanmaktadır.
Proje sonunda, piyasasının düzenlenmesinde kamunun, üretici
örgütleri aracılığıyla balıkçılar,
su ürünleri yetiştiricileri ve diğer
paydaşlar ile sıkı bir iş birliği içinde çalışmasını sağlayacak nitelikli
bir ekibe sahip olabilmesi için ilgili
birimlerde kurumsal kapasitenin
geliştirilmesi hedeflenmektedir.
Bu ekip, balıkçının refah düzeyini
yükseltilmesi, piyasada istikrarın
sağlanması ve tüketicilere yüksek
kalitede su ürünlerinin sunulması
konularında çalışacaktır.
Ortak Piyasa Düzenleri ve Örgütlenme konusunda başlangıç
olarak kabul edilebilecek bu ilk
projede, pilot sektör olarak su
ürünleri seçilmekle birlikte önümüzdeki yıllarda bunu diğer sektörler takip edecektir. Projenin
başarısı bundan sonra uygulanacak projeleri doğrudan etkileyecektir. Bu nedenle projenin,
ülkemize faydalı olması için vereceğiniz destek, ülkemizde üretici
örgütlerinin AB’ye uyum çalışmalarının devamı açısından oldukça büyük önem taşımaktadır.
14
Nisan 2014 Köy-Koop Haber
ÇEVRE
Kent Tarımı
»» Kent Tarımı gerek kavramsal olarak gerekse uygulamada, günümüzde gelişmiş ve
gelişmekte olan ülkelerin kendi yaşam koşullarına göre gündeminde olan, araştırılan ve
tarihteki medeniyetler tarafından da kentlerde uygulanmış bir tarımsal faaliyettir.
Kent ve kent çevresi tarımı, kentlerin
etrafında bitki ve hayvan yetiştiriciliği olarak tanımlanabilir. Bu tarım
faaliyeti kentlerde yaşayan insanlara
farklı bitki türlerini (tahıl, kök bitkiler, sebze, mantar, meyve), hayvanları (kümes hayvanları, tavşan, keçi,
koyun, sığır, domuz, kobay, balık,
vb) ve gıda olmayan ürünleri (örneğin, aromatik ve şifalı otlar, süs bitkileri, ağaç ürünleri) sunar. Ayrıca
meyve ve yakacak odun üretimi için
kullanılan ağaçları ve küçük ölçekli
su ürünleri yetiştiriciliği de faaliyetleri arasındadır (http://www.fao.
org/urban-agriculture/en/).
Kent Tarımı faaliyetindeki en iyi çalışmalar 1970’li yıllarda başlamıştır.
Özellikle Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde karşılaşılan gıdaya ulaşım
sorununun çözümü için, bölgesel
planlar oluşturulmuş ve Kongo, Zaire, Kamerun, Kenya gibi ülkelerdeki
başarılı uygulamalar bu yıllarda gerçekleştirilerek tarımsal amaçlı örgütlenmeler de başlamıştır. Örneğin
Kanada’da, 1978 yılında Kent Çiftçileri Örgütü adı altında ilk kent çiftçileri örgütlenmesi kurulmuştur.
Daha sonra ABD, İngiltere, Arjantin,
Brezilya ve Rusya gibi ülkelerde de
benzer örgütler ve üst çatı örgütleri
ortaya çıkmıştır (UNDP, New York
1996 ).1980’lerde Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile
Birleşmiş Milletler Kalkınma Prog-
ramı (UNDP), Kent Tarımının özellikle kentlerde yaşayan insanların
daha kaliteli gıdaya ulaşmaları ve
özellikle gıda güvenliğine yapacağı
katkılar gibi birçok önemli nedenlerini vurgulayacak çalışmalar başlatmışlardır. Bu çalışmaların uluslararası düzeyde paylaşılabilmesi için
Washington merkezli Kent Tarımı
İletişim Ağı’nı (The Urban Agricultural Network) kurmuşlardır. Bu çalışmalar günümüzde de WHO, FAO,
UNICEF ve APA gibi çeşitli uluslar
arası örgüt ve kuruluşlar tarafından
yürütülmekte olup, kentsel tarımın
özellikle kentlerde yaşayıp, kaliteli
gıdaya ulaşmakta güçlük çeken düşük gelirli insanların yaşam kalitelerine olumlu katkılarının olduğuna
dikkat çekmektedir.
Ülkemizde ve diğer ülkelerde meydana gelen hızlı kentleşme beraberinde kentsel yoksulluğu ve gıdaya
ulaşım zorluğunu meydan getirmektedir.2020 yılına kadar Latin Amerika’daki yoksul nüfusun % 85’nin,
Afrika ve Asya’daki yoksul nüfusun
ise % 40-45’nin kasaba ve şehirlerde
yoğunlaşacağı beklenmektedir. Gelişmekte olan ülkelerin çoğu kentlerinde meydana gelecek olan bu nüfus
yoğunlaşması ile mücadele etmek
çok büyük sıkıntılar oluşturacak ve
yoksul nüfus için yeterli resmi istihdam olanaklarının sağlanması mümkün olmayacaktır. Kentlerdeki nüfus
Dr. Nezaket CÖMERT
Ziraat Yüksek Mühendisi
[email protected]
yoğunlaşması aynı zamanda kentsel
atıklar, atık su bertaraftı, hava ve nehir suyu kalitesinin korunması gibi
gittikçe artan problemlere de neden
olmaktadır (www.ruaf.org).
Kentsel Tarımın kentlere ve kentlerde yaşayan özellikle yoksul insanların yaşam kalitelerinin yükselmesine yönelik katkılarını genel olarak şu
başlıklar altında toplayabiliriz:
1.Gıda Güvenliği ve
Beslenme
Kentlerde kırsal alandan göç eden
yoksul insanların kaliteli ve ucuz gıdaya kısa yoldan ulaşımlarını sağlamaktadır.
2.Ekonomik Etkiler
Üreticilerine sağladığı ekonomik faydaların yanı sıra kentlerde işleme,
paketleme gibi mikro işletmelerin ge-
lişmesine ve işlenmiş ürünlerin pazarlanmasına da önemli katkıları vardır.
3.Sosyal Etkileri
Yoksulluğun azaltılması ve sosyal entegrasyonda önemli stratejik
fonksiyonlara sahiptir. Kentlerdeki
engelliler, kimsesizler, yaşlı insanlar,
kadınlar ve işsiz olan göçmenler gibi
dezavantajlı grupların kent tarımı
ile ilgili faaliyetlere dâhil edilmeleri
onların toplumla entegrasyonunu
sağlayarak sosyo-ekonomik yönden
kendilerini iyi hissetmelerine neden
olacaktır. Kent Tarımı sadece kentlerde yaşayan dezavantajlı gruplara
değil, aynı zamanda kentlerde yaşayan ekonomik durumu iyi olan insanlar içinde olumlu sosyal etkilere
sahiptir. Örneğin kentlere yakın kurulan çiftliklerde, insanlar taze gıda
satın alma ve yerinde yemek, doğayla baş başa olmak gibi özellikle ruh
sağlıklarına iyi gelecek aktivitelerde
bulunabileceklerdir.
4. Kent Ekolojisine Katkıları
Kentsel Tarımı kentsel ekolojik sistemin bir parçası olarak kentsel çevre
yönetimini geliştirmede, kentsel atıkların verimli bir şekilde yeniden kullanımında ve kentlerin yeşillendirilmesinde önemli rol oynar. Kent tarımı ile
uğraşan çiftçiler, organik atıklardan
kompost oluşturup bu kompostu üretimde kullanarak ve kimyasal gübre
kullanımından mümkün olduğu kadar uzak durarak çevreye önemli katkılar sağlarlar ( www.ruaf.org).
Sonuç olarak, Kent Tarımının gıda
güvenliği, toplum sağlığı, çevresel
sürdürebilirlik ve ekonomik katkıları ile ilgili üniversite, kamu ve sivil
toplum kuruluşlarının birlikte bilimsel araştırmalar ve uygulamaya yönelik çalışmalar yapmaları, ülkemizde ve diğer ülkelerde özellikle göç
nedeniyle sosyo-ekonomik sorunlar
yaşayan metropol kentlere alternatif
bir çözüm olabilecektir.
21 Mart Dünya Ormancılık
Günümüz Kutlu olsun
Çevre sorunlarının çığ gibi büyüdüğü, küresel ısınmanın etkilerinin yavaş yavaş dünyayı sardığı
günümüzde ormanların değeri artmıştır. Artık
ormanlar sadece bir ekonomik değer değil, geleceğimiz için korunması ve geliştirilmesi gereken
bir doğal kaynak haline dönüşmüştür. Ormancılık politikaları uluslararası platformlarda tartışılmaya ve değerlendirilmeye başlanmıştır.
Bu görüş doğrultusunda bir zamanlar Avrupa’daki tarımsal ve ormancılık örgütlerinin
üst örgütü olan, 2003 yılında kapanan ve daha
sonra AB’nin çiftçi örgütlerinin üst örgütü haline COPA-COGECA’ya dönüşen Avrupa Tarım
Federasyonu (CEA) ormanların dünya için taşıdığı önemi dikkate alarak, çevre sorunlarının
çözümü ve doğanın korunması bakımından 21
Mart’ın Dünya Ormancılık Günü ilan edilmesinde öncü rol oynamıştır.
Bu özel günün 21 Mart olarak seçilmesindeki
önemli husus Kuzey yarım küresinde ilkbaharın, Güney yarım küresinde de sonbaharın
başlangıç gününün 21 Mart olmasıdır. CEA’nın
1971 yılındaki 23. Genel Kurulunda alınan karar
doğrultusunda Birleşmiş Milletler Gıda Tarım
Organizasyonu (FAO) kanalı ile bunun bütün
dünya ülkelerine tavsiye edilmesini sağlamıştır.
Böylece 1971 yılından beri Dünya’da olduğu gibi
ülkemizde de Dünya Ormancılık Günü kutlanmaya başlanmıştır.
Bugün dünyada birçok ülkede Dünya Ormancılık Günü'nün kutlanmasının amacı; Ormanların korunması, geliştirilmesi, tekniğine uygun
ve verimli bir şekilde işletilmesi, ormanların
çok yönlü faydalarının yayın organları aracılığıyla topluma duyurulması, kamuoyunun ormanlar konusunda farkındalığının artırılmasıdır. Orman Haftası, Dünya Ormancılık Günü
olan 21 Mart tarihinde kutlanmakta, bu hafta
içerisinde bir gün de "Ağaç Bayramı" olarak
kutlanmaktadır.
Ormanlar tüm insanlık için çok önemlidir. Orman köylüsü için ise daha da önemlidir. Çünkü
orman köylüsünün tek geçim kaynağı ve yaşamını sürdürdüğü alanlardır. Ormanlarımız
toprak su ve havayı korurlar, doğanın ve doğal dengenin sağlanmasına ve de gelişmesine
imkân veren doğal bir hazinedir. Ürettiği odun
ve odun dışı ürünlerle toplum için geçim kaynağı, ülke için ekonomik bir servettir. Toplumun
beden ve ruh sağlığı için vazgeçilmez bir doğal
kaynak olarak geçmişten gelen ve geleceğe devredeceğimiz bir emanettir.
Dünya Ormancılık Gününü kutlarken hepimizin yapması gereken öncelikle ormanlarımıza
sahip çıkmaktır. Ormanların sosyal ve ekonomik öneminin dikkate alınmasıdır. Sadece kazanç odaklı bir politika izlemek yerine ormancılığımızın ve orman köylüsünün sorunlarının
çözümü konusunda daha yapıcı ve başta orman
köylüsü olmak üzere toplumun menfaatlerini
koruyan politikalar izlenmesini desteklemektir.
Çağımızda geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde bazı iş çevrelerinin yeni ve kolay rant alanı
olarak göz diktiği ormanlar sermayenin taleplerine kurban edilmektedir. Belirlenen politikalarda, orman köylülerinin ve halkın menfaatleri
dikkate alınmamaktadır. Tabii bu gelişmeden
en çok zarar görecek olan kesim başta orman
köylüleri olmak üzere o ülkenin doğal kaynakları ve halkı olacaktır
Dünya Ormancılık Gününde, Orman köylülerinin tek örgütlü gücü olan ORKOOP olarak
isteğimiz; Lütfen dünyadaki ve ülkemizdeki
olayları iyi izleyelim. Ormanlarımıza sahip çıkalım. Orman Köylülerinin ve Kooperatiflerinin
sorunlarına ve beklentilerine kulak verelim.
Cafer YÜKSEL
ORKOOP Genel Başkanı
Köy-Koop Haber Nisan 2014
ORGANİK TARIM
15
Organik Tarımda Gübreleme ve Bitki Koruma
»» Tarımın olmazsa olmazı gübreleme ve bitki koruma uygulamalarıdır. Modern tarım teknikleriyle, üretimi artırma fikri birleşince gerek
gübreleme gerekse bitki koruma uygulamalarında ciddi artışlar meydana gelmiş ve günümüzde çevre ve insan sağlığı açısından tehditler
oluşturmaya başlamıştır.
Bu nedenle “çevreye dost, insana dost”
yaklaşımıyla tarım dünyasına yeni
bir strateji getiren organik tarım
kapsamında, bitkisel üretimin temelinde doğru gübreleme ve bitki
koruma yöntemleri bulunmaktadır.
Bilindiği gibi, modern tarım faaliyetlerinde çeşitli hastalık etmenlerini
yaratan zararlılar, kullanılan tarımsal ilaçlara (özellikle de yabancı ot
kontrolünde kullanılan yöntemlere)
karşı direnç sağlamaktadır. Bu durum üreticiyi iki yola sürüklemektedir: bunlardan bir tanesi doz artışı
yapmak, bir diğeri de etken maddesi daha kuvvetli olan bir başka ilacı
kullanmak.
Her iki yöntem de istem dışı
olarak gerek bitkide gerekse
toprak ve su kaynaklarında
kalıntı bırakmakta ve
zaman içinde birikimi
nedeniyle zararlı etkilerini
artırmaktadır. Benzer
şekilde gübreleme amaçlı
kullanılan kimyasallar
da, yanlış ya da aşırı
uygulandıklarında bitki,
toprak ve su kaynaklarında
birikime neden olmaktadır.
Diğer taraftan toprağın
biyolojik dengesinde
bozulmalar meydana
geldiği için toprak kendi
ekosistemini gerektiği kadar
destekleyememektedir.
Bitkisel üretimde organik tarım uygulamalarının kullanımıyla bahsettiğimiz sorunların oluşumu engellenebilmektedir. Bu yazımda bitkisel
üretimde organik tarım yönetmeliğinde ayrıntıları ve uygulama kriterleri verilen gübre ve bitki koruma
yöntemlerinden kısaca bahsetmek
istiyorum.
Organik tarım felsefesi,
ekosistemdeki bozulmalar
nedeniyle oluşan verim ve
kalite kaybını işleme hatası
olarak kabul eder ve bitkisel
bakım maddeleri, bitkinin
doğal dayanıklılığını
artırıcı maddeleri ve
kültürel önlemleri
kullanarak hastalık ve
zararlıları kontrol altında
tutmaya yöneliktir.
Özellikle organik tarımda
toprakta yararlı faunanın
korunması ve zararlılara
karşı kullanılması önem
taşımaktadır.
Bazı durumlarda doğal dengeyi bozmadan çeşitli biyoteknolojik yöntemlerden de faydalanılmaktadır.
Organik tarımın temel dayanağı toprak ve bitki sağlığının birlikte korunmasıdır. Toprağın dengeli oranda
organik madde içeriğine sahip olmasına, ekim nöbeti uygulamalarında
yeşil gübrelere yer verilmesine özen
gösterilir. Ayrıca, ekim nöbeti uygulamalarında bitkilerin kök sistemleri, yeşil aksamları, mineral maddeleri alma ve değerlendirme durumları,
yabancı otları kontrol altına alma
özellikleri dikkate alınmaktadır. Bu
sayede toprak yorgunluğu önlenebildiği gibi hastalık ve zararlıların
da popülasyonlarını artırmaları da
engellenebilmektedir Hatta düşman
bitkiler yardımıyla biyolojik toprak
dezenfeksiyonu sağlanabilmektedir.
Organik tarımda, üretimde
maksimum ürün hedefi
olmadığı için genellikle
albenisi düşük ama olumsuz
koşullara dayanıklılığı
yüksek çeşitlerin
kullanılması tercih
edilmektedir.
Uzm. Dr. Esra GÜNERİ
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü
[email protected]
Diğer bir önemli faktör de yabancı ot
kontrolüdür. Organik tarım yabancı
otlarla mücadele etmektense; kültüre alınan bitkinin kök çevresinde
alleopati yaratma, yararlı fauna için
yaşam ortamı oluşturma ve toprak
tavının korunmasına yardımcı olma
gibi özellikleri nedeniyle yabancı otların kontrollü olarak tarlada bulunmasına izin vermektedir.
ler ilgili resmi gazetenin “Ekler” kısmından öğrenilebilir (http://www.
resmigazete.gov.tr, arşiv kısmı)
Organik tarımda gübreleme,
toprak ekosisteminin
düzenli ve dengeli bir
biçimde desteklenmesi
anlamına gelmektedir.
Bitkilerin olduğu kadar
toprak canlılarının
beslenmeleri ve çoğalmaları
da toprağın organik madde
miktarına bağlıdır. Organik
tarım sistemlerinde
kullanılan organik gübreler
toprak ekosisteminin besin
akışını sağlaması yönünden
oldukça önem taşımaktadır.
Organik tarımda bitkisel
üretim açısından dengeli
gübreleme oldukça
önemlidir.
Bu sayede sadece toprağın gübrelenmesi değil aynı zamanda mikrobiyal
aktivitenin artırılması suretiyle hastalık ve zararlılara karşı korunması
da sağlanmaktadır (Onoğur, 1996;
Zengin, 2007).
Diğer taraftan organik tarımda, yönetmeliklerde izin verilen çeşitli ekstraktların kullanımıyla bitkinin hastalık ve zararlılardan korunmasına
yönelik uygulamalara da yer verilir.
18.10.2010 tarihli 27676 sayılı resmi
gazetede yayınlanan organik tarım
yönetmeliğinde organik tarımda kullanımına izin verilen “Bitki Koruma
Maddeleri” çizelge 1’de verilmiştir.
Bu maddelerin kullanım alanları ve
uygulanma şekillerine yönelik bilgi-
Aynı zamanda organik madde miktarı artan toprakların geçirgenliği
artmaktadır, bu durum özellikle
ağır bünyeli topraklarda geçirgenlik
sorununa (tav sorunu) çözüm getirmektedir. Diğer taraftan organik tarımda kullanılan gübrelerin, toprak
ıslahı, erozyonu önleme, toprak-su
dengesinin düzenlenmesi gibi birçok
faydası da bulunmaktadır. Bununla
birlikte, özellikle kompostlanarak
kullanılan çeşitli tarımsal ve evsel
Çiftlik gübresi
Talaş ve tahta parçaları
Kurutulmuş çiftlik gübresi ve susuz
(dehidre) kanatlı hayvan gübresi
Deniz yosunu ve deniz yosunu ürünleri
Kanatlı hayvan gübresi ve çiftlik gübresini
içeren kompost yapılmış hayvan dışkıları
Kalsiyum karbonat
(tebeşir, kireçli toprak, kireçtaşı, Breton
ameliorant, (maerl), fosfat tebeşiri)
Sıvı hayvan dışkıları
Ağaç kabuğu kompostu
Kompost edilmiş veya
fermente evsel atıklar
Ağaç külü
Peat
Yumuşak kaya fosfatı
Kültür mantarı üretim atıkları
Alüminyum kalsiyum fosfat
Solucan (vermicompost) ve böcek dışkıları
Doğal kaynaklı kalsiyum sülfat
(jips =alçı taşı)
Stillage ve stillage ekstraktı
Guano
Temel cüruf
Kompostlaştırılmış veya fermente edilmiş
bitkisel materyallerin karışımı
Doğal kaynaklı magnezyum tuzu içeren
potasyum sülfat
Hayvansal kaynaklı ürün veya yan ürünler:
kan unu, toynak unu, boynuz unu, kemik
unu veya dejelatine kemik unu, balık unu,
et unu, tüy, saç ve “chiquette” unu, yün,
kürk, saç, süt ürünleri
Gübreler için bitkisel kaynaklı ürün
veya yan ürünler (Örneğin:Yağlı tohum
küspesi, kakao kabukları, ıskarta malt ve
benzeri elde edilen gübreler)
Şeker üretiminden elde edilen
endüstriyel kireç
Vakumlu tuz üretiminden elde edilen
endüstriyel kireç
Doğal kaynaklı magnezyum ve
kalsiyum karbonat
Doğal kaynaklı
magnezyum sülfat (kieserite)
Elementel kükürt
Kalsiyum klorür çözeltisi
İz elementler
Derris spp. ve Lonchocarpus spp. ve Terphrosia spp.’den ekstrakte edilmiş Rotenone
Bitki yağları (örneğin: nane yağı, çam
yağı, kimyon yağı)
Chrysanthemum
cinerariaefolium’dan ekstrakte edilmiş
piretrinler
Jelâtin
Lesitin
Quassia amara’dan ekstrakte edilmiş
quassia
Hidrolize proteinler
Balmumu
Biyolojik zararlı ve hastalık kontrolü için
kullanılan mikroorganizmalar
Mikroorganizmalar (bakteri, virüs ve
fungus)
Mikroorganizmalarla üretilen
maddeler
Spinosad
Tuzaklarda ve /veya yayıcılarda kullanılan maddeler
Diamonyum fosfat
Pyrethroidler (sadece deltamethrin
veya lambdacyhalothrin)
Feromonlar
Organik tarımda yetiştirilen bitkiler arasında yüzeye dağıtılacak preparatlar
Demir fosfat (Demir (III) ortofosfat)
Organik tarımda geleneksel kullanımdan gelen diğer maddeler
Bakır hidroksit, bakır oksiklorür, (tribazik)
bakır sülfat, bakır oksit, bakır oktanoate
formlarındaki bakır
Potasyum alüminyum (alüminyum sülfat) (Kalinite)
Yağ asidi potasyum tuzu (yumuşak sabun)
Kireç sülfür (kalsiyum polisülfit)
Parafin yağları
Kuartz kumu
Mineral yağlar
Kükürt
Potasyum permanganat
Etilen
Diğer maddeler
Kalsiyum hidroksit
Potasyum bikarbonat
Sodyum klorür
Kaba öğütülmüş kayaç
Bitki Ve Hayvansal Orijinli Maddeler
Azadirachta indica (neem ağacı)’dan
ekstrakte edilmiş azadirachtin
Ham potasyum tuzları ya da kainit
atıkların, hatta hayvansal ya da bitkisel kaynaklı ürünlerin fabrika atıklarının yeniden değerlendirilmesiyle
çevresel birçok sorunun önüne geçilmiş olmaktadır. Organik tarımda
kullanılan gübre ve toprak iyileştiriciler temel olarak şöyle sıralanabilir:
çiftlik gübresi, kanatlı hayvan atıkları, yeşil gübre, kompost, peat (torf),
kompost ürünleri, fosfat kayası, potas kayası, perlit, tarım kireci ve leonardit (Zengin 2007). Çizelge 2’de,
organik tarım yönetmeliğinde organik tarımda kullanımına izin verilen
“gübreler ve toprak iyileştiriciler”
verilmiştir. Bu maddelerin kullanım
alanları ve uygulanma şekillerine
yönelik bilgiler yukarıda bahsi geçen
ilgili resmi gazetenin “Ekler” kısmından öğrenilebilir (http://www.
resmigazete.gov.tr, arşiv kısmı)
Aslında organik tarımda,
gübreleme açısından
düşünüldüğü kadar sınırlı
Mikrobiyal gübreler
Organomineral gübreler
Killer (perlit, vermikulit vb)
olmadığı söylenebilir.
Farklı organik gübreler
üzerine yapılan
çalışmalar ile mikrobiyal,
organomineral, enzim
içerikli organik gübrelerde,
hatta vermikompost
(solucan dışkısı), yarasa
gübresi gibi organik
tarımda kullanılabilecek
gübre çeşitliliğinde artış
sağlanmaktadır.
Özellikle organik tarımda kullanılacak gübrelerin üretim tarımda
kullanılan organik, organomineral
gübreler ve toprak düzenleyiciler ile
mikrobiyal, enzim içerikli ve diğer
ürünlerin üretimi, ithalatı ve piyasaya arzına dair 4.6.2010 tarih ve
27601 sayılı resmi gazetede yayınlanan yönetmelik ile birçok gübrenin
üretilme kriterleri ayrıntılı olarak
tanımlanmıştır. İlgilenenlere saygıyla duyurulur. Bir sonraki sayımızda
görüşmek dileğiyle…
Kaynaklar
Onoğur, E., 1996. Organik tarım ve bitki koruma. Tarım ve Müh. Derg., 51.
Zengin, M., 2007. Organik tarım.,
136 s.. ISBN:978-975-8377-53-4.
Hasad Yayınları, İstanbul.
http://www.resmigazete.gov.tr
(alıntılanma tarihi: 18.2.2014)
16
Nisan 2014 Köy-Koop Haber
TARIM
Neden 21 Mart Dünya
Ormancılık Günü?
»» Dünya Ormancılık Günü olan 21 Mart, Ülkemizde de
kutlamalar yaptığımız ve Mülki amirlerce belirlenen
bir günde ise Ağaç Bayramı olarak kutladığımız
Orman Haftasının başlangıç günüdür. Ülkemizde,
Orman Haftası ve Ağaç Bayramı ile ilgili faaliyetler bir
yönetmelikle belirlenmiştir.
Bu şekilde ormanlarda yapılan tahribatın önlenebilmesi amacıyla Avrupa Tarım Federasyonu (CEA), Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü
(FAO) ‘ne teklif sunmuştur. FAO’da
toplumları eğitmek ve bilinçlendirmek amacıyla tüm dünyada 21 Mart
1971 tarihin de, Kuzey yarım kürede ilkbaharın, Güney yarım kürede
ise sonbaharın başlangıç günü olan
21 Mart gününü Dünya Ormancılık
Günü ilan etmiştir. Ülkemizde de
1975 yılından beri Ormancılık Günü
Kutlanmaktadır.
Ormanlar; havanın ve suyun temizlenmesinde, yaban hayvanlarının
barınmasında ve ülke ekonomisine
katkısı açısından gerçekten önemlidir. Bu doğal güzellikler, gelecek
nesillere yaşanabilir temiz bir çevre
bırakmak adına korunmalı ve genişletilerek sürekliliği sağlanmalıdır.
Tabi bunu yapabilmek için toplumun bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Bunu yaparken de yılda bir gün
değil, bütün bir yıl ormanlarımız
hakkında toplumumuz bilinçlendirilmelidir.
Ancak ormanların korunması ve geliştirilmesi için ormanların gerçek
koruyucuları olan, geçimini ormandan temin eden, ülke ekonomisine
katkısı çok büyük olup, gayri safi
milli hasıladan en düşük payı alan
orman köylümüzü ise hiç ama hiç
yalnız bırakmamamız gerekmektedir. Fakat ormancılık politikası
sonucu dikili ağaç satışları ortaya
çıkmış ve bu nedenle geliri düşük
olduğu için orman köylümüz dikili
ağaç alamayacağı için iş bulmada sıkıntılar yaşamaya başlamıştır. Buda
orman köylümüzün kırsaldan kente
göçün etkenlerinden birisi olmuştur.
Bundan dolayı da ormanlar bir nevi
özel sektörün eline geçmekte ve giderek özelleşmeler ortaya çıkacağı
için ormanların korunup geliştirilmesi bir hayal olarak kalacaktır. Bunun hayalde kalmaması için orman
köylümüzün ve orman köylerinde
»» Zeytin halkalı leke hastalığının ilk belirtileri, yaprakların üst yüzeylerinde
görülen, siyahımsı gri renkte yuvarlak noktalar şeklindeki lekelerdir.
Yapraklar fonksiyonlarını tam yapamadıklarından, az meyve tutumuna
ve meyvelerin erken dökülmesine
neden olurlar. Özellikle sulanan,
nemli ve ağır topraklarda ve denize
yakın zeytinliklerde hastalığa her yıl
rastlanmaktadır. İlkbaharı yağışlı ve
serin geçen yıllarda, hastalığın epidemi (salgın) yaptığı görülür.
Tanımı, Yaşayışı ve
Belirtileri
21 Mart Dünya Ormancılık
Gününün ve Ülkemizde
Orman Haftası olarak
kutlamalar yapılmasının
ortaya çıkış sebebi nedir?
Dünya nüfusundaki hızlı artış ve devamlı değişen ve gelişen teknoloji
nedeniyle insanların ihtiyaçlarının
artışına bağlı olarak her konuda olduğu gibi ormanlar üzerinde de büyük bir baskı meydana gelmiştir. Bu
baskı sonucunda ormanlar ciddi derecede zarara uğramıştır.
Zeytin Halkalı Leke Hastalığı
Özkan KAPUCU
Köy-Koop Kastamonu Birliği
Orman Mühendisi
kurulmuş olan tarımsal kalkınma
kooperatiflerinin desteklenmesi gerekmektedir.
Gelelim diğer bir konuya !!!
Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından Milli Parklar Yönetmeliği’nde
değişiklik yapıldı. Artık milli parklarda kamu yararı görülen, yapılmasının zorunluluk olduğu ileri sürülen
her türlü yapıya izin verilecek.
Yönetmelik 21 Mart Dünya
Ormancılık Gününe 3
gün kala yani 18 Mart
tarihinde Resmi Gazete
’de yayımlandı. ‘Milli
Parklar Yönetmeliğinde
Değişiklik Yapılmasına
Dair Yönetmelik’ adlı yeni
hüküm, 1986 tarihli Milli
Parklar Yönetmeliği’nin
5. maddesine yeni bir
bölüm ekliyor. Eklenen
bölüm aynen şöyle: “İçme
suyu temini açısından
yapımı aciliyet gösteren
ve kamu yararı açısından
vazgeçilmez ve kesin bir
zorunluluk arz eden tesisler
için uzun devreli gelişme
planı şartı aranmaz. İlgili
kurumların görüşleri
alındıktan sonra yapılan
bu tesisler uzun devreli
gelişme planlarına işlenir.”
Yani en korunaklı olduğunu
bildiğimiz, bakım bile yapılacaksa 3 kere belki 5 kere düşündüğümüz milli parklarımız
bu madde değişikliği ile termik
santral, nükleer santral, hidroelektrik santral vb. yapılar
kamu yararınadır denilerek talan için açılmıştır.
Geçmiş olaaa…
Fungus kışı yere dökülen kurumuş
veya ağaç üzerinde kalan hastalıklı
yapraklarda geçirir. Bulaşma konidiosporlar ile gerçekleşir. Konidiosporların uçuşu en çok ilkbaharda
olur ve inkübasyon periyodu 30-61
gün arasındadır.
Etmenin optimum gelişme sıcaklıkları 18-20 °Cdir. 9 °Cnin altında ve
30 °Cnin üzerinde gelişemez. İlkbahar ve sonbaharı genellikle yağışlı
geçen bölgeler hastalığın gelişmesine uygundur. İyi havalanmayan,
güneş almayan, su tutan yerlerde sık
dikilmiş ve budanmamış zeytinlikler
hastalık gelişimine uygun yerlerdir.
İlk belirtiler, ilkbaharda yaprakların üst yüzeylerinde görülen
siyahımsı-gri renkte yuvarlak noktalar şeklindeki lekelerdir. Bu noktaların bulunduğu yerde renk açılır, daha sonra bunun çevresinde
normal yaprak renginde bir halka
oluşur. Bunu dıştan ikinci bir açık
renkli halka çevirir. Sonra tekrar
koyu renkli bir halka oluşur.
Bu görünüm nedeniyle hastalığa
halkalı leke hastalığı adı verilir. Bir
yaprakta çapları 8-10 nnm olan
2-30 adet leke bulunabilir (Şekil 8).
Hastalığın epidemi yaptığı yıllarda
lekeli yapraklar ilkbaharda dökülmeye başlar ve yaprakların tamamı
dökülerek ağaçlar çıplaklaşır. Bu
durum az meyve tutumuna ve meyvenin erken dökülmesine neden
olur. Hastalık nedeniyle zayıflayan
ağaçlarda; sürgün ve ince dallar kuruyabilir. Verim % 20-25 oranında
azalır ve meyve dallarının %15-20’si
kuruyabilir. Sulanan, nemli ve ağır
topraklarda ve denize yakın zeytinliklerde hastalığa her yıl rastlanılmaktadır. Özellikle ilkbaharı yağışlı
ve serin geçen yıllar hastalığın epidemi yapması için uygundur.
Hastalık zeytin yetiştiriciliği yapılan Ege, Marmara ve Akdeniz bölgelerinde görülür. Konukçuları,
zeytin ve yabani zeytin ağaçlarıdır.
Mücadelesi Kültürel önlemler
• Taban arazide, ağır ve su tutan
topraklarda, hava sirkülasyonu iyi
ZEYTİN HALKALI LEKE HASTALIĞINA KARŞI KULLANILACAK İLAÇLAR VE DOZLARI
Aktif Madde Adı ve
Oranı
Doz (aksi
belirtilmemişse
100 lt suya)
Formulasyon
Tipi
Son İlaçlama
ile hasat
Etki
arası süre Mekanizması*
(gün)
Geçici olarak tavsiye edilen tarım ilaçları
Bakır Sülfat +
Sönmemiş kireç**
%25 metalik bakıra
eşdeğer bakır sülfat
Suda
çözünen
kristal
1500g göztaşı +
750 g Sönmemiş
kireç (1.İlaçlama)
-
M1
Bakır oksiklorid %50**
WP
400 gr
-
M1
Bakır oksiklorid
%37,5**
WG
400 gr
M1
Bakır hidroksit 361,1
g/l **
SC
250 ml
M1
Bakır hidroksit %35 **
DF
175 gr
M1
Bakır hidroksit %50 **
WP
300 gr
M1
Kalsiyum Hidroksit ve
Bakır (II) Sülfat %20 **
WP
1500 g (1. ilaçlama)
1000 g (2. ilaçlama)
M1
Bakır kalsiyum **
Oksiklorid %16
WP
M1
Yağ ve Rosin asitlerinin
** bakır tuzları 51.4 g/l
EC
M1
*Pestisitlere karşı direnç gelişimini azaltmak için birbiri ardına yapılacak
uygulamalarda etki mekanizması sütünunda yer alan farklı harf ya da rakama sahip
aktif maddelerin seçilmesine özen gösterilmelidir.
** Bakırlık preparatlar dormant dönemde veya fenoloji başlangıcında kullanılır.
olmayan ve nemli olan yerlerde
zeytinlik tesis edilmemelidir.
• Su tutan arazilerde tesis edilen
zeytinliklerde drenaj kanalları açılmalıdır.
• Gübreleme ve sulama tekniğine
uygun yapılmalıdır. Fazla azotlu
gübre kullanılmamalıdır.
• Ağaçlar havalanacak ve ışık alacak
şekilde budanmalı, kuru dal ve dalcıklar budanarak temizlenmelidir.
• Yere dökülen lekeli yapraklar toplanıp yakılmalı veya toprağa gömülmelidir.
Kimyasal mücadele
Marmara Bölgesinde:
1. İlaçlama: Sonbahar sürgünleri
görülmeden hemen önce,
2. İlaçlama: Çiçek somakları belirginleştikten sonra, çiçekler açmadan önce
Ege Bölgesinde:
1. İlaçlama: Ilkbahar sürgünleri
görülmeden hemen önce,
2. İlaçlama: Çiçek somakları belirginleştikten sonra, çiçekler açmadan önce
Akdeniz Bölgesinde:
1. İlaçlama: Hasattan sonra,
2. İlaçlama: İlkbahar sürgünleri
görülmeden hemen önce,
3. İlaçlama: Çiçek somakları belirginleştikten sonra çiçekler açmadan önce.
Kullanılacak ilaçlar ve dozları hakkında en yakın il veya ilçe müdürlüklerine başvurulmalıdır.
Kuraklık Tarım Alanlarını Vurdu, Zarar Büyüyor
»» Kış mevsiminin kurak geçmesi ve yağmayan yağmur ve kar nedeniyle oluşan
kuraklık, tarım alanlarını vurdu. Yetkililer, hububat ekili tarımsal alanlarda yüzde
20 dolayında zarar görüldüğünü belirtti.
Ankara'nın en büyük tarım potansiyeline sahip ilçesi Polatlı'da kuraklık çiftçileri endişelendiriyor.
Polatlı'da 1 milyon 200 bin dekarlık
alanda hububat ekimi yapan çiftçiler, kuraklık nedeniyle 2014 yılı hasat mevsiminde ürün alamamaktan
korkuyor. Bu nedenle ilçede birçok
köyde çiftçiler yağmur duasına çıktı. Karaahmet Köyü’ndeki yağmur
duasına Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakan Yardımcısı Halil Etyemez,
Polatlı Belediye Başkanı Yakup Çelik de katıldı. Dua ardından yemek
yenildi. Tarım uzmanları, Polatlı'da
güz döneminde yağış olmadığı için
hububat ekili alanlarda yüzde 20
dolayında zarar meydana geldiğini
söyledi. Bitkinin gerekli olduğu dönemlerde yağış alamamasının ileride daha büyük zararlara yol açacağı
ifade edilirken, "Güz döneminde
yağış olmadığı için meydana gelen
zararın telafi edilmesi mümkün
değil. Bahar döneminde de benzer
durum yaşanacak gibi görünüyor.
Bu da zararın daha büyük oranda
olmasına yol açacak" bilgisini verdi.
Köy-Koop Haber Nisan 2014
TARIM
Milli Parklar İmara Açılıyor
»» Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘Milli Parklar Yönetmeliğinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’, 18 Mart 2014 tarih ve 28945 sayılı Resmi
Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.
Buna göre, 1986 yılında yürürlüğe giren
Milli Parklar Yönetmeliği’nin 5. maddesinde yapılan değişiklikle kamu
yararı gerektirmesi durumunda milli
parklarda HES ve benzeri yatırımların önü açıldı. Artık milli parklarda
kamu yararı görülen, yapılmasının
zorunluluk olduğu ileri sürülen her
türlü yapıya izin verilecek.
‘Milli Parklar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’
adlı yeni hüküm, 1986 tarihli Milli
Parklar Yönetmeliği’nin 5. maddesine yeni bir bölüm ekliyor.
Eklenen bölüm aynen şöyle:
“İçme suyu temini açısından yapımı aciliyet
gösteren ve kamu yararı
açısından vazgeçilmez
ve kesin bir zorunluluk
arz eden tesisler için
uzun devreli gelişme
planı şartı aranmaz. İlgili kurumların görüşleri alındıktan sonra
yapılan bu tesisler uzun
devreli gelişme planlarına işlenir.”
Türkiye’de 40 milli park
var. Milli Parklar Kanunu’na göre,
bir milli parkın uzun devreli gelişme
planı olmadan o milli parkta yapılaşmaya, yatırıma izin verilmiyor.
Yapılacak yeni yapılar da bir gelişme
planı hazırlanarak inşa edilebiliyor.
Kanunda açıkça belirtilen bu durum
yeni yönetmelikle birlikte değişikliğe
uğramış oldu. Artık kamu yararı görülen, yapılması zorunluluk olduğu
belirtilen yeni yatırımlar için ‘gelişme planı’ şartı aranmayacak.
‘’Kamu Yararını Kim
Saptayacak?”
Hukukçular duruma şu değerlendirmelerle tepki veriyorlar:
• Bu yönetmelik Milli Parklar Kanunu’ nun 4 maddesini bypass ediyor.
Kanun milli parklarda uzun devreli
gelişme planı olmadıkça milli parkta
herhangi bir yatırıma izin verilmeyeceğini belirtiyor. Bir yönetmelik
kanunun üstünde olamaz. Açıkça
hukuka aykırı bir düzenleme. Yeni
yönetmelikte içme suyu gibi masumane bir ifade kullanılmaya çalışılı-
yor. Ancak ortada kötü niyet var. İfade çok karışık yazılmış ve bu durum
da bilerek yaratılıyor.
2873 Sayılı Milli Parklar
Kanunu Gereğince İlan
Edilen Milli Parklar :
Ekolojik açıdan da yeni
yönetmelik tam bir felaket
1. Ağrı Dağı Milli Parkı
2. Aladağlar Milli Parkı
3. Altınbeşik Mağarası Milli Parkı
4. Altındere Vadisi Milli Parkı
5. Başkomutan Tarihi Milli Parkı
6. Beydağları Sahil Milli Parkı
7. Beyşehir Gölü Milli Parkı
8. Boğazköy - Alacahöyük Milli Parkı
9. Dilek Yarımadası - Büyük
Mendere Deltası Milli Parkı
10. Gala Gölü Milli Parkı
11. Gelibolu Yarımadası Tarihi
Milli Parkı
12. Göreme Tarihi Milli Parkı
13. Hattila Vadisi Milli Parkı
14. Honaz Dağı Milli Parkı
15. İğneada Longoz Ormanları
Milli Parkı
16. Ilgaz Dağı Milli Parkı
17. Kaçkar Dağları Milli Parkı
18. Karagöl-Sahara Milli Parkı
19. Karatepe Aslantaş Milli Parkı
20. Kazdağı Milli Parkı
21. Kızıldağ Milli Parkı
22. Kovada Gölü Milli Parkı
23. Köprülü Kanyon Milli Parkı
24. Kuş Cenneti Milli Parkı
25. Küre Dağları Milli Parkı
26. Marmaris Milli Parkı
27. Munzur Vadisi Milli Parkı
28. Nemrut Dağı Milli Parkı
29. Nenehatun Tarihi Milli Parkı
30. Saklıkent Milli Parkı
31. Sarıkamış Allahuekber Dağları
Milli Parkı
32. Soğuksu Milli Parkı
33. Spil Dağı Milli Parkı
34. Sultan Sazlığı Milli Parkı
35. Tektek Dağları Milli Parkı
36. Güllük Dağı (Termessos) Milli
Parkı
37. Troya Tarihi Milli Parkı
38. Uludağ Milli Parkı
39. Yedigöller Milli Parkı
40. Yozgat Çamlık Milli Parkı
• Uzun devreli gelişme planları milli
parkların anayasası sayılır. Bu planlarla bir milli parkta yapılacak yapının tüm etkileri tek tek belirlenir. Bilim insanları tarafından hazırlanan
planlar artık önemini yitiriyor. Kamu
yararını kim saptayacak? Bu yönetmelik milli parklar statüsünü ortadan kaldırıyor. Munzur’da yapılmak
istenenlere kılıf da bulunmuş oldu.
Danıştay’da dava açacağız. Küre
Dağları, Kaçkar’lar, Beydağları’nda
tartışmalı yatırım projeleri vardı.
Uludağ Milli Parkı’na şimdi ‘Kamu
yararı vardır’ dedikleri bir otel yapabilecekler.
• Daha fazla korunma bölgeleri ilan
edilmesi gerekirken, mevcut korunan alanları ‘kamu yararı’ gibi son
dönemde kötüye kullanılan bu tabirle yok ediyorlar.
• Enerji Piyasası Danışma Kurulu’nun
lisans verdiği termik santral, enerji nakil hattı gibi tüm yatırımlarda
kamu yararı kararı bulunuyor.
• Elektromanyetik alan oluşturan
enerji nakil hakları artık milli parklardan geçebilecek. Ya da kömürle
çalışan bir termik santral, milli park
sınırları içine kurulabilecek. Nükleer
santral, HES gibi kamu yararı görülen her şey yapılabilecek.
17
Çiftçi-Üniversite Bütünleşmesi
Ve Köy-Koop Üniversitesi
»» Cumhuriyet kırsal kalkınmayı önce köylerde
başlatmayı hedeflemiştir. Milli ekonominin
başarılı olması için uygulamaya konan devletçilik
uygulamaları ile ülkede eğitim seferberliği ilan
edilmiş ve yerli üretim tesisleri kurularak ülkenin
kendi kendine yeterli olması hedeflenmiştir.
Cumhuriyet kuran nesil reformların
gerçekleşmesi ve toplumun bilinçlenmesi için eğitime önem vermiştir. Halk evleri ve köy enstitüleri ile
çiftçi ve bireylerin eğitimine önemverilmiş, bilinçli bir toplum hedeflenmiştir. Sömürgecilik tehlikesine
ve kapitülasyon tehditlerine karşı
milli bir ekonomi politikası hedeflenmiştir. Cumhuriyet bu politikalarında başarıya ulaşmış ve ülkede
üretim ciddi bir ivme kazanmıştır.
Köy enstitüleri günümüzün Ziraat
Fakülteleri misyonunu üstlenmiş
ve köylünün aydınlatılmasında ciddi roller üstlenmiştir.
Köy enstitülerinde kooperatifçilik
eğitimi zirai üretim beraber öğretilmiştir. Eğitim köylerde tarlalarda, seralarda, bahçelerde uygulamalı olarak verilmiştir. Ancak bu
süreç köy enstitülerinin kapatılmasından dolayı ciddi bir zarar
görmüştür. Kooperatifçilik eğitimi
enstitüler ve ön lisans eğitimi düzeyine indirgenmiştir. Dolayısıyla
milli kooperatifçilik bilincine sahip
bireylerin yetiştirilmesinde ciddi
sorunlarla karşılaşılmıştır.
Kooperatiflerin yönetiminde milli
kooperatifçilik bilincine sahip yöneticilerin azlığı nedeniyle sorunlar
ve iflaslar yaşanmış ve toplumda
kooperatifçilik olumsuz bakış ve
haksız ithamlarla karşılaşmıştır.
Ülkemizde kooperatifçilik eğitimi
ön lisans ve enstitü düzeyinden lisans düzeyine çıkarılmalıdır. Bu da
ziraat fakültelerinde kooperatifçilik
bölümü programı açarak kooperatiflerin istediği nitelikli eleman ihtiyacının karşılanması ile olacaktır.
S. Sedat AKGÖZ
Ahi Evran Üniversitesi
Mucur Meslek Yüksekokulu
Kooperatifçilik Bölümü
Öğretim Görevlisi
Köylü halk bütünleşmesinin
en güzel örneği olan Türkiye
Köy Kalkınma ve Diğer Amaçlı Kooperatifler Birliği (KöyKoop) eğitim faaliyetlerini
desteklemiştir. Ahi Evran Üniversitesi Mucur Meslek Yüksek
Okulu yaptığı işbirliği anlaşmasıyla kooperatifçilik eğitimine yeni bir
ivme getirmiştir. Köy-Koop ders
müfredatı, uygulama eğitimler ile
öncü bir model olarak eğitim hayatına zenginlik katmıştır.
Ülkemiz ulusal değerlerine bağlı bir evrensel bakış açısına sahip
Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı
Türk gençliği sayesinde gelişecektir. Bu süreçte kurulacak Köy-Koop
üniversitesi tarım, kooperatifçilik,
tarım genetiği, hayvancılık mühendislik eğitimi veren ön lisans,
lisans, bölümleri ile Türk kooperatifçiliğin önü açılacaktır. Bu süreçte Köy-Koop Üniversitesi köy enstitülerinin amacı olan köylü halk
bütünleşme hedefinin bir dönüm
noktası olacaktır.
PANKOBİRLİK Genel Müdürü Taner Taşpınar, ’Tasarı bu haliyle geçmemeli”
»» Pancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği (PANKOBİRLİK) Genel Müdürü Taner Taşpınar, TBMM’de komisyon gündeminde bulunan Şeker Kanun
Tasarı’na yönelik açıklamalarda bulundu.
TBMM gündeminde bulunan Şeker Kanun Tasarısı’nın, NBŞ ve şeker pancarı arasında haksız rekabet oluşturacak unsurlar içerdiğini, tasarının
Türk çiftçisi ve tüketicisi açısından
çok tehlikeli kısımları olduğunu belirten Taşpınar, bu haliyle geçmemesi için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi. Türkiye’de zaten Avrupa
kotalarının üzerinde bulunan Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) kotalarının
yasa ile daha da arttırıldığını belirten Taşpınar, “Adeta mevcut yapıyı
arattıracak değişikliklere yer verilen
tasarı da pancar şekeri üreticilerinin
hakları elinden alarak NBŞ üreticilerine sunulmuştur” diye konuştu.
Türkiye’de pancardan üretilen şekerin yüzde 10’u kadar NBŞ kotası
bulunduğunu, mevcut yasanın Bakanlar Kurulu’na kotayı yüzde 50
arttırma veya azaltma yetkisi ver-
diğini belirten Taşpınar, “Beklentiler bunun azaltılarak AB seviyesine
indirilmesi yönündeyken, tasarıyla
yüzde 15’e yükseltilip sabitleniyor”
dedi. Bunun Türkiye’de daha az pancar yetiştirilmesi anlamına geleceğini
ifade eden Taner Taşpınar, “Pancar
katma değeri çok yüksek bir ürün.
Tasarı Türkiye’de 970 bin ton daha
az pancar üretimi anlamına geliyor.
PANKOBİRLİK olarak tasarının bu
şekliyle çıkmasını engellemek için
elimizden geleni yapacağız” dedi.
Şeker yerine geçen ürünler
öngörülenin çok üzerinde
miktarda kullanılıyor
Pancar üretiminin azalmasının sağlıklı beslenme açısından da ciddi
riskler barındıracağına vurgu yapan
Taner Taşpınar, gıda sektöründe ye-
terli denetim yapılmadığı için şeker
yerine geçen ürünlerin öngörülenin
çok üzerinde miktarda kullanıldığını
söyledi. Bunların
vücut tarafından şeker olarak algılanmadığı için insülin
salınıp parçalanmadığını ve doğrudan yağa dönüştüğünü söyleyen Taşpınar, sanayiciler tarafından düşük
maliyetli olduğu için tercih edildiğini
aktardı. Dahilde İşleme Rejimi (DİR)
çerçevesinde kotası bulunmayan
ama NBŞ üreten şirketler üzerinde
de yeterince denetim yapılamadığını
kaydeden Taner Taşpınar, “İzin verilen miktarlar ile piyasada kullanılan
miktarlar karşılaştırıldığında büyük
miktarda kayıt dışılık olduğunu görüyoruz” diye konuştu.
“Doğu ve Güneydoğu
fabrikaları kapanmasın”
ancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği
Profesör Dr. Canan Karatay’ın bazı
programlarda kesme şekeri kast ederek çok zararlı olduğunu söylediğini
belirten Taner Taşpınar, bu konuyla ilgili olarak da bilim adamlarıyla
birlikte özel bir çalışma yaptıklarını
söyledi. Şekerin fazlasının zararlı
olduğunu ancak insan vücudunun
ihtiyaç duyduğu şekeri de mutlaka
alması gerektiğini dile getiren Taşpınar, bunun en sağlıklı yolunun da
pancar şekeri olduğunun altını çizdi.
Taşpınar, önümüzdeki dönemde toplumun şeker tüketiminde bilinçlendirilmesi için özel
bir kampanya da başlatacaklarını açıkladı.
Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi
sürecinde üretim devamlılığının şart
koşulması gerektiğini belirten PANKOBİRLİK Genel Müdürü Taner
Taşpınar, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki 10 fabrikanın bu kapsamda
çok önemli olduğunu anlattı.
Bölgede 1 milyar liralık tarımsal üretim olduğunu ve 10 binin üzerinde
işçinin çalıştığı fabrikaların çoğunun
bölgenin tek sanayi tesisi olduğunu
belirten Taşpınar, “İhalelerde arsalar özelleştirme kapsamı dışında bırakılırsa, inşaat şirketleri bu işe girmez, böylece sadece üretim yapacak
kişiler fabrikalara talip olur” dedi.
Dünya Gazetesi
18
Nisan 2014 Köy-Koop Haber
HAYVAN HASTALIĞI
Koyun Ve Keçilerde Görülen Önemli İç ve Dış Parazitler
»» Bir canlının içinde veya üzerinde sürekli ya da geçici olarak yaşayıp beslenen diğer canlılara parazit veya asalak adı verilir.
Koyun ve keçi yetiştiriciliğinde üretimin
güvenle sürdürülmesinde sağlık koruma
önlemlerinin büyük bir önemi vardır.
Sürünün varlığını devam ettirmesi ve
sağlıklı ürünlerin ekonomik sınırlar içinde elde edilmesi sağlıklı koyunlar ve keçilerle olasıdır. Hayvanlara zarar veren
çeşitli hastalık ve parazitlerle savaşım ve
bunları önleme veteriner hekimlerin görevleri kapsamındadır. Bununla birlikte
gerek tarımcıların gerekse yetiştiricilerin özellikle sağlık koruma konularında
kimi uygulanabilir bilgilere sahip olması
zorunludur. Böylece yetiştirici önlemler
alarak sürüsünü hastalık ve parazitlere
karşı korumuş olur, hem de veteriner hekimin işini kolaylaştırır. Bunlar arasında
ağıl temizliği ve dezenfeksiyon, parazitlerle savaşım, koruyucu aşıların koyun
ve keçilerin gereksinimlerine ve zamanına göre planlanması, zehirli otları tanıma ve koruma yollarını bilme, ayırma ve
karantina konusunda ön bilgilere sahip
olma gibi konular sayılabilir.
Koyun ve keçilerde de diğer çiftlik hayvanlarında olduğu üzere parazitler, hayvanların verimlerini düşürür ve hastalık
etmenlerini taşırlar. Parazitlerden kaynaklanan verim kayıplarına ve hastalıkların yayılışına iklim, doğa koşulları, mera, doğal ve yapay bitki örtüleri,
nüfus ve yerleşim gibi etmenlerin payı
vardır. Genelde yurdumuzda koyun
ve keçi yetiştiriciliği doğaya çok
bağımlı ve bakım-besleme yetersiz
olduğundan parazitlerin zararları
oldukça yüksek düzeydedir.
A) İÇ PARAZİTLER
Koyun ve keçilerin iç organlarına yerleşirler.
1) Karaciğere Yerleşen Önemli Parazitler
Sulak ve rutubetli yerlerde çok görülen,
karaciğerde, safra kanallarında yerleşen
parazitlerdir. Halk arasında Yaprak kelebeği, Yılan kelebeği ve Kum kelebeği gibi
adlarla bilinirler.
Karaciğerde yaşayan kelebeklerin yumurtaları dışkı ile dışarı atılırlar. Bu yumurtalar, durgun akan dere kenarlarında, çeşme yalaklarında yaşayan sümüklü
böcekler tarafından alındıklarında, burada gelişerek dışarı çıkarlar. Otlara yapışırlar ve bu otları yiyen hayvanların
karaciğerlerine giderek yerleşirler.
Resim 1: Kelebek
Havaların soğuması, bakım ve besleme
şartlarının kötüye gitmesi durumlarında
hayvanlarda belirtiler görülmeye başlar.
Hasta hayvanlar göğüslerinin üzerine
yatarlar, bitkinlik ve iştahsızlık görülür.
Ölen hayvanların karın boşluklarında
kanlı bir sıvı toplanmıştır. Karaciğer şişkin, kanlı ve gevrektir. Bastırınca kolayca parçalanır. Ölen hayvanların karaciğerleri laboratuvara götürülürse kolayca
teşhis konur.
Tedavide, Veteriner Hekime başvurulmalı, onun verdiği ilaçlar yine onun önereceği şekilde düzenli olarak kullanılmalıdır.
İlaçlar koç katımından önce uygulanır,
gebe koyunlara verilmez. Merada otlatma düzenlenir, ara konakçı sümüklü
böceklerin üreyeceği sulu ve çamurlu
yerlerde hayvanlar otlatılmamalıdır.
Bataklık ve su altındaki otlak alanları
kurutulmalıdır. Bu amaçla göztaşından
yararlanılır. Göztaşı; göl ve dere sularına konularak, otlaklara serpilerek ya da
su ile püskürtülerek kullanılır.
2) Şeritler (Tenyalar)
Halka halka, yassı vücudu olan parazitlerdir. Ön kısımda bulunan başı ile
bağırsağa tutunurlar. Gelişmelerini ara
konakçı yardımı ile tamamlarlar. Bu parazitler, hayvanların bağırsaklarındaki
besin maddelerini emerek onlarda zayıflama ve düşkünlüğe yol açtıkları gibi, bir
de toksin (zehir) salgılayarak hayvanları
zehirlerler.
Sayıları az olduğu zaman belli bir araz
gözükmez. Fazla sayıda olduklarında
halsizlik, ishal ya da kabızlık, sindirimi
zorluğu ve kansızlık görülebilir. Bu arada bağırsak tıkanmaları da gözlemlenebilir. Kimi klinik belirtiler hayvanların
sinir sisteminde kendini gösterir. Hasta
hayvanlar daire çizerek dönerler. Titreme çarpıntı ve diş gıcırdatma görülebilir.
Şeritlerin altı aylığa kadar kuzular için
ergin koyunlardan daha tehlikeli olduğu
belirtilmektedir. Hastalık meradan kuzuların ya da erginlerin pislikleriyle yayılır. Dayanıklı olan parazit yumurtaları,
gelecek yıl doğacak kuzulara meradan
bulaşır.
bazen de ishal görülür. Hayvanda aynı
zamanda mide-bağırsak kıl kurtları da
varsa, hayvanın yaşama şansı çok azalır.
Koyun ve keçiler solunum yetmezliğinden veya akciğer iltihabından ölürler.
Belgin GÜNAY
Veteriner Hekim
[email protected]
ve bu döngü böylece devam etmektedir.
Teşhis, parazitin halkalarını dışkıda, anüs
kenarında görmekle ve laboratuvarda yapılacak dışkı muayenesi ile konur.
Hayvanlarda kıl kurdu olup olmadığı
Veteriner Laboratuvarında hayvanların
dışkılarından kesin olarak teşhis edilir.
Ölen hayvanların ise soluk borusu ve akciğerleri taze iken laboratuvara ulaştırılırsa çok kolay şekilde teşhisi yapılır.
Ancak koruyucu tedbir olarak, hayvanların parazitli meralarda otlatılmaması,
merada ara konakçı sümüklülerle mücadele yapılması, hayvanların meraya kırağı kalktıktan sonra çıkarılması, temizlik,
bakım ve beslemeye gereken önemin
verilmesi, hastalıklı hayvanların mümkünse sağlamlardan uzaklaştırılması asıl
önemli unsurlardır.
7) Kan Parazitleri
Halk arasında yavsı adı verilen mera keneleri tarafından, kan emmeleri esnasında hayvanlara bulaştırılan parazitlerdir.
Bu parazitlerin sebep olduğu hastalıklar,
yaz aylarında özellikle Mayıs-Ağustos
arasında görülür.
Resim 3: Kistli karaciğer
Resim 2: Bir şerit
Tedavide, çok çeşitli ve etkili ilaçlar mevcuttur. Zamanında ve uygun miktarlarda
kullanıldığında iyi sonuç alınır.
3) Delibaş Hastalığı (Coenurus Cerebralis)
Halk arasında devvare hastalığı olarak
da bilinir. Delibaş hastalığının etmeni
Coenurus Cerebralis’dir ve çoğunlukla
beyin, beyincik ve omirilik soğanına larva olarak yerleşirler. Olgun şekli köpeklerin bağırsaklarında şerit şeklindedir.
Hastalıklı köpeklerin dışkısı ile enfekte
olan meralarda otlayan koyun ve keçiler
bu etkeni alırlar.
Hayvanlar durgun, başları aşağıya ve
yana eğik vaziyettedir. Başlarını yemliklere, duvarlara yaslarlar, diş gıcırdatma ve
görme bozukluğu, ileri safhalarda körlük
meydana gelir. Hayvanlar kendi etraflarında dönerler (bu yüzden delibaş hastalığı denmiştir). Daha sonra felç görülebilir. Ölüm bir hafta içinde meydana gelir.
Genç hayvanlarda daha fazla görülür.
edavi, ilerlemiş durumlarda hasT
talığın son dönemlerinde mümkün değildir. Bu durumdaki hayvanlar kesime
sevk edilir. Hastalık erken döneminde
fark edilirse, etkili ilaçlarla tedavi şansı
olabilir. Ancak asıl tedbir, bu parazitin
son konakçısı olan köpeklerin tedavi
edilmesidir. Bu amaçla köpekler sık sık
etkili ilaçlarla tedavi edilmelidir. Ayrıca
kesilen delibaşlı hayvanların başları köpeklere verilmez. Bulaşık kafalar yakılmalı ya da gömülmelidir.
4)Ekinokok
Hayvanların yanı sıra, insanlara da çok
kolay geçebilen bir parazit olması sebebiyle insan ve hayvan sağlığı açısından çok önemlidir.
Kesin konakçısı olan köpeklerin bağırsaklarında yaşayan küçük bir şerit bu
hastalığa sebep olur. Bu şeritlerin yumurtaları dışkı ile dışarı atıldığında, etrafta bulunan sebzelere, meyvelere veya
köpeklere, elle temasla bulaşmakta, bazen de toz-toprak ile karışmaktadır.
Daha sonra bu bulaşık sebze-meyvelerden, ellerimizden, toz-topraktan da
insanlara bulaşmaktadır. Ağız yolu ile
mide-bağırsağa gelip açılmakta, orada
gelişmekte ve daha sonra çeşitli organlara gidip yerleşmektedir. Yerleştiği
yerlerde Kist hidatik adı verilen içi su
dolu keseler meydana getirmekte ve bu
keseler zamanla giderek büyümektedir.
Şiddetli ağrılara ve zayıflamaya sebep
olur. Eğer bu içi su dolu keseler patlarsa
ölüme sebebiyet verirler. Ameliyatla bu
keselerin patlatılmadan, dikkatlice çıkarılması gerekmektedir.
Koyun ve keçilerde de aynı şekilde gelişmektedir. Eğer bu hasta hayvanların
kistli iç organları köpekler tarafından yenirse, onların bağırsaklarında tekrar küçük şeritler oluşmakta, yumurtaları dışarı çıkarak insan ve hayvanlar tarafından
alındığında da yine hastalık oluşmakta
Bu sebeple, bu döngüyü kırmak, bu zincirin halkalarını koparmak gerekir. Köpekler düzenli olarak bu şeritlere karşı
ilaçlanmalı ve asıl önemlisi kist hidatikli
(içi su dolu keseli) organlar asla köpeklere verilmemelidir. Böyle hastalıklı
organlar, yakılarak, derin çukurlara gömülerek veya üzerlerine kireç dökülüp
gömülmek suretiyle imha edilmelidir.
Kısacası kesinlikle köpeklerin yemesine
izin verilmemeli, bunu herkese anlatıp
öğretmeli ve herkesin de yedirmemesi
sağlanmalıdır.
5) Mide-Barsak Kıl Kurtları
Ülkemiz koyun ve keçilerinde oldukça
sık görülür. Bu parazitler mide ve bağırsaklarda yaşarlar.
Hayvanların dışkıları ile dışarı çıkan parazit yumurtalarından kurtçuklar (larvalar) çıkar. Bu kurtçukların bulunduğu
otları yiyen hayvanların mide ve bağırsaklarında parazitler gelişmelerini tamamlarlar ve bu organlarda yerleşirler.
Hayvanlarda halsizlik, iştahsızlık, sürekli zayıflama, kansızlık, öksürük, yapağı
dökülmesi ve ishal görülür. Hayvanların
dışkıları koyu yeşil renkli ve pis kokulu
olur. Bağırsak tıkanmaları da görülebilir.
Tedavide, etkili ilaçlar kullanılırsa, hastalık ortadan kalkar. İlaçlama, mevsime,
hayvanların yaşına, parazitin en yoğun
olduğu zamana göre yapılır. Ayrıca, koruyucu olarak da ilaçlama yapılabilir. Parazitle mücadelede, hayvanların besili ve
bakımlı olmalarının da önemi büyüktür.
Kıl kurdu teşhisi Veteriner Hekimlerce kolayca yapılabilir. Koyun ve keçiler
sulak ya da bataklık meralarda otlatılmamalı, bulaşık meralardan uzak tutulmalıdır. Hayvanların yeterli ve dengeli
beslenmesi de önemlidir. Genç ve ergin
hayvanlar mümkünse ayrı otlatılmalıdır.
6) Akciğer Kıl Kurtları
Koyun ve keçilerin akciğerlerinde ve soluk borusunda yaşarlar. Akciğerlerde iltihaba sebep olurlar. Boyu 3-8 cm, beyaz
renkli, iplik görünümünde kurtlardır.
Kurtların yumurtaları öksürükle dışarı
çıkar veya hayvan tarafından yutulup
dışkı ile atılır. Yumurtadan kurtçuklar
(larvalar) çıkar ve otlara yapışırlar. Bu
parazitli otları yiyen hayvanların bağırsağına, oradan da kan yolu ile akciğere
gider ve burada yerleşir.
a) Ağrıma, Sıtma (Piroplasmosis)
Ağrımalı koyunlarda 42°C kadar yükselen ateş, titreme, düşkünlük ve iştahsızlık gözlemlenir. Sallantılı yürüyüş ve
solunum artışı görülür. Kan işeme de
hastalığın tipik belirtilerinden birisidir.
b) Theileriosis (Beyaz ağrıma, Tayleryoz)
Kansızlık, yüksek ateş ve düşkünlük
hastalığın belirtileridir. Hastalığın kesin
tanısı ancak laboratuvarda yapılabilir.
Piroplasmosis de kan işeme görülmesine
karşın tayleryoz da gözükse bile geçicidir. Hasta hayvanlar sütten kesilir. Gebe
ise yavru atar. Kanlı ve sümüklü bir ishal
görülebilir. Hayvanlar 8-15 gün içinde
ölebilirler. Bu hastalık % 50-60 düzeyinde kayıp meydana getirir.
c) Anaplazmoz (Anaplasmosise)
Sığırlara oranla daha az görülür. Bu da
kenelerle geçer. Hastalığın belirtileri
yüksek ateş, düşkünlük, sarılık ve kan
işeme (hemoglobinürü) başlıca belirtileridir.
ç) Kanlı ishal (Coccidiosis / Koksidiosis)
Koyunlarda ve özellikle kuzularda kitle
halinde ölümlere neden olur ya da gelişmelerini engeller.
Koksidiosis bir yaşına kadar olan kuzu
ve oğlaklarda hızlı seyreder. Hayvan 1-2
günde ölebilir. Ölüm % 10-25 arasındadır. Vücut ısısı 40-41 °C’yi bulur. Hayvan
zayıf, takatsız ve iştahsızdır. Şiddetli ishal vardır. Dışkı mukoz ve kanlı olabilir.
Boyun ve ard bacak kasları titremesi görülür.
Hastalığın ağır şekli ise iki yaşına kadar
olanlarda gözlemlenir ve %40-70 arasında ölüm yapar.
Hastalığın süreğen şekli ise yaşlı ya da
iki aylıktan yukarı kuzularda seyreder.
Ölüm %10- 13 arasındadır.
Korunma için sağlık koşullarına önem
verilir. Hayvanlar kalabalık yerlerde bulundurulmamalı, kuzu ve oğlaklar hastalığı taşıma ihtimali olan yaşlılardan
ayrılmalı, su kapları ve yemlikler yüksek
yere konmalı, ağıl tabanı temiz ve kuru
tutulmalıdır.
an
K
parazitlerin
tedavisinde
şu noktalara mutlaka dikkat edilmelidir.
a) Tedavide veteriner hekimin uygun
gördüğü ilaçlar yine onun kontrolünde
uygulanmalıdır.
b) Bu parazitlere karşı olan ilaçların yanında, kalbi kuvvetlendirici,
c) Kan yapımını artırıcı ilaçlar,
d) Vitaminler,
e) İyi bir bakım-besleme uygulanmalıdır.
Kan parazitlerine karşı korunmada
ise şu noktalara dikkat edilmelidir.
Resim 4: Akciğer kıl kurdu
Akciğer kıl kurdu bulunan hayvanlarda
aşırı öksürük vardır. Hayvanlarda yorgunluk, bitkinlik, zayıflama, kansızlık,
burun-göz akıntısı, yapağının dökülmesi
a) Kenelerle savaşım; hayvanların üzerinde, ağıllarda ve merada yapılır. Koyun ve keçiler hastalık mevsiminde kene
öldürücü ilaçlarla banyo edilirler veya
ilaçlanırlar.
b) Ağıllardaki çatlak ve yarıklar kapatılır.
Akarsit maddeler eklenmiş kireçle badana edilir.
c) Bulaşık meralar kullanılmamalı, ilaçlanmalıdır.
d) Bataklık ve sulak meralara drenaj yapılmalıdır.
B) DIŞ PARAZİTLER
Koyun ve keçilerin dış parazitleri arasında çeşitli uyuz böceklerini, keneleri, kan
emen sinekleri, bit, pire ve tahta kurularını sayabiliriz.
1) Uyuz böcekleri (Acaridae)
Küçükbaş hayvanlarda baş, vücut (yapağılı kısım) ve ayakta görülen başlıca üç
çeşit uyuz böceği bulunur.
Başta yerleşenler cerahatleşme, kaşıntı ve kellik yapar. Göz yangısı ve körlük
yapabilir.
Yapağı ile örtülü vücut bölgelerinde
yerleşen uyuz böcekleri deri üzerinde
yaşarlar. Önce şiddetli kaşıntı yaparlar,
daha sonra kabarcık ve kalın kabuklar
oluştururlar. Yapağı yer yer ve lüle lüle
düşer. Hayvanının vücudu çıplaklaşır.
Hayvanlar günden güne zayıflar. İyi beslenemezse % 40-50 düzeyinde ölüm yaparlar. En yaygın çeşididir.
Ayak ve başlarda yerleşen çeşidi ise kaşıntı yaparlar. Ender görülür.
2) Keneler (Mesken ve Mer’a keneleri)
Sert kene (mera kenesi) ve yumuşak
kene (ağıl kenesi, sakırga) olmak üzere iki tip kene vardır. Ağıl keneleri çok
küçükbaşlı, sarı-toprak rengindedirler.
Mera keneleri ise sert bir örtü ile kaplıdırlar.
Mesken keneleri (Argasidae), genellikle
ağıl, ahır ve kümes gibi barınaklar da
yaşarlar. Hastalık etkeni taşıyarak ve
kan emerek hayvanlara zarar verirler.
Mal, sakırga ve fersah gibi yöresel adları
vardır. Yurdumuzda koyun ve keçilerin
ağıl da tutulduğu kış mevsiminde zarar
yaparlar.
Mer’a keneleri (ıxodıdae), merada yaşarlar. Kan emerler ve koyunlara piroplasmoz hastalığının etmenini taşırlar.
Kenelerin meydana getirdiği bir hastalık da kene felcidir. Kene felci, kenelerin
kan emerken hayvanın vücuduna bıraktığı toksinden ileri gelir. Paralize ard
bacaklardan başlar, sonra ön bacaklara
geçer. Daha sonra da önce boyun ve baş
kaslarında felç olur ve dudağa ve dile
yayılır. Hastalık genellikle kış aylarında
kendini gösterir.
3) Bitler (Anopulura)
Koyunların baş, vücut ve ayaklarda yerleşen bitler kaşıntı yaparlar. Kaşınma ve
sürtünme sonucu deride yaralar meydana getirirler. Bitlenme kış mevsiminde
daha çok gözlemlenir.
4) Yapağı yiyenler (Mallophaga)
Mallophaga adı verilen böcekler, kıl, yapağı, tiftik ve buna benzer deri ürünü ile
beslenir. Kışın iyi bakılmayan ve beslenmeyen hayvanlarda daha çok görülür.
Hayvanların yapağıları ve tiftikleri harap
olur ve zayıf düşerler.
Dış parazitlerin tedavisinde ise şu noktalara mutlaka dikkat edilmelidir.
Dış parazitlerin tedavisi veya savaşımı
için de Veteriner Hekime başvurulmalı ve
onun verdiği ilaçlar yine onun önereceği
şekilde düzenli olarak hayvanlarda, meskenlerde veya meralarda uygulanmalıdır.
Keneler ve bitlerin kimyasal zehirlere
karşı direnç kazandıkları bellidir. Bu nedenle hayvanların üzerindeki parazitlerin bir bölümü yapılan ilaçlamadan sonra da kullanma kılavuzunda belirtilen
süreden sonrada yaşıyorlarsa ilaç hemen
değiştirilmeli veya eski ilacın yoğunluğunu arttırıp kullanma yoluna gidilmelidir.
Kaynakça:
1. Agrer liderliğinde Scott Wilson, ICON, CEEN, VNG,
Akdan and Erenoğlu Konsorsiyumu, AB ve TC işbirliğinde DPT Koordinatörlüğünde hazırlanan Düzey 2 Bölgeleri Kalkınma Programı Tarım ve Hayvancılık Bileşeni
Koyunculuk Çiftçi El Kitabı, http://www.eu-akkm.org.,
2007
2. Editör Doç. Dr. R. AYDIN, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğü
Çiftçi Eğitimi ve Yayın no 28 Koyun ve Keçiçilik kitabı,
Ankara, 2001
3.Koyun Yetiştiriciliği, http://www.volkanderinbay.net/
tarimnet/hayvancilik.asp
4. Prof. Dr. N. KÜÇÜKER, Doç Dr. O. TORUN, Ç.Ü. Zir.
Fak. Yayın no 195, Hayvan Sağlığı, Adana, 1998
Köy-Koop Haber Nisan 2014
TARIM
Dünyadan Kooperatif
Hikâyeleri
Dr. Nezaket CÖMERT / Dr. Erhan EKMEN
Değerli okurlar,
Sizlere bu sayıda, İspanya’dan çevreci
bir zeytinyağı kooperatifini tanıtacağız. Kooperatiflerin hemen her alanda nasıl etkin olabileceklerine dair
güzel bir örnek. Hikâyemizde dikkat
çekici bir diğer husus ise, kadınların
kooperatif içindeki etkin olmaları.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve
Çocuk Bayramınızı Kutlarız.
Zeytinyağının Bilinmeyen
Çevresel Maliyetlerinin
Azaltılması
Akdeniz mutfağının temel unsuru
olan Zeytinyağı, bugünlerde geleneksel bir gıda olmadığı ülkelerde
bile tadı ve sağlığa faydaları nedeniyle çok fazla popüler olamaya
başlamıştır. Ama büyük ölçekte,
endüstriyel zeytinyağı üretimi birçok olumsuz çevresel etkiyi beraberinde getirmiştir. Yoğun zeytin
tarımı İspanya, Yunanistan, İtalya
ve Portekiz’de geniş çapta erozyona
ve çölleşmeye sebep olmuş, büyük
zeytin tarlalarını sulayabilmek amacıyla su kaynakları tüketilmiştir. Sık
toprak işleme ve biyolojik çeşitliliği
azaltacak fazla miktarda zirai ilaç
kullanma gibi teknikleri ile konvansiyonel tarım yapılmış ve organik
olmayan yağların kimyasal çözücülerle rafine edilme ve böcek ilacı kalıntıları ile kirlilik daha da artmıştır.
Güney İspanya’daki bir kooperatif,
yerli organik zeytin yetiştiricilerine, zeytinlerini pres yaparak yağını
çıkaracakları bir değirmen temin
ederek, geleneksel, küçük ölçekli
organik zeytin yetiştiriciliğini teşvik
etmeye çalışmaktadır. “La Flor de
la Alpujarra” isimli bu kooperatif
2006’da kurulduğu zaman en yakın
değirmen 100 km’den faza bir uzaklıktaymış. La Flor de la Alpujarra
kooperatifi 35 tane ortağı ve 3
tane çalışanı olan, İspanya’nın
güneyinde sürdürülebilir ve küçük ölçekli zeytin yetiştiriciliğini
teşvik etmeye çabalayan bir organik zeytinyağı kooperatifidir.
Kooperatifin hem başkan yardımcısı
hem de çiftçi olan Kate Fairtlough;
‘‘Biz diğer yerli zeytin yetiştiricilerine, ürünleri için daha iyi fiyat alabilme imkânı sağlayarak, organik tarıma geçmelerine teşvik etmeyi istedik
ve bu nedenle bölgedeki geleneksel
- konvansiyonel tarımın zamanla bırakılmasını sağlamaya çalışarak, yüz
yıllık zeytinliklerin terk edilmesine
ve sökülmesine, bakımsız eski sulama sistemlerinin kullanılmasına ve
bununla beraber arazinin çölleşmesine engel olmaya çalışıyoruz’’ şeklinde bir açıklama yapmıştır.
Kooperatifin zeytinliklerinde yabani
ot ilaçları, böcek ilaçları veya kimyasal gübreler kullanılmadığından do-
layı biyolojik çeşitlilik için adeta bir
sığınak işlevini görürler. Granada ve
Almeria arasında yer alan Alpujarra
bölgesinde yapılan küçük ölçekli aile
tarımı, Arap kültüründen kalan ve
toplulukların yönettiği suyolları ile
geleneksel sulama sistemi kanallarından faydalanılarak yapılmaktadır.
Tarımsal amaçlı
kooperatiflerin alışılmış
yapısının dışında bir
duruma örnek olarak,
La Flor de la Alpujarra
Kooperatifinin ortaklarının
yaklaşık % 50’si kadındır ve
yönetim komitesi kadınlar
ve erkekler arasında eşit
olarak paylaştırılmıştır.
Kooperatif, zeytin yetiştiricilerine
adil bir fiyat sunarak bölgenin sosyal
ve ekonomik gelişimini teşvik etmek
istemektedir ve bu nedenle hem üreticiler hem de tüketiciler için daha
adil fiyatlar sağlamak için, mümkün
olduğunca fazla komisyoncuyu devreden çıkararak, yerel piyasaya ve
tüketici gruplarına doğrudan satış
yapmaya odaklanmıştır.
Kooperatif, geçen sene zeytinini
100.000 Avro’ya satmış olmasına
rağmen, değirmen kurulması için
alınması gereken borçlar ve yüksek
maliyetlerle ilgili hala mücadele vermektedir. Borçlar tamamen ödendiği
zaman, ekstra gelir sağlayan ve yerel
çiftçilere badem, incir, nar gibi ürünler açısından çeşitlilik sağlayan planlar diğer yerli ürünlere de yayılacaktır.
19
2014 Dünya Su Gününde Su ve Enerji
»» 20 yüzyılın sonundan itibaren Küresel ısınma, kuraklık tehlikesinin günden güne
artması, dünyada su kaynaklarının bir taraftan çevre kirliliğinin tehdidi altında
kalırken bir taraftan da azalması tüm ülkeleri korkutmaya başladı.
Başlangıçta enerji savaşları ile acılar
çeken ve şekillenen dünya şimdide
su savaşlarının siyasi oyunlarının
eşiğine gelmişti. Bu gerçeği görmede geç kalan geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerden çok gelişmiş
ülkeler siyasi senaryolarını çoktan
hayata geçirmeye başlamışlardı. Su
demek hayat demekti, gıda üretimi demekti ve gücü elinde bulundurmak ve korumak demekti. Su
konusunda dünyada farkındalık
yaratmak gerekti. Su kaynaklarının
tüm ülkeler için önemli olduğunu
ve dikkatli politikalar izlenmesi
gerektiği vurgulanmalı idi. Bu doğrultuda ilk kez, 1992’de Brezilya’nın
Rio de Janeiro kentinde yapılan
Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda (UNCED) konu
gündeme getirildi.22 Mart tarihi,
1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda ilan edildi.
İşte o tarihten beri Dünya Su Gününü kutlamaktayız. Yaşanan kuraklık
sorunları nedeniyle de kırsalda ve
şehirde artan nüfus ve üretim ihtiyacı karşısında suya olan talebin
artması konuya ilgi her geçen gün
artırmaktadır. Suyun tasarruflu
ve yerinde kullanımı konusundaki
uyarılar yanında konunun uluslar
arası boyut kazanması ülkeler arası
siyasi sorun olmaya başlamıştır. BM
her yıl su gününde dünyadaki su
kaynakları ile ilgili başarılı çalışmaları ödüllendirmeye ve su ile
ilgili tavsiyelerin uygulamasını
değerlendirmeye başlamıştır. Bu
kapsamda su alanında çalışmalar yapan BM kuruluşu olan UNWater 2003 yılından beri Dünya
Su Günü’nde yapılacak uluslararası etkinlikleri destekleyip koordine etmeye ve öncülük yapmaya
başlamıştır. Ayrıca bu kuruluş su
konusunda yapılacak etkinlikleri
ve dünyaya verilecek mesajları belirleme sorumluluğunu üstlenmiştir.
BM’nin bu çalışmaları içilebilir
su kaynakları ve su yaşamını destekleyen bazı sivil toplum kuruluşları içinde dünyadaki öncelikli
su sorunlarına dikkat çekmek için
Dünya Su Günü bir fırsat olarak
değerlendirilmektedir. Bu kuruluşlardan biri olan Dünya Su Konseyi 1997’den beri her üç yılda bir
Dünya Su Forumu düzenlemekte,
devletten ve devlet dışı örgütlerden
yoğun katılımın olduğu bu forumda
bir hafta boyunca dünyadaki su sorunları ve çözüm yolları ortaya koyulmaktadır. Toplantılarda insanlığın geleceği için temiz içme suyuna
ulaşma konuları ele alınmaktadır.
BM her yıl Dünya Su Günü faaliyetleri kapsamında her 3 yılda bir BM
Su Kaynaklarını Geliştirme Raporu
yayınlamaktadır. Bu güne kadar
BM 2003, 2006, 2009 ve 2012 yıllarında dünya su kaynaklarının ele
alındığı bu raporları yayınlanmış
dünyada her geçen gün yaklaşan Su
sorunu konusunda bilgilendirme ve
uyarı görevini yerine getirmiştir.
BM’in 1995 yılından bu yana Dünya
Su Günlerinde işlediği temalara göz
atacak olursak, başlıklar şöyledir.
1995 Kadınlar ve Su, 1996 Kirli
Şehirlere Su, 1997 Dünyanın Su
Potansiyeli Yeterli mi?, 1998 Yeraltı Suyu ve Görünmez Kaynaklar,
1999 Su Kaynakları Etrafında Hayat, 2000 21. Yüzyılda Su, 2001 Su
ve Sağlık, 2002 Kalkınma İçin Su,
2003 Gelecek İçin Su, 2004 Su ve
Afetler, 2005 Hayat için Su 20052015, 2006 Su ve Kültür, 2007 Su-
Ünal ÖRNEK
Ziraat Yüksek Mühendisi
[email protected]
suzlukla Mücadele, 2008 Arıtma,
2009 Sınır Aşan Sular, 2010 Su Kalitesi, 2011 Su ve Kentleşme, 2012
Su ve Gıda Güvenliği, 2013 Su Dayanışması.
2014 yılındaki tema ise çok anlamlı ve dünya dengelerinin yeniden
oluşturulmaya başladığı, geçmişteki enerji savaşları nedeniyle birçok
canın yandığı dönemlerin ardından
su paylaşım savaşlarının gündeme
geldiği günümüzde dikkatle düşünülmesi ve değerlendirilmesi gereken temadır. 2014 yılının teması Su
ve Enerji’dir.
Bugün dünyadaki mevcut su kaynaklarının yaklaşık %97,5'dan fazlası tuzlu su, sadece % 2.5’ü tatlı
sudur. Tatlı suyunda yaklaşık %
70’i buz ve buzulların içinde tutulmaktadır. Geri kalan tatlı suyun da
% 30'u yeraltındadır. Bu verilerden
görüldüğü gibi dünya'daki tatlı su
kaynaklarımız çok sınırlıdır.
Suyun insanoğlunun yaşamında
üretim ve tüketimdeki vazgeçilmez
yeri, dünya doğal bitkisel ve hayvansal kaynakların korunmasındaki
önemi yanında artan dünya nüfusunun talebi, su politikalarının 19
yüzyıldan beri enerjide olduğu gibi
süregelen gergin ilişiklerin tehlikeli
sulara girmesine neden olmuştur.
Artık dünya enerji krizi yanında her
an dünyada güvenliği tehdit eden bir
su krizi ile karşı karşıyadır. Enerji
kaynaklarının yönetimine el koymak isteyen güçler şimdide su kaynaklarına el koymak ya da yönetmek
talebini uygulamaya koymuşlardır.
Ülkemiz için suyun kullanımına
bir göz atacak olursak; ülkemizde
kullanılan suyun % 72'si tarımda,
% 18'i evlerde ve %% 10'u sanayide
kullanılmaktadır. Ülkemiz su zengini bir ülke değildir. Uzmanlara
göre bir ülkenin su zengini olması
için kişi başına 8000 metreküpten
fazla suyu olması gerektiği görüşüne
göre, ülkemizdeki kişi başına düşen
suyun 1000 metreküp olduğunu düşünürsek işimizin zor olduğu görülmektedir. Bir de buna kirlettiğimiz
sularımızı katarsak tablo daha da
kötü hale gelmektedir. Ülkemizdeki
sadece % 9’unda, Turistik tesislerimizin % 81’inde, belediyelerimizin % 4’ünde kanalizasyon sistemi
bulunmaktadır. Bununda sadece
%30’unda arıtma tesisi vardır. Yani
bu verilere göre ülkemizdeki kanalizasyon sularının % 98’inden fazlası
arıtılmadan akarsulara, göllere ve
denizlere akıtılmaktadır.
Biz ülke olarak böylesi bir uygulama içinde iken BM tarafından yayınlanan İklim değişiklikleri ve su
raporuna göre 2050 yılında dünyada 3 milyar insanın su kaynaklarını
kaybedeceği belirtilmektedir. Yağışların azalması ile birçok ülkede
su kaynaklarının kuruduğu açıklanmaktadır. Artan nüfus ve sanayi
üretimi karşısında su kaynaklarının
tükenmeye başladığı vurgulanmaktadır. Bugün dünya nüfusunun %20
’si barındıran 30 ülkede su sıkıntısı
yaşanırken, bu sayının 2025 yılında
50 ülkeye çıkacağı söylenmektedir.
Yani bu dünya nüfusunun %% 25’i
demektir. 2050 yılında su ihtiyacının %50 artacağı dikkate alınırsa
küresel ısınma ile birlikte global
kriz kaçınılmaz olacaktır.
Su gıda olarak olduğu gibi insanlar için temizlik bakımından da
önemlidir. Gelişmiş ülkelerde su
tüketimi geri kalmış ülkelere göre
yüksektir. Hastalıkların % 88’i sağlıksız içme ve kullanma sularından
ortaya çıkmaktadır. Bu durum geri
kalmış ülkelere ortaya çıkan salgın
hastalıklar ile ekonomik ve sosyal
olarak zarar vermektedir. Tüm bu
bilgiler ışığında bizler ne yapıyoruz
iyi düşünmemiz ve değerlendirmemiz lazımdır. 1980 sonrasında
özelleştirme furyası sonucu bugün
düştüğümü durum ortadadır. Birlerinin dediği gibi ekonomide bir
düzelmeden çok ülkemizin milli güvenliği ve bütünlüğü zarar görmüştür. Yolsuzluk iddiaları devletin
her tarafını sarmıştır. Bu haliyle
özelleştirme faydadan çok zarar
vermiştir.
Şimdi de enerji adına Barajlar
ve Akarsulardaki HES’lerin
yani su kaynaklarının özelleştirilmesi benzer tabloyu
ortaya koyacaktır. Açıkça dillendirilmese de suya sahip
olacak çevrelerin gelecekte
halkın menfaatlerini korumasını beklemek samimi bir tez olarak gelmemektedir. Özelleşen
kuruluşların nasıl yok olduğu,
bazılarının da nasıl yabancıların kontrolüne geçtiği gözlerimizin önündedir. Su kaynaklarını da ayni son beklemektedir.
Kırsaldaki ve şehirdeki tüketicilere
suyu dikkatli kullanın sözü yerinde
bir söz olmak ile birlikte su kaynaklarının korunması ve geliştirilmesi
için yeterli çözüm yolu değildir.
Milli güvenliğimiz ve gıda güvenliğimiz için zaman içinde tüm su
kaynaklarının özelleştirme kapsamı dışına çıkarılması şarttır. Konu
enerji olarak gündeme getirilse bile
bu inandırıcı değildir. Halkı güvenlik güçleri ile baskı altına alarak bu
kaynakları özele açmak en büyük
siyasi ve ekonomik hatadır. Bu hatadan dönülmelidir. Çünkü bu politikalar suya hâkim olmak isteyen
büyük güçlerin ekmeğine yağ sürecek uygulamalardır. Su politikası
ekonomik olduğu kadar sosyal bir
politikadır. Dün enerji ile başlayan
uluslar arası çekişmeler şimdi su ile
devam etmektedir. Osmanlı Devletinin yaşadıkları ve ödenen bedeller
unutulmamalı, hayal kurmak yerine gerçekler görülerek hareket edilmelidir. Özelleşme politikalarında
yaşanan kirli ilişkiler karşısında
yıllar öncesinde Mustafa Kemal’in
bağımsız Türkiye için çizdiği yolun
ne kadar doğru ve gerçekçi olduğu
günümüzde yaşanan olaylar altında
şimdi daha iyi görülmelidir.
Enerji kadar su da geleceğimizin
güvencesidir. Bağımsız politikalarla gelecek güvence altına alınabilir.
20
Nisan 2014 Köy-Koop Haber
KIRSAL KALKINMA
Kooperatiflerde Yönetim Kurulunun
Yetkileri ve Görevleri -III»» Sevgili Kooperatifciler, kooperatifler Genel Kurul toplantı
döneminin başlamasından dolayı, geçen ay Kooperatif Yönetim
Kurulunun görev ve sorumluluklarının neler olduğundan
bahsetmiştim. Bu ayki yazımda bu konulara devam ediyorum
Kooperatifin Acze Düşmesi
• Kooperatifin acze düşmesini
kabul ettirecek önemli sebepler
mevcut ise yönetim kurulu piyasadaki cari fiyatlar esas olmak
üzere, derhal bir ara bilançosu
tanzim eder.
• Aynı türde başka bir kooperatifin yönetim kurulu üyesi olmayan,
• Türk ceza kanunundaki zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, görevi suiistimal, sahtekarlık, hırsızlık, dolandırıcılık, hileli iflas,
emniyeti suiistimal ve devletin
Turgay
SOLMAZ
• Son yılın bilançosu veya daha
sonra yapılan bir tasfiye bilan- Köy-Koop Genel Müdürü şahsiyetine karşı işlenen suçlardan veya 3476 sayılı kanunla
çosundaki mevcutların, koodeğişik 1163 sayılı kanuna göre mahkum olperatif borçlarını artık karşılayamayacağını
mayan,
gösteriyorsa yönetim kurulu, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na keyfiyeti bildirir ve genel • Birbirleriyle ve denetleme kurulu üyeleriyle
üçüncü dereceye kadar (üçüncü derece dahil)
kurulu derhal olağanüstü toplantıya çağırır.
akraba olmayan,
• Pay senetleri çıkarılmış olan bir kooperatifte son yılın bilançosunda kooperatif varlığı- • Aralarında herhangi bir iş ortaklığı bulunnın yarısı karşılıksız kalırsa; yönetim kurulu mayan,
derhal genel kurulu toplantıya çağırarak du- • Hacir altında bulunmayan,
rumu ortaklara arz eder.
• En az ilkokul mezunu olan,
• Aynı zamanda ilgili mahkemeye ve Tarım
ve Köyişleri Bakanlığına bilgi verir. Ancak ,
ortakları ek ödemeleri yükümlü olan kooperatiflerde, bilançoda tespit edilen açık, üç ay
içinde ortakların ek ödemeleriyle kapanmadığı takdirde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
haberdar edilir.
İşten Çıkarma
• Yönetim kurulu genel kuruldan aldığı yetki
ile işlerin görülmesi ile görevlendirdiği kimseleri, atadığı müdürü, diğer temsilci ve vekilleri her zaman işten çıkarabilir.
• İşten çıkarılan kimselerin tazminat isteme
hakları saklıdır.
• Ancak, ortaklar arasından seçilen müdür
sebepsiz işten çıkarılma iddiası ile tazminat
isteyemez.
• Genel kurulun ardından alınması gereken
ilk kararlar şunlardır:
• Yönetim kurulu içindeki görev dağılımı
• Yönetim kurulunun aylık olağan toplanma
takvimi (her ayın belirli bir günü ve saati)
• Kasada bulundurulacak para miktarına ilişkin azami tutar
• Ana sözleşmeye göre, paradan sorumlu 1.
yetkili YK başkanıdır. İkinci yetki ise muhasip üyedir.
• Yönetim kurulu üyeleri aşağıdaki işlemlerden dolayı sorumlu olurlar
• Geç ödenen vergilerden dolayı
• Zimmet suçu nedeniyle (örneğin kooperatif
kasasından sık sık avans almak)
• Muhasebe kayıtlarının sağlıklı olmaması
• Genel kurul kararını yerine getirmemek
• Vergi, SGK, su, elektrik faturasını zamanında yatırmamak
• Faturasız ve belgesiz harcama yapmak
• Avans vermek ve bu avansları kapatmamak
• Kooperatif ile ticari muamele yapmak, işlerinden dolayı sorumlu olurlar.
• Kooperatifin çalışma konuları ile ilgili işlerde ticaret ve komisyonculuk yapmayan her
ortak yönetim kuruluna aday olabilir.
• Haklarında yukarıdaki suçlarla ilgili olarak
kamu davası açılmış olanların görevleri ilk
genel kurul toplantısına kadar devam etmekle beraber, yönetim kurulunca bu durumdaki
üyelerin genel kurulca azli veya göreve devamı hakkında karar alınmak üzere yapılacak
ilk genel kurul gündemine madde konulur.
Seçim Nasıl Yapılır
• Genel kurulda en çok oy alan ortaklar aldıkları oy sayısına göre yönetim kurulu asıl
ve yedek üyeliğine seçilmiş olurlar. Oylar eşit
olursa, eşit oy alanlar arasında kuraya başvurulur.
• Asıl üye olanlar kendi aralarında toplanarak
kimin başkan, başkan yardımcısı ve muhasip
üye olacağına karar verirler.
Seçilenlerin Görev Süresi
• Yönetim kurulu üyeleri ve yedekleri genel
kurul toplantısında ortaklar arasından 3 asıl
3 yedek olmak üzere en az bir, en fazla dört yıl
için seçilirler.
• Genel kurulca böyle bir süre tespiti yapılmaması halinde bir yıl için seçilmiş sayılır.
• Görev süresi sona eren üyelerin seçilme
hakkı vardır.
• Tüzel kişiler de yönetim kurulu üyeliğine seçilebilirler. Yönetim kurulu üyeliğine seçilen
tüzel kişiler, temsilcilerinin isimlerini kooperatife bildirir.
İbra Edilmemiş Olanlar
• Genel kurulda ibra edilmeyen yönetim kurulu üyeleri gündemde seçim maddesi var ise
tekrar yönetim ve denetim kurulu üyeliklerine seçilemezler.
• Şayet gündemde seçim maddesi yok ise yapılacak ilk genel kurul toplantısı gündemine
seçim maddesi konması zorunludur.
Yönetim Kurulunu
Görevde Alma Yetkisi
Bir Üye Ayrılırsa
• Görevlerini gereği gibi yapmadığı anlaşılan
yönetim kurulu üyelerinin hakkında genel
kurul işine son verme ve haklarında soruşturma açma kararı verebilir.
• Yönetim kurulundan ayrılan bir üyenin yerine yedek üyelerden, alınan oy sırasına göre
biri geçer (2010 Tarihli Tar. Kal. Koop. Örnek. Anasözleşme md.71).
• Her ortağın veya işten el çektirilenlerin dava
açma hakkı saklıdır.
Nisabını Yitirirse
• Bu kararın gereğini denetleme kurulu yargı
organları vasıtasıyla uygular.
• Herhangi bir sebeple, yönetim kurulu toplantı nisabını kaybederse boşalan yönetim
kurulu üyeliklerine denetim kurulu üyeleri
tarafından gecikilmeksizin yeteri kadar yedek
üye çağrılır.
Her Ortak Yönetim Kuruluna
Üye Olabilir mi?
Teşvikler ve Hibeler
»» Hep yatırım, projeler, hibe programları, hangi yatırım ve nereye
yapılmalı gibi konulara yönelik yazılar yazdık bu sütunda. Bütün bu
yazılar bu sütunda verilmek istenen finans kaynakları ve hibe desteklerinin
daha verimli kullanımına yönelik ve bilgilendirme amaçlı oldu.
Ülke açısından makro değerlendirmeler çok fazla yapılmadı. Bu konuda yazılı ve
görsel medyada yeteri kadar
yorumlar ve yol haritası çizen değerli uzmanlarımız
bulunmaktadır. Ancak bireysel yatırım kararlarını mikro
yatırım olarak adlandırırsak
makro ortamdan doğrudan
etkilenmektedir. Aslında yatırım kararlarını etkileyen temel faktörlerden en önemlisi
o ülkenin istikrarlı bir yapıya
sahip olması ile doğrudan ilgilidir. Bu ister yerli yatırımcı
ister yabancı yatırımcı için olsun fark etmez. Herkes güvenli, dalgaların olmadığı, yasal
zeminin yatırımcıyı koruduğu
ve rekabet hukukunun işlediği bir ortama gelir. Üstelik
Türkiye’ye doğrudan yabancı
sermaye akışı, sabit yatırım
olarak, hiçbir zaman yeterli ya
da bizim istediğimiz düzeyde
olmamıştır. Yabancı sermaye
yeni yatırımdan çok mevcut
işletmelerin satın alınması ya
da portföy yatırımları şeklinde gelmektedir. Son yıllarda
ABD merkez bankasının 2,5
milyar doları piyasaya sürmesi gelişmekte olan ekonomilerin açıklarını kapatmakta
etkili olmuş ancak bu kararın
şimdi tersine dönmesi ile kalkınma modellerinin sürekliliğini sağlamaları bu ülkelerin
kendi kaynaklarını daha etkin
kullanmalarına bağlıdır.
Kaynakların etkin kullanımı
konusunda şüphesiz tasarruf
politikaları, verimlilik artışı,
ARGE vs. politikalar oluşturulmuştur veya gerek duyulduğunda
yenilenmektedir.
Hibe programlarından ve
kamu teşviklerinden faydala-
kararlarda teşvikler ve
hibelerle ilgili olarak;
Tevfik Fikret CENGİZ
Köy-Koop Merkez Birliği
Proje Koordinatörü
[email protected]
narak yatırım yapmak isteyen
yatırımcılar açısından bakıldığında ise bize göre olağanüstü bir fırsat oluşmuştur.
Bunun en önemli nedeni sermaye maliyetini hibe fon kullanarak düşürebilme şansıdır.
Yatırımına %50 hibe alan bir
yatırımcı başlangıçtan itibaren maliyet avantajına sahiptir. Keza kamu teşvikleri ile
özellikle beş ve altıncı bölgelerde yatırım yapanlar için de
aynı şeyler söylenebilir. Daha
doğrusu şu dönemde yatırım
yapmak son derce avantajlı olacaktır. Zira hibelerin ve
teşviklerin hep artarak gitmesi söz konusu olamaz.
2014 yılı itibariyle
dünyadaki ekonomik
gelişmeler ve
Türkiye’ye yansımaları
düşünülerek alınacak
• IPARD programı başladığında il ve sektör bazında ayrıma
tabi iken daha sonra bu kural
değişmiştir. Bu program her
ile uygulanmalı ancak sektörel analizlere göre hangi yatırımın yapılacağı kısıt olarak
konulmalı,
• IPARD programında minimum rakamların hiçbir önemi yoktur. Uygulama bunu
göstermiştir. Öyleyse ve ekonomik- sosyal analizlere göre
ihtiyaç varsa, belli rakamların
altındaki yatırımlar için daha
basit bir alt program uygulamasına geçilmelidir,
• Teşvik uygulamasında 3 ve
4.üncü bölge desteklerinin
artırılması gerekli gibi görünmektedir. Bunun açıklaması
bu illerde yapılan yatırımlara
bakıldığında ortaya çıkacaktır.
Ayrıca belirtmek gerekir ki bu
kapsamdaki illerin bazılarının 5 ve 6.ncı bölge illerinden
ekonomik ve sosyal gelişmişlik
anlamında bir farkı yoktur.
• İl bazında teşvik uygulaması
yerine Kalkınma Ajanslarının
kapsadığı iller bazında teşvik
ve hibe fonlarının düzenlenmesi daha uygun bir yaklaşım
olabilir.
Bu düşünceler uygulamada
gördüğümüz bir takım sorunların yarattığı çağrışımlardır.
Başka şeyler de söylenebilir
veya aksi görüşler de olabilir. Önemli olan neden- sonuç
ilişkisinin analiz edilmesi ve
en doğru sentezin yapılmasıdır. Daha da önemlisi kaynaklarımızın en verimli şekilde
kullanılmasıdır.
Tarımsal Yayım ve Danışmanlık Sınavı
01 Haziran 2014 Tarihinde Yapılacak
»» Sınav Ankara’da GAZİSEM tarafından belirlenen yerlerde düzenlenecek.
"Tarımsal Yayım ve Danışmanlık Hizmetlerinin Düzenlenmesine Dair Yönetmelik" ve
18/10/2010 tarih ve 7289 sayılı Bakanlık Makamının Olurları, 28.02.2014 tarih ve 112 sayılı Bakanlık Makamının Değişiklik Olurları ile
yürürlüğe konulan Tarımsal Yayım ve Danışmanlık Sınavı Uygulama Esasları kapsamında:
2014 yılı Tarımsal Yayım ve Danışmanlık Sınavı 01 Haziran 2014 tarihinde Ankara İlinde
saat 10:00’da GAZİSEM tarafından belirlenen
yerlerde düzenlenecektir.
Sınav 120 dakika sürecek, ekte yer alan
konuları içeren 100 sorudan oluşan
çoktan seçmeli test usulüne göre yapılacaktır. Söz konusu sınav 100 puan
üzerinden değerlendirilecek olup, geçme notu 70'dir. Sınav katılım ücreti olan
50 TL'yi ; Sınav katılım ücreti olan 50 TL
T.C Halk Bankası Gazi Üniversitesi Şubesi
590001200129400006000165 nolu hesaba 31
Mart - 16 Nisan 2014 tarihleri arasında yatırılacak. Sınav katılım ücretini yatırıp, dekontunu
alan adayın uygun görülen başvurusu, Uluslararası Tarımsal Eğitim Merkezi Müdürlüğü
personeli tarafından, http://212.175.143.160/
tyds/SERTIFIKALISTESI veri giriş tabanının
il sorumlusu kullanıcı adı ve şifresi ile, http://
gazisem.gazi.edu.tr adresinden
sisteme
31.03.2014 saat 13.30’dan itibaren, son başvuru tarihine kadar kayıt edilecektir.​
Başvuru sırasında istenen belgeler
a) Sınava müracaat için Başkanlığımızca hazırlanan matbu kişi bilgi formu.
b) Nüfus cüzdan sureti,
c) Öğrenim durumunu gösteren belge. Tarımla ilgili Lisans mezunları için lisans diploması
esas alınacaktır. Öğrenin durumunu gösterir
belgede sadece program ismi yazıyorsa bu kişilerden ayrıca transkript istenecektir.
ç) Dört adet vesikalık fotoğraf,
d) Uzman tarım yayımcısı ve uzman tarım danışmanı sertifikası almak için başvuranların
en az üç yıl süreyle kamuda, sivil toplum örgütlerinde veya özel sektörde tarımsal yayım
veya danışmanlık hizmetlerinde çalıştıklarını
gösterir belge,
e) Başvuru evraklarının asılları görülmek sureti ile Bakanlık merkez ve taşra birimleri tarafından onaylanabilir.
Sınava girecek adaylar yukarıda belirtilen belgeler ile birlikte 31 Mart-16 Nisan 2014 tarihleri arasında Tarımsal Yayım ve Danışmanlık
Sınavı Uygulama Esaslarının 7 nci maddesi
hükümleri doğrultusunda İl Müdürlüklerine,
Kamu Merkez Birimlerinde görevli kişiler birimleri aracılığıyla UTEM'e başvurmaları gerekmektedir. Sınava girecek kişiler sınav giriş
belgelerini 15 Mayıs-01 Haziran 2014 tarihleri
arasında Gazisem web sitesinden alabilirler.
Köy-Koop Haber Nisan 2014
SAĞLIK
Uzun Süreli Stres, Şeker
Hastalığı Riskini Artırıyor
»» Uzmanlar uzun süreli stresin şeker hastalığı riskini
yüzde 45 oranında arttırdığı söyleniyor.
İnsanların sayısız kaynaklardan gelen
uyaranlar yüzünden sürekli stres altında. Yapılan değişik çalışmalarda
uzun süreli stresin şeker hastalığı
riskini yüzde 45 oranında artırdığı,
immün sistemimize zarar vererek sık
enfeksiyon ve kansere yol açtığı, sindirim sistemi ve kalp damar hastalığına sebep olabileceği kanıtlanmıştır.
Türkiye'de en çok tüketilen ilaç grubu olarak mide ve sindirim sistemi
ile kalp ve damar hastalığı ilaçları
birinci, antibiyotikler ikinci sıralarda
yer alıyor. Adrenal bezler adı verilen
böbreküstü bezinin adrenalin, kortizol, DHEA,testesteron gibi onlarca
hormonun salgılanmasında sorumlu.
Salgılanan bu hormonlar sağlıklı ve
huzurlu bir hayat için çok önemli.
Bu hormonlardan kortizol ve adrenalin hormonu stresle çok yakından
ilgilidir. Kortizol hormonu kan şekerini dengeler, kan basıncını ayarlar,
immün sistemineffektif çalışmasını
sağlar. Az olması otoimmün hastalıklara yol açarken fazlalığı hastalık
sıklığında artış ve kansere sebep olabilir. Uzun süreli yüksekkortizol, kan
şekerinde artış, insülin miktarında
yükselme ve neticede obezite ve metobolik sendroma yol açacaktır.
Stres nedeniyle sürekli salgılanan
adrenalin hormonu ise böbreküstü
bezini yorarak tükenmişlik adı verilen burnout sendromuna sebep oluyor. Günlük hayattaki kronik uyku-
»» Tam 4 bin yıl önce ilk olarak Çin'de içilmeye başlanan çay, günümüzde pek çok
kültürün vazgeçemediği bir içecek. Kahvaltılara ve hoş sohbetlere eşlik eden çay,
kültürler arasında da içim farklılıkları gösteriyor.
mayı hızlandırır ve sinir sistemine
iyi gelir.
Peppermint çayı
Peppermint, ülkemizde bahçe nanesi adıyla biliniyor. Naneden biraz
daha farklı özelliklere sahip olan bu
bitki, stresi ve gerginliği önlüyor.
İçeriğindeki doğal mentol ile kasları rahatlatan peppermint, kilo vermeye de yardımcı oluyor.
Siyah çay
Tükenmişlik sendromu ve kronik
stresin hayatı çekilmez hale getirdiğinde karanlık odada yeterli uyku
alınması gerekiyor. Sendromdan kurtulmak için egzersiz yapmak, gülümsemek, negatif insanları hayattan çıkarmak, düzenli beslenmek, organik
ürünler tüketmek, deniz tuzu veya
Himalaya tuzu kullanmak, yeterli D
vitamini ve magnezyum desteği almak, çay ve özellikle kahve tüketimini azaltmak, B kompleks vitaminler
almak, tiroit hormonlarını kontrol
ettirmek, meditasyon, yoga, masaj tedavisi yaptırma, bol sebze tüketme ve
solunum egzersizi yapmak gerekiyor.
Tereyağı, Yumurta ve Kırmızı Eti
Eksik Etmeyin
»» Uzmanlar bazı ürünlerin öğünlerden çıkarılmaması
konusunda uyarıyor.
Uzmanlar, yüksek kalori içerdiği için
diyet programlarına dahil edilmeyen tereyağı, yumurta ve kırmızı etin
öğünlerden çıkarılmaması gerektiği
konusunda rejime girenleri uyarıyor. Protein ve yağın zararlı ve kanserojen gösterilmesi konusunda kırmızı etle bağırsak kanseri arasında
bağlantı kurulduğunu belirtiyorlar.
Her türlü yanmış, kömürleşmiş, fazla pişirildiği için proteinleri denature
olmuş, bozulmuş besinin kanserojen
etkileri olduğunu vurgulayan uzmanlar: "Tabii ki besinlerle ilk karşılaşan
kısımlarımızdan biri de bağırsak olduğu için risk altında ama bu pişirme
şekliyle, dengesiz beslenme, bir tarafa
doğru beslenmeyle ilgili. Ne kırmızı
eti, ne yumurtayı, ne tereyağını hayatımızdan uzaklaştırmamamız lazım.
Bu üçlü adeta günah keçisi olarak ilan
edildi. Sakatat ve deniz kabuklularının da 'kolesterolü yüksek' diyerek,
diyetten uzaklaştırılması doğru değil.
Hangi Çaylar Sağlığımıza Faydalı?
Ülkemizde siyah çay tüketimi vazgeçilmezliğini korusa da, sağlığa faydaları nedeniyle diğer türlere olan
ilgi de günden güne artıyor. Kanserden, kalp hastalıklarına kadar
pek çok hastalığı önleyen çayların
mucizevi özellikleri şöyle:
suzluk, sigara, aşırı kahve tüketimi,
fastfood, aspartam, monosodyum
glutamat (msg) gibi zararlı alışkanlıkları da işin içine katarsak oluşan
tablo daha da dramatik hale gelmekte. Her iki hormonun katkısıyla oluşan tablo hayattan alınan keyfi sınırlıyor ve insanları hasta ediyor.
Kolesterol tabii ki besinlerde var. Yumurta sarısında yoğun. Kırmızı etin
ve tereyağın içerisinde yüksek oranda
doymuş yağlar var. Biz 'kalp krizinden
kurtulalım' diye doymuş yağlardan ve
kolesterolden kaçacak olursak, hem
kalp kasımızın en önemli besleyicilerinden hem değerli aminoasitlerden
hem de yine kalp kasını destekleyen,
çalışmasını kolaylaştıran, zarlarını
stabilize eden hatta sinir sisteminin,
beynin, nöronların ve tüm diğer değerli dokularımızın korunmasını sağlayan esansiyel yağlardan da kaçmış
oluyoruz. Sadece doymamış yağ ile
beslenmek sanıldığı gibi organizma
için sağlıklı değil." bilgisini veriyorlar.
Dt. Coşkan ARAS
ESKİ GÜNLER
Yaşlı bir çift gece yatmışlar. Yaşlı kadının uykusu kaçmış, eski günleri
düşünmeye başlamış.
- Kocacığım hatırlıyor musun, eskiden yatınca benim elimi tutardın?
Yaşlı adam hemen kadının elini tutmuş.
- Yanağımı öperdin?
Yaşlı adam hemen kadının yanağına
bir buse kondurmuş.
- Omzumu ısırırdın?
Yaşlı adam yataktan fırlamış.
- Nereye gidiyorsun kocacığım???
Takma dişlerimi takmaya!!!
21
Siyah çay, yüksek oranda kafein
içerir ve vücudun yorgun düştüğü
zamanlarda iyi bir enerji kaynağıdır. Antioksidan deposu olan siyah
çay, damar tıkanıklığı ve kalp krizi
riskine karşı vücudu korur. Yapılan bazı araştırmalarda, siyah çayın
osteoporoz ve akciğer kanseri gibi
hastalıkları önlediği de saptandı.
Yeşil Çay
Yeşil çay, özellikle göbek bölgesindeki yağları yakmaya yardımcı
olması ile bilinse de kalp ve beyin
sağlığını korumada da önemli rol
oynuyor. Metabolizmayı hızlandıran yeşil çay, diyabeti önlüyor ve
beyin hücrelerini koruyarak Alzheimer ve Parkinson gibi beyin sağlığı
ile ilgili hastalıklara savaş açıyor.
Beyaz çay
Beyaz çay, yüksek kan basıncını
düşürür, kemikleri güçlendirerek
osteoporozu önler. Yapılan sağlık
araştırmalarında beyaz çayın, diğer
çaylara oranla kanseri iki kat daha
fazla önlediği ortaya koyuldu.
Oolong çayı
Rooibos çayı (kırmızı çay)
Ülkemizde kırmızı çay olarak bilinen roobios çayı, Güney Afrika'da
yetişen kızıl çalı adlı bir bitkiden
elde ediliyor.
Kafein içermeyen bu çay, antioksidan bakımından zengindir, kalp
hastalıkları ve kansere karşı vücudu korur. Magnezyum, kalsiyum,
çinko ve demir de içeren roobios,
kemikleri güçlendirir, metaboliz-
Fermantasyon süresi yeşil çaydan
daha uzun olan oolong çayı, ağız ve
diş sağlığını korumaya yardımcıdır.
Diyabet, obezite ve yüksek kolesterol
riskini düşüren oolong çayı, egzama
gibi önemli cilt hastalıklarına karşı
vücudu korur. Güçlü bir antioksidan
kaynağı olan oolong çayı, vücuttan
toksinlerin atılmasını da sağlar.
Ağız Kokusu Hastalık Habercisi Olabilir
»» Dünyada her dört kişiden birisinin şikâyet ettiği ağız kokusuna dikkat...
Dünyada her dört kişiden birisinin
şikâyet ettiği ve önemsenmediği
kötü ağız kokusu, yani tıbbi adı ile
‘Halitozis’in, toplumun geneline
yayılan bir sorun. Önemsenmeyen
ağız kokusu, sinüs ve akciğer kaynaklı enfeksiyonlar, şeker hastalığı,
böbrek yetmezliği, karaciğer yetmezliği, metabolizma bozuklukları,
bademcik iltihabı ve diş eti rahatsızlıkları gibi hastalıkların habercisi olabilir. Bireylerin özgüvenlerini
kaybetmelerine de neden olan ağız
kokusu probleminin tedavisine bir
an önce başlanması gerekir.
Ağız boşluğunda yaşayan bakterilerin artıkları olan sülfürlü bileşiklerin ağız kokusunu oluşturuyor.
Belli hastalıkların habercisi olduğu
gibi ağız ve diş sağlığına gereken
önemin verilmemesinden de kaynaklanabilen ağız kokusu, sosyal
hayatta bireylerin özgüvenlerini
kaybetmelerine neden olup evlilikleri bile etkileyebiliyor. Toplumun
geneline yayılan bir sorun olan ağız
kokusu her dört kişiden birinde görülüyor. Ağız kokusuna sebep olan
problem teşhis edilmeli ve sebebe
yönelik tedavi uygulanmalıdır. Ağız
mizlemek için dişlerinizi günde en
az iki defa fırçalamak ve her gün diş
ipi kullanmak esastır.
kokusunu önlemek için kokuya neden olan yiyecek ve içeceklerden
kaçınmalıdır.
Ağız Kokusunu Önlemek
Mümkün
Ağızdaki tüm diş çürükleri, kırık
dolgu veya kron-köprü tedavi edilmeli, gömük, sorunlu dişler çekilmelidir. Diş ve diş eti hastalıkları
ağız kokusunun en önemli nedenlerinden olduğundan ağız muayenesi
ve bakımı için diş hekimi düzenli
olarak ziyaret edilmelidir. Protez,
dolgu, diş köprüleri aralarına kaçan ve orada kalan yiyecekler kötü
kokuya sebep olur. Her gece protezleri çıkarmak ve temizlemek, sabah tekrar takmak gerekir. Bakteri
plakları ve yiyecek artıklarını te-
Ağız kokusunun nedenlerinden biri
de dildeki tabakalaşmadır. Bakteri
tabakaları ve yiyecek atıkları dilin
arka tarafında birikir, kısa süre de
bakterilerin yaşamasına elverişli
bir duruma gelirler. Bu nedenle dilimizi fırçalamayı alışkanlık haline
getirmemiz gerekmektedir. Tükürük ağız kokusu ile savaşmanın en
iyi yollarından biri olduğundan sakız çiğnemek ağız kokusunu azaltmaktadır. Şekersiz sakız çiğnemek
tükürük salgımızı arttırarak ağız
temizliğine yardımcı olur. Ağız
kuruluğundan dolayı ağız kokusu
olur. Ağız kuruluğuna sebebiyet
vermemek için mutlaka bol bol su
içilmelidir.
Su içeriği olan meyve ve sebzeler
tüketilmelidir. Maydanoz nefesimizi doğal olarak temizlemede etkilidir. Kahve taneleri, limon kabukları
ağız kokusunu gidermektedir. Sigaranın ağız kokusuna neden olduğu
aşikardır. Sigara kullanımını azaltmamız gerekmektedir.
İnsan Burnu, Bir Trilyon Kokuyu Algılayabiliyor
»» Bugüne kadar insan burnunun sadece 10 bin kokuyu algılayabildiği sanılıyordu
ancak yeni yapılan bir araştırma, burnun algılayabildiği koku sayısının
1 trilyon olduğunu ortaya çıkardı.
İnsan burnunun bir trilyon kokuyu algılayabildiğini gösteren araştırma, insanın duyu organlarından en hassas
olanının yaklaşık 400 koku reseptörünün bulunduğu
burun olduğunu gösterdi.
New York'taki Rockefeller Üniversitesi araştırmacıları,
insan gözünün 10 milyon rengi, kulağının ise 500 bin sesi
ayırt edebildiğini vurguladı. Daha önce insan burnunun
sadece 10 bin kokuyu algılayabildiği sanılıyordu.
Araştırmacılar, insan burnunun kokuları nasıl ayırt ettiğini denemek için çimenden limona çok farklı türler
içeren 128 koku molekülü kullandı. Koku moleküllerini
onlu, yirmili ve otuzlu gruplar halinde karıştırarak çok
sayıda farklı karışım elde eden araştırmacılar, katılımcılardan örnekleri koklamalarını istedi.
Deney sonuçları, normal bir insanın en az bir trilyon
farklı kokuyu ayırt edebildiğini gösterdi. Araştırmayı
yöneten Dr. Leslie Vosshall, "İlk kez insanın koku alma
duyusunu test etmiş olduk. Araştırmamız, insanoğlunun sanılandan çok daha iyi bir koku alma duyusuna
sahip olduğunu gösterdi" dedi. Vosshall, insanoğlunun
koku alma gücünün sadece küçük bir kısmını kullandığına işaret etti.
22
Nisan 2014 Köy-Koop Haber
ETKİNLİKLER
NİSAN 2014
TARIM FUARLARI TAKVİMİ
03.04.2014 - 06.04.2014
Tarım Fuarı
Tarım, Hayvancılık ve Gıda Teknolojileri
Fuarı
Tarım Teknolojileri, Tarımsal Mekanizasyon,
Hayvancılık Teknolojileri, Hayvan Sağlığı, Yem,
Tohum, Fidancılık, Seracılık, Sulama, Gıda ve
Gıda Teknolojileri
Expolink Fuarcılık
03.04.2014 - 06.04.2014
Tarım Hayvancılık 2014
Tarım, Hayvancılık, Tavukçuluk ve Süt
Endüstrisi Fuarı
Tarım Hayvancılık, Tavukçuluk ve Süt Endüstrisi
Tüyap - Diyarbakır
09.04.2014 - 12.04.2014
Agritech 2014
Tarım, Hayvancılık, Seracılık ve Gıda Teknolojileri Fuarı
Tarım, Tarım Makineleri ve Teknolojileri, Seracılık, Tohum, Fidancılık, Sulama Sistemleri, Gübre, Organik Tarım, Gıda, Su Ürünleri, Tavukçuluk, Hayvancılık
Marmaris Fuarcılık
10.04.2014 - 13.04.2014
Olivtech
Zeytin, Zeytinyağı ve Teknolojileri Fuarı
Zeytin, Zeytinyağı, Fidan Tohum, Gübre, Şişe,
Kasa ve Bidonlar, , Ambalaj Malzemeleri, Üretim
Teknolojileri, Saklama Üniteleri, Gıda Analiz Laboratuarları
İZFAŞ Fuarcılık
NİSAN AYI TARIM TAKVİMİ
TARLA ZİRAATI
a) Yazlık ekimler için toprak işlemesi ile birlikte gübre uygulaması da yapılır. Bazı otlu
nadaslar tırmık, kultivatör, disk harrow ve
kaz ayağı ile yüzeyden işlenir. Bazı baklagil
tarlaları yeşil gübre amacıyla sürülür.
b) Uygun bölgelerde her türlü tarla bitkilerinin ekimi ve fidelerin dikimi yapılır.
c) Yabancı otlarla kaplanmış veya sulama ile
kaymak bağlamış tarlalarda çapa, hububatta
yabancı ot mücadelesi, bazı bitkilerde seyreltme ve tekleme yapılır. Ekimi yeni yapılan
bitkilerde sulama yapılır.
d) Bitkilerde görülebilecek her türlü hastalığa karşı mücadele yapılır ve gerekli tedbirler
alınır. Ekilecek bazı bitkilerde tohumun ilaçlanması faydalıdır.
MEYVECİLİK
a) Meyve bahçelerinde toprak işlenmesi devam eder ve işleme ile birlikte gübre uygulaması da yapılır.
b) Fidanların sökülmesi, katlanması ve dikilmeleri bölgelerine göre devam eder. Bazı ılık
bölgelerde dikim son bulmuştur.
c) Her türlü bakım yanında sulama ve çapalama devam eder. Kalem aşısı bazı bölgelerde devam eder. Genel olarak bu ay sonunda
budama işi tamamlanır.
d) Bahçelerde görülen ve görülebilecek hastalıklarla zararlılara karşı mücadele yapılır. Ancak çiçek devresinde mücadele durdurulur.
SEBZECİLİK
a) Bazı bölgelerde seralarda turfanda sebzecilik işleri devam eder. Sebzeler hasad edilir.
b) Sıcak yastıklarda yetiştirilen fidelerin bakım sulama ve söküm işleri devam eder.
c) Sebze tarla hazırlığı ay boyunca devam
eder. Gerekli gübreler verilir. Bahçeler tava
ve masurlara ayrılır.
d) Çeşitli sebze fideleri sıcak yastıklardan
tarlaya aktarılır. Ayrıca yazlık sebze tohumları tarlaya ekilir.
e) Sebze tohum ve fidelerine ekimden sonra
cansuyu verilmelidir. Bazı bölgelerde sebzelerde çapalama başlar. Bazı sebzeler hereklere alınır.
f) Sebzelerde görülebilecek her türlü hastalık
ve zararlılara karşı önlemler alınmalıdır.
g) Bazı turfanda sebzeler hasad edilir. Ambalajlanarak pazara sevkedilir.
BAĞCILIK
a) Bağlarda İlkbahar krizması yapılır. Asmaların boğazları açılır. Gerekli gübreleme
işleri yapılır.
b) Bazı bölgelerde asma çubuğu dikimi bu ay
boyunca da devam eder.
c) Bağlarda budama sıkı bir şekilde devam
eder. Bazı ılık bölgelerde uç alma işlemi uygulanır. Omcalar hereklere alınır. Bazı bölgelerde aşılama devam eder.
d) Hastalık ve zararlılara karşı ilaçlama
önemle yürütür.
HAYVANCILIK
a) Ahırlarda gerekli bakım işleri, temizlik ve
dezenfeksiyon devam eder.
b) Bazı bölgelerde hayvanlar merada yeteri
kadar yem budamadıklarından ahır beslemesi devam eder. Ay sonuna doğru ılık bölgelerde bakım yapılır.
c) Doğumlar bu ayda devam edeceğinden, gerekli tedbirler alınmalı, hazırlıklı olunmalıdır.
d) Mera ıslahları yapılır. Meralarda otlatma
münavebeli olmalıdır. Bazı bölgelerde yeni
mera tesislerine başlanır.
e) Hayvan hastalıkları ve zararlılarına karşı
Mevzuat
▶▶ 4 Mart 2014 Tarihli ve 28931
Sayılı Resmî Gazete, 2014/6033
167 Sayılı Yeraltı Suları Hakkında
Kanunun Geçici 3 üncü Maddesinde Öngörülen Sürenin Uzatılmasına İlişkin Karar
10.04.2014 - 13.04.2014
Gıda Tarım ve Hayvancılık
Şanlıurfa Gıda Tarım ve Hayvancılık Fuarı
Tohum ve Teknolojileri, Fide, Fidan, Süs Bitkileri, Paketleme-Ambalaj Tarımsal Yazılımlar, Tarımsal Bankacılık, Bitki İslahı, Hayvancılık, Yem,
Gıda ve Teknolojileri
Start Fuarcılık
▶▶ 5 Mart 2014 Tarihli ve 28932
Sayılı Resmî Gazete, Türkiye Muhasebe Standartları Hakkında
Tebliğlerde Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Tebliğ Sıra No: 13
30.04.2014 - 03.05.2014
Gıda / Gıda Tek Adana
Gıda, İçecek Ürünleri, Gıda İşleme, Unlu Mamuller Teknolojileri, Depolama, Soğutma, Taşıma ve
Mağaza -Market Ekipmanları Fuarı
Tüyap - Adana
07.05.2014 - 10.04.2014
Hasyurt Tarım Fuarı - Finike
Tarım Teknolojileri, Seracılık, Fidancılık, Sulama ve Gübreleme Fuarı
Batı Akdeniz Fuarcılık
14.05.2014 - 17.05.2014
Burdur 3. Ulusal Hayvancılık ve Süt Fuarı
Hayvancılık ve Ekipmanları, Süt Endüstrisi
Ürünleri, Süt Endüstrisi Teknolojileri ve Tedarikçileri, Tohum, Yem Üretiminde Kullanılan Tarım Alet ve Makineler, Hayvan Sağlığı,
Expolink Fuarcılık
Türkiye’de 24 saat
esasıyla hizmet veren
tek Merkez olan Ulusal
Zehir Danışma Merkezi,
zehirlenmeler hakkında
size bilgi verir...
koruycu aşılar ve önleyici ilaçlar kullanılır.
TAVUKÇULUK
a) Kümeslerde çeşitli bakım işleri, temizlik
ve dezenfeksiyon yapılır.
b) Kuluçka faaliyetleri ay boyunca devam
eder.
c) Çeşitli yemler üzerinden beslenme yapmakla tavuklarda verim artar, sağlıklı olurlar. Özellikle civcivlerin beslenmesine önem
verilmelidir.
d) Tavuk hastalık ve zararlılarına karşı koruyucu aşılar ve önleyici ilaçlar kullanılır.
ARICILIK
a) Arı kovanları sağlıklı olmalı ve bazı kovanlarda çerçeve değiştirilmelidir.
b) Arıların temizliği ve bakım işleri devam
eder. Ana arısı olmayan kovanlara ana arı
verilir. Zayıf kovanlarda beslenmeyi takviye
bakımından şerbet verilir.
c) Çeşitli arı hastalık ve zararlılarına karşı
ilaçlama yapılır, tedbir alınır.
3. Uluslararası Odun Dışı
Orman Ürünleri Sempozyumu
8-10 Mayıs 2014
▶▶ 13 Mart 2014 Tarihli ve 28940
Sayılı Resmî Gazete, Gıda, Tarım
ve Hayvancılık Bakanlığı Tarım
Reformu Genel Müdürlüğünce Yapılacak Denetimler ve Kontrolörler
Hakkında Yönetmelikte Değişiklik
Yapılmasına Dair Yönetmelik
▶▶ 15 Mart 2014 Tarihli ve 28942
Sayılı Resmî Gazete, 2014/5998
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve
Avrupa Komisyonu Arasında Türkiye Cumhuriyeti’ne Yönelik AB
▶▶ 8 Mart 2014 Tarihli ve 28935
Mali Yardımına İlişkin İşbirliği ve
Sayılı Resmî Gazete, Avrupa Birliği Katılım Öncesi Yardım Aracı (IPA)
Menşeli Bazı Tarım Ürünleri İtha- Beşinci Bileşeni-Kırsal Kalkınma
latında Tarife Kontenjanı Uygulan- Bileşeni (IPARD) Kapsamındaki
masına İlişkin Tebliğde Değişiklik Yardımın Uygulanması İçin KuYapılmasına Dair Tebliğ
rallar Hakkında Anlaşmanın Bazı
▶▶ 8 Mart 2014 Tarihli ve 28935 Hükümlerinde Değişiklik YapılSayılı Resmî Gazete, Avrupa Birliği masına İlişkin Ekli Mektupların
Çıkışlı Bazı İşlenmiş Tarım Ürün- Onaylanması Hakkında Karar
leri İthalatında Tarife Kontenjanı ▶▶ 15 Mart 2014 Tarihli ve 28942
Uygulanmasına İlişkin Tebliğde Sayılı Resmî Gazete, Avcı Eğitimi
Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ve Avcılık Belgesi Verilmesi Usul
▶▶ 9 Mart 2014 Tarihli ve 28936
Sayılı Resmî Gazete, 2014/6052
2014 Yılında Tarımsal Sulamaya İlişkin Elektrik Borcu Bulunan
Çiftçilere Bu Borçları Ödeninceye
Kadar Destekleme Ödemesi Yapılmamasına İlişkin Karar
ve Esasları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
▶▶ 22 Mart 2014 Tarihli ve 28949
Sayılı Resmî Gazete, Türk Gıda Kodeksi Aroma Vericiler Ve Aroma
Verme Özelliği Taşıyan Gıda Bile▶▶ 9 Mart 2014 Tarihli ve 28936 şenleri Yönetmeliğinde Değişiklik
Sayılı Resmî Gazete, Tarımsal Su- Yapılmasına Dair Yönetmelik
lamaya İlişkin Elektrik Borcu Bu- ▶▶ 22 Mart 2014 Tarihli ve
lunan Çiftçilere Bu Borçları Öde- 28949 Sayılı Resmî Gazete,
nene Kadar 2014 Yılında Tarımsal Orman Kadastrosu ve 2/B
Destekleme Ödemesi Yapılmaya- Uygulama Yönetmeliğinde
cağına Dair Bakanlar Kurulu Kara- Değişiklik Yapılmasına Dair
Yönetmelik
rı Uygulama Tebliği (No: 2014/9)
Köy-Koop Haber Nisan 2014
SPOR-TARIM BULMACA
23
“Dünyanın En Pahalı Çamaşır Kurutmalığı Evinizde…”
Eskiden insanlar balkonlarına bir ip
gererek çamaşırlarını kuruturlardı.
Halen böyle yapanlar çok var. Ancak şimdilerde ayaklı çamaşır kurutmalığı daha çok kullanılır oldu.
Fiyatlarına baktığımızda 20 ile 100
Türk Lirası arasında olan bu ayaklı
çamaşır kurutmalıklarının en pahalı
modellerinin evlerinizde olduğunu
söylesem şaşırır mısınız? Hem de
fiyatları 1 milyar hatta 2-3 milyar desem, şaşkınlığınız belki daha da artacaktır. Evet bu pahalı kurutmalık
modeli,çoğunuzun büyük heveslerle
aldığı “Koşu Bantları” dır.
Evinizin yakınlarında spor yapacak
alanınız yoksa zamanınız kısıtlıysa
ya da hava koşullarından etkilenmek istemiyorsanız en ideal spor
malzemesi koşu bandı olabilir. Ancak birçoğumuz tarafından büyük
hedeflerle alınan koşu bantlarının
gelecekleri, zaman içerisinde ortak
bir noktada buluşuyor: Çamaşır kurutmalığı görevi.
Bu pahalı çamaşır kurutmalığı, doğru kullanıldığında sizlere çok fayda
sağlayacak spor malzemesi olmasına
rağmen, bilinçsiz kullanım ve kalitesiz malzeme nedenleriyle zarar da
verebilir. Birçok ortopedi uzmanına
göre de, evlerde yapılan spor nedeniyle oluşan ayak bileği, diz, kalça
ve beldeki arızalarının nedeni koşu
bantlarının yanlış seçimi ve kullanımı olmaktadır.
Bir koşu bandı almaya
karar verdiğinizde satıcının
reklam kokan sözlerine
aldanmadan önce dikkat
etmeniz gerekenler şunlar
olmalıdır:
• Taşıma Kapasitesi: Eğer siz 100
kilo iseniz ve aldığınız koşu bandının
kapasitesi bu kilo için uygun değilse
almanız doğru değildir. Sadece kendinizi değil, aldığınız makinayı kullanabilecek diğer kişileri de göz önüne alarak bu özelliğe dikkat etmeniz
lazım.
• Zemin: En önemli noktalardan birisidir. Koşu bantlarında ideal olan
“Tartan zemin” denilen malzemedir.
Bu zemin türü esneyebilen malzeme
olduğu için dize binen yükü azaltarak sakatlık riskini azaltabilir. Ancak
pahalı bir malzeme olduğu için çok
ucuz koşu bantlarında olmayabilir.
• Bant Genişliği: Koşu bandı yeterince geniş değilse rahat hareket
edemezsiniz. Kilonuz ne olursa olsun, rahat bir hareket kabiliyeti için
bandın genişliğinin en az 45 cm olması en idealidir.
• Eğim: Çoğu koşu bandının ayarlı
eğim özelliği vardır. Ancak antrenmansız bir şekilde eğimli yürüyüş
ya da koşu yapılması kalbinize ve
vücudunuza binen yükü de artıracağından tavsiyem eğimsiz bir bantta
çalışmanızı yapmanızdır.
• Güvenlik: Koşu bandı üzerinde
rahatsızlanma, bayılma ihtimaliniz
de vardır. Koşu bandı alırken kumanda paneli üzerinde acil güvenlik
bağlantısı olmasına dikkat edin. Bu
bağlantı acil bir durumda bandın
durmasını sağlayarak sizin güvenliğinize destek sağlayacaktır. Ve bir
diğer güvenlik önlemi de çoğu bantta olmayan, bandın kapanma durumunda yavaşlayarak durma özelliği
ve çocuk kilididir.
• Motor: Motor gücünün en az 2 HP
(Beygir Gücü) olması, performan-
TARIM BULMACA
1
2
3
4
5
6
7
Y. İzzettin BAŞER
8
9
10
11
12
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
Soldan Sağa
1- Gülgillerden, sarı, beyaz çiçekli bir yabani bitki 2- Aday... Değme, dokunma 3- Uzaklık belirtir... Dünyanın uydusu... Kainat 4Aşama, adım... Rütbesiz asker... Azarlamak 5- Sarı renkte, tüylü,
mayhoş, dokusu sert bir kış meyvesi... Anadolu’da eski bir uygarlık
6- Bir nota... Çamın soyulup çıkarılan tabakası... Klorun simgesi 7Bir canlı türünde aynı karakteri taşıyan canlıların oluşturduğu alt
bölüm... Güvence, ipotek 8- Bozkır... Uğur sayılır 9- Hayvanlarda
bakım... Bir sorun için yargı organlarına başvurma 10- Vilayet...
Tekbaşına verilen konser... En kısa zaman 11- Bir çam çeşiti... Bir
renk 12- Türkü, şarkı... Bir meyve... Olağan, normal sayılan.
Yukarıdan Aşağıya
1- Adını ilinden alan bir kuruyemiş 2- Zamanı gösteren araç... Süt,
yoğurt, ayran v.b. ürünler 3- Işık birimi... Kırmızı... Omurgalı hayvanların iskeletini meydana getiren madde 4- Çiftlik uşağı... At ve eşeklerin sırtına konulan bez 5- Üflemeli bir çalgı... İsveçte bir ırmak...
Bir şaşma ünlemi 6- Platinyumun simgesi... Hareket, aksiyon... Giz
7- Ruhlar... Nihayet 8- Bir haber kanalı... Duvanın ardından söylenir
9- Asker... Ülkemizin Asya’da kalan bölümü 10- Hala... Bir nota...
Terbiyesiz kimse 11- Eser veren kimse... İl yöneticisi 12- Duman lekesi... Batarya... Sevgili
Adnan YAHŞİ
Atletizm Yıldız Milli Takım Antrenörü
[email protected]
sından verim almanız için yeterli
olacaktır. Daha düşük motor gücü,
uzun süreli kullanımlarda teknik sıkıntı yaşamanıza neden olacaktır.
• Servis Ve Garanti: Adı
sanı belli olmayan markaları tercih etmeniz,
olası bir arıza durumunda koşu bandınızla yalnız kalmanıza
neden olabilir. Bu yüzden servis ağı olan ve
uzun süreli garanti
verebilen markaları
tercih etmelisiniz.
• Fiyat: Şöyle bir
söz vardır” Ucuz
etin yahnisi yavan olur…” diye.
Gerçekten amacınız
sağlıklı spor yapmaksa bir
kere alın, kalitelisini alın.
Koşu bandınız eve geldi,
güle güle kullanın demeden
önce dikkat etmeniz
gerekenler ise:
• Sessizlik: Koşu bantları genelde
apartman dairelerinde kullanıldığından, diğer komşularınızın rahatsız olmaması için sessiz çalışan türden olması işinizi kolaylaştıracaktır.
• Yer Sıkıntısı: Evlerdeki en büyük
sıkıntı, koşu bandına yer bulmaktır.
Bu yüzden amortisörlü, katlanabilen
modellerini tercih etmelisiniz.
• Kesinlikle önce doktor kontrolü.
Bu olası bir rahatsızlığa baştan önlem almanızı sağlar.
• Ayakkabısız asla koşu bandına çıkmayın. Ayakkabı banttan gelen darbeyi yumuşatma görevi üstlenecektir. Ve ayakkabının bağcıklarını sıkı
sıkı bağlamayı da ihmal etmeyin.
• Isınma hareketleri yapmadan asla
koşu bandına çıkmayın. İyi bir ısınma, performansınızı daha iyi kullanmanızı sağlayacaktır.
• Koşu bandında ister yürüme ister
koşu olsun asla bir anda yüksek tempoda çalışmaya başlamayın. Vücudunuzu alıştırarak yapılan çalışmanın kalitesi ve faydası da artacaktır.
• Duruşunuza dikkat edin. Eğer koşu
Dünya Ormancılık Günü
»» Ormanlarımız yıllardır tahrip ediliyor,
yakılıyor, işgal ediliyor, başka kullanımlara
açılıyor, üzerine binalar inşa ediliyor, hatta
orman vasfı kaybettirilerek satılıyor.
Tüm bu olumsuz koşullara rağmen, ormanlarımızın büyük
bölümü halen zengin tür ve genetik çeşitliliğe sahip doğal
ormanlar. Doğal ormanlarını kaybeden Avrupa kıtası bugün yaptıkları yanlışı geri çevirmeye, kalan doğal ormanlarını eksiksiz korurken, yapay ormanlarını doğal yapıya
kavuşturmaya çalışıyor.
Ormanlar Milyonlarca Canlının Birlikte
Yaşadığı Bir Ekosistemdir
Orman; ağacıyla, ağaççığıyla, çalısıyla, otsu bitkisiyle,
mikro organizmalarıyla, mantarıyla, böceğiyle, kuşlardan
memelilere tüm hayvanları, su tutuşu ve toprak yapısıyla
dünyaya hayat veren kocaman bir karasal ekosistem, yaşam birliğidir. Ormanlar, sellerin, taşkınların oluşmasını
ve erozyonu önler, yeraltı sularının birikmesine yardım
eder, iklim üzerinde olumlu etkiler yapar, havayı temizler,
gürültüyü azaltır. Yapacak ve yakacak hammadde kaynağıdır, iklim ve toprak yapısındaki çeşitlilikten kaynaklanan
ender bir biyolojik çeşitliliğe sahiptir. Unutmamak gerekir
ki; ekosistemin ve onun parçalarının bozulması, orada bulunan canlı ve cansızların sunduğu hizmetlerin durmasına
ve en sonunda sistemin tümünün çökmesine yol açar.
Orman varlığımız yeterli değildir. Dünyada kişi başına
0.64 ha orman alanı düşmektedir. Bizde ise bozuk vasıfta
olan ve ağaçlandırılması gereken alanları dahil ettiğimizde
bile kişi başına 0.30 ha orman alanı düşmektedir. Orman
varlığımızı korumalıyız çünkü; ormanlarımızın büyük bir
bölümü doğal ormandır. Üzerinde bulunduğu kısa mesafelerde bile değişen farklı ekolojik koşullar nedeniyle içinde bir kıtanın sahip olacağı kadar tür ve genetik çeşitlilik
sahiptir. Küresel ısınma ve iklim değişikliğini iyice hissettiğimiz bu dönemde; tarım yapabilecek toprağı, sulama
yapabilmek ve içmek için suyu, nefes alacağı oksijeni üreten ormanlara sahip olan ülkeler hayatta kalacaktır.
KİTAP
bandında bir monitörden görüntü
ya da farklı bir seyirle meşgulseniz,
farkında olmadan duruşunuz bozuk
olabilir. Kötü bir duruş ağrılara,
baş dönmesine, gereksiz yorgunluğa neden olabilir.
• Yapacağınız çalışmayı ritimli bir şekilde
yapmanız daha geç yorulmanıza
neden olacaktır. Kollarınızı yanlarda bacaklarınızın hareketine göre
uygun bir şekilde hareket
ettirip, ritimli çalışmanız yararınızadır.
• Çoğu
k o ş u
bandında
kalp atımınızı
takip edebilmenize yarayan özellikler bulunur. Yoksa da basitçe göğüsten takılan ölçüm cihazları bulunmaktadır. Bunlardan kullanmanız
da spor yaparken kendinizi kontrol
etmenize yardımcı olacaktır.
• Ve bakım zamanı. Koşu bandınıza
zamanında yapacağınız kontroller ve
bakım, büyük paralar ödeyerek aldığınız spor malzemenizin kullanım
amacı dışına çıkılmasını önleyecektir.
Gördüğünüz gibi sizlerle
paylaştığım temel
noktalar, koşu bandınızın
esasında çamaşır
kurutmalığından çok daha
iyi şekilde kullanabileceğini
gösteriyor.
Tercih sizin.
Spor dolu günler sizinle olsun.
Küreselleş(tir)me Karşısı
Bilim Politik Yazılar
Prof.Dr. Mustafa Kaymakçı
Yayınevi: İlkim Ozan Yayınları
Kitapta öncelikle günümüzde dünya ve
Türkiye’de bilimin durumu ele alınmış
ve akademik kapitalizm irdelenmiştir. Bu yazıları, Batı’da bilimin gelişmesi, buna karşılık İslam Dünyası ve
Osmanlı’da bilimin gerilemesinin nedenlerini sorgulayan metinler izlemiştir. Bilimin ve onun yarattığı uygarlığın
salt Batı’ya ait bir olgu olduğunu ve
Doğu’nun gelişen Dünya tarihi içinde
edilgen bir izleyici olarak kaldığını varsayan Oryantalizm/Avrupa merkezci
görüşler ise birbirini izleyen yazılarla
sorgulanmış ve bu görüşün dayanıksız
olduğuna ilişkin bilgiler derlenmiştir.
Kooperatifçilik
Prof.Dr. Ziya Gökalp Mülâyim
Yayınevi: Yetkin Yayınları, Ankara
Kooperatifçilik kitabının 7. Baskısında okurlarına ülkemiz ve dünya
kooperatifçiliğindeki en son durum
ve gelişmeler güncelleştirilerk verilmiş. Kitapta; Genel Kooperatifçilik,
Kooperatifin Tanımı, İlkeleri, Kooperatifle Sermaya Şirketleri Arasındaki Farklar, Özel Sektör Karşısında
Kooperatiflerin Durumu, Devlet ve
Kooperatif, Kooperatifçilik Mevzuatı
ve birçok konu ele alınmış.
Nasıl Bir
Organik Tarım
Prof.Dr. Tayfun ÖZKAYA
Yayınevi: Yeni İnsan
Bu kitapta Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu, Boğaziçi Üniversitesi Tüketim Kooperatifi, Başka Bir Gıda Mümkün Girişimi, Kibele Ekolojik Yaşam
Kooperatifi, Marmariç Ekolojik Yaşam Derneği deneyimlerini paylaştı,
nasıl sorusunun yanıtlarını aradı.
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
25
File Size
4 288 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content